Süleyman Koyuncu’nun ısrarlı mücadelesi sonucunda Amsterdam’da Göç Anıtı yükselecek.
“Sömürülmenin anıtı mı olur” diye haklı itirazlara, “Bu anıtlar bir övünme aracı değil, bir hatırlatma biçimidir.” denilebilir.
(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Amsterdam’da savaş sonrası dönemde, kenti emeğiyle ayağa kaldıran misafir işçiler için yapılacak anıt projesi resmiyet kazandı. Uzun yıllara yayılan girişimlerin ardından Amsterdam Belediye Meclisi’nde alınan kararla, “2025 Bahar Bütçesinden” 400 bin euro ayrıldı ve anıtın 2027 yılında tamamlanması hedeflendi.
Bu karar yalnızca bir sanat projesinin başlaması anlamına gelmiyor. Bu karar, yıllardır görünmez kalan emeğin, göçün ve fedakârlığın resmen tanınması anlamına geliyor.
Karaman, İstanbul Kadıköy ve Rotterdam’da daha önce açılan göç anıtlarının oluşturduğu hafıza zincirine Amsterdam’ın da ekleniyor.
Bu projenin arkasında başından beri aynı isim var: DENK Partisi Amsterdam Belediye Meclisi Üyesi Süleyman Koyuncu. Projenin belediye gündemine taşınmasından, toplumsal destek oluşturulmasına kadar geçen süreçte, Koyuncu’nun ısrarlı takibi belirleyici oldu.
MİSAFİR İŞÇİLER AMSTERDAM’IN KURUCULARIYDI
Amsterdam’ın bugünkü refahı yalnızca ekonomik planların ve yerel yatırımların sonucu değil. Limanlarda, fabrikalarda, inşaatlarda, atölyelerde çalışan bir kuşak var bu şehrin arkasında. Anadolu’dan, Fas’tan, İtalya’dan, İspanya’dan, Portekiz’den, Yunanistan’dan ve eski Yugoslavya’dan gelen misafir işçiler.
Onlar bu ülkeye geçici olarak geldiklerini düşündüler. Çoğu yalnızdı. Çoğu dil bilmiyordu. Çoğu en ağır işlerde çalıştı. Ama sonuç değişmedi. Amsterdam’ın büyümesinde ve yeniden yapılanmasında bu insanların emeği belirleyici oldu.
Bugün yapılacak anıt, bu emeğin yalnızca hatırlanması değil, kamusal alanda kalıcı yer bulması anlamına geliyor. Bu yönüyle anıt bir teşekkür olduğu kadar gecikmiş bir vefa borcu olarak görülüyor.
TEKLİFTEN KARARA UZANAN UZUN YOL
Misafir İşçi Anıtı fikri bir gün içinde ortaya çıkmadı. Yıllar süren temaslar, siyasi girişimler ve toplumsal farkındalık çalışmaları sonucunda şekillendi. Süleyman Koyuncu’nun belediye meclisinde defalarca gündeme getirdiği öneri, kamuoyunun desteğiyle büyüdü ve sonunda meclis kararı haline geldi.
Koyuncu’nun temel yaklaşımı netti. Misafir işçiler bu şehrin geçici misafirleri değil, kurucu emekçileridir. Bu gerçek kamusal hafızaya kazınmalıdır.
Bugün gelinen noktada bireysel siyasi çabanın toplumsal karşılık bulduğu nadir örneklerden biri yaşanıyor. Çünkü bu karar bir meclis maddesinden öte, bir kuşağın hikâyesinin kabul edilmesi anlamına geliyor.
BELEDİYE MECLİSİNDE TARİHİ ANLAR
Kararın alındığı toplantı sembolik açıdan güçlü bir buluşmaya sahne oldu. Süleyman Koyuncu’nun öncülüğündeki süreçte toplantıya Belediye Başkan Yardımcısı Touria Meliani, Türkiye’nin Amersfoort Fahri Başkonsolosu Titus Kramer, birinci nesil misafir işçilerden İbrahim Görmez ve Ali Sarı gibi isimler katıldı.
Birinci kuşağın temsilcilerinin meclis salonunda yer alması, alınan kararın yalnızca siyasi değil vicdani bir anlam taşıdığını da ortaya koydu. Çünkü bu kararın gerçek muhatapları, yıllarca fabrikalarda çalışan, çocuklarını memleket hasretiyle büyüten ve çoğu zaman görünmeden yaşayan o insanlar.
AMBTSWONING TOPLANTISI VE TOPLUMSAL DESTEK
Anıt sürecinin önemli aşamalarından biri Ambtswoning’da gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantı oldu. Süleyman Koyuncu, Anissa Bouhassani ve Yasmine Bentoumya’nın girişimiyle düzenlenen programda Touria Meliani ve Araf Ahmadali açılış konuşmaları yaptı.
Marlies van Opheusden, “Plaats van Herinnering” başlıklı toplumsal destek araştırmasını paylaştı. Toplantıya İtalyan, Faslı, Türk, Portekizli, İspanyol, Yunan ve eski Yugoslav topluluklarının birinci kuşak temsilcileri katıldı.
Bu tablo misafir işçilik tarihinin yalnızca bir ülkenin değil, Avrupa’nın ortak hikâyesi olduğunu bir kez daha gösterdi.
TOPLUMSAL DESTEK ARAŞTIRMASI NEYİ GÖSTERDİ
Amsterdam Belediyesi’nin talebiyle yürütülen katılımcı araştırma, anıt fikrinin toplumda güçlü bir karşılık bulduğunu ortaya koydu. Sekiz toplantı, iki kent buluşması ve dokuz saha görüşmesi aracılığıyla 85 kişiye ulaşıldı.
Katılımcılar misafir işçilik tarihinin unutulmasından endişe duyduklarını dile getirdi. Bir anıtın yalnızca sembolik olmayacağı, eğitime katkı sağlayacağı ve kuşaklar arası aktarımı güçlendireceği görüşü öne çıktı.
GURBETİN YÜKÜ VE BİR KUŞAĞIN HİKÂYESİ
Bugün ikinci ve üçüncü kuşak Amsterdamlılar için misafir işçilik çoğu zaman bir aile hatırası gibi anlatılıyor. Ama birinci kuşak için bu bir hayat mücadelesiydi.
Gurbet demek ayrılık demekti. Çocuklarını yıllarca görememek demekti. Dil bilmeden çalışmak demekti. Aynı odada beş kişi kalmak demekti. Memlekete gönderilen paralarla kurulan hayatlar demekti.
Anıtın taşıyacağı anlam da tam burada ortaya çıkıyor. Bu bir heykel değil. Bu bir hikâye. Bu bir hayatın özeti. Bu, emeğin taşlaşmış hali.
ANITIN YERİ VE SANATSAL FORMU NASIL BELİRLENECEK
Önümüzdeki süreçte anıtın yeri, ismi ve sanatsal formu geniş katılımlı görüşmelerle belirlenecek. Bu karar yalnızca bürokratik bir süreçle alınmayacak. Toplumun farklı kesimleri sürece dahil edilecek.
Sanatçının kim olacağı, anıtın hangi mesajı taşıyacağı ve şehrin neresine konumlandırılacağı da bu görüşmelerin ardından netleşecek. Ancak değişmeyecek tek yaklaşım var. Misafir işçilerin hikâyesi Amsterdam’ın ortak hikâyesidir.
SİYASİ BİR PROJEDEN ÖTE TOPLUMSAL BİR HAFIZA İNŞASI
Bu girişim, klasik bir belediye projesi değil. Bu girişim bir hafıza inşasıdır. Çünkü yıllar boyunca göçmen emeği çoğu zaman istatistiklerin ve ekonomik raporların içinde kaldı. İnsan hikâyeleri geri planda kaldı.
Bugün yapılan şey, bu hikâyeleri kamusal alana taşımak. Şehrin merkezine taşımak. Herkesin görebileceği bir noktaya taşımak.
Süleyman Koyuncu’nun ısrarı da tam olarak burada anlam kazanıyor. Bu proje yalnızca bir siyasi hedef değil. Bir kuşağın görünür olma mücadelesi.
Amsterdam’da yükselecek Misafir İşçi Anıtı, geçmişi hatırlatan bir yapı olacak. Ama aynı zamanda geleceğe konuşacak.
Çünkü bu anıt, yalnızca dedelerin ve babaların hikâyesini anlatmayacak. Aynı zamanda bugünün gençlerine şunu söyleyecek. Bu şehirde sizin de emeğiniz var. Bu şehirde sizin de iziniz var.
Ve belki de en önemlisi şu gerçek bir kez daha kabul edilmiş olacak. Misafir işçiler bu şehrin kenarında değil, merkezindedir.
Bu anıt, geç gelen ama güçlü bir adalet duygusunun sembolü olarak Amsterdam’ın hafızasında yerini alacak.
Teşekkür edilen katkı sunanlar: Onno van den Muysenberg, Cigdem Ozcelik, Eva Govan, Havva Betül Çetinkaya, Dok Gerritsen, Asuman Doğan, Sara Aljić, Olivia Tudor, Laura Van Hasselt, Helene de Scharnes, Duygu A., Raquel Kurpershoek, Filip Schriver.
GEÇMİŞTEN BUGÜNE UZANAN ANITLAR ZİNCİRİ
Rotterdam’daki anıt:
Amsterdam’da atılan bu adım, Avrupa ve Türkiye’de daha önce hayata geçirilen göç anıtlarının devamı niteliğinde.
Rotterdam’da savaş sonrası yeniden inşaya katkı sunan birinci kuşak işçiler için yapılan Misafir İşçi Anıtı ve etrafında düzenlenen anma etkinlikleri, bu hafızanın en güçlü örneklerinden biri oldu. Kent yönetimi ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerde, birinci kuşağın emeğinin Rotterdam’ın kimliğinin parçası olduğu vurgulandı.
İstanbul Kadıköy’deki anıt:
Türkiye’de ise İstanbul Kadıköy’de açılan “Umuda Yolculuk” anıtı, Avrupa’ya giden ilk işçi kuşağına adandı. Anadolu’dan yola çıkan insanların bilinmezliğe doğru yaptığı yolculuğu simgeleyen bu anıt, Hollanda’daki Türk kuruluşlarının girişimiyle hayata geçirildi.
Karaman’daki anıt:
Karaman Tren Garı önünde açılan Göç Anıtı ise işçi göçünün 50. yılı anısına dikildi ve
birinci kuşağa “ahde vefa” olarak değerlendirildi.
2018 YILINDAKİ İLK TÜRK GÖÇMEN KAHRAMANLARI PORTRELENMİŞTİ
Amsterdam’da 2018 yılında gerçekleştirilen bir sanat etkinliği kapsamında, Türk göçmen işçileri konu alan dikkat çekici bir çalışma hayata geçirilmişti. Sanatçı Suat Öğüt tarafından hazırlanan “İlk Türk Göçmen ya da Devrimin İsimsiz Kahramanları” başlıklı eser, Türkiye’den Avrupa’ya göç eden ilk kuşağı temsil eden bronz büstlerden oluşuyordu.
Söz konusu çalışma, Public Art Amsterdam programı çerçevesinde sanatseverlerle buluştu. Sergi, Amsterdam Noord bölgesinde bulunan eski NDSM tersanesinin sanatkârlar merkezi olarak düzenlenen alanında açıldı. Kentin endüstriyel geçmişi ile göç hikâyelerini buluşturan bu mekân seçimi, çalışmanın anlamını daha da güçlendirdi.
Projede yer alan büstler, Türkiye’den ekonomik zorunluluklarla Avrupa’ya göç eden ve Hollanda’da “misafir işçi” olarak anılan ilk kuşağa bir saygı duruşu niteliği taşıyordu. Eser, yalnızca bireysel portreleri değil, bir dönemin emeğini, mücadelesini ve görünmeyen hikâyelerini görünür kılmayı amaçladı.
Amsterdam’da o yıllarda hızla değişen kent yapısı ve özellikle Noord bölgesindeki dönüşüm süreci de çalışmanın arka planını oluşturdu. Bir zamanlar işçi göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerin dönüşmesi ve yeni ekonomik dengeler, bu anıtsal çalışmanın verdiği mesajı daha anlamlı hale getirdi.
Sergi, kalıcı bir anıt olarak değil, belirli süreyle kamusal alanda sergilenen bir sanat projesi olarak planlandı. Ancak buna rağmen, Türk göçmenlerin kent tarihindeki yerini hatırlatan en güçlü görsel çalışmalardan biri olarak hafızalarda yer etti.
Bugün Avrupa’nın farklı kentlerinde açılan göçmen işçi anıtları konuşulurken, Amsterdam’da 2018 yılında gerçekleştirilen bu bronz büst çalışması da aynı hafızanın önemli parçalarından biri olarak dikkat çekiyor.
Bu anıtların ortak noktası aynıydı. Hepsi, gurbetin yükünü taşıyan bir kuşağın hikâyesini görünür kılma çabasıydı.
GÖÇ ANITLARI ÜZERİNE BİR NOT
Son günlerde göç anıtlarıyla ilgili olarak bazı okuyuculardan dikkat çekici tepkiler geliyor. “Sömürülen insanların anıtı mı olur?”, “Acıların heykeli dikilir mi?”, “Bu bir övünç değil, bir dramdır” diyenler var. Bu itirazlar, duygusal yönü güçlü ve üzerinde düşünülmesi gereken görüşlerdir.
Göç anıtlarına itiraz edenlerin söyledikleri yabana atılacak sözler değildir. Evet, bu insanların önemli bir bölümü ağır koşullarda çalıştı. Evet, sömürüye uğrayanlar oldu. Evet, yalnızlık, ayrılık ve hasret bu hikâyenin ayrılmaz parçalarıdır. Bu yüzden bazı okuyucuların “Sömürülmenin anıtı mı olur” diye tepki göstermesi anlaşılır bir duygudur.
Ama meseleye yalnızca bugünün duygusuyla bakmak eksik kalır. Çünkü anıtlar sadece başarıları değil, acıları da hatırlatır. Savaşların, sürgünlerin, felaketlerin ve kayıpların da anıtları vardır. Onlar yaşananları yüceltmek için değil, unutulmaması için yapılır.
Misafir işçi anıtları da böyledir. Bu anıtlar bir övünme aracı değil, bir hatırlatma biçimidir. Bir kuşağın hangi şartlarda yaşadığını, neleri göze aldığını, neleri kaybettiğini ve buna rağmen nasıl ayakta kaldığını gelecek nesillere anlatan sessiz tanıklardır.
Bugün bu hikâyeyi yaşayanlar aramızda. Yarın olmayacaklar. Ama onların emeği, fedakârlığı ve bıraktıkları izler şehirlerin dokusunda yaşamaya devam edecek. Anıt dediğimiz şey tam olarak budur. Hafızayı taşlaştırmak.
Gerçekten de birinci kuşağın hikâyesi kolay değildir. Gurbet vardır. Ayrılık vardır. Dil bilmeden çalışmak vardır. En ağır işlerde alın teri dökmek, yıllarca çocuklarından uzak kalmak, çoğu zaman dışlanmak ve yok sayılmak vardır. Bu açıdan bakıldığında “sömürünün anıtı olmaz” diyenlerin haklılık payı olduğu açıktır.
Ama mesele yalnızca buradan ibaret değildir. Anıtlar sadece zaferleri temsil etmez. Acıları da temsil eder. Savaşların, sürgünlerin, felaketlerin ve kayıpların da anıtları vardır. Onlar yaşananları yüceltmek için değil, unutulmaması için yapılır.
Misafir işçi anıtları da bu yüzden önemlidir. Bu anıtlar bir övünç simgesi değildir. Bir hatırlatma biçimidir. Bir kuşağın hangi şartlarda yaşadığını, neleri göze aldığını, neleri kaybettiğini ve buna rağmen nasıl ayakta kaldığını gelecek nesillere anlatan sessiz tanıklardır.
Bugün bu hikâyeyi yaşayanlar hayatta. Yarın olmayacaklar. Ama onların emeği, fedakârlığı ve bıraktıkları izler şehirlerin dokusunda yaşamaya devam edecek. Anıt dediğimiz şey tam da budur. Hafızayı kalıcı hale getirmek.
Belki bugün tartışılır. Belki bugün eleştirilir. Ama yüzyıllar sonra bir çocuk o anıtın önünde durduğunda şu soruyu soracaktır. “Kimdi bu insanlar?” İşte o soru, bütün tartışmalardan daha değerlidir. Çünkü o soru sayesinde bir kuşak yeniden hatırlanacaktır.
***********
İSTANBUL KADIKÖY, KARAMAN EN ROTTERDAM EN NU OOK EEN MIGRATIEMONUMENT VOOR AMSTERDAM
Na een volhardende inzet van Süleyman Koyuncu komt er in Amsterdam een Migratiemonument.
Op de terechte vraag “Kan er een monument zijn voor uitbuiting?” kan het volgende worden gezegd. Deze monumenten zijn geen middel om trots te tonen maar een manier om te herinneren.
İlhan KARAÇAY schreef:
Het project voor een monument voor gastarbeiders die na de oorlog met hun arbeid de stad hielpen opbouwen in Amsterdam heeft een officieel karakter gekregen. Na jarenlange initiatieven werd in de gemeenteraad van Amsterdam besloten om uit de “voorjaarsbegroting van 2025” een bedrag van vierhonderdduizend euro vrij te maken en het doel is om het monument in 2027 te voltooien.
Dit besluit betekent niet alleen het begin van een kunstproject. Het betekent ook dat arbeid, migratie en opoffering die jarenlang onzichtbaar bleven officieel worden erkend. Aan de keten van herinneringen die eerder werd gevormd door migratiemonumenten in Karaman, Istanbul Kadıköy en Rotterdam wordt nu ook Amsterdam toegevoegd.
Achter dit project staat vanaf het begin dezelfde naam. Süleyman Koyuncu, gemeenteraadslid in Amsterdam namens de partij DENK. Van het agenderen van het project tot het creëren van maatschappelijk draagvlak speelde zijn volhardende inzet een doorslaggevende rol.
GASTARBEIDERS WAREN MEDEGRONDLEGGERS VAN AMSTERDAM
De huidige welvaart van Amsterdam is niet alleen het resultaat van economische plannen en lokale investeringen. Achter deze stad staat ook een generatie die werkte in havens, fabrieken, bouwplaatsen en werkplaatsen. Gastarbeiders uit Anatolië, Marokko, Italië, Spanje, Portugal, Griekenland en het voormalige Joegoslavië.
Zij dachten dat zij tijdelijk naar dit land kwamen. Velen waren alleen. Velen spraken de taal niet. Velen werkten in de zwaarste omstandigheden. Maar het resultaat veranderde niet. Hun arbeid speelde een bepalende rol in de groei en wederopbouw van Amsterdam.
Het monument dat nu wordt gerealiseerd betekent niet alleen dat deze arbeid wordt herinnerd maar ook dat zij een blijvende plaats krijgt in de publieke ruimte. In dat opzicht wordt het monument gezien als een dankbetuiging en tegelijk als een laat ingeloste plicht van loyaliteit.
EEN LANGE WEG VAN VOORSTEL NAAR BESLUIT
Het idee van een gastarbeidersmonument ontstond niet op één dag. Het kreeg vorm na jaren van contacten, politieke initiatieven en inspanningen om maatschappelijk bewustzijn te creëren. Het voorstel dat Süleyman Koyuncu herhaaldelijk in de gemeenteraad naar voren bracht groeide met steun van het publiek en werd uiteindelijk een officieel raadsbesluit.
De benadering van Koyuncu was duidelijk. Gastarbeiders zijn geen tijdelijke gasten van deze stad maar arbeiders die hebben bijgedragen aan haar fundament. Deze werkelijkheid moet in het publieke geheugen worden vastgelegd.
Wat vandaag zichtbaar wordt is een zeldzaam voorbeeld waarbij individuele politieke inzet een maatschappelijke weerklank krijgt. Dit besluit betekent meer dan een raadsagendapunt. Het betekent de erkenning van het verhaal van een hele generatie.
HISTORISCHE MOMENTEN IN DE GEMEENTERAAD
De vergadering waarin het besluit werd genomen had een sterke symbolische betekenis. In het proces onder leiding van Süleyman Koyuncu namen onder anderen deel wethouder Touria Meliani, de honorair consul van Turkije in Amersfoort Titus Kramer en vertegenwoordigers van de eerste generatie gastarbeiders zoals İbrahim Görmez en Ali Sarı.
De aanwezigheid van vertegenwoordigers van de eerste generatie in de raadszaal liet zien dat dit besluit niet alleen een politieke maar ook een morele betekenis heeft. De echte betrokkenen zijn immers de mensen die jarenlang in fabrieken werkten, hun kinderen opvoedden met heimwee naar het thuisland en vaak onzichtbaar leefden.
BIJEENKOMST IN DE AMBTSWONING EN MAATSCHAPPELIJK DRAAGVLAK
Een belangrijke fase in het proces was de breed opgezette bijeenkomst in de Ambtswoning. Op initiatief van Süleyman Koyuncu, Anissa Bouhassani en Yasmine Bentoumya hielden Touria Meliani en Araf Ahmadali de openingswoorden.
Marlies van Opheusden presenteerde het onderzoek naar maatschappelijk draagvlak met de titel Plaats van Herinnering. Vertegenwoordigers van de eerste generatie uit Italiaanse, Marokkaanse, Turkse, Portugese, Spaanse, Griekse en voormalige Joegoslavische gemeenschappen namen deel.
Dit beeld liet opnieuw zien dat de geschiedenis van gastarbeid niet alleen het verhaal is van één land maar een gedeelde Europese geschiedenis.
WAT TOONDE HET ONDERZOEK NAAR MAATSCHAPPELIJK DRAAGVLAK
Het participatieve onderzoek dat op verzoek van de gemeente Amsterdam werd uitgevoerd liet zien dat het idee van een monument brede steun in de samenleving vindt. Via acht bijeenkomsten, twee stedelijke ontmoetingen en negen veldgesprekken werden vijfentachtig mensen bereikt.
Deelnemers gaven aan bezorgd te zijn dat de geschiedenis van gastarbeid vergeten raakt. Het idee dat een monument niet alleen symbolisch zal zijn maar ook zal bijdragen aan educatie en overdracht tussen generaties kwam sterk naar voren.
DE LAST VAN HET LEVEN IN DEN VREEMDE EN HET VERHAAL VAN EEN GENERATIE
Voor tweede en derde generatie Amsterdammers wordt gastarbeid vandaag vaak verteld als een familieherinnering. Voor de eerste generatie was het een strijd om te leven.
Leven in den vreemde betekende scheiding. Het betekende je kinderen jarenlang niet kunnen zien. Het betekende werken zonder de taal te kennen. Het betekende met vijf mensen in één kamer wonen. Het betekende levens opbouwen met geld dat naar het thuisland werd gestuurd.
Daar ligt ook de betekenis van het monument. Dit is geen beeldhouwwerk. Dit is een verhaal. Dit is een samenvatting van een leven. Dit is arbeid die in steen wordt vastgelegd.
HOE WORDEN LOCATIE EN KUNSTVORM VAN HET MONUMENT BEPAALD
In de komende periode worden locatie, naam en artistieke vorm van het monument bepaald via brede consultaties. Deze beslissing zal niet uitsluitend via een bureaucratisch proces worden genomen. Verschillende delen van de samenleving zullen worden betrokken.
Wie de kunstenaar wordt, welke boodschap het monument draagt en waar het in de stad wordt geplaatst zal na deze gesprekken duidelijk worden. Eén benadering zal echter niet veranderen. Het verhaal van de gastarbeiders is het gezamenlijke verhaal van Amsterdam.
MEER DAN EEN POLITIEK PROJECT MAAR EEN BOUW VAN MAATSCHAPPELIJK GEHEUGEN
Dit initiatief is geen klassiek gemeentelijk project. Het is een opbouw van collectief geheugen. Jarenlang bleef migrantenarbeid vooral zichtbaar in statistieken en economische rapporten. Menselijke verhalen bleven op de achtergrond.
Wat vandaag gebeurt is het naar de publieke ruimte brengen van deze verhalen. Naar het centrum van de stad. Naar een plek die iedereen kan zien.
Daar krijgt ook de volharding van Süleyman Koyuncu betekenis. Dit project is niet alleen een politiek doel. Het is de strijd van een generatie om zichtbaar te worden.
LAAT MAAR KRACHTIG GEVOEL VAN RECHTVAARDIGHEID
“De gedenksteen van Amsterdam die de herinnering aan migratie levend zal houden, is nog niet ontworpen. Dit zijn mogelijke monumentontwerpen zoals ik ze mij voorstel.”
Het gastarbeidersmonument dat in Amsterdam zal verrijzen wordt een structuur die het verleden herinnert en tegelijk tot de toekomst spreekt.
Het zal niet alleen het verhaal vertellen van grootvaders en vaders. Het zal ook tegen jongeren van vandaag zeggen. Ook jullie hebben arbeid geleverd in deze stad. Ook jullie hebben sporen achtergelaten.
En misschien wordt vooral deze werkelijkheid opnieuw erkend. Gastarbeiders staan niet aan de rand van deze stad maar in het centrum.
Dit monument zal als symbool van een laat maar krachtig gevoel van rechtvaardigheid zijn plaats krijgen in het geheugen van Amsterdam.
Met dank aan de volgende bijdragen: Onno van den Muysenberg, Cigdem Ozcelik, Eva Govan, Havva Betül Çetinkaya, Dok Gerritsen, Asuman Doğan, Sara Aljić, Olivia Tudor, Laura Van Hasselt, Helene de Scharnes, Duygu A., Raquel Kurpershoek, Filip Schriver.
MONUMENTENKETEN VAN HET VERLEDEN NAAR HET HEDEN
Monument in Rotterdam:
De stap in Amsterdam is een voortzetting van migratiemonumenten die eerder in Europa en Turkije tot stand kwamen.
Het gastarbeidersmonument in Rotterdam en de herdenkingsactiviteiten eromheen vormden een van de krachtigste voorbeelden van dit geheugen. Tijdens bijeenkomsten met deelname van stadsbestuur en maatschappelijke organisaties werd benadrukt dat de arbeid van de eerste generatie deel uitmaakt van de identiteit van Rotterdam.
Monument in İstanbul Kadıköy:
In Turkije werd in Istanbul Kadıköy het monument Reis naar Hoop geopend en opgedragen aan de eerste generatie arbeiders die naar Europa vertrok. Het symboliseert de reis van mensen uit Anatolië naar het onbekende en werd gerealiseerd op initiatief van Turkse organisaties in Nederland.
Monument in Karaman:
Het migratiemonument voor het station van Karaman werd geplaatst ter gelegenheid van vijftig jaar arbeidsmigratie en werd gezien als een teken van loyaliteit aan de eerste generatie.
IN 2018 WERDEN DE EERSTE TURKSE MIGRANTEN ALS HELDEN GEPORTEERD
In Amsterdam werd in 2018 in het kader van een kunstproject een opvallend werk gerealiseerd over Turkse migrantenarbeiders. Het werk van kunstenaar Suat Öğüt met de titel De eerste Turkse migrant of de naamloze helden van de revolutie bestond uit bronzen bustes die de eerste generatie uit Turkije vertegenwoordigen.
Het project werd gepresenteerd binnen het programma Public Art Amsterdam. De tentoonstelling vond plaats in het voormalige NDSM scheepswerfgebied in Amsterdam Noord dat was ingericht als kunstcentrum. De keuze voor deze locatie die het industriële verleden van de stad verbindt met migratieverhalen versterkte de betekenis van het werk.
De bustes waren een eerbetoon aan de eerste generatie die om economische redenen naar Europa trok en in Nederland als gastarbeiders werd aangeduid. Het werk wilde niet alleen individuele portretten tonen maar ook arbeid, strijd en onzichtbare verhalen zichtbaar maken.
De snelle stedelijke veranderingen in Amsterdam en vooral de transformatie van Amsterdam Noord vormden de achtergrond van dit project. Wijken waar ooit veel arbeidsmigranten woonden veranderden en nieuwe economische verhoudingen ontstonden waardoor de boodschap van het werk nog betekenisvoller werd.
De tentoonstelling was niet bedoeld als permanent monument maar als tijdelijk kunstproject in de publieke ruimte. Toch bleef het een van de krachtigste visuele herinneringen aan de plaats van Turkse migranten in de geschiedenis van de stad.
Wanneer vandaag migrantenmonumenten in verschillende Europese steden worden besproken valt ook dit bronzen project uit 2018 in Amsterdam op als een belangrijk onderdeel van hetzelfde geheugen.
Het gemeenschappelijke punt van al deze monumenten was duidelijk. Zij wilden het verhaal zichtbaar maken van een generatie die de last van het leven in den vreemde droeg.
EEN OPMERKING OVER MIGRATIEMONUMENTEN
De laatste tijd komen er opvallende reacties van sommige lezers over migratiemonumenten. Er zijn mensen die zeggen: kan er een monument zijn voor mensen die werden uitgebuit, kan er een beeld worden opgericht voor pijn, dit is geen trots maar een drama. Deze bezwaren hebben een sterke emotionele lading en verdienen aandacht.
De woorden van mensen die bezwaar maken tegen migratiemonumenten kunnen niet zomaar terzijde worden geschoven. Ja, een groot deel van deze mensen werkte onder zware omstandigheden. Ja, er waren gevallen van uitbuiting. Ja, eenzaamheid, scheiding en heimwee zijn onlosmakelijke onderdelen van dit verhaal. Daarom is het begrijpelijk dat sommigen reageren met de vraag of er wel een monument kan zijn voor uitbuiting.
Maar alleen kijken vanuit het gevoel van vandaag is onvoldoende. Monumenten herinneren niet alleen aan successen maar ook aan pijn. Er bestaan monumenten voor oorlogen, ballingschap, rampen en verliezen. Zij worden niet gebouwd om gebeurtenissen te verheerlijken maar om ze niet te vergeten.
Zo moeten ook gastarbeidersmonumenten worden gezien. Zij zijn geen symbool van trots maar een manier van herinneren. Zij zijn stille getuigen die aan toekomstige generaties vertellen onder welke omstandigheden een generatie leefde, wat zij durfde, wat zij verloor en hoe zij ondanks alles bleef staan.
Vandaag leven de mensen die dit verhaal meemaakten nog onder ons. Morgen zullen zij er niet meer zijn. Maar hun arbeid, hun opoffering en hun sporen zullen in de structuur van de steden blijven voortleven. Dat is precies wat een monument is. Het vastleggen van herinnering in steen.
Misschien wordt er vandaag over gediscussieerd. Misschien wordt er vandaag kritiek geuit. Maar wanneer over eeuwen een kind voor dat monument staat zal het vragen: wie waren deze mensen. Die vraag is waardevoller dan alle discussies. Want dankzij die vraag zal een generatie opnieuw worden herinnerd.