Gazeteniz AVRUPA DÜNYA, 40 kişilik ekibin otobüs yolculuğunu izledi.
24 – 29 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen UETD Hollanda Bosna gezisine katılan sivil toplum örgütü liderleri, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, işadamları ve UETD Hollanda yöneticileri yoğun bir program gerçekleştirdiler.
Amsterdam’dan başlayan otobüs yolculuğu Almanya, Avusturya, Slovenya ve Hırvatistan’dan sonra Bosna’ya uzandı. Bir saat gibi kısa bir sürede oluşan muhteşem samimiyet ve ortaya çıkan aile ortamında, ilerlenen her kilometre adeta en güzel bir şekilde değerlendirildi.
UETD Hollanda Bosna Hersek gezi koordinatörlerinden Cengiz Özkaynak’ın, otobüsün Amsterdam’dan hareket etmesinden kısa bir süre sonra yapmış olduğu konuşmayla Bosna programı ve yol güzergahında uygulanacak program taslağı, katılımcılara sunuldu.
Arnhem’den otobüse binen Burhan Carlak ve eşiyle birlikte artık Bosna gezisinin yolcuları tamamlanmış oldu.
Gezinin amacı
Almanya girişinde bir konuşma yapan UETD Hollanda Başkanı Veyis Güngör, gezinin amacını şu şekilde açıkladı. “Bilindiği üzere, her yıl Haziran ayının son pazar günü, Bosna Hersek’te Ayvaz Dede Şenlikleri yapılır. Bu yıl bu şenliklerin 500. Yıldönümü. Diğer yıllara göre daha görkemli ve anlamlı kutlanacak. UETD Hollanda olarak, Bosna gezimizi Ayvaz Dede Şenliklerinin 500. Yıldönümüne denk getirerek, tarihi bir gezi gerçekleştirmeyi düşündük. Bosna Hersek gezimizin amacı, hem Bosna Hersek’i yakından tanımak hem de tarihi Ayvaz Dede Şenliklerine katılarak, Bosnalı Müslümanlarla dayanışma içinde, onların sevinçlerini paylaşmaktır. Programımız ana hatlarıyla şöyle: Birinci gün Saray Bosna gezisi. Öncelikle Aliya İzzet Begoviç, in mezarı ziyaret edilerek, baş çarşı gezilecek. Saray Bosna ile adı aynileşen Gazi Hüsrev Bey medresesesi, Camisi, külliyesi ziyaret edilecek. Şadırvan, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olan Avusturya Macaristan İmparatorluğu veliaht prensi Frans Jozef müzesi ziyaret edilecek. Gezinin ikinci günü ise tarihi şehir Mostar ve barışın sembolü Mostar köprüsü olmak üzere, tarihi Koski Mehmet Bey Camisini ziyaret edilecek. Pociteli Osmanlı Köyü ve kalesi gezilecek, dağın altından çıkan Mucize Buna nehri ve (Sarusaltuk Tekkesi) ziyaret edilecek.
Gezimizin üçüncü günü ise Ayvaz Dede Şenlikleri kutlamalarına katılmak üzere Donji Vakif (Ajvatovica) Prusac Köyü ziyaret edilecek. Dördüncü gün ise Saray Bosna’daki kimsesiz çocuklar yurdu ziyaret edilerek, Amsterdam’da toplanan yardım eşyaları temsil edilecek. Aynı gün Hava Alanının altından Saray Bosna’ya İlkyardım ve sıhhi malzeme ve gıda yardımı yapmak için kazılan 800 metre uzunluğundaki Hayat Tüneli ziyarete dilecek.
Oldukça kısa olan bu gezinin düşünce dünyamızda değişiklere vesile olmasını dilerim. Yol boyunca, gezi süresince bir hayli yorgun düşeceğiz, her bir arkadaşımızın çok sabırlı olmasını, özellikle davranışlarımızla kimsenin kalbini kırmamaya özen göstereceğine inanmaktayım. Hepinize hayırlı yolculuklar dilerim”.

Saraybosna, Würzburg ve Türk Kahvesi
Hollanda’dan Almanya’ya yeni girmişken, telefonlarımız durmadan çalıyor. Würzburg’dan Dr. Latif Çelik arıyor. Aramızda şu telefon görüşmesi geçiyor.
-“Devletlum, şu anda neredesiniz?”
-Almanya’ya yeni girdik efendim.
-“UETD Hollanda Bosna ekibini Würzburg’da karşılama isteriz”.
-Efendim güzel de biz Bosna’ya geç kalırız.
-“Devletlum Würzburg yolunuzun üstünde. Zaten buralarda bir yerde mola vereceksiniz. Soluklanacaksınız. Würzburg’da bir çayımızı için, yola öyle devam edin.
Otobüs kaptanıyla göz göze geliyoruz bu ara. Olabilir, mesajını aldıktan sonra.
-“Tamamdır. Würzburg’da mola vereceğiz” diyoruz.
Programda yapılacak bu değişikliği hemen gruba iletiyoruz. Topyekun olur cevabını alıyoruz. Bir hayli yol aldıktan sonra Frankurt’u geçip Würzburg’a yaklaşıyoruz. Bu arada Latif Çelik telefon üstüne telefon açıyor.
-Kaç kilometre var? Neredesiniz?.
Ve nihayet verilen adrese vardığımızda kendimizi DITIB/Atatürk Kültür Merkezinde buluyoruz. Sağ olsunlar, başkan, imam ve yöneticiler hazırlık yapmışlar. Tanışma ve ikram faslından sonra, TRT 1 televizyonunda yayınlanan Almanya’da Türk İzleri programından da tanıdığımız araştırmacı, tarihçi yazar Dr. Latif Çelik bizi alıp şehrin merkezine götürüyor. Şehrin her yeri tarihi eserlerle dolu. Görkemli binalar ve sanat eserleri insanı büyülüyor. Biraz yürüdükten sonra kendimizi Dom caddesinde buluyoruz.
Şimdi söz Dr. Çelik’in:
“Efendim, şu anda bulunduğumuz nokta 312 yıl önce ilk Türk kahvesinin içildiği yerdir. Evet ilk kahve Almanların şaşkın ve meraklı bakışları arasında tam 3 asır önce 1697 yılı 2 Mayıs günü burada, Domstrasse’de yapıldı. Viyana önlerinden esir olarak getirilen Mehmet Sadullah Paşa’nın yerde halı üzerinde oturarak yaptığı Türk kahvesi, şehrin ileri gelenleri tarafından denendi ama beğenilmedi. Acı olduğunu söyleyenler çoğunluktaydı. Paşa yanındaki ibrikten şurup doldurunca en çok Alman bayanların hoşuna gitmişti Türk Kahvesi. Ve Türk kahvesi beğenilince, Alman kralı bir ara memurlarına şu emri veriyor: “Bundan sonra resmi görevlilerden hiç kimse sabah kahvaltısında şarap içmeyecek.
Bir müddet sonra Türk kahvesi Alman entelektüellerin en sevdiği içecekler arasında girer. Ama işin bir başka önemi ise şudur. Sizin yarın ulaşacağınız Saraybosna ile ilgili. 17. Yüzyıl başlarında Würzburg’lu StrauB soyadını taşıyan bir Alman, üç yıl Sarabosna’ya Türk kahvesi eğitimi almak için gider. Üç yıl sonra Würzburg’ageri döner ve Cafe Elhamra adında bir dükkan açar. Haydi yolunuz açık olsun. Tüm Bosnalılara selam götürün”.

Bosna Hersek’le ilgili bilgiler
UETD Hollanda Bosna gezisinin Avusturya, Slovenya ve Hırvatistan bölümlerinde, Bosna Hersek’le ilgili temel bilgiler başta olmak üzere Bosna tarihinde önemli isimler hakkında çeşitli makaleler okunundu ve konuşmalar yapıldı.
Üçüncü kez Bosna’ya giden Ali Yağcı, Bosna Hersek hakkında şu bilgileri, katılımcılarla paylaştı.
“Güneydoğu Avrupa'da yer alan Bosna Hersek, Balkan Yarım Adası'nın merkezinde bulunmaktadır. Batı, kuzey ve güneydoğudan Hırvatistan ile sınır komşusu olan Bosna Hersek, doğudan Sırbistan ve güneydoğudan Karadağ ile sınıra sahiptir. 1463 yılında fethedilmesiyle Osmanlı idaresi altına giren ve 1878 yılına kadar tam 415 yıl Osmanlı idaresi altında kalan Bosna Hersek’in başkenti Saray Bosna’dır. Ülkede üç büyük halk yaşamaktadır. Bunlar: Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar’dır. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar Slav ırkından. Dini kimlik ayırmış bu insanları. Boşnaklar Müslüman, Sırplar Ortodoks, Hırvatlar Katolik. Saray Bosna Ortadoğu’nun Kudüsü olarak bilinir.
En Önemli şehirleri arasında Saray Bosna, Mostar, Poçitel, Travnik, Blagay yer alır.
Bosna, 1877-1878 Osmanlı -Rus Savaşı sonunda yapılan Berlin Antlaşması ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bırakıldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Yugoslavya'nın altı federe devletinden biri oldu. 1945 - 1990 yılları arasındaki soğuk savaş döneminin 35 yıllı Tito'nın diktatörlüğü altında geçti. 1992 yılında Yugoslavya parçalandı. Aşırı milliyetçi Slobodan Miloshevich ve onun desteklediği militanlarca büyük Sırbistan'ı kurma hayalleri ile sistematik bir soykırım gerçekleştirildi. Şubat 1992'de bağımsızlığını ilan eden Bosna - Hersek 7 Nisan 1992 'de ABD ve diğer batılı ülkelerce tanındı ve 22 Mayıs 1992 Birleşmiş Milletler'e yaptığı üyelik başvurusu kabul edildi.
Bosna'daki savaş 1992 yılının ilkbaharında başladı. Bosna'nın kuzeyini hedef alan saldırıların amacı bu bölgelerden Boşnak ve Hırvatları uzatlaştırarak Sırp devletini kurmaktı. Sırpların bu saldırıları bölgedeki diğer etnik gruplar için tam bir felakete dönüştü. Kuşatma altındaki şehirler ve mülteci kamplarında pek çoğu öldürüldü ve işkenceye uğradı.
6-8 Temmuz 1995 tarihlerinde Bosna’daki Sırp güçleri harekete geçerek Hollanda askerlerinin koruduğu Srebrenica’yı kuşatma altına almış, ateş altındaki şehirde bulunan çoluk çoçuk,kadın ve yaşlı insanları aç ve susuz bırakmışlar, 11 Temmuz’da Sırp güçleri Srebrenica’ya girerek 12 ile 77 yaş arasındaki tüm Bosnalıları toplamışlar, 7800 kişiyi vahşice öldürmüşler. Bölgede henüz açılmayı bekleyen 31 tane toplu mezar var. Bu toplu mezarlar da dikkate alındığında bu sayının 13.000 olabileceği tahmin ediliyor. Srebrenizka katliamının ardından o güne kata olaylara kayıtsız kalan batı kamuoyunda Sırplara karşı baskılar arttı ve 1995 yılı sonlarında savaş son buldu.
Bosna Hersek’te 3 dönem kendini hemen hissettiriyor. Osmanlı İmparatorluğu dönemi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemi ve Yugoslavya dönemi. Bu dönemler en çok mimaride hissediliyor. Osmanlı mimarisi insan merkezli, sıcak, cıvıl cıvıl bir yapı arz ederken Avusturya mimarisi soğukluğunu hissettiriyor. Yugoslavya döneminde ise doğu bloğu etkisi ile yüksek katlı binalar kendini gösteriyor. Saraybosna’da 250 bin şehidin yattığı 77 adet şehitlik mevcut. 1992-1995 yılları arasında bu insanlar şehit edilmişler. Toplu katliamlar yapılmış”.
Aliya İzzetbegoviç,
Çoğulcu bir Bosna-Hersek’i savunuyordu
Bosna’ya yaklaştıkca otobüsteki geziye katılanların heyecanı da artmaya devam ediyor. Çaylar, kahveler, evlerde yapılan börekler hatta baklavalar takdim edilyor tüm katılımcılara. Bir taraftanda Bosna ile ilgili bilgilendirme devam ediyor. UETD Hollanda başkanı Veyis Güngör, Bosna-Hersek Eski Cumhurbaşkanı evsanevi lider Aliya İzzetbegoviç hakkında bir yazı okuyor. “Bosnadaki savaş sırasında liderlik yapan efsanevi lider İzzetbegoviç, 78 yaşında vefat etti. Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında doğdu. 24 yaşında ‘İslamcılık’ suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslam Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983te soruşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. Aliya İzzetbegoviç, 1983 yılındaki Saraybosna mahkemesinin ardından Bosna-Hersekteki İslami hareketin sembolü olarak zihinlere yerleşti. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi. 1988 yılında Yugoslavyanın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu.
Yugoslavyanın en kötü hapishanesinde "taş kırarak" geçen 6 yılın ardından 1988’de dışarı çıktığında, Bosna toplumu içinde büyük bir karizma sahibi olmuştu. Mayıs 1990’da Müslümanlar tarafından kurulan Demokratik Eylem Partisinin (SDA) genel başkanlık koltuğuna adeta "doğal lider" olarak oturdu. İzzetbegoviç, Bosnada 40 yıldır baskı altına alınmış ve unutturulmaya çalışılmış olan İslamın yeniden doğuşunu simgeliyordu. Batının tahakküm edici ve saldırgan karakterine karşı, İslamın hoşgörü ve barışçılığını vurguluyor, çoğulcu bir Bosna-Hersekin devamını savunuyor, Hırvat ve Sırp toplumlarıyla barış içinde birlikte yaşamayı hedefliyordu.
1990 yılında İslam Manifestosunu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviçin İslami kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu”.
Saat on ikiyi buldu. Bir sessizlik hakim oldu. Bir çoğumuz artık uyumaya başladı.

Cuma namazını Saray Bosna’da kılıyoruz
Artık üç ülkeyi geçtik. Sınırlarda hemen hemen hiç bir zorlukla karşılaşmadık. Bosna Hersek’e girdik. Sabahın erken saatleri. Yarı uykuluyuz. Cuma namazını Saraybosna’da kılmak için acele ediyoruz. Sırp bölgesinden giriş yaptık Bosna’ya. Terkedilmiş evler sıra sıra. İlerleyen saatlerde sağımızda ve solumuzda cami minareelri yer almakta. Hepsi beyaz. Mezarlıklar bir farklı. Müslümanlar’ın kullandıkları mezar taşları beyaz mermer iken, diğerlerinin kullandıkları mermerlerin rengi kahverengi ve siyah renkte.
Saraybosna’ya 64 kilometre kala, karşıdan gelen arabanın tekerinin patması ve sürücünün araca hakim olamaması yüzünden, arabanın gelip bizim otobüsün arka tekerleğine çarpması, bizim nereden baksak bir buçuk saatimizi aldı.
Cuma namazına 45 dakika var. Tam Cuma saatinde Saraybosna’ya giriş yaptık. Artık ilk gelen camide Cuma namazını kıldık. Cami Araplar tarafınan yatırılmış. Cemaatin çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Niyetimiz Cuma namazını Gazi Hüsrev Bey camisinde kılmaktı. Ama, geldi bir araba, vurdu tekerimize ve bizi oyaladı bir müddet.

Şehitlerden manevi destur
Şehre girerken Ali Yağcı tekrar mikrofonu alıyor. Bir şehrin nasıl gezileceğini, gezi adabını anlatıyor bize.
„Bir şehri gezerken nereden başlarsınız diye soruyor. Mesela İstanbul’u gezmeye başlarken Eyyüp Sultan’dan başlamalıyız, Konya’yı gezmeye başlarken Mevlana’dan başlamalıyız. Saraybosna’yı da gezerken Aliye İzzetbegoviç’in mezarını ziyaret ederek başlamalıyız.“
Adeta O’ndan şehri gezmek için manevi bir izin almalıyız diyor Ali Yağcı. Evet Ali Yağcı’nın tavsiyesine uyuyoruz.
Saraybosna’ya tepeden bakan Saray Otele yerleşiyoruz. Hemen elbiselerimizi değiştirip, hep birlikte Aliya İzzet Begoviç şehitliğini ziyaret ediyor, aşrışerif okuyor ve şehrin gezilmesi için şehitlerden manen destur alıyoruz.
Artık Saraybosna’dayız. Bizim gibi insanlar. Caddeler, dükkanlar, kahveler, çaylar sanki İstanbul’dasınız, Konya’dasınız.
Şehitlikten aşagıya iner inmez, Şadırvan’ın altında Türkiye’den gelen bir izci grubuyla karşılaşıyoruz. Bir anda herkes Türkçe konuşuyor. Türkçe bağrışmalar, hatıra fotografları çektirmeler, sohbet darken Bosna’da olduğunuzu unutuyorsunuz. Kuyumcular, Bakırcılar, Çizmeciler adı verilen sokaklar bizi yıllar ötesine alıp götürüyor.
Urfa’da, Konya’da, Bursa’da, İstanbul’da tıpkı olan bir bedestene giriyorsunuz. Ulu çinar ağacının altında cezvede yapılmış, yanında lokum ile getirilen Türk kahvesini yudumlarken, buradki insanlarla aynı medeniyete ait olmanın hazzı ve heyecanını yaşıyorsunuz.
Akşam ezanlarının okunduğunu duyuyorsunuz sağdan ve soldan. Gazi Hüsrev Bey camisinin avlusu öyle doluki, insanlar bir taraftan namaz kılmak için abdest alırken, diğer taraftan koyu sohbetlerin yapıldığını görüyorsunuz.
Ara sokaklarda aheste aheste ilerlerken, bir ne görüyorsunuz. Çay ocağı. Adam Kars’ın Ardağan’ından gelmiş. Saray Bosna’ya yerleşmiş. Çay satarak geçimini sağlıyor. Bu şehirde yaşamanın ne kadar güzel olduğunu kendisi anlatıyor. Boşnakların ne kadar Türkleri sevdiklerini anlatıyor bize. Ve durada üç dilde yazılı Fatih Sultan Mehmet’in insane haklarını anlatan tarihi konuşması asılı.
Fatih Sulan Mehmet’in
Sırpların beş milyon bomba attığı, katliam yaptığı, camileri yıktığı şehirde Fatih Sultan Mehmet'in şu sözleri asılı: "Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum: Hiç kimse ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin, zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içerisinde olsunlar. İmparatorluğumdaki tüm memleketlere dönüp, korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından ne vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkarlarımdan ne de imparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak, onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir. Kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.”
Bu fermanın aslı, Bosna Hersek'in Fojnica kentindeki Katolik Kilisesi'nde hala duruyor.
Blagay, Poçitel ve Mostar
Bosna gezimizin ikinci gününde Blagay, Poçitel ve Mostar’I ziyaret ediyoruz. Erken saatte kahvaltımızı yapıp, yüksek dağları aşarak Mostar’adoğru yol alıyoruz. İlk durağımız Blagay Tekkesi. Bir başka adıyla Alperenler Tekkesi olan bu olağanüstü yere Karagöz Begova köprüsünü geçtikten sonar ulaşıyoruz. İklim tam bir Akdeniz iklimi. Sıcak mı sıcak. Evliya Çelebi’ye göre, Mostar Müftüsü Ziyaeddin Ahmed İbn Mustafa’nın Blagay’da bir halveti tekkesi inşa etmiştir. Bu tekkeler fethe zemin hazırlamış. Fetihler kansız gerçekleştirilmiş. Nehrin doğduğu yerde nehir kıyısına kurulmuş balık lokantaları var.
Tekke tam bir anadolu evi. Binlerce ziyaretçisi var. Dışarıdan bakınca o yüksek taşların hemen yıkılacağını, Tekkenin taşların altında kalacağını düşünüyorsunuz.
Tekkey varmadan küçük bir Türkevi’ni ziyaret ediyoruz. Ev sahibi bayan kapının önünde el işleriyle uğraşıyor. Bizi görünce kapıyı açıyor. Odaya girdiğimizde, sedirler, işlemeli perdeler ve oturma odasının altından akan buz gibi soğuk suyu görüyorsunuz. Gez ekibinden Ramazan Ödek her zaman ve her yerde olduğu gibi burada da fotograf çekmeye devam ediyor.
Akdeniz ikliminin hakim olduğu bir başk abelde de Pocitel, yani Osmanlı köyü. Bir başka ifadeyle Bosna-Hersek’teki İslam mührünün bir diğer örneği de Poçitel’deki Osmanlı köyü. Adriyatik’e otuz kilometre mesafedeki Poçitel de Mostar gibi, zümrüt renkli Neretva ırmağının kıyısında, yemyeşil bir dağın yamacına kurulmuş.
Savaş esnasında kubbesi, minaresi ve son cemaat yerinin bir kısmının dinamitlerle havaya uçurulan ve 2005 yılında T.C. Devleti tarafından orijinal haline sadık kalınarak tamir edilen Poçitel (Türk Köyü) Camiyi ziyaret ediyoruz. Dinamitlerle parçalanmış mermerler sergilenmekte. Caminin hemen üst tarafında oldukca yüksek bir gözetleme kulesi bulunmakta. Çoğu kimsenin pek cesaret edemeği bu kuleye, amsterdam’dan Fikret ayboğan ve bir grup arkadaş on dakika yürüyerek çıktılar. Burçlara ellerindeki Türk bayrağını astılar.
Bugün son durağımız Mostar. Ve tabiki Mostar köprüsü. Bilindiği üzere Mimar Sinan, padişahın emri üzerine şairlere, müzisyenlere, ressamlara yüzyıllar boyu ilham kaynağı olacak köprünün yapımı için kalfası Hayrettin Ağa’yı görevlendirmiş. Mimar Hayrettin, 1557’de başladığı köprü inşaatını 1566 yılında tamamlayarak Osmanlı’nın batıda ulaştığı en uç noktada Osmanlı’nın ve İslam’ın mührünü vurmak için köprüye hilal şekli verip üzerini bembeyaz mermerler ile döşemiş. Allah’ın (c.c) güzel isimlerini çağrıştırmak için de 99 basamak yapmış.
İşte bu güzel ve anlamlı eser, bir Hırvat topçusu tarafından 9 Kasım 1993 sabahı yıkılmıştır. 43.000 litre su taşıyan Buna Nehri üzerine inşa edilen köprünün uzunluğu 28,5 metre ve yüksekliği ise 35 metredir. Yıkılan köprü bir Türk firması tarafınan restore edilmiştir. Taşlarının Yozgatlı ustalar tarafından yerleştirildiği bilinmektedir. Şimdi dünya mirası listesindeki bu köprü bütün haşmetiyle dimdik ayakta.
Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde Mostar’da 48 adet cami olduğunu yazmış. Bunların çoğu savaş esnasında yıkılmış/yakılmış. Savaştan sonra yaklaşık 20 cami yeniden inşa edilerek yada restore edilerek ibadete açılmış. Koski Mehmet Paşa camii ve Karagöz Bey camii bu şehrin en meşhur camilerinden.
UETD Hollanda Bosna heyetinden bir grup, imamsız ve cemaatsiz olan Karagöz Paşa camisine girirek, ikindi ezanı okumuş, Den Haag’dan Mehmet Sallı imamlığında camaetle namazı kıldı. Devamla 85 basamağa sahip minaresine çıkılarak Mostar şehri seyredildi ve görüntülendi.
Ayvaz Dede Şenlikleri
Gezimizin üçüncü günü 500 yıldır geleneksel olarak kutlanan Ayvaz Dede Şenliklerindeyiz. Ayvaz Dede'nin 40 gün boyunca dua ettiği yerdeyiz. On binlerce kişi Prusaç kasabasından, şölenlerin yapıldığı tepeye tam sekiz kilometre yürüyerek ulaşıyor.
İlk bir iki kilometreyi yürüyünce takatimiz kesiliyor. Bu yol biter mi diyoruz kendi kednimize. Ancak seksen yaşında, zor yürüyen hatta özürlü insanların yürüdüğünü görünce artık, şikayetin bir anlamı kalmıyor.
Yol boyu kurulmuş tezgahlarda yok yok. Hediyelik eşyadan tutunda, özel yapılmış bal, dalından yeni toplanmış meyvalar, ilerledikçe yol boyu kurulmuş seyyar lokantaların kuzu çevirmeleri insanı kaç kilometre yürüdüğünü unutturuyor.
Evet bu uzun soluklu yürüyüş ülkenin çeşitli yerlerinden ellerinde Osmanlı'yı temsil eden sancaklar, başlarında kırmızı fesleriyle gelerek sabah saatlerinde Prusaç kasabasından yürüyüşe geçen 500 atlıyla başlıyor.
Hedefe giden yolun sağinda ve solunda bir çok kuruluş kumanya, içecek dağıtıyor. Bunlar arasında Türk Kızılayı’da yer aldı.
Onbinlerce insanın toplandığı yere varınca bir iki kilometre uzayan bir insan seli görüyoruz. Herkes Ayvaz Dede’nin rüyasında gördüğü yarılan dağı/taş arasından geçmek istiyor. Saatler sürecek diyerek, biraz üstten meydana ulaşıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Mehteran Takımının verdiği konser ortalığı yıkıyor adeta.
Reis-ül Ülema Mustafa Çeriç konuştu
Bosna-Hersek Reis-ül Ülaması Dr. Mustafa Ceriç, Mehteran konserin ardından yaptığı konuşmada, Ayvaz Dede Şenlikleri'nin çok önemli bir organizasyon olduğunu vurgulayarak, şöyle dedi: "Çeşitli çevrelerin Boşnaklar arasına nifak tohumları ekerek onları ayırmaya çalıştığı bir dönemde, Ayvaz Dede Şenlikleri sayesinde onbinlerce insanımız bir araya geldi. Buradan tüm dünyaya mesaj veriyoruz, bizler bir bütünüz. Buradaki kalabalık da bizim birliğimizin ve bütünlüğümüzün en anlamlı göstergesidir."
Ceriç, konuşmasının ardından geniş alanda katılımcılara toplu namaz kıldırdı ve uzun bir dua etti.
Şenliklere Kimler Katıldı
Ayvaz Dede Şenliklerine, Bosna Hersek Üçlü Devlet Konseyi Başkanı Haris Sladziç, Bosna-Hersek Federasyonu Başbakanı Mustafa Müezzinoviç, Bosna Hersek Milletler Meclisi Başkanı Süleyman Tihiç, Bosna-Hersek Savunma Bakanı Sadık Ahmedoviç, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, BBP'nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Ayvaz Dede'nin doğduğu yer olan Manisa'nın Akhisar İlçe Belediye Başkanı Salih Hızlı, Bursa İnegöl Belediye Başkanı Aktaş’ın katıldığı gözlenmlendi. Törende Türkiye’den çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi hazır olurken, Avrupa’dan da UETD Hollanda ve Nizami Alem Federasyonu katıldığı gözlemlendi.
Bu yıl 500'üncüsü düzenlenen şenliklere, dünyanın çeşitli yerlerindeki Boşnakların yanı sıra Türkiye'den de yoğun katılım oldu. Çok sayıda tur şirketi, şenlikler için binlerce kişiyi Türkiye'den Bosna-Hersek'e getirdi. Ayrıca etkinliklerin yapıldığı alanda binlerce kişi ellerindeki Türk bayraklarıyla mehteran takımının parçalarına eşlik ederek, Türkiye'ye sevgi gösterilerinde bulundu.
Şenliklerde 10.000 Türk bayrağı dağıtıldı. Hemen hemen bütün atlarda Türk bayrakları vardı. Ayrıca Ayvaz Dede Şenlikleri için özel olarak dizayn ve tanzim edilen ve Türkiye’den getirtilen UETD tshirtleri de dağıtıldı.
Ayvaz Dede Kimdir?
Ayvaz Dede, Sarı Saltuk gibi, irşad maksadıyla Anadolu'dan kalkıp bölgeye gelen Horasan erenlerinden. İnanışa göre, Manisa Akhisarlı bir derviş olan Ayvaz Dede, 500 yıl önce, kuraklığın yaşandığı ve bugün şenliklere ev sahipliği yapılan Donyi Vakuf kentinin Prusaç kasabasındaki dağa geldi.
Halkın kıtlık çektiği, hayvanların susuzluktan telef olduğu bölgeye suyu getirmek için 40 gün 40 gece burada ibadet eden Ayvaz Dede, bir gece, uykusunda iki koçun birbiriyle çarpıştığını gördü. Boynuz sesiyle uykusundan uyanan Ayvaz Dede, bir anda karşısında yarılan dağı ve gürül gürül akan ırmağı buldu. Böylece bölge suya kavuşmuş oldu.
Bu olayı duyan çok sayıda kişi de Müslüman oldu. Şenliklerin bir bakıma bu bölgedeki insanların İslamı seçişi nedeniyle de kutlandığı biliniyor.
Müslümanlar kadar Hristiyanların da inandığı efsanenin kahramanı Ayvaz Dede'nin suyu bulduğu ve mezarının yer aldığı dağın etekleri, 500 yıldır Ayvaz Dede Şenliklerine ev sahipliği yapıyor.
Travnik
Ayvaz Dede Şenliklerinden dönerken mola verdiğimiz ve görme imkanı bulduğumuz şehirlerden bir atanesi de Travnik oldu. Travnik Osmanlıya 70 tane vezir vermiş bir şehir. Vezirler şehri olarak anılıyor. On dokuz vezirin türbe ve mezarları bu şehirde bulunuyor. Osmanlı kalesi, içinden akan çağlayanlarıyla, kahve ve baklavasıyla meşhur bir şehir.
Travnik merkezinde yüzlerce Türk ziyaretçiyle karşılaştık. Bütün lokantalar Türkiye’den gelen ziyaretçilerle dolmuştu. Şehrin merkezindeki medreseyi ziyaret ederek yolumuz devam ettik.
Nasıl yorulduk, anlatmak mümkün değil.

Yetim Çocuklar Yurdunu ziyaret
Bosna gezimizin son günüdeyiz. Önce yetim çocukların kaldığı yurdu ziyaret edeceğiz. Sonra meşhur Tünel ziyaretimiz gerçekleşecek. Amsterdam’da Türk bayanların çocuklar için hazırladıkları 30 bavul giyecek ve oyuncak, Saray Bosna yetim çocuklar yurduna teslim edildi. Yetimler sevindirildi. Ayrıca gezi grubunda yer alan Türk iş adamları öncülüğünde yetim çocuklar için yardım toplanarak yöneticilere teslim edildi.
Tünel Ziyareti
Son olarak ziyaret edeceğimiz Tunel, 1300 gün kuşatılan, dış dünyayla bağlantısı koparılan Saraybosna’ya hayat vermiş. Sırp mevzileri arasından, uluslararası havaalanının altından özgür dünyaya açılan pencere. 800 metre uzunluğunda, bir metre eninde ve 1.60 metre yüksekliğinde.
Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen tünel kazım işlemleri, 4 ay 4 gün sonra tamamlanmış. 24 saat aralıksız devam eden tünel kazma işlemleri 3 vardiya olarak devam etmiş. Tünel kazımı sonrasında Saraybosna, Butmir, İgman ve Bosna Hersek Özerk bölgeler arasında irtibat sağlanmış. İlk gece 12 ton askeri malzeme geçişi sağlanmış. Birçok askeri birliğe takviye asker dağıtımı da buradan yapılmış.
Saraybosna’daki evini Bosna Hersek Ordusu’na karargah olarak vererek Sırplara karşı kazanılan zaferde büyük pay sahibi olan Sida Kolar nine, savaş sonrasında da şehre ziyarete gelen misafirleri evinde ağırlamaya devam ediyor.
Yer altı tünelinin geçtiği bu ev, savaşın sona ermesinin ardından müze olarak kullanılmaya başlanmış. Kolar ailesi tarafından restore edilerek müze haline getirilen binada tünel kazmak için kullanılan kazma, kürek, el arabası, içlerine yiyecek taşınan çuvallar, savaş malzemeleri, askeri elbiseler sergileniyor. Ayrıca evin bir odasında gelen ziyaretçilere savaşı anlatan 20 dakikalık film izlettiriliyor.
Hollanda’ya geri dönüyoruz
Bosna gezisi süresince edindiğimiz yeni bilgiler ve özellikle savaş sırası ve sonrasında meydana gelen insanlık dışı olaylar karşısında gözyaşı, heyecan, hasret, sevinç, dostluk, üzüntü içerisinde dolu dolu dört gün yaşadık.
Her başlangıcın bir sonu varsa, gezimizinde son gününe hatta son saatlerine geldik.
Çok farklı duygular içerisinde otabüste yerimizi aldık. Önümüzde değerlendireceğimiz tam yirmidört saat var.
Ve Bosna gezisi değerlendirme toplantılarına başladık. Değerlendirme sonucunda aşağıdaki kararlar alındı:
- UETD Hollanda Kültürel Gezi Organizasyonu Komitesi oluşturuldu.
- UETD Hollanda Bosna Çalışma Grubu oluşturuldu.
- UETD Hollanda Endülüs Gezisi organizasyonu gerçekleştirilecek.
- Bosna Dayanışma Gecesi organize edilecek.













