LALE GÜL HÂLÂ KIŞKIRTICILIĞINI SÜRDÜRÜYOR: İSLAM’A YÖNELİK SİSTEMLİ TAHRİK VE BATI’NIN BUYURGAN BAKIŞ AÇISI…
(Hollandacası en altta
Nederlandse versie is onderaan)

Son dönemde özellikle Hollanda’da adını sıkça duyduğumuz Lale Gül, İslam’a ve Müslümanlara yönelik sert, dışlayıcı ve aşağılayıcı bir dille kaleme aldığı yazılarına bir yenisini daha ekledi. Bu defaki başlığı, “Biliyor musunuz, Müslümanlar ile savaştayız”.
Gül, tıpkı daha önceki “Ezan Yasağı” ve “Kuran-Tevrat Yakma” başlıklı yazılarında olduğu gibi, İslam’ı hem bireysel düzlemde hem de toplumsal bir fenomen olarak hedef almayı sürdürüyor.
Yine özgürlük, eleştiri, demokrasi gibi kavramların arkasına saklanarak, aslında Müslüman topluma yönelik ötekileştirici ve düşmanca bir söylemi meşrulaştırmaya çalışıyor.
HATIRLAYALIM: LALE GÜL’ÜN “EZAN YASAĞI” VE “KURAN-TEVRAT YAKMA” YAZILARI
Lale Gül, daha önceki yazılarında:
*Ezan sesini “rahatsız edici” olarak nitelendirmiş, kamu alanında duyulmasına karşı çıkmıştı.
*Kur’an ve Tevrat yakmanın “ifade özgürlüğü” çerçevesinde değerlendirilebileceğini savunmuş, bu eylemleri yapanları savunma refleksi göstermişti.
*Müslüman topluma karşı sistematik baskıları inkâr ederek, her türlü haklı tepkiyi “duyarlılık bahanesi” olarak göstermeye çalışmıştı.
Bu yazılar, Hollanda’daki Müslüman azınlığın kamusal alandaki varlığını görmezden gelen, yok sayan bir üstencilik içeriyordu.
“İSLAM İLE SAVAŞTAYIZ” YAZISI: AÇIKÇA TAHRİK

Son yazısında ise Lale Gül, Rabin Baldewsingh’in El Cezire’ye yaptığı açıklamaları hedef alıyor. Baldewsingh’in ayrımcılığa dikkat çekmesini bir “savaş ilanı” olarak yorumlayarak konuyu ters yüz ediyor. Yazının başlığı da bu bağlamda seçilmiş: “İslam ile savaştayız”.
Bu başlık:
*Yaşanan ayrımcılık vakalarını hafife alıyor,
*İslam’a karşı yürütülen yapısal baskıları inkâr ediyor,
*“Savaş” gibi ağır bir söylemi kullanarak hem Müslümanları tahrik ediyor hem de kamuoyuna “bakın, biz saldırgan değiliz” imajı veriyor.
Ama gerçekte olan şey şudur: Gül, yıllardır süregelen sistematik eleştirilerini bir kere daha aşağılayıcı bir alaycılıkla dile getiriyor.
RAKAMLARA SIĞINARAK GERÇEĞİ GİZLEMEK
Yazıda Müslümanların Hollanda’da ne kadar özgür olduğuna dair rakamlar veriliyor:
500 cami, 68 İslami okul, kamu fonları…
Ancak bu veriler, hakikati maskelemek için kullanılıyor. Zira:
*Cami inşaatları yerel itirazlarla sık sık engelleniyor,
*Başörtülü kadınlar iş görüşmelerinde ayrımcılığa uğruyor,
*İslami okullara yönelik denetim talepleri, çoğu zaman “asimilasyon baskısı”na dönüşüyor.
Kısacası, özgürlük ile baskı arasında kurulan bu sahte denge, Gül’ün yazısında manipülatif biçimde sunuluyor.
ELEŞTİRİ ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ, SÜREKLİ KIŞKIRTMA MI?
Lale Gül, yazısını “eleştiri özgürlüğü” savunusu üzerine kuruyor. Ancak yazıdaki ton, yalnızca bir inanca değil, o inancın mensuplarına da yöneltilmiş küçümseyici ve dışlayıcı bir üslupla şekilleniyor. Özellikle yazının sonunda yer alan şu cümle dikkat çekici: “İslam’ı övmezseniz ırkçı sayılıyorsunuz.”
Bu tür ifadeler, ironiden öte bir sarkazm içeriyor ve okuyucuyu doğrudan Müslüman toplumun savunmacı reflekslerini hedef almaya teşvik ediyor.
LALE GÜL’ÜN ÜSLUBUNDA “İÇERİDEN KONUŞMA” AVANTAJI VE TEHLİKESİ
Lale Gül’ün yazılarını farklı kılan unsurlardan biri, kendisinin “içeriden” biri olmasıdır. Türk kökenli, Müslüman bir ailede yetişmiş biri olarak dile getirdiği eleştiriler, Batılı kamuoyunda daha fazla yankı buluyor. Zira bu eleştiriler, “bir Müslümandan geliyor” argümanıyla meşrulaştırılıyor.
Ancak bu durum, bazı tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Gül’ün bireysel yaşam deneyimi evrenselmiş gibi sunulduğunda, bu genellemeler Müslüman toplumunun tümüne yönelik önyargıları besliyor. Bu, “bizzat içerden biri söylüyor, o halde doğrudur” türü bir mantıkla, İslamofobik algıların daha derinleşmesine neden olabiliyor.
İçeriden gelmiş eleştirilerin, dışlayıcı politikalar için araçsallaştırılması; azınlıkların kendi iç seslerinin bastırılması riskini doğuruyor.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KILIFINDA İSLAMOFOBİ
Lale Gül’ün köşe yazıları giderek bireysel bir ifade biçimi olmaktan çıkıp, sistematik ve kurumsallaşan bir İslamofobi söyleminin yapı taşları hâline geliyor. Eleştirinin sınırları aşıldığında, kamusal alandaki Müslüman varlığını sürekli hedef haline getiren bir “kültürel tahakküm” ortaya çıkıyor.
Eğer bir başörtüsü “sembolik şiddet” sayılıyor ama Kur’an yakmak “özgürlük” olarak tanımlanıyorsa, ortada çifte standarttan başka bir şey yoktur. Lale Gül’ün dili bu çifte standardı meşrulaştırmaya çalışıyor.
TOPLUMSAL BARIŞA DEĞİL, BÖLÜNMEYE HİZMET
Kimse eleştirilemez değildir, elbette İslam da… Ancak bir düşünceye yönelik eleştirinin amacı, eğer sistematik bir aşağılamaya, alaya ve kutuplaşmaya hizmet ediyorsa, bu artık ifade özgürlüğü değil, toplumsal bölünmeyi körükleyen bir medya stratejisine dönüşür.
Lale Gül’ün yazısı, yalnızca Rabin Baldewsingh’in ifadesine karşı ironi yapmakla kalmıyor; bu ironiyi kullanarak Müslüman toplumun hak arama mücadelesini itibarsızlaştırıyor.
MEDYADA ELEŞTİRİ-ELEŞTIRI ELEŞTIRISI DENGESI
Batı medyasında Lale Gül gibi isimlerin yazıları büyük destek görürken, bu yazılara yönelik eleştiriler ise çoğu zaman “ifade özgürlüğü düşmanlığı” ya da “fanatizm” olarak sunuluyor. Oysa her eleştiri, eleştiriye de açıktır. Gül, dinî geleneklere dair eleştiride bulunabilir; ama bu eleştirinin nasıl, hangi dille ve hangi hedefle yapıldığı da sorgulanmalıdır.
Kendisine yönelik eleştirilerin sürekli “suskunlaştırma girişimi” gibi sunulması, demokratik tartışma ortamını boğar. Zira gerçek bir ifade özgürlüğü, sadece muktedir olanın değil, azınlıkta olanın da kendini güvende hissedebileceği bir ortam ister.
Bu nedenle Gül’ün yazılarını tartışmak, ifade özgürlüğüne karşı değil; onun çok kültürlü bir toplumda nasıl sorumlu biçimde kullanılması gerektiği üzerine düşünmektir.
İRONİ PERDESİ ALTINDA SERT MESAJLAR
Gül’ün “İslam ile savaştayız” başlığı, ilk bakışta Rabin Baldewsingh’in sözlerine tepki gibi görünse de, yazının geneli değerlendirildiğinde bu ironinin yalnızca bir kalkan olduğu ortaya çıkıyor. Asıl amaç, yine Müslümanları hedef almak, ayrımcılık söylemini itibarsızlaştırmak ve Batı değerlerini eleştiri adı altında üstün konuma yerleştirmek.
Bu nedenle Gül’ün yazısı, sadece “bir görüş” olarak değil, çok kültürlü toplumu tahrik eden ve kimlikler üzerinden yeni gerilim hatları üreten bir içerik olarak değerlendirilmeli.
**********************
LALE GÜL BLIJFT PROVOCEREN: STRUCTURELE POLARISATIE TEGEN DE İSLAM EN WESTERS SUPERIORITEITSDENKEN

De afgelopen jaren is Lale Gül in Nederland uitgegroeid tot een veelbesproken naam. Haar opiniestukken over de islam en moslims zijn vaak geschreven in een harde, uitsluitende en soms zelfs denigrerende toon. Daar voegt ze nu een nieuwe column aan toe, getiteld: “Wist u dat we in oorlog zijn met de moslims?” Net als in eerdere controversiële stukken als “Ezanverbod” en “Koran- en Thora-verbranding”, blijft Gül de islam niet alleen op individueel niveau, maar ook als maatschappelijk fenomeen doelbewust bekritiseren.
Wederom verschuilt ze zich achter begrippen als vrijheid, kritiek en democratie, terwijl ze in werkelijkheid een vijandige en ontmenselijkende retoriek jegens moslimgemeenschappen probeert te legitimeren.
Terugblik: Gül’s Artikels “Ezanverbod” en “Koran-Tevrat-verbranding”
In haar eerdere columns:
-
Noemde zij de oproep tot gebed (ezan) “storend” en pleitte ze tegen het hoorbaar zijn ervan in de publieke ruimte;
-
Vond zij het verbranden van de Koran of Thora te verdedigen als uiting van “vrijheid van meningsuiting”;
-
En probeerde zij structurele onderdrukking van moslims weg te zetten als “overgevoeligheid”.
Deze standpunten negeren de zichtbaarheid van moslims in de publieke ruimte en komen voort uit een typisch westers superioriteitsdenken.
“We Zijn in Oorlog met de Moslims”: Een Bewuste Provocatie

In haar nieuwste column reageert Gül op een uitspraak van Rabin Baldewsingh, de Nationaal Coördinator tegen Discriminatie en Racisme. Baldewsingh sprak in een interview met Al Jazeera over discriminatie tegen moslims, waarop Gül diens woorden omkeert en ironisch herhaalt: “We zijn in oorlog met de moslims.”
Deze titel:
-
Bagatelliseert de werkelijkheid van discriminatie,
-
Ontkent structurele druk op moslimgemeenschappen,
-
En gebruikt het woord “oorlog” om zowel moslims te provoceren als de indruk te wekken dat “wij” juist de aangevallenen zijn.
In werkelijkheid doet Gül wat zij al jaren doet: haar systematische kritiek verpakt in sarcastische, maar beledigende taal.
Schijnvrijheid met Statistieken
Gül somt cijfers op om te beweren dat moslims in Nederland grote vrijheden genieten: 500 moskeeën, 68 islamitische scholen, publieke financiering… Maar deze cijfers maskeren het echte probleem:
-
De bouw van moskeeën wordt vaak geblokkeerd door lokale tegenstand,
-
Vrouwen met een hoofddoek ondervinden discriminatie op de arbeidsmarkt,
-
En controles op islamitisch onderwijs verworden geregeld tot instrumenten van culturele assimilatie.
Lale’nin konuşmalarını okumadım ve duymadım ama hangi dine, renge, cinsiyete, hangi ırka karşı ayrımcılık yapanları şiddetlice kınıyorum
Kaleminize sağlık güzel bir yazı olmuş.