Afbeelding met persoon, venster, binnen, person Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan Karaçay’dan
ALTI HAFTA SONRA MERHABA!

Merhaba, değerli okurlarım…
Merhaba, sevgili dostlarım…
Merhaba, yazılarımı göremedikleri için endişeye düştüklerini söyleyenler…
Hepinize Merhaba!

Tam 6 hafta sizlerden uzak kaldım.
Hiç yapmamıştım böyle bir tembellik.
55 yıllık meslek hayatımda hiç böyle durağan olmamıştım.
Tabii ki nedenleri var bu durağanlığımın.
Türkiye’deydim 6 hafta.
Özel yaşamımdaki gelişmeler ve genel yaşamdaki çarpıklıklar, içimdeki yazma güdüsünü çok zayıflatmıştı. Hâlâ da öyle…

Ama, kırılan şevkimi artık doğrultmam lâzım.
Bu nedenle kendimi yazmaya zorladım ve altı hafta sonra yeniden yazmaya başlıyorum.

‘Yazma şevkin neden kırıldı’ diye sorarsanız, anlatayım.
Yurt dışında yaşamakta olan yurttaşlarımız, 1,5 yıldır korona virüsünün yarattığı zorluklar içinde kıvranmışlardır. Ama her şeye rağmen, yurt dışında yaşadığımız ülkelerde bir ‘Devlet Baba’ veya ‘Devlet Ana’ vardır. İşte bu baba ve analar kıvranmalara bir nebze olsun ilaç olmaya gayret ediyorlardı.

Yurt içinde yaşayan yurttaşlarımızın kıvranmalarından da haberimiz vardı. Ama bu kıvranmaları yerinde görünce, durumun bambaşka olduğunu görmek çok acı verdi.
Siyasi amaç ile yazmıyorum ama, nereye gitsem, kiminle konuşsam, bırakın kıvranmayı, tam anlamıyla spazm geçirmekte olduklarını gördüm. Herkes devletten beklenen yardımın etkisizliğinden söz ediyordu. Böyle bir ortamda tatilin neşeli geçmesi imkânsızlaşıyordu. Eş dost ile buluşmanın da tadı tuzu olmuyordu.
Eşim ile birlikte, bizim için de bir olumsuzluk vardı. Bu güne kadar tatillerimizi hep ilkbahar ve sonbahar döneminde yapmıştık. Bu kez nedense ağustos ayını seçtik.
Seçmez olaydık. Ne klimalar, ne havuz ve deniz içimize çöken sıcaklığı serinletemiyordu. Bu durum, özellikle eşimi çok rahatsız etmişti. Haliyle eşime eşlik ettiğim için ben de bu sıkıntıdan rahatsızlık duymuştum.
Böyle bir ortamda, bilgisayar karşısına geçip yazmak imkânsızlaşmıştı.

Türkiye’deki olumsuzlukların yanında, az da olsa olumlu gelişmeler de vardı.
Örneğin, turizmciler çok ama çok olumlu bir dönem geçirdiler. Belki de korona salgınının evlere kapattığı insanlarda bir patlama olmuştu ve sahillere akın eden insanlarımız otelleri, motelleri, pansiyonları ve hatta özel evleri doldurmuşlardı.
İnanın ki, hiçbir yerde boş bir tek oda bile yoktu.
Geçen yıl çok mağdur duruma düşmüş olan turizmciler (lokantalar da dahil) bu yıl zararlarını kapatmışlardı. Tabii ki bu durumda fırsatçılık yapanlar da vardı ve fiyatları fahiş hale getirmişlerdi.

‘Türkiye’den başka ne haberler var’ diye soracak olursanız, yine siyasi amaç taşımadan yazayım: Kiminle konuştuysam, söyledikleri ilk şey, ‘Avrupa’ya nasıl yerleşebilirim’ sorusu oldu. İşadamları, varlıklarını yurt dışına taşımak için çareler ararken, genç insanlarımız da yurt dışı hayali ile yaşıyorlar.
Bırakın geleceklerinden endişe etmeyi, şimdiki hallerinden bile hiç memnun olmayan yurttaşlarımız, siyaset dışı mucizeler bekliyorlar.

Ne diyelim, dilerim gerçekten siyaset dışı bir mucize olur ve yurttaşlarımız içinde bulundukları karanlık dünyadan aydınlık bir dünyaya kavuşur.

Değerli okurlarım, dikkat ederseniz, Türkiye’deki gelişmelerden ilk kez böylesine olumsuz söz ettim. Hiç bir zaman siyasi görüş belirtmedim. Mesleğime particiliği ve kulüpçülüğü hiç karıştırmadım.
Yurt dışındaki konularda ise hep taraf oldum. Tarafım Türklükten yanaydı.
Yurttaşlarımızın haklarını savunmak için, Laheydeki meclis kürsüsüne çıktım ve ‘Bu çatı altında insan hakları çiğneniyor’ diye haykırdığım TV programlarım oldu. Irkçılık yapan, bayan Bakan Verdonk’a ‘Vicdansız Sabuha’ dedim, daha sonraki hükümet değişikliğinde onun yerine geçen sosyal demokrat bayan Bakan’a da, ‘Siz Verdonk’un klonlanmış halisiniz’ dedim.

Bundan sonraki gazetecilik yaşamımda da, rotamı değiştirmeyeceğim ve Türkiye ile Türkleri savunmak için mücadelemi sürdüreceğim.
Bundan hiç endişeniz olmasın.
Kalın sağlıcakla…

 

HAYATINI KAYBEDEN EFSANE FUTBOLCU GERD MÜLLER İLE İKİ DEFA GÖRÜŞMÜŞTÜM

HAYATINI KAYBEDEN EFSANE FUTBOLCU GERD MÜLLER İLE İKİ DEFA GÖRÜŞMÜŞTÜM

Almanya’nın efsane futbolcusu Gerd Müller’in ölüm haberi, futbol dünyasını yasa boğdu.

1969-1970 sezonu ile 1971-1972 sezonunda, Avrupa’da en çok gol atan futbolcu olarak Altın Ayakkabı alan Gerd Müller ile iki kez görüşmüştüm.
İlk görüşmemiz 1976 yılında olmuştu.

C:\Users\Ilhan\Desktop\HABERLER\Gerd Muller-i (.jpg

İkinci görüşmemiz ise, Tanju Çolak’ın 1987-1988 sezonunda 39 gol ile Altın Ayakkabı aldığı gece olmuştu.

Dünya futbol tarihinin en büyük golcülerinden biri olan Gerd Müller 75 yaşında hayatını kaybetti.
Müllerin ölümünden sonra yapılan yayınlarda şunlar yazıldı:

C:\Users\Ilhan\Desktop\HABERLER\Gerd Muller-i(Alman golcu) lhan Karacay.jpg

Bayern Münih Başkanı Herbert Hainer: “Bugün, Bayern Münih ve tüm taraftarları için kara bir gün. Gerd Müller gelmiş geçmiş en büyük forvetti. Ayrıca iyi bir insandı. Eşi Uschi ve ailesiyle birlikte derin bir üzüntü içerisindeyiz. Gerd Müller olmasaydı, Bayern Münih bugün hepimizin sevdiği bir kulüp olmazdı”

Bayern Münih CEO’su Oliver Kahn: “Bu haber hepimizi derinden etkiledi. Bayern tarihinin en büyük efsanelerinden biriydi. Başarıları sonsuza kadar tüm Alman futbolunun parçası olacak.”

ALZHEIMER HASTASIYDI

2015 yılında Gerd Müller’in alzheimer hastası olduğu açıklanmıştı. Bayern Münih, o dönem yaptığı açıklamada alzheimer tanısı koyulan efsane futbolcunun bakım evinde olduğu ifade edilmişti.

BUNDESLİGA TARİHİNİN EN GOLCÜ FUTBOLCUSU

Attığı gollerden dolayı “Bombacı” lakabı takılan Müller, 1963-1981 yıllarında Almanya’nın 1861 Nördlingen ve Bayern Münih ile ABD’nin Fort Lauderdale Strikers takımlarında forma giymişti.

Müller, efsanesi haline geldiği Bayern Münih’te 607 maça çıkıp 566 gol kaydetmişti. Oynadığı döneme damga vuran Müller, 7 kez gol kralı olduğu Almanya 1. Futbol Ligi (Bundesliga) tarihinde 365 golle en skorer oyuncu unvanını da elinde bulunduruyor.

TARİHİ REKORU BU SENE KIRILMIŞTI

15 sezon Bayern Münih forması giyen ‘Bombacı’ lakaplı Gerd Müller, Bayern Münih forması altında 4 kez lig şampiyonluğu, 4 kez de Almanya kupasına uzanırken, 7 kez gol kralı oldu. 427 lig maçında 365 gol atan Müller, 1971/72 sezonunda 40 gol atarak, Alman liginde bir sezonda en çok gol atan oyuncu olma rekorunu geçen sezona kadar korumuştu. Robert LEwandowski, 41 golle efsane ismin rekorunu kırmayı başardı. 1972’de Avrupa ve 1974 yılında dünya şampiyonu olan kadroda yer alan Gerd Müller’in, milli takım kadrosunda 62 maçta 68 golü bulunuyor.

KAZANMADIĞI BAŞARI YOK

Gerd Müller, futbolculuk kariyerinde 1 Dünya Kupası, 1 Avrupa Futbol Şampiyonası, 3 Şampiyon Kulüpler Kupası, 4 Almanya şampiyonluğu, 4 Almanya Kupası, 1 Kulüpler Dünya Kupası, 1 Ballon d’Or ve 17 gol krallığı sığdırdı.

Kulüp takımlarında çıktığı toplam 580 maçta 523 gol atıp 104 asist yaptı. Almanya Milli Takımı adına çıktığı 62 maçta ise 68 gol atmayı başardı.

 


F:\OZEL FOTOGRAFLAR- Guncel\Ilhan Karacay.JPG
İlhan KARAÇAY Yazdı:

KENDİLERİNİ GELİŞTİREMEYENLER, ENGEL TEŞKİL EDERLER

Son günlerde yaşanmakta olan ırkçı söylemler üzerindeki tartışmalar, insanların gelişmiş olup olmadığına dair ipuçları veriyor.
Tam 55 yıldır yaşamakta olduğum Hollanda’da, ırkçı söylem ve eylemler ile en çok mücadele eden kişi olduğum söylenebilir.
Neden mi?
Çünkü ben, hem Hollanda televizyonunda programlar yapıyordum, hem Hürriyet’te Benelüx temsilcisi olarak çalışıyordum ve hem de TRT’ye muhabirlik yapıyordum. Böyle olunca da benim yazdığım ve söylediğim her söz, hem Hollanda toplumu ve hem de Türk toplumu için bir değer teşkil ediyordu.

Gün geldi, meclis kürsüsüne bile çıkarak, ‘Bu çatı altında insan hakları çiğneniyor’ diyecek kadar ileri gitmiştim.

Gün geldi, ‘Dükkânlardan ve firmalardan Türkçe tabelalar kalkacak’ diyecek kadar ırkçılaşan, Brüksel Belediye Başkanı ile görüşerek, bu fikrinden caymasını sağladım.

Gün geldi, Kraliçelere ve Başbakanlara mektuplar yazarak, hoşnut olmadığımız konuları hoş hale getirmeyi başardım.

Gün geldi, Türk işçilerine eşit davranmayan işverenler ile görüşerek, işçilerimizin haklarını geri almayı başardım.

Gün geldi, hasta olan Türkler’in evlerine baskın yaparak ‘Sen çalışabilirsin’ diyerek işe gönderen doktorlar ile mücadele ettim ve sağlık birimleri tarafından cezalandırılmalarını sağladım.

Gün geldi, yurttaşlarımızı haksız yere karakollara götüren polisler ile mücadele ettim.

Ne günler gelip geçmedi ki?
Önce iskân sorunu, sonra çocuklarımızın eğitim sorunu ve daha sonra da işsizlik sorunları hep meşgul olduğum konular oldu.

Çalışma Bakanlığı’nda oluşan ‘Danışma Kurulu’nda yer aldım.
‘Türkiye’de hayat ucuz, bu nedenle çocukları Türkiye’de olanlara daha az çocuk ödeneği verelim’ diyenlere karşı çıktım ve kendi savlarım ile buna mani oldum.

Bu örnekleri çoğaltabilirim. Zira, Hollanda’da yaşadığım süre içerisinde, pek çok ırkçı politikacı türemişti.
Önce Glimmerveen adında bir ırkçı çıktı ve ‘Türkler, bizim işçilerin işlerini ellerinden aldılar, defolup gitsinler’ dedi.
Glimmerveen ile mücadele etmek zor olmadı. Zira o zaman çok duyarlı ve toleranslı olan Hollanda halkı, bu ırkçı adama itibar göstermedi ve meclise tek kişi olarak bile girmesini sağlamadı.

Daha sonra Janmaat isimli bir ırkçı çıktı ortaya. Aynı minval üzerinde hareket eden bu siyasetçi, tek başına meclise girmeyi başardı ama, bu kez hiçbir parlamenter bu adamın elini bile sıkmadı.

ABD’de 11 eylül saldırısı yaşandıktan sonra, gerek ABD Başkanı’nın ve gerekse diğer ülke liderlerinin islama karşı söylemleri durumu değiştirdi. Bu nedenle ırkçı siyasetçiler güçlenmeye başladılar.

Pim Fortuyn adında çok müptezel bir eşcinsel ekranlarda görünmeye başladı. Yapılan anketlerde önde giden bu adamın müptezelliği o kadar rahatsız ediciydi ki, nasıl olduysa bir gün kurşunlanarak öldürüldü. Tabii ki ilk kanaat, cinayetin yabancılar tarafından işlendiğiydi. Ama ne mutlu ki katil tesadüfen yakalandı ve sapsarı bir Hollandalı olduğu ortaya çıktı.

Daha sonra gelen bir koalisyon hükümetinde Entegrasyon’dan Sorumlu Bakan olan Rita Verdonk adındaki bayan, tüm ırkçılara taş çıkartacak kadar katı bir politika izlemeye başladı.
Hollandaca ve Türkçe yayınlarım ile mücadele ettiğim bu bayan, daha önce hapisane müdürlüğü yaptığı için, kendisine ‘Vicdansız Sabuha’ dedim. Bu lâkap çok benimsenmişti ve Hollanda’daki Türkler’in çoğu onu böyle anıyordu.
Ne mutlu ki, daha sonra hükümet değişti ve bu bayanın yerine İşçi Partili, yani sosyal demokrat bir başka bayan geldi. Bu bayanın bir basın toplantısına katıldım. Nedense bu bayan da Türkler aleyhine sayılacak bir yasa tasarısını destekliyordu. Soru cevap kısmında sorular yönelttiğim bu Bakan fikrinde israr edince kendisine, ‘Beni hayal kırıklığına uğrattınız. Meğer siz de bayan Verdonk’un klonlanmış halisiniz’ diyecek kadar ileri gitmiştim.

…ve en sonunda Gerd Wilders adlı adlı bir başka ırkçı çıktı ortaya ve günümüzde hâlâ ırkçı söylemleri ile nefretimizi hak ediyor.
Bu ırkçı da, ‘Hollanda’daki Faslılar’ın varlığından korkuyor ve ‘Daha az Faslı’ sloganı ile mahkemelik bile oldu.

İşte, böyle bir yaşam serüvenimden sonra, şimdi Türkiye’de, özellikle Suriyeliler için aynı söylemler kullanılmaktadır.
Daha önce de yazdım. Doğrudur, Suriyeliler ile Avrupa’daki Türkler’in konumu aynı değildir.
Avrupa’daki Türk, işgücü açığını kapatmak için devletler tarafından davet edilmiştir ve hakları ikili sözleşmeler ile korunmuştur.
Avrupa’daki Türkler için ‘göçmen’ denilir ama, Suriyeli için ‘sığınmacı’ veya ‘ilticacı’ denilir.
Suriyeli, Türkiye’ye kaçak girmiştir, Türkler ise Avrupa’ya davul zurna karşılama törenleri ile girmiştir.

Bunların hepsine eyvallah!

Ama ben böyle yazdığım halde, ‘Suriyeliler’e karşı söylemlerimizi ölçülü yapalım’ dediğim zaman, ‘ikisi aynı mı’ diye tepki gösterenler oluyor.
Tabii ki ikisi aynı değil. Ben bunu detaylı bir şekilde izah ediyorum zaten. Başka laf edemeyecek olanlar hep bu ikileme takıyor kafayı ve ‘İkisi aynı mı’ lafını araya sokuyorlar.

Değil değerli okurlarım değil. İkisi aynı değil. Ama, toplum psikolojisini göz önünde tutarak konuşmakta yarar var. Söylemler ile toplumları rencide etmemek gerekir.
Buna dikkat edilmezse, çok tehlikeli gelişmeler olabilir.
Daha önce çok yazdım. Hollanda’da Türk evlerine ve işyerlerine yapılan saldırıları uzun uzun yazdım. Yığınla eski kupür yayınladım.
Biz Hollanda’da sağduyulu davranmasaydık, facia meydana gelebilirdi.
Peki, Suriyeliler’in sağduyulu davranacağını kim garanti edebilir?

Şimdi gelelim, insanların kendilerini geliştirememiş olmalarına…

İnsanlar bazı durumlarda iyi bir eğitim görmemiş olsalar da, kendi kendilerini geliştirme imkânına sahiptirler. Bu konuda daha önce bir makale yazmış ve tarihte yaşanmış olan didaktik (öğrenme ereğini güden, öğretici) gelişmelerden söz etmiştim.

Hatta o zaman ben naçizane şahsımdan örnekler vermiş ve didaktik mefhumundan yararlananlardan biri olduğumu ifade etmiştim.

Şimdi, ırkçılık konusundaki söylemleri hiç düşünmeden sarfedenlere bir tavsiyem var. Lütfen, siz de didaktik olmaya gayret edin ve kendinizi geliştirin.
Irkçılığı, örnek yaşanmışlıklarla detaylı bir şekilde izah etmeme rağmen, yazdıklarımı okumadığı belli olan bazı kişiler, ‘Sen kimsin, nerede yaşıyorsun’ gibi deli saçması şeyler yazıyorlar.

Öğrenmenin yaşı yoktur değerli okurlarım. Ünlü Alman edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve doğabilimci olan Johann Wolfgang Goethe bile, 70 yaşındayken, ‘daha öğreneceğim çok şey var’ demişti.
Bilmeden ahkâm kesmek yerine, Goethe gibi öğrenmeye devam edelim.

Şimdi, ‘Suriyeliler’i geri gönderelim’ diyenlere sormak lâzım.
Nasıl gönderceksiniz bu insanları?
Polis panzerlerini kapılara dayayıp, otobüslere bindirip, Türk sınırının ötesine mi atacaksınız?

İsterseniz böyle bir durumda yaşanacak olanlardan hiç söz etmeyerek, geri gönderme konusunda bir ipucu vereyim.
Hollanda devleti, zaten işsiz olan yabancılardan kurtulmak için, 55 yaşını dolduran işsizlere cazip bir imkân tanıdı. Bu insanların Türkiye’ye ev nakil işlemlerinin bedelini ödediği gibi, hak etmiş oldukları ödenekleri de havale etmeye devam etti. Böylece, hem boşalan evlerden yararlanıldı ve hem de sokak, trafik, temizlik gibi şeylerden yararlanıldı.

Ama ben o zamanlar bile, Ferdi Tayfur’un şarkısından esinlenerek ‘Köyümüze dönmeyeceğiz ve Fadime’yi de getireceğiz’ başlıklı bir yorum yazmıştım.

C:\Users\Ilhan\Desktop\HABERLER\indir.jpg
Şimdi diyeceksiniz ki: Ne yani, Türkiye de Suriyeliler’e ömür boyu ödenek mi havale etsin?

Tabii ki değil. Ama geri dönüş için cazip gelecek bir yığın imkân yaratılabilir.
Böylece hem insanlık örneği verilmiş olunur ve hem de uluslararası gözlem ve baskılardan kurtulunmuş olunur.
Kalın sağlıcakla…

UCUZ VE AŞAĞILAYICI POPÜLİST SÖYLEMLER İLE WİLDERS’İ ARATMAYAN TÜRK SOSYALİSTLER ADINA UTANIYORUM!

UCUZ VE AŞAĞILAYICI POPÜLİST SÖYLEMLER İLE WİLDERS’İ ARATMAYAN TÜRK SOSYALİSTLER ADINA UTANIYORUM!

Afbeelding met persoon, venster, binnen, person Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY ırkçı söylemlere karşı isyan bayrağını çekti:

UCUZ VE AŞAĞILAYICI POPÜLİST SÖYLEMLER İLE WİLDERS’İ ARATMAYAN TÜRK SOSYALİSTLER ADINA UTANIYORUM!

55 yıldır ırkçı horlamalara karşı yapmış olduğumuz mücadeleler, buradaki ırkçılardan geri kalmayan bizim ırkçılar yüzünden hepimizi utandırıyor.

Avrupa’daki Tük toplumu için, ‘İşimizi elimizden aldılar’, ‘Çamaşır suyunu sokağa dökerek pislik yapıyorlar’, ‘Gürültü yapıyorlar’, ‘Evlerinde hayvan kesimi yapıyorlar’ diye yaygara yapanlara günah çıkartan bizim ırkçılar, tüm dünyadan tepki görüyorlar.

10 yaşındaki bir çocuk bile, yabancıya, yerliden on misli daha fazla fiyat uygalayacağını açıklayan bir Belediye Başkanı’na hoş bakamaz.

Türkçe tabelaları kaldırmak isteyen Brüksel Belediye Başkanı ile sokakta Türkçe konuşmayı yasaklamak isteyen politikacıları yerden yere vurmuştuk.
Şimdi aynı şeyler, Türkiye’deki Suriyeliler’den isteniyor.

Hollanda’da Türk göç tarihinde yaşananları, gazete sayfaları ile hatırlatıyorum.

Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Türkiye’de, son günlerde gündemden düşmeyen ırkçı söylemler, yurt dışında yaşayan milyonlarca Türk’ü derinden yaralayan bir nitelik taşıyor.
55 yıldır buralarda işittiğimiz ırkçı ve faşist söylemler, şimdi Türkiyemizde, hem de kendilerini sosyalist olarak ilan etmiş olan siyasiler tarafından tekrarlanıyor.
Düzensiz varlıkları ile, gerek Türk devletine ve gerekse Türk halkına karşı rahatsızlık veren 5 milyona yakın Suriyeli için söylenen sözler ve onlara uygulanmak istenen insanlık dışı kurallar çoğumuzu üzüyor.
Önce Sosyal demokrat Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu, kulaklarımıza inanamadığımız açıklamalar yapmaya başladı. Hoş, Kılıçtaroğlu’nun yapmış olduğu açıklamalarda ırkçı söylemler yoktu ama, iktidara geldikleri takdirde yapacakları uygulamaları anlatırken verdiği örnekler hiç de hoş değildi.
Ülke halkını ve devleti rahatsız eden gelişmeleri çözüme kavuşturmak, elbetteki iktidarların en önemli görevlerinden biridir. İyi ama, verilen rahatsızlığa karşı yapılacak olanları anlatırken, bu rahatsızlığa muhatap olanlar rencide edilmemelidir.
Doğrudur, ülkemize gelen 5 milyona yakın Suriyeli, bizim davetimiz ile değil, sınırlardan kaçarak ülkemize sığınmışlardır. Kontrolu imkânsız olan bu sığınma, illegal olduğu gibi, anında sınır dışı işlemiyle de önlenebilirdi.
Ama, şefkatli devletimiz, ölümden kaçan çoluk çocuğu yeniden ölüme terk edemezdi. Türkiye’nin bu insanları kabul etmesiyle birlikte, uluslararası kurallar geçerli olmaya başladı.
Bu nedenle Türkiye’nin söyleyecek lafı kalmamıştı.
Hele hele, Avrupa Birliği’nin, Suriyeliler’in Avrupa ülkelerine kaçmaması için teklif ettiği milyarlar kabul edilince, Avrupalı’nın Türkiye’ye söyleyebileceği çok şey oldu.
Her şeye rağmen, bir ülke, kendi vatandaşlarını çok rahatsız eden ve masrafları ile ülkeyi iflasa götüren yabancılar için elbette çeşitli önlemler alabilirdi. Ama bu önlemler alınırken, gerek uluslararası kurallar ve gerekse yapılan sözleşmeler göz önünde tutulmalıydı.
Ortam bu vaziyette iken, bir siyasi partinin lideri (hem de sosyal demokrat), iktidar olmaları halinde yabancılar için planladıklarını anlatırken, rencide edici sözlerden kaçınmalıydı.
Bu konuda Bolu Belediye Başkanı’nın söyledikleri ise, yenilir içilir cinsten değildi.
Elektriği, suyu ve vergileri, yabancılar için on misli fazla fiyata vereceğini belirten Bolu Belediye Başkanı, ‘Yaparım kardeşim, adamlar gitmiyorlar. Buradan gitmeleri için, burayı onlara yaşanmaz hale getiririm ve gönderirim’ diyecek kadar küçülmüştür.
Yabancılara uygulanmak istenen on misli fazla fiyat mecliste oynanırken yaşananlar ise, tam bir rezaletti. Konuyla ilgili yasa taslağı oylanırken, uygulamayı eleştiren rakiplerine karşı, ‘Ne yapayım, ben de sizi susturmak için, Başkanınız gibi çay mı dağıtayım’ diyerek, önündeki çay paketlerini fırlatan Belediye Başkanı, ne yazık ki CHP’liler tarafından alkışlanmıştı. Ben ise, köküne kadar CHP’li bir ailenin çocuğu ve gençlik yıllarımda CHP’de görev yapmış bir kişi olarak utanmıştım.
Şimdi ne oldu biliyor musunuz?
Yurt dışındaki ırkçı ve faşist siyasi partiler, Türkiye’de yaşananları ortaya sererek, ‘Bakın, biz de Türkler’in buradaki varlığından rahatsızlığımızı belirtirken, sarfettiğimiz sözler nedeniyle yargılanmıştık. Bu nedenle de ırkçı ve faşit damgası da yedik. Ama şimdi, Suriyeliler için Türkiye’deki siyasiler bakın neler diyorlar. Hem de hürriyetçi geçinen sosyal demokrat görüşlüler tarafından’ diye konuşuyorlar.
Doğrudur, Avrupa’daki Türkler, işçi sıkıntısı çeken ülkeler tarafından getirilmişlerdir. Bu nedenle de, savaştan kaçan Suriyeliler ile kıyaslanmamalıdır. Bu gerçeği idrak ediyorum ama, ırkçılık ile mücadele etmiş bir insan olarak söyleyeceklerim de var.
Söyleyeceklerimi sizlere, eski gazete sayfaları ve kupürler eşliğinde sıralayayım:
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
1976 yılında, yani Türk göçünün başlamasından 12 yıl sonra, iktidarın en güçlü ortağı İşçi Partisi, yabancılar için yeni bir yasa çıkarmak istiyordu. ‘Yabancılar Çalışma yasası’ adı altındaki bu yasanın taslağında, kısıtlayıcı çok şey vardı. Biz de bu taslağa karşı çıkıyorduk ve en çok oy verdiğimiz İşçi Partisi’nden bu teklifi geri çekmelerini istiyorduk. Ama ne yazık ki İşçi Partisi kurmayları bize ‘ Siz anlamıyorsunuz, bu yasa sizler için olumlu bir yasa olacaktır’ demişlerdi.
O günlerde temsilciliğini yaptığım Hürriyet’te, bu yasaya karşı Türkçe ve Hollandaca eleştiriler yayınlıyordum. Bu yayınlara tahammül edemeyen ırkçılar, büromuzun camlarını iki gece üst üste kırmışlardı.
O zaman, Hollanda televizyonu için yaptığım bir programda, meclis kürsüsüne çıkmış ve ‘Bu çatı altında insan hakları çiğneniyor’ demiştim. Bu cesaretimi kıskanan ‘Lahey’de Bugün’ programının yapımcısı Ton Planken, NOS Televizyonun amirali Karel Enkelaar’a, ‘Bana sansür uyguluyorsun ama bu Karaçay istediğini söylüyor’ diye şikâyette bulunmuştu.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Hürriyet’teki yayınlar bir nebze semeresini göstermiş ve milletvekilleri yasa taslağının geri çekilmesi için Bakanlara baskı yapmaya başlamışlardı. Zamanın Çalışma Bakanı Boersma da bu konuda boy hedefi olmuştu.
Utrecht’te 10 bin kişinin katılımı ile yapılan protesto gösterisi de işe yaramamış ve o yasa çıkarılmıştı.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
O zamanlar, gözle görülür bir yabancı düşmanlığı başlamıştı. Lahey sokaklarında ‘Türkler defolun’ yazıları hakim oldu. Özellikle Türkler’i hedef alan söylemler çok tehlikeli bir hal almıştı.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Ülkenin en büyük haftalık dergisi Panorama, bi ranket düzenlemişti ve yabancıların sınır dışı edilmelerini isteyenlerin oranını yüzde 39 olarak vermişti.
Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving
Yine çok satan REVU dergisi, ırkçıların ‘Türkler hamam böceğinden beter’ ve ‘Bütün Türkler’e ölüm’ diyen dazlakları kapak yapmıştı.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
‘Tükler’e ölüm’ sloganı atan ırkçıların çirkin planlarını ortaya seren yayınlar yapmaya devam ediyordum.
Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving
‘Türkler’e ölüm’ sloganlarını, Hollandaca yayınlarımda da duyuruyordum. Bu durum tabii ki ırkçı serserilerin hoşuna gitmiyordu. Bu nedenle de büromuz sık sık saldırıya uğruyordu.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving

Tabii ki sağduyulu yöneticiler de vardı. Rotterdam Belediye Başkanı Van der Louw, kendisi ile yaptığım bir görüşmede, ‘Türkler ayrılırsa endüstri felce uğrar’ demişti

Afbeelding met tekst, krant, oud Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’ya göç etmiş Türkler arasına, tabii ki normal yollar ile değil, kaçak yollar ile gelenler de vardı. De Telegraaf gazetesi, Almanya’daki sıkı takibattan kaçan Türkler için, ’40.000 kişilik Türk alayı sınırlarımıza dayandı’ başlığını atmıştı. Ben de o zaman sınırlardan yüzerek kaçan Türkler’i fotoğraflamıştım.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’daki Türkler koloniler halinde yerleşiyorlardı. Haarlem kentinde o zaman 4 bin Emirdağlı vardı. Emirdağlılar’ın liderliğini de Atat Uslu yapıyordu. Ata Uslu, şimdiki Corendon firmasının sahiplerinden Atilay Uslu’nun babasıydı. Türkiye’ye en çok turist gönderen bir Tur Operatörlüğü ve Hava Şirketi olan Corendon’un sahibi Atilay Uslu, Hollanda’ya uyum sağlamış olan başarılı Türklerden sadece biriydi.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Göçmenlikte yaşanan sorunların haddi hesabı yoktu. Holland ave Belçika’da yaptığımız araştırmalarda en önemli 10 sorunu aramış ve bulmuştuk. Bu sorunların en önemlisi ise işsizlikti.
Afbeelding met tekst, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’daki Türkler’in en önemli 10 sorununu saptadıktan sonra, elde ettiğimiz verileri, Hollanda İçişleri Bakanın’na sunmuştuk
Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’daki Türkler’in en önemli 10 sorunu konusu, Hollanda medyasına da genişçe yer almıştı.
Hollanda medyası, bu konuda Hürriyet’in çalışmasından sitayişle söz etmişti.
Afbeelding met tekst, krant, verschillend, verschillende Automatisch gegenereerde beschrijving
En önemli sorunlardan biri de anadili eğitimi idi. Hürriyet gazetesi olarak bu konuyu da sıkça irdelemiştik.
SONUÇ
Göçmenlikte sorunların haddi hesabı yoktur. Kanada’ya, Avustralya’ya ve Yeni zelanda’ya göç etmiş Hollandalıların sorunları da aynıydı.
Haliyle, Türkiye’ye yerleşmiş olan Suriyelilerin de sorunları aynı olmalıydı.
Sorunlar içinde kıvranan göçmenler için söylenecek her laf, iyice ölçülüp biçilmelidir.
Daha önce de sormuştum. Türkiye’deki Suriyeliler’in bir İlhan Karaçay’ı olsaydı ve Hollanda’daki etkinliklerini Türkiye’de yapsaydı, başına neler gelirdi biliyorsunuz değil mi?
Ülkeyi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar, toplum psikolojisinin ne olduğunu da bilmeleri lâzım.
5 milyonluk bir toplumu rencide etmek, horlamak ve haksızlığa uğratmanın nelere yol açacağını hesap etmek lâzım.
Bu nedenle, özellikle daha libaral olması gereken sosyal demokratların söylemleri, ırkçı ve faşist söylemler olmamalıdır.
Çok iyi biliyorum ki, Suriyelilerin Türkiye’deki illegal varlıkları ile, Hollanda’daki Türkler’in varlıkları arasında büyük bir fark var. Türkler’in geleceği, ikili sözleşmeler ile güvence altına alınmıştır. Bu nedenle Türkler’e karşı yanlış bir girişimde bulunulamaz. Bir kaç çatlak sesin yaratacağı rahatsızlık çok önemli olmayabilir.
Türkler’e verilen güvence, Suriyeliler için mevcut değildir. Bu nedenle Suriyeliler için her türlü karar alınabilir.
Alınabilir ama, insan hakları çerçevesinde. Aksi takdirde tüm dünyayı karşımıza almış oluruz.
Bu böyle biline ve yapıla…

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?