Geri
9 Temmuz 2026 2026

ANKARA’DA ÜÇ HOLLANDALI VARDI… AMA HİÇBİRİ SIRADAN DEĞİLDİ

Rutte zirvenin patronu, Jetten ülkesinin lideri, Yeşilgöz ise doğduğu şehre Savunma Bakanı olarak döndü

Herkes NATO’nun kararlarını konuştu, ben ise Ankara’daki üç Hollandalının üstlendiği rollere odaklandım.

Rutte zirveyi yönetti, Jetten ülkesini temsil etti, Yeşilgöz ise doğduğu şehre bu kez Hollanda Savunma Bakanı olarak döndü.

İşte televizyon ekranlarında göremediğiniz, Hollanda açısından dikkat çekici ayrıntılar…

Yaklaşık altmış yıldır izlediğim Hollanda siyasetinde, ilk kez böyle bir tabloya tanıklık ettim.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Değerli Okurlarım,

Biliyorsunuz, Hollanda’da yaşadığım için, Hollanda’yı ve Hollanda Türklerini doğrudan ilgilendirmeyen uluslararası siyasi gelişmelere pek girmem. Gazetecilik anlayışım, yaşadığım ülke ile Türkiye arasındaki gelişmeleri ön planda tutmaktır.

Aslında Ankara’da yapılan NATO Zirvesi hakkında da yazmayı düşünmüyordum. Ancak zirvenin sadece Türkiye açısından değil, Hollanda açısından da son derece dikkat çekici yönleri olduğunu görünce, dün bu konuya değinme ihtiyacı hissettim.

Bugün de aynı konuyu sürdürmeyi uygun gördüm.
Çünkü bu zirveyi diğer NATO zirvelerinden ayıran sadece alınan kararlar değildi. Benim dikkatimi çeken asıl nokta, Hollanda’nın Ankara’da üç farklı kimlikle temsil edilmesiydi.

Waarom het tussen Jetten, Yeşilgöz en Berendsen snel kan gaan knetteren - EW

Bir tarafta NATO Genel Sekreteri olarak ittifakın en üst düzey yöneticisi Mark Rutte…
Bir tarafta Hollanda’nın yeni Başbakanı Rob Jetten…
Diğer tarafta ise Ankara doğumlu Hollanda Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz…

Aynı zirvede, aynı ülkeyi temsil eden bu üç isim, birbirinden tamamen farklı ama birbiriyle bağlantılı görevler üstlenmişti. Bana göre bu, sıradan bir diplomatik tesadüf değil, Hollanda’nın uluslararası siyasette ulaştığı yeni konumun açık bir göstergesiydi.

Televizyon ekranlarında liderlerin tokalaşmalarını izlediniz.
Toplu aile fotoğrafını gördünüz.
Verilen mesajları okudunuz.
Ama Ankara’da yaşananların önemli bir bölümü, televizyon kameralarının gösterdiğinden çok daha fazlasını içeriyordu.

Ben de bugün sizlere işte o perde arkasını anlatmaya çalışacağım.
Çünkü bu zirve, sadece NATO’nun geleceğinin konuşulduğu bir toplantı değildi.
Aynı zamanda Hollanda’nın uluslararası konumunun son yıllarda nasıl değiştiğini gösteren önemli bir tabloydu.

Henüz bir yıl önce NATO Zirvesi’ne Lahey ev sahipliği yapıyordu.
Bugün ise aynı Hollanda, Ankara’da üç farklı kimlikle sahnedeydi.
Birisi NATO’nun genel sekreteri…
Birisi Hollanda’nın başbakanı…
Birisi de doğduğu şehre Hollanda Savunma Bakanı olarak dönen Dilan Yeşilgöz’dü.
İşte ben de bu üç ismin Ankara’daki faaliyetlerini, verdikleri mesajları ve bunun Hollanda-Türkiye ilişkileri açısından ne ifade ettiğini birlikte değerlendirmek istiyorum.

ANKARA’DA EV SAHİBİ ERDOĞAN’DI, AMA ZİRVENİN PATRONU RUTTE’YDİ

Rutte heeft belangrijke steun van Turkije om nieuwe NAVO-leider te worden | Buitenland | NU.nl

Ankara’daki NATO Zirvesi’nde bütün gözler doğal olarak ev sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerindeydi.
Ancak perde arkasında bir isim daha vardı ki, zirvenin hazırlanmasından liderler arasındaki temaslara kadar hemen her aşamada önemli rol oynuyordu.
O isim, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ydi.

Biz Hollanda’da yaşayanlar için Mark Rutte, uzun yıllar ülkeyi yöneten başbakandı.
Ben de onu yaklaşık yirmi yıl boyunca yakından izledim.
Seçim meydanlarında…
Koalisyon pazarlıklarında…
Hükümet krizlerinde…
Avrupa Birliği zirvelerinde…
Türkiye ile ilişkilerin inişli çıkışlı dönemlerinde…
Her defasında farklı bir Mark Rutte gördüm.

Ama Ankara’da karşımdaki Rutte artık bambaşka bir kimlik taşıyordu.
Bu kez sadece Hollanda’nın eski başbakanı değil, dünyanın en güçlü askerî ittifakının genel sekreteriydi.
Üstelik bu görev, başbakanlıktan çok daha ağır bir diplomatik sorumluluk gerektiriyor.
Çünkü artık tek bir ülkenin değil, otuz iki müttefik ülkenin ortak sesini temsil ediyor.
İşte bunun için Ankara’da yaptığı her görüşme, verdiği her mesaj ve kurduğu her diplomatik temas yalnızca Hollanda adına değil, bütün NATO adına değerlendirildi.

Zirve öncesinde yaptığı açıklamalarda Rutte’nin üzerinde özellikle durduğu konu, Avrupa’nın savunma kapasitesinin hızla artırılması oldu.
Artık sadece savunma bütçelerini yükseltmenin yeterli olmadığını söyledi.
Asıl önemli olanın, ayrılan paranın fabrikalara, üretim hatlarına, mühimmat depolarına ve modern savunma sistemlerine dönüşmesi gerektiğini vurguladı.

Bu yaklaşım, aslında NATO’nun son yıllarda benimsediği yeni anlayışın da özeti niteliğinde.
Eskiden ülkeler, “Savunmaya millî gelirimizin yüzde kaçını ayırıyoruz?” sorusuna cevap veriyordu.
Bugün ise asıl soru değişti: “Bu parayla ne üretiyoruz?”, “Orduların ihtiyaç duyduğu mühimmat ne kadar sürede teslim edilebiliyor?”, “Yeni tehditlere karşı teknoloji yeterince hızlı geliştirilebiliyor mu?”
İşte Ankara Zirvesi’nde bu soruların cevabı arandı.

Mark Rutte’nin bir başka önemli görevi de, zaman zaman farklı görüşlere sahip NATO ülkeleri arasında ortak zemini korumaktı.
Bunu yaparken de uzun yıllar Hollanda siyasetinde edindiği uzlaşmacı tecrübeyi kullandığı dikkatlerden kaçmadı.

Rutte’nin en güçlü özelliklerinden biri, farklı görüşteki tarafları aynı masada tutabilmesidir.
Hollanda’da kurduğu dört ayrı koalisyon hükümeti de bunun en açık örneklerinden biridir.
Belki herkesle aynı fikirde değildi.
Belki herkes onu sevmiyordu.
Ama kriz anlarında masayı dağıtmamayı çoğu zaman başardı.
Bugün aynı özelliğini NATO Genel Sekreteri olarak uluslararası platforma taşıdığı görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkisi de yeni başlamış değil.
Yaklaşık on beş yılı aşkın bir süredir çeşitli NATO toplantılarında, Avrupa Birliği zirvelerinde ve ikili temaslarda defalarca bir araya geldiler.
Bazen göç konusu masadaydı…
Bazen terörle mücadele…
Bazen Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri…
Bazen de Ukrayna savaşı ve NATO’nun genişlemesi…

Her görüşmede aynı fikirde olduklarını söylemek mümkün değil.
Ancak her defasında diplomasi kapısını açık tutmayı başardılar.
Ankara’daki zirvede de bu tecrübenin izleri görüldü.
Bir tarafta ev sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan…
Diğer tarafta ise zirvenin koordinasyonundan sorumlu NATO Genel Sekreteri Mark Rutte…

İkisi de farklı sorumluluklar taşıyordu.
Erdoğan, ev sahibi ülkenin lideriydi.
Rutte ise otuz iki müttefikin ortak iradesini temsil eden isimdi.
Bu nedenle Ankara’da çekilen hemen her fotoğraf karesinde Rutte’nin bulunması tesadüf değildi.
Liderleri karşılayan…
Toplantılara başkanlık eden…
Ortak bildirinin hazırlanmasında koordinasyonu sağlayan…
Basın toplantılarında NATO’nun ortak mesajını veren kişi oydu.

Yaklaşık altmış yıldır Hollanda’yı izleyen bir gazeteci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Mark Rutte’nin kariyerinde pek çok önemli dönüm noktası gördüm.
Ancak Ankara’da tanık olduğumuz tablo, onun siyasi hayatındaki en önemli aşamalardan biriydi.
Çünkü artık yalnızca Hollanda’nın değil, bütün NATO’nun sözcüsü konumundaydı.
Bu da Hollanda’nın uluslararası ağırlığının ulaştığı noktayı göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.

HOLLANDA’NIN YENİ BAŞBAKANI JETTEN, ANKARA’DA İLK BÜYÜK SINAVINI VERDİ

Live: oorlog in Oekraïne – laatste nieuws en updates | De Limburger

Ankara’daki NATO Zirvesi, sadece ittifak açısından değil, Hollanda Başbakanı Rob Jetten açısından da büyük önem taşıyordu. Çünkü Jetten, başbakan olarak ilk kez dünyanın yakından takip ettiği böylesine önemli uluslararası bir zirvede ülkesini temsil ediyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Rob Jetten uluslararası kamuoyunda henüz Mark Rutte kadar tanınan bir isim değil. Bu da son derece doğal. Çünkü Mark Rutte yaklaşık on dört yıl boyunca Hollanda siyasetinin en tanınan yüzü oldu. Şimdi ise dünya, Hollanda’nın yeni başbakanını tanımaya çalışıyor. Ankara’daki NATO Zirvesi de bunun için önemli bir fırsat sundu.

Jetten’in zirve boyunca sergilediği tutum, yalnızca Türkiye’de değil, bütün NATO ülkelerinin başkentlerinde dikkatle izlendi. Onun görevi sadece Hollanda’yı temsil etmek değildi. Aynı zamanda yeni Hollanda hükümetinin NATO ve Avrupa güvenliği konusundaki yaklaşımını müttefik ülkelere anlatıyordu. İlk büyük uluslararası zirvesinde sergilediği sakin, uzlaşmacı ve birleştirici tavır, Hollanda’nın dış politikada izlediği çizginin devam edeceği mesajını verdi.

DOĞDUĞU ŞEHRE, BU KEZ SAVUNMA BAKANI OLARAK DÖNDÜ

In Ankara geboren minister Dilan Yeşilgöz keert terug naar haar geboortestad voor NAVO-top - Turkinfo

Dilan Yeşilgöz’ün Ankara’daki varlığı, sadece doğduğu şehre yaptığı sembolik bir ziyaret olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü o, bu zirveye Hollanda’nın en önemli bakanlıklarından birinin başında katıldı.

Avrupa’nın güvenlik anlayışı köklü biçimde değişirken, savunma bütçeleri hızla artarken ve NATO üretim kapasitesini büyütmeye çalışırken, Hollanda da bu yeni dönemde öncü ülkeler arasında yer almak istiyor. Dilan Yeşilgöz de bu yeni politikanın uygulanmasından sorumlu isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Ankara’da yaptığı açıklamalarda da Hollanda’nın önümüzdeki yıllarda izleyeceği yolu ortaya koydu. Ülkesinin savunma sanayiine milyarlarca avro yatırım yapacağını açıkladı. Bu yatırımların yalnızca Hollanda’nın güvenliği için değil, aynı zamanda NATO’nun ortak savunma gücünü artırmak için de büyük önem taşıdığını vurguladı.

Benim dikkatimi çeken bir başka nokta daha vardı. Uzun yıllar boyunca Hollanda denildiğinde akla ticaret, Rotterdam Limanı, tarım, çiçekçilik ve su yönetimi gelirdi. Bugün ise bunların yanına yeni bir kavram daha ekleniyor:

Savunma sanayii.

Bu değişim tesadüf değil. Rusya-Ukrayna savaşından sonra Avrupa’nın güvenlik anlayışı köklü biçimde değişti. Artık ülkeler sadece güçlü ordular kurmayı değil, aynı zamanda ihtiyaç duydukları silahları, mühimmatı ve ileri teknolojiyi kendi imkânlarıyla üretebilmeyi de stratejik bir hedef olarak görüyor. Hollanda da bu dönüşümün dışında kalmak istemiyor. Ankara’da açıklanan milyarlarca avroluk yatırımlar bunun en açık göstergelerinden biri oldu.

BENİ EN ÇOK DÜŞÜNDÜREN FOTOĞRAF

Ancak bütün bunların ötesinde, benim zihnimde başka bir görüntü kaldı.
Devlet protokolü içinde aynı salonda bulunan insanlar…
Cumhurbaşkanı Erdoğan…
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte…
Başbakan Rob Jetten…
Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz…

Hepsi kendi ülkeleri ve kurumları adına görev yapıyordu.
İnsan ister istemez düşünüyor…
Yaklaşık altmış yıl önce Hollanda’ya çalışmak için gelen ilk Türklerin arasında acaba, bir gün Ankara doğumlu bir göçmen çocuğunun Hollanda Savunma Bakanı olarak yine Ankara’da uluslararası bir zirveye katılacağını hayal eden olmuş mudur?
Ama bu gerçekleşti. 🪖 Dilan Yeşilgöz wordt in het nieuwe kabinet-Jetten de minister van Defensie⁠ ⁠ 🏛️ Yeşilgöz is de opvolger van Ruben Brekelmans, die fractievoorzitter wordt binnen de VVD. Yeşilgöz liet lang in het
Zira, kendisini hiç bir zaman Türk olarak görmediğini ve hissetmediğini belirten Dilan Yeşilgöz, 1977 yılında Ankara’da doğmuştu. Babası, 1980 askeri darbesinin ardından siyasi nedenlerle Hollanda’ya sığındı. Dilan Yeşilgöz ise 1984 yılında, henüz 7 yaşındayken, annesi ve kız kardeşiyle birlikte Bodrum’dan tekneyle Yunanistan’ın Kos Adası’na geçti. Aile daha sonra Hollanda’ya iltica etti.

Dilan Yeşilgöz, siyasete yerel yönetimlerde başladı. Daha sonra milletvekili seçildi, Adalet ve Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı. 2023 yılında Mark Rutte’den VVD parti liderliğini devraldı. Bugün ise Hollanda’nın Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Çocuk yaşta ayrıldığı Ankara’ya bu kez NATO Zirvesi için, Hollanda’yı temsil eden Savunma Bakanı olarak dönmesi, zirvenin en dikkat çeken sembolik ayrıntılarından biri oldu.

Hayat bazen siyasetin önüne geçiyor.
Ve bazen tek bir fotoğraf karesi, uzun yılların hikâyesini anlatmaya yetiyor.

SONUÇ

Ankara’daki NATO Zirvesi sona erdi.
Elbette bu zirve; alınan kararlar, savunma harcamaları ve uluslararası gelişmeler açısından uzun süre tartışılacak.
Ben ise bu defa farklı bir pencere açmaya çalıştım.
Çünkü Ankara’da sadece NATO’nun geleceği konuşulmadı.
Aynı zamanda Hollanda’nın dünyadaki değişen konumu da açıkça görüldü.

Bir tarafta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte…
Bir tarafta Hollanda’nın yeni Başbakanı Rob Jetten…
Diğer tarafta Ankara doğumlu Hollanda Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz…
Bu üç isim, bana göre sadece üç siyasetçiyi değil, Hollanda’nın uluslararası alandaki yeni ağırlığını da temsil ediyordu.

Warm welkom geheten in Ankara, waar ik samen met @ministerBZ Berendsen en @DefensieMin Yeşilgöz-Zegerius deelneem aan de NAVO-top. Vorig jaar is in Den Haag afgesproken dat we als Europa meer verantwoordelijkheid nemen

Yaklaşık altmış yıldır Hollanda’yı izleyen bir gazeteci olarak nice başbakanlar gördüm…
Nice kabineler gördüm…
Nice NATO zirveleri takip ettim…
Ama ilk kez aynı zirvede, Hollanda’yı üç farklı düzeyde temsil eden böyle bir tabloya tanıklık ettim.
Bazen de herkesin baktığı yerde, kimsenin fark etmediği ayrıntıyı yakalayabilmektir.
Ben bu yazıda ikinci yolu seçmeye çalıştım.
Belki siz de bu yazıyı okuduktan sonra Ankara’daki NATO Zirvesi’ne bir kez daha, ama bu kez Hollanda penceresinden bakarsınız.

Gazetecilik bazen haber yazmaktır.
Bazen de herkesin gördüğü fotoğrafın içindeki görünmeyen hikâyeyi anlatmaktır.

                                                     *******************

DRIE NEDERLANDERS IN ANKARA… MAAR GEEN VAN HEN WAS GEWOON

Rutte leidde de top, Jetten vertegenwoordigde Nederland en Yeşilgöz keerde als minister van Defensie terug naar haar geboortestad

Iedereen sprak over de besluiten van de NAVO-top, maar ik richtte mijn aandacht op de drie Nederlanders die in Ankara ieder een eigen rol vervulden.

Rutte leidde de top, Jetten vertegenwoordigde Nederland en Yeşilgöz keerde als Nederlands minister van Defensie terug naar de stad waar zij werd geboren.

Dit zijn de opmerkelijke Nederlandse aspecten die op televisie nauwelijks aandacht kregen.

In bijna zestig jaar waarin ik de Nederlandse politiek volg, heb ik een dergelijk beeld niet eerder meegemaakt.

Beste lezers,

U weet dat ik, omdat ik in Nederland woon, mij zelden bezighoud met internationale politieke ontwikkelingen die Nederland en de Nederlandse Turken niet rechtstreeks raken. Mijn journalistieke uitgangspunt is altijd geweest om de ontwikkelingen tussen Nederland en Turkije centraal te stellen.

Eigenlijk was ik niet van plan om over de NAVO-top in Ankara te schrijven. Maar toen ik zag dat deze top niet alleen voor Turkije, maar ook voor Nederland bijzonder interessante aspecten had, besloot ik er gisteren toch aandacht aan te besteden. Vandaag wil ik dit onderwerp voortzetten, omdat juist deze top mij aanleiding gaf om ook vanuit Nederlands perspectief naar de gebeurtenissen te kijken.

Wat deze NAVO-top onderscheidde van eerdere toppen, waren niet alleen de genomen besluiten. Wat mij vooral opviel, was dat Nederland in Ankara op drie verschillende niveaus vertegenwoordigd was.

Waarom het tussen Jetten, Yeşilgöz en Berendsen snel kan gaan knetteren - EW

Aan de ene kant stond NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte, de hoogste bestuurder van het bondgenootschap. Aan de andere kant de nieuwe Nederlandse minister-president Rob Jetten. En daarnaast Dilan Yeşilgöz, geboren in Ankara, die als Nederlands minister van Defensie terugkeerde naar haar geboortestad.

Deze drie personen vertegenwoordigden tijdens dezelfde top hetzelfde land, maar ieder vanuit een andere verantwoordelijkheid. Naar mijn mening was dat geen toevallig diplomatiek detail, maar een duidelijke illustratie van de internationale positie die Nederland de afgelopen jaren heeft bereikt.

U hebt op televisie de handdrukken van de wereldleiders gezien. U hebt de groepsfoto bekeken en de officiële verklaringen gehoord. Maar een belangrijk deel van wat zich in Ankara afspeelde, bleef buiten beeld. Juist over dat deel wil ik u vandaag vertellen.

Deze top ging namelijk niet alleen over de toekomst van de NAVO. Hij liet ook zien hoe de internationale positie van Nederland zich de afgelopen jaren heeft ontwikkeld. Nog maar een jaar geleden was Den Haag gastheer van de NAVO-top; nu stond hetzelfde Nederland in Ankara op drie verschillende niveaus op het wereldtoneel. De één was secretaris-generaal van de NAVO, de ander minister-president van Nederland en de derde was Dilan Yeşilgöz, die als Nederlands minister van Defensie terugkeerde naar de stad waar zij werd geboren.

In dit artikel wil ik samen met u kijken naar de rol die deze drie Nederlanders in Ankara hebben gespeeld, welke boodschappen zij hebben uitgedragen en wat dit betekent voor de betrekkingen tussen Nederland en Turkije.

ERDOĞAN WAS DE GASTHEER, MAAR RUTTE LEIDDE DE TOP

Rutte heeft belangrijke steun van Turkije om nieuwe NAVO-leider te worden | Buitenland | NU.nl

Tijdens de NAVO-top in Ankara waren vanzelfsprekend alle ogen gericht op gastheer president Recep Tayyip Erdoğan. Achter de schermen was er echter nog een andere hoofdrolspeler, die vanaf de voorbereiding van de top tot aan de contacten tussen de wereldleiders op vrijwel ieder moment een belangrijke rol vervulde. Dat was NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte.

Voor ons die in Nederland wonen, is Mark Rutte de man die jarenlang het land als minister-president heeft geleid. Ook ik heb hem bijna twintig jaar van dichtbij gevolgd: tijdens verkiezingscampagnes, coalitieonderhandelingen, regeringscrises, Europese toppen en in de soms moeizame, soms goede betrekkingen tussen Nederland en Turkije. Iedere keer zag ik weer een andere Mark Rutte. Maar in Ankara stond er een heel andere Rutte voor mij.

Hij was niet langer alleen de voormalige minister-president van Nederland, maar de secretaris-generaal van het machtigste militaire bondgenootschap ter wereld. Die functie brengt een veel zwaardere diplomatieke verantwoordelijkheid met zich mee. Hij vertegenwoordigt immers niet langer één land, maar de gezamenlijke stem van tweeëndertig bondgenoten. Daarom werden zijn gesprekken, zijn verklaringen en zijn diplomatieke contacten in Ankara niet alleen beoordeeld namens Nederland, maar namens de gehele NAVO.

In de aanloop naar de top benadrukte Rutte vooral dat Europa zijn defensiecapaciteit snel moet versterken. Volgens hem is het niet langer voldoende om alleen de defensiebegrotingen te verhogen. Het belangrijkste is dat het beschikbare geld daadwerkelijk wordt omgezet in fabrieken, productielijnen, munitievoorraden en moderne defensiesystemen. Daarmee verwoordde hij in feite de nieuwe koers die de NAVO de afgelopen jaren is gaan volgen.

Vroeger draaide de discussie vooral om de vraag welk percentage van het nationale inkomen aan defensie werd besteed. Vandaag luidt de vraag anders: wat produceren we met dat geld, hoe snel kan de benodigde munitie worden geleverd en kunnen nieuwe technologieën snel genoeg worden ontwikkeld om nieuwe dreigingen het hoofd te bieden? Juist op die vragen zocht de NAVO tijdens de top in Ankara een antwoord.

Een andere belangrijke taak van Rutte was het bewaren van de eenheid tussen NAVO-landen die niet altijd dezelfde standpunten innemen. Daarbij kwam zijn jarenlange ervaring in de Nederlandse coalitiepolitiek duidelijk van pas. Een van zijn grootste kwaliteiten is dat hij partijen met uiteenlopende belangen aan dezelfde tafel weet te houden. De vier coalitiekabinetten die hij in Nederland vormde, zijn daarvan het beste bewijs.

Niet iedereen was het altijd met hem eens. Niet iedereen bewonderde hem. Maar op moeilijke momenten slaagde hij er meestal in het overleg gaande te houden. Diezelfde eigenschap zien we nu terug in zijn rol als secretaris-generaal van de NAVO.

Ook de relatie tussen president Erdoğan en Mark Rutte is niet nieuw. Al meer dan vijftien jaar ontmoeten zij elkaar regelmatig tijdens NAVO-bijeenkomsten, Europese toppen en bilaterale gesprekken. Soms ging het over migratie, soms over terrorismebestrijding, soms over de betrekkingen tussen Turkije en de Europese Unie en later ook over de oorlog in Oekraïne en de uitbreiding van de NAVO. Dat zij altijd dezelfde opvattingen hadden, kan niemand beweren. Maar zij hebben er wel telkens in weten te slagen de diplomatieke lijnen open te houden.

Ook tijdens de top in Ankara was die wederzijdse ervaring duidelijk zichtbaar. Aan de ene kant stond gastheer president Erdoğan, aan de andere kant NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte, verantwoordelijk voor de coördinatie van de top. Erdoğan vertegenwoordigde het gastland; Rutte vertegenwoordigde de gezamenlijke wil van tweeëndertig bondgenoten. Daarom was het geen toeval dat Rutte op vrijwel iedere belangrijke foto van de top te zien was: hij ontving de regeringsleiders, zat de vergaderingen voor, coördineerde de gezamenlijke slotverklaring en bracht namens de NAVO de gezamenlijke boodschap naar buiten.

Na bijna zestig jaar waarin ik de Nederlandse politiek heb gevolgd, kan ik zonder aarzeling zeggen dat ik Mark Rutte op vele belangrijke momenten in zijn politieke loopbaan heb meegemaakt. Maar wat ik in Ankara zag, behoort zonder twijfel tot de meest betekenisvolle fases van zijn carrière. Hij sprak daar niet langer uitsluitend namens Nederland, maar namens de volledige NAVO. Juist dat laat zien welke internationale positie Nederland inmiddels heeft bereikt.

DE NIEUWE NEDERLANDSE MINISTER-PRESIDENT JETTEN STOND IN ANKARA VOOR ZIJN EERSTE GROTE TEST

Live: oorlog in Oekraïne – laatste nieuws en updates | De Limburger

De NAVO-top in Ankara was niet alleen belangrijk voor het bondgenootschap, maar ook voor de Nederlandse minister-president Rob Jetten. Voor het eerst vertegenwoordigde hij Nederland als regeringsleider op een internationale top die wereldwijd met grote belangstelling werd gevolgd.

Eerlijk gezegd is Rob Jetten internationaal nog niet zo bekend als Mark Rutte. Dat is heel begrijpelijk. Mark Rutte was bijna veertien jaar lang het politieke gezicht van Nederland. Nu probeert de wereld kennis te maken met de nieuwe minister-president. De NAVO-top in Ankara bood daarvoor een belangrijke gelegenheid.

De manier waarop Jetten zich tijdens deze top presenteerde, werd niet alleen in Turkije, maar ook in de hoofdsteden van alle NAVO-landen aandachtig gevolgd. Zijn taak was niet alleen Nederland te vertegenwoordigen. Tegelijkertijd maakte hij de bondgenoten duidelijk welke koers de nieuwe Nederlandse regering wil volgen op het gebied van de NAVO en de Europese veiligheid. Met zijn rustige en verbindende optreden gaf hij tijdens zijn eerste grote internationale top het signaal af dat Nederland zijn vertrouwde buitenlandse koers zal voortzetten.

TERUG IN HAAR GEBOORTESTAD, NU ALS MINISTER VAN DEFENSIE

In Ankara geboren minister Dilan Yeşilgöz keert terug naar haar geboortestad voor NAVO-top - Turkinfo

De aanwezigheid van Dilan Yeşilgöz in Ankara mag niet alleen worden gezien als een symbolische terugkeer naar de stad waar zij werd geboren. Zij nam immers deel aan deze top als minister van een van de belangrijkste ministeries van Nederland.

Terwijl Europa zijn veiligheidsbeleid ingrijpend verandert, de defensiebegrotingen snel stijgen en de NAVO haar productiecapaciteit wil uitbreiden, wil ook Nederland tot de landen behoren die in deze nieuwe ontwikkeling het voortouw nemen. Dilan Yeşilgöz behoort tot de bewindslieden die verantwoordelijk zijn voor de uitvoering van dat beleid.

Ook in Ankara maakte zij duidelijk welke richting Nederland de komende jaren wil inslaan. Zij kondigde aan dat Nederland de komende jaren miljarden euro’s zal investeren in de defensie-industrie. Volgens haar zijn die investeringen niet alleen van belang voor de veiligheid van Nederland, maar leveren zij ook een belangrijke bijdrage aan de gezamenlijke verdedigingskracht van de NAVO.

Nog iets anders trok mijn aandacht. Jarenlang werd Nederland vooral geassocieerd met handel, de Rotterdamse haven, landbouw, de bloemenexport en watermanagement. Tegenwoordig komt daar een nieuw begrip bij: de defensie-industrie.

Dat is geen toeval. Sinds de oorlog tussen Rusland en Oekraïne is het veiligheidsdenken in Europa ingrijpend veranderd. Landen willen niet alleen beschikken over sterke krijgsmachten, maar ook zelf in staat zijn de benodigde wapens, munitie en technologie te ontwikkelen en te produceren. Nederland wil bij die ontwikkeling niet achterblijven. De miljardeninvesteringen die tijdens de top in Ankara werden aangekondigd, vormen daarvan een duidelijk bewijs.

DE FOTO DIE MIJ HET MEEST AAN HET DENKEN ZETTE

Toch bleef er, ondanks alle besluiten en verklaringen, één beeld in mijn gedachten hangen. In dezelfde zaal bevonden zich president Recep Tayyip Erdoğan, NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte, minister-president Rob Jetten en minister van Defensie Dilan Yeşilgöz. Ieder van hen vervulde zijn of haar eigen verantwoordelijkheid namens het land of de organisatie die werd vertegenwoordigd.

Onwillekeurig ga je dan nadenken. Zou één van de eerste Turkse gastarbeiders, die bijna zestig jaar geleden naar Nederland kwam om te werken, ooit hebben kunnen vermoeden dat een in Ankara geboren migrantenkind op een dag als Nederlands minister van Defensie zou terugkeren naar dezelfde stad om deel te nemen aan een internationale NAVO-top?

🪖 Dilan Yeşilgöz wordt in het nieuwe kabinet-Jetten de minister van Defensie⁠ ⁠ 🏛️ Yeşilgöz is de opvolger van Ruben Brekelmans, die fractievoorzitter wordt binnen de VVD. Yeşilgöz liet lang in het

Toch gebeurde het. Dilan Yeşilgöz heeft meerdere keren verklaard dat zij zichzelf nooit als Turks heeft beschouwd en zich ook nooit zo heeft gevoeld. Zij werd in 1977 in Ankara geboren. Na de militaire staatsgreep van 1980 vroeg haar vader om politieke redenen asiel aan in Nederland. In 1984 verliet Dilan Yeşilgöz, toen pas zeven jaar oud, samen met haar moeder en haar zus Turkije. Via Bodrum staken zij per boot over naar het Griekse eiland Kos, waarna het gezin asiel kreeg in Nederland.

Yeşilgöz begon haar politieke loopbaan in de lokale politiek. Daarna werd zij lid van de Tweede Kamer en vervolgens minister van Justitie en Veiligheid. In 2023 nam zij het leiderschap van de VVD over van Mark Rutte. Tegenwoordig is zij vicepremier en minister van Defensie van Nederland. Dat zij na zoveel jaren als Nederlands minister van Defensie terugkeerde naar de stad waar zij als kind vertrok, was zonder twijfel één van de meest opvallende symbolische momenten van deze NAVO-top.

Soms is het leven sterker dan de politiek. En soms vertelt één enkele foto het verhaal van tientallen jaren.

TOT SLOT

De NAVO-top in Ankara is voorbij. Ongetwijfeld zullen de genomen besluiten, de defensie-uitgaven en de internationale ontwikkelingen nog lange tijd onderwerp van discussie blijven. Zelf heb ik er deze keer bewust voor gekozen om vanuit een andere invalshoek naar deze top te kijken.

Want in Ankara ging het niet alleen over de toekomst van de NAVO. Even duidelijk werd zichtbaar hoe de internationale positie van Nederland de afgelopen jaren is veranderd. Aan de ene kant stond NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte, aan de andere kant minister-president Rob Jetten en daarnaast Dilan Yeşilgöz, geboren in Ankara en teruggekeerd als Nederlands minister van Defensie. Voor mij vertegenwoordigden deze drie personen niet alleen drie politieke functies, maar ook het groeiende internationale gewicht van Nederland. Warm welkom geheten in Ankara, waar ik samen met @ministerBZ Berendsen en @DefensieMin Yeşilgöz-Zegerius deelneem aan de NAVO-top. Vorig jaar is in Den Haag afgesproken dat we als Europa meer verantwoordelijkheid nemen

In bijna zestig jaar waarin ik de Nederlandse politiek volg, heb ik vele minister-presidenten zien komen en gaan. Ik heb talloze kabinetten meegemaakt en veel NAVO-toppen gevolgd. Maar nooit eerder zag ik Nederland tijdens één en dezelfde top op drie verschillende niveaus vertegenwoordigd.

Met dit artikel heb ik geprobeerd niet alleen te beschrijven wat iedereen heeft gezien, maar juist aandacht te besteden aan wat gemakkelijk aan de aandacht ontsnapt. Misschien kijkt u, na het lezen van deze bijdrage, ook nog eens terug op de NAVO-top in Ankara, maar dit keer vanuit Nederlands perspectief.

Journalistiek is soms nieuws brengen. Maar soms is journalistiek ook het zichtbaar maken van het verhaal dat schuilgaat achter de foto die iedereen heeft gezien.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir