Geri
2 Eylül 2026 2026

VEDA EDEN DÖRT DİPLOMATI SİZLER İÇİN KUCAKLADIM

Lahey Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan ile Rotterdam, Amsterdam ve Deventer başkonsolosları, rezidansın bahçesinde düzenlenen ortak buluşmada Hollanda’ya veda etti.

Sevgi Kısacık ve Mahmut Burak Ersoy dört yıllık, Hakkı Emre Yunt ise yaklaşık bir yıllık çalışmalarını anlattı. Aynı akşamda dört ayrı görev döneminin hatıraları buluştu.

Vedanın merkezindeki Büyükelçi Yazgan, Türkler ile Hollandalılar arasındaki ilişkileri ele aldı. Tüm müşavir ve ataşeleri yanına çağırması, gecenin anlamlı görüntülerinden biri oldu.

Daha önce bilgi ve tecrübesiyle güven veren bir “guru” olarak değerlendirdiğim Yazgan’ın Lahey’deki çalışmalarına, eski haberlerimden seçtiğim hatıralarla yeniden baktım.

30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonunun ardından gelen veda buluşması, millî gurur ile ayrılık duygusunu aynı rezidansın bahçesinde buluşturdu.

(Haberin Hollandacası, Türkçe haberin hemen altında.
De Nederlandse versie van het artikel volgt direct onder de Turkse tekst.)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Dört diplomata ortak veda için hazırlanan temsili fotomontaj.

BİR BAHÇEDE DÖRT AYRI VEDA

Diplomatların ve Türk toplumunun temsilcilerinin buluştuğu rezidans bahçesinden bir görünüm.

Değerli Okurlarım,

Hollanda’da geçen uzun gazetecilik hayatım boyunca nice büyükelçi karşıladım, nice başkonsolos uğurladım. Her gelişin bir heyecanı, her ayrılışın da kendine özgü bir hikâyesi oldu. Bu defa ise alışılmış veda buluşmalarından farklı bir akşam yaşadık. Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ile üç başkonsolosumuz, aynı bahçede ve aynı davette dostlarıyla vedalaştılar.

Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy ve daha önce büyükelçilik de yapmış olan Deventer Başkonsolosumuz Hakkı Emre Yunt, Büyükelçi Yazgan ile birlikte bu ortak vedanın dört ismiydi. Kimi dört yıllık görev dönemini tamamlamıştı, kimi ise henüz yaklaşık bir yıldır bulunduğu Hollanda’dan yeni bir görevlendirme nedeniyle ayrılıyordu.

Büyükelçilik rezidansının bahçesinde yapılan buluşmaya çok sayıda diplomat ve Türk toplumunun temsilcileri katıldı. Ben de oradaydım. Bu defa notlarıma tek bir diplomatın vedası değil, Türkiye’nin Hollanda’daki temsilinde sorumluluk üstlenmiş dört ismin ortak uğurlanışı girdi.

Başlıktaki “sizler için kucakladım” sözü, o akşamı okurlarıma anlatmak için seçtiğim samimi bir veda ifadesidir. Haberin başındaki özel olarak hazırlanmış temsili görsel de bu duyguyu taşıyor. O kucaklayışla, şahsım adına kendilerine iyi yolculuklar dilerken, okurlarımla paylaşmak istediğim teşekkür duygusunu da anlatıyorum.

Bir diplomatın ardından yazılacaklar yalnızca görev yaptığı yılların sayısından ibaret değildir. Kurduğu temaslar, insanlarla geliştirdiği ilişkiler ve geride bıraktığı çalışmalar da o sürenin içindedir. Bu nedenle bu vedayı, bir akşamın fotoğraflarıyla birlikte, özellikle Büyükelçi Yazgan hakkında daha önce kaleme aldığım haberlerin hatırlattıklarıyla anlatmak istiyorum.

YAZGAN: “DİPLOMASİ BİR İNSAN İLİŞKİSİ”

Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan, veda konuşmasında Hollanda’da görev yapmanın kendisi için taşıdığı özel anlamı anlattı. Hollandalıların doğrudan konuşan, sonuca odaklanan çalışma kültürünün kendi diplomasi anlayışıyla büyük ölçüde örtüştüğünü belirten Yazgan, bu yaklaşımın burada yürüttüğü çalışmalara uyum sağlamasını kolaylaştırdığını ifade etti.

Konuşmasının dikkat çekici bölümlerinden biri, teknoloji ile diplomasinin insan yönü arasında kurduğu bağlantıydı. Bilgi toplamanın, mesaj hazırlamanın ve analiz yapmanın giderek daha fazla teknolojiyle, özellikle de yapay zekâyla gerçekleştirilebildiğini hatırlatan Yazgan, bütün bu gelişmelerin ortasında insan ilişkilerinin vazgeçilmezliğine işaret etti.

“Diplomasi bir insan ilişkisi. Diplomacy is human relations.”

Yazgan’ın bu kısa cümlesi, konuşmasının ana fikrini de ortaya koyuyordu. Diplomatların işi bilgi toplamak ve mesaj iletmekle sınırlı değildi. Farklı toplumlar ve kurumlar arasında ortak noktalar bulmak, güven oluşturmak ve insani bağlar geliştirmek de bu görevin özünü oluşturuyordu.

Türk toplumu, Hollanda toplumu ve iki ülkenin kurumları arasında önemli bir buluşma noktasında çalıştıklarını belirten Yazgan, Türk ve Hollandalı meslektaşlarıyla birlikte görev yapma imkânını büyük bir şans olarak değerlendirdi.

İKİ ÜLKENİN GELECEĞİ, ÇOCUKLARIN GÜVENİ

Yazgan, Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkilerin geleceğini anlatırken, iki ülke halkının huzurunu ve gelecek kuşakların güvenini öne çıkardı. Birlikte çalışmanın ortak amacını şu sözlerle dile getirdi:

“Ortak noktamız Türkiye ve Hollanda’nın geleceğinin parlak olması. Ortak noktamız Türk ve Hollanda milletlerinin dünyada huzur, barış, refah içinde etkileşerek yaşaması. Ortak noktamız çocuklarımıza kendi değerlerimizin daha iyi aktarılabildiği, onların da geleceğe daha güvenle bakabildiği bir ortam kurmak.”

HER GÖREV DÖNEMİ, BİR SONRAKİNE BIRAKILAN EMEKTİR

Rezidans bahçesinde veda konuşmalarını izleyen konuklar.

Yazgan’ın iki ülkenin geleceğine ilişkin sözlerinde, diplomatik ilişkilerin günlük hayatımıza uzanan tarafı da vardı. İki ülke arasındaki bağların güçlenmesi, ailelerin huzuru, çocukların kendi değerlerini tanıyarak yetişmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesiyle birlikte ele alınıyordu.

Büyükelçi Yazgan’ın üzerinde durduğu bir başka konu da devlette devamlılıktı. Görevler değişse de çalışmaların süreceğini belirten Yazgan, her diplomatın kendisinden önce yapılanlara katkıda bulunduğunu, ardından bu birikimi yeni gelenlere devrettiğini anlattı.

Herkesin bir taş, bir tuğla koyarak ortak yapıyı geliştirdiğini ifade eden Yazgan, kendilerinin de bugüne kadar bu anlayışla çalıştıklarını, kendilerinden sonra gelecek diplomatların da aynı sorumlulukla görev yapacaklarını söyledi. Türk toplumundan, yeni görevlilere de destek vermesini ve iş birliğini sürdürmesini istedi.

Yazgan, büyükelçilerin ve başkonsolosların bu görevleri tek başlarına yürütmediğini de özellikle hatırlattı. Devletin farklı kurumlarının ve temsilcilerinin katkısıyla gerçekleşen çalışmaların arkasında geniş bir kadronun emeği bulunuyordu.

Büyükelçilikte görev yapan tüm müşavir ve ataşeleri yanına çağırması, bu sözlerin anlamını görünür kılan bir an oldu. O karede, vedalaşan diplomatlarla birlikte, çalışmaların farklı alanlarında sorumluluk üstlenen görevliler de yer aldı.

ÜÇ BAŞKONSOLOSTAN DOSTLUK VE VEFA SÖZLERİ

 

HAKKI EMRE YUNT: ANKARA’YA DÖNÜŞ VE EMEKLİLİK

STOCKHOLM BÜYÜKELÇİLİĞİ'NE HAKKI EMRE YUNT ATANDI

Deventer Başkonsolosu Büyükelçi Hakkı Emre Yunt’un konuşmasında, Hollanda’daki görevine vedanın yanında, meslek hayatında yaklaşan yeni bir dönemin duygusu da vardı. Hollanda görevinin diplomatik kariyerinin son dönemine rastladığını belirten Yunt, kendisine bu ülkede çalışma fırsatı veren Dışişleri Bakanlığına teşekkür etti.

“Sizleri tanıdım, güzel Hollanda’yı gördüm. Yeni dostluklar, yeni arkadaşlıklar geliştirdim. Şimdi de artık Ankara’ya dönüp bir müddet sonra da emekli olma vakti geldi.”

Yunt’un sözleri, uzun bir meslek yolculuğunun sonuna yaklaşan bir diplomatın duygularını taşıyordu. Burada Türk toplumunu yakından tanıdığını ve güzel hatıralar edindiğini anlatan Yunt, dostlukların görev sonrasında da sürmesini temenni etti. Vedaya katılan herkese teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.

MAHMUT BURAK ERSOY: “ÇOK DAHA BÜYÜK BİR ÇEVREYLE BERABER OLDUK”

T.C. Dışişleri Bakanlığı - Amsterdam Başkonsolosluğu - Başkonsolosluk Tarihi ve Önceki Başkonsoloslarımız

Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, yaklaşık dört yıllık Hollanda görevini anlatırken, insanlarla kurulan bağların üzerinde durdu. Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan ile yaklaşık bir yıl birlikte çalıştığını, daha önce de Büyükelçi Selçuk Ünal ile görev yaptığını hatırlatan Ersoy, bu dönemde önemli deneyimler kazandığını belirtti.

“Ben küçük bir aileden geliyorum, bir evin bir çocuğuyum ama bu kadar çok tanıdığımız arkadaşımız, dostumuz önceki tayinlerimizde bile yoktu. Burada çok daha büyük bir çevreyle beraber olduk. Bundan büyük memnuniyet duydum.”

Vatandaşların ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak için ellerinden geleni yaptıklarını belirten Ersoy, iş dünyasıyla, sanatçılarla, öğrencilerle, gençlerle ve kadınlarla gerçekleştirilen etkinliklerin her birinin kendileri için ayrı bir değer taşıdığını ifade etti. Görev döneminde atılan temellerin, bundan sonra sorumluluk üstlenecek diplomatların katkılarıyla daha da geliştirileceğine inandığını söyledi.

SEVGİ KISACIK: “İNŞALLAH GÜZEL ANILAR BIRAKMIŞIZDIR”

Sevgi KISACIK - Consul General of Türkiye in Rotterdam | LinkedIn

Rotterdam Başkonsolosu Sevgi Kısacık’ın veda konuşmasında, birlikte çalışmanın memnuniyeti ve geride güzel hatıralar bırakma dileği öne çıktı. Türk toplumundan gördükleri desteğin önemini vurgulayan Kısacık, yapmak istedikleri çalışmaların en azından bir bölümünü gerçekleştirmiş olmayı umduğunu belirtti.

“İnşallah güzel anılar bırakmışızdır.”

Bu kısa ve içten cümleyle duygularını dile getiren Kısacık, görev süresince temelleri atılan çalışmaların, bayrağı devralacak yeni diplomatlarla birlikte geliştirilmesini ve daha ileriye taşınmasını temenni etti. Kendilerine destek veren Türk toplumuna teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.

DAHA İLK HAFTALARDA DİKKATİMİ ÇEKMİŞTİ


Büyükelçi Yazgan’ın Türk basınıyla yaptığı toplantı.

Fatma Ceren Yazgan’ı yalnızca veda ederken yazmıyorum. Lahey’de göreve başlamasının ardından da yakından izledim ve kendisi hakkında kapsamlı haberler hazırladım. O haberlerden birinin başlığı şöyleydi: “Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan, karanlığı dağıtan, yol gösteren, ışık saçan, derin bilgisiyle sözüne güvenilen bir ‘guru’dur.”

Bu, benim o günkü gözlemlerime dayanarak yaptığım bir değerlendirmeydi. “Guru” sözünü, bilgi ve tecrübesiyle yol gösteren, çevresine güven veren kişi anlamında kullanmıştım. Başlığın arkasında, göreve yeni başlamış bir büyükelçinin çalışma biçimiyle ilgili edindiğim izlenimler vardı.

O yazımda, henüz Lahey’deki ilk haftalarında toplumla temas kurduğunu, etkinliklere katıldığını ve basınla uzun bir toplantı yaptığını anlatmıştım. Türk medyasıyla üç buçuk saat süren buluşma, kendisini daha yakından tanımamıza imkân vermişti. Dinlediğimiz yalnızca geçmiş görevlerinin özeti değildi; Hollanda’daki Türk toplumuna ve geleceğe ilişkin düşüncelerini de öğrenmiştik.

Önceki haberimde dikkat çektiğim konulardan biri, genç kuşaklara ilişkin gözlemleriydi. Türk toplumunun değişen yapısını, üçüncü nesli ve Z kuşağını gündeme getiriyordu. Bu yaklaşımı önemsemiştim. Çünkü Hollanda’daki Türk toplumunu yalnızca ilk işçi göçünün şartlarıyla değerlendirmek, bugünkü gençlerin hayatını anlamaya yetmez.

Bir başka konu, kültürel tanıtımdı. Türkiye’yi tanıtacak müzeler kurulması düşüncesini dile getirmiş, bu alanda iş insanlarının da katkıda bulunması gerektiğini söylemişti. Ben de bunu, iki ülke arasındaki bağların kültür yoluyla güçlendirilmesine yönelik bir yaklaşım olarak yazmıştım.

Şimdi veda akşamına bakarken, ilk haberimdeki o çalışma temposunu hatırlıyorum. Bir büyükelçi hakkında kanaat sahibi olmak için bazen uzun yıllar beklemek gerekir. Yazgan ise ilk haftalardaki temaslarıyla hakkında yazılacak pek çok malzeme vermişti. Kendisini bu dosyanın merkezine almamın nedeni, o günlerden bugüne izlediğim bu çalışma çizgisidir.

LAHEY’İN DIŞINA UZANAN TEMASLAR

Yazgan’ın yerel yöneticilerle temaslarını anlattığım önceki haberden.

Önceki dosyalarımda, Büyükelçi Yazgan’ın çalışmalarının Lahey’le sınırlı kalmadığını da anlatmıştım. Zwolle, Deventer ve Overijssel vilayetindeki temasları, bu bakımdan dikkat çekiyordu. Yerel yöneticilerle görüşmeler, girişimcilerle buluşmalar ve Türk toplumunun temsilcileriyle temaslar, aynı çalışma anlayışının farklı yönleriydi.

Overijssel Kral Komiseri Andries Heidema ile görüşmesini, iki ülke arasındaki ilişkilerin yerel düzeyde de geliştirilmesi çerçevesinde haberleştirmiştim. Deventer’de çeşitli kuruluşlarla ve girişimcilerle yapılan görüşmelerde ise ekonomik ilişkiler ve iş birliği imkânları ele alınmıştı. Başkonsolos Hakkı Emre Yunt da bu temaslarda yer almıştı.

O günkü dosyada özellikle altını çizdiğim bir nokta, kış şartlarına rağmen programın sürdürülmesiydi. Kar altındaki şehirlerin fotoğraflarıyla birlikte anlatılan bu ziyaretler, diplomatik çalışmanın her zaman büyük salonlarda ve resmî törenlerde gerçekleşmediğini gösteriyordu. Yerel düzeyde kurulan temaslar da bu ilişkinin önemli bir parçasıydı.

TOPLUMUN HASSASİYETLERİNİ İZLEYEN BİR BÜYÜKELÇİ

Daha önceki bir başka haberimde ise Yazgan’ın, Türk toplumunu ilgilendiren bir tartışma üzerine yazdığım habere LinkedIn hesabında atıf yapmasını ele almıştım. O yazıda, “Bir Büyükelçi, bir gazetecinin metnine açıkça atıf yapıyor, o metnin taşıdığı fikri kamuoyu önünde tartışmaya açıyordu” demiştim.

Bugünkü veda yazısında o tartışmanın ayrıntılarına yeniden girmiyorum. Burada hatırlatmak istediğim, Yazgan’ın Türk toplumunun kamuoyunda nasıl ele alındığıyla ilgilenmesi ve bu konularda görüş açıklamasıdır. O dönem bunu, toplumun hassasiyetlerini takip eden bir büyükelçinin tavrı olarak değerlendirmiştim.

Basınla uzun görüşmeler yapması, yerel yöneticilere gitmesi, girişimcilerle buluşması ve toplumsal tartışmaları izlemesi, birlikte okunduğunda bir çalışma portresi ortaya çıkarıyor. Yazgan’ın vedasını anlatırken önceki haberlerimin bu bölümlerine dönmemin sebebi, o portrenin yalnızca ayrılık gecesindeki bir konuşmadan ibaret olmadığını göstermek.

“GÜL BAHÇESİ” BENZETMESİNİN HATIRLATTIKLARI

Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan ile Kiev görevlendirmesini konuştuğumuz görüşmeden.

Büyükelçi Yazgan’ın Kiev’e atanmasını ele aldığım önceki haberimde, kendisiyle 11 Haziran’da yaptığım görüşmeyi anlatmıştım. Görüşmemizin başında bana, “Dün güzel bir haber aldım. Beni Kiev’e atamışlar” demişti. Bu cümle, o görüşmenin ve o tarihteki haberimin bir parçasıdır.

O gün konuşmamızda Hollanda’da başlatılmış çalışmalar da yer tutmuştu. Bazı projeleri ayrılmadan önce tamamlayabileceğini, tamamlayamadıklarını ise yerine gelecek büyükelçiye dosyalar halinde bırakacağını söylemişti. Benim için bu, görüşmenin en önemli taraflarından biriydi. Çünkü bir görev döneminin değeri, sonraki döneme aktarılabilen çalışmalarla da ilgilidir.

Yazgan’ın çalışmalarını anlatırken kullandığı bahçe benzetmesini de aynı yazıda aktarmıştım. Kendisine teslim edilen bahçenin bakımını yapmak, onu geliştirmek ve ardından yaşamasını sağlamak düşüncesi üzerine kurulu bu benzetmeyi, o haberde sözlerini toparlayarak anlatmıştım. Bugün de bunu kelimesi kelimesine yeni bir konuşma alıntısı olarak değil, önceki görüşmemizin aklımda kalan anlamıyla hatırlatıyorum.

İşin özü şuydu: Bir görevli kendisine emanet edileni geliştirir, emek verir, ardından onu bir başkasına teslim eder. Önemli olan, bu emeğin görev değişikliğiyle birlikte kaybolmamasıdır. Ben de o yazımda, “Bir büyükelçi gider, bir başka büyükelçi gelir. Ama proje kalır, dosya kalır, hizmet kalır, devlet hafızası kalır” diye yazmıştım.

O gün birlikte çektirdiğimiz fotoğraf için “erken bir veda fotoğrafı” ifadesini kullanmıştım. Şimdi rezidansın bahçesinde düzenlenen ortak veda, o görüşmenin ardından gelen yeni bir hatıra oldu. Önceki fotoğraf bir görüşmenin sonundaydı; bu kez vedaya çok sayıda konuk ve üç başkonsolosumuz da ortak oldu.

Yazgan’ın yeni görevini anlatırken eski haberimde ele aldığım yorumları ve tartışmaları bu dosyaya taşımıyorum. Bu akşamın konusu, Hollanda’da yürütülen çalışmaların ardından iyi dileklerle uğurlanmaktır. Ben de geçmiş haberlerimden, o çalışmaları ve görev anlayışını açıklayan bölümleri hatırlatmayı yeterli buluyorum.

ZAFER BAYRAMI BULUŞMASINDAN VEDA AKŞAMINA

Veda toplantısından bir gün önce, yine Büyükelçilikte 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonu yapılmıştı. Böylece aynı mekân, peş peşe iki ayrı anlam taşıyan buluşmaya ev sahipliği yaptı. Birinde millî bayramımızın gururu, diğerinde görev dönemlerini tamamlayan diplomatlarımızla vedalaşmanın duygusu vardı.

Yurt dışında kutlanan millî bayramlar, burada yaşayan insanlarımız için ayrı bir önem taşır. Yaşadığımız ülkenin günlük hayatına katılırken, Türkiye ile bağımızı ortak bir hatıranın etrafında yeniden hissederiz. Büyükelçilikteki bayram buluşmalarının değerini de bu beraberlikte görüyorum.

Ardından gelen veda toplantısında ise aynı temsilin insan yüzü öne çıktı. Resmî ünvanlarıyla tanıdığımız diplomatlar, bu defa kendi çalışma dönemlerinin sonundaki duygularını ve değerlendirmelerini paylaştılar. Dört ismin birlikte vedalaşması, bu buluşmaya ayrıca dikkat çeken bir özellik kazandırdı.

Fotoğraflarda rezidansın bahçesini dolduran konukları, yan yana duran insanları ve konuşmaları izleyen yüzleri görüyorsunuz. Ben bu kareleri yalnızca bir davetin kalabalığını göstermek için değil, Hollanda’daki Türk toplumunun bu buluşmalarda görünen çeşitliliğini ve beraberliğini yansıtmak için de önemsiyorum.

Bayram resepsiyonu ile veda toplantısının art arda gelmesi, benim gözümde iki duyguyu birbirine bağladı: Temsil ettiğimiz ülkeye duyduğumuz bağlılık ve bu temsilde görev almış insanlara gösterdiğimiz vefa. Bir görev dönemi sona ererken ilişkiler, hatıralar ve tanışıklıklar da geride kalıyor. O akşamın fotoğrafları, bu hatıraların küçük bir bölümünü saklıyor.

KONUŞMALAR BİTTİ, VEDALAŞMALAR SOHBETLERLE SÜRDÜ


Rezidans bahçesinde sohbet eden konuklardan bir görünüm.

Konuşmaların ardından açık büfe ikramına geçildi. Rezidansın bahçesindeki buluşma, sohbetler ve kişisel vedalaşmalarla devam etti. Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan, Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Deventer Başkonsolosu Büyükelçi Hakkı Emre Yunt ve Rotterdam Başkonsolosu Sevgi Kısacık, davetlilerle tek tek sohbet ederek vedalaştılar.

Konuşmalarda dile getirilen dostluklar, teşekkürler ve iyi dilekler, bu kez yüz yüze yapılan sohbetlerde karşılığını buldu. Dört diplomatın ortak vedasından geriye, yürütülen çalışmaların yanında, görev yerleri değişse de sürmesi dilenen insan ilişkileri kaldı.

Bu veda akşamını yazarken dört diplomatımızın isimlerini birlikte kayda geçirmek istiyorum: Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy ve Deventer Başkonsolosumuz Hakkı Emre Yunt. Her birinin Hollanda’da geçirdiği süre farklıydı. Ortak noktaları ise Türkiye’yi temsil ederken burada bir çalışma dönemi ve insanlarla ilişkiler bırakmış olmalarıydı.

Yazgan’ı bu haberin merkezine yerleştirdim; çünkü kendisi hakkında daha önce yazdığım üç dosya, Lahey’deki dönemine dönüp bakmamı sağlayan birikimi oluşturuyordu. İlk haftalardaki basın toplantısından yerel ziyaretlere, toplumla temaslarından görev devrine ilişkin düşüncelerine kadar izlediğim çizgiyi bu veda vesilesiyle bir araya getirdim.

Şahsım adına dördüne de emekleri için teşekkür ediyor, bundan sonraki görevlerinde ve hayatlarında başarılar diliyorum. Hollanda’da tanıdıkları insanların ve burada geçirdikleri günlerin, kendilerinde de güzel hatıralar bırakmasını temenni ediyorum.

Değerli Okurlarım, bu defa sizlere bir ayrılığı değil, aynı akşamda buluşan dört vedayı anlattım. Başlıktaki kucaklayış da, o dört vedaya eklemek istediğim samimi bir teşekkürdür.
Yolları açık olsun.

 

                                                                  ********************

DE NEDERLANDSE VERSIE

NAMENS U HEB IK DE VIER VERTREKKENDE DIPLOMATEN OMHELSD

Ambassadeur Fatma Ceren Yazgan in Den Haag en de consuls-generaal in Rotterdam, Amsterdam en Deventer namen gezamenlijk afscheid van Nederland tijdens een bijeenkomst in de tuin van de residentie.

Sevgi Kısacık en Mahmut Burak Ersoy blikten terug op vier jaar werk, Hakkı Emre Yunt op ongeveer één jaar. Op dezelfde avond kwamen de herinneringen aan vier afzonderlijke ambtsperiodes samen.

Ambassadeur Yazgan, die bij dit afscheid centraal stond, sprak over de betrekkingen tussen Turken en Nederlanders. Dat zij alle raadgevers en attachés bij zich riep, leverde een van de betekenisvolle beelden van de avond op.

Aan de hand van herinneringen uit mijn eerdere artikelen keek ik opnieuw naar het werk in Den Haag van Yazgan, die ik eerder had omschreven als een ‘goeroe’ die door haar kennis en ervaring vertrouwen wekt.

De afscheidsbijeenkomst na de receptie ter gelegenheid van de Dag van de Overwinning op 30 augustus bracht nationale trots en de gevoelens bij een afscheid samen in dezelfde residentietuin.

 


İlhan KARAÇAY schreef:

 


Een symbolische fotomontage, gemaakt voor het gezamenlijke afscheid van de vier diplomaten.

VIER KEER AFSCHEID IN ÉÉN TUIN

Een blik op de residentietuin, waar diplomaten en vertegenwoordigers van de Turkse gemeenschap bijeenkwamen.

Beste lezers,

In mijn lange journalistieke loopbaan in Nederland heb ik heel wat ambassadeurs verwelkomd en consuls-generaal uitgezwaaid. Elke aankomst bracht verwachtingen met zich mee en elk vertrek had zijn eigen verhaal. Deze keer beleefden we een avond die anders was dan de gebruikelijke afscheidsbijeenkomsten. Onze ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, en drie van onze consuls-generaal namen in dezelfde tuin, tijdens dezelfde bijeenkomst, afscheid van hun vrienden.

Onze consul-generaal in Rotterdam, Sevgi Kısacık, onze consul-generaal in Amsterdam, Mahmut Burak Ersoy, en onze consul-generaal in Deventer, Hakkı Emre Yunt, die eerder ook ambassadeur was, vormden samen met ambassadeur Yazgan het viertal van dit gezamenlijke afscheid. Sommigen hadden hun ambtsperiode van vier jaar voltooid, anderen vertrokken vanwege een nieuwe benoeming terwijl zij pas ongeveer een jaar in Nederland waren.

De bijeenkomst in de tuin van de ambassadeursresidentie werd bijgewoond door talrijke diplomaten en vertegenwoordigers van de Turkse gemeenschap. Ook ik was erbij. Deze keer legde ik in mijn aantekeningen het gezamenlijke afscheid vast van vier mensen die verantwoordelijkheid hadden gedragen voor de vertegenwoordiging van Türkiye in Nederland.

De woorden ‘namens u heb ik hen omhelsd’ in de kop zijn mijn persoonlijke manier om die avond en dat afscheid voor mijn lezers te verwoorden. Het speciaal gemaakte symbolische beeld bovenaan dit artikel brengt datzelfde gevoel tot uitdrukking. Met die omhelzing wens ik hun persoonlijk een goede reis en verwoord ik de dankbaarheid die ik met mijn lezers wil delen.

Wat er bij het vertrek van een diplomaat te vertellen valt, laat zich niet uitsluitend uitdrukken in het aantal dienstjaren. Ook de contacten, de banden met mensen en het werk dat achterblijft, horen bij die periode. Daarom wil ik dit afscheid beschrijven aan de hand van de foto’s van die avond en van de herinneringen die vooral mijn eerdere artikelen over ambassadeur Yazgan oproepen.

YAZGAN: ‘DIPLOMATIE DRAAIT OM MENSELIJKE RELATIES’

In haar afscheidstoespraak vertelde ambassadeur Fatma Ceren Yazgan wat het voor haar persoonlijk betekende om in Nederland te werken. Zij zei dat de directe, resultaatgerichte werkcultuur van Nederlanders grotendeels aansloot bij haar eigen opvatting van diplomatie en dat deze benadering het haar gemakkelijker had gemaakt om hier haar draai te vinden.

Een opvallend onderdeel van haar toespraak was het verband dat zij legde tussen technologie en de menselijke kant van diplomatie. Yazgan wees erop dat het verzamelen van informatie, het formuleren van boodschappen en het maken van analyses steeds vaker met technologie, vooral kunstmatige intelligentie, gebeuren. Te midden van die ontwikkelingen benadrukte zij dat menselijke relaties onmisbaar blijven.

‘Diplomatie draait om menselijke relaties. Diplomacy is human relations.’

Die korte uitspraak vatte ook de kern van haar toespraak samen. Het werk van diplomaten beperkt zich niet tot het verzamelen van informatie en het overbrengen van boodschappen. Gemeenschappelijke aanknopingspunten vinden tussen samenlevingen en instellingen, vertrouwen opbouwen en menselijke banden versterken behoren eveneens tot de essentie van hun taak.

Yazgan zei dat zij werkten op een belangrijk kruispunt tussen de Turkse gemeenschap, de Nederlandse samenleving en de instellingen van beide landen. Zij beschouwde de mogelijkheid om samen te werken met Turkse en Nederlandse collega’s als een groot voorrecht.

DE TOEKOMST VAN TWEE LANDEN EN HET VERTROUWEN VAN KINDEREN

Toen Yazgan sprak over de toekomst van de betrekkingen tussen Türkiye en Nederland, stelde zij het welzijn van beide volken en het vertrouwen van toekomstige generaties centraal. Het gezamenlijke doel van de samenwerking verwoordde zij als volgt:

‘Wat ons bindt, is een mooie toekomst voor Türkiye en Nederland. Wat ons bindt, is dat het Turkse en het Nederlandse volk in deze wereld in rust, vrede en welvaart met elkaar kunnen samenleven en omgaan. Wat ons bindt, is het scheppen van een omgeving waarin wij onze eigen waarden beter aan onze kinderen kunnen doorgeven en waarin ook zij met meer vertrouwen naar de toekomst kunnen kijken.’

ELKE AMBTSPERIODE LAAT WERK NA VOOR DE VOLGENDE

Gasten luisteren naar de afscheidstoespraken in de residentietuin.

In Yazgans woorden over de toekomst van beide landen klonk ook door hoe diplomatieke betrekkingen ons dagelijks leven raken. Het versterken van de banden tussen de twee landen werd verbonden met het welzijn van gezinnen, met kinderen die hun eigen waarden leren kennen en met vertrouwen naar de toekomst kunnen kijken.

Een ander onderwerp waarop ambassadeur Yazgan inging, was de continuïteit van het staatsbestuur. Zij benadrukte dat het werk doorgaat, ook wanneer functies van bezetting veranderen. Iedere diplomaat bouwt voort op het werk van zijn of haar voorgangers en draagt die opgebouwde ervaring vervolgens over aan de opvolgers.

Yazgan beschreef hoe iedereen een steen toevoegt aan het gezamenlijke bouwwerk. Vanuit die gedachte hadden zij tot nu toe gewerkt, zei zij, en de diplomaten die na hen kwamen, zouden met hetzelfde verantwoordelijkheidsgevoel verdergaan. Zij vroeg de Turkse gemeenschap om ook de nieuwe functionarissen te steunen en de samenwerking voort te zetten.

Yazgan herinnerde er nadrukkelijk aan dat ambassadeurs en consuls-generaal hun taken niet alleen uitvoeren. Achter het werk, waaraan verschillende overheidsinstellingen en hun vertegenwoordigers bijdragen, staat de inzet van een brede groep medewerkers.

Door alle raadgevers en attachés van de ambassade bij zich te roepen, maakte zij die woorden zichtbaar. Op die foto stonden naast de vertrekkende diplomaten ook de medewerkers die op verschillende terreinen verantwoordelijkheid dragen.

WOORDEN VAN VRIENDSCHAP EN WAARDERING VAN DRIE CONSULS-GENERAAL

HAKKI EMRE YUNT: TERUG NAAR ANKARA EN DAARNA MET PENSIOEN

In de toespraak van de consul-generaal in Deventer, ambassadeur Hakkı Emre Yunt, klonk naast het afscheid van zijn Nederlandse standplaats ook het gevoel door dat een nieuwe levensfase naderde. Yunt zei dat zijn werk in Nederland in de laatste fase van zijn diplomatieke loopbaan viel. Hij bedankte het ministerie van Buitenlandse Zaken voor de gelegenheid om in dit land te dienen.

‘Ik heb u leren kennen en het mooie Nederland gezien. Ik heb nieuwe vriendschappen gesloten en nieuwe contacten opgedaan. Nu is de tijd gekomen om terug te keren naar Ankara en enige tijd later met pensioen te gaan.’

Zijn woorden weerspiegelden de gevoelens van een diplomaat die het einde van een lange loopbaan nadert. Yunt vertelde dat hij de Turkse gemeenschap hier goed had leren kennen en mooie herinneringen had opgedaan. Hij sprak de hoop uit dat de vriendschappen ook na zijn ambtsperiode zouden voortduren. Hij sloot zijn toespraak af met dank aan iedereen die bij het afscheid aanwezig was.

MAHMUT BURAK ERSOY: ‘HIER MAAKTEN WIJ DEEL UIT VAN EEN VEEL GROTERE KRING’

De consul-generaal in Amsterdam, Mahmut Burak Ersoy, legde bij zijn terugblik op bijna vier jaar in Nederland de nadruk op de banden met mensen. Hij herinnerde eraan dat hij ongeveer een jaar met ambassadeur Fatma Ceren Yazgan had samengewerkt en daarvoor met ambassadeur Selçuk Ünal. In die periode had hij waardevolle ervaring opgedaan.

‘Ik kom uit een klein gezin, ik ben enig kind. Maar zelfs op onze eerdere standplaatsen hadden wij niet zoveel kennissen, vrienden en dierbare contacten. Hier maakten wij deel uit van een veel grotere kring. Daar hebben wij veel genoegen aan beleefd.’

Ersoy zei dat zij alles in het werk hadden gesteld om tegemoet te komen aan de behoeften en verwachtingen van burgers. De activiteiten met het bedrijfsleven, kunstenaars, studenten, jongeren en vrouwen hadden ieder een eigen bijzondere waarde voor hen. Hij sprak het vertrouwen uit dat de fundamenten die tijdens zijn ambtsperiode waren gelegd, verder zouden worden uitgebouwd door de diplomaten die na hem verantwoordelijkheid zouden dragen.

SEVGİ KISACIK: ‘IK HOOP DAT WIJ MOOIE HERINNERINGEN HEBBEN ACHTERGELATEN’

In de afscheidstoespraak van de consul-generaal in Rotterdam, Sevgi Kısacık, stonden het genoegen van de samenwerking en de wens om mooie herinneringen achter te laten centraal. Kısacık benadrukte hoe belangrijk de steun van de Turkse gemeenschap was geweest. Zij zei te hopen dat zij op zijn minst een deel van het voorgenomen werk hadden kunnen realiseren.

‘Ik hoop dat wij mooie herinneringen hebben achtergelaten.’

Met die korte, oprechte zin verwoordde Kısacık haar gevoelens. Zij sprak de wens uit dat het werk waarvoor tijdens haar ambtsperiode de basis was gelegd, samen met de nieuwe diplomaten die het stokje overnemen verder zou worden ontwikkeld en vooruitgebracht. Zij sloot haar toespraak af door de Turkse gemeenschap te bedanken voor de steun.

ZIJ TROK AL IN DE EERSTE WEKEN MIJN AANDACHT

Archief: de bijeenkomst van ambassadeur Yazgan met de Turkse pers.

Ik schrijf niet pas over Fatma Ceren Yazgan nu zij afscheid neemt. Vanaf het begin van haar werkzaamheden in Den Haag heb ik haar nauwlettend gevolgd en uitvoerige artikelen over haar geschreven. Een daarvan droeg de titel: ‘Ambassadeur Fatma Ceren Yazgan is een “goeroe” die duisternis verdrijft, de weg wijst, licht uitstraalt en door haar grondige kennis vertrouwen wekt.’

Dat was mijn beoordeling op basis van mijn waarnemingen van toen. Ik gebruikte het woord ‘goeroe’ voor iemand die met kennis en ervaring richting geeft en vertrouwen wekt bij de mensen om haar heen. Achter die kop lagen mijn indrukken van de manier van werken van een ambassadeur die nog maar net was begonnen.

In dat artikel beschreef ik hoe zij al in haar eerste weken in Den Haag contact zocht met de gemeenschap, deelnam aan activiteiten en een uitvoerige bijeenkomst met de pers hield. Het gesprek van drieënhalf uur met de Turkse media bood ons de gelegenheid haar beter te leren kennen. Wij hoorden niet alleen over haar eerdere functies, maar ook over haar ideeën over de Turkse gemeenschap in Nederland en over de toekomst.

Een van de punten waarop ik in dat eerdere artikel de aandacht vestigde, waren haar waarnemingen over de jongere generaties. Zij sprak over de veranderende samenstelling van de Turkse gemeenschap, de derde generatie en Generatie Z. Ik vond die benadering belangrijk. Wie de Turkse gemeenschap in Nederland uitsluitend bekijkt vanuit de omstandigheden van de eerste arbeidsmigratie, kan het leven van de jongeren van vandaag niet voldoende begrijpen.

Een ander onderwerp was culturele presentatie. Zij opperde het idee om musea op te richten die Türkiye onder de aandacht brengen en zei dat ook ondernemers daaraan zouden moeten bijdragen. Ik beschreef dit als een benadering die de banden tussen beide landen via cultuur kon versterken.

Nu ik terugkijk op de afscheidsavond, herinner ik mij het werktempo dat ik in mijn eerste artikel beschreef. Soms zijn er vele jaren nodig om een oordeel over een ambassadeur te vormen. Yazgan bood met haar contacten in de eerste weken al veel stof om over te schrijven. Juist die werkwijze, die ik van toen tot nu heb gevolgd, is de reden waarom zij in dit dossier centraal staat.

CONTACTEN TOT BUITEN DEN HAAG


Een foto uit mijn eerdere artikel over Yazgans contacten met lokale bestuurders.

In eerdere dossiers schreef ik ook dat het werk van ambassadeur Yazgan niet tot Den Haag beperkt bleef. Haar contacten in Zwolle, Deventer en de provincie Overijssel vielen in dat opzicht op. Gesprekken met lokale bestuurders, ontmoetingen met ondernemers en contacten met vertegenwoordigers van de Turkse gemeenschap waren verschillende uitingen van dezelfde werkwijze.

Over haar gesprek met de commissaris van de Koning in Overijssel, Andries Heidema, schreef ik in het kader van de versterking van de betrekkingen tussen beide landen op lokaal niveau. Tijdens gesprekken met verschillende organisaties en ondernemers in Deventer kwamen economische betrekkingen en samenwerkingsmogelijkheden aan bod. Ook consul-generaal Hakkı Emre Yunt nam aan deze contacten deel.

Een punt dat ik in dat dossier nadrukkelijk benoemde, was dat het programma ondanks de winterse omstandigheden doorging. De bezoeken, die ik beschreef met foto’s van besneeuwde steden, lieten zien dat diplomatiek werk niet altijd in grote zalen en tijdens officiële plechtigheden plaatsvindt. Ook de contacten op lokaal niveau vormden een belangrijk onderdeel van die betrekkingen.

EEN AMBASSADEUR MET OOG VOOR WAT DE GEMEENSCHAP RAAKT

In een ander eerder artikel ging ik in op het feit dat Yazgan op haar LinkedIn-account verwees naar mijn artikel over een discussie die de Turkse gemeenschap raakte. Ik schreef toen: ‘Een ambassadeur verwees openlijk naar de tekst van een journalist en bracht de gedachte achter die tekst in het publieke debat.’

In dit afscheidsartikel ga ik niet opnieuw in op de details van die discussie. Waar ik hier aan wil herinneren, is dat Yazgan zich bezighield met de manier waarop de Turkse gemeenschap in het publieke debat werd neergezet en zich daarover uitsprak. Destijds zag ik dat als de houding van een ambassadeur met oog voor wat de gemeenschap raakt.

Haar uitvoerige gesprekken met de pers, bezoeken aan lokale bestuurders, ontmoetingen met ondernemers en aandacht voor maatschappelijke discussies vormen samen een beeld van haar werkwijze. Bij dit afscheid grijp ik terug op die passages uit mijn eerdere artikelen om te laten zien dat dat beeld veel meer omvat dan één toespraak op een afscheidsavond.

WAT DE VERGELIJKING MET EEN ‘ROZENTUIN’ OPROEPT


Mijn ontmoeting met ambassadeur Fatma Ceren Yazgan, waarin wij haar benoeming in Kiev bespraken.

In mijn eerdere artikel over de benoeming van ambassadeur Yazgan in Kiev beschreef ik ons gesprek van 11 juni. Aan het begin zei zij tegen mij: ‘Gisteren kreeg ik goed nieuws. Ik ben benoemd in Kiev.’ Die uitspraak hoort bij dat gesprek en bij het artikel dat ik destijds schreef.

Ook het werk dat in Nederland was begonnen, kwam die dag ter sprake. Zij zei dat zij sommige projecten vóór haar vertrek zou kunnen afronden en dat zij de niet-afgeronde projecten in dossiers aan haar opvolger zou overdragen. Dat was voor mij een van de belangrijkste onderdelen van het gesprek. De waarde van een ambtsperiode ligt immers ook in het werk dat aan de volgende periode kan worden doorgegeven.

In hetzelfde artikel beschreef ik ook de vergelijking met een tuin die Yazgan gebruikte om haar werk toe te lichten. Die vergelijking draaide om het verzorgen en verder ontwikkelen van de tuin die haar was toevertrouwd en om ervoor te zorgen dat die daarna blijft voortbestaan. Destijds gaf ik haar woorden in een samenhangende vorm weer. Ook nu herinner ik aan de betekenis die mij uit ons eerdere gesprek is bijgebleven, niet aan een nieuw, letterlijk citaat uit haar toespraak.

De kern was deze: een functionaris ontwikkelt wat hem of haar is toevertrouwd, steekt er werk in en draagt het vervolgens aan een ander over. Het gaat erom dat die inzet niet verloren gaat wanneer de functie wordt overgedragen. Ik schreef toen: ‘Een ambassadeur vertrekt, een andere komt. Maar het project blijft, het dossier blijft, de dienstverlening blijft en het institutionele geheugen blijft behouden.’

De foto die wij die dag samen lieten maken, noemde ik ‘een vroege afscheidsfoto’. De gezamenlijke afscheidsbijeenkomst in de residentietuin voegde nu een nieuwe herinnering toe aan die ontmoeting. De eerdere foto was gemaakt aan het einde van een gesprek; ditmaal deelden talrijke gasten en onze drie consuls-generaal in het afscheid.

De uiteenlopende reacties en discussies die ik in mijn eerdere artikel over Yazgans nieuwe functie behandelde, neem ik niet mee in dit dossier. Deze avond draait om het uitzwaaien met goede wensen na het werk dat in Nederland is verricht. Daarom beperk ik mij tot de passages uit mijn eerdere artikelen die dat werk en haar taakopvatting belichten.

VAN DE DAG VAN DE OVERWINNING NAAR DE AFSCHEIDSAVOND

Een dag vóór de afscheidsbijeenkomst was bij de ambassade ook de receptie ter gelegenheid van de Dag van de Overwinning op 30 augustus gehouden. Zo bood dezelfde locatie kort na elkaar plaats aan twee bijeenkomsten met een eigen betekenis. De ene stond in het teken van de trots op onze nationale feestdag, de andere van de gevoelens bij het afscheid van onze diplomaten aan het einde van hun ambtsperiode.

Nationale feestdagen die in het buitenland worden gevierd, hebben een bijzondere betekenis voor onze mensen hier. Terwijl wij deelnemen aan het dagelijks leven in ons woonland, ervaren wij rond een gedeelde herinnering opnieuw onze verbondenheid met Türkiye. Ook de waarde van de feestelijke bijeenkomsten bij de ambassade zie ik in dat samenzijn.

Tijdens de daaropvolgende afscheidsbijeenkomst kwam de menselijke kant van diezelfde vertegenwoordiging naar voren. De diplomaten die wij kennen vanuit hun officiële functies, deelden ditmaal hun gevoelens en terugblikken aan het einde van hun ambtsperiode. Dat vier mensen samen afscheid namen, gaf deze bijeenkomst een bijzonder karakter.

Op de foto’s ziet u de gasten in de residentietuin, mensen die naast elkaar staan en gezichten die naar de toespraken luisteren. Ik vind deze beelden niet alleen waardevol omdat ze laten zien hoe drukbezocht de bijeenkomst was, maar ook omdat ze de verscheidenheid en de verbondenheid van de Turkse gemeenschap in Nederland weerspiegelen.

Dat de feestelijke receptie en de afscheidsbijeenkomst op elkaar volgden, verbond in mijn ogen twee gevoelens: onze verbondenheid met het land dat wij vertegenwoordigen en onze waardering voor de mensen die namens dat land hebben gewerkt. Wanneer een ambtsperiode eindigt, blijven ook relaties, herinneringen en kennissen achter. De foto’s van die avond bewaren een klein deel van die herinneringen.

NA DE TOESPRAKEN GING HET AFSCHEID IN GESPREKKEN VERDER

Een beeld van gasten die met elkaar in gesprek zijn in de residentietuin.

Na de toespraken werd het buffet geopend. De bijeenkomst in de residentietuin ging verder met gesprekken en persoonlijke afscheidsmomenten. Ambassadeur Fatma Ceren Yazgan, consul-generaal Mahmut Burak Ersoy uit Amsterdam, consul-generaal en ambassadeur Hakkı Emre Yunt uit Deventer en consul-generaal Sevgi Kısacık uit Rotterdam spraken de gasten een voor een en namen afscheid.

De vriendschappen, dankbetuigingen en goede wensen uit de toespraken kregen nu vorm in persoonlijke gesprekken. Wat na het gezamenlijke afscheid van de vier diplomaten achterbleef, was naast het verrichte werk de wens dat menselijke relaties blijven bestaan, ook wanneer standplaatsen veranderen.

Bij het beschrijven van deze afscheidsavond wil ik de namen van onze vier diplomaten samen vastleggen: onze ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, onze consul-generaal in Rotterdam, Sevgi Kısacık, onze consul-generaal in Amsterdam, Mahmut Burak Ersoy, en onze consul-generaal in Deventer, Hakkı Emre Yunt. Hun verblijfsduur in Nederland verschilde. Wat zij gemeen hadden, was dat zij Türkiye hadden vertegenwoordigd en hier een periode van werk en relaties met mensen achterlieten.

Ik heb Yazgan centraal gesteld in dit artikel omdat de drie dossiers die ik eerder over haar schreef, de basis vormden om op haar periode in Den Haag terug te kijken. Van de persbijeenkomst in de eerste weken tot de lokale bezoeken, van de contacten met de gemeenschap tot haar gedachten over de overdracht van haar functie: ter gelegenheid van dit afscheid heb ik de lijn die ik heb gevolgd bijeengebracht.

Persoonlijk dank ik alle vier voor hun inzet en wens ik hun succes in hun verdere werkzaamheden en hun leven. Ik hoop dat ook zij mooie herinneringen bewaren aan de mensen die zij in Nederland hebben leren kennen en aan de tijd die zij hier hebben doorgebracht.

Beste lezers, deze keer heb ik u verteld over vier afscheidsmomenten die op dezelfde avond samenkwamen. De omhelzing in de kop is mijn oprechte dankbetuiging bij dat viervoudige afscheid. Ik wens hun alle goeds op hun verdere weg.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir