23 NİSAN: BİR MİLLETİN ÇOCUKLARA BIRAKTIĞI EN BÜYÜK MİRASTIR VE ‘DÜNYANIN ÇOCUK BAYRAMI’ OLMALIDIR
Paylaş:
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇUCUK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
23 Nisan sadece bir milli bayram değil, insanlığa verilmiş büyük bir medeniyet dersidir. Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu eşsiz bayram, artık sadece Türkiye’nin değil, bütün insanlığın ortak değeri olarak görülmelidir.
Bir milletin bağımsızlık iradesiyle çocuk sevgisini aynı günde buluşturan 23 Nisan, dünyada eşi olmayan bir bayramdır.
Bu büyük mirasın bütün dünyada “Çocuk Bayramı” olarak tanınması için, Türkiye artık konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşımalı ve uluslararası baskıyı artırmalıdır.
Yıllardır “Uluslararası Çocuk Bayramı” dediğimiz 23 Nisan’ın, gerçekten bütün dünyada kabul görmesi isteniyorsa, artık söz değil girişim gerekir.
Savaşın ortasında çocukları düşünebilen bir liderin armağanı olan 23 Nisan, insanlığın ortak vicdanına seslenmektedir.
(Yazının Holandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY en içten dilekleri ile yazdı:
23 Nisan… Bazı tarihler vardır, sadece geçmişi anlatmaz. Geleceği de tarif eder. Sadece takvimde yer almaz, kalplerde yaşar, hafızalara kazınır ve bir milletin kaderini değiştirir. 23 Nisan işte böyle bir tarihtir.
Bu tarih, sadece bir bayram değildir. Bu tarih, bir milletin kendi kaderini eline aldığı gündür. Bu tarih, işgal altındaki bir vatanın, yokluk ve yoksulluk içinden doğan iradesinin adıdır. Bu tarih, “Artık söz milletindir” denildiği gündür. Bu tarih, esarete karşı verilmiş en büyük cevaplardan biridir. Ve belki de hepsinden önemlisi, bu tarih bir milletin geleceğini çocuklara emanet ettiği gündür.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Fakat o gün açılan sadece bir meclis değildi. O gün açılan şey, milletin iradesiydi. O gün açılan şey, Anadolu’nun bağrından yükselen direnişin kurumsallaşmasıydı. O gün açılan şey, boyun eğmemeye yemin etmiş bir halkın onuruydu. O gün açılan şey, karanlığın ortasında yanan bir umut ışığıydı.
Çünkü o günlerde ülke güllük gülistanlık değildi. Açlık vardı. Yoksulluk vardı. Yorgunluk vardı. Gözyaşı vardı. İşgal vardı. Umutsuzluk vardı. Fakat bütün bu karanlığın içinde sönmeyen bir şey daha vardı. O da inançtı. O inancın adı da Mustafa Kemal Atatürk’tü.
ATATÜRK’ÜN EŞSİZ VİZYONU
Atatürk’ü gerçekten anlamak isteyen, sadece cephelerde kazandığı zaferlere bakmamalıdır. Onu anlamak için, savaşın tam ortasında ve savaşın hemen sonrasında neyi düşündüğüne bakmak gerekir. Çünkü onu büyük yapan yalnızca savaş kazanması değildi. Onu büyük yapan, savaşın ötesini görebilmesiydi.
Bir lider düşünün. Ülkesi işgal altında. Halkı yorgun. Cephaneler sınırlı. Kaynaklar tükenmiş. Her şey ateş çemberinin içinde. Fakat o lider sadece bugünü kurtarmayı düşünmüyor. Yarınları kurmayı düşünüyor. “Bu devlet yaşayacaksa, kimlerle yaşayacak” sorusunu soruyor. “Bu ülke yarın kimlere emanet edilecek” diye düşünüyor. Ve cevabı çok net veriyor: Çocuklara.
İşte 23 Nisan’ın büyüklüğü buradadır. Bu, sıradan bir bayram kararı değildir. Bu, duygusal bir jest değildir. Bu, bir devlet aklıdır. Bu, bir medeniyet anlayışıdır. Bu, tarihin akışını değiştiren bir vizyondur.
Atatürk biliyordu ki savaşlar kazanılır, devletler kurulur, sınırlar çizilir. Fakat asıl mesele, o devleti ayakta tutacak nesli yetiştirmektir. Bir ülkenin gerçek gücü sadece topu, tüfeği, ordusu değildir. Bir ülkenin gerçek gücü, yetiştirdiği çocuklardır. Çocuklarına ne kadar değer verdiğidir. Onlara nasıl bir bilinç kazandırdığıdır. Onlara nasıl bir gelecek hazırladığıdır.
Bu yüzden 23 Nisan sadece bir bayram değildir. Bir eğitim anlayışıdır. Bir insanlık manifestosudur. Bir milletin kendi geleceğine duyduğu güvenin ilanıdır. Bir medeniyet iddiasıdır.
EGEMENLİK VE ÇOCUK: AYNI RUHUN İKİ PARÇASI
“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” sözü öylesine kurulmuş bir ifade değildir. Bu iki kavramın yan yana gelişi, tesadüf değil, büyük bir düşüncenin sonucudur. Egemenlik, milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır. Çocuk ise o kaderin yarına taşınmasıdır.
Eğer çocuklar güçlü değilse, egemenlik de güçlü değildir. Eğer çocuklar bilinçli değilse, bağımsızlık kalıcı değildir. Eğer çocuklar korunmuyorsa, yarınlar emniyette değildir. Çünkü çocuk sadece bir birey değildir. Çocuk, yarının öğretmenidir. Yarının doktorudur. Yarının çiftçisidir. Yarının bilim insanıdır. Yarının devlet adamıdır. Yarının vicdanıdır. Çocuk, bir milletin devamıdır.
Bu yüzden 23 Nisan, sadece geçmişin kutlaması değildir. Geleceğin teminatıdır. Meydanlarda coşkuyla koşan, bayrak sallayan, şiir okuyan çocuklara bakarken aslında sadece bugünü görmüyoruz. Yarınları görüyoruz. Bu ülkenin istikbalini görüyoruz. O çocukların gözlerinde, bir milletin devam eden hikâyesini görüyoruz.
Onlara ne verirsek, yarın onu alacağız. Onlara korku verirsek korku büyüyecek. Onlara umut verirsek umut çoğalacak. Onlara değer verirsek, bu ülke değer kazanacak. Onlara bilinç kazandırırsak, bu millet daha da büyüyecek.
SAVAŞIN GÖLGESİNDE ÇOCUK OLMAK
Bugün 23 Nisan’ı coşkuyla kutluyoruz. Meydanlar doluyor. Bayraklar açılıyor. Çocuk sesleri sokaklara taşıyor. Fakat bir an durup şunu düşünmemiz gerekir: O günlerin çocukları nasıl bir hayat yaşadı?
Kurtuluş Savaşı yıllarında çocuk olmak, bugünkü gibi değildi. Oyuncak yoktu. Rahat yoktu. Güvenlik yoktu. Huzur yoktu. Birçok çocuk için çocukluk diye bir şey yoktu. Kimisi babasını cephede kaybetmişti. Kimisi annesiyle birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Kimisi açtı. Kimisi üşüyordu. Kimisinin ayağında ayakkabı bile yoktu. Kimisi bombaların, kurşunların, göç yollarının gölgesinde büyümeye çalışıyordu.
Bir çocuğun en doğal hakkı oyun oynamaktır. Ama o yılların çocukları oyun değil, acı gördü. Bir çocuğun en doğal hakkı okul sırasına oturmaktır. Ama o yılların birçok çocuğu hayatın sert yüzüyle çok erken tanıştı. Bir çocuğun en doğal hakkı güven içinde büyümektir. Ama o yılların çocukları güveni değil, mücadelenin ne demek olduğunu öğrendi.
İşte 23 Nisan’ın asıl derinliği burada yatar. O büyük acıların içinden bir millet doğdu. Ve o millet, kendi çocuklarına bir bayram armağan etti. Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir olaydır. Çünkü en zor günlerinde bile çocuklarını unutmayan bir anlayışın ürünüdür. Bu yüzden 23 Nisan sadece bir kutlama değildir. Bir hatırlamadır. Bir vefa borcudur. O neslin çektiği acılara, o milletin verdiği mücadeleye, o çocukların sessiz fedakârlığına duyulan saygının adıdır.
Bugün gülen her çocuk yüzü, aslında o fedakârlıkların sonucudur. Her şarkı, her şiir, her bayrak, her alkış, o büyük mücadelenin meyvesidir.
ULUSLARARASI BİR BAYRAM MI, YOKSA EKSİK KALMIŞ BİR İDDİA MI
Yıllardır gururla söylüyoruz: “23 Nisan dünya çocuklarının bayramıdır.”
Bu cümle çok güzel. Gurur verici. Büyük bir iddia taşıyor. Ama artık kendimize dürüst olmanın zamanı gelmiştir. Gerçekten öyle mi? Dünyanın kaç ülkesi 23 Nisan’ı biliyor? Kaç toplum, bu günü çocuk bayramı olarak tanıyor? Kaç ülkede 23 Nisan’ın arkasındaki tarihsel ve insani derinlik biliniyor?
Acı ama açık gerçek şudur: Bu bayramın kıymetini biz biliyoruz ama dünya yeterince bilmiyor. Evet, yıllardır başka ülkelerden çocuklar geliyor. Kültürel etkinlikler düzenleniyor. Farklı milletlerden çocuklar bir araya geliyor. Bunlar elbette önemlidir. Bunlar değerlidir. Ama bütün bunlar, küresel kabul anlamına gelmiyor.
Kendi kendimize “uluslararası” demekle bir bayram uluslararası hale gelmez. Bunun dünya ölçeğinde kabul görmesi gerekir. Bunun diplomatik bir güce, kültürel bir stratejiye ve sürekli bir çabaya dönüşmesi gerekir. Aksi halde bu çok kıymetli miras, sadece bizim içimizde büyüyen ama dünyaya yeterince anlatılamamış bir değer olarak kalır.
Burada açık konuşmak gerekir. Bu konuda eksik kaldık. Yeterince ısrarcı olamadık. Bu bayramın arkasındaki muazzam tarihsel, insani ve evrensel anlamı dünya kamuoyuna gerektiği kadar taşıyamadık.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’E TAŞINMASI GEREKEN BİR MİRAS
Dünyada birçok özel gün, uluslararası kuruluşlar ve özellikle Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış, kabul edilmiş ve evrensel bir anlam kazanmıştır. Kadınlar için günler vardır. İnsan hakları için günler vardır. Çevre için günler vardır. Sağlık için, barış için, özgürlük için özel günler vardır.
Peki çocuklar için neden 23 Nisan olmasın?
Düşünün. Bir savaşın içinden doğmuş bir meclis açılışı. Bir milletin bağımsızlık mücadelesi. Ve bu tarihi günün bir lider tarafından çocuklara armağan edilmesi. Bundan daha güçlü, daha manalı, daha evrensel bir sembol olabilir mi?
Aslında 23 Nisan, sadece Türkiye’nin bayramı olmaya sığmayacak kadar büyük bir anlam taşır. Çünkü bu bayramın özü şudur: Savaşların bile ortasında çocukları düşünebilmek. Yokluğun ortasında geleceğe yatırım yapabilmek. Bir milleti ayağa kaldırırken, o milletin çocuklarını en büyük emanet olarak görebilmek.
İşte bu nedenle devletimizin bu konuda çok daha güçlü bir irade göstermesi gerekir. 23 Nisan’ın “Dünya Çocuk Bayramı” olarak tanınması için ciddi ve sürekli diplomatik girişimler yapılmalıdır. Bu mesele birkaç törenden, birkaç iyi niyetli etkinlikten ibaret bırakılmamalıdır. Bir devlet politikası haline getirilmelidir. Bir kültür politikası olarak ele alınmalıdır. Eğitim projeleriyle desteklenmelidir. Uluslararası platformlarda sürekli anlatılmalıdır. Ve evet, konu Birleşmiş Milletler’e kadar taşınmalıdır.
Bu sadece bir öneri değildir. Bu, tarihi bir sorumluluktur. Çünkü bu bayram sadece bize ait değildir. İnsanlığa ait bir değerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun her çocuğun hakkı olan güveni, sevgiyi, geleceği ve umudu temsil eder.
DÜNYANIN BUGÜN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞU ŞEY: ÇOCUKLARI ANLAMAK
Bugün dünya, çocuklar için hâlâ güvenli bir yer değildir. Savaşlar devam ediyor. Göçler sürüyor. Yoksulluk derinleşiyor. Milyonlarca çocuk eğitimden mahrum kalıyor. Milyonlarca çocuk açlıkla mücadele ediyor. Milyonlarca çocuk, başkalarının siyasi hesaplarının, silahların, hırsların ve adaletsizliklerin bedelini ödüyor.
Bir çocuk bombaların sesinde büyüyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk aç yatıyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk okula gidemiyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk korku içinde yaşıyorsa, insanlık sınıfta kalmıştır.
İşte tam da bu yüzden 23 Nisan’ın anlamı bugün daha da büyüktür. Çünkü bu bayram sadece eğlenmek için değildir. Bu bayram sadece bayrak sallamak için değildir. Bu bayram, bir vicdan çağrısıdır. “Çocukları koruyun” diyen bir çağrıdır. “Onlara daha adil bir dünya bırakın” diyen bir çağrıdır.
Eğer biz 23 Nisan’ı gerçekten anlıyorsak, sadece kendi çocuklarımızın değil, dünyanın bütün çocuklarının acısını hissedebilmeliyiz. Çünkü Atatürk’ün çocuklara verdiği değer, sadece bir milletin sınırları içine hapsedilecek kadar dar bir düşünce değildir. Bu, evrensel bir insanlık bakışıdır.
GERÇEK KUTLAMA NEDİR
23 Nisan’ı kutlamak, sadece tören düzenlemek değildir. Sadece şiir okumak değildir. Sadece koltuklara çocukları oturtup sembolik görüntüler vermek değildir. Bunlar işin görünen tarafıdır. Asıl mesele, bu bayramın ruhunu hayata geçirebilmektir.
Gerçek kutlama, bir çocuğun eğitim almasını sağlamaktır. Gerçek kutlama, bir çocuğun aç kalmamasını sağlamaktır. Gerçek kutlama, çocuk işçiliğine karşı durmaktır. Gerçek kutlama, savaş mağduru çocuklara sahip çıkmaktır. Gerçek kutlama, çocukların hayal kurabileceği bir dünya inşa etmektir.
Çünkü hayal kuramayan bir çocuk, geleceğini de kuramaz. Hayalleri elinden alınmış bir çocuğun elinden sadece oyuncağı değil, yarını da alınmış olur. Oysa bir milletin en büyük zenginliği, çocuklarının gözlerindeki ışıktır. O ışık sönerse, gelecek kararır. O ışık güçlenirse, ülke de güçlenir.
Bir çocuğun gülmesi, bazen bütün nutuklardan daha anlamlıdır. Bir çocuğun güvenle okula gitmesi, bazen en büyük kalkınma hamlesinden daha değerlidir. Bir çocuğun korkmadan uyuyabilmesi, bazen bütün siyasi sloganlardan daha büyük bir başarıdır.
BU BAYRAM BİZİM VİCDANIMIZDIR
23 Nisan bize verilmiş en büyük miraslardan biridir. Ama her miras gibi bu da sorumluluk ister. Bu bayramı sadece takvimde kutlanan bir gün haline getirirsek, onu küçültmüş oluruz. Onu sadece törenlere sıkıştırırsak, ruhunu eksiltmiş oluruz. Onu sadece kendi içimizde yaşarsak, evrensel mesajını yarım bırakmış oluruz.
Ama eğer bu bayramın anlamını gerçekten kavrarsak, o zaman 23 Nisan bir kutlama olmanın ötesine geçer. Bir vicdan olur. Bir sorumluluk olur. Bir hedef olur. Bir milletin kendi çocuklarına ve dünyanın bütün çocuklarına verdiği söz olur.
Ve artık şu sözü daha yüksek sesle söylemenin zamanıdır: 23 Nisan, dünyanın ortak çocuk bayramı olmalıdır. Bunun için daha çok çalışmalıyız. Daha çok anlatmalıyız. Daha çok ısrar etmeliyiz. Devletimiz bu konuyu uluslararası alana daha güçlü taşımalıdır. Bu miras, Birleşmiş Milletler gündemine kadar götürülmelidir. Çünkü 23 Nisan, sadece Türkiye’nin tarihinden çıkmış bir gün değil, insanlığın geleceğine tutulmuş bir ışıktır.
Unutmayalım. Gelecek çocukların elindedir. Ama o geleceğin nasıl olacağını belirlemek, bugünün büyüklerinin sorumluluğudur. Eğer çocuklara huzur verirsek, dünya huzur bulur. Eğer çocuklara umut verirsek, insanlık nefes alır. Eğer çocuklara sahip çıkarsak, aslında geleceğe sahip çıkarız.
23 Nisan kutlu olsun. Ama sadece kutlu olmasın. Daha iyi anlaşılsın. Daha güçlü anlatılsın. Daha geniş sahiplenilsin. Ve bir gün, gerçekten bütün dünyanın çocuk bayramı olsun.
********************
23 APRIL: HET GROOTSTE ERFGOED DAT EEN VOLK AAN KINDEREN HEEFT NAGELATEN EN HET MOET DE ‘WERELDKINDERDAG’ WORDEN
23 april is niet alleen een nationale feestdag, maar ook een grote les voor de mensheid. Deze dag, door Atatürk aan kinderen geschonken, moet niet alleen als een waarde van Turkije worden gezien, maar als een gemeenschappelijk erfgoed van de mensheid.
23 april, dat de onafhankelijkheidswil van een volk en de liefde voor kinderen samenbrengt, is uniek in de wereld.
Om dit erfgoed wereldwijd als “Kinderdag” te laten erkennen, moet Turkije het onderwerp op de agenda van de Verenigde Naties zetten en de internationale druk verhogen.
Als men wil dat 23 april wereldwijd wordt geaccepteerd, zijn woorden niet genoeg, er zijn concrete stappen nodig.
23 april, een geschenk van een leider die zelfs in oorlog aan kinderen dacht, spreekt het geweten van de mensheid aan.
İlhan KARAÇAY schreef met zijn meest oprechte wensen:
23 april… Sommige data vertellen niet alleen het verleden, maar ook de toekomst. Ze staan niet alleen op de kalender, maar leven in harten en veranderen het lot van een volk. 23 april is zo’n datum.
Deze datum is niet alleen een feestdag. Het is de dag waarop een volk zijn lot in handen nam. Het is de wil die ontstond in een bezet land. Het is de dag waarop werd gezegd: “De macht behoort aan het volk.” Het is een krachtig antwoord op onderdrukking. En vooral: het is de dag waarop een volk zijn toekomst aan kinderen toevertrouwde.
Op 23 april 1920 werd de Grote Nationale Vergadering van Turkije geopend. Maar er werd niet alleen een parlement geopend. De wil van het volk kreeg vorm. Het verzet uit Anatolië werd een kracht. Het was de eer van een volk dat zich niet wilde onderwerpen. Het was een licht van hoop in de duisternis.
Het land verkeerde toen in zware omstandigheden. Er was honger. Er was armoede. Er was vermoeidheid. Er waren tranen. Er was bezetting. Er was wanhoop. Maar er was ook geloof. Dat geloof droeg de naam Mustafa Kemal Atatürk.
DE UNIEKE VISIE VAN ATATÜRK
Wie Atatürk wil begrijpen, moet niet alleen naar zijn militaire successen kijken. Men moet kijken naar wat hij dacht tijdens en na de oorlog. Want wat hem groot maakte, was niet alleen het winnen van oorlogen, maar het zien van de toekomst.
Stel u een leider voor. Zijn land is bezet. Zijn volk is moe. Middelen zijn beperkt. Alles staat onder druk. Toch denkt hij niet alleen aan vandaag, maar aan morgen. Hij stelt de vraag: “Met wie zal deze staat voortbestaan?” En hij geeft een duidelijk antwoord: met kinderen.
Hier ligt de kracht van 23 april. Dit is geen gewone beslissing. Dit is staatsinzicht. Dit is een beschavingsvisie.
Atatürk wist dat oorlogen worden gewonnen en staten worden gesticht. Maar de kern is de generatie die het land in stand houdt. De echte kracht van een land ligt in zijn kinderen. In de waarde die men hun geeft en in de toekomst die men voor hen voorbereidt.
Daarom is 23 april meer dan een feestdag. Het is een onderwijsvisie. Het is een menselijke verklaring. Het is het vertrouwen van een volk in zijn toekomst.
SOEVEREINITEIT EN HET KIND
“Nationale Soevereiniteit en Kinderdag” is geen toevallige uitdrukking. Soevereiniteit betekent dat een volk zijn lot bepaalt. Het kind draagt dat lot naar de toekomst.
Als kinderen niet sterk zijn, is soevereiniteit niet sterk. Als kinderen niet bewust zijn, is onafhankelijkheid niet duurzaam. Als kinderen niet worden beschermd, is de toekomst niet veilig. Een kind is niet alleen een individu. Het is de toekomst van een volk. Daarom is 23 april niet alleen een viering van het verleden, maar een belofte voor de toekomst. In de ogen van kinderen zien we het vervolg van een volk. Wat wij hun geven, krijgen wij terug. Geven wij angst, groeit angst. Geven wij hoop, groeit hoop. Geven wij waarde, groeit het land.
KIND ZIJN IN DE SCHADUW VAN OORLOG
Vandaag vieren wij 23 april. Pleinen vullen zich. Vlaggen worden gehesen. Kinderen zingen. Maar we moeten ons afvragen: hoe leefden de kinderen van toen?
Kind zijn tijdens de Onafhankelijkheidsoorlog was zwaar. Er was geen speelgoed. Geen comfort. Geen veiligheid. Veel kinderen verloren hun vader. Velen vochten om te overleven. Sommigen hadden honger. Sommigen hadden het koud. Sommigen hadden geen schoenen.
Het recht van een kind is spelen. Maar zij zagen pijn. Het recht van een kind is onderwijs. Maar velen leerden het harde leven. Het recht van een kind is veiligheid. Maar zij leerden wat strijd betekent.
Hier ligt de diepe betekenis van 23 april. Uit pijn werd een volk geboren. En dat volk gaf zijn kinderen een feestdag. Dit is uniek. Daarom is 23 april ook een herinnering en een eerbetoon aan die generatie.
INTERNATIONAAL OF NIET
Wij zeggen: “23 april is de feestdag van alle kinderen.” Maar de vraag is: hoeveel landen weten dat echt?
De waarheid is duidelijk. Wij kennen de waarde, maar de wereld nog niet genoeg. Ja, er zijn internationale activiteiten. Maar dat is nog geen wereldwijde erkenning. Een dag wordt niet internationaal door hem zo te noemen. Daarvoor zijn inzet, strategie en diplomatie nodig. Hier zijn we niet sterk genoeg geweest. We hebben deze waarde niet krachtig genoeg verteld.
NAAR DE VERENIGDE NATIES
Veel dagen zijn erkend door de Verenigde Naties. Voor vrouwen, mensenrechten, milieu en vrede. Waarom zou 23 april niet de dag van de kinderen zijn? Een parlement geboren uit oorlog. Een volk dat strijdt voor vrijheid. Een leider die deze dag aan kinderen schenkt. Dit is een krachtig en betekenisvol symbool.
23 april is groter dan een nationale feestdag. Het betekent: zelfs in de moeilijkste tijden aan kinderen denken. Daarom moet dit onderwerp sterker worden opgepakt. Het moet beleid worden. Het moet internationaal worden verteld. En het moet naar de Verenigde Naties worden gebracht. Dit is een verantwoordelijkheid. Want deze dag behoort tot de mensheid.
WAT DE WERELD NODIG HEEFT
De wereld is nog steeds geen veilige plek voor kinderen. Oorlogen, armoede en honger gaan door. Als een kind lijdt, is de wereld onvolledig. Daarom is 23 april vandaag belangrijker dan ooit. Het is een oproep: bescherm kinderen en geef hun een rechtvaardige toekomst. Als wij 23 april begrijpen, moeten wij alle kinderen zien. Dit is een universele gedachte.
ECHTE VIERING
23 april vieren is niet alleen ceremonie.
Een echte viering is: Een kind naar school laten gaan. Een kind niet laten verhongeren. Kinderarbeid stoppen. Oorlogsslachtoffers beschermen.
Een kind moet kunnen dromen. Want zonder dromen is er geen toekomst. De grootste rijkdom van een volk is het licht in de ogen van kinderen.
ONS GEWETEN
23 april is één van de grootste erfenissen die ons is nagelaten. Maar zoals bij elke erfenis vraagt ook deze om verantwoordelijkheid. Als wij deze feestdag reduceren tot slechts een dag op de kalender, maken wij haar kleiner. Als wij haar beperken tot alleen ceremonies, ontnemen wij haar ziel. Als wij haar alleen binnen onze eigen kring beleven, laten wij haar universele boodschap onvolledig.
Maar als wij de betekenis van deze dag werkelijk begrijpen, dan gaat 23 april verder dan alleen een viering. Het wordt een geweten. Het wordt een verantwoordelijkheid. Het wordt een doel. Het wordt een belofte van een volk aan zijn eigen kinderen en aan alle kinderen van de wereld.
En het is nu tijd om deze woorden luider uit te spreken: 23 april moet de gezamenlijke kinderdag van de wereld worden. Daarvoor moeten wij meer werken. Meer vertellen. Meer aandringen. Onze staat moet dit onderwerp krachtiger naar het internationale toneel brengen. Deze erfenis moet zelfs op de agenda van de Verenigde Naties komen. Want 23 april is niet slechts een dag voortgekomen uit de geschiedenis van Turkije, maar een licht dat gericht is op de toekomst van de mensheid.
Laten wij niet vergeten. De toekomst ligt in handen van kinderen. Maar hoe die toekomst eruit zal zien, is de verantwoordelijkheid van de volwassenen van vandaag. Als wij kinderen vrede geven, zal de wereld vrede vinden. Als wij kinderen hoop geven, zal de mensheid ademhalen. Als wij voor kinderen zorgen, zorgen wij in feite voor de toekomst.
Gefeliciteerd met 23 april. Maar laat het niet alleen een felicitatie zijn. Laat het beter begrepen worden. Sterker verteld worden. Breder omarmd worden. En laat het op een dag werkelijk de feestdag van alle kinderen van de wereld worden.
Bir yanıt yazın