Bir zamanlar ‘ağır işçi’ sıfatıyla getirilmişlerdi.

Şimdilerde ise, genç profesyoneller, akademisyenler, doktorlar, avukatlar, mühendisler, eğitimciler, sporcular, işverenler, sanatçılar, siyasetçiler ve girişimciler üzerine ardı ardına dosyalar yazdığım kişiler oldular.

Birazdan okuyacağınız haber, şunu açıkça ortaya koyuyor: Hollanda’da “işçilik” artık Türklerin kaderi değil. Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda omuz omuza çalışan Türk işçilerin çocukları ve torunları, bugün bambaşka alanlarda varlık gösteriyor. O ağır işlerin yerini artık başka göç dalgaları dolduruyor.

Bu yazıların her biri, aslında tek bir büyük hikâyenin parçalarıydı: Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık yürüyüşü.

Funda İleri ve Kamu İlişkileri Akademisindeki Lobiciler Gecesi

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Son haftalarda sizlere peş peşe yayımladığım haberleri hatırlayın. Hollanda’daki Türk Sivil Toplum Kuruluşları, genç profesyoneller, akademisyenler, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve girişimciler üzerine ardı ardına dosyalar hazırladım. Bu yazıların her biri, aslında tek bir büyük hikâyenin parçalarıydı: Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık yürüyüşü.

“Betül Aşlı Bayram”ı anlattım, “Hollanda’da Türk Profesyoneller Ağı”nı yazdım. “Emniyet Müdürü Hamit Karakuş”u tanıttım. “Hollanda Türk iş dünyası nereye koşuyor” diye sordum. Günay Uslu’yu ve Avni Kandemir’i “Yılın hanımefendisi ve beyefendisi” olarak sayfalarımıza taşıdım. “Kendi ülkene aidiyet borcu, göç ettiğin ülkeye şükran borcu” başlığıyla bir kuşağın iç dünyasına ışık tuttum. Türk iş dünyasından haberler verdim. “Türk teknoloji ekosistemi sahaya indi” dedim.

Bu yazılardan sonra yüzlerce mesaj aldım. Kimisi “İlk defa kendimizi bu kadar net ve onurlu gördük” dedi. Kimisi “Bizim hikâyemizi sonunda biri doğru yerden anlatıyor” diye yazdı. Kimisi de “Çocuklarımıza okutuyoruz” ifadesini kullandı. Aslında gelen her mesajda ortak bir duygu vardı: Gurur.

Çünkü bu yazılar, sadece bugünü anlatmıyordu. Bir babanın limanda nasır tutmuş ellerinden, bir annenin temizlik kovasından, bir ailenin sabahın karanlığında başlayan mesaisinden bugüne uzanan uzun bir yolculuğu görünür kılıyordu. O yolculukta utanç yoktu, eksiklik yoktu. Emek vardı, sabır vardı, direnç vardı. Ve her evde yankılanan aynı cümle vardı: “Oku ki bizim gibi olma.”

Bugün üniversite sıralarında oturan gençler, mahkeme salonlarında söz alan avukatlar, ameliyathanelerde hayat kurtaran doktorlar, sınıflarda çocuklara yol açan öğretmenler, sahnelerde alkışlanan sanatçılar, şirket yöneten girişimciler, siyaset kürsülerinde konuşan temsilciler, işte o cümlenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.

Yazdığım her portre, aslında bu büyük dönüşümün küçük bir aynasıydı. O yüzden bu yazılar birer bireysel başarı öyküsü değil, bir toplumun kendini yeniden inşa edişinin belgeleriydi.

Şimdi ise, tüm o anlattıklarımın duygusal bir anlatıdan ibaret olmadığını, sayıların da aynı gerçeği söylediğini gösteren bir haberi paylaşıyorum. Kaynağım, Hollanda Merkezi İstatistik Bürosu.

Birazdan okuyacağınız haber, şunu açıkça ortaya koyuyor: Hollanda’da “işçilik” artık Türklerin kaderi değil. Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda omuz omuza çalışan Türk işçilerin çocukları ve torunları, bugün bambaşka alanlarda varlık gösteriyor. O ağır işlerin yerini artık başka göç dalgaları dolduruyor.

Bu tabloyu gördüğünüzde, eminim siz de şunu diyeceksiniz: “Evet, anlatılanlar doğruymuş. Bu değişim gerçekten yaşanıyor.”

Ben bu haberi, bugüne kadar yazdığım tüm o portrelerin yanına bilinçli olarak koyuyorum. Çünkü biri insan hikâyesini anlatıyor, diğeri ise bu hikâyenin istatistiklere nasıl yansıdığını gösteriyor. Duygu ile sayının, hatıra ile verinin aynı noktada buluştuğu ender anlardan birini yaşıyoruz.

Ve inanıyorum ki, bu satırları okuduğunuzda, siz de benim gibi düşüneceksiniz:
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

İşte o haber:

HOLLANDA’DA “İŞÇİLİK” ARTIK TÜRKLERİN İŞİ DEĞİL

Afbeelding met fruit, grond, persoon, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda İstatistik Kurumu CBS’nin 2024 verileri, ülkede işgücü haritasının kökten değiştiğini gösteriyor.
Ülkede faaliyet gösteren 2 bin 300’ü aşkın geçici iş ajansı, tam 407 bin kişiye iş sağladı. Bu işlerin yarısından fazlası, Hollanda’da doğmamış ve ülkede sekiz yıldan daha kısa süredir yaşayan kişilere gitti.

Başka bir deyişle, Hollanda’daki geçici işlerin çoğu artık Hollandalıların değil, başka ülkelerden gelenlerin omuzlarında yürüyor.

Bu işçilerin büyük bölümü Polonya, Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’dan geliyor. Sadece Polonyalı geçici işçilerin sayısı 82 bin 500 civarında. Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’dan gelenlerle birlikte bu sayı 150 bine yaklaşıyor. Avrupa dışından gelenler ise 20 bini aşmış durumda.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, jasje Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

CBS’nin baş ekonomisti Peter Hein van Mulligen tabloyu net biçimde özetliyor: “İşgücü piyasasında büyük bir daralma var. İşverenler boş pozisyonları dolduramıyor. Çoğu zaman söz konusu olan işler, Hollandalıların yapmak istemediği işler. Tarımda, dağıtım merkezlerinde ve sanayide yoğunlaşan bu işler için Hollandalı çalışanlar genellikle fazla eğitimli. Bu yüzden işverenler yurt dışına yöneliyor.”

Bu sözlerin satır aralarında çok önemli bir gerçek gizli: Hollanda’da yaşayan Türkler artık bu işlerin doğal hedef kitlesi değil.

BİR ZAMANLAR TÜRKLER

Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda çalışan Türk işçilerin torunları bugün üniversite sıralarında. Hukukçu, mühendis, öğretmen, girişimci, gazeteci, siyasetçi oluyorlar. İşçi sınıfından kopuş, bazı çevrelerin sandığı gibi bir kayıp değil, tam tersine büyük bir kazanım.

Bugün Hollanda’daki geçici iş piyasasında Türklerin adı neredeyse hiç geçmiyor.
Polonyalılar, Rumenler, Ukraynalılar, Bulgarlar ve artık Latin Amerika’dan gelenler bu boşluğu dolduruyor.

Bir zamanlar “Türkler geliyor, işlerimizi alıyorlar” denirdi.
Bugün tablo tersine döndü. Hollanda ekonomisi, giderek başka ülkelerden gelen işçilere bağımlı hâle geliyor. Türkler ise bu çarkın en ağır ve en yıpratıcı dişlisi olmaktan çıkmış durumda.

Sayılar gösteriyor ki, Türk toplumu artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil.
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

O kuşağın ortak cümlesi şuydu:
“Biz çalışacağız ki çocuklarımız bizim gibi olmasın.”

Bugün o cümle gerçeğe dönüşmüş durumda.

BUGÜNÜN TÜRKLERİ

Artık Türk gençleri geçici iş bürolarının önünde kuyrukta beklemiyor. Üniversite sıralarında, mahkeme salonlarında, ameliyathanelerde, sınıflarda, stüdyolarda ve sahnelerde yer alıyorlar.

Bakınız, bugün Hollanda piyasasında cirit atan Türkler ne diyorlar?

Deze organisaties behoren tot Nederlandse netwerk van Erdogan | Het Parool
Avukat Ejder Köse:
“Babam limanda çalışıyordu. Ellerindeki nasırları hatırlıyorum. Bana hep ‘Oku’ dedi. Bugün mahkeme salonunda onun hayalini taşıyorum.”

dokter Mens volwassen staand Rechtdoor in ziekenhuis kantoor 25797015 stockfoto bij Vecteezy
Doktor Ahmet Yılmaz’ın cümlesi daha da çarpıcı:
“Annem temizlik işine giderdi. Ben beyaz önlüğü ilk giydiğim gün ağladı. ‘Biz artık kimseye muhtaç değiliz’ dedi.”

HOLLANDA'DAKİ ÖĞRENCİLER VE VELİLERİN DİKKATİNE: BİLMEDİĞİNİZ HAKLARINIZI, EĞİTİMCİ CANAN GÖNENÇAY AÇIKLIYOR - İlhan Karaçay
Öğretmen Canan Gönençay:
“Ben sınıfa girdiğimde, özellikle göçmen kökenli çocukların yüzünde bir değişim görüyorum. ‘Demek ki bizim mahalleden biri de öğretmen olabiliyormuş’ diye düşünüyorlar. O an anlıyorum ki, ben sadece ders anlatmıyorum. Onlara, kendi geleceklerinin sandıklarından daha geniş olduğunu da gösteriyorum.”

Johan Cordonnier — Faculteit Architectuur
Mühendis Musa Bağcı:
“Babam fabrikada makine başındaydı. Ben o makineleri tasarlıyorum. Bu sadece meslek değil, bir kuşak sıçraması.”

Kassa rinkelt bij NEC na transfer Ferdi Kadioglu naar Brighton & Hove Albion | Sportnieuws.nl
Futbolcu Ferdi Kadıoğlu:
“Eskiden Türk çocukları saha kenarında izlerdi. Şimdi sahadayız ve tribün bizi alkışlıyor.”

ARAŞTIRMACI YAZAR-RESSAM ÜMRAN ÖZBALCI ARİA, ŞAHSIMA 'GAZETECİLİĞİN VİNCENT VAN GOGH'U YAKIŞTIRMASINI YAPTI VE ÇİZDİ. - İlhan Karaçay
Sanatçı Ümran Özbalcı Aria:
“Göçmen olmak acıdan ibaret değil. Ben o acıyı sahnede hikâyeye dönüştürüyorum.”
Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, pak, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Genç gazeteci Furkan Turgut:
“Bir zamanlar Türkler sadece haber olurdu. Şimdi haber yazıyoruz.”

Afbeelding met persoon, meisje, Menselijk gezicht, Lang haar Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Modacı Zeynep Dağ:
“Annem dikişle para kazanırdı. Ben modayla adımı dünyaya duyuruyorum.”

Nilgün Yerli: 'Een wup? Ahold moest zich schamen' | de Volkskrant
Kabare sanatçısı Nigün Yerli:
“Eskiden Türkler dizilerde ya yoktu ya da klişeydi. Şimdi hikâyenin merkezindeyiz.”

Atilay Uslu (Corendon): 'Mijn zus is weer terug!'
Girişimci Günay Uslu:
Emirdağlı bir işçi ailesinin kızı olarak Hollanda’da büyüdü. Babası Ata Uslu, yıllarca horeca sektöründe çalışarak ailesini ayakta tuttu. O evde emek vardı, mücadele vardı, “oku” diyen bir baba vardı. Günay Uslu, bu sesle büyüdü. Akademide ilerledi, ardından Hollanda’da Kültür ve Eğitim Devlet Bakanı oldu. Bugün ise uluslararası bir şirket olan Corendon’un CEO’su. Bir zamanlar babasının tezgâh başında verdiği emek, bugün kızının ülke yönetiminde ve küresel bir markanın başında söz sahibi olmasına dönüştü. Bu hikâye, Türk göçünün sessiz ama en çarpıcı zaferlerinden biridir.

Selçuk Öztürk (DENK): “Minister Slob mist daadkracht om het landsbelang voor te laten gaan” - Spreekbuis.nl
Siyasetçi Selçuk Öztürk:
İşçi sınıfının içinden geldi. Siyasete girerken de o kökleri hiç unutmadı. İşçi Partisi’nden ayrılarak, göçmenlerin sesini doğrudan siyasete taşıyan DENK’in kurucularından biri oldu. Parlamentoda yıllarca, “misafir” muamelesi gören bir toplumun eşit yurttaş olduğunu haykırdı. Bugün ise iş dünyasında kendi ayakları üzerinde duran bir girişimci. Selçuk Öztürk’ün hikâyesi, Türk toplumunun sadece çalışmakla yetinmeyip, söz söyleyen, yön veren ve üreten bir konuma yükselişinin simgesidir.

Yukarıdaki portreler genel olarak şunu söylüyor: “Türkler artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil. Hollanda’nın yeni işgücü ihtiyacını başka göç dalgaları taşıyor. Türkler ise emeğin en ağır basamağından, mesleğin ve temsilin daha görünür katmanlarına geçti. Bu geçiş, sessiz ama çok anlamlı bir zaferdir.”

Bu cümlelerin her biri, yarım asırlık göç hikâyesinin bugünkü meyvesidir.

YENİ GÖÇ DALGASI

Bugün Hollanda’da en ağır işleri artık Polonyalılar, Rumenler, Ukraynalılar, Bulgarlar ve Latin Amerika’dan gelenler yapıyor.
Tarımda, dağıtım merkezlerinde ve sanayide çalışan yeni yüzler var.

Bir zamanlar “Türkler geliyor, işlerimizi alıyorlar” denirdi.
Bugün Hollanda ekonomisi başka ülkelerden gelen işçilere bağımlı.
Türkler ise bu çarkın en ağır ve en yıpratıcı dişlisi olmaktan çıkmış durumda.
Sayılar gösteriyor ki, Türk toplumu artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil.
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

FUNDA İLERİ VE KAMU İLİŞKİLERİ AKADEMİSİNDEKİ LOBİCİLER GECESİ

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, Bagage en tassen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu tabloya dikkat çeken isimlerden biri de, insan kaynakları ve yetenek yönetimi alanında çalışan Funda İleri oldu. İleri, Leiden Üniversitesi’nde Public Affairs Academie (Kamu İlişkileri Akademisi) tarafından düzenlenen ve etki, politika, iş gücü piyasası ile Hollanda’nın geleceğinin tartışıldığı “Nacht van de Lobbyist” ( Lobiciler Gecesi) toplantısına katıldı. Bu toplantıda yapılan değerlendirmeler, Hollanda’nın göç, iş gücü ve yenilikçilik ekseninde nasıl bir yol ayrımında olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Afbeelding met overdekt, Conventie, congres, Academische conferentie Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Toplantıda özellikle uluslararası öğrenciler ve göçmen kökenli profesyonellerin, çoğu zaman bilgi üreten ve topluma yön veren bireyler olarak değil, yalnızca demografik açıkları kapatan birer unsur olarak ele alınması öne çıkan başlıklardan biri oldu. Funda İleri, bu bakış açısının sorunlu olduğunu vurgulayarak, Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırda yaşadığı dönüşümün bu yaklaşımın ne kadar eksik olduğunu açıkça gösterdiğini ifade etti.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İleri, konuyla ilgili olarak tam olarak şunları söylemişti:

“Bu akşam Lobbyist Gecesi’ne katıldım. Public Affairs Academie ve Leiden Üniversitesi tarafından düzenlenen bu etkinlik, etki, politika ve Hollanda’nın yenilikçi bir ülke olarak geleceği üzerine içerik ağırlıklı bir akşamdı.

Beni özellikle etkileyen nokta, uluslararası öğrenciler ve yabancı profesyonellerin ele alınış biçimiydi. Onlar çoğu zaman bilgi taşıyıcıları, yenilikçiler ya da birlikte ülke inşa eden paydaşlar olarak değil, daha çok demografik açıklarımıza verilen birer yanıt olarak değerlendiriliyor.

Bu bakış açısını sorunlu buluyorum.

Evet, Hollanda’da genç nüfus yetersiz.
Evet, iş gücü piyasası baskı altında.
Ama insanlar araçlara indirgendiklerinde yenilikçilik gelişmez.

Mornext HR & Talent’te biz, her gün kuruluşlar için vazgeçilmez olan yeteneklerle çalışıyoruz. Bu yetenekler, açıkları kapattıkları için değil, içeriksel, kültürel ve toplumsal açıdan değer kattıkları için önemlidir.

Daha sık sormamız gereken soru yalnızca ‘Sistemin dönmeye devam etmesi için kime ihtiyacımız var?’ olmamalı. Asıl soru şudur: ‘Bir ülke, bir işveren ve bir toplum olarak kim olmak istiyoruz?’
Sürdürülebilir yenilikçilik işte tam burada başlar.”

Bu sözler, Hollanda’daki Türk toplumunun işçi kuşağından bilgi üreten, yöneten ve karar alan bir kuşağa evrilişinin, yalnızca duygusal anlatılarla değil, güncel tartışmalarla da örtüştüğünü gösteriyor. Bir zamanlar en ağır işlerin doğal adresi olarak görülen Türkler, bugün Hollanda’nın geleceğinin konuşulduğu salonlarda, bu geleceğe dair söz söyleyen bir konuma gelmiş durumda.

                                                   *********************

ARBEID IN NEDERLAND IS NIET LANGER “HET WERK VAN TURKEN”

Ooit werden zij naar Nederland gehaald als ‘zware arbeiders’.

Tegenwoordig zijn het jonge professionals, academici, artsen, advocaten, ingenieurs, docenten, sporters, werkgevers, kunstenaars, politici en ondernemers over wie ik de ene na de andere reportage schrijf.

Het artikel dat u zo gaat lezen, laat één ding duidelijk zien:
arbeid is in Nederland niet langer het lot van Turken.

De kinderen en kleinkinderen van Turkse arbeiders die ooit schouder aan schouder werkten in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachthuizen, zijn vandaag actief in totaal andere sectoren. De zwaarste banen worden inmiddels ingevuld door nieuwe migratiegolven.

Al deze artikelen vormen samen eigenlijk één groot verhaal:
de vijftigjarige tocht van de Turkse gemeenschap in Nederland.

Funda İleri en de lobbyistenavond bij de Academie Voor Public Affairs

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Geschreven door İlhan KARAÇAY

Geachte lezers,

Denk even terug aan de artikelen die ik de afgelopen weken met u heb gedeeld. Ik heb achter elkaar dossiers gepubliceerd over Turkse maatschappelijke organisaties in Nederland, jonge professionals, academici, ondernemers, kunstenaars, politici en initiatiefnemers. Elk van deze stukken was in feite een fragment van één groot verhaal: de halve eeuw durende tocht van de Turkse gemeenschap in Nederland.

Ik schreef over Betül Aşlı Bayram en over het Turkse Netwerk van Professionals in Nederland.
Ik stelde politiechef Hamit Karakuş voor. Ik vroeg me af waar het Turks Nederlandse bedrijfsleven naartoe onderweg is. Ik bracht Günay Uslu en Avni Kandemir onder uw aandacht. Met de titel “Verantwoordelijkheid tegenover je vaderland en dankbaarheid tegenover het land waarin je leeft” probeerde ik het innerlijke landschap van een hele generatie te belichten.
Ik publiceerde nieuws uit de Turkse zakenwereld en schreef dat het Turkse technologie-ecosysteem het veld heeft betreden.

Na deze publicaties ontving ik honderden berichten. Sommigen schreven: “Voor het eerst zien wij onszelf zo duidelijk en waardig.”
Anderen zeiden: “Eindelijk vertelt iemand ons verhaal vanuit het juiste perspectief.” Weer anderen voegden eraan toe: “Wij laten onze kinderen dit lezen.” In al deze reacties zat één gezamenlijke emotie: trots.

Want deze artikelen vertelden niet alleen over het heden. Zij maakten een lange reis zichtbaar, van de eeltige handen van een vader in de haven tot de emmer van een moeder in de schoonmaak, van ochtenden die in het donker begonnen tot het vandaag. In die reis zat geen schaamte en geen tekort. Er zat arbeid in, geduld, volharding. En in elk huis klonk dezelfde zin: “Leer, zodat jij niet wordt zoals wij.”

De jongeren die vandaag in de collegebanken zitten, de advocaten die het woord voeren in de rechtszaal, de artsen die levens redden in operatiekamers, de docenten die kinderen richting geven, de kunstenaars die op het podium applaus ontvangen, de ondernemers die bedrijven leiden en de vertegenwoordigers die spreken in de politiek, zij zijn de levende belichaming van die ene zin.

Elke portret dat ik schreef, was in feite een kleine spiegel van deze grote transformatie. Daarom waren deze teksten geen individuele succesverhalen, maar documenten van een gemeenschap die zichzelf opnieuw opbouwt.

En nu deel ik met u een bericht dat laat zien dat alles wat ik heb beschreven niet slechts een emotioneel verhaal is. Ook de cijfers vertellen hetzelfde. Mijn bron is het Centraal Bureau voor de Statistiek van Nederland.

Het nieuws dat u zo meteen leest, maakt één ding glashelder: “arbeiderswerk” is in Nederland niet langer het lot van Turken. De kinderen en kleinkinderen van de Turkse arbeiders die ooit in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachterijen zij aan zij werkten, zijn vandaag op heel andere terreinen zichtbaar. De zwaarste arbeid wordt inmiddels gedragen door nieuwe migratiegolven.

Wanneer u deze cijfers ziet, zult u ongetwijfeld hetzelfde denken als ik: ja, wat er wordt verteld, is waar. Deze verandering vindt werkelijk plaats.

Ik plaats dit nieuws bewust naast alle portretten die ik tot nu toe heb geschreven. Want het ene vertelt het menselijke verhaal en het andere laat zien hoe dit verhaal in statistieken wordt weerspiegeld. Het is een zeldzaam moment waarop gevoel en getal, herinnering en data elkaar op hetzelfde punt ontmoeten.

En ik geloof dat u na het lezen net als ik zult denken:
Dit is de stille maar zeer betekenisvolle overwinning van een halve eeuw migratiegeschiedenis.

Hier is dat nieuws.

ARBEID IN NEDERLAND IS NIET LANGER “HET WERK VAN TURKEN”
Afbeelding met fruit, grond, persoon, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Gegevens van het Centraal Bureau voor de Statistiek (CBS) over 2024 laten zien dat de arbeidsmarkt in Nederland ingrijpend is veranderd.

Meer dan 2.300 uitzendbureaus boden werk aan maar liefst 407.000 mensen. Meer dan de helft van deze banen ging naar mensen die niet in Nederland zijn geboren en die minder dan acht jaar in het land verblijven.

Met andere woorden: het grootste deel van het tijdelijke werk in Nederland rust niet langer op de schouders van Nederlanders, maar van mensen die uit andere landen komen.

Het merendeel van deze arbeidskrachten komt uit Polen, Roemenië, Oekraïne en Bulgarije. Alleen al het aantal Poolse uitzendkrachten ligt rond de 82.500. Samen met Roemenen, Oekraïners en Bulgaren loopt dit op tot bijna 150.000. Het aantal werknemers van buiten Europa is inmiddels boven de 20.000 uitgekomen.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, jasje Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

CBS-hoofdeconoom Peter Hein van Mulligen vat de situatie helder samen:
“Er is sprake van een grote krapte op de arbeidsmarkt. Werkgevers krijgen vacatures niet ingevuld. Het gaat vaak om werk dat Nederlanders niet willen doen. In de landbouw, distributiecentra en industrie zijn Nederlanders doorgaans te hoog opgeleid voor dit soort functies. Daarom kijken werkgevers naar het buitenland.”

Tussen de regels door schuilt hier een belangrijke realiteit:
Turken in Nederland vormen niet langer de vanzelfsprekende doelgroep voor dit soort werk.

OOIT WAREN HET TURKEN

De kleinkinderen van Turkse arbeiders die vroeger in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachthuizen werkten, zitten vandaag op universiteiten. Zij worden jurist, ingenieur, docent, ondernemer, journalist of politicus.

Het loskomen van de arbeidersklasse is geen verlies, zoals sommigen beweren, maar juist een grote winst.

In de huidige uitzendmarkt in Nederland komen Turken nauwelijks nog voor.
Polen, Roemenen, Oekraïners, Bulgaren en inmiddels ook arbeidskrachten uit Latijns-Amerika vullen die plekken op.

Waar ooit werd gezegd: “De Turken komen en nemen onze banen af”,
is het beeld nu volledig omgekeerd. De Nederlandse economie raakt steeds afhankelijker van arbeidskrachten uit andere landen. Turken maken geen deel meer uit van het zwaarste en meest slopende tandwiel van dit systeem.

De cijfers laten zien dat de Turkse gemeenschap niet langer bestaat uit mensen die voor uitzendbureaus in de rij staan.
Dit is een stille maar veelzeggende overwinning van een migratiegeschiedenis van een halve eeuw.

De gezamenlijke zin van die eerste generatie luidde altijd:
“Wij werken hard, zodat onze kinderen niet hoeven te worden zoals wij.”

Vandaag is die zin werkelijkheid geworden.

DE TURKEN VAN VANDAAG

Turkse jongeren staan niet meer in de rij bij uitzendbureaus. Zij zijn te vinden in collegezalen, rechtbanken, operatiekamers, klaslokalen, studio’s en op podia.

Wat zeggen Turkse professionals die vandaag actief zijn op de Nederlandse markt?

Deze organisaties behoren tot Nederlandse netwerk van Erdogan | Het Parool
Advocaat Ejder Köse:
“Mijn vader werkte in de haven. Ik herinner me de eeltplekken op zijn handen. Hij zei altijd: ‘Ga studeren’. Vandaag draag ik zijn droom in de rechtszaal.”

dokter Mens volwassen staand Rechtdoor in ziekenhuis kantoor 25797015 stockfoto bij Vecteezy
Arts Ahmet Yılmaz:
“Mijn moeder werkte in de schoonmaak. De dag dat ik voor het eerst mijn witte jas aantrok, huilde ze. Ze zei: ‘Wij zijn nu van niemand meer afhankelijk.’”

HOLLANDA'DAKİ ÖĞRENCİLER VE VELİLERİN DİKKATİNE: BİLMEDİĞİNİZ HAKLARINIZI, EĞİTİMCİ CANAN GÖNENÇAY AÇIKLIYOR - İlhan Karaçay
Docent Canan Gönençay:
“Wanneer ik een klas binnenkom, zie ik vooral bij kinderen met een migratieachtergrond iets veranderen. Ze denken: ‘Iemand uit onze wijk kan dus ook docent worden.’ Dan besef ik dat ik niet alleen lesgeef, maar ook hun blik op de toekomst verruim.”

Johan Cordonnier — Faculteit Architectuur
Ingenieur Musa Bağcı:
“Mijn vader stond aan machines in de fabriek. Ik ontwerp die machines nu zelf. Dat is geen beroep, dat is een sprong tussen generaties.”

Kassa rinkelt bij NEC na transfer Ferdi Kadioglu naar Brighton & Hove Albion | Sportnieuws.nl
Voetballer Ferdi Kadıoğlu:
“Vroeger stonden Turkse kinderen langs de lijn te kijken. Nu staan we op het veld en applaudisseert het publiek voor ons.”

ARAŞTIRMACI YAZAR-RESSAM ÜMRAN ÖZBALCI ARİA, ŞAHSIMA 'GAZETECİLİĞİN VİNCENT VAN GOGH'U YAKIŞTIRMASINI YAPTI VE ÇİZDİ. - İlhan Karaçay
Kunstenaar Ümran Özbalcı Aria:
“Migrant zijn is niet alleen pijn. Ik maak van die pijn een verhaal op het podium.”

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, pak, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Journalist Furkan Turgut:
“Ooit waren Turken alleen onderwerp van het nieuws. Nu schrijven wij het nieuws.”

Afbeelding met persoon, meisje, Menselijk gezicht, Lang haar Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Modeontwerpster Zeynep Dağ:
“Mijn moeder verdiende haar geld met naaien. Ik draag mijn naam via mode de wereld in.”

Nilgün Yerli: 'Een wup? Ahold moest zich schamen' | de Volkskrant
Cabaretier Nigün Yerli:
“Vroeger waren Turken in series afwezig of stereotiep. Nu staan we in het centrum van het verhaal.”

Atilay Uslu (Corendon): 'Mijn zus is weer terug!'
Ondernemer Günay Uslu: Groeide in Nederland op als dochter van een arbeidersgezin uit Emirdağ. Haar vader Ata Uslu werkte jarenlang in de horecasector om zijn gezin overeind te houden. In dat huis waren arbeid, strijd en een vader die zei: ‘Ga studeren’.
Met die stem groeide Günay Uslu op. Ze maakte carrière in de academische wereld, werd daarna staatssecretaris van Cultuur en Onderwijs in Nederland en is vandaag CEO van het internationale bedrijf Corendon.
De arbeid van een vader achter de toonbank werd zo omgezet in invloed op landsbestuur en een mondiale onderneming. Dit is een van de stilste maar meest indrukwekkende overwinningen van de Turkse migratie.

Selçuk Öztürk (DENK): “Minister Slob mist daadkracht om het landsbelang voor te laten gaan” - Spreekbuis.nl
Politicus Selçuk Öztürk: Komt uit de arbeidersklasse en vergat die wortels nooit. Hij was medeoprichter van DENK, de partij die de stem van migranten rechtstreeks de politiek in bracht.
Jarenlang riep hij in het parlement dat een gemeenschap die als ‘gast’ werd behandeld, in werkelijkheid volwaardige burgers zijn. Vandaag staat hij als ondernemer zelfstandig in het zakenleven.

Zijn verhaal symboliseert de opmars van de Turkse gemeenschap van alleen werken naar ook spreken, sturen en produceren.

De bovenstaande portretten zeggen in grote lijnen het volgende:
“Turken zijn niet langer de massa die bij de deur van uitzendbureaus staat te wachten. De nieuwe arbeidsvraag van Nederland wordt gedragen door andere migratiegolven. Turken zijn daarentegen doorgestroomd van de zwaarste trede van arbeid naar meer zichtbare lagen van vakmanschap en maatschappelijke vertegenwoordiging. Deze overgang is stil verlopen, maar vormt een zeer betekenisvolle overwinning.”

Elke zin hiervan is de hedendaagse opbrengst van een migratiegeschiedenis van een halve eeuw.

NIEUWE MIGRATIEGOLF

Vandaag worden de zwaarste banen in Nederland vooral verricht door Polen, Roemenen, Oekraïners, Bulgaren en arbeidskrachten uit Latijns-Amerika. In de landbouw, distributiecentra en industrie zijn nieuwe gezichten zichtbaar.

Waar ooit werd gezegd: “De Turken komen”, is Nederland nu afhankelijk van anderen.

Turken maken geen deel meer uit van het zwaarste segment van deze arbeidsmachine. De cijfers tonen aan dat dit geen toeval is, maar het resultaat van vijftig jaar migratiegeschiedenis. Een stille maar betekenisvolle overwinning.

FUNDA İLERİ EN DE LOBBYISTENAVOND BIJ DE ACADEMIE VOOR PUBLIC AFFAIRS

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, Bagage en tassen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een van de mensen die deze ontwikkeling benadrukte, is Funda İleri, actief in human resources en talentmanagement. Zij nam deel aan de bijeenkomst “Nacht van de Lobbyist”, georganiseerd door de Academie voor Public Affairs en de Universiteit Leiden.

Tijdens deze avond werd gesproken over invloed, beleid, de arbeidsmarkt en de toekomst van Nederland. De gesprekken maakten opnieuw duidelijk dat Nederland zich op een kruispunt bevindt op het gebied van migratie, arbeid en innovatie.

Afbeelding met overdekt, Conventie, congres, Academische conferentie Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een belangrijk punt was dat internationale studenten en professionals met een migratieachtergrond vaak niet worden gezien als kennisproducenten of mede-bouwers van de samenleving, maar vooral als middelen om demografische tekorten op te vullen.

Funda İleri noemde deze benadering problematisch en stelde dat juist de transformatie van de Turkse gemeenschap in Nederland laat zien hoe beperkt deze kijk is.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Zij zei hierover onder meer:

“Vanavond nam ik deel aan de Lobbyistenavond. Het was een inhoudelijk sterke bijeenkomst, georganiseerd door de Academie voor Public Affairs en de Universiteit Leiden, over invloed, beleid en de innovatieve toekomst van Nederland.

Wat mij vooral raakte, was de manier waarop internationale studenten en buitenlandse professionals worden benaderd. Ze worden zelden gezien als kennisdragers, vernieuwers of partners in het samen bouwen aan een land, maar vooral als antwoorden op demografische tekorten.

Die benadering vind ik problematisch.

Ja, Nederland heeft te weinig jonge mensen.
Ja, de arbeidsmarkt staat onder druk.
Maar wanneer mensen tot instrumenten worden gereduceerd, kan innovatie niet bloeien.

Bij Mornext HR & Talent werken wij dagelijks met talenten die onmisbaar zijn voor organisaties. Niet omdat zij gaten dichten, maar omdat zij inhoudelijke, culturele en maatschappelijke waarde toevoegen.

De vraag die we vaker moeten stellen is niet alleen: ‘Wie hebben we nodig om het systeem draaiende te houden?’
De echte vraag is: ‘Wie willen we zijn als land, als werkgever en als samenleving?’
Dáár begint duurzame innovatie.”

Deze woorden laten zien dat de overgang van een arbeidersgeneratie naar een generatie die kennis produceert en beslissingen neemt, niet alleen een emotioneel verhaal is, maar ook aansluit bij actuele maatschappelijke discussies.

Wat ooit werd gezien als de vanzelfsprekende bestemming voor de zwaarste arbeid, is vandaag aanwezig in de zalen waar over de toekomst van Nederland wordt gesproken en daar ook daadwerkelijk het woord voert.