Geri
4 Kasım 2026 2026

HOLLANDA’NIN SÜLÜN OSMAN’I EMILE RATELBAND VE TSJAKKA BALONUNUN SÖNÜŞÜ

Sülün Osman, kendisine ait olmayan kuleleri ve vapurları pazarlamasıyla ünlenmişti. Ratelband ise, insanlara kendi güçlerini keşfetmeyi vaat ederek şöhret kazandı. Bu iki farklı hikâye, bana aynı soruyu sorduruyor: Bir insanın bizi ikna etmesi, O’na güvenmemiz için yeterli mi?”

Ratelband’ın bugünkü durumunu okurken, yıllar önce başında bulunduğum Avrupa DÜNYA gazetesinde yayımlattığı seçim reklamlarını hatırladım. İnsanlara başarıyı anlatan Ratelband, o reklamların bedelini ödememişti.

(Haberin Hollandacası, Türkçe haberin hemen altında.
De Nederlandse versie staat direct onder de Turkse tekst.)


          İlhan KARAÇAY Yazdı:

 

De Telegraaf’ın Privé sayfaları. Başarı söyleminin yerini, bu kez mali sıkıntılar ve Arnhem’deki binalar hakkındaki iddialar alıyor.

Değerli Okurlarım,
Dünyada öylesine ilginç olaylar yaşanıyor ki, bazen okuduğumuz bir haber, bizi yıllar öncesine götürüyor, unutulmuş kişileri, yaşanmış olayları yeniden hatırlatıyor.
Hele o haberin kahramanıyla sizin de yolunuz kesişmişse, anlatacaklarınız, gazete sütunlarında yazılanların ötesine geçiyor.
Bugün sizleri, Hollanda’dan Türkiye’ye, sahne ışıklarından ödenmeyen hesaplara uzanan bir hikâyeye götüreceğim. Bu hikâyede, bir zamanlar Türkiye’de de büyük ilgi gören Hollandalı bir başarı gurusu, İstanbul’u satmasıyla ünlenen Sülün Osman ve benim yıllardır unutmadığım bir gazete alacağı var…

De Telegraaf gazetesinin, 2 Kasım tarihli sayısında Emile Ratelband’a ayırdığı iki tam sayfayı görünce, “Tsjakka!” diye bağırarak insanlara başarı ve özgüven aşılayan o gösterişli adamın Türkiye’de nasıl alkışlandığını hatırladım.
Bir zamanlar insanları kızgın kömürlerin üzerinde yürüten Ratelband, şimdi ödenmeyen faturalar, bakımsız binalar ve Tayland’dan Laos’a uzanan, cevapsız sorularla dolu bir hikâyenin başkişisi.

Ratelband’ı, yalnızca televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından tanımıyorum. Yıllar önce yollarımız kesişti, benim de hafızamda O’nunla ilgili unutmadığım bir olay kaldı. Yazının ilerleyen bölümünde anlatacağım bu olay, bugün okuduğum habere neden farklı bir gözle baktığımı da açıklayacak.

Ratelband’ın bugünkü durumunu okurken, aklıma bizim Sülün Osman geldi. Biri, İstanbul’un kulelerini, tramvaylarını ve vapurlarını kendisininmiş gibi pazarlamasıyla ünlenmişti, diğeri, insanlara kendi güçlerini keşfetmeyi vaat ederek şöhret kazanmıştı. Bu benzetmenin bende neden uyandığını anlatmadan önce, İstanbul’un o meşhur hikâyesini hatırlayalım…

                SÜLÜN OSMAN İSTANBUL’U NASIL SATARDI


Sülün Osman olarak tanınan Osman Ziya Sülün. Kamuya ait yapıları ve araçları kendisininmiş gibi pazarladığı anlatılarıyla Türkiye’nin hafızasına yerleşti.

Eskiler iyi bilir, bizim toplumsal hafızamızda Sülün Osman diye bir isim vardır.
Asıl adı Osman Ziya Sülün olan bu adam, yalnız yaptığı dolandırıcılıklarla değil, bunların etrafında büyüyen hikâyelerle de ün kazandı.

Sülün Osman’ın Galata Kulesi’ni nasıl pazarladığına ilişkin anlatılan hikâye, O’nun yöntemini çok güzel açıklar. Hikâyeye göre, kulenin önünde durur, fotoğraf çekenlerden para isterdi. Dışarıdan bakan biri de, O’nu kulenin sahibi ya da para toplamaya yetkili kişi sanırdı.

Bir gün, İstanbul’a taşradan gelmiş bir adam, bu para alışverişini görünce merakla sormuş: “Bu insanlar sana neden para veriyor?”
Sülün Osman, beklediği fırsatı bulmuş, başlamış anlatmaya:
“Bu kule benim. Fotoğrafını çekenden para alıyorum. Gördüğün gibi, geleni gideni eksik olmuyor. İstersen burayı sana satayım, bundan sonra her fotoğraf çekenden parayı sen alırsın!”
Sonra da işin ne kadar kazançlı olduğunu ballandıra ballandıra anlatmış.

Dükkân açmak yok, mal almak yok, müşteri aramak yok…
Kule zaten yerinde duruyor, insanlar da fotoğraf çekmek için kendileri geliyor!
Alıcıya düşen, bir kenarda oturup parasını toplamak. İstanbul’un ortasında, zahmetsizce gelir getiren hazır bir iş!
Karşısındaki adam, artık taş bir kuleye değil, kendisine her gün para kazandıracak bir servete bakmaya başlamış. Sülün Osman da, kendisine ait olmayan Galata Kulesi’ni, bu tatlı kazanç hayaliyle pazarlamış.

Taksim Meydanı’ndaki anıtı, tramvayları, şehir hatları vapurlarını satmaya ya da kiralamaya kalkıştığı anlatılarda da aynı oyun vardır.
Araçlar gerçektir, yolcular gerçektir, her gün toplanan bilet paraları gerçektir. Yalan olan, bunların sahibi olduğu ve başkasına satabileceği iddiasıdır. O, karşısındakine önce kazanacağı parayı hayal ettirir, sonra o hayalin bedelini kendi cebine indirirdi.

Ratelband’ı düşünürken aklıma gelen bağ da burada kuruluyor. Elbette iki ayrı hayat, iki ayrı dönem ve iki ayrı sicil söz konusu. Ancak kalabalıkların gözünde büyüyen bir kişinin, kendisine duyulan güveni hangi sorumlulukla taşıdığı sorusu, her dönemde aynı ağırlığı koruyor.

                  GALATA’DAN TAKSİM’E BİR İKNA SAHNESİ

Galata Kulesi, Sülün Osman anlatılarının en bilinen simgelerinden biri.

 

Taksim Cumhuriyet Anıtı ve nostaljik tramvay, Sülün Osman’ın İstanbul’un ortak değerlerini kendisininmiş gibi pazarladığı anlatıları hatırlatıyor.

Bir şehrin anıtına, kulesine, tramvayına bakarken, bunların bir kişinin cebinden çıkarıp satacağı mallar olmadığını biliriz. Yine de insan, çok istediği bir kazanca inanmak için bazen bildiğini bir kenara bırakabiliyor. Sülün Osman hikâyelerinin yıllardır anlatılmasının nedeni, biraz da bu zaafı görünür kılması.

Bugünün dünyasında ikna sahnesi çok daha büyük. Bir televizyon programı, bir salon dolusu dinleyici, bir kitap kapağı, tekrar tekrar duyulan bir slogan…
Bunların her biri, kişiye tanınmışlık kazandırır. Tanınmışlık ise, sorgulanmadan güvenilirlik sayıldığında, asıl soruların üzerini örtebilir.

                          KORLARIN ÜZERİNDE YÜRÜYEN ŞÖHRET


Ratelband’ın De Vuurloper adlı kitabının kapağı, O’nu çıplak ayakla korların üzerinde gösteriyor. Gösterilerinin merkezindeki ateşte yürüme temasının kendi yayınındaki örneği.

Türkiye’deki günlerini hatırlıyorum. Ratelband, ateş üzerinde yürüme gösterileriyle tanıtılan, kişisel gelişim dünyasının dikkat çeken yüzlerinden biriydi. İnsanlara korkularını yenmeyi, kendilerine inanmayı, yapamayacaklarını düşündükleri işe girişmeyi anlatıyordu. Bu tanıtımın Türkiye’deki somut izlerinden biri de, 2000’de Uma tarafından yayımlanan, Nur Yener’in çevirdiği “Ateş Üstünde Yürüme” kitabı.

Kızgın kömürler, çıplak ayaklar ve sonunda gelen zafer duygusu…
Televizyon için bundan daha etkili bir sahne bulmak kolay değildir. Seyirci, bir insanın korktuğu şeyi başardığını görür. Fakat o sahneden, eğitmenin her sözünün doğru olduğu ya da iş hayatındaki her ilişkisinin güvenilir olduğu sonucu çıkmaz.

İnsanın cesaret kazanmasını küçümsemiyorum. Benim itirazım, sahnedeki cesaretin ticari ahlakın belgesi gibi sunulmasına. Birinin kor üzerinde yürüyebilmesi, borcunu ödeyeceğinin teminatı değildir. Ben bunu, kendi gazetemde yaşadığım olayla gördüm.

                    BİZİM GAZETENİN ÖDENMEYEN FATURASI


Emile Ratelband, sahne gösterileri kadar, kişisel hayatı ve çıkışlarıyla da Hollanda medyasının tanınan isimlerinden biri oldu.

2002 sonu ile 2003 seçimleri arasındaki dönemde, başında bulunduğum Avrupa DÜNYA gazetesinden geniş çaplı seçim reklamı istedi. Reklamlarını yayımladık. Fakat benim yaşadığım ve burada kendi tanıklığım olarak aktardığım olay şu: Gazetemize olan reklam bedeli ödenmedi.

Yıllar sonra önümdeki kupürü okurken hafızamda canlanan ilk şey, O’nun sloganı değil, bu alacak oldu. İnsanlara başarı anlatan bir kişinin, aldığı hizmetin bedelini ödemesini beklersiniz. Bunun için ateşte yürümeye, salonları ayağa kaldırmaya, kendinize büyük ünvanlar vermeye gerek yoktur. Borcunuzu ödemeniz yeterlidir.

Bu anım, bugünkü haberlerde yer alan her iddianın kanıtı değildir. Ancak benim Ratelband’a neden mesafeli baktığımı açıklar. Okuyucuya, şahsen yaşadığım olayla başkalarının ileri sürdüğü iddiaları birbirine karıştırmadan anlatmak da gazetecilik sorumluluğumdur.

Siyaset sahnesindeki sonuç ise kayıtlarda duruyor. Ratelband, 22 Ocak 2003 genel seçimlerine kendi listesiyle katıldı. Groningen Üniversitesi’nin siyasi partiler arşivine göre, listesi 9.045 oy aldı, yüzde 0,09’da kaldı ve milletvekili çıkaramadı. Salonları doldurabilmek, seçmenin güvenini kazanmak için yeterli olmamıştı.

Bir sloganın alkış toplamasıyla bir ülkeyi yönetme yetkisi almak arasındaki fark, sandık açıldığında ortaya çıkmıştı. Başarı anlatıcısının siyasi hesabı, kendi vaatlerinden çok daha küçük bir sonuç verdi.

                              TSJAKKA FATURALARI ÖDEMİYOR

De Telegraaf’ın 2 Kasım tarihli haberinde, artık sahne ışıklarının dışındaki bir Ratelband var. Gazetenin aktardığına göre, Arnhem’de Nieuwstad ve Beijerplaats çevresindeki bazı kiralık binalarında sorunlar birikmiş durumda. Bakım eksiklikleri, enerji faturaları ve kiracıların belirsizliği, haberin ana omurgasını oluşturuyor.

Kupürde, üç kiracının temmuz ayında mahkemede haklı bulunduğu, buna rağmen enerji meselesinin çözülemediği belirtiliyor. Bazı binalara haciz konulduğu ve sorunların giderilmemesi nedeniyle mahkemece öngörülen zorlayıcı para cezasının üst sınıra ulaştığı aktarılıyor. Bunlar, gazetenin haberinde yer alan bilgiler.

Bana göre bu tablonun en ağır tarafı, mülk sahibinin şöhreti değil, o evlerde yaşayan insanların durumu. Bir gösterinin sonunda salon boşalır. Ama kiracı, ertesi sabah yine aynı eve uyanır. Isınma, elektrik ve bakım, alkışla çözülecek meseleler değildir.

Gazete, mülklerin yönetimi ve kiraların tahsiliyle ilgilenen Brian Lindeborg’a ulaşmaya çalıştığını, yanıt alamadığını da yazıyor. Danışman Carlo Liefting ise enerji ödemelerindeki aksamaları kabul ederek, ödeme ya da düzenleme yapılacağını söylüyor. Verilen bu cevap da, haberdeki suçlamalar kadar okuyucunun önünde durmalı.                      

Tayland ve Laos’un bölgedeki konumu ile Emile Ratelband. Harita, haberde adı geçen ülkeleri gösteriyor; güncel adresini belirtmiyor.

Tayland’daki gayrimenkul girişiminin başarısızlığı ve Rus yatırımcılarla ilgili iddialar da kupürde yer alıyor. Gazete, birkaç milyon eurodan söz edildiğini yazıyor. Ratelband’ın yatırımcılardan kaçtığı ve Laos’ta bulunduğu anlatımı ise, haberde kaynaklara dayandırılan bir iddia olarak aktarılıyor. Güncel adresi ve içinde bulunduğu şartlar belirsizliğini koruyor.

Gazetenin aktardığı bir başka ayrıntı da, Ratelband’ın kızı Minou ve oğlu Rolls’tan binlerce euro göndermelerini istemesi. Haberde, çocuklarının, O’nun mirasının peşinde olduğunu ileri sürdüğü de anlatılıyor. Bir yanda babalarından haber almaya çalışan çocuklar, diğer yanda O’nun para talepleri ve miras konusundaki suçlamaları… Bir zamanların başarı gurusunun aile ilişkileri de, en az mali durumu kadar düşündürücü bir görünüm sergiliyor.

Ekim ayındaki haberlerde, çocuklarının babalarına ulaşmak için kamuoyuna çağrıda bulunduğu görülüyor. Shownieuws da 25 Ekim’de, danışman Liefting’in Ratelband’ı kamera karşısına çıkarabileceğini, bunun karşılığında 25.000 euro istediğini aktardı. Haber değeri olan, bu teklifin ve açıklamanın kendisidir; bundan tek başına yeni bir suç sonucu çıkarılamaz.

Aile endişesiyle para taleplerinin aynı hikâyede buluşması, tabloyu daha da düşündürüyor. Bununla birlikte, çocukların babalarından haber almak istemesini miras hesabına indirgemek de haksızlık olur. Kupürdeki iddialar arasında, aile üyelerinin niyetlerine ilişkin karşılıklı yorumlar bulunuyor. Bizim görevimiz, bunları kesinleşmiş gerçekler gibi çoğaltmak değil.

Bir başka sahne de 2018’de yaşanmıştı. Ratelband, resmî doğum tarihinin 20 yıl ileri alınmasını, böylece yaşının 20 yıl küçülmesini istedi. Gelderland Mahkemesi talebi 3 Aralık 2018’de reddetti. Kendini genç hissetmek kişisel bir duygu, nüfus kaydını değiştirmek ise hukuk meselesiydi. Bu kez de güçlü bir istek, gerçeği kendiliğinden değiştirmedi.

                GÖSTERİNİN SONUNDA HESAP KALIYOR


Vapur, Galata Kulesi ve tramvayı bir araya getiren İstanbul tanıtım kolajı. Sülün Osman hikâyelerinin kentle bağını hatırlatıyor.

Sülün Osman’ın hikâyeleriyle Ratelband’ın hayatını yan yana getirirken, birini ötekinin bire bir kopyası ilan etmiyorum. Osman’ın etrafında büyüyen efsanenin temelinde, sahip olmadığı şeyleri satma cüreti vardı. Ratelband’ın yükselişinde ise, kendine güveni büyük bir gösteriye dönüştürme yeteneği. Beni bu iki hikâye arasında düşünmeye yönelten, ikna gücünün insanlara ne yaptırabildiği.

Sülün Osman’ın ölümünün ayrıntıları bile kesin değil. Anadolu Ajansı’nın dosyası, 1984’te bir otelde kalp krizinden öldüğü ve kimsesizler mezarlığına gömüldüğü anlatımını ihtiyatla aktarıyor. Dolayısıyla O’nun sonunu kesin bir sefalet öyküsüne çevirip, yaşayan bir insanın geleceğini de aynı kalıba yerleştirmeye gerek yok.

Benim sorum daha somut: Başarıyı meslek edinen kişi, kendi sorumlulukları karşısında nerede duruyor? Kiracısına, hizmet aldığı gazeteye, ailesine, yatırımcısına hangi cevabı veriyor? Kendisinden hesap sorulduğunda da, sahnedeki kadar rahat konuşabiliyor mu?

Yıllar önce bizim gazeteye verilen reklamların bedeli ödenmediğinde, benim için o parlak görüntü çoktan zedelenmişti. Bugün önümde duran iki sayfa, bu eski anıyı yeniden canlandırıyor. Ama asıl ders, yalnız Ratelband hakkında değil, bizlerin kime, neye ve hangi gerekçeyle güvendiği hakkında.

“Tsjakka” diye bağırmak kolay. Faturayı ödemek, evi onarmak, soruya cevap vermek ise, sözün arkasında durmayı gerektiriyor. Ben, bir insanın başarısını değerlendirirken, artık en çok oraya bakıyorum.

                                                ***************

YAZILARIMI MİLYONLARA ULAŞTIRAN DOST HABER PORTALLARI

 

                                                  **************

                                        NEDERLANDSE VERSIE

DE NEDERLANDSE SÜLÜN OSMAN EMILE RATELBAND EN HET LEEGLOPEN VAN DE TSJAKKABALLON

Sülün Osman werd berucht doordat hij torens en veerboten aanbood die helemaal niet van hem waren. Ratelband werd beroemd met de belofte dat mensen hun eigen kracht konden ontdekken. Twee verschillende verhalen die bij mij dezelfde vraag oproepen: is het feit dat iemand ons weet te overtuigen, voldoende reden om hem te vertrouwen?

Het nieuws over Ratelbands huidige situatie herinnert mij aan de verkiezingsadvertenties die hij jaren geleden liet plaatsen in Avrupa DÜNYA, de krant waarvan ik toen de leiding had. De man die anderen vertelde hoe ze succesvol konden worden, betaalde die advertenties niet.


Door İlhan KARAÇAY

 

De Privé-pagina’s van De Telegraaf. Het succesverhaal heeft plaatsgemaakt voor berichten over financiële problemen en zijn panden in Arnhem.

Beste lezers,

Er gebeuren zulke opmerkelijke dingen in de wereld, dat een nieuwsbericht ons soms jaren terug in de tijd brengt, naar mensen en gebeurtenissen die uit ons geheugen leken verdwenen.

En als je zelf ooit het pad van de hoofdpersoon hebt gekruist, heb je meer te vertellen dan wat er in de krant staat.

Vandaag neem ik u mee in een verhaal dat van Nederland naar Turkije loopt, van de schijnwerpers naar onbetaalde rekeningen. Een Nederlandse succesgoeroe die ooit ook in Turkije veel belangstelling trok, Sülün Osman, die naam maakte met het ‘verkopen’ van Istanbul, en een oude vordering van mijn krant, die ik nooit ben vergeten…

Toen ik zag dat De Telegraaf in de editie van 2 november twee hele pagina’s aan Emile Ratelband wijdde, herinnerde ik mij hoe deze flamboyante man ook in Turkije werd toegejuicht. Met zijn kreet ‘Tsjakka!’ sprak hij mensen moed in en beloofde hij hun meer zelfvertrouwen en succes.

De man die mensen ooit over gloeiende kolen liet lopen, is nu de hoofdpersoon in een verhaal vol onbetaalde rekeningen, verwaarloosde panden en onbeantwoorde vragen, dat van Thailand tot Laos reikt.

Ik ken Ratelband niet alleen van televisie en uit de krant. Onze wegen kruisten elkaar jaren geleden. Aan die ontmoeting heb ik een herinnering die mij altijd is bijgebleven. Verderop in dit artikel vertel ik daarover. Dan wordt ook duidelijk waarom ik het huidige nieuws met andere ogen lees.

Bij het lezen over Ratelbands huidige situatie moest ik denken aan onze Sülün Osman. De een werd beroemd met verhalen waarin hij torens, trams en veerboten van Istanbul aanbood alsof ze van hem waren. De ander verwierf bekendheid door mensen te beloven dat zij hun eigen kracht zouden ontdekken. Voordat ik uitleg waarom die vergelijking bij mij opkwam, neem ik u mee naar dat bekende verhaal uit Istanbul…

HOE SÜLÜN OSMAN ISTANBUL AAN DE MAN BRACHT


Osman Ziya Sülün, beter bekend als Sülün Osman. Hij kreeg een vaste plaats in het Turkse collectieve geheugen door verhalen waarin hij openbare gebouwen en vervoermiddelen aanbood alsof ze zijn eigendom waren.

Oudere lezers kennen hem nog wel: Sülün Osman. Zijn echte naam was Osman Ziya Sülün. Hij werd niet alleen bekend door zijn oplichtingspraktijken, maar ook door de verhalen die daaromheen ontstonden.

Het verhaal over de manier waarop hij de Galatatoren probeerde te verkopen, laat zijn werkwijze goed zien. Volgens dat verhaal stond hij voor de toren en vroeg hij geld aan mensen die er foto’s van maakten. Een voorbijganger kon daardoor gemakkelijk denken dat hij de eigenaar was, of in ieder geval bevoegd was om geld te innen.

Op een dag zag een bezoeker van buiten de stad dat gebeuren. Nieuwsgierig vroeg hij: ‘Waarom geven die mensen jou geld?’

Daar was het moment waarop Sülün Osman had gewacht. Hij begon te vertellen: ‘Deze toren is van mij. Wie er een foto van maakt, betaalt mij. Zoals je ziet, komen er voortdurend mensen langs. Als je wilt, verkoop ik hem aan jou. Dan krijg jij voortaan geld van iedereen die een foto maakt!’

Vervolgens schilderde hij in de mooiste kleuren hoe winstgevend dat wel niet was.
Geen winkel openen, geen voorraad inkopen, geen klanten zoeken…
De toren stond er toch al en de mensen kwamen vanzelf om foto’s te maken!
De koper hoefde alleen maar te gaan zitten en het geld in ontvangst te nemen. Een kant-en-klaar bedrijf, midden in Istanbul, dat zonder enige moeite inkomsten opleverde!

De man tegenover hem zag geen stenen toren meer, maar een bezit dat hem iedere dag geld zou opleveren. Zo prees Sülün Osman de Galatatoren, die helemaal niet van hem was, aan met de belofte van een gemakkelijk inkomen.

In de verhalen waarin hij het monument op het Taksimplein, de trams en de veerboten probeerde te verkopen of te verhuren, keert hetzelfde spel terug.

De voertuigen waren echt, de reizigers waren echt en ook de dagelijkse kaartverkoop was echt. De leugen was dat hij de eigenaar was en ze kon doorverkopen. Eerst liet hij de ander dromen van het geld dat die zou verdienen, vervolgens stak hij de prijs van die droom in zijn eigen zak.

Hier ligt voor mij de verbinding met Ratelband. Natuurlijk gaat het om twee verschillende levens, twee verschillende tijdperken en twee verschillende persoonlijke geschiedenissen. Maar de vraag hoe iemand die door een groot publiek wordt bewonderd, omgaat met het vertrouwen dat hij krijgt, blijft in iedere tijd even belangrijk.

VAN GALATA TOT TAKSIM HET TONEEL VAN DE OVERTUIGING


De Galatatoren, een van de bekendste symbolen uit de verhalen over Sülün Osman.

 


Het Republiekmonument op het Taksimplein en de nostalgische tram herinneren aan de verhalen waarin Sülün Osman het gemeenschappelijke bezit van Istanbul aanbood alsof het van hem was.

Wie naar een monument, een toren of een tram kijkt, weet dat niemand die zomaar als zijn eigendom kan verkopen. Toch kan het verlangen naar een mooie opbrengst zo groot worden, dat iemand zijn gezond verstand even opzijzet. De verhalen over Sülün Osman worden ook na al die jaren nog verteld, omdat ze juist die menselijke zwakte zichtbaar maken.

Het toneel waarop mensen tegenwoordig worden overtuigd, is veel groter geworden. Een televisieprogramma, een zaal vol toehoorders, een boekomslag, een slogan die steeds opnieuw klinkt…

Het maakt iemand bekend. Wanneer die bekendheid vervolgens zonder meer wordt aangezien voor betrouwbaarheid, kunnen de vragen die ertoe doen naar de achtergrond verdwijnen.

              BEROEMD GEWORDEN OP GLOEIENDE KOLEN


Op de omslag van zijn boek De Vuurloper staat Ratelband op blote voeten op gloeiende kolen. Zijn eigen boek laat zien hoe centraal het vuurlopen in zijn optredens stond.

Ik herinner mij zijn optredens in Turkije. Ratelband was een opvallende figuur in de wereld van de persoonlijke ontwikkeling en werd aangeprezen met zijn demonstraties van vuurlopen. Hij vertelde mensen hoe ze hun angst konden overwinnen, in zichzelf konden geloven en iets konden ondernemen waarvan ze dachten dat het onmogelijk was. Een tastbare herinnering aan die bekendheid in Turkije is het boek Ateş Üstünde Yürüme, vertaald door Nur Yener en in 2000 uitgegeven door Uma.

Gloeiende kolen, blote voeten en aan het einde het gevoel van een overwinning…

Veel geschikter voor televisie wordt een tafereel niet. De kijker ziet iemand iets doen waar hij eerst bang voor was. Maar daaruit volgt nog niet dat alles wat de trainer zegt waar is, of dat hij in zijn zakelijke relaties altijd betrouwbaar is.

Ik wil het belang van moed en zelfvertrouwen niet kleineren. Mijn bezwaar is dat de moed op het podium wordt gepresenteerd als een bewijs van zakelijke integriteit. Dat iemand over gloeiende kolen kan lopen, biedt geen garantie dat hij ook zijn schulden betaalt. Dat heb ik bij mijn eigen krant ervaren.

DE ONBETAALDE REKENING VAN ONZE KRANT


Emile Ratelband werd in de Nederlandse media niet alleen bekend door zijn podiumoptredens, maar ook door zijn privéleven en opvallende uitspraken.

In de periode tussen eind 2002 en de verkiezingen van 2003 wilde hij uitgebreid adverteren in Avrupa DÜNYA, de krant waarvan ik toen de leiding had. Wij plaatsten zijn advertenties. Wat ik hier uit eigen ervaring kan vertellen, is eenvoudig: het advertentiebedrag werd niet betaald.

Toen ik jaren later het krantenartikel voor mij las, dacht ik niet als eerste aan zijn slogan, maar aan die openstaande rekening. Van iemand die anderen vertelt hoe zij succesvol kunnen worden, mag je verwachten dat hij betaalt voor een dienst die hij afneemt. Daarvoor hoef je niet over vuur te lopen, een zaal op de banken te krijgen of jezelf grootse titels te geven. Je hoeft alleen je rekening te betalen.

Mijn ervaring bewijst niet dat iedere bewering in het huidige nieuws klopt. Ze verklaart wel waarom ik Ratelband met enige afstand bekijk. Het is ook mijn verantwoordelijkheid als journalist om mijn eigen ervaringen duidelijk te onderscheiden van wat anderen beweren.

Het politieke resultaat is in de archieven terug te vinden. Ratelband deed op 22 januari 2003 met een eigen lijst mee aan de Tweede Kamerverkiezingen. Volgens het politieke partijenarchief van de Rijksuniversiteit Groningen kreeg zijn lijst 9.045 stemmen, goed voor 0,09 procent, en geen enkele zetel. Zalen vullen bleek niet genoeg om het vertrouwen van de kiezer te winnen.

Toen de stemmen waren geteld, werd het verschil zichtbaar tussen applaus krijgen voor een slogan en een mandaat krijgen om een land te besturen. Het politieke resultaat van de man die succes verkondigde, bleef ver achter bij zijn eigen beloften.

                     TSJAKKA BETAALT DE REKENINGEN NIET

In het artikel van De Telegraaf van 2 november zien we een Ratelband buiten de schijnwerpers. Volgens de krant stapelen de problemen zich op rond enkele van zijn huurpanden aan de Nieuwstad en de Beijerplaats in Arnhem. Achterstallig onderhoud, energierekeningen en onzekerheid onder de huurders vormen de kern van het bericht.

Volgens het artikel kregen drie huurders in juli gelijk van de rechter, maar werd het energieprobleem desondanks niet opgelost. De krant schrijft dat op enkele panden beslag is gelegd en dat de door de rechter opgelegde dwangsom het maximumbedrag heeft bereikt, omdat de problemen niet werden verholpen. Dat zijn de gegevens die de krant naar voren brengt.

Voor mij is het zwaarste aspect van dit verhaal niet de bekendheid van de eigenaar, maar de situatie van de mensen die in die woningen leven. Na een voorstelling loopt de zaal leeg. Een huurder wordt de volgende ochtend echter weer in hetzelfde huis wakker. Verwarming, elektriciteit en onderhoud zijn geen zaken die je met applaus oplost.

De krant schrijft ook dat zij Brian Lindeborg, die zich bezighoudt met het beheer van de panden en de huurincasso, probeerde te bereiken, maar geen antwoord kreeg. Adviseur Carlo Liefting erkent volgens het artikel dat er achterstanden zijn bij de energiebetalingen en zegt dat er zal worden betaald of een regeling zal worden getroffen. Ook die reactie hoort de lezer te zien, naast de beschuldigingen in het artikel.

 

Thailand en Laos op de kaart, naast Emile Ratelband. De kaart toont de landen die in het nieuws worden genoemd, niet zijn huidige adres.

Het artikel gaat ook in op het mislukte vastgoedproject in Thailand en de beweringen over Russische investeerders. De krant schrijft dat er over enkele miljoenen euro’s wordt gesproken. Dat Ratelband voor investeerders zou zijn gevlucht en in Laos zou verblijven, wordt in het artikel op basis van bronnen gemeld. Zijn huidige adres en de omstandigheden waarin hij leeft, blijven onduidelijk.

Een ander detail dat de krant noemt, is dat Ratelband zijn dochter Minou en zijn zoon Rolls zou hebben gevraagd duizenden euro’s over te maken. Tegelijk zou hij beweren dat zijn kinderen op zijn erfenis uit zijn. Aan de ene kant kinderen die willen weten hoe het met hun vader gaat, aan de andere kant zijn verzoeken om geld en zijn verwijten over de erfenis… Ook de familieverhoudingen van de voormalige succesgoeroe geven, net als zijn financiële situatie, veel stof tot nadenken.

Uit de berichten van oktober blijkt dat zijn kinderen een openbare oproep deden om met hun vader in contact te komen. Shownieuws meldde op 25 oktober bovendien dat adviseur Liefting zei Ratelband voor de camera te kunnen krijgen, maar daarvoor 25.000 euro vroeg. Het nieuwsfeit is hier die uitspraak en dat aanbod. Daaruit alleen kan geen nieuwe beschuldiging van een strafbaar feit worden afgeleid.

Dat familiebezorgdheid en verzoeken om geld in hetzelfde verhaal samenkomen, maakt het des te schrijnender. Tegelijk zou het onrechtvaardig zijn de wens van de kinderen om iets van hun vader te horen, uitsluitend als belangstelling voor zijn erfenis af te doen. In het artikel staan uiteenlopende uitspraken over de bedoelingen van familieleden. Het is niet onze taak die als vaststaande feiten verder te verspreiden.

In 2018 was er nog een ander opmerkelijk hoofdstuk. Ratelband wilde zijn officiële geboortedatum twintig jaar laten opschuiven, zodat hij juridisch twintig jaar jonger zou worden. De rechtbank Gelderland wees dat verzoek op 3 december 2018 af. Je jong voelen is een persoonlijke beleving, je geboorteakte aanpassen is een juridische kwestie. Ook toen bleek een sterke wens de werkelijkheid niet vanzelf te veranderen.

                           NA DE SHOW REST DE REKENING


Een toeristische collage met een veerboot, de Galatatoren en de tram. Ze herinnert aan de band tussen Istanbul en de verhalen over Sülün Osman.

Door de verhalen over Sülün Osman naast het leven van Ratelband te leggen, zeg ik niet dat de een een exacte kopie van de ander is. De legende rond Osman draaide om zijn brutaliteit om dingen te verkopen die niet van hem waren. Ratelband wist zijn zelfvertrouwen tot een groot spektakel te maken. Wat mij aan die twee verhalen doet denken, is de vraag waartoe overtuigingskracht mensen kan brengen.

Zelfs over de dood van Sülün Osman bestaat geen volledige zekerheid. Anadolu Ajansı vermeldt met de nodige terughoudendheid het verhaal dat hij in 1984 in een hotel aan een hartaanval overleed en in een graf voor mensen zonder bekende nabestaanden werd begraven. Er is dus geen reden om van zijn einde een onbetwist verhaal van ellende te maken en het toekomstige lot van een nog levende man in hetzelfde keurslijf te dwingen.

Mijn vraag is concreter: hoe gaat iemand die van succes zijn beroep maakt, om met zijn eigen verantwoordelijkheden? Welk antwoord geeft hij zijn huurder, de krant waarvan hij diensten afnam, zijn familie en zijn investeerder? Kan hij ook zo gemakkelijk praten wanneer hij zelf ter verantwoording wordt geroepen?

Toen jaren geleden de advertenties in onze krant onbetaald bleven, had dat glanzende beeld voor mij al een flinke deuk opgelopen. De twee krantenpagina’s die nu voor mij liggen, brengen die herinnering terug. Maar de les gaat verder dan Ratelband alleen. Ze gaat ook over de vraag wie wij vertrouwen, waarop wij afgaan en waarom.

‘Tsjakka’ roepen is gemakkelijk. Je rekening betalen, een huis opknappen en antwoord geven op vragen: daarmee laat je zien dat je ook doet wat je zegt. Als ik tegenwoordig beoordeel hoe succesvol iemand is, kijk ik vooral daarnaar.

                                                         *************

BEVRIENDE NIEUWSSITES BRENGEN MIJN ARTIKELEN BIJ MILJOENEN LEZERS…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir