Orta ve Yüksek okullarda, bitirme sınavında Türkçeyi tercih eden öğrenciler, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ve Eğitim Müşavirimiz Miyase Koyuncu ile bir araya geldi.
Okul bitirme sınavında Türkçeden de sınava girebilir, ve aldığınız sonuçlara göre zayıf olan bir dersinizi sistemden çıkarıp yerine Türkçe başarı notunuzu koyabilirsiniz.
Bazı okullar ders masraflarını öğrenciye ödetiyor ama, okullar pekala bu bütçeyi devletten alabiliyorlar.
(Haberin Hollandacası en altta De Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da Türkçe eğitimi meselesi artık yalnızca bir ders meselesi değildir. Bu konu, kimliktir. Bu konu, gelecek kuşakların aidiyet duygusudur. Bu konu, entegrasyon ile asimilasyon arasındaki ince çizgidir.
Yirmi yılı aşkın süredir devam eden bir boşluk, bugün yeni arayışlarla doldurulmaya çalışılıyor. Devlet politikalarının geri çekildiği yerde gönüllüler devreye giriyor. Sivil toplum kuruluşları, eğitimciler, veliler ve hatta bazı iş insanları bu yükü omuzluyor. Ancak mesele hâlâ yapısal bir çözüme kavuşmuş değil.
Bugün Hollanda’da yaklaşık 700.000’e yakın Türkiye kökenli insan yaşamaktadır. On binlerce çocuk Hollanda eğitim sistemi içinde yetişmektedir. Bu çocukların çok büyük bir kısmı iki dillidir. Ancak bu iki dillilik dengeli değildir. Çünkü ana dil akademik olarak desteklenmemektedir.
Sorun burada başlıyor.
Bu yazıda hem geçmişi hem bugünü hem de son dönemde ortaya çıkan yeni hakları ve girişimleri bütün boyutlarıyla değerlendireceğim.
Ama önce, Lahey Johan de Witt Koleji’nde yaşanan bir etkinliği anlatayım:
Lahey’deki Johan de Witt College’de Türkçe eğitimi adına gurur verici ve dikkat çekici bir buluşma gerçekleşti. Okullarında Türkçe dersini seçen ve bu dersten mezuniyet sınavına girme hakkı elde eden MAVO ve HAVO öğrencileri, Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan ve Lahey Eğitim Müşaviri Miyase Koyuncu ile bir araya geldi.
Buluşmada öğrencilerin heyecanı, özgüveni ve Türkçeye olan bağlılığı dikkat çekti. Türkçe dersine yönelik ilgi ve sahiplenme duygusunun giderek arttığı gözlenirken, öğrencilerin dili yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda akademik bir başarı alanı olarak gördükleri ifade edildi.
Okul Müdürü Mike van Vianen, ziyaret sırasında yaptığı değerlendirmede Türkçe dersi alan öğrencilerin başarılarının okul yönetimi tarafından yakından takip edildiğini belirtti. Türkçe dersinden alınan yüksek notların öğrencilerin genel ders ortalamalarını yükselttiğini ve sınıf geçme oranlarına olumlu katkı sağladığını vurgulayan van Vianen, Türkçenin öğrenciler için sadece bir ders değil aynı zamanda önemli bir fırsat olduğunu dile getirdi.
Türkçe eğitimi alanındaki gelişmeleri yakından takip eden eğitim koordinatörü Canan Gönençay ise bu buluşmanın sembolik olduğu kadar somut bir sürecin de göstergesi olduğunu belirtti. Gönençay, bu yıl Hollanda’nın farklı şehirlerindeki liselerde yaklaşık 350 öğrencinin Türkçe dersi aldığını, her geçen gün daha fazla okulda Türkçenin seçilebilen ve mezuniyet sınavı yapılabilen bir ders haline gelmesi için yoğun ve sabırlı bir çalışma yürütüldüğünü ifade etti.
Amaçlarının, öğrencilerin ana dillerini akademik düzeyde öğrenmeleri ve bu bilgiyi resmi başarıya dönüştürebilmeleri olduğunu belirten Gönençay, çok dilliliğin eğitimde bir zenginlik olarak görülmesinin önemine dikkat çekti. Okul yöneticilerinin kapsayıcı yaklaşımı ve öğrencileri destekleyen tutumunun bu süreci güçlendirdiğini vurguladı.
Bu tür adımların eğitimde fırsat eşitliğini desteklediğini ve öğrencilerin kimliklerini güçlendirdiğini ifade eden Gönençay, Türkçenin öğrenciler için yalnızca bir anadil değil, aynı zamanda bir başarı hikâyesine dönüştüğünü söyledi.
Lahey’de gerçekleşen bu buluşma, Türkçenin Hollanda’daki eğitim ortamında giderek daha görünür hale geldiğini ve öğrencilerin akademik yolculuğunda somut bir kazanım alanına dönüştüğünü bir kez daha ortaya koydu.
TOPLUMUMUZ TARAFINDAN BİLİNMEYEN DURUM
Yukarıda söz edilen “Bitirme sınavında Türkçeyi tercih” hakkı ile ilgili olarak, pek çok yurttaşımız çok az bir bilgiye sahip. Daha önce de gündeme getirmiş olduğum bu konuyu ha Hollanda’da eğitim gören Türk kökenli öğrenciler, bitirme sınavlarında, başarısız oldukları yabancı diller yerine, ana dilleri olan Türkçe’yi tercih edebiliyorlar.
Böyle bir haktan habersiz olan öğrenci ve velilerimizin çoğu, bu yüzden mağduriyet yaşıyorlar. Hollanda medyası, bu konuyu dile getirirken, Türk kökenli öğrencilerin son 10 yıl içindeki Türkçe seçiminde yüzde yüzlük bir gelişme gösterdiklerini yazdı.
Eğitimci Canan Gönençay, bu bilinmez hakkında açıklamada bulundu.
Bakınız Gönençay neler diyor:
“Okul bitirme sınavında Türkçeden de sınava girebilir, ve aldığınız sonuçlara göre zayıf olan bir dersinizi sistemden çıkarıp yerine Türkçe başarı notunuzu koyabilirsiniz. Türkçeyi “keuzevak” olarak seçip daha zayıf olduğu bir dersin, örneğin Fransızca veya Almanca dersinin notuyla değiştirebilir. Gelecek sene VMBO 3’e veya 4’e başlayacak olanlar, HAVO 4 veya 5’e başlayacak olanlar ve VWO 5 veya 6’ya başlayacak tüm öğrencilerimizin böyle bir hakları var ve maalesef bilmiyorlar. Aileler de bilmiyor. Öğrenciler bu taleplerini mentor veya okul müdürlerine ilettiğinde okullar öğrenciyi bitirme sınavlarına
( Eindexamen ) yerleştirmeye mecburlar. Ama diyorlar ki ‘bizim öğretmenimiz yok, altyapımız yok, sen bu sınava kendin hazırlan biz seni okul bitirme sınavları için Türkçe dersinden DUO’ya bildiririz ve diğer sınavların yanısıra Türkçe sınavı yapmanı da sağlarız.’ Zaten yasalar gereği buna mecburlar. Böyle bir durum olduğunda bu öğrenciler ya da bazen okullar “ Levende Talen Turks” bölümüne müracaat ediyor ve yardım istiyorlar. Onlar da bu öğrencilere Türkçe dersi verecek öğretmen ayarlıyor ve öğrenci kendi para ödeyerek bu sınava hazırlanıyor. Bu imkân hâlâ var ama benim yaygınlaştırmayı ve genele yaymayı istediğim konu, öğrenciye hiçbir maliyeti olmadan, okulda bu dersi almasını sağlamak. Bazı okullar ders masraflarını öğrenciye ödetiyor ama, okullar pekala bu bütçeyi devletten alabiliyorlar.
Amsterdam Caland Lyceum’da 9 öğrencimizle bizzat ben çalışıyorum. Arapçadan da bu sene sınava o okulda sınava giren 7 öğrenci var. Bu öğrenciler bir sene boyunca haftada 2 saat okul saatleri içerisinde ve zaman zaman da online ortamda ücretsiz Türkçe dersi alarak bu sınava hazırlandılar. Öğrencilerin notlarını görebildikleri “Magister” sisteminde, Türkçe notlarını da görebildiler. Hem daha yüksek not ile ortalamalarını yükselttiler hem de güzel Türkçemizi daha da iyi öğrenmek için bulunmaz bir fırsat yakaladılar. Bazen çocuklarımız 0,1 puan eksikle liseyi bitiremiyorlar ve tekrarlamak zorunda kalıyorlar. Halbuki bizim çocuklarımızın Türkçe anlama ve konuşma seviyesi yüksek, zayıf oldukları konularda ve alanlarda da onları 2 sene boyunca yetiştirme imkânı var. Genel gözlemim olarak da bizim öğrencilerimizin Fransızcaları çok zayıf ve bu durum okul ortalamalarını ve başarılarını düşürüyor, bu anlamda Türkçeden alacağı yüksek notlar çok değerli. Haklarımızı Bilmiyoruz ve maalesef talep etmiyoruz.
Yardım ve yönlendirme için bana ulaşabilirsiniz. “Stichting Taal naar Keuze” vakfı ile donanımlı Türkçe öğretmenlerimiz ile tüm öğrencilerimize yardım etmeye hazırım.”
Başarılı bir Eğitim Koordinatörü olan Canan Gönençay, bu konularda kendisinden yardım alınabilmesi için telefon numarasını ve email adresini bildirmekten de çekinmedi.
Tel: 0624632134 Email: canangonencay@gmail.com
1960’LAR: GEÇİCİ GÖÇTEN KALICI TOPLUMA
1960’lı yıllarda Türkiye’den Hollanda’ya gelen işçiler kendilerini misafir işçi olarak görüyordu. Çocuklar Türkiye’de kalacak, birkaç yıl sonra geri dönülecekti. Ancak hayat farklı gelişti. Aile birleşimleri başladı. Çocuklar Hollanda’da doğdu. Okullar başladı. Kalıcılık kaçınılmaz hale geldi.
İlk kuşak yalnızca Türkçe konuşuyordu. İkinci kuşak iki dil arasında büyüdü. Devlet başlangıçta çok kültürlü bir politika izledi. Ana dil, kültürel zenginliğin bir parçası olarak görülüyordu.
O dönemde dil bir sorun değildi.
Dil bir gerçeklikti.
Dil bir ihtiyaçtı.
1980’LER: ENTEGRASYONUN İLK ŞEKLİ
1985 Temel Eğitim Yasası ile yabancı ailelerin kalıcı olduğu kabul edildi. Bu dönemde “Kaynaşık kültürlü eğitim” modeli uygulandı. Ama burada ince bir kayma vardı. Ana dil dersleri sistem içinde vardı ancak merkezde değildi. Hollandaca öğrenme öncelikli hale getirildi.
Bu yıllarda bir anlayış hakimdi: “Çocuk önce Hollandaca öğrenmeli.” Bu ifade zamanla politikanın ana eksenine dönüştü.
1990’LAR: ENTEGRASYON VE ASİMİLASYON ARASINDA
1990’lı yıllarda entegrasyon tartışmaları sertleşti. Göç ve kimlik meseleleri siyasi gündemin merkezine oturdu. Ana dil dersleri artık zenginlik değil, tartışma konusu haline gelmeye başladı.
Ancak yine de OALT sistemi yürürlükteydi.
OALT DÖNEMİ: KURUMSAL TÜRKÇE
1998 ile 2004 arasında OALT yani Yaşayan Yabancı Diller Eğitimi uygulandı. Türkçe dersleri okul çatısı altındaydı. Öğretmenler eğitimden geçiyordu. Pedagojik kurslar alınıyordu. Üniversiteler sürecin içindeydi.
Bu dönem Türkçe’nin en güçlü kurumsal dönemiydi.
Ve sonra 2004 geldi.
2004: 70 MİLYON EUROLUK KARAR
2004 yılında Hollanda hükümeti bütçe tasarrufu gerekçesiyle anadil derslerini kaldırdı. 70 milyon euroluk tasarruf sağlandı.
Ama bu tasarrufun bedeli büyüktü.
• Türkçe müfredattan çıktı
• Öğretmen kadroları dağıldı
• Akademik dil zemini ortadan kalktı
• Sistem gönüllülüğe kaldı
Bu karar yalnızca ekonomik değildi. Bu karar zihniyet değişiminin sonucuydu.
2004 SONRASI: YİRMİ YILLIK BOŞLUK
2004 ile birlikte Türkçe sistem dışına çıktı. Ama ihtiyaç bitmedi.
Çocuklar Türkçe konuşuyor ama akademik Türkçe yazamıyor.
Veliler destek istiyor ama kurumsal yapı yok.
Öğretmenler var ama sistem yok.
Bu yıllar “sessiz kayıp” yıllarıdır.
Dil ev içinde daraldı.
Kelime hazinesi küçüldü.
Akademik üretim zayıfladı.
İki dillilik güçlenmedi. Aksine zayıfladı.
DEVLET ÇEKİLDİ, TOPLUM DEVREYE GİRDİ
2004’te anadil dersleri kaldırıldığında boşluk oluştu. Ama o boşluk sahipsiz kalmadı. Devlet çekildi. Toplum devreye girdi.
Bu dönemde Hollanda’daki Türk toplumu kendi içinden bir refleks geliştirdi. Dil kaybolmasın diye dernekler harekete geçti. Vakıflar kuruldu. Hafta sonu kursları açıldı. Salonlar kiralandı. Öğretmenler gönüllü çalıştı.
Bu bir zorunluluktu. Çünkü çocuklar büyüyordu.
HAFTA SONU TÜRKÇESİ
Cumartesi günleri sınıflar dolmaya başladı. Resmi müfredat yoktu. Devlet güvencesi yoktu. Ama ihtiyaç vardı.
Bazı şehirlerde Türkçe kursları camilerin bünyesinde açıldı. Bazı yerlerde kültür merkezlerinde sınıflar oluşturuldu. Bazı bölgelerde aileler kendi imkanlarıyla öğretmen tuttu.
Bu çaba bir gerçeği gösteriyordu.
Türk toplumu Türkçe’yi kaybetmek istemiyordu.
Ancak burada yapısal bir sorun vardı.
Bu dersler resmi not sistemine bağlı değildi. Akademik karşılığı yoktu. Çocuk için ek yük anlamına geliyordu. Sürdürülebilirliği gönüllülüğe bağlıydı.
Bu nedenle hafta sonu Türkçesi hiçbir zaman sistem Türkçesi olamadı.
KURUMSAL ÇABALAR VE YAYGIN AĞ
Yıllar içinde bazı kuruluşlar daha organize bir yapıya dönüştü. Onlarca şehirde Türkçe dersleri verilmeye başlandı. 40 şehirde 60 lokasyonda derslik desteği sağlandı. 30’dan fazla öğretmen görevlendirildi. Hizmet içi eğitimler düzenlendi. Materyal desteği sağlandı.
Bu çalışmalar yalnızca dil öğretmiyordu.
Kültür aktarımı yapılıyordu.
Şarkılar öğretiliyordu.
Şiirler okutuluyordu.
Bayram programları yapılıyordu.
Dil ile birlikte aidiyet duygusu da taşınıyordu.
Ancak yine aynı sorun vardı.
Bu sistem devlet politikası değildi.
Bu sistem toplumsal inisiyatifti.
ÖĞRETMENLERİN SESSİZ MÜCADELESİ
OALT döneminde yetişmiş öğretmenlerin bir kısmı dağıldı. Bir kısmı farklı alanlara yöneldi. Bir kısmı gönüllü olarak devam etti.
Bu öğretmenler yalnızca ders vermedi.
Onlar kimlik taşıdı.
Onlar hafıza taşıdı.
Onlar köprü oldu.
Bir öğretmenin söylediği şu cümle sahadaki duyguyu özetliyor: “Çocuk Türkçe bir kelimeyi doğru yazdığında yalnızca dil öğrenmiyor. Kendine güven kazanıyor.”
Bu cümle sıradan değildir. Bu cümle meselenin özüdür.
VELİLERİN İÇİNDEKİ KIRILMA
Velilerle konuştuğunuzda ortak bir duygu görüyorsunuz.
Pişmanlık.
Birçok veli kendi gençliğinde yeterli anadil eğitimi alamamış. Kelime hazinesinin dar kaldığını söylüyor. Düşüncelerini tam ifade edemediğini söylüyor.
Şimdi aynı eksikliği çocuklarının yaşamasını istemiyor.
Bir veli şöyle diyor: “Ben dedemle derin konuşamadım. Çocuğumun da benimle derin konuşamamasından korkuyorum.”
Bu cümle akademik bir analiz değildir. Ama toplumsal bir alarmdır.
İKİ DİLLİLİK Mİ, YARIM DİLLİLİK Mİ?
Bilimsel araştırmalar iki dilliliğin avantajlarını açıkça ortaya koyuyor.
Ana dili güçlü olan çocuk ikinci dili daha hızlı öğrenir. Akademik performansı artar. Analitik düşünme kapasitesi yükselir. Yaratıcılığı gelişir.
Ama burada kritik nokta şudur.
Ana dil akademik olarak desteklenmezse çocuk iki dili de tam öğrenemez. Buna yarım dillilik denir.
Hollanda’daki Türk çocuklarının karşı karşıya olduğu risk budur.
Türkçe ev içinde daralır.
Hollandaca akademik derinliğe ulaşmaz.
Sonuçta çocuk iki dilde de eksik kalır.
Bu sadece kültürel değil, eğitimsel bir sorundur.
AKADEMİK BULGULAR VE GERÇEKLER
Araştırmalar gösteriyor ki Hollanda’daki Türk çocuklarının Türkçe dil gelişimi Türkiye’deki akranlarına göre daha yavaş ilerliyor. Daha çarpıcı olan ise şu bulgudur.
Ana dil akademik ortamda desteklenmeyen çocukların ikinci dil gelişimi de sekteye uğruyor.
Bu şu demektir: Türkçe eğitimi Hollandaca başarısını düşürmez. Aksine güçlendirir.
Bu bilimsel bir gerçektir.
TÜRKİYE’NİN SON YILLARDAKİ ADIMI
Son yıllarda Türkiye kaynaklı çevrim içi Türkçe ve Türk Kültürü dersleri başlatıldı. Hollanda da bu kapsama alındı.
Bu önemli bir destektir. Ancak uzaktan eğitim örgün müfredatın yerini tutmaz. Bu destek tamamlayıcıdır. Sistem kurucu değildir.
Kalıcı çözüm için iki ülke arasında eğitim politikası düzeyinde net bir zemin gerekir.
SAHANIN MERKEZİNDE BİR İSİM: CANAN GÖNENÇAY VE GÖRÜNMEYEN HAK GERÇEĞİ
Hollanda’daki Türkçe eğitimi tartışması yıllardır yapılıyor. Raporlar hazırlanıyor. Paneller düzenleniyor. Yazılar yazılıyor. Ama sahada doğrudan öğrencinin hayatına dokunan çalışmalar sınırlı.
Son yıllarda bu boşluğu doldurmaya çalışan isimlerden biri eğitim koordinatörü Canan Gönençay oldu. Gönençay’ın dikkat çektiği mesele basit gibi görünse de son derece çarpıcıdır.
Türkçe eğitimi tamamen ortadan kalkmış değildir.
Hak vardır. Ama bilinmemektedir.
TÜRKÇE İLE BİTİRME SINAVI GERÇEĞİ
Hollanda eğitim sistemi içinde ortaöğretim seviyesinde öğrencilerin Türkçe’yi bitirme sınavında seçebilme hakkı bulunmaktadır.
Öğrenci zayıf olduğu bir yabancı dil dersinin yerine Türkçe notunu koyabilmektedir.
Bu hak:
VMBO öğrencileri için geçerlidir.
HAVO öğrencileri için geçerlidir.
VWO öğrencileri için geçerlidir.
Bu hak kağıt üzerinde değil, fiilen vardır.
Ama bilinmemektedir.
OKULLARIN YAKLAŞIMI
Bu noktada okulların tavrı belirleyici olmaktadır.
Bazı okullar öğretmen yok diyerek süreci öğrencinin kendisine bırakmaktadır. Bazıları altyapı yok diyerek sınav hazırlığını öğrencinin sorumluluğuna vermektedir. Bazıları ise süreci desteklemektedir.
Oysa yasal olarak talep eden öğrenci için okul bu sınav sürecini organize etmek zorundadır.
Bu noktada sistem ile uygulama arasında fark oluşmaktadır.
CANAN GÖNENÇAY’IN SAHA ÇALIŞMASI
Canan Gönençay bu boşluğu fark ederek sahaya inmiştir.
Öğrencilerle birebir görüşmeler yapmaktadır.
Velileri bilgilendirmektedir.
Okullarla iletişim kurmaktadır.
Türkçe öğretmenleri ile koordinasyon sağlamaktadır.
Sınav süreçlerini takip etmektedir.
Bu çalışma yalnızca bir eğitim faaliyeti değildir.
Bu bir hak bilinci oluşturma sürecidir.
Bu bir görünürlük çalışmasıdır.
Bu bir sistem hatırlatmasıdır.
BİR SINAVDAN FAZLASI
Türkçe ile bitirme sınavı yalnızca not yükseltme imkanı değildir.
Bu imkan:
Çocuğun ana diline güvenmesini sağlar.
Kimlik duygusunu güçlendirir.
Akademik özgüven kazandırır.
Aile ile bağını kuvvetlendirir.
Bir öğrenci zayıf olduğu bir yabancı dil yerine Türkçe notu ile mezun olduğunda yalnızca diploma almıyor. Kendi dilinin değerli olduğunu öğreniyor.
HAK TALEP KÜLTÜRÜ
Hollanda eğitim sisteminde hak talep etmek önemlidir. Öğrenci ister. Veli talep eder. Okul organize eder. Ancak Türk toplumunda bu refleks her zaman güçlü değildir. “Varsa vardır” anlayışı yerine “talep et ve kullan” anlayışı gereklidir.
Canan Gönençay’ın çalışmasının en önemli tarafı burada ortaya çıkmaktadır.
Bu çalışma bir ders değil, bir hak hatırlatmadır.
TÜRKÇE NEDEN AKADEMİK BİR DERS OLMALI
Türkçe ev içinde konuşulan bir dil olarak kalırsa zamanla daralır. Kelime hazinesi küçülür. Yazılı dil zayıflar. Akademik üretim ortadan kalkar.
Bir dil akademik ortamda yaşar.
Okulda yer bulursa yaşar.
Sınavda yer bulursa yaşar.
Not sisteminde yer bulursa yaşar.
Türkçe’nin yeniden görünür olması için bu alanların güçlenmesi gerekir.
GELECEĞİN EŞİĞİNDE
Bugün Hollanda’da Türkçe eğitimi bir eşiktedir.
Ya gönüllülük düzeyinde kalacaktır.
Ya da yeniden sistem içine girecektir.
Bu noktada sahadaki çalışmalar belirleyici olacaktır.
Canan Gönençay’ın yürüttüğü saha çalışması bu eşikte önemli bir rol oynamaktadır.
DEVLETLER, POLİTİKALAR VE GELECEĞİN EŞİĞİ
Hollanda’daki Türkçe eğitimi meselesi yalnızca bir toplumun iç meselesi değildir. Bu mesele iki ülkeyi ilgilendirir. Bu mesele eğitim politikasıdır. Bu mesele sosyal uyumdur. Bu mesele bir dilin geleceğidir.
Bugün gelinen noktada sahada üç ayrı yapı görülmektedir.
Birincisi sivil toplum çabasıdır.
İkincisi sahada çalışan eğitimcilerin bireysel girişimleridir.
Üçüncüsü Türkiye destekli eğitim programlarıdır.
Ancak bu üç yapı tek başına bir sistem oluşturmaz.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ VE SINIRLARI
Türkiye son yıllarda yurt dışındaki çocuklar için çevrim içi Türkçe ve Türk Kültürü dersleri başlatmıştır. Bu dersler birçok ülkede uygulanmaktadır. Hollanda da bu kapsamın içindedir.
Bu adım önemlidir. Çünkü devletin konuyu yeniden gündemine aldığını göstermektedir.
Ancak bu destek tamamlayıcıdır. Sistem kurucu değildir.
Uzaktan eğitim okul içi müfredatın yerini tutmaz.
Hafta sonu dersleri örgün eğitimin yerini tutmaz.
Gönüllülük devlet politikasının yerini tutmaz.
Kalıcı çözüm için iki ülke arasında eğitim temelli bir zemine ihtiyaç vardır.
HOLLANDA EĞİTİM SİSTEMİNİN BUGÜNKÜ YAKLAŞIMI
Hollanda eğitim sistemi çok dilli bir topluma sahip olduğunu kabul etmektedir. Ancak anadil dersleri konusunda merkezi bir politika yürütmemektedir.
Bu nedenle uygulama okullara göre değişmektedir.
Bazı okullar destekleyici yaklaşmaktadır.
Bazıları pasif kalmaktadır.
Bazıları süreci öğrencinin inisiyatifine bırakmaktadır.
Bu da eşitsizlik üretmektedir.
Aynı hak farklı şehirlerde farklı biçimde uygulanmaktadır.
TÜRKÇE VE ENTEGRASYON İLİŞKİSİ
Uzun yıllar boyunca anadil eğitiminin entegrasyonu zayıflatacağı iddia edilmiştir.
Oysa bilimsel çalışmalar bunun tersini göstermektedir.
Ana dili güçlü olan çocuk yaşadığı toplumun dilini daha iyi öğrenmektedir. Akademik başarı yükselmektedir. Sosyal uyum artmaktadır.
Yani Türkçe eğitimi entegrasyonun karşıtı değildir.
Tam tersine entegrasyonun destekleyicisidir.
GELECEK SENARYOLARI
Bugünden sonra üç farklı yol mümkündür.
Birinci yol: Türkçe eğitimi gönüllülük düzeyinde kalır. Dernekler ve bireysel çabalar süreci taşır. Ama kapsam dar kalır.
İkinci yol: Türkçe bitirme sınavı gibi haklar yaygınlaşır. Öğrenciler bilinçlenir. Veliler talep eder. Okullar süreci destekler.
Üçüncü yol: Türkçe yeniden eğitim sistemi içine girer. Müfredat oluşur. Öğretmen kadrosu kurulur. Finansman modeli belirlenir. Diplomatik işbirliği yapılır.
Gerçek ve kalıcı çözüm üçüncü yoldadır.
BİR KUŞAĞIN EŞİĞİNDE
Bugün Hollanda’da büyüyen Türk çocukları bir eşikte durmaktadır.
Bir tarafta ana dilini kaybetme riski vardır.
Diğer tarafta iki dili güçlü biçimde öğrenme fırsatı vardır.
Bu eşikte verilecek kararlar yalnızca bugünü değil gelecek kuşakları da etkileyecektir.
Dil yalnızca kelime değildir.
Dil kimliktir.
Dil hafızadır.
Dil aidiyettir.
Dil bir toplumun köküdür.
2004 yılında kaldırılan bir ders bugün kuşaklar arası bir boşluk üretmiştir.
Hak vardır ama bilinmemektedir.
İmkan vardır ama yaygın değildir.
Çaba vardır ama sistem yoktur.
Sadece 86 öğrencinin yararlandığı bir hak, on binlerce çocuğun hayatını değiştirebilecek güce sahiptir.
Bugün sorulması gereken soru nettir.
Türkçe eğitimi gönüllü faaliyet olarak mı kalacaktır.
Yoksa yeniden kamusal bir eğitim hakkı olarak mı tanınacaktır.
Bu sorunun cevabı Hollanda’daki Türk toplumunun geleceğini belirleyecektir.
TÜRK TOPLUMUNUN ŞÜKRAN BORCU OLAN,
TÜRKÇE EĞİTİME DESTEK VEREN KURULUŞLAR
Hollanda’da Türkçe eğitimi yalnızca resmi politikalarla ayakta duran bir alan değildir. Bu dil, büyük ölçüde toplumun kendi içinden çıkan eğitimcilerin, gönüllülerin ve sivil kuruluşların emeğiyle yaşamaya devam etmektedir. Okul sisteminin dışında kalan her boşlukta, bu kurumlar devreye girmiş; çocukların ana dili ile bağının kopmaması için dersler açmış, öğretmen bulmuş, sınıflar kurmuş, velileri bilgilendirmiş ve Türkçe’nin görünmezleşmesine izin vermemiştir.
TULIP INSTITUTE
Tulip Enstitüsü yurt dışında çok dilli ve çok kültürlü ortamlarda yaşayan Türk kökenli çocukların ana dillerini öğrenmelerine destek olmak ve bulundukları ülke toplumuna uyumlu bireyler olmalarına katkıda bulunmak amacıyla 2021 yılında kurulmuştur. Birçok eğitimci ve dil bilimcinin ısrarla altını çizdiği bir konu olan ana dil eğitimi, çocukların duygusal, dilsel ve bilişsel gelişimi için yadsınamaz bir öneme sahiptir. Tulip Enstitüsü 7-12 yaş aralığındaki çocuklara Türkçe ana dili eğitimi sağlamak ve aynı amaç için hizmet veren diğer kurum ve kuruluşlarla ortaklaşa kültürel etkinlikler gerçekleştirmeyi hedeflemektedir.
Bilindiği üzere, ana dili eğitiminin bireysel düzeydeki katkılarının yanında toplumsal düzeyde olumlu etkileri de bulunmaktadır. Zira iki dilli çocuklar; yaşadıkları topluma ana dillerindeki yetkinlikleri ölçüsünde uyum sağlamaktadır. Toplum, desteklenen bu dil çeşitliliği aracılığıyla dönüşmekte ve gelişmekte, böylece kapsayıcılığın temel ilkelerinden olan kültürel çeşitliliğin sağlanması noktasındaki en büyük adım ana dili eğitimi aracılığıyla atılmış olmaktadır.
Tulip Enstitüsü de kültürel çeşitliliği anlama ve gelecek nesillere aktarmayı hedeflemekte, kültürel çeşitliliğin sağlanmasındaki en temel bileşenlerden olan dil varlığını korumanın önemini vurgulayan çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda Hollanda’da öğrenim gören Türk kökenli çocukların Türkçeye ilgisini artırmak ve ana dili edinimi noktasında bilinç oluşturmak Tulip Enstitüsünün öncelikli hedeflerinden biridir.
STİCHTİNG TURKS ONDERWİJS CENTRUM
Başkan: İsmail Ercan Muhasebe:Naime Yıldırım Staj Yöneticisi: Jiyanda De Waal Cep: 0655 36 46 98 Cep:0619 63 09 67 Cep: 0621 20 55 97
STOC, göçmen çocukların yetiştirilmesinin ve eğitiminin iyileştirilmesiyle aktif olarak ilgilenmektedir ve göçmen sakinlerin katılımını, entegrasyonunu ve özgürleşmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
STOC‘ta çocuklara ve yetişkinlere günlük hayata, okula, işe ve günlük alışverişe gerçek Amsterdam vatandaşları olarak katılma fırsatı verilir. STOC, çocuklara yönelik etkinliklere ek olarak, ebeveynler için çalışma bilgileri ve okul seçimi de düzenler. Türk çocuklarının yanı sıra şu anda Faslı, Mısırlı, Çinli ve Rus kökenli çocuklar da var.
Her gün bir aktivite var; Yeni gelenler, erkekler, kadınlar ve çocuklar için Hollandaca. Ancak aynı zamanda ilkokul öğrencilerinin ortaöğretime giden akışlar aracılığıyla, geride kalmadan onlara iyi bir şekilde şans vermeleri için rehberlik etmek. CITO, Hollanda’daki okul sistemi hakkında ebeveynler için eğitim ve bilgileri test eder. Bu sistemi yabancıların kendi dillerinde herhangi bir açıklama yapmadan anlaması çok zordur.
Kültür, sazda halk dansları ve müzik yapma dersleri aracılığıyla öğretilir ve yayılır. Çocuklar, insanları tanıtmak ve güzel Türk kültürünün tadını çıkarmak için ülke çapında veya mahallede düzenli olarak performans sergiliyor. Yani gerçekten çok kültürlü bir toplum olduğumuzu söyleyebiliriz.
Artık OALT (kendi dili) eğitimi imkânı yoktur. Bu nedenle STOC, Türkçe derslerine devam etme olasılığını araştırdı. Cumartesi günü çocuklar için iki farklı yeni Türkçe dersi ile başlıyoruz ve ebeveynler için ücretsiz eğitim danışma saatlerimiz var. Eğitim kursları da verilmektedir ve okullarda veli konseyi ve katılım konseyi hakkında bilgi verilmektedir. Kadınlar için kültürel toplantılar ve kahve sabahları var.
Stichting Taal naar Keuze, Hollanda’daki ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin kendi seçtikleri dillerde eğitim alabilmesini destekleyen yenilikçi ve kapsayıcı bir eğitim yapısıdır. Çok dilli öğrencilerin evde konuştukları diller dahil olmak üzere, ana dillerinin eğitim sürecinde yer almasını sağlar ve bu dillerin sınav dersi olarak değerlendirilmesine katkıda bulunur.
Hollanda Eğitim Yasası, ortaöğretim öğrencilerine Almanca ve Fransızca’nın yanı sıra zorunlu dersler olan Hollandaca ve İngilizce dışında Arapça, Çince, Friesce, İtalyanca, Rusça, İspanyolca ve Türkçe öğrenme imkânı tanımaktadır. Ayrıca, öğrencilerin eğitim profillerindeki serbest bölümde başka diller de sınav dersi olarak seçilebilmektedir. Taal naar Keuze, işte bu yasal imkânların fiilen kullanılabilmesi için okullara rehberlik eden ve uygulamayı kolaylaştıran bir köprü görevi görmektedir.
Kuruluş, hibrit bir eğitim modeli uygular. Dersler ve rehberlik hem okul içinde hem de uzaktan eğitim yoluyla, hatta farklı okullar arasında ortaklaşa yürütülebilir. Bu esnek yapı, öğretmen açığının etkisini azaltırken, daha fazla öğrencinin ana dilinde ya da seçtiği dilde eğitim almasına imkân tanır.
Taal naar Keuze bünyesinde hem diplomalı hem de farklı alanlarda yetişmiş dil uzmanları görev yapar. Bu uzmanlar ekip çalışması içinde eğitimin içeriğini şekillendirir. Okullara bağlı dil öğretmenleri de programa katkı sunabilir. Böylece akademik kalite ile sahadaki deneyim bir araya gelir.
Kuruluşun temel yaklaşımı, dil bilgisinin yalnızca tek bir dili öğretmekle sınırlı olmadığı gerçeğine dayanır. Diller arası ve diller üstü dil bilinci, hem ilköğretim hem de ortaöğretimde çeşitlilik ve fırsat eşitliğini kalıcı biçimde güçlendiren en sağlam dayanaklardan biridir. Taal naar Keuze, okullara bu doğrultuda bilimsel temelli danışmanlık ve eğitimler sunar.
Bu yapı sayesinde Türkçe başta olmak üzere göçmen kökenli öğrencilerin ana dilleri eğitim sistemi içinde görünür hâle gelir. Öğrenciler kendi dil kimlikleriyle eğitim sürecine katılırken, aynı zamanda resmi sınav sistemine entegre olma hakkını da kullanabilir. Bu da hem akademik başarıyı hem de hak bilincini güçlendiren önemli bir adımdır.
YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ AMSTERDAM
Türkçe dil kursları, öğretmen eğitimleri ve kültürel faaliyetlerle Hollanda’daki Türkçe öğretimine kurumsal destek sunar. Dil öğretimini kültür aktarımı ile birlikte ele alan en önemli kurumsal yapılardan biridir.
TAALHUİS AMSTERDAM Çocuklara ve yetişkinlere yönelik Türkçe dil kursları düzenleyen, aile katılımını ve kültürel içeriği merkeze alan bir eğitim ortamı sunar. Günlük hayatla bağlantılı, doğal dil gelişimini destekleyen programlar yürütür.
TAALTAAL DİL OKULU
Gençlere ve yetişkinlere yönelik Türkçe kursları düzenleyen, konuşma ve temel dil becerilerine odaklanan bir dil eğitim merkezidir. Türkçe’nin yaşam dili olarak kullanılmasını teşvik eder.
LİNGUA LEARN NETHERLANDS
Bireysel öğrenmeye dayalı Türkçe dil programları sunan ve yetişkin öğrenenlere yönelik konuşma odaklı eğitimler veren bir özel dil eğitim ağıdır.
ÜNİVERSİTE DÜZEYİNDE TÜRKÇE PROGRAMLARI:
Hollanda’daki bazı üniversitelerde sürdürülen Türk dili ve kültürü dersleri, Türkçe’nin akademik alanda varlığını korumasına ve bilimsel zeminde yaşamasına katkı sağlamaktadır.
YEREL DERNEKLER VE GÖNÜLLÜ EĞİTİM GRUPLARI:
Adı her zaman görünür olmayan ama Türkçe eğitimini fiilen ayakta tutan çok sayıda yerel dernek ve gönüllü grup bulunmaktadır. Hafta sonu kursları, okuma atölyeleri, kültür programları ve çocuk etkinlikleri ile dilin yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamaktadırlar.
TÜRK GENÇLİK VE KÜLTÜR ORGANİZASYONLARI:
Gençleri kültürel projeler, etkinlikler ve sosyal çalışmalar etrafında bir araya getirerek Türkçe’nin genç kuşaklar arasında yaşamaya devam etmesine katkı sunan önemli sivil yapılardır.
ÖZEL ÖĞRETMEN AĞLARI VE BİREYSEL EĞİTİMCİLER:
Hollanda’da çok sayıda Türk öğretmen ve gönüllü bireysel dersler vererek çocukların Türkçe ile bağını sürdürmesine destek olmaktadır. Bu görünmeyen emek, Türkçe’nin ayakta kalmasında belirleyici bir rol oynamaktadır.
Bu kuruluşların her biri farklı yöntemler kullanır, farklı alanlarda çalışır, farklı kitlelere ulaşır.
Ama hepsinin ortak amacı aynıdır:
Türkçe yaşasın.
Çocuklar ana dilini unutmasın.
Kültür kopmasın.
Kimlik zayıflamasın.
Bugün Hollanda’da Türkçe eğitim hâlâ tam anlamıyla kurumsal bir devlet politikası değildir.
Ancak güçlü bir toplum refleksi vardır. Bu refleksi ayakta tutan da işte bu kurumlardır.
Bu nedenle bu yapılar yalnızca birer dernek, kurs ya da eğitim merkezi değildir.
Bir hafızadır.
Bir köprüdür.
Bir emektir.
Bir sorumluluktur.
Ve gerçekten…
Türk toplumunun şükran borcu olan yapılardır.
*******************
RECENTE ONTWIKKELINGEN IN HET TURKSE ONDERWIJS IN NEDERLAND: HET VERHAAL VAN EEN TAAL EN DE TOEKOMST VAN EEN GENERATIE
Bij het eindexamen kunnen leerlingen ook examen doen in het vak Turks. Afhankelijk van het behaalde resultaat kan een zwakker vak uit het systeem worden verwijderd en vervangen worden door het behaalde cijfer voor Turks.
Sommige scholen laten de kosten van deze lessen door de leerling betalen, terwijl zij dit budget in feite ook van de overheid kunnen ontvangen.
İlhan KARAÇAY schrijft:
De kwestie van het Turkse taalonderwijs in Nederland is niet langer slechts een kwestie van een schoolvak. Het gaat om identiteit. Het gaat om het gevoel van verbondenheid van toekomstige generaties. Het gaat om de dunne lijn tussen integratie en assimilatie.
Een leegte die meer dan twintig jaar voortduurt, wordt vandaag met nieuwe initiatieven geprobeerd op te vullen. Waar het overheidsbeleid zich heeft teruggetrokken, nemen vrijwilligers het over. Maatschappelijke organisaties, onderwijsprofessionals, ouders en zelfs sommige ondernemers dragen deze last. Toch is de kwestie nog steeds niet tot een structurele oplossing gekomen.
Vandaag wonen er in Nederland ongeveer 700.000 mensen van Turkse afkomst. Tienduizenden kinderen groeien op binnen het Nederlandse onderwijssysteem. Het overgrote deel van deze kinderen is tweetalig. Maar deze tweetaligheid is niet in balans. De moedertaal wordt immers niet academisch ondersteund.
Hier begint het probleem.
In dit artikel zal ik zowel het verleden als het heden en de recent ontstane nieuwe rechten en initiatieven in al hun dimensies bespreken.
Maar eerst wil ik een gebeurtenis beschrijven die plaatsvond op het Johan de Witt College in Den Haag.
EEN BIJZONDERE BIJEENKOMST IN DEN HAAG
Op het Johan de Witt College in Den Haag vond een trotse en opmerkelijke ontmoeting plaats in het kader van Turks taalonderwijs. MAVO en HAVO leerlingen die Turks als vak hebben gekozen en het recht hebben verkregen om hierin eindexamen te doen, kwamen samen met de Turkse ambassadeur in Den Haag Fatma Ceren Yazgan en de onderwijsattaché Miyase Koyuncu.
Tijdens de bijeenkomst vielen het enthousiasme, het zelfvertrouwen en de verbondenheid van de leerlingen met het Turks op. Er werd geconstateerd dat de belangstelling voor het vak Turks en het gevoel van eigenaarschap steeds toenemen. Leerlingen zien de taal niet alleen als communicatiemiddel, maar ook als een terrein van academisch succes.
Schooldirecteur Mike van Vianen verklaarde tijdens het bezoek dat de prestaties van leerlingen die Turks volgen nauwlettend worden gevolgd door de schoolleiding. Hij benadrukte dat hoge cijfers voor Turks het algemene gemiddelde verhogen en positief bijdragen aan het slagingspercentage. Volgens hem is Turks voor leerlingen niet alleen een vak, maar ook een belangrijke kans.
Onderwijscoördinator Canan Gönençay, die de ontwikkelingen op het gebied van Turks onderwijs van nabij volgt, verklaarde dat deze ontmoeting zowel symbolisch als een teken van een concreet proces is. Dit jaar volgen ongeveer 350 leerlingen in middelbare scholen verspreid over verschillende steden in Nederland het vak Turks. Er wordt intensief en geduldig gewerkt om Turks op steeds meer scholen als keuzevak en examenvak mogelijk te maken.
Hun doel is dat leerlingen hun moedertaal op academisch niveau leren en deze kennis kunnen omzetten in officieel erkend succes. Zij onderstreepte het belang van het zien van meertaligheid als een verrijking binnen het onderwijs. De inclusieve benadering van schooldirecties en hun ondersteunende houding tegenover leerlingen versterken dit proces.
Deze ontmoeting in Den Haag heeft opnieuw aangetoond dat Turks steeds zichtbaarder wordt binnen de Nederlandse onderwijsomgeving en zich ontwikkelt tot een concreet winstgebied in de academische reis van leerlingen.
EEN ONBEKENDE REALITEIT BINNEN ONZE GEMEENSCHAP
Wat betreft het hierboven genoemde recht om Turks te kiezen bij het eindexamen, beschikken veel van onze landgenoten over zeer beperkte informatie. Zoals ik eerder heb aangekaart, kunnen leerlingen van Turkse afkomst die in Nederland onderwijs volgen, bij hun eindexamen hun moedertaal Turks kiezen in plaats van een vreemde taal waarin zij onvoldoende presteren.
Veel leerlingen en ouders die niet op de hoogte zijn van dit recht, ondervinden hierdoor nadeel. Nederlandse media hebben geschreven dat Turkse leerlingen in de afgelopen tien jaar een stijging van honderd procent hebben laten zien in de keuze voor Turks.
Onderwijsprofessional Canan Gönençay gaf hierover een toelichting.
Zij zegt het volgende:
“Bij het eindexamen kun je ook examen doen in Turks en afhankelijk van het behaalde resultaat een zwakker vak uit het systeem halen en vervangen door je cijfer voor Turks. Je kunt Turks als keuzevak opnemen en het vervangen voor een vak waarin je zwakker bent, bijvoorbeeld Frans of Duits. Leerlingen die volgend jaar starten in VMBO 3 of 4, HAVO 4 of 5 en VWO 5 of 6 hebben dit recht, maar helaas weten zij dit niet. Ouders weten het evenmin.
Wanneer leerlingen dit verzoek indienen bij hun mentor of schooldirecteur, zijn scholen verplicht hen voor het eindexamen Turks aan te melden bij DUO. Scholen zeggen soms: ‘Wij hebben geen docent, wij hebben geen infrastructuur, bereid je zelf voor, wij melden je aan voor het eindexamen Turks naast je andere examens.’ Wettelijk zijn zij hiertoe verplicht.
In zulke gevallen wenden leerlingen of soms scholen zich tot Levende Talen Turks voor ondersteuning. Daar wordt dan een docent geregeld en bereidt de leerling zich tegen betaling voor op het examen. Deze mogelijkheid bestaat nog steeds, maar wat ik wil bereiken is dat leerlingen dit vak zonder kosten binnen de school kunnen volgen. Sommige scholen brengen de kosten in rekening bij de leerling, terwijl zij dit budget ook van de overheid kunnen ontvangen.”
Canan Gönençay vervolgt:
“Op het Caland Lyceum in Amsterdam begeleid ik persoonlijk negen leerlingen. Daarnaast doen dit jaar op diezelfde school zeven leerlingen eindexamen in het Arabisch. Deze leerlingen hebben zich een jaar lang voorbereid met twee uur gratis Turkse les per week binnen schooltijd en soms ook online. In het systeem Magister konden zij hun cijfers voor Turks zien. Zij hebben met hogere cijfers hun gemiddelde verhoogd en tegelijkertijd een unieke kans gekregen om onze mooie Turkse taal beter te leren.
Soms slagen onze kinderen niet voor het voortgezet onderwijs door een tekort van slechts 0,1 punt en moeten zij een jaar overdoen. Terwijl het begrip en spreekniveau van Turks bij onze kinderen vaak hoog is. Bovendien bestaat de mogelijkheid om hen gedurende twee jaar gericht bij te scholen in de onderdelen waarin zij zwakker zijn.
Mijn algemene observatie is dat onze leerlingen vaak zwak zijn in het Frans. Dit verlaagt hun gemiddelde en hun succes. In die zin zijn hoge cijfers voor Turks van grote waarde. Wij kennen onze rechten niet en helaas vragen wij er ook niet om.
Voor hulp en begeleiding kunt u contact met mij opnemen. Samen met Stichting Taal naar Keuze en goed toegeruste Turkse docenten ben ik bereid al onze leerlingen te ondersteunen.”
Succesvolle onderwijscoördinator Canan Gönençay heeft er ook niet voor teruggeschrokken om haar telefoonnummer en e-mailadres te delen, zodat men haar in deze zaken om hulp kan vragen.
Tel: 0624632134
E-mail: canangonencay@gmail.com
VAN DE JAREN ZESTIG NAAR EEN BLIJVENDE GEMEENSCHAP
In de jaren zestig kwamen arbeiders uit Turkije naar Nederland. Zij zagen zichzelf als gastarbeiders. De kinderen zouden in Turkije blijven. Na enkele jaren zou men terugkeren.
Maar het leven ontwikkelde zich anders.
Gezinshereniging begon. Kinderen werden in Nederland geboren. School begon. Permanent verblijf werd onvermijdelijk.
De eerste generatie sprak uitsluitend Turks.
De tweede generatie groeide op tussen twee talen.
Aanvankelijk voerde de staat een multicultureel beleid. De moedertaal werd gezien als onderdeel van culturele rijkdom.
In die periode was taal geen probleem.
Taal was een realiteit.
Taal was een noodzaak.
DE JAREN TACHTIG EN DE EERSTE VORM VAN INTEGRATIE
Met de Wet op het Basisonderwijs van 1985 werd erkend dat buitenlandse gezinnen blijvend waren. Het model van intercultureel onderwijs werd ingevoerd.
Maar er was een subtiele verschuiving.
Moedertaalonderwijs bleef binnen het systeem bestaan, maar stond niet centraal. Het leren van Nederlands kreeg prioriteit.
In deze jaren heerste een opvatting: “Het kind moet eerst Nederlands leren.” Deze uitspraak werd geleidelijk de kern van het beleid.
DE JAREN NEGENTIG TUSSEN INTEGRATIE EN ASSIMILATIE
In de jaren negentig verscherpten de discussies over integratie. Migratie en identiteit kwamen centraal te staan in het politieke debat.
Moedertaalonderwijs werd niet langer uitsluitend als verrijking gezien, maar werd onderwerp van discussie.
Toch bleef het systeem OALT van kracht.
DE OALT PERIODE:EEN INSTITUTIONELE PERIODE VOOR HET TURKS
Tussen 1998 en 2004 werd Onderwijs in Allochtone Levende Talen toegepast.
Turkse lessen vonden plaats onder het dak van de school. Docenten werden opgeleid. Pedagogische cursussen werden gevolgd. Universiteiten waren betrokken bij het proces.
Dit was de sterkste institutionele periode van het Turks binnen het Nederlandse onderwijssysteem.
En toen kwam 2004.
2004 EN DE BESLISSING VAN 70 MILJOEN EURO
In 2004 schafte de Nederlandse regering het moedertaalonderwijs af met als argument bezuiniging. Er werd 70 miljoen euro bespaard.
Maar de prijs van deze besparing was hoog.
• Turks verdween uit het curriculum.
• Docentenposities werden opgeheven.
• De academische taalbasis verdween.
• Het systeem werd overgelaten aan vrijwilligheid.
Deze beslissing was niet alleen economisch.
Het was het resultaat van een mentaliteitsverandering.
NA 2004: TWINTIG JAAR LEEGTE
Met 2004 verdween Turks uit het systeem.
Maar de behoefte verdween niet.
Kinderen spreken Turks, maar kunnen geen academisch Turks schrijven.
Ouders vragen om ondersteuning, maar er is geen institutionele structuur.
Docenten zijn er, maar het systeem ontbreekt.
Dit zijn de jaren van het stille verlies.
De taal versmalde binnen het gezin.
De woordenschat werd kleiner.
Academische productie verzwakte.
Tweetaligheid werd niet versterkt, maar verzwakte.
DE STAAT TREKT ZICH TERUG, DE GEMEENSCHAP STAPT NAAR VOREN
Toen het moedertaalonderwijs in 2004 werd afgeschaft, ontstond er een leegte. Maar die leegte bleef niet onbezet.
De staat trok zich terug.
De gemeenschap stapte naar voren.
De Turkse gemeenschap in Nederland ontwikkelde een interne reflex om te voorkomen dat de taal verloren zou gaan. Verenigingen kwamen in actie. Stichtingen werden opgericht. Weekendlessen werden gestart. Zalen werden gehuurd. Docenten werkten vrijwillig.
Dit was geen luxe.
Dit was noodzaak.
Kinderen groeiden op.
HET WEEKENDTURKS
Op zaterdagen vulden klaslokalen zich.
Er was geen officieel curriculum.
Er was geen staatsgarantie.
Maar er was behoefte.
In sommige steden werden Turkse lessen georganiseerd binnen moskeeën.
Op andere plaatsen werden klaslokalen ingericht in culturele centra.
In bepaalde regio’s huurden ouders op eigen initiatief docenten in.
Deze inspanning liet één realiteit zien:
De Turkse gemeenschap wilde het Turks niet verliezen.
Maar er was een structureel probleem.
Deze lessen waren niet verbonden aan het officiële cijfersysteem.
Zij hadden geen academische erkenning.
Voor het kind betekenden zij een extra belasting.
Hun duurzaamheid was afhankelijk van vrijwilligheid.
Daarom kon weekend-Turks nooit systeem-Turks worden.
INSTITUTIONELE INSPANNINGEN EN EEN BREED NETWERK
In de loop der jaren groeiden sommige initiatieven uit tot beter georganiseerde structuren.In tientallen steden werden Turkse lessen gegeven.
In 40 steden werden op 60 locaties klaslokalen ondersteund.
Meer dan 30 docenten werden ingezet.
Nascholingen werden georganiseerd.
Lesmateriaal werd verstrekt.
Deze inspanningen onderwezen niet alleen taal.
Zij droegen cultuur over.
Liederen werden geleerd.
Gedichten werden gelezen.
Feestprogramma’s werden georganiseerd.
Samen met de taal werd ook het gevoel van verbondenheid doorgegeven.
Maar het fundamentele probleem bleef.
Dit was geen staatsbeleid.
Dit was maatschappelijk initiatief.
DE STILLE STRIJD VAN DOCENTEN
Een deel van de docenten die tijdens de OALT periode waren opgeleid, verspreidde zich.
Sommigen gingen andere richtingen op.
Sommigen gingen vrijwillig door.
Deze docenten gaven niet alleen les.
Zij droegen identiteit.
Zij droegen geheugen.
Zij vormden een brug.
Een docent verwoordde het als volgt: “Wanneer een kind een Turks woord correct schrijft, leert het niet alleen taal. Het wint zelfvertrouwen.” Deze zin is niet eenvoudig. Deze zin is de kern van de kwestie.
DE BREUK BINNEN OUDERS
Wanneer men met ouders spreekt, ziet men een gemeenschappelijk gevoel.
Spijt.
Veel ouders kregen in hun jeugd onvoldoende moedertaalonderwijs. Zij zeggen dat hun woordenschat beperkt bleef. Zij zeggen dat zij hun gedachten niet volledig konden uitdrukken.
Zij willen niet dat hun kinderen hetzelfde tekort ervaren.
Een ouder zegt: “Ik kon geen diep gesprek voeren met mijn grootvader. Ik ben bang dat mijn kind ook geen diep gesprek met mij zal kunnen voeren.” Dit is geen academische analyse. Maar het is een maatschappelijk alarmsignaal.
TWEETALIGHEID OF HALVE TWEETALIGHEID
Wetenschappelijk onderzoek toont duidelijk de voordelen van tweetaligheid aan.
Een kind met een sterke moedertaal leert de tweede taal sneller.
De academische prestaties nemen toe.
Het analytisch denkvermogen ontwikkelt zich.
Creativiteit groeit.
Maar hier ligt een cruciaal punt.
Wanneer de moedertaal niet academisch wordt ondersteund, leert het kind geen van beide talen volledig. Dit wordt halve tweetaligheid genoemd.
Dat is het risico waarmee Turkse kinderen in Nederland worden geconfronteerd.
Het Turks versmalt binnen het gezin.
Het Nederlands bereikt geen academische diepgang.
Het resultaat is dat het kind in beide talen tekortschiet.
Dit is niet alleen een cultureel probleem.
Dit is een onderwijskundig probleem.
ACADEMISCHE BEVINDINGEN EN REALITEITEN
Onderzoek toont aan dat de Turkse taalontwikkeling van Turkse kinderen in Nederland trager verloopt dan die van hun leeftijdsgenoten in Turkije.
Nog opvallender is het volgende.
Kinderen van wie de moedertaal niet in een academische omgeving wordt ondersteund, ondervinden ook belemmeringen in de ontwikkeling van de tweede taal.
Dit betekent het volgende:
Turks onderwijs verlaagt het succes in het Nederlands niet.
Integendeel, het versterkt het.
Dit is een wetenschappelijke realiteit.
DE RECENTE STAP VAN TURKIJE
In de afgelopen jaren zijn vanuit Turkije online lessen Turks en Turkse Cultuur gestart voor kinderen in het buitenland. Nederland valt ook binnen dit kader.
Dit is een belangrijke ondersteuning.
Het laat zien dat de staat het onderwerp opnieuw op de agenda heeft geplaatst.
Maar deze ondersteuning is aanvullend.
Zij bouwt geen systeem op.
Afstandsonderwijs kan het reguliere curriculum binnen de school niet vervangen.
Voor een blijvende oplossing is een duidelijk onderwijskundig kader tussen beide landen nodig.
EEN NAAM IN HET MIDDEN VAN HET VELD: CANAN GÖNENÇAY EN DE REALITEIT VAN EEN ONZICHTBAAR RECHT
De discussie over Turks onderwijs in Nederland wordt al jaren gevoerd. Er worden rapporten opgesteld. Panels georganiseerd. Artikelen geschreven.
Maar initiatieven die direct het leven van leerlingen raken, blijven beperkt.
Een van de namen die de afgelopen jaren deze leegte probeert te vullen, is onderwijscoördinator Canan Gönençay.
Het punt waarop zij wijst, lijkt eenvoudig maar is uiterst krachtig.
Turks onderwijs is niet volledig verdwenen.
Het recht bestaat.
Maar het is onbekend.
DE REALITEIT VAN HET EINDEXAMEN TURKS
Binnen het Nederlandse onderwijssysteem hebben middelbare scholieren het recht om Turks als eindexamenvak te kiezen.
Een leerling kan een zwakke vreemde taal vervangen door het cijfer voor Turks.
Dit recht geldt voor:
VMBO leerlingen.
HAVO leerlingen.
VWO leerlingen.
Dit recht bestaat niet alleen op papier.
Het bestaat in de praktijk.
Maar het is onbekend.
DE HOUDING VAN SCHOLEN
Op dit punt wordt de houding van scholen doorslaggevend. Sommige scholen zeggen dat er geen docent is en laten het proces over aan de leerling.
Sommige scholen zeggen dat er geen infrastructuur is en leggen de verantwoordelijkheid bij de leerling.
Sommige scholen ondersteunen het proces actief. Juridisch gezien is een school verplicht om voor een leerling die dit aanvraagt het examenproces te organiseren. Hier ontstaat het verschil tussen systeem en praktijk.
HET VELDWERK VAN CANAN GÖNENÇAY
Canan Gönençay zag deze leegte en ging het veld in.
Zij voert individuele gesprekken met leerlingen.
Zij informeert ouders.
Zij onderhoudt contact met scholen.
Zij coördineert met Turkse docenten.
Zij volgt examenprocessen op.
Dit is niet slechts een onderwijsactiviteit.
Dit is het creëren van rechtenbewustzijn.
Dit is een zichtbaarheidsproces.
Dit is een herinnering aan het systeem.
MEER DAN EEN EXAMEN
Het eindexamen Turks is niet alleen een kans om cijfers te verhogen.
Het betekent:
Dat het kind vertrouwen krijgt in zijn moedertaal.
Dat de identiteitsbeleving wordt versterkt.
Dat academisch zelfvertrouwen groeit.
Dat de band met het gezin sterker wordt.
Wanneer een leerling afstudeert met een cijfer voor Turks in plaats van een zwakke vreemde taal, ontvangt hij niet alleen een diploma.
Hij leert dat zijn eigen taal waardevol is.
DE CULTUUR VAN HET CLAIMEN VAN RECHTEN
Binnen het Nederlandse onderwijssysteem is het belangrijk om rechten op te eisen. De leerling vraagt. De ouder verzoekt. De school organiseert.
Maar binnen de Turkse gemeenschap is deze reflex niet altijd sterk.
In plaats van “als het er is, dan is het er”, is een houding nodig van “vraag erom en gebruik het”.
Hier ligt de belangrijkste betekenis van het werk van Canan Gönençay.
Dit is geen les.
Dit is een herinnering aan een recht.
WAAROM MOET HET TURKS EEN ACADEMISCH VAK ZIJN Wanneer Turks beperkt blijft tot een taal die alleen thuis wordt gesproken, versmalt het geleidelijk. De woordenschat wordt kleiner. De schrijftaal verzwakt. Academische productie verdwijnt. Een taal leeft in een academische omgeving.
Een taal leeft wanneer zij plaats krijgt op school.
Een taal leeft wanneer zij plaats krijgt in het examen.
Een taal leeft wanneer zij plaats krijgt in het cijfersysteem. Om het Turks opnieuw zichtbaar te maken, moeten deze gebieden worden versterkt.
OP DE DREMPEL VAN DE TOEKOMST
Vandaag bevindt het Turks onderwijs in Nederland zich op een drempel.
Of het blijft op het niveau van vrijwillige inzet.
Of het keert terug in het systeem.
De initiatieven in het veld zullen hierin bepalend zijn.
Het veldwerk van Canan Gönençay speelt op deze drempel een belangrijke rol.
STATEN, BELEID EN DE DREMPEL VAN DE TOEKOMST
De kwestie van het Turks onderwijs in Nederland is niet alleen een interne kwestie van één gemeenschap. Het betreft twee landen. Het is een kwestie van onderwijsbeleid. Het is een kwestie van sociale cohesie. Het is de toekomst van een taal.
Op dit moment zijn er drie structuren zichtbaar in het veld.
De eerste is maatschappelijke inzet.
De tweede zijn individuele initiatieven van onderwijsprofessionals.
De derde zijn door Turkije ondersteunde onderwijsprogramma’s.
Maar deze drie structuren vormen afzonderlijk geen systeem.
DE ROL EN DE GRENZEN VAN TURKIJE
Turkije is in de afgelopen jaren gestart met online lessen Turks en Turkse Cultuur voor kinderen in het buitenland. Nederland maakt deel uit van dit programma.
Deze stap is belangrijk.
Zij toont dat de staat het onderwerp opnieuw agendeert.
Maar deze ondersteuning is aanvullend.
Zij bouwt geen onderwijssysteem op.
Afstandsonderwijs kan regulier onderwijs binnen het schoolcurriculum niet vervangen.
Weekendlessen kunnen regulier onderwijs niet vervangen.
Vrijwilligheid kan geen staatsbeleid vervangen.
Voor een blijvende oplossing is een onderwijskundig kader tussen beide landen noodzakelijk.
DE HUIDIGE BENADERING VAN HET NEDERLANDSE ONDERWIJSSYSTEEM
Het Nederlandse onderwijssysteem erkent dat het een meertalige samenleving kent. Maar er wordt geen centraal beleid gevoerd ten aanzien van moedertaalonderwijs.
Daarom verschilt de praktijk per school.
Sommige scholen ondersteunen actief.
Sommige blijven passief.
Sommige laten het initiatief volledig bij de leerling.
Dit creëert ongelijkheid.
Hetzelfde recht wordt in verschillende steden op verschillende manieren toegepast.
TURKS EN INTEGRATIE
Jarenlang werd beweerd dat moedertaalonderwijs integratie zou verzwakken.
Wetenschappelijk onderzoek toont het tegendeel aan.
Een kind met een sterke moedertaal leert de taal van het land waarin het leeft beter. De academische prestaties stijgen. Sociale integratie versterkt.
Turks onderwijs is geen tegenpool van integratie.
Integendeel, het ondersteunt integratie.
MOGELIJKE TOEKOMSTSCENARIO’S
Vanaf vandaag zijn drie wegen mogelijk.
De eerste weg: Turks onderwijs blijft afhankelijk van vrijwilligheid en verenigingen. De reikwijdte blijft beperkt.
De tweede weg: Rechten zoals het eindexamen Turks worden breder benut. Leerlingen worden bewuster. Ouders vragen erom. Scholen ondersteunen actief.
De derde weg: Turks keert terug in het onderwijssysteem. Een curriculum wordt ontwikkeld. Docenten worden structureel aangesteld. Een financieringsmodel wordt vastgesteld. Diplomatieke samenwerking wordt opgezet.
De duurzame oplossing ligt in de derde weg.
OP DE DREMPEL VAN EEN GENERATIE
Turkse kinderen die vandaag in Nederland opgroeien, staan op een drempel.
Aan de ene kant is er het risico hun moedertaal te verliezen.
Aan de andere kant is er de kans om twee talen sterk te beheersen.
De beslissingen die nu worden genomen, zullen niet alleen vandaag, maar ook toekomstige generaties beïnvloeden.
Taal is niet slechts een verzameling woorden.
Taal is identiteit.
Taal is geheugen.
Taal is verbondenheid.
Taal is de wortel van een gemeenschap.
Een vak dat in 2004 werd afgeschaft, heeft een generatiekloof gecreëerd.
Het recht bestaat, maar is onbekend.
De mogelijkheid bestaat, maar is niet wijdverspreid.
De inspanning bestaat, maar er is geen systeem.
Een recht waarvan slechts 86 leerlingen gebruikmaken, heeft de kracht om het leven van tienduizenden kinderen te veranderen.
De vraag is duidelijk.
Blijft Turks onderwijs een vrijwillige activiteit.
Of wordt het opnieuw erkend als een publiek onderwijsrecht.
Het antwoord op deze vraag zal de toekomst van de Turkse gemeenschap in Nederland bepalen.
ORGANISATIES DIE HET TURKS ONDERWIJS ONDERSTEUNEN
WAARVOOR DE TURKSE GEMEENSCHAP DANK VERSCHULDIGD IS
Turks taalonderwijs in Nederland is niet uitsluitend een terrein dat overeind blijft dankzij officiële beleidsmaatregelen. Deze taal blijft in grote mate voortbestaan door de inzet van leerkrachten, vrijwilligers en maatschappelijke organisaties die vanuit de gemeenschap zelf zijn voortgekomen. In elke leemte buiten het reguliere schoolsysteem zijn deze instellingen in actie gekomen. Zij hebben lessen georganiseerd om te voorkomen dat kinderen de band met hun moedertaal verliezen, leerkrachten gevonden, klassen opgezet, ouders geïnformeerd en niet toegestaan dat het Turks onzichtbaar werd.
TULIP INSTITUTE
Tulip Instituut is in 2021 opgericht met als doel Turkse kinderen die in meertalige en multiculturele omgevingen in het buitenland opgroeien te ondersteunen bij het leren van hun moedertaal en hen te helpen zich te ontwikkelen tot goed geïntegreerde leden van de samenleving waarin zij wonen.
Moedertaalonderwijs, een onderwerp dat door veel pedagogen en taalkundigen nadrukkelijk wordt onderstreept, heeft een onmiskenbaar belang voor de emotionele, taalkundige en cognitieve ontwikkeling van kinderen. Het Tulip Instituut richt zich op het aanbieden van Turks moedertaalonderwijs aan kinderen tussen 7 en 12 jaar en streeft ernaar om samen te werken met andere instellingen en organisaties die zich voor hetzelfde doel inzetten, door gezamenlijke culturele activiteiten te organiseren.
Zoals bekend heeft moedertaalonderwijs naast individuele voordelen ook positieve effecten op maatschappelijk niveau. Tweetalige kinderen integreren zich namelijk in de samenleving waarin zij leven in de mate waarin zij hun moedertaal goed beheersen. De samenleving ontwikkelt en verrijkt zich via deze ondersteunde taaldiversiteit. Daarmee wordt een belangrijke stap gezet in het realiseren van culturele diversiteit, een van de kernprincipes van inclusiviteit, en dit gebeurt juist via moedertaalonderwijs.
Het Tulip Instituut heeft zich dan ook ten doel gesteld culturele diversiteit te begrijpen en deze over te dragen aan toekomstige generaties. Het instituut verricht werkzaamheden waarin het belang wordt benadrukt van het behouden van taalrijkdom als een van de belangrijkste pijlers van culturele diversiteit. In dit kader behoort het vergroten van de belangstelling voor de Turkse taal onder Turkse kinderen die in Nederland onderwijs volgen en het creëren van bewustwording rondom moedertaalverwerving tot de prioriteiten van het Tulip Instituut.
STICHTING TURKS ONDERWIJS CENTRUM
Başkan: İsmail Ercan Muhasebe:Naime Yıldırım Staj Yöneticisi: Jiyanda De Waal Cep: 0655 36 46 98 Cep:0619 63 09 67 Cep: 0621 20 55 97
STOC houdt zich actief bezig met het verbeteren van de opvoeding en het onderwijs van kinderen met een migratieachtergrond en heeft als doel de participatie, integratie en emancipatie van migrantbewoners te bevorderen.
Bij STOC krijgen zowel kinderen als volwassenen de kans om als echte Amsterdammers deel te nemen aan het dagelijks leven, aan school, aan werk en aan de dagelijkse boodschappen.
Naast activiteiten voor kinderen organiseert STOC ook bijeenkomsten voor ouders over werk en over de keuze van scholen. Naast Turkse kinderen zijn er momenteel ook kinderen van Marokkaanse, Egyptische, Chinese en Russische afkomst.
Elke dag is er een activiteit. Er zijn lessen Nederlands voor nieuwkomers, voor mannen, voor vrouwen en voor kinderen. Daarnaast wordt begeleiding geboden aan basisschoolleerlingen bij de doorstroom naar het voortgezet onderwijs, zodat zij zonder achterstand een goede start kunnen maken. Er wordt uitleg gegeven over de CITO toets en over het Nederlandse onderwijssysteem. Voor ouders worden trainingen en informatiesessies georganiseerd. Het is voor buitenlanders erg moeilijk om dit systeem te begrijpen zonder uitleg in de eigen taal.
Cultuur wordt onderwezen en verspreid via volksdans op de saz en via muzieklessen. Kinderen treden regelmatig op in de wijk en in andere delen van het land om mensen kennis te laten maken met de mooie Turkse cultuur en ervan te laten genieten. Zo kunnen wij werkelijk zeggen dat wij een multiculturele samenleving zijn.
Er is tegenwoordig geen mogelijkheid meer voor OALT onderwijs in de eigen taal. Daarom heeft STOC onderzocht hoe Turkse taallessen voortgezet kunnen worden. Op zaterdag starten wij met twee nieuwe Turkse lessen voor kinderen en daarnaast zijn er gratis onderwijsadviesuren voor ouders. Er worden ook cursussen georganiseerd en er wordt informatie gegeven over de ouderraad en de medezeggenschapsraad op scholen. Voor vrouwen zijn er culturele bijeenkomsten en koffiemorgens.
Stichting Taal naar Keuze is een innovatieve en inclusieve onderwijsstructuur die het mogelijk maakt dat leerlingen in het voortgezet onderwijs in Nederland onderwijs kunnen volgen in een taal naar eigen keuze. De stichting zorgt ervoor dat de moedertalen van meertalige leerlingen, inclusief de talen die zij thuis spreken, een plaats krijgen binnen het onderwijsproces en draagt eraan bij dat deze talen als examenvak kunnen worden erkend.
De Nederlandse Onderwijswet biedt leerlingen in het voortgezet onderwijs, naast de verplichte vakken Nederlands en Engels en naast Duits en Frans, ook de mogelijkheid om Arabisch, Chinees, Fries, Italiaans, Russisch, Spaans en Turks te leren. Daarnaast kunnen in het vrije deel van het onderwijsprofiel ook andere talen als examenvak worden gekozen. Taal naar Keuze fungeert als een brug die scholen begeleidt bij het daadwerkelijk benutten van deze wettelijke mogelijkheden en de uitvoering ervan vergemakkelijkt.
De organisatie werkt met een hybride onderwijsmodel. Lessen en begeleiding kunnen zowel binnen de school als via afstandsonderwijs worden aangeboden en zelfs in samenwerking tussen verschillende scholen worden georganiseerd. Deze flexibele structuur vermindert de impact van het lerarentekort en maakt het mogelijk dat meer leerlingen onderwijs volgen in hun moedertaal of in een taal naar keuze.
Binnen Taal naar Keuze werken zowel bevoegde docenten als taalexperts met uiteenlopende professionele achtergronden. Deze specialisten geven in teamverband vorm aan de inhoud van het onderwijs. Ook taaldocenten die aan scholen verbonden zijn, kunnen bijdragen aan het programma. Zo komen academische kwaliteit en praktijkervaring samen.
De kernbenadering van de stichting is gebaseerd op het besef dat taalvaardigheid niet beperkt is tot het onderwijzen van slechts één taal. Taalbewustzijn over talen heen en tussen talen vormt zowel in het primair als in het voortgezet onderwijs een van de meest solide pijlers voor duurzame versterking van diversiteit en gelijke kansen. Taal naar Keuze biedt scholen in dit kader wetenschappelijk onderbouwde advisering en scholing.
Dankzij deze structuur worden de moedertalen van leerlingen met een migratieachtergrond, met name het Turks, zichtbaar binnen het onderwijssysteem. Leerlingen nemen met hun eigen talige identiteit deel aan het onderwijsproces en kunnen tegelijkertijd gebruikmaken van hun recht om geïntegreerd te worden in het officiële examensysteem. Dit vormt een belangrijke stap die zowel het academisch succes als het rechtsbewustzijn versterkt.
YUNUS EMRE ENSTITUUT AMSTERDAM
Het instituut biedt Turkse taalcursussen, docententrainingen en culturele activiteiten. Het ondersteunt Turks onderwijs op institutioneel niveau en combineert taalonderwijs met cultuur.
TAALHUIS AMSTERDAM
Biedt een onderwijsomgeving waarin Turkse taalcursussen voor kinderen en volwassenen worden georganiseerd, met bijzondere aandacht voor ouderbetrokkenheid en culturele inhoud. Het voert programma’s uit die verbonden zijn met het dagelijks leven en de natuurlijke taalontwikkeling ondersteunen.
TAALTAAL TAALSCHOOL
Is een taalonderwijscentrum dat Turkse cursussen aanbiedt aan jongeren en volwassenen, met focus op spreekvaardigheid en basisvaardigheden in de taal. Het stimuleert het gebruik van het Turks als levende omgangstaal.
LINGUA LEARN NETHERLANDS Is een particulier taalinstituut dat Turkse taalprogramma’s aanbiedt op basis van individueel leren en spreekgerichte trainingen verzorgt voor volwassen cursisten.
UNIVERSITAIRE PROGRAMMA’S TURKS
De Turkse taal- en cultuurvakken die aan sommige universiteiten in Nederland worden aangeboden, dragen bij aan het behoud van de academische aanwezigheid van het Turks en aan het voortbestaan ervan binnen een wetenschappelijke context.
LOKALE VERENIGINGEN EN VRIJWILLIGE ONDERWIJSINITIATIEVEN
Er bestaan talrijke lokale verenigingen en vrijwillige groepen die niet altijd zichtbaar zijn, maar die het Turkse taalonderwijs in de praktijk overeind houden. Door middel van weekendcursussen, leesateliers, cultuurprogramma’s en kinderactiviteiten zorgen zij voor de overdracht van de taal aan nieuwe generaties.
TURKSE JONGEREN- EN CULTUURORGANISATIES
Belangrijke maatschappelijke structuren die jongeren samenbrengen rond culturele projecten, activiteiten en sociale initiatieven en zo bijdragen aan het voortbestaan van het Turks onder de jonge generatie.
NETWERKEN VAN PARTICULIERE DOCENTEN
Elke organisatie werkt met verschillende methoden en richt zich op verschillende doelgroepen.
Maar hun gemeenschappelijke doel is hetzelfde:
Dat het Turks blijft leven.
Dat kinderen hun moedertaal niet vergeten.
Dat cultuur niet verloren gaat.
Dat identiteit niet verzwakt.
Vandaag is Turks onderwijs in Nederland nog steeds geen volledig institutioneel staatsbeleid.
Maar er is een sterke maatschappelijke reflex.
En deze organisaties houden die reflex levend.
Zij zijn niet slechts verenigingen of cursussen.
Zij zijn geheugen.
Zij zijn een brug.
Zij zijn inzet.
Zij zijn verantwoordelijkheid.
En werkelijk…
Zij zijn structuren waarvoor de Turkse gemeenschap dank verschuldigd is.