İlhan KARAÇAY yazdı:

Dün yayınladığım haberde, Hollanda’nın turistik köyü Giethoorn’da yaşanan ırkçı olayları yansıtmıştım.
Özellikle köy gençlerinin bir Türk anne ve 15 yaşındaki oğluna uyguladıkları zorbalığı dile getirmiştim.
Uzmanların, olaylarda vurdumduymaz davranan polislerin cezalandırılması gerektiğine dikkat çekmelerinden söz etmiştim.
DENK Partisi’nin, bu acı olayı Salı günü parlamentoya taşıyacağını da yazmıştım.

Her şeye rağmen, halkı çirkin ama kanallar boyunca dizili evleriyle görünümü muhteşem olan bu köyü sizlere tanıtmak da, o köylüler için bir lütuf olmalıdır.

Geçimlerini yabancılardan sağlayan bir köy halkının, yabancılara düşmanca davranışlarına rağmen, ben düşmanlığı değil, güzelliği öne çıkarıyorum.

(Merak edenler, bu tanıtım yazısının sonundadünkü haberimi görebilirler)

TURGAY’DAN TUĞÇE’YE EVLİLİK DİLEĞİ

metin, kişi, açık hava, adam içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

O kadar romantik ki Hollanda’nın Giethoorn köyü, Turgay ile Tuğçe taaaa İstanbullar’dan kalkıp geliyorlar ve özel bir organizasyon ile evliliklerinin yolunu bu romantik köyde açıyorlar.
Bu yılın başında, bölgenin en büyük gazetesi SEENWİJKER COURANT, manşetten verdiği bir haberinde üstteki fotoğrafı kullanarak ‘Giethoorn’da Yılın ilk evlenme teklifi’ başlığı ile bir haber yayınlamıştı. Haberin kahramanları Turgay ile Tuğçe idi. Yılbaşını kutlamak için Amsterdam’a gelmişlerdi. Bir tekne turu için de Giethoorn’a gideceklerdi. Ama Tuğçe, Turgay’ın planından haberdar değildi. Turgay bir organize bürosuyla anlaşmıştı. Giethoorn’daki kanallardan birindeki köprü üzerine, ‘Tuğçe, will you marry me?’ (Tuğçe, benimle evlenir misin?) pankartı asılacaktı.
Bu pankart asıldı ve büronun iki fotoğrafçısı Joyce Rode ve Gabriëlla de Jonge fotoğraf kameraları ile nöbet tutmuşlardı. Çok kötü bir havaya rağmen, Turgay Tuğçe’ye teklifini yapmış ve bu fotoğraf çekilmişti.

hollanda giethoorn köyü

İşte, tüm dünyada ünlü olan ve ziyaretçi akınına uğrayan böylesine romantik bir bir köyün halkının, nasıl da ırkçı olabileceği sorusunu bir kenara atarak, bu köyü sizlere tanıtayımisterseniz.

Burası yeryüzünün cenneti gibi.
Masalsı bir köy olan Giethoorn’da yol yok, otomobil yok, sadece kanallar ve sessizlik var.

giethoorn özellikleri

Giethoorn köyü Amsterdam’a 120 km. mesafade, Steenwijk kasabasına bağlı bir köy. Amsterdam’dan bu köye tur paketleri yapılmaktadır.

giethoorn tarihi

Köyün taihi 1300’lü yıllara dayanıyor. Köyün sakinleri çiftçilerdi. Köylüler bir gün yer altında yüklü miktarda keçi boynuzu bulmuşlar. Sözünü ettiğim keçi boynuzu yediğimiz keçi boynuzu değil, hakiki keçi boynuzlarıydı. 1170 yılında gerçekleşen sel tufanında boğulan yaban keçilerinin boynuzları yani. Keçi boynuzunun Hollandaca adı ‘Geytenhoren’dur. Bu nedenle de bu köye bu isim verilmiş ama daha sonra isim Gietenhoon haline gelmiş.

metin, ağaç, açık hava içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Bu köyün popülaritesi, Hollandalı ünlü yönetmen Bert Haanstra’nın 1958 yılında yaptığı Fanfare komedisi ile başlamış. Zira bu komedi bu köyde çekilmişti. Ondan sonra köye önce yerli, sonra da yabancı turistler akmaya başlamıştı.

ağaç, açık hava, kişi, vapur içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Giethoorn’a şimdilerde en çok turist Çin ve Japonya’dan geliyor. Nisan ayında başlayan yoğun ziyaretler ekim ayına kadar devam ediyor ama, ağustos ayında buraya gelenler kendilerini Çin’de sanabilirler.

giethoorn'da neler yapılır

Giethoorn, ‘İtalya’nın Venedik’i olarak da anılıyor. Ama hangisinin daha güzel olduğuna bir trülü karar verilemiyor. Yeşili sevenler için tabii ki Giethoorn tercih ediliyor.

Giethoorn het Venetië van het noorden

200 kadar tahta köprü bulunan Giethoorn’da taşıma işi teknelerle yapılıyor.
3000 kişinin yaşadığı köy, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
açık hava, ağaç, vapur, ev içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Çeşitli adları olan değişik tekneleri kiralayarak bu köyde özel turlar atabileceğiniz gibi, toplu taşıma yapan tekneler ile de gezebilirsiniz.

Hollanda’nın masal köyü: Giethoorn

Giethoorn’da ev fiyatları cep yakıyor. En ucuz ev 700 bin euro. 5 milyon euroya da ev var.

Winkel van De Oude Aarde in Giethoorn

1969 yılında açılan ‘Museum De Oude Aarda’ adlı müzeyi gezmeniz tavsiye edilir. Zira müzenin kurucusu Rene Boissevain, dünyanın çeşitli yerlerinden getirdiği değerli taşlar, fosiller ve mineralleri bu müzede sergiliyor.

Bestuursleden pakken punter en bakfiets - Meppeler Courant

Bir de ‘Museum Giethoorn ‘t Olde Maat Uus’ müzesi var. Bu müzede de, 100 yıl önceki tipik bir çiftlik evindeki yaşam canlandırılıyor.

Giethoorn het Hollands Venetië in noordwest Overijssel: informatie rondvaart, bootje huren, kanoverhuur, zomerhuis, logies, restaurant, omgeving

Giethoorn’da yemek konusunda zorluk çekebilirsiniz. Zira burada genellikle yörenin yemekleri yapılıyor ve satılıyor. Yine de birkaç kafe restoran bulabilirsiniz.
Otel konusunda da fazla seçenek yok. Yine de yatabileceğiniz birkaç yer var.

İşte böyle değerli okurlarım:
Yukarıda sitayişle övdüğüm Giethoorn köyü, son günlerde ırkçı bir olay nedeniyle dünya gündemine oturdu. Bu olayı dün yayınlamıştım. Altta sizlere yeniden sunuyorum bu haberi.
Bir konu daha var: Bazı meslektaşlarım, bu haberi kendilerinin de daha önce yazmış olduklarını ima eden mesajlar yayınladılar. Ben google’de yaptığım aramada, en eski ve ilk haberin 11 Ekim 2021 tarihinde Sedat Tapan tarafından yapılmış olduğunu saptadım ve haberi bu imza ile sizlere aktardım. Ayrıca, bazı haberlerin Sedat Tapan haberinden alıntı olduğunu da belirtmeliyim.

EYLÜL AYINDA TÜRK MEDYASININ ORTAYA ÇIKARDIĞI IRKÇILIK OLAYI, DÜN AKŞAM HOLLANDA TELEVİZYONUNDA YAYINLANINCA BÜYÜK YANKI YARATTI!

Hollanda’nın dünyaca ünlü turistik köyü Giethoorn’un tek Türk ailesinin ırkçı saldırılara uğramasına seyirci kalan polise tepkiler yağıyor.

DENK Partisi, Hollanda gündemine oturan olayı Salı günü meclise taşıyacak.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’nın dünyaca ünlü turistik köyü Giethoorn’da yaşanmakta olan ve Türk medyasının geçen eylül ayında yayınladığı bir olay, dün akşam Zembla adlı bir programda yayınlandı.
Arkadaşımız Sedat Tapan’ın, köye giderek Türk ailesi ile yaptığı ve Platform Dergisi’nde yayınladığı röportajı aşağıda sizlere sunacağım.

Hatice Yılmaz ve 15 yaşındaki oğlu Yusuf’un başından geçenleri uzun uzun gösteren Zembla, ‘Giethoorn’dan defolun’ adını koyduğu programda, çeşitli uzmanları konuşturarak, polisin vurdumduymazlığının suç olduğunu ortaya koydu.

Yılmaz ailesinin başından geçenlerin hâlâ devam etmekte olmasının bir skandal olduğunu belirten uzmanlar, polis teşkilatının bu konuda cezalandırlacağı fikrinde birleşiyorlar.

Hollanda Parlamentosu’nda 3koltukla yer alan DENK Partisi milletvekili Stephan van Baarle, yayın sonrasında yaptığı açıklamada, yaşananların Hollanda için utanç verici olduğununu ve kabul edilemez olduğunu belirterek, konuyu Salı günü meclise taşıyacağını belirtti.

Şimdi, Hollanda’da dün geceki yayını göremeyenler için, eylül ayında yayınlanan acı röportajı sizere sunuyorum. Arkadaşımız Sedat Tapan’ın yazısını, noktası ve virgülüne kadar değiştirmeden aktarıyorum:

Hollanda’da ırkçılar turistik masal köyü Giethoorn’da Türk aileye kabusu yaşattılar

Tanınmış turistik köyü Giethoorn’da bir skandal yaşanıyor…

Hollanda’nın Overijsel bölgesindeki tanınmış turistik köyü Giethoorn‘da bir skandal yaşanıyor.
10 yıl önce güzel hayallerle bu köye taşınan Hatice Yılmaz, hayatına yeni bir sayfa açacaktı. Hesapta başka güzel şeyler vardı. Ama karşılaştığı çirkin olay karşısında şaşkına döndü. Hatice hanımın biricik oğlu Yusuf 15 yaşında ve sorunlar halen devam ediyor. Köyün gençleri, Hatice Yılmaz’ın oğulunu da hedef alarak gece yarısı evin penceresine gelerek, taş atarak ‘Defolun buradan Kanser Türkler’ diye bağırıp yıldırmaya çalışıyorlar. Bu olaylar karşısında kabusu yaşayan Hatice Yılmaz, sonunda evinin penceresine ‘Biz bu köyde ayrımcılığa uğruyoruz’ yazılı pankart astı. metin, açık hava, sarı, işaret içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

MASAL KÖYÜNDE KABUS!

Hollanda’nın dünyaca bilinen bu turistik köyünde ikamet eden sanırım ek Türk ailesiyiz’evladımla. Masal köyü…Hobit köyü Giethoorn… Fakat…”Her güzelin bir kusuru vardır” derler ya; bu koyun de kendi güzelliğiyle çelişen nahoş bir gerçeği var maalesef: ”yabancı düşmanlığı”…

açık hava, çayır, su, ağaç içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

On aydır birdenbire tekrar hortlayan ve geçen Ekim’den beri başlayıp devam eden bir ayırımcı- ırkçı saldırılara maruz kalmaktayız evimizde! Yıllar evvel, henüz oğlum bu köyde ilkokula giderken, okul koridorlarında duvarları kaplayan siyah çarşaflı, burkalı kadınlarla, üzerinde Arapça yazılar olan bayraklar tutan silahlı İŞİD elemanlarının fotoğraflarını hatırlıyorum: okul güya minicik yavrulara ” İslami tanıtmak!” istiyordu bu duvar sergisiyle. Hayret ve hayal kırıklığımı inanın dün gibi hatırlarım. Çok rahatsız ediciydi tabi bu ” mind-setting”; duyarsız kalamazdık.

Yavrumla güzel bir sunum hazırlamıştık, görsellerle zenginleştirilmiş ve çocukların anlayabilleceği sadelikte. Cihad’ın ne olduğunu, güzel ve içten bir selamın da bir cihad olduğunu, islamın şiddet yanlısı bir din olmadığını, diğer birçok din gibi temelde güzeli ve doğruyu öğütlediğini” dilimiz döndüğünce paylaşmıştık. Terör gruplarının bir dini temsil edemeyeceğini ifade edip okulu bilinçli ve barışçıl bir tutuma davet etmiştik. O vakitler çocuğum ”hoogbegaafd en multi-getalenteerde’ bir öğrenciydi ancak okul, yavrumun yeteneklerini ve potansiyelini baltalayan ” sistemli bir problematize etme” tutumuna girişmişti her nasılsa.

Hatice Yılmaz: Yavrum ve ben ırkçılığın çirkin yüzüyle ilk defa bu kadar yakından tanışmıştık, Noorderschool denen köy ilkokulunda. Aradan yıllar geçti vee şimdi sanırım o minik yavrular bugün büyüdüler ve islam düşmanı, Türk düşmanı, yabancı düşmanı olarak bizim bu köyden gitmemizi istiyorlar! Tabi yalnız gençler değil büyükler de buna eşlik etmekte maalesef!

Özellikle son 10 aydır bir grup genç insan ve bazı köylüler tarafından kimliğimize yönelik devam eden çirkin bir etnik ayırımcılık sebebiyle kendimizi tehdit ve tehlike altında hissediyoruz. Sadece Türk’lüğümüze, kimliğimize değil aynı zamanda evimize, arabamıza da kastedilmiş olup gerek çocuğum ve gerek şahsım son derece zor bir durumdayız, can ve mal güvenliğimizden her gün endişe ederek geçiriyoruz. Söz konusu saldırılarla ilgili 4 ayrı şikayet ( aangifte) yapmış bulunuyoruz.

“Vizier “discriminatie meldpunt yani ayrımcılıkla mücadele bürosu bizi bu şikayetlerimizde başından beri destekliyor ve yanımızdadır.

POLİS- IRKÇI VE AYIRIMCILIĞI

Hatice Yılmaz: Anlamsız bir nefretle size bakan gözler gördünüz mü hiç? Korkunç bir gecenin ve ırkçı saldırının ardından polis bürosuna gittiğimde beklemediğim bir şeyle karşılaştım! : Tarif edemeyeceğim böylesi küstah bir üslupla çok sık rastlaşmadım doğrusu; benim tasavvur dahi etmediğim bir kabalık ve medeniyetsizlikle tanıştıran bir polisle ilk defa karşılaşıyordum; üstelik bu bir hanımefendiydi! Polis tarafından da ayırımcılıkla muamele edildik maalesef: evvela yasal hakkımız olan ” olaylarla ilgili şikayet tutanağı tutturma” hakkımız engellendi, akabinde polis memurlarının sözlü taciz ve korkutma, aşağılayıcı muamelesiyle karşılaştım polis bürosunda. Bu bizim için ikinci bir travma etkisi yarattı; polise olan güvenimiz bir hayli zedelenmiş durumda. Bu ise içinde bulunduğumuz zor şartları daha da zorlaştırdı.

Süreç boyunca polisin taraflı tutumu, kasıtlı yanıltıcı bilgilendirme ve yasal haklarımla ilgili bizi defalarca yanlış yönlendirmeleri Vizier kontak kısmı de dikkatinden kaçmadı; durumu savcılığa bildirdi sağ olsun. Polis şefi, ” intern onderzoeker komiseri ve polisler bana bu süreçte uzun süre “şikayet/aangifte” yapmamam için baskı uygulayıp manipüle ettiler! Soruşturma sürecini yavaşlatarak bizi aylardır bir bilinmezle ve kaygıyla oyaladılar. Haliyle bu tehdit ortamında köyde kendimizi mütemadiyen bir güvenlik endişesi içinde bulduk.

Psikolojik destek alıyoruz bu sebepten

Hatice Yılmaz: Psikoloğun olayların bizim ruhumuzda yarattığı olumsuz etkilerini dile getirdiği ve bu köyden taşınmamıza dair tavsiye mektubu mevcuttur. Ayrıca, suçluların bir akşam saldırılarından biri de bizim güvenlik kameramıza kaydolmuştur delil olarak. Maddi ve manevi zarar gördük yavrumla.

kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Bakınız değerli PLATFORM ve KADIN Dergisi, bu ırkçı-ayrımcı saldırılar elbette ki bana Hatice olduğum için yapılmadı… Yahut buna sebep olacak herhangi bir ön münakaşa vb olmadı… Geceleri evimizi toplu halde ” Hatice” diye değil bilakis ”KANKER Türk ‘!” diyerek taşladılar : ” kanker Türk, weg van deze dorp, buitenlanders!” diye bağırdılar… Üzerime araba sürüldü, bayrağıma, kimliğime saldırıldı, geceleri kapımız zorlandı, tekmelendi, zilim durmaksızın geceleri çalınarak korkutulduk! Çocuğum Gymnasium 4. sınıfta şu an ve güvenlik kaygısıyla okula şehre bisikletle gidemiyor, ben götürüyorum; yolda ırkçı grup tarafından saldırıya uğrayabilir diye endişe ediyor yavrum. Yıllardır inzivai ve münzevi bir yaşam sürdüğüm bu küçük köyde maalesef her gün tehdit altında ve can güvenliği endişesi içindeyiz!

Büyü bozuldu… Sessizlik, huzur bozuldu! Masal Köyünde biz artık evladımla kabus görüyoruz geceler… Masal bitti! Gitmek zamanı şimdi. Fakat bürokrasinin, kurumsal ayırımcılığın mengenesinden de tünelin ucundaki çıkışı göremez olduk. Bu sebepledir ki değerli PLATFORM Dergisi’ni aradık bizi arkadaşları Sedat Tapan beye yönlendirdiler. Sedat Tapan beyefendiye durumumuzu bildirdik ve kendisi bizzat bizi evimizde ziyaret etti kendisine ”imdat” çağrısı yaptık. Sağ olsunlar, Türk-Islam kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı, Ömer Altay beyefendi ve Başkonsolosluğumuz gibi, onlar da samimi alakalarını esirgemediler bizden. Ümit var olduk milletimizden… Temennimiz ivedilikle güvenli bir bölgeye taşınabilmek ve hukuki süreçte sizlerin de desteğiyle tatmin eden bir neticeye ulaşmaktır. Henüz resmi bir avukatımız yoktur, Başkonsolosluğumuzun ve gönüllü hukukçularımızın değerli desteğine muhakkak ki ihtiyacımız var.

Kayıtsızlık, insanlığın sessiz ölümüdür…(Patrick Mundüs-Hollandalı Koç-Mentör)

Hatice Yılmaz: Gözleri önünde cereyan eden bu korkunç olaylara sessiz bir seyirci olan köylülerin dikkatini ve duyarlılığını talep etmek adına evimizin penceresine hem Türk hem Hollanda bayrağını aştık ve ” samen sterk tegen racısme/Ayırımcılığa karşı beraber güçlüyüz!” yazımızı koyduk camımıza. Ne acı ki onlar elemimize seyirci kalarak sessizce dışlanmamıza iştirak ettiler, etmekteler. Böyle davranarak belki de Hollanda’nın ”paralel ve ayrık bir toplum olmak yerine çok kültürlü gerçek bir topluma evrilme şansını da kaçırmış oluyorlar. Komşularımın ve de bir parçası olduğumu sandığım bu insanlık ailesinin, farklılıklardan korkup soğuk bir duyarsızlığın esiri olduklarını görmek ne acı…

Değerler toplumunu özlüyor insan… metin, açık hava içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hatice Yılmaz: Oysa bu uzak ve güzel köyde evladımı ve beni tıpkı 2019 yılında Ürk’teki bir Faslı anne ve iki çocuğuna yaptıkları gibi, bir grup adamın ırkçı söylemlerle aileyi evlerinde yerlerde tekmeleyip- linç ettiği gibi canımıza ve namusumuza kastetseler şayet, bir Allah’ın kulunun da insanlık namına imdadımıza yetişmeyeceğini tecrübelerimden gördüm, inandım.

Artık burası benim evim değil, Giethoorn bizim yuvamız olamaz!

Hatice Yılmaz: Çünkü bir yuvanın kutsiyeti olan güvenlik duygusuna küstahça tecavüz edilmiştir! Arzumuz, hukuki süreç devam ederken, bir an evvel evladımı buradan daha güvenli bir bölgeye uzaklaştırmak ve mümkünse kendi toplumumuzun, milletimizin yakınlarında bir sosyal kiralık eve ivedilikle taşınmaktır. Bu husus ta şunu tekrar söylememe izin veriniz, hem Türk cemaatimizden hem yetkili makamlarımızdan ricamız bizi yalnız bırakmayıp desteklerini esirgememeleridir.

IRKÇILIK GERÇEKTEN HASTA EDER

Hatice Yılmaz: Biliyorum, bendeniz ne ilk ne de son ırkçılık mağduru vatandaşım bu küçük ve yeşil ”Baba Vatanda”…Fakat bu toplumsal yarayı tamamen iyileştiremesek te en azından sorunu sahiplenip, konuşulur kılarak birbirimize ve bütünün hayrına bir nebze faydalı olabiliriz umuyorum. Neticede çocuklarımız, yavrularımız bu ülkede inşa edecekler geleceklerini, bu toplumda birer birey olacaklar yetenekleriyle, değerleriyle…Ancak birçok bilimsel araştırma da gösteriyor ki IRKÇILIK GERÇEKTEN HASTA EDER! Hasta ve ruhen zedelenmiş bireyler de bu topluma fayda etmez, edemez. Kurumsal ırkçılığın iyi bir eğitim, iş ve ev şansınızı etkilediğini de biliyoruz.

Kennisplatform İntegratie& Samenleving platformu yazarı Kauthar Bouchallikt’in de belirtildiği gibi ” ırkçılık ve ayırımcılık ” Hollanda araştırmalarına göre vücudunuzu ve zihninizi hasta ediyor. Her ne kadar bu görüş tip dünyasına henüz nüfuz etmemiş olsa da. Bu hepimizi ilgilendiren toplumsal yaraya Hollanda-Türk toplumu olarak daima dayanışma içinde olup ortak bir tutum la tepki vermemiz gerektiğine inanıyorum. Belki yavrumun burada sizler gibi kocaman ailesi-akrabaları yoktur ancak siz necip milletimiz de burada bizlerin bir nevi ailesidir. Gerek STK’larımız, federasyonlarımız gerekse Elçilik ve konsolosluk makamlarımızın bu gibi ortak sorunlarımıza gösterecekleri ortak duyarlılıkları, muhakkak ki bizlere hem kurumlar önünde hem de bu hukuki süreçte yalnız olmadığımızı hissettirecektir. İnsanlaşmak yolunda, insan insanın imtihanı ise şayet; teselliyi yine güzel insanin bağrında bulacağız. Adaletli insanların…Duyarlı insanların. Çünkü…Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?