Tarihçi yazar Ekrem Hayri Peker, “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da bir Cevelan” kitabını yazdı.

Hollanda’ya gelemeyenler, bu kitabı okudukları zaman, kendilerini Hollanda’da hissedecekler ve her şeyi öğrenecekler.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Hayatımın yarım asrından fazlası bu alçak (Nederland) topraklarda geçti.
Kanallarında yürüdüm, meydanlarında durdum, insanını tanıdım, göçmenliğin ne demek olduğunu burada öğrendim. Bu ülkeyi kimi zaman sevdim, kimi zaman eleştirdim ama her zaman anlamaya çalıştım. Çünkü Hollanda, yalnızca bir coğrafya değil, bir sistemdir, bir akıldır, bir hayat biçimidir.

Bazı kitaplar vardır, yalnızca bir ülkeyi anlatmaz. Okuru, o ülkenin sokaklarında gezdirir, meydanlarında durdurur, müzelerinde düşündürür, insanına yaklaştırır.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, poster, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İşte bu yüzden Ekrem Hayri Peker’in “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan” adlı kitabını elime aldığımda, sıradan bir gezi kitabı okumadığımı daha ilk sayfalarda hissettim.

Bu eser, turist gözüyle yazılmış bir “gittim, gördüm” metni değildir.
İçinde bir babanın oğluna doğru yaptığı yolculuk vardır. Bir mühendisin titizliği, bir tarih okurunun merakı ve bir yazarın samimiyeti vardır. Daha da önemlisi, gördüğünü yalnızca anlatan değil, anlamaya çalışan bir bakış vardır.

“Belgesel Tarih” web sayfasının yöneticisi olan ve uzun yıllardır yazılarımı yayımlayan değerli dostum Ekrem Hayri Peker, bu kitapta Hollanda’yı gezmiyor. Hollanda’yı okumaya çalışıyor. Amsterdam’dan Eindhoven’a, Utrecht’ten Lahey’e uzanan bu yolculukta yalnızca sokaklar, binalar ve müzeler anlatılmıyor. Bir ülkenin nasıl kurulduğu, nasıl yaşadığı ve insanına nasıl bir hayat sunduğu gösteriliyor.

Bu nedenle “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan”, elinize alıp bir solukta bitireceğiniz sıradan bir gezi kitabı değildir. Okudukça durup düşüneceğiniz, bazı sayfaları tekrar çevireceğiniz, bazı cümlelerin altını çizeceğiniz bir eserdir.

AMSTERDAM BİR ŞEHİR DEĞİL BİR RUHTUR

Afbeelding met kleding, person, buitenshuis, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Peker’in Amsterdam anlatısı, şehrin tarihini vermekle kalmaz, okuru o şehrin içine sokar. Merkez Garı’ndan Dam Meydanı’na yürürsünüz. Kanalların kıyısında durursunuz. Rembrandt’ın evinin önünde nefes alırsınız. Bu şehirde düzenin insanı ezmediğini, tam tersine insana alan açtığını hissedersiniz.

Ben yıllardır şunu yazarım: “Amsterdam, insanına güvenen bir şehirdir.”

Burada arabalar yayaya yol verir. Bisiklet, bir spor aracı değil, hayatın ta kendisidir. Çeşmeden akan su içilir. Parklar, yalnızca yeşil alan değil, yaşam alanıdır. Bu düzen, gökten düşmemiştir. Yüzyıllar boyunca emekle kurulmuştur.

Peker, bu ruhu sezdiriyor. “Bir kenti tanımanın tek yolu yürüyerek gezmektir” derken, aslında bir hayat felsefesini anlatıyor. Yürüdükçe görürsünüz. Gördükçe düşünürsünüz. Düşündükçe, bu ülkenin neden böyle olduğunu anlamaya başlarsınız.

Amsterdam, bu kitapta yalnızca gezilen bir yer değildir. Bir uygarlık biçimidir.

REMBRANDT’IN EVİ VE RESSAMLARIN ÜLKESİ

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, Fietswiel, wiel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri, Rembrandt’ın evi etrafında örülen anlatıdır.
Yazar, yalnızca bir müze gezmiyor. Bir dönemin ruhuna giriyor. Protestanlığın resim üzerindeki etkisini, portre sanatının neden geliştiğini, Kuzey Avrupa’nın nasıl bir sanat iklimi yarattığını sade bir dille anlatıyor.

Rembrandt’ın kısa yatağı, insanların neden düz yatmadığı, ressamın iflas edişi, evinin mezatta satılması, ardından yeniden müzeye dönüştürülmesi…
Bunların hepsi, sanatın arkasındaki insanı görünür kılıyor.

Bu bölüm okura şunu hissettiriyor:
“Sanat yalnızca estetik değildir. Aynı zamanda toplumun aynasıdır.”

Hollanda’nın “ressamlar ülkesi” oluşu, yalnızca yetenek meselesi değildir. Bu, bir toplumun sanata verdiği değerin sonucudur.

LALELER, TARİH VE BİZ

Afbeelding met tekst, krant, Publicatie, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Çiçek Pazarı bölümü, kitabın en renkli duraklarından biridir. Lalelerin yalnızca bir süs bitkisi olmadığını, tarih boyunca nasıl bir ekonomik ve kültürel değer taşıdığını öğrenirsiniz.

İşte bu noktada yazar, benim yıllar önce kaleme aldığım bir yazıdan alıntı yaparak Hollanda ile Türkiye arasındaki görünmez bağı hatırlatıyor. Kitapta aynen şu satırlara yer veriyor: “Lale Osmanlı İmparatorluğu’ndan gitmiş. Neredeyse 60 yıldır yılın yarısını Hollanda’da geçiren duayen gazeteci ve belgeseltarih.com sitesi yazarı İlhan Karaçay, Cumhuriyetimizin 101. Yılında Hollanda’da yapılan etkinlikleri anlattığı yazısında ‘Atatürk’ adı verilen laleye değinir. ‘Hollandalılar, zenginliklerini bize borçlu oldukları lale soğanlarından yeni bir tür yarattılar. 10 yıllık bir çalışmadan sonra ürettikleri bir lale çeşidine Atatürk adını verdiler ve dünyanın en büyük çiçek bahçesi Keukenhof’ta bu laleyi sergilediler.’”

Bu alıntı, kitabın yalnızca Hollanda’yı anlatmadığını, aynı zamanda iki ülke arasındaki tarihsel bağlara da dikkat çektiğini gösteriyor. Laleler üzerinden kurulan bu köprü, okura şunu düşündürüyor: “Tarih bazen bir çiçeğin yaprağında saklıdır.”

ATATÜRK’ÜN İZİ AMSTERDAM’DA

Afbeelding met tekst, boom, buitenshuis, wegbebakening Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitabın bir başka yerinde, Amsterdam’daki Atatürk izine değiniliyor. Bu bilgi, yalnızca hoş bir ayrıntı değildir. Hollanda’da yaşayan Türklerin emekle nasıl bir iz bıraktığının belgesidir.

Ekrem Hayri Peker, bu bölümü anlatırken benim şu satırlarıma aynen yer veriyor: “Amsterdam’da bir Atatürk büstü ve Türkiye Sokağı bulunduğunu Hollanda’da yaşayan duayen gazeteci İlhan Karaçay’dan öğrendim. Amsterdam’ın kuzeyindeki gemi tersanesinde çalışan Türkler için kurulan Atatürk Kampı’nın bulunduğu sokağa Amsterdam Belediyesi ‘Atatürk’ ismini vermiş.”

Bu birkaç cümle, kitabın ruhunu da özetliyor.
Bu eser yalnızca gezilen yerleri anlatmıyor. Orada yaşayan insanları, oraya emek verenleri ve tarihe bırakılan izleri de görünür kılıyor.

Bir ülkeyi tanımak, yalnızca binalarını görmek değildir. O ülkede kimlerin nasıl yaşadığını, hangi emeklerin hangi izleri bıraktığını bilmektir. Peker’in kitabı, tam da bunu yapıyor.

Ben yıllardır şunu yazarım: Gurbet, yalnızca bir ekmek mücadelesi değildir. Aynı zamanda bir iz bırakma meselesidir. Bizler bu topraklara sadece iş gücü olarak gelmedik. Alın terimizi, kültürümüzü, hatıralarımızı da getirdik. Bugün Amsterdam’da bir sokağın Atatürk adını taşıması, bu emeğin görünür hâle gelmiş şeklidir.

KANALLAR, TEKNELER VE BİR ÜLKENİN SABRI

Afbeelding met buitenshuis, persoon, hemel, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kanallarda yapılan tekne turları anlatılırken, Hollanda’nın doğayla kurduğu ilişki gözler önüne seriliyor. Rehberin “kanallar üç metre ama bunun bir metresi çamur, bir metresi kayıp bisikletler” demesi, bu ülkenin mizahını da yansıtıyor.

Teknelerin bir kısmı konut olarak kullanılıyor. Kimisi çiçek bahçesine dönüşmüştür. Kimisinin güvertesinde lüks arabalar vardır. Bu sahneler, refahın nasıl sıradanlaştığını gösteriyor.

Ben bu ülkeyi anlatırken hep şunu söylerim: “Hollanda aceleci değildir. Bu ülke, sabırla kurulmuştur.”

Denizden toprak alarak ülke yapan bir toplumdan söz ediyoruz. Yüzyıllar boyunca suyla mücadele etmiş, her karışı emekle kazanmış bir halktan. Peker’in satırlarında bu sabır hissediliyor. Kanallar, yalnızca su yolları değildir. Bir hayat anlayışının sembolüdür.

VAN GOGH’UN KÖYÜ VE BİR RESSAMIN İÇ DÜNYASI

Ekrem Hayri Peker’in anlatısında, Van Gogh yalnızca bir ressam değildir. Bir insan, bir kader ve bir trajedidir. Yazar, Van Gogh’un köyüne gidişi, müzeyi gezmesi ve ressamın hayatını satır aralarına yerleştirişiyle okuru yalnızca bir sanatçının dünyasına değil, insan ruhunun kırılganlığına da götürüyor.

Van Gogh’un yaşam öyküsü, onun tablolarına bakan gözün de değişmesine neden olur. Yoksulluk, yalnızlık, psikolojik çalkantılar ve erken ölüm. Peker, bu hikâyeyi ansiklopedik bilgi gibi değil, bir insanın iç dünyasına yaklaşarak anlatıyor.

Bu bölümlerde okur şunu hisseder: Sanat çoğu zaman acının içinden doğar.
Van Gogh’un köyü, bu kitapta bir durak değil, bir iç yolculuk noktasıdır.

EINDHOVEN, PHILIPS VE MODERN HOLLANDA

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, hemel, wolk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitapta Eindhoven anlatısı, Hollanda’nın yalnızca geçmişiyle değil, bugünüyle de yüzleşmemizi sağlıyor. Philips gibi dev bir markanın doğduğu kentte, teknolojinin ve düzenin nasıl iç içe geçtiği görülüyor.

Bu şehir, yalnızca fabrikalarla değil, insan odaklı yaşam biçimiyle dikkat çekiyor. Yazar, oğlunun burada kurduğu hayat üzerinden, çağdaş Avrupa’nın nasıl bir iş ve yaşam dengesi kurduğunu gösteriyor.

Ben yıllardır Avrupa’yı anlatırken şunu vurgularım: Bu düzen, tesadüf değildir.
Eindhoven, bu kitapta şunu anlatıyor: Gelecek, plansız kurulmaz.

DENİZCİLİK MÜZESİ VE GEÇMİŞLE YÜZLEŞME

National Maritime Museum in Amsterdam | Amsterdam.info

Amsterdam’daki Denizcilik Müzesi bölümü, Hollanda’nın nasıl bir deniz gücü olduğunu gözler önüne seriyor. Eski gemiler, haritalar, pusulalar, sömürgecilik gerçeği.

Peker’in bu bölümlerdeki tavrı dikkat çekicidir.
Hollanda, geçmişini saklamaz.
Köle ticareti ve sömürgecilik, müzede tüm çıplaklığıyla sergilenir.
Bu anlatı, okura şunu düşündürür: Gerçek medeniyet, geçmişi inkâr etmeden yüzleşebilmektir.

ŞATOLAR, TREN GARLARI VE GÜNLÜK HAYAT

Muiderslot - Het beroemde kasteel van Floris V

Muiden Şatosu, kaleler, hendekler ve kalın duvarlar, geçmişin bugüne nasıl taşındığını gösteriyor. Tren garları ise bugünün düzenini yansıtıyor. Garların mimarisi, dakiklik, sessizlik ve temizlik, bu toplumun karakterini ele veriyor.

Bu ülke zamanı ciddiye alır.
İnsana saygı, burada yalnızca bir söz değildir.
Gündelik hayatın parçasıdır.

GÖÇMEN MAHALLELERİ VE BİRLİKTE YAŞAM

Kitabın önemli duraklarından biri de göçmen mahalleleridir. Hollanda’nın çok kültürlü yapısı, burada yaşayan Türkler ve diğer topluluklar, yazarın gözünden sade ama çarpıcı biçimde aktarılıyor.

Okur, Hollanda’nın yalnızca “beyaz bir Avrupa ülkesi” olmadığını, farklı kimliklerle birlikte yaşama tecrübesi geliştirmiş bir toplum olduğunu görür.

Benim hayatım, bu çok kültürlü yapının tam ortasında geçti. Bu ülkede büyüyen çocuklarımız, artık iki dünyanın da insanı. Peker’in satırları, bu gerçeği sessizce ama derinden hissettiriyor.

BİR KİTABIN HAFIZASI VE TÜRKİYE KÖYÜ

Kitabın sonunda yer alan ve bana ait olan metin, bu eserin neden yalnızca bir gezi kitabı olmadığını en güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Ekrem Hayri Peker, “EK” bölümünde, belgeseltarih.com’da yayımlanan yazımı aynen kitaba almıştır:

Aşağıdaki yazı, kitapta yer almayan ama gerçekte var olan fotoğraflarla desteklenmiştir.

TÜRKİYE’DEN 3 BİN KİLOMETRE UZAKTA BİR KÖY VAR: TÜRKİYE


Turkeye sokak tabelalari ve koyun havadan goruntusu (4)

* 80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.

* Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.

* Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhurıyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı.

* Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Röportaj: İlhan KARAÇAY

Hollanda, Avrupa’nın kuzeyinde, laleleri, değirmenleri, Johan Cruyffları ve de sarışınları ile ünlü bir ülkedir.
Bu ülkenin en büyük kenti ise, ‘Kuzeyin Venediği’ olarak anılan bir kanallar kentidir. Amsterdam’da özgürlüğün sınırı olmayan bir yaşam sürmektedir.

80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.

Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı. Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Türkiye Köyü
Hollanda’nın Belçika’ya komşu olan Zeeland bölgesine TRT’den Prodüktor İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin, kameramanlar Ercan İşsever ve Mehmet Ali Uzuncular ile birlikte gittik.

Türkiye’den 3 bin kilometre uzakta, her yıl onbinlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği bir köy var. Bu köyün adı TÜRKİYE’dir.
Hollanda’nın Zeeland bölgesindeki bu köye ‘Türkiye’ adını, 400 yıl önce, Hollanda’nın kurucusu olan Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits vermiş.
Osmanlı dayanışması sonunda, 80 yıl süren savaşta İspanyollar’ı yenilgiye uğratan Maurits, Türkiye’ye minnet borcunu ödeyebilmek için bu yöreye ‘Türkiye’ adını bahşetmiş.

Afbeelding met buitenshuis, tekst, hemel, auto Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Zeeland’ın Oostburg ilçesi sınırları içinde yol alırken önce Turkeijeweg (Türkiye yolu) tabelası ile karşılaşıyoruz.‘Bu ne güzel raslantı’ diye düşünürken, bu kez karşımıza bir köy adı olarak ‘Turkeye’ (Türkiye) tabelası çıkıyor.

Afbeelding met hemel, buitenshuis, Landvoertuig, voertuig Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Köye yaklaşınca, gönderde dalgalanan bir Türk bayrağı görüyoruz.
Zira bu köyde bir gönüllü elçimiz var. Monique Strum adlı bu elçimiz, eşi Cor ile birlikte ziyaretçilere Tam bir Türk konukseverliği ile hizmet ediyor.

Monique’nin evine girerken, duvardaki “Türkiye elçiliği, numara 16.” yazılı küçük bir tabela da dikkat çekiyor.

Monique’e duygularını soruyorum: ‘Böylesi hoş bir duyguya başka bir konu ile ulaşamazsınız. Kendimi gerçekten Türkiye Büyükelçisi gibi hissediyorum’ diyor Monique.
Bu temsilciliğin ne kadar süreceğini, kendisinden sonra bu temsilciliği kimin yapabileceğini sorduğum zaman da. ‘Benim aile efradım yok. Benden sonrasını Türk makamları düşünsün ve şimdiden hazırlık yapılsın’ diye ekliyor Monique.

Turkeye Koyu (33)

Avrupa’da yaşayan ve bu köyden haberi olan gurbetçilerin yanında, Türkiye’den gelenlerin de azımsanmayacak kadar çok olduğunu belirten Monique, gelenlerin duygularını kaleme aldığı bir hatıra defteri bile oluşturmuş. Evin içindeki bütün ayrıntılar Türkiye üzerine. Seccade, tespih, Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar ne ararsanız var.

Monique, okullardaki tarih kitaplarında Türkiye ve Osmanlı hakkında yeteri kadar bilgi verilmediğinden yakınıyor.
Monique ve eşi Cor Van Doeselaar iki kez Türkiye turu yapmışlar. Önümüzdeki yıl ise köyden kalabalık bir ekiple, Türkiye’ye bisiklet turu yapmayı planlıyorlar.

Sint Anna Ter Muiden
Türkiye köyüne çok yakın olan Sint Anna Ter Muiden, Hollanda-Türkiye
ilişkilerinin en önemli ve başlangıç noktası oluyor.
400 yıl önceki savaşlar sırasında, Akdeniz’de, İspanyollar’dan para karşılığı kurtarılan Türk denizciler bu köye getirildiler.
Yerli halk Türkler’in hastalık yaymasından korktu. Ama sonuçta yine de Türk esirlere kucak açıldı.
Kurtarılan Türk esirler, İspanyollar’ın savaş planlarına ait belgeleri Hollandalılar’a verdiler. Türk denizcilerin verdikleri bilgi ve taktik sayesinde İspanyollar’ı yenigiye uğratan Hollandalılar, daha sonra Türk esirleri sağlıklı bir şekilde İstanbul’a ulaştırdılar.
İşte o zaman Türk Sultanı Hollanda’ya bir şükran plaketi gönderdi. Gönderilen yarım ay şeklindeki bu plaket, köy meydanındaki çeşmenin üzerine yerleştirildi. Bir başka yarım aylı plaket de belediye binasının üzerine vidalandı.

Aslında bu konuda birkaç rivayet vardır:
1590-1604 yılları arası. Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer Sint Anna Ter Muiden’dir. Buranın Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyollar’ın elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa, Hollandalılar’ın yardımı ile kurtarılır. Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılar’a kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerinde göndere çeken Hollandalılar’ı gören İspanyollar, ‘Osmanlı buraya donanma göndermiş’ diyerek korkar ve geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur.

Diğer bir rivayette ise Prens Maurits, İspanya’ya karşı Osmanlı’dan yardım ister. Gelen cevapta, asker gönderme yerine, Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki Osmanlı flamalarını gören İspanyollar, Osmanlı’dan korkarak kaçarlar.

“TURKEYE” köyünde muhteşem gün.

Bolwerk Müzesi’nde ‘Türkiye Sergisi’nin açılış törenindeydik.

Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400’üncü yılı kutlamaları çerçevesinde, her iki ülkede planlanan kutlamalardan biri de Hollanda’nın “Türkeye” adlı köyünün bağlı olduğu İjzendijke kasabasında gerçekleşti.

Türk köyü yetkililerinin inisiyatifi ile İjzendijke kasabasındaki Bolwerk Müzesi’nin bir bölümü, Türkiye-Hollanda ilişkilerine ait obje ve dökümanlara ayrıldı.
22-10-Muze
İŞTE BU MÜZE: Türk ve Hollanda bayrağı ile süslenen Ijzendijke kasabasındaki Müze’nin bir bölümünde sergilenen Türkiye obje ve dökümanları büyük ilgi gördü.

Hollanda- Türkiye ilişkileri aslında bin yıla dayanır ama, diplomatik ve ticari resmi ilişkiler 1612′ de başlamıştır. Yani tam dörtyüz yıl önce.
Dörtyüz yıl önce, 6 aylık uzun bir yolculuk ve iki ay süren bir beklemeden sonra, Sultan Birinci Ahmet tarafından kabul edilen Hollanda Büyükelçisi Cornelis Haga, resmi ilişkilerin anahtarı olmuştur.
Daha açık söylemek gerekirse, pek çok devletin karşı çıkmasına rağmen, Haga’nın huzura kabul edilmesiyle, Hollanda’yı devlet olarak tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur.
İşte bu nedenle 2012 yılı, bu ilişkilerin 400’üncü yılı olarak kutlanmıştır.
Türkiye ve Hollanda’da çok çeşitli etkinliklerle kutlanan bu dostluğun, bundan sonra da asırlarca süreceğine inandığını belirten Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, kutlamalar sırasında geldigi Hollanda’da, Kraliçe Beatrix tarafmdan çok sıcak bir şekilde karşılandı.

Afbeelding met person, kleding, muur, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ijzendijke’nin merkezindeki Leglise adlı Protestan kilisesinde toplanan konuklara karşı yaptığı açış konuşmasına Türkçe olarak, “Sayın Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve tüm davetliler, Türk köyünüze hoş geldiniz.” diyerek başlayan Het Bolwerk Müzesi Müdürü Ruud van der Berg, bölgelerinde bir ilke imza attıkları için mutluluğunu dile getirdi.

Afbeelding met kleding, persoon, pak, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.NEBAHAT ALBAYRAK’TAN VALİ’YE, BÜYÜKELÇİ’DEN BELEDİYE BAŞKANI’NA PLAKET:
Ulaştırma Bakanlığı yaptığı sırada bir Türkiye ziyaretinde, Hollanda’daki Türkeye Köyü’nün de içinde bulunduğu bölgeye valilik teklifi aldığını belirten Karla Peijs, bugün bu görevinden mutluluk duyduğunu söyledi. (olda)
Türk Hollanda Dostluk Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine birer plaket hazırlattı. Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Sluis Belediye Bakanı Jacques Suurmond’a plaketini verirken.(Sağda)

Açılışa katıldığ için kendisine teşekkür edilerek mikrofona davet edilen Milletvekili Nebahat Albayrak, yaptığı konuşmada, 400 yıllık Türk-Hollanda dostluğuna değindikten sonra, “Bir gün bana Hollanda’nın Zeeland bölgesinde Türk köyü var. Bu ismi de 1604 yılında Prens Maurits vermiş. Bundan haberin var mı, oraya gittin mi? diye sordukları zaman çok şaşırmıstım. Sonra buraya geldim ve bisiklet turu da yaptım. Bugün de, böylesi güneşli bir havada buradayız. Burada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.” dedi.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.MONİQUE STRUM’A İLHAN KARAÇAY’DAN, ŞENOL OCAKLI’YA HOLLANDA KONSOLOSUNDAN PLAKET: Törende, Türkiye Köyün’ün Fahri Konsolosu olan Monique Strum’a İlhan Karaçay, Türkiye Köyü ile ilgili yaptığı çalışmalardan ötürü ödüle layık görülen Şenol Ocaklı’ya da, Hollanda’nın İstanbul Başkonsolosu Marco Hennis plaketlerini verdiler.

Daha sonra mikrofona davet edilen Sluis Belediye Başkanı Jacques Suurmond, ilişkilerin öemine değindikten sonra, “Bir gün Dalaman’da tatil yaparken, üzerinde ‘Turkeye-Sluis’ yazılı bir tabela görünce çok şaşrmıstım. Öyle ya, Hollanda’da Belediye Başkanlığını yaptığım bir kentin ve o kente bağı bir köyün adını, Türkiye’de bir başka köyün girişinde görmek gerçekten şaşırtıcı olmaz mı? Meğer bu güzel girişimi, bugün de aramızda bulunan Şenol Ocaklı yapmış. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.” diye konuştu.
Afbeelding met kleding, persoon, person, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.BÜYÜKELÇİ DUYGULANDI: Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Hollanda-Türk ilişkileri üzerine yaptığı konuşmadan sonra, Lavent Müzik Grubu’ndan dinlediği şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla” dizesinden sonra çok duygulandı.

Türk müziği ziyafeti

Türkiye Köyü’nde 10 yıl önce kurulan beş kişilik Laventen adlı müzik grubu, kilisede düzenlenen toplantıda yarım saatlik bir program yaptı. Türkçe ve İbranice repertuvarları ile büyük alkış toplayan grubun bir şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla, haydi yolla Beyoğlu’na yolla” sözleri salondakilere ve özellikle de Büyükelçi Uğur Doğan’a duygulu anlar yaşattı.

Ödül ve lale çiçeği yağmuru

Hollanda Dostluk ve Engelliler Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine 400’üncü yıl anısına özel olarak yaptırılan porselen tabaklar hediye etti. Ayrıca, serginin açılışına katılan davetlilere lale buketleri verildi.

Turkeye-muzesi- yemek
VALİ VE BÜYÜKELÇİ’YE YEMEK: Türkiye Köyü’nün bağl olduğu Ijzendijke kasbası yöeticileri, sergi öncesinde Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan ve eşi ile Zeeland Valisi Karla Peijs’e bir öle yemeği ikram ettiler. Bu yemeğe, katkılarından ötürü İlhan Karaçay ve Şenol Ocaklı da davetliydiler.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (66)
AY YILDIZLI KRAVAT: Ijzendijke Müzesi’nin Genel Koordinatörü Tonyy Verhage Ay Yıldızli kravatıla dikkat çekti. Verhage, müzelerinde böyle bir etkinlik yapmalarından dolayı mutlu olduğunu söyledi.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, poster, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ekrem Hayri Peker’in “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan” adlı eseri, bir ülkeyi tanıtmanın ötesine geçen bir çalışmadır.

Bu kitapta:
Bir babanın yolculuğu vardır.
Bir mühendisin titizliği vardır.
Bir tarih okurunun merakı vardır.
Bir gezginin şaşkınlığı ve hayranlığı vardır.

Hollanda’yı merak eden herkes bu kitabı okumalı.
Ama yalnızca Hollanda’yı merak edenler değil.
Bu kitabı, dünyanın nasıl kurulduğunu, bir ülkenin nasıl ayağa kalktığını, düzenin ve emeğin nasıl hayat yarattığını merak eden herkes okumalı.

Çünkü bu sayfalarda sadece bir ülke yok.
Bu sayfalarda emek var, hafıza var ve insan var.

Ve işte bu yüzden, bu kitap Hollanda’yı muhteşem bir şekilde tanıtıyor.Bovenkant formulier

EKREM HAYRİ PEKERİ TANIYALIM

ERKEN TÜRKLER | Bayrak Haber

02/10/1954 tarihinde Mustafakemalpaşa’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. Evli iki çocukludur.

30 yıl tekstil sektöründe çalıştı. Dört yıl Özbekistan’da bulundu. Özbekistan’daki gözlemlerini ve Anadolu’yla bağlarını kitaplaştırdı.

Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. İngiltere ve Pakistan’daki üniversitelerin düzenlendiği sempozyumlara çağrıldı. Gönderdiği bildiriler kabul edildi.

Tekstil Teknik, Konfeksiyon Teknik, Ev Tekstili, Kauçuk Dergisi, Örme Dünyası, Türk-Chem dergilerinde ve Bursa’da Mey dan, Kent ve Yeni Marmara gazeteleri; Bursa’da Yaşam, Bursa Defteri, Bursa Araştırmaları Vakfı dergisi, Bursa Günlüğü, Şeh rengiz, Çini, Güney Bursa, Patikalar, Bursa Pusula, Yenişehir Gazetesi, Turan, Perspektif, Hosab dergilerinde; belgeseltarih.com, teksarge.com, makalearsivi.com ve altınmiras.com gibi sitele rinde çeşitli makaleleri yayınlanmıştır.

Çeşitli haber sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. www.belgeseltarih.com ve tekstil sektörüne yönelik www.teksarge.com sitelerinin kurucularındandır.

Mesleki bilgilerini kitaplaştırdı. Tekstilcinin El Kitabı (2011), Tekstil el Kitabı (2013), Tekstile Giriş (2015), Tekstilciler İçin Baskı el Kitabı (2017) ve Örme El Kitabı (2019) adlarında beş kitap yazdı.