1-Hollanda’da konut krizine Türk çözümü:Rönesans Holding sahnede
2-Hollanda’da Müslümanları gizlice araştıran 10 belediyeye ceza
3-Corendon’a Türkiye güneş tatili ödülü
4-Lale gül için “bilgisiz” iddiam raporlandı. Dekolte kıyafetler de yayınevini kızdırdı…
HOLLANDA’DA KONUT KRİZİNE TÜRK ÇÖZÜMÜ: RÖNESANS HOLDİNG SAHNEDE
Her hükümetin “Yılda 100.000 konut” vaadinin güvencesi: Rönesans Holding’in satın aldığı Ballast Nedam
İlhan KARAÇAY’ın haberi:
Hollanda yıllardır derinleşen bir konut sıkıntısı ile mücadele ediyor. Artan nüfus, yükselen kiralar ve yetersiz yeni konut üretimi özellikle gençleri ve öğrencileri zor durumda bırakıyor. Konut sorunu bugün ülkenin en büyük toplumsal ve ekonomik meselelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Hollanda’da ardı ardına gelen hükümetlerin en büyük vaatlerinden biri, her yıl yaklaşık 100.000 yeni konut üretmek oldu. Ancak uygulamada bu hedefe ulaşmakta zorlanılıyor. Talep hızla artarken üretim aynı tempoda ilerlemiyor. Bu durum kiraların yükselmesine, ev bulmanın zorlaşmasına ve şehirlerde yaşam maliyetinin ciddi biçimde artmasına yol açıyor.
Tam da bu noktada Türk sermayesinin güçlü temsilcilerinden Rönesans Holding’in attığı adımlar dikkat çekici bir çözüm adresi olarak öne çıkıyor.
Rönesans Holding’in Hollanda’nın köklü ve büyük inşaat ve gayrimenkul şirketlerinden Ballast Nedam’ı satın alması yalnızca bir şirket devri değildi. Bu adım Hollanda konut piyasasında dengeleri değiştiren stratejik bir hamle olarak kayda geçti. Türk yatırımcının Avrupa’daki en önemli açılımlarından biri olan bu satın alma ile birlikte Ballast Nedam yeniden yapılandı, büyüdü ve özellikle konut üretiminde güçlü bir aktör haline geldi.
Rönesans Holding’in vizyonu netti. Hollanda gibi planlı ve disiplinli bir ülkede büyük ölçekli projelerle hem ekonomik değer üretmek hem de sosyal bir soruna çözüm sunmak. Bugün gelinen noktada sayılar bu hedefin somutlaştığını gösteriyor.
Ballast Nedam yalnızca konut projeleri ile değil, altyapı yatırımları ile de Hollanda’nın gelişiminde kritik rol oynayan bir şirket. Hava limanları, otoyollar ve tüneller gibi ülkenin stratejik altyapı projelerinde önemli görevler üstlenmiş köklü bir kuruluş. Bu birikim ve mühendislik gücü, konut projelerine de aynı kalite ve ölçek anlayışının taşınmasını sağlıyor.
Ballast Nedam’ın imzasını taşıyan projeler sadece bina üretmekten ibaret değil. Şehir yaşamını yeniden kurgulayan, konut ile iş hayatını ve sosyal yaşam ile kültürü bir araya getiren modern yaşam alanları ortaya çıkarılıyor. Bu yaklaşım Hollanda’daki konut sıkıntısının yalnızca sayı meselesi olmadığını, aynı zamanda yaşam kalitesi sorunu olduğunu da ortaya koyuyor.
Bu vizyonun en çarpıcı örneklerinden biri Amsterdam’da yükselen Eleven Square projesi oldu. Türk Rönesans Holding’in Hollanda’daki gayrimenkul iştiraki Ballast Nedam, bu projede yer alan 933 konutu Bouwinvest’e satarak ülke tarihine geçen bir anlaşmaya imza attı. Satılan konut sayısı bakımından Hollanda’da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük tek seferlik konut işlemi olarak kayıtlara geçen bu satış, projenin büyüklüğünü ve etkisini açıkça ortaya koydu.
Eleven Square Amsterdam’da Johan Cruijff ArenA’nın yanında yükseliyor. 145 metre yüksekliği ile tamamlandığında şehrin en yüksek konut kulesi olacak. Yaklaşık 170 bin metrekarelik bir alanda geliştirilen proje büyüklük olarak 28 futbol sahasına eşdeğer bir alanı kapsıyor.
Toplamda 1.100 konutun yer alacağı Eleven Square yalnızca bir konut projesi değil. Aynı zamanda çalışma alanları ile kültür, spor ve sosyal yaşam noktaları da içeren çok işlevli bir şehir parçası olarak tasarlanıyor.
İşte bu noktada ana tablo daha net görülüyor. Hollanda’da yıllık konut ihtiyacı yaklaşık 100 bin konut seviyesinde. Ancak üretim uzun süredir bu ihtiyacın gerisinde kalıyor. Gençler ev bulamıyor. Öğrenciler barınma sorunu yaşıyor. Orta gelir grubu şehir merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyor.
Rönesans Holding’in Ballast Nedam üzerinden yürüttüğü projeler tam olarak bu sorunun kalbine dokunuyor. Şirket yalnızca konut üretmiyor. Aynı zamanda konut piyasasına yeni giren gençlere ve öğrencilere hitap eden ulaşılabilir ve sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor.
Eleven Square projesi bu stratejinin güçlü bir örneği. Projenin Hollanda’daki konut açığının azaltılmasına doğrudan katkı sağlaması bekleniyor. Aynı zamanda her yıl büyüyen konut ihtiyacına anlamlı bir destek sunması hedefleniyor.
Amsterdam Belediyesi proje alanını inşaata hazır hale getirdi. Konut kulelerinin yapımının 2026 yılının ikinci çeyreğinde başlaması planlanıyor.
Bugün gelinen noktada şu gerçek açıkça görülüyor. Rönesans Holding yalnızca bir yatırımcı değil. Hollanda’daki konut krizinin çözümünde aktif rol üstlenen bir güç haline gelmiş durumda.
Türk sermayesinin Hollanda’nın planlı şehircilik anlayışı ile buluşması hem ekonomik hem sosyal değeri yüksek projeler ortaya çıkarıyor. Ballast Nedam’ın yeniden yükselişi ve ardı ardına gelen büyük ölçekli konut yatırımları bunun en somut göstergesi.
Hollanda yıllardır konuştuğu konut sorununa çözüm arıyor. Hükümetler her yıl yüz binlerce yeni konut hedefi açıklıyor. Piyasa ise bu hedefleri karşılamakta zorlanıyor. Bu tabloda özel sektör yatırımlarının ve uluslararası sermayenin rolü her geçen gün daha da önem kazanıyor.
Görünen o ki bu çözümün en güçlü adaylarından biri artık net biçimde ortada:Rönesans Holding.
*****************
HOLLANDA’DA MÜSLÜMANLARI GİZLİCE ARAŞTIRAN 10 BELEDİYEYE CEZA
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da camiler ve Müslüman topluluklar hakkında gizlice veri toplayan 10 belediyeye toplam 250 bin euro para cezası verildi. “Kişisel Verileri Koruma Kurumu” (Autoriteit Persoonsgegevens) her belediyeye 25 bin euro idari ceza uyguladı.
Kurum, belediyelerin bireylerin dini inançlarına ilişkin hassas kişisel verileri herhangi bir hukuki dayanak olmadan topladığını ve işlediğini açıkladı. Bu nedenle yapılan çalışmaların açık şekilde hukuka aykırı olduğu vurgulandı.
Ceza verilen belediyeler Eindhoven, Tilburg, Zoetermeer, Delft, Ede, Haarlemmermeer, Hilversum, Veenendaal, Huizen ve Gooise Meren oldu. Belediyeler hatalı davrandıklarını kabul ettiklerini ve kesilen cezalara itiraz etmeyeceklerini duyurdu.
