Geri
21 Ağustos 2026 2026

BİR ADAMIN 50 YILLIK BİRİKİMİ, AVRUPA’NIN ORTASINDA BİR HAFIZA MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ. HAARLEM’DE AÇILAN LEVANT KÜTÜPHANESİ, DOĞU İLE BATI ARASINDA YENİ BİR ENTELEKTÜEL KÖPRÜ KURDU

Dr. Mehmet Tütüncü’nün yarım asır boyunca topladığı kitaplar, belgeler ve özel koleksiyonlar, Haarlem’de halka ve araştırmacılara açılan Levant Kütüphanesi’nde bir araya getirildi.

Osmanlı tarihi, Türkoloji, Türk-İslam sanatı, Levant, Balkanlar, Orta Asya ve Türkiye-Hollanda ilişkileri üzerine yoğunlaşan merkez, yalnızca bir kitaplık değil, araştırma ve eğitim kurumu olarak çalışmayı hedefliyor.

Kütüphanenin en değerli bölümlerinden birini, Leiden Üniversitesi’nin dünyaca tanınan Osmanlı tarihçisi Alexander H. de Groot’tan kalan yaklaşık 2 bin ihtisas kitabı oluşturuyor.

Açılışta bir Müslüman tarihçinin kurduğu kütüphanenin logosunu, Katolik Piskopos Jan Hendriks ile Ceneviz kökenli Levanten Testa ailesinin temsilcisi Jonkheer André Testa’nın birlikte açması, gecenin en anlamlı görüntüsünü yarattı.

Törende, 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 108’inci yıldönümü de anıldı; bağımsızlık, devlet geleneği, kültürel kimlik ve Avrupa ile tarihî ilişkiler ele alındı.

Avrupa üniversitelerinde Türkoloji kadrolarının daraldığı, büyük uzmanların ardından boşlukların doldurulamadığı bir dönemde doğan Levant Kütüphanesi, “bir enstitü gibi çalışma” iddiasıyla dikkat çekiyor.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

 

Hollanda’nın tarihî şehri Haarlem, yalnızca yeni bir kütüphanenin değil, uzun yıllara yayılan kişisel bir emeğin, toplumun hizmetine sunuluşunun da tanığı oldu.

Robert Peereboomweg’de, SOTA’nın bulunduğu binanın ikinci katında açılan Levant Kütüphanesi, ilk bakışta raflar dolusu kitaptan oluşan bir ihtisas kitaplığı gibi görünüyor. Ancak kapısından içeri girildiğinde, buranın sıradan bir kitap topluluğundan çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor.
Raflarda Osmanlı’nın Avrupa ile kurduğu diplomatik ilişkiler, Doğu Akdeniz’in çok dilli ve çok dinli şehirleri, Türk-İslam sanatı, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Filistin, Azerbaycan ve Hollanda-Türkiye ilişkileri yan yana duruyor.

Bu nedenle Haarlem’de açılan yerin adı yalnızca “kütüphane” olsa da hedefi çok daha büyük: Kaybolma ve dağılma tehlikesi taşıyan bir bilimsel birikimi korumak, araştırmacıların kullanımına açmak, konferanslar ve yayınlarla çoğaltmak, Doğu ile Batı arasında bilgiye dayalı yeni bir konuşma alanı kurmak.

YARIM ASIRLIK EMEĞİN KAPILARI HALKA AÇILDI

Levant Kütüphanesi’nin merkezinde, tarihçi ve araştırmacı Dr. Mehmet Tütüncü’nün yaklaşık 50 yıl boyunca topladığı eserler bulunuyor.

MEHMET TÜTÜNCÜ’NÜN HAARLEM’DE BAŞLAYAN HİKÂYESİ

Tütüncü ailesinin Hollanda’daki hikâyesi, 1972 yılında Türkiye’den Haarlem’e yerleşmesiyle başladı. Mehmet Tütüncü, Amsterdam’da eğitim gördü ve uzun yıllar Hollanda devlet hizmetinde görev yaptı. Meslek hayatının ardından çalışmalarını bütünüyle Osmanlı tarihi, Türk-İslam kültürü, kitabeler, diplomasi tarihi ve Türkiye-Hollanda ilişkilerine yöneltti.

Yarım asır boyunca yalnızca kitap toplamadı; arşivlerde araştırmalar yaptı, unutulmuş belgeleri gün ışığına çıkardı, eserler yayınladı ve farklı kültürlerin ortak geçmişini ortaya koymaya çalıştı. Levant Kütüphanesi, bu nedenle yalnızca Tütüncü’nün kitaplarının yerleştirildiği bir mekân değil, Haarlem’de başlayan bir hayat yolculuğunun topluma bırakılan kalıcı mirasıdır.

Tütüncü’nün arşivi bir koleksiyoner merakının ürünü değil. Yıllar boyunca Osmanlı kitabeleri, mezar taşları, şehir tarihi, diplomasi belgeleri, Türk-İslam kültürü ve Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri üzerine çalışan Tütüncü, araştırmalarında başvurduğu kaynakları, bulduğu nadir yayınları ve yayımladığı eserleri aynı çatı altında biriktirdi. Böylece kişisel bir çalışma kitaplığı, zaman içinde uzmanların başvurabileceği çok katmanlı bir kültür arşivine dönüştü.

Tütüncü’nün 1990 yılında kurduğu SOTA da bu birikimin kurumsal zeminini oluşturdu. Başlangıçta Türkistan ve Azerbaycan araştırmalarına ağırlık veren kuruluş, yıllar içinde Türk ve Arap dünyası, Osmanlı coğrafyası, Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerine yayınlar hazırladı; kitaplar, akademik çalışmalar ve konferanslarla Avrupa’daki araştırmacılara kaynak sundu.

Şimdi bu çalışmalar yeni bir aşamaya ulaştı. Daha önce araştırmacının çevresinde ve SOTA yayınlarında yaşayan birikim, Levant Kütüphanesi adıyla halka açık, kalıcı ve ulaşılabilir bir merkeze dönüştürüldü.

Tütüncü, kütüphanenin özelliğini, koleksiyonun tamamen belirli alanlara yoğunlaşmasıyla açıklıyor. Burada genel okuyucu için kurulmuş klasik bir şehir kütüphanesinden farklı olarak, Türk-İslam sanatı ve kültürü ile Türkiye-Hollanda ilişkileri başta olmak üzere özel yayınlardan meydana gelen bir ihtisas koleksiyonu bulunuyor.

LEVANT KÜTÜPHANESİ’NİN ARKASINDAKİ SESSİZ GÜÇ: Mehmet Tütüncü’nün eşi Kâmile Tütüncü Baysaloğlu, yalnızca bu büyük kültür projesinin değil, hayatının da en güçlü destekçisi oldu. Tütüncü’nün üç kez kalp ve beyin spazmı geçirdiği zorlu dönemlerde bir an olsun yanından ayrılmayan Kâmile Hanım, O’nun yeniden ayağa kalkmasında ve yarım asırlık birikimini Levant Kütüphanesi’ne dönüştürmesinde en büyük pay sahiplerinden biri oldu.

NEDEN “LEVANT”?

Kütüphanenin adı da taşıdığı misyona göre seçildi.
“Levant”, Batı dillerinde güneşin doğduğu yönü, yani Doğu’yu ifade eden bir kelime.
Tarih boyunca ise İstanbul’dan İzmir’e, Beyrut’tan İskenderiye’ye kadar uzanan Doğu Akdeniz dünyasını; limanları, ticaret yollarını, diplomatları, tercümanları ve farklı inançlardan toplulukların bir arada yaşadığı şehir kültürünü anlatmak için kullanıldı.

Bu coğrafyada Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler; Türkler, Araplar, Rumlar, Ermeniler, İtalyanlar, Fransızlar ve başka topluluklar yüzyıllar boyunca yalnızca yan yana yaşamadılar. Ticaret yaptılar, birbirlerinin dillerini öğrendiler, elçiliklerde görev aldılar, kitaplar çevirdiler ve ortak bir şehir kültürü oluşturdular.

Levant Kütüphanesi’nin seçtiği isim, işte bu iç içe geçmiş, geçmişe işaret ediyor. Amaç, Doğu’yu egzotik ve uzak bir dünya gibi gösteren eski kalıpları tekrarlamak değil; Avrupa ile Doğu Akdeniz’in tarih boyunca birbirine ne kadar bağlı olduğunu belgeler üzerinden göstermek.

Tütüncü’nün ifadesiyle hedef, insanları ayıran etiketler üretmek değil, Doğu ile Batı’yı ortak bir kültürel hafızada buluşturmak. Haarlem’deki merkezin en güçlü tarafı da bu iddiayı yalnızca sözle değil, raflarındaki kaynaklarla ortaya koyması.

ALEXANDER DE GROOT’UN KİTAPLARI DAĞILMAKTAN KURTARILDI


Türkiye’nin tanıtımı için büyük fedakârlıklar yapan Türkolog Alexander de Groot, eşi Aliye’nin ölümünden çok kısa bir süre sonra, sevgili eşinin yanına göç etti. Fotoğrafta, Alexander de Groot ile daha önce yapmış olduğum bir mülakat sırasında görülüyoruz.

Kütüphaneyi Avrupa ölçeğinde önemli hâle getiren en değerli bölümlerden biri, Leiden Üniversitesi’nin tanınmış Osmanlı tarihçisi Alexander H. de Groot’un kitaplığından gelen yaklaşık 2 bin eser.

1943 doğumlu De Groot, Leiden Üniversitesi’nde Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenmiş, akademik çalışmalarını erken dönem Osmanlı-Hollanda ilişkileri üzerinde yoğunlaştırmıştı. 1978’de yayımlanan “The Ottoman Empire and the Dutch Republic: A History of the Earliest Diplomatic Relations, 1610–1630” adlı 417 sayfalık çalışması, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıç dönemine dair temel başvuru eserlerinden biri oldu.

De Groot yalnızca Türkiye-Hollanda ilişkilerini değil; Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle diplomatik temaslarını, kapitülasyon düzenini, Akdeniz ticaretini ve Kuzey Afrika ile Hollanda Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri de inceledi. Leiden Üniversitesi’nde İslami kurumlar alanında ders verdi ve 2005’te emekliye ayrıldıktan sonra da araştırmalarını sürdürdü.

Böylesine uzmanlaşmış bir bilim insanının kitaplığı, sahibinin ölümünden sonra sıradan bir koleksiyon gibi parçalansaydı, yalnızca kitaplar farklı ellere dağılmış olmayacaktı. Bir araştırmacının onlarca yılda kurduğu düşünce haritası, kaynaklar arasındaki bağ ve akademik hafıza da kaybolacaktı.

Dr. Mehmet Tütüncü’nün De Groot’un yakınlarıyla anlaşarak yaklaşık 2 bin kitabı bir bütün hâlinde koruma altına alması, bu nedenle kütüphanenin en önemli kazanımlarından biri. De Groot’un çalışma alanlarıyla Tütüncü’nün araştırmaları ve Levant Kütüphanesi’nin hedefleri büyük ölçüde örtüşüyor. Böylece bir bilim insanının kitaplığı, kapalı bir depoya kaldırılmak yerine yeni kuşak araştırmacıların önüne açılıyor.

Bu koleksiyon aynı zamanda Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerin yalnızca resmî ziyaretler ve güncel siyaset üzerinden okunamayacağını da gösteriyor. Dört yüzyılı aşan diplomatik ilişkinin gerisinde elçiler, tüccarlar, tercümanlar, seyyahlar, din adamları, bilim insanları ve onların bıraktığı binlerce sayfalık bir hafıza bulunuyor.

AVRUPA’DAKİ TÜRKOLOJİ BOŞLUĞUNA KARŞI YENİ BİR MERKEZ


        ALEXANDER DE GROOT                 JAN SCHMİDT                         MACHİEL KİEL

Levant Kütüphanesi’nin açılışı, Avrupa’daki Türkoloji çalışmalarının geleceği konusunda kaygıların arttığı bir döneme rastladı.
Üniversitelerde bütçe kısıntıları, kadroların yenilenmemesi ve küçük uzmanlık alanlarının daha geniş bölümlerin içine alınması, uzun yıllar boyunca oluşmuş bazı akademik merkezleri zayıflattı. Alexander De Groot’un yanı sıra, Osmanlı el yazmaları uzmanı Jan Schmidt ve Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi ile kültür mirasının en önemli araştırmacılarından Machiel Kiel gibi isimlerin ardından aynı uzmanlıkta yeni kadroların yetişmemesi, yalnızca üniversitelerin değil, kültürel hafızanın da sorunu hâline geldi.

Bir uzman emekliye ayrıldığında veya hayatını kaybettiğinde, onun yıllarca biriktirdiği kitaplar ve notlar farklı yerlere dağılıyorsa, kaybedilen şey yalnızca bir koleksiyon değildir. Bir bilim geleneğinin devamlılığı da kesintiye uğrar.

Haarlem’deki yeni merkezin “bir enstitü gibi faaliyet gösterme” hedefi bu noktada anlam kazanıyor. Levant Kütüphanesi, üniversitenin yerini almak iddiasında değil. Ancak kitapları koruyan, araştırmacıları bir araya getiren, öğrencilerin özel kaynaklara ulaşmasını sağlayan, konferans ve yayın üreten bağımsız bir merkez olarak önemli bir boşluğu doldurabilir.

Kütüphanenin başarısı, raflarındaki kitap sayısından çok, o kitapların ne ölçüde kataloglanacağına, araştırmacılara nasıl açılacağına, hangi bilimsel toplantıların düzenleneceğine ve yeni kuşakların bu birikimle nasıl buluşturulacağına bağlı olacak.

Açılış, bu uzun yolun yalnızca ilk adımı.

TESTA AİLESİNİN YÜZYILLARA UZANAN HİKÂYESİ

Açılış töreninin en dikkat çekici konuşmalarından birini Levant Kütüphanesi Danışma Kurulu Başkanı Jonkheer André Testa yaptı.

Testa’nın anlattığı aile hikâyesi, kütüphanenin “Levant” adını neden taşıdığını somut biçimde gösteriyordu. Ailenin kökleri Ceneviz Cumhuriyeti’ne uzanıyor. Testa ailesinin mensupları, yüzyıllar boyunca Konstantinopolis’te, daha sonra İstanbul adını alan şehirde yaşadı; Osmanlı sarayında ve Avrupa devletlerinin diplomatik temsilciliklerinde dragoman, yani tercüman ve diplomatik arabulucu olarak görev yaptı.

Dragomanlar yalnızca bir dilden diğerine kelime aktaran tercümanlar değildi. Osmanlı yönetim düzenini, saray protokolünü, Avrupa diplomasisini ve farklı toplumların kültürünü bilen, antlaşmaların hazırlanmasında ve devletler arasındaki hassas görüşmelerde rol alan vazgeçilmez aracılardı. Testa ailesi de bu diplomasi dünyasının köklü ailelerinden biri olarak çeşitli Avrupa devletlerinin hizmetinde görev aldı.

André Testa, babasının 1900 yılında İstanbul yakınlarındaki Heybeliada’da doğduğunu anlattı. Kardeşi Patrick Testa ile birlikte ailelerinin Bizans ve Osmanlı dönemlerine uzanan geçmişini araştırdıklarını, Mehmet Tütüncü’nün bu çalışmalara büyük katkı sağladığını belirtti.

Bu iş birliği yalnızca aile arşivleriyle sınırlı kalmadı. Tütüncü’nün Testa ailesine ait Kutsal Haç ve Dikenli Taç emanetlerinin tarihini araştırması, Amsterdam’daki Aziz Nikolaos Eş-Katedrali Bazilikası’nda korunan bu eserlerin geçmişinin belgelenmesine de katkıda bulundu.

BİR MÜSLÜMAN TARİHÇİ, BİR KATOLİK PİSKOPOS VE LEVANTEN BİR AİLE

Açılış gecesinin belki de en güçlü mesajı, konuşmalardan çok, Levant Kütüphanesi’nin logosu açılırken verilen görüntüde saklıydı.

(Soldan sağa) Haarlem-Amsterdam Piskoposu Jan Hendriks, tarihçi-yazar Dr. Mehmet Tütüncü, Levant Kütüphanesi Danışma Kurulu Başkanı Jonkheer André Testa ve eski Hollanda Levant Büyükelçisi Nico Beets, Levant Kütüphanesi’nin açılışında bir arada.

Bir Müslüman tarihçinin kurduğu kütüphanenin logosunu, Haarlem-Amsterdam Piskoposu Jan Hendriks ile Levanten bir diplomasi ailesinin temsilcisi André Testa birlikte açtı. Yanlarında Dr. Mehmet Tütüncü ve Hollanda’nın eski diplomatlarından Nico Beets de bulunuyordu.

Bu görüntü, kütüphanenin Doğu ile Batı, İslam ile Hristiyanlık ve geçmiş ile gelecek arasında kurmak istediği köprünün sembolü oldu.

Piskopos Hendriks, törenden bir gün sonra kendi internet sayfasında yayımladığı “29 Mayıs’ta olanlar…” başlıklı yazıda, 29 Mayıs 1453’te Konstantinopolis’in fethiyle Bizans İmparatorluğu’nun sona erdiğini hatırlattı. Fethin Hristiyanlık tarihi için ağır ve sarsıcı bir olay olduğunu yazan Hendriks, buna karşılık tarih boyunca İslam ile Hristiyanlık arasında barışçı birlikte yaşamı savunan köprü kurucularının da bulunduğunu belirtti ve Mehmet Tütüncü’yü bu isimlerden biri olarak gösterdi.

Piskopos, Tütüncü’nün geniş kitaplığının ve Alexander De Groot koleksiyonunun Haarlem’de daha kolay başvurulabilecek bir yere taşındığını da özellikle kaydetti.

AZERBAYCAN’IN 108 YILLIK CUMHURİYET MİRASI DA ANILDI
Azerbaycan İlimler Akdemisi Heyeti, 28 Mayıs 2026 günü Azerycan Demokratik Cumhuriyetinin 108 yılı Kutlamasını, Levant Kütüphanesinde yapılan törenle gerçeklestirdiler ve akabinde Levant Kütüphanesine getirdikleri hediye kıtapları takdim ettiler. Fotoğrafta, solda Heyet Başkanı İlhan Memedzade, ortada Cumhurbaşkanı İlhan Aliyev’in Hukuk Danışmanı İsahan Valiyev görülüyor.

Levant Kütüphanesi’nin resmî açılışı, 28 Mayıs Azerbaycan Bağımsızlık Günü ile aynı tarihte yapıldı. Bu nedenle gecenin ikinci önemli bölümünü Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti üzerine düzenlenen panel oluşturdu.

Azerbaycan Millî Şûrası, 28 Mayıs 1918’de bağımsızlık bildirgesini kabul ederek Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ni kurdu. Doğu’nun ve Müslüman dünyasının ilk parlamenter, demokratik ve laik cumhuriyet örneklerinden biri olan bu devlet, yalnızca 23 ay yaşayabildi; Nisan 1920’de Sovyet Kızıl Ordusu’nun müdahalesiyle sona erdi.

Ancak kısa ömrüne rağmen parlamenter temsil, hukuk devleti, eğitim ve kadınların siyasal hakları bakımından bıraktığı miras, modern Azerbaycan’ın devlet geleneğinde belirleyici oldu. Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nin çözülme döneminde 18 Ekim 1991’de kabul edilen anayasal belgeyle devlet bağımsızlığını yeniden kurdu ve kendisini 1918 Cumhuriyeti’nin hukukî ve siyasî mirasçısı ilan etti.

Azerbaycan heyetinden Zohra Aliyeva, açılışa katılan konuklara yaptığı konuşmasında, kendilerine gösterilen ilgiye teşekkür etti ve kütüphaneye hediyelerini sundu.

28 Mayıs 2026, bu nedenle Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 108’inci kuruluş yıldönümüydü. Haarlem’deki panelde 1918 Cumhuriyeti’nin kuruluşu, bağımsızlık düşüncesi, Avrupa ile tarihî ilişkiler, kültürel kimlik ve devlet oluşumu ele alındı.

SOTA’nın 1990’dan bu yana Azerbaycan’a gösterdiği ilgi düşünüldüğünde, açılışın 28 Mayıs’a getirilmesi yalnızca takvimsel bir tercih değildi. Yeni kütüphanenin Türkistan, Kafkasya ve Azerbaycan çalışmalarına uzanan kökleri de böylece hatırlatılmış oldu.

KONUŞMALAR, MÜZİK VE SEMBOLİK AÇILIŞ

Akşamın programını Ömer Erdem yönetti. Akademisyenleri, diplomatları, kültür kuruluşlarının temsilcilerini ve Azerbaycan toplumundan konukları selamlayan Erdem, toplantının tarih, kültür, bilim ve dostluğu aynı çatı altında buluşturduğunu vurguladı.

Dr. Mehmet Tütüncü, SOTA’nın kuruluşundan bu yana yürüttüğü çalışmaları, Azerbaycan ile ilişkilerini, yayınlarını ve kütüphane koleksiyonunun nasıl geliştiğini anlattı. Jonkheer André Testa ise ailesinin Ceneviz’den Konstantinopolis’e ve Avrupa diplomasisine uzanan tarihini aktararak, Levant Kütüphanesi’nin kültürel mirası koruma ve uluslararası iş birliği bakımından taşıdığı öneme dikkat çekti.

Gamze Arıker’in geleneksel ve kültürel eserlerden oluşan müzik dinletisinin ardından kütüphanenin logosu tanıtıldı ve resmî açılış gerçekleştirildi. Program, Azerbaycan Cumhuriyeti paneli,
soru-cevap bölümü, kütüphane gezisi ve resepsiyonla devam etti.

DOSTLAR ELLERİ BOŞ GİTMEDİ; HER HEDİYE KÜTÜPHANEYE BAŞKA BİR TARİH TAŞIDI

FOTOĞRAF: Soldan sağa: Hollanda Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu Beski başkanı İbrahim, Görmez, Corendon Havayolları Amsterdam Müdürü Berk Güden, Hollanda Türk Seyahat Acentaları Birliği Başkanı Kâmil Saygı, Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör ve naçizane şahsım, yanımızdaki Mehmet Tütüncü’ye hediyelerimizi sunduktan sonra.

Cumhuriyet’ten Evliya Çelebi’ye, 120 yıllık İncil’den Türkçenin tarihî fermanına ve Altın Göl Anıtları’na kadar uzanan armağanlar, Levant Kütüphanesi’nin raflarını olduğu kadar anlam dünyasını da zenginleştirdi.

Dr. Mehmet Tütüncü’nün alışılmışın dışındaki Levant Kütüphanesi’ni ziyaret eden dostları, açılışa elleri boş gelmedi. Ancak getirilenler sıradan birer açılış hediyesi değildi. Her biri başka bir dönemi, başka bir inancı, başka bir kültür damarını ve ortak hafızamızın farklı bir parçasını temsil ediyordu. Böylece açılış günü, kütüphanenin raflarına yalnızca yeni eserler değil; Cumhuriyet’in dönüşüm hikâyesi, Evliya Çelebi’nin yolları, dinler arası saygı, Türkçenin devlet dili olma mücadelesi ve Türk tarihinin eski anıtları da taşındı.

Bu satırların yazarı olarak ben de kütüphaneye, Dr. İlyas Bozkurt’un kaleme aldığı “Cumhuriyet Reformları ve Atatürk” adlı eseri sundum. Cumhuriyet, egemenliği saraydan millete devreden; eğitimden hukuka, kadın haklarından toplumsal hayata kadar Türkiye’nin yönünü değiştiren büyük bir dönüşümün adıdır. Atatürk’ün öncülüğündeki reformları ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini anlatan bu eserin, Levant Kütüphanesi’nin tarih ve düşünce raflarına çok yakışacağına inanıyorum.

İlhan Karaçay, Dr. İlyas Bozkurt’un “Cumhuriyet Reformları ve Atatürk” adlı eserini Levant Kütüphanesi’nin kurucusu Dr. Mehmet Tütüncü’ye sundu.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN 40 YILLIK YOLCULUĞU HAARLEM’E ULAŞTI


Veyis Güngör, “Evliya Çelebi Atlası”nı Dr. Mehmet Tütüncü’ye teslim ederek büyük seyyahın kültür mirasını Levant Kütüphanesi’ne taşıdı.

Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör’ün hediyesi ise “Evliya Çelebi Atlası” oldu. Yaklaşık 40 yıl boyunca Osmanlı coğrafyasını dolaşan Evliya Çelebi, yalnızca gördüğü şehirleri kaydetmedi; insanların dillerini, inançlarını, geleneklerini, yemeklerini, mimarisini ve günlük hayatını da benzersiz üslubuyla geleceğe taşıdı.

On ciltlik “Seyahatnâme”, bugün Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyanın 17’nci yüzyıldaki toplumsal hafızasını koruyan eşsiz bir kaynak niteliğindedir. Evliya Çelebi’nin geçtiği yolları, gördüğü şehirleri ve anlattığı dünyayı haritalar üzerinden izleten bu atlasın Levant Kütüphanesi’ne armağan edilmesi, sanki büyük seyyahın yüzyıllar sonra Haarlem’e uğraması gibiydi.

BİR İSLAM KURULUŞUNUN ESKİ BAŞKANINDAN 120 YILLIK İNCİL


İbrahim Görmez, yaklaşık 120 yıllık İngilizce İncil’i Dr. Mehmet Tütüncü’ye sundu. Hediye, dinler arası saygının ve Levant ruhunun güçlü bir sembolü oldu.

Gecenin en şaşırtıcı ve belki de Levant Kütüphanesi’nin ruhunu en iyi anlatan hediyesi, İbrahim Görmez’den geldi. Hollanda Türk İslam ve Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yapmış olan Görmez, yaklaşık 120 yıl önce basılmış İngilizce bir İncil’i kütüphaneye armağan etti.

İlk bakışta, “Bir İslam kuruluşunun eski başkanı neden İncil hediye eder?” diye sorulabilir. Cevabı aslında çok açıktır: Gerçek inanç, başka bir inancın kitabından korkmaz; onu tanımaya, anlamaya ve korumaya değer verir. Görmez’in hediyesi, dinler arasındaki saygının uzun konuşmalardan çok daha etkili bir ifadesi oldu.

İşin hoş tarafı şuydu: Kütüphaneye herkes kendi dünyasından bir eser getirirken, Görmez komşunun kutsal kitabını getirmişti. Böylece yalnızca eski bir İncil değil, “Birbirimizi tanımadan birbirimizi anlayamayız” mesajı da raflara yerleşti. Doğu ile Batı’yı, İslam ile Hristiyanlığı ortak kültürel hafızada buluşturmayı amaçlayan Levant Kütüphanesi için bundan daha anlamlı bir hediye düşünmek gerçekten zordu.

TÜRKÇENİN SESİ, KARAMANOĞLU MEHMET BEY’İN HEYKELİYLE GELDİ


Berk Güden, Karamanoğlu Mehmet Bey’in küçük heykelini Dr. Mehmet Tütüncü’ye sundu. Heykel, Türkçenin devlet ve kültür dili olma mücadelesini simgeliyor.

Corendon Hava Yolları Hollanda Müdürü Berk Güden de salona, taşıdığı anlam boyundan çok daha büyük olan küçük bir heykelle geldi. Güden’in armağanı, Karamanoğlu Mehmet Bey’in heykeliydi.

13’üncü yüzyıl Anadolu’sunda saray ve devlet çevrelerinde Farsça ile Arapçanın ağırlığı hissedilirken, halkın konuştuğu Türkçeye kamusal alanda yer açan tarihî karar, Karamanoğlu Mehmet Bey’in adıyla özdeşleşti. 13 Mayıs 1277 tarihli ünlü dil fermanında yer alan, “Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecliste ve seyranda Türk dilinden gayrı dil söylemeyeler” hükmü, Türkçenin devlet ve toplum hayatındaki itibar mücadelesinin simgesi oldu.

Bugün 13 Mayıs’ın Türk Dil Bayramı olarak anılmasının arkasında da bu tarihî miras bulunuyor. Berk Güden’in seçtiği heykel, Levant Kütüphanesi’ne yalnızca bir süs eşyası değil; bir milletin kültürel varlığını koruyan en büyük gücün kendi dili olduğunu hatırlatan kalıcı bir mesaj kazandırdı.

ALTIN GÖL ANITLARI, KÜTÜPHANEYE SANAT ESERİ OLARAK GİRDİ

Kâmil Saygı, Altın Göl Anıtları’nı konu alan sanat eserini Dr. Mehmet Tütüncü’ye sunarak kütüphane koleksiyonuna farklı bir boyut kazandırdı.

Havacılık ve turizm uzmanı Kâmil Saygı’nın armağanı da Türk tarihinin derinliklerine uzanıyordu. Saygı, “Altın Göl Anıtları ve Tarihlendirilmeleri Hakkında” başlıklı çalışmayı konu alan sanat eserini Dr. Mehmet Tütüncü’ye sundu.

Türklerin eski yazılı ve kültürel mirasına işaret eden bu eser, Levant Kütüphanesi’nin kitap ve belgelerden oluşan koleksiyonuna sanatsal bir boyut ekledi. Böylece raflara yerleştirilen düşünce mirası, duvarda sergilenecek bir tarih anlatısıyla tamamlandı.

Kâmil Saygı’nın hediyesi, bir ihtisas kütüphanesinin yalnızca kitaplarla değil; geçmişi hatırlatan heykeller, objeler ve sanat eserleriyle de yaşayan bir kültür mekânına dönüşebileceğini gösterdi.

ÇOK HEDİYE, TEK MESAJ

Açılışta sunulan armağanların türleri birbirinden farklıydı: Bir Cumhuriyet kitabı, büyük bir seyahat atlası, asırlık bir İncil, tarihî bir şahsiyetin heykeli ve eski Türk anıtlarını hatırlatan bir sanat eseri… Fakat hepsinin ortak mesajı aynıydı: Kültür, ancak paylaşıldığında ve gelecek kuşaklara emanet edildiğinde yaşar.

Dostların hediyeleri, Levant Kütüphanesi’nin daha ilk gününde yalnızca kitap ödünç alınacak bir yer olmayacağını da gösterdi. Burası farklı tarihlerin, inançların, dillerin ve hatıraların yan yana duracağı; birbirini dışlamadan birbirini tamamlayacağı yaşayan bir kültür merkezi olacaktı.

NECİP AZURİ’NİN “LE RÉVEIL DE LA NATION ARABE” ADLI KİTABI

Levant Kütüphanesi’nin raflarındaki eserler, geçmişi tek bir pencereden anlatmıyor. Osmanlı kaynaklarının yanında Avrupa’dan bakışlar; diplomatik belgelerin yanında seyahatnameler; Türkoloji çalışmalarının yanında Arap dünyası, Balkanlar ve Filistin üzerine yayınlar bulunuyor.

Koleksiyonda dikkat çeken eserlerden biri, Kudüs’te Osmanlı idaresinde görev yapmış Necip Azuri’nin “Le Réveil de la Nation Arabe” yani “Arap Milletinin Uyanışı” adlı kitabı.
İlk kez 1905 yılında Paris’te yayımlanan eser, Arap milliyetçiliğinin erken metinlerinden biri sayılıyor; Osmanlı yönetimi, Avrupa güçlerinin bölgedeki rekabeti ve Filistin’de ileride büyüyecek Arap-Yahudi çatışması üzerine dönemin çarpıcı görüşlerini yansıtıyor.

Bugünden bakıldığında bazı ifadeleri tartışmalı olsa da kitabın değeri de burada yatıyor: Bir kütüphane geçmişi onaylamak için değil, geçmişte ne düşünüldüğünü anlamak için kaynak saklar. Levant Kütüphanesi, birbirine zıt görüşleri ve farklı tarih anlatılarını aynı raflarda buluşturarak araştırmacıya hüküm vermeden önce belgeye ulaşma imkânı sunuyor.

KÜTÜPHANENİN GERÇEK SINAVI ŞİMDİ BAŞLIYOR

Bir kütüphaneyi açmak önemli, onu yaşayan bir kuruma dönüştürmek ise daha zor bir iştir.

Levant Kütüphanesi’nin bundan sonraki hedefleri arasında koleksiyonun bilimsel biçimde kataloglanması, araştırmacı ve öğrencilerin kaynaklara düzenli erişiminin sağlanması, konferans ve seminerlerin yapılması, yayın faaliyetlerinin sürdürülmesi ve yeni bağışlarla arşivin genişletilmesi bulunuyor.

Tütüncü, akademisyenlerin, tarihçilerin ve koleksiyonerlerin nitelikli kitap bağışlarına açık olduklarını belirtiyor. Bu çağrı önem taşıyor. Avrupa’da yaşayan Türklerin yarım yüzyılı aşan göç tarihinde evlerde, derneklerde ve kişisel arşivlerde biriken çok sayıda kitap, mektup, fotoğraf ve belge, sahipleri hayattan çekildikten sonra yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Levant Kütüphanesi, yalnızca eski kitapları koruyan bir yer değil, bu dağınık hafızanın gelecekte buluşabileceği bir merkez hâline gelebilir. Ancak bunun için koleksiyonların yalnızca raflara yerleştirilmesi değil, kimliklerinin belirlenmesi, kayıt altına alınması, mümkün olanların dijitalleştirilmesi ve araştırmacılara duyurulması gerekiyor.

HAARLEM’DEN DÜNYAYA VERİLEN MESAJ

Levant Kütüphanesi’e ilgi duyanların birçoğu Hollandalı. Fotoğrafta Türk tarihine ilgi duyan ve önem veren iki Hollandalı ziyaretçi görülüyor.

Levant Kütüphanesi’nin açılışı büyük devlet törenleriyle veya görkemli bütçelerle yapılmadı. Fakat temsil ettiği düşünce, törenin ölçülerinden çok daha büyüktü.

Bir tarafta Türkiye’den Hollanda’ya uzanan bir ailenin ve bir araştırmacının yarım asırlık emeği; diğer tarafta Leiden’de oluşmuş bir Türkoloji geleneğinin korunmaya alınan kitapları vardı. Ceneviz kökenli bir Levanten ailenin diplomasi mirası, Katolik bir piskoposun barışçı birlikte yaşama çağrısı ve Azerbaycan’ın bağımsızlık hafızası aynı salonda buluştu.

Bu buluşma, Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yalnızca siyasî tartışmalardan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi. Devletler arasında zaman zaman gerilimler yaşanabilir, hükümetler değişebilir, üniversitelerde bölümler açılıp kapanabilir. Fakat kitaplarda ve arşivlerde korunan ortak geçmiş, günübirlik tartışmalardan daha uzun ömürlüdür.

Haarlem’de açılan Levant Kütüphanesi’nin asıl değeri de burada yatıyor: Geçmişi bir kavga alanı olarak değil, birbirini anlamanın kaynağı olarak görmek.

Bir insanın 50 yılda topladığı kitaplar, şimdi yüzlerce araştırmacının önünde yeni yollar açabilir. Bir bilim insanından kalan 2 bin eser, kaybolmak yerine yeni çalışmaların başlangıç noktası olabilir. Bir zamanlar saraylarda ve elçiliklerde Doğu ile Batı arasında söz taşıyan dragomanların görevi, bugün kitapların sessiz diliyle sürdürülebilir.

Haarlem’de açılan kapı, bu nedenle yalnızca bir kütüphanenin kapısı değildir. Avrupa’nın ortasında, önyargıların yerine bilgiyi, uzaklığın yerine ortak hafızayı, ayrışmanın yerine diyaloğu koymak isteyen yeni bir entelektüel koridorun kapısıdır.

Önemli duyuru:
Levant Kütüphanesi’ni ziyaret etmek isteyenler için, bir süre telefonla randevu şartı var.
Aranması rica edilen telefon numarıs: +31624255100

                                                                  ********************

NEDERLANDSE VERSIE

HET LEVENSWERK VAN ÉÉN MAN GROEIDE NA VIJFTIG JAAR UIT TOT EEN GEHEUGENCENTRUM MIDDEN IN EUROPA.

DE IN HAARLEM GEOPENDE LEVANT-BIBLIOTHEEK HEEFT EEN NIEUWE INTELLECTUELE BRUG GESLAGEN TUSSEN OOST EN WEST.

De boeken, documenten en bijzondere collecties die dr. Mehmet Tütüncü gedurende een halve eeuw bijeenbracht, zijn samengebracht in de Levant-bibliotheek in Haarlem, die toegankelijk is voor publiek en onderzoekers.

Het centrum richt zich op de Ottomaanse geschiedenis, Turkologie, Turks-islamitische kunst, de Levant, de Balkan, Centraal-Azië en de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland. Het wil niet alleen een bibliotheek zijn, maar ook als onderzoeks- en onderwijsinstelling functioneren.

Een van de waardevolste onderdelen is de verzameling van circa tweeduizend specialistische boeken uit de nalatenschap van Alexander H. de Groot, de internationaal vermaarde Leidse historicus van het Ottomaanse Rijk.

Het meest betekenisvolle beeld van de openingsavond ontstond toen de katholieke bisschop Jan Hendriks en jonkheer André Testa, vertegenwoordiger van de uit Genua afkomstige Levantijnse familie Testa, samen het logo onthulden van de bibliotheek die door een islamitische historicus is opgericht.

Tijdens de plechtigheid werd tevens stilgestaan bij de 108ste verjaardag van de in 1918 gestichte Democratische Republiek Azerbeidzjan. Onafhankelijkheid, staatstraditie, culturele identiteit en de historische relaties met Europa stonden daarbij centraal.

Nu de leerstoelen Turkologie aan Europese universiteiten inkrimpen en de leegte na het vertrek van grote deskundigen nauwelijks wordt opgevuld, trekt de Levant-bibliotheek de aandacht met haar ambitie om ‘als een instituut’ te functioneren.


Geschreven door İlhan KARAÇAY:

 

De historische Nederlandse stad Haarlem was getuige van meer dan de opening van een nieuwe bibliotheek. Hier werd ook het resultaat van jarenlang persoonlijk werk ten dienste van de samenleving gesteld.

De Levant-bibliotheek, gevestigd op de tweede verdieping van het SOTA-gebouw aan de Robert Peereboomweg, lijkt op het eerste gezicht een gespecialiseerde bibliotheek met rijen boeken. Wie binnenstapt, merkt echter onmiddellijk dat dit veel meer is dan een gewone boekencollectie.
Op de planken staan de diplomatieke betrekkingen van het Ottomaanse Rijk met Europa naast de meertalige en multireligieuze steden van het oostelijke Middellandse Zeegebied, Turks-islamitische kunst, de Balkan, de Kaukasus, Centraal-Azië, Palestina, Azerbeidzjan en de betrekkingen tussen Nederland en Türkiye.

Daarom draagt deze nieuwe plek in Haarlem weliswaar de naam ‘bibliotheek’, maar reikt haar doel veel verder: wetenschappelijke kennis beschermen die dreigt te verdwijnen of uiteen te vallen, die toegankelijk maken voor onderzoekers, haar door conferenties en publicaties verder ontwikkelen en tussen Oost en West een nieuwe, op kennis gebaseerde ruimte voor dialoog scheppen.

DE DEUREN VAN EEN HALVE EEUW WERK GINGEN OPEN VOOR HET PUBLIEK

In het hart van de Levant-bibliotheek bevinden zich de werken die historicus en onderzoeker dr. Mehmet Tütüncü in ongeveer vijftig jaar verzamelde.

HET VERHAAL VAN MEHMET TÜTÜNCÜ, DAT IN HAARLEM BEGON

Het Nederlandse verhaal van de familie Tütüncü begon in 1972, toen zij vanuit Türkiye naar Haarlem verhuisde. Mehmet Tütüncü studeerde in Amsterdam en werkte vele jaren in Nederlandse overheidsdienst. Na zijn loopbaan wijdde hij zich volledig aan de Ottomaanse geschiedenis, de Turks-islamitische cultuur, inscripties, de geschiedenis van de diplomatie en de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland.

Een halve eeuw lang verzamelde hij niet alleen boeken. Hij deed archiefonderzoek, bracht vergeten documenten aan het licht, publiceerde werken en probeerde het gedeelde verleden van verschillende culturen zichtbaar te maken. De Levant-bibliotheek is daarom niet slechts de plaats waar Tütüncü’s boeken zijn ondergebracht, maar het blijvende erfgoed dat een in Haarlem begonnen levensreis aan de samenleving nalaat.

Tütüncü’s archief is niet ontstaan uit de liefhebberij van een verzamelaar. Tijdens zijn jarenlange onderzoek naar Ottomaanse inscripties, grafstenen, stadsgeschiedenis, diplomatieke documenten, Turks-islamitische cultuur en de betrekkingen van Türkiye met Europa bracht hij geraadpleegde bronnen, zeldzame uitgaven en zijn eigen publicaties onder één dak bijeen. Zo groeide een persoonlijke werkbibliotheek uit tot een gelaagd cultuurarchief waarop deskundigen een beroep kunnen doen.

Ook SOTA, dat Tütüncü in 1990 oprichtte, vormde de institutionele basis van deze verzameling. De organisatie richtte zich aanvankelijk vooral op onderzoek naar Turkistan en Azerbeidzjan. Later verschenen publicaties over de Turkse en Arabische wereld, het Ottomaanse gebied, de Balkan en het oostelijke Middellandse Zeegebied. Met boeken, wetenschappelijke studies en conferenties bood SOTA onderzoekers in Europa belangrijke bronnen.

Nu hebben deze werkzaamheden een nieuwe fase bereikt. De kennis die tot dusver vooral in de kring rond de onderzoeker en in SOTA-publicaties leefde, is onder de naam Levant-bibliotheek veranderd in een permanent, toegankelijk en openbaar centrum.

Volgens Tütüncü ligt het bijzondere karakter van de bibliotheek in de duidelijke thematische concentratie van de collectie. Anders dan een klassieke stadsbibliotheek voor een algemeen publiek bezit zij een specialistische verzameling met bijzondere uitgaven, vooral over Turks-islamitische kunst en cultuur en de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland.

DE STILLE KRACHT ACHTER DE LEVANT-BIBLIOTHEEK: Kâmile Tütüncü Baysaloğlu, de echtgenote van Mehmet Tütüncü, was niet alleen de sterkste steunpilaar van dit grote cultuurproject, maar ook van zijn leven. In de moeilijke perioden waarin Tütüncü driemaal een hart- en hersenspasme doormaakte, week Kâmile geen moment van zijn zijde. Zij had een belangrijk aandeel in zijn herstel en in de verwezenlijking van zijn levenswerk: de omzetting van een halve eeuw verzamelen in de Levant-bibliotheek.

WAAROM ‘LEVANT’?

Ook de naam van de bibliotheek is gekozen in overeenstemming met haar missie.
‘Levant’ is in westerse talen een woord voor de richting waar de zon opkomt: het Oosten.
Door de geschiedenis heen verwees het tevens naar de wereld van het oostelijke Middellandse Zeegebied, van İstanbul en İzmir tot Beiroet en Alexandrië: de havens, handelsroutes, diplomaten, tolken en stadsculturen waarin gemeenschappen met verschillende geloofsovertuigingen samenleefden.

In dit gebied leefden moslims, christenen en joden; Turken, Arabieren, Grieken, Armeniërs, Italianen, Fransen en andere gemeenschappen eeuwenlang niet alleen naast elkaar. Zij dreven handel, leerden elkaars talen, werkten op ambassades, vertaalden boeken en brachten een gezamenlijke stedelijke cultuur voort.

De naam Levant-bibliotheek verwijst naar juist dit verweven verleden. Het doel is niet de oude clichés te herhalen die het Oosten als een exotische, verre wereld voorstellen, maar aan de hand van documenten te laten zien hoe nauw Europa en het oostelijke Middellandse Zeegebied door de geschiedenis heen met elkaar verbonden waren.

Zoals Tütüncü het verwoordt, is het niet de bedoeling etiketten te produceren die mensen scheiden, maar Oost en West samen te brengen in een gedeeld cultureel geheugen. De grootste kracht van het Haarlemse centrum is dat het deze ambitie niet alleen met woorden, maar ook met de bronnen op zijn planken onderbouwt.

DE BOEKEN VAN ALEXANDER DE GROOT GERED VAN VERSPREIDING


De Turkoloog Alexander de Groot, die zich met grote toewijding inzette voor de bekendheid van Türkiye, overleed kort na zijn geliefde echtgenote Aliye. Op de foto zijn Alexander de Groot en ik te zien tijdens een eerder interview.

Een van de waardevolste onderdelen die de bibliotheek ook op Europese schaal belangrijk maakt, bestaat uit circa tweeduizend werken uit de bibliotheek van Alexander H. de Groot, de bekende Leidse historicus van het Ottomaanse Rijk.

De Groot, geboren in 1943, studeerde Arabisch, Perzisch en Turks aan de Universiteit Leiden en legde zich toe op de vroege Ottomaans-Nederlandse betrekkingen. Zijn 417 pagina’s tellende studie ‘The Ottoman Empire and the Dutch Republic: A History of the Earliest Diplomatic Relations, 1610–1630’, verschenen in 1978, werd een standaardwerk over het begin van de diplomatieke betrekkingen tussen beide landen.

De Groot onderzocht niet alleen de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland, maar ook de diplomatieke contacten van het Ottomaanse Rijk met Europese staten, het stelsel van capitulaties, de mediterrane handel en de relaties tussen Noord-Afrika en de Republiek der Nederlanden. Hij doceerde islamitische instituties aan de Universiteit Leiden en zette zijn onderzoek na zijn pensionering in 2005 voort.

Als de bibliotheek van zo’n gespecialiseerde wetenschapper na diens overlijden als een gewone verzameling uiteen was gevallen, zouden niet alleen de boeken in verschillende handen zijn beland. Ook de gedachtenkaart die een onderzoeker in tientallen jaren opbouwde, de onderlinge samenhang van de bronnen en een stuk academisch geheugen zouden verloren zijn gegaan.

Dat dr. Mehmet Tütüncü met de nabestaanden van De Groot overeenstemming bereikte en de circa tweeduizend boeken als één geheel veiligstelde, behoort daarom tot de belangrijkste verworvenheden van de bibliotheek. De onderzoeksgebieden van De Groot sluiten nauw aan bij Tütüncü’s werk en de doelstellingen van de Levant-bibliotheek. Zo verdwijnt de bibliotheek van een wetenschapper niet in een gesloten depot, maar wordt zij toegankelijk voor nieuwe generaties onderzoekers.

Deze collectie laat bovendien zien dat de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland niet uitsluitend kunnen worden gelezen aan de hand van officiële bezoeken en actuele politiek. Achter meer dan vier eeuwen diplomatieke relaties ligt een geheugen van duizenden bladzijden, nagelaten door gezanten, kooplieden, tolken, reizigers, geestelijken en wetenschappers.

EEN NIEUW CENTRUM TEGEN DE LEEGTE IN DE EUROPESE


ALEXANDER DE GROOT JAN SCHMIDT MACHIEL KIEL

De opening van de Levant-bibliotheek valt in een periode waarin de zorgen over de toekomst van de Turkologie in Europa toenemen.

Bezuinigingen aan universiteiten, het niet opnieuw invullen van posten en het onderbrengen van kleine specialismen in bredere afdelingen hebben academische centra verzwakt die gedurende vele jaren waren opgebouwd. Na Alexander de Groot, de specialist in Ottomaanse handschriften Jan Schmidt en Machiel Kiel, een van de belangrijkste onderzoekers van Ottomaanse architectuur en cultureel erfgoed op de Balkan, zijn nauwelijks nieuwe deskundigen met dezelfde specialisatie opgeleid. Dat is niet alleen voor universiteiten, maar ook voor het culturele geheugen een probleem geworden.

Wanneer een deskundige met pensioen gaat of overlijdt en de boeken en aantekeningen die hij jarenlang verzamelde over verschillende plaatsen worden verspreid, gaat meer verloren dan een collectie. Ook de continuïteit van een wetenschappelijke traditie wordt verbroken.

Juist hier krijgt de ambitie van het nieuwe Haarlemse centrum om ‘als een instituut te functioneren’ betekenis. De Levant-bibliotheek pretendeert niet de universiteit te vervangen. Zij kan echter als onafhankelijk centrum een belangrijke leemte vullen door boeken te bewaren, onderzoekers bijeen te brengen, studenten toegang te geven tot bijzondere bronnen en conferenties en publicaties voort te brengen.

Het succes van de bibliotheek zal minder afhangen van het aantal boeken op de planken dan van de mate waarin ze wetenschappelijk worden gecatalogiseerd, de wijze waarop onderzoekers toegang krijgen, de wetenschappelijke bijeenkomsten die worden georganiseerd en de manier waarop nieuwe generaties met deze kennis in contact worden gebracht.

De opening is slechts de eerste stap op een lange weg.

HET EEUWENOUDE VERHAAL VAN DE FAMILIE TESTA

Een van de opvallendste toespraken tijdens de opening werd gehouden door jonkheer André Testa, voorzitter van de Adviesraad van de Levant-bibliotheek.

Het familieverhaal dat Testa vertelde, maakte concreet waarom de bibliotheek de naam ‘Levant’ draagt. De wortels van de familie gaan terug tot de Republiek Genua. Leden van de familie Testa woonden eeuwenlang in Constantinopel, de stad die later İstanbul ging heten, en werkten aan het Ottomaanse hof en bij diplomatieke vertegenwoordigingen van Europese staten als dragoman: tolk én diplomatiek bemiddelaar.

Dragomans waren niet zomaar tolken die woorden van de ene taal in de andere omzetten. Zij kenden het Ottomaanse bestuur, het hofprotocol, de Europese diplomatie en de culturen van verschillende gemeenschappen. Daardoor waren zij onmisbare bemiddelaars bij de voorbereiding van verdragen en gevoelige onderhandelingen tussen staten. Ook de familie Testa diende als een van de gevestigde families in deze diplomatieke wereld verschillende Europese mogendheden.

André Testa vertelde dat zijn vader in 1900 op Heybeliada bij İstanbul werd geboren. Samen met zijn broer Patrick Testa onderzocht hij het familieverleden, dat teruggaat tot de Byzantijnse en Ottomaanse perioden. Hij benadrukte dat Mehmet Tütüncü een grote bijdrage aan dit onderzoek leverde.

Deze samenwerking bleef niet beperkt tot familiearchieven. Tütüncü’s onderzoek naar de relieken van het Heilig Kruis en de Doornenkroon die aan de familie Testa toebehoorden, droeg ook bij aan de documentatie van de geschiedenis van deze voorwerpen, die worden bewaard in de Basiliek van de Heilige Nicolaas, de co-kathedraal in Amsterdam.

EEN ISLAMITISCHE HISTORICUS, EEN KATHOLIEKE BISSCHOP EN EEN LEVANTIJNSE FAMILIE

De krachtigste boodschap van de openingsavond lag misschien niet in de toespraken, maar in het beeld dat ontstond bij de onthulling van het logo van de Levant-bibliotheek.


(Van links naar rechts) Jan Hendriks, bisschop van Haarlem-Amsterdam, historicus en auteur dr. Mehmet Tütüncü, jonkheer André Testa, voorzitter van de Adviesraad van de Levant-bibliotheek, en Nico Beets, voormalig Nederlands ambassadeur voor de Levant, samen tijdens de opening.

Het logo van de door een islamitische historicus opgerichte bibliotheek werd gezamenlijk onthuld door Jan Hendriks, bisschop van Haarlem-Amsterdam, en André Testa, vertegenwoordiger van een Levantijnse diplomatenfamilie. Naast hen stonden dr. Mehmet Tütüncü en de voormalige Nederlandse diplomaat Nico Beets.

Dit beeld werd het symbool van de brug die de bibliotheek wil slaan tussen Oost en West, islam en christendom, verleden en toekomst.

Een dag na de plechtigheid herinnerde bisschop Hendriks in zijn bijdrage ‘Wat er op 29 mei gebeurde…’ op zijn eigen website eraan dat met de verovering van Constantinopel op 29 mei 1453 een einde kwam aan het Byzantijnse Rijk. Hendriks schreef dat deze gebeurtenis voor de geschiedenis van het christendom zwaar en ingrijpend was. Tegelijkertijd wees hij erop dat er door de eeuwen heen bruggenbouwers zijn geweest die vreedzaam samenleven tussen islam en christendom verdedigden. Mehmet Tütüncü noemde hij als een van hen.

De bisschop onderstreepte tevens dat Tütüncü’s omvangrijke bibliotheek en de collectie van Alexander de Groot naar een beter toegankelijke locatie in Haarlem waren overgebracht.

OOK HET 108-JARIGE REPUBLIKEINSE ERFGOED VAN AZERBEIDZJAN WERD HERDACHT

 


Een delegatie van de Academie van Wetenschappen van Azerbeidzjan vierde op 28 mei 2026 in de Levant-bibliotheek de 108ste verjaardag van de Democratische Republiek Azerbeidzjan en overhandigde vervolgens de meegebrachte boeken aan de bibliotheek. Op de foto staat links delegatievoorzitter İlhan Memedzade en in het midden İsahan Valiyev, juridisch adviseur van president İlham Aliyev.

De officiële opening van de Levant-bibliotheek vond plaats op 28 mei, de Onafhankelijkheidsdag van Azerbeidzjan. Daarom bestond het tweede belangrijke onderdeel van de avond uit een panel over de Democratische Republiek Azerbeidzjan.

De Azerbeidzjaanse Nationale Raad nam op 28 mei 1918 de onafhankelijkheidsverklaring aan en stichtte de Democratische Republiek Azerbeidzjan. Deze staat, een van de eerste parlementaire, democratische en seculiere republieken van het Oosten en de islamitische wereld, bestond slechts 23 maanden. In april 1920 kwam er door de interventie van het Rode Leger van de Sovjet-Unie een einde aan.

Ondanks haar korte bestaan liet de republiek op het gebied van parlementaire vertegenwoordiging, rechtsstaat, onderwijs en politieke rechten van vrouwen een erfenis na die bepalend werd voor de staatstraditie van het moderne Azerbeidzjan. Tijdens het uiteenvallen van de Sovjet-Unie herstelde Azerbeidzjan zijn onafhankelijkheid met de constitutionele akte van 18 oktober 1991 en verklaarde het zich tot de juridische en politieke erfgenaam van de republiek van 1918.

Zohra Aliyeva van de Azerbeidzjaanse delegatie bedankte in haar toespraak de aanwezigen voor de belangstelling en bood de geschenken voor de bibliotheek aan.

Op 28 mei 2026 werd dus de 108ste verjaardag van de stichting van de Democratische Republiek Azerbeidzjan herdacht. Tijdens het panel in Haarlem kwamen de stichting van de republiek van 1918, het onafhankelijkheidsideaal, de historische relaties met Europa, culturele identiteit en staatsvorming aan de orde.

Gezien de aandacht die SOTA sinds 1990 aan Azerbeidzjan besteedt, was de keuze voor 28 mei meer dan een kalenderbesluit. Zo werden ook de wortels van de nieuwe bibliotheek in het onderzoek naar Turkistan, de Kaukasus en Azerbeidzjan zichtbaar.

TOESPRAKEN, MUZIEK EN EEN SYMBOLISCHE OPENING

Ömer Erdem presenteerde het avondprogramma. Hij begroette academici, diplomaten, vertegenwoordigers van culturele organisaties en gasten uit de Azerbeidzjaanse gemeenschap en benadrukte dat de bijeenkomst geschiedenis, cultuur, wetenschap en vriendschap onder één dak samenbracht.

Dr. Mehmet Tütüncü vertelde over het werk van SOTA sinds de oprichting, de betrekkingen met Azerbeidzjan, de publicaties en de ontwikkeling van de bibliotheekcollectie. Jonkheer André Testa schetste de geschiedenis van zijn familie, van Genua via Constantinopel tot de Europese diplomatie, en wees op het belang van de Levant-bibliotheek voor het behoud van cultureel erfgoed en internationale samenwerking.

Na het muzikale optreden van Gamze Arıker met traditionele en culturele werken werd het logo van de bibliotheek gepresenteerd en vond de officiële opening plaats. Het programma ging verder met een panel over de Republiek Azerbeidzjan, een vragenronde, een rondleiding door de bibliotheek en een receptie.

VRIENDEN KWAMEN NIET MET LEGE HANDEN; ELK GESCHENK BRACHT EEN ANDER STUK GESCHIEDENIS NAAR DE BIBLIOTHEEK

FOTO: Van links naar rechts: İbrahim Görmez, voormalig voorzitter van de Federatie van Turks-islamitische Culturele Verenigingen in Nederland; Berk Güden, manager Amsterdam van Corendon Airlines; Kâmil Saygı, voorzitter van de Vereniging van Turkse Reisagenten in Nederland; Veyis Güngör, voorzitter van het Türkevi Onderzoekscentrum, en mijn bescheiden persoon, nadat wij onze geschenken hadden aangeboden aan Mehmet Tütüncü, die naast ons staat.

Van de Republiek tot Evliya Çelebi, van een 120 jaar oude Bijbel tot het historische decreet over de Turkse taal en de monumenten van Altın Göl: de geschenken verrijkten zowel de planken als de betekeniswereld van de Levant-bibliotheek.

De vrienden die de bijzondere Levant-bibliotheek van dr. Mehmet Tütüncü bezochten, kwamen niet met lege handen. Wat zij meebrachten, waren echter geen alledaagse openingscadeaus. Elk geschenk vertegenwoordigde een andere periode, een ander geloof, een andere culturele ader en een ander deel van ons gezamenlijke geheugen. Zo kwamen op de openingsdag niet alleen nieuwe werken op de planken terecht, maar ook het verhaal van de hervormingen van de Republiek, de reizen van Evliya Çelebi, respect tussen religies, de strijd van het Turks om staatstaal te worden en de oude monumenten van de Turkse geschiedenis.

Als schrijver van deze regels schonk ook ik de bibliotheek het boek ‘Cumhuriyet Reformları ve Atatürk’ van dr. İlyas Bozkurt. De Republiek staat voor de overdracht van de soevereiniteit van het paleis aan het volk en voor een ingrijpende verandering van de koers van Türkiye, van onderwijs en recht tot vrouwenrechten en het maatschappelijk leven. Ik geloof dat dit werk over de hervormingen onder leiding van Atatürk en de grondgedachte van de Republiek uitstekend past op de historische en intellectuele planken van de Levant-bibliotheek.

İlhan Karaçay overhandigde het boek ‘Cumhuriyet Reformları ve Atatürk’ van dr. İlyas Bozkurt aan dr. Mehmet Tütüncü, oprichter van de Levant-bibliotheek.

DE VEERTIGJARIGE REIS VAN EVLİYA ÇELEBİ BEREIKTE HAARLEM


Veyis Güngör overhandigde de ‘Evliya Çelebi Atlası’ aan dr. Mehmet Tütüncü en bracht zo het culturele erfgoed van de grote reiziger naar de Levant-bibliotheek.

Het geschenk van Veyis Güngör, voorzitter van het Türkevi Onderzoekscentrum in Nederland, was de ‘Evliya Çelebi Atlası’. Evliya Çelebi reisde ongeveer veertig jaar door het Ottomaanse gebied. Hij legde niet alleen de steden vast die hij bezocht, maar bracht met zijn unieke stijl ook de talen, geloven, tradities, gerechten, architectuur en het dagelijkse leven van de mensen naar de toekomst.

De tiendelige ‘Seyahatnâme’ is tegenwoordig een unieke bron die het maatschappelijke geheugen van de zeventiende eeuw bewaart van een uitgestrekt gebied, van de Balkan tot de Kaukasus en van Anatolië tot het Midden-Oosten. De schenking van deze atlas, waarmee de routes, steden en wereld van Evliya Çelebi op kaarten kunnen worden gevolgd, was alsof de grote reiziger eeuwen later Haarlem aandeed.

EEN 120 JAAR OUDE BIJBEL VAN EEN VOORMALIGE VOORZITTER VAN EEN ISLAMITISCHE ORGANISATIE


İbrahim Görmez overhandigde de circa 120 jaar oude Engelstalige Bijbel aan dr. Mehmet Tütüncü. Het geschenk werd een krachtig symbool van interreligieus respect en van de geest van de Levant.

Het verrassendste geschenk van de avond, en misschien wel het cadeau dat de geest van de Levant-bibliotheek het beste verwoordde, kwam van İbrahim Görmez. Görmez, voormalig voorzitter van de Federatie van Turks-islamitische Culturele Verenigingen in Nederland, schonk de bibliotheek een ongeveer 120 jaar geleden gedrukte Engelstalige Bijbel.

Op het eerste gezicht kan men vragen: ‘Waarom schenkt een oud-voorzitter van een islamitische organisatie een Bijbel?’ Het antwoord is eenvoudig: oprecht geloof is niet bang voor het heilige boek van een ander geloof, maar acht het de moeite waard dat te leren kennen, te begrijpen en te bewaren. Görmez’ geschenk was een veel krachtiger uitdrukking van respect tussen religies dan lange toespraken ooit hadden kunnen zijn.

Het mooie was dat iedereen een werk uit zijn eigen wereld naar de bibliotheek bracht, terwijl Görmez juist het heilige boek van de buurman meebracht. Zo kwam niet alleen een oude Bijbel op de plank te staan, maar ook de boodschap: ‘Zonder elkaar te kennen, kunnen wij elkaar niet begrijpen.’ Voor een bibliotheek die Oost en West, islam en christendom in een gedeeld cultureel geheugen wil samenbrengen, was nauwelijks een betekenisvoller geschenk denkbaar.

DE STEM VAN HET TURKS KWAM MET HET BEELD VAN KARAMANOĞLU MEHMET BEY

Berk Güden overhandigde een klein beeld van Karamanoğlu Mehmet Bey aan dr. Mehmet Tütüncü. Het beeld symboliseert de strijd van het Turks om de taal van staat en cultuur te worden.

Ook Berk Güden, directeur Nederland van Corendon Airlines, kwam met een klein beeld waarvan de betekenis veel groter was dan zijn formaat. Zijn geschenk was een beeld van Karamanoğlu Mehmet Bey.

In het dertiende-eeuwse Anatolië hadden het Perzisch en Arabisch veel gewicht aan het hof en in bestuurlijke kringen. Het historische besluit om in het openbare leven ruimte te geven aan de taal die het volk sprak, werd verbonden met de naam Karamanoğlu Mehmet Bey. De beroemde bepaling uit het taaldecreet van 13 mei 1277 – ‘Van nu af aan zal niemand aan het hof, in de divan, in de vergadering of in het openbaar een andere taal spreken dan het Turks’ – werd een symbool van de strijd voor de status van het Turks in staat en samenleving.

Deze historische erfenis ligt ook ten grondslag aan de viering van 13 mei als Dag van de Turkse Taal. Met het gekozen beeld schonk Berk Güden de Levant-bibliotheek niet alleen een decoratief voorwerp, maar ook een blijvende boodschap: de eigen taal is de grootste kracht waarmee een volk zijn culturele bestaan beschermt.

DE MONUMENTEN VAN ALTIN GÖL KWAMEN ALS KUNSTWERK DE BIBLIOTHEEK BINNEN

Kâmil Saygı overhandigde dr. Mehmet Tütüncü een kunstwerk over de monumenten van Altın Göl en gaf daarmee een nieuwe dimensie aan de bibliotheekcollectie.

Ook het geschenk van luchtvaart- en toerismedeskundige Kâmil Saygı reikte tot diep in de Turkse geschiedenis. Saygı schonk dr. Mehmet Tütüncü een kunstwerk rond de studie ‘Altın Göl Anıtları ve Tarihlendirilmeleri Hakkında’.

Het werk, dat verwijst naar het oude schriftelijke en culturele erfgoed van de Turken, voegde een artistieke dimensie toe aan de collectie boeken en documenten van de Levant-bibliotheek. Het gedachtegoed op de planken werd zo aangevuld met een historische vertelling voor aan de wand.

Het geschenk van Kâmil Saygı liet zien dat een specialistische bibliotheek niet alleen door boeken, maar ook door beelden, voorwerpen en kunstwerken die aan het verleden herinneren, kan uitgroeien tot een levend cultuurcentrum.

VEEL GESCHENKEN, ÉÉN BOODSCHAP

De geschenken bij de opening liepen sterk uiteen: een boek over de Republiek, een grote reisatlas, een eeuwenoude Bijbel, het beeld van een historische figuur en een kunstwerk dat aan oude Turkse monumenten herinnert. Toch droegen zij allemaal dezelfde boodschap: cultuur leeft alleen wanneer zij wordt gedeeld en aan toekomstige generaties wordt toevertrouwd.

De geschenken van de vrienden lieten vanaf de eerste dag zien dat de Levant-bibliotheek niet slechts een plaats zou zijn waar boeken worden geleend. Zij moest een levend cultuurcentrum worden waarin uiteenlopende geschiedenissen, geloven, talen en herinneringen naast elkaar staan en elkaar aanvullen zonder elkaar uit te sluiten.

NECİP AZURİ’S BOEK ‘LE RÉVEIL DE LA NATION ARABE’

De werken op de planken van de Levant-bibliotheek vertellen het verleden niet vanuit één enkel perspectief. Naast Ottomaanse bronnen staan Europese visies; naast diplomatieke documenten reisverhalen; naast studies over Turkologie publicaties over de Arabische wereld, de Balkan en Palestina.

Een opvallend werk in de collectie is ‘Le Réveil de la Nation Arabe’, oftewel ‘Het ontwaken van de Arabische natie’, van Necip Azuri, die in Jeruzalem onder Ottomaans bestuur werkzaam was.
Het boek verscheen voor het eerst in 1905 in Parijs en geldt als een van de vroege teksten van het Arabische nationalisme. Het bevat markante opvattingen uit die tijd over het Ottomaanse bestuur, de rivaliteit tussen Europese mogendheden in de regio en het Arabisch-Joodse conflict in Palestina dat later zou escaleren.

Sommige formuleringen zijn vanuit het heden bezien omstreden, maar juist daarin ligt ook de waarde van het boek. Een bibliotheek bewaart bronnen niet om het verleden goed te keuren, maar om te begrijpen wat er destijds werd gedacht. Door tegengestelde opvattingen en verschillende historische verhalen op dezelfde planken samen te brengen, geeft de Levant-bibliotheek onderzoekers de mogelijkheid eerst de documenten te raadplegen en pas daarna een oordeel te vormen.

DE WERKELIJKE PROEF VOOR DE BIBLIOTHEEK BEGINT NU

Een bibliotheek openen is belangrijk; haar tot een levende instelling maken is moeilijker.

Tot de volgende doelstellingen van de Levant-bibliotheek behoren het wetenschappelijk catalogiseren van de collectie, geregelde toegang tot de bronnen voor onderzoekers en studenten, de organisatie van conferenties en seminars, de voortzetting van publicaties en de uitbreiding van het archief met nieuwe schenkingen.

Tütüncü zegt open te staan voor schenkingen van kwalitatief hoogwaardige boeken door academici, historici en verzamelaars. Die oproep is belangrijk. In de ruim vijftigjarige migratiegeschiedenis van Turken in Europa zijn in woningen, verenigingen en persoonlijke archieven talloze boeken, brieven, foto’s en documenten bijeengebracht. Wanneer hun eigenaren overlijden, dreigen deze verloren te gaan.

De Levant-bibliotheek kan niet alleen een plaats worden die oude boeken bewaart, maar ook een centrum waar dit verspreide geheugen in de toekomst samenkomt. Daarvoor moeten collecties echter niet alleen op planken worden gezet. Hun herkomst en identiteit moeten worden vastgesteld en geregistreerd, waar mogelijk moeten stukken worden gedigitaliseerd en onderzoekers moeten over het bestaan ervan worden geïnformeerd.

DE BOODSCHAP VAN HAARLEM AAN DE WERELD

Veel belangstellenden voor de Levant-bibliotheek zijn Nederlanders. Op de foto staan twee Nederlandse bezoekers die belangstelling en waardering hebben voor de Turkse geschiedenis.

De opening van de Levant-bibliotheek ging niet gepaard met grote staatsceremonies of royale budgetten. De gedachte die zij vertegenwoordigt, is echter veel groter dan de omvang van de plechtigheid.

Aan de ene kant was er het werk van een halve eeuw van een familie en een onderzoeker, van Türkiye tot Nederland; aan de andere kant de veiliggestelde boeken van een in Leiden gegroeide traditie van Turkologie. Het diplomatieke erfgoed van een Levantijnse familie met Genuese wortels, de oproep van een katholieke bisschop tot vreedzaam samenleven en het onafhankelijkheidsgeheugen van Azerbeidzjan kwamen in dezelfde zaal bijeen.

Deze ontmoeting liet opnieuw zien dat de betrekkingen tussen Europa en Türkiye niet alleen uit politieke discussies bestaan. Tussen staten kunnen spanningen ontstaan, regeringen kunnen wisselen en universitaire afdelingen kunnen worden geopend en gesloten. Maar het gedeelde verleden dat in boeken en archieven wordt bewaard, leeft langer dan de discussies van de dag.

Daarin ligt de werkelijke waarde van de Levant-bibliotheek in Haarlem: zij ziet het verleden niet als een strijdtoneel, maar als een bron om elkaar te begrijpen.

De boeken die één mens in vijftig jaar verzamelde, kunnen nu voor honderden onderzoekers nieuwe wegen openen. Tweeduizend werken uit de nalatenschap van een wetenschapper kunnen, in plaats van verloren te gaan, het beginpunt van nieuw onderzoek worden. De taak van de dragomans, die ooit tussen hof en ambassade woorden tussen Oost en West overdroegen, kan vandaag worden voortgezet door de stille taal van boeken.

De deur die in Haarlem openging, is daarom niet alleen de deur van een bibliotheek. Het is de toegang tot een nieuwe intellectuele corridor midden in Europa, die vooroordelen wil vervangen door kennis, afstand door een gedeeld geheugen en verdeeldheid door dialoog.

Belangrijke mededeling:
Wie de Levant-bibliotheek wil bezoeken, dient voorlopig telefonisch een afspraak te maken. Telefoonnummer: +31 6 24255100

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir