çayır, açık hava, yel değirmeni, açık hava nesnesi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
İlhan KARAÇAY Soruyor:

Yaşadığımız ülkenin yönetimi ve politikası bizi hiç ilgilendirmiyor mu?

Hollanda hükümetinin kurulması, bizim sivil toplum kuruluşlarının gündemine gelmiyor mu?

Dışlanan ve ‘Ayrılıkçı’ olarak damgalanan Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği’nin Türkçe ve Hollandaca duyurusu öğretici olsun.

Tam 299 gün, hükümetsiz yaşadığımızın hiç farkında olamadığımız Hollanda’da, uzun maraton görüşmelerinden sonra kurulan yeni hükümet, Hollanda’daki Türkler ve Türk kökenliler tarafından hiç önemsenmedi. Hem de içinde iki Türkiye kökenli kadın Bakan yer aldığı halde.

metin, adam, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduGüney Uslu, atanmasından sonra Başbakan Rutte ile ilk görüşmesinde

Türk medyası olarak biz, bu konuya çok önem verdik ve Bakan olan kızlarımızı öne çıkararak övgüler yağdırdık. Naçizane şahsım, özellikle Günay Uslu’nun, Emirdağlı bir işçinin kızı olarak başarılarını destansı bir hale getirdim.

kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduDilan Yeşilgöz, atanmasından sonra Başbakan Rutte ile görüşmesinde

Adalet Bakanı olan Dilan Yeşilgöz de, bir Türkiyeli olarak kadın olarak, ırkçı Wlders’in hışmına uğradı.

Ama ne var ki, birkaç istisna haricinde, bizim sivil toplum kuruluşlarımızdan bu konuda tek bir ses bile çıkmadı. Kaldı ki, yeni kurulan hükümet bizim de vergilerimizden oluşan bütçeyle, önümüzdeki dört yıl Hollanda hakkında kararlar verecek ve uygulayacak. Biz de, Hollanda’da yaşıyoruz. Uygulanacak politikalar bizim de geleceğimizi yakından ilgilendiriyor. Çocuklarımızın kaderine, geleceğine tesir edecek olan yönetime ilgilisizlik beni oldukça düşündüyor.

İçinde yaşadığımız toplumda meydana gelen gelişmelere karşı bu kadar duyarsız davranmak sadece ayıbımız değil, kaybımız da olmalıdır.

Sayıları 1200’ü geçtiği belirtilen ve bu sayının yüksekliğinden bazen gurur duyduğumuz Türk derneklerinin ve sivil toplum kuruluşlarının, ‘Sadece çay kahve içilen hemşehri kuruluşları’ olduğunu iddia edenlere hiç katılmıyordum ve bu kuruluşların yararlarını öne çıkarıyordum. Ne var ki, Hollanda’daki bu çok önemli olan gelişme hakkında hiç ses çıkarmayan bu kuruluşlarımız beni hayal kırıklığına uğrattı ve bu yorumu yazma mecburiyetinde bıraktı. Oysa aynı kuruluşlarımızın, Federasyon, Dernek ve Vakıf Başkanları, Büyükelçiliğimizin ve Konsolosluklarımızın organize ettikleri etkinliklere katılıp, sosyal medyada boy boy fotograf paylaşıyorlar. Buna asla karşı değilim ve kınamıyorum. Ancak, aynı hassasiyeti ve ilgiyi yaşadığımız ülkenin gelişmelerine göstermelerini de bekliyorum.

Ha, bakın bir ses çıktı Türkiyeli bir kuruluştan. Hollanda’daki bazı Türklerin ve devletin dışladığı ve ‘ayrılıkçı’ olarak damgaladığı, Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği HTİB’den bir ses çıktı. Hem de Türkçe ve Hollandaca olarak çok güçlü bir ses.

Şimdi ben, bu Türkiyeli kuruluştan çıkan Türkçe ve Hollandaca sesi sizlere sunuyorum.
Bundan sonraki takdir sizlerindir.

İŞTE HTİB’NİN DUYURULARI:

YENİ HÜKÜMETİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yeni hükümetin düşündürdükleri Hollanda siyasi tarihinin en uzun koalisyon görüşmeleri sonucunda Mark Rutte’nin başbakanlığında yeni hükümet kuruldu. Yeni hükümetin bir önceki koalisyon hükümetinde yer alan partilerden oluştuğunu ve iki sol partinin hükümete birlikte katılmasını engellemek için kapalı kapılar ardında siyasi oyunlar oynandığını unutmadan bir kenara not etmek istiyoruz.

Yeni hükümetin programını oluşturan koalisyon metni kimi olumlu unsurlar içermekle birlikte Hollanda’nın önünde duran, aҫık ve gizli yoksulluğa, gelir adaletsizliğine son vermek, modern ve halka yakın yeni bir yönetim anlayışı oluşturmak, sivil toplumu güçlendirmek gibi temel sorunları çözmekten uzaktır.

Ama isterseniz önce olumlu gördüğümüz bazı gelişmelerden söz edelim. En başta bakanlar kurulunda yer alan 28 bakandan 14’unun kadınlardan oluşmasını alkışlıyoruz. Kadınlardan ikisinin Türkiye kökenli olması da alkışlanacak bir gelişmedir. Ayrıca Suriname kökenli bir bakanın da hükümette yer almasını bu gelişmelere ekleyebiliriz.

Neden?

Çünkü biz örgüt olarak öteden beri göçmenlerin toplum içerisinde görünebilir yerlere gelebilmesini önemsiyoruz. Bunun olumlu rol modeli olarak genҫ nesillere yansıyacağına ve dolayısıyla entegrasyon sürecini olumlu yönde ilerletebileceğine inanıyoruz.

Hükümetin programında yaşanabilir çevre, iklim, eğitim, öğrencilere burslar, asgari ücret, kreşler, yeni konutların inşası ve benzeri alanlarda iyileştirmeler öngörülüyor. Kağıt üzerinde hepsi güzel görünüyor ama daha önceki Rutte hükümetlerinde verilen sözlerin tümünün yerine getirilmemesi nedeniyle ihtiyatlı olmamız gerektiğini de belirtmeden geçmek istemiyoruz. Ayrıca toplumdan kopuk siyaset ve yönetim anlayışının değişebileceğini gösteren herhangi yeni bir unsuru hükümet programında göremememiz tam anlamıyla pozitif düşünmemizi engelliyor. Umarız yanılırız.

Hükümetin programında Türkiyeliler için inburgeringsplicht (uyum mecburiyeti) öngörülmesinin bizde büyük hayal kırıklığı yarattığını belirtmeden geçemeyiz. Bilindiği gibi, daha önceki hükümetler döneminde bu yönde atılan adımlar, örgütümüzün başvurması nedeniyle yargı tarafından iptal edilmişti. Hükümet şimdi hukukun çevresinden dolanarak aynı programı yine uygulamak istiyor. Ama unutulmasın ki, HTİB hâlâ yaşıyor ve diğer ilgili kuruluşlarla birlikte tekrar yargıya başvurup bu haksız tutumun engellenmesini sağlamaktan geri durmayacağız. Çünkü bu uygulama Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ortaklık anlaşmasına aykırıdır ve yargının kararı kesindir.

Üzerinde asıl durmak istediğimiz konu ise şudur. Hükümet programında toplumun belirli kesimlerinin ekonomik durumunda yüzde 0.1, yüzde 0.5 veya en fazla yüzde 1.5 oranında iyileştirmeler olacağı söyleniyor. Bu rakamların komikliği bir yana biz bunlara inanmakta güçlük çekiyoruz. Çünkü daha önceki hükümetler döneminde bu yönde verilen sözler yerine getirilmedi ve özellikle toplumun alt gelir grubuna mensup olanların satın alma gücü düştü.

Enflasyonun giderek arttığı, emekli aylıklarının on yıldır net olarak geriye gittiği, sağlık primlerinin sabit durmadığı, enerji fiyatlarının yükselmesi nedeniyle herkesin yılda 500-600 Euro daha fazla ödemek zorunda olduğu mevcut koşullarda nasıl oluyor da gelirlerin biraz ileriye gideceği veya en azından sabit kalacağı ileri sürülüyor, anlamak gerçekten zor.

Anlaşılan o ki yeni hükümet corona virüsünün yarattığı faturayı dar gelirlilerin üzerine yıkmayı düşünüyor ama bunu açıkça söylemekten çekiniyor ve bu nedenle süslü sözler kullanıyor. Bunun toplumdaki huzursuzluğu giderek artıracağını, siyasi kurumlarla halk arasındaki uçurumu derinleştireceğini şimdiden görmemek için siyaseten naif olmak gerekir. Eğer ileride bu hatalı tutum telafi edilip düzeltilmezse korkarız ki kendimizi hiç beklemediğimiz toplumsal huzursuzluk ortamında bulabiliriz.

Son olarak bir noktayı daha işaret etmeden geçmek istemiyoruz. Bu çağda hükümetlerin kuruluşlarının kapalı kapılar ardında ve belirli siyasetçilerin dar alanda paslaşmalarıyla gerçekleşmesinin modası çoktan geçti. Toplumun en geniş kesiminin, özellikle sivil toplum örgütlerinin katkıda bulunmadığı hükümetlerin başarı şansı zayıftır.

Umarız yeni hükümet toplumun beklentilerine yanıt verir ve corona virüsünün yarattığı tahribatın faturasını dengeli bir biçimde dağıtır. Aksi halde olabilecekleri düşünmek bile istemiyoruz. Çünkü toplum zaten corona virüsünün yarattığı moral bozukluğu içerisinde bulunuyor ve bu nedenle siyasetin üzerine yıkmayı düşündüğü ağır faturaya sert tepki verebilir.
Bizden şimdiden uyarması!
Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB)

HTİB’NİN HOLLANDA MEDYASINA VE PARLAMENTERLERDE GÖNDERİLEN HOLLANDACA DUYURUSU:

WAT MOETEN WE MET DE PLANNEN VAN HET NİEUWE KABİNET RUTTE IV?

Als resultaat van de langste coalitieonderhandelingen in de Nederlandse politieke geschiedenis is er een nieuwe regering gevormd onder het premierschap van Mark Rutte. Hierbij merken we op dat het nieuwe kabinet dat bestaat uit de partijen (VVD, D66, CDA en ChristenUnie) achter gesloten deuren politieke spelletjes heeft gespeeld om te voorkomen dat de twee linkse partijen (PvdA en GroenLinks) samen in het kabinet zouden kunnen toetreden.

Hoewel de tekst van het nieuwe regeerakkoord enkele positieve elementen bevat, ligt die ver af van een oplossing voor de belangrijkste problemen waar Nederland voor staat. Die bestaan namelijk uit het beëindigen van de openlijke en verkapte armoede, de inkomensongelijkheid en het versterken het maatschappelijk middenveld.

Maar laten we het eerst hebben over enkele positieve ontwikkelingen. Allereerst juichen we het toe dat 14 van de 28 leden van het nieuwe kabinet vrouw zijn. Dat twee van de vrouwen van Turkse afkomst zijn, is een ontwikkeling die toegejuicht moet worden. Daaraan kunnen we nog toevoegen dat er een minister van Surinaamse afkomst in het kabinet is benoemd. Waarom is dit belangrijk? Wij hebben er als organisatie immers altijd voor gepleit dat Nederlanders met een migratieafkomst op representatieve posities in de samenleving terecht zouden moeten komen. Dit is vooral van belang om rolmodellen voor de jongere generaties te creëren om op die manier het integratieproces in een positieve richting te kunnen laten ontwikkelen.

Het regeerakkoord voorziet in verbeteringen op de terreinen leefbaar milieu, klimaat, onderwijs, studiebeurzen voor studenten, minimumloon, kinderdagverblijven en de nieuwbouw van woningen. Op papier ziet het er allemaal goed uit, maar het spreekt voor zich dat we voorzichtig moeten zijn, aangezien beloften die in eerdere kabinetten van Rutte zijn beloofd, niet zijn nagekomen. Bovendien treffen we in het regeerakkoord geen enkel nieuw element aan dat laat zien dat politiek en bestuur, die te ver af staan van de samenleving, zodanig kunnen veranderen door burgers meer te betrekken bij de besluitvorming.

We moeten helaas ook vermelden dat in het regeerakkoord de inburgeringsplicht voor Turken zeer teleurstellend is. Zoals bekend is door de inzet van onze organisatie, de stappen die tijdens de vorige kabinetten in deze richting zijn gezet, door de rechterlijke macht geschrapt. Het nieuwe kabinet wil nu de inburgeringplicht versterken door via een slimmigheid de wet te kunnen omzeilen. Maar vergeet niet dat HTİB niet zal aarzelen om samen met andere relevante organisaties nogmaals een beroep te doen op de rechterlijke macht, door ervoor te zorgen dat deze oneerlijke juridische houding wordt voorkomen. Enerzijds is de inburgeringsplicht namelijk in strijd met de associatieovereenkomst tussen de Europese Unie en Turkije en anderzijds blijft de rechterlijke uitspraak gewoon overeind staan.

Waar we ons bovendien nader op willen focussen, is dat het regeerakkoord zegt dat er 0,1 procent, 0,5 procent of hoogstens 1,5 procent verbetering zal zijn van de economische situatie binnen bepaalde segmenten van de samenleving. Afgezien van de belachelijkheid van deze cijfers, vinden we het moeilijk om die te geloven vooral omdat de beloften in deze richting tijdens de vorige regeringen niet werden nagekomen en de koopkracht van de lagere inkomensgroepen alleen maar daalde. Er wordt beweerd dat in de huidige omstandigheden waarin de inflatie geleidelijk toeneemt, de pensioenen al tien jaar duidelijk achteruitgaan, de ziektekostenpremies steeds maar stijgen en dat iedereen van 500 tot 600 euro per jaar meer kwijt is aan stijgende energieprijzen. De vraag dringt zich dan ook op hoe het mogelijk is dat inkomens licht gaan stijgen, laat staan dat die stabiel blijven. We zien het wat dat betreft somber in.

Het lijkt erop dat het nieuwe Kabinet overweegt om de openstaande rekeningen die vanwege het coronavirus heeft laten oplopen, op de lage inkomens wil afschuiven. Echter durft de nieuwe regering dat niet openlijk te zeggen en gebruikt daarvoor omfloerste bewoordingen. Voor de politiek is het noodzakelijk zich naïef te gedragen door niet bij voorbaat in te zien dat de inkomensongelijkheid de onrust in de samenleving alleen maar zal vergroten en de kloof tussen de politieke instellingen en de bevolking zal verruimen. Als in de toekomst deze houding ten opzichte van de daling van inkomens niet wordt gecompenseerd en gecorrigeerd, zijn we bang dat we in een grote sociale onrust terecht zullen komen.

Tot slot willen we nog op een belangrijk punt te wijzen. In de huidige tijd is het ongepast om een regering achter gesloten deuren met alleen toegang voor bepaalde politici, te formeren. Regeringen waarin een groot deel van de samenleving, met name niet-gouvernementele organisaties, geen bijdrage aan kunnen leveren, hebben een kleine kans van slagen. We hopen dat het nieuwe kabinet de rekening die door het coronavirus hoog is opgelopen, op een gelijkwaardige en eerlijke manier verdeelt onder alle inkomensgroepen. We willen niet eens nadenken over wat er dan eventueel zou kunnen gebeuren. Het volk is door de maatregelen rond het coronavirus al in een gedemoraliseerde fase terechtgekomen, bijvoorbeeld het wegvallen van de middenstand en kleine bedrijven, het welzijn van de jeugd en de ouderen.
Daarom waarschuwen we alvast!
We blijven strijdbaar.
De Turkse Arbeidersvereniging in Nederland (HTİB)

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?