TÜRK ASILLI HOLLANDALI YAZARDAN İLGİNÇ YORUM: TÜRKİYE’DE KADINLARIN EŞİTLİK MÜCADELESİ BAŞARILI

TÜRK ASILLI HOLLANDALI YAZARDAN İLGİNÇ YORUM: TÜRKİYE’DE KADINLARIN EŞİTLİK MÜCADELESİ BAŞARILI

Türk kızlarının emansipasyon (eşitlik) mücadelesini örnek gösteren yazar, bu konuya değer vermeyen Hollanda’nın, Tokyo’da alacağı her madalyanın hak edilmemekle lekeleneceğini öne sürdü.

‘de Volkskrant’ gazetesinde yazan Erdal Balcı, 13 yaşındaki Urfalı hentbolcu Merve Akpınar’ı da örnek gösterdi ve ‘Türkiye kadınların emansipasyonu konusunda çok duyarlı’ imasında bulundu.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:
Hollanda’nın ikinci büyük gazetesi ‘de Volkskrant’ta yazan Türk asıllı Yorumcu Erdal Balcı, Hollanda’nın Tokyo’da alacağı her madalyaya haksızlık lekesi düşeceğini belirtti.
Yazısına, Türk voleybolcu kızların, son Olimpiyat Şampiyoru Çin’i 3-0 mağlup edişini anlatarak başlayan yazar, ‘Türk kızlarının Çin’i yenerken havalarda uçuşları ve çok sert smarçları, üç seti de ezici bir şeklide kazanmalarına yolaçtı’ diye yazdı.

Yazar, yorumuna Türk kızlarının başarısı ile başlamış olmasının nedenini, Hollanda’yı kızların emansipasyonu konusundaki vurdumduymazlığı için eleştirmek olduğunu belirtti. ‘Holanda kız takımlarında neden azınlık ve islam gruplarından kızlar yok’ diye sordu.
Hollanda’daki vurdumduymazlığa karşı, Türkiye’deki kadın kuruluşlarınıneşit haklar konusunda iyi mücadele verdiklerini belirti. yazar,bir süre önce 13 yaşındaki hentbolcu kızımız Merve Akpınar’ı örnek gösterdikten sonra, ‘Hollanda’daki Merveler neden ıska geçiyor?’ diye sordu.

MERVE’NİN HİKÂYESİ

Şanlıurfalı minik hentbolcu Merve Akpınar Türkiye’yi ağlattı: ‘Sen kızsın oynayamazsın dediler…’

Toprak sahaya çizdikleri çizgilerle öğretmenleri Bayram Kaplan öncülüğünde hentbol oynayan Şanlıurfa Konuklu İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi 13 yaşındaki Merve Akpınar, Hentbol Federasyonu’nun davetlisi olarak Ankara’ya geldi. Yaşadığı zorlukları gözyaşları ile anlatan Merve Akpınar, Demirören Haber Ajansı’na (DHA) yaptığı açıklamada, “Köyümdeki kız çocuklarının kaderini değiştireceğim” ifadelerini kullandı. Merve Akpınar’ın görüntüleri sosyal medyada viral oldu.
Şanlıurfalı 13 yaşındaki minik hentbolcu Merve Akpınar, “Sen kızsın, şort giyemezsin, erkeklerin yanında oynayamazsın diyerek hep beni dışladılar. O zaman kendime bir söz verdim. ‘Köyümdeki kız çocuklarının kaderini değiştireceğim’ diye” dedi.
Hentbola başlamak için çok çalıştığını belirten Merve Akpınar, “Ben 5’inci sınıfta başlamak istedim ama diğerlerine göre daha güçsüzdüm, yetersizdim. O zamanlarda bir arkadaşımı çok kıskanıyordum, ‘o yapıyorsa ben niye yapamayayım’ diye düşünüyordum. 6’ncı sınıfta hırslandım ve çabalayarak bu yere kadar geldim. Bayram hoca da beni seçti, çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“SEN KIZSIN ŞORT GİYEMEZSİN, ERKEKLERİN YANINDA OYNAYAMAZSIN DİYEREK BENİ DIŞLADILAR”
Spora ilk başladığında çevresindeki kişiler tarafından yadırgandığını dile getiren 13 yaşındaki sporcu sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlk başladığımda sen kızsın, şort giyemezsin, erkeklerin yanında oynayamazsın diyerek beni dışladılar. Sonra ben de ‘hayır ben neden oynamayayım’ dedim. O zaman kendime bir söz verdim. ‘Köyümdeki kız çocuklarının kaderini değiştireceğim’ diye. Hem kendim çalışacağım, hem kendi mesleğimi yapacağım hem de spora devam edeceğim ki onların o ön yargılarını yıkayım. Ondan hep spora devam ettim, hiç bırakmayı da düşünmüyorum.”
Merve Akpınar: “Bu kadar insanın duygu ve düşüncelerini paylaşacağına inanmazdım”
“MAÇLARA GİDERKEN KİTAP OKUYORUM”
Merve Akpınar, turnuvalara giderken kitap okuduğunu en son okuduğu kitabın da Anna Karanina olduğunu belirterek, “Kitap okumayı daha çok seviyorum. Kitap okurken zaman daha çabuk geçiyor bana. Bir de otobüsle filan geliyoruz, insanın midesi bulanıyor. Ondan ben hep kitap okumayı istiyorum. Okuyunca da zaten zevk alıyorum. Oraya gidene kadar da zaten kitap elimde olduğu için hiç sıkılmıyorum” şeklinde konuştu.
“TEPKİ GÖSTERENLER SEN ÇOK İYİ OLMUŞSUN DİYORLAR”
Köyde kendisine tepki gösterenlerin artık olumlu yorumlar yaptığını dile getiren Merve, “Hepsi sen çok iyi olmuşsun diyor. Benim başarımı görüp kendi çocuklarını da yönlendirmek istediler ama başaramadılar. Bak elalemin kızı gidiyor geziyor, sen burada boş boş dolaşıyorsun, o senden daha başarılı olacak diyorlar” dedi.
“BURADAKİ SAHA ÇOK İYİ, ORADA KIZGIN GÜNEŞ BİZİ YAKIYORDU”
Toprak sahadan sonra bir hentbol salonunda antrenman yapmanın keyfini yaşayan Merve Akpınar, “Buradaki saha çok iyi. Orada toprak ayağımıza giriyordu. Ter şelale gibi üstümüzden akıyordu. Burada mesela Şanlıurfa’ya göre hiç terlemiyoruz. Biz şu içlikleri orada hayatta giyemezdik. Burası gölge orada ise kızgın güneş bizi yakıyordu. Burası hiç öyle değil, serin güzel. Burası tahtadan, ahşaptan filan yapılma. Orası kumdandı. Hayır hiç yıldırmadı. Buraya gelebilmek için oraya katlanmam lazımdı. Ben de katlandım” ifadelerini kullandı.
“İNŞALLAH AİLEME, KENDİME, ÜLKEME LAYIK BİR SPORCU OLURUM”
Merve, hedefleri ve hayallerinden bahsederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Buradan ağabeyime ve babama da teşekkür ediyorum, onlar bana çok destek verdi. İnşallah onların desteğini boşa çıkarmam. Onlara, kendime, ülkeme layık bir sporcu olurum. Benim hayalim 3 şey. Birincisi beyin cerrahi olmak, ikincisi güzel bir sporcu olmak, üçüncüsü ise polis olmak.”
SPOR KULÜPLERİNDEN DESTEK
Sosyal medyada viral olan Merve Akpınar’ın videosunu çok sayıda spor kulübü de paylaştı.
YURT DIŞINDAKİ DEĞERLERİMİZDEN YARARLANAMIYORUZ… HOLLANDA’DA BİR CEVHER: SALİH TÜRKER

YURT DIŞINDAKİ DEĞERLERİMİZDEN YARARLANAMIYORUZ… HOLLANDA’DA BİR CEVHER: SALİH TÜRKER

Korona hastalığına karşı en iyi aşıyı bulan Türk çifti son örneklerin başında geliyor.

Dünya’nın dört bir yanında, çeşitli buluşlara imza atan, model ve marka yaratmakta çok başarılı olan Türklerin varlığı, devletimiz tarafından değerlendirilemiyor.

Acar bir değerimiz bu günlerde Hollanda’da göklere çıkarılıyor.
Salih Türker isimli gencimiz, bakanlıklardan, belediyelerden, fonlardan ve bankalardan aldığı destek ile MON€Y SCHOOL projesiyle gençlere finansal dersler veriyor.

Derslerde, paranın insan hayatındaki yerini, bilinçli harcamayı ve evde bütçelemeyi öğretiyorlar. Bunun yanında gençlere yeteneklerini keşfettirerek ve girişimci ruhlarını tetikleyerek, yaşam boyunca finansal sıkıntı çekmemeleri sağlanıyor. Bu şekilde gençler erken yaşta Hollanda devletine yük olmak yerine katkı sağlamış oluyorlar.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Yıllardır duyduğumuz ‘Beyin göçü’ lafını, yurt dışına kaçmakta olan değerli insanlarımızı kastederek kullanırız. Kaldı ki, yurt dışında doğup da, kendilerini ‘dahi’ olarak yetiştirmiş insanlarımızı da görmezden geliriz.
Dünya’nın dört bir yanında, çeşitli buluşlara imza atan, model ve marka yaratmakta çok başarılı olan Türklerin varlığı, devletimiz tarafından maalesef değerlendirilemiyor.
Korona virüsüne karşı en isabetli aşıyı bulan Alman çiftinin Türk kökenli oluşlarını en son örnek olarak gösterebiliriz.
ABD merkezli ilaç devi Pfizer ile Alman biyokimya firması BioNTech iş birliğiyle geliştirilen Covid-19 aşısının, yapılan testlerde yüzde 95 üzerinde başarıya ulaşması, Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin başarısı olarak dilden dile konuşuluyor.
Daha pek çok örnek verebileceğimiz ‘Yurt dışındaki Türk beyinleri’nin sonuncusunu şimdilerde Hollanda’da gözlemliyoruz. Gözlemlediğimiz bu becerikli insan, 1981 yılında Hollanda’nın Ulft köyünde doğan Salih Türker’den başkası değil. 1970’li yılların başında Antalya’dan, Hollanda’nın Ulft köyüne göç eden Türker çifti, hor görüldükleri ve sürekli aşağılandıkları Hollanda’da doğan çocuklarının, bir gün bir ‘dahi’ olarak insanlara ders vereceğini akıllarından bile geçirmemişlerdi.
Ama ne mutlu ki öyle oldu, ilk ve orta öğrenimini Ulft’te tamamlayan Salih Türker, yüksek eğitim için Amsterdam’a geçti ve hukuk eğitimini tamamladı.
Bakınız Salih Türker, topluma bakış açısı ve özgeçmişi hakkında neler söylüyor:
‘2008 yılında Amsterdam Yüksek Okulu, Sosyal Hukuk Hizmetleri bölümünü bitirdim. Daha sonra Diversiteitsland Vakfı’nı kurup iş hayatına atıldım. Öğrencilik dönemimde gençlerin, bayanların ve yaşlıların kutuplaştıklarını ve toplumun sunduğu eğitim, finansal, istihdam, sanat ve kültür fırsatlarından çok uzak kaldıklarını gördüm. Vakfımızın vizyonu da bu doğrultuda ‘insanlara, dünyanın kendi yaşadığı mahallesinden daha büyük olduğunu göstererek, hayatını zenginleştirmektir.
Vakıf müdürlüğünün yanında, Alzheimer Hollanda lobi kurumunda yöneticilik yaparak sağlık hizmetinin ve insanların arasındaki mesafeyi kaldırmayı hedefliyorum.
Ayrıca özel hizmet kulüplerinde görev alarak Hollandalı iş insanlarının sosyal sorumluk çalışmalarında danışmanlık yapıyorum. Bu çalışmalarımdan dolayı
sempozyumlarda, seminerlerde ve konferanslarda uzmanlık alanımda konuşmacı olarak davet ediliyorum. Uzmanlık alanlarımı şu şekilde özetleyebilirim; ‘Sosyal projelerin ülke bazında şubelendirilmesi, Gençlerin finansal eğitimi, 55 yaş ve üstü için Yaşam Sanatı Merkezi kurarak derslerinin geliştirilmesi, pandemi döneminde başlattığımız Amsterdam Alzheimer Yaz Konseri konseptini geliştirmek, Avrupa-Türkiye arasında Erasmus gençlik değişim networku oluşturmak, Belediyelere ve Bakanlıklara sosyal uyum ve güvenlik odaklı danışmanlık hizmeti vermek, Vakıf ve derneklere istikrarlı büyüme stratejisi geliştirmek, Sosyal projelere fon ve hibe arama hizmetleri vermektir.’
MON€Y SCHOOL
Salih Türker, 2007 yılında başlattığı Money School’da (Para Okulu) gençlere paranın nasıl harcanması ve değerlendirilmesi konusunda dersler veriyor.
Salih Türker sorularımı şöyle yanıtlıyor:
Verdiğiniz derslerde ne öğretiyorsunuz?
-‘Gençlerin paranın insan için anlamı üzerinde düşünmelerini teşvik ederek ve bilinçli karar vermelerinde yardımcı olarak, kendilerinin hayatı boyunca istifade edebileceği finansal yeteneklerini geliştirmiş oluyoruz.
7 yıldır çocuklara ve gençlere finansal eğitim dersleri vererek gerçek hayata başarılı adımlar atmalarını sağlıyoruz. Derslerimizde parasal ipuçları vererek, reklamların nasıl etki yaptığını ve girişimcilik için hangi yeteneklerin gerektiğini vs. ele alıyoruz. 8 derste gençleri hızlı bir şekilde finansal bilgi ve bilinçle donanmış olarak hayata hazırlıyoruz.’
-Finansal eğitim bir kültürün parçası mıdır?
‘Erkeğin dominant olduğu kültürlerde finansal bilgi ve yönetimi erkeğin elindedir. Hatta erkekten beklenen de o dur. Bunun olumsuz tarafı, erkeğin olmadığı durumlarda çocukların ve eşlerin ani finansal sorunlar içine düşmeleridir. Gizli borçların ortaya çıkması ve gelirin anında kesilmesi gibi büyük sorunlar yaşanılmaktadır.’
-Siz de bir finansal hikayenizi gençlerle paylaşmak ister misiniz?
‘Ders verdiğimiz her şehirde iş insanlarını misafir konuşmacı olarak davet ediyoruz. Gençliğinizde yaşadığınız finansal bir hikayenizi anlatarak gençler üzerinde unutulmaz olumlu izler bırakabilirsiniz.
Derslerimizi şu an Amsterdam, Rotterdam, Dordrecht, Almere, Haarlem şehirlerinde vermekteyiz. Başka şehirlere yeni şube açmak için araştırmalar yapıyoruz.
-En etkin Hayırsever kurumu olarak değerlendiriliyorsunuz?
-‘Toplumsal sorunlar odaklı hizmetler geliştirmemiz ve bu hizmetlerin hedef kitle üzerinde yaptığı olumlu etkiler bazı resmi kurumlar tarafından takdir edildi. Hatta Hollanda’nın en itibar gören hayırsever araştırma dergisi (De Dikke Blauwe) vakfımızı Hollanda’nın en etkin 100 Hayırsever kurumları listesine dâhil etti.’

Salih Türker’in, faaliyetlerindeki başarılarını ülkenin en ciddi gazete ve dergileri sayfalarına taşıyorlar. RABO BANK’ın yayınladığı ‘Rabo&CO Magazine’ dergisi Türker’i kapak yapmıştı.
-Sesli ve yazılı makaleleriniz olduğunu duydum
-‘Tecrübelerimin ve devam etmekte olan çalışmalarımın arasında dikkatimi çeken ve Türk toplumuna faydalı olacağını düşündüğüm konular hakkında makaleler yazıyorum. Yazılarımla toplumdaki aktif bireylerin, kurumların, sosyal ve finansal strateji geliştirmelerinde rehberlik etmek ve bu destek sonucu Hollanda’da güçlü bir beraberlik duygusunu artırmayı hedefliyorum.
Makalerimi
www.salihturker.com websitesinde dinleyebilir ve okuyabilirsiniz.
‘Güçlü toplum, güçlü bireylerden oluşur’
Salih Türker, başarı hikâyesini nasıl noktalamak istediği şeklindeki soruma da şu yanıtı verdi:
‘Vakfımızın vizyonunda da belirtiğimiz gibi insanlara, dünyanın kendi yaşadığı mahallesinden daha büyük olduğunu göstererek hayatını zenginleştirmektir hedefim. Hollanda’da ilk ve orta okulların hepsi finansal eğitim vermeye başladığında misyonuma ulaşmış oluyorum.
MON€Y SCHOOL projemiz Diversiteitsland Vakfı’nın bir bölümü olup, belediyeler, fonlar ve bankalar tarafından desteklenmektedir. Daha fazla bilgi için www.themoneyschool.nl webadresine bakınız.’

 

RAHMETLİ OLAN BAŞKONSOLOS ERKUT ONART’IN ARDINDAN…

RAHMETLİ OLAN BAŞKONSOLOS ERKUT ONART’IN ARDINDAN…


İlhan KARAÇAY yazdı:
Biraz dedikodu yapayım mı?

Hollanda’da görev yapmış Başkonsolosların en iyilerinden biriydi.

En iyilerin başında gelenlerden biri de Orhan Ertuğruloğlu’ydu.

Kavgalı olduğum Başkonsoloslar arasında, Selanik’teki Atatürk Evi’nin bombalanmasında, Yunanlılar’a göre rolü olduğu iddia edilen, Deventer Başkonsolosumuz Mehmet Ali Tekinalp vardı.

Bir başka kavgalım, Rotterdam olayları için ‘Basit bir sokak kavgası’ diye rapor veren Başkonsolos Namık Aykaç idi.

Bir de, halihazırda görev yapan Rotterdam Başkonsolosumuz Aytaç Yılmaz ile limoni bir ilişki hikâyemiz var.

(Yazıların altında, Hollanda ‘da görev yapmış tüm Türk Büyükelçilerin ve Başkonsolosların listesini bulacaksınız)

Ana akım ve sosyal medyada okumuş olacağınız gibi, Rotterdam’da Başkonsolos olarak görev yapmış olan Erkut Onart yaşamını yitirmiştir.
Yine okumuş olabileceğiniz gibi, 1994-1999 yıllarında görev yapmış olan rahmetli Erkut Onart için haberlerde, ‘çok sevilen bir Başkonsolostu’ ibareleri yer alıyordu.
Erkut Onart için kullanılan bu ibareye ben de yürekten katılıyorum.
Hollanda’da görev yapan Büyükelçi ve Başkonsoloslarımız arasında ayrım yapmadan şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ankara’da Dışişleri’nde yetişmiş olan ve yurtdışına gönderilen görevlilerimizin hemen hemen tamamı, üstlendikleri görevleri ve taşıdıkları ünvanları hakkıyla taşımışlardır. Dışişlerinde yetişmiş olmanın kazandırdığı görgü ve kurallar ile, toplumu kucaklayan bu değerler, yabancı misyonlarda da kendilerini kabul ettirmişlerdir.
Velhasıl, her biri pırıl pırıl olan bu bireylerimizin yanında, zıt teşkil edecek birkaç istisna olacaktır elbette…
Ben bu istisnaları size korkmadan anlatacağım.
Ama önce, istisna dışındaki gerçek değerlerimizden bir kaç isime bakalım:
Rahmetli olan Erkut Onart, bizde öyle derin izler yaratmıştır ki, bunu izah etmek için bir örnek vermek gerekecektir.
Erkut bey, diğerlerinin de yaptığı gibi, bizleri toplayıp bir veda toplantısı yapmıştı, Hepimiz buruk bir şekilde ayrıldıktan sonra, bizim için ayrıcalıklı olan bu insana karşı bizim de bir jest yapmamız gerektiğini düşündüm. Derhal gazeteci dostlarımı teker teker aradım ve Erkut beye, Hollanda’daki Türk gazeteciler adına bir veda yemeği vermeyi teklif ettim. Dostlarım bunu memnuniyetle kabul edince, inisiyatifi ele aldım ve şimdilerde, Amadi Park ve Amadi Panorama otellerini çalıştıran Ertuğrul Dalkıran’ın, o zaman Amsterdam’da ün yapmış Turquoise Restaurant’ında bir yemek verdim. Anlıyacağınız, bir gazeteci grubunun bir Başkonsolosa veda yemeği vermesi belki de dünyada bir ilktir. İşte Erkut Onart bey böylesi sevilen bir başkonsolostu.
Sevilen Başkonsoloslar denince, Deventer’de bir dönem Konsolos, iki dönem de Başkonsolos olarak görev yapan Orhan Ertuğruloğlu’nu da listeye koymak lâzım. Bir Hollandalı ile evlenen ve Hollandacayı ana dili konuşup yazan Ertuğruloğlu için yazılacak çok işey var. Ama bunu bir başka zamana bırakma sözü vererek, biraz da birkaç zıt kişiden söz edeyim. Yani biraz dedikodu yapayım.
IRKÇI SALDIRILARA, SOKAK KAVGASI DİYEN BAŞKONSOLOS
55 yıldır görev yaptığım Hollanda’da, tesadüf ya, Rotterdam’a ilk gelen Başkonsolos Ali Namık Aykaç ile, gider ayak bozuşmuştum. (Başkonsolosluk daha önce Lahey’deydi)
Bozuşma nedenimiz şuydu:
Malum 1972’de Rotterdam olayları, tüm dünyada Hollanda’ya puan kaybettiren olaylardı.
Bir hafta süren ve yaralanıp hastanelere yatırılan Türkler olduğu halde, Başkonsolos Ali Namık Aykaç, özellikle benim Hürriyet’te yayınlanan haberler nedeniyle ayağa kalkan parlamentoya bilgi vermesi gerekenlere, ‘Burada yaşananlar adi bir sokak kavgasıdır’ şeklinde bir rapor sunmuş.
Zamanın Çalışma Bakanı Ali Rıza Uzuner de mecliste ‘Rotterdam’da yaşananlar adi bir sokak olayıdır. Medya abartıyor’ gibi laflar etmişti.
Bunun üzerine gazetem benden ille de yaralı fotoğrafı istemişti. Ünlü parlamenterimiz Nebahat Albayrak çocuk iken yaşanan olaylarda, amcası Mustafa Albayrak, başına yediği bir taş darbesi ile komaya girmiş ve hastaneye yatırılmıştı. Akla gelemeyecek atraksiyonlar yaparak girdiğim hastanade Albayrak’ın fotoğrafını çektim ve birkaç yaralı fotoğrafıyla birlikte, haber atlatma lüksünü hiçe sayarak, hem Türk medyasına ve hem de Hollanda medyasına dağıttım. Böylece hem Rotterdam Başkonsolosumuza ve hem de Bakanımıza gerekli cevabı vermiştim.

Rotterdam olayları Hollanda gazetelerinde de boy boy yer alıyordu. Trouw gazetesi, Türk Bakan Uzuner, yaşananların ırkçı saldırı olmadığını düşünüyor’ başlığını kullanmıştı.
Başkonsolosomuzun bir skandal hareketi daha vardı.
Hollanda medyası kendisine, ‘Ne yapmayı düşünüyorsunuz’ diye soru yöneltince, ‘Benim tayinim çıktı yarın gidiyorum, benden sonra gelecek olana sorun’ diye yersiz ve saçma bir cevap vermişti.
MEDYAYI ÖNEMSEMEYEN BAŞKONSOLOS
Hollanda’ya gelmiş 33 Başkonsolos içinde (16 Rotterdam, 14 Deventer, 3 Amsterdam) sadece dördü ile aramız limoni olmuştu. Bunlardan biri de, Deventer’deki ilk konsolosluğumuzu açmaya gelen Mehmet Ali Tenikalp (Tekinalp değil), tanışmadan bozuştuğum kişi oldu.
Yıl 1976. Hollanda’da ikinci bir Başkonsolosluğun açılması için yıllarca verdiğimiz mücadele semeresini vermiş, ‘Amsterdam mı olsun, Utrecht mi Olsun, Arnhem mi olsun, Eindhoven mi olsun’ sorularından sonra, Deventer’de açılmasına karar verilmişti.
İlk tayin edilen Başkonsolos da Mehmet Ali Tenikalp olmuştu. Eşi ile birlikte Hollanda’ya gelen bu çift, Deventer’de bir otelde konaklarken, Başkonsolosluk olmaya lâyık bir yer aramaya başlamışlardı. Kulaktan dolma söylemler ile bazı adresler için, ‘beğenilmediğini’ duyuyorduk.
Aradan aylar geçmişti ama, bir yanda Hürriyet’e, bir yandan TRT’ye çalışan ve bir yandan da Hollanda Televizyonu NOS’ta Pasaport adlı program yapan bir gazeteci olarak, Başkonsolosumuz ile tanışamamıştım. Hem tanışmak ve hem de konsolosluk için yer aramanın ne aşamada olduğunu öğrenebilmek için, Başkonsolosu kaldığı otelden telefonla aramıştım. Santral görevlisinden Başkonsolos ile gürüşmek istediğimi söyledim. Telefona önce Başkonsolosun eşi çıktı. Özür dileyerek kendimi tanıttım ve Başkonsolos ile ile görüşüp görüşemeyeceğimi sordum.
Başkonsolosun eşi ‘Bir dakika ‘ dedikten az sonra, ‘Buyurun’ diye bir ses duydum.
‘İyi günler sayın Başkonsolosum, ben İlhan Karaçay’ dedikten sonra duyduğum söz şuydu: ‘Kimmiş efendim bu İlhan Karaçay?’
Çok şaşırmıştım ama, ‘Afedersiniz ben Hürriyet muhabiriyim’ deyince de, öyle bir tavırla karşılaştım ki, anlatmakta zorlanırım.
Birincisi; 5-6 aydır Hollanda’da bulunan bir Başkonsolosun, medya ile tanışma geleneğini yerine getirmediği gibi, Hürriyet ve TRT’ye muhabirlik yapan, Hollanda televizyonunda da Türkler için program yayınlayan İlhan Karaçay ismini tanımıyor olması mümkün değildi tabii. Ama Başkonsolos nedense bu yakışıksız tavrı tercih etti.
Tabii ki, yaptığımız bu görüşmeyi, gazetecilik alışkanlığı ile banda almıştım. Gelişmeler hakkında bana bilgi vermekten kaçınmakla kalmayan ve rencide eden Başkonsolosun bu tavrını hem Hürriyet’te ve hem de televizyon programımda yayınladım.
Böylece de bu başkonsolos ile tanışma fırsatı ve ihtiyacı olmamıştı.
Sonradan yapmış olduğum araştırmada, Mehmet Ali Tenikalp adının, 6-7 Eylül Olaylarında adının geçtiğini öğrendim. 6-7 Eylül Olayları öncesinde, Atatürk’ün doğduğu eve atılan bombanın provakosyon olduğunu iddia eden Yunanlılar, bu bombanın, Selanik’te Başkonsolos Yardımcısı olan Mehmet Ali Tenikalp tarafından Türkiye’den çanta içinde getirildiğini ve Hasan Uçar adlı kavas tarafından bahçeye atıldığını öne sürüyorlardı.
VATANDAŞ’A SİLAH ÇEKEN BAŞKONSOLOS
Evet yanlış okumadınız, Rotterdam’da, hem de çok iyi dostluk kurduğum bir Başkonsolos vardı ki, makamında vatandaşa silah çektiği gibi, bu vatandaşı polis çağırarak karakola çektirmişti.
Vatandaş haksız ve kaba olabilirdi. Ama o vatandaş, karakoldan çıktıktan sonra beni aradı ve devletimizi temsil eden Başkonsolosun, kendisini Türk toprağı sayılan Başkonsolosluktan Hollanda polisi tarafından sürüklenişini anlatmıştı. O Başkonsolosun adını açıklamak istemiyorum. Kendisini telefonda aradığım zaman, nedense bana da ters davrandı. O sırada Lahey’de Basın Müşavirliği yapan dostum rahmetli Ajlan Akınc’yı aradım ve durumu izah ettim. Konuyu Hollanda televizyonundaki akşam programıma yetiştireceğimi söyledim. Durum Büyükelçimize anlatılınca, Büyükelçimiz, Hollandalılara mahcup olmamak için, böyle bir haber yapmamamı rica etmiş. Ben de ‘Peki, o zaman Hollanda televizyonunda yayınlamayacağım ama Hürriyet’te yayınlayacağım’ dedim ve öyle de yaptım.
ROTTERDAM BAŞKONSOLOSLUĞUNDAKİ TATSIZ OLAY
Bugünkü yazımın tam bir dedikoduya dönüşmesi için bir hikâye daha anlatmam gerekecek.
Şu anda Rotterdam’da görevde olan Başkonsolos Aytaç Yılmaz’ın, belki de farketmeden yaptığı bir hareket çok zoruma gitmişti. Bu konuyu sizlere anlatabilmem için, medya mensubu dostlarıma yazdığım mektubu sizlere de sunmakla yetineyim. Sadece Hollanda’daki Türk medya mensuplarına gönderilen ve medyaya yansımayan mektubum, tabii ki Lahey Büyükelçimiz Şaban Dişli’ye de gönderilmişti. Bu duruma üzüldüğünü belirten Büyükelçimiz, ‘Aranızı bulayım mı’ diye bir teklifte bulunmuştu ama ben, ‘Çok önemli değil, bir gün biz kendi aramızda bu sorunu çözeriz’ demiştim. Ama ne yazık ki bugüne kadar Başkonsolos Aytaç Yılmaz tarafından bir yaklaşım olmadı.
Rotterdam Başkonsolosumuz Aytaç Yılmaz ile yaşanan olayı, medya mensuplarına gönderdiğim alttaki yazıda okuyunuz.

MEDYA MENSUBU DOSTLARIMA ZARURİ AÇIKLAMA

Değerli Dostlarım,
Malumunuz olduğu gibi, bugün (3 Temmuz 2019) Rotterdam Başkonsolosluğumuzda,
‘Profesyoneller Gençlerle Buluşuyor’ temalı bir tolantı vardı. Saat 16.30’da başlaması gereken toplantının söyleşi konuğu, Corendon’un sahiplerinden Atilay Uslu idi.
Ben şahsen, bir saatlik yol için, iki saat önceden yola çıktım ve ancak 16.30’da varabildim.
Trafik her yerde çok yoğundu.
Bu nedenle Amsterdam’dan yola çıkan Atilay Uslu da trafik nedeniyle geç geleceğini bildirdi.
Yapılacak bir şey yoktu. Atilay’ı bekleyecektik.
Başkonsolosun daveti üzerine toplantıya gelen medya mensupları, salonun bir köşesinde Başkonsolosun gelişini bekliyorlardı. Ne var ki Başkonsolos, bu gruba bir selam bile vermeden mikrofonu eline aldı ve ‘Evet başlıyoruz’ diye konuşmaya başladı.
Ne var ki gözlerimiz, toplantıya bizi davet eden Rotterdam Başkonsolosumuz Aytaç Yılmaz’ı aradı. Saat 17.00’de asistanına Aytaç beyi sorduğum zaman ‘Odasında’ yanıtını aldım.
Medya mensupları olarak bir köşede koltuklarda oturuyor ve çayımızı içiyorduk.
Saat 17.30 oldu ama Aytaç bey hâlâ ortalıkta yoktu.
Saat 17.40’ta Atilay beyin konsolosluğa ulaştığı haberini aldık.
Saat 17.45’te Aytaç bey göründü ve bize doğru göz ucuyla baktıktan sonra asistanlarına ‘Ne yapıyoruz’ diye seslendi ve sonra da eline mikrofonu alarak konuşmaya başladı.
Bize bir ‘Merhaba’yı esirgeyen Aytaç beyin, bizim kendisine yanaşmamıza ve bir ‘Merhaba’ dememize fırsat vermeden konuşmaya başlaması bize biraz manidar geldi.
O anda yanımda oturan Yavuz Nufel’e, ‘Bizi davet eden Başkonsolos, bizden bir merhabayı bile esirgiyorsa, bizim burada ne işimiz var’ diyerek derhal salondan çıktım.
Sonradan öğrendiğime göre, benden sonra Zeynel Abidin Kılıç ve Yavuz Nufel de salondan ayrılmışlar.
Bizim bu hareketimize ister protesto deyin, ister boykot.
Ben şahsen, Başkonsolosumuz bu davranışını ikna edici bir şekilde izah etmediği sürece, kendilerinin hiçbir davetine ve etkinliğine katılmayacağım.
Zira, bir devlet büyüğü olarak saygı duyduğumuz Başkonsolostan, duyurularını ve etkinliklerini takip edip yayınlayan medya mensuplarına karşı saygı beklemek hakkımızdır sanırım.
Bugünkü haberi ne mi yapacağız?
Tabii ki en iyi fotoğraflarla en güzel şekilde servise koyacağız.
Hepinize sevgi ve selamlarımı iletiyorum.
İlhan
İşte böyle değerli okurlarım. 55 yıl gazetecilik yaptığım Hollanda’da, yukarıda anlattıklarım da yaşandı.
Dilerim, toplum için görev yapan herkesin ardından güzel şeyler konuşulur ve anlatılır…
HOLLANDA’DA ÜÇ KONSOLOSLUKTA GÖREV YAPAN BAŞKONSOLOSLARI VE BÜYÜKELÇİLERİ ALTTA SUNUYORUM:

Rotterdam Başkonsolosluğu’nda görev yapan Başkonsoloslar

Ali Namık Aykaç
Ali Namık Aykaç 1.1.1968-1.1.197
İlhan Akant
İlhan Akant 1.1.1972-1.1.1974
Mehmet Saip Sungurtekin
Mehmet Saip Sungurtekin 1.1.1974-1.1.1975
Bedrettin Tunabaş
Bedrettin Tunabaş1.1.1975-1.1.1978
Kemalettin Demirer
Kemalettin Demirer 1.1.1978-1.1.1982
Zübeyir Bensan
Zübeyir Bensan1.1.1982-1.1.1986
Cihat Alpan
Cihat Alpan 1.1.1986-1.1.1990
Ali Üstün
Ali Üstün 1.1.1990-1.1.1994
Erkurt Onart
Erkurt Onart 1.1.1994-1.1.1999
Serpil Alpman 1.1.1999-1.1.2001
Sına Yurtoğlu
Sına Yurtoğlu 1.1.2001-1.1.20
Ahmet Akif Oktay
Ahmet Akif Oktay 1.1.2005-1.10.2007
Esen Altuğ
Esen Altuğ 1.10.2007-1.10.2011
Togan Oral
Togan Oral 1.10.2011-15.9.2
Sadin Ayyıldız
Sadin Ayyıldız 1.10.2015-10.8.201
Aytaç YILMAZ
Aytaç YILMAZ 31.8.2018-

DEVENTER Başkonsolosluğu’nda görev yapan Başkonsoloslar

Mehmet Ali Tenikalp
Mehmet Ali Tenikalp 1.9.1976-12.7.1979
Sadettin Nurgün
Sadettin Nurgün 15.9.1979-27.1.1981
Faruk Celiloğlu
Faruk Celiloğlu 30.1.1981-15.10.1983
Volkan Çotur
Volkan Çotur 1.10.1983-19.1.1987
Erol Alptekin
Erol Alptekin 20.1.1987-28.9.1990
Nazım Dumlu
Nazım Dumlu 30.9.1990-16.9.1994
A. Funda Tezok
Funda Tezok 28.9.1994-16.9.1996
Orhan Ertuğruloğlu
Orhan Ertuğruloğlu19.9.1996-16.8.2000
Ömür Şölendil
Ömür Şölendil 1.9.2000-15.8.2002
Orhan Ertuğruloğlu
Orhan Ertuğruloğlu 1.9.2002-15.8.2006
Hidayet Eriş
Hidayet Eriş 1.9.2006-3.11.2008
Nihat Erşen
Nihat Erşen 15.11.2008-1.11.2012
Yunus Belet
Yunus Belet 10.1.2013-1.9.2014
Zafer Ateş
Zafer Ateş 5.9.2014-1.8.201

Tuna Yücel Modrak 12.3.2018-

Amsterdam Başkonsolosluğumuzda görev yapan Başkonsoloslarımız


Muhittin Ahmet Yazal 17.9.2013-16.8.2015

Tolga Orkun 1.9.2015-17.8.2018

Engin Arıkan 30.8.2018-
Lahey’e Büyükelçi olarak atananlar
Yahya Karaca Paşa 28.12.1859-
Kostaki Muzurus Paşa 28.9.1861-
Murat Efendi 26.6.1877-
Yahya Karaca Paşa 26.9.1881-
Yahya Karaca Paşa1.1.1891-
Alexandr Karatodori Efendi 4.8.1894-24.4.1895
Abdülhak Hamit Bey (Tarhan) 24.4.1895-
Misak Efendi17.2.1898-
Misak Efendi 3.6.1909-
Nusret Sadullah Bey (Ayaşlı)1.5.1915-1.11.1922
Mehmet Esad Bey (Atuner)1.11.1922-28.2.1923
Mehmet Esad Bey (Atuner) 22.6.1924-19.7.1928
Aali Bey (Türkeldi) 20.7.1928-14.11.1929
Esad Cemal Bey 14.12.1929-
Nuri Bey (Batu) 30.8.1931-5.8.1935
Abdullahad Akşin 5.8.1935-3.5.1938
Ahmet Cevad Üstün 12.5.1938-17.8.1939
Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1.10.1939-4.7.1940
Aali Türkeldi 26.6.1946-4.4.1948
Nedim Veysel İlkin 28.4.1948-17.9.1948
Abdullah Zeki Polar 25.6.1949-16.4.1955
Turgud Aytuğ 7.4.1955-14.3.1957
Selahaddin Arbel 15.3.1957-29.4.1961
Fuat Kepenek 27.6.1961-10.9.1964
Reşad Erhan 24.10.1964-10.5.1966
Vahit Halefoğlu
Vahit Halefoğlu 30.5.1966-28.11.1970
Daniş Tunalıgil
Daniş Tunalıgil 30.11.1970-2.11.1973
Oktay Cankardeş 22.11.1973-8.7.1978
Özdemir Benler
Özdemir Benler 16.7.1978-17.8.1982
Filiz Dinçmen
Filiz Dinçmen 24.9.1982-2.11.1984
Ayhan Kamel
Ayhan Kamel 1.12.1984-18.12.1986
İsmet Birsel
İsmet Birsel 23.12.1986-15.6.1989
Bilgin Unan
Bilgin Unan 18.6.1989-1.8.1991
Zeki Çelikkol
Zeki Çelikkol 10.8.1991-29.2.1996
Baki İlkin
Baki İlkin 1.3.1996-17.4.1998
Bilgin Unan
Bilgin Unan 29.4.1998-19.1.2000
Aydan Karahan
Aydan Karahan 26.1.2000-1.4.2003
Tacan İldem
Tacan İldem 16.4.2003-29.12.2006
Selahattin Alpar 1.1.2007-15.8.2009
Uğur Doğan
Uğur Doğan 24.8.2009-30.11.2013
Sadık Arslan
Sadık Arslan 14.12.2013-1.4.2017

Şaban Dişli 23.9.2018-

 

TÜRK ÇOBAN, TİLBURG ÜNİVERSİTESİNDE OKUYACAK…

TÜRK ÇOBAN, TİLBURG ÜNİVERSİTESİNDE OKUYACAK…

GENÇ ÇOBAN MAHİR HOLLANDA’DA GÜNÜN KONUSU OLDU…

Hollanda’nın RTL Televizyonu’nun, Tunceli yaylalarından görüntülerle verdiği haberinde, çobanlık yapan Türk genci Mahir’in Tilburg Üniversitesine gireceği haberi günün konusu oldu.

Sosyal medyada da milyonlarca kişi tarafından izlenen görüntüler, Hollanda’nın iyi bir eğitim ülkesi olduğu kanaatini perçinliyor.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Türkiye’de çobanlık yapan bir gencin, Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nde eğitim göreceğine dair görüntülü ve yazılı haberler, ülke gündemine damgasını vurdu.
RLT Televizyonu’nda yayınlandıktan sonra sosyal medyada da milyonlarca kişi tarafından izlenen röportaj İngilizce sözlü ve Hollandaca alt yazılıydı.
Gütmekte olduğu koyunlarının başında, elinde kitap olduğu halde İngilizce olarak yapılan söyleşi, Hollandaca altyazı ile yayınlandı.
Yapılan röportajdaki konuşması ile, kendine güveninin fazla olduğu anlaşılan Gündoğdu şunları söylüyordu: ‘Bildiğim kadarıyla ailemiz içinde hiç kimse üniversite tahsili görmedi. Ben de küçüklüğümden bu yana koyun güdüyordum ama kitabımı da elimden bırakmıyordum. Önce orta öğrenimimi tamamladım. Sonra da Robert Lisesi’ni bitirdim. Şimdi ise Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nde Ekonomi ve işletme bölümüne gideceğim.
Hollanda’ya gidişim beim için zor olmayacak. Zira yalnızlığa çok alıştım.’

Roportajda konuşturulan Mahir’in babası ve büyük babası da, oğullarının Hollanda’da da başarılı olacağına inandıklarını belirtirlerken, ‘O her zorluğun üstesinden gelecek bir yapıya sahiptir’ dediler.

Mahir Gündoğdu’nun eğitim serüveni şöyle gelişmişti:
Tunceli’nin yaylalarında, ailesiyle çobanlık yapan Mahir Gündoğdu, 2016 yılında Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi sınavında 120 sorunun tamamını yaparak, Türkiye birincisi olarak İstanbul Amerikan Robert Lisesi’ne yerleşti. Gündoğdu, Hollanda’nın Tilburg Üniversitesi’nin ekonomi bölümüne yerleşmeyi hedefliyor.
Tunceli’nin yüksek kesimli yaylalarında ailesiyle birlikte geçimini sağladığı sırada hazırlandığı TEOG sınavında 120 sorunun tamamını doğru yanıtlayıp Amerikan Robert Lisesi’ne yerleşmeyi başaran Mahir Gündoğdu, bu yıl mezun oluyor.
Türkiye birinciliğiyle yerleştiği Robert Lisesi’nin ardından Gündoğdu, şimdi Pülümür’ün 2 bin 600 rakımlı Çobanyıldızı Yaylası’nda koyun güderek, Tilburg Üniversitesi’ne girmek için çalışıyor.
Koyun gütmenin yanı sıra, süt sağıp, peynir üreten Gündoğdu, aynı zamanda başvuruda bulunduğu Hollanda’nın sanat, sosyal bilimler, hukuk, ekonomi ve beşeri bilimler alanlarında uzmanlaşmış Tilburg Üniversitesi’ne girmek için, denklik sınavına hazırlanıyor.
Gündoğdu, Tilburg Üniversitesi’nin başvurusunun onayladığını, orada okuyabilmesi için ise, yıllık 12 bin euroya ihtiyacı olduğunu söyledi. Gündoğdu, “Şu anda okul bitti, mezun oluyorum. Hem sınav, hem de mezuniyet hazırlığı var. Okulum bitmeden Hollanda’dan birkaç okula başvurmuştum. Tilburg Üniversitesi’nden kabul aldım. Yaylada YKS’ye hazırlanıyorum” dedi.

‘Sabah kalktığımda beni hırslandıran durum, ailemin çabaladığını bilmekti’
Robert Lisesi’ni, tam burslu olarak tamamladığını anlatan Mahir Gündoğdu, “Okul dönemimde, Çemişgezek’in Yemişdere köyünde ailemin yanında koyun güdüp, sağımlarına da yardım ediyordum. Yaylalara çıkıyorduk. Yazın burada olmak hem beni motive ediyordu, hem de okul özlemimi arttırdığı için, daha hevesli oluyordum. Sabah kalktığımda beni hırslandıran durum, ailemin çabaladığını bilmekti. Yaylada yaşamak gerçekten çok zor. Evimiz yok, bir çadırda kalıyoruz. Şu anda okul bitti, mezun oluyorum. Hem sınav, hem de mezuniyet hazırlığı var. Okulum bitmeden, Hollanda’dan birkaç okula başvurmuştum. Tilburg Üniversitesi’nden kabul aldım. Şu anda yayladayım ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) hazırlanıyorum” dedi.
‘Burada internet bağlantısı da yok, kişisel gelişimim için, bol bol kitap okuyorum’
Üniversiteyi bitirdikten sonra, yayladaki çocukların okuması için mücadele edeceğini anlatan Gündoğdu, şöyle konuştu:
“Günde iki kez olmak üzere, 5 saat boyunca koyun sağıyoruz. Çobanımız koyunları gece güdüyor, ben de gündüz güdüyorum. Annem babamla tulum peyniri yapıyorum. İş aralarında ise, yanımda getirdiğim kitaplarla ders çalışıyorum, roman okuyorum. Burada internet bağlantısı da yok. Bu nedenle kişisel gelişimim için, bol bol kitap okuyorum. Tilburg, iyi olduğunu düşündüğüm uluslararası ekonomi bölümünü okuyarak, işimi kurmak istiyorum. İyi bir yere geldikten sonra, burada zorluklar içerisinde yaşayan insanlara yardım etme amacım var. Birilerinin burada yaşayan insanların elinden tutmaları gerekiyor. Burada hayatlar feda olup gidiyor. Çünkü bu durumda çok insan tanıdım.”
‘Her işte bize yardımcı oluyor, Robert Lisesi’nde okuduğu için, gurur meselesi yapmıyor’
Mahir’in babası Güzel Gündoğdu ise, çocuğunun yurt dışında okuyabilmesi için, bursa ihtiyaç olduğunu söyledi.
Oğluyla gurur duyduğunu ifade eden Gündoğdu, “Oğlumuzla gurur duyuyoruz. Okul yaz tatiline girdiği zaman, yaylaya geliyor. Koyun güdüyor, süt sağıyor, peynir yapımında yardım ediyor. Her işte bize yardımcı oluyor. Robert Lisesi’nde okuduğu için, gurur meselesi yapmıyor. Yılın 9 ayı okulda, 3 ayı da bizimle birlikte hayvancılıkta. Şu anda üniversiteye hazırlanıyor. Yurt dışındaki üniversitede okuyabilmesi için, yüklü miktarda para lazım. Bizim de durumumuz yok. Oğlumuzun okuyabilmesi için hayırsever insanlardan burs bekliyoruz. Yurt dışında okuduktan sonra, ülkemize faydalı bir çocuk olacak. Bundan eminim” diye konuştu.

AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYINIZ:

 

GURBETİN ÇOCUKLARI TEMİZLİKÇİ KALMADILAR. HERKESİ AĞLATAN İLK GÖÇMEN TÜRK’ÜN KIZI SONGÜL ŞİMDİ TOPLUMA ÖNDERLİK YAPIYOR.

GURBETİN ÇOCUKLARI TEMİZLİKÇİ KALMADILAR. HERKESİ AĞLATAN İLK GÖÇMEN TÜRK’ÜN KIZI SONGÜL ŞİMDİ TOPLUMA ÖNDERLİK YAPIYOR.

Babasının gazetelerdeki görüntüsü, bir şairi dile getirmiş ve sonra da şarkılara konu olmuştu.

‘Gurbetçiliğin, milyonlar üzerinde yarattığı travma’ başlıklı ve hazin fotoğrafların yer aldığı ilk gurbetçi Şemsettin Mıhçı, arkasında temizlikçi çocuklar değil, topluma önderlik yapan çocuklar bıraktı.

İlhan KARAÇAY yazdı:
Avrupa’ya temizlik ve ağır işler için getirilen Türkler’in geride bıraktıkları çocukları, babaları gibi pis ve ağır işler değil, topluma önderlik edecek kadar başarılı işlere el atıyorlar.
Bu durumu ortaya serecek çok sayıda iş adamımız oldu.
Eğitim görerek, ünlü firmalarda ve devlet kurumlarında yüksek görevler üstlenenler oldu.
İçtimai durumları el verdiği için siyasete girip milletvekili, Belediye Meclis Üyesi ve senator olanlar da oldu.
Çok yakında sizlere tanıtacağım Salih Türker adlı bir gencimizin dillere destan olacak bir başarı öyküsü var.
Ama isterseniz ben size önce, buraya temizik ve ağır iş yapmak için gelen Şemsettin Mıhçı’nın geride bıraktığı kızı Songül’ün başarısından söz edeyim.
Bunun için de, daha önce yayınladığım iki haberden kısa bir giriş sunayım: (İki haberi de size atta yeniden sunacağım)
Hollanda’da müzisyenlik yapan Hüsnü Uysal, Hürriyet Gazetesi’nde birlikte çalıştığım Murat Çulcu’nun bir seri röportajında gördüğü fotoğraftan esinlenerek, elindeki kâğıda birkaç not düşmüştü. Hüsnü Uysal, 1982 yılında yazdığı o notları, 1984 yılında meydana gelen ırkçı olaylar nedeniyle sandığından çıkardı ve üzerinde bir çalışma yaparak ‘Özlem’ adlı bir şiir yazdı. Daha sonra bu şiiri şarkı yaptı.
Uysal’ın bu anısını 40 yıl sonra haber yaptım. Haberimin yayınlanmasından sonra, Sogül adlı bir bayandan mesaj geldi: ‘O fotoğraftaki adam benim babam’
Songül hanım, ‘Sizin şarkı yapış hikayesini okurken gördüğüm fotoğrafta, önde olan ve oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. Ama o fotoğraf çekildiği zaman 4 yaşındaydım ve babamı 2012’de kaybettim. Fotoğrafı anne ve ağabeyime gösterdiğim zaman, onlar da fotoğraftakinin babam olduğunu söylediler. Rahmetli olan babamın adı Şemsettin Mıhçı. Babamın omuz arkasında duran da Bahri amcammış.’ diye yazdıktan sonra, babasına ait fotoğraflar ile ‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibini göndermiş. ( Göz yaşartacak olan bu klibi de aşağıdaki haberlerin sonunda bulacaksınız.)
Şimdi gelelim, bir temizlik işçisi veya ağır işçi olarak gurbete ilk çıkan yurttaşlarımızdan Şemsettin Mıhçı’nın, geride bıraktığı kızı Songül’ün başarı hikâyesine.
Babasının kaldığı Rotterdam’ın banliyösü olan Maasluis’te yaşayan Songül, herkesin beklediği gibi temizlikçi olmadı. Babasının yarattığı imkânlarla eğitim gördü ve kendisine toplumda üst düzey zemin hazırlayacak diplomalar aldı.
Songül’ün açmış olduğu Hayvan Gıda Bankası, diğer yardım kuruluşlarından da destek görüyor. Fotoğrafta, Songül (solda) Rijmond Sokak kedileri Vakfı’ndan Marjorie van Katwijk (ortada), Ineke Jochem (sağda) görülüyor.
İşlerinde çok başarılı olan Songül, fakir insanlar için kurulan ‘Gıda Bankası’nı örnek alarak, sokakta dolaşan hayvanlar için ‘Hayvan Gıda Bankası’ kurdu. Bir vakıf altında kurduğu bu oluşum için çeşitli yerlerden yardım alma başarısını gösteren Songül, medyada yer alan haberler nedeniyle Rotterdam ve çevresinde çok tanınıyor ve seviliyor.
Verdiği demeçlerde, evlerinde hayvan barındıranlar arasında çok fakirler olduğunu ve hayvanlarına yeterli yiyecek veremediklerini belirten Songül, kendilerine başvuran herkese, sorgusuz sualsiz hayvanları için yiyecek verdiklerini söylüyor.
Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanı ile görüştüklerini belirten Songül, ‘Belediyenin desteğini de aldığımız zaman, hizmetimiz daha da gelişecek ve hayvanların yemi evlerine kadar götürülecek’ dedi.

MÜSLÜMAN MEZARLIĞI


Songül’ün açmak istediği müslümanlar için özel mezarlık, Maasluis’te bir göl kenarından yeni açılan şehir mezarlığının içinde yer alacak.

Bulunduğu bölgede yaptığı bu başarılı faaliyet sayesinde çok sevilen Songül, şimdi de müslümanlar için özel bir mezarlık açılması için harekete geçti.
Maasluis’te bir göl kenarında kurulan yeni şehir mezarlığı içinde, müslümanlar için ayrı bir bölüm isteyen Songül’ün, bu isteğini de elde edeceğine inanılıyor.


İşte ilk haber:

HÜSNÜ UYSAL’DAN EZİLMİŞLİĞİN VE HORLANMANIN ŞARKISI: ÖZLEM

17 Haz 2021 |

Ünlü sanatçımız Hüsnü Uysal, gazetede gördüğü bir fotoğraftan etkilenerek yazdığı şiiri besteleyerek, gurbetçilerin tercümanı olmuştu.

Zengin bir kariyere sahip olan Hüsnü Uysal, Hollanda’da sürdürdüğü çalışmalar ile dikkatleri çekmeye devam ediyor.

Müzik çalışmalarının yanı sıra, öykü, hikâye, masal anlatıcılığı yapan sanatçımız, kitap yazıyor ve film çekimleri yapıyor.

İlhan KARAÇAY yazdı:
Bu haberde sizlere anlatacağım Hüsnü Uysal’ı, daha önceki bir haberimde tanıtmıştım.
O haberde nedense gündeme gelmeyen bir konuyu, yıllar sonra Uysal’ın uyarısı ile şimdi gündeme getiriyorum.
Yıllardır gurbette yaşayan yurttaşlarımızın maruz kaldıkları ayrımcılığı, aşağılanmayı ve horlanmayı dile getirir dururuz…
Hüsnü Uysal, tam 40 yıl önce gördüğü bir fotoğraftan etkilenerek, duygularını şiir olarak karalamaya başlamıştı.
Hürriyet gazetesinde yıllarca birlikte çalıştığım ve hatta ırkçılık konusunda ortak çalışma yaptığım sevgili Murat Çulcu, bu konuda bir seri röportaj yayınlamıştı. Hüsnü Uysal, işte o röportajın tanıtım fotoğrafını görmüştü. Bakınız neler diyor Hüsnü Uysal:
‘Yıl 1982, gazetelere bakarken gözüme takılan bir fotoğraf ilgimi çekmişti. Bu fotoğrafla  ilgili yazıyı da okuyunca bayağı duygulanmıştım. O resme tekrar tekrar bakıp resimdeki kişiye: ‘Sana söz veriyorum. Bir gün senin için bir beste yapacağım.’ Diye seslenmiştim.
Seslenmiştim ama, aradan iki yıl geçtikten sonra bana bu konuda ilham gelmişti.
Yıl 1984, yabancı işçilere yapılan bir takım aşağılamar, olumsuz davranışlar beni oldukça etkilemeye ve üzmeye başlamıştı.
Bir gün yolda yürürken kaldırım taşları ve benim  yürüyüşümün ritmi sanki bana bir ilham veriyordu. Mırıldanmaya başlamıştım. Böylece bestemin ilk dörtlüsü ortaya çıkmış oldu.
ÖZLEM Dağları taşları Dereyi tepeyi aştım Çoluğu çocuğu Kadınımı geride bıraktım Ocağımdan ayrılınca Düştüm eller arasına Onlar mı ben mi yabancı Anlayamadım hala Nakarat Evim ocağım taşım toprağım Sıla hasretiyle yanarım Hiçbir zaman tükenmeyecek Benim özlem duygularım Ağır işler verildi bana Yılmadan çalıştım altında Çocuklarımın lokmasını Topladım ter damlalarımda Bu toprağın insanı olsam da Sevmediler sevemediler Alın terimde Boğulsam da Görmediler göremediler

Evde kalemimi elime alıp o anda gelen duygularımı kağıda işledim. Yazdığım bu sözlerin melodisini de zaman içerisinde geliştirmeye çalıştım. Sözleri daha sonra kendi kişiliğimin üzerine çevirip başlığını da ‘Özlem’ olarak değiştirdim.
Bugün de benim için hala yabancılar konusunda geçerliliğini koruyor bu sözler.’
ÖZLEM
Dağları taşları dereyi tepeyi aştım
Çoluğu çocuğu kadınımı geride bıraktım
Ocağımdan ayrılınca düştüm eller arasına
Onlar mı ben mi yabancı anlayamadım hala
Evim ocağım taşım toprağım sıla hasretiyle yanarım
Hiçbir zaman tükenmeyecek benim özlem duygularım
Ağır işler verildi bana yılmadan çalıştım altında
Çocuklarımın lokmasını topladım ter damlalarımda
Bu toprağın insanı olsam da sevmediler sevemediler
Alın terimde Boğulsam da görmediler göremediler
Söz ve Müzik: Hüsnü Uysal
18 Ekim 1984 – 31 Ağustos 2003 16
Mayıs 2006 İstanbul 11. Noteri tarafından tescil edilmiştir/
Telif hakları Hüsnü Uysal’a aittir. İzinsiz kullanılamaz.

…ve göz yaşartan ikinci haber:

GURBETÇİLİĞİN MİLYONLAR ÜZERİNDE YARATTIĞI TRAVMA

Bir gurbetçi fotoğrafı üzerine şarkı yapan Hüsnü Uysal’a, fotoğraftaki gurbetçinin kızından gelen mektup ve klip yürekleri yaralayacak nitelikte.

‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibi ve fotoğraftaki adamın hikâyesi, milyonlarca gurbetçinin çektikleri çilelerin ağırlığını ortaya seriyor.

‘Elinde tahta bavul ve ayağında çarık’ edebiyatının geride kaldığı o günlerden, geldiğimiz bu günlerdeki fark yüreğimizi serinletiyor.

İlhan KARAÇAY yazdı:
Sirkeci Garı’ndan Almanya’nın Münih kentine kalkan ilk trenlerin hikayesi tam 60 yıl önce başlamıştı. Yaşadıkları toprakları, tanıdıkları insanları ve sevdiklerini geride bırakıp, çok uzaklarda yeni bir hayata başlamak için çıkmışlardı bu yola. Daha iyi yaşamak için, ikamet ettikleri yerlerde sokakları bile görmeden pansiyondan işyerine gidiş gelişler, onları kahrediyordu.
Binbir umutla geldikleri gurbette, en ağır ve en pis işleri yapmak için Ankara’da seçilirlerken dişlerine kadar muayene ediliyor ve makatlarına parmak sokuluyordu.
Geldikleri gurbette alın teri ve emek sarfederlerken, 20 kişi ranza yataklarda yatırılıyor, yeteri kadar gıda alamıyor, hastalıklarına inanılmıyordu.
Hasretini çektikleri insanlar ile mektuplaşarak mutlu oluyorlardı. İzin vakti geldiği zaman, gittikleri köylerinde, elerindeki polaroid makinelerle çektikleri fotoğrafları gurbete taşıyarak hasretlerini gideriyorlardı.
Yaşadığımız şimdiki çağdaki teknolojik imkânların hiçbiri yoktu. Kısa dalga Ankara radyosunu dinlemek için, radyo cihazının başında kümeleniyorlardı.
Para biriktirip yurtlarına geri dönüp yatırım yapma planları tabii ki gerçekleşmedi.
Aile birleşimleri başladı. Ama bu durum Almanlar’ın hoşuna gitmedi. Almanya’da Mölln ve Solingende evleri yakılarak katledildiler. Hollanda’nın Rotterdam ve Schiedam kentlerinde Türkler’in evleri ve işyerleri talan edildi. Hastalananların evine fabrika doktorları baskın yaptılar. ‘Hasta değilsin’ dediler ve gönderildikleri işyerlerinde can verenler oldu. Almanlar ile dayanışma içinde olup grevlere katılmak istediler ama, ‘sizin grev hakkınız yok’ diye tutuklandılar.

Almanlar ile dayanışma içinde olmak için 27 yurttaşı ile greve katılan Baha Targün, grubun sözcülüğünü yaptığı için tutuklanmıştı.
TOPLUMA UYUM VE GİRİŞİMCİLİK
Gurbetçilerimizin topluma uyumları zor olmadı. İşçilikten patronluğa geçiş epey zaman aldı ama yine de başarılı başladı ve başarılı devam ediyor. Berlin Duvarı’nın yıkılışını bile fırsata çevırerek, yol kenarına döşediği eşyaları satarak girişimciliğe başlayanların yanında, onlarca ve hatta yüzlerce personel çalıştıran işadamlarımız oldu.
Tahsillerini tamamlayarak, önemli kurumlarda ve işyerlerinde yönetici pozisyonuna girenlerimiz oldu.
Siyasete soyunarak milletvekilliği, İl Genel Meclisi Üyeliği, Belediye Meclis Üyeliği ve hatta Bakanlık mertebesine ulaşanlarımız oldu.
O GÜNLERDEN BU GÜNLERE
Gurbetçilerimizin atlattıkları badireler o kadar çok ki, bunları kitaplara döken yazalarımız oldu.
Hatta şarkı yapanlar bile oldu.
İşte o şarkı yapanlardan biri de, Hollanda’da yaşayan müzisyen Hüsnü Uysal’dı.
İki hafta önce 17 Haziran günü yayınladığım haberimde, Hüsnü Uysal’ın, 1982 yılında bir gazetede gördüğü fotoğraftan esinlenerek, önce güfte yazdığını, sonra da beste yaptığını belirtmiştim.
Yayınlamış olduğum bu haber büyük ilgi toplamıştı. Gerek şahsıma ve gerekse Hüsnü Uysal’a gelen mesajlar bunu anlatıyordu.
BU YAZIYI YAZMAMA NEDEN OLAN MESAJ
Hüsnü Uysal’a öyle bir mesaj geldi ki, bana aktarılan bu mesajı okuduğum, ve ekinde gönderilen şarkı klibini dinlediğim zaman çok duygulandım. Utanmadan söyleyeyim, göz yaşı da döktüm.
Konu şuydu: Hürriyet’te birlikte çalıştığım sevgili meslektaşım Murat Çulcu, 1982 yılında gurbetçilerimizin serüvenlerini anlatan 9 bölümlük bir dizi yayınlamıştı. O yayınlarda, yukarıda gördüğünüz fotoğraf da yer almıştı. Hüsnü Uysal bu fotoğraftan çok etkilenmiş ve cebinden çıkardığı bir kâğıda bir şeyler yazmaya başlamıştı. İki yıl sonra 1984 yılında, yabancılara yapılan baskı ve aşağılamaların çoğaldığı bir anda, eski notlar üzerinde çalışan Uysal, ‘Özlem’ adını koyduğu bir güfte yazmış ve sonra da bunu şarkı yapmıştı.
İşte bu hikâyeyi anlatan ve dinleten bir haber yapmıştım.
SONGÜL’DEN GELEN MESAJ
Hüsnü Uysal’a gelen mesajlar içinde biri vardı ki, dillere destan şekilde yazılacak bir hikâyeyi yaratacaktı.
Evet, Songül isimli bir bayan,‘O fotoğraftaki adam benim babam’ diye yazdıktan sonra bir de ‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibini göndermiş.
Şöyle yazıyordu Songül hanım: ‘Sizin şarkı yapış hikayesini okurken gördüğüm fotoğrafta, önde olan ve oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. Ama fotoğrafın çekildiği zaman 4 yaşındaydım ve babamı 2012 yılında  kaybettim. Fotoğrafı anne ve ağabeyime gösterdiğim zaman, onlar da fotoğraftakinin babam olduğunu söylediler. Rahmetli olan babamın adı Şemsettin Mıhçı. Babamın omuz arkasında duran da  Bahri amcammış.’

Babalarının, önce Almanya’da çalıştığını, daha sonra Hollanda’nın Arnhem kentine taşındığını belirten Songül hanım, şimdi Hollanda’nın Rotterdam kentindeki Maasluis banliyosunda yaşıyor. Babası ile ilgili klibi takip ettiğimiz zaman, Şemsettin Mıhçı’nın da Maasluis’te kaldığı anlaşılıyor.

Songül hanım, babalarının fotoğrafını yıllar sonra benim haberimde gördüklerinden sonra çok duygulandıklarını belirterek, bir de klip hazırladıklarını ve bunu youtube koyduklarını belirtmiş.
‘Bu adam benim babam’ şarkısı eşliğinde, o babanın fotoğrafları ile süslenmiş klibi seyretmek için aşağıdakini tıklayınız.
https://youtu.be/2Q9kUvep88o
İşte böyle değerli okurlarım:
Songül hanımın göndermiş olduğu mesajında, bir Hayvan Gıda Bankası kurmuş olduğunu ve açılışa davet için geç kaldığını belirtmiş. Web sayfasına baktığım zaman, meşakkatler görmüş ve ezilmiş birinci nesil göçmenlerden birinin kızının, bugünkü durumu beni çok mutlu etmişti.
Birinci nesil gurbetçilerimizin, aile birleşiminden sonra yaşamaya başladıkları konut sorunu ve çocukların eğitim sorunu yıllarca sürmüştü. Şimdilerdeki halimize şikâyet ederken, birinci nesilin yaşadıkları ile kıyasladığımız zaman, arada dağlar kadar fark olduğunu ve hatta bugün cennette yaşadığımızı bile söyleyebiliriz.


‘Bu adam benim babam’ şarkısını Fatih Kısaparmak’tan dinlerken göz yaşı dökmemek elde olmuyor.
O babaların hakkını ödeyebilmek için dikmekte olduğumuz anıtlar büyük alam taşımalıdır.
Son olarak Hollandalı Türk girişimcilerin Kadıköy’e diktikleri ‘Umuda Yolculuk Antını’na devlet tarafından gösterilmeyen ilgi çok üzücüdür.
Umuda Yolculuk Anıtı’nın önemini iyi anlatamayanlar ve anlamak istemeyenler, birinci nesil gurbetçilerimizin hak ettikleri minnet borcumuza saygı duyacaklardır.
Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?