Geri
17 Ağustos 2026 2026

TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİKLEŞME GELİŞMESİNİ DÜNYA NASIL OKUYOR?

TBMM’de 468 oyla kabul edilen tarihî düzenleme, uluslararası basında “Kırk yıllık çatışmayı sona erdirebilecek bir dönüm noktası” olarak değerlendirildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, PKK’nın silah bırakması ve fesih sürecinin hukuki zemine oturtulması amacıyla kabul ettiği düzenleme, dünya basınında geniş yankı buldu.

Hollanda’dan Amerika’ya, İngiltere’den Fransa ve Almanya’ya kadar pek çok ülkede yayınlanan haberlerde, Türkiye’nin kırk yılı aşkın süredir devam eden kanlı bir çatışmayı sona erdirme yolunda tarihî bir adım attığı vurgulandı.

Uluslararası basında, AK Parti, MHP ve DEM Parti başta olmak üzere farklı siyasi çevrelerin aynı düzenleme etrafında buluşmasına özellikle dikkat çekildi. Bu tablo, Türkiye’de uzun zamandır görülmeyen geniş kapsamlı bir siyasi uzlaşma olarak yorumlandı.

Ancak dış dünyanın Türkiye’ye bakışı yalnızca iyimserlikten ibaret değil.
Haber ve yorumlarda, silahların susmasının gerçek bir demokratikleşme sürecine dönüşebilmesi için, hukuk devleti, ifade özgürlüğü ve kültürel hakların yanı sıra tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin durumu konusunda da yeni adımlar atılması gerektiği belirtiliyor.

De Telegraaf muhabiri Maarten van Aalderen, Türkiye’nin tarihî bir adım attığını kabul ederken, gelişmeyi ‘Çatışmanın sonu mu?’ sorusuyla okurlarına duyurdu.

İncelediğim dış basın yayınlarının ortak kanaati şu noktada birleşiyor: Türkiye çok önemli bir kapıyı açtı; fakat bu kapının barışa ve daha ileri bir demokrasiye açılıp açılmayacağını bundan sonra atılacak adımlar belirleyecek.

(Yazının Hollandacası en sonda.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Türkiye, yaklaşık yarım asırdır binlerce insanın hayatına mal olan, toplumda derin yaralar açan ve ülkenin demokratik gelişmesini de etkileyen silahlı çatışmayı sona erdirmek için, tarihî bir dönemece girdi.
PKK’nın silah bırakmasını ve örgütün tasfiyesini hukuki bir zemine oturtmayı amaçlayan yeni düzenleme, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarında da geniş yankı uyandırdı.
Dış basın bu gelişmeyi barış adına önemli bir fırsat olarak değerlendirirken, sürecin gerçek bir demokratikleşmeye dönüşebilmesi için, hukuk devleti, temel haklar ve uygulama konusunda atılacak adımlara dikkat çekiyor. Peki dünya, Türkiye’de başlayan bu yeni dönemi nasıl okuyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen yeni düzenleme, ilk bakışta yalnızca PKK mensuplarının silah bırakması, örgütün feshedilmesi ve bazı kişilerin topluma yeniden kazandırılmasıyla ilgili hukuki bir gelişme olarak görülebilir.
Oysa dünyanın Türkiye’ye bakışı, konunun bundan çok daha geniş olduğunu gösteriyor.

Uluslararası basın, Türkiye’de atılan bu adımı yalnızca bir güvenlik düzenlemesi olarak ele almıyor. Kırk yılı aşkın süredir devam eden, on binlerce insanın hayatına mal olan ve Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmesini derinden etkileyen bir çatışmanın sona erdirilme ihtimali üzerinde duruyor.

Daha da önemlisi, dünya basını şu sorunun cevabını arıyor: Türkiye’de silahların susması, aynı zamanda yeni bir demokratikleşme döneminin başlangıcı olabilir mi?

ÖNCE KAVRAMLARI DOĞRU YERİNE KOYALIM

Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarında düzenlemenin başlığı, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak yer almaktadır. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen düzenleme, kamuoyunda ise “Çerçeve Yasa” olarak anılmaktadır.

PKK, Türkiye’nin yanı sıra Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Örgütün fesih ve silah bırakma kararı almış olması, bu hukuki statünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yürütülen çalışmaları “Terörsüz Türkiye süreci” olarak adlandırırken, uluslararası basının önemli bir bölümü “barış süreci” ifadesini kullanmaktadır. Bu haberde her iki ifade de, kullanan kurum ve yayın organına bağlı kalınarak aktarılmıştır.

EZİCİ ÇOĞUNLUK DÜNYANIN DİKKATİNİ ÇEKTİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki oylamanın sonucu, dış basının özellikle dikkat çektiği konulardan biri oldu.

Düzenleme 468 milletvekilinin kabul oyuyla Meclis’ten geçti. 88 milletvekili karşı oy kullandı, 6 milletvekili ise çekimser kaldı.

Bu sonuç, uluslararası basın tarafından yalnızca sayısal bir üstünlük olarak görülmedi. Türkiye siyasetinde çok farklı noktalarda duran partilerin, yıllardır büyük görüş ayrılıklarına yol açan bir konuda ortak bir hukuki zeminde buluşabilmesi önemli bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi ile MHP ve DEM Parti başta olmak üzere, farklı siyasi çevrelerden gelen milletvekillerinin aynı düzenlemeye destek vermesi, Türkiye’nin çatışmalı bir meseleyi parlamento çatısı altında çözme iradesinin göstergesi olarak değerlendirildi.

Özellikle MHP ile DEM Parti’nin aynı yönde oy kullanması, dışarıdan bakıldığında olağanüstü bir siyasi gelişme olarak görülüyor.

Çünkü daha düne kadar aynı cümle içinde yan yana getirilmesi bile çok güç olan iki siyasi hareket, şimdi silahlı çatışmanın sona erdirilmesini sağlayabilecek bir düzenlemenin arkasında buluşmuş bulunuyor.

Bu tablo, Türkiye’nin sorunlarını yalnızca askerî yöntemlerle değil, siyaset ve hukuk yoluyla çözebileceğine dair dünyaya verilen önemli bir mesajdır.

MAARTEN VAN AALDEREN: “TÜRKİYE TARİHÎ BİR ADIM ATTI”

Hollanda’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden De Telegraaf’ın, Türkiye’yi uzun yıllardır yakından izleyen muhabiri Maarten van Aalderen, gelişmeyi geniş bir haberle okurlarına duyurdu.

Van Aalderen’in haberindeki en önemli cümle daha girişte yer alıyor: “Türkiye, modern tarihinin en kanlı çatışmalarından birini sona erdirme yolunda tarihî bir adım attı.”

Bu değerlendirme önemlidir. Çünkü Van Aalderen, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri uzun yıllardır takip eden, ülkenin siyasi yapısını ve Kürt meselesinin hassasiyetlerini yakından bilen deneyimli bir gazetecidir.

Ancak Van Aalderen, gelişmeyi kayıtsız şartsız bir başarı ilanı olarak da sunmuyor. Haberinin ana başlığında şu soruyu soruyor:

“ÇATIŞMANIN SONU MU?”

Bu soru işareti, aslında dünya basınının Türkiye’deki gelişmeye yaklaşımını özetliyor.
Ortada tarihî bir fırsat var, ancak sonuç henüz garanti değil.

PKK’nın gerçekten bütün unsurlarıyla silah bırakıp bırakmayacağı, örgütsel yapının tamamen sona erip ermeyeceği, sürecin Suriye ve Irak’taki uzantılara nasıl yansıyacağı ve Türkiye’nin bu güvenlik adımını daha kapsamlı demokratik reformlarla tamamlayıp tamamlamayacağı henüz bilinmiyor.

Van Aalderen’in haberi bu nedenle ne Türkiye’nin attığı adımı küçümsüyor ne de henüz gerçekleşmemiş sonuçları gerçekleşmiş gibi gösteriyor.
Haberin temel yaklaşımı, “tarihî umut, fakat devam eden kuşku” olarak özetlenebilir.

REUTERS: “BARIŞ SÜRECİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI”

Reuters Logo PNG Transparent & SVG Vector - Freebie Supply

Dünyanın önde gelen haber ajanslarından Reuters, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararını, PKK ile yürütülen sürecin ilerlemesini sağlayabilecek “dönüm noktası niteliğinde bir yasa” olarak duyurdu.

Reuters haberinde, düzenlemenin PKK’nın feshedilmesi için hukuki bir çerçeve oluşturduğuna ve ağır suçlara karışmamış eski örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasının önünü açtığına dikkat çekildi.

Haberde, kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın sona erdirilmesi bakımından önemli bir aşamaya gelindiği belirtilirken, düzenlemenin tek başına bütün sorunları çözmediği de vurgulandı.

Kürtlerin daha geniş siyasi ve kültürel hakları, terörle mücadele mevzuatının sınırları ve Abdullah Öcalan’ın gelecekteki statüsü, cevap bekleyen konular arasında gösterildi.

Reuters’ın yaklaşımında da Türkiye’nin attığı adım küçümsenmiyor. Tam tersine, gelişme açıkça tarihî bir ilerleme olarak tanımlanıyor. Ancak bu ilerlemenin daha kapsamlı reformlarla desteklenmesi gerektiği hatırlatılıyor.

AMERİKAN BASINI: SEVİNÇ, RAHATLAMA VE KUŞKU

Amerikan Associated Press Haber Ajansı, gelişmeyi “binlerce PKK mensubu için şartlı af niteliği taşıyan düzenleme” olarak okurlarına aktardı.

Associated Press, yasanın bütün örgüt mensuplarına sınırsız ve koşulsuz bir af getirmediğini özellikle belirtti. Kasten öldürme gibi ağır suçlardan hüküm giymiş kişiler ile Abdullah Öcalan’ın düzenlemenin kapsamı dışında tutulduğunu yazdı.

Diyarbakır'da kafe ve restoranlarda 'gizli ücret' dönemi bitti!

Ajansın Diyarbakır ve bölgedeki halkın tepkilerini ele alan ikinci haberinde ise üç duygu öne çıktı:
Sevinç, rahatlama ve kuşku.

Bölgede uzun yıllar süren çatışmaların ardından barış ve ekonomik canlanma umudu doğduğu, ancak siyasi ve kültürel haklar konusunda henüz yeterli güvence görülmediği kaydedildi.

Associated Press’in haberleri, Türkiye’deki gelişmenin yalnızca örgüt ile devlet arasındaki bir mesele olmadığını; yıllardır çatışmanın gölgesinde yaşayan insanların günlük hayatını, ekonomisini ve gelecek beklentilerini de ilgilendirdiğini dünyaya anlattı.

İNGİLİZ FİNANCIAL TIMES: TARİHÎ YASA, FAKAT SORULAR VAR

İngiliz Financial Times gazetesi de düzenlemeyi, kırk yıldan fazla süren çatışmanın sona erdirilmesini amaçlayan “tarihî bir yasa” olarak değerlendirdi.

Gazete, yasanın yürürlüğe girmesinin PKK’nın tamamen feshedildiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin Türk makamları tarafından doğrulanması şartına bağlandığını vurguladı.

Financial Times’ın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de çatışmanın sona ermesinin Türkiye’nin yalnızca iç güvenliğini değil, bölgesel gücünü ve Irak ile Suriye politikalarını da etkileyebilecek olmasıydı.

Ancak gazete, Türkiye’de muhalefete yönelik devam eden soruşturmalar ve tutuklamalarla, Kürt meselesindeki açılımın aynı dönemde yaşanmasının dışarıdan çelişkili bir görüntü verdiğine dikkat çekti.

Bir yanda silahların susması için tarihî bir hukuki düzenleme yapılırken, diğer yanda Türkiye’nin genel demokratik iklimine ilişkin eleştiriler devam ediyor.

İngiliz gazetesinin yaklaşımı bu nedenle açık: Atılan adım çok büyük, fakat gerçek demokratikleşmenin ölçüsü yalnızca PKK’nın silah bırakması olmayacak.

FRANSIZ LE MONDE: SİLAHSIZLANMA YASASI KÜRT MESELESİNİ TEK BAŞINA ÇÖZMÜYOR

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, gelişmeye daha sorgulayıcı bir başlıkla yaklaştı: “Türkiye’de PKK’nın silahsızlanmasına ilişkin yasa, Kürt meselesini çözmüyor.”

Bu başlık, yasanın önemini reddetmiyor. Ancak silahlı örgütün ortadan kaldırılması ile yıllardır devam eden Kürt meselesinin bütünüyle çözülmesi arasında fark bulunduğunu hatırlatıyor.

Gazete, PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılmasını önemli bulurken, Abdullah Öcalan’ın durumunun, Kürtlerin siyasi ve kültürel taleplerinin ve daha geniş demokratik reformların henüz çözülmemiş konular olduğunu belirtiyor.

Le Monde’un değerlendirmesi, dünya basınındaki ortak yaklaşımın Fransızca ifadesi gibidir:
Silahsızlanma barış için vazgeçilmezdir, fakat kalıcı barış yalnızca silahların bırakılmasıyla kurulamaz.

ALMAN BASINI: “BARIŞA DOĞRU BİR ADIM MI?”

Alman Die Welt gazetesi de Türkiye’de kabul edilen düzenlemeyi, “Barışa doğru bir adım mı?” sorusuyla ele aldı.

Gazete, PKK mensuplarına belirli koşullarda cezaların ertelenmesi imkânı sağlandığını, ancak uygulamanın başlayabilmesi için örgütün tamamen feshedildiğinin ve bütün silahlarını bıraktığının Millî Güvenlik Kurulu tarafından doğrulanması gerektiğini yazdı.

Die Welt, önceki çözüm sürecinin 2015 yılında sona erdiğini hatırlatarak bugünkü sürece ihtiyatla yaklaştı. Düzenlemeyi barış yönünde önemli bir adım olarak değerlendirirken, şeffaflık ve daha kapsamlı demokratik reform taleplerinin devam ettiğini de aktardı.

Alman basınının kullandığı soru işareti ile De Telegraaf’ın kullandığı soru işareti birbirine çok benziyor: “Barışa doğru bir adım mı?” “Çatışmanın sonu mu?”

Demek ki Avrupa basını, atılan adımı önemli buluyor, fakat başarının ilan edilmesi için henüz erken olduğunu düşünüyor.

YUNANİSTAN VE ORTA DOĞU BASINI DA GELİŞMEYİ YAKINDAN İZLİYOR

 

Türkiye ile ilgili gelişmeleri yakından izleyen Yunanistan’ın Kathimerini gazetesi, düzenlemeyi “PKK ile barışı getirmeyi amaçlayan yasa” şeklinde duyurdu.

Gazete, silah bırakan örgüt mensuplarının hukuk sistemi içinde nasıl değerlendirileceğini ve topluma nasıl kazandırılacağını düzenleyen maddeleri öne çıkardı. Yasanın en önemli şartının, PKK’nın silahlarının tamamını teslim etmesi olduğu belirtildi.

Orta Doğu’nun önemli İngilizce yayınlarından Arab News ise düzenlemeyi, eski PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılması ve barışın sağlanması amacıyla hazırlanan bir girişim olarak değerlendirdi.

Böylece Türkiye’deki gelişmenin yalnızca Avrupa ve Amerika’da değil, Irak ve Suriye’deki dengeler nedeniyle bütün Orta Doğu’da dikkatle takip edildiği görüldü.

BU KEZ ÖNCEKİ SÜREÇTEN FARKLI OLAN NE?

Türkiye, PKK ile silahlı çatışmayı sona erdirmek amacıyla daha önce de çeşitli girişimlerde bulundu. Bunların en kapsamlısı olan 2013-2015 çözüm süreci, taraflar arasındaki karşılıklı güvensizlik ve yeniden başlayan şiddet olayları nedeniyle sona erdi.

O dönemde de süreç tamamen hukuki dayanaktan yoksun değildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 10 Temmuz 2014’te 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u kabul etmişti. Söz konusu kanun, çözüm sürecinde hükümetin atabileceği adımlara ve kurumlar arasındaki koordinasyona genel bir hukuki çerçeve oluşturmuştu.

Bugünkü düzenlemeyi öncekinden ayıran temel özellik, fesih ve silahsızlanma sürecinin şartlarını ve bunun ceza hukuku bakımından doğuracağı sonuçları daha ayrıntılı biçimde belirlemesidir.

Yeni düzenleme; PKK’nın fiilî varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesini ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesini öngörüyor. Ancak bu kararın Resmî Gazete’de yayınlanmasından sonra soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet hükümlerinin infazıyla ilgili erteleme işlemleri uygulanabilecek.

Dolayısıyla bugünkü adımın tarihî önemi, Türkiye’nin meseleyi ilk kez parlamentoya veya hukuka taşımasından değil; silahsızlanmanın doğrulanmasıyla eski örgüt mensuplarının hukuki durumları arasında daha açık, ayrıntılı ve şartlara bağlı bir bağ kurmasından kaynaklanıyor.

Bununla birlikte, geçmişteki çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması, bugünkü iyimserliğin yanında ihtiyatı da zorunlu kılıyor. Yeni sürecin kaderini, verilen sözlerden çok bunların uygulanıp uygulanmayacağı belirleyecek.

DÜNYA AYNI GELİŞMEYİ ÜÇ AYRI MERCEKTEN OKUYOR

Uluslararası basında yayınlanan haberler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’deki gelişmenin üç ayrı mercekten okunduğu görülüyor.

Birinci mercek güvenlik ve silahsızlanmadır. Reuters ve Associated Press gibi uluslararası haber ajansları, düzenlemenin kimleri kapsayacağını, hangi suçların kapsam dışında bırakıldığını, silahların teslim edildiğinin nasıl doğrulanacağını ve eski PKK mensuplarının topluma hangi şartlarla dönebileceğini öne çıkarıyor.

İkinci mercek demokrasi ve insan haklarıdır. Financial Times, Le Monde ve De Telegraaf gibi gazeteler, silahlı çatışmanın sona ermesinin tek başına Kürt meselesinin çözüldüğü anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyor. Bu yayınlar, hukuk devleti, ifade özgürlüğü ve kültürel hakların yanı sıra tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin durumu ile demokratik siyasetin hareket alanı konusunda atılacak adımları sürecin gerçek ölçüsü olarak görüyor.

Üçüncü mercek ise bölgesel dengelerdir. Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının geleceği, Suriye’deki YPG/SDG yapılanmasının yeni Suriye devletine ve ordusuna nasıl entegre edileceği ve Türkiye’nin bölgedeki siyasi etkisinin nasıl değişeceği yakından izleniyor. Bu nedenle Türkiye’de başlayan süreç, yalnızca ülkenin iç meselesi olarak değil, Irak ve Suriye’nin geleceğini de etkileyebilecek bölgesel bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Burada önemli bir gazetecilik ayrımını da yapmak gerekiyor. Kathimerini ve Arab News gibi pek çok ülkedeki gazeteler, gelişmeyi büyük ölçüde Reuters ve Associated Press kaynaklı haberlerle okurlarına aktardı. Bu yayınlar birbirinden tamamen bağımsız değerlendirmeler olarak değil, Türkiye’deki gelişmenin ne kadar geniş bir coğrafyaya ulaştığının göstergesi olarak görülmelidir.

Ancak gerek özgün gazete haberleri gerekse uluslararası ajansların değerlendirmeleri aynı temel noktada birleşiyor: Türkiye’nin attığı adım küçümsenemez; fakat silahsızlanmanın kalıcı barışa ve gerçek demokratikleşmeye dönüşüp dönüşmeyeceğini uygulama gösterecek.

DÜNYA BASININDAKİ ORTAK BEŞ NOKTA

Farklı ülkelerdeki yayınların kullandığı ifadeler ve siyasi bakış açıları değişse de, haberlerin büyük bölümü beş temel noktada birleşiyor:

Birincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen düzenleme, kırk yılı aşkın çatışmanın sona erdirilmesi yolunda tarihî bir gelişmedir.

İkincisi, 468 milletvekilinin desteği, Türkiye siyasetinde ender rastlanan geniş bir uzlaşmayı göstermektedir.

Üçüncüsü, bu düzenleme genel ve koşulsuz bir af değildir. Ağır suçlara karışanlar ile PKK’nın üst düzey yöneticilerinin önemli bir bölümü kapsam dışında tutulmaktadır.

Dördüncüsü, yasanın uygulanması PKK’nın tamamen feshedilmesi ve bütün silahların bırakılması şartına bağlanmıştır.

Beşincisi, silahlı çatışmanın bitmesi demokratikleşmenin sonu değil, ancak başlangıcı olabilir. Kalıcı barışın hukuk devleti, ifade özgürlüğü, kültürel haklar ve demokratik siyasetin alanının genişletilmesiyle desteklenmesi gerekmektedir.

ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİN ACISI DA UNUTULMUYOR

Uluslararası basında yer alan haberler yalnızca çatışmaların sona ermesini ve yakınlarının evlerine dönmesini bekleyen ailelerin umuduna odaklanmıyor. PKK saldırılarında yakınlarını kaybeden şehit aileleri ile yıllar süren mücadelede yaralanan gazilerin kaygılarına da yer veriliyor.

Reuters’ın Türkiye’den aktardığı değerlendirmelerde, çocuklarının dağdan dönmesini bekleyen annelerin taşıdığı umutla, şehit aileleri ve gazilerin yaşadığı kırgınlığın yan yana bulunduğu görülüyor.

Bazı şehit yakınları ve gaziler, düzenlemenin ağır suçlara karışmış kişilere uygulanmasından ve yıllarca verilen mücadelenin anlamının zedelenmesinden endişe ediyor. Bu nedenle, yasanın kasten öldürme gibi ağır suçlardan hüküm giyenleri kapsam dışında bırakması, toplumdaki adalet duygusunun korunması bakımından ayrıca önem taşıyor. Kalıcı barış, yalnızca silah bırakanların topluma dönüşünü düzenlemekle sağlanamaz. Çatışmada hayatını kaybedenlerin ailelerinin, gazilerin ve terörden zarar gören bütün vatandaşların adalet duygusunun korunması gerekir.

Barışın toplumsal kabul görmesi, bir tarafın acısının diğer tarafın umuduna feda edilmemesine bağlıdır. Türkiye’nin önündeki en zor sınavlardan biri de bu hassas dengeyi kurabilmektir.

BARIŞ MI, SİYASİ HESAP MI?

Dış basında en çok tartışılan konulardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hedefleridir.

Bazı yayınlar, barış sürecinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmenlerin desteğini kazanmasına ve muhtemel bir erken seçim ya da yeni adaylık planına yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Bu ihtimal elbette göz ardı edilemez. Siyasette atılan büyük adımların siyasi sonuçları da olur.
Ancak bir girişimin siyasi sonuç doğuracak olması, o girişimin toplumsal değerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Eğer kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışma sona erer, yeni can kayıpları önlenir, silahların yerini siyaset alır ve Türkiye daha demokratik bir yapıya kavuşursa, bundan yalnızca bir siyasi parti veya lider değil, Türkiye’nin tamamı kazanır.

Asıl ölçü, sürecin kimin hanesine kaç oy yazacağı değil, ülkeye kalıcı barış getirip getirmeyeceğidir.

SİLAHLARIN SUSMASI DEMOKRASİNİN SESİNİ YÜKSELTEBİLİR

Türkiye, terör nedeniyle çok ağır bedeller ödedi.

Askerler, polisler, öğretmenler, kamu görevlileri, köylüler, kadınlar ve çocuklar hayatlarını kaybetti. Binlerce aileye ateş düştü. Ülkenin büyük kaynakları çatışmaya harcandı. Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik ve toplumsal gelişmesi defalarca sekteye uğradı.

Bu nedenle silahların bırakılması yalnızca bir güvenlik başarısı değildir.
Silahların ortadan kalkması, Kürt kökenli vatandaşların taleplerinin şiddetin gölgesi olmadan konuşulabilmesini; siyasi partilerin terör suçlamalarının arkasına sığınılmadan demokratik zeminde mücadele edebilmesini ve Türkiye’nin kendi meselelerini parlamento çatısı altında çözebilmesini sağlayabilir.

Gerçek bir demokratikleşmenin yolu da tam burada açılabilir.
Şiddetin yerini söz, dağın yerini Meclis, tehdidin yerini hukuk alırsa, bundan etnik kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşlar ve Türkiye Cumhuriyeti kazançlı çıkar.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ÜÇ ÖLÇÜSÜ: BARIŞ, HUKUK VE TEMEL HAKLAR

Avrupa Birliği de PKK’nın feshedilmesi ve silahsızlanması yönündeki gelişmeleri olumlu karşıladı. Avrupa Birliği adına yapılan değerlendirmede, diyaloğa ve uzlaşmaya dayanan, temel haklara ve hukuk devletine saygı gösteren güvenilir ve kapsayıcı bir barış sürecinin, Kürt meselesinin kalıcı siyasi çözümüne katkı sağlayacağı belirtildi.

Bu yaklaşım, Avrupa’nın Türkiye’deki gelişmeyi hangi ölçülerle değerlendirdiğini gösteriyor.

Avrupa Birliği için PKK’nın silah bırakması son derece önemli olmakla birlikte, tek başına yeterli görülmüyor. Sürecin kapsayıcı olması, hukuk devletinin güçlendirilmesi, temel hakların korunması ve demokratik siyasetin önünün açılması bekleniyor.

Bu nedenle Türkiye’de kabul edilen yasa, Avrupa açısından yalnızca bir güvenlik düzenlemesi değil, ülkenin demokratik geleceği bakımından da önemli bir sınavdır.

DÜNYA TÜRKİYE’YE ŞİMDİLİK “AÇIK KREDİ” VERİYOR

Dünya basınının Türkiye’deki gelişmeyi okuma biçimini tek bir cümleyle özetlemek gerekirse şöyle denilebilir: Türkiye tarihî bir kapı açtı, ancak dünyanın bu kapının ardında ne göreceği henüz belli değil.

Uluslararası basın, düzenlemeyi küçümsemiyor. “Tarihî”, “dönüm noktası”, “barışa doğru büyük adım” ve “kırk yıllık çatışmayı bitirme fırsatı” gibi güçlü ifadeler kullanıyor.
Fakat hemen arkasından sorularını sıralıyor:
PKK gerçekten bütün silahlarını bırakacak mı?
Irak’taki PKK varlığının ve Suriye’deki YPG/SDG yapılanmasının geleceği ne olacak?
Süreç geçmişte olduğu gibi yeniden kesintiye uğrayabilir mi?
Kürtlerin siyasi ve kültürel hakları konusunda yeni adımlar atılacak mı?
Haklarında soruşturma veya dava bulunan siyasetçilerin, belediye başkanlarının ve gazetecilerin durumu ne olacak?
Terörle mücadele ile demokratik hakların korunması arasında yeni ve daha sağlam bir denge kurulabilecek mi?

Bu sorular Türkiye’ye düşmanlık olarak görülmemelidir. Tam tersine, Türkiye’nin başlattığı sürecin başarıya ulaşmasını isteyen herkesin üzerinde düşünmesi gereken sorulardır.

“ÇATIŞMANIN SONU MU?” SORUSUNUN CEVABINI TÜRKİYE VERECEK

Maarten van Aalderen, haberinin başlığında haklı olarak “Çatışmanın sonu mu?” diye soruyor.
Bugün bu soruya kesin bir “evet” demek için henüz erkendir.
Ancak artık kesin bir “hayır” demek de mümkün değildir.

Çünkü bu kez yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi devreye girmiş, çok geniş bir siyasi çoğunluk ortaya çıkmış ve silahsızlanma sürecinin hukuki zemini oluşturulmuştur.

Türkiye şimdi dünya önünde büyük bir sınav vermektedir.
Bu sınav, yalnızca PKK’nın silah bırakıp bırakmayacağıyla ilgili değildir. Devletin, siyasetin ve toplumun çatışmadan demokrasiye geçişi ne ölçüde başarabileceği de sınanacaktır.

Dünya basını Türkiye’ye bugün ne kayıtsız şartsız alkış tutuyor ne de atılan adımı değersizleştiriyor.
Dünyanın mesajı daha ölçülü, fakat çok açıktır:
Türkiye önemli ve cesur bir adım attı. Şimdi bu adımı kalıcı barış, daha güçlü hukuk ve daha geniş demokrasiyle tamamlama zamanıdır.

                                                             ******************

De Telegraaf’ı Hollandaca okumak isteyenler için:

Hollanda’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden De Telegraaf’taki haberin Hollandacasını üstteki kupürden okuyabilirsiniz. Hollandaca bilmeyen okurlarım için, haberin Türkçesini altta sunuyorum:

KÜRTLER: TÜRKİYE’NİN YENİ PKK YASASI ÇATIŞMAYI SONA ERDİRMEYİ AMAÇLIYOR, ANCAK KUŞKULAR HENÜZ GİDERİLMİŞ DEĞİL

ÇATIŞMANIN SONU MU?

Türkiye, modern tarihinin en kanlı çatışmalarından birini sona erdirme yolunda tarihî bir adım attı. Ankara’daki parlamento, PKK’nın feshedilmesini hukuken mümkün kılan yasayı bu hafta ezici bir çoğunlukla kabul etti. Binlerce eski PKK mensubu için topluma geri dönme umudu doğabilir.

Maarten van Aalderen

Oylamanın sonucu çok şey anlatıyordu: 468 milletvekili kabul, 88 milletvekili ret oyu verdi, 6 milletvekili ise çekimser kaldı. Böylece barış yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi ile milliyetçi MHP’nin ve Kürt yanlısı DEM Parti’nin desteğini aldı. Özellikle dikkat çekici olan, milliyetçi MHP ile Kürt yanlısı DEM Parti’nin aynı yasaya destek vermesiydi.

HAPİS CEZALARI ASKIYA ALINIYOR

Yasa, silahlarını bırakmayı taahhüt eden ve belirli ağır suçlardan sorumlu olmayan PKK mensuplarının kontrollü ve şartlı biçimde topluma geri dönüşünü öngörüyor. Daha önce PKK üyeliği veya örgüte yardım suçundan hüküm giymiş kişilerin hapis cezaları ise askıya alınabilecek.

Devam etmekte olan soruşturmalar ve davalar da geçici olarak durdurulabilecek. Suçlamanın ağırlığına bağlı olarak bu süre beş veya on yıl olacak. Bu dönem içerisinde yeni bir terör suçu işlemeyen kişiler, sürenin sonunda kalan cezaların uygulanmasından kurtulabilecek.

Düzenlemenin temel hükümleri ayrıca hemen uygulanmaya başlamayacak. Öncelikle PKK’nın gerçekten feshedildiğinin ve silahlarını bütünüyle teslim ettiğinin güvenlik kurumları tarafından tespit edilmesi gerekiyor. Bunun ardından Millî Güvenlik Kurulunun silahsızlanmaya ilişkin bu tespiti teyit etmesi gerekiyor. Ancak bundan sonra yasanın en önemli hükümleri uygulanabilecek. Daha sonra ise ilgili kişilerin başvuruda bulunabilecekleri sınırlı bir dönem başlayacak.

Olası sonuçların kapsamı, buna rağmen oldukça büyük. Tahminlere göre on binlerce kişi bu düzenlemeden yararlanabilir. Bunlar arasında özellikle hüküm giymiş PKK mensupları ile yasadışı bir örgüte destek vermekten dolayı yargılanmış kişiler bulunuyor.

Ancak herkes serbest kalmayacak. Kasten adam öldürmekten hüküm giymiş olanlar düzenlemenin dışında kalacak. 1 Haziran 2005’ten önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenler de düzenlemenin kapsamı dışında bırakılıyor. Bu durum, 1999 yılından beri cezaevinde bulunan PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın bu yasa sayesinde serbest bırakılmayacağı anlamına geliyor.

Ağır şiddet suçlarından hüküm giymiş diğer PKK yöneticileri de sağlanan korumanın dışında kalacak.

Buna rağmen, 2024 yılında Öcalan’a yönelik ilk siyasi açılımı gerçekleştiren MHP lideri Devlet Bahçeli, Öcalan’ın “umut hakkı”ndan yararlanarak serbest bırakılma ihtimalinden söz etmişti. Ancak Adalet Bakanı Akın Gürlek, yasanın PKK’nın kurucusu için geçerli olmadığını açıkça ifade ederek bu umudu kesin biçimde ortadan kaldırdı.

Yaklaşık on yıldır cezaevinde bulunan Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın durumu ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Yeni düzenleme yalnızca PKK’nın silahsızlanmasını ve belirli ceza davalarını kapsıyor. İlgili çevreler, bunun siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik genel bir düzenleme olmadığını belirtiyor.

PKK ORTADAN KALKMALI

Buna rağmen yasanın kabul edilmesi, Türkiye açısından önemli bir dönüm noktasıdır. PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 1984 yılından beri devam eden ve 45 binden fazla insanın hayatına mal olan bir çatışma yaşanıyor. Buradaki amaç, örgütün kesin olarak ortadan kalkması, üyelerinin silahlarını bırakması ve Türkiye toplumuna geri dönmesidir.

Türk barış sürecinin ilk kez sağlam bir hukuki temele kavuşması da bu nedenle önem taşıyor.

Şubat 2025’te Abdullah Öcalan, cezaevinden silahlı mücadelenin sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bunun ardından PKK, aynı yılın mayıs ayında kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini açıkladı. Yeni kabul edilen yasanın, bu siyasi açıklamanın Türk hukuk düzeni içerisinde gerçekten uygulanmasını güvence altına alması gerekiyor.

Suriye’deki Kürt Halk Savunma Birlikleri YPG/SDG’nin hızla zayıflaması da Ankara’nın PKK sorununu resmî olarak kapatmasını bu yıl daha kolay hâle getirdi. Suriye’deki Kürt milisleri, bağımsız konumlarının önemli bir bölümünü kaybetmiş durumda ve güçlerini Suriye ordusuna entegre etmeleri yönünde baskı altında bulunuyor.

KÜRTLER İÇİN YİNE DE UMUT VAR

Türkiye’nin güneydoğusunda yeni ve umutlu bir dönemden söz ediliyor. Askerî operasyonların ve korkunun olmadığı bir dönemden… Ancak sevinç, kuşkularla gölgeleniyor.

Yasa, Kürtlere onlarca yıldır talep ettikleri daha geniş hakları kendiliğinden vermiyor.

Yeni bir anayasa hazırlanmasından veya Kürtlerin statüsünün ve kültürel özerkliğinin güvence altına alınmasından yasada söz edilmiyor. Kürt yanlısı DEM Parti, bu nedenle düzenlemeyi yalnızca bir başlangıç olarak nitelendiriyor.

Belediye başkanlarına, siyasetçilere ve gazetecilere ne olacağı da belirsizliğini koruyor. Bu kişiler, PKK ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle hüküm giymiş veya hapse atılmış durumda.

Aynı zamanda Kürtlerin kültürel hakları konusunda da hâlâ kaygılar bulunuyor. Öcalan’ın tutuklanmasından bu yana Kürt dili ve kültürüne yönelik baskılar önemli ölçüde azaldı. Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskı, 1980’li yıllardaki askerî yönetim dönemine kıyasla çok daha hafif.

Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Kürtlerin kültürel hakları konusunda hâlâ kısıtlamalar bulunduğunu belirtiyor.

SEÇİMLER

Şimdi en büyük siyasi soru, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın barış sürecinden Kürt seçmenlerin desteğini kazanarak yararlanıp yararlanamayacağıdır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2028 yılında yapılması planlanıyor. Ancak Ankara’da erken seçim ihtimalinin gelecek yıl gündeme gelebileceği yönünde şimdiden hesaplar yapılıyor.

Erdoğan yeniden aday olmak isterse, bu seçimde Kürtlerin desteği belirleyici olabilir. Erdoğan, kendisini PKK ile çeyrek yüzyılı aşkın süredir devam eden mücadeleye son veren lider olarak sunabilir.

Sayfanın en altındaki vurgu:
PKK’NIN KURUCUSU ABDULLAH ÖCALAN SERBEST BIRAKILMAYACAK

De Telegraaf sayfasındaki fotoğraflar:

Kürtlerin, daha geniş haklar elde etmek amacıyla eylemlerini sürdürmeleri bekleniyor.
Fotoğraflar: ANP

Cezaevinde bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın portresini taşıyan bir bayrak.


Kürt yanlısı DEM Partisi milletvekilleri, oylamanın ardından kazanılan başarıyı kutluyor.

                     ******************

HOE KIJKT DE WERELD NAAR DE DEMOCRATISERING IN TÜRKİYE?

De historische regeling, die in het Turkse parlement met 468 stemmen werd aangenomen, is in de internationale pers omschreven als „een keerpunt dat een einde kan maken aan een conflict van veertig jaar”.

De regeling waarmee de Grote Nationale Assemblee van Türkiye het neerleggen van de wapens door de PKK en de ontbinding van de organisatie een juridische basis wil geven, heeft wereldwijd veel aandacht gekregen.

In berichten die verschenen van Nederland tot de Verenigde Staten en van Groot-Brittannië tot Frankrijk en Duitsland, werd benadrukt dat Türkiye een historische stap heeft gezet op weg naar beëindiging van een bloedig conflict dat al meer dan veertig jaar duurt.

De internationale pers besteedde bijzondere aandacht aan het feit dat uiteenlopende politieke stromingen, met name de AK Parti, de MHP en de DEM-partij, zich achter dezelfde regeling schaarden. Dit werd uitgelegd als een brede politieke consensus die in Türkiye lange tijd niet meer was vertoond.

Toch kijkt de buitenwereld niet uitsluitend optimistisch naar Türkiye. In nieuwsberichten en commentaren wordt gesteld dat nieuwe stappen nodig zijn op het gebied van de rechtsstaat, de vrijheid van meningsuiting, culturele rechten en de positie van veroordeelde en gedetineerde politici, wil het zwijgen van de wapens uitgroeien tot werkelijke democratisering.

De Telegraaf-correspondent Maarten van Aalderen erkende dat Türkiye een historische stap heeft gezet, maar bracht het nieuws aan zijn lezers met de vraag: „Einde van de strijd?”

De gemeenschappelijke conclusie van de buitenlandse publicaties die ik bestudeerde, komt hierop neer: Türkiye heeft een zeer belangrijke deur geopend, maar de stappen die hierna worden gezet, zullen bepalen of die deur werkelijk naar vrede en een verdergaande democratie leidt.


Geschreven door İlhan KARAÇAY:

Türkiye staat op een historisch keerpunt in de poging een gewapend conflict te beëindigen dat in bijna een halve eeuw duizenden levens heeft gekost, diepe wonden in de samenleving heeft geslagen en ook de democratische ontwikkeling van het land heeft beïnvloed. De nieuwe regeling, die het neerleggen van de wapens door de PKK en de ontmanteling van de organisatie een juridische basis wil geven, kreeg niet alleen in Türkiye maar ook bij toonaangevende internationale media veel aandacht. Terwijl de buitenlandse pers de ontwikkeling als een belangrijke kans op vrede beschouwt, wijst zij tevens op de stappen die op het gebied van de rechtsstaat, de fundamentele rechten en de uitvoering nodig zijn om dit proces in echte democratisering te laten uitmonden. Hoe kijkt de wereld naar dit nieuwe tijdperk dat in Türkiye is begonnen?

Op het eerste gezicht kan de nieuwe regeling die door de Grote Nationale Assemblee van Türkiye is aangenomen, worden gezien als een juridische ontwikkeling die uitsluitend betrekking heeft op het neerleggen van de wapens door PKK-leden, de ontbinding van de organisatie en de terugkeer van bepaalde personen in de samenleving. De blik van de wereld op Türkiye laat echter zien dat het onderwerp veel breder is.

De internationale pers behandelt deze stap niet alleen als een veiligheidsmaatregel. Zij richt zich op de mogelijkheid dat een conflict wordt beëindigd dat al meer dan veertig jaar duurt, tienduizenden levens heeft gekost en de politieke, maatschappelijke en economische ontwikkeling van Türkiye diepgaand heeft beïnvloed.

Belangrijker nog is de vraag waarop de wereldpers een antwoord zoekt: kan het zwijgen van de wapens in Türkiye tevens het begin vormen van een nieuw tijdperk van democratisering?

LATEN WE EERST DE BEGRIPPEN OP DE JUISTE PLAATS ZETTEN

In de stukken van de Grote Nationale Assemblee van Türkiye draagt het voorstel de titel „Wetsvoorstel inzake de versterking van de nationale solidariteit en de maatschappelijke samenhang”. De door de plenaire vergadering aangenomen regeling wordt in de publieke discussie aangeduid als de „Kaderwet”.

De PKK wordt niet alleen door Türkiye, maar ook door de Europese Unie en de Verenigde Staten als terroristische organisatie aangemerkt. Het besluit van de organisatie om zich te ontbinden en de wapens neer te leggen, betekent niet dat deze juridische status automatisch vervalt.

De regering van de Republiek Türkiye noemt de werkzaamheden het „Proces voor een Türkiye zonder terrorisme”, terwijl een belangrijk deel van de internationale pers de term „vredesproces” gebruikt. In dit artikel worden beide termen weergegeven overeenkomstig de instelling of het medium dat ze hanteert.

DE OVERWELDIGENDE MEERDERHEID TROK WERELDWIJD DE AANDACHT

De uitslag van de stemming in de Grote Nationale Assemblee van Türkiye was een van de punten waarop de buitenlandse pers bijzondere nadruk legde.

De regeling werd met 468 stemmen aangenomen. Achtentachtig parlementsleden stemden tegen en zes onthielden zich van stemming.

De internationale pers zag deze uitslag niet alleen als een numerieke meerderheid. Belangrijk werd gevonden dat partijen die in de Turkse politiek ver uit elkaar staan, elkaar op een gemeenschappelijke juridische basis konden vinden bij een kwestie die jarenlang tot diepe meningsverschillen heeft geleid.

Dat parlementsleden uit verschillende politieke stromingen, met name uit de AK Parti van president Recep Tayyip Erdoğan, de MHP en de DEM-partij, dezelfde regeling steunden, werd beschouwd als een teken dat Türkiye bereid is een conflictueuze kwestie binnen het parlement op te lossen.

Vooral het feit dat de MHP en de DEM-partij in dezelfde richting stemden, wordt van buitenaf gezien als een uitzonderlijke politieke ontwikkeling.

Twee politieke bewegingen die tot voor kort nauwelijks in één zin naast elkaar konden worden genoemd, staan nu gezamenlijk achter een regeling die het einde van het gewapende conflict mogelijk kan maken.

Dit beeld geeft de wereld een belangrijke boodschap: Türkiye kan zijn problemen niet alleen met militaire middelen, maar ook via politiek en recht oplossen.

MAARTEN VAN AALDEREN: „TÜRKİYE HEEFT EEN HISTORISCHE STAP GEZET”

Maarten van Aalderen, correspondent van De Telegraaf, een van de kranten met de hoogste oplage in Nederland, volgt Türkiye al vele jaren van nabij en bracht de ontwikkeling uitvoerig onder de aandacht van zijn lezers. De belangrijkste zin staat direct aan het begin van zijn artikel: „Türkiye heeft een historische stap gezet op weg naar het beëindigen van een van de bloedigste conflicten uit zijn moderne geschiedenis.”

Deze beoordeling is belangrijk. Van Aalderen is een ervaren journalist die de ontwikkelingen in Türkiye al vele jaren volgt en de politieke structuur van het land en de gevoeligheden rond de Koerdische kwestie goed kent.

Toch presenteert Van Aalderen de ontwikkeling niet als een onvoorwaardelijk succes. In de hoofdkop van zijn artikel stelt hij de vraag:

„EINDE VAN DE STRIJD?”

Dat vraagteken vat in feite samen hoe de wereldpers naar de ontwikkeling in Türkiye kijkt. Er ligt een historische kans, maar de uitkomst staat nog niet vast.

Het is nog onzeker of alle onderdelen van de PKK daadwerkelijk de wapens zullen neerleggen, of de organisatiestructuur volledig zal verdwijnen, hoe het proces zal doorwerken in Syrië en Irak en of Türkiye deze veiligheidsstap zal aanvullen met bredere democratische hervormingen.

Van Aalderens bericht doet de Turkse stap daarom niet tekort, maar stelt evenmin nog niet behaalde resultaten als voldongen feiten voor. De kern ervan kan worden samengevat als „historische hoop, maar aanhoudende twijfel”.

REUTERS: „EEN KEERPUNT IN HET VREDESPROCES”

Reuters Logo PNG Transparent & SVG Vector - Freebie Supply

Reuters, een van de belangrijkste internationale persbureaus, meldde dat het besluit van de Grote Nationale Assemblee van Türkiye een „baanbrekende wet” is die het proces met de PKK vooruit kan helpen.

Reuters wees erop dat de regeling een juridisch kader schept voor de ontbinding van de PKK en de weg opent voor de maatschappelijke re-integratie van voormalige leden die niet bij zware misdrijven betrokken waren.

Volgens het bericht is een belangrijk stadium bereikt in het beëindigen van het ruim veertig jaar durende conflict, maar lost de regeling op zichzelf niet alle problemen op.

De ruimere politieke en culturele rechten van de Koerden, de grenzen van de antiterrorismewetgeving en de toekomstige positie van Abdullah Öcalan behoren tot de vragen die nog moeten worden beantwoord.

Ook Reuters bagatelliseert de stap van Türkiye niet. Integendeel: de ontwikkeling wordt duidelijk als historische vooruitgang omschreven. Tegelijk wordt eraan herinnerd dat deze vooruitgang door bredere hervormingen moet worden ondersteund.

AMERIKAANSE PERS: VREUGDE, OPLUCHTING EN TWIJFEL

Het Amerikaanse persbureau Associated Press presenteerde de ontwikkeling aan zijn lezers als een regeling die neerkomt op „voorwaardelijke gratie voor duizenden PKK-leden”.

Associated Press benadrukte dat de wet geen onbeperkte en onvoorwaardelijke gratie voor alle leden biedt. Personen die voor zware misdrijven, zoals opzettelijke doodslag, zijn veroordeeld, en Abdullah Öcalan vallen buiten de regeling.

Diyarbakır'da kafe ve restoranlarda 'gizli ücret' dönemi bitti!

In een tweede bericht over de reacties van inwoners van Diyarbakır en de regio kwamen drie gevoelens naar voren: vreugde, opluchting en twijfel.

Na jaren van conflict bestaat hoop op vrede en economische opleving, maar er zouden nog onvoldoende garanties zijn voor politieke en culturele rechten.

De berichten van Associated Press maakten de wereld duidelijk dat de ontwikkeling niet alleen een kwestie tussen de organisatie en de staat is, maar ook het dagelijks leven, de economie en de toekomstverwachtingen raakt van mensen die jarenlang in de schaduw van het conflict leefden.

BRITSE FINANCIAL TIMES: HISTORISCHE WET, MAAR VRAGEN BLIJVEN

Ook de Britse krant Financial Times beoordeelde de regeling als een „historische wet” die beoogt een einde te maken aan een conflict van meer dan veertig jaar.

De krant benadrukte dat de wet pas in werking treedt nadat de Turkse autoriteiten hebben vastgesteld dat de PKK volledig is ontbonden en de wapens heeft ingeleverd.

Een belangrijk punt van de Financial Times was dat het einde van het conflict niet alleen gevolgen kan hebben voor de binnenlandse veiligheid van Türkiye, maar ook voor zijn regionale invloed en beleid ten aanzien van Irak en Syrië.

De krant wees er echter op dat de toenadering in de Koerdische kwestie, naast de aanhoudende onderzoeken en arrestaties van oppositieleden in Türkiye, vanuit het buitenland een tegenstrijdig beeld oproept.

Enerzijds wordt een historische juridische regeling getroffen om de wapens te laten zwijgen, terwijl anderzijds de kritiek op het algemene democratische klimaat in Türkiye voortduurt.

De benadering van de Britse krant is daarom duidelijk: de stap is zeer groot, maar de maatstaf voor echte democratisering zal niet uitsluitend zijn of de PKK de wapens neerlegt.

FRANSE LE MONDE: ONTWAPENINGSWET LOST DE KOERDISCHE KWESTIE NIET ALLEEN OP

Le Monde, een van de belangrijkste Franse kranten, koos een meer kritische kop: „In Türkiye lost de wet inzake de ontwapening van de PKK de Koerdische kwestie niet op.”

Deze kop ontkent het belang van de wet niet, maar herinnert eraan dat er verschil bestaat tussen het verdwijnen van de gewapende organisatie en een volledige oplossing van de al jaren bestaande Koerdische kwestie.

De krant noemt de maatschappelijke re-integratie van PKK-leden belangrijk, maar stelt dat de positie van Abdullah Öcalan, de politieke en culturele verlangens van de Koerden en bredere democratische hervormingen nog onopgeloste vraagstukken zijn.

De beoordeling van Le Monde lijkt de Franse formulering van de gemeenschappelijke benadering in de wereldpers: ontwapening is onmisbaar voor vrede, maar duurzame vrede kan niet uitsluitend door het neerleggen van de wapens worden opgebouwd.

DUITSE PERS: „EEN STAP RICHTING VREDE?”

Ook de Duitse krant Die Welt behandelde de in Türkiye aangenomen regeling met de vraag: „Een stap richting vrede?”

De krant schreef dat PKK-leden onder bepaalde voorwaarden uitstel van straf kunnen krijgen, maar dat de regeling pas kan worden toegepast nadat de Nationale Veiligheidsraad heeft bevestigd dat de organisatie volledig is ontbonden en alle wapens heeft ingeleverd.

Die Welt herinnerde eraan dat het vorige vredesproces in 2015 eindigde en benaderde het huidige proces behoedzaam. De regeling werd als een belangrijke stap naar vrede beschouwd, terwijl ook de roep om transparantie en bredere democratische hervormingen werd weergegeven.

Het vraagteken van de Duitse pers lijkt sterk op dat van De Telegraaf: „Een stap richting vrede?” en „Einde van de strijd?”

De Europese pers vindt de stap dus belangrijk, maar acht het nog te vroeg om het succes uit te roepen.

OOK DE GRIEKSE EN MIDDEN-OOSTERSE PERS VOLGT DE ONTWIKKELING NAUWLETTEND


De Griekse krant Kathimerini, die de ontwikkelingen in Türkiye nauwgezet volgt, bracht de regeling als „de wet die vrede met de PKK beoogt”.

De krant legde de nadruk op de bepalingen die regelen hoe leden die de wapens neerleggen juridisch worden behandeld en opnieuw in de samenleving worden opgenomen. De belangrijkste voorwaarde zou zijn dat de PKK al haar wapens inlevert.

Arab News, een belangrijke Engelstalige publicatie in het Midden-Oosten, beschouwde de regeling als een initiatief om voormalige PKK-leden in de samenleving terug te brengen en vrede tot stand te brengen.

Daarmee werd duidelijk dat de ontwikkeling in Türkiye niet alleen in Europa en Amerika, maar vanwege de verhoudingen in Irak en Syrië in het gehele Midden-Oosten nauwlettend wordt gevolgd.

WAT IS DEZE KEER ANDERS DAN BIJ HET VORIGE PROCES?

Türkiye heeft eerder verschillende pogingen ondernomen om het gewapende conflict met de PKK te beëindigen. De meest omvangrijke poging, het vredesproces van 2013–2015, eindigde door wederzijds wantrouwen en het opnieuw oplaaien van geweld.

Ook dat proces was niet geheel zonder juridische basis. Op 10 juli 2014 nam de Grote Nationale Assemblee van Türkiye wet nr. 6551 aan, „inzake het beëindigen van terrorisme en de versterking van de maatschappelijke samenhang”. Deze wet bood een algemeen juridisch kader voor stappen van de regering en voor coördinatie tussen de instellingen.

Het belangrijkste verschil met de huidige regeling is dat de voorwaarden voor ontbinding en ontwapening en de strafrechtelijke gevolgen daarvan uitvoeriger worden vastgelegd.

De nieuwe regeling bepaalt dat de veiligheidsdiensten moeten vaststellen dat de PKK haar feitelijke bestaan heeft beëindigd en de wapens en munitie onder haar controle heeft ingeleverd, waarna dit door de Nationale Veiligheidsraad moet worden bevestigd. Pas nadat dit besluit in het Staatsblad is gepubliceerd, kunnen opschortingen van onderzoeken, vervolgingen en de tenuitvoerlegging van veroordelingen worden toegepast.

Het historische belang van de huidige stap ligt er dus niet in dat Türkiye de kwestie voor het eerst naar het parlement of het recht brengt, maar in de duidelijkere, uitvoeriger en voorwaardelijke koppeling tussen de geverifieerde ontwapening en de juridische positie van voormalige leden.

Tegelijk maakt het mislukken van het vorige proces voorzichtigheid naast het huidige optimisme noodzakelijk. Niet de beloften, maar de daadwerkelijke uitvoering zal het lot van het nieuwe proces bepalen.

DE WERELD BEKIJKT DEZELFDE ONTWIKKELING VANUIT DRIE VERSCHILLENDE INVALSHOEKEN

Wanneer de internationale berichtgeving gezamenlijk wordt beoordeeld, blijkt dat de ontwikkeling in Türkiye vanuit drie verschillende invalshoeken wordt bekeken.

De eerste invalshoek is veiligheid en ontwapening. Internationale persbureaus als Reuters en Associated Press benadrukken wie onder de regeling valt, welke misdrijven zijn uitgesloten, hoe de inlevering van wapens wordt gecontroleerd en onder welke voorwaarden voormalige PKK-leden in de samenleving kunnen terugkeren.

De tweede invalshoek is democratie en mensenrechten. Kranten als Financial Times, Le Monde en De Telegraaf wijzen erop dat het einde van het gewapende conflict niet automatisch betekent dat de Koerdische kwestie is opgelost. Zij zien de rechtsstaat, de vrijheid van meningsuiting, culturele rechten, de positie van veroordeelde en gedetineerde politici en de ruimte voor democratische politiek als de werkelijke maatstaf voor het proces.

De derde invalshoek betreft de regionale verhoudingen. De toekomst van de PKK-aanwezigheid in Noord-Irak, de wijze waarop de YPG/SDF-structuur in Syrië in de nieuwe Syrische staat en het leger zal worden geïntegreerd en de verandering van de regionale invloed van Türkiye worden nauwlettend gevolgd. Het proces wordt daarom niet alleen als een binnenlandse kwestie beschouwd, maar ook als een regionale ontwikkeling die de toekomst van Irak en Syrië kan beïnvloeden.

Hier moet een belangrijk journalistiek onderscheid worden gemaakt. Kranten in veel landen, waaronder Kathimerini en Arab News, brachten de ontwikkeling grotendeels via berichten van Reuters en Associated Press. Zij moeten niet worden gezien als volledig onafhankelijke beoordelingen, maar als bewijs van de grote geografische reikwijdte van het nieuws.

Zowel de oorspronkelijke krantenartikelen als de analyses van internationale persbureaus komen op hetzelfde kernpunt uit: de stap van Türkiye mag niet worden onderschat, maar de uitvoering zal uitwijzen of ontwapening uitgroeit tot duurzame vrede en werkelijke democratisering.

VIJF GEMEENSCHAPPELIJKE PUNTEN IN DE WERELDPERS

Hoewel de formuleringen en politieke invalshoeken per land verschillen, komen de meeste berichten op vijf kernpunten samen:

Ten eerste is de door de Grote Nationale Assemblee van Türkiye aangenomen regeling een historische ontwikkeling op weg naar beëindiging van een conflict dat al meer dan veertig jaar duurt.

Ten tweede toont de steun van 468 parlementsleden een brede consensus die in de Turkse politiek zelden voorkomt.

Ten derde betreft het geen algemene en onvoorwaardelijke gratie. Personen die bij zware misdrijven betrokken waren en een belangrijk deel van de hoogste PKK-leiding vallen buiten de regeling.

Ten vierde is de toepassing van de wet afhankelijk gesteld van de volledige ontbinding van de PKK en het inleveren van alle wapens.

Ten vijfde kan het einde van het gewapende conflict niet het eindpunt, maar wel het begin van democratisering zijn. Duurzame vrede moet worden ondersteund door de rechtsstaat, de vrijheid van meningsuiting, culturele rechten en meer ruimte voor democratische politiek.

OOK HET VERDRIET VAN NABESTAANDEN EN VETERANEN WORDT NIET VERGETEN

De internationale berichtgeving richt zich niet alleen op de hoop van families die wachten op het einde van de strijd en de terugkeer van hun naasten. Ook de zorgen van families die dierbaren door PKK-aanslagen verloren en van veteranen die in de jarenlange strijd gewond raakten, komen aan bod.

In de door Reuters uit Türkiye opgetekende reacties staan de hoop van moeders die wachten op de terugkeer van hun kinderen uit de bergen en de verbittering van nabestaanden en veteranen naast elkaar.

Sommige nabestaanden en veteranen vrezen dat de regeling wordt toegepast op personen die bij zware misdrijven betrokken waren en dat daarmee de betekenis van de jarenlange strijd wordt aangetast. Daarom is het voor het rechtvaardigheidsgevoel in de samenleving van bijzonder belang dat personen die voor zware misdrijven, zoals opzettelijke doodslag, zijn veroordeeld buiten de wet vallen. Duurzame vrede kan niet uitsluitend worden bereikt door de terugkeer van ontwapende personen te regelen. Ook het rechtvaardigheidsgevoel van de families van de slachtoffers, de veteranen en alle burgers die door terrorisme zijn getroffen, moet worden beschermd.

Maatschappelijke aanvaarding van vrede is alleen mogelijk wanneer het verdriet van de ene kant niet wordt opgeofferd aan de hoop van de andere. Het vinden van dit gevoelige evenwicht wordt een van de zwaarste beproevingen voor Türkiye.

VREDE OF POLITIEKE BEREKENING?

Een van de meest besproken onderwerpen in de buitenlandse pers betreft de politieke doelstellingen van president Erdoğan.

Sommige publicaties stellen dat het vredesproces president Erdoğan kan helpen de steun van Koerdische kiezers te winnen en zijn plannen voor mogelijke vervroegde verkiezingen of een nieuwe kandidatuur kan ondersteunen.

Die mogelijkheid kan uiteraard niet worden genegeerd. Grote politieke stappen hebben ook politieke gevolgen.

Maar het feit dat een initiatief politieke gevolgen kan hebben, neemt de maatschappelijke waarde ervan niet automatisch weg.

Als het conflict van meer dan veertig jaar eindigt, nieuwe slachtoffers worden voorkomen, politiek de plaats van de wapens inneemt en Türkiye democratischer wordt, wint niet slechts één partij of leider, maar het gehele land.

De ware maatstaf is niet hoeveel stemmen het proces iemand oplevert, maar of het duurzame vrede naar Türkiye brengt.

HET ZWIJGEN VAN DE WAPENS KAN DE STEM VAN DE DEMOCRATIE VERSTERKEN

Türkiye heeft door het terrorisme een zeer hoge prijs betaald.

Militairen, politieagenten, leraren, ambtenaren, dorpelingen, vrouwen en kinderen verloren het leven. Duizenden gezinnen werden in rouw gedompeld. Grote middelen van het land werden aan het conflict besteed en de economische en maatschappelijke ontwikkeling van Zuidoost-Anatolië werd herhaaldelijk belemmerd.

Daarom is het neerleggen van de wapens niet uitsluitend een veiligheidssucces.

Het verdwijnen van de wapens kan ervoor zorgen dat de verlangens van burgers van Koerdische afkomst zonder de schaduw van geweld worden besproken, dat politieke partijen democratisch kunnen strijden zonder zich achter beschuldigingen van terrorisme te verschuilen en dat Türkiye zijn eigen kwesties binnen het parlement oplost.

Juist hier kan de weg naar werkelijke democratisering worden geopend.

Als woorden de plaats van geweld innemen, het parlement de plaats van de bergen en het recht de plaats van dreiging, winnen alle burgers en de Republiek Türkiye, ongeacht hun etnische achtergrond.

DE DRIE MAATSTAVEN VAN DE EUROPESE UNIE: VREDE, RECHTSSTAAT EN FUNDAMENTELE RECHTEN

Ook de Europese Unie reageerde positief op de ontwikkelingen rond de ontbinding en ontwapening van de PKK. Namens de EU werd verklaard dat een geloofwaardig en inclusief vredesproces, gebaseerd op dialoog en verzoening en met eerbiediging van de fundamentele rechten en de rechtsstaat, kan bijdragen aan een duurzame politieke oplossing van de Koerdische kwestie.

Deze benadering laat zien aan de hand van welke maatstaven Europa de ontwikkelingen in Türkiye beoordeelt.

Voor de Europese Unie is het neerleggen van de wapens door de PKK uiterst belangrijk, maar niet voldoende. Het proces moet inclusief zijn, de rechtsstaat versterken, fundamentele rechten beschermen en ruimte bieden aan democratische politiek.

Daarom is de aangenomen wet vanuit Europees perspectief niet alleen een veiligheidsregeling, maar ook een belangrijke proef voor de democratische toekomst van het land.

DE WERELD GEEFT TÜRKİYE VOORLOPIG „VOORWAARDELIJK KREDIET”

De wijze waarop de wereldpers de ontwikkeling leest, kan in één zin worden samengevat: Türkiye heeft een historische deur geopend, maar het is nog niet duidelijk wat de wereld achter die deur zal aantreffen.

De internationale pers onderschat de regeling niet en gebruikt krachtige uitdrukkingen als „historisch”, „keerpunt”, „grote stap naar vrede” en „kans om het veertigjarige conflict te beëindigen”.
Meteen daarna volgen echter vragen: zal de PKK werkelijk alle wapens inleveren? Wat gebeurt er met de PKK-aanwezigheid in Irak en met de YPG/SDF in Syrië? Kan het proces opnieuw worden onderbroken? Komen er nieuwe stappen voor de politieke en culturele rechten van de Koerden? Wat gebeurt er met politici, burgemeesters en journalisten tegen wie onderzoeken of rechtszaken lopen? Kan er een steviger evenwicht ontstaan tussen terrorismebestrijding en democratische rechten?

Deze vragen mogen niet als vijandigheid tegenover Türkiye worden beschouwd. Integendeel: iedereen die wil dat het proces slaagt, moet erover nadenken.

TÜRKİYE ZAL HET ANTWOORD GEVEN OP DE VRAAG „EINDE VAN DE STRIJD?”

Maarten van Aalderen vraagt in zijn kop terecht: „Einde van de strijd?” Het is vandaag nog te vroeg om daarop een definitief „ja” te antwoorden. Maar ook een definitief „nee” is nog niet mogelijk.

Deze keer zijn er namelijk niet alleen gesprekken achter gesloten deuren. De Grote Nationale Assemblee van Türkiye is betrokken, er bestaat een zeer brede politieke meerderheid en het ontwapeningsproces heeft een juridische basis gekregen.

Türkiye legt nu voor de ogen van de wereld een grote proef af. Daarbij gaat het niet alleen om de vraag of de PKK de wapens neerlegt, maar ook om de mate waarin staat, politiek en samenleving de overgang van conflict naar democratie kunnen volbrengen.

De wereldpers juicht Türkiye niet onvoorwaardelijk toe, maar doet de genomen stap evenmin af als onbelangrijk. De boodschap is evenwichtig en duidelijk: Türkiye heeft een belangrijke en moedige stap gezet. Nu is het tijd die stap aan te vullen met duurzame vrede, een sterkere rechtsstaat en een ruimere democratie.

                                                                    ******************

HET OORSPRONKELIJKE ARTIKEL IN DE TELEGRAAF

Hieronder volgt de oorspronkelijke Nederlandstalige tekst van het artikel in De Telegraaf:

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir