KONYA’YI ANLATMAK İÇİN EHLİNDEN ÖĞRENMEK LAZIM.

İlhan KARAÇAY yazdı…

Konya’yı çeşitli kalemlerden okumuş ve de çeşitli görüntülerle tanımışızdır.

Konya, çoğumuzun hatırasında, ‘tutucu’ bir kent olarak canlanmaktadır. Benim Hollandalı eşim bile Konya’yı aynı minvalde hatırlamaktadır. Taaa ki, geçen yıl (2016) Marmaris’ten Mersin’e giderken Konya’ya uğrayarak geçmemize kadar.
Konya’yı geçerken gördüğümüz manzara karşısında şaşıran eşim, ‘Muhteşem bir şehir, muhteşem bir yapılaşma, muhteşem bir temizlik ve muhteşem bir medeni görüntü’ diye mırıldanmıştı. ‘Mırıldanma, yüksek sesle söyle’ dediğim eşim, bu görüşünü aylarca her yerde vurguladı.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Veis-Konya 25 Temmuz 2017 (1).JPG Konya'nın Temmuz ayı ihracat rakamı

Konya, konakladığım Dedeman oteli ile birlikte, yeni yapılanması ile modern bir kent haline gelmiş.

Şahsen ben Konya’ya ilk defa yine eşim ile birlikte gitmiştim. Yıl 1972’ydi. O zaman Mevlana türbesini, Meram’ı gezmiştik. Aklımızda fazla birşey kalmamıştı.

Konya’ya daha sonra Sultan Havayolları’nın konuğu olarak gitmiştim. Kombasan’ı tanıdığımız yıllarda. Birkaç otel ile değişik bir çehre kazanmıştı Konya…

Konya’ya son gidişim 25 Temmuz 2017 günü oldu.
Mersin’deki eşimi ve çocuklarımı uçak ile Hollanda’ya gönderdikten sonra, ben de tek başıma otomobil ile yola çıkmıştım. Planım çok geniş kapsamlıydı. Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki dostlarımı ziyaret ederek gidecektim. Ama olmadı. Sadece Konya’daki Veyis Güngör dostumu ziyaret edebilmiştim.
Veyis dostum benim için Dedeman Oteli’nde bir suit ayarlamıştı. Otelime yerleştikten 15 dakika sonra Veyis otele gelmişti, Beraberinde ortak dostlarımızdan Mustafa Gök vardı.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (22).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (1).JPG

Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar bizi hararetle karşıladı ve makamında misafir etti & Konya’nın en çok ziyaretçi çeken Meram tepesinden kuş bakışı

‘Nereye gidiyoruz?’ diye sorduğum zaman, ‘Konya’yı gezmek için profesyonel rehberlere ihtiyaç var. Konya amatörlerle gezilmez’ dediler ve Konya İl Turizm Müdürlüğü’ne doğru yol aldılar. Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar bizi hararetle karşıladı ve makamında misafir etti. Daha sonra en iyi protokol rehberlerden Osman Sağ çağırdı ve bize eşlik etmesini söyledi. Rehber Sağ bizi önce Mevlana Müzesi’ne götürdü. Daha önce anlamsız bir şekilde gezip gördüğümüz Mevlana Müzesi’ni şimdi çok anlamlı bir şekilde gezmeye başladık. Rehber Osman Sağ müzedeki tüm detayları bize iki saat boyunca uzun uzun anlattı. Ben de size Mevlana’yı anlatmadan önce, önemsiz birkaç anı anlatayım:

Mevlana Müzesi’nden çıktıktan sonra Veyis Güngör’ün okul arkadaşı Osman Güzel ile buluştuk. Sonra hep birlikte Konya’nın en eski yerleşim birimlerindenen, Mevlana Celaleddin döneminde Hıristiyanların yaşadığı Sille’ye gittik. İkindi vaktinde vardığımız Sille’de bizi daha yeni restarosyandan geçmiş Aya Eleni Kilise’si karşıladı.Yerli ve yabancı turistler bu kiliseyi ziyaret ediyorlardı. Veyis Güngör, Sille sokaklarını gezerken, ‘Mevlana Celaleddin Rumi’nin zaman zaman şehir dışına çıkıp, Sille’ye geldiği ve burada Hıristiyan rahiplerle fikir alışverişi yaptığını’ söyledi.
İlginç bir konaklama ve mesire yeriydi burası.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Veis-Konya 25 Temmuz 2017 (4).JPG Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (21)

Konya’ya gidenleri, etli ekmek yedirmeden bırakmıyorlar & Veyis Güngör ile Sille’yi de ziyaret ettik.

 

Daha sonra Meram Yaka yolu üzerindeki Konya’nın meşhur Etli Ekmeği’ni en iyi yapan ve servis eden lokantaya gittik. Akşam üzeri de Meram’a çıktık ve onbinlerce insanın dolurduğu Meram’da unutulmaz bir akşam yaşadık. Meram’da Tavusbaba’ya çıktık. Konya’nın meşhur tatlısı höşmerim yedik. Akşam ilerleyen saatlerde gece Konya’yı en güzel şekilde seyredilen Akyokuş tepesinde de kahvelerimizi içtik. Akyokuş tepesi de çok kalabalıktı. Saat bir hayli ilerlemişti, değerli dostlar Mustafa Gök, Osman Güzel ve Veyis Güngör’e veda ederek, istirahata çekildim.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (3).JPG

Mevlana Müzesi ve türbesi, Türkiye’nin en çok turizt çeken yerlerinden biridir. Turizm Müdürlüğü’nün protokol rehberlerinden Osman Sağ (sağda), Mevlana Müzesini bize iki saat anlattı

MEVLANA

“Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!”
dizesi ile tüm dünyanın takdirini kazanmış olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan‘ın Belh bölgesinde, Afganistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuş. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Fars Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır.

Babası, “alimlerin sultânı” unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’dir. Babasına Sultânü’l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır. Etnik kökeni tartışmalı olup; FarsTacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (11).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (14).JPG

Mevlânâ, dönemin İslâm kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alîmlerin Sultânı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled‘in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya‘ya gelen Seyyid Burhaneddin‘in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir.
1273 yılında vefat etmiştir.

Mevlânâ, yazdığı Mesnevî adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir. Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh’e nispettir. Lakabı Celâleddin’dir.
“Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ’ya babası tarafından takılmıştır ve “sultan” manasına gelmektedir. Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu’ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir. Ayrıca müderrisliği nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı.

MEVLANA MÜZESİ

Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı’nın yeri, Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna’nın babası Sultânü’l-Ulemâ Bâhaeddin Veled’e hediye edilmiştir.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.

Sultânü’l-Ulemâ’nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna’ya müracat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur” diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled Mevlâna’nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. “Kubbe-i Hadra” (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin’e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (5).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (4).JPGMevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında “Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi” adı altında müze olarak hizmete başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş ve müzenin adı “Mevlâna Müzesi” olarak değiştirilmiştir.

Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır.

Müzenin avlusuna “Dervîşân Kapısı” ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi’nden sonra, Üçler Mezarlığı’na açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır.

Avluya Yavuz Sultan Selim’in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile “Şeb-i Arûs” havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır.

Tilâvet Odası

Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur’an-ı Kerim’i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur’an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır.

Hat Dairesi’nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud’un yazdığı altın kabartma bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi’nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami’ye ait Farsça beyitte şöyle denilmektedir.
Kabetü’l-uşşâk bâşed in mekam
Her ki nakıs amed incâ şod temam
(Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır)

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (10).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (8).JPG

Huzûr-ı Pîr (Türbe)

Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa’nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna’nın meşhur eserlerinden Mesnevi’nin, Divân-ı Kebir’in en eski nüshaları sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.

Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han için yapılmış nisan tası sergilenmektedir.

Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna’nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması açısından mühimdir. 1. levha Türkçedir ve şöyledir;
“Ya olduğun gibi görün
Ya göründüğün gibi ol”

2. levha ise Mevlana’nın Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi şöyledir;
“Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da yine gel!”

Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babası Bahaeddin Veled’in soyundan gelme, 10’u hanımlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır. Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır.

Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna’nın ve oğlu Sultan Veled’in mezarları yer almaktadır. Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır. Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (17).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (18).JPG
Halen Mevlâna’nın babası Bahaeddin Veled’in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin “oğlu gelince babası ayağa kalkmış” dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup, 1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır. Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled’in mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna’nın babasının mezarının üzerine konulmuştur.

Semâhâne

Semâhâne bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Semâhâne’de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam etmiştir. Semâhâne’de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne’nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.

Mescid

Mescide çerağ kapısından girilir. Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapı ile geçişler vardır. Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir.

Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.

Halı Kumaş Bölümü – Derviş Hücreleri

Mevlâna Dergâhı’nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır.

Bu hücrelerden giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır. Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (12).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (2).jpg

En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder’in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir.

Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli’ne bağlı, Ladik, Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir.

Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergilenmektedir.

Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (7).JPG Description: C:\Users\Ilhan\Desktop\Fotograflar aug-2017\Mevlana ziyareti-Koya 25 Temmuz 2017 (15).JPG

Matbah Bölümü

Matbah müzenin güneybatı köşesinde yer alır. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından yaptırılmıştır. Dergâhın müzeye dönüştürülüğü 1926 yılına kadar yemek ihtiyacı burada karşılanıyordu.

1990 yılında yapılan onarımlardan sonra bu bölümün teşhir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapılmıştır. Matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Matbahın diğer işlevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayı saka postu üzerinde otururken, semâ talim çivisi yanında ise semâ dedesinin can tabir edilen Mevlevî derviş adayına semâ talim ettirişi anlatılmaya çalışılmıştır.