Türk asıllı Hollandalı Ela Çolak yazdı, İtalyan Eleni Debo çizdi:TÜRK ve HOLLANDA BAYRAĞINI SİMGELEYEN AFİŞ BİRİNCİLİK KAZANDI

Türk asıllı Hollandalı Ela Çolak yazdı, İtalyan Eleni Debo çizdi:TÜRK ve HOLLANDA BAYRAĞINI SİMGELEYEN AFİŞ BİRİNCİLİK KAZANDI

Türk asıllı Hollandalı Ela Çolak yazdı,
İtalyan Eleni Debo çizdi

TÜRK ve HOLLANDA BAYRAĞINI SİMGELEYEN AFİŞ BİRİNCİLİK KAZANDI

İlhan KARAÇAY’ın haberi

79 Ülkeden 4.300 kişinin katıldığı World Illustration Award (Dünya Resimleme Ödülü) yarışmasında, birinciliği Türk-Hollanda bayrağı simgesi kazandı.
Hollanda’nın ‘de Volkskrant’ gazetesinde, Türk kızı Ela Çolak’ın yazdığı yorumdan esinlenen İtalyan kız Eleni Debo, Türk ve Hollanda bayraklarındaki renklerden oluşan bir afiş ile katıldığı yarışmada, 4300 yarışmacı arasında dünya birincisi oldu.

C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\Ela Çolak (1).jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\indir.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\images.jpg
               Ela Çolak                                 Türk-Hollanda esintisi                              Eleni Debo

Sosyal Demokrat eğilimli ‘de Volkskrant’ gazetesinde, ‘Türkler geleneklerini tartışmalı’ başlıklı bir yorum yazan, 33 yaşındaki Türk kızı Ela Çolak’ın bu yazısını bulan ve bu yazıdan ilham alan 27 yaşındaki İtalyan kız Eleni Debo, Türk ve Hollandalılar’ın kimliklerini resmetmeye çalıştı.
Korona krizi nedeniyle, ödülünü dijital yöntem ile alan ve hâlâ İtalya’da yaşayan Debo, ‘Bu ödül benim iyi yolda olduğumu gösteriyor.’ dedi.

C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\Eleni Debo-seks çizgisi.jpg
Geçen yıl birincilik kazan seksüel ilişkiler afişi

Aslında geçen yıl da ödül kazanmış olan Eleni Debo, Belçika’nın DE Morgen adlı gazetesinde yayınlanan seksüel ilişkiler konusunda çizdiği afiş ile birincilik kazanmıştı.

Ela Çolak

Birinciliği kazanan İtalyan Elena Debo’ya ilham veren Türk kızı Ela Çolak kendisini şöyle tanıtıyor:
‘Ben Türkiye kökenli 33 yaşında bir yazarım. Utrecht Üniversitesi’ndeki İngiliz dili ve kültürü eğitiminden sonra, Amsterdam Üniversitesi’nde Amerinaistik eğitimi aldım. Amerikanistik eğitimini alırken, RTL Televizyonu’ndaki ‘Haber saati’ programında, New York’ta çalışarak staj gördüm. Şimdilerde, özellikle ‘de Volkskrant’a yorum yazıyorum.
Diğer bir özelliğim nesir yazmaktır. 2018 yılında EDİTO’nun organize ettiği Lage Landen Schrijfweek (Alçak Ülkeler Yazma Haftası’na seçildim. 2019 yılında Amsterdam Yazarlık Okulu’nda roman yazma sanatını öğrendim.’

Ela Çolak, yazdığı yorumlarda ve katıldığı programlarda, genellikle kadın erkek eşitliği üzerinde duruyor.

 

DENK PARTİSİ, HOLLANDACA ANLAMIYLA BİR DÜŞÜNCE PARTİSİ Mİ, TÜRKÇE ANLAMIYLA  DENKLEŞTİRME PARTİSİ Mİ?

DENK PARTİSİ, HOLLANDACA ANLAMIYLA BİR DÜŞÜNCE PARTİSİ Mİ, TÜRKÇE ANLAMIYLA  DENKLEŞTİRME PARTİSİ Mİ?

Hollanda’daki Türk seçmenler soruyor:

DENK PARTİSİ, HOLLANDACA ANLAMIYLA BİR DÜŞÜNCE PARTİSİ Mİ, TÜRKÇE ANLAMIYLA  DENKLEŞTİRME PARTİSİ Mİ?

C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\images.png

İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da Siyaset arenasına çıktığı zaman yürekten desteklediğimiz DENK PARTİSİ’nde yaşanan kargaşa, ülkede bulunan Türk seçmenler üzerinde derin bir güvensizlik hissi yaşatıyor.

Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün, İşçi Partisi’nden koparak kurdukları bu parti, girdiği ilk seçimde 3 milletvekili çıkarma başarısını göstermişti.
Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ten başka, Faslı Farid Azarkan’ı meclise kazandıran bu parti, ülke siyasetinde önemli bir rol oynadı ve özellikle Tunahan Kuzu konuşmaları ile popüler oldu.
Hollanda Meclisi’nde ‘En iyi konuşan adam’ olarak gösterilen Tunahan Kuzu hakkında, geçtiğimiz mart ayında dışa vuran özel olumsuzluklar, partinin karışmasına neden olmuştu.

Gelişmelerden rahatsızlık duyan Tunahan Kuzu, üstlenmiş olduğu milletvekilliği görevini, gelecek yıl mart ayına kadar sürdüreceğini, mart ayında yapılacak olan seçimlerde ise aday olmayacağını açıklayınca, kendisine gönül veren seçmenler hayal kırıklığına uğramıştı.

Tunahan Kuzu, üstlenmiş olduğu siyasi liderlik pozisyonunu hemen bırakacağını açıkladıktan sonra, yapılan ve geçersiz sayılan bir Genel Kurul Toplantısı’nda, bu pozisyona Faslı Farid Azarkan’ın seçildiği açıklanmıştı. Ne var ki, yapılan ikinci bir toplantı da geçersiz sayılınca, Azarkan’ın durumu muallakta kaldı.

Tüm bu olumsuzluklardan sonra, siyaseti bırakacağı sanılan Tunahan Kuzu, Türk dünyasından gelen baskı ve istekler karşısında, DENK PARTİSİ’ne geri döneceğni ve yeniden aday olacağını açıkladıüü.

Türk seçmenl mutlu eden bu haberden sonra 16 Ekim’de yapılan üçüncü toplantıda, Ejder Köse’nin Başkanlığa, Gökhan Çoban ile Fazlı Kafa’nın Yönetim Kurulu’na seçildikleri açıklandı.
Ne var ki bu açıklama, 4 bine yakın parti üyesi ile Türk seçmenleri tatmin etmedi. Zira toplantıda sadece 87 üyenin oy kullanabilmesi ve yönetime de sadece 3 kişi seçilmesi akılları karıştırdı.

Hafta başında yayınladığım haber-yorumda, yapılan kongrenin bu kez resmen onaylandığını, ancak Türk seçmenler tarafından onaylanmadığını belirtmiştim.
Haber-yorumumun yayınlanmasından sonra pek çok seçmen, sosyal medya kanalıyla, DENK’e olan güvenlerinin tamamen yok olduğunu belirtirlerken, parti içindeki ağır toplardan da aynı doğrultuda görüşler açıklandı.
C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\denk2017.png
Bu ağır toplardan biri, gönderdiği kısa bir değerlendirmede şunları yazdı:
‘Partide asıl bölünme çalışanlar ve tribünlere oynayanlar olarak gerçekleşiyor. Şu anda konjonktür gereği Tunahan Kuzu belirli ölçüde ‘ayıya dayı demek’ durumunda. Farid’in sıkı çalışan biri olmadığını herkes biliyor ama Tunahan’ın bu kadar ağır yaralı bir durumda tekrardan dümene geçmesi imkansız. Farid’e ihtiyacı var. Ayrıca kaçan oylar Türkler olsa da Tunahan’ın geniş taban hayali var. Bu hayal için Faslılar’ı çekmek hayati önem kazanıyor.
Faslı parti liderini kompanse etmek de, 3 Türk yönetici ve tanınmış bir başkan ile amaçlanıyor.
Şu anda partideki daha az tanınan ve yerelde etkili olan isimler, bir bir geri plana çekiliyor. Teşkilat ağırlıklı bu kişilerin yerini, yerel siyasiler alıyor. Halbuki yerel yöneticiler olmalı ve yerel siyasileri hem desteklemeli hem de partinin çıkarlarını gözetmeli.
Şu anda yerelde herşey siyasilerin eline bırakılmış durumda. Bu kişilerin günahı ve sevabı olduğu gibi partiye yansıyor.’

SONUÇ
Seçmenlerin özgür iradelerine karışmak, ne demokrasiye ne de siyasi ahlâka hiç yakışmaz. Buna rağmen geçen seçimlerde yayınladığım pek çok yorumumda, ‘Bir defaya mahsus olsa da DENK PARTİSİ’ne oy verin’ dileğimi yazmıştım.
Zira o sıralarda, Hollanda’daki siyasi partiler, Türk adaylara baskı yapıyor ve özellikle ‘Ermeni soykırımını tanı’ emrini veriyorlardı. Ben de o zaman, ‘Siyasi partiler içinde yer almalıyız ve onların desteğini almalıyız’ fikrinden vazgeçip ‘Bir defa da olsa DENK’e oy verin’ demiştim.

Bundan sonra ne mi olacak? Bence, Farid Azarkan ağırlığında yürütülecek olan parti siyaseti, Tunahan Kuzu sisteminden çok ayrı olacak. Bu durumda, Tunahan Kuzu siyasi lider olmazsa, DENK PARTİSİ bir sandalyeyi zor kazanır.

Şimdi gelelim üstteki yorumumun başlığındaki sözlere.
Yukarıdaki başlık şöyle:
Hollanda’daki Türk seçmenler soruyor
DENK PARTİSİ, HOLLANDACA ANLAMIYLA BİR DÜŞÜNCE PARTİSİ Mİ, TÜRKÇE ANLAMIYLA DENKLEŞTİRME PARTİSİ Mİ?

Malumunuz, DENK’in Hollandacası düşüncedir.
Türkçe’de ise denkleştirme.
Eee, böyle olunca da seçmen bu soruyu yöneltmekte haklı sayılır.
Ne oluyor DENK’te?
Denkleştirme mi?
Bunun yanıtı pek yakında öğrenmiş olacağız.

 

 

Bu kez onaylanan DENK PARTİSİ kongresini,Türk üyeler onaylamıyor…

Bu kez onaylanan DENK PARTİSİ kongresini,Türk üyeler onaylamıyor…

İlhan KARAÇAY Yazdı:

Bu kez onaylanan DENK PARTİSİ kongresini,Türk üyeler onaylamıyor

*Sadece 86 üyenin oy kullandığı kongre, 4 bine yakın üyenin güvenini alamadı

*Siyasete dönüşü memnuniyet yaratan Tunahan Kuzu’nun sessizliği hayal kırıklığı yarattı

*Türk seçmenler şimdi soruyorlar:Bu partiye nasıl oy verelim?

İki defa geçerli sayılmayan ve ertelenen DENK PARTİSİ Genel Kurul Toplantısı’nın üçüncüsü, 16 Ekim günü yapıldı.
4 bine yakın üyesi bulunan partinin, sadece 113’ü kongreye katılım başvurusunda bulundu. Oylamaya katılan üye sayısı ise 87 oldu.

Kongede yapılan seçimlerde sadece 3 adaya oy verildi.
Neden başka aday olmadığı veya gösterilmediği sorusu ise yanıt bulamadı.
Resmi olarak açıklanan seçim sonuçlarına göre, Başkanlığa aday olan Ejder Köse’ye 87 üyenin 86’sı, Yönetim Kurulu’na aday olan Gökhan Çoban’a 87 üyenin 86’sı, Fazlı Kafa’ya da 87 üyenin 82’si oy verdiler.
Böylece Ejder Köse Başkan olurken, Gökhan Çoban ile Fazlı Kafa da üç kişilik Yönetim Kurulu’na seçilmiş oldular.

Geçtiğimiz mart ayından bu yana büyük bir kargaşanın yaşandığı DENK PARTİSİ’den umutlarını kesen pek çok yurttaşımız, Tunahan Kuzu’nun partiye geri dönme kararı almasından sonra umutlanmışlardı.
Ne var ki, Tunahan Kuzu’nun da bu kongrede sessiz kalması, ona gönül verenleri hayal kırıklığına uğrattı. Yurttaşlarımız, Tunahan Kuzu’nun tutumunun ne olacağını ve hangi tarafta yer alacağını merak ediyorlar.

C:\Users\Ilhan\AppData\Local\Microsoft\Windows\Temporary Internet Files\Content.Word\DENK ekibi.jpg
                                                      Bir zamanlar böyle mutluydular

Partinin siyasi lideri olacağını ilan etmiş olan Faslı Farid Azarkan’ın, kendine göre başarılı geçen çalışmaları, DENK PARTİSİ’ndeki Türk seçmen ağırlığını yok etmeye yetmişti.
Tunahan Kuzu’nun yeniden siyasi lider olacağını umut eden Türk seçmenler, bir kez daha hayal kırıklığına uğradılar.

4 bine yakın üyesi olan bir siyasi partinin kongresine, sadece 87 üyenin katılmış olması,Türk üyeler tarafından, ‘ Demek oluyor ki, Türk seçmenler bu partinin bugünkü yönetimine güven duymuyorlar. Bize göre, katılım çok az olunca kongre iptal edilmeli’ değerlendirmesinde bulunuyorlar.

PARTİ İÇİNDE SORUN VAR

Hollanda medyasında yer alan bir habere göre, DENK PARTİSİ içinde sorunlar yaşanıyor. Partinin Utrecht İl Genel Meclisi Üyesi Hanane Bittich, partisinden istifa ettiği gibi, meclisteki sandalyesini de kendi adına koruyacağını açıkladı.
Parti yönetimi ise, Bittich’in sandalyesini partiye bırakması gerektiğini savunuyor. Medya haberlerine göre, DENK PARTİSİ’nde başka istifalar da bekleniyor.

 

 

HÜSEYİN KIRCALI’NIN ARDINDAN…

HÜSEYİN KIRCALI’NIN ARDINDAN…

HÜSEYİN KIRCALI’NIN ARDINDAN

Hayata gözlerini yuman dostlarımız ve meslektaşlarımızın ardından çok şeyler yazmış ve çizmişizdir.
‘Ölenin arkasından kötü konuşulmaz’ geleneğimize saygılı olduğumuz için, merhumların hep iyi taraflarını yazmış, kötü huylarını hep es geçmişizdir.
Benim yazdıklarım arasında,sadece birkaç kişinin kötü huylarına da değinmiştim. Çünkü, milyonlarca kişinin ‘baba adam’ diye tanıdıkları bazı ünlülerin, kötü huylarının da herkesçe bilinmesi gerektiğine inanmışımdır.
O birkaç isimden şimdi hiç söz etmeyeceğim.

C:\Users\Ilhan\Desktop\KASIM AYINA GIRECEKLER\Hıuseyin KIRCALI.jpg

Bugün ele alacağım merhum, iyiliği üzerine herkesin birleştiğin Hüseyin Kırcalı’dır.
Meslektaşlarım tarafından hatıraları bolca yazılan Kırcalı için ben yaşadığı dönemde birkaç hatıra yazmıştım. Özellikle, o da geçen yıl (8 Mart 2019) hayata gözlerini yuman meslektaşım Ertuğrul Akbay ile yaşadığım hatıralar arasında yer almıştı.

Şimdi sizlere, Kırcalı’nın espiritüel özelliğini ortaya serecek hatıralarımı yazıyorum.
Yıl 1978. Dünya Futbol Şampiyonası için Arjantin’deyiz.

Başta rahmetli Necmi Tanyolaç olmak üzere, Halit Kıvanç, Togay Bayatlı, Erol Aydın, Erdal Aydın, Hasan Sarıçiçek, Güven Taner, Kemal Belgin, antrenör Metin Türel, TRT kadrosu ve tabii ki Hüseyin Kırcalı Türk gazeteci ekibini oluşturuyordu.
Bir ayara gelindiği zaman konuşulan konuların en önemlisi, şampiyonaya Ertuğrul Akbay’ın da gelecek olmasıydı.
Öyle ya, Ertuğrul Akbay, 1976 Montreal Olimpiyat Oyunları sırasında, rakibi olan Mehmet Biber ile haber atlatma yarışması yaparken, fotoğraf makinesi le Hürriyet’e çalışan Biber’in kafasını yarmış ve hastanelik etmişti. Olay dünya haber bültenlerine girmişti. İşte o Ertuğrul Akbay Arjantin’e gelmeden önce böyle anılıyordu.
Akbay’ın bu kez en büyük rakibi ben olacaktım. Zira hem Ertuğrul’un çalıştığı Günaydın ve hem de benim çalıştığım Hürriyet, spordan başka magazin haberlerine de önem veriyorlardı.
Ertuğrul Akbay gelmeden önce rahmetli Hüseyin Kırcalı, ‘Vallahi senin işin zor Karaçay. Ertuğrul rakibinin kafasını yarmış dünya çapında bir adam’ diye espirili bir uyarı yapmıştı.

Ertuğrul Akbay çalıştığı gazete için dünyanın dört bir yanını gezen, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarından kutuplara, Asya steplerinden Japonya’ya yaptığı geziler ve bu gezileri kaleme aldığı yazıları ile bir neslin ufkunu açmıştır. Kısaca rekoru kırılmaz, atlatılmaz, dünyanın hemen hemen her ülkesini avcunun içi gibi bilen bir gazetecidir.

Ertuğrul gerçekten kurnaz bir gazeteciydi. Ama ‘El oğlunda neler var’ misali başka kurnaz gazeteciler de vardır. İşte o kurnaz gazetecilerden biri de naçizane bendim. Ertuğrul’un oradaki en büyük rakibi ben oluyordum tabii…

Ertuğrul bu nedenle bana yanaşmak ve böylece beni kontrol etmek durumundaydı. Bana ilk teklifini yapmıştı:“Bak kardeş, birlikte çalışalım ve birbirimize yardımcı olalım”

Benden de tabii ki bir ‘hay hay’ yanıtı almıştı.

Ama rekabetteki ilk yalan, ilk gün yaşanmıştı.

Aynı gece uyumaya giderken, otelin ilan tahtasında, ertesi sabah saat 07.00’de bir otobüsün Arjantin milli takımının kamp yaptığı şehre gideceği yazılmıştı. Arjantin ev sahibi olduğu için bu haberi işlemek çok önemliydi. Ben bu ilanı Ertuğrul’un görüp görmediğini merak ediyordum.

Ertesi sabah erkenden kalkıp otobüse bindiğim zaman arka sıralarda Ertuğrul’u gördüm. Tabii ki ben önce davrandım ve ‘Neredesin be kardeş, odanın kapısını çaldım ama yoktun’ yalanını söyledim. O da bana bir başka yalanla kendini af ettirmeye çalıştı.

Ertuğrul, 3 saatlik yol boyunca gazetecilik yaşamını,  nasıl çalıştığını, nasıl haber atlattığını anlattı. Bu ara Mehmet Biber’i de nasıl perişan ettiğini de anlattı. Arjantin kampına vardığımız zaman, o da, ben de futbol lafı attı ortaya haberinden çok magazin haber peşine düştük. O kendine göre, ben de kendime göre güzellikler bulduk ve gazetemize gönderdik. Ertesi gün Türkiye’de, Hürriyette yayınlanan Arjantn’deki magazin haberleri konuşuluyordu. Akşam Türk ekibi bir araya geldiği zaman rahmetli Hüseyin Kırcalı: ‘Yaaa işte böyle sayın Akbay, bu iş kafa kırmakla olmuyormuş.’

GÜZELLİK YARIŞMASI
Arjantin’de Dünya Şampiyonası oynanırken bir de güzellik yarışması yapıldı.Jüri üyeleri arasında ise Togay Bayatlı vardı.Yarışmaya tüm Türk gazeteciler özel davetliydi.

http://img.inboxify.nl/6698/Mart%202019/foto8.png

TV’den canlı yayınlanan yarışma sırasında, sahnedeki güzellerden birine yanaştım ve ‘En güzel sensin’ diye iltifat ettim.
Yarışma sonrasında benim favorim kraliçe seçilince, yaptığı ilk iş benim boynuma sarılmak oldu. Ondan sonra bu kızın ‘hamisi’ durumuna geldim ve bütün programı onunla birlikte yaşadım. Fotoğraf çekimi ve mülakat için hep bana başvuruluyordu. Tabii ki bu arada ben de onunla birlikte dans ederken fotoğraf çekildim. Ertuğrul da kendine göre fotoğraflarını çekiyordu.

Yarışma sonrasında otele giderken Ertuğrul teklif etti: “Kardeş, yarın sabah saat 10.00’da Lufthans’nın önünde buluşalım ve filmlerimizi gönderelim” Ama ben Ertuğrul’a güvenemezdim ki. Aynı gece özel bir adreste filmi banyo ettirdim. Filmden bir tek kare kestim. Zarfladıktan sonra sabah saat 09.00’da İberia Havayolları’na gittim. Zarfımı Madrid ve Frankfurt üzerinden İstanbul’a gönderdim. Zarfın bu şekilde aktarmalı gitmesi zordu ama bu bir kumardı. Ertuğrul ile saat 10.00’da buluştuğumuz zaman film şeridini olduğu gibi gösterdim. Filmi zarfa koydum. O da filmini zarfa koydu. İki zarfı birlikte Lufthansa’ya verdik.

Çok talihliymişim ki, İberia ile gönderdiğim zarfım o günün akşamı Madrid ve Frankfurt’tan sonra İstanbul’a ulaştı. Ertesi gün Basın Merkezi’nde telekslerin başındayız. Milliyet’in Fotoğraf Servisi Müdürü Hüseyin Kırcalı da yanımızda. Ertuğrul teletekste yazıyor: “Burada güzellik yarışması yapıldı… Filmler bugün elinize geçecek”
Karşı taraftan cevap: “Güzellik Yarışmasına ait haber ve fotoğraf bugün Hürriyet’in birinci sayfasında var”. O zaman Ertuğrul’un yüzünü görmeliydiniz. Bana döndü ve sorar gibi baktı. Ben de ‘Ajanslardandır’ dedim. Ertuğrul da telekste ‘Ajanslardandır’ diye yazdı ama Günaydın’dan gelen cevap daha da moral bozucuydu: “Fotoğraf renkli”.
O zaman ajanslar henüz renkli fotoğraf çekmiyorlardı. Böyle olunca da, fotoğrafın elden gittiği belli
oluyordu. Ben de, ‘Ne bileyim kardeşim, filmi beraber göndermedik mi?
O resim bir ajanstan gitmiştir’ diye yalanımda ısrar edince, Hüseyin Kırcalı araya girdi ve Ertuğrul’u daha çok fitillemeye başladı:” Vay be Ertuğrul, başına bu da mı gelecekti. Hürriyet basıldı, satıldı ve Diyarbakır’da kese kağıdı oldu ama senin haber halâ yayınlanmadı.”

EGALE EDİLEMEYEN GOL KRALLIĞI

http://img.inboxify.nl/6698/Mart%202019/foto9.png http://img.inboxify.nl/6698/Mart%202019/foto10.png http://img.inboxify.nl/6698/Mart%202019/foto11.png
          Ertuğrul Akbay                            Just Fontaine                                 Hüseyin Kırcalı

Ertuğrul ile Arjantin’de bu kez bir başka ödül törenindeyiz. Dünya Kupaları’nın egale edilemeyen gol kralı Juste Fontaine’ye ödül verilecek. Dünya Kupası tarihinde, İsveç 1958’de 13 gol atarak rekor kıran Fontaine’nin ödül törenine Halit Kıvanç, Necmi Tanyolaç, Kemal Belgin, Togay Bayatlı, Metin Türel, Erol Aydın, Hüseyin Kırcalı, Ertuğrul Akbay ve ismini hatırlayamadığım arkadaş ile kalabalık bir şekilde gitmiştik. Orada Ertuğrul Akbay, güzel bir kız ve top buldu. Kızı masaya çıkardı. Fontaine’yi de yanında getirdi. Ben de arkadaşlara, de‘Bakın şimdi Ertuğrul’u nasıl çıldırtacağım’ dim. Ve arkasından deklanşöre bir kez bastım. O sırada Ertuğrul geri döndü ve “Benim hazırladığım sahneyi çekme yahu “ diye bağırdı. Arkadaşların yanına oturduğum zaman hepsi kıs kıs gülüyorlardı.

O gün filmleri ancak akşam uçağı ile gönderebilirdik. Haber de ertesi gün kullanılabilir ve iki gün sonra da yayınlanabilirdi. Saate baktım. Frankfurt’a gidecek olan bir uçağın kalkmasına yarım saat vardı. O uçağa kargo vermenin imkânı yoktu. Ben tuvalete gider gibi yaptım ve bir taksiye atlayarak 10 dakika ilerideki havaalanına gittim. Basın kartı sayesinde içeri girdim ve Lufthansa uçağına kadar gittim. Bir hostese yalvardım. Bir arkadaşımın kendisini Frankfurt havalimanında karşılayacağını söyledim. Hostes kabul etti ve içinde film olan zarfımı aldı. 20 dakika sonra otele geri döndüğüm zaman, yerime otururken Hüseyin Kırcalı yine konuştu: “Eee Sayın Karaçay, zarf gitti mi? ”
O an Ertuğrul’u gerçekten görmeliydiniz. Hüseyin ateşlemeye devam etti: “Oh anam oh, haber yine yarın Hürriyet’te. Diyabakır’da kese kâğıdı olduktan sonra da film Günaydın’a gidecek.

Kırcalı’nın Arjantin’deki en esprili çalışmasını da yazmadan geçemeyeceğim.
Arjantin’de boş vakitlerin geçtiği zamanlarda güzel bayanlar ile birlikte olma durumu da vardı tabii.
Hüseyin Kırcalı, oteldeki yatak odasına bir tabela asmıştı. Bu tabelaya Türk medya mensuplarını isimlerini alt alta yazmıştı. İsimler tabii ki esprili ve namı diğer lakaplardı. Örneğin Halit Kıvanç miçin ‘Çenespor’ benim için ‘Sakalspor’ kendisi için de ‘Fotospor’ diye yazmıştı.
Bir gece önce kızlarla beraber olanların isimlerinin karşısına işaretler koyan Kırcalı,
‘Çenespor 1 Arjantin 0’ diye başlamıştı. Son gündeki skor ‘Türkiye 34 Arjantin 0’ idi.
Listede ‘Sakalspor’ ile ‘Fotospor’ sıfırda kalmıştık.
Sevgili Kırcalı’ya Allah rahmet eylesin.

 

İlhan KARAÇAY’ın analizi:  Yaşam şartlarının değiştirdiği siyasi ideoloji

İlhan KARAÇAY’ın analizi: Yaşam şartlarının değiştirdiği siyasi ideoloji

C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\Ilhan Karacay.JPG
İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Yaşam şartlarının değiştirdiği siyasi ideoloji

Hollandalılar yabancı düşmanlığına prim vermezlerdi ama şimdi…

11 Eylül, Ben Laden ve İŞİD, ırkçılığı hortlatmak için mi yaratıldı?

İnsanların dini ve siyasi ideolojileri, yaşam şartlarına göre değişebiliyor.
Dün, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığa prim vermeyenler, bugün tam tersini yapabiliyor.
Dün, dini inançların hepsine hoşgörülü olanlar, bugün din düşmanı olabiliyor.
Bu değişim nasıl mı oluyor?
Yaşam şartları değişince, yukarıdaki acayiplikler de oluyor maalesef.
Tabii ki akla bir soru da geliyor. Dünya’yı yöneten güçler, insanların görüş açılarını etkilemek için 11 Eylül, Ben Laden ve İşid’i bilinçli olarak mı yaratıyorlar?
Öyle değilse, dünyayı yöneten güçler, insanların nefretini kazanacak olan terör örgütlerini neden hep İslam dünyasından seçiyor? Bu da yetmezmiş gibi, bu örgütlerin isimlerini de neden hep İslam ile bağdaştırıyor? Usame Bin Laden’e kurdurulan örgütün adı neden El Kaide oldu?
Bir yandan El Kaide, diğer yandan İŞİD, yani Irak Şam İslam Devleti’in, insanlar üzerinde nefret yaratmaları bir plan değil miydi?

Bakınız, insanlar üzerinde ideolojik değişime yol açan örnekler için Hollanda’yı ele alalım.
Hollanda’daki siyasi partilerin ideolojileri, programlarında açıklandığı gibi, ‘süt gibi beyaz’ değil.
Hollandalı seçmenin de, tercih ettiği ideolojiler, eskisi gibi ‘berrak’ değil.
Hollandalılar eskiden, yabancı düşmanlığı yapan ideolojilere hiç hoş bakmazdı.
Öyle ki, 1970’li yıllarda, Hitler apoletli görüşleriyle siyasete atılan Joop Glimmerveen’e hiç yüz vermeyen Hollandalı seçmenler, 1980’li yıllarda siyaset arenasına çıkan bir başka ırkçı Hans Janmaat’a da itibar etmedi.

Hollandalı seçmenin değer vermediği bu iki isimden kısaca söz edeyim:

C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\e8596ebe-ccce-e9f7-8a36-aff444219cf0.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\6619232139_7a505af500_b.jpg
                                    1970’li yıllarda Glimmerveen gibileri protesto ediliyordu

Joop Glimmerveen: NATO’da muhasebeci olarak çalışırken, Hitler tandanslı Hollanda Halk Birliği NVU Partisi’ne üye oldu. Bu nedenle 1971 yılında NATO’dan kovulan Glimmerveen, 1974 yılında Lahey Belediye Meclis Üyeliği için aday oldu ama, tüm sağ partilerin desteğine rağmen seçilemedi.
Belliydi ki, Glimmerveen’in, ‘Lahey beyaz ve güvenli kalmalı’ sloganı Hollandalı seçmenlerin hiç hoşlarına gitmemişti.
Glimmerveen’in daha sonraki parlamento seçimlerine katılması da başarısızlıklarla sona ermişti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\dd-2019.10.19-3.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\10a3b96e-43bd-11ea-b9bb-0218eaf05005.jpg
1980’li yıllarda da Janmaat gibileriprotesto ediliyordu. Sağ köşede yangından kaçarken bacaklarını kıran Janmaat’ın eşi tekerlekli arabada görülüyor.

Hans Janmaat: Glimmerveen siyaset arenasındayken, bu kez Hans Janmaat adlı bir profesör, Merkez Partisi’ni (daha sonra adı Merkez Demokratlar oldu) kurdu ve parlamento seçimlerine katıldı. Yabancı düşmanlığı fikirleriyle seçmenden itibar görmeyen Janmaat, aldığı yüzde bir oy ile yine de tek başına parlamentoya girdi.

Söylemleri ile sadece halk tarafından değil, meclisteki parlamenterler tarafından da nefret edilen Janmaat’ın elini hiçbir parlamenter sıkmadı bile.
Janmaat’a nefret o kadar çoktu ki, bir kapalı salon toplantısını basan çok kızgın bir grup, toplantı yerini ateşe verdi. Janmaat, çarşafları birbirine düğümleyerek arka taraftaki balkondan kaçabildi ama, sekreterliğini yapan eşi de aynı yöntemi kullanırken yere çakıldı ve bacakları kırıldı. Ameliyattan sonra bir bacağını kaybeden Janmaat’ın eşi, tabii ki fanatik olmayan kesimi üzdü.

Glimmerveen ve Janmaat adlı bu iki aşırı ırkçı, Laheyliydiler. Kaldı ki Lahey, gerek Yüksek Adalet Divanı ve Gerekse İnsan Hakları Mahkemeleri ile tüm dünyada tanınan bir demokrasi ve barış şehriydi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\1240.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\Ekim BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg
Geert Wilders                                                       Thierry Baudet

Şimdi gelelim ırkçılığın bugünkü durumuna.
New York’taki 11 Eylül sendromundan sonra, belli güçler tarafından kurulan ve adına ‘İslam’ eklenen terörist grupların (İŞİD gibi) yaptıkları çirkin ve acımasız eylemler, haliyle Hollanda halkını da şaşırttı.
Bunu fırsat bilen Geerd Wilders, bağlı olduğu VVD’den istifa ederek kendi partisini kurdu ve ırkçı söylemleri ile taraftar toplamaya başladı. Öyle ki, Wilders’in partisi şimdilerde ikinci büyük parti konumunda.
Dünyadaki kargaşaların sebebinin İslamlar olduğu propagandaları çoğaldıkça, seçmenlerin ideolojileri de değişmeye başladı. Bunun üzerine bir başka genç politikacı Thierry Baudet ortaya çıktı ve Demokratlar Formu Partisi’ni kurdu. Yabancı ve İslam aleyhtarı olan bu genç siyasetçi de, yapılan anketlerde üst sıralara yerleşti.

Şimdi, nasıl oluyor da, bir zamanlar ırkçılığa hiç prim vermeyen Hollandalılar’ın yarısından çoğu, bu ırkçı partilere oy veriyorlar?
Buna verilecek cevap çok basit: Yaratılan olayların müsebbibi hep yabancılar ve Müslümanlar olarak gösterilirse, halkta da bir nefret hissi doğar.
Hele hele, yabancılar ve Müslümanlar arasındaki bazı kendini bilmez fanatikler de olunca, nefret daha da çoğalıyor.

Bakınız, küçük bir örnek de bizim Türkiye’mizden vereyim.
Malûm, Suriyeli göçmenlere kapılarımızı açtığımız ilk yıllarda, Türk halkının genelinde büyük bir acıma hissi vardı. Türk halkı yıllarca toleranslı davrandı. Ama Suriyeliler’in bir kısmı rahatsızlık vermeye başlayınca halkımız arasındaki duygularda da değişim başladı. Kesinlikle ırkçı olmadıklarına inandığım pek çok dostumdan, Suriyeliler hakkında kötü sözler duymaya başladığım zaman, Hollanda örneğini düşünerek hiç kızmadım. Dostlarımı sadece uyarmak ile yetindim.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim: Biz, her ne kadar dünyayı yöneten güçlerin yarattığı terör gruplarındaki isimleri beğenmeyip İŞİD’i DAEŞ (Devlet’ül Irak ve’ş Şam) yapsak da, İslam olmayan insanlar üzerindeki duyguları yok edemiyoruz.
Hele hele, fanatik Hıristiyanların yarattığ Haçlı Ruhu varken…

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?