metin, işaret içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Lina Nasif, İmam, Haham ve Rahiplerle birlikte yaptığı ayinler nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmişti.

Süper bir yazar ve çizer olduğu gibi, herkesin yardımına koşan şen ve şakrak bir insandı.

O’nunla çok sıcak ilişkilerimiz vardı. Bir gün sahnede Türkçe’den başka, İngilizce, İtalyanca, Yunanca ve İbranice (ibru) söyledi. Arapça şarkı söylemeye başlayınca, Emniyet Müdürü tarafından sahneden indirilmek istenmişti.

İlhan KARAÇAY’ın anıları:

Mersinliler, bölgenin en iyi kalplisi, en sosyal, en kültürlü ve en sanatkâr hemşehrileri Lina Nasif’i kaybettiler.
Çok yakından tanıdığım ve çok sıcak ilişkiler içinde olduğum O şen ve şakrak kadın ile ilginç anılarım da vardı.
80 yaşına kadar ‘Mersinliler’in kanatsız meleği’ olarak yaşayan Lina Nasif, maalesef önceki gün evinde sessiz bir şekilde can verdi.

Her Kurban Bayramı’nda Mersin’de İmam, Haham ve Rahipler ile yaptığı ayinler nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan Lina Nasif, 80 yaşına kadar ‘Mersinliler’in kanatsız meleği’ olarak yaşadı, ama ne yazık ki, 12 Aralık 2021 Pazar günü Mersin’in Yenişehir ilçesi Gazi Mahallesi Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’ndaki evinde yaşamını yitirdi.

Lina Nasif için bir süre önce bir yorum yazmıştım.
İşin içine biraz da politika girecek ama, güncelliğini hiç kaybetmeyen o yorumumu sizlere sunarsam, kendisinin ne kadar önemli ve sevilen bir şahsiyet olduğunu anlatmış olacağım.

İşte o yorum:

O’nun için kimler yazmadı ki ?

Erdal Akalınlar, Şadiye Dönümcüler, Ali Adalıoğlular, Nedim İnceler ve isimlerini hatırlayamadığım bir yığın meslektaşım onun için yazdılar da yazdılar…
Kitaplaşması şart olan Lina’yı, eski yargıç ve yazar dostum Erdal Akalın, ölümsüzleştirdi. Hem de bu yazının başlığı gibi ‘Mersin’in Kanatsız Meleği’ başlığıyla.

Yazanlardan başka, görüntüleyenler de çok oldu Lina’yı. Hemen hemen tüm televizyon kanalları O’nunla mutlaka röportajlar yayınlamışlardır.

Şimdi diyeceksiniz ki, ‘Eeee, bu kadar kişi yazdıysa, sen neden yazıyorsun?’
Lina’nın yaşam öyküsü içinde, benim ile yaşanan öyle bir anı var ki, bu anıyı hepinizin ibret için okumasını istediğim için yazıyorum.

Büyük Şöhret

Lina’nın Mersin’deki şöhreti o kadar büyük ki, ‘Nerelisin’ diyen birine, ‘Mersinliyim’ diye cevap verenlere, ‘Peki Lina Nasif’i tanır mısın?’ sorusu arkadan gelirmiş. Bu sorunun yanıtını bilemeyenler Mersinli sayılmazmış.

İşte, Mersin ile bu kadar özdeşleşmiş olan Lina ile o ilginç anımızın hikâyesi.
Yıl 1979. Günlerden pazar. saat 15.00 suları.
Mersin’de işlettiğimiz Pompeipolis-Karaçay isimli turistik tesislerin müzikli gazino bölümündeyiz.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\Pompeipolis'te dugun (1).jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\Pompeipolis Motel ve Plajindan manzaralar (1).jpg
Masamızda Mersin Valisi Naim Cömertoğlu ve eşi, Emniyet Müdürü Reşat Akkaya, eşim Jeanne ve aile fertlerim var. Üstteki fotoğrafta görüldüğü gibi, pazar matinelerimizde gazinonun dört bir yanındaki masalar hep dolu olurdu. O gün de maslar doluydu. Konuklarımız arasında, hikâyemizin kahramanı Lina Nasif de vardı. Genç ve kıvrak olan Lina, aslında gazinomuzun müdavimlerindendi.
Lina, her zaman olduğu gibi, o gün de sahneye fırladı ve mikrofonu eline alarak şarkılar söyledi, dans etti ve ettirdi.
Şarkılarını Türkçe’den başka, İngilizce, İtalyanca, Yunanca ve İbranice (ibru) söyledi. Büyük alkış alıyordu Lina. En sonra istek üzerine Arapça şarkı söylemeye başladı. Masamızda bulunan Emniyet Müdürü Reşat Akkaya birden bire hiddetlendi ve arkamızda ayakta duran memurlara ‘İndirin şu kızı sahneden, burası Arabistan mı be?’ diye bağırdı. Hepimiz şaşırmıştık. Ben hemen müdahale ettim ve memurlara ‘Bir dakika’ diyerek Akkaya’ya şöyle dedim: ‘Sayın müdür, kızcağız İngilizce söyledi, İtalyanca söyledi, Yunanca söyledi, İbranice söyledi hiçbir şey olmadı da, Arapça söyleyince mi burası Arabistan oldu?’
Bunları söylerken sayın Vali ve eşi ile göz göze gelmiştik.
Ne mutlu ki Vali müdahale etti ve memurları durdurdu. Lina da Arapça şarkıya devam etmiş oldu.

Bir emniyet müdürünün, Arapça konusunda bu kadar hassas olması ve skandala yol açabilecek bir davranışta bulunması bizi şaşırtmıştı ama, daha sonraki aylarda yapılan bir atama ile, o Emniyet Müdürü’nün asıl meziyeti de ortaya çıkmıştı.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\Resat Akkaya.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\terzi-fikri-sonmez-32-olum-yil-donumunde-aniliyor_241.jpg
Reşat Akkaya (solda), Fatsa’da Fikri Sönmez (sağda) tarafından oluşturulduğu ileri sürülen ‘Komünist işgal’i önlemek için Ordu’ya
Vali olarak tayin edilmişti.

Hatırlayanlarınız olacaktır, 1979 yılında yapılan yerel seçimlerde, Terzi lakaplı Fikri Sönmez adındaki aday, bütün partilerden daha çok oy alarak Belediye Başkanı seçilmişti.

O seçimden sonra Fatsa’da yaşam hızla değişmeye başladı. Kurulan Halk Komiteleri aracılığıyla halkın belediye yönetimine doğrudan katılımı sağlandı, her iki ayda bir büyük halk toplantıları düzenlendi, ilçenin sorunları elbirliğiyle giderildi. Fatsa’nın yıllar sürer denilen çamur sorunu, halkın katılımı ve desteğiyle birkaç ay gibi kısa bir sürede ortadan kaldırıldı.

Bütün bu gelişmeler, Fatsa’da hayatın son derece kısa bir sürede ve gözle görülür bir şekilde değişmesi, üstelik tüm bunların halkın her kesiminin onayının ve desteğinin alınarak gerçekleştirilmesi, egemen sınıfın temsilcilerini ve siyasetçilerini dehşete düşürmüştü. “Fatsa’da komünist işgal!” ya da “Fatsa’ya pasaportsuz girilemiyor!” gibi haberler yayınlanıyordu. Ancak Fatsa’da bütün partilerin temsilcileri ağız birliği etmişçesine aynı şeyleri söylüyorlardı: “Tüm Türkiye’deki çatışma ortamı bizde yoktur. Herkese insan muamelesi yapılmaktadır. Kimse kimseyi zorlamıyor. Huzur ve güven içinde yaşamımızı elbirliğiyle sürdürüyoruz. Bizi rahat bırakın!”

Çevre ilçelerden Fatsa’ya heyetler gelmeye, duyduklarını yerinde incelemeye başlamışlardı. Dönemin Başbakanı, “Bırakırsanız yüz Fatsa daha çıkar” diyerek korkusunu ve niyetini açıkça ifade ediyordu. Fatsa’yı bir örnek olmaktan çıkartacaktı. Bunun için Reşat Akkaya’yı Ordu’ya vali atadı. Akkaya, çok kısa bir sürede, Fikri Sönmez ile mücadele edecek ekibini kurdu.

Ne olduysa 11 Eylül 1980 günü oldu. Ordumuz ,‘Nokta Operasyonu‘nu gerçekleştirmiş ve Belediye Başkanı Fikri Sönmez tutuklanmıştı. Fikri Sönmez 5 yıl sonra 4 Mayıs 1985’te tutuklu olduğu Amasya Cezaevi’nde ölmüştü.

Anlatılması gereken olayları yazdığım bu haberden, kafa karıştıracak ve ikilik yaratacak iddialar olduğu için yazdıklarımı atma kararı aldım. Zira anlatmam gerekenler arasında inanılması güç olan gelişmeler vardı,

Örneğin, 1980 Yılında, Emniyet Genel Müdürü Refet Küçüktiryaki’nin, Kenan Evren’e, herkesi dehşete düşürecek bir mektup yazdığı, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 12 Eylül askeri darbesinin gerçekleştiği dönemde, Emniyet Genel Müdürü olarak görev yapan ve öncesinde Malatya Valiliği yaptığı sırada, kentte Alevilere dönük baskıların hamisi olmakla suçlanan Refet Küçüktiryaki‘nin, Kenan Evren‘e yazdığı ileri sürülen mektubu paylaştığı iddiaları var.
Refet Küçükkaya’nın yazdığı iddia edilen dehşet verici mektup elimde ama yayınlamakta sakınca gördüğüm için yayınlamıyorum.
Bazılarınızın, ‘Yayınlayamayacaksan neden yazıyor ve sonra atıyorsun’ dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız ama ben o dönemde yaşananların doğruluk veya yanlışlık derecesini ölçemiyorum.
Bu konuyu yarım yamalak anlatmamın sebepleri arasında, Akkaya’nın, Arapça şarkı söylediği için Lina’yı neden sahneden indirmek istediğini anlamak ve anlatmak isteği var.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\download (1).jpgC:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\Lina Nasif (2).jpg

Şimdi, Erdal Akalın, Şadiye Dönümcü, Ali Adalıoğlu, Nedim İnceler ve isimlerini hatırlayamadığım bir yığın meslektaşımın, Lina Nasif için yazdıklarını harmanlıyorum:

Şiiri, Öyküsü ve Romanı Olan Kadın: Lina Nasif.

Lina çok yönlü bir sanatçı. Mandolin ve bağlama çalar. Anadolu Kültürleri Korosu ve Orkestrasını yönetir, ilahi söyler. Müzik insanı Nevit Kodallı’nın rehberliği ve öğretisi ile kurulan polifonik korolar birliğine destek verir.

Lina’ya yakıştırılan aşağıdaki lûtuflara bakınız lütfen:

-Gece gündüz parlayan bir yıldız.
-Dünya insanı.
-Hızır.
-Aspirin.
-Başı sıkışanların yardımına koşan bir melek.
-Tanıdıklarının yaşamını kolaylaştırır, güzelleştirir.
-Başkaları için yaşayan, tüm yaşamını kente adayan, iyi ve dürüst insan.
-Aziza kıvamındadır.
-Ağızda çiğnenerek yutulmaya çalışılan çok yararlı bir ilacın buruk tadı gibi
aroma bırakan insan.
-Gönlü güzel insan.
-Sosyal yaşam öğretmeni.
-Mersin’in ‘Marko Leydisi (Marko Paşadan esinlenme).
-Dünyayı güzelleştiren biri.

Mersin’in Lina Nasif’i

İlkokula başladığı gün, babasının ona verdiği, “Okulda sakız çiğnemek ve kürdan kullanmak yok, hiçbir yerde kulaktan kulağa konuşmak yok, bu ülke ve bu kentte doğdun, bütün insanlarla iyi geçin, dostluk kur ama Allah’ı asla unutma” öğütleri yaşamı süresince tutacaktır.

İlkokulu bitirince babası onu, İstanbul’daki Saint Benoit Kolejine yazdırır. Halasının evinden gidip geldiği okulun, üç yıl olan Fransızca hazırlığını, daha ilk sınıfın ilk döneminde atlar Lina.

Liseyi bitirdiği yaz, 1965’de babasını kaybedince ailenin geçimini yüklenir. Hukuk okumak yerine Ziraat Bankası Kambiyo bölümünde,  Şef Hanri Atat’ın yanında işe başlar. ‘Bugünün işini yarına bırakma’ ve ‘kendi işini kendin gör’zihniyetiyle çalışan Lina, memuriyetine altı ay ara verip Mersin’de ilk
Free-Shop mağazasında müdürlük yapar. 1984’de bankadan emekli olur.

Dans, resim, müzik, şiir ve dahası

Mersin Kültür Festivali’nde her işe koşuşturur. Resim yeteneği, tırnak üzerine bile resim çizen babasından. Yıllar önce yakında yok olacağını bilircesine fotoğrafladığı Mersin sokaklarını ve evlerini yağlı boya tablolara taşımış. İlk sergisindeki toplam 85 tablosunun tümü ilk gün satılır. Üçüncü ve son sergisinin tarihi 2011.  İyiye ve güzele aşık, dosta da düşmana da dost olan Lina’nın bütün şiirleri aşk, kardeşlik ve sevgi kokar. Çok güzel dans eder.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\Lina Nasif (3).jpg

Mersin’in eski ve köklü ailelerinden birine mensup olan ve çevresinde
‘Lina abla’ olarak bilinen Lina Nasif, kentin sosyal ve sanatsal yaşamında adından söz ettiren isimlerden biri. Hayatını Mersin’in eski kültürünün yaşatılmasına adayan, bu amaçla birçok etkinliklere imza atan, başta dinler buluşması olmak üzere birçok sosyal projeye imza atan Lina Nasif, hem kendi hayatını, hem eski Mersin’i anlattı.

‘Mersin’in Kanatsız Meleği LinaNasif’ adlı kitapta, Lina Nasif kendisini şöyle anlatıyor: “…Üç şeye sahibim; birincisi dost zenginiyim. Para pul benim için önemli değildir. Tüm Mersin benim dostum, hangi kapıyı çalsam o kapılar bana açılır. İkincisi bana gösterilen sevgi ve verilen değer her şeyden öteyedir. Üçüncüsü ise önce babamı ardından da annemi kaybettim. Ama onlar hiçbir zaman ölmedi benim için nereye gitsem ikisi de saygıyla anılırlar. Bu nedenle düşünüyorum ki, insanlar anıldıkları müddetçe ölümsüzdürler…”

Ali Adalıoğlu, ‘Lina Nasif Gerçeği’ başlıklı yazısında bakın neler demiş:

”Kentlerin bazı sembolleri  vardır, unutulmazlar…

Bu semboller canlıysa, kent yaşayanı tarafından  benimsenir ve sevilirler.

Lina’yı Mersin’de tanımayan yoktur.

Öz be öz Mersinlidir!

Her cenaze töreninde ona rastlayabilirsiniz.

Ama Kilisede. ama Camide…

Onun için fark etmez!

Çünkü, “Önemli olan insandır!” düsturuyla hareket eder.

Açık sözlüdür, lafını esirgemez…

Halkla  olduğu kadar, yöneticilerle de  iç içedir.

Dahası, Lina sanatçı bir ruha sahiptir.

Tablolarında  Mersin’i resmetmesi Mersin sevgisi ve sanatçı kişiliğini ortaya koymaktadır.

Temelini  rahmetli  Hanri Atat’ ın attığı Uluslararası Mersin Müzik Festivali’ nin en içten destekçilerindendir…

Yıllar önce  dini bayramlarımızda Kent Mezarlığı’nda başlattığı Evrensel Dua Günleri  gelenekselleşmiştir…

Aynı zamanda iyi bir yardım severdir…

İşte böylesine “Şehir Efsanesi” haline gelen Lina Nasif’in  yaşamı kalıcı hale getirilmeliydi…

Yani kitaplaştırılmalıydı.

Bunu da  Dr. Erdal Akalın ağabeyim yaparak, önemli bir misyon üstlendi…”

İnsan olmak yeterliydi

Lina Nasif, “Biz yıllardır bu kentte iç içe yaşadık. Şimdi bile hemen her sokakta Hıristiyanı var, Müslümanı var, Ermenisi var, kilisesi, camisi var. Aklınıza gelen her şey var Mersin’de. Ancak eskiden birlik vardı. Kimse karşısındakinin ne olduğunu bilmez, hatta merak bile etmezdi. Bizi ne ilgilendirir ki? Dil yok, insan var. Ben böyle büyüdüm, böyle inandım. Böyle de devam edeceğim. Çünkü önemli olan insanlık. İnsan olması yeterliydi” derken; özellikle günümüzde yaşanan ayrışma kendisinde büyük üzüntü yaratıyor.

Lina, ”Babam, ben daha ilkokul 1.sınıfa giderken, kapıda durdurup, ‘Bu vatan senin, Mersin senin. Atatürk çocuğusun. Herkese yardım edeceksin. Kimseden bir şey beklemeyeceksin. Allah için karşılıksız kimseden bir şey almayacaksın. Bunu kendine ders edineceksin’ demişti” diyor ve ekliyor:. ”Öyle mutluyum ki, 4 yaşından beri insanlara hizmet eden, koşan biri oldum. Dersimi hiç unutmadım.” diyor.

Mersin eskisi gibi olamaz

Lina eski Mersin’i şöyle anlatıyor: ”Mersin’de bugün, eskiden gelen ne kaldı diye bazen oturup düşünüyorum. Hemen hemen hiç bir şey. Şimdi bazıları eski Mersin’i canlandırmaya çalışıyor. Geçmiş olsun, bitti o iş. Eski Mersin’i canlandıramazsınız.
Çamlıbel için uğraşıyorlar. Ben de diyorum ki boşuna. Çünkü artık eski insanlar yok. Ne yaparsanız yapın, eski Mersin’in güzelliğini geri getiremezsiniz.
O eski hanımefendiler, beyfendiler, Hıristiyanıyla, Müslümanıyla gerçek anlamda insan olanlar yok artık. O zamanlarda insanlar rahat rahat sokakta dolaşırdı. Başıma bir şey gelir mi korkusu yoktu. Altınanahtar’ın oradan denize girilirdi.

Lina, son değerlendirmesini şöyle yapıyor: ”Bugün bırakın Mersin’i, ülkemize baktığımızda insanın içi burkuluyor. Allah memleketimize, ülkemize birlik, beraberlik, afiyet versin. Bitsin artık bu terör. Her gün bir acı haber duymaktan yorulduk artık.
Nedir bu kadar acı?
Kardeşlik varken, birlik varken bu acı neden?
Neyi paylaşamıyorsunuz?”.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?