İlhan KARAÇAY yazdı:

‘Mersin’ denince, akla ilk gelenler arasında yer alan narenciye,sebze ve meyve, tantuni, Liman, Ataş Rafineri, taşımacılık, gübre sanayi gibi niteliklerin dışında, iki de efsane isim vardır.
Bu iki isimden biri Dondurmacı Halil, diğeri de Tatlıcı Emin Usta’dır.
Dondurmacı Halil, önce dondurmasıyla, daha sonra da cezeriye adı verilen tatlı-lokum-macun karışımıyla meşhurdur.
Tatlıcı Emin Usta ise, önce peynirli kadayıfı, daha sonra da kadayıf, baklava ve kerebiç ile ünlüdür.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta portre.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta.jpg

Emin Usta’nın tatlıcılığının yanında iyi bir olta balıkçısı olduğunu herkes bilirdi. Tekne ile çıktıklşarı balık avları sırasında, hava bozulmadan önce, ‘Beyler balık avına doyum olmaz, hava da bozacak gibi, oltalarımızı toplayalım ve gidelim’ şeklindeki sözü, pek çok kişinin diline pelesenk olmuştu.
Bir yerde fazla oturulduğunu hissedenler hep, ‘Balık avına doyum olmaz, toparlanalım ve gidelim’ tekerlemesini söylerdi.

Emin Usta’nın yaptığı tatlılar arasında yer alan peynirli kadayıf, kırılmış tel kadayıf ve tuzsuz peynir ile yapılan bir tatlı çeşididir. Türkiye’nin pek çok yerinde açılan şubelerde bu tatlı çeşidi çok beğenilmiştir.
Peynir ile yapılan kadayıflardan biri de Hataylılar’ın yaptığı künefedir. Ne var ki, Hataylılar’ın yaptığı künfe ile, Emin Usta’nın yaptığı peynirli kadayıf arasında hem lezzet ve hem de görüntü farklılığı vardır.
Ben şahsen bu ikisinden peynirli kadayıfı tercih ediyorum.

Son kez geldiğim Mersin’de, peynirli kadayıf yeme isteği ile mücadele ediyordum. Doktorlar ‘şekerin sınırda’ diyorlardı. Ama nefis işte, dayanamadım ve Emin Usta’nın tatlıcı dükkânına gittim. Otomobilimi park edip dükkâna yürürken gördüğüm manzara içimi burktu. Zira, eskiden Tatlıcı Emin Usta yazılı olan tabelada bu kez ‘Künefeci Emin Usta’ yazıyordu. İçeri girer girmez, ‘Emin Usta’nın kemikleri sızlıyordur şimdi. Nedir bu künfe adı’ diye seslendim. Çocuklardan biri, ‘Hangi kemik sızlayacak abi, Emin Usta ölmedi ki. Yaylada keyif sürüyor’ deyince, Emin Usta’nın yaşamakta oluşuna sevindim. Sonra da özür diledim. Zira ben Emin Usta’nın vefat ettiği şeklinde bir haber almıştım.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta 2.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Künefeci Emin Usta 3.jpg

Tatlı salonunu işletenler ile, künefe mi, peynirli kadayıf mı tartışmasını sürdürdük.
Sonunda ben yine de, ‘Emin Usta’ya selamımı iletin, bu künefe adını peynirli kadayıf ile değiştirmesini istediğimi belirtin’ dedim.

Bakalım, Emin Usta benim bu konudfaki hassasiyetimi değerlendirecek mi?

DONDURMACI HALİL

Dondurmacı Halil bir başka efsanedir.
O’nu gençlik yıllarımdan tanırım.
Kardeşi ile birlikte bir el arabasında sattıkları dondurmaları külah içinde seve seve yerdik.
İki kardeş, el arabasındaki işlerini daha sonra bir dükkân ile geliştirdiler.
Dükkân sahibi olunca, dondurmanın yanında cezeriye adlı tatlı-lokum-macun karışımını piyasaya sürdüler. Yiyenlerin kondüsyonunu yükselttiği söylenen bu tatlı çeşidine ‘Seks macunu’ adı da yakıştırıldı. İstanbul’da yapılan bir yarışmada, cezeriye ile bir altın madalya kazanan Dondurmacı Halil,

daha sonra açtığı şubeler ile çok popüler olmuştu.
Şimdi rahmetli olan Dondurmacı Halil’e tanrıdan rahmet diliyorum.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil portre (1).jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil.jpg

Bakınız Sedat Erden, Dondurmacı Halil hakkında neler yazmış:
O yıllarda şimdiki karısına âşık olmuştu. Kızcağız da onu sevmiş ama ailesi kızlarını bu yoksul dondurmacıya vermek istemediklerinden sonunda ona kaçmıştı. Mahalleli, sevgilisine terlikle kaçan bu kızı hem kınamış, hem de ömür boyu açlık çekeceği için ona acımıştı. Ama yanıldıklarını kısa sürede anladılar. Zeki, çalışkan, becerikli bir gençti Halil, ekmeğini taştan çıkarıyordu. Askere gittiğinde bile oralarda para kazanıp karısına yolluyordu. Dönünce ağabeyi ile birlikte borçlanarak Silifke Caddesinde “DONDURMACI HALİL PASTANESİ”ni açtı. İşte bu hayatının dönüm noktası oldu. Tanrı ona “Yürü ya kulum!” demişti. Ünü önce Mersin’e sonra bütün Çukurova’ya yayılmıştı.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\Dondurmacı Halil 2.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\DJRVEOfWAAEx9dj.jpg C:\Users\Ilhan\Desktop\Eylul ayına girecekler\un5978.jpg
Pastanenin imalathanesi bir fabrika gibi çalışır olmuştu. Yaptığı tatlılar çok revaçtaydı, hele ‘cezerye’ denilen havuç tatlısını insanlar başka şehirlerden gelerek alıyorlardı. Mersin’e gelen her ziyaretçi geri dönerken sanki göreviymiş gibi mutlaka pastaneye uğrar, paket paket hediyelik tatlı alırdı. İstanbul’daki bir gıda fuarında aldığı altın madalya ününü bütün yurda yaydı. Mersin’in tanınmış simalarından biriydi artık. Üstünde sadece “Dondurmacı Halil” yazılı bir mektup postacı tarafından hemen getirilip ona teslim edilirdi. Mersin bir deniz kenti olduğundan askeri gemiler sık sık buraya demir atardı. Dondurmacı Halil deniz subaylarının da dostluğunu kazanmıştı; pastanesine gelen subaylardan para almaz, gemilere de paket paket tatlı gönderirdi. Hatta Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında subayların maaşları bir süre aksadığında, güç durumda kalıp tefecilere başvurmayı düşünen subayların yardımına kendisi koşmuş, maaşlarını, sonra ödenmek üzere, kendisi ödemişti. O harekâta katılan komandolara da kumanya, yiyecek ve tatlı yollamıştı.

Mazbut bir adamdı. Ne içki ne de kumar bilirdi, sigara bile içmezdi. Dini bütün biri olduğundan kadınlara yan bakmayı aklına bile getirmezdi. Elli yıl sonra, kendisi dede karısı da artık nine olmuşken, karısına hâlâ “sevgilim” diye hitap ederdi.

Halil’in kökeni Tunus’a dayanıyordu. Babası Osmanlı ordusunda er olarak savaşmış, ordu dağılıp imparatorluk çökünce de kendini Mersin’de bulmuştu. Bir fırında işçi olarak çalışırken, bir Arap ailenin kızı ile evlenmiş, böylece Mersin’de yerleşip kalmıştı. İlk çocuğu olan Halil ilkokul birinci sınıftayken yoksulluktan okulu bırakıp çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalmıştı. Bunu bir eksiklik olarak değil de, tersine, bir övünç vesilesi gibi anlatırdı. Tahsilini soranlara o mizahi üslubuyla: “Tahsilim mi? İlkokul birden terk! Öyle şeylerle zaman kaybetmedim, çok şükür… ” derdi. Ona bu özgüveni veren bol gelir sağlayan dükkânı, emrinde çalışan onlarca kişi ve pek geniş çevresiydi. Özellikle denizci subaylar arasında pek sevilen biriydi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kemal Kayacan’ın bile yakın dostuydu. Anlattığına göre, Paşa bir zamanlar Mersin’de görev yapmış, dostlukları o zamana dayanıyormuş. Bir gün dükkânına gelmiş, canı pek sıkkınmış. Halil: “Ne oldu, paşam?” diye sorunca yakınmaya başlamış. İstanbul’daki ailesine telefon etmek için postaneye gittiğini ( o zamanlar cep telefonları yok tabii), bir saat beklediğini ama yine de görüşemediğini söylemiş. Bunun üzerine Halil, Paşa’dan İstanbul’daki evinin telefon numarasını sormuş. Sonra da dükkândaki telefonu kaldırıp santraldeki memureye: “Kızım bana İstanbul’da şu numarayı bağlar mısın, hemen,” diye rica etmiş. Daha beş dakika geçmeden telefon çalmış. Halil ahizeyi eline almış, santralden, “numaranız hazır, Halil Ağabey!” yanıtını alınca da ahizeyi Paşa’ya uzatmış. Paşa şaşkın bir halde söylenmiş: “Vay canına! Mersin’de Dondurmacı Halil olmak varmış!”

Dondurmacı Halil, daha sonra da Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya ile de dotluğu olduğu öğrenildi. Bu dostluk, Erkaya’nın Mersin’de yüzbaşı olarak görev yaptığı günlere dayanıyordu.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?