HOLLANDA SEÇİMLERİNDE, İŞÇİ PARTİSİNİN KAYBINDA TÜRKİYE’NİN ROLÜ VAR MI?

HOLLANDA SEÇİMLERİNDE, İŞÇİ PARTİSİNİN KAYBINDA TÜRKİYE’NİN ROLÜ VAR MI?

Avrupa Birliği’nin Türkiye eski raportörü Kati Piri’nin, bir Kürt merkezini ziyaretinden sonra yapmış olduğu “Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt sorununun çözümünden geçiyor” açıklaması ve seçim programına eklemesi, seçmende ters tepki yaratmış olabilir.

Hollanda seçimlerinde, Demokrat’66 Partisi birinci parti oldu. İşçi Partisi oy kaybetti ve siyasi lider istifa etti. Dilan Yeşilgöz’ün partisi beklenenden çok oy alınca bütün gece dans etti.

Seçimlerde ‘Merkez’in geri dönüşünü ve Türkler açısından sonuçlarını bu analizimde bulacaksınız.

(Analizin Hollandacası en altta.
Nederlands versie staat onderaan))


İlhan KARAÇAY’ın analizi:


Değerli Okurlarım,
Hollanda’da dün yapılan genel seçimlerdeki gelişmeleri anlatmaya başlamadan önce, sizlere önemli ve ilginç bir hususu açıklamak istiyorum.
Konu: Kati Piri’nin, seçim arifesinde yaptığı bir ziyaret ve açıklaması:

KATI PİRİ’NİN SÖZLERİ SEÇİMİ NASIL ETKİLEDİ?
HOLLANDA HALKI “KENDİ DERTLERİMİZ VARKEN NEDEN TÜRKİYE?” DEDİ

Hollanda’da yapılan dünkü genel seçimler, bir yönüyle iç meselelerin ağırlığını, bir yönüyle de dış konulara gösterilen sabrın sınırını ortaya koydu.
Bu seçimlerde özellikle GroenLinks ve PvdA ittifakının beklenenden düşük oy almasının ardında birçok neden var. Ama bunlardan biri, belki de fazla konuşulmayan, ancak seçmen psikolojisinde derin etki yaratan bir detay: Kati Piri’nin Türkiye üzerine yaptığı açıklamalar.

Kati Piri, Türkiye’yi yakından izleyen, hatta Türkiye raporlarıyla tanınan bir siyasetçidir. Ancak bu kez yaptığı açıklamalar, Hollanda’nın seçim atmosferinde farklı bir yankı buldu.
Seçimden kısa süre önce, İşçi Partisi programına, “Türkiye’deki insan hakları ihlalleri” ve “Kürt sorununun çözümüne katkı” gibi maddelere vurgu yapılması, Hollandalı seçmen için fazla dış odaklı bir duruş olarak algılandı.

Seçmen “bizim gündemimiz Türkiye değil, ev kiraları, enerji faturaları, sağlık bekleme süreleri” dedi.
Üstelik sadece Hollandalı seçmen değil, Türk kökenli seçmenler de bu tutuma tepki gösterdi.
Bazı seçmenler, “Biz burada ayrımcılıkla mücadele ederken, partimiz Türkiye’nin iç işlerini seçim programına koyuyor” diyerek uzaklaştı.

TÜRK SEÇMENİN SESSİZ TEPKİSİ

Hollanda’daki Türk toplumu uzun zamandır siyasetin içinde. Ancak bu toplumun öncelikleri nettir: eşit temsil, konut, eğitim, iş ve saygı.
Kati Piri’nin çıkışı, bu alanlarla hiçbir ilgisi olmayan bir tartışmayı gündeme taşıdı.
Bazı Türk seçmenler bunu “Türkiye’ye üstten bakan bir yaklaşım” olarak yorumladı.
Bu hissiyat küçük bir azınlıkla sınırlı kalmadı, partinin göçmen kökenli seçmen tabanında gözle görülür bir rahatsızlık oluşturdu.

Seçim sonuçlarına bakıldığında GL–PvdA’nın büyük şehirlerde, özellikle de Türk nüfusun yoğun olduğu Amsterdam, Rotterdam ve Utrecht gibi yerlerde beklenenden az oy aldığı dikkat çekiyor.
Bu durum, elbette tek başına Kati Piri’nin sözleriyle açıklanamaz. Ama bu sözlerin “parti algısına zarar veren” bir etken olduğu açık.
Çünkü seçmen, ekonomik sıkıntılar içindeyken kendi hayatına dokunmayan bir dış politika söylemini gereksiz buldu.

HALKIN MESAJI: ÖNCE HOLLANDA’YI DÜZELTİN

Seçmen psikolojisi her ülkede benzer işler.
İnsanlar oy verirken önce kendi sofrasına, kendi faturasına, kendi güvenliğine bakar.
Kati Piri ve partisi, belki de iyi niyetle, demokrasi vurgusu yaparken, bu basit gerçeği gözden kaçırdı.
Seçmen, “Türkiye’deki sorunlarla uğraşmak iyi bir şey olabilir ama bizim sorunlarımız çözülmeden olmaz” dedi.

Hollanda halkı, kendi ülkesindeki tıkanmalara çözüm arıyor.
Bu yüzden de bu tür dış politika çıkışlarını, özellikle de başka ülkelerin iç işlerine dair beyanları “öncelik sapması” olarak görüyor.
Sonuçta oylar, içe dönük vaatler veren D66 ve VVD gibi partilere kaydı.

NİYET DOĞRUYDU AMA ZAMANLAMA YANLIŞTI

Kati Piri’nin çıkışları kötü niyetli değildi. Ama zamanlama siyasette her şeydir.
Seçmen, yangın evindeyken başkasının evini konuşan bir siyasetçiyi dinlemek istemez.
İşçi Partisi bu seçimde tam da bu duvara çarptı.
D66 ve VVD’nin başarılarında halkın “önce kendi ülkemin sorunları” diyen yaklaşımı belirleyici oldu.

Bu olaydan çıkarılacak ders şudur:
Uluslararası dayanışma güzeldir, insan hakları savunusu değerlidir ama siyasetin temel görevi, önce kendi vatandaşının sofrasını, çatısını ve geleceğini güvenceye almaktır.
Hollanda seçmeni bu gerçeği sandıkta bir kez daha hatırlattı.
“Siyaset, komşunun derdini konuşmadan önce kendi evinin çatısını onarmayı bilmelidir.”

Değerli Okurlarım,
Kati Piri haberini seçimden bir gün önce yazmıştım ama yayınlamamıştım. ‘En iyisi seçim sonuçlarını beklemek’ diye düşünmüştüm.
İşte seçim öncesi yazdığım Kati Piri haberi:

KATİ PİRİ: TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDEN GEÇİYOR

Kati Piri (GL-PvdA) wil stoppen met wapens voor luchtafweer Israël | PowNed
LAHEY – Hollanda’da bugün yapılacak erken genel seçimler öncesinde, GroenLinks–PvdA milletvekili ve Avrupa Parlamentosu’nun eski Türkiye raportörü Kati Piri, hafta sonu Lahey’de Kürt toplumu mensuplarıyla düzenlenen bir kahvaltı buluşmasında konuştu. Piri, sağ partilerin iktidara gelmesi halinde ortaya çıkabilecek olumsuzluklara dikkat çekti ve “Kürtlerin anadilde eğitim ve kültürel haklar mücadelesinde birlikte mücadele edeceğiz” dedi.

Piri, partisinin seçim programına “Kürt sorununun barışçıl çözümünün gerekliliği” ifadesini dahil ettiklerini vurgulayarak, “Bu meselenin Avrupa siyaseti açısından da büyük önem taşıdığına inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Daha önce Amed ve Mardin’i ziyaret ettiğini hatırlatan Piri, “O yerlerin etkisinden hâlâ çıkamadım, kalbimi orada bıraktım” sözleriyle duygularını ifade etti. Türkiye’deki barış görüşmelerine de değinen Piri, “Sürecin başında karamsardım ama şimdi yeniden umutluyum. Türkiye’nin demokratikleşmeye giden yolu, Kürt sorununun çözümünden geçiyor” dedi.

Bu buluşma haberini ilk geçenler Kürt basını kaynakları oldu. Koerdisch Nieuws’un Hollandaca haberinde aynı içerik, kısa bir video bağlantısıyla birlikte yer alıyor. Ev sahibi kurum ve katılımcı listesi kaynaklarda belirtilmiyor.

KATİ PİRİ NE AMAÇLADI, NE SÖYLEMEK İSTEDİ?

Kati Piri’nin bu çıkışı, yalnızca bir seçim konuşması değil, aynı zamanda uzun yıllardır sürdürdüğü insan hakları vurgusunun bir devamı olarak görülüyor.
Piri, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde daima demokrasi, ifade özgürlüğü ve azınlık hakları konularına dikkat çekti. Bu nedenle, Türkiye hükümetlerini eleştirdiği için demokrat ve milliyetçi çevrelerde pek sevilmez.

Ancak Piri’nin duruşu her zaman tek yönlü olmamıştır. Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raportörü olarak görev yaptığı dönemde, Bulgaristan’ın ülkesinden geçen Türk vatandaşlarına zorluk çıkardığı yönündeki şikayetler üzerine bölgeye gidip incelemeler yapmış, ardından Bulgar makamlarını uyarmıştı.
Bu davranışı, Türk kamuoyunda olumlu yankı bulmuştu. Ben de o dönemde bu tavrı destekleyen bir haber yayımlamış, ardından Kati Piri’den bir teşekkür e-postası almıştım.
Bu yazı ilhankaracay.com arşivinde yer almaktadır.

Bugün ise Piri, Türkiye’nin iç meseleleri arasında yer alan Kürt konusuna odaklanarak, bu konuda insan hakları temelli açıklamalar yapıyor.
Bu açıklamalar, birçok çevrede Türkiye’nin iç işlerine müdahale olarak değerlendiriliyor.

….VE HOLLANDA SEÇİMLERİ


Hollanda dün, yani 29 Ekim 2025 günü sandık başına gitti ve yeni bir siyasi dönemin kapısını araladı. Sandıktan çıkan ilk tablo şunu söyledi: Toplum aşırılıkların yorduğu yılların ardından artık çözüm ve uzlaşı istiyor. Çıkış anketleri ve gece boyu gelen geçici sayımlar, küçük farklarla da olsa merkezde duran partilerin yeniden güç kazandığını gösterdi. Democraten 66 yani D66 27 sandalye ile birinci parti konumuna yükseldi ve Partij voor de Vrijheid yani PVV 25 sandalye ile ikinci sırada kaldı. Algemeen Nederlands Persbureau ANP, ilk değerlendirmelerinde D66 ile PVV arasında 26 ve 26 olasılığından söz etti ve resmi sonuçların bir iki sandalye oynayabileceğini belirtti.
Bu sonuç ortak bir duyguyu ortaya koydu. Hollanda, gerilimle değil akılla, itiş kakışla değil müzakere ile yola devam etmek istiyor. Seçmen bu kez iklime, ekonomiye, konuta ve eğitimdeki eşitsizliklere odaklandı ve bunu da siyasetçilere net biçimde anlattı. Bu haber, o mesajın bütün ayrıntılarını, partilerin vaatlerini ve Türk kökenli vatandaşlarımız açısından doğuracağı sonuçları bir arada anlatıyor.

SEÇİMİN KISA ÖZETİ VE RAKAMLAR

Seçimin gecesinde yayınlanan ilk projeksiyonlara göre, D66 yirmi yedi sandalyeye ulaştı ve birinci oldu. PVV yirmi beş civarında kaldı. ANP daha sonra iki parti için de yirmi altı sandalyelik bir denge ihtimaline dikkat çekti ve bu yüzden resmi rakamlar gelene kadar tabloyu ihtiyatla okumak gerektiğini belirtti. Dilan Yeşilgöz’ün siyasi liderliğini yaptığı VVD, yirmi üç sandalye ile üçüncü sıraya yerleşti. Sol blokun ortak listesi olan GroenLinks ve PvdA, yirmi sandalyede kaldı.
DENK ise küçük ama anlamlı varlığını korudu ve azınlıkların sesi olmaya devam edeceğini gösterdi.
Bu tablo koalisyon pazarlıklarının zor olacağını ama aynı zamanda geniş bir uzlaşı penceresi sunduğunu anlatıyor. Merkez sağ ve merkez liberal çizgi ile sosyal demokrat ve yeşil çizginin farklı kombinasyonlarla bir araya gelmesi mümkün. Aşırı sağın tek başına ülkeyi yönetme imkanı görünmüyor ve bu da Meclis aritmetiğinde ortak aklın payını büyütüyor.

D66 – YÜKSELİŞİN NEDENLERİ VE YÖNETEBİLİR ÇÖZÜM ARAYIŞI

Het kan wél": wie is D66-leider en mogelijk de volgende Nederlandse premier Rob Jetten? | VRT NWS: nieuws

D66 bu seçimin açık galibi oldu çünkü seçmenle aynı dili konuştu. Parti aylardır konut sıkıntısını, eğitimdeki yıpranmayı ve kamu hizmetlerinin ağır işlemesini merkeze aldı. Kampanyada verilen sözler uçuk kaçık değildi ve uygulanabilir adımlar içeriyordu. D66 sosyal konut stokunu büyütmeyi, öğrenciler için burs ve staj köprülerini güçlendirmeyi ve belediyelerle birlikte mahalle bazlı eşitlik programlarını devreye sokmayı vaat etti.
D66 yıllarca elit bir parti olmakla eleştirildi. Bu seçimde ise mahallelere indi ve halkla kurduğu temas sayesinde yeni bir görüntü verdi. Genç lider Rob Jetten’in açık üslubu etkili oldu ve tartışmalarda kullandığı sade anlatım güven verdi. Seçim gecesi sonuçlar netleşirken parti merkezinden yükselen sevinç sadece bir başarının sevinci değildi. Aynı zamanda problem çözen bir siyasetin geri dönüşüne duyulan özlemin dışa vurumuydu.
D66’nin gücü liberal özgürlükleri sosyal adaletle yan yana koyabilmesinden geliyor. Ne sadece piyasa dili konuşuyor ne de sadece devletin sırtına yük bindiren vaatler sıralıyor. Bu dengeyi koruması halinde koalisyon masasında çekim gücü yüksek bir ortak olmaya devam edecek.

PVV – SERT DİLİN SINIRI VE MUHALEFETTE KALMA İHTİMALİ

Geert Wilders

Geert Wilders’in partisi PVV bu seçimde ikinci sırada kalsa da beklentilerin uzağında kaldı. Bir önceki dönemde yakalanan rüzgâr bu kez esmedi. PVV’nin kampanyası yine göç ve sığınma başlıklarında sert bir çizgi izledi. Ancak seçmen günlük hayatın yükünü hissetti ve enflasyon, kiralar, sağlık sıraları gibi somut meselelerde çözüm duymak istedi.
PVV’nin önündeki en büyük engel koalisyon yalnızlığıdır. Ana akım partilerin büyük bölümü PVV ile hükümet kurmak istemediğini açık biçimde söylüyor. Bu tablo matematikte PVV’yi muhalefete doğru iter. Seçmen de bunu görüyor ve oy verirken sadece tepki duygusuyla değil yönetebilirlik hesabıyla hareket ediyor.
Wilders seçim akşamı yine sert konuştu ama yüzündeki ifade tek başına iktidar ihtimalinin güç olmadığını kabul eden bir ifadenin izlerini taşıyordu. Kısacası PVV bu Meclis’te var olacak, gündemi zorlayacak, bazı tartışmaları sertleştirecek ama ülkeyi yönetme masasında başrolü alma şansı zayıf görünüyor.

VVD – DİLAN YEŞİLGÖZ İLE MERKEZ SAĞIN YENİ YOLU

VVD blijkt over lange adem te beschikken: 'Al dat gezeur over Dilan vond ik altijd al onzin' | de Volkskrant

VVD bu seçimde üçüncü sıraya yerleşti ve kayıplarını durdurdu. Bu toparlanmanın merkezinde Dilan Yeşilgöz vardır. Kendisinin açık ve güven veren tavrı, partiye yeni bir nefes kattı. Aşırı sağ ile sınır çizmesi, güvenlik ve özgürlük arasındaki dengeyi aynı cümlede kurması dikkat çekti.
VVD’nin vaatleri ekonomiye ve günlük hayata odaklandı. Küçük işletmeler için bürokrasinin azaltılması, gelir vergisinde adil bir düzen, enerji faturalarında öngörülebilirlik ve istihdamın teşviki gibi somut başlıklar öne çıktı. Bu dil, merkezde duran ve risk görmek istemeyen seçmen için güvenli bir liman etkisi yarattı.
Yeşilgöz’ün, ülkenin en köklü sağ partisini yönetmesi ayrı bir sembolik anlam taşıyor. Bu durum hem göçmen kökenli gençlere ilham veriyor hem de siyasetin kapsayıcı yüzünü güçlendiriyor. VVD bu çizgiyle koalisyon masasında kilit parti konumundadır ve D66 ile birlikte kurulacak formüllerde ağırlık merkezi olma potansiyeline sahiptir.

GL/PVDA – TİMMERMANS SONRASI SOLUN YENİDEN ARAYIŞI

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

GroenLinks ve PvdA’nın ortak listesi seçimde beklenen sıçramayı yapamadı ve yirmi sandalyede kaldı. Lider Frans Timmermans sonuçların ardından istifasını açıkladı ve böylece parti içinde yeni bir sayfa açıldı.
Sol blok güçlü ideallerin sahibi ama bu seçimde halk günlük dertlere çare duymak istedi. İklim ve sosyal adalet elbette önemlidir ama seçmen bir yandan da kirasını, enerji faturasını ve hastane randevusunu düşünüyor. GL ve PvdA bu acil gündemi ikna edici bir hız planına dönüştüremedi.
İstifanın ardından partide genç kuşaktan isimler daha yerelci, daha pratik bir sosyal demokrasi öneriyor. Belediyelerle yakın çalışan ve mahalle ölçeğinde somut sonuç üreten bir sol siyaset Hollanda’da yeniden karşılık bulabilir. Bu arayış, bir sonraki seçimlere kadar solun kendisini tazeleme fırsatıdır.

DENK – AZINLIK POLİTİKALARININ VAZGEÇİLMEZ AKTÖRÜ

In gesprek met Stephan van Baarle, lijsttrekker van Denk

DENK az sayıda sandalye ile Meclis’te yer alsa da sembolik ve pratik etkisi büyüktür. Partinin varlığı azınlıkların ve göçmen kökenli yurttaşların sesinin doğrudan duyulmasını sağlar. Bu seçimde kampanya dili ayrımcılıkla mücadeleye, eğitimde eşitliğe ve nefret suçlarının takip edilmesine odaklandı.
DENK’in gücü şehirlerdeki örgütlü ağlarından geliyor. Türk ve Fas kökenli seçmenler özellikle büyük şehirlerde partinin bel kemiğidir. Kampanyada mahalle buluşmaları ve yüz yüze temas yöntemleri etkili biçimde kullanıldı.
Önümüzdeki pazarlık sürecinde DENK’in doğrudan koalisyon ortağı olması beklenmeyebilir ama yasama süreçlerinde belirli dosyalarda destek arayan büyük partilerle çalışarak somut kazanımlar elde etmesi mümkündür. Bu kazanımlar belediyelerde eşit hizmet, gençlere staj ve işe giriş köprüleri ve kamu kurumlarında ayrımcılığın izlenmesi gibi alanlarda görülebilir.

TÜRK KÖKENLİ SEÇMEN – TARİHSEL ARKA PLAN VE BU SEÇİMİN DERSLERİ

Hollanda’daki Türk kökenli toplumun siyasal hikâyesi, işçi göçünün ilk yıllarına uzanır. İlk kuşak siyasete mesafeli durdu. İkinci kuşak yerel seçimlerde oy kullanmanın önemini fark etti. Üçüncü kuşak ise artık kampanyaların içinde yer alıyor ve aday çıkartıyor. Bugün geldiğimiz noktada Türk kökenli seçmen kendisini bu ülkenin sahibi gibi hissediyor ve sandığa bu bilinçle gidiyor.

Bu seçimde Türk kökenli seçmenin üç önceliği vardı. Birincisi konut ve kira meselesi. Büyük şehirlerde gençler ev bulmakta zorlanıyor. İkincisi eğitimde eşitlik. Çocukların iyi okullara erişimi, staj ve işe geçiş köprüleri ailelerin en büyük gündemidir. Üçüncüsü ise ayrımcılıkla mücadele ve günlük hayatta saygı görme talebidir.
Aşırı sağın görece gerilemesi bu toplulukta bir rahatlama duygusu yarattı. İnsanlar artık korku diliyle değil çözüm diliyle konuşmak istiyor. Bu yüzden stratejik oy davranışı güçlendi ve merkez partilere yönelim arttı. Yine de DENK gibi partiler kimliğe saygı ve eşit temsil konusunda vazgeçilmez bir adres olmayı sürdürdü.
Türk kökenli gençler arasında görülmeye başlayan bir başka eğilim de partiler üstü aday desteğidir. Genç seçmen adayın karakterine, mahalleye yaptığı işe ve gerçek hayattaki emeğine bakarak karar veriyor. Bu yaklaşım Hollanda demokrasisini güçlendiriyor ve siyasetçileri daha çok çalışmaya zorluyor.

KOALİSYON MASASINDAKİ FORMÜLLER VE MUHTEMEL YÖNETİM HARİTASI

Seçim sonrası gündemin ilk maddesi koalisyon pazarlıklarıdır. Meclis aritmetiği birkaç olası yönetim formülünü öne çıkarıyor. Birinci ihtimal D66 ve VVD ve CDA ekseninde bir merkez hükümetidir. Bu formül ekonomide istikrar ve konutta hız sağlayabilir. İkinci ihtimal D66 ve GL ve PvdA ve Volt desteği ile ilerici bir bloktur. Bu formül sosyal politikalarda daha iddialı olabilir. Üçüncü ihtimal ise geniş tabanlı bir uzlaşıdır ve krizlere karşı daha dayanıklı bir kabine fikrini taşır.
Hangi formül kurulursa kurulsun ilk yüz günde konut üretimini artıracak ve kiraları dengeleyecek adımlar, sağlıkta bekleme sürelerini kısaltacak planlar ve eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirecek fonlar masanın üzerinde olacaktır. Ayrımcılıkla mücadelede verileri şeffaf bir sistemle izleme ve cezasızlığı azaltma hedefi de siyasetçiler için kaçınılmazdır.
Dış politikada ise Avrupa Birliği ile uyumlu, öngörülebilir ve ekonomik çıkarları önceleyen bir çizgi sürmesi beklenir. Güvenlik konusunda ise uluslararası yükümlülükler korunur ve toplumsal huzur için aşırı uçlara taviz vermeyen ama hak ve özgürlükleri koruyan bir dil tercih edilir.

ŞEHİRLERİN ROLÜ VE YEREL YÖNETİMLERİN ETKİSİ

Hollanda’da yerel yönetimler güçlüdür ve günlük hayatın en çok hissedildiği yerlerdir. Bu yüzden koalisyon anlaşması ne olursa olsun belediyelerin uygulama kapasitesi belirleyici olacaktır. Amsterdam, Rotterdam, Lahey ve Utrecht gibi şehirler farklı siyasi kombinasyonlarla yönetiliyor ve her birinin önceliği farklı olabilir.
Türk kökenli vatandaşlarımız için yerel düzeydeki politikalar bazen ulusal politikalardan daha etkili sonuç üretir. Sosyal konut ayrımlarındaki şeffaflık, mahalle okullarının güçlendirilmesi, staj ve iş bulma ofislerinin etkin çalışması, kültür merkezlerine sağlanan destek ve ayrımcılık başvurularının belediye birimlerinde ciddiyetle takip edilmesi doğrudan hayat kalitesini belirler.
Yeni dönemde belediyeler ile sivil toplum arasında köprü kuran projeler daha da önem kazanacak. Gençlerin spora, sanata ve teknolojiye erişimini kolaylaştıran fonlar, Türk gençlerinin hayallerini büyütecektir. Bu başlıklarda DENK’in ve merkez partilerin belediye meclislerindeki iş birliği pratik sonuçlar doğurabilir.

EKONOMİ, KONUT VE EĞİTİM – İLK YÜZ GÜNDE BEKLENEN ADIMLAR

Ekonomi başlığında enflasyonun dizginlenmesi ve hane halkının alım gücünün desteklenmesi temel hedeftir. Enerji faturaları için düzenli ve hedefli destekler, düşük ve orta gelirli kesimler için vergi adaleti ve KOBİ’ler için bürokrasinin sadeleştirilmesi beklenir.
Konutta iki ayaklı bir plan öne çıkacaktır. İlki sosyal konut üretimini artırmak ve arsa tahsisini hızlandırmaktır. İkincisi kiralarda aşırı artışı sınırlayan ve yeni kiracıyı koruyan düzenlemelerdir. Bu adımlar özellikle genç aileleri ve üniversite öğrencilerini rahatlatır.
Eğitimde ise dil desteği, okuldan işe geçişi kolaylaştıran staj köprüleri ve öğretmen açığını azaltan teşvikler gündeme gelecektir. Azınlık mahallelerinde okullara ek kaynak ayrılması ve üniversite burslarının artırılması da tartışılmaktadır.
Bu başlıkların hepsi Türk kökenli toplum için doğrudan fayda üretir çünkü aileler çocuklarının geleceğine yatırım yapmak ister ve konuta erişim, eğitimde eşitlik ve iş bulma şansı bu yatırımın temelidir.

TÜRK TOPLUMU İÇİN FIRSATLAR VE SORUMLULUKLAR

Önümüzdeki dönemde Türk toplumu için üç büyük fırsat vardır. Birincisi temsilin güçlenmesidir. Farklı partilerde seçilen Türk kökenli siyasetçilerin sayısı artmaktadır ve bu durum konuları doğrudan Meclis’e taşıma imkanı verir. İkincisi yerel ve ulusal fonlardan daha fazla yararlanma fırsatıdır. Gençlik, kadın ve girişimcilik projeleri için hibe programları açıldığında örgütlü davranan dernekler hızlı yol alır. Üçüncüsü ise medyada ve kamu kurumlarında görünürlüktür. Başarı hikâyeleri toplumun özgüvenini besler ve önyargıları kırar.
Sorumluluklar da vardır. Toplumsal tartışmalarda sakin ve yapıcı kalmak, farklı kesimlerle diyalog kurmak ve çocukların eğitimine yatırım yapmak ilk sıradadır. Ayrıca yerel siyasete katılmak yani mahalle meclislerine, okul aile birliklerine ve belediye komisyonlarına girmek önemlidir. Bu katılım sayesinde günlük hayatı ilgilendiren kararlar daha adil hale gelir.
Kısacası Türk kökenli vatandaşlarımız bu ülkenin artık kurucu unsurlarından biridir. Siyaset bu gerçeği kabul ediyor ve yeni dönemde bu kabul daha da güçlenecektir.

Bu seçim Hollanda’nın merkezde buluşma çağrısıdır. D66’nin birinciliği, VVD’nin yeniden güç kazanması ve PVV’nin sınırlı kalması, uzlaşı arayan bir toplumun sesidir. GL ve PvdA’nın yaşadığı hayal kırıklığı solun kendini yenilemesi için şanstır.
DENK’in Meclis’teki varlığı azınlıkların sesi için güvencedir.
Koalisyon süreci uzun ve yorucu olabilir ama yön bellidir. Daha akılcı, daha kapsayıcı ve daha insani bir siyaset Hollanda’nın yeni normu olacaktır. Türk toplumu bu yeni dönemde daha çok söz sahibi olacak ve çocuklarımız daha özgüvenli bir ülkede büyüyecektir.
Şimdi görev siyasetçilerdedir. Sandığın verdiği mesaj nettir. Halk çözüm istiyor. Halk adalet istiyor. Halk birlikte yaşamak istiyor. Hollanda bu mesajı aldığı anda yarın bugünden daha iyi olacaktır.

                                              *******************

HEEFT TURKIJE EEN ROL GESPEELD IN HET VERLIES VAN DE PARTIJ VAN DE ARBEID BIJ DE NEDERLANDSE VERKIEZINGEN?

De voormalige EU-rapporteur voor Turkije, Kati Piri, bezocht kort voor de verkiezingen een Koerdisch centrum en verklaarde: “De democratisering van Turkije loopt via de oplossing van de Koerdische kwestie.”
Het opnemen van deze uitspraak in het verkiezingsprogramma kan bij de kiezer averechts hebben gewerkt.

Bij de Nederlandse verkiezingen werd Democraten 66 de grootste partij. De Partij van de Arbeid verloor stemmen en haar politieke leider trad af. De partij van Dilan Yeşilgöz behaalde meer zetels dan verwacht en vierde dat de hele nacht met dans.

In deze analyse leest u alles over de terugkeer van het politieke midden en wat dit betekent voor de Turkse gemeenschap in Nederland.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Analyse van İlhan KARAÇAY

Beste lezers,
Voordat ik begin met de ontwikkelingen rond de gisteren gehouden verkiezingen in Nederland, wil ik eerst een opvallend en interessant punt toelichten.
Het onderwerp: het bezoek en de verklaring van Kati Piri vlak voor de verkiezingen.

HOE BEÏNVLOEDDEN DE UITSPRAKEN VAN KATI PIRI DE VERKIEZINGEN?
HET NEDERLANDSE VOLK VROEG: “WAAROM TURKIJE, TERWIJL WIJ ZELF ZOVEEL PROBLEMEN HEBBEN?”

De verkiezingen van gisteren in Nederland lieten enerzijds het gewicht van binnenlandse kwesties zien, en anderzijds de grens van het geduld ten aanzien van buitenlandse thema’s.
Dat het GroenLinks–PvdA-verbond minder goed scoorde dan verwacht heeft verschillende oorzaken. Maar één factor – misschien weinig besproken, maar psychologisch van groot gewicht – was Kati Piri’s uitspraken over Turkije.

Kati Piri is een politica die Turkije goed kent, en vooral bekend is van haar rapporten over dat land. Dit keer hadden haar uitspraken echter een ander effect in de Nederlandse verkiezingssfeer.
Kort voor de verkiezingen werd in het programma van de Partij van de Arbeid nadruk gelegd op “de mensenrechtenschendingen in Turkije” en “de bijdrage aan een vreedzame oplossing van de Koerdische kwestie”. Dat werd door de Nederlandse kiezer gezien als te veel gericht op het buitenland.

De kiezer zei: “Onze agenda gaat niet over Turkije, maar over huurprijzen, energierekeningen en wachttijden in de zorg.”
En niet alleen de autochtone kiezer dacht er zo over. Ook veel kiezers met een Turkse achtergrond reageerden afwijzend.
Sommigen zeiden: “Terwijl wij hier vechten tegen discriminatie, zet onze partij binnenlandse Turkse kwesties in het programma,” en keerden zich af.

DE STILLE REACTIE VAN DE TURKSE KIEZER

De Turkse gemeenschap in Nederland maakt al lange tijd deel uit van het politieke leven. Maar hun prioriteiten zijn duidelijk: gelijke vertegenwoordiging, huisvesting, onderwijs, werk en respect.
De uitspraken van Kati Piri brachten een discussie op gang die met deze thema’s niets te maken had.
Sommige Turkse kiezers zagen haar houding als een “van bovenaf kijkende benadering tegenover Turkije”.
Dat gevoel bleef niet beperkt tot een kleine minderheid; het veroorzaakte merkbare onvrede binnen de migrantenachterban van de partij.

Wanneer men naar de verkiezingsresultaten kijkt, valt op dat GroenLinks en de PvdA in grote steden, vooral in Amsterdam, Rotterdam en Utrecht – waar veel mensen van Turkse afkomst wonen – minder stemmen kregen dan verwacht.
Dat kan natuurlijk niet uitsluitend worden verklaard door de uitspraken van Kati Piri. Maar het is duidelijk dat haar woorden het imago van de partij hebben geschaad.
Want terwijl de kiezer met economische moeilijkheden kampt, vindt hij een buitenlands beleid dat geen directe invloed heeft op zijn dagelijks leven, overbodig.

DE BOODSCHAP VAN HET VOLK: EERST NEDERLAND OP ORDE BRENGEN

Het kiesgedrag werkt in elk land volgens vergelijkbare patronen.
Mensen kijken bij het stemmen eerst naar hun eigen tafel, hun eigen rekening, hun eigen veiligheid.
Kati Piri en haar partij wilden wellicht met goede bedoelingen de nadruk leggen op democratie, maar zij vergaten daarbij deze eenvoudige realiteit.
De kiezer zei: “Zich bezighouden met de problemen in Turkije is misschien goed, maar niet zolang onze eigen problemen onopgelost blijven.”

Het Nederlandse volk zoekt oplossingen voor de vastgelopen kwesties in het eigen land.
Daarom beschouwt men dit soort uitspraken over buitenlandse aangelegenheden – zeker als het om binnenlandse zaken van een ander land gaat – als een “verschuiving van prioriteiten”.
Uiteindelijk gingen de stemmen naar partijen die zich richtten op binnenlandse beloften, zoals D66 en de VVD.

DE INTENTIE WAS GOED, MAAR HET TIJDSTIP VERKEERD

De uitspraken van Kati Piri waren niet kwaadwillig, maar in de politiek draait alles om timing.
Een kiezer die zijn eigen huis in brand ziet staan, wil niet luisteren naar iemand die praat over het huis van de buurman.
De Partij van de Arbeid is bij deze verkiezingen precies tegen die muur opgelopen.
Het succes van D66 en de VVD is mede te danken aan het besef van de kiezer: “Eerst de problemen van ons eigen land aanpakken.”

De les die hieruit kan worden getrokken, is deze:
Internationale solidariteit is mooi, en het verdedigen van mensenrechten is waardevol, maar de primaire taak van de politiek is het waarborgen van het bord, het dak en de toekomst van de eigen burgers.
De Nederlandse kiezer heeft deze waarheid opnieuw aan de stembus bevestigd.
“Politiek moet eerst leren het eigen dak te repareren, voordat men over de zorgen van de buurman spreekt.”

KATI PIRI: DE DEMOCRATISERING VAN TURKIJE LOOPT VIA DE OPLOSSING VAN DE KOERDISCHE KWESTIE

Kati Piri (GL-PvdA) wil stoppen met wapens voor luchtafweer Israël | PowNed

DEN HAAG – In de aanloop naar de vervroegde parlementsverkiezingen van vandaag sprak GroenLinks–PvdA-Kamerlid en voormalig EU-rapporteur voor Turkije, Kati Piri, tijdens een ontbijtbijeenkomst met leden van de Koerdische gemeenschap in Den Haag.
Piri waarschuwde voor de mogelijke negatieve gevolgen van een overwinning van rechtse partijen en zei: “Wij zullen samen blijven strijden voor het recht op onderwijs in de moedertaal en de culturele rechten van de Koerden.”

Zij benadrukte dat haar partij in het verkiezingsprogramma heeft opgenomen “dat een vreedzame oplossing van de Koerdische kwestie noodzakelijk is,” en voegde daaraan toe: “Ik geloof dat dit onderwerp ook voor de Europese politiek van groot belang is.”

Piri herinnerde eraan dat zij eerder Amed (Diyarbakır) en Mardin had bezocht: “Ik ben nog steeds onder de indruk van die plaatsen; ik heb daar een stukje van mijn hart achtergelaten.”
Met betrekking tot het vredesproces in Turkije verklaarde zij: “Aan het begin van het proces was ik pessimistisch, maar nu ben ik opnieuw hoopvol. De weg naar democratisering in Turkije loopt via de oplossing van de Koerdische kwestie.”

Het nieuws over deze bijeenkomst werd als eerste gebracht door Koerdische media.
Op de Nederlandstalige site Koerdisch Nieuws verscheen een bericht met dezelfde inhoud, vergezeld van een korte video.
De organiserende instelling en de namen van de deelnemers werden in de bronnen niet vermeld.

WAT WAS HET DOEL EN DE BETEKENIS VAN KATI PIRI’S UITSPRAKEN?

De verklaring van Kati Piri was niet slechts een verkiezingstoespraak, maar ook een voortzetting van haar jarenlang volgehouden nadruk op mensenrechten.
Piri heeft zich in de betrekkingen tussen Turkije en de Europese Unie steeds gericht op democratie, vrijheid van meningsuiting en minderheidsrechten.
Daarom is zij in zowel democratische als nationalistische kringen in Turkije niet altijd populair geweest.

Haar houding is echter nooit eenzijdig geweest.
Tijdens haar periode als EU-rapporteur voor Turkije bezocht zij Bulgarije nadat klachten waren binnengekomen dat Turkse reizigers daar moeilijkheden ondervonden bij de grensovergang.
Na haar onderzoek sprak zij de Bulgaarse autoriteiten hierop aan.
Deze actie kreeg destijds positieve weerklank in Turkije.
Ik publiceerde toen een steunend artikel over haar houding en ontving later een bedankmail van Piri zelf.
Dat bericht is terug te vinden in het archief van ilhankaracay.com.

Vandaag benadrukt Piri, met haar verwijzing naar de Koerdische kwestie, opnieuw het belang van een mensenrechtgerichte oplossing voor de democratisering van Turkije.
Hoewel deze oproep door sommige kringen wordt bekritiseerd, blijft zij een van de weinige Europese politici die vertrouwen heeft in een vreedzaam proces in Turkije.

…EN DE NEDERLANDSE VERKIEZINGEN

Nederland ging gisteren, op 29 oktober 2025, naar de stembus en sloeg daarmee een nieuwe politieke bladzijde om.
De eerste uitslagen lieten één duidelijke boodschap zien: de samenleving, moe van jarenlange polarisatie, verlangt naar dialoog en oplossingen.
De exitpolls en de voorlopige tellingen in de nacht toonden aan dat de partijen die in het midden van het politieke spectrum staan, opnieuw aan kracht hebben gewonnen.
Democraten 66 (D66) kwam met 27 zetels als grootste partij uit de bus, terwijl de Partij voor de Vrijheid (PVV) met 25 zetels tweede werd.
Het Algemeen Nederlands Persbureau (ANP) wees erop dat de verschillen klein waren en sprak over een mogelijke stand van 26–26, met het voorbehoud dat de officiële cijfers nog iets konden verschuiven.

Deze uitslag weerspiegelt een breed gevoeld sentiment:
Nederland wil verder, niet met ruzie maar met rede; niet met botsingen, maar met overleg.
De kiezer richtte zich ditmaal op thema’s als klimaat, economie, woningnood en ongelijkheid in het onderwijs — en gaf dat signaal op duidelijke wijze aan de politiek.
Deze analyse beschrijft alle details van die boodschap, de beloften van de partijen en de gevolgen voor de burgers van Turkse afkomst in Nederland.

KORTE SAMENVATTING EN CIJFERS VAN DE VERKIEZING

Volgens de eerste prognoses van de verkiezingsnacht behaalde D66 zevenentwintig zetels en eindigde daarmee bovenaan.
De PVV bleef steken op ongeveer vijfentwintig.
Later wees het ANP opnieuw op de mogelijkheid dat beide partijen op zesentwintig zetels konden uitkomen, en adviseerde daarom voorzichtigheid bij de interpretatie van de resultaten.
De VVD, onder leiding van Dilan Yeşilgöz, werd met drieëntwintig zetels derde.
De gezamenlijke lijst van GroenLinks en de Partij van de Arbeid (PvdA) bleef steken op twintig zetels.
DENK behield zijn kleine maar betekenisvolle aanwezigheid en liet zien dat het de stem van minderheden blijft vertegenwoordigen.

Deze uitslag betekent dat coalitiebesprekingen moeilijk zullen zijn, maar ook dat er een breed venster voor samenwerking openstaat.
De combinatie van centrumrechts, centrumliberaal, sociaal-democratisch en groen maakt verschillende coalities mogelijk.
De extreemrechtse partijen lijken geen realistische kans te hebben om zelfstandig te regeren, wat de rol van redelijkheid en consensus in de Tweede Kamer versterkt.

D66 – REDENEN VOOR DE STIJGING EN DE ZOEKTOCHT NAAR HAALBARE OPLOSSINGEN

Het kan wél": wie is D66-leider en mogelijk de volgende Nederlandse premier Rob Jetten? | VRT NWS: nieuws

D66 kwam als duidelijke winnaar uit deze verkiezingen, omdat de partij dezelfde taal sprak als de kiezer.
Al maanden legde D66 de nadruk op de woningnood, de problemen in het onderwijs en de traagheid van publieke diensten.
De beloften in de campagne waren niet overdreven of onrealistisch, maar bestonden uit uitvoerbare stappen.
De partij beloofde het aantal sociale huurwoningen te vergroten, bruggen te slaan tussen studie en stage, en samen met gemeenten lokale gelijkheidsprogramma’s te realiseren.

D66 werd jarenlang verweten een elitaire partij te zijn.
Maar in deze verkiezingen trok de partij de wijken in en vond ze opnieuw aansluiting bij de mensen.
De jonge leider Rob Jetten maakte indruk met zijn open stijl en begrijpelijke taal.
Tijdens de verkiezingsnacht was de vreugde op het partijkantoor niet alleen die van een overwinning, maar ook de opluchting van een samenleving die snakt naar een politiek die problemen oplost.

De kracht van D66 ligt in haar vermogen om liberale vrijheden te combineren met sociale rechtvaardigheid.
De partij spreekt niet uitsluitend de taal van de markt, maar schuift ook geen onbetaalbare plannen naar de overheid.
Als zij dit evenwicht weet te behouden, zal D66 aan de formatietafel een krachtige en onmisbare partner blijven.

PVV – DE GRENS VAN HET HARDE TAALGEBRUIK EN DE KANS OM IN DE OPPOSITIE TE BLIJVEN

Geert Wilders

De partij van Geert Wilders, de PVV, werd bij deze verkiezingen tweede, maar bleef duidelijk achter bij de verwachtingen.
De wind die de partij in de vorige periode in de rug had, waaide dit keer niet.
De PVV voerde opnieuw campagne met een harde toon over migratie en asiel, maar de kiezer voelde de druk van het dagelijks leven — inflatie, hoge huren, wachttijden in de zorg — en wilde concrete oplossingen horen.

Het grootste obstakel voor de PVV is haar coalitie-isolatie.
De meeste gevestigde partijen hebben openlijk verklaard niet met Wilders te willen regeren.
Daardoor wordt de PVV in de politieke rekensom vanzelf richting oppositie geduwd.
Ook de kiezer beseft dit en stemt niet langer alleen uit protest, maar kijkt ook naar de bestuurbaarheid van het land.

Wilders sprak op de verkiezingsavond opnieuw met harde woorden, maar zijn gezichtsuitdrukking verried dat hij inzag hoe moeilijk een machtspositie zou worden.
Kortom: de PVV zal in dit parlement aanwezig blijven, het debat verhitten en sommige onderwerpen aanscherpen,
maar de kans dat zij aan de regeringstafel plaatsneemt, is uiterst klein.

VVD – DE NIEUWE KOERS VAN HET CENTRUMRECHTS ONDER DILAN YEŞİLGÖZ

VVD blijkt over lange adem te beschikken: 'Al dat gezeur over Dilan vond ik altijd al onzin' | de Volkskrant

De VVD eindigde bij deze verkiezingen op de derde plaats en wist daarmee haar eerdere verliezen tot staan te brengen.
Het gezicht van dit herstel is Dilan Yeşilgöz.
Haar open en betrouwbare houding gaf de partij nieuw elan.
Ze trok een duidelijke grens met extreemrechts en slaagde erin veiligheid en vrijheid in één evenwichtige boodschap te verenigen.

De verkiezingsbeloften van de VVD waren gericht op economie en het dagelijks leven.
Minder bureaucratie voor kleine ondernemers, een rechtvaardiger inkomstenbelasting, voorspelbare energierekeningen en het stimuleren van werkgelegenheid stonden centraal.
Die praktische en nuchtere toon bood zekerheid aan kiezers die stabiliteit zoeken en risico’s willen vermijden.

Dat Yeşilgöz als vrouw met een migratieachtergrond de leiding heeft over de oudste rechtse partij van Nederland,
heeft een symbolische betekenis.
Het inspireert jonge mensen met een migratieachtergrond en versterkt het beeld van een inclusieve politiek.
Met deze koers is de VVD een sleutelpartij aan de formatietafel en heeft zij samen met D66 de potentie om het zwaartepunt van een nieuw kabinet te vormen.

GL/PVDA – DE NIEUWE ZOEKTOCHT VAN LINKS NA TIMMERMANS

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De gezamenlijke lijst van GroenLinks en de Partij van de Arbeid (PvdA) wist bij deze verkiezingen niet de verwachte sprong te maken en bleef steken op twintig zetels.
Leider Frans Timmermans kondigde na de uitslag zijn aftreden aan, waarmee een nieuw hoofdstuk binnen de partij werd geopend.

Het linkse blok beschikt over sterke idealen, maar de kiezer wilde deze keer vooral oplossingen horen voor de dagelijkse problemen.
Klimaat en sociale rechtvaardigheid blijven belangrijk, maar mensen denken ondertussen ook aan hun huur, hun energierekening en hun wachttijd in het ziekenhuis.
GroenLinks en de PvdA slaagden er niet in om deze dringende kwesties te vertalen naar een concreet en snel uitvoerbaar plan.

Na het vertrek van Timmermans klinkt binnen de partij vooral de stem van jongere generaties, die pleiten voor een meer lokaal en praktisch socialisme.
Een linkse politiek die samenwerkt met gemeenten en op wijkniveau tastbare resultaten levert,
kan in Nederland opnieuw weerklank vinden.
Deze zoektocht is voor links een kans om zich te vernieuwen vóór de volgende verkiezingen.

DENK – DE ONMISBARE SPELER IN HET BELEID VOOR MINDERHEDEN

In gesprek met Stephan van Baarle, lijsttrekker van Denk

Hoewel DENK slechts een klein aantal zetels heeft, is haar symbolische en praktische invloed aanzienlijk.
De aanwezigheid van de partij zorgt ervoor dat de stem van minderheden en burgers met een migratieachtergrond direct in het parlement wordt gehoord.
In deze verkiezingen richtte DENK zich in haar campagne vooral op de strijd tegen discriminatie, op gelijke kansen in het onderwijs en op de bestrijding van haatmisdrijven.

De kracht van DENK ligt in haar goed georganiseerde netwerken in de steden.
Vooral Turkse en Marokkaanse kiezers vormen in de grote steden de ruggengraat van de partij.
DENK voerde een actieve campagne met buurtbijeenkomsten en persoonlijk contact met kiezers.

Hoewel het onwaarschijnlijk is dat DENK direct deel zal uitmaken van de regeringscoalitie,
kan de partij in het parlement inhoudelijke steun verlenen bij specifieke onderwerpen,
en op die manier concrete resultaten behalen.
Die kunnen zich vertalen in gelijke dienstverlening in gemeenten,
stages en werkgelegenheidskansen voor jongeren
en in een sterkere aanpak van discriminatie binnen overheidsinstellingen.

TURKSE KIEZER – HISTORISCHE ACHTERGROND EN DE LESSEN VAN DEZE VERKIEZINGEN

Het politieke verhaal van de Turkse gemeenschap in Nederland gaat terug tot de eerste jaren van de arbeidsmigratie.
De eerste generatie hield afstand van de politiek.
De tweede generatie begon het belang van stemmen bij lokale verkiezingen in te zien.
En de derde generatie doet nu actief mee aan campagnes en stelt zelfs eigen kandidaten voor.
Vandaag de dag voelt de Turkse kiezer zich volwaardig onderdeel van dit land en gaat met dat bewustzijn naar de stembus.

Bij deze verkiezingen had de Turkse kiezer drie duidelijke prioriteiten.
Ten eerste de woning- en huurproblematiek: jonge mensen in de grote steden hebben moeite om een huis te vinden.
Ten tweede gelijke kansen in het onderwijs: gezinnen maken zich zorgen over toegang tot goede scholen, stages en doorgroeimogelijkheden naar werk.
Ten derde de strijd tegen discriminatie en het verlangen naar respect in het dagelijks leven.

De relatieve terugval van extreemrechts bracht binnen deze gemeenschap een gevoel van opluchting teweeg.
Mensen willen niet langer een taal van angst horen, maar een taal van oplossingen.
Daarom nam het aantal strategische stemmen toe en kozen velen voor centrumgerichte partijen.
Toch blijft DENK voor velen een onmisbaar adres als het gaat om identiteit en gelijke vertegenwoordiging.

Onder jonge Turken is bovendien een nieuwe trend zichtbaar: steun aan kandidaten over partijgrenzen heen.
Zij kijken naar het karakter van de kandidaat, het werk dat hij of zij in de wijk verricht,
en naar de daadwerkelijke inzet in het dagelijks leven.
Deze houding versterkt de Nederlandse democratie en dwingt politici om harder te werken.

DE FORMATIETAFEL EN DE MOGELIJKE BESTUURLIJKE FORMULES

Het eerste punt op de agenda na de verkiezingen is vanzelfsprekend de formatie van een coalitie.
De nieuwe samenstelling van de Tweede Kamer maakt verschillende bestuursformules mogelijk.

De eerste optie is een centrumregering bestaande uit D66, VVD en CDA.
Zo’n combinatie kan zorgen voor economische stabiliteit en snelle actie op de woningmarkt.

De tweede optie is een progressief blok, gevormd door D66, GroenLinks, PvdA en eventueel Volt.
Deze formule zou meer nadruk leggen op sociale hervormingen en gelijke kansen.

De derde optie is een breed gedragen coalitie, die de nadruk legt op samenwerking en veerkracht in tijden van crisis.

Welke formule er ook tot stand komt, de eerste honderd dagen zullen ongetwijfeld in het teken staan van:
– het vergroten van de woningproductie en het stabiliseren van de huurprijzen,
– het verkorten van de wachttijden in de zorg,
– en het versterken van de kansengelijkheid in het onderwijs.

Ook de bestrijding van discriminatie zal een belangrijke plaats innemen,
met meer transparantie in de gegevensverzameling en een beleid dat straffeloosheid vermindert.

In het buitenlands beleid wordt een koers verwacht die in lijn ligt met de Europese Unie:
voorspelbaar, economisch gericht en gebaseerd op gemeenschappelijke belangen.
Op het vlak van veiligheid zal Nederland trouw blijven aan internationale verplichtingen,
terwijl het tegelijkertijd een evenwicht zoekt tussen orde, vrijheid en sociale rust.

DE ROL VAN DE STEDEN EN DE INVLOED VAN LOKALE BESTUREN

In Nederland spelen lokale besturen een sterke en zichtbare rol in het dagelijks leven.
Ongeacht welke coalitie er in Den Haag tot stand komt, zal de uitvoeringskracht van de gemeenten bepalend zijn voor het succes van het beleid.

Steden als Amsterdam, Rotterdam, Den Haag en Utrecht worden bestuurd door verschillende politieke combinaties, en elk van deze steden heeft zijn eigen prioriteiten.

Voor burgers van Turkse afkomst zijn lokale beleidsmaatregelen vaak belangrijker dan nationale besluiten.
Transparantie bij de toewijzing van sociale woningen, het versterken van buurtscholen,
het goed functioneren van stage- en werkbemiddelingskantoren, steun voor culturele centra,
en het serieus opvolgen van discriminatiemeldingen door gemeentelijke instanties —
dit alles heeft directe invloed op de kwaliteit van het dagelijks leven.

In de komende periode zullen projecten die bruggen slaan tussen gemeenten en maatschappelijke organisaties nog belangrijker worden.
Fondsen die jongeren helpen toegang te krijgen tot sport, kunst en technologie zullen de dromen van Turkse jongeren verder doen groeien.
In deze domeinen kan DENK, samen met partijen uit het politieke midden, via samenwerking in de gemeenteraad concrete resultaten behalen.

ECONOMIE, WONINGEN EN ONDERWIJS – VERWACHTE STAPPEN IN DE EERSTE HONDERD DAGEN

Op economisch gebied is het belangrijkste doel het bedwingen van de inflatie en het ondersteunen van de koopkracht van huishoudens.
Er worden gerichte en regelmatige energiecompensaties verwacht, een eerlijker belastingstelsel voor lage en middeninkomens en minder bureaucratie voor kleine en middelgrote ondernemingen (KMO’s).

Wat de woningmarkt betreft, ligt de nadruk op een tweesporenaanpak.
Enerzijds het versnellen van de bouw van sociale huurwoningen
en het sneller vrijgeven van bouwgrond, anderzijds het beperken van buitensporige huurverhogingen en het beschermen van nieuwe huurders.
Deze maatregelen zullen vooral jonge gezinnen en studenten verlichting bieden.

Op het gebied van onderwijs zullen maatregelen worden genomen
om taalondersteuning te verbeteren, de overgang van school naar werk te vergemakkelijken door middel van stageprogramma’s, en het lerarentekort te verminderen met gerichte stimulansen.
In wijken met een groot aandeel minderheden zal extra financiering worden vrijgemaakt voor scholen, en de universitaire beurzen zullen waarschijnlijk worden verhoogd.

Al deze maatregelen leveren direct voordeel op voor de Turkse gemeenschap,
omdat gezinnen willen investeren in de toekomst van hun kinderen, en omdat huisvesting, onderwijsgelijkheid en werkgelegenheid de pijlers vormen van die toekomst.

KANSEN EN VERANTWOORDELIJKHEDEN VOOR DE TURKSE GEMEENSCHAP

In de komende periode dienen zich voor de Turkse gemeenschap in Nederland drie grote kansen aan.

De eerste is een sterkere vertegenwoordiging. Het aantal gekozen politici met een Turkse achtergrond neemt toe, waardoor onderwerpen die de gemeenschap direct aangaan,
rechtstreeks in de Tweede Kamer kunnen worden besproken.

De tweede kans is de mogelijkheid om meer gebruik te maken van lokale en nationale fondsen.
Verenigingen die goed georganiseerd zijn, kunnen snel profiteren van subsidies
voor jeugd-, vrouwen- en ondernemerschapsprojecten.

De derde kans is grotere zichtbaarheid in de media en publieke instellingen.
Succesverhalen versterken het zelfvertrouwen van de gemeenschap
en helpen vooroordelen te doorbreken.

Naast deze kansen bestaan er ook verantwoordelijkheden.
Het is belangrijk om in maatschappelijke debatten rustig en constructief te blijven,
dialoog aan te gaan met verschillende groepen, en te investeren in het onderwijs van de kinderen.
Bovendien is deelname aan de lokale politiek van groot belang — in wijkraden, oudercommissies en gemeentelijke adviesorganen.
Dankzij die betrokkenheid kunnen beslissingen die het dagelijks leven raken, eerlijker en evenwichtiger worden genomen.

Kort gezegd: de Turkse burgers zijn inmiddels een onmisbaar en constitutief onderdeel van dit land.
De politiek erkent dat steeds meer,
en in de komende periode zal die erkenning nog sterker worden.

DEZE VERKIEZINGEN ZIJN EEN OPROEP TOT GEMATIGDHEID EN SAMENWERKING IN NEDERLAND.
De overwinning van D66, het herstel van de VVD en de beperkte winst van de PVV weerspiegelen de stem van een samenleving die zoekt naar redelijkheid en evenwicht.
De teleurstelling van GroenLinks en de PvdA biedt links een kans om zich te heruitvinden.
De aanwezigheid van DENK in het parlement blijft een garantie voor de stem van minderheden.

De coalitievorming zal waarschijnlijk lang en intensief zijn, maar de richting is duidelijk:
een rationelere, inclusievere en menselijkere politiek zal de nieuwe norm worden in Nederland.
De Turkse gemeenschap zal in deze nieuwe periode meer invloed hebben,
en onze kinderen zullen opgroeien in een zelfbewuster en vrijer land.

De taak ligt nu bij de politici.
De boodschap van de kiezer is helder:
het volk wil oplossingen,
het volk wil rechtvaardigheid,
het volk wil samenleven.
Wanneer Nederland deze boodschap begrijpt, zal morgen beter zijn dan vandaag.

HOLLANDA’NIN EN RENKLİ İNSANI BÜLENT TÜRKER’DEN MUHTEŞEM BİR TÖREN DAHA…

HOLLANDA’NIN EN RENKLİ İNSANI BÜLENT TÜRKER’DEN MUHTEŞEM BİR TÖREN DAHA…

10’uncu Altın Lale Ödül Töreni ve Cumhuriyet Balosu Görkemli Bir Şekilde Gerçekleşti.

Yemekli olarak düzenlenen gecede, Türkiye’den gelen ünlü sanatçılar Serenad Bağcan ve Coşkun Sabah performanslarıyla izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı.

Bir postacının, sadece ‘Bülent Türker Rotterdam’ yazılı bir zarfı, adresine teslim edecek kadar ünlü olan Bülent Türker’i bir de benden okuyun…

(Haberin Holladacasını en altta bulacaksınız.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Yazı:İlhan KARAÇAY / Fotoğraflar: Dilara ERZEYBEK

Değerli Okurlarım,
Bugünkü haberimin ana konusu, Cumhuriyet Bayramı kutlama töreninin, Altın Lale Ödül töreni ile bağdaştırarak düzenlenmiş olma konusudur.
Ne var ki, bu organizasyonu onuncu kez düzenlemiş olan Bülent Türker’in, ‘Hollanda’nın en renkli adamı’ oluşu da ayrı bir haber konusu.
Ama ben bugün sizlere hem Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümünü kutlama ve hem de Altın Lale Ödül töreni ile birlikte, bu renkli adamdan da söz etmek istiyorum.
İsterseniz önce Cumhuriyet Bayramu kutlaması ve Altın Lale Ödül törenini anlatayım.

Afbeelding met Menselijk gezicht, tekst, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu yıl onuncusu düzenlenen geleneksel Altın Lale Ödül Töreni ve Cumhuriyet Balosu, unutulmaz anlara sahne oldu. Avrupa’da benzeri bulunmayan bu özel gece, muhteşem atmosferi, zarif konukları ve özenle hazırlanmış organizasyonuyla büyük beğeni topladı.

Afbeelding met kleding, persoon, microfoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Yemekli olarak düzenlenen gecede, Türkiye’den gelen ünlü sanatçılar Serenad Bağcan ve Coşkun Sabah performanslarıyla izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Gecenin Sunuculuğunu Türkiye’ den ünlü televizyon sunucusu Özde Sinem Çol yaptı.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Hollanda çevirileri ise Hollanda Vatandaşı olan Sibel Gökebir tarafından yapıldı.

Afbeelding met mensen, massa, hal, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Gecenin açılışı, Türk ve Hollanda milli marşlarının okunması ve şehitlerimiz için yapılan saygı duruşu ile gerçekleşti.

Afbeelding met kleding, persoon, vrouw, jurk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bu yıl da Türkiye’den gelen Ankara Olgunlaşma Enstitüsü, 22 farklı yöresel kıyafeti Hollandalı mankenlerin sunumuyla sahneye taşıyarak büyük alkış aldı.

Sahiplerini bulan ödüller:

Altın Lale Ödülü, usta sanatçı Coşkun Sabah’a verildi.

Süper Ödül: On yılda bir kez verilen Süper Ödül ise değerli sanatçı Zülfü Livaneli için ayrıldı.
Livaneli’nin özel sebeplerle katılamadığı törende, ödülünü Serenad Bağcan teslim aldı.

Altın Lale Basın Ödülü, Hollanda’nın en başarılı televizyon program yapımcısı Yeşim Candan’a, (alttaki fotoğraf)

Afbeelding met kleding, persoon, pak, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Altın Lale Onur Ödülü, Hollanda Emniyet Müdürlüğü Kuzey Hollanda Bölgesi Müdürü, Türkiye’nin gururu Hamit Karakuş’a, (üstteki fotoğraf)

En İyi Dernek Ödülü, Harmony Derneği’nin folklor ve müzik grubuna,

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, Modeaccessoire Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Politika Ödülü ise genç politikacı Funda İleri’ye takdim edildi.

Afbeelding met persoon, kleding, glimlach, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Ayrıca, Kocaeli Derince’de 1999 depremi sonrasında yaptırılan Bülent Türker Anaokulu’nun okul müdürleri Emel Fırtına ve Zehra Genç, geceye katılarak Sayın Bülent Türker tarafından teşekkür belgelerini aldılar.

Gecede, Türk mutfağının seçkin lezzetleriyle hazırlanan menü büyük beğeni toplarken, Sabri Arslan ve orkestrası misafirlere müzik ziyafeti yaşattı. Katılımcılar milli marşlarımızı coşkuyla söyleyerek Cumhuriyet’in 102. yılını kutladılar.

Afbeelding met vrouw, persoon, kleding, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Gecede yapılan açık arttırma ve piyango çekilişinin gelirinin Hatay ve deprem bölgesindeki çocuklar için kullanılacağı açıklandı. Bu açıklama salonu alkışlarla inletti.

Bu yıl ayrıca gönüllü çalışmalarıyla topluma örnek olan Annic Eyckmen, Sağ Baran ve Latife Yiğitsoy’a Onur Plaketleri takdim edildi.

Afbeelding met kleding, persoon, muur, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Altın Lale Başkanı Bülent Türker, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bu yıl 10. yılımız olması nedeniyle büyük bir özen gösterdik. Yaklaşık 40 gönüllü arkadaşımız 6 ay boyunca bu etkinlik için emek verdi. Amacımız Cumhuriyetimiz, Atatürk ve Türkiye’miz için anlamlı bir gece düzenlemekti. Hollanda’nın birçok ünlü isminin katılması bizi çok mutlu etti. Ekibimle gurur duyuyorum. Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlu olsun. Gelecek yıllarda da Altın Lale ödüllerinin devam edeceğine inanıyorum.”

Afbeelding met persoon, pak, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Değerli okurlarım,
Bülent Türker’in önderliğinde düzenlenen bu muhteşem gece, yalnızca bir kutlama değil, bir milletin birlik ruhunun yansımasıydı.
Hem Cumhuriyetin ışığını hem de sanatın birleştirici gücünü Hollanda’daki binlerce Türk’e bir kez daha hatırlattı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Hollanda’da hem anne hem de oğul olarak ilk kez Kraliyet Madalyası alan Bülent Türker ve annesi, galanın ilk dansını da yaparak birer gurur abidesi oldular.

O gece, sahnede şarkılar söylenirken, kalplerde tek bir duygu vardı: Gurur.
Türkiye’nin sesi, Hollanda’nın kalbinde yankılandı.
Ve o sesin arkasında, yine her zamanki gibi, Bülent Türker’in bitmeyen enerjisi, sevgisi ve renkli kişiliği vardı.

BÜLENT TÜRKER – HOLLANDADA BİR ATATÜRK SEVDALISI VE HAYIRSEVER KAHRAMAN

Bülent Türker, Hollanda’da yaşayan, adını hem hayırseverliği hem de Atatürk’e olan derin sevgisiyle duyurmuş bir Türk kahramanıdır. Onun yaşam öyküsü, azmin, vefanın ve memleket sevgisinin örnekleriyle doludur.

Türker, genç yaşında Hollanda’ya yerleşmiş ve burada bir bankada çalışmaya başlamıştır. O kadar yetenekliydi ki, birkaç yıl içinde bir banka şubseine müdür olarak atanmıştı.
Bülent Türker, o dönemdeki sportmenliğiyle de dikkat çekmiştir. Öyle ki, Lahey Büyükelçimiz Özdemir Benler’in oğlu Ahmet Benler’in, Asala terör örgütü tarafından öldürülmesinden birkaç gün önce düzenlenen bir kutlama töreninde, Samsun’dan getirdiği bir avuç toprağı koşarak salona taşıdığı an hâlâ unutulmaz bir hatıra olarak anılır.

Bülent Türker, Hollanda ve Türkiye’de yapılan maraton koşularına hâlâ katılmaktadır. Örneğin, geçenlerde Rotterdam maratonuna katılan Türker, aralık ayında Mersin’de yapılacak olan bir maratona da katılıp, oradan deprem bölgesine geçecek.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, gebouw, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Yıllar içinde büyük bir başarı elde eden Bülent Türker, kazandıklarını hep halkı ve ülkesinin değerleri için kullanmayı seçti. Kendi evini bir Atatürk Müzesi haline getirdi.

Evini Sattı Atatürk'ün Tabancasını Aldı - Kültür Sanat & Sinema - Türkiye Haber Ajansı
Bu müzede, Atatürk’e hediye edilmiş bir tabancayı, İngiltere’de yapılan büyük bir ihalede satın alarak sergilemeye başlaması, onun Atatürk’e olan bağlılığının en güzel göstergesidir.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Türker’in hayır işleri sadece Hollanda ile sınırlı değildir. Türkiye’de, özellikle Kocaeli’nde yaptırdığı ilkokul, onun eğitime verdiği önemin simgesidir. Bir sınıfa benim de adımın yazıldığı o açılışta ben de vardım.
O anları belgeleyen belleğimdeki fotoğraflardan birini üstte görüyorsunuz.


6 Şubat 2023’te yaşanan büyük deprem felaketinin ardından Bülent Türker, adeta insanüstü bir gayretle harekete geçti. O günden itibaren aradan geçen her ayda, her fırsatta Türkiye’ye giderek depremzedelere yardım ulaştırdı. Sadece bir defalık bir duyarlılık göstermedi, tam aksine bu yardımları süreklilik kazandı. Bugüne kadar en az yedi ya da sekiz kez deprem bölgesine gidip, her defasında dolu kamyonlarla yardımlar götürdü.

Hollanda'da yaşayan Türkler depremi unutmadı - MEDYA KEŞANİlk günlerde battaniye, yiyecek, çocuk bezi ve su gibi acil ihtiyaç maddeleriyle yola çıktı. Daha sonra barınma malzemeleri, çadırlar, jeneratörler, soba ve kıyafet gibi kalıcı yardımlarla bölgedeki insanlara nefes aldırdı. Her gidişinde yalnızca malzeme taşımakla kalmadı, aynı zamanda bölge halkıyla birebir ilgilendi, onlara moral verdi.

Altın Lale Vakfı Başkanı Türker, Hatay'da yardım dağıttı - iskenderun Depremzedelerin acısını paylaşmak için çadır kentlerde çocuklarla oyunlar oynadı, yaşlılarla sohbet etti, gözyaşı dökenlerle birlikte ağladı. Bu yönüyle o, yalnızca malzeme götüren bir yardımsever değil, yüreğini de götüren bir insan olarak anıldı.

Yardımlarını sadece kendi çabasıyla değil, Hollanda’daki Türk toplumunun desteğiyle de organize etti. Yüzlerce Hollandalı ve Türk dostunu seferber ederek, dayanışma zincirleri kurdu. Hollanda’dan gönderilen onlarca yardım aracı, onun koordinasyonuyla Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya gibi illere ulaştı.

Bazı ziyaretlerinde beraberinde doktorlar, hemşireler ve psikologlar da vardı. Depremzedelerin yalnızca fiziksel değil, ruhsal yaralarının da sarılması için özel programlar düzenledi.

Keşke Hollanda'da bir Bülent Türker daha olsa dedirtmeyi sürdürüyor... - N'haber
Her dönüşünde de “Benim içim orada kaldı, yine gideceğim” diyerek yeni yardım kampanyaları başlattı. Gerçekten de dediğini yaptı. Her seferinde bir öncekinden daha kapsamlı yardımlar hazırladı.

Bugün Türkiye’de, deprem bölgesindeki birçok aile onun adını bir kahraman gibi anıyor. Çünkü Bülent Türker yalnızca yardım malzemesi göndermedi, insanlara umudu da taşıdı. Onun bu özverili çabaları, hem Hollanda’da hem de Türkiye’de, Türk halkının dayanışma ruhunu simgeleyen en güzel örneklerden biri olarak hafızalara kazındı.

Afbeelding met scène, overdekt, plafond, hal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Bülent Türker’in bir başka önemli girişimi de, on yıldır düzenlediği Altın Lale Ödül Törenidir. Bu tören aracılığıyla Hollanda’daki başarılı Türklere ödüller vermekte ve onların topluma kazandırdıkları değerleri takdir etmektedir. Bu tören, yalnızca ödül dağıtımı değil, aynı zamanda Türk toplumunun Hollanda’daki gurur tablosu niteliğindedir.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bülent Türker’in bir jüri heyeti tarafından saptanan ödül alan kişiler arasında naçizane şahsım da var. Hem de ayrı tarihlerde iki dalda. Biri ‘Yılın gazetecisi’ diğerinde ‘Yılın Kültür Elçisi’ olarak.

Kendi memleketinde de çok sayıda yardım yapan Türker, hemşehrileri tarafından da büyük bir sevgiyle anılmaktadır.

Bülent Türker’in Hollanda’daki ünü öylesine yaygındır ki, halk arasında “Rotterdam’da üzerinde sadece Bülent Türker yazılı bir zarfı postacı hiç tereddüt etmeden onun evine götürür” denir. Bu söz, onun halk içindeki yerini anlatan en samimi espridir.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bülent Türker, Kraliçe Maxima’ya, eşi Kral Alexander ile birlikte yapılmış olan tablosunu sunarken.

Bülent Türker, yalnızca bir iş insanı ya da koleksiyoner değil, gönlüyle hizmet eden bir Türk sevdalısıdır. Atatürk’e olan saygısı, Türk toplumuna olan bağlılığı ve insanlığa karşı duyduğu sorumlulukla, hem Hollanda’da hem de Türkiye’de örnek alınacak bir isimdir.

                                              ***********************

DE KLEURRIJKSTE MAN VAN NEDERLAND, BÜLENT TÜRKER, ORGANISEERDE OPNIEUW EEN PRACHTIGE CEREMONIE…

De 10e Gouden Tulp Prijsuitreiking en het Republiekbal vonden plaats in een indrukwekkende sfeer.

Tijdens de feestelijke avond met diner zorgden de beroemde artiesten uit Turkije, Serenad Bağcan en Coşkun Sabah, met hun optredens voor onvergetelijke momenten bij het publiek.

Lees mijn verhaal over Bülent Türker, de man die zó bekend is dat een postbode een brief met enkel “Bülent Türker, Rotterdam” zonder adres toch bij hem aflevert…

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Tekst: İlhan KARAÇAY / Foto’s: Dilara ERZEYBEK

Beste lezers,
Het hoofdonderwerp van mijn artikel van vandaag is het combineren van de viering van de Turkse Republiek met de uitreiking van de Gouden Tulp Prijzen.
Maar daarnaast is de man achter dit evenement, Bülent Türker – de kleurrijkste man van Nederland – op zichzelf al een nieuwsverhaal.
Vandaag wil ik het hebben over zowel de viering van onze Republiek als over de Gouden Tulp Prijsuitreiking én natuurlijk over deze bijzondere man.

Afbeelding met Menselijk gezicht, tekst, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De 10e editie van de traditionele Gouden Tulp Prijsuitreiking en het Republiekbal zorgde dit jaar opnieuw voor onvergetelijke momenten. Deze unieke avond, zonder weerga in Europa, werd geprezen om haar prachtige sfeer, stijlvolle gasten en perfect georganiseerde programma.

Afbeelding met kleding, persoon, microfoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Tijdens het diner genoten de gasten van optredens van de beroemde Turkse artiesten Serenad Bağcan en Coşkun Sabah, die het publiek ontroerden met hun liederen.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De presentatie van de avond werd verzorgd door de bekende Turkse tv-presentatrice Özde Sinem Çol.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De vertalingen naar het Nederlands werden gedaan door de Nederlandse burger Sibel Gökebir.

Afbeelding met mensen, massa, hal, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De avond begon met het zingen van de Turkse en Nederlandse volksliederen en een moment van stilte voor de gevallenen.

Afbeelding met kleding, persoon, vrouw, jurk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Ook dit jaar bracht het Ankara Olgunlaşma Instituut 22 verschillende traditionele kostuums op het podium, gepresenteerd door Nederlandse modellen, wat grote bewondering oogstte.

De uitgereikte prijzen waren als volgt:

De Gouden Tulp Prijs ging naar de meesterartiest Coşkun Sabah.

De Superprijs – die slechts eens per tien jaar wordt toegekend – was bestemd voor de gerespecteerde kunstenaar Zülfü Livaneli.
Omdat Livaneli wegens persoonlijke redenen niet aanwezig kon zijn, nam Serenad Bağcan de prijs in ontvangst.

De Gouden Tulp Persprijs ging naar de succesvolle Nederlandse tv-producente Yeşim Candan. (Foto hieronder)
Afbeelding met kleding, persoon, pak, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De Gouden Tulp Ereprijs ging naar Hamit Karakuş, Regionaal Politiehoofd van Noord-Holland en trots van Turkije. (Foto hierboven)

de Beste Vereniging prijs ging naar de folkloristische muziek- en dansgroep van de Harmony Vereniging.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, Modeaccessoire Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De Politieke Prijs werd uitgereikt aan de jonge politica Funda İleri.

Afbeelding met persoon, kleding, glimlach, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Daarnaast ontvingen Emel Fırtına en Zehra Genç, schooldirectrices van de door Bülent Türker na de aardbeving van 1999 in Derince (Kocaeli) gebouwde Bülent Türker Kleuterschool, hun dankcertificaten persoonlijk uit handen van Bülent Türker.

Tijdens het diner werd een menu geserveerd met de fijnste gerechten uit de Turkse keuken. Sabri Arslan en zijn orkest zorgden voor een muzikaal feest. De gasten zongen uit volle borst de volksliederen en vierden enthousiast de 102e verjaardag van de Republiek.

Afbeelding met vrouw, persoon, kleding, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. De opbrengst van de veiling en loterij die tijdens de avond werden gehouden, werd bestemd voor kinderen in Hatay en andere door de aardbeving getroffen gebieden – een aankondiging die met luid applaus werd ontvangen.

Vrijwilligers die zich dit jaar met hun inzet hebben onderscheiden, zoals Annic Eyckmen, Sağ Baran en Latife Yiğitsoy, ontvingen Ereprijzen.

Afbeelding met kleding, persoon, muur, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Voorzitter van de Gouden Tulp, Bülent Türker, verklaarde:
“Dit jaar, ons tiende jubileum, hebben we met grote zorg gewerkt. Ongeveer 40 vrijwilligers hebben zes maanden lang hun tijd en energie gegeven om deze avond te organiseren. Ons doel was een betekenisvolle avond te creëren voor onze Republiek, Atatürk en Turkije. De aanwezigheid van vele bekende namen uit Nederland heeft ons enorm blij gemaakt. Ik ben trots op mijn team. Leve onze Republiek, die 102 jaar bestaat. Ik geloof dat de Gouden Tulp Prijzen nog vele jaren zullen voortbestaan.”

Afbeelding met persoon, pak, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Beste lezers,
De indrukwekkende avond onder leiding van Bülent Türker was niet zomaar een viering, maar een weerspiegeling van de eenheid van een natie.
Zij herinnerde duizenden Turken in Nederland opnieuw aan het licht van de Republiek en de verbindende kracht van kunst.

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bülent Türker danste met zijn moeder.

Die avond, terwijl de liederen werden gezongen, was er in alle harten één gevoel: trots.
De stem van Turkije weerklonk in het hart van Nederland.
En achter die stem stond, zoals altijd, de onuitputtelijke energie, liefde en kleurrijke persoonlijkheid van Bülent Türker.

BÜLENT TÜRKER – EEN LIEFHEBBER VAN ATATÜRK EN EEN FILANTROOP IN NEDERLAND

Bülent Türker is een Turkse held die in Nederland woont en bekendstaat om zijn vrijgevigheid en zijn diepe liefde voor Atatürk. Zijn levensverhaal is een voorbeeld van vastberadenheid, trouw en vaderlandsliefde.

Hij vestigde zich op jonge leeftijd in Nederland en begon te werken bij een bank, waar hij dankzij zijn talent al snel tot filiaalmanager werd benoemd.

Zijn sportieve prestaties trokken ook de aandacht. Zo wordt nog steeds herinnerd hoe hij tijdens een herdenkingsceremonie, enkele dagen vóór de moord op Ahmet Benler – zoon van de Turkse ambassadeur in Den Haag – symbolisch een handvol aarde uit Samsun de zaal binnen rende.

Bülent Türker neemt nog steeds deel aan marathons in Nederland en Turkije. Onlangs liep hij de marathon van Rotterdam en in december zal hij deelnemen aan de marathon van Mersin, waarna hij opnieuw naar het rampgebied zal reizen.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, gebouw, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
In de loop der jaren heeft hij grote successen behaald, maar hij koos er steeds voor zijn middelen in te zetten voor het volk en de waarden van zijn land. Zijn huis heeft hij omgevormd tot een Atatürk-museum.

Evini Sattı Atatürk'ün Tabancasını Aldı - Kültür Sanat & Sinema - Türkiye Haber Ajansı
Een van de bijzondere stukken in het museum is een pistool dat ooit aan Atatürk werd geschonken, gekocht door Türker op een veiling in Engeland – een symbool van zijn diepe verbondenheid met de grondlegger van de Republiek.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Zijn liefdadigheidswerk beperkt zich niet tot Nederland. In Turkije bouwde hij onder andere een basisschool in Kocaeli, een teken van zijn inzet voor onderwijs.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, Sociale groep Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Na de verwoestende aardbeving van 6 februari 2023 zette Türker zich onvermoeibaar in voor de slachtoffers. Hij reisde talloze keren naar Turkije, telkens met vrachtwagens vol hulpgoederen – dekens, voedsel, luiers, water, tenten, kachels en kleding.

Hollanda'da yaşayan Türkler depremi unutmadı - MEDYA KEŞAN
Hij hielp niet alleen met materiële steun, maar bood ook troost, speelde met kinderen in tentenkampen en deelde het verdriet van de getroffenen.

Altın Lale Vakfı Başkanı Türker, Hatay'da yardım dağıttı - iskenderun
Zijn hulpacties werden gesteund door vele Turken en Nederlanders in Nederland, die hij wist te mobiliseren. Dankzij zijn coördinatie bereikten tientallen hulptransporten de steden Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman en Malatya.

Soms vergezelden artsen, verpleegkundigen en psychologen hem om ook de geestelijke wonden van de slachtoffers te helpen helen.

Keşke Hollanda'da bir Bülent Türker daha olsa dedirtmeyi sürdürüyor... - N'haber
Na elke terugkeer zei hij: “Mijn hart is daar gebleven, ik zal weer gaan.” En dat deed hij. Elke nieuwe reis bracht meer en grotere hulpacties met zich mee.

Vandaag wordt zijn naam in vele Turkse gezinnen in het rampgebied met respect genoemd. Hij bracht niet alleen hulpgoederen, maar ook hoop.

Afbeelding met scène, overdekt, plafond, hal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een ander belangrijk initiatief van Bülent Türker is de jaarlijkse Gouden Tulp Prijsuitreiking, die nu al tien jaar plaatsvindt. Hiermee worden succesvolle Turken in Nederland geëerd voor hun bijdragen aan de samenleving. Het evenement is niet zomaar een prijsuitreiking, maar een bron van trots voor de Turkse gemeenschap in Nederland.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Zelf mocht ik, op bescheiden wijze, twee keer door deze jury geëerd worden – eenmaal als “Journalist van het Jaar” en eenmaal als “Cultureel vertegenwordiger van het Jaar.”

Zijn bekendheid in Nederland is zó groot dat men zegt: “Als je een envelop met enkel ‘Bülent Türker, Rotterdam’ erop in de brievenbus gooit, zal de postbode precies weten waar hij moet zijn.”

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Bülent Türker overhandigt een schilderij van koningin Máxima en koning Willem-Alexander
aan de koninklijke familie.

Bülent Türker is niet zomaar een zakenman of verzamelaar, maar een mens die met zijn hart dient. Zijn respect voor Atatürk, zijn toewijding aan de Turkse gemeenschap en zijn menselijkheid maken hem tot een voorbeeld – zowel in Nederland als in Turkije.

HOLLANDA’DA GÖRÜLMEMİŞ BİR SEÇİM YARIŞMASI: 4 PARTİ LİDERLİĞE OYNUYOR

HOLLANDA’DA GÖRÜLMEMİŞ BİR SEÇİM YARIŞMASI: 4 PARTİ LİDERLİĞE OYNUYOR

Azınlıkları destekleyen DENK Partisi de sandalye sayısını 3’ten 5’e çıkarmak istiyor.

Seçimde sandığa gitmeyen her Türk, aslında kendini temsil edecek sesi zayıflatmış olacak. Bizim sesimiz ancak sandıkta güçlenir.

Türk toplumu seçimlerde birleşip sandığa gittiğinde tarih yazıyor, ama sandığı boş bıraktığında kendi sesini kendi eliyle kısıyor.

Türk Sivil Toplum Kuruluşlarından, İOT Başkanı Zeki Baran, HTF Başkanı Murat Gedik, DSDF Başkanı Nevzat Cingöz ve UİD Genel Başkanı Kenan Aslan’ın, yurttaşlarımızı sandığa gitmeyi tavsiye eden bildirileri.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Yarın Hollanda genel seçimleriyle birlikte ülkede alışılmışın çok ötesinde bir yarışma sahnelenecek. Mevcut durumda dört büyük parti başbakanlık koltuğuna aday hâline gelmiş durumda ve bu durum seçim atmosferine hem renk katıyor hem de heyecanı en üst düzeye taşıyor.

600 bine yakın Türk kökenlinin yaşadığı ülkede, yaklaşık 300 bini oy kullanabilecek durumda. Bu kadar güçlü bir seçmen kitlesiyle seçimlere girilirken, oy kullanmayan her Türk yurttaşı aslında kendi temsil gücünü zayıflatacak. Bizim sesimiz, ancak sandığa giderek güç kazanabilecek. Türk toplumu sandığa bir arada gidip oy verdiğinde tarih yazıyor; ama sandığı boş bıraktığında kendi sesini kendi eliyle kısmış oluyor. Bu nedenle Türk sivil toplum kuruluşları, bugüne kadar olduğu gibi, bu seçimde de yurttaşlarımızı sandığa davet eden bildiriler yayınlıyorlar.

Görüyorum ki, yarın bu ülkede, siyasi tarih açısından emsalsiz bir seçim yarışı gerçekleşecek. Azınlıkları destekleyen ve Türk kökenlilerin de güçlü şekilde temsil ettiği DENK Partisi, üç olan sandalye sayısını beşe çıkarmak için yoğun çaba gösteriyor. Seçim sonuçları Türk toplumu açısından da doğrudan anlam taşıyor; bu yüzden oy kullanmak salt bir vatandaşlık görevi değil aynı zamanda kendi geleceğimizle ilgili güçlü bir duruştur.

Afbeelding met tekst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Seçimlerde öne çıkan en enteresan nokta şu: Başbakan adaylığı için dört parti birincilik yarışına giriyor. Son anketlere bakıldığında, ırkçı olarak tanımlanan Özgürlük Partisi (PVV)’nin sandalye sayısının 35’ten 26’ya düştüğü görülüyor. GroenLinks–PvdA (yeşil sol/işçi birleşimi) yaklaşık 24 sandalye tahminiyle öne çıkıyor. Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDA) sandalye sayısını 5’ten 20’ye çıkarıyor. Demokrat ’66 Partisi ise sandalye sayısını 22’ye çıkarmış durumda.
Dilan Yeşilgöz’ün siyasi liderliğini yaptığı, şimdiki koalisyonun büyük ortagı Halk İçin Özgürlük Partisi (VVD) 8 sandalye kaybederek 16’ya düşmesi ile yarıştan kopuyor.
Görüleceği üzere, Hollanda siyasi tarihinde bugüne kadar yaşanmamış bir rekabet yarın tam anlamıyla sahneye çıkacak.

PARTİLERİN TANITIMI, PROGRAMLARI VE ŞANSLARI:

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, Menselijke baard, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK PARTİSİ: AZINLIKLARIN VE TÜRK KÖKENLİLERİN SESİ

Tanıtım: 2015 yılında kurulan DENK, Hollanda siyasetinde azınlıkların sesi olmayı hedefleyen bir partidir. İsmi Hollandaca’da “düşünmek” anlamına gelirken, Türkçe’de de “düşün” çağrışımıyla özel bir anlam taşıyor.
Parti, kuruluşundan bu yana göçmen kökenlilerin haklarını savunmayı, ayrımcılıkla mücadele etmeyi ve toplumsal eşitliği güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kurucuları arasında Türk kökenli siyasetçiler Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk var. Bugün partinin liderliğini Stephan van Baarle yürütmektedir.

Programdan kısa alıntılar:
“Hollanda, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir ülke olmalıdır.”
“Ayrımcılıkla mücadele, yalnızca azınlıkların değil tüm toplumun görevidir.”
“Kökeni ne olursa olsun herkesin sesi parlamentoda duyulmalıdır.”

Türk kökenli seçmenler açısından önemi:
DENK, kuruluşundan bu yana Hollanda’daki Türk ve Fas kökenli seçmenlerin yoğun desteğini almıştır. Parti, sadece göçmen haklarını değil, aynı zamanda adil temsil, kültürel saygı ve eğitimde fırsat eşitliği gibi konuları da gündeme taşır.
Türk kökenli seçmenler için DENK, diğer partiler arasında kimliklerine sahip çıkan, onları doğrudan muhatap alan tek parti olma özelliğini sürdürmektedir.
Geçmiş seçimlerde üç sandalye kazanan parti, bu kez hedefini beş sandalyeye çıkarmıştır. Özellikle büyük şehirlerde (Amsterdam, Rotterdam, Lahey, Utrecht) Türk ve Müslüman seçmenlerin yüksek katılımı bu hedefi ulaşılabilir kılmaktadır.

Seçim stratejisi ve kampanya:
DENK’in kampanyası bu yıl “Adalet, Eşitlik, Dayanışma” üçlüsü üzerine kurulmuştur. Parti, genç seçmenlere yönelik dijital kampanyalarla görünürlüğünü artırmış, ayrıca cami dernekleri, Türk sivil toplum kuruluşları ve kültür merkezleriyle temaslarını yoğunlaştırmıştır.
Kampanya boyunca “Sandığa gitmeyen her Türk, kendi sesini kısmış olur” mesajı öne çıkarılmıştır.

Şans tahmini:
Anketlere göre DENK’in sandalye sayısını artırma olasılığı güçlüdür. Hollanda genelinde küçük bir parti olsa da, büyük şehirlerdeki azınlık oyları üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Özellikle Rotterdam ve Amsterdam bölgelerinde Türk seçmen katılımı yüksek olursa, partinin beş milletvekili hedefi gerçekçi hale gelebilir.

İŞTE 50 KİŞİLİK DENK ADAY LİSTESİ

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, kleding, schermopname Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

GROENLINKS–PVDA (YEŞİL SOL – İŞÇİ PARTİSİ BİRLİĞİ)

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, kleding, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Hollanda’da merkez-sol ve yeşil siyaseti temsil eden iki parti olan GroenLinks (GL) ve Partij van de Arbeid (PvdA) 2023’ten itibaren ortak bir seçime liste ile girme kararı aldı.

Programdan kısa alıntılar: Yeşil ve sosyal bir anlaşma. İklim krizi ile mücadele ederken çalışanların yükünü artırmadan eşitliği gözetmek. Ayrıca, demokrasi ve hukuk devleti” vurgusu ön planda; “Radikal-sağ partilerin yükselişiyle birlikte kadınların, LGBTİQA+ bireylerin, göçmenlerin hakları tehdit altında.”

Şans tahmini: Bu birlik, sol ve yeşil seçmeni birleştirerek ciddi bir potansiyel taşıyor. Anketlerde PVV ile arasındaki farkın nispeten daralması bu potansiyelin göstergesi. Eğer birleşik oyları mobilize edebilirse, “tek başına birinci parti” olma şansını yakalayabilir. Ancak sağ-liberal ve popülist partilerin güçlü olması, birinci çıkmaları hâlinde koalisyon kurma sürecini karmaşık hâle getirebilir.

PARTIJ VOOR DE VRIJHEID (PVV – ÖZGÜRLÜK PARTİSİ)

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, pak, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Parti lideri Geert Wilders tarafından 2006 yılında kurulan ve göçmenlik, İslam etkisi, Hollanda kimliği gibi konulara odaklanan sağ-popülist bir parti.

Programdan kısa alıntılar: “Kuran’ı yasaklamak, tüm camileri kapatmak” gibi radikal öneriler geçmişte yer almıştır. Ayrıca 2025 seçiminde “Göç ve barınma sorunu ana gündemimiz” olarak öne çıkıyor.

Şans tahmini: Uzun süre Hollanda’daki en güçlü tek parti konumundaydı. Ancak anketler PVV’nin sandalye sayısının düştüğünü gösteriyor (örneğin tahmin edilen 26 sandalye) Yine de birinci çıkma potansiyeli çok güçlü. Fakat koalisyon için güvenilir ortak bulma meselesi ve parti içi/­partiler arası ilişkiler zorluk yaratabilir.

VOLKSPARTIJ VOOR VRIJHEID EN DEMOCRATIE (VVD – ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İÇİN HALK PARTİSİ)

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, Elektrisch blauw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: 1948’de kurulan liberal-muhafazakâr bir parti. Uzun yıllar Hollanda’da başbakanlık koltuğunda yer aldı; sonrasında lideri Dilan Yeşilgöz oldu.

Programdan kısa alıntılar: “Özgürlük, bireysel sorumluluk, serbest piyasa” ilkeleri ön planda. Ayrıca güvenlik ve göç kontrolü politikaları da vurgulanıyor.

Şans tahmini: VVD’nin burada “yüksek çıkış” yerine “zararla çıkış” ihtimali güçlü; anketlerde 16 sandalye ile beşinciliğe düşmüş durumda. Ancak koalisyon kurma sürecinde anahtar parti olmaya devam edebilir; bu da ona ciddi bir müzakere gücü kazandırıyor.

CHRISTEN‑DEMOCRATISCH APPÈL (CDA – HIRİSTİYAN DEMOKRAT BİRLİĞİ)

Afbeelding met tekst, kleding, buitenshuis, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Hristiyan demokrat değerlere dayalı, merkez-sağ çizgide yer alan bir parti. Aile, toplum dayanışması ve sosyal sorumluluk temalarını ön plana çıkarıyor.

Programdan kısa alıntılar: Aile politikaları, toplumda dayanışma, bakım ve eğitim konularına vurgu yapıyor; “Her nesilin sesi olsun” gibi ifadeler kullanılıyor (parti kendi iletişimlerinde bu tür mesajlar kullanıyor).

Şans tahmini: İleri anketlerde yaklaşık 20 sandalye kazanımıyla dikkat çekiyor; bu da partiyi yeniden önemli bir aktör haline getiriyor. Birinci parti şansıyla koalisyon görüşmelerinde güçlü bir konuma çıkabilir.

DEMOCRATEN 66 (D66 – DEMOKRATLAR 66)

Tanıtım: 1966 yılında “demokrasiyi yenilemek” sloganıyla kurulan Democraten 66 (D66), Hollanda siyasetinde liberal-ilerici bir parti olarak yer alıyor. Demokrasi, eğitim, çevre ve bireysel özgürlükler partinin temel taşlarını oluşturuyor. Parti, uzun yıllardır “yenilikçi, Avrupa yanlısı ve reformcu” kimliğiyle tanınıyor. Günümüzde partinin lideri Rob Jetten’dir.

Programdan kısa alıntılar:
“Eğitim herkes için geleceğe açılan kapıdır. Öğretim, toplumun temelidir.”
“Hollanda, Avrupa’nın sürdürülebilir geleceğinde öncü olmalı.”
“Kimliğini özgürce ifade eden herkes, bu ülkenin eşit vatandaşıdır.”

Türk kökenli seçmenler ve göçmen politikaları:
D66, göçmen topluluklara karşı kapsayıcı, eşitlikçi ve reformcu bir politika benimsemektedir. Türk kökenli seçmenler açısından parti, özellikle ayrımcılıkla mücadele, eğitimde fırsat eşitliği ve iş gücü piyasasında adil temsil konularında öne çıkar. D66, entegrasyonun tek taraflı değil, karşılıklı sorumluluklarla yürütülmesi gerektiğini savunur. Ayrıca vatandaşlık sürecinin kolaylaştırılması, genç göçmenlerin siyasete katılımının teşvik edilmesi ve çok kültürlü toplumsal yapının korunması yönünde açık çağrılar yapmaktadır.

Şans tahmini: D66, son seçimlerde düşüş yaşamış olsa da bu yıl toparlanma sürecine girmiş durumda. Anketlerde 22 civarında sandalye öngörülüyor. Bu da partiyi, özellikle GroenLinks–PvdA ile birlikte olası bir merkez-sol koalisyonun önemli ortağı konumuna getiriyor. Eğitim, yeşil enerji ve dijital dönüşüm gibi alanlarda güçlü politikaları sayesinde, seçim sonrası pazarlıklarda “dengeleyici reformcu” rolünü üstlenmesi bekleniyor.

TÜRK SEÇMENLERİN BELİRLEYİCİ GÜCÜ

Hollanda’daki 600 bine yakın Türk kökenli nüfusun yaklaşık 300 bini oy kullanma hakkına sahiptir. Bu kitlenin seçimlere aktif katılımı, yalnızca DENK için değil, Hollanda siyaseti genelinde dengeyi değiştirebilecek bir unsur olarak görülüyor.

Geçmiş seçimlerde Türk seçmenler, yüksek katılım gösterdikleri bölgelerde seçim sonuçlarını doğrudan etkilemişlerdir. Örneğin Rotterdam ve Schiedam’da DENK birinci sıraya yükselmiş, Amsterdam’da ise bazı sandıklarda ikinci olmuştur. Bu durum, Türk toplumunun sandığa gittiğinde “kilit seçmen” rolü üstlenebileceğini bir kez daha göstermektedir.

Türk Sivil Toplum Kuruluşları, bu yıl da sandığa gitme çağrılarını artırdı. “Oy ver, sesin duyulsun” sloganıyla yayımlanan bildiriler, hem birlik duygusunu hem de vatandaşlık bilincini güçlendiriyor.
Hollanda’daki Türk medyası da bu yönde farkındalık yaratmaya devam ediyor.

SEÇMENİN GÖREVİ: SANDIKTA SESİ BÜYÜTMEK

Türk toplumu, sandığa güçlü katılım gösterdiğinde siyasetin dengelerini değiştirebilecek büyüklükte olduğunu ispatlamıştı. 2017’de DENK’in üç milletvekiliyle Meclis’e girişi bir dönüm noktasıydı; ancak sonraki seçimlerde Türklerin yoğun yaşadığı mahallelerde katılımın düşmesi, temsili zayıflattı. “Sandığı boş bırakmak, kendi sesimizi kısmaktır.”

ELEŞTİREL NOTLAR: GÜÇLÜ SLOGAN, DAHA SOMUT VAAT

DENK Partisi siyasi lideri Stephan van Baarle’nin birlik ve mücadele vurgusu, sahada karşılık buluyor; buna karşılık seçmen nezdinde şeffaflık, ekip vurgusu ve somut politika paketleri beklentisi sürüyor. Gazze’ye ilişkin sert söylemin, Türk ve Müslüman seçmeni motive ederken Hollanda’daki daha geniş kesimlerle köprü kurmayı zorlaştırma riski de yine sahadaki tartışma başlıklarından. Bu başlıklarda netleşen program, 29 Ekim’e giden yolda belirleyici olabilir.

SEÇİMLERDE OY VERİRKEN ŞU NOKTALARA DİKKAT EDİNİZ

Oy verirken sadece vaatlere değil, geçmişte kim ne söyledi, ne yaptı ve bugün nerede duruyor ona bakınız.

Bir yanda yıllarca Müslümanlara karşı nefret söylemleriyle tanınan eski PVV milletvekili Joram van Klaveren, artık “Hollanda tarihi İslam’dan ayrı düşünülemez” diyor ve gerçeği teslim ediyor.
Diğer yanda ise bazı camilerimize kanlı tehdit mektupları gönderiliyor, İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret körükleniyor.

Bu iki tablo bize çok açık bir mesaj veriyor:
Bir yandan nefret duvarları yıkılmaya başlarken, diğer yandan bu nefret yeniden güç kazanmaya çalışıyor.
Bu nedenle sandık başında vereceğimiz karar, sadece bir siyasi tercih değil, aynı zamanda adaletten, barıştan ve eşitlikten yana bir tavır olacaktır.

Unutmayınız ki, geçmişte İslam’ı eleştirmek için yola çıkan biri bile sonunda hakikati bulduysa, bizlerin sessiz kalma lüksü yoktur.
Camilerimize yapılan saldırılar, bizi korkutmak için değil, birlik olmamız için birer uyarıdır.
Sandığa gitmek, hem inancımıza hem onurumuza sahip çıkmaktır.

SON DEĞERLENDİRMEM

Yarınki seçimler, Hollanda’nın siyasi tarihinde bugüne dek görülmemiş bir rekabet ortamında geçecek. Dört büyük parti (PVV, GL/PvdA, D66 ve CDA) liderlik yarışında kıyasıya mücadele ederken, DENK Partisi de azınlıkların sesi olarak kendi tarihinin en iddialı kampanyasını yürütüyor.

Türk seçmenlerin aktif katılımı, yalnızca DENK’in başarısını değil, aynı zamanda Hollanda’daki toplumsal dengeyi ve göçmen politikalarının geleceğini de belirleyebilir.
Unutmamak gerekir ki, sandığa gitmeyen her Türk, kendini temsil edecek sesi zayıflatır. Bizim sesimiz sandıkta güçlenir.

Hollanda, yarın sabah sandıklara giderken aslında sadece bir seçim yapmayacak, aynı zamanda bir yön ve kimlik tercihi ortaya koyacak.
Bir yanda Avrupa genelinde yükselen ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yansıması olan popülist partiler, diğer yanda özgürlük, eşitlik ve çokkültürlü toplum ideallerini savunan ilerici partiler var.
Bu iki çizgi arasındaki fark, yalnızca ideolojik değil; ülkenin gelecekte nasıl bir Hollanda olacağını belirleyecek kadar derin bir ayrım.

Hollanda, çok kültürlü yapısıyla zenginleşen bir ülke. Bu mozaiğin en renkli taşlarından biri de Türk toplumudur.
Yarım yüzyılı aşkın süredir bu ülkenin ekonomisine, kültürüne ve sosyal hayatına katkı veren Türkler, artık sadece “konuk işçiler” değil; Hollanda’nın ayrılmaz bir parçasıdır.
Ancak bu katkının siyasette karşılık bulması, sandığa gitme oranıyla doğrudan bağlantılıdır.

Her seçim döneminde söylediğim gibi, yine tekrarlamak isterim:
‘Sandığa gitmeyen her Türk, aslında kendini temsil edecek sesi kısar.’
Bizim sesimiz, biz sandığa gittiğimizde duyulur; bizim irademiz, oy pusulasına dokunduğumuz anda anlam kazanır.

Bu seçim, yalnızca partilerin değil, aynı zamanda bizim geleceğe dair inancımızın da sınanacağı bir dönüm noktasıdır.
Türk seçmen sandığa giderse, yalnızca DENK değil, Hollanda demokrasisi de kazanır.
Çünkü demokrasi, ancak katılım ve farkındalık ile büyür.

Benim temennim, Hollanda’da yaşayan her Türk kökenli yurttaşın, yarın sabah sandık başına giderken sadece bir oy değil, aynı zamanda saygı, eşitlik ve temsiliyet hakkını da kullanmasıdır.
Bu ülkede ne kadar çok oy verirsek, sesimiz o kadar güçlü çıkar.
Ve unutmayalım: Biz burada varız, kalıcıyız, ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibiyiz.

Türk seçmen sandığa giderse, sadece DENK değil, Hollanda demokrasisi kazanır.
Çünkü demokrasi, ancak katılımla yaşar.

Benim bir başka dileğim, Hollanda’daki her Türk kökenli yurttaşın yarın sandığa giderken sadece bir oy değil, aynı zamanda saygı, eşitlik ve temsiliyet hakkını da kullanmasıdır.
Ne kadar çok oy verirsek, sesimiz o kadar güçlü çıkar.
‘Biz buradayız, varız, kalıcıyız… ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibiyiz.’

TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ BİLDİRİLERİ

IOT | Inspraakorgaan Turken in Nederland
Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

TÜRKLER İÇİN DANIŞMA KURULU İOT’İN MESAJI

Hollanda’nın ve Hollanda Türk toplumunun geleceği için bu şansı iyi kullanalım!

Schoof hükümetinin kısa dönemi, aşırı sağın tek amacının kutuplaşma ve nefret zehrini yaymak olduğunu göstermiştir. Hiçbir sorun için çözüm üretilmemiştir. Sadece son derece çocukça bir şekilde kendi aralarında kavga etmişlerdir. Ayrıca aşırı sağ, Gazze’deki açlık, katliamlar ve savaş suçlarına karşı Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı olarak inandırıcı bir adım atmamakla, Hollanda’yı utandırmıştır.

IOT, siyasi partilerin programlarına bakarak, Türk toplumunu ileriye taşıyacak hangi tedbirlerin önemli olacağını değerlendirmiştir. Bu hususları sizin de seçimlerinizi yaparken dikkate almanızı umuyoruz.

Sadece Türkler değil, bütün gençler aileleri için iyi ve uygun fiyatlı bir konut bulmakta zorlanmaktadır. Hükümetin maliye politikaları konut fiyatlarını artırmakta, onlarca yıldır süren başarısız çevre politikaları ise yeterli sayıda konut inşa edilmesini engellemektedir.

Konut sıkıntısı özellikle şehirlerde dar gelirli insanları vurmaktadır. Ne yazık ki bu kesime pek çok vatandaşımız da dahildir. Hollanda’da giderek artan bir eşitsizlik söz konusudur. Gelir ve servetin giderek büyüyen bir kısmı, nüfusun giderek küçülen bir kısmının elindedir. Yalnızca eşitsizlik artmakla kalmıyor, fakirle zengin arasındaki uçurum aynı zamanda yerli Hollandalılar ile göçmenler arasındaki uçurumla da örtüşüyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayanlar giderek daha çok yabanci kökenli Hollanda’lilardan oluşmaktadır.

Göçmenlerin geri kalmışlıklarını kapatamamaları büyük ölçüde eğitim sisteminin çocuklara eşit fırsatlar sunmamasından kaynaklanmaktadır. Öğrencilerin dörtte biri düzgün okumayı öğrenememektedir. İlkokulların %83’ünde eğitim kalitesi ancak yeterlidir. Süregelen öğretmen ve okul müdürü açığı vardır. Dezavantajlı çocuklar ve yeni gelenler yeterli ilgiyi görememektedir. Ortaöğretim de yıllardır ciddi sorunlarla boğuşmaktadır. Ancak Hollanda’daki öğrenciler eğitim olanaklarindan eşit derecede Yararlanamaktadirlar. Göçmen ailelerden gelen çocuklar, eğitimde fırsat eşitsizliğinin sonuçlarından ortalamanın üzerinde etkilenmektedir.

Hükümetin düşüşü sırasında bunun Wilders’in yabancı düşmanlığını yaymaya devam etmesini sağlamak için planlandığını belirtmiştik. Aşırı sağcı hükümet, ayrımcılığı önlemek adına hiçbir şey yapmamıştır. Aksine, fırsat bulduklarında toplum gruplarını birbirine düşürmüşlerdir. Bu yüzden ayrımcılığı ve ırkçılığı gerçekten önlemeyi amaçlayan bir partiye oy vermek büyük önem taşımaktadır.

Geçmiş yıllarda Hollanda’da söz sahibi olan siyasi maceraperestlerin ve populistlerin entrikalarından sonra, artık ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmeye istekli ve muktedir bir partiye oy vermek akıllıca olacaktır.

Bu çağrımızla, seçimlere katılan 54 parti arasından tercih yapmanızda size yardımcı olmak istedik. En önemlisi, mutlaka sandığa gitmenizdir. Hiçbir şeyin sizi oy kullanmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Aşırı sağ bu kadar büyük bir karmaşa yaratmışken, şimdi gerçekten farklı bir politika için umut vardır. Aşırı sağ her yerde kendi politikalarının mağdurlarını, siyasi haklarını kullanmamaları için caydırmaya çalışmaktadır.

Buna izin vermeyin.
29 Ekim’de oy kullanın!
Selam ve saygilarimla,
IOT Baskanı Zeki Baran

HOLLANDA TÜRK FEDERASYON BİLDİRİSİ

Hollanda Türk Federasyonu Başkanı Murat Gedik'ten Çağrı: Oyunuzu Kullanın, Sesinizi Duyurun! - KapsamHaber

Oyunuzu kullanın!

Önümüzdeki çarşamba günü, 29 Ekim tarihinde, Hollanda yeni Temsilciler Meclisini (Tweede Kamer) seçecek. On sekiz yaşını dolduran herkes mecliste kimlerin yer alacağına karar verecek. Oy kullanmak her vatandaşın hakkıdır, biz Hollanda Türklerinin de! Burada toplum olarak azınlıkta olsak da sesimiz çok değerli. Unutmayın biz Hollanda’nın kaderine ortağız!

Son dört yıl içerisinde üçüncü kez Temsilciler Meclisi seçimi için sandığa gidiyoruz. 2021’den bu yana krizler, düşen hükümetler ve siyasi karışıklıklarla dolu bir dönem yaşadık. “Yine mi oy vereceğim? Ne fark edecek ki?” diye düşünüyor olabilirsiniz, ama unutmayın, demokraside her oy önemlidir. Sizin oyunuz da!

Hollanda’ya gelen ilk nesilden bu yana bizler hem demokratik topluma, hem de Hollanda ve Avrupa ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Bugün burada ikinci, üçüncü, dördüncü ve hatta beşinci kuşak yetişmektedir. Biz burada yaşayan herkes gibi toplumun bir parçasıyız

Birçoğumuz gibi siz de çalışıyor ve Hollanda’nın refahına katkı sağlıyorsunuz. Bu gelirlerle finanse edilen kamu ve sosyal hizmetlerden faydalanıyorsunuz. Çocuklarımız okula veya üniversiteye gidiyorlar. Arabanız varsa Hollanda yollarında sürüyorsunuz. Hastalandığınızda siz de sağlık sisteminden yararlanıyorsunuz.

Bizler, büyüklerimizin gelmiş oldukları, bu ülkenin imkanlarından faydalanıyoruz. Toplumun bir parçasıyız ve her gün daha iyi bir Hollanda – daha güçlü bir demokrasi – için katkı sağlıyoruz. Bu demokrasi hepimizin ortak değeri.

Sizin oyunuz değerli! Onun için çarşamba günü oyunuzu kullanmanız çok önemli. Oylarımız ile Hollanda’yı önümüzdeki dört yıl boyunca yönetecek olan Temsilciler Meclisini (Tweede Kamer) seçeceğiz. Bu meclis ülkenin en yüksek demokratik otoritesidir. Hükumet orada seçiliyor ve geleceğin politikaları orada belirleniyor.

Bu seçim çocuklarımızın, torunlarımızın ve ondan sonraki nesillerin geleceğini ilgilendiriyor. Biz burada kalıcıyız. Ayrıca kullanılmayan her oy kaybedilen bir oydur. Bunun için demokratik hakkınızı kullanın ve çarşamba günü mutlaka oyunuzu kullanın. Oy pusulanızı alın ve sandığa gidin.

Oyunuzu kime vereceğiniz sizin kararınız. Ama kesinikle oyunuzu kullanın. Dünyanın farklı yerlerinde baskı altında yaşayan ve oy kullanma hakkına sahip olmayanları göz önünde bulundurun.

Oy verme merkezleri çarşamba günü 07.30 ile 21.00 saatleri arasında açık olacaklar.
Sandığa gidip, bilinçli oy kullanmanız dileğiyle.

Başkan Murat Gedik

DEMOKRATİK SOSYAL DERNEKLER FEDERASYONU BİLDİRİSİ

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Oyumuz, Geleceğimiz: Sessiz Kalmayalım!

Sevgili Dostlar,

Hollanda’da 29 Ekim’de yapılacak seçimler, hepimiz için çok önemli. Bu seçim, sadece bir hükümeti seçmekle ilgili değil; aynı zamanda nasıl bir ülkede yaşayacağımızla, geleceğimizle ilgili.

Şu anda bazı siyasiler, ülkenin gerçek sorunlarını (pahalılık, sağlık, konut sıkıntısı gibi) konuşmak yerine, tüm suçu göçmenlere yüklüyor. Yıllardır iktidarda olanlar, sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranıp, her şeyin kabahatinin başkalarında olduğunu söylüyor.

Bu oyuna gelmeyelim.
Oy kullanmamak, “benim fikrim yok” demek değildir. Aslında, “başkalarının benim adıma karar vermesine razıyım” demektir. Eğer sandığa gitmezsek, sesimiz mecliste daha az duyulur. Bu da, eğitim, sağlık ve kültür gibi bizim için hayati önem taşıyan alanlarda daha fazla kesinti, daha az hak anlamına gelebilir.

Bu yüzden:
1. 29 Ekim’de mutlaka oy kullanmaya gidelim.
2. Oyumuzu verirken, toplumu bölen ve bir grubu düşman göstermeye çalışan partilere değil; herkesi kucaklayan, birleştirici partilere destek verelim.

Hepimiz bu ülkenin bir parçasıyız. Sorunu değil, çözümün bir parçasıyız. Gelin, sessiz kalmayalım. Geleceğimizi başkalarının belirlemesine izin vermeyelim.

Oyumuz, gücümüzdür. Bu gücü birlikte kullanalım.

Saygılarımızla,
DSDF Yönetim Kurulu

UID GENEL BAŞKANI KENAN ASLAN’IN MESAJI

Afbeelding met tekst, pak, media, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda’daki Kıymetli Yurttaşlarımız,

Hollanda, 29 Ekim 2025’te erken genel seçimlere gidiyor. Bu seçim, yalnızca yeni bir hükümeti
belirlemekle kalmayacak; aynı zamanda burada yaşayan göçmen toplulukların, Türk kökenli vatandaşların ve çok kültürlü toplumun gelecekte ne kadar söz hakkına sahip olacağını da gösterecek.

Yaklaşık yarım milyon Türk kökenli insanın yaşadığı Hollanda’da, gerçek temsil ancak sandığa gitmekle mümkün olacaktır.
Kaliteli eğitim, eşit hizmet, güvenli yaşam alanları ve ayrımcılığa karşı etkin mücadele gibi konularda etkili adımlar istiyorsak, bizler de karar süreçlerine dahil olmalıyız.

Bu seçimde sesimizi duyurmak için elimizde tüm imkânlar var. Hollanda dışında yaşıyorsan, yurt dışı seçmen olarak kaydını yaptırıp oy pusulanı posta yoluyla alabilirsin. Dilersen bir yakınını vekil tayin ederek onun senin adına oy kullanmasını da sağlayabilirsin. Önemli olan: oyun, 29 Ekim’den önce yerine ulaşsın.
Eğer Hollanda’daysan, seçim günü kimliğinle sandığa gitmen de yeterli olacaktır.

Unutma: Oy vermek sadece bir hak değil, aynı zamanda birlikte yaşadığımız bu ülkenin geleceğine ortak olmanın sorumluluğudur.
Haydi birlikte oy kullanalım, Hollanda’daki geleceğimizi birlikte şekillendirelim!

 

“O ADAM BENİM BABAM” ŞARKISINDAN DOĞAN MUCİZE

“O ADAM BENİM BABAM” ŞARKISINDAN DOĞAN MUCİZE

O adamın kızı Songül, şimdi hayvanların sofrasını kuruyor…

Bir röportajımda babasının fotoğrafını gören Songül, “O adam benim babam” mesajını gönderdikten sonra, kendisini yardımseverliğe adadı.

Önce fakir halka ekmek dağıtımı yaptı. Daha sonra yaşadığı kentte evcil hayvanlar için ‘Gıda Bankası’ kurdu. Faaliyetlerini 6 Şubat depreminde yaralanan hayvanlar için sürdürdü.

Şimdi de Vlaardingen’de ikinci ‘Gıda Bankası’nı açtı ve Hollanda gündemine oturdu.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı

Avrupa’ya temizlik ve ağır işler için getirilen Türkler’in geride bıraktıkları çocukları, babaları gibi pis ve ağır işler değil, topluma önderlik edecek kadar başarılı işlere el atıklarını yazmaya devam ediyorum.

Venlo’da yıllar önce temizlik işçisi bir adam vardı. Çizmeleriyle, sessizliğiyle, alın teriyle yaşardı. Adı Şemsettin Mıhçı idi. Gurbetin taşına, soğuğuna, diline katlanarak evlatlarına bir gelecek bırakmak için sabahın karanlığında yola çıkar, akşamın sessizliğinde evine dönerdi.
Hürriyet’te çalışırken, arkadaşım Murat Çulcu’nun bir haberinden alıntı yaparak o adamın fotoğrafı ile bir haber yayınlamıştım.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Sarı çizmeleriyle bir kaldırımda durmuş, gözleri uzaklara bakıyordu.
Yıllar sonra o fotoğrafı gören bir kızımız, “O adam benim babam” mesajını geçti.
O kızımız, Songül Mıhçı van Brakel’di. Mesaj Almanya’dan değil, Rotterdam’ın banliyösü olan Maasluis’ten gelmişti.

Songül, “Gördüğüm fotoğrafta, önde olan ve oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. O fotoğraf çekildiği zaman 4 yaşındaydım. Fotoğrafı anne ve ağabeyime gösterdiğim zaman, onlar da fotoğraftakinin babam olduğunu söylediler. Rahmetli olan babamın adı Şemsettin Mıhçı. Babamın omuz arkasında duranın da Hacı Tarhan amcaymış.’ diye yazdıktan sonra, babasına ait fotoğraflar ile ‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibini göndermiş.

Songül’ün, “O adam benim babam” sözü, aynı zamanda Fatih Kısaparmak’ın seslendirdiği duygusal bir şarkının adıydı.
Songül ile yaptığım söyleşiden sonra bir haber yazdım ve o şarkının linkini ekledim.
Haber, duygusal bir yankı yaratmıştı.
Babası, sarı çizmeli işçi elbiseleriyle toprağa karışmış olan Songül, yüreğindeki sevgi, merhamet ve dayanışma ruhuyla harekete geçmişti.
Aynı Songül, babasından kalan o insani mirası, bugün hayvanlara uzanan bir iyilik kapısına dönüştürdü.

( Göz yaşartacak olan bu klibi de aşağıdaki haberlerin sonunda bulacaksınız.)

BABANIN HATIRASINDAN DOĞAN BİR MERHAMET KURUMU

Songül van Brakel yıllardır Hollanda’da, özellikle Maassluis ve çevresinde tanınan bir isim oldu. Onun hayatı, babasının alın terinden doğan bir merhamet yolculuğu. Yıllar önce insanların ihtiyaçlarını karşılamak için gönüllü çalışmalara katılan Songül, fırınlardan artık ekmekleri toplayarak fakir insanlara dağıtmaya başladı. Bir gün fark etti ki yardıma muhtaç sadece insanlar değil. Evinde bir tas mama bulamayan yüzlerce aile, hayvan dostlarının gözlerine çaresizlikle bakıyordu.

İşte o anda karar verdi. Hayvanlar için bir gıda bankası kuracaktı. İsmi “Voedselbank voor Dieren” yani “Hayvanlar İçin Gıda Bankası” olacaktı. İlk şubeyi Maassluis’te açtı. O günden sonra yüzlerce aileye ulaştı. Sadece mama dağıtmakla kalmadı, veteriner destekleri sağladı, hasta hayvanları tedavi ettirdi. Türkiye’deki deprem felaketinde bile sessiz kalmadı. Dört tona yakın mama ve ilaç toplayarak Türkiye’ye götürdü. Enkaz altından kurtarılan hayvanların tedavilerini organize etti.

Songül için bu bir iş değil, bir görevdi. Babasının mirasıydı. “O babam çalışkan bir adamdı” diyor Songül. “Ama bana sadece çalışmayı değil, paylaşmayı öğretti. Onun emeğiyle büyüdüm. Şimdi ben de onun sevgisini hayvanlarla paylaşıyorum.” diye devam ediyor.

İKİNCİ KAPI VLAARDİNGEN’DE AÇILDI

Afbeelding met persoon, kleding, ballon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ve şimdi Songül, ikinci büyük adımını attı. Vlaardingen’in Holy semtindeki Amsterdamlaan adresinde ikinci hayvan gıda bankasının kapısını açtı.
Açılışı Vlaardingen Belediye Meclis Üyesi Lianne van Kalken yaptı. Açılışta hem duygu hem gurur vardı. Songül’ün arkadaşları, gönüllüler, hayvanseverler ve komşular oradaydı. Kimi elinde çiçekle geldi, kimi elinde mama torbasıyla. Ama Songül herkese aynı şeyi söyledi: “Çiçek getirmeyin, bir torba mama getirin, o yeter.”

Bu yeni merkez artık Vlaardingen ve çevresindeki ailelerin umudu olacak. İnsanlar nasıl gıda bankasından ekmek alıyorsa, hayvan sahipleri de bu merkezden mama alabilecek. Başvurular Vlaardingen Gıda Bankası üzerinden yapılıyor. Formlar dolduruluyor, ailelerin gelir durumuna bakılıyor, sonra mama desteği veriliyor. Her başvuruda önce hayvanın çip kontrolü yapılıyor. Sahipli hayvanlar için her ay düzenli mama yardımı sağlanıyor.

Afbeelding met kleding, persoon, person, panorama Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Songül’ün söylediğine göre şu anda yüz kadar başvuru var. Ancak talep giderek artıyor. Depo küçük, yer kısıtlı. Ama umut büyük. Şimdiden Schiedam ve Maassluis belediyeleriyle de görüşmeler sürüyor. Hedef, üç şehri kapsayan ortak bir sistem kurmak. Yerel firmalar, süpermarketler ve mama üreticileriyle bağış anlaşmaları yapılıyor. Kullanılmayan ama son kullanma tarihi geçmemiş ürünler çöpe gitmiyor, bu merkeze geliyor.

PANDEMİ SONRASI DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİK

Songül anlatıyor: “Eskiden bir kutu mama bir euronun biraz üzerindeydi. Şimdi dört euro. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu. Pandemiden sonra fiyatlar uçtu. İnsanlar kendi sofrasını zor kurarken hayvanına mama alamaz hale geldi. O yüzden ikinci şubeyi açmak zorunluluk oldu. Çünkü onlar da can taşıyor.”

Bu sözler aslında bir dönemin fotoğrafı gibi. Tıpkı babasının sarı çizmeleriyle verdiği o görüntü gibi. Hayat değişiyor ama yoksulluğun şekli değişmiyor. Tek değişen, iyiliği devam ettiren eller.

HAYVANLAR İÇİN UMUT KAPISI

Yeni merkezin açılışıyla birlikte, hayvan gıda bankasının kapasitesi de arttı. Artık her ay yüz kadar aileye düzenli yardım yapılabilecek. Mama, kedi kumu, ilaç ve diğer temel ihtiyaçlar gönüllüler tarafından hazırlanıyor. Üstelik yalnızca mama değil, veteriner desteği de sunuluyor. Gönüllü veterinerler haftanın belirli günlerinde merkezde bulunuyor. Aşı ve temel bakım hizmetleri ücretsiz yapılıyor.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, collage, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Merkeze gelenlerin çoğu sessiz, utangaç. Kimisi “ben de buraya düşeceğimi düşünmezdim” diyor. Songül ise onları yargılamıyor, sadece gülümsüyor. Çünkü o da babasının yıllar önce nasıl bir gurbetçi hayatı yaşadığını biliyor. “Yoksulluk ayıp değil” diyor. “Ayıp olan, gözünü kapatmak.”

O ADAM BENİM BABAM

Songül van Brakel, yine o meşhur sözü söyledi:
“O adam benim babam. O çalışkan bir işçiydi. Ben de onun gibi çalışkan bir kız olmaya çalışıyorum. Ama onun bıraktığı yerden devam ediyorum. O insanlara hizmet etti, ben de hayvanlara. Çünkü sevgi ayrım yapmaz.”

YENİ HAYVAN GIDA BANKASI’NIN KÜNYESİ:

Kurucu: Songül Mıhçı van Brakel
Kuruluş Adı: Voedselbank voor Dieren – Vlaardingen
Açılış Tarihi: 24 Ekim 2025
Adres: Amsterdamlaan, Holy semti, Vlaardingen
İşbirliği: Vlaardingen Gıda Bankası
Açılışı Yapan: Lianne van Kalken – Belediye Meclis Üyesi
Kapasite: İlk etapta 100 aile
Başvuru: Vlaardingen Gıda Bankası üzerinden yönlendirme sistemi
Bağış: Mama, kedi kumu, ilaç ve temel ihtiyaç malzemeleri
Not: Çiçek kabul edilmiyor. Dileyenler bir torba mama getirebilir.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bir fotoğraftan doğan şarkı: “O adam benim babam.”
Şimdi o fotoğraftan doğan bir hayat var.
Bir baba, bir işçi, bir gurbetçi… Ve şimdi onun kızının kurduğu sofrada, sessizce doyan yüzlerce ‘patili’ dost.

Songül van Brakel sadece bir kurum açmadı.
Bir vicdan açtı.
Bir babanın alın terini, bir kızın yüreğinde büyüttü.
Artık her mama torbasında bir sevgi izi var.
Ve her sevgi izinde aynı fısıltı duyuluyor:
“O adam benim babam.”

Şarkıyı dinlemek için fotoğrafa tıklayınız

                                        ***************

Songül’ün deprem sonrasında yayınladığım haberi:

SONGÜL’ÜN İYİLİK HİKÂYESİ YALNIZCA HOLLANDA SINIRLARINDA KALMADI. TÜRKİYE’DEKİ BÜYÜK DEPREM FELAKETİNDE DE HAYVANLARA UZANDI.

Anadolu Ajansı’nın haber yaptığı Songül, bir süre önce yayınladığım göz yaşı döktüren ‘O adam benim babam’ başlıklı haberimin kahramanıydı.

Yaşadığı kentteki faaliyetleri ile ‘temizlikçi bir gurbetçinin kızı’ intibağını yok eden ve sevgi kazanan Songül, Hollanda’dan götürdüğü araç gereçler ile hayvanların da yaratık olduklarını hatırlattı.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Afbeelding met hond, zoogdier, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

Adı, Songül Mıhçı van Brakel. Avrupa’ya ilk göç eden gurbetçilerimizden birinin kızı…
Şarkılara konu olan ‘O adam benim babam’ başlıklı haberimde ele almıştım.
Babası temizlik işçisiydi ama, kendisi, yaşadığı kentteki faaliyetleri ile gönüllerde taht kurmuştu.

İşlerinde çok başarılı olan Songül, fakir insanlar için kurulan ‘Gıda Bankası’nı örnek alarak, sokakta dolaşan hayvanlar için ‘Hayvan Gıda Bankası’ kurmuştu. Bir vakıf altında kurduğu bu oluşum için çeşitli yerlerden yardım alma başarısını gösteren Songül, medyada yer alan haberler nedeniyle Rotterdam ve çevresinde çok tanınır ve sevilir olmuştu.

Afbeelding met tekst, zoogdier Automatisch gegenereerde beschrijving

Verdiği demeçlerde, evlerinde hayvan barındıranlar arasında çok fakirler olduğunu ve hayvanlarına yeterli yiyecek veremediklerini belirten Songül, kendilerine başvuran herkese, sorgusuz sualsiz hayvanları için yiyecek verdiklerini söylemişti.
Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanı ile görüştüklerini belirten Songül, ‘Belediyenin desteğini de aldığımız zaman, hizmetimiz daha da gelişecek ve hayvanların yemi evlerine kadar götürülecek’ demişti.

Afbeelding met tekst, binnen, persoon, plank Automatisch gegenereerde beschrijving
Songül’ün açmış olduğu Hayvan Gıda Bankası, diğer yardım kuruluşlarından da destek görüyor. Fotoğrafta, Songül (solda) Rijmond Sokak kedileri Vakfı’ndan Marjorie van Katwijk (ortada), Ineke Jochem (sağda) görülüyor.

Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımı, aşağıda sizlere yeniden sunacağım haberlerden anlayacaksınız.
Şimdi gelelim Songül’ün deprem sonrası faaliyetlerine.

Deprem sonrasında beni arayan Songül, depremin sadece insanları değil, hayvanları da telef ettiğini belirttikten sonra, “Kurtarılan insanlar nasıl ki yardıma muhtaç iseler, hayvanlar da yardıma muhtaçtır. Kendimi hayvanlara adamış biri olarak deprem bölgesine gideceğim ve hayvanlara yardım edeceğim” dedi.

Ben de kendisine, “Önce git, sonra da bana çalışmalarını anlat” demiştim.

Songül deprem bölgesine gitti ve faaliyetlerini bana anlatmadan Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.
Ben de sizlere Anadolu Ajansı’nın haberini aynen sunayım.

Hollanda’daki Türklerden depremden etkilenen “patili dostlar”a tedavi ve mama desteği

Hollanda’da yaşayan bir grup Türk vatandaşı, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen hayvanlara mama ve sağlık desteğiyle yardım elini uzattı.

Ozan Efeoğlu, Koray Kılıç  

Hollanda'daki Türklerden depremden etkilenen "patili dostlar"a tedavi ve mama desteği

Türk asıllı Songül van Brakel, 2 yıl önce başkent Hollanda’daki sahipsiz hayvanlara yardım etmek için Stichting Unique organizasyonunu kurdu.

Depremlerden etkilenen illere yardım toplandığını öğrenen Brakel, gönüllülerden oluşturduğu ekiple eldiven, battaniye, mont, çadır, ayakkabı gibi yardımları Türkiye’ye ulaştırmaya başladı.

İnsani yardımları tamamladıktan sonra depremden etkilenen “patili dostlar” için mama ve ilaç temin eden Brakel, 2 gönüllü arkadaşıyla bölgeye geldi.

Afbeelding met tekst, lucht, buiten, auto Automatisch gegenereerde beschrijving

Adana’da çalışmalarını sürdüren Songül van Brakel, AA muhabirine, ilk depremi öğrendiklerinde hemen organize olup bölgeye insani yardım ulaştırmak için gayret ettiklerini söyledi.

Geceyi gündüze katarak yiyecek, giysi ve nakit yardımlarını yaklaşık 10 gün önce bölgeye ulaştırdıklarını belirten Brakel, şöyle devam etti:

“İnsani yardımları yaptıktan sonra hayvanlar için ilaç ve mama temin ettik. Şu an bizim Hollanda’da 4 ton mamamız var. Az önce 500 kilogramını AFAD’a teslim ettik. Biz de 3 gündür burada arkadaşlarla 150 kilosunu dağıttık. İnsanların bağışladığı paralarla mama alıp ihtiyaç sahiplerine veriyoruz. Bu bir başlangıç, ilk adım. Bitmedi, daha yeni başlıyoruz. Bu hayvanların tedavisi de uzun sürecek. Uzun süreçli bir proje. Veterinerlerle sağlık anlaşması yaptık. Enkaz altından çıkan sahipsiz ya da sahibi vefat eden hayvanların tedavisini biz üstleniyoruz. Bağışta bulunan insanlar para değil, ilaç ve mama vermemizi istiyorlar. Biz de bunu yapıyoruz.”

                                    ************************

HET WONDER DAT GEBOREN WERD UİT HET LİED ‘DİE MAN İS MİJN VADER’

De dochter van die man, Songül, zet nu de tafel voor dieren…

Tijdens een interview waarin ik de foto van haar vader liet zien, stuurde Songül mij het bericht: “Die man is mijn vader.”
Vanaf dat moment wijdde zij haar leven aan hulp en naastenliefde.

Eerst deelde ze brood uit aan arme gezinnen. Daarna richtte ze in haar woonplaats een ‘Voedselbank voor Dieren’ op. Tijdens de aardbevingen van 6 februari zette ze haar activiteiten voort voor gewonde dieren.

En nu heeft ze in Vlaardingen een tweede voedselbank geopend – en daarmee haalde ze het landelijke nieuws in Nederland.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
door İlhan KARAÇAY

De kinderen van de Turkse gastarbeiders die ooit naar Europa kwamen om zwaar en vuil werk te doen, slaan tegenwoordig een andere weg in. Zij nemen niet alleen het werk van hun vaders over, maar ook hun geest van inzet en verantwoordelijkheid voor de samenleving.

Jaren geleden was er in Duitsland een schoonmaker, een stille man met laarzen en eelt op zijn handen. Hij heette Şemsettin Mıhçı. Hij trotseerde de kou, de taalbarrière en de eenzaamheid om zijn gezin een toekomst te geven.
Terwijl ik bij Hürriyet werkte, publiceerde ik met een foto uit een artikel van mijn collega Murat Çulcu een reportage over hem.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Op de foto stond hij met zijn gele laarzen op een trottoir, de blik gericht op de verte.

Jaren later zag een jonge vrouw die foto en schreef:
“Die man is mijn vader.”
Die vrouw was Songül Mıhçı van Brakel, niet uit Duitsland maar uit Maassluis, een voorstad van Rotterdam.

Songül vertelde:
“Toen ik de foto zag, herkende ik meteen de man met de gele laarzen. Ik was vier toen ik mijn vader verloor, en ik herinnerde me hem vaag. Toen ik de foto aan mijn moeder en broer liet zien, bevestigden zij ook dat het mijn vader was, Şemsettin Mıhçı.”
Later stuurde ze foto’s van haar vader en de videoclip van het ontroerende lied ‘Die man is mijn vader’.

De uitspraak van Songül, “Die man is mijn vader”, is tevens de titel van een ontroerend lied gezongen door Fatih Kısaparmak.

Na mijn interview met Songül schreef ik een artikel en voegde ik de link naar dat lied toe.
Het artikel maakte een emotionele indruk.
Songül, wier vader met zijn gele werklaarzen als arbeider in de aarde was opgegaan, liet zich leiden door de liefde, barmhartigheid en solidariteit die in haar hart leefden.
Diezelfde Songül heeft de menselijke erfenis van haar vader vandaag omgevormd tot een poort van goedheid die zich uitstrekt tot de dieren.
(Deze ontroerende videoclip vindt u ook aan het einde van de onderstaande berichten.)

UIT DE HERINNERING AAN EEN VADER GROEIT EEN ORGANISATIE VAN BARMHARTIGHEID

Songül van Brakel is inmiddels een bekende naam in Maassluis en omgeving. Haar levensverhaal is een reis van compassie, geboren uit het harde werk van haar vader.
Jaren geleden begon ze als vrijwilliger bij projecten voor mensen in nood. Ze verzamelde overgebleven brood van bakkerijen en deelde het uit aan arme gezinnen.
Maar op een dag besefte ze: niet alleen mensen, ook dieren hebben hulp nodig.
Ze zag gezinnen die nauwelijks geld hadden voor voer en besloot: “Ik ga een voedselbank voor dieren oprichten.”

De organisatie kreeg de naam “Voedselbank voor Dieren”.
De eerste vestiging opende in Maassluis. Sindsdien heeft ze honderden gezinnen geholpen, niet alleen met voer maar ook met dierenartszorg. Zelfs tijdens de aardbevingsramp in Turkije bleef ze niet stilzitten – ze verzamelde bijna vier ton voer en medicijnen en hielp bij de verzorging van dieren die onder het puin waren vandaan gehaald.

Voor Songül is dit geen baan, maar een missie.
“Mijn vader was een harde werker,” zegt ze.
“Maar hij leerde mij niet alleen werken, ook delen. Met zijn arbeid gaf hij mij kracht, en nu deel ik zijn liefde met dieren.”

TWEEDE VESTIGING GEOPEND IN VLAARDINGEN

Afbeelding met persoon, kleding, ballon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Nu heeft Songül een tweede grote stap gezet.
Aan de Amsterdamlaan in de wijk Holy, Vlaardingen, opende zij haar tweede voedselbank voor dieren.
De opening werd verricht door gemeenteraadslid Lianne van Kalken. Het was een emotioneel moment, gevuld met trots.
Vrienden, vrijwilligers, dierenliefhebbers en buurtbewoners waren aanwezig. Sommigen kwamen met bloemen, anderen met een zak voer. Maar Songül zei tegen iedereen:
“Breng geen bloemen, breng een zak voer – dat is genoeg.”

Deze nieuwe locatie biedt hoop aan gezinnen in Vlaardingen en omgeving.
Net zoals mensen brood krijgen bij de gewone voedselbank, kunnen huisdiereigenaren hier voer ophalen. Aanvragen lopen via de Voedselbank Vlaardingen; gezinnen vullen formulieren in, hun inkomenssituatie wordt bekeken en daarna ontvangen ze maandelijks voer. Elk dier wordt eerst op chip gecontroleerd.

Afbeelding met kleding, persoon, person, panorama Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Volgens Songül zijn er inmiddels zo’n honderd aanvragen, en het aantal groeit.
De opslag is klein, de middelen beperkt, maar het vertrouwen is groot.
Ze voert gesprekken met de gemeenten Schiedam en Maassluis om samen een regionaal systeem op te zetten.
Lokale bedrijven, supermarkten en voerproducenten doneren restpartijen die nog houdbaar zijn. Zo gaat niets verloren – alles komt terecht bij de dieren die het nodig hebben.

NA DE PANDEMIE WERD DE KLOOF GROTER

Songül legt uit:
“Vroeger kostte een blikje voer iets meer dan één euro. Nu vier euro. De rijken werden rijker, de armen armer. Sinds de pandemie zijn de prijzen geëxplodeerd. Mensen kunnen hun eigen tafel nauwelijks vullen, laat staan die van hun dieren. Daarom moest ik een tweede vestiging openen – want ook zij dragen een ziel.”

Deze woorden zijn als een spiegel van een tijdperk.
Zoals de foto van haar vader met zijn gele laarzen – de wereld verandert, maar armoede krijgt slechts een ander gezicht.
Wat niet verandert, zijn de handen die goed doen.

EEN HUIS VAN HOOP VOOR DIEREN

Met de nieuwe vestiging is de capaciteit van de voedselbank vergroot.
Elke maand kunnen nu ongeveer honderd gezinnen geholpen worden.
Vrijwilligers verpakken voer, kattenbakvulling, medicijnen en andere benodigdheden.
Ook wordt veterinaire hulp aangeboden: vrijwillige dierenartsen zijn wekelijks aanwezig voor vaccinaties en basiszorg – allemaal gratis.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, collage, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De bezoekers zijn vaak stil en bescheiden.
Sommigen zeggen: “Ik had nooit gedacht dat ik hier ooit zou komen.”
Songül oordeelt niet, ze glimlacht alleen.
Ze weet hoe het voelt om uit een arbeidersgezin te komen.
“Armoede is geen schande,” zegt ze. “De ogen sluiten – dát is de schande.”

DIE MAN IS MIJN VADER

Songül van Brakel herhaalt die beroemde woorden:
“Die man is mijn vader. Hij was een harde werker. Ik probeer net zo’n harde werkster te zijn. Maar ik ga verder waar hij stopte. Hij diende de mensen – ik dien de dieren. Liefde maakt geen onderscheid.”

VOEDSELBANK VOOR DIEREN – VLAARDINGEN

Oprichtster: Songül Mıhçı van Brakel
Openingsdatum: 24 oktober 2025
Adres: Amsterdamlaan, wijk Holy, Vlaardingen
Samenwerking: Voedselbank Vlaardingen
Opening door: Lianne van Kalken – gemeenteraadslid
Capaciteit: 100 gezinnen in de eerste fase
Aanmelding: via Voedselbank Vlaardingen
Donaties: Voer, kattenbakvulling, medicijnen en basisartikelen
Opmerking: Geen bloemen – een zak voer is genoeg.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een lied dat uit een foto is geboren: “Die man is mijn vader.”
En nu is uit die foto een leven ontstaan.
Een vader, een arbeider, een gastarbeider – en in de hand van zijn dochter een tafel vol liefde, waar honderden dieren in stilte worden gevoed.

Songül van Brakel heeft niet alleen een organisatie opgericht.
Zij heeft een geweten geopend.
Het zweet van een vader groeide uit tot de barmhartigheid van een dochter.
In elke zak voer zit nu een spoor van liefde.
En in elk spoor klinkt dezelfde fluistering:
“Die man is mijn vader.”

Klik op de foto om naar het lied te luisteren.

                                                   *************

SONGÜL’S HULPVERHAAL BLEEF NIET BEPERKT TOT NEDERLAND. HAAR LIEFDE REIKTE TOT DE AARDBEVINGSREGIO IN TURKIJE

De Anadolu Ajansı schreef onlangs een artikel over Songül, de hoofdpersoon uit mijn ontroerende reportage “Die man is mijn vader.”

In haar woonplaats brak zij met het beeld van “de schoonmakersdochter” en won zij ieders hart met haar inzet voor mens én dier.
Met haar zelfgebouwde organisatie en ingezamelde hulpmaterialen liet Songül zien dat ook dieren levende wezens zijn die recht hebben op zorg en compassie.

Door: İlhan KARAÇAY

Afbeelding met hond, zoogdier, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

Haar naam is Songül Mıhçı van Brakel, dochter van een van de eerste Turkse gastarbeiders in Europa.
Ik schreef eerder over haar in het artikel dat later in een lied veranderde: “Die man is mijn vader.”
Haar vader was schoonmaker, maar Songül groeide uit tot een inspirerend voorbeeld van menselijkheid in haar gemeenschap.

Met haar stichting richtte ze de eerste Voedselbank voor Dieren op.
Ze wist van verschillende bronnen steun te krijgen en werd door de media in Rotterdam en omgeving al snel bekend en geliefd.

Afbeelding met tekst, zoogdier Automatisch gegenereerde beschrijving

In interviews vertelde ze dat er veel arme gezinnen zijn met huisdieren die hun dieren nauwelijks kunnen voeden.
“Wie bij ons aanklopt, krijgt hulp – zonder vragen of oordelen,” zei ze.
Ze overlegde zelfs met de burgemeester om gemeentelijke steun te krijgen, zodat het voer ook aan huis kon worden bezorgd.

Afbeelding met tekst, binnen, persoon, plank Automatisch gegenereerde beschrijvingDe Voedselbank voor Dieren kreeg intussen steun van andere organisaties.
Op foto’s is Songül (links) te zien samen met Marjorie van Katwijk van de stichting Rijmond Straatkatten (midden) en Ineke Jochem (rechts).

VAN NEDERLAND NAAR HET RAMPENGEBIED

Na de zware aardbevingen in Turkije belde Songül mij op.
Ze zei:
“De aardbeving heeft niet alleen mensen, maar ook dieren getroffen.
Net als mensen hebben zij hulp nodig.
Ik heb mijn leven aan dieren gewijd – ik ga naar het rampgebied om ze te helpen.”

Ik antwoordde haar: “Ga eerst, en vertel me daarna wat je hebt meegemaakt.”

Songül vertrok inderdaad naar het rampgebied – maar voordat zij mij verslag deed, sprak zij al met een verslaggever van de Anadolu Ajansı.
Hier volgt hun reportage, die ik ongewijzigd aan mijn lezers wil doorgeven.

TURKSE NEDERLANDERS HELPEN “DIEREN MET POTEN” DIE GETROFFEN ZIJN DOOR DE AARDBEVING

Een groep Turkse Nederlanders heeft hulp geboden aan dieren die getroffen zijn door de aardbevingen in Turkije. Zij leverden voer en medische ondersteuning aan de getroffen gebieden.

Hollanda'daki Türklerden depremden etkilenen "patili dostlar"a tedavi ve mama desteği

Songül van Brakel, een Turkse vrouw die twee jaar geleden in Nederland de organisatie Stichting Unique oprichtte om zwerfdieren te helpen, hoorde van de nood in het aardbevingsgebied en begon meteen actie te voeren.

Met haar team van vrijwilligers verzamelde ze handschoenen, dekens, tenten, jassen en schoenen en stuurde die naar Turkije.
Toen de eerste menselijke noodhulp was geleverd, richtte ze zich op de dieren.
Ze bracht voer en medicijnen naar de getroffen provincies en reisde met twee vrijwilligers naar het gebied.

“DIT IS PAS HET BEGIN”

Afbeelding met tekst, lucht, buiten, auto Automatisch gegenereerde beschrijving

In de stad Adana vertelde Songül aan een verslaggever van Anadolu Ajansı:

“Toen we over de aardbeving hoorden, hebben we meteen een inzameling georganiseerd.
We hebben tien dagen lang dag en nacht gewerkt om voedsel, kleding en geld naar het rampgebied te brengen. Daarna zijn we begonnen met hulp voor de dieren.
Op dit moment hebben we in Nederland vier ton dierenvoer ingezameld.
Hiervan hebben we 500 kilo aan AFAD overgedragen, en 150 kilo hebben we zelf ter plekke verdeeld.
Met de gedoneerde bedragen kopen we voer en geven dat direct aan mensen die het nodig hebben.
Dit is nog maar het begin.
De behandeling van de gewonde dieren zal lang duren.
We hebben afspraken gemaakt met dierenartsen voor medische zorg.
We nemen de verzorging op ons van dieren die onder het puin vandaan zijn gehaald of waarvan de baasjes zijn overleden.
De donateurs willen dat hun geld wordt gebruikt voor voer en medicijnen – en precies dat doen wij.”

Zo groeide het verhaal van Songül Mıhçı van Brakel uit van een lied over haar vader tot een daad van menselijkheid over grenzen heen – van Maassluis tot Adana, van liefde voor mensen tot liefde voor dieren.

 

TÜRKİYE’NİN KATILIMI DİKKAT ÇEKTİ: ULUSLARARASI ADALET DİVANI, İSRAİL’İN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DİĞER KURUMLARLA İŞBİRLİĞİ ZORUNLULUĞUNU HATIRLATTI

TÜRKİYE’NİN KATILIMI DİKKAT ÇEKTİ: ULUSLARARASI ADALET DİVANI, İSRAİL’İN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DİĞER KURUMLARLA İŞBİRLİĞİ ZORUNLULUĞUNU HATIRLATTI

Lahey’deki Barış Sarayı’nda dün düzenlenen açık oturumda, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail–Filistin davasına ilişkin danışma görüşü açıklandı.

Salonu dolduran diplomatik temsilciler arasında Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Heyeti adına, Adalet Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Yüksel de yer aldı.

Türk heyetinin bu düzeydeki katılımı, Türkiye’nin hem uluslararası hukukun üstünlüğüne hem de Filistin halkının temel insani haklarının korunmasına verdiği önemi güçlü biçimde yansıttı.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Dün, dünya kamuoyunun yakından izlediği önemli bir oturum, Lahey’deki Barış Sarayı’nda yapıldı. Ben de her zaman olduğu gibi, çeşitli haber ajanslarını inceleyerek bu oturumun en doğru ve dikkat çekici ayrıntılarını sizler için derledim. Bu kez, Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve
Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) gibi kurumların adlarını kısaltmalar ile değil, tam halleriyle yazdım. Çünkü, bu kısaltmalar benim dikkatimi kaçırdığına göre, siz değerli okurlarımın dikkatlerinin de kaçacağını düşündüm. Umarım bu küçük ama anlamlı tercihim, meslektaşlarım için de bir örnek olur.

Lahey’den tüm dünyaya yayılan bir gelişme ile, Uluslararası Adalet Divanı dün verdiği danışma görüşünde, İsrail’in işgalci güç olarak, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan sivillerin temel ihtiyaçlarını karşılamak ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlar ile üçüncü devletlerin insani yardım çalışmalarını kolaylaştırmak zorunda olduğunu açık biçimde kayda geçti. Bu görüş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun talebi üzerine verildi ve hukukun evrensel ilkelerini hatırlatan kapsamlı bir metin olarak tarihe düştü.

Danışma görüşü, İsrail’in gıda, su, yakıt, tıbbi malzeme ve hizmetler dahil olmak üzere, hayatta kalma için zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını sağlama yükümlülüğünü tek tek sıralıyor. Uluslararası Adalet Divanı, sivillere yardım ulaştırılmasını engellemenin ve sivillerin açlığını bir savaş aracı haline getirmenin yasak olduğunu altını çizerek vurguladı. Ayrıca, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin gözaltındaki kişileri ziyaretinin sağlanması, zorla yerinden etme ve sınır dışı etmenin yasak olduğu ve Birleşmiş Milletler çalışanları ile tesislerinin dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektiği tekrarlandı.

Kararın dayandığı sürecin ayrıntıları da önemli. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 79/232 sayılı kararı ile Uluslararası Adalet Divanı’ndan, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler kurumlarının ve diğer uluslararası aktörlerin faaliyetlerine getirdiği kısıtlamaların hukuki sonuçlarına ilişkin görüş verdi. Yazılı ve sözlü aşamalara, devletler ile uluslararası kuruluşlardan yoğun katılım oldu.

Uluslararası Adalet Divanı’nın dün açıkladığı bu görüşe eşlik eden atmosferi de sizlere aktarayım.

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Oturumda Türkiye’yi temsilen Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Heyeti Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Yüksel’in yer alması dikkat çekti. Bu temsil, Türkiye’nin hem uluslararası hukuk düzenine hem de mazlum Filistin halkının haklı davasına verdiği desteğin somut göstergesi olarak değerlendirildi. Türk heyetinin bu düzeydeki katılımı, Türkiye’nin “adaletin ve insanlığın yanında” durduğunu bir kez daha dünyaya ilan etti.

Türkiye’nin Lahey’deki varlığı, sadece diplomatik değil, vicdani bir duruş olarak da yankı buldu. Türk heyeti, uluslararası toplumun gözleri önünde Filistin halkının sesi oldu. Bu katılım, “adalet için hukuk, insanlık için dayanışma” anlayışının en somut göstergesiydi.

Oturumda Birleşmiş Milletler Hukuk İşleri Genel Sekreter Yardımcısı Elinor Hammarskjöld, Filistin tarafının avukatları ve Lahey’de görev yapan diplomatlar da hazır bulundu. Bu katılım, konunun yalnızca hukuk tekniği değil aynı zamanda insanlığın ortak vicdanı bakımından da önemini gösterdi.

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın kurumsal rolünü vurguladı. Danışma görüşünde, bu ajansın işgal altındaki Filistin topraklarında hayati insani yardım sağlayan temel kuruluş olduğu, tesislerinin ve personelinin dokunulmazlığının korunması gerektiği ve ajansın çalışmalarının engellenemeyeceği çok açık bir dille ifade edildi. Mahkeme, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 105’inci maddesi ile Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme uyarınca tesislerin dokunulmazlığı ve malvarlığının her türlü müdahaleden bağışık olduğu ilkesini hatırlattı.

Görüş, İsrail’in Birleşmiş Milletler ile iyi niyetli işbirliği içinde hareket etmesi gerektiğini, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı ile diğer uluslararası kuruluşların insani yardım çalışmalarını kolaylaştırmanın bir yükümlülük olduğunu ve bu yükümlülüğün ihlal edilemeyeceğini belirtiyor. Özellikle sivillerin açlığının bir savaş yöntemi olarak kullanılamayacağı kaidesi, danışma görüşünün en çarpıcı cümleleri arasında yer aldı.

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, overheid, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Günün sıcak gelişmeleri ile birlikte değerlendireyim: Danışma görüşünün ardından uluslararası basın, Uluslararası Adalet Divanı’nın yardım ulaştırma zorunluluğunu ve Birleşmiş Milletler kurumlarının önünün açılması gerektiğini başlıklarına taşıdı. İsrail makamları danışma görüşünü reddettiklerini ve uluslararası hukuka tam uyduklarını ileri sürdüler.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Filistin’in Hollanda nezdindeki Büyükelçisi Ammar Hicazi, “hiçbir bahanenin kalmadığını” söyleyerek bu görüşü uluslararası hukuk açısından net ve bağlayıcı ilkeleri hatırlatan bir eşik olarak nitelendirdi.

Uluslararası Adalet Divanı özet ve basın açıklamalarında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sağladığı yardımın engellenmesinin sahadaki açlığı bitirmediğini ve bunun kabul edilemez olduğunu, sivillerin korunmasının işgal hukuku gereği zorunlu bulunduğunu aktardı. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler ajansları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi için tam erişim ve güvenli çalışma ortamı sağlanması bir yükümlülük olarak altı çizildi.

Uluslararası Adalet Divanı’nın danışma görüşleri, bağlayıcı yargı kararı olmasa da, devletler için güçlü bir hukukî pusula işlevi görür. Bugünkü görüş, işgal altındaki Filistin topraklarında sivillerin insani haklarına ve Birleşmiş Milletler ile diğer kuruluşların çalışma serbestisine ilişkin çerçeveyi berraklaştırdı. Bundan sonraki adım, Birleşmiş Milletler organları ile devletlerin bu pusulayı esas alarak sahadaki engelleri kaldırması ve yardımın kesintisiz akışını sağlamasıdır.

GAZZE’DEKİ İNSANİ DRAM BELGELENDİ

Uluslararası Adalet Divanı, kararında Gazze’deki insani yıkımı somut verilerle ortaya koydu. 8 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce sivilin hayatını kaybettiği, yüz binlerce kişinin evsiz kaldığı, hastanelerin ve okulların yıkıldığı belirtildi. Mahkeme raporuna göre, 541 yardım görevlisi, 866 Birleşmiş Milletler çalışanı yaşamını yitirdi; bunların 360’ı Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı personeliydi. Bu rakamlar, Gazze’deki trajedinin boyutlarını tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

VİCDAN KAZANDI MI?

Değerli okurlarım, bu karar belki hemen savaşları durdurmayacak. Ancak bu karar, insanlığın utancını belgelemiştir. Uluslararası Adalet Divanı, dünyanın vicdanına şöyle seslendi:

“İnsani yardımı engellemek, açlığı silah haline getirmek savaş suçudur.”

Evet, mahkeme kararı bir milattır. Adaletin sesi, en sonunda Lahey’den yükselmiştir. Artık dünya, mazlumların çığlığını duymamazlıktan gelemez.

Ve biz gazeteciler, bu sesi susturmamakla yükümlüyüz.

                                       *****************************

HET INTERNATİONAAL GERECHTSHOF HERİNNERT ISRAËL AAN ZİJN VERPLİCHTİNG TOT SAMENWERKİNG MET DE VERENİGDE NATİES EN ANDERE İNSTELLİNGEN

In het Vredespaleis in Den Haag werd gisteren een openbare zitting gehouden waarin het Internationaal Gerechtshof zijn advies uitbracht over de zaak tussen Israël en Palestina.

Onder de diplomatieke vertegenwoordigers die de zaal vulden, bevonden zich de Turkse ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, en de voorzitter van de Commissie Justitie van het Turkse parlement, Prof. Dr. Cüneyt Yüksel.

Hun aanwezigheid weerspiegelde duidelijk het belang dat Turkije hecht aan zowel de suprematie van het internationale recht als aan de bescherming van de fundamentele mensenrechten van het Palestijnse volk.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
door İlhan KARAÇAY

Beste lezers,

Gisteren vond in het Vredespaleis in Den Haag een belangrijke zitting plaats die wereldwijd de aandacht trok. Zoals altijd heb ik de berichten van verschillende persagentschappen zorgvuldig bestudeerd om voor u de meest betrouwbare en opvallende details te verzamelen.
Deze keer heb ik ervoor gekozen om de namen van instellingen zoals de Verenigde Naties, het Internationaal Gerechtshof en het VN-agentschap voor Hulp en Werk voor Palestijnse Vluchtelingen niet af te korten, maar volledig uit te schrijven. Want als zulke afkortingen míjn aandacht al kunnen afleiden, dan vermoed ik dat ze ook uw aandacht kunnen doen verslappen.
Ik hoop dat deze kleine maar betekenisvolle keuze ook een voorbeeld zal zijn voor mijn collega’s in de journalistiek.

Gisteren vond in het Vredespaleis in Den Haag een belangrijke zitting plaats die wereldwijd de aandacht trok. Op verzoek van de Algemene Vergadering van de Verenigde Naties heeft het Internationaal Gerechtshof zijn advies uitgebracht over de beperkingen die Israël oplegt aan de bezette Palestijnse gebieden en aan de internationale organisaties die daar actief zijn. Dit advies wordt beschouwd als een mijlpaal, niet alleen op juridisch vlak, maar ook als een morele en humanitaire stap.

Een duidelijke waarschuwing aan Israël

Het Internationaal Gerechtshof benadrukte in zijn oordeel dat Israël als bezettende macht verplicht is te voorzien in de basisbehoeften van de Palestijnse bevolking in de bezette gebieden. Het Hof verklaarde dat het verhinderen van toegang tot voedsel, water, medicijnen, brandstof en onderdak in strijd is met het internationaal recht. Ook stelde het Hof duidelijk dat het gebruiken van honger als oorlogswapen verboden is.

Volgens het Hof moet Israël in goede trouw samenwerken met de Verenigde Naties en andere internationale organisaties. Het belemmeren van humanitaire hulp is niet alleen juridisch onaanvaardbaar, maar ook moreel verwerpelijk. Deze verklaring geldt als een van de sterkste internationale waarschuwingen tot nu toe tegen Israëls beleid in Gaza.

Sterke Turkse vertegenwoordiging

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De aanwezigheid van ambassadeur Fatma Ceren Yazgan en parlementslid Prof. Dr. Cüneyt Yüksel werd gezien als een krachtig signaal van Turkije’s steun aan het internationaal recht en aan de rechtvaardige zaak van het Palestijnse volk. Turkije liet met deze deelname opnieuw zien dat het aan de kant van rechtvaardigheid en menselijkheid staat.

Volledige bescherming voor het VN-agentschap

Het Internationaal Gerechtshof besteedde in zijn uitspraak bijzondere aandacht aan de rol van het VN-agentschap voor Hulp en Werk voor Palestijnse Vluchtelingen in het Nabije Oosten (UNRWA). Het Hof stelde dat dit agentschap van vitaal belang is voor humanitaire hulp aan Palestijnse vluchtelingen en dat de gebouwen, scholen, ziekenhuizen en het personeel van UNRWA onder immuniteit vallen en niet mogen worden aangevallen of gehinderd.

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, overheid, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bovendien herinnerde het Hof eraan dat het schenden van de onschendbaarheid van VN-instellingen in strijd is met artikel 105 van het VN-Handvest en met het Verdrag inzake de voorrechten en immuniteiten van de Verenigde Naties. Deze verklaring is een oproep aan de internationale gemeenschap om humanitaire instellingen te beschermen tegen politieke druk en militaire aanvallen.

De humanitaire tragedie in Gaza in cijfers

Het Hof documenteerde ook de omvang van de ramp in Gaza. Sinds 8 oktober 2023 zijn tienduizenden burgers omgekomen, zijn honderdduizenden mensen ontheemd geraakt en zijn ziekenhuizen en scholen verwoest. Volgens de gegevens van het Hof kwamen 541 hulpverleners en 866 VN-medewerkers om het leven, waarvan 360 UNRWA-personeelsleden waren. Deze cijfers tonen op schokkende wijze de menselijke tragedie in Gaza.

Israëls afwijzing en Palestijnse hoop

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het Israëlische ministerie van Buitenlandse Zaken verwierp het oordeel van het Hof en noemde het “politiek gemotiveerd”. De Palestijnse vertegenwoordigers reageerden echter hoopvol. De Palestijnse ambassadeur in Nederland, Ammar Hicazi, verklaarde na afloop van de zitting:

“Er is geen enkel excuus meer. Israël mag honger niet als oorlogswapen gebruiken. Het blokkeren van hulp is een misdaad tegen de menselijkheid. Het Hof heeft deze waarheid aan de wereld getoond.”

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De Palestijnse advocaat Paul Reichler voegde daaraan toe: “Alle staten zijn verplicht zich te houden aan het internationaal recht. De principes die het Hof vandaag heeft benadrukt, zijn ook bindend voor Israël.”

Een boodschap aan de wereld

Hoewel de adviezen van het Internationaal Gerechtshof niet juridisch bindend zijn, dienen ze als een moreel en juridisch kompas voor alle staten. Dit oordeel herinnert de wereld eraan dat het negeren van het lijden van het Palestijnse volk niet langer aanvaardbaar is.

Het Hof heeft opnieuw duidelijk gemaakt dat humanitaire hulp geen gunst maar een verplichting is, en dat de bescherming van burgers een universeel principe vormt. Deze uitspraak is ook een morele test voor de staten die Israëls beleid steunen.

Turkije’s inspirerende houding

De aanwezigheid van de Turkse delegatie in Den Haag werd niet alleen als diplomatiek, maar ook als gewetensvol beschouwd. Turkije liet zien dat het niet zwijgt in het aangezicht van onrecht. Deze houding symboliseert het principe: “Recht voor de wet, solidariteit voor de mensheid.”

Heeft het geweten gewonnen?

Beste lezers, deze uitspraak zal misschien niet onmiddellijk oorlogen beëindigen. Maar ze heeft de schaamte van de mensheid vastgelegd. Het Internationaal Gerechtshof heeft de wereld het volgende voorgehouden: “Het verhinderen van humanitaire hulp en het gebruiken van honger als wapen is een oorlogsmisdaad.”

Ja, deze uitspraak markeert een nieuw tijdperk. De stem van gerechtigheid is eindelijk opgestegen vanuit Den Haag. De wereld kan de kreet van de onderdrukten niet langer negeren.
En wij, als journalisten, zijn verplicht die stem te blijven laten horen.