CHP’DEKİ KARMAŞA, DEMOKRATİKLEŞME SANCILARI VE ENFLASYONLA BOĞUŞAN HALKIMIZA NEŞELİ BİR HABER: TÜRK EZGİLERİNİ DÜNYAYA DİNLETEN “ALTIN GÜN GRUBU”, GRAMMY ADAYLIĞINDAN SONRA DÜNYAYI DOLAŞACAK. İLK KONSER YARIN AMSTERDAM’DA.
Paylaş:
Hollanda gazeteleri Altın Gün’ü “Hollandalı müzik grubu” diye sahipleniyor; biz ise Anadolu’nun türkülerini dünyanın dört bir yanına taşıyan Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir’e bakarak, haklı olarak “Bizim çocuklar” diyoruz.
Geleneksel Türk halk müziğini psikedelik rock, funk, disko ve elektronik müzikle buluşturan Altın Gün, “Gece” albümüyle 2020 Grammy Ödülleri’nde “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterildi.
Bir Hollanda müzik grubuna pek az nasip olan Grammy adaylığı, Altın Gün’ü dünya sahnelerine taşırken; Coachella’dan Fuji Rock’a, Avrupa’dan Amerika ve Asya’ya uzanan muhteşem bir başarı hikâyesinin de kapısını açtı.
Altın Gün’ün hikâyesi, grubun kurucusu Jasper Verhulst’un Amsterdam’daki bir plakçıda Selda Bağcan’ın albümünü keşfetmesi ve İstanbul’daki plakçılardan eski Türkçe plaklar toplamasıyla başladı.
Neşet Ertaş’tan Selda Bağcan’a, Âşık Veysel’den Erkin Koray ve Barış Manço’ya uzanan Anadolu müzik mirası, Altın Gün’ün çağdaş yorumuyla dünyanın en önemli festivallerinde ve konser salonlarında yeniden hayat buldu.
Altın Gün, yarın Hollanda’da bu yılki son konserini verecek: Grup, 20 Ağustos Perşembe akşamı Amsterdam’daki ünlü Concertgebouw’un büyük salonunda sahneye çıkacak.
(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Türkiye’de gündem uzun süredir insanın içini karartan gelişmelerle dolu. CHP’de yaşanan karmaşa, demokratikleşme yolunda karşılaşılan sancılar ve enflasyonun halkın günlük hayatında yarattığı ağır tahribat, umut ve sevinç veren haberleri neredeyse görünmez hâle getirdi. İşte tam da böyle bir dönemde, Hollanda’dan yükselen Türk ezgileri hepimizin yüzünü güldürecek bir başarı hikâyesini gündemimize taşıdı.
Geleneksel Türk halk müziğini 1970’lerin özgür ve deneysel rock anlayışının yanı sıra funk, disko ve elektronik müzikle buluşturan Altın Gün Grubu, Anadolu’nun yıllardır dilden dile aktarılan türkülerini dünyanın en önemli sahnelerine taşımayı sürdürüyor.
Avrupa’dan Amerika’ya, Kanada’dan Asya’ya uzanan yeni konser programıyla yeniden yollara düşen grup, yarın Amsterdam’ın dünyaca ünlü Concertgebouw salonunda Hollandalı müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Altın Gün’ün uluslararası başarısı elbette yeni başlamadı. Grubun 2019 yılında çıkardığı ikinci albümü “Gece”, 2020 Grammy Ödülleri’nde “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterilmişti. Bu önemli adaylık, Altın Gün’ün dünyadaki tanınırlığını daha da artırmış; Coachella’dan Fuji Rock’a, Avrupa’nın büyük festivallerinden Amerika ve Asya’daki konser salonlarına kadar uzanan yolculuğun kapılarını ardına kadar açmıştı.
Bugün gelinen noktada Altın Gün, Türkçe şarkılarla dünyanın en ünlü konser salonlarını dolduran, uluslararası müzik çevrelerinin ilgiyle izlediği ve Hollanda basınının gururla söz ettiği bir grup hâline geldi. Hollanda gazeteleri Altın Gün’ü “Hollandalı müzik grubu” diye sahipleniyor. Biz ise grubun repertuvarında Neşet Ertaş’ı, Selda Bağcan’ı, Âşık Veysel’i, Erkin Koray’ı ve Barış Manço’yu duyuyor. Erdinç Ecevit Yıldız ile grubun Grammy adaylığı dönemindeki diğer Türk solisti Merve Daşdemir’e bakarak, “Bunlar bizim çocuklarımız” diyoruz.
Aslında Altın Gün, tek bir ülkenin sınırları içine sığdırılamayacak kadar uluslararası bir topluluk. Kuruluş yeri Amsterdam, kurucusu Hollandalı müzisyen Jasper Verhulst, müziğinin ana kaynağı ise Anadolu’nun yüzlerce yıllık kültürel mirasıdır. İşte Hollanda ile Türkiye’nin aynı anda sahiplenmek istediği bu sıra dışı grubun hikâyesi de Amsterdam’daki bir plakçıda, Selda Bağcan’ın bir albümünün keşfedilmesiyle başladı.
HOLLANDA’NIN SAHİPLENDİĞİ, TÜRKİYE’NİN GURUR DUYDUĞU GRUP
Bir Hollanda gazetesinde Altın Gün hakkında yayımlanan haber, ilk bakışta bir müzik grubunun başarı hikâyesini anlatıyordu. Fakat satırların arasında çok daha büyük bir gelişme vardı. Gazete, Altın Gün’ü hiç tereddüt etmeden “Nederlandse band”, yani “Hollandalı grup” diye tanımlıyordu. Grammy adaylığını Hollanda’nın başarısı sayıyor, grubun dünyanın dört bir yanında salonları doldurmasını kendi kültür hayatının kazancı olarak görüyordu.
Biz de aynı habere başka bir pencereden bakıyoruz. Çünkü grubun seslendirdiği şarkılar Türkçe, bağlamanın tınısı Anadolu’dan, repertuvarın kaynağı Türk halk müziğinden ve 1960’lı, 1970’li yılların Anadolu rock birikiminden geliyor.
Grubun önündeki en belirgin yüzlerden biri, Arnhem’de doğup büyüyen Türk kökenli solist, bağlama ve klavye sanatçısı Erdinç Ecevit Yıldız. Kuruluş döneminin diğer Türk kökenli sesi Merve Daşdemir de sekiz yıl boyunca bu büyük yürüyüşün temel taşlarından biri oldu.
Altın Gün elbette yalnızca Türklerden oluşan bir grup değil. Amsterdam’da doğan bu müzikal oluşum, farklı kökenlerden sanatçıların ortak emeğinin ürünü. Fakat tam da bu nedenle başarı daha anlamlıdır: Hollandalı müzisyenler Anadolu’nun ezgilerine gönül vermişler.
Türk kökenli sanatçılar, ailelerinden ve kültürlerinden taşıdıkları mirası sahneye koymuş, ortaya sınırları aşan yepyeni bir müzik çıkmıştır. Hollanda grubu sahiplenirken biz de Türk çocuklarının ve Türk kültürünün bu başarıdaki payıyla gurur duyuyoruz.
DEĞERLİ OKURLARIM
Bir zamanlar görev yaptığım Hürriyet gazetesinde, “Bir Günün Hikâyesi” başlığıyla yayınlanan çok ilginç bir köşe vardı.
O köşede günün ciddi, matrak, komik, duygusal, sosyal, kültürel, siyasi, sportif ve sanatsal gelişmeleri kısa yorumlarla okura aktarılırdı. Kısacası, hayatın içinden ne varsa o köşede kendine yer bulurdu.
Mübalağa etmiş olmayayım ama, o köşenin en sadık müdavimlerinden biri de şahsımdı.
Şimdi ben de bundan böyle, yazdığım bazı uzun haber ve yorumların ortasında sizlere küçük bir soluklanma imkânı vermek istiyorum. Özel bir çerçeve içinde sunacağım “Günün Hikâyesi” bölümünde, o gün dikkatimi çeken ilginç, düşündürücü, kimi zaman da gülümseten bir olayı kısaca yorumlayacağım.
Bazen ciddi meselelerin arasında biraz nefes almak, bazen de hepimizin gördüğü fakat üzerinde durmadan geçtiği bir olaya farklı bir pencereden bakmak iyi olabilir.
İşte ilk denemem:
HER ŞEY AMSTERDAM’DAKİ BİR PLAKÇIDA SELDA BAĞCAN İLE BAŞLADI
Jasper Verhulst’un Türk müziğine duyduğu ilginin ilk kıvılcımı, Türkiye’de değil, Amsterdam’daki ünlü Concerto Plakçısı’nda çaktı. Plakçıda Selda Bağcan’ın ilk albümünün yeniden basılmış hâlini gören Verhulst, tavsiye edilen bu plağı satın aldı. Dinlediği müzik, O’nun için yepyeni bir dünyanın kapısını açtı.
Selda Bağcan’ın güçlü sesi, geleneksel Türk halk müziğinin 1970’li yılların psychedelic rock, funk, analog synthesizer ve fuzz gitarlarıyla birleşmesi Verhulst’u derinden etkiledi. Selda’nın sesini, “ağlar gibi ama son derece güçlü ve vakur” olarak tanımlayan Verhulst, bu müziğin yakınan değil, acıyı güce dönüştüren bir tarafı bulunduğuna dikkat çekti.
Bu ilk keşfin ardından Türk müziğinin peşini bırakmadı. Hollandalı müzisyen Jacco Gardner’ın basçısı olarak İstanbul’a geldiği yıllarda ikinci el plakçıları dolaştı; çok sayıda uzunçalar ve 45’lik satın aldı. Erkin Koray’ı “Türkiye’nin Jimi Hendrix’i”, Barış Manço’yu ise ülkenin en büyük rock kahramanlarından biri olarak görüyordu.
Altın Gün böylece önceden hazırlanmış bir ticari proje olarak değil, bir müzisyenin plak merakından ve Anadolu müziğine duyduğu gerçek hayranlıktan doğdu. Verhulst’un ifadesiyle, grubun kuruluşunda O’nun “plak bağımlılığının” büyük payı vardı.
Ancak Altın Gün’ün müziğini yalnızca Türk müziği şekillendirmedi. Verhulst; Fransız ve İtalyan
synth-pop müziğinden Endonezya ve Tayland ezgilerine, Brezilya’nın caz etkili, ritmik ve neşeli müziğine kadar çok geniş bir coğrafyadan beslendi. Grubun kendine özgü ve sınıflandırılması zor ses dünyası da bu farklı kaynakların Anadolu türküleriyle buluşmasından doğdu.
Verhulst Türkçe bilmiyordu ama türkülerle arasında dilin ötesinde bir bağ kurmuştu. Türkülerin kelime kelime çevrildiğinde anlamını ve şiirsel derinliğini kaybedebildiğine dikkat çeken Verhulst, Türkçe sözlerin sesine, kafiyesine, ritmine ve dalgalanışına kulak verdiğini belirterek duygusunu şu sözlerle özetliyordu:
“Türkçe anlamıyorum ama hissediyorum.”
Verhulst’un internette yayımladığı Türk müzisyen arayışına Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir cevap verdi. Böylece Hollanda’nın müzik disiplini ile Anadolu’nun belleği aynı prova odasında buluştu. İlk kadrolarda gitar, bas, davul, perküsyon, klavye ve bağlama bir araya geldi. Eski türküler, asıllarına saygı korunarak fakat kopyalanmadan; psychedelic rock, funk, disco, synth-pop ve elektronik müzik unsurlarıyla yeniden düzenlendi.
İlk tekli Goca Dünya/Kırşehir’in Gülleri 2017’de çıktı. Ardından 2018’de ilk albüm On yayımlandı. Altın Gün, daha başlangıçta yalnızca nostalji yapan bir topluluk olmadığını gösterdi. Eski melodiler arşiv rafından çıkarılıyor, bas gitarın ve davulun güçlü ritmiyle yeniden canlanıyor, bağlama ile elektro gitar aynı cümlede konuşuyordu.
GRAMMY’YE UZANAN ‘GECE’
Asıl büyük dönüm noktası, 2019’da yayımlanan ikinci albüm Gece oldu. Albüm, 2020’de düzenlenen 62’nci Grammy Ödülleri’nde o zamanki adıyla “En İyi Dünya Müziği Albümü” dalında aday gösterildi. Grammy’nin resmî kayıtlarına göre Altın Gün’ün bugüne kadar bir adaylığı bulunuyor. Ödülü Beninli yıldız Angélique Kidjo’nun Celia albümü kazandı; ancak Altın Gün’ün dünyanın en büyük müzik ödülünde adaylar arasına girmesi başlı başına tarihî bir başarıydı.
Üstelik grubun üyeleri, adaylığın büyüklüğünü ilk anda tam olarak kavrayamamıştı. Erdinç Ecevit Yıldız, Hollanda basınına yaptığı açıklamada, haberi turne sırasında aldıklarını, kendisinin o sırada Grammy’nin ne kadar büyük bir kurum olduğunu dahi bilmediğini, diğer grup üyelerinin heyecanından durumun önemini anladığını anlattı. Törene davet edilmelerine rağmen yalnızca adaylık için Amerika’ya gidip dönmenin doğru olmayacağını düşünerek katılmadılar.
Grammy heykelciği Amsterdam’a gelmedi ama adaylık, Altın Gün’ün önündeki kapıları ardına kadar açtı. Grubun adı müzik çevrelerinde daha yüksek sesle duyulmaya, konser teklifleri ve festival davetleri artmaya başladı. O tarihten sonra Altın Gün, dünya müziği sahnesinde geçici bir merak değil, kalıcı bir güç olduğunu kanıtladı.
KORONANIN BOZDUĞU MALİBU HAYALİ, ‘YOL’ ALBÜMÜNÜ DOĞURDU
Altın Gün için 2020 yılının unutulmaz bir başarı yılı olması bekleniyordu. Gece albümü Grammy’ye aday gösterilmiş, Amerika’daki Coachella ve Japonya’daki Fuji Rock gibi dev festivallerden davetler gelmişti.
Grubun planı, Coachella konserinden sonra Kaliforniya’da kalmak, Malibu’da güzel bir ev kiralamak ve üçüncü albüm üzerinde çalışmaktı. Gündüzleri Los Angeles sahillerinde dolaşacak, kalan zamanlarında yeni besteler hazırlayacaklardı. Ancak korona salgını bütün dünyayla birlikte Altın Gün’ün planlarını da altüst etti.
Grup üyeleri aylarca bir araya gelemedi. Fakat bu zorunlu ayrılık, Altın Gün’ün müziğinde yeni bir dönemin başlangıcına dönüştü. Evlerinde çalışan müzisyenler; davul makineleri, sample’lar, synthesizer’lar, bilgisayar programları ve elektronik enstrümanlarla yeni sesler denemeye başladılar.
Bu dönemin ürünü olan ve Türkçede “yol” anlamına gelen Yol albümü, 2021 yılında yayımlandı. Albüm, önceki çalışmalara göre çok daha elektronik bir karakter taşıyordu. Anadolu türküleri bu kez 1980’li yılların synthesizer-pop anlayışıyla, Brezilya ritimleriyle ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen müzikal etkilerle buluştu.
Albümün ses dünyasında, Japonya’da 1980’li yıllarda geliştirilen Omnichord adlı küçük elektronik çalgının önemli bir yeri vardı. Bir düğmeye basıldığında akor veren, parmakla dokunulduğunda arpı andıran, yer yer naif ve kitsch bir ses çıkaran bu enstrüman, özellikle Merve Daşdemir’e ilham verdi. Omnichord’un teknik sınırlılığı, grubun önünde beklenmedik ölçüde yaratıcı bir yol açtı.
Altın Gün’ün ilham kaynakları arasında şaşırtıcı bir Hollanda bağlantısı da vardı. Erdinç Ecevit Yıldız, Neşet Ertaş’ın Bulunur Mu adlı eserini seslendirmek istemişti. Jasper Verhulst ise bu türkü üzerinde çalışırken Hollanda’nın ünlü grubu Doe Maar’ın 1983 tarihli Pa şarkısını hatırladı.
Bunun üzerine Pa şarkısındaki davul ritimleri, inek çanları ve synthesizer arpejleri Altın Gün’ün düzenlemesine esin kaynağı oldu. Böylece Neşet Ertaş’ın Anadolu’dan yükselen türküsü, Hollanda pop müziğinin izleri ve modern elektronik seslerle buluştu.
Ortaya çıkan eser, Altın Gün’ün müzik anlayışını özetleyen en güzel örneklerden biri oldu: Kaynağa saygı duyuluyor fakat eser aynen tekrarlanmıyor; türkü başka kültürlerden ve dönemlerden gelen seslerle yeniden doğuyordu.
COACHELLA’DAN FUJI ROCK’A: TÜRKÇE ŞARKILARLA DANS EDEN DÜNYA
Altın Gün’ün uluslararası festival karnesi, bugün pek çok pop yıldızının bile kıskanacağı kadar zengin. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Coachella, İspanya’daki Primavera Sound, Japonya’daki Fuji Rock, Hollanda’daki Lowlands ve İzlanda’daki Iceland Airwaves gibi dünyanın önemli festivallerinde sahne aldılar. Kuzey Amerika, Avrupa ve İngiltere’de kapalı gişe turneler yaptılar; Singapur, Japonya ve Malezya’ya kadar uzandılar.
Bu başarının en çarpıcı tarafı, binlerce kişinin çoğu zaman tek kelimesini anlamadığı Türkçe şarkılarla dans etmesidir. Altın Gün, müziğin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını gösterdi. Bağlamanın bir cümlesi, bas gitarın yürüyüşü, davulun ritmi ve Anadolu melodisinin kıvrımı; farklı diller konuşan insanları aynı anda harekete geçirebildi.
Coachella deneyimini anlatan Erdinç Ecevit, festivalin müzik kadar görünürlük ve gösteri dünyasıyla da ilgili olduğuna dikkat çekti. “Orada herkes kendi filmini çekmeye çalışıyor” sözleriyle, dev festival ortamındaki görüntü yarışını özetledi. Yine de Altın Gün’ün sahnesi büyük ilgi gördü ve grubun uluslararası yolculuğuna yeni bağlantılar kazandırdı.
ALTINCI ALBÜM ‘GARİP’: NEŞET ERTAŞ’A DÜNYA ÇAPINDA VEFA
Altın Gün, 20 Şubat 2026’da yayımlanan altıncı stüdyo albümü Garip ile bu kez bütünüyle Neşet Ertaş’ın eserlerine yöneldi. Albüm, büyük ozanın on bestesini Altın Gün’ün kendine özgü diliyle yeniden yorumluyor: Neredesin Sen, Gönül Dağı, Öldürme Beni, Niğde Bağları, Benim Yarim, Suçum Nedir, Gel Yanıma Gel, Zülüf Dökülmüş Yüze, Gel Kaçma Gel ve Bir Nazar Eyledim.
Burada önemli bir tarih düzeltmesi yapmak gerekir. Neşet Ertaş geçtiğimiz yıl değil, 25 Eylül 2012’de hayatını kaybetti. Hollanda gazetesindeki ifade de aslında “14 yıl önce hayatını kaybeden Türk halk ozanı” anlamındadır. 1938’de doğan Ertaş; şarkıcı, söz yazarı ve bağlama virtüözü olarak âşıklık geleneğini modern çağa taşıyan en büyük isimlerden biriydi. Otuzdan fazla albüm kaydetti, yüzlerce eser bıraktı.
Erdinç Ecevit’in Ertaş için kullandığı “Türkiye’nin blues sanatçısı” benzetmesi son derece anlamlıdır. Çünkü Ertaş’ın müziğinde de blues geleneğinde olduğu gibi acı, gurbet, sevda, yalnızlık ve insanın kendi kaderiyle hesaplaşması vardır. Ecevit, büyükbabasının Neşet Ertaş’ı sürekli dinlediğini, bu müzikle büyüdüğünü ve türkülerin düğünlerde çalındığını anlatıyor. Garip albümü böylece yalnızca bir repertuvar seçimi değil; bir müzisyenin aile hafızasına ve köklerine dönüşü niteliğini taşıyor.
Erdinç Ecevit’in açıklamasına göre Neşet Ertaş’ın çoğu eseri yalnızca ses ve bağlama üzerine kuruluydu. Bu yalın yapı Altın Gün’e geniş bir düzenleme alanı sağladı. Grup, eserlerin temelini korurken davul, bas, gitar, klavye ve perküsyonla yeni katmanlar ekledi. Sonuçta ortaya ne müze vitrini gibi donmuş bir gelenek ne de aslını kaybetmiş bir pop uyarlaması çıktı; geçmişle bugünün konuştuğu canlı bir müzik doğdu.
MERVE DAŞDEMİR’İN ARDINDAN BEŞ KİŞİLİK YENİ DÖNEM
Altın Gün’ün kuruluşundan itibaren iki ana sesinden biri olan Merve Daşdemir, 2024 yılında sekiz yıllık yolculuğun ardından gruptan ayrılarak kendi müzik kariyerine yöneldi. Grubun bugünkü beş kişilik kadrosunda Jasper Verhulst bas gitarı, Erdinç Ecevit Yıldız vokal, bağlama ve klavyeyi, Daniel Smienk davulu, Chris Bruining perküsyonu, Thijs Elzinga ise gitarları üstleniyor.
Bu kadro, Garip albümüyle Altın Gün’ün yeni dönemini başlattı. Grubun kadın solist olmadan yoluna nasıl devam edeceği merak edilmişti. Ancak yeni albüm, Erdinç Ecevit’in vokalini ve bağlamasını merkeze alarak grubun yönünü daha açık biçimde Anadolu halk müziğine çevirdi. Altın Gün böylece kadro değişikliğini bir gerileme değil, yeni bir yaratıcı döneme dönüştürdü.
CONCERTGEBOUW’DAN ROYAL ALBERT HALL’A İKİ TARİHÎ GECE
Altın Gün, 20 Ağustos 2026 Perşembe akşamı Amsterdam’daki dünyaca ünlü Concertgebouw’un Büyük Salonu’nda sahneye çıkacak. Salonun resmî programı, Altın Gün’ü “Türk psychedelic groove’un ustaları” olarak tanımlıyor ve grubun müziğinin zaman ile sınırları aştığını vurguluyor. Saat 20.00’de başlayacak konserin ara verilmeden 21.30’a kadar sürmesi planlanıyor.
Bundan yalnızca sekiz gün sonra, 28 Ağustos Cuma günü Altın Gün’ü çok daha büyük bir tarihî buluşma bekliyor. Grup, dünyanın en saygın klasik müzik etkinliklerinden BBC Proms kapsamında Londra’daki Royal Albert Hall’da ilk kez sahne alacak. Jules Buckley yönetimindeki 90 kişilik BBC Senfoni Orkestrası, Altın Gün’ün psychedelic ritimlerini ve Anadolu halk müziği dokularını senfonik renklere dönüştürecek. Konserin özel konuğu, bağlama sanatçısı ve solist Derya Yıldırım olacak.
Bir zamanlar köy odalarında, düğünlerde, bozkırın ortasında ve küçük plaklarda yaşayan Anadolu türküleri; şimdi Royal Albert Hall’un kubbesi altında, dünyanın en köklü orkestralarından biriyle seslendirilecek. Bu yalnızca Altın Gün’ün değil, Türk müzik kültürünün de uluslararası yolculuğunda simgesel bir eşiktir.
TÜRKİYE’DE SEYİRCİ BAŞKA TÜRLÜ COŞUYOR
Altın Gün dünyanın her yerinde ilgi görüyor ama grup üyelerinin anlattığına göre Türkiye konserlerinin havası başka. Erdinç Ecevit, Ankara’da beş bin kişinin karşısına çıktıkları bir konseri unutamadığını söylüyor. Podyumun parçaları koli bantlarıyla birbirine tutturulmuş olsa da meydandaki enerji bütün teknik eksikleri unutturmuştu.
Ecevit, Hollanda’da dinleyicilerin şarkılara düzenli ve sorunsuz biçimde eşlik ettiğini, Türkiye’de ise coşkunun beş katına çıktığını anlatıyor. Öyle ki bazen kendisi bile sözleri unutabiliyor. Bu tablo, Altın Gün’ün başarısındaki temel gerçeği gösteriyor: Grup Batı’da egzotik bir merak olarak alkışlanırken Türkiye’de insanlar kendi hafızalarını, çocukluklarını, düğünlerini ve ailelerinden duydukları türküleri yeni bir sesle karşılarında buluyor.
‘HOLLANDA GRUBU’ MU, ‘TÜRK GRUBU’ MU?
Bu soruya tek kelimelik bir cevap vermek, Altın Gün’ün asıl değerini küçültür. Altın Gün, hukuken ve kuruluş yeri bakımından Hollanda grubudur. Kurucusu Hollandalıdır; üyeleri farklı kökenlerden gelir. Ama grubun kalbindeki repertuvar Türk’tür, şarkıların dili Türkçedir, bağlamanın sesi Anadolu’dur. Erdinç Ecevit Yıldız ile Merve Daşdemir’in taşıdığı kültürel hafıza da bu yapının vazgeçilmez parçasıdır.
Hollanda’nın “bizim grubumuz” demesi sevindiricidir. Çünkü göçmen kökenli sanatçıların başarısının dışlanmadığını, ülkenin ortak kültürel kazancı sayıldığını gösterir. Bizim “Türk çocukları” diyerek gurur duymamız da aynı ölçüde doğaldır. Buradaki sahiplenme bir kimlik kavgası değil, başarının iki yakadan birden alkışlanmasıdır.
Belki de Altın Gün’ün en büyük başarısı tam burada yatıyor: Grup, müziğin kimliği bölmek zorunda olmadığını gösteriyor. Bir Hollandalı basçı Anadolu rock’a âşık oluyor; Türk kökenli müzisyenler ailelerinden gelen ezgileri sahneye taşıyor; farklı milletlerden sanatçılar aynı ritimde buluşuyor; Amerika’da, Japonya’da, İngiltere’de ve Avrupa’nın her köşesinde insanlar Türkçe türkülere eşlik ediyor. Altın Gün adı, gerçekten de Türkçe anlamındaki gibi yeni ve parlak bir günün habercisi oluyor.
ALTIN GÜN’ÜN ALBÜMLERİ
2018 — On 2019 — Gece 2021 — Yol 2021 — Âlem 2023 — Aşk 2026 — Garip
ALTIN GÜN’ÜN AÇIKLANAN KONSER PROGRAMI
Aşağıdaki program, grubun resmî konser sayfasında 20 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yer alan etkinliklerden derlenmiştir. Programlarda sonradan değişiklik yapılabileceği için konser öncesinde organizatörlerin duyurularının kontrol edilmesi gerekir.
HOLLANDA VE İNGİLTERE
20 Ağustos 2026 — Amsterdam, Hollanda — Concertgebouw, Garip albümü tanıtım turnesi
28 Ağustos 2026 — Londra, Birleşik Krallık — BBC Proms, Royal Albert Hall; BBC Senfoni Orkestrası ile
KUZEY AMERİKA TURNESİ
6 Eylül 2026 — Vancouver, Kanada — The Pearl
7 Eylül 2026 — Vancouver, Kanada — The Pearl
8 Eylül 2026 — Seattle, ABD — Showbox SoDo
9 Eylül 2026 — Portland, ABD — McMenamins Crystal Ballroom
11 Eylül 2026 — San Francisco, ABD — The Regency Ballroom
12 Eylül 2026 — Los Angeles, ABD — The Orpheum Theatre
15 Eylül 2026 — Minneapolis, ABD — First Avenue
16 Eylül 2026 — Chicago, ABD — The Vic Theatre
18 Eylül 2026 — Toronto, Kanada — Danforth Music Hall
19 Eylül 2026 — Montréal, Kanada — Théâtre Beanfield
22 Eylül 2026 — Boston, ABD — Big Night Live
23 Eylül 2026 — Brooklyn/New York, ABD — Brooklyn Steel
24 Eylül 2026 — Philadelphia, ABD — Union Transfer
25 Eylül 2026 — Washington, ABD — Howard Theatre
26 Eylül 2026 — McKees Rocks/Pittsburgh, ABD — Roxian Theatre
AVRUPA VE TÜRKİYE TURNESİ
15 Ekim 2026 — Nancy, Fransa — Nancy Jazz Pulsations 2026
16 Ekim 2026 — Brüksel, Belçika — Théâtre National Wallonie-Bruxelles
3 Kasım 2026 — Münster, Almanya — Garip albümü tanıtım turnesi
4 Kasım 2026 — Leipzig, Almanya — Garip albümü tanıtım turnesi
5 Kasım 2026 — Prag, Çekya — Garip albümü tanıtım turnesi
6 Kasım 2026 — Kraków, Polonya — Klub Kwadrat
10 Kasım 2026 — Bükreş, Romanya — Garip albümü tanıtım turnesi
13 Kasım 2026 — İstanbul, Türkiye — Volkswagen Arena
14 Kasım 2026 — Eskişehir, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
15 Kasım 2026 — Çankaya/Ankara, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
18 Kasım 2026 — Alanya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Alanya, saat 19.00
18 Kasım 2026 — Muratpaşa/Antalya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Antalya, saat 22.00
20 Kasım 2026 — Bayraklı/İzmir, Türkiye — Garip albümü tanıtım turnesi
21 Kasım 2026 — Kocaeli, Türkiye — Garip albümü tanıtım turnesi
24 Kasım 2026 — Atina, Yunanistan — Garip albümü tanıtım turnesi
25 Kasım 2026 — Selanik, Yunanistan — Garip albümü tanıtım turnesi
26 Kasım 2026 — Sofya, Bulgaristan — Garip albümü tanıtım turnesi
1 Aralık 2026 — Viyana, Avusturya — Garip albümü tanıtım turnesi
2027
23 Nisan 2027 — Berlin, Almanya — Konzerthaus Berlin
NOT: Grubun resmî programında 18 Kasım 2026 tarihinde hem Alanya hem Antalya konseri yer almaktadır. Bilet sayfalarında Alanya için saat 19.00, Antalya için saat 22.00 bilgisi görülmektedir. Aynı güne ait bu sıra dışı programın organizatörler tarafından teyit edilmesi yararlı olacaktır.
*************************
DE NEDERLANDSE VERSIE
VROLIJK NIEUWS VOOR ONS VOLK, DAT GEBUKT GAAT ONDER DE CHAOS BINNEN DE CHP, DE MOEIZAME DEMOCRATISERING EN DE INFLATIE:
DE MUZIEKGROEP “ALTIN GÜN”, DIE TURKSE MELODIEËN AAN DE WERELD LAAT HOREN, GAAT NA HAAR GRAMMY-NOMINATIE DE WERELD ROND. HET EERSTE CONCERT IS MORGEN IN AMSTERDAM.
Nederlandse kranten eigenen zich Altın Gün toe als een “Nederlandse band”. Wij kijken naar Erdinç Ecevit Yıldız en Merve Daşdemir, die de liederen van Anatolië naar alle uithoeken van de wereld hebben gebracht, en zeggen met evenveel recht: “Dat zijn onze kinderen.”
Altın Gün combineert traditionele Turkse volksmuziek met psychedelische rock, funk, disco en elektronische muziek. Met het album Gece werd de groep bij de Grammy Awards van 2020 genomineerd in de categorie “Best World Music Album”.
De Grammy-nominatie, die maar weinig Nederlandse bands ten deel valt, bracht Altın Gün naar de wereldpodia en opende de deur naar een schitterend succesverhaal dat van Coachella tot Fuji Rock en van Europa tot Amerika en Azië reikt.
Het verhaal van Altın Gün begon toen oprichter Jasper Verhulst in een Amsterdamse platenzaak een album van Selda Bağcan ontdekte en vervolgens in platenzaken in İstanbul oude Turkse platen verzamelde.
Het Anatolische muzikale erfgoed, van Neşet Ertaş tot Selda Bağcan en van Âşık Veysel tot Erkin Koray en Barış Manço, kreeg dankzij de eigentijdse vertolkingen van Altın Gün nieuw leven op de belangrijkste festivals en in de grote concertzalen van de wereld.
Altın Gün geeft morgen zijn laatste concert van dit jaar in Nederland. De groep staat donderdagavond 20 augustus in de Grote Zaal van het wereldberoemde Concertgebouw in Amsterdam.
Geschreven door İlhan KARAÇAY:
Het nieuws uit Türkiye wordt al lange tijd beheerst door ontwikkelingen die een mens moedeloos maken. De chaos binnen de CHP, de problemen op weg naar democratisering en de zware schade die de inflatie in het dagelijks leven van de bevolking aanricht, hebben hoopgevende en vreugdevolle berichten vrijwel onzichtbaar gemaakt. Juist in zo’n periode brengt een succesverhaal, gedragen door Turkse klanken die vanuit Nederland opstijgen, weer een glimlach op ons gezicht.
De muziekgroep Altın Gün verenigt traditionele Turkse volksmuziek met de vrije en experimentele rockopvatting van de jaren zeventig, en daarnaast met funk, disco en elektronische muziek. Zo blijft de groep de liederen die in Anatolië al generaties lang van mond tot mond worden doorgegeven, naar de belangrijkste podia ter wereld brengen.
Met een nieuw concertprogramma dat zich uitstrekt van Europa tot Amerika en van Canada tot Azië, gaat de groep opnieuw op reis. Morgen treedt Altın Gün voor het Nederlandse publiek op in het wereldberoemde Concertgebouw in Amsterdam.
Het internationale succes van Altın Gün begon natuurlijk niet vandaag. Het tweede album Gece, dat in 2019 verscheen, werd bij de Grammy Awards van 2020 genomineerd in de categorie “Best World Music Album”. Die belangrijke nominatie vergrootte de wereldwijde bekendheid van Altın Gün en zette de deuren wagenwijd open voor een reis van Coachella tot Fuji Rock en van de grote Europese festivals tot concertzalen in Amerika en Azië.
Inmiddels vult Altın Gün met Turkstalige liederen de beroemdste concertzalen ter wereld. De groep wordt gevolgd door de internationale muziekwereld en de Nederlandse pers spreekt er met trots over. Nederlandse kranten noemen Altın Gün zonder aarzelen een “Nederlandse band”. Wij horen in het repertoire Neşet Ertaş, Selda Bağcan, Âşık Veysel, Erkin Koray en Barış Manço. Wanneer wij kijken naar Erdinç Ecevit Yıldız en naar Merve Daşdemir, de andere Turkse zangeres in de periode van de Grammy-nominatie, zeggen wij: “Dat zijn onze kinderen.”
Altın Gün is in feite een internationaal gezelschap dat niet binnen de grenzen van één land kan worden opgesloten. De groep ontstond in Amsterdam, werd opgericht door de Nederlandse muzikant Jasper Verhulst en put uit het eeuwenoude culturele erfgoed van Anatolië. Het verhaal van deze bijzondere groep, die zowel Nederland als Türkiye zich wil toe-eigenen, begon met de ontdekking van een album van Selda Bağcan in een Amsterdamse platenzaak.
DE GROEP DIE NEDERLAND ZICH TOE-EIGENT EN WAAROP TÜRKİYE TROTS IS
Het bericht over Altın Gün in een Nederlandse krant leek op het eerste gezicht het succesverhaal van een muziekband te vertellen. Maar tussen de regels stond een veel grotere ontwikkeling. De krant omschreef Altın Gün zonder enige aarzeling als een “Nederlandse band”. De Grammy-nominatie werd als een Nederlands succes beschouwd en het feit dat de groep overal ter wereld volle zalen trekt, als een verrijking van het Nederlandse culturele leven.
Wij bekijken hetzelfde bericht vanuit een ander gezichtspunt. De liederen die de groep uitvoert zijn immers Turks, de klank van de bağlama komt uit Anatolië en het repertoire put uit de Turkse volksmuziek en de rijke traditie van de Anatolische rock uit de jaren zestig en zeventig.
Een van de gezichtsbepalende leden is Erdinç Ecevit Yıldız, de in Arnhem geboren en opgegroeide zanger, bağlama- en toetsenist van Turkse afkomst. Ook Merve Daşdemir, de andere Turkse stem uit de oprichtingsperiode, was acht jaar lang een van de fundamenten onder deze indrukwekkende opmars.
Altın Gün bestaat vanzelfsprekend niet uitsluitend uit Turken. Deze in Amsterdam ontstane muzikale formatie is het resultaat van de gezamenlijke inzet van artiesten met verschillende achtergronden. Juist daardoor krijgt het succes extra betekenis: Nederlandse musici hebben hun hart verpand aan de melodieën van Anatolië.
De artiesten van Turkse afkomst brachten het erfgoed van hun familie en cultuur naar het podium. Zo ontstond een volstrekt nieuwe muziek die grenzen overschrijdt. Terwijl Nederland de groep omarmt, zijn wij trots op het aandeel van de Turkse kinderen en de Turkse cultuur in dit succes.
BESTE LEZERS
Er bestond ooit bij de krant Hürriyet, waar ik werkzaam was, een bijzonder interessante rubriek onder de titel “Het verhaal van een dag”.
In die rubriek werden de serieuze, vermakelijke, komische, emotionele, sociale, culturele, politieke, sportieve en artistieke gebeurtenissen van de dag in korte commentaren aan de lezer voorgelegd. Kortom, alles wat het leven te bieden had, vond er een plaats.
Zonder te overdrijven kan ik zeggen dat ook ik tot de trouwste lezers van die rubriek behoorde.
Voortaan wil ik u halverwege sommige van mijn langere nieuwsartikelen en commentaren de gelegenheid bieden om even op adem te komen. In de rubriek “Het verhaal van de dag”, die ik binnen een speciaal kader zal presenteren, zal ik kort stilstaan bij een opmerkelijke, tot nadenken stemmende en soms ook glimlachwekkende gebeurtenis die mij die dag is opgevallen.
Soms kan het goed zijn om tussen ernstige onderwerpen door even op adem te komen en een gebeurtenis die wij allemaal hebben gezien, maar waaraan wij zonder erbij stil te staan zijn voorbijgegaan, vanuit een ander perspectief te bekijken.
Dit is mijn eerste poging:
ALLES BEGON MET SELDA BAĞCAN IN EEN AMSTERDAMSE PLATENZAAK
De eerste vonk van Jasper Verhulsts belangstelling voor Turkse muziek sloeg niet in Türkiye over, maar bij de beroemde Amsterdamse platenzaak Concerto. Daar zag hij een heruitgave van het debuutalbum van Selda Bağcan. Hij kocht de aanbevolen plaat en de muziek die hij hoorde, opende voor hem de deur naar een volkomen nieuwe wereld.
De krachtige stem van Selda Bağcan en de combinatie van traditionele Turkse volksmuziek met psychedelische rock, funk, analoge synthesizers en fuzzgitaren uit de jaren zeventig maakten diepe indruk op Verhulst. Hij omschreef Selda’s stem als “alsof zij huilt, maar tegelijk buitengewoon krachtig en waardig”. Volgens hem klaagde deze muziek niet, maar zette zij pijn om in kracht.
Na die eerste ontdekking liet de Turkse muziek hem niet meer los. Toen hij als bassist van de Nederlandse muzikant Jacco Gardner in İstanbul kwam, bezocht hij tweedehandsplatenzaken en kocht hij talloze lp’s en singles. Erkin Koray beschouwde hij als “de Jimi Hendrix van Türkiye” en Barış Manço als een van de grootste rockhelden van het land.
Altın Gün ontstond dus niet als een vooraf uitgedacht commercieel project, maar uit de platenliefde van een muzikant en zijn oprechte bewondering voor de muziek van Anatolië. In de woorden van Verhulst speelde zijn “verslaving aan platen” een grote rol bij de oprichting van de groep.
De muziek van Altın Gün werd echter niet uitsluitend door Turkse muziek gevormd. Verhulst liet zich inspireren door een uitgestrekt muzikaal landschap: van Franse en Italiaanse synthpop tot Indonesische en Thaise melodieën en de jazzy, ritmische en opgewekte muziek van Brazilië. De unieke, moeilijk in één hokje te plaatsen klankwereld van de groep ontstond toen al deze bronnen de liederen van Anatolië ontmoetten.
Verhulst sprak geen Turks, maar bouwde met de liederen een band op die de taal oversteeg. Hij wees erop dat Turkse liedteksten bij een woordelijke vertaling soms hun betekenis en poëtische diepte verliezen. Hij luisterde daarom naar de klank, het rijm, het ritme en de golvende beweging van de Turkse woorden. Zijn gevoel vatte hij als volgt samen:
“Ik versta geen Turks, maar ik voel het wel.”
Erdinç Ecevit Yıldız en Merve Daşdemir reageerden op de onlineoproep waarin Verhulst Turkse muzikanten zocht. Zo kwamen de Nederlandse muzikale discipline en het geheugen van Anatolië samen in één repetitieruimte. In de eerste bezettingen werden gitaar, bas, drums, percussie, toetsen en bağlama samengebracht. Oude liederen werden met respect voor het origineel, maar zonder ze te kopiëren, opnieuw gearrangeerd met elementen uit psychedelische rock, funk, disco, synthpop en elektronische muziek.
De eerste single, Goca Dünya/Kırşehir’in Gülleri, verscheen in 2017. In 2018 volgde het debuutalbum On. Vanaf het begin liet Altın Gün zien dat het geen gezelschap was dat alleen nostalgie bedreef. Oude melodieën werden uit de archiefkast gehaald en met de krachtige ritmes van bas en drums opnieuw tot leven gewekt; bağlama en elektrische gitaar spraken in dezelfde muzikale zin.
DE ‘GECE’ DIE NAAR DE GRAMMY LEIDDE
Het grote keerpunt kwam met het tweede album Gece, dat in 2019 verscheen. Het album werd tijdens de 62ste Grammy Awards in 2020 genomineerd in de toenmalige categorie “Best World Music Album”. Volgens de officiële Grammy-registratie heeft Altın Gün tot nu toe één nominatie. De prijs ging naar het album Celia van de Beninse ster Angélique Kidjo. Maar alleen al het feit dat Altın Gün tot de genomineerden voor ’s werelds belangrijkste muziekprijs behoorde, was een historische prestatie.
De groepsleden beseften aanvankelijk niet eens volledig hoe groot die nominatie was. Erdinç Ecevit Yıldız vertelde de Nederlandse pers dat zij het nieuws tijdens een tournee ontvingen. Hij wist op dat moment zelf niet hoe belangrijk de Grammy-organisatie was en begreep de betekenis pas door de opwinding van de andere groepsleden. Hoewel zij voor de ceremonie waren uitgenodigd, besloten zij niet uitsluitend voor de nominatie naar Amerika te vliegen en meteen weer terug te keren.
Het Grammy-beeldje kwam niet naar Amsterdam, maar de nominatie opende voor Altın Gün wel alle deuren. De naam van de groep klonk steeds luider in muziekkringen en het aantal concertaanvragen en festivaluitnodigingen nam toe. Vanaf dat moment bewees Altın Gün geen voorbijgaande curiositeit, maar een blijvende kracht op het wereldmuziekpodium te zijn.
DE DOOR CORONA VERSTOORDE MALIBU-DROOM BRACHT HET ALBUM ‘YOL’ VOORT
2020 had voor Altın Gün een onvergetelijk succesjaar moeten worden. Gece was voor een Grammy genomineerd en uitnodigingen voor grote festivals als Coachella in Amerika en Fuji Rock in Japan waren al binnen.
Het plan was om na het optreden op Coachella in Californië te blijven, een mooi huis in Malibu te huren en aan het derde album te werken. Overdag zouden de bandleden langs de stranden van Los Angeles wandelen en de rest van hun tijd aan nieuwe composities besteden. Maar de coronapandemie gooide niet alleen de wereld, maar ook alle plannen van Altın Gün overhoop.
De groepsleden konden maandenlang niet bij elkaar komen. Die gedwongen scheiding werd echter het begin van een nieuw tijdperk in de muziek van Altın Gün. Thuis experimenteerden de muzikanten met drummachines, samples, synthesizers, computerprogramma’s en elektronische instrumenten.
Het resultaat van die periode was het album Yol, Turks voor “weg” of “pad”, dat in 2021 verscheen. Het album had een veel elektronischer karakter dan de eerdere producties. De liederen van Anatolië ontmoetten ditmaal de synthpop van de jaren tachtig, Braziliaanse ritmes en muzikale invloeden uit verschillende delen van de wereld.
Een belangrijke rol in de klankwereld van het album was weggelegd voor de Omnichord, een klein elektronisch instrument dat in de jaren tachtig in Japan werd ontwikkeld. Met één druk op de knop geeft het een akkoord en wanneer men er met een vinger overheen strijkt, ontstaat een harpachtig, soms naïef en kitscherig geluid. Het instrument inspireerde vooral Merve Daşdemir. De technische beperkingen van de Omnichord openden voor de groep onverwacht een bijzonder creatieve weg.
Onder de inspiratiebronnen van Altın Gün bevond zich ook een verrassende Nederlandse verbinding. Erdinç Ecevit Yıldız wilde het lied Bulunur Mu van Neşet Ertaş uitvoeren. Toen Jasper Verhulst eraan werkte, moest hij denken aan Pa, het nummer uit 1983 van de bekende Nederlandse band Doe Maar.
De drumritmes, koebellen en synthesizerarpeggio’s uit Pa werden vervolgens een inspiratiebron voor het arrangement van Altın Gün. Zo ontmoette het uit Anatolië opstijgende lied van Neşet Ertaş de sporen van Nederlandse popmuziek en moderne elektronische klanken.
Het resultaat werd een van de mooiste voorbeelden van de muzikale visie van Altın Gün: respect voor de bron, zonder het werk simpelweg te herhalen. Het lied werd herboren met klanken uit andere culturen en andere tijden.
VAN COACHELLA TOT FUJI ROCK: DE WERELD DANST OP TURKSTALIGE LIEDEREN
De internationale festivallijst van Altın Gün is inmiddels zo rijk dat zelfs veel popsterren er jaloers op zouden zijn. De groep stond op vooraanstaande festivals als Coachella in de Verenigde Staten, Primavera Sound in Spanje, Fuji Rock in Japan, Lowlands in Nederland en Iceland Airwaves in IJsland. Zij maakten uitverkochte tournees door Noord-Amerika, Europa en het Verenigd Koninkrijk en reisden tot Singapore, Japan en Maleisië.
Het opvallendste aan dit succes is dat duizenden mensen dansen op Turkstalige liederen waarvan zij vaak geen enkel woord verstaan. Altın Gün laat zien dat muziek uit meer dan woorden bestaat. Een frase op de bağlama, de loop van de basgitaar, het ritme van de drums en de buiging van een Anatolische melodie kunnen mensen met verschillende talen gelijktijdig in beweging brengen.
Erdinç Ecevit vertelde over Coachella dat het festival evenzeer om zichtbaarheid en show draait als om muziek. Met de woorden “Iedereen probeert daar zijn eigen film te maken” vatte hij de wedloop om beelden op het gigantische festival samen. Toch trok het optreden van Altın Gün grote belangstelling en leverde het de groep nieuwe contacten op voor haar internationale reis.
HET ZESDE ALBUM ‘GARİP’: EEN WERELDWIJD EERBETOON AAN NEŞET ERTAŞ
Met het zesde studioalbum Garip, dat op 20 februari 2026 verscheen, richtte Altın Gün zich volledig op het werk van Neşet Ertaş. Het album herinterpreteert tien composities van de grote volksdichter in de geheel eigen taal van Altın Gün: Neredesin Sen, Gönül Dağı, Öldürme Beni, Niğde Bağları, Benim Yarim, Suçum Nedir, Gel Yanıma Gel, Zülüf Dökülmüş Yüze, Gel Kaçma Gel en Bir Nazar Eyledim.
Hier is een belangrijke correctie van de datum nodig. Neşet Ertaş overleed niet vorig jaar, maar op 25 september 2012. De formulering in de Nederlandse krant betekent in feite: “de Turkse volkszanger die veertien jaar geleden overleed”. Ertaş, geboren in 1938, was zanger, tekstschrijver en bağlama-virtuoos en behoorde tot de grootste namen die de traditie van de rondtrekkende volksdichters naar de moderne tijd brachten. Hij nam meer dan dertig albums op en liet honderden werken na.
De omschrijving van Erdinç Ecevit, die Ertaş “de bluesartiest van Türkiye” noemt, is bijzonder treffend. Net als in de blues gaat het in de muziek van Ertaş om pijn, heimwee, liefde, eenzaamheid en de confrontatie van de mens met zijn lot. Ecevit vertelt dat zijn grootvader voortdurend naar Neşet Ertaş luisterde, dat hij met deze muziek opgroeide en dat de liederen op bruiloften werden gespeeld. Garip is daardoor meer dan een repertoirekeuze: het is de terugkeer van een muzikant naar zijn familiegeheugen en zijn wortels.
Volgens Erdinç Ecevit waren veel werken van Neşet Ertaş uitsluitend opgebouwd rond stem en bağlama. Die sobere structuur bood Altın Gün een ruime mogelijkheid tot arrangeren. De groep behield de basis van de composities en voegde nieuwe lagen toe met drums, bas, gitaar, toetsen en percussie. Het resultaat is geen traditie die als een museumstuk is bevroren en evenmin een popbewerking die het origineel uit het oog verliest, maar levende muziek waarin verleden en heden met elkaar spreken.
NA HET VERTREK VAN MERVE DAŞDEMİR: EEN NIEUW TIJDPERK ALS VIJFTAL
Merve Daşdemir, vanaf de oprichting een van de twee hoofdstemmen van Altın Gün, verliet de groep in 2024 na een reis van acht jaar en ging verder met haar eigen muziekcarrière. In de huidige vijfkoppige bezetting speelt Jasper Verhulst basgitaar, verzorgt Erdinç Ecevit Yıldız zang, bağlama en toetsen, zit Daniel Smienk achter de drums, speelt Chris Bruining percussie en neemt Thijs Elzinga de gitaren voor zijn rekening.
Met Garip begon deze bezetting aan een nieuw tijdperk voor Altın Gün. Er was nieuwsgierigheid naar de manier waarop de groep zonder vrouwelijke zangeres verder zou gaan. Het nieuwe album plaatste echter de zang en bağlama van Erdinç Ecevit centraal en richtte de koers nog duidelijker op de volksmuziek van Anatolië. Altın Gün maakte van de bezettingswisseling geen teruggang, maar het begin van een nieuwe creatieve periode.
VAN HET CONCERTGEBOUW TOT DE ROYAL ALBERT HALL: TWEE HISTORISCHE AVONDEN
Altın Gün staat donderdagavond 20 augustus 2026 in de Grote Zaal van het wereldberoemde Concertgebouw in Amsterdam. In het officiële programma wordt Altın Gün omschreven als “de grootmeesters van de Turkse psych-groove” en wordt benadrukt dat de muziek van de groep tijd en grenzen overstijgt. Het concert begint om 20.00 uur en duurt zonder pauze tot 21.30 uur.
Slechts acht dagen later, op vrijdag 28 augustus, wacht Altın Gün een nog grotere historische ontmoeting. Voor het eerst treedt de groep in de Londense Royal Albert Hall op, tijdens BBC Proms, een van de meest prestigieuze klassieke muziekevenementen ter wereld. Het negentigkoppige BBC Symphony Orchestra onder leiding van Jules Buckley zet de psychedelische ritmes en Anatolische volksmuziektexturen van Altın Gün om in symfonische kleuren. Bağlama-speelster en zangeres Derya Yıldırım is de speciale gast.
De liederen van Anatolië, die ooit leefden in dorpskamers, op bruiloften, midden op de steppe en op kleine grammofoonplaten, zullen nu onder de koepel van de Royal Albert Hall klinken, samen met een van de meest gerenommeerde orkesten ter wereld. Dat is niet alleen voor Altın Gün, maar ook voor de internationale reis van de Turkse muziekcultuur een symbolische mijlpaal.
IN TÜRKİYE LEEFT HET PUBLIEK OP EEN ANDERE MANIER MEE
Altın Gün krijgt overal ter wereld veel belangstelling, maar volgens de groepsleden heerst bij concerten in Türkiye een andere sfeer. Erdinç Ecevit zegt dat hij een optreden voor vijfduizend mensen in Ankara nooit zal vergeten. Hoewel de onderdelen van het podium met verpakkingstape aan elkaar waren bevestigd, deed de energie op het plein alle technische tekortkomingen vergeten.
Ecevit vertelt dat het Nederlandse publiek ordelijk en probleemloos met de liederen meezingt, terwijl de uitbundigheid in Türkiye vijfmaal zo groot is. Soms vergeet hij daardoor zelf de tekst. Dit beeld onthult de kern van het succes van Altın Gün: in het Westen wordt de groep soms als een exotische ontdekking toegejuicht, terwijl mensen in Türkiye hun eigen herinneringen, jeugd, bruiloften en de liederen die zij van hun familie hoorden in een nieuwe klank terugvinden.
EEN ‘NEDERLANDSE BAND’ OF EEN ‘TURKSE BAND’?
Een antwoord van één woord zou de werkelijke waarde van Altın Gün tekortdoen. Juridisch en wat de plaats van oprichting betreft, is Altın Gün een Nederlandse band. De oprichter is Nederlander en de leden hebben verschillende achtergronden. Maar het repertoire in het hart van de groep is Turks, de taal van de liederen is Turks en de klank van de bağlama komt uit Anatolië. Ook het culturele geheugen dat Erdinç Ecevit Yıldız en Merve Daşdemir meebrachten, is een onmisbaar onderdeel van deze formatie.
Dat Nederland zegt “dit is onze groep” is verheugend. Het laat zien dat het succes van artiesten met een migratieachtergrond niet wordt buitengesloten, maar als een gezamenlijke culturele winst van het land wordt beschouwd. Dat wij trots “Turkse kinderen” zeggen, is even natuurlijk. Deze toe-eigening is geen identiteitsstrijd, maar applaus voor hetzelfde succes vanaf beide oevers.
Misschien ligt juist daarin de grootste verdienste van Altın Gün: de groep toont dat muziek de identiteit niet hoeft te verdelen. Een Nederlandse bassist wordt verliefd op Anatolische rock; muzikanten van Turkse afkomst brengen de melodieën van hun familie naar het podium; artiesten uit verschillende landen vinden elkaar in hetzelfde ritme; in Amerika, Japan, Engeland en alle uithoeken van Europa zingen mensen mee met Turkstalige liederen. Zo wordt de naam Altın Gün werkelijk, zoals de Turkse betekenis luidt, de aankondiging van een nieuwe, stralende dag.
DE ALBUMS VAN ALTIN GÜN
2018 — On 2019 — Gece 2021 — Yol 2021 — Âlem 2023 — Aşk 2026 — Garip
HET BEKENDGEMAAKTE CONCERTPROGRAMMA VAN ALTIN GÜN
Onderstaand programma is samengesteld aan de hand van de evenementen die op 20 augustus 2026 op de officiële concertpagina van de groep stonden vermeld. Omdat programma’s later kunnen veranderen, is het raadzaam vóór ieder concert de mededelingen van de organisatoren te controleren.
NEDERLAND EN HET VERENIGD KONINKRIJK
20 augustus 2026 — Amsterdam, Nederland — Concertgebouw, releasetournee van het album Garip
28 augustus 2026 — Londen, Verenigd Koninkrijk — BBC Proms, Royal Albert Hall; met het BBC Symphony Orchestra
NOORD-AMERIKAANSE TOURNEE
6 september 2026 — Vancouver, Canada — The Pearl
7 september 2026 — Vancouver, Canada — The Pearl
8 september 2026 — Seattle, VS — Showbox SoDo
9 september 2026 — Portland, VS — McMenamins Crystal Ballroom
11 september 2026 — San Francisco, VS — The Regency Ballroom
12 september 2026 — Los Angeles, VS — The Orpheum Theatre
15 september 2026 — Minneapolis, VS — First Avenue
16 september 2026 — Chicago, VS — The Vic Theatre
18 september 2026 — Toronto, Canada — Danforth Music Hall
19 september 2026 — Montréal, Canada — Théâtre Beanfield
22 september 2026 — Boston, VS — Big Night Live
23 september 2026 — Brooklyn/New York, VS — Brooklyn Steel
24 september 2026 — Philadelphia, VS — Union Transfer
25 september 2026 — Washington, VS — Howard Theatre
26 september 2026 — McKees Rocks/Pittsburgh, VS — Roxian Theatre
EUROPESE EN TÜRKİYE-TOURNEE
15 oktober 2026 — Nancy, Frankrijk — Nancy Jazz Pulsations 2026
16 oktober 2026 — Brussel, België — Théâtre National Wallonie-Bruxelles
3 november 2026 — Münster, Duitsland — releasetournee van het album Garip
4 november 2026 — Leipzig, Duitsland — releasetournee van het album Garip
5 november 2026 — Praag, Tsjechië — releasetournee van het album Garip
6 november 2026 — Krakau, Polen — Klub Kwadrat
10 november 2026 — Boekarest, Roemenië — releasetournee van het album Garip
13 november 2026 — İstanbul, Türkiye — Volkswagen Arena
14 november 2026 — Eskişehir, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
15 november 2026 — Çankaya/Ankara, Türkiye — Holly Stone Performance Hall
18 november 2026 — Alanya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Alanya, 19.00 uur
18 november 2026 — Muratpaşa/Antalya, Türkiye — Holly Stone Performance Hall Antalya, 22.00 uur
20 november 2026 — Bayraklı/İzmir, Türkiye — releasetournee van het album Garip
21 november 2026 — Kocaeli, Türkiye — releasetournee van het album Garip
24 november 2026 — Athene, Griekenland — releasetournee van het album Garip
25 november 2026 — Thessaloniki, Griekenland — releasetournee van het album Garip
26 november 2026 — Sofia, Bulgarije — releasetournee van het album Garip
1 december 2026 — Wenen, Oostenrijk — releasetournee van het album Garip
2027
23 april 2027 — Berlijn, Duitsland — Konzerthaus Berlin
OPMERKING: In het officiële programma van de groep staan op 18 november 2026 zowel een concert in Alanya als een concert in Antalya vermeld. Op de ticketpagina’s staat voor Alanya 19.00 uur en voor Antalya 22.00 uur aangegeven. Het is raadzaam dit uitzonderlijke programma op dezelfde dag bij de organisatoren te laten bevestigen.
Bir yanıt yazın