Geri
9 Haziran 2026 2026

HOLLANDA’DA TÜRKİYE’DEN GELEN YENİ GİRİŞİMCİLERİN ŞİRKET KURMA HAKKI YARGIDA: ANKARA ANLAŞMASI İÇİN 25 HAZİRAN’DA KRİTİK DURUŞMA

Amsterdam Mahkemesi’nde görülecek dava, Hollanda’nın 2022’den sonra Türk vatandaşlarına yönelik getirdiği ‘yeni şirket kurma’ ve ‘girişimcilik’ kısıtlamalarının hukuka uygun olup olmadığını saptayacak.

Yıllardır Ankara Anlaşması kapsamında şirket kurarak faaliyet gösteren Türk girişimciler, şimdi hem ağırlaştırılan vize şartları hem de uzun süredir devam eden banka engelleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Davayı açan avukat Bahattin Aydın’a göre, Türkiye vatandaşlarına geçmişte tanınmış ekonomik hakların sonradan ağırlaştırılması, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki “standstill” (Var olan hakların sonradan ağırlaştırılamaması) ilkesine aykırı olabilir.

Türk girişimciler yıllardır sadece şirket kurma aşamasında değil, banka hesabı açtırmada da büyük engellerle karşılaşıyor. Aylarca bekletilen ve çoğu zaman gerekçesiz ret alan şirket sahipleri, ekonomik hayatın fiilen kilitlendiğini söylüyor.

Türkiye Hollanda Ticaret Odası Vakfı Başkanı Ethem Emre’nin anlattıkları ise durumun ne kadar ciddi boyuta ulaştığını ortaya koyuyor.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da Türk vatandaşlarının “Ankara Anlaşması” kapsamında oturum alma hakkını doğrudan etkileyebilecek önemli bir dava, 25 Haziran 2026 tarihinde Amsterdam Mahkemesi’nde görülecek.

Davayı gündeme taşıyan avukat Bahattin Aydın, Hollanda hükümetinin 1 Ekim 2022’den itibaren uygulamaya koyduğu yeni kısıtlamaların, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Ortaklık Anlaşması’na aykırı olduğunu savunuyor.

Konu özellikle Hollanda’da kendi işini kurmak isteyen Türk vatandaşlarını ilgilendiriyor.

Çünkü Hollanda hükümeti, 1 Ekim 2022’den sonra yapılan başvurularda, geçerli bir “mvv” yani uzun süreli giriş vizesi bulunmayan Türk vatandaşlarının “zelfstandige” yani serbest girişimci oturum başvurularını reddetmeye başladı.
Oysa yıllardır uygulanan sistemde, Ankara Anlaşması çerçevesinde Hollanda’ya gelen birçok Türk vatandaşı, ülkeye girdikten sonra şirket kurarak oturum başvurusu yapabiliyordu.

Şimdi ise Hollanda devleti bu uygulamayı ciddi şekilde sınırlandırmış durumda.

Bahattin Aydın’a göre bu yeni yaklaşım, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki Ortaklık Hukuku içinde yer alan “standstill” yani “mevcut hakların geriye götürülememesi” ilkesine aykırı olabilir.

Bu ilke kısaca şu anlama geliyor:
Türkiye vatandaşlarına geçmişte tanınmış haklar, sonradan daha ağır şartlarla sınırlandırılamaz.

İşte Amsterdam Mahkemesi’nde görülecek dava tam da bu noktada önem kazanıyor.
Davaya üç hâkimli özel heyetin bakacak olması da konunun hukuki ağırlığını gösteriyor.
Ayrıca Hollanda İltica ve Göç Bakanlığı’nın, davayı sıradan devlet avukatları yerine, doğrudan “landsadvocaat” yani devletin üst düzey resmi hukuk temsilcisine devretmesi dikkat çekti.

Bu durum, hükümetin davayı son derece kritik gördüğü şeklinde yorumlanıyor.
Eğer mahkeme, Bahattin Aydın’ın tezlerini haklı bulursa, Hollanda’nın 2022 sonrası uyguladığı yeni kısıtlamalar hukuka aykırı kabul edilebilir. Böyle bir karar, yalnızca devam eden başvuruları değil, daha önce reddedilmiş bazı dosyaları da etkileyebilir.

Uzmanlara göre dava, Ankara Anlaşması kapsamında yıllardır süren tartışmalarda yeni bir dönüm noktası olabilir.
Bilindiği gibi Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 1963 yılında imzalanmış ve Türk vatandaşlarına Avrupa ülkelerinde belirli ekonomik faaliyetler konusunda bazı özel haklar tanımıştı.

Hollanda’da özellikle girişimcilik üzerinden oturum alan binlerce Türk vatandaşı, yıllar boyunca bu anlaşmadan yararlandı.
Ancak son yıllarda Hollanda hükümeti göç politikalarını sertleştirirken, Ankara Anlaşması uygulamalarında da daha katı yorumlara yönelmeye başladı.

25 Haziran’daki duruşmanın ardından çıkacak kararın, yalnızca Hollanda’daki Türk toplumu için değil, Avrupa’daki Ankara Anlaşması uygulamaları açısından da emsal niteliği taşıyabileceği belirtiliyor.

BANKALAR DA SORUN ÇIKARIYOR

Aslında Hollanda’daki Türk girişimcilerin yaşadığı sıkıntılar yeni başlamış değil.
Ben bu konuda 2023 yılında kapsamlı bir araştırma yayınlamış ve Hollanda bankalarının Türk işyerlerine yönelik tavrını ayrıntılı şekilde gündeme taşımıştım.

O dönemde ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıydı.
Türk girişimciler, şirket kuruluşu için gerekli bütün resmi işlemleri tamamlıyor, noterden şirket kuruluşlarını yaptırıyor, Ticaret Odası kayıtlarını alıyor, KDV numaralarını temin ediyor ama sıra banka hesabı açmaya geldiğinde adeta görünmez bir duvara çarpıyordu.

Başvurular aylarca sürüyor, girişimciler sürekli yeni belgeler vermeye zorlanıyor ve sonunda çoğu zaman tek cümlelik bir ret cevabı alıyordu.
Üstelik ret gerekçesi de açık şekilde anlatılmıyordu.
Bankalar genellikle, “Kriterlerimize uygun değilsiniz” benzeri yuvarlak ifadeler kullanıyordu.

Türkiye Hollanda Ticaret Odası Vakfı Başkanı Ethem Emre’nin anlattıkları ise durumun ne kadar ciddi boyuta ulaştığını ortaya koyuyordu.
Emre’ye göre Türk girişimciler, işyerlerini kiralıyor, dekorasyon yapıyor, personel alıyor, mal siparişi veriyor ama banka hesabı açamayınca bütün sistem kilitleniyordu. Bazıları iflasın eşiğine gelirken, bazıları da çareyi Belçika veya Almanya’daki bankalarda hesap açmakta buluyordu.

İşin dikkat çekici tarafı ise şuydu:
2019 yılında Hollanda Bankalar Birliği, yabancı yatırımcılar için hesap açmayı kolaylaştıracak düzenlemeler yapılacağını açıklamıştı. Ancak uygulamada bu kolaylığın Türklere yansımadığı görüldü.

Sorun o kadar büyüdü ki, konu Hollanda siyasetinin gündemine taşındı.
Ethem Emre, VVD milletvekili Bo de Kruijff aracılığıyla Ekonomi Bakanlığı’na soru önergesi verilmesini sağladı.

Verilen resmi cevapta, bankaların özellikle kara para aklama denetimleri nedeniyle daha sert kontroller yaptığı belirtiliyordu. Hükümet, işletmelerin ödeme sistemine erişimde sorun yaşadığını kabul ediyor ama çözüm konusunda net bir adım ortaya koymuyordu.

İşte tam bu noktada, Türk girişimcilerin kafasında ciddi soru işaretleri oluşmaya başladı.
Çünkü birçok kişi, bankaların Türk şirketlerine yönelik tavrının yalnızca “teknik prosedür” olmadığını düşünüyordu.
Özellikle Türkiye’nin bir dönem FATF yani Mali Eylem Görev Gücü’nün gri listesinde yer almasının ardından, Türk girişimcilere yönelik daha kuşkucu bir yaklaşım oluştuğu yorumları yapılıyordu.

Nitekim dönemin Hollanda basınında çıkan yorumlarda da, Türk girişimcilerin diğer yabancı yatırımcılara göre daha fazla incelemeye tabi tutulduğu belirtilmişti.
Bazı uzmanlara göre bankalar, “risk almama” anlayışıyla hareket ediyor ve Türk şirketlerini peşinen problemli müşteri kategorisine koyuyordu.

Hatta dönemin bazı analizlerinde, Ramazan döneminde yapılan yoğun bağış hareketlerinin bile bazen “şüpheli finans hareketi” gibi algılandığına dikkat çekiliyordu. Müslüman isim taşıyan kişilerin hesap açarken daha fazla sorgulandığı yönünde eleştiriler gündeme gelmişti.

Daha da ilginç olanı ise şuydu:
Ukraynalı mülteciler için banka hesapları çok hızlı prosedürlerle açılırken, yıllardır Hollanda ile ticaret yapan Türk girişimcilerin aylarca bekletilmesi ciddi bir çifte standart tartışması doğurmuştu.

Amsterdam Mahkemesi’nde görülecek Ankara Anlaşması davası ile birlikte bakıldığında, birçok Türk girişimci artık şu soruyu daha yüksek sesle sormaya başladı: “Hollanda önce Ankara Anlaşması’nı zorlaştırdı. Şimdi de şirket kuran Türklerin ekonomik faaliyet yapmasının önü mü kesiliyor?”

                                                                    *************

RECHT OP HET OPRICHTEN VAN EEN BEDRIJF DOOR NIEUWE ONDERNEMERS UIT TURKIJE VOOR DE RECHTER: CRUCIALE ZITTING OVER DE ANKARA-OVEREENKOMST OP 25 JUNI

De rechtszaak die bij de Rechtbank Amsterdam zal dienen, moet duidelijk maken of de beperkingen die Nederland sinds 2022 heeft ingevoerd voor Turkse staatsburgers op het gebied van het oprichten van nieuwe ondernemingen en zelfstandig ondernemerschap juridisch houdbaar zijn.

Turkse ondernemers die jarenlang op basis van de Ankara-overeenkomst een bedrijf hebben opgericht en geëxploiteerd, worden tegenwoordig geconfronteerd met zowel strengere visumvoorwaarden als de al jaren voortdurende problemen bij banken.

Volgens advocaat Bahattin Aydın, die de zaak heeft aangespannen, kan het achteraf verzwaren van economische rechten die in het verleden aan Turkse staatsburgers zijn toegekend, in strijd zijn met het standstill-beginsel tussen de Europese Unie en Turkije. Dit beginsel houdt in dat bestaande rechten achteraf niet mogen worden beperkt of verzwaard.

Turkse ondernemers ondervinden al jaren niet alleen problemen bij het oprichten van een onderneming, maar ook bij het openen van een bankrekening. Ondernemers die maandenlang moeten wachten en vaak zonder duidelijke reden worden afgewezen, stellen dat hun economische activiteiten hierdoor feitelijk worden geblokkeerd.

De ervaringen die Ethem Emre, voorzitter van de Stichting Nederlands Turkse Handelskamer, destijds naar voren bracht, maakten duidelijk hoe ernstig de situatie was geworden.


Geschreven door İlhan KARAÇAY

Een belangrijke rechtszaak die rechtstreeks gevolgen kan hebben voor het verblijfsrecht van Turkse staatsburgers op basis van de Ankara-overeenkomst, zal op 25 juni 2026 worden behandeld door de Rechtbank Amsterdam.

Advocaat Bahattin Aydın, die de zaak onder de aandacht heeft gebracht, stelt dat de nieuwe beperkingen die de Nederlandse overheid sinds 1 oktober 2022 toepast, in strijd zijn met de Associatieovereenkomst tussen Turkije en de Europese Unie. De kwestie is vooral van belang voor Turkse staatsburgers die in Nederland een eigen onderneming willen starten. Sinds 1 oktober 2022 wijst de Nederlandse overheid aanvragen af van Turkse staatsburgers die geen geldige MVV, een machtiging tot voorlopig verblijf voor langdurige toegang tot Nederland, kunnen overleggen en die een verblijfsvergunning als zelfstandige ondernemer aanvragen.

Onder het jarenlang toegepaste systeem konden veel Turkse staatsburgers die op basis van de Ankara-overeenkomst naar Nederland kwamen, na aankomst een bedrijf oprichten en vervolgens een verblijfsvergunning aanvragen. Inmiddels heeft de Nederlandse overheid deze mogelijkheid echter aanzienlijk beperkt.

Volgens Bahattin Aydın kan deze nieuwe benadering in strijd zijn met het standstill-beginsel binnen het associatierecht tussen de Europese Unie en Turkije. Dit beginsel, dat inhoudt dat bestaande rechten niet mogen worden teruggedraaid of verslechterd, betekent in de praktijk dat rechten die in het verleden aan Turkse staatsburgers zijn toegekend, later niet met zwaardere voorwaarden mogen worden beperkt.

Juist daarom is de zaak die bij de Rechtbank Amsterdam dient van groot belang. Dat de procedure wordt behandeld door een speciale meervoudige kamer met drie rechters, onderstreept het juridische gewicht van de kwestie. Daarnaast trok het de aandacht dat het Nederlandse ministerie van Asiel en Migratie de behandeling van de zaak niet heeft overgelaten aan reguliere overheidsjuristen, maar rechtstreeks aan de landsadvocaat, de hoogste juridische vertegenwoordiger van de Staat. Dit wordt door velen gezien als een aanwijzing dat de overheid deze procedure als bijzonder belangrijk beschouwt.

Mocht de rechtbank de argumenten van Bahattin Aydın volgen, dan zouden de beperkingen die Nederland sinds 2022 toepast mogelijk in strijd met het recht kunnen worden verklaard. Een dergelijke uitspraak zou niet alleen gevolgen kunnen hebben voor lopende aanvragen, maar ook voor dossiers die in het verleden zijn afgewezen.

Volgens deskundigen kan deze zaak een nieuw keerpunt vormen in de jarenlange discussie over de toepassing van de Ankara-overeenkomst. Zoals bekend werd deze overeenkomst in 1963 gesloten tussen Turkije en de Europese Economische Gemeenschap en verleende zij Turkse staatsburgers bepaalde bijzondere rechten op het gebied van economische activiteiten binnen Europa. In Nederland hebben duizenden Turkse burgers jarenlang van deze regeling gebruikgemaakt om via ondernemerschap een verblijfsvergunning te verkrijgen.

De afgelopen jaren is de Nederlandse overheid echter een strengere koers gaan varen op het gebied van migratiebeleid. Tegelijkertijd wordt ook de Ankara-overeenkomst steeds restrictiever geïnterpreteerd. Daarom wordt verwacht dat de uitspraak na de zitting van 25 juni niet alleen van betekenis zal zijn voor de Turkse gemeenschap in Nederland, maar mogelijk ook richtinggevend zal worden voor de toepassing van de Ankara-overeenkomst in andere Europese landen.

OOK BANKEN WERPEN HINDERNISSEN OP

De problemen waarmee Turkse ondernemers in Nederland worden geconfronteerd, zijn in werkelijkheid niet van recente datum. Reeds in 2023 publiceerde ik een uitgebreid onderzoek waarin ik de houding van Nederlandse banken tegenover Turkse ondernemingen uitvoerig aan de orde stelde. Het beeld dat toen naar voren kwam, was opvallend en zorgwekkend.

Turkse ondernemers voldeden aan alle formele voorwaarden voor het oprichten van een onderneming. Zij lieten hun bedrijf notarieel vastleggen, schreven zich in bij de Kamer van Koophandel en verkregen een btw-nummer. Maar zodra zij een zakelijke bankrekening wilden openen, liepen zij tegen een vrijwel onzichtbare muur aan. Procedures sleepten zich maandenlang voort, ondernemers moesten steeds opnieuw aanvullende documenten aanleveren en kregen uiteindelijk vaak niet meer dan een afwijzing van één enkele zin. Daarbij werd meestal niet duidelijk uitgelegd waarom de aanvraag was afgewezen. Banken beperkten zich veelal tot algemene formuleringen zoals: “U voldoet niet aan onze criteria.”

De ervaringen die Ethem Emre, voorzitter van de Stichting Nederlands Turkse Handelskamer, destijds naar voren bracht, maakten duidelijk hoe ernstig de situatie was geworden. Volgens Emre huurden Turkse ondernemers bedrijfspanden, investeerden zij in de inrichting, namen personeel aan en plaatsten bestellingen, maar zodra een bankrekening uitbleef, kwam het volledige bedrijfsproces stil te liggen. Sommigen kwamen hierdoor op de rand van een faillissement terecht, terwijl anderen uiteindelijk hun toevlucht zochten tot banken in België of Duitsland.

Opmerkelijk was bovendien dat de Nederlandse Vereniging van Banken in 2019 had aangekondigd maatregelen te nemen om het openen van rekeningen voor buitenlandse investeerders te vergemakkelijken. In de praktijk bleek echter dat deze beloofde versoepelingen nauwelijks merkbaar waren voor Turkse ondernemers.

Het probleem werd uiteindelijk zo groot dat het zelfs de politieke agenda bereikte. Via VVD-politicus Bo de Kruijff wist Ethem Emre Kamervragen aan het ministerie van Economische Zaken te laten stellen. In het officiële antwoord werd aangegeven dat banken, mede vanwege strengere controles op witwassen, intensiever onderzoek verrichtten. De overheid erkende wel dat ondernemers problemen ondervonden bij de toegang tot het betalingsverkeer, maar presenteerde geen duidelijke oplossing.

Vanaf dat moment begonnen bij veel Turkse ondernemers serieuze vraagtekens te ontstaan. Velen kregen de indruk dat de houding van banken tegenover Turkse bedrijven niet uitsluitend het gevolg was van technische procedures of administratieve voorschriften. Vooral nadat Turkije gedurende een bepaalde periode op de grijze lijst van de FATF, de Financial Action Task Force, had gestaan, ontstond de indruk dat Turkse ondernemers met meer wantrouwen werden benaderd dan andere buitenlandse investeerders.

Ook in de Nederlandse media verschenen destijds analyses waarin werd gesteld dat Turkse ondernemers vaker en intensiever werden gecontroleerd dan andere buitenlandse investeerders. Sommige deskundigen waren van mening dat banken vanuit een beleid van risicomijding opereerden en Turkse bedrijven op voorhand als een potentieel risico beschouwden.

In enkele analyses werd zelfs gewezen op het feit dat grote donatiestromen tijdens de ramadan soms als verdachte financiële transacties werden geïnterpreteerd. Daarnaast klonk kritiek dat personen met een islamitische naam of achtergrond bij het openen van een rekening vaker aanvullende vragen kregen en aan strengere controles werden onderworpen.

Nog opmerkelijker was de vergelijking die destijds werd gemaakt met Oekraïense vluchtelingen. Terwijl voor hen vaak via versnelde procedures bankrekeningen werden geopend, moesten Turkse ondernemers die al jarenlang zaken deden met Nederland soms maanden wachten. Dat leidde tot een brede discussie over mogelijke ongelijke behandeling en dubbele maatstaven.

Wanneer deze ontwikkelingen worden bekeken in samenhang met de rechtszaak over de Ankara-overeenkomst die binnenkort bij de Rechtbank Amsterdam dient, stellen steeds meer Turkse ondernemers dezelfde vraag: “Nederland heeft eerst de toepassing van de Ankara-overeenkomst bemoeilijkt. Wordt nu ook het economisch ondernemen van Turkse ondernemers stap voor stap onmogelijk gemaakt?”

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir