İlhan KARAÇAY’ın analizi: Yurtdışındaki Türkler’in devletten istedikleri önemli haklar

İlhan KARAÇAY’ın analizi: Yurtdışındaki Türkler’in devletten istedikleri önemli haklar

İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Yurtdışındaki Türkler’in devletten istedikleri önemli haklar…

*Suriyeli’ye verilen otomobil hakkının Türkler’e de verilmesi

*Emeklilik hakkının daha cömertçe verilmesi

*Seçimlerde, ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’nin oluşturulması

*Askerlik bedelinin düşürülmesi

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1190.jpg
(Bir Pazar günü sindire sindire okumanız dileğiyle)

60 yıldan bu yana yurtdışına göç etmekte olan Türkler’in, ‘Anavatan’ olarak hasretini çektikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden istedikleri en önemli konuları anlatmaya çalışırken, yurttaşlarımızın, Türkiye’de halk tarafından seçilmiş olan temsilcilerin, boş sözleri bir kenara atarak, sorunların çözümlenmesi için samimi çabalar göstermelerini istediklerini de belirteyim.

Yurtdışındaki Türkler’in devletten istedikleri önemli konuları sıralarken, hangi konunun diğerinden önemli olduğu savını hesaba katmayacağım.

OTOMOBİL SORUNU

Yurtdışındaki Türkler’in yıllarca çektikleri 3 aylık triptik uygulama çilesi, ne mutlu ki, iki yıl uygulamasından sonra bir nebze olsun azaldı. Ne var ki, bu uygulama da, özellikle yaşlı yurttaşlarımız için hâlâ bir çile olarak devam ediyor.
Yurttaşlarımız haklı olaral soruyorlar: ‘Suriyeliler’e verilen otomobil sokma hakkı, bize neden verilmiyor?’
Bu konuda çok yazdık ve çizdik. Ne yazık ki, iki yıllık hak arayışındaki duyarlılık, otomobillerin sürekli kalması konusunda gösterilmemektedir.
Bu konuda daha önce yazdıklarımdan birini sizlere sunmak istiyorum:

Gurbetçi’ye ‘Tu Kaka’, Suriyeli’ye ‘Ehlen sehlen’

TÜRKİYE’Yİ DÖVİZE BOĞAN GURBETÇİYE GEÇİCİ PLAKA VERİLMEZKEN, SURİYELİ SIĞINMACIYA PLAKA VERİLİYOR.

MAKÛS TALİH NE ZAMAN DEĞİŞECEK?

1960’lı yılların başında çıkmıştı gurbet yoluna binlerce, onbinlerce Anadolulu…
Önceleri kendi rizikoları ile yola çıkmışlardı. Daha sonra ‘Devlet Baba’nın kontrolu altında…
Yani ‘Devlet Baba’nın ülkeler ile yaptığı görüşmeler sonunda hazırlanan mukaveleler, gurbeçiler için ‘garanti’ olmuştu…
Mukaveleler yürürlükteydi ama, mukavele kurallarını yerine getirmeyen Avrupalı işverenler, kural, mural dinlemiyorlardı.

O zamanlar Türk konsoloslukları bu iş anlaşmazlıklarına karışmıyorlar ve sadece pasaport işlemleri yapıyorlardı.
Gurbetçinin her türlü sorunu ile sadece biz gazeteciler ilgileniyorduk.
40 derece ateşli hastalıkla evinden işe gönderilen Türkler’in bu gibi konulardaki haklarını, sadece gazetemize yazarak değil, başta işverenin müdürü olmak üzere, çeşitli mercilere telefon ederek ve yerel medyaya bildirerek savunuyor ve ortalığı karıştırıyorduk.
8-10 kişiyi bir yatak odasına sığdıran işverenin, mukaveleyi ihlal ettiğini biz ortaya çıkarıyorduk. Yerli işçiye yüksek maaş, yabancı işçiye düşük maaş verenlerin foyasını biz çıkarıyorduk ortaya…

Sonra aile birleşimi başladı. İskân sorunu başladı. Çocukların eğitim sorunu çıktı ortaya. Bayramlarda bile namaz kılınacak yerleri yoktu. Camiler kurulana kadar mücadele ettik gurbetçi için.

Yıllar ilerledikçe, gurbetçiden memlekete döviz akmaya başladı.
Bu kez politikacılar çıktı meydana. Avrupa’ya gelmeye başlayan politikacılar, sözüm ona dert dinliyor ve not alıyorlardı. Notları nereye yazıyorlardı biliyor musunuz?
Mübalaasız, ceplerinden çıkardıkları sigara paketlerine yazıyorlardı. Yani sigara bitince paket de sorunlar da çöpe gidiyordu.

Daha sonraki yıllarda ataşelikler açılmaya başlandı. Çalışma Ataşesi, Eğitim Ataşesi, Din İşleri Ataşesi gibi…
Ondan sonra da Müşavirler geldi.

Yurttaşlar Müşavirliklere ve Ataşeliklere dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı ama anlayan yoktu. Görev yine biz gazetecilere düşüyordu. Biz de yazıyorduk ve ortalığı karıştırarak çözüm bulmaya çalışıyorduk.

Yurttaşların binbir türlü derdi vardı. Bu dertlerden biri, yurda triptik ile otomobil girişi yapmaktı. Başta Turgut Torunoğulları olmak üzere, STK temsilcileri ile hep birlikte mücadele ettik ve sonunda yabancı plakayla iki yıl kalma hakkını elde ettik. Buna çok sevinmiştik.
Ne var ki, otomobillerini geride bırakan yurttaşlar her defasında mutlaka Gümrük Müdürlüğü’ne gitmek mecburiyetinde kalıyor ve bir taahhütname veriyordu. Öncelikle bu işlemin kalkması gerekiyordu ki, kısa bir süre önce kaldırıldı.

OTOMOBİLE PLAKA
Bize göre, yukarıdaki işlemler de artık tarihe karışmalı. Suriyeliler’e geçici plaka verildiği gibi, yurtdışındaki biz yurttaşlara neden plaka verilmiyor? Suriyeliler’in ödedikleri 205.03 TL’yi biz de ödeyelim ve bize de geçici plaka verilsin ki, iki yıllık zahmetten kurtulalım.

İnsanlara bazı haklar tanınınca, ‘Onlara var da bize neden yok’ derken, ırkçı bir tavır takınmıyoruz. Ama, onyıllardır anavatanı dövize boğan gurbetçiye, Türkiye’ye sokmak istedikleri otomobillere geçici Türk plakası verilmezken, ”Türkiye’ye hiçbir kazanç sağlamayan Suriyeli’ye neden böyle bir hak tanınıyor da bize tanınmıyor?” diyenlere ne cevap verilir?

Biliyoruz, bu konuda otomobil ithalatçılarının ağır baskısı var. Ama bu konuya da bir kural getirilebilir. Örneğin, yurda sokulan otomobilin satışı yasaklanabilir.

Şimdi herkes soruyor: ‘Gurbetçilerimizin bu makûs talihi ne zaman değişecek?’
Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

EMEKLİLİK SORUNU

Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın en büyük sorunlarından biri de emekliliktir.
Yaşadıkları ülkelerdeki emeklilik hakları kısıtlı olan yurttaşlarımız, anavatanda elde edecekleri ikinci bir emeklilik ile geçimlerini daha iyi sağlayabileceklerdir.
Sürekli olarak değiştirilen ve borçlanma meblağları da abartılı olan Türkiye’de emekli olma hakkı akılları da karıştırıyor.
Bakınız size Hollanda’da bir örnek vereyim.
Hollanda’daki emeklilik hakkı, belki de dünyada benzeri olmayan bir ‘Devlet baba’ sistemi ile veriliyor.
Hollanda’da emeklilik hakkından yararlanmak için, bir tek gün bile çalışma şartı yok.
Ülkede bir belediyeye kayıtlı olan herkes emeklilik hakkına sahiptir.
Şöyle ki, emeklilik hesabı, 15 yaşından 65 yaşına kadar olan 50 yıl üzerinden değerlendiriliyor. 50 yılını Hollanda’da kayıtlı olarak geçirmiş olan her kişi yüzde yüz emekli hakkına sahiptir.
Bir örnek vereyim: Ben şahsen Hollanda’ya 26 yaşındayken geldim. 65 yaşıma geldiğim zaman, 50 yıllık değil 39 yıllık bir emekliliğe hak kazandım. Şimdi ben yüzde 22 oranında daha az emeklilik ödeneği alıyorum.

Görülüyor ki, Hollanda devleti, ülkesinde yaşayan herkese, bir gün dahi çalışmış olmasa da, emeklilik hakkı tanımış. Ama 15 yaşından 65 yaşına kadar 50 yıl resmi olarak kayıtlı olma şartını da koymuş.
Hollanda, topraklarında yaşayan her kim olursa olsun emeklilik verme cömertliğini gösterirken, bizim devletimiz emeklilik kanusunda bize karşı neden bu kadar cimri davranıyor?
Hem de biz primleri ödemişken…
İşte bu durumda da, yurdışında yaşayan bizlerin aidiyet duyguları zedeleniyor.

YURTDIŞI SEÇİM BÖLGESİ KONUSU

Yurtdışındaki Türkler için uygulamaya geçilmesine söz verilen ‘Yurtdışı Seçim Bölgesi’ konusu, bir türlü yasalaştırılmadı.
Bu konuda da çok şeyler yazıldı ve çizildi. Bakınız bu konuda Vitrinhaber’de neler yazılmıştı.

T.C. Anayasası’nın ‘Temel haklar ve ödevler’ kısmında yer alan 62. maddesinde, “Türk Devleti, yabancı ülkelerde çalışan vatandaşlarının aile birliğini, çocuklarının eğitimini, kültürel ihtiyaçlarını ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gerekli tedbirleri alır” denilmektedir.

5256 sayılı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Kanunu’nun 3. maddesinin
J fıkrasında da, kurumun görevleri arasında, “Yurtdışında yaşayan ve/veya çalışan Türk ailelerinin sorunlarını araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek” hükmü yer almakdır.

Avrupa’daki Türk seçmenin kendi milletvekillerini seçmelerine imkan tanınması zorunludur.
Bunun için yurtdışı seçim bölgesi oluşması gerekiyor ki, Avrupa’dan giden oylar yaşamadığımız veya görmediğimiz illere gitmesin. Bu hak bize tanınmadığı sürece haklarımız ve isteklerimiz hep arka plana atılır.

Yaklaşık 55 yıl önce Avrupa’ya göç eden Türkler, Türkiye’deki seçimler için ancak geçen seçimlerden itibaren oy verme hakkına kavuştular. Seçilme hakkı sözü ise henüz yerine getirilmedi. Yeni ‘Başkanlık’ sistemine geçilirken, milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasına yurtdışında yaşayan Türkler’e kontenjan gerekçe gösterilmişti. Şimdi biz yurtdışında yaşayan Türkler bu hakkımızı istiyoruz. Ayrıca, yurtdışında yaşayan 6.5 milyon Türk için Yurtdışı Türkler ve Akraba Bakanlığı’nın kurulmasını istiyoruz.

ASKERLİK BEDELİNİN DÜŞÜRÜLMESİ

2014 yılında, Erdoğan’ın talimatıyla, Bekir Bozdağ başkanlığında yürütülen çalışmada 10.000 euro olan bedel 6.000 euroya düşürülmüştü.

2016 yılı ocak ayında, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olan Mustafa Yeneroğlu verdiği önerge sonrasında, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu, Askerlik Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı’nı kabul etti. Meclis’te kabul edilen yeni tasarıyla bedelli askerlik bin euro oldu. Tasarıya göre, yurt dışında oturma veya çalışma izniyle en az 3 yıl süreyle bulunan Türk vatandaşları, 6 bin euro yerine bin euro ödeyerek askerlik yapmış sayılacaktı.

1000 euroluk bedel, 27 Ocak 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Bu kanun değişikliği 31 Aralık 2017 tarihine kadar geçerli oldu ve 1 Ocak 2018 tarihi itibaren eski sisteme yani 6 bin euroluk bedele geri dönüldü.

2020 yılında, Ocak-haziran döneminde 5.261 euro olan bedel, temmuz aralık dönemi için 5.563 euro oldu. Bu durum hâlâ da devam ediyor.

Yurtdışındaki gençlerimizin büyük bir çoğunluğu, böylesi bir meblağı ödemekte zorluk çektikleri için, vatandaşlıktan çıkmayı planlamaya başladılar. Hatta pek çok gencimiz vatandaşlıktan çıkma başvurusunda bulundular.
Bu gidişle, yurtdışındaki gençlerimiz, anavatan için duydukları aidiyet hislerini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar.

Anlaşıldığı gibi, bu sorunun mecliste değil, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından çözümlenebileceği aşikârdır.
Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

 

Çin’in Uygurlara yaptığı zulüme karşı en duyarlı ülke Hollanda oldu

Çin’in Uygurlara yaptığı zulüme karşı en duyarlı ülke Hollanda oldu

Çin’in Uygurlara yaptığı zulüme karşı en duyarlı ülke Hollanda oldu

Hollandalı parlamenterler, Başbakan Rutte’nin ‘Çok üzücü’ ifadesinin yetersiz olduğunu, Çin’e karşı yaptırımdan kaçınılmaması gerektiğini belirttiler.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1189.jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:

Dün yayınladığım ve okurlarımdan çok sayıda reaksiyon aldığım haberimde, Avustralya Düşünce Kuruluşu ASPİ’nin, Çin’de, Uygurları hücrelerde toplamak için tam 380 toplama kampı yapıldığını ve 14 kamp inşasının devam ettiğini belirtmiştim.

ASPI’nin elde ettiği uydu fotoğraflarında açıkça görülen toplama kamplarının, birer eğitim merkezi olduğunu öne süren Çin ise, bu kamplara giden çoğu insanın topluma başarılı bir şekilde geri döndüğünü savunuyor.

Kaldı ki ASPİ’nin uydu fotoğraflarından elde ettiği görüntülere göre, toplama kamplarının tamamının fabrikalara yakın yerlerde inşa edildiği ve bu kamplardaki insanların bu fabrikalarda zorla çalıştırıldıkları anlaşılıyor.

Sincan bölgesindeki Müslümanların, genellikle evlerinde Kuran bulundurdukları ve domuz eti yemedikleri gibi nedenlerle toplama kamplarına götürüldüklerini, kamplarda ise sağlık önlemlerinin bulunmadığını öne süren ASPİ raporunda, tutuklulara eziyet çektirildiği de yer alıyor.

ASPI raporunda en büyük kampın Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’deki Dabançeng kampı olduğu belirtiliyor. Bu kampta 100’e yakın bina tespit edildiği belirtilen raporda, Kaşgar’da yeni bir kampın açıldığı, buradaki binaların 14 metre yükseklikte duvarlar ve gözetleme kulesi içerdiği bilgisi yer alıyor.

İlk tepki Hollanda’dan

Dünkü haberin yayınlanmasından sonra ilk tepki Hollanda Başbakanı Rutte’den geldi. Çin’deki gelişmelerin endişe verici olduğunu söyleyen Rutte’ye cevap veren parlamenterler ise, ‘Endişe verici’ sözü ile yetinilmemesi gerektiğini, Çin’e karşı yaptırım planları yapılması gerektiğini belirttiler.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Joel Voordewind.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Martijn_van_Helvert_(2017).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Lilianne Ploumen.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Bram_van_Ojik.jpg
Bram Voordewind                    Martijn van Helvert                   Lilianne Ploumen                       Bram van Ojik

Çin ile yapılan ticari ilişkilerin bozulacak olmasından korkulmaması gerektiğini belirten parlamenterden Bram van Ojik (Yeşil sol) ve Lilianne Ploumen (İşçi Partisi), Martin van Helvert (Katolik Demokratlar Birliği), Joel Voordewind (Hıristiyan Birliği), bu konuda önerge vermeye hazır olduklarını belirttiler.

Hollanda’nın Çin’den milyonlarca tekstil ürünü aldığını, tekstil fabrikalarında ise genellikle Uygurlar’ın çalıştırıldığını öne süren Hollandalı parlamenteler, ‘Nasıl ki çocuk çalıştırılması insanlık dışı ise, zorla adam çalıştırmak da insanlık dışıdır’ diyerek, Çin’e karşı boykot uygulamasını istediler.

UYGUR MEZALİMİNİN TARİHÇESİ

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Uygur harita.png C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg

Doğu Türkistan’da devam eden Çin mezaliminin daha kolay anlaşılması için geçmişi özetleyerek hatırlatmalarda bulunayım;

Çin’in Doğu Türkistan ile olan bağlantısı 2000 yıldan daha gerilere gitmesine rağmen, bölge etkili Çin yönetimi altında sadece ve kesintilere uğrayarak yaklaşık beş yüz yıl kalmıştır.

1933 ve 1944 yıllarında İslam Şeriatı prensiplerine dayanılarak ‘Doğu Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti’ kuruldu. Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesi ise maalesef başarısız kaldı.

Çünkü; Doğu Türkistan bölgesi, 1949’da Komünist Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edildi. Çin Halk Cumhuriyeti bünyesinde 1 Ekim 1955’de özerklik statüsü verilen “Sincan Özerk Bölgesi” Uygur Türklerinin yaşadığı coğrafyadır.

Geçmişten günümüze ve bilhassa 1949’dan beridir bu topraklarda Çin baskısı ve zulmü bitmek bilmiyor.

Sosyal, siyasi ve dini faaliyetleri yasaklanan Uygur Türkleri tarafından, Doğu Türkistan’a özgürlük ve insani haklar kavuşma adına düzenlenen her toplantı, miting, protesto yürüyüşü gibi girişimler Çin devlet güçleri tarafından silah kullanarak sindiriliyor.

Doğu Türkistan’da 1985 yılından bu yana geçerli olan uygulamaya göre şehirde yaşayanlara bir çocuk, kırsalda yaşayanlara iki çocuk sahibi olma kotası hala devam ediyor. Bununla beraber de, Müslüman Uygur Türk nüfusu kontrol altında tutmak için zorla kısırlaştırma ve kürtaj uygulamaları aralıksız devam ettiriliyor.

Uygur Türkleri göçe zorlanarak Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme politikaları uygulanıyor. Ayrıca da deprem bahane edilerek Türk İslam mimarisi ile tarihi doku da yok ediliyor.

Toplam nüfusu 20 milyona yaklaşan Doğu Türkistan’da, 2000 yılındaki nüfus sayımı sonuçlarına göre çoğunluğu; yüzde 45’lik bir oranla Uygur Türkleri oluşturuyor. Bu oran 1950’li yıllarda yüzde 80 civarındaydı…Çin’in uyguladığı asimilasyon uygulamaları, doğum yasağı ve göç politikaları sonucu bölgede nüfus dengesi sürekli değişiyor. Uygur Türkleri, Çin’deki başka bölgelere göçe zorlanmalarına ve topraklarına Çin’in en büyük etnik grubu olan Han nüfusunun yerleştirilmesine tepki gösteriyor. Temmuz 2009 olayları tam da bu yüzden başlamıştı.Bir yandan Han Çinliler diğer yandan da Çin devlet güçleri tarafından düzenlenen saldırıları sonucu 5 Temmuz 2009 yılında toplu katliam yaşanmıştır.Katliamdan sonra toplu Cenaze namazları yasaklanmış. Uygurlara ait evler ateşe verilmiş, işyerleri tahrip edilmişti. Han Çinlilerle polis ve askerlerin öldürdüğü binlerce Uygur Türkünün cesetleri günlerce sokaklarda bekletildi.Öldürülen Uygurluların sayısının 3000 olduğu Uygur teşkilatlarınca tespit edildi.

OLAYLARI ÇİN DEVLETİ PROVOKE EDİYOR

Müslüman Uygur halkı, halen geleneklerini, dillerini ve dinlerini yaşama hakkına sahip değiller. Öyle ki, çocuklarına gizlice dini eğitim vermekte ve sadece aile içinde Uygurca konuşulmaktadırlar. Yıllardır fiili bir işgal ve sistematik bir asimilasyonla politikalarına karşı sahipsiz Uygur halkı direnmeye çalışıyor. İşçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere camiye giriş yasağı getirilmesi olayları daha da kışkırtıyor.Temmuz 2014’te yaşanan olaylar ‘ibadet özgürlüğü’ kısıtlamasından kaynaklandı. Özellikle ramazan ayında oruç yasağı getirilmesi protestolara neden oldu. Yarkent bölgesinde başörtülü kadınlara yapılan saldırı sonrası büyüyen protestolara silah kullanarak cevap verenÇin güçleri katliam yapmaktan çekinmedi.Olaylar silah gücüyle bastırılsa da ağır baskılar sonucu oluşan gerginliklerin biri bitmeden öteki başlıyor.Çin devlet güçlerinin orantısız güç kullanması sonucu yakın tarihin en büyük toplu katliamları yaşandı. Uluslararası İnsan Hakları kuruluşları Temmuz ayı sonlarından bu yana Doğu Türkistan’ın Yarkent bölgesinde çıkan olaylarda 2 bin kişinin ölmüş olabileceğine dikkati çekiyor.Şimdi yeni bir yasak getirerek yeni olaylara Çin devlet güçleri zemin hazırlıyorlar. Seyahat özgürlüğü olmadığı için pasaport alamayan Müslümanlar hacca da gidemiyor.Dünya siyaset bilimcilerinin yorumuna göre; Urumçi olaylarının büyümesinde Çin’in 1949’tan bu yana Uygurlara uyguladığı kötü muamele ve asimilasyon politikalarınınetkisi olduğunu ifade edildi.

Çinliler, Doğu Türkistan’daki mezalimini sürdürürken diğer yandan da İslam kültür ve tarihini yok ediyor. Kaşgar, Şubat 2003’de meydana gelen depremde büyük zarar görmüş, Kaşgarve çevresinde binlerce insan evsiz kalmıştı. Bölgenin deprem kuşağında olması, Çin yönetimini için büyük bir fırsat oldu.Tarihi Kaşgar şehrinde; 2010 yılında başlayan ve 2015’te sona erecek kentsel dönüşüm çalışmalarını bahanesiyle şehrin İslami ve tarihi kimliği yok edilecek. Kentsel dönüşüme birde deprem ilave edilerek şehrin tarihi dokusu tamamen silinecek… Sadece bu çalışmalar yüzünden bile Kaşgar’dan 220 bin Uygur Türkü göç ettirildi.Çin devlet politikasının özeti şu; “Uygur Türklerinin özgürlük ve hak arayışları devam ettikçe baskı, yasak ve saldırılarda artarak devam edecek”Yani; Çin asimilasyon politikalarının devamı olan, göçe zorlama, baskı, yasak ve saldırılar ile idamlar ve mahkemeler halen aralıksız devam ediyor.Kısacası; Doğu Türkistan’da ne Çin mezalimi ne de, bu mezalime karşı tarih boyu sürdürülen direniş, bitmedi bitmeyecek.
Tarihçe:Kemal Çelebi.

 

Hollanda’ya ilk ‘Özel İş Bulma Bürosu’nu kazandıran, Dünya Güzeli Corine 82 yaşında vefat etti

Hollanda’ya ilk ‘Özel İş Bulma Bürosu’nu kazandıran, Dünya Güzeli Corine 82 yaşında vefat etti

Hollanda’ya ilk ‘Özel İş Bulma Bürosu’nu kazandıran, Dünya Güzeli Corine 82 yaşında vefat etti

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Corine.jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:

Dünya’dan pek çok ‘Güzel’ geçmiştir. Çeşitli yarışmalarda ‘En Güzel’ seçildikten sonra, fotomodellik, aktristlik, şarkıcılık gibi dallarda da başarılar elde etmiş pek çok ‘Güzel’ olmuştur. Ama, Hollanda’ya ilk dünya güzelliğini kazandırmış olan Corine Spier Rottschafer, sadece yukarıda belirtilen meziyetler ile değil, çok iyi bir iş kadını olarak da ün yapmıştır.

Hollanda’ya ilk kez ‘Özel İşçi Bulma Bürosu’nu kazandıran Corine, 1957 yılında ‘Hollanda Güzeli’ ve ‘Avrupa Güzeli’ olarak seçildikten sonra 1959 yılında da ‘Dünya Güzeli’ olarak seçilmişti. Hollanda’ya ilk kez dünya güzelliğini kazandırmış olan Corine, daha sonra fotomodelliğe başlamıştı.
Yaşamından çok mutlu olan Corine, başarılarını sadece güzelliği ile değil, başka yetenekleri ile de sürdürmeyi yeğlemişti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Corine 2.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Corine 3.jpg

İlk olarak bir fotomodel bürosu kurmuş ve güzel kızları piyasaya sürmeye başlamıştı.
Ne var ki, resmi merciler Corine’nin yaptığı işin yasal olmadığını öne sürerek fotomodellik bürosunu kapatmak istemişti. Buna karşı hukuki mücadeleye başlayan Corine, mahkeme tarafından haklı bulunmuş ve fotomodellik bürosunun devam edebileceği kararından sonra işini daha da büyütmüştü. İşte o günden sonra pek çok işbilir insan, ‘Özel İş Bulma Bürosu’ açmaya başlamıştı.
İşte, bugün Hollanda’daki iş pazarının yüzde 60’ını elinde tutan Özel İş Bulma Büroları’nın yaratıcısı o güzel kadın, 82 yaşında hayata gözlerini yumdu.

 

 

AVUSTRALYA DÜŞÜNCE KURULUŞU ASPİ’YE GÖRE, ÇİN, UYGURLARI 380 TOPLAMA KAMPINDA EZİYOR

AVUSTRALYA DÜŞÜNCE KURULUŞU ASPİ’YE GÖRE, ÇİN, UYGURLARI 380 TOPLAMA KAMPINDA EZİYOR

Avustralya Düşünce Kuruluşu ASPİ’ye göre, Çin, Uygurlar’ı 380 kampta eziyor.

Her zorluğa rağmen, ezilmekte olan Uygur Türkleri’nin sürgündeki lideri olan Rabia Kadir mücadeleyi sürdürüyor.

İlhan KARAÇAY’ın haberi

Tüm dünyanın, seyrederken hiçbir rahatsızlık duymadığ, Çin’in Uygurlar’a uyguladığı eziyetler, Avusturya Düşünce Kuruluşu ‘Australian Strategic Policy Institute’, yapmış olduğu bir açıklamada, Çin’in uygurlar için tam 380 toplama kampı kurmuş olduğunu ve kamp kurma işleminin devam etmekte olduğunu belirtti. Daha çok sayıda Uygur’u kamplarda ezmekte olan Çin’e, Türkiye dışında hiçbir dünya ülkesi tarafından ses çıkarılmamasının endişe verici olduğu belirtilen açıklamada, İslam etnik grubuna karşı yapılan bu eziyetlerin sona erdirilmesi için, harekete geçmenin zamanı geldiği bildiriliyor.

Çin tarafından Uygurlar’a yapılan zalimlik karşısında mücadele eden Rabia Kadir, her zorluğarağmen bu mücadelesini sürdürüyor.
Daha önceki yıllarda Hollanda’ya defalarca gelmiş olan Rabia Kadir ile ilgili olarak yayınlamış olduklarımız sizlere tekrar sunuyorum.
İyi okumalar.

ACILARIN KADINI!

Ezilmekte olan Uygur Türkleri’nin, sürgündeki lideri olan Rabia Kadir mücadeleyi sürdürüyor.

‘Ezilişimize ve yok edilişimize dünya seyirci kalıyor’ diye haykırmakta olan Rabia Kadir yine ağlattı.

15 Kasım 1946 günü, Çin’in Sincan Uygur Bölgesi’nde, Uygur halkı eziyet içinde yaşarken, o soğuk günde bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Ailesi çok fakir olan bu kız çocuğuna Rabia adını verdiler. Doğu Türkistan olarak da bilinen Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayanların haklarını savunacak ve O’nlara öncülük yapacak birileri bekleniyordu. O beklenen kişinin o gün doğan Rabia olacağını hiç kimse aklından bile geçirmemişti.

Soyadı Kader (Kadir) olan Rabia, fakirlik içinde yaşarken eğitimini tamamlamaya çalışıyordu.

1978 yılında kendisine aşık olan ilk erkek olan Prof. Sıdık Hacı Rozi’nin evlenme teklifini geri çevirmeyen Rabia, çoluk çocuğa kavuştuktan sonra Sincan’da Ticaret Odası Başkanı olmuş ve 1992 yılında da Milli Halk Kongresi Üyesi olmayı başarmıştı.

Üçünü kendi doğurduğu, ikisini de evlatlık edindiği 5 çocuklu Rabia, akranları gibi pasif değildi. Kadınlığına ve gençliğine rağmen bir çamaşırhane açmayı başardı. Daha sonra tekstil işine başladı. Bu işte o kadar başarılı oldu ki, yaşadığı Urumçi’de iki büyük mağazanın sahibi olmuştu. Daha sonra bunlara süpermarketler eklendi. Öyle ki, Forbes Dergisi 1994 yılında O’nu, Çin’in en zengin 7’nci kişisi olarak ilan etmişti.

http://www.haberdukkani.com/img/qsiMOjL.jpg http://www.haberdukkani.com/img/d9XpClV.jpg

Kadın hakları savunuculuğu dikkatten kaçmayan Rabia, Çin hükümetinin de dikkatini çekmişti. Çin Hükümeti O’nu, 1995 yılında Pekin’de yapılan Dünya Kadınlar Konferansı’na katılan delegasyona eklemişti.

1997 yılında, Çin Halk Kongresi Üyesi olarak yaptığı bir konuşmada, Çin Hükümetinin Sincan politikasını çok sert bir şekilde eleştiren Rabia, O’na çok kızan hükümet tarafından Halk Kongresi üyeliğinden çıkarıldı.

Ama ne var ki, Çin hükümeti, bu başarılı kadını birden bire düşman ilan etti ve tutuklanması için karar çıkarttı. Yargılandığı mahkeme tarafından tam sekiz yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

1999’un ağustos ayında, Amerikan Kongresi üyelerine gizli belgeler verdiği iddiasıyla suçlanan Rabia Kadir, Çin İstihbarat elemanları tarafından pasaportuna el konularak gözaltına alındı.

Bill Gates’in yakın dostu olan Rabia Kadir’in milletvekili dokunulmazlığına rağmen,

polis teşkilatı tarafından Urümçi Havaalanı’ndan Taşkent’e hareket ederken çırılçıplak soyulmak suretiyle üstü arandıktan sonra, pasaportuna el konulmuştu.

Havaalanındaki tartaklamadan sonra, havaalanı yolu üzerinde bulunan İstihbarat Merkezi’ne getirilen Rabia Kadir’e, yurt dışına çıkış yasağı konuldu. ‘Acı ve sıkıntı çeken Doğu Türkistan halkını bu kaostan kurtararak soydaşlarıma model olmaya çalışıyorum’ diyen Rabia Kadir için şu suçlamalar yapılmıştı:

– Doğu Türkistan’ın Feyzabad şehrinde meydana gelen deprem sonrası, bölgeye 10 kamyon yardım malzemesi göndererek, devleti küçük düşürmek ve halkı devlete karşı kışkırtmak.

– 4 Şubat Gulca direnişi sonrası çıkan çatışmalarda çocukları ölen, yaralanan ailelere para ve erzak yardımı yaparak, ayrılıkçı güçlere destek vermek.

– ABD’de ticari şirket kuran eşi Prof. Sıdık Hacı Rozi’nin yedi aydır ABD’den Çin’e dönmeyerek, siyasi faaliyetlerde bulunması.

Özellikle Uygur insanlarının iyiliği için her türlü fedakarlığı yapan Kadir’in, yıllar boyunca da bu uğurda başına gelmeyen kalmamış. Hapis’e defalarca girip çıkan Kadir, çevresindeki insanlar ve halkı tarafından ”İyilik meleği”, ”Özgürlük savaşçısı” diye tanımlanıyordu.

Kadir, oğlu ve sekreteriyle birlikte Amerika’ya, eşinin yanına gönderileceği günü bekliyordu. Özgürlük savaşçısı Rabia Kadir bu yolda Çinliler’in elinde işkence bile görmüş. Bütün yaşadıklarına rağmen azimle yoluna devam eden bu kadından herkes ”güç timsali” diye söz etmişti.

NORVEÇ’TEN RAFTO ÜDÜLÜ

Ama Rabia’nın başına gelenler dünya ülkelerinde yakından takip ediliyordu. Öyle ki, Norveç’te her yıl bir insan hakları savunucusuna verilen Rafto ödülü, Çin’de cezaevinde bulunan Doğu Türkistanlı Rabia Kadir’e verildi. Ödül komitesi, “Yabancılara bilgi vermekle” suçlanarak cezaevine atılan Kadir’e verilen ödülün, “Çin yönetimine, Uygurların ve diğer azınlıkların ekonomik, kültürel ve sosyal haklarına saygılı olması yolunda çağrı’‘ anlamına geldiğini bildirdi.

Rabia Kadir’in eşi Prof. Sıdık Hacı Rozi, daha önce iş yapmak için gittiği ABD’de, Amerikan yönetimince desteklenen Özgür Asya Radyosu’nda çalışıyordu.

Özellikle ABD’nin baskısıyla hapisten çıkan Rabia Kadir, Bill Gates’in davetiyle ABD’ye gitti ve burada da bir şirket kurdu. Daha sonra siyasi mücadelesini buradan tüm dünyaya yaydı. Rabia Kadir, artık Uygurlar’ın sürgündeki lideriydi.

DÜNYADA TEŞKİLATLAMA

Rabia Kadir, bu zaman birimi içinde pek çok ülkeye giderek yurttaşlarını teşkilatlandırdı. Bu ülkeler arasında Hollanda başı çekiyordu.
UEDT eski başkanı ve Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör tarafından 3 defa Hollanda’ya davet edildi. Hollanda’ya her gelişinde, Hollanda hükümet yetkilileriyle de görüşme imkanları yaratıldı.

Hollanda’yı ziyaretleri sırasında kendisi ile görüştüğüm Rabia Kadir, çok iyi bir anne olmanın yanında, tam anlamıyla bir savaşçı görünümündeydi. Ama tabii ki bu savaşçı görüntüsü, özgürlük alanındaydı.

Hollanda’ya ilk geldiği zaman, dünyanın bazı ülkelerine seyahat edemediğini anlatıyordu. Çin hükümeti, Rabia’nın ülkelere girememesi için baskı unsurunu kullanıyordu.
Ne yazık ki, Rabia’nın giremediği ülkeler arasında Türkiye de vardı.
Türkiye, Çin’in diplomatik baskısı nedeniyle Rabia’ya giriş izni vermiyordu.
Rabia’nın Washington Büyükelçiliğimizden istemiş olduğu vize isteği 2006 ve 2007 yılarında geri çevrilmişti. Gerekçe ise, ‘Türkiye’ye girmesi istenmeyen adam’ olarak kayıt düşülmüş olmasıydı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\Rabia Kader-ilhan Karacay (1).JPGC:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Rabia Kader, Seyit Tumturk (solda), Sadik Seley (sagda) ve ilhan karacay (arkada).jpg
Rabia Kadir Hollanda’yı ilk ziyareti                                         Rabia Kadir Hollanda’ya son gelişinde,
sırasında İlhan Karaçay ile görüşürken                                 Uygur Kongresi Turkiye Delegesi Seyid
bugüne kıyasla daha dinç görülüyordu.                               Tümtürk (solda), Hollanda Uygur Derneği
Rabia Kadir, aradan geçen zamana rağmen,                        Başkanı Sadık Seley ile birlikte aldıkları
mücadelesini başarıyla sürdürüyor.                                      kitaplarla bu görüntüyü verdiler
.

HOLLANDA’YA SON ZİYARET

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da ‘Dünya İnsan Hakları Günü’ çercevesinde, Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir’in ‘Sürgünde 10. Yılı’ anma programı yapıldı.

Hollanda Uygur Vakfı, Türkevi Topluluğu ve Avrasya Sivil Toplum Forumu tarafından organize edilen ‘Rabia Kadir; Sürgünde 10. Yıl’ Anma Programına, Hollanda’da yaşayan Türk ve Akraba topluluklar da büyük ilgi gösterdiler.

Program, katılımcılara Uygur Pilavı ikmamıyla başladı. Program çerçevesinde Hollanda’da etkin olan Uygur, Nogay, Kırım ve Irak Türkmen dernekleri tanıtım standleri açarken yemek ikramında da bulundular.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Katilimcilar.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Rabia Kadir Sevenleriyle.jpgRabia Kadir için organize edilen ‘Sürgünde 10. Yıl’ toplantısından görüntüler

Anma programında, Rabia Kadir’in son on yılda yaşadıklarını anlatan kısa bir belgesel gösterildi. Günün anlamına dair bir konuşma yapan Türkevi Topluluğu Başkanı Veyis Güngör, Rabia Kadir’i on yıl önce Hollanda’da misafir ettiklerini, sonraki yıllarda da farklı organizasyonlarla Doğu Türkistan davasını, başta Türkler olmak üzere Avrupa kamuoyunda tanıtmaya katkıda bulunduklarını belirtti. Rabia Kadir’in sürgünde geçen on yılı anısına organize edilen bu programda amacın, dünya kamuoyunun dikkatlerini Çin’in Uygur Türkleri’ne uyguladığı zulm ve baskılara dikkat çekmek olduğunu söyleyen Veyis Güngör, Rabia Kadir’in Hollanda ziyareti çerçevesinde Hollandalı gazetecilerle de buluşup, verdiği mücadeleyi anlatacağını belirtti.

SÜRGÜNDE 10. YIL

Programa Türkiye’den misafir olarak katılan Dünya Uygur Kongre’si üyesi Seyit Tümtürk, yapmış olduğu konuşmada, son on yıldır Rabia Kadir ile birlikte dünya kamuoyuna Doğu Türkistan davasını anlattaıklarını, Rabia Kadir’i mücadelesinde yalnız bırakmadıkları söyledi. Tümtürk, Rabia Kadir’in sürgünde onuncu yılını hatırlayan ve anısına bu programı düzenleyen duyarlı ve bir o kadar da stratejik düşünen, başta Türkevi Topluluğu olmak üzere, organizasyonda emeği geçenlere teşekkürlerini sundu.

Programın ikinci bölümünde bir konuşma yapan Dünya Uygur Kongresi lideri Rabi Kadir konuşmasında özetle şunlara değindi: “Türkleri birbirine bağlayan bu muhabbeti Çin ne kadar engellemek istese de asla başarılı olamayacak. Türklük bizi bir birimize bağlayan çok önemli bir öğe. Cezaevinde çıktığımda acaba Türk dünyasından ayrıldım mı diye gözyaşı döktüm. Ancak gurbette her Türk’le karşılaştığımda kendimi görüyorum. Bu moral kaynağı oluyor bana.”

ÇİN’İN HEDEFİ UYGUR DAVASINI İMHA ETMEKTİR.

Rabia Kadir konuşmasına şöyle devam etti: “Çin’in hedefi Doğu Türkistan davasını dünyanın haberi olmadan tamamen kapalı hale getirerek imha etmekti. Ama bu hedefinde başarılı olamadı. Tibet ve Doğu Türkistan meselesi birbirinden farklı değil. Bugün iki ülkede Çin işgali altında. Tibet davasını bütün dünya biliyor niçin Doğu Türkistan davası hak ettiği ilgiyi görmüyor. Çünkü Doğu Türkistan davasının bilinmemesindeki ana faktörlerden birisi Rus ve Çin’in Doğu Türkistan davasının liderlerini, 1940’lı yıllardaki en önemli siyasi aktörlerini işbirliği yaparak Rusya’ya davet edip öldürdü. Çin 2 milyon askerler Rusya’yı da yanına alarak Doğu Türkistan’ın dünyayla bağını keserek büyük bir katliam yaptı.”

Kadir, Türkiye ve çevresindeki gelişmelere de dikkat çekti. “Bugünlerde sıcak bir gündem… Rusya’nın Irak ve Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerini bombaladığını hepiniz görüyorsunuz. Oradaki soydaşlarımıza nasıl katliam yaptığını ve Esed’e nasıl destek verdiğini görüyorsunuz. Rusya aynı Türk katliamını 1933 yılında Doğu Türkistan’da yine Çin işgaline destek vererek o bölgede de benzeri katliamlar gerçekleştirmiş ve yüzbinlerce Uygur Türk’ünü katletmiştir. Görüntü, aynı Türk katliamı bir kez daha Suriye’de Türkmenler üzerinde yapıldığını gösteriyor.”

TÜRK DÜNYASI SAHİPLENDİ

2005’de cezaevinden çıktıktan sonra Çin dışına giderek Doğu Türkistan davasını uluslararası kamuoyuna anlatmaya çalıştığını belirten Uygur lider Rabia Kadir, “Son 10 yıl içinde Türk dünyasının daha çok Doğu Türkistan davasına sahip çıkmaya başladığını söyledi. Bu dava bütün Türk dünyasının davası diye bir kanaat oluştu. Çin de bunun farkına vardı. Doğu Türkistan davasının sahipsiz olmadığının farkına vardı. Türk dünyasına davamıza sahip çıktığı için teşekkür ediyorum. Türk kardeşlerimi sürekli yanımda gördüm davamızda. Çin sorgusuz sualsiz, kanuni olmayan uygulamalarla evlere baskın yaparak insanları cezaevlerine atıyor. Uluslararası hukuk ihlal edilmekte. O güzel coğrafya bütün Türk dünyasının toprağıdır.” diye konuştu.

R.T. ERDOĞAN ZİYARETİ BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLADI

Rabia Kadir konuşmasında Türkiye Cumhuryeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretine de değindi. Kadir: “Bu son ziyaretler, Türkiye’den devlet büyüklerimizin, Cumhurbaşkanın, Başbakanın o coğrafyaya, ata yurdumuza yapmış olduğu ziyaretler, iki ülke arasındaki bağ ve heyecan bizi birbirimize daha da bağladı. Ümidini sizlere bağlamış olan Doğu Türkistanlı kardeşlerinizi asla unutmayın. Çünkü onların bütün ümidi sizde” dedi.

RABİA KADİR’E KAŞGARLI MAHMUT PARASI

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Kasgarli Mahmut Parasi.jpg

Sürgünde Doğu Türkistan davası ve insan hakları mücadelesi veren Rabia Kadir’e Türkevi Topluluğu ve organizasyon adına, Darphane’de özel olarak bastırılan ‘Kaşgarlı Mahmut Parası’ hediye edildi. Hediye takdimi sırasında Türklerin İslam’la tanışmasının baş mimarı olan Satuk Buğra Han’ın da, Doğu Türkistanlı olduğu hatırlatılarak, Kaşarlı Mahmut’un Türk dili ve kültürüne katkıları da ifade edildi. Hollanda Uygur Vakfı da Rabia Kadir’e ‘Altın madalya’ hediye etti.

YUMUŞAK KALPLİ BİR ANNE AMA SAVAŞÇI BİR RUHA SAHİP

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Rabia Kader, soldan Seyit Tumturk, Veyis Güngor, Abdulvahit van Bommel, ilhan Karacay, Sadik seley ve Muhammed El Fers.JPG C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Rabia Kader 14 Aralik 2015 Amsterdam (3).jpg

Rabia Kadir ve mücadele arkadaşları olan Uygur Kongresi Türkiye Delegesi Seyid Tümtürk ve Hollanda Uygur Derneği Başkanı Sadık Seley ile birlikte bir öğle yemeği yedik. Yemeği organize eden Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör, İslambilimci Abdulvahid van Bommel ve televizyoncu yazar Muhammed El Fers ile birlikte olduğumuz Meram Restaurant, Rabia Kadir’in çok hoşuna gitmişti.
Rabia Kadir restauranta giriş yaparken çok dirayetli bir görünüm sergiliyordu.
Etraftakiler, küçük ama haşmetli bir kadın görünümündeki bu insanı merakla izliyorlardı. Restauranta gelenin ‘Sürgünde bir Cumhurbaşkanı’ olduğunu öğrenince birlikte fotoğraf çektirme sırasına girmişlerdi.

Rabia Kadir şefkatli bir anneydi. Ama soydaşları için verdiği mücadele için sert bir görüntü veriyordu.
Yemek boyunca bize anılarını anlatan Rabia Kadir’e, bu mücadeleyi daha ne kadar sürdüreceğini sorduğumuz zaman aldığımız cevap şu oldu: ‘Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. Benim başlattığım özgürlük mücadelesi, sonuç alınıncaya kadar devam eder. Bu mücadele şimdi benim liderliğimde yürüyor. Ömrüm ve sağlığım elverdiği sürece bu böyle devam edecek. Ama bir gün, bu bayrağı elbette birilerine devredeceğim.
İnşallah bu mücadele benim yaşama sürem içinde mutlu bir son ile sonuçlanır. Ama, Çin’in şimdiki gelişmesine ve güçlenmesine bakılırsa, bizim mücadelemize destek olanların, Çin’in bu gücü karşısında ürkeceklerinden korkuyorum. Allah sonumuzu hayırlı etsin.’

Onderkant formulier

HOLLANDA’DA BİR BAŞKA ETKİNLİKTE DE KONUŞTU

Hollanda Türk Federasyon Rabia Kadir’in katılımıyla ‘Ülkü Buluşmaları’ programı düzenledi

Hollanda Türk Federasyon’a bağlı Amsterdam Mescidi Aksa teşkilatında, Ülkü Buluşmaları serisinin ‘Genel Türk Tarihi’ konulu programının 2. bölümüne katılan Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir, Hollanda’daki Türk teşkilatlarına teşekkür ederek, Doğu Türkistan’daki durum ve mücadelesi hakkında bilgi verdi.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\uygur 4.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\uygur 3.jpg
Türk Federasyon Başkanı Rabia Kadir için Türk Federasyon’da düzenlenen
Murat Gedik plaket verdi. toplantıdan bir görüntü

Rabia Kadir, sürgününün 10. yılı vesilesiyle düzenlenen programlara katılabilmek için geldiği Hollanda’daki Türk teşkilatlara bu konudaki hassasiyetlerinden dolayı teşekkür etti ve “Hollanda Türk Federasyon’una düzenlemiş olduğu bu program ve beni davet ederek Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin sıkıntılarını ve vermiş olduğumuz mücadeleyi anlatmamız için vermiş oldukları fırsattan dolayı teşekkür ediyorum” dedi. Doğu Türkistan’daki Uygurların baskı altında yaşadığını belirten Rabia Kadir, bundan dolayı çok sayıda Uygur’un göç ve kaçışa mecbur kaldığına işaret etti. Dünya Türklüğü’nün bu konuya daha çok sahip çıkıp bu konuyu herkese anlatmalarını isteyen Kadir, maddi imkânlarının çok kısıtlı olmasına rağmen, Türk milletinin desteği sayesinde ellerinden geleni yaptıklarını belirtti. Rabia Kadir aynı zamanda mücadelelerini Amnesty İnternational ve Uluslararası İnsan Hakları Örgütü gibi uluslararası platformlara taşıdıklarını da ifade etti.

Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir, önceki yıllarda da Hollanda Türk Federasyon Türk Dünyası masasının daveti üzerine konferanslar vermişti. Hollanda Türk Federasyon aynı zamanda göç etmeye zorlanmış olan Uygurlar için geçen yıl bir yardım kampanyası ve geçtiğimiz Ramazan ayında Lahey’deki Çin büyükelçiliği önünde protesto amaçlı bir iftar programı tertiplemişti.

DAHA ÖNCE DE ÖDÜL ALMIŞTI

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\0a08950b-0ada-46c1-85bf-1978ff5489b8_tv_w900_r1_s.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\bush-rabiye bush.jpg

Rabia Kadir, Norveç tarafından verilen ödülden başka, ABD’deki Lantos Vakfı tarafından 2009 yılından beri dağıtılan insan hakları ödülünü de almıştı. ABD Kongre binasında düzenlenen ödül töreninde o zaman bir konuşma yapan Lantos Vakfı Başkanı Katrina Lantos Swett, Rabia Kadir’in gösterdiği “Cesaret ve güç” nedeniyle ödülü hak ettiğini söylemişti.  Önceki yıllarda Tibetli Budist lider Dalai Lama gibi bir isme de verilen ödül hakkında konuşan Swett, “Ödülü kazanmayı hak etmiş olan bu Rabia Kadir, büyük tehlikelerle karşılaşmasına rağmen işkenceye ve zulme maruz kalmış birçok kişi için sesini yükseltmiştir” demişti. Ödül töreninde, Rabia Kadir’in ülkesinde gördüğü zulüm ve baskı ile yaşam tecrübesi üzerine kısa bir film gösterilmişti. Çin’de 1999 ve 2005 yılları arasında cezaevinde tutulup serbest bırakıldıktan sonra ABD’ye yerleşen Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir, o zaman törende yaptığı konuşmada, Lantos Vakfı kurucusu Tom Lantos’a, kendisini Çin hapishanelerinden kurtarmak için gösterdiği çabadan dolayı teşekkürlerini iletmişti. Çin’in Uygur Müslümanlarına karşı yaptığı zulümden bahseden Kadir, ” Uygur sorunu, sadece Uygurlar’ın problemi değildir. Bu, Uygurların özgürlüğünü ve temel haklarını reddeden Çin hükümetinin de problemidir” diye konuşmuştu.

TÜRKİYE’YE GİREBİLMESİ İÇİN KAMPANYALAR YAPILMIŞTI

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\rabiakadir4.png C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\48161.jpg

Türk Ocakları Genel Merkezi, Doğu Türkistan‘ın sembol ismi Rabia Kadir‘in Türkiye‘ye giriş yasağının kaldırılması ve kendisine vize verilmesi için imza kampanyası başlatmıştı. Kampanya hem internet üzerinden hem de şubeler tarafından kurulan stantlar aracılığıyla sürdürüldü. Türk Ocakları tarafından yapılan açıklamada, “Rabia Kadir, Uygur Türkleri’nin haklarını müdafaa etmekte ve Çin gibi Türkiye‘ye de giriş yasağı bulunmaktadır. Yasağın kaldırılması, Doğu Türkistan‘daki insan hakları ihlallerinin Türk ve dünya kamuoyunun gündemine daha örgütlü biçimde taşınmasını sağlayarak Uygur Türkleri’nin onurlu mücadelesini destekleyecektir” ifadeleri yer almıştı. Hedefin hem internet üzerinden hem de ıslak imzalarla 1 milyon imza olduğu belirtilen açıklamada, toplanan imzaların Türkiye Cumhuriyeti‘nin yetkili kurumlarına iletileceği açıklanmıştı. Kampanyanın sloganının ” Doğu Türkistan için, Rabia Kadir için Özgürlüğe “VİZE” ver” olduğu açıklanmıştı.

**********************
TİANANMEN MEYDANINDA TANKLARIN ÖNÜNDE DURAN GENÇ KAHRAMAN ve ONUN DESTEKÇİSİ OLAN UYGUR TÜRK

Dünya tarihindeki en akılda kalıcı görüntülerinden bir tanesi  Tiananmen’de tankların önündeki beyaz tişörtlü adamın görüntüleridir. Bu konu ajanslar tarafından şöyle servis edilmişti: 5 Haziran 1989’da beyaz tişörtlü ve elinde poşetler olan çelimsiz bir adamın, Tiananmen Meydanından geçiş yapmakta olan tankların önünde gösteren resimler ajanslar tarafından servise konulmuştu. Öyle ki bu görüntüyü görmeyen bilmeyen kimse kalmamış, herkes bir şekilde bu görüntünün doğurduğu gelişmelerden etkilenmişti. Elindeki poşetlerle sanki az önce pazardan gelmiş gibi duran bu çelimsiz Çinli’nin onurlu direnişi dünya tarihini değiştirmiş, insanlığın o sağa sola sallanan poşetlerin gölgesinde özgürlüğün ve direnişin ilhamını bulacağı ise kimsenin aklına gelmemişti.

Olayların başlangıcında ise öğrencilerin demokratik reform talepleri vardı. 1978’te Çin Komünist Partisi’nin kararıyla başlatılan ekonomik ve politik reformların sekteye uğraması ve öğrencilerin siyasi liberalizasyon taleplerinin askıda kalması nedeniyle, mart ayı başlarından itibaren devam eden eylemler son olarak Tiananmen meydanının işgalini getirdi. Yedi hafta boyunca meydanı işgal eden öğrencileri dağıtmak için Çin ordusuna emir verildi. Ordu birliklerinin ise olayı ele alış şekil kanlı ve acımasız olmuştur.Her ne kadar bu kişinin kimliği ve kaderi hakkında bilgilerimiz kesin olmasa da, başlattığı olaylar ve ortaya koyduğu tarihi kareler dünyayı sarsmayı başarmıştı. (Burada bir parantez açıyorum ve o gencin ta kendisi veya destekçisi olan Orkes Nur Muhammed Devleti isimli Uygur biriyle yaptığım görüşmeyi, bu yazının sonunda okuyunuz).
Rejim öyle bir sarsılmıştı ki, bugün bile Çin’in vatandaşlarına sağladığı kısıtlı internette “Tiananmen” kelimesi yasaklıdır. Olayın tam olarak ortaya çıkarılamamış olmanın ana nedeni olarak da, Çin’in konu üzerine uyguladığı ağır karartma olduğu da unutulmamalıdır. Tiananmen veya Çin’in resmi tarihi için “4 Haziran Olayları” Çinliler için hala bir tabu sayılmaktadır.

Bir öğrenci olayı olarak başlayan gelişmeler, binlerce kişinin katılımıyla büyük çaplı bir demokratik eylem olarak sonuçlanmıştır. Dünyanın gözü bir anda Pekin’de yaşanan olaylara odaklanmıştır. Eylemcilerin talepleri ve bu talepler karşısında Çin rejiminin başvurduğu sert önlemler televizyon ekranlarından dünya kamuoyuna ulaştırılmıştır. Tankların önünde duran o beyaz tişörtlü adam ise eylemlerin bu noktaya varabileceğini kestirip kestiremediği ise tam bir bilinmeyendir.

Dünya üzerindeki insan eliyle yaratılmış en büyük mekân olan Tiananmen Meydanı adı, bilinmeyen bu azimli eylemcinin yüksek cesareti altında neredeyse kaybolup gitmiştir.
3 Haziran günü Çin ordusunun gerçekleştirdiği acımasız operasyon bir sonraki günün sabahına kadar sürmüş, yüzlerce silahsız gösterici öldürülmüştür. 4 Haziran sabahı ise büyük bir başarı elde eden Çin ordusu meydanda son bir manevra yapacak ve bütün dünyaya gücünü gösterecektir.

http://4.bp.blogspot.com/-kuFGXegt0M4/TsOeua8SBJI/AAAAAAAAAbk/UtMZTmvElZQ/s320/6689.JPG

Sadece bir buçuk dakika sürecek kısacak bir eylemle bütün Çin ordusu neredeyse dize gelecek ve insanlığın özgürlük talebi karşısında en büyük tankların dahi duramayacağını tarihe işleyecekti. Adı bilinmeyen bu eylemci kendisini meydandaki tankların önüne attığında olayı izleyen neredeyse herkes az sonra bu kişinin öleceğini tahmin ediyordu. Ancak tanklar yaklaştıkça kişinin umarsızlığı ve özgürlüğe olan imanı öylesine kabarmıştı ki tankların bu iman karşısında yapabileceği çok fazla bir şey yoktu.

Beyaz tişörtlü bu adama karşı yapacak bir şey bulamayan tank sürücüsü adamın etrafından dolaşmayı deneyecek, ancak adamın ısrarı karşısında bu denemesini de
gerçekleştiremeyecektir. Neredeyse olay dar bir köprüde karşı karşıya gelen iki inatçı keçinin hikâyesine benzeşecektir. Ancak bir tarafta yenilmez olduğuna inanılan bir ideolojinin doldurulmuş bir bekçisi diğer tarafta ise basit bir özgürlük talebine kutsal bir muhteva yükleyen eylemci yer almaktadır.

http://www.haberdukkani.com/img/urumci-katliamY_291342.jpg http://media.dunyabulteni.net/haber/2015/07/05/turkistan-protesto_1.jpg

Eylemci, tank sürücüsünün kendisini geçmeye çalışması karşısında işi inada bindirip yol vermeyeceğini göstermiş ve çelimsiz bedenini devasa tankın önünde bir o yana bir buyana sürüklemiştir. Tank sürücüsü, bütün askeri bilimleri ve çatışma teorilerini hiçe sayan bu hareket karşısında adeta dona kalmıştır. Olaya tanık olanlar her an eylemcinin öldürülmesini beklerken, beklenmeyen bir şey gerçekleşmiş ve eylemci elindeki torbaları ve beyaz tişörtüyle tankın üzerine tırmanmıştır.

Kimse o çelimsiz Çinli’nin Tank’ın içindekilere ne söylediğini bilmiyor, kimse o tankın önünde ve üzerinden nasıl bir özgürlük imanıyla ayakta durabildiğini bilmiyor ama işte yüzlerce gözün önünde o kimliği belirsiz eylemci, dünya tarihine geçiyordu. Tankın içinde kaskı ve kamuflajıyla tam teşekküllü bir asker, sinirli bir biçimde çıkıyor ve çaresizce eylemciyi tankın üzerinden indirmeye çalışıyor.

Ancak bir kere o tankın önüne geçilmişti, bir kere o tankın üzerine çıkılmıştı ya, artık özgürlük talebi en duymayan kulaklara ulaştırılmış, en görmeyen gözlere gösterilmişti artık. Tankın üzerinden inen kimliği belirsiz eylemci, umarsız bir inat ile tankın önünde dikilmeye ve özgürlüğün gerçek heykeli vücuda getirmeye devam ediyordu. Neden sonra arkasından yaklaşan bir bisikletli, iki yaya gösterici ve beyaz bir bayrak sallayan Çinliyle o tarihi insan tankın önünden çekmeye çalışıyorlar.

Görüntüler de tam bu noktada bitiyor zaten, elinde poşetleriyle sanki az önce pazardan gelen bir görünüm sergileyen, beyaz tişörtlü umarsız genç Çinli, dünya tarihine geçmiş, özgürlüğün ve insanlığın büyük bir destanına sadece bir buçuk dakika içinde imza atmıştı. Aslında bu yürekli adamın niyeti Çin’i değiştirmekti ancak yaptıkları öyle bir etki yarattı ki doğu bloku çatırdadı, Sovyetler dağıldı ve soğuk savaş sona erdi.

4 Haziran 1989 günü Tiananmen meydanındaki o inatçı Çinli sayesinde doğu Avrupa halkları kendi dikta rejimlerine karşı bir araya gelmiş, değişim taleplerini daha yüksek perdeden dillendirir olmuşlardır. Belki o küçük adamın gücü Çin iktidarını değiştirmeye yetmemişti ama koskoca doğu blokunun yerle bir olmasına, Sovyetlerin yıkılmasına ve dünya halkları üzerindeki baskıcı rejimlerin sırayla tarihe karışmasına katkı sağlamıştır.

Bütün dünya televizyonlarının ve gazetelerinin yayınladığı o görüntüler bir adamı meşhur etmedi, fotoğraftaki kimse zengin yada popüler de değildi ama o tek bir kare dünya tarihinin değişmesine, halkların kendi kaderleri üzerinde yeniden söz söyleyebilmesine ve baskıcı rejimlerin defnedilmesine yardımcı olmuştur. Bugün dünya otuz sene öncesine göre daha özgür ve demokratik ise bunda Tiananmen’deki o çelimsiz direnişçinin muazzam bir katkısı olmuştur.

O MU, DEĞİL Mİ?

C:\Users\Ilhan\Desktop\Rabia Kader\Orkes Nur Muhammet Devleti Insan Haklari Gunu'nde 2009.jpg
Şimdi gelelim o beyaz tişörtlü protestocunun kimliğine.
Hollanda’ya, Uygur özgürlüğü savaşçılarından Orkes Nur Muhammed Devleti adında biri ile karşılaşmıştım. 2009 yılında gerçekleşen İnsan hakları Günü için organize edilmiş bir toplantı için gelen bu adamla yaptığım görüşmede, ‘Ben o beyaz tişörtlü prtestocunun destekçisiydim’ demişti. Ama O’nunla birlikte gelenler bana, ‘Bu adam beyaz tişörtlü adamın destekçisi değil tam kendisiydi’ diye kulağıma fısıldamışlardı.
Orkes Nur Muhammed Devleti, fotoğrafta benim sol tarafımda oturan kişiydi.
Kim bilir, Tiananmen’de beyaz tişörtlü protestocu olduğunu gizlemek zorundaydı belki.
Ama bu esrarengiz noktayı da bildirmeyi bir gazeteci borcu olarak yazıyorum.

 

Hollanda gazetesinde Yunanistan’a kaçış röportajı Bir göçmenin ifadesi:Yunanlılar insan değiller

Hollanda gazetesinde Yunanistan’a kaçış röportajı Bir göçmenin ifadesi:Yunanlılar insan değiller

Hollanda gazetesinde Yunanistan’a kaçış röportajı
Bir göçmenin ifadesi:Yunanlılar insan değiller

Oxfam Novib ve WeMove Europa kuruluşları, Yunanistan’ı bugün Brüksel’de şikâyet edecek.

İlhan KARAÇAY’ın haberi
Hollanda’nın Sosyal demokrat tandanslı ana akım gazetelerinden ‘de Volkskrant’ın yayınladığı bir röportajda, ‘Yunanlılar insan olamaz’ ifadesi kullanıldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1187.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\EYLUL BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1183.jpg
Rob Vreeken imzası ile yayınlanan röportaj, Türkiye-Yunanistan sınırında cereyan eden olayları kapsıyor.
Röportajda, Türkiye’den Yunanistan’a kaçmak isteyen sığınmacıların, Yunanlılar tarafından nasıl geri püskürtüldükleri tüm çıplaklığı ile anlatılıyor. Yunanistan sınırlarına giren sığınmacıların, sınır güvenlik mensuplarından başka, ‘Siyah Giyimli Adamlar’ tarafından nasıl dövüldükleri anlatılırken, aynı multecilerin Türkiye’ye iç çamaşırları ile nasıl gönderildikleri anlatılıyor. Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’in, CNN Televizyonuna, ‘Siyah Giyimli Adamlar’ın varit olmadığını iddia ederken, elde edilen ve yayınlanan görüntülerde, ‘Siyah Giyimli Adamlar’ın davranışları açıkça sergileniyor.

Marwen adlı bir Faslı sığınmacının, 4 yıllık Almanya macerasından sonra, aracılar tarafından Türkiye’ye götürülüşü ve oradan da Yunanistan’a kaçma teşebbüslerini ana konu yapan Rob Vreeken, tam 7 defa kaçma teşebbüsünde bulunan Faslı’nın, Yunanlılar tarafından nasıl geri püskürtüldüğünü detaylı bir şekilde anlatıyor. ‘Siyah Giyimli Adamlar’ın gaddarca tavırlarını anlatan Faslı Marwen, 7 defa denediği kaçma teşebbüsleri sırasında kendisine yapılan işkenceleri tek tek anlatıyor. ‘Yunanlılar insan olamaz’ diyen Faslı Marwen’in anlatıklarından başka, Yunanistan’ın uluslararası kuralları nasıl çiğnediği de detaylı bir şekilde anlatılan röportajda, Oxfam Novib ve WeMove Europa kuruluşlarının, bugün Brüksel’de Yunanistan’ı şikâyet edecekleri de belirtiliyor.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?