Araştırmalar, merkezi hükümet ve Ulusal Terörle Mücadele ve Güvenlik Koordinatörlüğü’nün belediyeleri radikalleşmenin önlenmesinde daha aktif rol almaya çağırdığı bir dönemde başlatıldı.
O dönemde NCTV’nin başında bugün geçici hükümette başbakanlık görevini yürüten Dick Schoof bulunuyordu.
Bu çağrılar sonrasında bazı belediye başkanları “güç alanı analizi” ve “hızlı tarama” adı verilen çalışmalar için dışarıdan bir araştırma şirketiyle anlaştı. Belediyelerin bir bölümü bu adımı NCTV’nin tavsiyesi ile atarken bazıları kendi inisiyatifi ile harekete geçti.
Yürütülen çalışmalarda özellikle cami cemaatleri mercek altına alındı. Camilere giden kişilerin isimleri toplandı. Dini inançları incelendi. Kimlerin kimlerle temas halinde olduğu araştırıldı ve ilişkiler haritalandırıldı.
Araştırma şirketi belediye başkanları adına İslami topluluklar hakkında raporlar hazırladı. Bazı belediyelerin bu raporları diğer kamu kurumlarıyla da paylaştığı ortaya çıktı.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na göre söz konusu raporlar polis birimleri ile birlikte NCTV’ye ve Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı’na da gönderildi.
Raporların içeriği belediyeden belediyeye değişse de tamamında incelenen kişilerin dini inançlarına ve İslam içindeki eğilimlerine dair bilgilerin yer aldığı belirtildi. Bazı raporlarda isimler, fotoğraflar, aile bilgileri ve cami içindeki gerilimlere ilişkin ayrıntılı notlar bulunduğu ifade edildi. Bazı kişiler hakkında ise kapsamlı kişisel profiller hazırlandı.
Kamuoyunda dile getirilen sahte kimlikle araştırma yapıldığı iddiaları hakkında ise kurum somut bir bulguya ulaşmadığını açıkladı. Ancak araştırmacıların bilgileri farklı kaynaklardan topladığı ve bu kaynaklar arasında durumdan habersiz Müslümanlarla yapılan görüşmelerin de bulunduğu belirtildi.
Autoriteit Persoonsgegevens, belediyelerin bu tür verilere sahip olmasının ve işlemesinin açık biçimde hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Kurum sözcüsü, kişilerin dini inançları ve siyasi eğilimleri gibi özel nitelikli verilerin işlenmesinin neredeyse her durumda yasak olduğunu söyledi.
Kurum Başkanı Aleid Wolfsen de belediyelerin hiçbir hukuki dayanak olmadan bu bilgilere ulaştığını belirtti. Wolfsen, araştırmaya konu olan kişilerin mahremiyetinin ağır şekilde ihlal edildiğini ve bu durumun belediyelere duyulan güveni ciddi biçimde zedelediğini ifade etti.
Soruşturma kapsamındaki belediyeler hatalı davrandıklarını kabul etti ve para cezalarına itiraz etmeyeceklerini açıkladı.
Öte yandan bazı belediyelerin söz konusu raporları hâlâ elinde bulundurduğu belirtildi. Kuruma göre bu belgeler yalnızca mağdur kişilerin açabileceği tazminat davalarında kullanılabilecek. Bunun dışında kullanılmalarına izin verilmeyecek ve süreçlerin tamamlanmasının ardından imha edilmeleri gerekecek.
Almere gibi bazı belediyelerin de aynı araştırma şirketiyle çalıştığı ancak bu belediyelere ceza verilmediği bildirildi. Kurum bu soruşturmada bir seçim yapıldığını doğruladı ancak hangi kriterlerin esas alındığına dair ayrıntılı açıklama paylaşmadı.
Bu olay Hollanda’da devlet, güvenlik ve temel haklar dengesinin yeniden tartışılmasına yol açtı. Radikalleşme ile mücadele gerekçesiyle başlatılan çalışmaların, bireylerin dini kimliklerini ve özel hayatını hedef alacak boyuta ulaşması ciddi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre burada iki hassas alan çarpışıyor. Bir yanda güvenlik kaygısı ve radikalleşmeyi önleme çabası bulunuyor. Diğer yanda ise hukuk devleti ilkesi, mahremiyet hakkı ve din özgürlüğü yer alıyor. Bu dosya, kamu otoritelerinin güvenlik gerekçesiyle sınırları ne kadar zorlayabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Belediyelerin doğrudan cami cemaatlerini hedef alması ve kişilerin dini aidiyetlerine göre veri toplaması, Hollanda’nın uzun yıllardır savunduğu özgürlük ve eşitlik ilkeleriyle ne kadar örtüştüğü sorusunu da beraberinde getirdi.
Olayın bir başka dikkat çekici yönü ise hazırlanan raporların polis ve bakanlıklarla paylaşılması oldu. Bu durum, yerel düzeyde başlatılan bir çalışmanın kısa sürede merkezi güvenlik mekanizmasının parçası haline geldiğini gösterdi.
Bugün gelinen noktada verilen para cezaları yalnızca idari bir yaptırım olarak görülmüyor. Aynı zamanda kamu kurumlarına verilen güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Kişisel verilerin korunması ve özellikle dini kimliğe ilişkin bilgilerin işlenmesi konusunda sınırların açık olduğu mesajı veriliyor.
Ancak tartışma burada bitmiş değil. Çünkü bazı belediyelerin aynı araştırma şirketi ile çalışmasına rağmen ceza almamış olması, soruşturmanın kapsamı ve kriterleri konusunda yeni soru işaretleri doğuruyor.
Bu dosya Hollanda’da uzun süre konuşulacağa benziyor. Güvenlik mi özgürlük mü sorusu, bir kez daha ülkenin gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.
**************
CORENDON’A TÜRKİYE GÜNEŞ TATİLİ ÖDÜLÜ
İlhan KARAÇAY’ın haberi:
Turizm sektörünün prestijli organizasyonlarından Vakantie Awards’ın 26’ncı edisyonunda Corendon, Türkiye Güneş Tatili kategorisinde bir kez daha ödüle layık görüldü. Ödül töreni Hollanda’daki Grand Hotel Huis ter Duin’de düzenlendi ve sektörden çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti.
Corendon adına ödülü Dick Gussen ve Tineke Boele teslim aldı. Törende yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin güneş tatili destinasyonu olarak güçlü konumunu koruduğu ve Corendon’un bu alandaki etkin rolünün sektör temsilcileri tarafından açık biçimde takdir edildiği vurgulandı.
Yetkililer, ödülün özellikle seyahat sektöründeki meslektaşlar ve iş ortaklarının oylarıyla kazanılmasının ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Bu sonuç, Türkiye’de yıllardır sürdürülen turizm yatırımlarının ve hizmet kalitesinin karşılık bulduğunu gösteriyor.
Corendon yönetimi, Türkiye’de görev yapan ekipler ile yerel iş ortaklarının katkısına da dikkat çekti. Sahadaki yoğun emek, misafirperverlik anlayışı ve operasyonel başarı bu ödülün alınmasında belirleyici unsurlar arasında yer aldı.
Turizm çevreleri, söz konusu ödülün hem Corendon’un hem de Türkiye’nin uluslararası tatil pazarındaki güçlü konumunu pekiştirdiği görüşünde birleşiyor. Özellikle son yıllarda artan talep ve sürdürülen iş birlikleri, Türkiye’nin güneş tatili kategorisinde lider destinasyonlardan biri olmayı sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO)’nun raporuna göre, Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı. 13 isim arasında Lale Gül de var.
Lale Gül’ün eğitimi lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişi, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.
Lale Gül’ün destekçisi yayınevi,Televizyon ve gazetelerdeki dekolte kıyafetleri için uyarıda bulundu.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Değerli Okurlarım, Daha önce yayımladığım yazılarda, Lale Gül’ün edebi niteliğinden çok, İslam karşıtı çıkışları sayesinde medyada geniş yer bulduğunu ve bu ilginin yapay biçimde büyütüldüğünü dile getirmiştim. Bugün ortaya çıkan gelişmeler, bu değerlendirmemin tesadüf olmadığını gösteriyor. Nitekim hem televizyon programlarındaki görünürlüğü hem de kamuoyuna servis edilen fotoğraflar, yazarın edebi kimliğinden çok tartışma yaratan yönleri üzerinden öne çıkarıldığını bir kez daha ortaya koydu.
Özellikle SBS 6 ve Vandaag Inside gibi TV programlarında sık görünmesi ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğraflar, tartışmayı yeni bir boyuta taşıdı. Dahası, yayınevinin bu durumdan rahatsızlık duyduğu yönündeki iddialar, daha önce dikkat çektiğim “medyatik kimlik inşası” eleştirisini güçlendirdi. Yayınevi cephesinden gelen uyarılar, edebiyat ile popüler görünürlük arasındaki gerilimin artık kurum içinde de hissedildiğini gösteriyor.
Bugünkü tablo, Lale Gül’ün kamuoyunda nasıl konumlandırıldığına dair tartışmayı yeniden alevlendirirken, medyanın kimi isimleri hangi gerekçelerle öne çıkardığı sorusunu da daha görünür hale getiriyor.
13 İSLAM DÜŞMANI, AKADEMİK YETERLİLİĞE SAHİP DEĞİL
Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı.
Bu sonuca, Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO) tarafından kısa süre önce yayımlanan “Niteliksiz – İslam tartışmasında sıkça dile getirilen sözde uzmanların teşhiri” başlıklı raporda varıldı.
Araştırma, medyada sık sık İslam ve Müslümanlar konusunda “uzman” olarak sunulan siyasetçiler, köşe yazarları ve aktivistlere odaklanıyor. Bu isimler arasında Geert Wilders, Lale Gül, Wierd Duk ve Annabel Nanninga da bulunuyor.
MPO’ya göre, bu kişilerin hiçbirinde bu alanda onları içerik açısından uzman kılacak ilgili bir akademik altyapı mevcut değil.
YÜKSEKÖĞRENİM DİPLOMASI YOK
Araştırmaya dahil edilen grubun yüzde 40’ının yükseköğretimde tamamlanmış bir eğitimi bulunmuyor. Annabel Nanninga ve Lale Gül’ün eğitimleri lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişiler, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.
Bölgesel cami çatı örgütlerinin iş birliğiyle (K9) kurulan bir platform olan MPO, raporda bu konuşmacıların, araştırmacılara göre nasıl inatçı mitleri yaydığını analiz ediyor.
Bunlar arasında, İslam’ın doğası gereği şiddet içerdiği ya da Müslümanların topluca topluma tehdit oluşturduğu iddiaları da yer alıyor.
MPO’ya göre bu tür bir algı, kamuoyunu etkiliyor ve sosyal uyum ile hukuk devleti üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde politika ve mevzuatı şekillendiriyor.
KUTUPLAŞMA
Araştırmanın çıkış noktası, MPO’ya göre Hollanda’da İslam ve Müslümanlar etrafında artan kutuplaşma. Bu kutuplaşmanın, son siyasi gelişmeler ve tek taraflı medya çerçeveleri tarafından daha da körüklendiği belirtiliyor.
MPO, raporun kesinlikle bir sansür çağrısı olmadığının altını çiziyor. Ancak araştırmacılar, editoryal kadrolara görüş ile uzmanlık arasındaki farkın daha net gözetilmesi ve karmaşık dini ve toplumsal konular ele alınırken akademik eğitim almış uzmanlara daha fazla söz verilmesi çağrısında bulunuyor.
KASITLI VURGULAMALAR
“Hükümet karşıtı”, “radikal”, “ırkçı”, “aşırı sağcı” ve “İslam karşıtı” gibi kavramlar, Hollanda’daki İslam tartışmalarında sıkça kullanılan etiketlerdir. Bu nitelemeler çoğu zaman dikkatle tanımlanmadan ve bağlamı sorgulanmadan kullanılmaktadır. Bunun sonucunda, kamusal tartışma giderek daha tek taraflı ve yüzeysel bir hâl almaktadır.
Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasını mercek altına almaktadır.
Araştırma, medyada sıkça “uzman” olarak sunulan kişilerin büyük bölümünün İslami ilimler alanında akademik bir yeterliliğe sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu kişilerin görüşleri, kamuoyunda belirleyici bir ağırlık kazanmaktadır.
Raporda, bu ‘sözde uzmanların’ çoğu zaman yanlış genellemeler yaptıkları ve İslam ile Müslümanlar hakkında kalıplaşmış önyargıları besledikleri belirtilmektedir. Bu tür söylemler, toplumsal kutuplaşmayı artırmakta ve sağlıklı bir kamusal tartışma ortamını zedelemektedir.
Rapor, aynı zamanda eleştirinin ve ifade özgürlüğünün meşru olduğunu vurguluyor. Ancak bu özgürlüğün bilgi, uzmanlık ve sorumluluk temelinde kullanılması gerektiğine de dikkat çekiyor.
Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasının bir analizidir.
Akademik uzmanlık iddiasında bulunan kişilerin kimler olduğunu ortaya koymakta ve bunun ne gibi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
Aynı zamanda, dürüst, bilgili ve dengeli bir tartışma için nerelerde fırsatlar bulunduğuna işaret etmektedir.
Yazar Lale Gül, dinleyicilerden gelen saldırgan tepkiler nedeniyle büyük olasılıkla konferanslar vermeyi bırakacak. Gül, televizyondaki ‘WNL op Zondag’ programında, her yıl 5 Mayıs öncesinde düzenlenen ‘Özgürlük Kolejleri’ kapsamında verdiği bir konferansta yaşadığı olumsuz deneyimi anlattı.
“Bu çok rahatsız ediciydi. O erkekler yarım saat ile kırk beş dakika boyunca bana saldırdılar. İnancı aşağıladığımı, topluluğa saldırdığımı ve bu ülkede Müslümanlara yönelik nefreti artırdığımı söylediler,” diye anlattı Gül sunucu Rick Nieman’a ve şöyle devam etti: “Salondaki insanlar tarafından bana her türlü suçlama yöneltiliyor. Buna hakları olabilir ama bunu son derece yıldırıcı ve korkutucu bir şekilde yapıyorlar.”
LALE GÜL’ÜN TELEVİZYON VE FOTOĞRAF TARTIŞMASI YAYINEVİNİ RAHATSIZ ETTİ
Yazar Lale Gül’ün televizyon programlarına katılması ve medyada yer alan bazı fotoğrafları, yayınevi cephesinde rahatsızlık yarattı. Özellikle Vandaag Inside programındaki görünürlüğü ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların ardından yayınevinin temkinli bir tutum aldığı konuşuluyor.
SBS 6 Televizyonu’na sık sık katılmasının eleştirilmesi konusunda konuşan Lale Gül yaptığı açıklamada, yayınevinden bir kişinin kendisine “Artık bir SBS 6 kızısın” dediğini aktardı.
Bu sözlerin, televizyon programlarına katılımın yazarın ciddiyetine zarar verebileceği endişesiyle söylendiği ifade ediliyor. Yeni bir kitabın tanıtımı sırasında bazı televizyon programlarında yer bulmanın zorlaşabileceği yönünde uyarı yapıldığı da dile getirildi.
Lale Gül için yayımlanan son haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların da yayınevinin hoşuna gitmediği iddia ediliyor. Televizyon görünürlüğü ile birlikte bu tür görsellerin, yazarın kamuoyundaki algısını etkileyebileceği yönünde kurum içinde değerlendirmeler yapıldığı konuşuluyor.
Tartışma, edebiyat dünyasında yazarın medyadaki görünürlüğü ile yayıncılık çizgisi arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getirdi.
Lale Gül cephesinde ise geri adım sinyali yok. Yazarın hem televizyon programlarına katılmayı hem de kamuoyunda görünür olmaya devam etmeyi planladığı ifade ediliyor.