HOLLANDA’YI MUHTEŞEM BİR ŞEKİLDE TANITAN KİTAP

HOLLANDA’YI MUHTEŞEM BİR ŞEKİLDE TANITAN KİTAP

Tarihçi yazar Ekrem Hayri Peker, “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da bir Cevelan” kitabını yazdı.

Hollanda’ya gelemeyenler, bu kitabı okudukları zaman, kendilerini Hollanda’da hissedecekler ve her şeyi öğrenecekler.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Hayatımın yarım asrından fazlası bu alçak (Nederland) topraklarda geçti.
Kanallarında yürüdüm, meydanlarında durdum, insanını tanıdım, göçmenliğin ne demek olduğunu burada öğrendim. Bu ülkeyi kimi zaman sevdim, kimi zaman eleştirdim ama her zaman anlamaya çalıştım. Çünkü Hollanda, yalnızca bir coğrafya değil, bir sistemdir, bir akıldır, bir hayat biçimidir.

Bazı kitaplar vardır, yalnızca bir ülkeyi anlatmaz. Okuru, o ülkenin sokaklarında gezdirir, meydanlarında durdurur, müzelerinde düşündürür, insanına yaklaştırır.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, poster, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İşte bu yüzden Ekrem Hayri Peker’in “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan” adlı kitabını elime aldığımda, sıradan bir gezi kitabı okumadığımı daha ilk sayfalarda hissettim.

Bu eser, turist gözüyle yazılmış bir “gittim, gördüm” metni değildir.
İçinde bir babanın oğluna doğru yaptığı yolculuk vardır. Bir mühendisin titizliği, bir tarih okurunun merakı ve bir yazarın samimiyeti vardır. Daha da önemlisi, gördüğünü yalnızca anlatan değil, anlamaya çalışan bir bakış vardır.

“Belgesel Tarih” web sayfasının yöneticisi olan ve uzun yıllardır yazılarımı yayımlayan değerli dostum Ekrem Hayri Peker, bu kitapta Hollanda’yı gezmiyor. Hollanda’yı okumaya çalışıyor. Amsterdam’dan Eindhoven’a, Utrecht’ten Lahey’e uzanan bu yolculukta yalnızca sokaklar, binalar ve müzeler anlatılmıyor. Bir ülkenin nasıl kurulduğu, nasıl yaşadığı ve insanına nasıl bir hayat sunduğu gösteriliyor.

Bu nedenle “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan”, elinize alıp bir solukta bitireceğiniz sıradan bir gezi kitabı değildir. Okudukça durup düşüneceğiniz, bazı sayfaları tekrar çevireceğiniz, bazı cümlelerin altını çizeceğiniz bir eserdir.

AMSTERDAM BİR ŞEHİR DEĞİL BİR RUHTUR

Afbeelding met kleding, person, buitenshuis, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Peker’in Amsterdam anlatısı, şehrin tarihini vermekle kalmaz, okuru o şehrin içine sokar. Merkez Garı’ndan Dam Meydanı’na yürürsünüz. Kanalların kıyısında durursunuz. Rembrandt’ın evinin önünde nefes alırsınız. Bu şehirde düzenin insanı ezmediğini, tam tersine insana alan açtığını hissedersiniz.

Ben yıllardır şunu yazarım: “Amsterdam, insanına güvenen bir şehirdir.”

Burada arabalar yayaya yol verir. Bisiklet, bir spor aracı değil, hayatın ta kendisidir. Çeşmeden akan su içilir. Parklar, yalnızca yeşil alan değil, yaşam alanıdır. Bu düzen, gökten düşmemiştir. Yüzyıllar boyunca emekle kurulmuştur.

Peker, bu ruhu sezdiriyor. “Bir kenti tanımanın tek yolu yürüyerek gezmektir” derken, aslında bir hayat felsefesini anlatıyor. Yürüdükçe görürsünüz. Gördükçe düşünürsünüz. Düşündükçe, bu ülkenin neden böyle olduğunu anlamaya başlarsınız.

Amsterdam, bu kitapta yalnızca gezilen bir yer değildir. Bir uygarlık biçimidir.

REMBRANDT’IN EVİ VE RESSAMLARIN ÜLKESİ

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, Fietswiel, wiel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri, Rembrandt’ın evi etrafında örülen anlatıdır.
Yazar, yalnızca bir müze gezmiyor. Bir dönemin ruhuna giriyor. Protestanlığın resim üzerindeki etkisini, portre sanatının neden geliştiğini, Kuzey Avrupa’nın nasıl bir sanat iklimi yarattığını sade bir dille anlatıyor.

Rembrandt’ın kısa yatağı, insanların neden düz yatmadığı, ressamın iflas edişi, evinin mezatta satılması, ardından yeniden müzeye dönüştürülmesi…
Bunların hepsi, sanatın arkasındaki insanı görünür kılıyor.

Bu bölüm okura şunu hissettiriyor:
“Sanat yalnızca estetik değildir. Aynı zamanda toplumun aynasıdır.”

Hollanda’nın “ressamlar ülkesi” oluşu, yalnızca yetenek meselesi değildir. Bu, bir toplumun sanata verdiği değerin sonucudur.

LALELER, TARİH VE BİZ

Afbeelding met tekst, krant, Publicatie, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Çiçek Pazarı bölümü, kitabın en renkli duraklarından biridir. Lalelerin yalnızca bir süs bitkisi olmadığını, tarih boyunca nasıl bir ekonomik ve kültürel değer taşıdığını öğrenirsiniz.

İşte bu noktada yazar, benim yıllar önce kaleme aldığım bir yazıdan alıntı yaparak Hollanda ile Türkiye arasındaki görünmez bağı hatırlatıyor. Kitapta aynen şu satırlara yer veriyor: “Lale Osmanlı İmparatorluğu’ndan gitmiş. Neredeyse 60 yıldır yılın yarısını Hollanda’da geçiren duayen gazeteci ve belgeseltarih.com sitesi yazarı İlhan Karaçay, Cumhuriyetimizin 101. Yılında Hollanda’da yapılan etkinlikleri anlattığı yazısında ‘Atatürk’ adı verilen laleye değinir. ‘Hollandalılar, zenginliklerini bize borçlu oldukları lale soğanlarından yeni bir tür yarattılar. 10 yıllık bir çalışmadan sonra ürettikleri bir lale çeşidine Atatürk adını verdiler ve dünyanın en büyük çiçek bahçesi Keukenhof’ta bu laleyi sergilediler.’”

Bu alıntı, kitabın yalnızca Hollanda’yı anlatmadığını, aynı zamanda iki ülke arasındaki tarihsel bağlara da dikkat çektiğini gösteriyor. Laleler üzerinden kurulan bu köprü, okura şunu düşündürüyor: “Tarih bazen bir çiçeğin yaprağında saklıdır.”

ATATÜRK’ÜN İZİ AMSTERDAM’DA

Afbeelding met tekst, boom, buitenshuis, wegbebakening Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitabın bir başka yerinde, Amsterdam’daki Atatürk izine değiniliyor. Bu bilgi, yalnızca hoş bir ayrıntı değildir. Hollanda’da yaşayan Türklerin emekle nasıl bir iz bıraktığının belgesidir.

Ekrem Hayri Peker, bu bölümü anlatırken benim şu satırlarıma aynen yer veriyor: “Amsterdam’da bir Atatürk büstü ve Türkiye Sokağı bulunduğunu Hollanda’da yaşayan duayen gazeteci İlhan Karaçay’dan öğrendim. Amsterdam’ın kuzeyindeki gemi tersanesinde çalışan Türkler için kurulan Atatürk Kampı’nın bulunduğu sokağa Amsterdam Belediyesi ‘Atatürk’ ismini vermiş.”

Bu birkaç cümle, kitabın ruhunu da özetliyor.
Bu eser yalnızca gezilen yerleri anlatmıyor. Orada yaşayan insanları, oraya emek verenleri ve tarihe bırakılan izleri de görünür kılıyor.

Bir ülkeyi tanımak, yalnızca binalarını görmek değildir. O ülkede kimlerin nasıl yaşadığını, hangi emeklerin hangi izleri bıraktığını bilmektir. Peker’in kitabı, tam da bunu yapıyor.

Ben yıllardır şunu yazarım: Gurbet, yalnızca bir ekmek mücadelesi değildir. Aynı zamanda bir iz bırakma meselesidir. Bizler bu topraklara sadece iş gücü olarak gelmedik. Alın terimizi, kültürümüzü, hatıralarımızı da getirdik. Bugün Amsterdam’da bir sokağın Atatürk adını taşıması, bu emeğin görünür hâle gelmiş şeklidir.

KANALLAR, TEKNELER VE BİR ÜLKENİN SABRI

Afbeelding met buitenshuis, persoon, hemel, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kanallarda yapılan tekne turları anlatılırken, Hollanda’nın doğayla kurduğu ilişki gözler önüne seriliyor. Rehberin “kanallar üç metre ama bunun bir metresi çamur, bir metresi kayıp bisikletler” demesi, bu ülkenin mizahını da yansıtıyor.

Teknelerin bir kısmı konut olarak kullanılıyor. Kimisi çiçek bahçesine dönüşmüştür. Kimisinin güvertesinde lüks arabalar vardır. Bu sahneler, refahın nasıl sıradanlaştığını gösteriyor.

Ben bu ülkeyi anlatırken hep şunu söylerim: “Hollanda aceleci değildir. Bu ülke, sabırla kurulmuştur.”

Denizden toprak alarak ülke yapan bir toplumdan söz ediyoruz. Yüzyıllar boyunca suyla mücadele etmiş, her karışı emekle kazanmış bir halktan. Peker’in satırlarında bu sabır hissediliyor. Kanallar, yalnızca su yolları değildir. Bir hayat anlayışının sembolüdür.

VAN GOGH’UN KÖYÜ VE BİR RESSAMIN İÇ DÜNYASI

Ekrem Hayri Peker’in anlatısında, Van Gogh yalnızca bir ressam değildir. Bir insan, bir kader ve bir trajedidir. Yazar, Van Gogh’un köyüne gidişi, müzeyi gezmesi ve ressamın hayatını satır aralarına yerleştirişiyle okuru yalnızca bir sanatçının dünyasına değil, insan ruhunun kırılganlığına da götürüyor.

Van Gogh’un yaşam öyküsü, onun tablolarına bakan gözün de değişmesine neden olur. Yoksulluk, yalnızlık, psikolojik çalkantılar ve erken ölüm. Peker, bu hikâyeyi ansiklopedik bilgi gibi değil, bir insanın iç dünyasına yaklaşarak anlatıyor.

Bu bölümlerde okur şunu hisseder: Sanat çoğu zaman acının içinden doğar.
Van Gogh’un köyü, bu kitapta bir durak değil, bir iç yolculuk noktasıdır.

EINDHOVEN, PHILIPS VE MODERN HOLLANDA

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, hemel, wolk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kitapta Eindhoven anlatısı, Hollanda’nın yalnızca geçmişiyle değil, bugünüyle de yüzleşmemizi sağlıyor. Philips gibi dev bir markanın doğduğu kentte, teknolojinin ve düzenin nasıl iç içe geçtiği görülüyor.

Bu şehir, yalnızca fabrikalarla değil, insan odaklı yaşam biçimiyle dikkat çekiyor. Yazar, oğlunun burada kurduğu hayat üzerinden, çağdaş Avrupa’nın nasıl bir iş ve yaşam dengesi kurduğunu gösteriyor.

Ben yıllardır Avrupa’yı anlatırken şunu vurgularım: Bu düzen, tesadüf değildir.
Eindhoven, bu kitapta şunu anlatıyor: Gelecek, plansız kurulmaz.

DENİZCİLİK MÜZESİ VE GEÇMİŞLE YÜZLEŞME

National Maritime Museum in Amsterdam | Amsterdam.info

Amsterdam’daki Denizcilik Müzesi bölümü, Hollanda’nın nasıl bir deniz gücü olduğunu gözler önüne seriyor. Eski gemiler, haritalar, pusulalar, sömürgecilik gerçeği.

Peker’in bu bölümlerdeki tavrı dikkat çekicidir.
Hollanda, geçmişini saklamaz.
Köle ticareti ve sömürgecilik, müzede tüm çıplaklığıyla sergilenir.
Bu anlatı, okura şunu düşündürür: Gerçek medeniyet, geçmişi inkâr etmeden yüzleşebilmektir.

ŞATOLAR, TREN GARLARI VE GÜNLÜK HAYAT

Muiderslot - Het beroemde kasteel van Floris V

Muiden Şatosu, kaleler, hendekler ve kalın duvarlar, geçmişin bugüne nasıl taşındığını gösteriyor. Tren garları ise bugünün düzenini yansıtıyor. Garların mimarisi, dakiklik, sessizlik ve temizlik, bu toplumun karakterini ele veriyor.

Bu ülke zamanı ciddiye alır.
İnsana saygı, burada yalnızca bir söz değildir.
Gündelik hayatın parçasıdır.

GÖÇMEN MAHALLELERİ VE BİRLİKTE YAŞAM

Kitabın önemli duraklarından biri de göçmen mahalleleridir. Hollanda’nın çok kültürlü yapısı, burada yaşayan Türkler ve diğer topluluklar, yazarın gözünden sade ama çarpıcı biçimde aktarılıyor.

Okur, Hollanda’nın yalnızca “beyaz bir Avrupa ülkesi” olmadığını, farklı kimliklerle birlikte yaşama tecrübesi geliştirmiş bir toplum olduğunu görür.

Benim hayatım, bu çok kültürlü yapının tam ortasında geçti. Bu ülkede büyüyen çocuklarımız, artık iki dünyanın da insanı. Peker’in satırları, bu gerçeği sessizce ama derinden hissettiriyor.

BİR KİTABIN HAFIZASI VE TÜRKİYE KÖYÜ

Kitabın sonunda yer alan ve bana ait olan metin, bu eserin neden yalnızca bir gezi kitabı olmadığını en güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Ekrem Hayri Peker, “EK” bölümünde, belgeseltarih.com’da yayımlanan yazımı aynen kitaba almıştır:

Aşağıdaki yazı, kitapta yer almayan ama gerçekte var olan fotoğraflarla desteklenmiştir.

TÜRKİYE’DEN 3 BİN KİLOMETRE UZAKTA BİR KÖY VAR: TÜRKİYE


Turkeye sokak tabelalari ve koyun havadan goruntusu (4)

* 80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.

* Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.

* Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhurıyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı.

* Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Röportaj: İlhan KARAÇAY

Hollanda, Avrupa’nın kuzeyinde, laleleri, değirmenleri, Johan Cruyffları ve de sarışınları ile ünlü bir ülkedir.
Bu ülkenin en büyük kenti ise, ‘Kuzeyin Venediği’ olarak anılan bir kanallar kentidir. Amsterdam’da özgürlüğün sınırı olmayan bir yaşam sürmektedir.

80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.

Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı. Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Türkiye Köyü
Hollanda’nın Belçika’ya komşu olan Zeeland bölgesine TRT’den Prodüktor İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin, kameramanlar Ercan İşsever ve Mehmet Ali Uzuncular ile birlikte gittik.

Türkiye’den 3 bin kilometre uzakta, her yıl onbinlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği bir köy var. Bu köyün adı TÜRKİYE’dir.
Hollanda’nın Zeeland bölgesindeki bu köye ‘Türkiye’ adını, 400 yıl önce, Hollanda’nın kurucusu olan Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits vermiş.
Osmanlı dayanışması sonunda, 80 yıl süren savaşta İspanyollar’ı yenilgiye uğratan Maurits, Türkiye’ye minnet borcunu ödeyebilmek için bu yöreye ‘Türkiye’ adını bahşetmiş.

Afbeelding met buitenshuis, tekst, hemel, auto Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Zeeland’ın Oostburg ilçesi sınırları içinde yol alırken önce Turkeijeweg (Türkiye yolu) tabelası ile karşılaşıyoruz.‘Bu ne güzel raslantı’ diye düşünürken, bu kez karşımıza bir köy adı olarak ‘Turkeye’ (Türkiye) tabelası çıkıyor.

Afbeelding met hemel, buitenshuis, Landvoertuig, voertuig Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Köye yaklaşınca, gönderde dalgalanan bir Türk bayrağı görüyoruz.
Zira bu köyde bir gönüllü elçimiz var. Monique Strum adlı bu elçimiz, eşi Cor ile birlikte ziyaretçilere Tam bir Türk konukseverliği ile hizmet ediyor.

Monique’nin evine girerken, duvardaki “Türkiye elçiliği, numara 16.” yazılı küçük bir tabela da dikkat çekiyor.

Monique’e duygularını soruyorum: ‘Böylesi hoş bir duyguya başka bir konu ile ulaşamazsınız. Kendimi gerçekten Türkiye Büyükelçisi gibi hissediyorum’ diyor Monique.
Bu temsilciliğin ne kadar süreceğini, kendisinden sonra bu temsilciliği kimin yapabileceğini sorduğum zaman da. ‘Benim aile efradım yok. Benden sonrasını Türk makamları düşünsün ve şimdiden hazırlık yapılsın’ diye ekliyor Monique.

Turkeye Koyu (33)

Avrupa’da yaşayan ve bu köyden haberi olan gurbetçilerin yanında, Türkiye’den gelenlerin de azımsanmayacak kadar çok olduğunu belirten Monique, gelenlerin duygularını kaleme aldığı bir hatıra defteri bile oluşturmuş. Evin içindeki bütün ayrıntılar Türkiye üzerine. Seccade, tespih, Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar ne ararsanız var.

Monique, okullardaki tarih kitaplarında Türkiye ve Osmanlı hakkında yeteri kadar bilgi verilmediğinden yakınıyor.
Monique ve eşi Cor Van Doeselaar iki kez Türkiye turu yapmışlar. Önümüzdeki yıl ise köyden kalabalık bir ekiple, Türkiye’ye bisiklet turu yapmayı planlıyorlar.

Sint Anna Ter Muiden
Türkiye köyüne çok yakın olan Sint Anna Ter Muiden, Hollanda-Türkiye
ilişkilerinin en önemli ve başlangıç noktası oluyor.
400 yıl önceki savaşlar sırasında, Akdeniz’de, İspanyollar’dan para karşılığı kurtarılan Türk denizciler bu köye getirildiler.
Yerli halk Türkler’in hastalık yaymasından korktu. Ama sonuçta yine de Türk esirlere kucak açıldı.
Kurtarılan Türk esirler, İspanyollar’ın savaş planlarına ait belgeleri Hollandalılar’a verdiler. Türk denizcilerin verdikleri bilgi ve taktik sayesinde İspanyollar’ı yenigiye uğratan Hollandalılar, daha sonra Türk esirleri sağlıklı bir şekilde İstanbul’a ulaştırdılar.
İşte o zaman Türk Sultanı Hollanda’ya bir şükran plaketi gönderdi. Gönderilen yarım ay şeklindeki bu plaket, köy meydanındaki çeşmenin üzerine yerleştirildi. Bir başka yarım aylı plaket de belediye binasının üzerine vidalandı.

Aslında bu konuda birkaç rivayet vardır:
1590-1604 yılları arası. Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer Sint Anna Ter Muiden’dir. Buranın Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyollar’ın elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa, Hollandalılar’ın yardımı ile kurtarılır. Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılar’a kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerinde göndere çeken Hollandalılar’ı gören İspanyollar, ‘Osmanlı buraya donanma göndermiş’ diyerek korkar ve geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur.

Diğer bir rivayette ise Prens Maurits, İspanya’ya karşı Osmanlı’dan yardım ister. Gelen cevapta, asker gönderme yerine, Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki Osmanlı flamalarını gören İspanyollar, Osmanlı’dan korkarak kaçarlar.

“TURKEYE” köyünde muhteşem gün.

Bolwerk Müzesi’nde ‘Türkiye Sergisi’nin açılış törenindeydik.

Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400’üncü yılı kutlamaları çerçevesinde, her iki ülkede planlanan kutlamalardan biri de Hollanda’nın “Türkeye” adlı köyünün bağlı olduğu İjzendijke kasabasında gerçekleşti.

Türk köyü yetkililerinin inisiyatifi ile İjzendijke kasabasındaki Bolwerk Müzesi’nin bir bölümü, Türkiye-Hollanda ilişkilerine ait obje ve dökümanlara ayrıldı.
22-10-Muze
İŞTE BU MÜZE: Türk ve Hollanda bayrağı ile süslenen Ijzendijke kasabasındaki Müze’nin bir bölümünde sergilenen Türkiye obje ve dökümanları büyük ilgi gördü.

Hollanda- Türkiye ilişkileri aslında bin yıla dayanır ama, diplomatik ve ticari resmi ilişkiler 1612′ de başlamıştır. Yani tam dörtyüz yıl önce.
Dörtyüz yıl önce, 6 aylık uzun bir yolculuk ve iki ay süren bir beklemeden sonra, Sultan Birinci Ahmet tarafından kabul edilen Hollanda Büyükelçisi Cornelis Haga, resmi ilişkilerin anahtarı olmuştur.
Daha açık söylemek gerekirse, pek çok devletin karşı çıkmasına rağmen, Haga’nın huzura kabul edilmesiyle, Hollanda’yı devlet olarak tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur.
İşte bu nedenle 2012 yılı, bu ilişkilerin 400’üncü yılı olarak kutlanmıştır.
Türkiye ve Hollanda’da çok çeşitli etkinliklerle kutlanan bu dostluğun, bundan sonra da asırlarca süreceğine inandığını belirten Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, kutlamalar sırasında geldigi Hollanda’da, Kraliçe Beatrix tarafmdan çok sıcak bir şekilde karşılandı.

Afbeelding met person, kleding, muur, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ijzendijke’nin merkezindeki Leglise adlı Protestan kilisesinde toplanan konuklara karşı yaptığı açış konuşmasına Türkçe olarak, “Sayın Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve tüm davetliler, Türk köyünüze hoş geldiniz.” diyerek başlayan Het Bolwerk Müzesi Müdürü Ruud van der Berg, bölgelerinde bir ilke imza attıkları için mutluluğunu dile getirdi.

Afbeelding met kleding, persoon, pak, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.NEBAHAT ALBAYRAK’TAN VALİ’YE, BÜYÜKELÇİ’DEN BELEDİYE BAŞKANI’NA PLAKET:
Ulaştırma Bakanlığı yaptığı sırada bir Türkiye ziyaretinde, Hollanda’daki Türkeye Köyü’nün de içinde bulunduğu bölgeye valilik teklifi aldığını belirten Karla Peijs, bugün bu görevinden mutluluk duyduğunu söyledi. (olda)
Türk Hollanda Dostluk Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine birer plaket hazırlattı. Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Sluis Belediye Bakanı Jacques Suurmond’a plaketini verirken.(Sağda)

Açılışa katıldığ için kendisine teşekkür edilerek mikrofona davet edilen Milletvekili Nebahat Albayrak, yaptığı konuşmada, 400 yıllık Türk-Hollanda dostluğuna değindikten sonra, “Bir gün bana Hollanda’nın Zeeland bölgesinde Türk köyü var. Bu ismi de 1604 yılında Prens Maurits vermiş. Bundan haberin var mı, oraya gittin mi? diye sordukları zaman çok şaşırmıstım. Sonra buraya geldim ve bisiklet turu da yaptım. Bugün de, böylesi güneşli bir havada buradayız. Burada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.” dedi.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.MONİQUE STRUM’A İLHAN KARAÇAY’DAN, ŞENOL OCAKLI’YA HOLLANDA KONSOLOSUNDAN PLAKET: Törende, Türkiye Köyün’ün Fahri Konsolosu olan Monique Strum’a İlhan Karaçay, Türkiye Köyü ile ilgili yaptığı çalışmalardan ötürü ödüle layık görülen Şenol Ocaklı’ya da, Hollanda’nın İstanbul Başkonsolosu Marco Hennis plaketlerini verdiler.

Daha sonra mikrofona davet edilen Sluis Belediye Başkanı Jacques Suurmond, ilişkilerin öemine değindikten sonra, “Bir gün Dalaman’da tatil yaparken, üzerinde ‘Turkeye-Sluis’ yazılı bir tabela görünce çok şaşrmıstım. Öyle ya, Hollanda’da Belediye Başkanlığını yaptığım bir kentin ve o kente bağı bir köyün adını, Türkiye’de bir başka köyün girişinde görmek gerçekten şaşırtıcı olmaz mı? Meğer bu güzel girişimi, bugün de aramızda bulunan Şenol Ocaklı yapmış. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.” diye konuştu.
Afbeelding met kleding, persoon, person, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.BÜYÜKELÇİ DUYGULANDI: Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Hollanda-Türk ilişkileri üzerine yaptığı konuşmadan sonra, Lavent Müzik Grubu’ndan dinlediği şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla” dizesinden sonra çok duygulandı.

Türk müziği ziyafeti

Türkiye Köyü’nde 10 yıl önce kurulan beş kişilik Laventen adlı müzik grubu, kilisede düzenlenen toplantıda yarım saatlik bir program yaptı. Türkçe ve İbranice repertuvarları ile büyük alkış toplayan grubun bir şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla, haydi yolla Beyoğlu’na yolla” sözleri salondakilere ve özellikle de Büyükelçi Uğur Doğan’a duygulu anlar yaşattı.

Ödül ve lale çiçeği yağmuru

Hollanda Dostluk ve Engelliler Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine 400’üncü yıl anısına özel olarak yaptırılan porselen tabaklar hediye etti. Ayrıca, serginin açılışına katılan davetlilere lale buketleri verildi.

Turkeye-muzesi- yemek
VALİ VE BÜYÜKELÇİ’YE YEMEK: Türkiye Köyü’nün bağl olduğu Ijzendijke kasbası yöeticileri, sergi öncesinde Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan ve eşi ile Zeeland Valisi Karla Peijs’e bir öle yemeği ikram ettiler. Bu yemeğe, katkılarından ötürü İlhan Karaçay ve Şenol Ocaklı da davetliydiler.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (66)
AY YILDIZLI KRAVAT: Ijzendijke Müzesi’nin Genel Koordinatörü Tonyy Verhage Ay Yıldızli kravatıla dikkat çekti. Verhage, müzelerinde böyle bir etkinlik yapmalarından dolayı mutlu olduğunu söyledi.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, poster, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ekrem Hayri Peker’in “Lalelerin ve Ressamların Ülkesi Hollanda’da Bir Cevelan” adlı eseri, bir ülkeyi tanıtmanın ötesine geçen bir çalışmadır.

Bu kitapta:
Bir babanın yolculuğu vardır.
Bir mühendisin titizliği vardır.
Bir tarih okurunun merakı vardır.
Bir gezginin şaşkınlığı ve hayranlığı vardır.

Hollanda’yı merak eden herkes bu kitabı okumalı.
Ama yalnızca Hollanda’yı merak edenler değil.
Bu kitabı, dünyanın nasıl kurulduğunu, bir ülkenin nasıl ayağa kalktığını, düzenin ve emeğin nasıl hayat yarattığını merak eden herkes okumalı.

Çünkü bu sayfalarda sadece bir ülke yok.
Bu sayfalarda emek var, hafıza var ve insan var.

Ve işte bu yüzden, bu kitap Hollanda’yı muhteşem bir şekilde tanıtıyor.Bovenkant formulier

EKREM HAYRİ PEKERİ TANIYALIM

ERKEN TÜRKLER | Bayrak Haber

02/10/1954 tarihinde Mustafakemalpaşa’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. Evli iki çocukludur.

30 yıl tekstil sektöründe çalıştı. Dört yıl Özbekistan’da bulundu. Özbekistan’daki gözlemlerini ve Anadolu’yla bağlarını kitaplaştırdı.

Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. İngiltere ve Pakistan’daki üniversitelerin düzenlendiği sempozyumlara çağrıldı. Gönderdiği bildiriler kabul edildi.

Tekstil Teknik, Konfeksiyon Teknik, Ev Tekstili, Kauçuk Dergisi, Örme Dünyası, Türk-Chem dergilerinde ve Bursa’da Mey dan, Kent ve Yeni Marmara gazeteleri; Bursa’da Yaşam, Bursa Defteri, Bursa Araştırmaları Vakfı dergisi, Bursa Günlüğü, Şeh rengiz, Çini, Güney Bursa, Patikalar, Bursa Pusula, Yenişehir Gazetesi, Turan, Perspektif, Hosab dergilerinde; belgeseltarih.com, teksarge.com, makalearsivi.com ve altınmiras.com gibi sitele rinde çeşitli makaleleri yayınlanmıştır.

Çeşitli haber sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. www.belgeseltarih.com ve tekstil sektörüne yönelik www.teksarge.com sitelerinin kurucularındandır.

Mesleki bilgilerini kitaplaştırdı. Tekstilcinin El Kitabı (2011), Tekstil el Kitabı (2013), Tekstile Giriş (2015), Tekstilciler İçin Baskı el Kitabı (2017) ve Örme El Kitabı (2019) adlarında beş kitap yazdı.

LAHEY BELEDİYE BAŞKANI VE LAHEY BÜYÜKELÇİMİZ ALEVİ YURTTAŞLARIMIZLA…

LAHEY BELEDİYE BAŞKANI VE LAHEY BÜYÜKELÇİMİZ ALEVİ YURTTAŞLARIMIZLA…

Lahey Alevi Bektaşi Kültür ve Tanıtma Derneği’nin Yeni Yıl Resepsiyonu, sazlı, sözlü, danslı ve yemekli yapıldı.

Belediye Başkanı: Bu, yalnızca geleceğe baktığımız bir an değil, aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan değerler üzerinde durduğumuz bir andır.

Büyükelçi: Lahey Belediye Başkanı ve yardımcılarının da aramızda bulunmalarından mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan Turks)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Tüm dünyada “LAHEY” denildiği zaman, insanların aklına ilk gelen barış ve insanlık olur.
Dünya insanlarının diline pelesenk olan LAHEY, önceki gün bir başka barış ve insanlık etkinliğine sahne oldu.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Derneğin Yeni Yıl Resepsiyonu’na, Lahey Belediye Başkanı Jan van Zanen, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, Belediye Başkan Yardımcıları Nur İcar ve Marielle Vavier, Demokrat 66 Partisi Grup Başkanı Assad Yousef, Hart voor Den Haag Parti lideri İsmet Bingöl,
Yeşil Sol Partili Vincent Thepass, Mahalle Karakolu Müdürü Dasy ve ekibi ile kalabalık bir Türk ve Hollanda grubu katıldı.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Lahey Alevi Bektaşi Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Muharrem Cengiz ve Eş Başkan Pelin Yıldırım, günün mana ve önemini anlatan konuşmalarından sonra sözü büyükelçimiz Yazgan’a verdiler.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Büyükelçi Yazgan, konuşmasında Pir Sultan Abdal’ın “Sarı Çiğdem” deyişine atıfta bulunarak, Anadolu Alevi Bektaşi geleneği ve kültürünün Türk kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve şahsen kendisinin de yetiştiği toprakların mayasını oluşturduğunu vurguladı. Bu kültürün Lahey’de yaşatılmasından büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade eden Yazgan, yeni yılda da müzik ve kültür aracılığıyla Lahey’e birlikte katkı sunulacağına inandığını söyledi. Yazgan ayrıca, Lahey Belediye Başkanı ve yardımcılarının etkinlikte yer almasından duyduğu mutluluğu da dile getirdi.

Daha sonra söz alan Lahey Belediye Başkanı Jan van Zanen şunları söyledi:

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, Bejaarde, Voorhoofd Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
“Sayın Ekselansları, Değerli katılımcılar,
Bugün sizinle birlikte, yeni yılı karşılıyor olmayı büyük bir ayrıcalık ve mutluluk olarak görüyorum.
Bu, yalnızca geleceğe baktığımız bir an değil, aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan değerler üzerinde durduğumuz bir andır.
Ve tam da burada, bu bağ somut hale geliyor. Birbirimize gösterdiğimiz ilgiyle, diyaloğa verdiğimiz önemle.

Ve farklılıkların mesafe yaratmadığına, aksine bizi zenginleştirebileceğine olan inançla.
Geçen yılın Şubat ayında, her altı ayda bir davet ettiğim Lahey’deki dini ve inanç temelli topluluklarla birlikte burada bir araya gelmiştik.
Bu, benim için çok değerli bir gelenektir.
O buluşmada, günümüz toplumunda büyümenin ne anlama geldiğini ve bunun gençler ve ebeveynleri için hangi zorlukları beraberinde getirdiğini konuştuk.
Dini ve inanç temelli toplulukların toplumsal hayattaki rolünü asla küçümsememeliyiz.

Sizler çok büyük bir gönüllü emek ortaya koyuyorsunuz. Maddi imkânları kısıtlı olanlar ve yalnız yaşayanlar için yemek hazırlamaktan, öğrencilere ödev desteği vermeye, henüz burada kendi yolunu tek başına bulamayan insanlara toplumsal destek sunmaya kadar çok geniş bir alanda çalışıyorsunuz.

Kısacası sizler, kentimizin toplumsal dokusunu bir arada tutan harcın önemli bir parçasısınız.
Lahey, birçok sesin, geleneğin ve hikâyenin bir arada bulunduğu bir şehirdir.
Alevi toplumu da buna yıllardır çok özel bir şekilde katkı sunmaktadır.

İnsanları bir araya getiren etkinliklerle, kültüre ve maneviyata gösterilen özenle ve kente ve kent sakinlerine karşı açık bir tutumla.
Yeni bir yılın başındayız. Bu yılın kuşkusuz yeni zorluklar ama aynı zamanda yeni fırsatlar getireceği açıktır.
Dünyada şu anda pek çok şey yaşanıyor.
Sizi, beni ve hepimizi endişelendiren gelişmeler de var.
Dünyanın evi olan Lahey’de bunu yakından hissediyoruz.
Yine de, saygıyla, karşılıklı sorumluluk duygusuyla ve çok çeşitli kent topluluğumuzun gücüyle bunun üstesinden birlikte gelebileceğimize inanıyorum.
Hepinize sağlıklı, barış dolu ve ilham verici bir 2026 diliyorum.
Karşılaşmaların, anlayışın ve dayanışmanın öne çıktığı bir yıl olsun.
Zor zamanlarda birbirimizi bulabildiğimiz, birbirimize tutunabildiğimiz ve destek olabildiğimiz bir yıl olsun.

Ve hayatın güzel yanlarını birlikte kutlayabildiğimiz bir yıl olsun.
Çeşitlilik içinde birlik.
Hepimiz farklıyız, ama hepimiz Laheyliyiz.
Teşekkür ederim.”

MÜZİK VE ALEVİLİK FELSEFESİ

Afbeelding met kleding, persoon, person, mensen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Etkinliğe müzik eşliğinde açık büfe yemek sunulurken, Aleviliğin felsefesini kapsayan görüşmeler ve konuşmalar yapıldı.

Alevilik felsefesinde, insan merkezdedir. İnanç, korkuya değil sevgiye dayanır. Kul ile Yaradan arasına kimsenin girmediği, vicdanın en büyük rehber kabul edildiği bir yol anlayışı vardır. Alevilikte ibadet, sadece bir ritüel değil, insanın insana karşı sorumluluğunu hatırlatan bir yaşam biçimidir.

“Eline, beline, diline sahip ol” öğretisi, Alevi yolunun temel ahlaki pusulasıdır. Bu anlayışta kimseye zarar vermemek, kimseyi incitmemek ve kimseyi ötekileştirmemek esastır. Kadın ve erkek yan yana durur, lokma paylaşılır, rızalık olmadan hiçbir işin hayırlı olmayacağı kabul edilir. Bu yönüyle Alevilik, eşitliğin, paylaşmanın ve dayanışmanın inançla bütünleşmiş hâlidir.

Afbeelding met muziekinstrument, strijkinstrument, muziek, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Alevi Bektaşi geleneğinde saz, söz ve deyiş sadece müzik değildir. Onlar, yüzyıllar boyunca aktarılan bir hafızadır. Pir Sultan Abdal’dan Hacı Bektaş Veli’ye uzanan bu yol, adaletsizliğe karşı durmayı, haksızlık karşısında susmamayı ve her koşulda insan onurunu savunmayı öğretir. Bu nedenle Alevilik, yalnızca bir inanç sistemi değil, aynı zamanda barıştan ve insanlıktan yana bir duruştur.

Afbeelding met kleding, persoon, person, schoeisel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Lahey gibi barışın ve hukukun simgesi olan bir kentte, Alevi kültürünün bu değerlerle yaşatılması, yalnız Alevi yurttaşlarımız için değil, birlikte yaşama kültürüne inanan herkes için anlamlı bir katkı olarak görülmektedir.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, verven Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

LAHEY ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE TANITMA DERNEĞİNİ TANITIM KİTAPÇIĞINDAN ÖĞRENELİM:

Lahey Alevi Bektaşi Kültür ve Tanıtma Derneği, Lahey ve çevresinde yaşayan Alevi toplumu için önemli bir buluşma noktası olarak faaliyet gösteriyor. Dernek, dayanışmayı, kültürü ve eğitimi esas alan yapısıyla, Alevi inancının ve kültürünün yaşatıldığı, aktarıldığı ve paylaşıldığı bir merkez olma özelliği taşıyor.

Derneğin temel hedefi, Alevi kimliğini güçlendirmek ve Aleviliğin eşitlik, saygı, hoşgörü ve insan sevgisi gibi evrensel değerlerini gelecek kuşaklara aktarmak. Bu amaçla hem kültürel hem de eğitici etkinlikler düzenleniyor, genç kuşakların kendi kökleriyle bağ kurmasına özel önem veriliyor.

Dernek bünyesinde, Alevilikle ilgili söyleşiler, atölyeler ve kurslar gerçekleştiriliyor. Alevi inancında önemli yere sahip günler ve ritüeller, toplu katılımla ve rızalık anlayışı içinde yaşatılıyor. Topluluk faaliyetleri sayesinde insanlar bir araya geliyor, dayanışma güçleniyor ve güçlü bir toplumsal bağ kuruluyor.

Lahey Alevi Bektaşi Kültür ve Tanıtma Derneği, yalnızca Alevi yurttaşlara değil, Alevi kültürünü tanımak ve anlamak isteyen herkese açık bir kapı olmayı sürdürüyor. Dernek yöneticileri, saygının, barışın ve birlikte yaşama kültürünün merkezde olduğu bir gelecek için çalıştıklarını vurguluyor.

DERNEKTE EĞİTİM VE KURSLAR

Dernek bünyesinde kişisel gelişim ve kültürel derinleşmeye yönelik çeşitli kurslar da düzenleniyor. Bu kurslar, bireylerin hem toplumsal hem de kişisel anlamda güçlenmesini hedefliyor.

Saz kursları, Alevi müziğinin temel enstrümanı olan sazı öğrenmek isteyenlere yönelik olarak veriliyor. Katılımcılar, sadece bir enstrüman çalmayı değil, aynı zamanda Alevi müzik geleneğini ve deyiş kültürünü de yakından tanıma fırsatı buluyor.

Kişisel gelişim alanında ise liderlik, zaman yönetimi, üretkenlik ve kendini ifade etme gibi başlıklarda eğitimler sunuluyor. Sanat, şiir ve yazı yoluyla yaratıcılığı geliştirmeye yönelik çalışmalar da bu kapsamda yer alıyor.

Alevi kültürü ve inancına ilgi duyanlar için Aleviliğin tarihi, felsefesi ve ritüellerini ele alan eğitim programları düzenleniyor. Bu çalışmalar, Alevi kimliğiyle bağ kurmak ve bu kültürü bilinçli şekilde yaşatmak isteyenler için önemli bir kaynak oluşturuyor.

GENÇLİK ÇALIŞMALARI

Derneğin gençlik kolları, Alevi toplumundaki gençleri bir araya getirmede özel bir rol üstleniyor. Gençlerin kültürel kimliklerini tanımaları, özgüven kazanmaları ve toplumsal hayata aktif biçimde katılmaları hedefleniyor.

Gençlere yönelik kültürel atölyeler, saz çalışmaları, sportif etkinlikler ve güncel konuların ele alındığı eğitim toplantıları düzenleniyor. Ayrıca gönüllülük faaliyetleriyle gençlerin toplumsal sorumluluk bilinci geliştirmeleri teşvik ediliyor.

Lahey’de sazın teline, sözün özüne ve insanın vicdanına yaslanan bu buluşma, Alevi kültürünün yalnızca geçmişten gelen bir miras değil, bugünle konuşan ve yarına umut taşıyan diri bir yaşam biçimi olduğunu bir kez daha gösterdi.

Lahey Alevi Bektaşi Kültür ve Tanıtma Derneği’nin yöneticileri, inançla sorumluluğu, kültürle toplumsal duyarlılığı bir arada taşıyan anlayışlarıyla bu yolu kararlılıkla sürdürürken, gençler de sazla, sözle ve bilinçle bu mirası geleceğe taşıyacaklarını açıkça ortaya koyuyor.
Bu tablo, Aleviliğin Lahey’de sadece yaşatılmadığını, aynı zamanda güvenle yarına emanet edildiğini gösteriyor.

İşte bu yüzden Lahey’de yankılanan her deyiş, paylaşılan her lokma ve kurulan her gönül bağı, yalnızca bir kültürel buluşma değil, insanı merkeze alan bir yaşam anlayışının sessiz ama güçlü ilanı olarak kayda geçiyor.

YÖNETİM KURULU
Muharrem Cengiz: Eş başkan
Pelin Yıldırım: Eş başkan
Haydar Özmen: Sekreter
Gönül Yıldırım: Sekreter yardımcısı
Hakan Yıldırım: Sayman
Bora Çelik: Sayman yardımcısı
Ceyhun Özçelik: Yönetim kurulu üyesi
Mürşit Aslan: Yönetim kurulu üyesi
Ali Ergül: Yönetim kurulu üyesi
Tarık Kutlutürk: Yönetim kurulu üyesi
Yusuf Yıldız: Yönetim kurulu üyesi

DENETLEME KURULU
Abuzer Şaş, Hasan Sarıkaya, Piraye Yıldırım, Düzgün Şahinkaya, Selin Cengiz, Hasan Basri Yılmaz, Sebahattin Erbaş, Mustafa Kırmızı, Mahmut Kirmit.

                                            ************************

DE BURGEMEESTER VAN DEN HAAG EN ONZE AMBASSADEUR BIJ ALEVITISCHE NEDERLANDERS

De nieuwjaarsreceptie van de Alevitische Culturele Vereniging werd gehouden met muziek, zang, dans en een gezamenlijk buffet.

Burgemeester: Dit is niet alleen een moment waarop we vooruitkijken, maar ook een moment waarop we stilstaan bij de waarden die ons met elkaar verbinden.

Ambassadeur: Ik wil graag benadrukken hoe verheugd ik ben dat ook de burgemeester van Den Haag en zijn wethouders vandaag onder ons zijn.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Door İlhan KARAÇAY

Wanneer wereldwijd de naam Den Haag valt, denken mensen allereerst aan vrede en menselijkheid.
De stad die synoniem is geworden met recht en internationale rechtspraak, vormde onlangs opnieuw het decor voor een bijeenkomst waarin juist deze waarden centraal stonden.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Aan de nieuwjaarsreceptie van de Alevitische Bektashi Culturele en Promotievereniging in Den Haag namen onder anderen deel: burgemeester Jan van Zanen, de Turkse ambassadeur in Den Haag Fatma Ceren Yazgan, wethouders Nur İcar en Marielle Vavier, fractievoorzitter van D66 Assad Yousef, partijleider van Hart voor Den Haag İsmet Bingöl, vertegenwoordiger van GroenLinks Vincent Thepass, wijkagent Dasy en zijn team, evenals een grote groep Nederlandse en Turkse gasten.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Na de openingswoorden waarin het belang en de betekenis van de dag werden benadrukt, gaven voorzitter Muharrem Cengiz en co-voorzitter Pelin Yıldırım het woord aan ambassadeur Yazgan.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Zij verwees in haar toespraak naar het deyiş “Sarı Çiğdem” van Pir Sultan Abdal en zei dat zij er persoonlijk veel waarde aan hecht dat de Anatolische Alevitisch-Bektashische traditie en cultuur, die een onlosmakelijk deel vormt van de Turkse identiteit en ook van de grond waarop zij zelf is opgegroeid, in Den Haag levend wordt gehouden.
Zij sprak de hoop uit dat men ook in het nieuwe jaar met muziek en cultuur gezamenlijk zal bijdragen aan de stad Den Haag en gaf aan bijzonder verheugd te zijn over de aanwezigheid van de burgemeester en zijn wethouders.

TOESPRAAK VAN BURGEMEESTER JAN VAN ZANEN

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, Bejaarde, Voorhoofd Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Excellentie, Geachte aanwezigen,
Beschouw het als een voorrecht en groot genoegen om vandaag samen met u en de wethouders Mariëlle Vavier en Nur Icar het nieuwe jaar in te luiden.
Een moment waarop we niet alleen vooruitkijken, maar ook stilstaan bij wat ons verbindt.
En juist hier, bij Dab Der, wordt die verbinding tastbaar: in de aandacht voor elkaar, in de inzet voor dialoog.
En in de overtuiging dat verschillen geen afstand scheppen, maar juist kunnen verrijken.
In februari vorig jaar waren we hier samen met Haagse religieuze en levensbeschouwelijke gemeenschappen te gast, die ik ieder half jaar uitnodig.
Een traditie die me na aan het hart ligt.
We spraken toen over opgroeien in de huidige samenleving en de uitdagingen die dat meebrengt, voor jongeren én hun ouders.
De rol van de religieuze en levensbeschouwelijke gemeenschappen in het maatschappelijk leven mogen we niet onderschatten.
U doet enorm veel vrijwilligerswerk, van maaltijden bereiden voor mensen met een kleine beurs en alleenstaanden, tot huiswerkbegeleiding, tot maatschappelijke hulp aan mensen die hier hun weg nog niet zelfstandig kunnen vinden.
Kortom, u bent onderdeel van het cement dat het maatschappelijke weefsel van onze stad bij elkaar houdt.
Den Haag is een stad van vele stemmen, tradities en verhalen.
De Alevitische gemeenschap draagt daar al jaren op een bijzondere manier aan bij.
Met activiteiten die mensen samenbrengen, met aandacht voor cultuur en spiritualiteit, en met een open houding naar de stad en haar inwoners.
We staan aan het begin van een nieuw jaar, dat ongetwijfeld nieuwe uitdagingen, maar ook nieuwe kansen biedt.
Op dit moment gebeurt er van alles in de wereld.
Ook dingen die u, mij, ons allemaal zorgen baren.
In Den Haag, de stad waar de wereld thuis is, merken we dat goed.
Toch heb ik er vertrouwen in dat we dit samen aankunnen, met respect, met betrokkenheid en met de kracht van onze diverse stedelijke gemeenschap.
Wens u allen een gezond, vreedzaam en inspirerend 2026.
Dat het een jaar mag zijn van ontmoeting, begrip en verbondenheid.
Waarin we elkaar, op moeilijke momenten, weten te vinden, vasthouden en steunen.
En de mooie dingen van het leven samen kunnen vieren.
Verbonden in verscheidenheid.
Allemaal anders, allemaal Haags.
Dank u wel.

MUZIEK, ONTMOETING EN DE FILOSOFIE VAN HET ALEVITISME

Afbeelding met kleding, persoon, person, mensen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tijdens de bijeenkomst werd onder muzikale begeleiding een open buffet geserveerd.
In een warme en samenzijn gerichte sfeer vonden gesprekken en uitwisselingen plaats waarin niet alleen cultuur, maar ook de filosofische kern van het Alevitisme centraal stond.

Binnen het Alevitisme staat de mens centraal.
Het geloof is niet gebaseerd op angst, maar op liefde.
Het is een levensbeschouwing waarin niemand tussen de mens en de Schepper staat en waarin het geweten wordt gezien als de belangrijkste leidraad.
Aanbidding is daarbij geen losstaand ritueel, maar een manier van leven die de verantwoordelijkheid van de mens tegenover de medemens benadrukt.

De bekende Alevitische levensregel “Wees meester over je hand, je lichaam en je woord” vormt het morele kompas van deze traditie.
Niemand schade berokkenen, niemand kwetsen en niemand buitensluiten geldt als fundamenteel uitgangspunt.
Vrouwen en mannen staan zij aan zij, voedsel wordt gedeeld en zonder wederzijdse instemming wordt geen enkele handeling als juist beschouwd.
In die zin is het Alevitisme een geloof waarin gelijkwaardigheid, delen en solidariteit onlosmakelijk met elkaar verbonden zijn.

Afbeelding met muziekinstrument, strijkinstrument, muziek, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Binnen de Alevitisch-Bektashische traditie zijn muziek, poëzie en gezongen teksten meer dan alleen kunstvormen. Zij vormen een collectief geheugen dat al eeuwenlang van generatie op generatie wordt doorgegeven. Van Pir Sultan Abdal tot Hacı Bektaş Veli leert deze traditie om onrecht niet te accepteren, niet te zwijgen tegenover onrechtvaardigheid en onder alle omstandigheden de menselijke waardigheid te verdedigen. Daarom is het Alevitisme niet uitsluitend een religieus systeem, maar ook een houding die staat voor vrede, rechtvaardigheid en menselijkheid.

Afbeelding met kleding, persoon, person, schoeisel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

In een stad als Den Haag, wereldwijd symbool van vrede en recht, wordt het levend houden van deze waarden gezien als een betekenisvolle bijdrage
niet alleen voor Alevitische Nederlanders, maar voor iedereen die gelooft in samenleven, wederzijds respect en dialoog.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, verven Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DE ALEVITISCHE BEKTASHI CULTURELE EN PROMOTIEVERENIGING IN DEN HAAG

De Alevitische Bektashi Culturele en Promotievereniging in Den Haag fungeert als een belangrijk ontmoetingspunt voor de Alevitische gemeenschap in Den Haag en omgeving.
De vereniging werkt vanuit de kernwaarden solidariteit, cultuur en educatie en vormt een centrum waar het Alevitische geloof en de bijbehorende culturele tradities worden beleefd, doorgegeven en gedeeld.

Het voornaamste doel van de vereniging is het versterken van de Alevitische identiteit en het doorgeven van universele waarden zoals gelijkwaardigheid, respect, tolerantie en liefde voor de mens aan toekomstige generaties.
Daarom worden zowel culturele als educatieve activiteiten georganiseerd, met bijzondere aandacht voor het betrekken van jongeren bij hun culturele wortels.

Binnen de vereniging vinden lezingen, workshops en cursussen plaats over het Alevitisme.
Belangrijke religieuze dagen en rituelen worden gezamenlijk gevierd, in een sfeer van participatie en wederzijdse instemming.
Dankzij gemeenschapsactiviteiten komen mensen samen, wordt onderlinge verbondenheid versterkt en ontstaat een hechte sociale structuur.

De vereniging richt zich niet uitsluitend op Alevitische Nederlanders, maar staat ook open voor iedereen die kennis wil maken met de Alevitische cultuur en levensbeschouwing.
Het bestuur benadrukt dat zij zich blijven inzetten voor een toekomst waarin respect, vrede en samenleven centraal staan.

EDUCATIE EN CURSUSSEN

Binnen de vereniging worden diverse cursussen aangeboden die gericht zijn op persoonlijke ontwikkeling en culturele verdieping.
Deze programma’s zijn erop gericht om deelnemers zowel maatschappelijk als persoonlijk sterker te maken.

Er worden sazlessen gegeven voor iedereen die dit voor de Alevitische muziek zo kenmerkende instrument wil leren bespelen.
Deelnemers leren niet alleen een instrument, maar maken ook kennis met de muzikale tradities en de deyişcultuur van het Alevitisme.

Op het gebied van persoonlijke ontwikkeling worden trainingen aangeboden op het gebied van leiderschap, time-management, productiviteit en zelfexpressie.
Ook creatieve workshops rond kunst, poëzie en schrijven maken deel uit van het programma.

Voor geïnteresseerden in de Alevitische cultuur en religie zijn er educatieve trajecten over de geschiedenis, filosofie en rituelen van het Alevitisme.
Deze activiteiten bieden verdieping en versterken de band met de Alevitische identiteit.

JONGERENWERK

De jongerenafdeling van de vereniging speelt een belangrijke rol in het samenbrengen van jongeren binnen de Alevitische gemeenschap.
Het doel is om jongeren te ondersteunen bij het ontwikkelen van hun culturele identiteit, zelfvertrouwen en actieve deelname aan de samenleving.

Er worden culturele workshops georganiseerd, waaronder sazactiviteiten, sportieve bijeenkomsten en educatieve sessies over actuele thema’s.
Daarnaast worden jongeren aangemoedigd om deel te nemen aan vrijwilligersactiviteiten, waarmee hun maatschappelijke betrokkenheid wordt vergroot.

De bijeenkomst in Den Haag, gedragen door de klank van de saz, de kracht van het woord en het morele kompas van het geweten, liet nogmaals zien dat de Alevitische cultuur niet slechts een erfgoed uit het verleden is,
maar een levende levenswijze die met het heden spreekt en hoop biedt voor de toekomst.

Terwijl het bestuur van de Alevitische Bektashi Culturele en Promotievereniging deze weg met vastberadenheid blijft volgen door geloof te verbinden met verantwoordelijkheid en cultuur met maatschappelijke betrokkenheid,
tonen jongeren met muziek, bewustzijn en overtuiging dat zij dit erfgoed met vertrouwen zullen doorgeven aan volgende generaties.
Dit laat zien dat het Alevitisme in Den Haag niet alleen wordt behouden, maar met zekerheid wordt toevertrouwd aan de toekomst.

Juist daarom staat elke gezongen deyiş, elke gedeelde maaltijd en elke oprechte ontmoeting in Den Haag symbool
voor meer dan een culturele samenkomst alleen.
Het vormt een stille maar krachtige verklaring van een levensvisie waarin de mens centraal staat.

BESTUUR

Muharrem Cengiz – Co-voorzitter
Pelin Yıldırım – Co-voorzitter
Haydar Özmen – Secretaris
Gönül Yıldırım – Adjunct-secretaris
Hakan Yıldırım – Penningmeester
Bora Çelik – Adjunct-penningmeester
Ceyhun Özçelik – Bestuurslid
Mürşit Aslan – Bestuurslid
Ali Ergül – Bestuurslid
Tarık Kutlutürk – Bestuurslid
Yusuf Yıldız – Bestuurslid

RAAD VAN TOEZICHT

Abuzer Şaş, Hasan Sarıkaya, Piraye Yıldırım, Düzgün Şahinkaya, Selin Cengiz,
Hasan Basri Yılmaz, Sebahattin Erbaş, Mustafa Kırmızı, Mahmut Kirmit.

MEDARI İFTİHARIMIZ SERDAR GÖZÜBÜYÜK: AVRUPA KUPALARINDA 100 MAÇ, HOLLANDA’DA YILIN EN İYİSİ VE UEFA’DAN ÖDÜL

MEDARI İFTİHARIMIZ SERDAR GÖZÜBÜYÜK: AVRUPA KUPALARINDA 100 MAÇ, HOLLANDA’DA YILIN EN İYİSİ VE UEFA’DAN ÖDÜL

Serdar Gözübüyük’ün hikâyesi, aynı zamanda toplumsal bir başarı hikâyesi.
Göçmen kökenli bir ailenin çocuğu olarak Avrupa futbolunun elit hakem listesinde kalıcı olabilmiş olması, gençler için güçlü bir rol model oluşturuyor.

Bu haberim, bir plaket töreninden çok daha fazlasını anlatıyor.
Bu, bir hakemlik sisteminin nasıl çalıştığını ve Türkiye’de neden aynı sonucun alınamadığını sorgulayan bir haber.

7 Dünya Şampiyonası, 7 Avrupa Şampiyonası, sayısız final maçları izlemiş bir gazeteci olarak iddia ediyorum: Baskı altında soğukkanlı kalabilen, futbolcuyla çatışmadan otorite kurabilen ve oyunun önüne geçmeyen bir hakem hep zirvede kalır.

UEFA’nın titizliği: 100 maçtan hiçbirinde Türk takımı yok.

(Analizin Hollandacası en altta
De Nederlandstalige analyse staat onderaan)

Afbeelding met tekst, grafische vormgeving, Afdrukken Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.                                                             Santiago Bernabeu  Didi (Arabistanda)   Kovacs

İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Bazı hikâyeler vardır. Okurken yalnızca bir kişiyi anlatmaz, bir sistemi de sorgulatır.
Serdar Gözübüyük’ün hakemlik yolculuğu tam olarak böyle bir hikâye.
Bu haberim, UEFA organizasyonlarında 100 maça ulaşan bir hakemin portresini çizerken aynı zamanda Avrupa’da hakemliğin nasıl inşa edildiğini ve Türkiye’de neden aynı istikrarın sağlanamadığını gözler önüne seriyor.

Bazı hakemler vardır, maçın önüne geçer. Bazıları ise maçı oynatır.
Serdar Gözübüyük, ikinci şıkka girenlerden.
Sahada bağırarak değil, görünmezce ama hissedilir biçimde otorite kuran bir hakem.
Onu Avrupa Kupaları’nda 100 maça taşıyan temel özellik de tam olarak bu anlayış.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Gözübüyük, “Union of European Football Associations UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği)” organizasyonlarında yönettiği 100’üncü Avrupa Kupası maçı nedeniyle, “Koninklijke Nederlandse Voetbalbond KNVB (Hollanda Kraliyeti Futbol Federasyonu” ve UEFA tarafından plaketle onurlandırıldı.
Bu, Avrupa futbolunda az sayıda hakemin ulaşabildiği bir eşik. Ancak bu haberim, bir plaket töreninden çok daha fazlasını anlatıyor.
Bu, bir hakemlik sisteminin nasıl çalıştığını ve Türkiye’de neden aynı sonucun alınamadığını sorgulayan bir haber.

HAKEMLİK ONUN İÇİN SONRADAN SEÇİLMİŞ BİR YOL DEĞİLDİ

Serdar Gözübüyük’ü yakından tanıyanların sıkça kullandığı bir ifade var: “Yaşından büyük bir olgunluk.”
Henüz 16 yaşındayken yönettiği maçlarda bile oyunu okuyabilen, futbolcuyla doğru mesafeyi kurabilen ve düdüğü kişisel güç aracı haline getirmeyen bir hakemdi.

Onu farklı kılan, karttan önce iletişimi, cezadan önce iknayı tercih etmesiydi.
Sertlikle değil, oyun aklıyla var olmayı seçti.
Bu yaklaşım amatör sahalarda başladı, Hollanda liglerine taşındı ve zamanla Avrupa’nın büyük statlarında karşılık buldu.
Gözübüyük’ün hakemliği, hiçbir zaman “ben buradayım” diye bağırmadı.
Tam tersine, ne kadar az görünürse, maçın o kadar iyi aktığını bilen bir anlayışla şekillendi.

AVRUPA’DA 100 MAÇ TESADÜF DEĞİL

UEFA organizasyonlarında 100 maça ulaşmak, tek bir iyi sezonla açıklanamaz.
Bu, yıllar boyunca aynı seviyede kalabilmek demektir.
Fizik testleri, her maçtan sonra hazırlanan ayrıntılı raporlar, VAR uyumu ve baskı altında doğru karar verebilme becerisi, bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.

Serdar Gözübüyük, bu sınavlardan sezon sezon geçti.
Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi karşılaşmalarında aldığı görevler, UEFA’nın ona duyduğu güvenin açık göstergesi oldu. Verilen plaket, bir anlık başarının değil, uzun süreli istikrarın belgesi niteliği taşıyor.

HOLLANDA’DA YILIN EN İYİ HAKEMİ

2024–2025 sezonu, Gözübüyük’ün kariyerinde özel bir yere sahip. Deneyimli hakem, eski Hollanda Milli Takımı futbolcularından oluşan jüri tarafından, “sezonun en iyi hakemi” seçildi.
Futbol kamuoyunda “Altın Kart” olarak bilinen bu ödül, De Telegraaf gazetesi tarafından düzenlenen ve her yıl şeffaf biçimde açıklanan bir oylamayla veriliyor.

Toplam 35 eski milli futbolcu, sezon boyunca izledikleri hakem performanslarını değerlendirdi.
(Üstteki fotoğraflar soldan sağa) Guus Hiddink, De Boer kardeşler, Ronald Koeman, Jack Zwart, Willem van Hanegem, John Bosman, Willy van de Kerkhof’tan başka, Wesley Sneijder, Rafael van der Vaart ve Wim Kieft gibi isimlerin yer aldığı jüri, Gözübüyük’ü zirveye taşıdı.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Ödülü takdim eden Hollanda futbolunun efsanelerinden Ruud Gullit, onun hakemlik felsefesini şu sözlerle özetledi: “Maçı yönettiğin belli ama aynı zamanda maçın oyuna ait olduğunu hissettiriyorsun. Ne kadar az görünürsen, maç için o kadar iyidir. Sen bu dengeyi çok iyi kurmuşsun. Senin yönettiğin maçlar keyifle izleniyor.”

Bu sözler, bir iltifattan çok, üst düzey hakemliğin tanımı olarak kayda geçti.

HAKEMLER NEREDEYSE HİÇ ALKIŞ ALMAZ

Gözübüyük’ün ödül sonrası söyledikleri, mesleğin çıplak gerçeğini yansıtıyordu: “Biz hakemler aslında hiçbir zaman tam anlamıyla beğenilmeyiz. Ama eski milli futbolculardan gelen bu takdir, insanı gururlandırıyor.”
Bu yaklaşım, onun karakterini de özetliyor. Alkış peşinde değil, doğru yönetim peşinde.

GÖÇMEN BİR AİLEDEN AVRUPA’NIN ELİT LİSTESİNE

Serdar Gözübüyük’ün hikâyesi, aynı zamanda toplumsal bir başarı hikâyesi.
Göçmen kökenli bir ailenin çocuğu olarak Avrupa futbolunun elit hakem listesinde kalıcı olabilmiş olması, gençler için güçlü bir rol model oluşturuyor. Bu yol, şansla değil; disiplin, sabır ve sistemle yürünmüş bir yol.

Afbeelding met persoon, atletiekwedstrijd, sport, voetbal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

VE TÜRKİYE GERÇEĞİ

Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor. Aynı oyunu oynayan ülkeler arasında hakemlikte neden bu kadar büyük farklar var.
Türkiye’de hakemlik, yıllardır aynı döngünün içinde. Bir derbi, bir kariyeri bitirebiliyor.
Hakemler maçtan çok maç sonrası tartışmalarla anılıyor. Güven, bir haftalık. Hakem, sahada oyunu yöneten kişi olmaktan çıkıp tartışmanın merkezine oturuyor.

Hollanda modelinde ise hakem sistemin parçası. Yanlış yaptığında linç edilmiyor, doğru yaptığında da göklere çıkarılmıyor. Analiz ediliyor, geliştiriliyor ve korunuyor. Süreklilik esas alınıyor.

“TÜRKİYE DERBİ MAÇLARA GÖZÜBÜYÜK’Ü ÇAĞIRSIN” CÜMLESİ NEDEN KURULUYOR

Bu cümle, yabancı hayranlığı değil. Baskı altında soğukkanlı kalabilen, futbolcuyla çatışmadan otorite kurabilen ve oyunun önüne geçmeyen bir hakem arayışının ifadesi.

Serdar Gözübüyük’ün portresi, Türkiye’deki sorunun bireysel değil, yapısal olduğunu açık biçimde gösteriyor.

BİR HAKEM NASIL KORUNUR, NASIL HARCANIR

Hollanda’da bir hakem kötü maç yönettiğinde, ertesi gün manşetlerde yakılmıyor. Televizyon programlarında hedef tahtasına oturtulmuyor. Analiz ediliyor, raporlanıyor ve gerekirse dinlendiriliyor. Ama itibarı yerle bir edilmiyor. Çünkü sistem, bir hakemin bir maçtan ibaret olmadığını biliyor.

Türkiye’de ise hakem, çoğu zaman tek maçlık bir figür. Bir pozisyon, bir düdük ve sonrasında haftalar süren tartışmalar. Bu ortamda ne özgüven gelişiyor ne de istikrar sağlanabiliyor.

Afbeelding met persoon, sport, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HAKEMİN MAÇI DEĞİL, MAÇIN HAKEMİ

Gözübüyük’ün yönettiği maçlarda hakem konuşulmuyor. Bu, bir hakem için alınabilecek en büyük övgülerden biri. Çünkü iyi hakem, oyunu oynatandır. Kendini değil, maçı öne çıkarandır.

Türkiye’de ise çoğu zaman kart sayısı, düdük tonu ve mimikler tartışılıyor. Oysa Avrupa’da esas olan oyunun ritmi.

BİR HAKEMİN HAYALİ VE HABERİN MESAJI

Serdar Gözübüyük, daha önce Avrupa Şampiyonası’nda dördüncü hakem olarak görev aldı. Hedefi ise net. Büyük turnuvalarda sahada olmak. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası, hâlâ ulaşılmak istenen zirveler arasında.

Bu dosya, bir hakemin portresiyle başlıyor ama bir sistem eleştirisiyle bitiyor. 100 Avrupa maçı bir son değil, bir durak.

Darısı Türk hakemlerin başına. Darısı, hakemi maçla değil sistemle değerlendirenlerin başına.

Afbeelding met persoon, voetbal, buitenshuis, sport Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Serdar Gözübüyük’ün bu haberi okunurken çoğu kişinin aklından geçen soru aslında çok tanıdık: “Türkiye’de neden böyle hakemler yok?”
Bu soru, ilk bakışta bireylere yöneliyor gibi görünse de, cevabı bireylerde değil, yapıda saklı.

Türkiye’de hakemlik uzun yıllardır kişilikler üzerinden tartışılıyor. İsimler öne çıkıyor, düdükler konuşuluyor, bir pozisyonla kariyerler yazılıyor ya da siliniyor. Oysa Avrupa’da tartışılan şey isimler değil, standartlar. Hakem kim olursa olsun, sistemin içinde kalabildiği sürece korunuyor, geliştiriliyor ve uzun vadeli planın parçası haline geliyor.

Serdar Gözübüyük’ü farklı kılan şey, hatasız olması değil. Onu öne çıkaran asıl unsur, hatayla kurulan ilişki. Yanlış yaptığında yakılmaması, doğru yaptığında putlaştırılmaması. Bu denge, hakemin sahada rahat nefes almasını sağlıyor. Rahat nefes alan hakem, doğru karar verme ihtimalini artırıyor.

Türkiye’de ise hakemlik, sürekli savunma halinde yaşanan bir meslek. Hakem, maçtan önce tedirgin, maç sırasında baskı altında, maçtan sonra ise hedefte. Bu döngü kırılmadıkça ne yeni Gözübüyük’ler çıkar ne de mevcut hakemler potansiyelini gösterebilir.

Bu yüzden çözüm, yabancı hakem getirmek ya da tek tek isimleri parlatmak değil.
Çözüm, hakemi sistemin merkezine değil, sistemin güvencesine yerleştirmek.
Eğitimle, analizle ve kurumsal duruşla desteklenen bir yapı kurmak.

Serdar Gözübüyük örneği bize şunu söylüyor. Doğru düzen kurulduğunda, hakem sadece maçı değil, futbol iklimini de yönetebiliyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey de tam olarak bu.
Daha yüksek sesli düdükler değil, daha sağlam bir sistem.

Gerisi zaten kendiliğinden geliyor.

Afbeelding met persoon, sport, buitenshuis, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

GÖZÜBÜYÜK TÜRK TAKIMLARININ MAÇLARINI YÖNETMEDİ

Serdar Gözübüyük, UEFA organizasyonlarında 100 Avrupa Kupası maçına ulaşmış bir hakem.
Ancak bu 100 maçın hiçbirinde bir Türk takımının karşılaşmasında görev almadı.

Bu durum bir tesadüf değil, bir ihmal de değil.
UEFA’nın hakem atamalarında en titiz davrandığı alanlardan biri, en küçük algı ihtimalini bile ortadan kaldırmak. Köken, bağ ya da duygu ihtimali söz konusuysa, sistem baştan kapıyı kapatıyor.

Gözübüyük’ün Türk takımlarının maçlarından özellikle uzak tutulması, ona duyulan güvensizlikten değil; tam tersine, tartışmasız ve lekesiz bir profilin korunmak istenmesinden kaynaklanıyor. UEFA, yeteneğini kullanıyor ama adını hiçbir tartışmanın içine sokmuyor.

Avrupa futbolunda bazen bir hakemi asıl değerli kılan şey, yönettiği maçlar değil; bilinçli olarak yönettirilmediği maçlardır.
Serdar Gözübüyük örneği, bu sistemin nasıl işlediğini tek başına anlatan nadir örneklerden biri.

Kısacası şunu söylemek mümkün:
UEFA, Gözübüyük’ün yeteneğini görüyor, istikrarını ödüllendiriyor ama, “yanlış anlaşılmaya mahal vermemek” için Türk takımlarını onun yolundan bilinçli olarak uzak tutuyor.

Yani mesele güven eksikliği değil, tam tersine aşırı güven.
“Bu hakem tartışmasız olmalı” deniyor ve en küçük gölge ihtimali bile devre dışı bırakılıyor.

Bir başka ifadeyle:
UEFA’nın gözünden hiçbir şey kaçmıyor.
Hatta bazen, bizim çok sonradan fark ettiğimiz ayrıntıları bile.

Bir hakemin bir ülkenin takımlarından özellikle uzak tutulması, o hakem için gizli bir kariyer madalyasıdır.
Çünkü bu, “seni konuşulur kılmak istemiyoruz” demektir.

Ve Avrupa futbolunda bundan daha büyük bir iltifat pek yoktur.

                                                          **************

ONZE TROTS SERDAR GÖZÜBÜYÜK: 100 WEDSTRIJDEN IN DE EUROPESE BEKERS, SCHEIDSRECHTER VAN HET JAAR IN NEDERLAND EN EEN ONDERSCHEIDING VAN DE UEFA

Het verhaal van Serdar Gözübüyük is tegelijkertijd ook een maatschappelijk succesverhaal.
Als zoon van een familie met een migratieachtergrond is hij erin geslaagd zich blijvend te handhaven op de elite­lijst van de Europese arbitrage. Dat maakt hem tot een sterk rolmodel voor jongeren.

Dit artikel vertelt veel meer dan alleen het verhaal van een plaquette-uitreiking.
Het stelt vragen over hoe een scheidsrechters­systeem functioneert en waarom in Turkije al jaren niet hetzelfde resultaat wordt behaald.

Als journalist die zeven Wereldkampioenschappen, zeven Europese Kampioenschappen en talloze finales heeft gevolgd, stel ik het volgende: een scheidsrechter die onder druk kalm blijft, gezag kan uitoefenen zonder conflict met spelers en het spel niet naar zich toe trekt, blijft altijd aan de top.

De nauwkeurigheid van de UEFA: in geen van de 100 wedstrijden een Turkse club

Afbeelding met tekst, grafische vormgeving, Afdrukken Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
                                                             Santiago Bernabeu  Didi (in Arabie)         Kovacs

Analyse van İlhan KARAÇAY

Sommige verhalen beschrijven niet alleen een persoon, maar zetten ook een systeem aan het denken.
De loopbaan van Serdar Gözübüyük is precies zo’n verhaal.

Dit artikel schetst het portret van een scheidsrechter die de mijlpaal van 100 UEFA-wedstrijden heeft bereikt en laat tegelijk zien hoe arbitrage in Europa wordt opgebouwd en waarom dezelfde continuïteit in Turkije ontbreekt.

Sommige scheidsrechters gaan vóór de wedstrijd staan. Anderen laten de wedstrijd spelen.
Serdar Gözübüyük behoort tot die tweede categorie.

Hij bouwt gezag niet op door te schreeuwen, maar op een onzichtbare en tegelijk voelbare manier.
Dat inzicht vormt precies de basis die hem naar 100 Europese wedstrijden heeft gebracht.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Gözübüyük werd vanwege het feit dat hij zijn 100e Europese bekerwedstrijd leidde binnen de organisaties van de Union of European Football Associations UEFA (Europese Voetbalbond), onderscheiden met een plaquette door zowel de Koninklijke Nederlandse Voetbalbond KNVB (Koninklijke Nederlandse Voetbalbond) als de UEFA.

Dit is een drempel die slechts door zeer weinig scheidsrechters in het Europese voetbal wordt bereikt.
Maar dit artikel vertelt veel meer dan alleen het verhaal van een plaquette-uitreiking.

Het is een artikel dat ter discussie stelt hoe een scheidsrechters­systeem functioneert en waarom in Turkije hetzelfde resultaat niet kan worden behaald.

SCHEIDSRECHTER ZIJN WAS VOOR HEM GEEN LATER GEMAAKTE KEUZE

Mensen die Serdar Gözübüyük goed kennen, gebruiken vaak dezelfde uitdrukking: “een volwassenheid die zijn leeftijd overstijgt”.
Zelfs op zestienjarige leeftijd kon hij wedstrijden lezen, de juiste afstand tot spelers bewaren en de fluit niet als persoonlijk machtsmiddel gebruiken.

Wat hem onderscheidde, was zijn voorkeur voor communicatie vóór kaarten en overtuiging vóór straf. Hij koos niet voor hardheid, maar voor spelinzicht.
Die benadering begon op amateurvelden, zette zich voort in de Nederlandse competities en vond uiteindelijk weerklank in de grote Europese stadions.

Zijn manier van fluiten schreeuwde nooit “ik ben hier”.
Integendeel, zij werd gevormd door het besef dat hoe minder zichtbaar de scheidsrechter is, hoe beter de wedstrijd loopt.

100 WEDSTRIJDEN IN EUROPA IS GEEN TOEVAL

Het bereiken van 100 wedstrijden in UEFA-organisaties kan niet worden verklaard door één sterk seizoen.
Het betekent jarenlang op hetzelfde niveau kunnen blijven.

Fysieke testen, gedetailleerde rapporten na elke wedstrijd, VAR-compatibiliteit en het vermogen om onder druk juiste beslissingen te nemen vormen onlosmakelijke onderdelen van dit proces.

Serdar Gözübüyük doorliep deze toetsen seizoen na seizoen.
Zijn aanstellingen in de Champions League, Europa League en Conference League tonen duidelijk het vertrouwen dat de UEFA in hem stelt. De uitgereikte plaquette is geen bewijs van een moment, maar van langdurige stabiliteit.

SCHEIDSRECHTER VAN HET JAAR IN NEDERLAND

Het seizoen 2024–2025 neemt een bijzondere plaats in binnen zijn carrière.
De ervaren scheidsrechter werd door een jury van voormalige internationals uitgeroepen tot “scheidsrechter van het seizoen”.
Deze onderscheiding, in de voetbalwereld bekend als de “Gouden Kaart”, wordt toegekend via een transparante stemming die jaarlijks door De Telegraaf wordt georganiseerd.

In totaal beoordeelden 35 oud-internationals de prestaties van scheidsrechters gedurende het seizoen. Onder hen bevonden zich onder meer Guus Hiddink, de broers De Boer, Ronald Koeman, Jack Swart, Willem van Hanegem, John Bosman, Willy van de Kerkhof, Wesley Sneijder, Rafael van der Vaart en Wim Kieft.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De prijs werd uitgereikt door Ruud Gullit, een van de iconen van het Nederlandse voetbal, die Gözübüyüks filosofie als volgt samenvatte:
“Je ziet dat je de wedstrijd leidt, maar tegelijk laat je voelen dat de wedstrijd van het spel is. Hoe minder zichtbaar je bent, hoe beter voor de wedstrijd. Jij beheerst die balans uitstekend. Wedstrijden onder jouw leiding zijn prettig om te volgen.”

Deze woorden gelden niet zozeer als compliment, maar als definitie van arbitrage op topniveau.

SCHEIDSRECHTERS KRIJGEN BIJNA NOOIT APPLAUS

De woorden die Gözübüyük na de prijsuitreiking sprak, weerspiegelen de naakte realiteit van het vak:
“Scheidsrechters worden eigenlijk nooit volledig gewaardeerd. Maar waardering van voormalige internationals maakt je trots.”

Die benadering typeert ook zijn karakter. Niet op zoek naar applaus, maar naar correct wedstrijdmanagement.

VAN EEN MIGRANTENGEZIN NAAR DE EUROPESE ELITELIJST

Het verhaal van Serdar Gözübüyük is tegelijk ook een maatschappelijk succesverhaal.
Als kind van een migrantenfamilie wist hij zich blijvend te vestigen op de elite­lijst van Europese scheidsrechters. Die weg werd niet afgelegd dankzij geluk, maar dankzij discipline, geduld en een systeem.

Afbeelding met persoon, atletiekwedstrijd, sport, voetbal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DE REALITEIT IN TURKIJE

Op dit punt dringt zich onvermijdelijk een vraag op. Waarom bestaan er zulke grote verschillen in arbitrage tussen landen die hetzelfde spel spelen?

In Turkije zit de arbitrage al jaren vast in dezelfde cirkel.
Eén derby kan een carrière beëindigen.
Scheidsrechters worden meer herinnerd om de discussies na afloop dan om het spel op het veld. Vertrouwen duurt vaak maar één week.

In het Nederlandse model is de scheidsrechter onderdeel van het systeem.
Fouten leiden niet tot publieke afrekening en correcte beslissingen niet tot verheerlijking. Er wordt geanalyseerd, ontwikkeld en beschermd. Continuïteit staat centraal.

WAAROM WORDT DE ZIN “LAAT GÖZÜBÜYÜK DE DERBY LEIDEN” GEBRUIKT

Die zin is geen uiting van bewondering voor het buitenland.
Het is de weerspiegeling van een zoektocht naar een scheidsrechter die onder druk kalm blijft, gezag uitoefent zonder conflict en het spel niet overschaduwt.

Het portret van Serdar Gözübüyük laat duidelijk zien dat het probleem in Turkije niet individueel is, maar structureel.

HOE WORDT EEN SCHEIDSRECHTER BESCHERMD EN HOE WORDT HIJ OPGEGEVEN

In Nederland wordt een scheidsrechter na een slechte wedstrijd niet de volgende dag publiekelijk verbrand.
Hij wordt niet op een schandpaal gezet in televisieprogramma’s. Er wordt geanalyseerd, gerapporteerd en zo nodig rust gegund. Maar zijn reputatie wordt niet vernietigd. Omdat het systeem weet dat een scheidsrechter niet uit één wedstrijd bestaat.

In Turkije is de scheidsrechter vaak een figuur van één wedstrijd. Eén beslissing, één fluitsignaal en daarna wekenlange discussies. In zo’n klimaat ontstaat geen zelfvertrouwen en geen stabiliteit.

Afbeelding met persoon, sport, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

NIET DE WEDSTRIJD VAN DE SCHEIDSRECHTER, MAAR DE SCHEIDSRECHTER VAN DE WEDSTRIJD

In wedstrijden onder leiding van Gözübüyük wordt zelden over de scheidsrechter gesproken.
Dat is een van de grootste complimenten die een scheidsrechter kan krijgen. Goede scheidsrechters laten het spel spreken, niet zichzelf.

In Turkije daarentegen worden vaak het aantal kaarten, de toon van het fluitsignaal en lichaamstaal besproken. Terwijl in Europa het ritme van het spel centraal staat.

DE DROOM VAN EEN SCHEIDSRECHTER EN DE BOODSCHAP VAN DIT ARTIKEL

Serdar Gözübüyük fungeerde eerder als vierde official op een Europees Kampioenschap. Zijn doel is duidelijk. Op het veld staan tijdens grote toernooien. Het Wereldkampioenschap en het Europees Kampioenschap blijven de hoogste toppen.

Dit dossier begint met het portret van een scheidsrechter en eindigt met een systeemkritiek.
100 Europese wedstrijden zijn geen eindpunt, maar een tussenstation.

Moge het Turkse scheidsrechters ook ten deel vallen. Moge het toekomen aan wie scheidsrechters beoordeelt op systeem en niet op incident.

Afbeelding met persoon, voetbal, buitenshuis, sport Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bij het lezen van dit artikel komt bij velen een bekende vraag op: “Waarom zijn er in Turkije geen scheidsrechters zoals hij?”

Die vraag lijkt op individuen gericht, maar het antwoord ligt in de structuur.
In Turkije wordt arbitrage al jaren besproken via personen. Namen staan centraal, fluitsignalen worden uitvergroot en carrières worden geschreven of uitgewist met één beslissing.

In Europa daarentegen draait het om standaarden. Wie de regels volgt en binnen het systeem blijft, wordt beschermd, ontwikkeld en onderdeel van een langetermijnplan.

Wat Serdar Gözübüyük onderscheidt, is niet dat hij foutloos is.
Het is de manier waarop met fouten wordt omgegaan. Niet verbrand worden bij fouten en niet verheerlijkt bij successen. Die balans stelt een scheidsrechter in staat vrij te ademen op het veld. En wie vrij ademt, neemt betere beslissingen.

Zolang arbitrage in Turkije een beroep blijft dat in permanente verdediging wordt uitgeoefend, zullen nieuwe Gözübüyük’s niet ontstaan en zullen bestaande talenten hun potentieel niet bereiken.

De oplossing ligt niet in het importeren van buitenlandse scheidsrechters of het verheffen van individuele namen.
De oplossing ligt in het plaatsen van de scheidsrechter niet in het centrum van het systeem, maar onder de bescherming ervan.

Het voorbeeld Serdar Gözübüyük laat zien wat mogelijk is wanneer het juiste kader wordt gecreëerd.
Dan beheert een scheidsrechter niet alleen een wedstrijd, maar ook het voetbal­klimaat.

Niet hardere fluitsignalen, maar een sterker systeem maakt het verschil.

De rest volgt vanzelf.

Afbeelding met persoon, sport, buitenshuis, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

GÖZÜBÜYÜK LEIDDE GEEN WEDSTRIJDEN VAN TURKSE PLOEGEN

Serdar Gözübüyük is een scheidsrechter die binnen de UEFA-organisaties de mijlpaal van 100 Europese bekerwedstrijden heeft bereikt.
In geen van deze 100 wedstrijden had hij echter de leiding over een duel waarin een Turkse club betrokken was.

Dit is geen toeval en ook geen nalatigheid.
Een van de terreinen waarop de UEFA bij scheidsrechtersaanstellingen het meest nauwgezet te werk gaat, is het volledig uitsluiten van zelfs de kleinste perceptie van belangenverstrengeling. Wanneer herkomst, binding of emotionele betrokkenheid een rol zou kunnen spelen, sluit het systeem vanaf het begin de deur.

Dat Gözübüyük bewust uit de buurt wordt gehouden van wedstrijden van Turkse clubs, heeft dan ook niet te maken met een gebrek aan vertrouwen. Integendeel, het is bedoeld om een onbetwistbare en smetteloze profilering te beschermen. De UEFA maakt gebruik van zijn kwaliteiten, maar plaatst zijn naam niet in het midden van mogelijke discussies.

In het Europese voetbal wordt de waarde van een scheidsrechter soms niet bepaald door de wedstrijden die hij leidt, maar juist door de wedstrijden die hij bewust niet krijgt toegewezen.
Het voorbeeld van Serdar Gözübüyük laat op zichzelf al zien hoe dit systeem werkt.

Kort gezegd kan het volgende worden gesteld:
de UEFA ziet het talent van Gözübüyük en beloont zijn stabiliteit, maar houdt hem doelbewust weg van Turkse clubs om elke mogelijkheid van misinterpretatie te vermijden.

Het gaat hier dus niet om een gebrek aan vertrouwen, maar juist om een vorm van verregaand vertrouwen.
Er wordt gezegd: “Deze scheidsrechter moet onomstreden blijven”, en zelfs de kleinste schaduw van twijfel wordt buiten spel gezet.

Met andere woorden: Niets ontsnapt aan het oog van de UEFA.
Soms zelfs details die door het voetbalpubliek pas veel later worden opgemerkt.

Wanneer een scheidsrechter bewust op afstand wordt gehouden van clubs uit één bepaald land, heeft dat binnen het systeem een stille maar duidelijke betekenis.
Het betekent: “wij willen dat je naam niet onderwerp van discussie wordt”.

En in het Europese voetbal bestaat er nauwelijks een grotere blijk van waardering dan dat.

 

HOLLANDA’DA “İŞÇİLİK” ARTIK TÜRKLERİN İŞİ DEĞİL

HOLLANDA’DA “İŞÇİLİK” ARTIK TÜRKLERİN İŞİ DEĞİL

Bir zamanlar ‘ağır işçi’ sıfatıyla getirilmişlerdi.

Şimdilerde ise, genç profesyoneller, akademisyenler, doktorlar, avukatlar, mühendisler, eğitimciler, sporcular, işverenler, sanatçılar, siyasetçiler ve girişimciler üzerine ardı ardına dosyalar yazdığım kişiler oldular.

Birazdan okuyacağınız haber, şunu açıkça ortaya koyuyor: Hollanda’da “işçilik” artık Türklerin kaderi değil. Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda omuz omuza çalışan Türk işçilerin çocukları ve torunları, bugün bambaşka alanlarda varlık gösteriyor. O ağır işlerin yerini artık başka göç dalgaları dolduruyor.

Bu yazıların her biri, aslında tek bir büyük hikâyenin parçalarıydı: Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık yürüyüşü.

Funda İleri ve Kamu İlişkileri Akademisindeki Lobiciler Gecesi

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Son haftalarda sizlere peş peşe yayımladığım haberleri hatırlayın. Hollanda’daki Türk Sivil Toplum Kuruluşları, genç profesyoneller, akademisyenler, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve girişimciler üzerine ardı ardına dosyalar hazırladım. Bu yazıların her biri, aslında tek bir büyük hikâyenin parçalarıydı: Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık yürüyüşü.

“Betül Aşlı Bayram”ı anlattım, “Hollanda’da Türk Profesyoneller Ağı”nı yazdım. “Emniyet Müdürü Hamit Karakuş”u tanıttım. “Hollanda Türk iş dünyası nereye koşuyor” diye sordum. Günay Uslu’yu ve Avni Kandemir’i “Yılın hanımefendisi ve beyefendisi” olarak sayfalarımıza taşıdım. “Kendi ülkene aidiyet borcu, göç ettiğin ülkeye şükran borcu” başlığıyla bir kuşağın iç dünyasına ışık tuttum. Türk iş dünyasından haberler verdim. “Türk teknoloji ekosistemi sahaya indi” dedim.

Bu yazılardan sonra yüzlerce mesaj aldım. Kimisi “İlk defa kendimizi bu kadar net ve onurlu gördük” dedi. Kimisi “Bizim hikâyemizi sonunda biri doğru yerden anlatıyor” diye yazdı. Kimisi de “Çocuklarımıza okutuyoruz” ifadesini kullandı. Aslında gelen her mesajda ortak bir duygu vardı: Gurur.

Çünkü bu yazılar, sadece bugünü anlatmıyordu. Bir babanın limanda nasır tutmuş ellerinden, bir annenin temizlik kovasından, bir ailenin sabahın karanlığında başlayan mesaisinden bugüne uzanan uzun bir yolculuğu görünür kılıyordu. O yolculukta utanç yoktu, eksiklik yoktu. Emek vardı, sabır vardı, direnç vardı. Ve her evde yankılanan aynı cümle vardı: “Oku ki bizim gibi olma.”

Bugün üniversite sıralarında oturan gençler, mahkeme salonlarında söz alan avukatlar, ameliyathanelerde hayat kurtaran doktorlar, sınıflarda çocuklara yol açan öğretmenler, sahnelerde alkışlanan sanatçılar, şirket yöneten girişimciler, siyaset kürsülerinde konuşan temsilciler, işte o cümlenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.

Yazdığım her portre, aslında bu büyük dönüşümün küçük bir aynasıydı. O yüzden bu yazılar birer bireysel başarı öyküsü değil, bir toplumun kendini yeniden inşa edişinin belgeleriydi.

Şimdi ise, tüm o anlattıklarımın duygusal bir anlatıdan ibaret olmadığını, sayıların da aynı gerçeği söylediğini gösteren bir haberi paylaşıyorum. Kaynağım, Hollanda Merkezi İstatistik Bürosu.

Birazdan okuyacağınız haber, şunu açıkça ortaya koyuyor: Hollanda’da “işçilik” artık Türklerin kaderi değil. Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda omuz omuza çalışan Türk işçilerin çocukları ve torunları, bugün bambaşka alanlarda varlık gösteriyor. O ağır işlerin yerini artık başka göç dalgaları dolduruyor.

Bu tabloyu gördüğünüzde, eminim siz de şunu diyeceksiniz: “Evet, anlatılanlar doğruymuş. Bu değişim gerçekten yaşanıyor.”

Ben bu haberi, bugüne kadar yazdığım tüm o portrelerin yanına bilinçli olarak koyuyorum. Çünkü biri insan hikâyesini anlatıyor, diğeri ise bu hikâyenin istatistiklere nasıl yansıdığını gösteriyor. Duygu ile sayının, hatıra ile verinin aynı noktada buluştuğu ender anlardan birini yaşıyoruz.

Ve inanıyorum ki, bu satırları okuduğunuzda, siz de benim gibi düşüneceksiniz:
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

İşte o haber:

HOLLANDA’DA “İŞÇİLİK” ARTIK TÜRKLERİN İŞİ DEĞİL

Afbeelding met fruit, grond, persoon, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda İstatistik Kurumu CBS’nin 2024 verileri, ülkede işgücü haritasının kökten değiştiğini gösteriyor.
Ülkede faaliyet gösteren 2 bin 300’ü aşkın geçici iş ajansı, tam 407 bin kişiye iş sağladı. Bu işlerin yarısından fazlası, Hollanda’da doğmamış ve ülkede sekiz yıldan daha kısa süredir yaşayan kişilere gitti.

Başka bir deyişle, Hollanda’daki geçici işlerin çoğu artık Hollandalıların değil, başka ülkelerden gelenlerin omuzlarında yürüyor.

Bu işçilerin büyük bölümü Polonya, Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’dan geliyor. Sadece Polonyalı geçici işçilerin sayısı 82 bin 500 civarında. Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’dan gelenlerle birlikte bu sayı 150 bine yaklaşıyor. Avrupa dışından gelenler ise 20 bini aşmış durumda.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, jasje Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

CBS’nin baş ekonomisti Peter Hein van Mulligen tabloyu net biçimde özetliyor: “İşgücü piyasasında büyük bir daralma var. İşverenler boş pozisyonları dolduramıyor. Çoğu zaman söz konusu olan işler, Hollandalıların yapmak istemediği işler. Tarımda, dağıtım merkezlerinde ve sanayide yoğunlaşan bu işler için Hollandalı çalışanlar genellikle fazla eğitimli. Bu yüzden işverenler yurt dışına yöneliyor.”

Bu sözlerin satır aralarında çok önemli bir gerçek gizli: Hollanda’da yaşayan Türkler artık bu işlerin doğal hedef kitlesi değil.

BİR ZAMANLAR TÜRKLER

Bir zamanlar madenlerde, tersanelerde, fabrikalarda, mezbahalarda çalışan Türk işçilerin torunları bugün üniversite sıralarında. Hukukçu, mühendis, öğretmen, girişimci, gazeteci, siyasetçi oluyorlar. İşçi sınıfından kopuş, bazı çevrelerin sandığı gibi bir kayıp değil, tam tersine büyük bir kazanım.

Bugün Hollanda’daki geçici iş piyasasında Türklerin adı neredeyse hiç geçmiyor.
Polonyalılar, Rumenler, Ukraynalılar, Bulgarlar ve artık Latin Amerika’dan gelenler bu boşluğu dolduruyor.

Bir zamanlar “Türkler geliyor, işlerimizi alıyorlar” denirdi.
Bugün tablo tersine döndü. Hollanda ekonomisi, giderek başka ülkelerden gelen işçilere bağımlı hâle geliyor. Türkler ise bu çarkın en ağır ve en yıpratıcı dişlisi olmaktan çıkmış durumda.

Sayılar gösteriyor ki, Türk toplumu artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil.
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

O kuşağın ortak cümlesi şuydu:
“Biz çalışacağız ki çocuklarımız bizim gibi olmasın.”

Bugün o cümle gerçeğe dönüşmüş durumda.

BUGÜNÜN TÜRKLERİ

Artık Türk gençleri geçici iş bürolarının önünde kuyrukta beklemiyor. Üniversite sıralarında, mahkeme salonlarında, ameliyathanelerde, sınıflarda, stüdyolarda ve sahnelerde yer alıyorlar.

Bakınız, bugün Hollanda piyasasında cirit atan Türkler ne diyorlar?

Deze organisaties behoren tot Nederlandse netwerk van Erdogan | Het Parool
Avukat Ejder Köse:
“Babam limanda çalışıyordu. Ellerindeki nasırları hatırlıyorum. Bana hep ‘Oku’ dedi. Bugün mahkeme salonunda onun hayalini taşıyorum.”

dokter Mens volwassen staand Rechtdoor in ziekenhuis kantoor 25797015 stockfoto bij Vecteezy
Doktor Ahmet Yılmaz’ın cümlesi daha da çarpıcı:
“Annem temizlik işine giderdi. Ben beyaz önlüğü ilk giydiğim gün ağladı. ‘Biz artık kimseye muhtaç değiliz’ dedi.”

HOLLANDA'DAKİ ÖĞRENCİLER VE VELİLERİN DİKKATİNE: BİLMEDİĞİNİZ HAKLARINIZI, EĞİTİMCİ CANAN GÖNENÇAY AÇIKLIYOR - İlhan Karaçay
Öğretmen Canan Gönençay:
“Ben sınıfa girdiğimde, özellikle göçmen kökenli çocukların yüzünde bir değişim görüyorum. ‘Demek ki bizim mahalleden biri de öğretmen olabiliyormuş’ diye düşünüyorlar. O an anlıyorum ki, ben sadece ders anlatmıyorum. Onlara, kendi geleceklerinin sandıklarından daha geniş olduğunu da gösteriyorum.”

Johan Cordonnier — Faculteit Architectuur
Mühendis Musa Bağcı:
“Babam fabrikada makine başındaydı. Ben o makineleri tasarlıyorum. Bu sadece meslek değil, bir kuşak sıçraması.”

Kassa rinkelt bij NEC na transfer Ferdi Kadioglu naar Brighton & Hove Albion | Sportnieuws.nl
Futbolcu Ferdi Kadıoğlu:
“Eskiden Türk çocukları saha kenarında izlerdi. Şimdi sahadayız ve tribün bizi alkışlıyor.”

ARAŞTIRMACI YAZAR-RESSAM ÜMRAN ÖZBALCI ARİA, ŞAHSIMA 'GAZETECİLİĞİN VİNCENT VAN GOGH'U YAKIŞTIRMASINI YAPTI VE ÇİZDİ. - İlhan Karaçay
Sanatçı Ümran Özbalcı Aria:
“Göçmen olmak acıdan ibaret değil. Ben o acıyı sahnede hikâyeye dönüştürüyorum.”
Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, pak, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Genç gazeteci Furkan Turgut:
“Bir zamanlar Türkler sadece haber olurdu. Şimdi haber yazıyoruz.”

Afbeelding met persoon, meisje, Menselijk gezicht, Lang haar Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Modacı Zeynep Dağ:
“Annem dikişle para kazanırdı. Ben modayla adımı dünyaya duyuruyorum.”

Nilgün Yerli: 'Een wup? Ahold moest zich schamen' | de Volkskrant
Kabare sanatçısı Nigün Yerli:
“Eskiden Türkler dizilerde ya yoktu ya da klişeydi. Şimdi hikâyenin merkezindeyiz.”

Atilay Uslu (Corendon): 'Mijn zus is weer terug!'
Girişimci Günay Uslu:
Emirdağlı bir işçi ailesinin kızı olarak Hollanda’da büyüdü. Babası Ata Uslu, yıllarca horeca sektöründe çalışarak ailesini ayakta tuttu. O evde emek vardı, mücadele vardı, “oku” diyen bir baba vardı. Günay Uslu, bu sesle büyüdü. Akademide ilerledi, ardından Hollanda’da Kültür ve Eğitim Devlet Bakanı oldu. Bugün ise uluslararası bir şirket olan Corendon’un CEO’su. Bir zamanlar babasının tezgâh başında verdiği emek, bugün kızının ülke yönetiminde ve küresel bir markanın başında söz sahibi olmasına dönüştü. Bu hikâye, Türk göçünün sessiz ama en çarpıcı zaferlerinden biridir.

Selçuk Öztürk (DENK): “Minister Slob mist daadkracht om het landsbelang voor te laten gaan” - Spreekbuis.nl
Siyasetçi Selçuk Öztürk:
İşçi sınıfının içinden geldi. Siyasete girerken de o kökleri hiç unutmadı. İşçi Partisi’nden ayrılarak, göçmenlerin sesini doğrudan siyasete taşıyan DENK’in kurucularından biri oldu. Parlamentoda yıllarca, “misafir” muamelesi gören bir toplumun eşit yurttaş olduğunu haykırdı. Bugün ise iş dünyasında kendi ayakları üzerinde duran bir girişimci. Selçuk Öztürk’ün hikâyesi, Türk toplumunun sadece çalışmakla yetinmeyip, söz söyleyen, yön veren ve üreten bir konuma yükselişinin simgesidir.

Yukarıdaki portreler genel olarak şunu söylüyor: “Türkler artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil. Hollanda’nın yeni işgücü ihtiyacını başka göç dalgaları taşıyor. Türkler ise emeğin en ağır basamağından, mesleğin ve temsilin daha görünür katmanlarına geçti. Bu geçiş, sessiz ama çok anlamlı bir zaferdir.”

Bu cümlelerin her biri, yarım asırlık göç hikâyesinin bugünkü meyvesidir.

YENİ GÖÇ DALGASI

Bugün Hollanda’da en ağır işleri artık Polonyalılar, Rumenler, Ukraynalılar, Bulgarlar ve Latin Amerika’dan gelenler yapıyor.
Tarımda, dağıtım merkezlerinde ve sanayide çalışan yeni yüzler var.

Bir zamanlar “Türkler geliyor, işlerimizi alıyorlar” denirdi.
Bugün Hollanda ekonomisi başka ülkelerden gelen işçilere bağımlı.
Türkler ise bu çarkın en ağır ve en yıpratıcı dişlisi olmaktan çıkmış durumda.
Sayılar gösteriyor ki, Türk toplumu artık geçici iş bürolarının kapısında bekleyen kitle değil.
Bu, yarım asırlık bir göç hikâyesinin sessiz ama çok anlamlı bir zaferidir.

FUNDA İLERİ VE KAMU İLİŞKİLERİ AKADEMİSİNDEKİ LOBİCİLER GECESİ

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, Bagage en tassen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu tabloya dikkat çeken isimlerden biri de, insan kaynakları ve yetenek yönetimi alanında çalışan Funda İleri oldu. İleri, Leiden Üniversitesi’nde Public Affairs Academie (Kamu İlişkileri Akademisi) tarafından düzenlenen ve etki, politika, iş gücü piyasası ile Hollanda’nın geleceğinin tartışıldığı “Nacht van de Lobbyist” ( Lobiciler Gecesi) toplantısına katıldı. Bu toplantıda yapılan değerlendirmeler, Hollanda’nın göç, iş gücü ve yenilikçilik ekseninde nasıl bir yol ayrımında olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Afbeelding met overdekt, Conventie, congres, Academische conferentie Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Toplantıda özellikle uluslararası öğrenciler ve göçmen kökenli profesyonellerin, çoğu zaman bilgi üreten ve topluma yön veren bireyler olarak değil, yalnızca demografik açıkları kapatan birer unsur olarak ele alınması öne çıkan başlıklardan biri oldu. Funda İleri, bu bakış açısının sorunlu olduğunu vurgulayarak, Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırda yaşadığı dönüşümün bu yaklaşımın ne kadar eksik olduğunu açıkça gösterdiğini ifade etti.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İleri, konuyla ilgili olarak tam olarak şunları söylemişti:

“Bu akşam Lobbyist Gecesi’ne katıldım. Public Affairs Academie ve Leiden Üniversitesi tarafından düzenlenen bu etkinlik, etki, politika ve Hollanda’nın yenilikçi bir ülke olarak geleceği üzerine içerik ağırlıklı bir akşamdı.

Beni özellikle etkileyen nokta, uluslararası öğrenciler ve yabancı profesyonellerin ele alınış biçimiydi. Onlar çoğu zaman bilgi taşıyıcıları, yenilikçiler ya da birlikte ülke inşa eden paydaşlar olarak değil, daha çok demografik açıklarımıza verilen birer yanıt olarak değerlendiriliyor.

Bu bakış açısını sorunlu buluyorum.

Evet, Hollanda’da genç nüfus yetersiz.
Evet, iş gücü piyasası baskı altında.
Ama insanlar araçlara indirgendiklerinde yenilikçilik gelişmez.

Mornext HR & Talent’te biz, her gün kuruluşlar için vazgeçilmez olan yeteneklerle çalışıyoruz. Bu yetenekler, açıkları kapattıkları için değil, içeriksel, kültürel ve toplumsal açıdan değer kattıkları için önemlidir.

Daha sık sormamız gereken soru yalnızca ‘Sistemin dönmeye devam etmesi için kime ihtiyacımız var?’ olmamalı. Asıl soru şudur: ‘Bir ülke, bir işveren ve bir toplum olarak kim olmak istiyoruz?’
Sürdürülebilir yenilikçilik işte tam burada başlar.”

Bu sözler, Hollanda’daki Türk toplumunun işçi kuşağından bilgi üreten, yöneten ve karar alan bir kuşağa evrilişinin, yalnızca duygusal anlatılarla değil, güncel tartışmalarla da örtüştüğünü gösteriyor. Bir zamanlar en ağır işlerin doğal adresi olarak görülen Türkler, bugün Hollanda’nın geleceğinin konuşulduğu salonlarda, bu geleceğe dair söz söyleyen bir konuma gelmiş durumda.

                                                   *********************

ARBEID IN NEDERLAND IS NIET LANGER “HET WERK VAN TURKEN”

Ooit werden zij naar Nederland gehaald als ‘zware arbeiders’.

Tegenwoordig zijn het jonge professionals, academici, artsen, advocaten, ingenieurs, docenten, sporters, werkgevers, kunstenaars, politici en ondernemers over wie ik de ene na de andere reportage schrijf.

Het artikel dat u zo gaat lezen, laat één ding duidelijk zien:
arbeid is in Nederland niet langer het lot van Turken.

De kinderen en kleinkinderen van Turkse arbeiders die ooit schouder aan schouder werkten in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachthuizen, zijn vandaag actief in totaal andere sectoren. De zwaarste banen worden inmiddels ingevuld door nieuwe migratiegolven.

Al deze artikelen vormen samen eigenlijk één groot verhaal:
de vijftigjarige tocht van de Turkse gemeenschap in Nederland.

Funda İleri en de lobbyistenavond bij de Academie Voor Public Affairs

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Geschreven door İlhan KARAÇAY

Geachte lezers,

Denk even terug aan de artikelen die ik de afgelopen weken met u heb gedeeld. Ik heb achter elkaar dossiers gepubliceerd over Turkse maatschappelijke organisaties in Nederland, jonge professionals, academici, ondernemers, kunstenaars, politici en initiatiefnemers. Elk van deze stukken was in feite een fragment van één groot verhaal: de halve eeuw durende tocht van de Turkse gemeenschap in Nederland.

Ik schreef over Betül Aşlı Bayram en over het Turkse Netwerk van Professionals in Nederland.
Ik stelde politiechef Hamit Karakuş voor. Ik vroeg me af waar het Turks Nederlandse bedrijfsleven naartoe onderweg is. Ik bracht Günay Uslu en Avni Kandemir onder uw aandacht. Met de titel “Verantwoordelijkheid tegenover je vaderland en dankbaarheid tegenover het land waarin je leeft” probeerde ik het innerlijke landschap van een hele generatie te belichten.
Ik publiceerde nieuws uit de Turkse zakenwereld en schreef dat het Turkse technologie-ecosysteem het veld heeft betreden.

Na deze publicaties ontving ik honderden berichten. Sommigen schreven: “Voor het eerst zien wij onszelf zo duidelijk en waardig.”
Anderen zeiden: “Eindelijk vertelt iemand ons verhaal vanuit het juiste perspectief.” Weer anderen voegden eraan toe: “Wij laten onze kinderen dit lezen.” In al deze reacties zat één gezamenlijke emotie: trots.

Want deze artikelen vertelden niet alleen over het heden. Zij maakten een lange reis zichtbaar, van de eeltige handen van een vader in de haven tot de emmer van een moeder in de schoonmaak, van ochtenden die in het donker begonnen tot het vandaag. In die reis zat geen schaamte en geen tekort. Er zat arbeid in, geduld, volharding. En in elk huis klonk dezelfde zin: “Leer, zodat jij niet wordt zoals wij.”

De jongeren die vandaag in de collegebanken zitten, de advocaten die het woord voeren in de rechtszaal, de artsen die levens redden in operatiekamers, de docenten die kinderen richting geven, de kunstenaars die op het podium applaus ontvangen, de ondernemers die bedrijven leiden en de vertegenwoordigers die spreken in de politiek, zij zijn de levende belichaming van die ene zin.

Elke portret dat ik schreef, was in feite een kleine spiegel van deze grote transformatie. Daarom waren deze teksten geen individuele succesverhalen, maar documenten van een gemeenschap die zichzelf opnieuw opbouwt.

En nu deel ik met u een bericht dat laat zien dat alles wat ik heb beschreven niet slechts een emotioneel verhaal is. Ook de cijfers vertellen hetzelfde. Mijn bron is het Centraal Bureau voor de Statistiek van Nederland.

Het nieuws dat u zo meteen leest, maakt één ding glashelder: “arbeiderswerk” is in Nederland niet langer het lot van Turken. De kinderen en kleinkinderen van de Turkse arbeiders die ooit in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachterijen zij aan zij werkten, zijn vandaag op heel andere terreinen zichtbaar. De zwaarste arbeid wordt inmiddels gedragen door nieuwe migratiegolven.

Wanneer u deze cijfers ziet, zult u ongetwijfeld hetzelfde denken als ik: ja, wat er wordt verteld, is waar. Deze verandering vindt werkelijk plaats.

Ik plaats dit nieuws bewust naast alle portretten die ik tot nu toe heb geschreven. Want het ene vertelt het menselijke verhaal en het andere laat zien hoe dit verhaal in statistieken wordt weerspiegeld. Het is een zeldzaam moment waarop gevoel en getal, herinnering en data elkaar op hetzelfde punt ontmoeten.

En ik geloof dat u na het lezen net als ik zult denken:
Dit is de stille maar zeer betekenisvolle overwinning van een halve eeuw migratiegeschiedenis.

Hier is dat nieuws.

ARBEID IN NEDERLAND IS NIET LANGER “HET WERK VAN TURKEN”
Afbeelding met fruit, grond, persoon, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Gegevens van het Centraal Bureau voor de Statistiek (CBS) over 2024 laten zien dat de arbeidsmarkt in Nederland ingrijpend is veranderd.

Meer dan 2.300 uitzendbureaus boden werk aan maar liefst 407.000 mensen. Meer dan de helft van deze banen ging naar mensen die niet in Nederland zijn geboren en die minder dan acht jaar in het land verblijven.

Met andere woorden: het grootste deel van het tijdelijke werk in Nederland rust niet langer op de schouders van Nederlanders, maar van mensen die uit andere landen komen.

Het merendeel van deze arbeidskrachten komt uit Polen, Roemenië, Oekraïne en Bulgarije. Alleen al het aantal Poolse uitzendkrachten ligt rond de 82.500. Samen met Roemenen, Oekraïners en Bulgaren loopt dit op tot bijna 150.000. Het aantal werknemers van buiten Europa is inmiddels boven de 20.000 uitgekomen.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, jasje Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

CBS-hoofdeconoom Peter Hein van Mulligen vat de situatie helder samen:
“Er is sprake van een grote krapte op de arbeidsmarkt. Werkgevers krijgen vacatures niet ingevuld. Het gaat vaak om werk dat Nederlanders niet willen doen. In de landbouw, distributiecentra en industrie zijn Nederlanders doorgaans te hoog opgeleid voor dit soort functies. Daarom kijken werkgevers naar het buitenland.”

Tussen de regels door schuilt hier een belangrijke realiteit:
Turken in Nederland vormen niet langer de vanzelfsprekende doelgroep voor dit soort werk.

OOIT WAREN HET TURKEN

De kleinkinderen van Turkse arbeiders die vroeger in mijnen, scheepswerven, fabrieken en slachthuizen werkten, zitten vandaag op universiteiten. Zij worden jurist, ingenieur, docent, ondernemer, journalist of politicus.

Het loskomen van de arbeidersklasse is geen verlies, zoals sommigen beweren, maar juist een grote winst.

In de huidige uitzendmarkt in Nederland komen Turken nauwelijks nog voor.
Polen, Roemenen, Oekraïners, Bulgaren en inmiddels ook arbeidskrachten uit Latijns-Amerika vullen die plekken op.

Waar ooit werd gezegd: “De Turken komen en nemen onze banen af”,
is het beeld nu volledig omgekeerd. De Nederlandse economie raakt steeds afhankelijker van arbeidskrachten uit andere landen. Turken maken geen deel meer uit van het zwaarste en meest slopende tandwiel van dit systeem.

De cijfers laten zien dat de Turkse gemeenschap niet langer bestaat uit mensen die voor uitzendbureaus in de rij staan.
Dit is een stille maar veelzeggende overwinning van een migratiegeschiedenis van een halve eeuw.

De gezamenlijke zin van die eerste generatie luidde altijd:
“Wij werken hard, zodat onze kinderen niet hoeven te worden zoals wij.”

Vandaag is die zin werkelijkheid geworden.

DE TURKEN VAN VANDAAG

Turkse jongeren staan niet meer in de rij bij uitzendbureaus. Zij zijn te vinden in collegezalen, rechtbanken, operatiekamers, klaslokalen, studio’s en op podia.

Wat zeggen Turkse professionals die vandaag actief zijn op de Nederlandse markt?

Deze organisaties behoren tot Nederlandse netwerk van Erdogan | Het Parool
Advocaat Ejder Köse:
“Mijn vader werkte in de haven. Ik herinner me de eeltplekken op zijn handen. Hij zei altijd: ‘Ga studeren’. Vandaag draag ik zijn droom in de rechtszaal.”

dokter Mens volwassen staand Rechtdoor in ziekenhuis kantoor 25797015 stockfoto bij Vecteezy
Arts Ahmet Yılmaz:
“Mijn moeder werkte in de schoonmaak. De dag dat ik voor het eerst mijn witte jas aantrok, huilde ze. Ze zei: ‘Wij zijn nu van niemand meer afhankelijk.’”

HOLLANDA'DAKİ ÖĞRENCİLER VE VELİLERİN DİKKATİNE: BİLMEDİĞİNİZ HAKLARINIZI, EĞİTİMCİ CANAN GÖNENÇAY AÇIKLIYOR - İlhan Karaçay
Docent Canan Gönençay:
“Wanneer ik een klas binnenkom, zie ik vooral bij kinderen met een migratieachtergrond iets veranderen. Ze denken: ‘Iemand uit onze wijk kan dus ook docent worden.’ Dan besef ik dat ik niet alleen lesgeef, maar ook hun blik op de toekomst verruim.”

Johan Cordonnier — Faculteit Architectuur
Ingenieur Musa Bağcı:
“Mijn vader stond aan machines in de fabriek. Ik ontwerp die machines nu zelf. Dat is geen beroep, dat is een sprong tussen generaties.”

Kassa rinkelt bij NEC na transfer Ferdi Kadioglu naar Brighton & Hove Albion | Sportnieuws.nl
Voetballer Ferdi Kadıoğlu:
“Vroeger stonden Turkse kinderen langs de lijn te kijken. Nu staan we op het veld en applaudisseert het publiek voor ons.”

ARAŞTIRMACI YAZAR-RESSAM ÜMRAN ÖZBALCI ARİA, ŞAHSIMA 'GAZETECİLİĞİN VİNCENT VAN GOGH'U YAKIŞTIRMASINI YAPTI VE ÇİZDİ. - İlhan Karaçay
Kunstenaar Ümran Özbalcı Aria:
“Migrant zijn is niet alleen pijn. Ik maak van die pijn een verhaal op het podium.”

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, pak, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Journalist Furkan Turgut:
“Ooit waren Turken alleen onderwerp van het nieuws. Nu schrijven wij het nieuws.”

Afbeelding met persoon, meisje, Menselijk gezicht, Lang haar Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Modeontwerpster Zeynep Dağ:
“Mijn moeder verdiende haar geld met naaien. Ik draag mijn naam via mode de wereld in.”

Nilgün Yerli: 'Een wup? Ahold moest zich schamen' | de Volkskrant
Cabaretier Nigün Yerli:
“Vroeger waren Turken in series afwezig of stereotiep. Nu staan we in het centrum van het verhaal.”

Atilay Uslu (Corendon): 'Mijn zus is weer terug!'
Ondernemer Günay Uslu: Groeide in Nederland op als dochter van een arbeidersgezin uit Emirdağ. Haar vader Ata Uslu werkte jarenlang in de horecasector om zijn gezin overeind te houden. In dat huis waren arbeid, strijd en een vader die zei: ‘Ga studeren’.
Met die stem groeide Günay Uslu op. Ze maakte carrière in de academische wereld, werd daarna staatssecretaris van Cultuur en Onderwijs in Nederland en is vandaag CEO van het internationale bedrijf Corendon.
De arbeid van een vader achter de toonbank werd zo omgezet in invloed op landsbestuur en een mondiale onderneming. Dit is een van de stilste maar meest indrukwekkende overwinningen van de Turkse migratie.

Selçuk Öztürk (DENK): “Minister Slob mist daadkracht om het landsbelang voor te laten gaan” - Spreekbuis.nl
Politicus Selçuk Öztürk: Komt uit de arbeidersklasse en vergat die wortels nooit. Hij was medeoprichter van DENK, de partij die de stem van migranten rechtstreeks de politiek in bracht.
Jarenlang riep hij in het parlement dat een gemeenschap die als ‘gast’ werd behandeld, in werkelijkheid volwaardige burgers zijn. Vandaag staat hij als ondernemer zelfstandig in het zakenleven.

Zijn verhaal symboliseert de opmars van de Turkse gemeenschap van alleen werken naar ook spreken, sturen en produceren.

De bovenstaande portretten zeggen in grote lijnen het volgende:
“Turken zijn niet langer de massa die bij de deur van uitzendbureaus staat te wachten. De nieuwe arbeidsvraag van Nederland wordt gedragen door andere migratiegolven. Turken zijn daarentegen doorgestroomd van de zwaarste trede van arbeid naar meer zichtbare lagen van vakmanschap en maatschappelijke vertegenwoordiging. Deze overgang is stil verlopen, maar vormt een zeer betekenisvolle overwinning.”

Elke zin hiervan is de hedendaagse opbrengst van een migratiegeschiedenis van een halve eeuw.

NIEUWE MIGRATIEGOLF

Vandaag worden de zwaarste banen in Nederland vooral verricht door Polen, Roemenen, Oekraïners, Bulgaren en arbeidskrachten uit Latijns-Amerika. In de landbouw, distributiecentra en industrie zijn nieuwe gezichten zichtbaar.

Waar ooit werd gezegd: “De Turken komen”, is Nederland nu afhankelijk van anderen.

Turken maken geen deel meer uit van het zwaarste segment van deze arbeidsmachine. De cijfers tonen aan dat dit geen toeval is, maar het resultaat van vijftig jaar migratiegeschiedenis. Een stille maar betekenisvolle overwinning.

FUNDA İLERİ EN DE LOBBYISTENAVOND BIJ DE ACADEMIE VOOR PUBLIC AFFAIRS

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, Bagage en tassen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een van de mensen die deze ontwikkeling benadrukte, is Funda İleri, actief in human resources en talentmanagement. Zij nam deel aan de bijeenkomst “Nacht van de Lobbyist”, georganiseerd door de Academie voor Public Affairs en de Universiteit Leiden.

Tijdens deze avond werd gesproken over invloed, beleid, de arbeidsmarkt en de toekomst van Nederland. De gesprekken maakten opnieuw duidelijk dat Nederland zich op een kruispunt bevindt op het gebied van migratie, arbeid en innovatie.

Afbeelding met overdekt, Conventie, congres, Academische conferentie Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een belangrijk punt was dat internationale studenten en professionals met een migratieachtergrond vaak niet worden gezien als kennisproducenten of mede-bouwers van de samenleving, maar vooral als middelen om demografische tekorten op te vullen.

Funda İleri noemde deze benadering problematisch en stelde dat juist de transformatie van de Turkse gemeenschap in Nederland laat zien hoe beperkt deze kijk is.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Zij zei hierover onder meer:

“Vanavond nam ik deel aan de Lobbyistenavond. Het was een inhoudelijk sterke bijeenkomst, georganiseerd door de Academie voor Public Affairs en de Universiteit Leiden, over invloed, beleid en de innovatieve toekomst van Nederland.

Wat mij vooral raakte, was de manier waarop internationale studenten en buitenlandse professionals worden benaderd. Ze worden zelden gezien als kennisdragers, vernieuwers of partners in het samen bouwen aan een land, maar vooral als antwoorden op demografische tekorten.

Die benadering vind ik problematisch.

Ja, Nederland heeft te weinig jonge mensen.
Ja, de arbeidsmarkt staat onder druk.
Maar wanneer mensen tot instrumenten worden gereduceerd, kan innovatie niet bloeien.

Bij Mornext HR & Talent werken wij dagelijks met talenten die onmisbaar zijn voor organisaties. Niet omdat zij gaten dichten, maar omdat zij inhoudelijke, culturele en maatschappelijke waarde toevoegen.

De vraag die we vaker moeten stellen is niet alleen: ‘Wie hebben we nodig om het systeem draaiende te houden?’
De echte vraag is: ‘Wie willen we zijn als land, als werkgever en als samenleving?’
Dáár begint duurzame innovatie.”

Deze woorden laten zien dat de overgang van een arbeidersgeneratie naar een generatie die kennis produceert en beslissingen neemt, niet alleen een emotioneel verhaal is, maar ook aansluit bij actuele maatschappelijke discussies.

Wat ooit werd gezien als de vanzelfsprekende bestemming voor de zwaarste arbeid, is vandaag aanwezig in de zalen waar over de toekomst van Nederland wordt gesproken en daar ook daadwerkelijk het woord voert.

BİR ÖĞRENCİ DERNEĞİ’NDEN DAHA FAZLASI VE HOLLANDA’DA TÜRK GENÇLİĞİNİN YUVASI: ANATOLİA

BİR ÖĞRENCİ DERNEĞİ’NDEN DAHA FAZLASI VE HOLLANDA’DA TÜRK GENÇLİĞİNİN YUVASI: ANATOLİA

27 yıldır ayakta duran ve köprü kuran bir kuşak…

Lahey Büyükelçiliğimizi ziyaret eden yöneticiler,

“Bu buluşmanın, özellikle başta öğrenciler arasında olmak üzere, Türk Hollanda toplumu içindeki bağlara katkı sağlamasını diliyoruz” dediler.

Kuruluşun Yakındaki Etkinlikleri:
05 Şubat: Anadolu’nun Karaoke Gecesi
11 Şubat: Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS
13 Şubat: ’60 Yıl Misafir İşçiler’ belgeseli

(Haberin Hollandacası en altta
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Hollanda’daki Türk öğrenci dünyasının köklü yapılarından biri olan “Turkse Studenten Vereniging Anatolia” (Türk Öğrenci Derneği Anadolu) yönetim kurulu, geçtiğimiz günlerde Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan tarafından büyükelçilikte ağırlandı.

Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada, Hollanda’daki Türk gençliğinin sorunları, beklentileri ve toplumsal bağların güçlendirilmesi üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

Afbeelding met persoon, kleding, glimlach, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Derneğin yöneticileri Beyza Soylu, Miray Oğlakçı ve Orhan Kırdık tarafından ziyaret edilen büyükelçilik çıkışında yapılan açıklamada, “Sayın Büyükelçi tarafından davet edilmek bizim için büyük bir onurdu. Nazik ev sahipliği ve içten sohbeti için kendisine teşekkür ediyoruz. Bu buluşmanın, özellikle başta öğrenciler arasında olmak üzere, Türk Hollanda toplumu içindeki bağlara katkı sağlamasını diliyoruz” denildi.

Bu ziyaret, sadece bir nezaket buluşması değil, aynı zamanda iki ülke arasında büyüyen yeni kuşağın sesinin, diplomasi masasına taşınması açısından da anlamlıydı.

27 YILDIR AYAKTALAR

Afbeelding met kleding, persoon, groep, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

“Turkse Studenten Vereniging Anatolia” (Türk Öğrenci Derneği Anadolu) sıradan bir öğrenci kulübü değil.
1999 yılında Amsterdam’daki Vrije Universiteit bünyesinde kurulan bu dernek, tam 27 yıldır ayakta. Dile kolay, neredeyse üç kuşaktır binlerce gencin yoluna dokunmuş bir yapıdan söz ediyoruz.

Anatolia, Hollanda’ya gelen Türk gençlerinin yalnız kalmaması için doğdu. Yabancı bir ülkede üniversiteye başlayan bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendini ait hissedeceği bir çevredir. Anatolia, işte bu boşluğu doldurdu.

Bugüne kadar sayısız öğrenci bu çatı altında arkadaşlık kurdu, hayata tutundu, kendini geliştirdi. Kültürel etkinlikler, sohbet akşamları, kariyer günleri, atölyeler ve sosyal buluşmalar sayesinde gençler hem kimliklerini korudu hem de Hollanda toplumunun aktif bir parçası olmayı öğrendi.

Dernek, yalnızca Türkiye kökenli öğrencilere değil, farklı arka planlardan gelen herkese kapısını açtı. Amaç hiçbir zaman içine kapanmak olmadı. Tam tersine, köprü kurmak, tanışmak, anlatmak ve birlikte üretmekti.

Bugün SV Anatolia, Hollanda’daki Türk öğrenci dünyasının en köklü ve saygın yapılarından biri olarak yoluna devam ediyor. Büyükelçilik ziyareti de gösteriyor ki, bu gençlerin sesi artık sadece kampüslerde değil, diplomasi koridorlarında da yankılanıyor.

27 yıldır ayakta duran bu yapı, aslında şunu söylüyor:
Bu ülkede büyüyen Türk gençliği var, düşünen, üreten ve geleceğe yön vermek isteyen bir kuşak var. Ve onlar, yalnız değiller.

SV ANATOLIA NEDİR

SV Anatolia, Hollanda’da “Turkse Studenten Vereniging Anatolia” (Türk Öğrenci Derneği Anadolu) olarak bilinen bir öğrenci örgütüdür. 1999 yılında kurulmuş olan bu yapı, Amsterdam’daki Vrije Universiteit bünyesinde faaliyet gösterir. Dernek özellikle VU öğrencileri arasında kültürel ve sosyal bağları güçlendirmeyi amaçlar.

Yirmi yedi yıldır ayakta duran SV Anatolia, binlerce gencin Hollanda’daki eğitim yolculuğunda kendini yalnız hissetmemesi için bir yuva olmuştur. Bir öğrenci kulübünden öte, dayanışma ve aidiyet duygusu yaratan bir okul gibidir.

SV ANATOLİA AMAÇ VE MİSYON’UNU ŞÖYLE TANITIYOR:

SV Anatolia’nın temel hedefi, çeşitliliği bir zenginlik olarak gören kapsayıcı bir öğrenci topluluğu oluşturmaktır.

Dernek, farklı arka planlardan gelen öğrenciler arasında anlayış ve işbirliğini teşvik etmeyi,
gençlerin akademik ve profesyonel gelişimine katkı sunmayı,
Türkiye kökenli öğrenciler ile Hollandalı ve uluslararası öğrenciler arasında köprü kurmayı amaçlar.

Bu doğrultuda yıl boyunca sohbet akşamları, kariyer günleri, kültürel programlar ve sosyal buluşmalar düzenlenir. Amaç yalnızca eğlenmek değil, birlikte düşünmek, üretmek ve büyümektir.

ETKİNLİKLER VE FAALİYETLER

SV Anatolia’nın takvimi her zaman doludur.
Türk şiiri geceleri gibi kültürel etkinlikler, atölye çalışmaları ve söyleşiler, buz pateni gibi sosyal buluşmalar, bir hukuk bürosunda yapılan mesleki atölyeler gibi profesyonel etkinlikler, bu yapının canlılığını gösteren örneklerden yalnızca birkaçıdır.

Bu faaliyetler sayesinde gençler hem kendi kökleriyle bağ kurar hem de Hollanda toplumunun aktif bir parçası olmayı öğrenir.

TOPLUMSAL BAĞLANTI VE YAPI

SV Anatolia, yalnızca Türk öğrenciler için değil, farklı kökenlerden gelen tüm gençler için bir buluşma platformudur. Hollanda’daki Türk Hollanda öğrenci dünyasında daha güçlü bağların kurulmasına katkı sağlamayı hedefler.

Büyükelçilik ziyareti de bu misyonun doğal bir uzantısıdır. Bu buluşma, gençlerin sesinin artık sadece kampüslerde değil, devletler arası ilişkilerin kalbinde de duyulduğunu göstermektedir.

Derneğe üye olan öğrenciler tüm etkinliklere katılabilir ve bu dayanışma ağının bir parçası olur.
SV Anatolia, Instagram ve LinkedIn gibi mecralarda da aktif biçimde yer almakta, duyurularını, yönetim kadrosunu ve faaliyetlerini gençlerle paylaşmaktadır.

Kısacası SV Anatolia, 27 yıldır ayakta duran bir tabela değil, bu ülkede büyüyen Türk gençliğinin ortak hafızasıdır. Ve bu hafıza, her yeni kuşakla birlikte yeniden yazılmaya devam ediyor.

             DERNEĞİN ÇOK YAKINDAKİ ETKİNLİKLERİ

                            Anatolia's Karaoke Night – SV Anatolia
                 Anadolu’nun Karaoke Gecesi

Herkesin bahsettiği o altın sese sahip misiniz, yoksa sadece eğlenceli bir akşam mı geçirmek istiyorsunuz? O zaman 5 Şubat Perşembe günü Anatolia’nın Karaoke Gecesi’ne katılmalısınız…

                          Afbeelding met tekst, drinken, roos, Glaswerk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
 Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS

SV Anatolia, Amsterdam’daki Houthoff hukuk bürosunda düzenlenecek bir mocktail atölyesine sizi davet ediyor. Tüm hukuk öğrencileri için bu, avukatlarla tanışmak ve onların çalışma ortamına yakından bakmak açısından keyifli ve eşsiz bir fırsat sunuyor…

                        Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
                   ’60 Yıl Misafir İşçiler’ belgeseli

Hollanda’da altı Türk misafir işçinin altmış yıllık öyküsü. 13 Şubat Cuma günü, SV Anatolia, Stories van Toen iş birliğiyle, belgeselin özel gösterimiyle bu etkileyici öyküleri sizlerle paylaşacak…

                                                    ********************

YARINKİ HABERİM: HOLLANDA’DA “İŞÇİLİK” ARTIK TÜRKLERİN İŞİ DEĞİL

                                                      ********************

MEER DAN EEN STUDENTENVERENIGING EN HET THUIS VAN TURKSE JONGEREN IN NEDERLAND: ANATOLIA

Al 27 jaar overeind en bruggen bouwend tussen generaties…

De bestuursleden die onze Ambassade in Den Haag bezochten, zeiden:
“Wij hopen dat deze ontmoeting zal bijdragen aan het versterken van de banden binnen de Turks-Nederlandse gemeenschap, vooral onder studenten.”

Aankomende evenementen van de instelling:
05 Februari: Anatolia’s Karaoke Avond
11 Februari: Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS
13 Februari: Documentaire “60 Jaar Gastarbeiders”

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Nieuws van İlhan KARAÇAY:

Het bestuur van de “Turkse Studenten Vereniging Anatolia”, een van de meest gewortelde organisaties binnen de Turkse studentenwereld in Nederland, werd onlangs op de ambassade ontvangen door onze Ambassadeur in Den Haag, mevrouw Fatma Ceren Yazgan.

Tijdens deze ontmoeting, die plaatsvond in een warme en oprechte sfeer, werd van gedachten gewisseld over de problemen en verwachtingen van Turkse jongeren in Nederland en over manieren om de maatschappelijke verbondenheid te versterken.

Afbeelding met persoon, kleding, glimlach, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bij het verlaten van de ambassade deden de bestuursleden van Turkse Studenten Vereniging Anatolia, Beyza Soylu, Miray Oğlakçı en Orhan Kırdık, de volgende verklaring: “Het was voor ons een grote eer om door mevrouw de Ambassadeur te worden uitgenodigd. Wij danken haar hartelijk voor haar gastvrijheid en het oprechte gesprek. Wij hopen dat deze ontmoeting zal bijdragen aan het versterken van de banden binnen de Turks-Nederlandse gemeenschap, vooral onder studenten.”

Deze ontmoeting was niet alleen een beleefdheidsbezoek, maar ook betekenisvol omdat de stem van een nieuwe generatie die tussen twee landen opgroeit, hiermee aan de diplomatieke tafel werd gebracht.

AL 27 JAAR STAAN ZE RECHTOP

Afbeelding met kleding, persoon, groep, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

“Turkse Studenten Vereniging Anatolia” is geen gewone studentenclub.
Deze vereniging, opgericht in 1999 binnen de Vrije Universiteit in Amsterdam, staat al 27 jaar overeind. Dat is niet niks. We hebben het over een structuur die bijna drie generaties lang het pad van duizenden jongeren heeft geraakt.

Anatolia is ontstaan om te voorkomen dat Turkse jongeren die naar Nederland komen zich alleen voelen. Voor een jongere die in een vreemd land aan de universiteit begint, is het belangrijkste wat hij nodig heeft een omgeving waar hij zich thuis kan voelen. Anatolia heeft precies die leegte gevuld.

Tot op de dag van vandaag hebben talloze studenten onder dit dak vriendschappen gesloten, houvast gevonden en zichzelf ontwikkeld. Dankzij culturele activiteiten, gespreksavonden, carrièredagen, workshops en sociale bijeenkomsten hebben jongeren zowel hun identiteit behouden als geleerd om een actieve rol te spelen in de Nederlandse samenleving.

De vereniging stond nooit alleen open voor studenten met wortels in Turkije, maar voor iedereen met een verschillende achtergrond. Het doel was nooit om naar binnen gekeerd te zijn. Integendeel, het ging altijd om bruggen bouwen, elkaar leren kennen, elkaar begrijpen en samen iets tot stand brengen.

Vandaag de dag zet SV Anatolia haar weg voort als een van de meest gevestigde en gerespecteerde organisaties binnen de Turkse studentenwereld in Nederland. Het bezoek aan de ambassade laat zien dat de stem van deze jongeren niet langer alleen op de campus wordt gehoord, maar inmiddels ook weerklinkt in de gangen van de diplomatie.

Deze structuur die al 27 jaar overeind staat, zegt in wezen het volgende:
In dit land groeit een generatie Turkse jongeren op die denkt, produceert en de toekomst vorm wil geven. En zij staan er niet alleen voor.

WAT IS SV ANATOLIA

SV Anatolia is in Nederland bekend als de “Turkse Studenten Vereniging Anatolia”. Het is een studentenorganisatie die in 1999 werd opgericht en haar activiteiten uitvoert binnen de Vrije Universiteit in Amsterdam. De vereniging richt zich vooral op het versterken van culturele en sociale banden onder VU-studenten.

SV Anatolia, die al zevenentwintig jaar overeind staat, is voor duizenden jongeren een thuis geweest tijdens hun studietijd in Nederland. Het is meer dan een studentenclub. Het is als een school die een gevoel van saamhorigheid en verbondenheid creëert.

ZO OMSCHRIJFT SV ANATOLIA HAAR DOEL EN MISSIE

Het hoofddoel van SV Anatolia is het vormen van een inclusieve studentengemeenschap die diversiteit ziet als een rijkdom.

De vereniging wil het begrip en de samenwerking bevorderen tussen studenten met verschillende achtergronden,
bijdragen aan de academische en professionele ontwikkeling van jongeren,
en bruggen bouwen tussen studenten met wortels in Turkije en Nederlandse en internationale studenten.

In dat kader worden gedurende het jaar gespreksavonden, carrièredagen, culturele programma’s en sociale bijeenkomsten georganiseerd. Het doel is niet alleen om plezier te maken, maar om samen te denken, te creëren en te groeien.

ACTIVITEITEN EN WERKZAAMHEDEN

De agenda van SV Anatolia is altijd goed gevuld.
Culturele avonden zoals Turkse poëzienachten, workshops en lezingen, sociale bijeenkomsten zoals schaatsavonden, en professionele activiteiten zoals een vakgerichte workshop in een advocatenkantoor zijn slechts enkele voorbeelden die laten zien hoe levendig deze vereniging is.

Dankzij deze activiteiten behouden jongeren de band met hun eigen wortels en leren zij tegelijkertijd een actieve rol te spelen binnen de Nederlandse samenleving.

MAATSCHAPPELIJKE VERBINDING EN STRUCTUUR

SV Anatolia is niet alleen een ontmoetingsplek voor Turkse studenten, maar een platform voor alle jongeren met uiteenlopende achtergronden. De vereniging wil bijdragen aan het opbouwen van sterkere banden binnen de Turks-Nederlandse studentenwereld in Nederland.

Het bezoek aan de ambassade is een natuurlijke voortzetting van deze missie. Deze ontmoeting laat zien dat de stem van jongeren niet langer alleen op de campus wordt gehoord, maar inmiddels ook doorklinkt in het hart van de betrekkingen tussen staten.

Studenten die lid worden van de vereniging kunnen aan alle activiteiten deelnemen en maken deel uit van dit netwerk van solidariteit.
SV Anatolia is ook actief op platforms zoals Instagram en LinkedIn, waar aankondigingen, bestuursleden en activiteiten met jongeren worden gedeeld.

Kortom, SV Anatolia is geen bord dat al 27 jaar aan de muur hangt, maar het gezamenlijke geheugen van Turkse jongeren die in dit land opgroeien. En dat geheugen wordt met elke nieuwe generatie opnieuw geschreven.

            DE AANKOMENDE ACTIVITEITEN VAN DE VERENIGING

                                       Anatolia's Karaoke Night – SV Anatolia
                 Anatolia’s Karaoke Avond

Heb jij die gouden stem waar iedereen het over heeft, of wil je gewoon een leuke avond beleven? Dan moet je op donderdag 5 februari zeker deelnemen aan Anatolia’s Karaoke Avond…

                           Afbeelding met tekst, drinken, roos, Glaswerk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
          Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS

SV Anatolia nodigt je uit voor een mocktailworkshop in het advocatenkantoor Houthoff in Amsterdam. Voor alle rechtenstudenten is dit een plezierige en unieke kans om advocaten te ontmoeten en hun werkomgeving van dichtbij te leren kennen…

                       Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
            Documentaire “60 Jaar Gastarbeiders”

Het zestigjarige verhaal van zes Turkse gastarbeiders in Nederland. Op vrijdag 13 februari zal SV Anatolia, in samenwerking met Stories van Toen, deze indrukwekkende verhalen met jullie delen tijdens een speciale vertoning van de documentaire…

                                                      *************

MIJN NIEUWSBERICHT VAN MORGEN: DE TIJD DAT TURKEN HET ZWARE WERK DEDEN IS VOORBIJ