Hollandalı erkeklerin para karşılığında, yabancı çocukları kendi çocukları olarak tanıdığı ve bu işlemden sonra çocuğun annesinin Hollanda’da oturma izni talep edebildiği belirtiliyor.
Haberde verilen bilgilere göre 2017 yılından bu yana yaklaşık 20 bin yabancı ebeveyn bu tür hukuki düzenlemeler sayesinde Hollanda’da yasal statü elde etti.
Hukuki babalık için mutlaka biyolojik baba olma şartı aranmıyor. DNA testi çoğu durumda zorunlu tutulmuyor. Yani bir kişi biyolojik baba olmasa bile bir çocuğu hukuken tanıyabilir.
2017 yılından bu yana yaklaşık 20 bin yabancı ebeveyn bu tür hukuki düzenlemeler sayesinde Hollanda’da yasal statü elde etti. 47 çocuğa babalık hakkı talep edenler var.
(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlendse versie staat onderaan)

İlhan KARAÇAY yazdı
Hollanda’nın en çok okunan gazetelerinden De Telegraaf’ta yayımlanan bir haber, çocuk tanıma işlemleri üzerinden oturma izni elde edildiği iddialarını yeniden gündeme taşıdı.
Gazetede yer alan haberde, bazı Hollandalı erkeklerin para karşılığında yabancı çocukları kendi çocukları olarak tanıdığı ve bu işlemden sonra çocuğun annesinin Hollanda’da oturma izni talep edebildiği belirtiliyor.
Haberde verilen bilgilere göre Göç ve Vatandaşlık Dairesi IND son yıllarda çocuk tanıma işlemleri üzerinden yapılan olası dolandırıcılıklara ilişkin 800’den fazla sinyal aldı.
Yetkililer özellikle bazı Hollandalı erkeklerin kısa süre içinde çok sayıda çocuğu tanıdığına dikkat çekiyor. Bu kişilerin bazı durumlarda beşten fazla hatta ondan fazla farklı anneden çocuk tanıdığı ifade ediliyor.
Hollanda Belediyeler Birliği NVVB de bu konuda endişe duyulduğunu belirtiyor. Kuruma göre çocuk tanıma işlemi bazı durumlarda göç için bir kapı oluşturabiliyor. Çünkü Hollanda vatandaşlığına sahip bir çocuk üzerinden anne için oturma izni talep edilebiliyor.
Avrupa Birliği hukukunda yer alan bazı kararlar nedeniyle çocuğun bakımını üstlenen ebeveynin ülkede kalma hakkı doğabiliyor.
Haberde verilen bilgilere göre 2017 yılından bu yana yaklaşık 20 bin yabancı ebeveyn bu tür hukuki düzenlemeler sayesinde Hollanda’da yasal statü elde etti.
ÇOCUK TANIMA SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR
Hollanda hukukunda bir çocuğu tanımak oldukça basit bir işlem olarak görülüyor.
Bir Hollandalı vatandaş belediyeye giderek bir çocuğu kendi çocuğu olarak tanıyabiliyor. Bu işlem için biyolojik baba olduğunu kanıtlamak zorunda değil.
Üvey ebeveynler ve koruyucu ebeveynler de çocuk tanıyabiliyor.
Başvuru için çoğu zaman doğum belgesi ve annenin yazılı onayı yeterli oluyor.
Bu nedenle belediye görevlilerinin böyle bir başvuruyu reddetmesi çoğu zaman oldukça zor oluyor.
Bir çocuk tanındıktan sonra Göç ve Vatandaşlık Dairesi IND’nin annenin oturma iznini reddetmesi de hukuki açıdan oldukça güç hale geliyor.
Haberde Amsterdam’da yaşanan bir olay da örnek olarak veriliyor.
2021 yılında bir Hollandalı erkek belediyeye giderek Nijeryalı bir çocuğu tanımak istedi. Yetkililer durumdan şüphe duydu. Çünkü adam çocuğun biyolojik babası olduğuna dair hiçbir kanıt sunamadı.
Üstelik başka bir kadınla evliydi ve Nijerya’ya hiç gitmemişti.
Buna rağmen mahkeme tanıma işlemini engelleyecek kesin bir kanıt bulunmadığına karar verdi.
47 ÇOCUK TANIDIĞI ORTAYA ÇIKTI
Haberde dikkat çeken bir başka örnek de yer alıyor.
2024 yılında Surinam kökenli Hollandalı bir erkeğin tam 47 çocuğu tanıdığı ortaya çıktı.
Yetkililer bu olayın ardından bazı ağların insan kaçakçılığı ile bağlantılı olabileceğini belirtti.
Bazı annelerin de bu ağlar içinde yer aldığı ve bu durumun organize suç bağlantıları açısından araştırıldığı ifade edildi.
Konu hakkında Kraliyet Marechaussee birimlerine de bildirim yapıldığı açıklandı.
DNA TESTİ NEDEN GÜNDEME GELMİYOR
Bu tartışma gündeme geldiğinde birçok kişinin aklına aynı soru geliyor.
Bir çocuğun biyolojik babasının kim olduğu bugün DNA testi ile çok kısa sürede ortaya çıkarılabiliyor.
O halde neden bu yöntem kullanılmıyor?
Bunun nedeni Hollanda hukukunda biyolojik babalık ile hukuki babalığın farklı kavramlar olmasıdır.
Hukuki babalık için mutlaka biyolojik baba olma şartı aranmaz.
Bu nedenle DNA testi çoğu durumda zorunlu tutulmaz.
Yani bir kişi biyolojik baba olmasa bile bir çocuğu hukuken tanıyabilir.
MAL BULMUŞ MAĞRİBİ Mİ DAVRANACAK
De Telegraaf’ta yayımlanan haberin dikkatle okunması gerekiyor.
Haberin ana metni büyük ölçüde kurumların açıklamalarına ve resmi verilere dayanıyor.
Bu nedenle haberin temelinde tamamen uydurulmuş bir iddia bulunduğunu söylemek doğru olmaz.
Ancak Hollanda medyasında göç konusu her zaman çok hassas bir başlık olmuştur.
Bu nedenle insanın aklına şu soru da geliyor.
Acaba bu konu önümüzdeki günlerde bazı çevreler tarafından büyütülerek yeni bir tartışma dalgasına mı dönüştürülecek?
Yoksa mesele birkaç örnek olaydan ibaret mi kalacak?
Başka bir ifadeyle sorulması gereken soru şudur.
De Telegraaf bu konuyu gerçekten bir kamu sorunu olarak mı ele alıyor?
Yoksa ilerleyen günlerde bu mesele “mal bulmuş mağribi” gibi büyütülerek göç tartışmalarının merkezine mi yerleştirilecek?
Bunu zaman gösterecek.
Sahte baba yurt dışından kolayca çocuk getiriyor.
Sahte çocuk tanıma çocuk oyuncağı kadar kolay.
DE TELEGRAAF İLE ESKİ BİR HESABIMIZ
De Telegraaf ile benim geçmişte de uzun yıllara dayanan bir mücadelem oldu.
Gazetenin Türkiye ve Türkler hakkında yaptığı bazı yayınlara karşı, yıllar önce çok sert yazılar kaleme almıştım.
AVRUPA DÜNYA gazetesinin sahipliğini ve Genel Yayın Yönetmenliğini yaparken, iki dilde yayınlanan gazetenin 1000 adetini Hollanda medyasına ve parlamenterlere gönderiyordum. Bu nedenle, yayınlanan haberler büyük yankı yapıyordu.
Yazılarım oldukça sivriydi.
O kadar sivriydi ki bir günde Telegraaf’ın Genel Yayın Yönetmeni, redaksiyon salonunda yüksek sesle şöyle bağırmış. “Kim bu Karaçay be!? Aranızda bunu tanıyan var mı? Çağırın da bir öğle yemeği yiyelim.”
Sonra beni tanıyan bir meslektaşım aracılığıyla davet aldım.
De Telegraaf binasına gittim. Yemeği ret ettim.
Oturduk. Uzun uzun konuştuk.
Görüşme oldukça samimi geçti.
Yönetmen, benim ile derhal bir söyleşi yapılmasını istedi. Ben bu isteği de ret ettim ve “Büyükelçimiz ile bir röportaj yapın ve Türkiye aleyhine yarattığınız gerginliği ortadan kaldırın” dedim.
Bunun üzerine Lahey Büyükelçimiz ile yapılan röportaj tam sayfa yayınlanmıştı.
Bu, De Telegraaf’ın tarihinde görülmemiş bir durumdu.
Genel Yayın Müdürü ile konuşmamız sırasında, Hollanda’dak Türk seyahat acentalarının gazeteye milyonlarca guldenlik reklam parası ödediğini, bu nedenle de Türk turizmine darbe vurulduğu için, Türk seyahatçılar ile de görüşmenin yararlı olacağını söylemiştim.
Bunun üzerine, beşli gruplar halinde iki yemekli toplantı yapılmıştı.
O görüşmeden sonra yaklaşık altı ay boyunca De Telegraaf’ta Türkiye ve Türkler hakkında çıkan haberler oldukça olumlu bir çizgide ilerledi.
Ancak bu durum uzun sürmedi.
Altı ay sonra gazetenin yayın çizgisi yeniden değişti.
Eski tavır geri geldi.
ŞİMDİ NE OLACAK?
Bugün yeniden gündeme getirilen bu “sahte baba” tartışması, yalnızca birkaç örnek olaydan ibaret bir mesele mi yoksa gerçekten büyüyen bir sistem sorunu mu, bunu zaman gösterecek. Ancak bir gerçeği unutmamak gerekir. Göç konusu Avrupa’da her zaman siyasi tartışmaların en hassas başlıklarından biri olmuştur. Bu nedenle bazı münferit olayların büyütülerek bütün bir göç gerçeğinin üzerine gölge düşürmesi de sıkça görülen bir durumdur.





Bir yanıt yazın