İlhan KARAÇAY yazdı:
Bugün yaşanmakta olan Ukrayna krizini yorumlamak yerine, 1962’de yaşanan Küba krizini hatırlatarak, stratejik avantajın önemini ortaya seriyorum.
Savaşlar çirkindir. Savaşlarda haklıyı ve haksızı seçmeye kalkışmak doğru değildir.
Savaşlar, dünyaya hakim olmak isteyen süper güçlerin akıl almaz akılsızlığıdır.
Savaşlarda, sadece askeri kayıp ve zararlar olmaz. İster istemez sivil alanlar ve halk da zarar görürler ve kayıp verirler.

Bugünkü genç kuşaklar bilmeyebilirler. Bugün Ukrayna’da yaşanan krizin baş sorumlusu olarak suçlanan Rusya, bu sorumlulukta yalnız değildir. Bu krizin bir benzeri 1962 yılında Küba’da yaşanmış ve o yaşananın sorumlusu da Amerika Birleşik Devletleri olmuştur.
Bugün nasıl ki Rusya ABD’nin ve hatta NATO’nun, sınırlarına yakın yerlerde konuşlanmasını istemiyorsa, dün de ABD, Rusya’nın kendilerine yakın konuşlanmasını istemiyordu.
Bugün Ukrayna krizi yaşanıyorsa, dün de Küba krizi yaşanmıştır.
Bu konuda kesinlikle taraf olmak istemiyorum. Sadece yaşanan her çirkinliğin, emperyalist güçlerin eseri olduğunu ifade etmek istiyorum.
Bugünkü genç kuşaklara, 1962 yılında Küba’da neler yaşandığını anlatmak istiyorum.
O zaman ben 20 yaşındaydım. Rusya’nın Küba’daki varlığından rahatsız olan ABD’nin, Kübayı savaş gemileri ile nasıl abluka altına aldığını hiç unutamıyorum.
Küba olayını 20 yaşında bir genç olarak sizlere anlatmak isterdim ama, daha sağlıklı bilgiler vermem için Wikipedia’dan yararlanmam daha iyi olur sanırım.

Küba Füze Krizi, ABD’nin Türkiye ve İtalya‘ya, SSCB’nin ise Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan; Ekim 1962’de dönemin iki süper gücünü karşı karşıya getiren ve dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan bunalımdır.
Küba Füze Krizi ya da diğer adıyla Ekim Füzeleri bunalımının en önemli özelliği, nükleer silahlara sahip iki süper gücün dünyada ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesidir. Bunalımın bir başka özelliği hem “Soğuk Savaş“ın doruğunu hem de 1962 sonrasında yavaş yavaş ama kararlı bir tempoda yerleşmeye başlayan “yumuşama” (detente) olgusunun temelini oluşturmasıdır.
Nedenleri
Küba Füze Krizi bunalımının temelinde yatan asıl neden ise Amerikan Hükümeti’nin Fidel Castro rejimini devirmek istemesidir.
Castro’nun 1959 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolündeki Batista rejimini yıkarak iktidara gelmesi üzerine ABD, önce Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) bünyesinde Latin Amerika ülkelerinin ortak harekatıyla “Castro Rejimi”ni yıkmayı denediyse de OAS üyeleri yalnızca “Castro Rejimi”ni kötülemekle yetindiler. Daha sonra ABD’ye kaçan Kübalı mültecilerin ABD Hükümeti’nin yardım ve desteği ile Küba’yı işgal etmesini içeren bir plan yürürlüğe konduysa da mültecilerin Domuzlar Körfezi Çıkartması‘nda başarısızlığa uğraması, ABD’nin bu dolaylı müdahale girişimini sonuçsuz bıraktı.
Bunalımın bir diğer nedeni ise, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği‘nin (SSCB) ABD’nin gerek OAS bünyesinde gerekse Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda yaşadığı başarısızlıktan yararlanması ve Küba’daki “Castro Rejimi”ne destek olmaya başlamasıdır. SSCB, ihtiyaç duymamasına karşın Küba’nın şeker ihracatının büyük kısmını satın aldı ve Küba’ya olası bir Amerikan müdahalesine karşı güvence verdi.
Füzeler
ABD’ye ait bir U-2 casus uçağının 1 Mayıs 1960’ta düşürülmesiyle ABD–SSCB ilişkileri gerginleşirken Küba-SSCB dostluğu giderek sıkılaşıyordu. Bu sıcak ilişkilerin bir sonucu olarak 1962 sonbaharında Küba’ya Sovyet füzelerinin konuşlandırılmasına başlandı.
Bir görüşe göre Küba bunalımının ortaya çıkardığı tehlike gerçek olmaktan çok görünüşteydi. Bu görüşe göre füzelerin yerleştirilmesi dönemin SSCB lideri Nikita Kruşçev açısından becerikli bir “Soğuk Savaş” oyunuydu ve füzeler dönemin ABD Başkanı J. F. Kennedy zorladığı takdirde sökülmek üzere yerleştirilmişti. Ancak sökme bedeli olarak Kruşçev, bazı ödünler beklemekteydi: Küba’nın işgal edilmeyeceğine dair güvence ve SSCB toprakları yakınına (özellikle Türkiye’ye) yerleştirilmiş füzelerin sökülmesi.
Füzelerin yerleştirilme amacı ne olursa olsun Küba ile SSCB arasında gelişen bu ilişkiler ABD’yi bir müdahaleye doğru itmeye başladı. ABD Başkanı Kennedy, 1962 yılı Ekim ayının hemen başında verdiği bir demeçte şu olasılıkların gerçekleşmesi halinde Küba’ya müdahale edeceğini açıkladı: Küba’daki Amerika’ya ait Guantanamo Üssü, Panama Kanalı, öteki Latin Amerika ülkeleri veya kıtadaki Amerikalıların hayatları tehlikeye girerse; Cape Canaveral İstasyonu‘na müdahale edilirse veya SSCB Küba’da saldırgan üsler kurarsa.
Bunalım
14 Ekim 1962’de bir ABD casus uçağı Küba’daki inşaatı devam eden nükleer füze rampalarını tespit etti.[1] ABD’de seçim mücadelesinin hızlandığı bir dönemde 16 Ekim 1962 günü dönemin ABD Savunma Bakanı Robert McNamara Küba’da füze üslerini belirleyen hava fotoğraflarını Başkan Kennedy’e gösterdi. Fotoğraflardan edinilen bilgiye göre, Sovyet füzeleri yerleştirilmeye başlanmıştı ama ateşlemeye hazır hale gelmeleri için bazı parçaların Küba’ya gelmesi gerekiyordu.
Kennedy teknik danışmanlarıyla uzun süren toplantılar yaptıktan sonra Küba’nın denizden abluka altına alınmasına karar verdi. ABD, abluka kararı konusunda Birleşmiş Milletler’e, OAS’a veya NATO’ya danışmadı ve sadece bu örgütleri kararından haberdar etmekle yetindi.
22 Ekim 1962 tarihinde abluka uygulanmaya başladı. Bu sırada, Atlantik Okyanusu’nda seyreden Sovyet gemileri Küba’ya yaklaşmaktaydı. Bu gemiler ablukaya uymadıkları takdirde batırılacaklardı. Kruşçev ilk tepki olarak saldırı değil, savunma silahı taşıdığını söylediği gemilerin durması için emir vermeyeceğini açıkladı. Bu durum gerilimi daha da tırmandırdı.
Kruşçev, 27 Ekim 1962’de Kennedy’e gönderdiği mektupta, ABD’nin Türkiye’deki benzer füzeleri sökmesi halinde (ABD 1959 yılında Türkiye ile anlaşmış ve 1961 yılında Türkiye’ye Jüpiter füzeleri yerleştirmişti. Füze durumları Türk halkına 40 yıl sonra açıklandı veya belgelendirildi.) SSCB’nin de Küba’dakileri sökeceğini, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini belirtmiş ve Küba’daki füzelerin sökülmesinin karşılığı olarak ABD’nin de aynı güvenceleri Küba açısından vermesi gerektiğini eklemiştir.
Başkan Kennedy ise aynı tarihli cevabi mektubunda; Küba’daki füzeler söküldüğü takdirde Küba’ya karşı uygulanan ablukaya son verileceğini ve Küba’yı işgal etmeyeceği güvencesini verebileceğini kaydetmiştir. Ancak Türkiye’deki füzelerin sökülmesi konusunda kesin bir güvence vermekten kaçınarak “Dünyadaki gerginliklerin yumuşaması, mektubunuzda belirttiğiniz öteki silahlarla ilgili olarak daha geniş bir düzenlemeye gidebilmemize olanak sağlayabilir” demiştir.
ABD Başkanı Kennedy kısa vadeli tedbirlerle uzun süreli tedbirleri birbirinden ayırmaktaydı. Kennedy için önemli olan ABD’ye yönelik tehdidin ortadan kaldırılmasıydı. Jüpiterler ise daha sonra ele alınacak bir düzenleme içinde düşünülebilirdi.
ABD’ye göre pazarlık unsurları da birbirine uymamaktaydı. Bir yanda birdenbire Küba’ya yerleştirilen füzeler öte yanda çok önce yerleştirilmiş bulunan ve yerleştirildikleri anda SSCB’nin tepkisiyle karşılaşmadığı için üstü kapalı olarak kabul edilmiş füzeler bulunuyordu.
Kruşçev, 28 Ekim 1962’da Kennedy’e ikinci bir mektup yazmıştır. Bu mektupta Türkiye’deki Jüpiter füzelerinden hiç bahsedilmemiş ve Kennedy’nin önerilerine sıcak bakıldığı vurgulanmıştır. Kennedy, aynı gün Kruşçev’e bir mektup göndermiş ve sağduyulu kararından dolayı kendisini tebrik etmiştir. Amerika’da Büyükelçiler nezdinde yapılan son görüşmede Sovyet elçi Küba’daki füzelerin kaldırmasının ancak Türkiye’deki füzelerin kaldırılmasına bağlayacak Amerikan elçi yedekte tuttuğu kozu kullanıp “Zaten Türkiye’ye koyduğumuz füzeler eskimişti 6 ay içerisinde kaldıracaktık” demiştir. (Amerikan Elçi Kenndy’nin kardeşi bakandır ve ayrıca Sovyet Elçi ile görüşmeden önce Türkiye’deki füze kozunu en son seçim olarak kullanmasını kararlaştırmışlardır.) Füzelerin Sovyetlerin aynı dönemde kaldırılmamasının sebebi ise gelişen olaylar karşısında medyada sıkıntı çeken Kennedy’nin Türkiye’deki füzelerin kaldırılmasının altında kalabilecek olmasıdır. Amerikan Elçi bu gizli maddenin sadece Sovyet kurmaylar tarafından bilineceği, Türkiye’deki füzelerin kaldırılmasının kamuoyu tarafından bilinmesinin anlaşmayı bozacağı ve askerî müdahalenin kaçınılmaz olacağını söylemiştir. Bir ihtimal de, Kruşçev sadece ülkesinin böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalmaması için başkanlık koltuğundan indirilirken bu gizli maddeyi açıklamamıştır ama Sovyetler kendini tehdit eden yakınındaki nükleer füzelerden kurtulmuştur.
28 Ekim 1962 tarihli mektuplar ve ABD’nin Küba’ya uygulanan ablukayı kaldırmasıyla bunalım atlatılmıştır.
*Kruşçev’in füzeleri sökme kararı, NATO’da da rahatlama yaşanmasına neden oldu. Çünkü, 28 Ekim 1962 tarihli NATO Konseyi toplantısında ABD, Küba’yı işgal hareketine girişirse Türkiye’nin Sovyet işgaline uğrayabileceği ve NATO’nun savaşa sürüklenebileceğine değinilmişti. NATO Konseyi’ndeki bazı delegeler ABD’den Küba’yı işgal etmeme garantisi istemiş, ABD delegesi ise bu güvenceyi vermekten kaçınmıştı.
*Ekim Füzeleri bunalımı, biraz da çelişkili olarak, soğuk savaşın doruk noktasına vardığı bir dönemde “yumuşama” ve “görüşme” havası yaratmıştır. Nükleer savaşın eşiğine gelindiğini anlayan taraflar, bu bunalımdan sonra daha temkinli olacaklardır. (Örneğin ABD, Türkiye’deki Jüpiter füzelerini tek taraflı bir kararla sökmeye başlamıştır.)
*NATO üyeleri, daha doğrusu NATO’nun Avrupa kanadı, böyle büyük bir bunalımda (kendilerini de tehlikeye atan bir durum olsa dahi) görüşlerinin alınmayacağını, ABD’nin tek başına hareket edeceğini anlamışlardır.
*SSCB’de Kruşçev serüvencilik suçlamasıyla iktidardan düşürüldü.
*Ekim Füzeleri bunalımı, o dönemki iki kutuplu dünya düzeninde, blokları oluşturan devler arasındaki ilişkileri de etkiledi. Doğu Bloku içinde Çin-Sovyet anlaşmazlığı açığa çıktı. Pekin, Moskova’yı “devrimci davaya ihanetle” suçladı. Moskova Pekin’i serüvencilikle itham etti. Batı Bloku’nda Fransa iki süper devlet arasında denge kuracak bir “Batı Avrupa Koalisyonu” girişimi başlattı ve ABD ile ilişkilerini gevşetme yönünde önemli adımlar atarak kendi nükleer programını başlattı.
*ABD ve SSCB Ekim Füzeleri bunalımından sonra nükleer silahların yayılmasını önlemek için Moskova’da, 5 Temmuz 1963’te “Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Anlaşması”nı imzaladılar. (Bu anlaşma atmosferde, uzayda ve denizaltında nükleer denemeleri yasaklıyor ancak toprak altındaki nükleer denemelere izin veriyordu.)
*Ekim Füzeleri bunalımı, bölgesel bir çatışmada geleneksel (klasik) silahların önemini artırmıştır.
*Herhangi bir bunalım sırasında Washington ve Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. İki başkent arasında anında haberleşmeyi sağlayacak telefon hattı (hotline) –Kırmızı telefon– kurulmuştur.

Atakan Hatipoğlu’unun 26 Şubat 2022 tarihinde Aydınlık gazetesinde “Soner Polat’ı okumak” başlıklı ders niteliğindeki yazısı Rusya- Ukrayna krizine ışık tutuyor.
2019 yılında kaybettiğimiz eski Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı emekli Amiral Soner Polat, Türkiye İçin Jeopolitik Rota adlı kitabında şöyle demişti: “Batı, Ukrayna’ya tüm kurumlarıyla yerleşmeyi başarabilirse Rusya’nın dağılma süreci başlar! Bu nedenle Rusya, Ukrayna için savaş dâhil her şeyi göze alabilir.” (1) Kitabın birinci basımı 2015 tarihinde yapılmış. 2022 yılı itibariyle Asya ile Batı sistemleri arasındaki jeopolitik hesaplaşmanın ulaştığı boyut, Polat’ın “savaşı göze alma” öngörüsünü birkaç yıl içinde doğrulamış bulunuyor.
Devamını okumak için👇
https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/soner-polati-okumak-303032
Teşekkürler ve selamlar
Teşekkürler,üper bir hatırlatma
Teşekkürler ve selamlar…
Cumhuriyet gazetesi’nden Mehmet Ali Güller’in ders niteliğindeki ‘Ukrayna sonuç, NATO genişlemesi neden’ başlıklı yazısı, anlayana sivri sinek ‘saz’, anlamayana ‘davul-zurna az’ misali.
Ukrayna’daki krizi anlayabilmek, Ukrayna’yı satranç tahtasına ve cephe ülkesine dönüştüren ABD’nin stratejisini çözümlemekten geçiyor öncelikle.
ABD, müttefikleriyle biri Rusya’ya, diğeri Çin’e karşı iki stratejik kuşatma hattı inşa ediyor:
ABD’NİN ÇİN VE RUSYA STRATEJİLERİ
Devamını okumak için👇
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/ukrayna-sonuc-nato-genislemesi-neden-1911598?utm_medium=Kose%20Yazisi&utm_source=Cumhuriyet%20Anasayfa&utm_campaign=Kose%20Yazisi
Teşekkürler ve selamlar…