Geri
31 Temmuz 2026 2026

KARS’TAN ÇIKAN BİR HAYAT, HOLLANDA’DA BÜYÜYEN, TÜRKİYE’DE İZ BIRAKAN BİR BAŞARI DESTANI

Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nden Hollanda’ya uzanan yolculuk… Dil bilmeden başlayan mücadele, bugün Avrupa’nın en tanınmış Türk yatırım gruplarından birine dönüştü.

Edelstaal Group’un kurucuları arasında yer alan Turgut Torunoğulları, sanayiden turizme uzanan yatırımlarıyla Avrupa’da binlerce kişiye ulaşan uluslararası bir organizasyon oluşturdu.

HOTİAD Başkanlığı, DEİK ve Dünya Türk İş Konseyi’ndeki (DTİK) görevleri sırasında yalnızca iş dünyasını değil, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak meselelerini de Ankara’nın gündemine taşıdı.

Üç aylık Triptik uygulamasının iki yıllık geçici ithalat hakkına dönüştürülmesi için yürütülen girişimlerin öncü isimleri arasında yer aldı; daha sonra da otomobil kullanımındaki mağduriyetin giderilmesi için Ankara’da bizzat temaslarda bulunarak yönetmelik değişikliğine katkı sağladı.

Bedelli askerlikten gurbetçilerin gümrük sorunlarına kadar pek çok konuda yürüttüğü çalışmalar, onu yalnızca başarılı bir iş insanı değil, Avrupa Türklerinin haklarını savunan etkili bir sivil toplum temsilcisi hâline getirdi.

Türkiye’de ORKA Hotels yatırımlarıyla turizm sektörüne de güçlü bir giriş yapan Torunoğulları ailesi, sanayide oluşturduğu kalite anlayışını turizme de taşıdı; eğitime yaptığı yatırımlarla doğduğu Kars’a kalıcı eserler kazandırdı.

Torunoğulları ailesinin ikinci kuşak temsilcilerinden Faik Caner Torunoğulları, babasından devraldığı girişimcilik vizyonunu turizm, iş dünyası ve sivil toplum alanlarında başarıyla sürdürüyor.
İkinci kuşak da önemli görevler üstlendi. Ercan Torunoğulları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Ege Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın ardından AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Ertan ve Aykut Torunoğulları spor kulüplerinin yönetimlerinde görev alırken, Erdal Torunoğulları da iş dünyasındaki yönetim tecrübesini spor camiasına taşıdı.

Yarım asrı aşan gazetecilik tanıklığı, arşiv belgeleri, fotoğraflar ve birebir gözlemler ışığında hazırlanan bu biyografi; yalnızca bir ailenin değil, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini de belgeleyen kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.

Başarı, bazen rakamlarla ölçülür; bazen de aldığı ödüllerle tescillenir. Turgut Torunoğulları’nın yıllar boyunca Türkiye ve Avrupa’da layık görüldüğü ödüller, yalnızca iş hayatındaki başarısını değil, iki ülke arasında kurduğu köprüleri, topluma yaptığı katkıları ve geride bıraktığı kalıcı izi de belgelemektedir.

(Yazıların Hollandacasını en altta bulacaksınız.
De Nederlandse versie staat onderaan)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce insanla görüştüm.
Cumhurbaşkanlarıyla konuştum.
Başbakanlarla röportajlar yaptım.
Bakanları dinledim.
Büyükelçilerle aynı masada oturdum.
Dünyanın tanınmış sanatçılarını, sporcularını ve iş insanlarını yakından izledim.
Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca hep aynı gerçeği gördüm.

Bazı insanlar yalnızca kendi hayatlarını değiştirir.
Bazıları ise yaşadıkları toplumun kaderine dokunur.
Bugün anlatacağım hikâye, işte ikinci gruba giren insanların hikâyesidir.

Aslında bu dosyayı hazırlarken amacım yalnızca başarılı bir iş insanının biyografisini yazmak değildi. Çünkü başarı, sadece kurulan şirketlerle, yapılan yatırımlarla ya da kazanılan parayla ölçülmez. Bir insanın gerçek büyüklüğü, arkasında bıraktığı izlerle anlaşılır.

Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam böyle başlıyor.
1958 yılında Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nde dünyaya gelen bir çocuk…
Henüz yirmi bir yaşındayken daha iyi bir gelecek kurabilmek için Hollanda’nın yolunu tutuyor.
Yanında büyük bir sermaye yok.
Hazır bir işi de yok.
Dil bilmiyor.
Kimseyi tanımıyor.
Önünde nasıl bir hayat bulunduğunu da kestiremiyor.
Ama bildiği tek bir şey var: Başarmadan geri dönmeyecek.

Bu karar, genç bir gurbetçinin kendi kendine verdiği sıradan bir söz değildi.
Aslında kırk yılı aşacak iş hayatının temelini oluşturacak kararlılığın ilk ifadesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda karşımızda yalnızca Edelstaal Group’un kurucularından birini görmüyoruz.
Sanayiden turizme uzanan uluslararası yatırımları…
Avrupa’daki Türk girişimcileri temsil eden çalışmaları…
Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD’daki öncü rolünü…
DEİK ve Dünya Türk İş Konseyi’nde üstlendiği görevleri…

Ve doğup büyüdüğü Kars’a kazandırdığı eğitim yatırımlarını da görüyoruz.
Ancak bunların hiçbiri bir günde gerçekleşmedi.
Her büyük başarının görünmeyen bir başlangıcı vardır.

ÖNCE BUGÜNKÜ ZİRVEYE BAKALIM…

Şimdi isterseniz zamanın akışını kısa bir süreliğine değiştirelim. Sizlere tanıtmaya çalışacağım Turgut Torunoğulları ve kardeşlerinin, bu meşakkatli yolculuktaki ilk yıllarını anlatmadan önce, bugün ulaştıkları noktayı görmekte yarar var. Çünkü bazen bir başarı hikâyesinin değerini anlayabilmek için, önce zirveyi görmek; ardından o zirveye çıkan zorlu yolu birlikte yürümek gerekir. Şimdi sözü, Torunoğulları ailesinin iş dünyasında, sivil toplumda ve Türkiye ile Avrupa arasında üstlendiği önemli görevlere bırakıyoruz.

HOTİAD’DA YENİ BİR DÖNEM

Turgut Torunoğulları, Dernek çalışmalarında kısa sürede dikkat çeken isimlerden biri oldu.
Yeni iş kuran girişimcilere yol gösteriyor…
Kurumlar arasındaki ilişkilerin gelişmesi için yoğun çaba harcıyordu.

Bu çalışmalarının sonucunda Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD Başkanlığı görevine seçildi.
Ancak o, bu görevi hiçbir zaman bir makam olarak görmedi.
Ona göre başkanlık, daha fazla sorumluluk üstlenmek demekti.
Artık yalnızca kendi şirketini değil, yüzlerce Türk iş insanının beklentilerini de temsil ediyordu.
Kapısı herkese açıktı.
İlk şirketini kurmaya hazırlanan genç girişimciye de…

Yıllardır ticaret yapan deneyimli iş insanına da aynı yakınlığı gösteriyordu.
Çünkü onun anlayışına göre bilgi paylaşıldıkça çoğalıyor, tecrübe aktarıldıkça değer kazanıyordu.
Bu anlayışla HOTİAD döneminde yalnızca olağan toplantılar yapılmadı.
İş dünyasını ilgilendiren konularda seminerler düzenlendi.
Bakanlar davet edildi.
Belediye başkanlarıyla buluşmalar gerçekleştirildi.
Büyükelçiler…
Başkonsoloslar…
Ekonomi temsilcileri…
Akademisyenler…
Bankacılar…
Aynı masa etrafında bir araya getirildi.

Amaç yalnızca toplantı yapmak değildi.
Birbirini tanıyan insanların birlikte üretmesini sağlamaktı.
Torunoğulları, iş dünyasında güvenin en büyük sermaye olduğuna inanıyordu.
Bu nedenle kurulan her yeni dostluğu, geleceğe yapılmış bir yatırım olarak değerlendiriyordu.

TÜRKİYE İLE HOLLANDA ARASINDA EKONOMİ KÖPRÜSÜ

HOTİAD’daki çalışmaları zamanla Hollanda sınırlarını da aştı.
Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine büyük önem veriyordu.
Türkiye’den gelen heyetlerin Hollanda temaslarında aktif rol üstlendi.
Türk iş dünyası kuruluşlarını sık sık Hollandalı muhataplarla bir araya getirdi.
Aynı şekilde Hollandalı yatırımcıların Türkiye’yi daha yakından tanımaları için de önemli girişimlerde bulundu.

Ona göre ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildi.
Ekonomi, insanlar arasında kurulan güven ilişkisiydi.
Bu nedenle resmî toplantılar kadar birebir görüşmelere de büyük önem veriyordu.
Çünkü bazen bir fincan kahve eşliğinde yapılan samimi bir sohbet, haftalar süren resmî yazışmalardan daha kalıcı sonuçlar doğurabiliyordu.

DEİK VE DTİK İLE DAHA GENİŞ BİR SORUMLULUK

HOTİAD’daki başarılı çalışmaları onu daha geniş bir platforma taşıdı.
Daha sonra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi’nin (DTİK) Avrupa yapılanmasında önemli görevler üstlendi.
Böylece temsil ettiği alan yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmadı.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren Türk iş insanlarının meseleleri de çalışma alanına dâhil oldu.

Görev yaptığı süre boyunca Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesi için yoğun bir diplomasi yürüttü.
Toplantılar düzenledi.
Resmî temaslarda bulundu.
Türk iş dünyasının beklentilerini ilgili makamlara aktardı.
Onun temel yaklaşımı hiç değişmedi: Güçlü bir diaspora, ancak güçlü bir ekonomiyle mümkün olabilirdi.

OTOMOBİL VE ASKERLİK SORUNU: GURBETÇİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRAN GİRİŞİMLER

Bedelli Askerlik Ücreti Güncellendi - Uşak Haber Gazetesi

Turgut Torunoğulları’nın iş dünyasındaki faaliyetleri genişledikçe, Avrupa’da yaşayan Türklerin ortak sorunları da gündeminin önemli bir parçası hâline geldi. Özellikle yurtdışından Türkiye’ye otomobilleriyle gelen gurbetçilerin yaşadığı sıkıntılar üzerinde önemle durdu.

O yıllarda uygulanan üç aylık Triptik sistemi, özellikle emekliler için büyük mağduriyet yaratıyordu. Süre dolduğunda araçların yeniden yurtdışına çıkarılması zorunluluğu, binlerce kilometrelik ek yolculuklar ve ciddi maddi külfet anlamına geliyordu.

Torunoğulları, önce HOTİAD, daha sonra DEİK ve DTİK’deki görevleri sırasında bu sorunu Ankara’nın gündemine taşıyan isimlerden biri oldu. İlgili bakanlıklarla yapılan görüşmeler, hazırlanan raporlar ve sürdürülen girişimler sonucunda önemli bir düzenleme gerçekleştirildi. Yıllardır uygulanan üç aylık Triptik sistemi kaldırılarak, yurtdışından getirilen araçlar için iki yıllık geçici ithalat hakkı tanındı. Daha sonraki yıllarda bu hak emekliler açısından daha da genişletildi.

Ancak Torunoğulları’nın bu konudaki mücadelesi bununla da sınırlı kalmadı.

BAKANIN YANLIŞ BİLDİĞİNİ ANKARA’DA DÜZELTTİRDİ

Turgut Torunoğulları’nın, Avrupa’da yaşayan Türkler adına yürüttüğü girişimler arasında, belki de en çok ses getirenlerden biri, yurtdışından Türkiye’ye otomobilleriyle giden gurbetçilerin yaşadığı büyük mağduriyetin giderilmesi oldu.

Yıllar boyunca uygulanan kurallar, gurbetçilerin hayatını adeta çekilmez hâle getiriyordu. Türkiye’ye iki yıllık geçici ithalat hakkıyla getirilen bir otomobili, araç sahibi yanında bulunsa bile, direksiyon başına başkası geçemiyor. Kurala aykırı kullanım tespit edildiğinde ise ağır para cezaları uygulanıyor, hatta otomobil gümrüğe çekiliyordu. Bu uygulama, özellikle uzun yol yapan aileler için büyük sıkıntılara yol açıyordu.

Sorun, Amsterdam’da Torunoğulları’nın otelinde düzenlenen bir toplantıda yeniden gündeme geldi. Ticaret Bakanı’nın da katıldığı toplantıda, salondan bu konuda bir soru yöneltildi.

Bakan, iddiaların doğru olmadığını belirterek, sert bir ifadeyle, Bunlar doğru değil. Araç sahibi bagajda bile olsa, otomobili bir başkası kullanabilir.” dedi.

Ancak kısa süre içinde anlaşıldı ki, Bakan’a verilen bilgi yanlıştı. Mevcut gümrük mevzuatı, böyle bir kullanıma izin vermiyordu ve gurbetçiler yıllardır bu nedenle ciddi mağduriyetler yaşıyordu.

Bu konu günlerce tartışılılırken, Turgut Torunoğulları Ankara’ya giderek ilgili bakanlıklar ve yetkililerle doğrudan görüşmeler yaptı.
Sorunun yalnızca münferit birkaç kişiyi değil, Avrupa’da yaşayan yüz binlerce Türk vatandaşını ilgilendirdiğini belgeleriyle ortaya koydu. Yapılan girişimler sonuç verdi ve mevzuat yeniden ele alındı. Sonunda, yıllardır şikâyet konusu olan uygulama değiştirilerek gurbetçilerin yaşadığı önemli bir mağduriyet giderildi.

Aslında bu, Turgut Torunoğulları’nın gurbetçiler adına verdiği ilk mücadele değildi.

Yıllar önce de, Türkiye’ye otomobille gelen gurbetçilerin üç aylık Triptik uygulamasının kaldırılarak iki yıllık geçici ithalat hakkına dönüştürülmesi için yürütülen çalışmaların öncü isimleri arasında yer almıştı. Avrupa’da yaşayan Türklerin hayatını kolaylaştıran bu tarihî düzenleme, yüz binlerce aile için büyük bir rahatlama sağlamıştı.

Aradan yıllar geçtikten sonra, aynı konuda yeniden devreye girmesi ve bu kez de yanlış uygulamanın düzeltilmesine katkı sağlaması, Turgut Torunoğulları’nın yalnızca başarılı bir iş insanı olmadığını; toplumun ortak meselelerini kendi meselesi olarak gören bir sivil toplum temsilcisi olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bugün Avrupa’da yaşayan sayısız gurbetçi, belki bu değişikliklerin perde arkasında verilen mücadeleyi bilmiyor. Ancak Türkiye’ye otomobilleriyle daha rahat gidebilmeleri ve yıllardır yaşanan önemli bir sorunun çözüme kavuşması, bu girişimlerin en somut sonucu olarak tarihteki yerini aldı.

BEDELLİ ASKERLİK KONUSUNDA DA GÜNDEMDEYDİ

Torunoğulları’nın üzerinde durduğu tek konu otomobil düzenlemesi değildi.
Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarını yakından ilgilendiren bedelli askerlik uygulaması da gündemindeki önemli başlıklardan biriydi.
Özellikle yüksek bedeller nedeniyle birçok vatandaşın yaşadığı sıkıntılar, yapılan toplantılarda ve resmî temaslarda dile getirildi.
İş dünyasının temsilcileriyle birlikte yürütülen girişimlerde, uygulamanın daha ulaşılabilir hâle gelmesi gerektiği savunuldu.
Torunoğulları da bu süreçte, Avrupa’daki Türk toplumunun beklentilerini ilgili makamlara aktaran isimler arasında yer aldı.

TORUNOĞULLARI’NDA İKİNCİ KUŞAK SAHNEYE ÇIKIYOR



Bir şirket kurmak zordur.
Onu büyütmek daha zordur.
Ama belki de en zor olanı, kurulan yapıyı gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde devredebilmektir.
Dünya genelinde aile şirketlerinin önemli bir bölümü, ikinci kuşağa geçiş sürecinde güç kaybeder.
Kurucunun bilgi ve tecrübesi kurumsallaşamazsa, yılların emeği kısa sürede dağılabilir.
Torunoğulları ailesi ise bu gerçeğin farkındaydı.
Bu nedenle büyümenin yanında, sürekliliğe de önem verdi.

Kardeşlerin yıllar içinde farklı alanlarda üstlendikleri sorumluluklar, grubun tek kişiye bağlı kalmadan gelişmesini sağladı.
Zamanla yeni kuşak da bu yapının içine katıldı.
Böylece aile şirketi, kurumsal bir gelecek hazırlamaya başladı.

FAİK CANER TORUNOĞULLARI: TURİZM, İŞ DÜNYASI VE SİVİL TOPLUMDA YENİ KUŞAĞIN TEMSİLCİSİ

 

Torunoğulları ailesinin ikinci kuşak temsilcilerinden Faik Caner Torunoğulları, babasından devraldığı girişimcilik vizyonunu turizm, iş dünyası ve sivil toplum alanlarında başarıyla sürdürüyor.

Orka Hotels Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO’su olarak turizm sektöründe önemli sorumluluklar üstlenen Faik Caner Torunoğulları, aynı zamanda Marmaris Genç İş İnsanları Derneği (MAGİAD) Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Muğlaspor AŞ Asbaşkanlığı görevlerini yürütüyor.

Görev yaptığı kurumlarda yalnızca ticari başarıya değil, sosyal sorumluluk projelerine ve genç girişimcilerin desteklenmesine de büyük önem veren Faik Caner Torunoğulları, Marmaris’in ulusal ve uluslararası tanıtımı için çeşitli girişimlerde bulundu. Başta Berlin’deki ITB ve Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT) olmak üzere önemli uluslararası organizasyonlarda Marmaris’i temsil ederek bölgenin turizm ve yatırım potansiyelinin tanıtılmasına katkı sağladı.

Yerel düzeyde ise genç iş insanlarını bir araya getiren projelere öncülük etti, sosyal dayanışmayı güçlendiren etkinlikler düzenledi ve iş dünyası ile sivil toplum arasında köprü kuran çalışmalara imza attı.

Muğlaspor’un 2025-2026 sezonunda Play-Off şampiyonu olarak 1. Lig’e yükseldiği tarihi başarıda da kulübün Asbaşkanı olarak yönetimde görev alan Faik Caner Torunoğulları, iş dünyasındaki dinamizmini spor alanına da taşıdı.

Böylece Torunoğulları ailesinin ikinci kuşağı, yalnızca aile şirketlerini büyütmekle kalmayıp; turizmden spora, sivil toplumdan uluslararası tanıtıma kadar uzanan geniş bir alanda topluma katkı sunmayı sürdürüyor.

ERCAN TORUNOĞULLARI: YENİ KUŞAĞIN ULUSLARARASI TEMSİLCİSİ

Torunoğulları ailesinin ikinci kuşağını temsil eden Turgut Torunoğulları’nın oğlu Ercan Torunoğulları, Hollanda’daki eğitiminin ardından grup şirketlerinde üstlendiği görevlerle iş hayatına katıldı. Özellikle turizm sektöründeki yatırımların geliştirilmesinde aktif rol aldı.

Turizm alanındaki çalışmaları, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Ege Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçilmesiyle daha geniş bir boyut kazandı. Bu görevde, Türkiye’nin turizm potansiyelinin tanıtılması ve sektörün gelişmesine yönelik çalışmalara katkı sundu.

BAŞKAN VE YARDIMCISI: AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Ercan Torunoğulları, şimdiki Başkan Zafer Sırakaya ile.

Ercan Torunoğulları, son olarak AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu görevle birlikte, uluslararası ilişkiler alanında Türkiye’nin dış temaslarına katkı sağlayan önemli bir sorumluluk üstlenmiş oldu.

Ercan Torunoğulları’nın iş dünyasındaki deneyimini kamu görevleriyle birleştirmesi, Torunoğulları ailesinin yıllar içinde oluşturduğu uluslararası birikim ve temsil anlayışının yeni kuşakta da devam ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekmektedir.

ERTAN TORUNOĞULLARI: FENERBAHÇE YÖNETİMİNDE SORUMLULUK ÜSTLENDİ

Ertan Torunoğulları kimdir serveti? Fenerbahçe yöneticisi kaç yaşında, ne iş yapıyor? - Sivas Haber

Torunoğulları ailesinin iş dünyasında edindiği yönetim tecrübesi, zaman içinde spor camiasına da yansıdı. Bu sürecin öne çıkan isimlerinden biri olan Ertan Torunoğulları, Türkiye’nin en büyük spor kulüplerinden Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nda görev alarak önemli sorumluluklar üstlendi.

İş hayatında kazandığı organizasyon ve yönetim deneyimini kulüp çalışmalarına da taşıyan Ertan Torunoğulları, görev yaptığı dönemde Fenerbahçe’nin kurumsal yapısına katkı sağlayan yöneticiler arasında yer aldı. Büyük bir camiada yöneticilik yapmak, yalnızca iş dünyasında elde edilen başarının değil, güvenilirlik ve temsil kabiliyetinin de bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı alanlarda üstlendiği görevler dikkate alındığında, Ertan Torunoğulları’nın Fenerbahçe yönetimindeki çalışmaları da bu çok yönlü temsil anlayışının önemli halkalarından biri olarak öne çıkmaktadır.

AYKUT TORUNOĞULLARI: BEŞİKTAŞ’TA YÖNETİM SORUMLULUĞU

Torunoğulları ailesinin spor dünyasındaki temsilini sürdüren isimlerden biri de Aykut Torunoğulları oldu. İş hayatında edindiği yönetim tecrübesini spor yöneticiliğine de taşıyan Aykut Torunoğulları, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Yönetim Kurulu’nda görev üstlendi.

Türkiye’nin köklü spor kulüplerinden biri olan Beşiktaş’ta üstlendiği görev süresince, kulübün kurumsal çalışmalarına katkıda bulundu. Büyük bir spor kulübünün yönetiminde yer almak, yalnızca iş dünyasında kazanılan deneyimin değil, aynı zamanda güven ve temsil yeteneğinin de bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı kuşaklarda ve farklı alanlarda üstlendiği sorumluluklar dikkate alındığında, Aykut Torunoğulları’nın Beşiktaş yönetimindeki görevi de bu çok yönlü temsil anlayışının önemli örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

ERDAL TORUNOĞULLARI: BEŞİKTAŞ’A UZANAN YÖNETİCİLİK DENEYİMİ

Torunoğulları ailesinin iş dünyasında oluşturduğu yönetim anlayışı, spor camiasında da karşılık buldu. Ailenin önemli isimlerinden Erdal Torunoğulları da, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Yönetim Kurulu’nda üstlendiği görevlerle bu temsil zincirinin dikkat çeken halkalarından biri oldu.

İş yaşamında kazandığı yönetim tecrübesini Beşiktaş’taki çalışmalarına da yansıtan Erdal Torunoğulları, kulübün yönetiminde aktif sorumluluk üstlendi. Türkiye’nin en köklü spor kulüplerinden birinde görev almak, yalnızca yöneticilik deneyimini değil, aynı zamanda güvenilirliği ve temsil kabiliyetini de ortaya koyan önemli bir sorumluluk olarak değerlendirildi.

Torunoğulları ailesinin farklı fertlerinin iş dünyası, sivil toplum ve spor yönetiminde üstlendikleri görevler birlikte değerlendirildiğinde, Erdal Torunoğulları’nın Beşiktaş’taki yöneticiliği de bu çok yönlü hizmet anlayışının önemli örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

YAVUZ TORUNOĞULLARI: TURİZMDE STRATEJİK VİZYONU VE SEKTÖREL LİDERLİĞİYLE ÖNE ÇIKAN İSİM

Torunoğulları ailesinin turizm alanındaki en deneyimli temsilcilerinden Yavuz Torunoğulları, otuz yılı aşkın meslek hayatı boyunca hem turizm yatırımlarının gelişmesinde hem de Türk turizminin kurumsal yapısının güçlenmesine katkı sağlayan önemli görevler üstlendi.

1974 yılında Kars’ta doğan Yavuz Torunoğulları, 1993 yılında Torunoğulları Grubu’nun Türkiye’deki ilk turizm yatırımlarının kuruluş sürecinde görev almak üzere Fethiye’ye yerleşti. Orka Hotels ve Orka Homes markalarının kuruluşunda kurucu yönetici olarak önemli sorumluluklar üstlendi; yatırım geliştirme, işletme yönetimi ve uluslararası pazarlama çalışmalarında aktif rol aldı. Bugün de Türkiye ve Hollanda’daki turizm yatırımlarının yönetiminde görev yapmayı sürdürüyor.

Yalnızca şirket yönetiminde değil, sektörün meslek kuruluşlarında da uzun yıllar önemli sorumluluklar üstlenen Yavuz Torunoğulları; Fethiye Otelciler Birliği (FETOB) Başkanlığı, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcılığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Bu görevleri sırasında Fethiye’nin ve Türk turizminin yurt içinde ve yurt dışında tanıtılmasına yönelik çok sayıda projeye öncülük etti.

Sivil toplum çalışmalarına da büyük önem veren Yavuz Torunoğulları; Fethiyespor Kulübü Başkanlığı, Fethiye Tanıtım Vakfı (FETAV) Yönetim Kurulu Üyeliği ve çeşitli meslek kuruluşlarındaki görevleriyle bölgesel kalkınmaya katkı sağladı. Aynı zamanda Beşiktaş Jimnastik Kulübü Kongre ve Divan Kurulu üyesi olarak spor camiasındaki çalışmalarını da sürdürüyor.

Son yıllarda yaptığı değerlendirmelerle Türk turizminin karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlara dikkat çeken Yavuz Torunoğulları; yüksek enflasyon, maliyet artışları, döviz kuru politikası ve uluslararası rekabet gibi konularda sektör adına görüşlerini kamuoyu ile paylaşan isimlerden biri oldu. Turizmin sürdürülebilir büyümesi için mali disiplin, fiyat istikrarı ve uluslararası rekabet gücünün korunmasının önemini sık sık vurguladı.

Orka Hotels’in Türkiye’deki yatırımlarının yanı sıra Hollanda’da gerçekleştirilen yeni otel projelerinde de aktif rol üstlenen Yavuz Torunoğulları, grubun uluslararası büyüme stratejisinin şekillenmesine katkı vermeye devam ediyor.

Böylece Yavuz Torunoğulları, Torunoğulları ailesinin ikinci kuşağı içinde; turizm yöneticiliği, sektör kuruluşlarındaki çalışmaları, uluslararası yatırım vizyonu ve sivil toplum faaliyetleriyle öne çıkan isimlerden biri olarak iş dünyasındaki çalışmalarına başarıyla devam ediyor.

İLK KUŞAK İŞÇİYDİ, YENİ KUŞAK YÖNETİYOR

Yukarıdaki tablo, yalnızca Torunoğulları ailesinin başarısını anlatmıyor. Aynı zamanda Avrupa’ya bir zamanlar işçi olarak gelen Türklerin yarım asrı aşan değişiminin de somut bir göstergesidir. Fabrikalarda çalışan ilk kuşak, zamanla kendi şirketlerini kurdu; iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında ve spor kulüplerinde yönetici konumuna yükseldi. Bugün ise çocukları ve torunları, yalnızca özel sektörde değil, devlet kurumlarında ve uluslararası ilişkiler alanında da önemli görevler üstleniyor. Bu gelişim, Türk toplumunun çalışarak, üreterek ve kendini sürekli geliştirerek ulaştığı seviyenin en anlamlı örneklerinden biridir.

SADECE KENDİ ŞİRKETİ İÇİN ÇALIŞMADI

Bu çalışmalar, onun hayatındaki önemli bir gerçeği de ortaya koyuyordu.
Turgut Torunoğulları, elde ettiği birikimi yalnızca kendi şirketlerinin büyümesi için kullanmadı.
Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak meselelerinin çözümü için de zaman ayırdı.
Bu nedenle onun hikâyesi yalnızca başarılı bir girişimcinin hikâyesi değildir.
Aynı zamanda yaşadığı toplumun sorunlarını gündeme taşıyan, çözüm arayan ve kamu yararı için sorumluluk üstlenen bir iş insanının hikâyesidir.

HOLLANDA’DA BİR SOKAĞI SATIN ALDI

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce haber yazdım.
Bazıları yayımlandığı gün unutuldu.
Bazıları ise yıllar boyunca hafızalarda kaldı.
Turgut Torunoğulları hakkında yazdığım haberlerden biri de bunlardandı.
Başlığı şöyleydi: “Bir Türk uzun bir sokağı satın aldı.”

Haberi yazarken başlığın bu kadar ilgi göreceğini doğrusu ben de tahmin etmemiştim.
Türkiye’de gazeteler haberi manşetlerine taşıdı.
Yurt dışında yaşayan Türkler büyük bir gururla birbirlerine gönderdi.
Çünkü haber yalnızca bir gayrimenkul alımını anlatmıyordu.
O başlık, Avrupa’da ekmek parası için yola çıkan bir insanın nerelere ulaşabileceğinin sembolü hâline gelmişti.
Den Bosch’ta yıllar içinde işyerleri satın alınmış…
Yanındaki binalar değerlendirilmiş…
Yeni yatırımlar yapılmış…
Ve sonunda aynı cadde üzerindeki mülklerin büyük bölümü Torunoğulları Grubu’nun bünyesine katılmıştı.
İnsanlar bunu duyunca doğal olarak şaşırıyordu.

“Bir sokağı satın alan adam…”
Aslında bu ifade, biraz da gazeteciliğin dikkat çekici başlık geleneğinin ürünüdür.
Ama haberin özü doğrudur.
Ortada, yıllar süren emeğin sonunda ortaya çıkmış olağanüstü bir başarı vardı.
Benim için ise bu haberin başka bir anlamı vardı.
Yıllar önce kapı kapı dolaşarak tencere satan bir insanın, aynı şehirde büyük yatırımlara imza atmasını belgelemek…
Gazetecilik mesleğinin insana yaşattığı en güzel duygulardan biriydi.

“PANNEMAN”DAN “TENCERE KRALI”NA

Simtronic’in İtalya’daki üretim yeri ve tencereler.

Hollandalılar onu uzun yıllar tek bir isimle tanıdı.
“Panneman…”
Yani…
“Tencereci.”
Bu lakap küçümseyici değildi.
Tam tersine…
Onun başarı hikâyesinin başladığı noktayı anlatıyordu.
Kapı kapı dolaşan genç satış elemanı…
Yıllar içinde kendi markasını kurdu.
Uluslararası pazarlara açıldı.
Binlerce satış temsilcisinden oluşan organizasyonlar yönetti.
İtalya’da üretim ortaklığına girdi.
Avrupa’nın dört bir yanında faaliyet gösteren bir grubun başına geçti.

İlginç olan şuydu: İnsanlar onun “Panneman” lakabını unutmadı.
Ama o da hiçbir zaman o günleri unutmadı.
Çünkü başladığı yeri unutan insanların, vardıkları yerin değerini de zamanla kaybettiklerine inanıyordu.

TENCERE KRALLIĞI’NDAN TURİZM SULTANLIĞI’NA

Turgut Torunoğulları’nın iş hayatı yalnızca sanayi ve uluslararası pazarlamayla sınırlı kalmadı.
Yıllar içinde elde edilen tecrübe ve birikim, bu kez bambaşka bir sektöre yöneldi.
Turizm…
1990’lı yıllarda Türkiye’de turizm yatırımlarının hız kazandığı dönemde, Torunoğulları ailesi de bu alana yatırım yapma kararı aldı.
Amaç, yalnızca otel işletmek değildi.
Uluslararası standartlarda, yabancı turistlerin güvenle tercih edeceği tesisler kurmaktı.
Bu anlayışla ORKA Hotels markası doğdu.

ORKA HOTELS’İN BÜYÜMESİ

İlk yatırımların ardından grup, turizm sektöründe adım adım büyümeye başladı.
Marmaris…
İçmeler…
Fethiye…
Ölüdeniz…
Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinde gerçekleştirilen yatırımlar, zamanla büyük bir zincire dönüştü.

Grubun en dikkat çeken yatırımlarından biri, Marmaris-İçmeler’in en güzel koylarından birinde inşa edilen Sentido Orka Lotus Beach oldu.
Daha sonra farklı oteller…
Yeni tatil köyleri…
Eğlence parkları…
Ve yeni projeler birbirini izledi.

Yıllar içinde ORKA Hotels, Türkiye turizminin tanınan markalarından biri hâline geldi.
Bu büyüme sırasında da Torunoğulları’nın iş anlayışı değişmedi.
Kalite…
Uzun vadeli yatırım…
Uluslararası ortaklık…
Sürdürülebilir büyüme…

Sanayide benimsediği ilkeleri turizm sektörüne de taşıdı.
Nitekim birçok projede yabancı ortaklarla çalışmayı tercih etti.
Ona göre uluslararası ortaklıklar yalnızca finansal güç sağlamıyor, aynı zamanda farklı ülkelerin bilgi ve tecrübelerini de bir araya getiriyordu.

KAZANDIĞI YERİ DEĞİL, GELDİĞİ YERİ DÜŞÜNDÜ

İş hayatındaki başarılar büyüdükçe, Turgut Torunoğulları’nın hiç değişmeyen bir yönü vardı.
Doğduğu topraklarla bağını hiç koparmadı.
Kars…
Çocukluğunun geçtiği Erdağı Köyü…
Onun için yalnızca bir doğum yeri değildi.
Hayata başladığı…
Çalışmayı öğrendiği…
İlk hayallerini kurduğu yerdi.
Bu nedenle yıllar sonra elde ettiği imkânları yalnızca yeni ticari yatırımlar için kullanmayı düşünmedi.
Doğduğu şehre kalıcı eserler bırakmak istedi.
Çünkü ona göre gerçek başarı, yalnızca şirket kurmakla ölçülmezdi.
İnsanların hayatına dokunan eserler bırakabilmek de en az ticari başarı kadar değerliydi.

EĞİTİME YAPILAN YATIRIM

HOTİAD Hollandalı Türk işadamının Kars'a Yaptırdığı Anadolu Meslek Sağlık Lisesi Törenle Açıldı - HOTİAD

Bu anlayışın en somut örneği, Kars’ta gerçekleştirilen eğitim yatırımları oldu.
Torunoğulları ailesinin katkısıyla 12 derslikli Faik ve Fikriye Torunoğulları Sağlık Meslek Lisesi için protokol imzalandı.
Bunun yanında, Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’ndeki okulun onarılması ve yeni bölümler eklenmesi de aynı projenin önemli parçaları arasında yer aldı.
Sağlık Meslek Lisesi’ne anne ve babasının adı verildi.
Bu tercih yalnızca aile büyüklerine duyulan saygının değil, aile değerlerinin gelecek kuşaklara taşınmasının da bir göstergesiydi.

Bu yatırımların amacı yalnızca yeni okul binaları yapmak değildi.
Amaç, çocuklara daha iyi eğitim imkânı sunmaktı.
Çünkü Turgut Torunoğulları’nın sık sık dile getirdiği bir düşünce vardı:
“İnsana yapılan yatırım, hiçbir zaman değerini kaybetmez.”

 

ŞİMDİ HİKÂYENİN BAŞLANGICI OLAN 1980 YILINA DÖNELİM

 

Bugün gördüğünüz bu tablo, elbette bir günde ortaya çıkmadı. Başarılı şirketlerin, uluslararası görevlerin ve topluma bırakılan eserlerin arkasında uzun yıllara yayılan zorlu bir mücadele vardı. Dilini bilmediği bir ülkede sıfırdan başlayan bir hayat… Defalarca denenen, vazgeçilmeyen bir yolculuk… Şimdi gelin, bu hikâyenin başladığı 1980 yılına dönelim ve bütün bu başarının nasıl adım adım inşa edildiğini birlikte izleyelim.

KARS’TAN HOLLANDA’YA UZANAN İLK YOL

Tarım işçisi çocuklar tatillerini çalışarak geçiriyor

Bugün Avrupa’da başarıya ulaşmış Türk girişimciler anlatılırken, çoğu zaman ulaştıkları nokta konuşulur. Oysa asıl önemli olan, o noktaya hangi şartlarda ulaşıldığıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de gösterişli toplantı salonlarında ya da büyük şirketlerin yönetim odalarında başlamadı.
Her şey, Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nde başladı.
1958 yılında dünyaya gelen Turgut Torunoğulları’nın çocukluğu, Doğu Anadolu’nun sert ikliminde geçti. Kış aylarının uzun sürdüğü, geçimin büyük ölçüde hayvancılık ve tarıma dayandığı yıllardı. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren çalışmayı öğreniyor, aile dayanışmasının önemini yaşayarak görüyordu.

Geçim büyük ölçüde hayvancılık ve tarıma dayanırdı.
Çocuklar küçük yaşlardan itibaren çalışmayı öğrenirdi.

Bugün iş dünyasında disiplin, sabır ve dayanıklılık olarak tanımlanan birçok özellik, aslında o yıllarda günlük hayatın doğal bir parçasıydı.
Erken kalkmak…
Çalışmadan hiçbir şey elde edilemeyeceğini bilmek…
Aile dayanışmasının önemini yaşayarak öğrenmek…

Belki de ileride kuracağı büyük organizasyonların temeli, farkında olmadan o yıllarda atılıyordu.

O günlerde hiç kimse, Erdağı Köyü’nde büyüyen bu çocuğun yıllar sonra Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet gösterecek şirketlerin başına geçeceğini tahmin etmiyordu.

Ama hayat, en büyük hikâyelerini çoğu zaman en mütevazı yerlerde başlatır.
1970’li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye ekonomik bakımdan zor günler yaşıyordu.
İşsizlik artıyor, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyordu.
Avrupa ise artık milyonlarca göçmenin yaşadığı yeni bir döneme girmişti.
Hollanda’da da binlerce Türk, fabrikalarda çalışıyor, ailelerini geçindirmeye uğraşıyordu.

Kimileri birkaç yıl sonra Türkiye’ye dönmenin hesabını yapıyor, kimileri ise çocuklarının geleceğini artık Avrupa’da kuruyordu.

Disiplin… Sabır… Çalışmadan hiçbir şey elde edilemeyeceği düşüncesi…
İleride iş hayatında en çok öne çıkacak özelliklerinin temeli de işte o yıllarda atılıyordu.
1970’li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye ekonomik bakımdan zor günler yaşıyordu.
İşsizlik artıyor, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyordu.
Turgut Torunoğulları da 1980 yılında Hollanda’ya geldi.


Hayat arkadaşlığı, yalnızca aynı evi paylaşmak değildir. Turgut Torunoğulları’nın genç yaşta evlendiği eşi Erdegül Hanım, yoğun iş temposu, sayısız seyahat, toplantılar ve sosyal sorumluluklarla geçen uzun yıllar boyunca daima eşinin yanında oldu. Sessiz ama güçlü desteğiyle, ailenin huzurunu koruyan, çocukların yetişmesinde büyük emek veren ve Turgut Torunoğulları’nın başarı yolculuğunun görünmeyen kahramanlarından biri olarak bu hikâyedeki yerini aldı.

Henüz yirmi bir yaşındaydı.
Yeni evlenmişti.
İlk günlerde eşiyle birlikte kayınpederinin yanında kaldı.
Yeni bir ülke…
Yeni bir dil…
Yeni insanlar…
Ve belirsizliklerle dolu yeni bir hayat…

İlk aylar düşündüğünden çok daha zor geçti.
İş arıyordu. Ama iş bulamıyordu.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
Yaklaşık altı ay boyunca düzenli bir işe giremedi.
Türkiye’deki ailesi endişelenmeye başlamıştı.

Türkiye'de ve Hollanda''da yatırımları bulunan iş insanı Faik Torunoğulları (84) hayatını kaybetti. - Kars Haberleri
Daha sonraları hayvan ticareti ile uğraşan baba rahmetli Faik Torunoğulları.

Babası, yıllar önce Almanya’da çalışmış, daha sonra Türkiye’ye dönerek ticaret ve hayvancılıkla uğraşmayı tercih etmişti.
Oğlunun da geri dönmesini istiyordu.
“Gel artık…” diyordu.”Burada da hayat var.”

Belki birçok genç, ailesinin bu çağrısına kulak verirdi.
Ama Turgut Torunoğulları farklı düşündü.
Henüz hiçbir şey başaramadan geri dönmek istemiyordu.
Yıllar sonra o günleri anlatırken bu kararlılığı tek cümleyle özetleyecekti: “Başarısız olarak dönmeyi kendime yakıştıramadım.”

Bu cümle, onun hayatının özeti gibiydi.
Çünkü ilerleyen yıllarda karşısına çıkan her engelde aynı tavrı gösterecekti.
Önce mücadele edecek…
Eksiklerini tamamlayacak…
Sonra yeniden deneyecekti.
İlk engelde vazgeçmek, onun hayatında hiçbir zaman bir seçenek olmayacaktı.

İLK KAPI YÜZÜNE KAPANDI

İş arayışı sürerken, bir tercümanın yardımıyla Hollanda’daki bir lastik fabrikasına başvurdu.
Beklediği haber gelmedi.
Başvurusu reddedilmişti.
Sebep ise son derece açıktı.
Hollandaca bilmiyordu.
İşveren, dili bilmeyen genç bir göçmeni işe almak istememişti.
Birçok insan için bu, umutların kırıldığı bir an olabilirdi.

Turgut Torunoğulları ise olaya bambaşka bir gözle baktı.
Fabrikaya kızmadı.
Sistemi suçlamadı.
Şanssızlığından yakınmadı.
Önce kendisine döndü ve eksikliğini gördü.
Sorun çalışkan olmaması değildi.
Sorun, Hollandaca bilmemesiydi.
O hâlde yapılacak şey belliydi.
Önce dili öğrenecekti.

O yıllarda göçmenler için gönüllü öğretmenlerin verdiği ücretsiz Hollandaca kursları düzenleniyordu.
Bu kurslara düzenli olarak devam etti.
Kısa süre içinde günlük konuşmaları rahatlıkla yapabilecek seviyeye ulaştı.
Ardından birçok kişinin cesaret edemeyeceği bir şey yaptı.
Kendisini geri çeviren fabrikanın kapısını yeniden çaldı.

Bu kez şartlar değişmişti.
Kapı açıldı.
İşe kabul edildi.
Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen bu olay, aslında bütün iş hayatını özetleyen önemli bir dönüm noktasıydı.

Hayatı boyunca karşısına çıkan engelleri kader olarak görmedi.
Önce eksiklerini tamamladı.
Sonra yeniden denedi.
Şirket kurarken de…
Yeni pazarlara girerken de…
Turizm yatırımlarında da…
Sivil toplum çalışmalarında da aynı anlayışla hareket edecekti.
Engelleri konuşmak yerine, onları aşmanın yollarını arayacaktı.

Fabrikada çalışmaya başlamasıyla birlikte düzenli bir gelire kavuştu.
Artık maaşı vardı.
Ancak kısa süre içinde önemli bir gerçeği fark etti.
Maaşı geçimini sağlıyordu.
Ama hayallerini gerçekleştirmeye yetmiyordu.
İşte o günlerde çevresine daha dikkatli bakmaya başladı.
İnsanların ihtiyaçlarını gözlemliyor…
Yeni fırsatlar arıyor…
Boş zamanlarında sürekli yeni iş fikirleri üzerinde düşünüyordu.
Henüz farkında değildi ama girişimci kimliği yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı.

ARKADAŞININ EVİNDE GÖRDÜĞÜ MANZARA

Bir gün iş çıkışında bir arkadaşını ziyaret etti.
Kapıyı açar açmaz şaşkına döndü.
Ev, alışılmışın dışında bir kalabalıkla doluydu.
İnsanlar büyük bir dikkatle televizyona bakıyordu.
O yıllarda Hollanda’da yaşayan Türk ailelerinin televizyon seçenekleri bugünkü kadar zengin değildi.
Türkiye’den yayın yapan özel televizyon kanalları henüz yoktu.
İnsanlar memleket hasretini, Türkiye’den getirilen video kasetlerle gidermeye çalışıyordu.
Türk filmleri…
Komedi programları…
Sanatçıların konser kayıtları…
Kasetler elden ele dolaşıyor, akşamları evlerde adeta küçük sinema salonları kuruluyordu.

Turgut Torunoğulları bu manzarayı dikkatle izledi.
İnsanların yalnızca film seyretmediğini gördü.
Onlar, memleket özlemini gideriyordu.
İşte o anda zihninde yeni bir fikir oluştu.
Burada önemli bir ihtiyaç vardı.
Ve bu ihtiyaç aynı zamanda yeni bir iş fırsatı anlamına geliyordu.

Bazen büyük girişimler, aylar süren toplantılarda doğmaz.
Bazen bir arkadaş ziyaretinde görülen sıradan bir manzara, insanın bütün hayatını değiştirebilir.
Turgut Torunoğulları’nın girişimcilik yolculuğunda da böyle oldu.
O akşam gördüğü kalabalık, onu video kaset ticaretine götüren ilk adım oldu.
Ve o adım, daha sonra birbirini takip edecek çok daha büyük yatırımların başlangıcına dönüştü.

HERKES AYNI İŞİ YAPMAYA BAŞLAYINCA…

Garajda başlayan video kaset işi, beklediğinden daha kısa sürede büyüdü.
Avrupa’daki Türkler arasında kulaktan kulağa yayılan bu girişim ona önemli bir kazanç sağlamıştı.
Fabrikadaki mesaisinin ardından kendi işini yürütüyor, insanların memleket hasretini bir nebze olsun gidermelerine de katkıda bulunuyordu.

Ancak piyasalar sürekli değişiyordu.
Bir süre sonra video kaset kiralama işinin kazançlı olduğu herkes tarafından fark edildi.
Yeni girişimciler aynı alana yönelmeye başladı.
Kaset sayısı arttı.
Kiralama noktaları çoğaldı.
Rekabet her geçen gün biraz daha sertleşti.
Dün büyük ilgi gören iş, yavaş yavaş eski cazibesini kaybediyordu.

Turgut Torunoğulları bu değişimi dikkatle izledi.
Birçok kişi, kazancı azalsa bile alıştığı işi sürdürmeyi tercih eder.
O ise farklı düşünüyordu.
Girişimcilik, yalnızca doğru zamanda bir işe girmekten ibaret değildi.
Aynı zamanda o işten doğru zamanda çıkabilmeyi de gerektiriyordu.

Video kaset işinin geleceğinin eskisi kadar parlak olmayacağını gördüğü gün, yeni fırsatlar aramaya başladı. Bu karar, daha sonra iş hayatında defalarca uygulayacağı önemli bir ilkenin ilk örneği olacaktı. Duygularıyla değil… Şartlara bakarak karar veriyordu.
Tam da bu sırada karşısına hiç beklemediği yeni bir teklif çıktı.

AVRUPA’DA VİDEO KASET TİCARETİNİN GERÇEK HİKAYESİ: BU İŞİ HULKİ SANER’LE BEN BAŞLATTIM!

Geçmişe dönüp baktığımda, Avrupa’daki Türk toplumunun tarihine sadece bir gazeteci olarak tanıklık etmediğimi, aynı zamanda onların sosyo-kültürel hayatını şekillendiren çok büyük ilklerin altında imzam olduğunu görürüm.

Açık ve net bir şekilde ifade etmeliyim: Avrupa’da Türk sinemasını evlere sokan o ilk yasal video kaset işini, Yeşilçam’ın efsane yapımcısı ve yönetmeni Hulki Saner ile birlikte bizzat ben başlattım.

1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında Avrupa’daki Türk işçilerinin memleket hasretini, kültürel açlığını en iyi gözlemleyen insanlardan biriydim. O dönemde piyasada korkunç bir korsan film furyası dönüyordu. Kalitesiz, kaçak kasetler elden ele geziyordu. İşte bu karmaşayı bitirmek ve bu işi tamamen yasal, profesyonel bir zemine oturtmak için Yeşilçam’ın dâhisi Hulki Saner ile kafa kafaya verdik.

Hulki Saner ile kurduğumuz bu güçlü ortaklıkla, Türkiye’deki en popüler sinema filmlerinin Avrupa haklarını satın aldık. Filmleri yüksek kaliteli, yasal video kaset formatlarına dönüştürerek Avrupa genelinde muazzam bir dağıtım ağı kurduk. Hollanda’dan Almanya’ya, Belçika’dan Fransa’ya kadar her Türk kahvehanesi, bakkalı ve kurulan ilk video kulüpleri bizim dağıttığımız bu kasetlerle doldu. Türk insanı sinemayla, kültürüyle ilk kez bu kadar organize ve yasal bir şekilde buluştu.

Biz bu devasa sektörü sıfırdan inşa edip kapıları sonuna kadar açtıktan sonradır ki, Turgut Torunoğulları ve diğer girişimci dostlarımız bu yoldan yürüdü, ticaretini yaptı ve sektörü kendi kulvarlarında büyüttüler. Turgut’un video ticaretindeki başarısı bu açılan kapıdan geçerek yazılmıştır.

Özetle; Avrupa’da video kaset ticaretinin miladı, benim Hulki Saner ile attığım o cesur ve vizyoner adımdır. İlk harcı biz koyduk, ilk kaseti biz döndürdük. Gerisi, bizim başlattığımız bu büyük akımın dalga dalga yayılmasından ibarettir.

BİR TELEFONLA DEĞİŞEN HAYAT

Simtronic | Paslanmaz Çelik Tencere ve Tava ile Mutfakta Mükemmellik

Video kaset işinden çekilmeyi düşündüğü günlerde, hiç beklemediği bir telefon aldı.
Arayan kişi, çelik sektöründe faaliyet gösteren bir firmadan tanıdığı bir isimdi.
Kısa bir görüşmenin ardından ona şu teklifi yaptı: “Bizim ürünlerimizi satmayı düşünür müsün?”

Teklif cazipti.
Ama kolay değildi.
Çünkü çelik sektörü, video kaset ticaretine hiç benzemiyordu.
Bu alan teknik bilgi gerektiriyordu.
Ürünleri tanımak gerekiyordu.
Müşterileri tanımak gerekiyordu.
Piyasayı öğrenmek gerekiyordu.

Birçok kişi böyle bir teklif karşısında “Ben bu işi bilmiyorum.” diyerek geri çekilebilirdi.
Turgut Torunoğulları ise yine aynı yolu seçti.
Önce öğrenmeye karar verdi.
İşe başlamadan önce günlerini depolarda geçirdi.
Çelik ürünlerini tek tek inceledi.
Hangi ürünün nerede kullanıldığını öğrendi.
Kaliteleri arasındaki farkları araştırdı.
Fiyatları ezberledi.
Müşterilerin en çok hangi ürünleri tercih ettiğini anlamaya çalıştı.
Kısa süre içinde yalnızca satış yapan biri değil, ürününü tanıyan bir satıcı hâline geldi.

Bu yaklaşım, ileride kuracağı bütün şirketlerin temel anlayışı olacaktı.
Önce işi öğrenmek…
Sonra yatırım yapmak…
İlk aylarda Hollanda’nın dört bir yanını dolaştı.
Sabah erken saatlerde yola çıkıyor…
Sanayi bölgelerini geziyor…
Fabrika sahipleriyle görüşüyor…
Atölyeleri ziyaret ediyor…
Yeni müşteriler bulmaya çalışıyordu.
Her görüşme siparişle sonuçlanmıyordu.
Kapısından geri çevrildiği firmalar da oluyordu.

Ancak o, bunu hiçbir zaman başarısızlık olarak görmedi.
Her reddedilişten sonra bir sonraki kapıyı çalmaya devam etti.
Çünkü artık çok iyi biliyordu.
Başarı, tek bir büyük fırsatın değil…
Yüzlerce küçük denemenin sonunda geliyordu.

KENDİ ŞİRKETİNİ KURMA KARARI

Geçen süre içinde önemli bir tecrübe kazanmıştı.
Piyasayı tanıyordu.
Müşterileri tanıyordu.
Ürünleri tanıyordu.
Ve en önemlisi…
Bu sektörde büyüyebileceğine inanıyordu.

Artık başkalarının şirketleri adına çalışmak yerine, kendi şirketini kurmanın zamanının geldiğini düşünüyordu. Bu karar, hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biriydi.
Çünkü maaşlı bir işi bırakıp girişimci olmak, yalnızca cesaret değil, büyük bir sorumluluk da gerektiriyordu.
Sermayesi sınırlıydı.
İmkânları bugünkü gibi değildi.
Ama güveni vardı.
Çalışma azmi vardı.
Ve yıllardır biriktirdiği tecrübe vardı.
İşte bu üç güçle ilk adımı attı.
Böylece Edelstaal’ın temelleri atılmış oldu.

O gün belki kimse bunun yıllar sonra Avrupa’nın saygın çelik şirketlerinden birine dönüşeceğini tahmin etmiyordu. Ama Turgut Torunoğulları’nın aklında artık çok daha büyük hedefler vardı. Şirket sadece ticaret yapan bir firma olmayacaktı. Güvenilirliğiyle tanınacaktı. Verdiği söz zamanında yerine getirilecekti. Kaliteden taviz verilmeyecekti. Müşteri memnuniyeti her şeyin önünde tutulacaktı.

Yıllar içinde şirket büyüdü.
Müşteri sayısı arttı.
Yeni yatırımlar geldi.
Ancak değişmeyen tek şey, kuruluş yıllarında benimsediği çalışma anlayışı oldu.
Çünkü sağlam şirketler, yalnızca güçlü sermayeyle değil, sağlam ilkeler üzerine kurulur.
Ve Edelstaal’ın büyümesinin arkasında da işte bu anlayış vardı.

EDELSTAAL’IN DOĞUŞU

Edelstaal Group, Avrupa'da mutfak ürünleri satışı konusunda 40 yılını doldurdu

Kendi şirketini kurma kararı, Turgut Torunoğulları’nın iş hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biriydi.
Artık hedefi yalnızca satış yapmak değildi.
Kalıcı bir marka oluşturmak istiyordu.
Şirket büyüdükçe yeni bir ihtiyaç ortaya çıktı.
Artık yalnızca ürün satmak yeterli değildi.
Kendi markalarını oluşturmanın zamanı gelmişti.

İşte bu düşünce, ilerleyen yıllarda Avrupa’nın en tanınmış Türk markalarından biri hâline gelecek Edelstaal adının doğuşunu hazırladı.
“Edelstaal”, Hollandacada “paslanmaz çelik” anlamına geliyordu.
Bu isim rastgele seçilmedi.
Markanın bütün felsefesini yansıtıyordu.
Dayanıklılık…
Kalite…
Uzun ömür…

Şirket de aynı ilkeler üzerine kuruluyordu.
Kısa vadeli kazanç yerine uzun vadeli güven…
Ucuzluk yerine kalite…
Bir defalık satış yerine yıllarca sürecek müşteri memnuniyeti…
Bu ilkeler, Edelstaal’ın kurumsal kimliğinin temel taşları oldu.

GÜVEN, EN BÜYÜK SERMAYE

Şirket büyüdükçe ürün yelpazesi de genişledi.
Başlangıçta belirli ürünlerle yola çıkan Edelstaal, zaman içinde ev yaşamına yönelik farklı ürün gruplarını da bünyesine kattı.
Satış organizasyonu yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmadı.
Yeni ülkeler…
Yeni müşteriler…
Yeni pazarlar…
Her yeni ülke, farklı çalışma kültürlerini de beraberinde getiriyordu.
Fakat değişmeyen tek şey vardı.
Kalite anlayışı.

Turgut Torunoğulları’na göre bir şirketin en büyük sermayesi, kasasındaki para değil; müşterisinin duyduğu güvendi.
Bu nedenle verilen söz mutlaka tutulmalıydı.
Teslim tarihi gecikmeyecekti.
Ürün kalitesinden taviz verilmeyecekti.
Satış sonrasında müşteri yalnız bırakılmayacaktı.

Bugün iş dünyasında sıkça kullanılan “itibar sermayesi” kavramını, Torunoğulları ailesi daha o yıllarda günlük çalışma hayatının doğal bir parçası hâline getirmişti.
İşte bu anlayış sayesinde Edelstaal, yalnızca ticari bir marka değil, güveni temsil eden bir isim olarak da tanınmaya başladı.

KARDEŞLERİN KATILMASIYLA GÜÇLENEN YAPI

Başarı büyüdükçe sorumluluk da büyüyordu.
Artık tek başına koşmanın yeterli olmadığını biliyordu.
Kalıcı bir kurum oluşturmak gerekiyordu.
En büyük gücü ise her zaman olduğu gibi ailesiydi.
Zaman içinde kardeşleri de işin içine katıldı.

Önce Erdal Torunoğulları…
Ardından Aykut…
Daha sonra Ertan…
En sonda da oğlu Ercan…

Her biri farklı alanlarda sorumluluk üstlendi.
Ancak görev dağılımı yalnızca kardeşlik bağına göre yapılmadı.
Kimin hangi konuda daha başarılı olduğu dikkatle değerlendirildi.
Birisi organizasyonda öne çıkıyordu.
Diğeri finans konularında daha güçlüydü.
Bir başkası müşteri ilişkilerinde başarılıydı.
Herkes, en iyi olduğu alanda görev aldı.

Bu anlayış sayesinde şirket büyürken aile içindeki güven de güçlenmeye devam etti.
Yıllar sonra gerçekleştirilecek sanayi yatırımlarının…
Turizm projelerinin…
Uluslararası ortaklıkların…
Ve sosyal sorumluluk çalışmalarının temelinde de işte bu aile dayanışması bulunacaktı.

Böylece küçük bir girişim olarak başlayan şirket, sağlam ilkeler üzerine kurulu kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladı.
Ve Edelstaal’ın büyümesi artık yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmayacaktı.

SATIŞTAN ÇOK, İNSAN YETİŞTİRMEYİ ÖNEMSİYORDU

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\5a8fc7617152d807e030c2bb.jpgTorunoğulları’nın tencere pazarlaması için oluşturduğu Türk kadınları grubu, azımsanacak bir grup değildi. Hollanda’da yüzlerce, Avrupa’da binlerce kadın bu pazarlama işindeydi. Fotoğrafta, pazarlamacılarla yapılan bir toplantı görülüyor.

Turgut Torunoğulları’nın o yıllardaki çalışma arkadaşları, onun satış yapma biçiminden çok insanlarla kurduğu ilişkiyi hatırlıyorlardı.
Çünkü onun için başarı, o gün kaç takım tencere satıldığıyla ölçülmüyordu.
Asıl mesele, ertesi gün aynı heyecanla yeniden çalışabilecek bir ekip oluşturabilmekti.
Kapı kapı dolaşan satış temsilcileri sabah erkenden bir araya geliyor, günün programını yapıyor, ardından herkes kendi bölgesine dağılıyordu.
Akşam olduğunda ise yeniden buluşuluyor…
Günün değerlendirmesi yapılıyor…
Başarılı yöntemler konuşuluyor…
Yaşanan sıkıntılar paylaşılıyor…
Yeni başlayanlara tecrübeler aktarılıyordu.

Torunoğulları’nın en çok önem verdiği konu buydu.
Kimsenin tek başına mücadele etmesini istemiyordu.
Ona göre başarı, paylaşıldıkça büyüyen bir değerdi.
Bu anlayış sayesinde organizasyon sürekli gelişti.
Yeni başlayanlar kısa sürede tecrübe kazanıyor…
Tecrübe kazananlar ekip lideri oluyor…

Ekip liderleri de yeni ekipler kuruyordu.
Büyüme tesadüflere bırakılmıyor, planlı bir şekilde gerçekleştiriliyordu.
Torunoğulları’nın dikkat çeken özelliklerinden biri de başarıyı hiçbir zaman yalnızca kendisine mal etmemesiydi.
Her fırsatta ekip arkadaşlarından söz ediyor…
Başarının ortak emekle geldiğini vurguluyordu.

İlerleyen yıllarda kardeşlerinin şirkete katılmasıyla oluşacak kurumsal yapının temelleri de aslında bu ekip anlayışı üzerine kurulmuştu.
Bir başka önemli konu ise disiplindi.
Randevular zamanında yapılacaktı.
Ürün eksiksiz tanıtılacaktı.
Satıştan sonra müşteriyle ilişki kesilmeyecekti.
Memnuniyet mutlaka takip edilecekti.

Bugün “müşteri memnuniyeti” diye tanımlanan anlayışı, onlar daha o yıllarda günlük çalışma düzenlerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmişlerdi.
Gerçekten de daha sonraki yıllarda Edelstaal Group’un farklı sektörlerde aynı başarıyı gösterebilmesinin temelinde, işte bu ilk yıllarda oluşturulan çalışma kültürü vardı.
Çünkü şirketler yalnızca ürün satarak büyümez.
İnsan yetiştirerek büyür.

HAYATINI DEĞİŞTİREN TOPLANTI

Tam bu dönemde Amerika’dan şirket yöneticileri Hollanda’ya geldi.
Yapılan değerlendirme toplantısı, Turgut Torunoğulları’nın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olacaktı.
Toplantıda yöneltilen sorulara verdiği cevaplar dikkat çekmişti.
Yöneticiler, karşılarında yalnızca başarılı bir satış temsilcisi görmüyordu.
Onlar, insan yönetebilen bir organizatör görüyordu.
Oysa Turgut Torunoğulları’nın aklında hâlâ işi bırakma düşüncesi vardı.
Yıllar sonra o günleri anlatırken, tencere satışını uzun yıllar sürdüreceğini hiç düşünmediğini söyleyecekti.
Fakat o toplantının sonunda yapılan teklif, bütün planlarını değiştirdi.

ORTAKLIK KAPISI AÇILIYOR

Şirket yöneticileri genç satış temsilcisinde yalnızca satış başarısını değil, liderlik yeteneğini de fark etmişti.
Çünkü şirkette ondan daha fazla satış yapan insanlar vardı.
Ancak herkes ekip kuramıyordu.
Herkes insan yetiştiremiyordu.
Herkes çalışma arkadaşlarını aynı hedef etrafında birleştiremiyordu.

Torunoğulları’nın en büyük farkı buydu.
Yeni başlayanların yanında duruyor…
Onları cesaretlendiriyor…
Sorunları dinliyor…
Çözüm üretiyordu.
Yalnızca bugünü değil, yarını da düşünüyordu.
Toplantılarda sadece eleştirmiyor…
Yeni öneriler de getiriyordu.
Henüz resmî bir yönetici değildi.

Ama davranışları çoktan yöneticilik sorumluluğunu taşımaya başlamıştı.
Amerikalı yöneticiler bunu gördüler.
Ve sonunda ona daha fazla sorumluluk verdiler.
Ardından da ortaklık teklif ettiler.
Bu teklif, maaşlı bir çalışanın şirket ortağına dönüşmesinden çok daha büyük bir anlam taşıyordu.

Artık yalnızca kendi başarısından değil…
Şirketin geleceğinden de sorumlu olacaktı.
İşte Turgut Torunoğulları’nın girişimcilik hikâyesindeki en önemli dönüm noktalarından biri böyle başladı.

ORTAKLIK TEKLİFİ VE YENİ BİR DÖNEM

Afbeelding met persoon, binnen, tafel, groep Automatisch gegenereerde beschrijving

Toplantının ardından yapılan teklif, Turgut Torunoğulları’nın iş hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Şirket yöneticileri ona önce daha fazla sorumluluk önerdi.
Ardından hiç beklemediği ikinci teklif geldi.

Genç yaşta böyle bir teklif almak kolay rastlanan bir durum değildi.
Çünkü uluslararası şirketler, ortaklarını yalnızca satış rakamlarına bakarak seçmez.
Karaktere bakarlar.
Disipline bakarlar.
İnsan ilişkilerine bakarlar.
Ve en önemlisi, geleceğe ne katabileceğine bakarlar.

Şirket yöneticileri, Turgut Torunoğulları’nda bütün bu özellikleri görmüşlerdi.
Ancak Torunoğulları hemen “evet” demedi.
Hayatı boyunca önemli kararlarını aceleyle vermemişti.
Bu kez de aynı yolu izledi.
Teklifi değerlendirdi.
Şirketin geleceğini düşündü.
Kendi hedeflerini gözden geçirdi.
Bu ortaklığın yalnızca daha fazla kazanç mı sağlayacağını, yoksa gerçekten yeni bir gelecek mi açacağını sorguladı.
Sonunda kararını verdi.
Artık yalnızca satış organizasyonunda çalışan bir isim olmayacaktı.
Şirketin geleceğinde söz sahibi olan ortaklardan biri olarak yeni bir döneme adım atacaktı.

AVRUPA’YA YAYILAN ORGANİZASYON

Ortaklığın ardından büyüme çok daha hızlandı.
Kurulan sistem zaman içinde dev bir organizasyona dönüştü.

Önce Hollanda…
Ardından Belçika, Fransa, İsviçre, Avusturya ve İtalya…
Sonra Portekiz, Yunanistan, Polonya, Macaristan ve Rusya…
Daha sonra Güney Afrika, Malezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri…

Her yeni ülke, Edelstaal’ın büyüyen vizyonunun yeni bir halkası oldu.
Bu büyüme yalnızca yeni pazarlar anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda yeni insanlar…
Yeni ekipler…
Yeni yöneticiler…
Ve yeni başarı hikâyeleri demekti.
Binlerce kişi bu organizasyon içinde görev aldı.

Bir zamanlar Hollanda’da iş bulabilmek için fabrika kapılarında bekleyen genç göçmen, artık binlerce kişiye iş imkânı sağlayan uluslararası bir organizasyonun yöneticileri arasında yer alıyordu.

Bu başarı, tesadüflerin değil; yıllar boyunca sürdürülen disiplinli çalışmanın sonucuydu.
İlk günkü çalışma anlayışı hiç değişmedi.
Dürüstlük…
Kalite…
Disiplin…
Ve güven…

Şirket büyüdü, ülkeler çoğaldı, yatırımlar arttı.
Ama bu dört temel ilke değişmeden kaldı.
İşte Edelstaal’ın uluslararası başarısının arkasındaki en önemli güç de buydu.

BAŞARIYI PAYLAŞMAYI TERCİH ETTİ

Turgut Torunoğulları, hiçbir zaman bu başarıyı yalnızca kendisine mal etmedi.
Her fırsatta birlikte çalıştığı insanlardan söz etti.
Kardeşlerinden…
Yöneticilerden…
Satış ekiplerinden…
Ve emeği geçen herkesten…
Ona göre büyük başarılar tek kişinin eseri olamazdı.
Doğru insanları aynı hedef etrafında buluşturabilmek de en az ticari başarı kadar önemliydi.
Belki de bu nedenle kurduğu organizasyon yıllar geçmesine rağmen büyümeye devam etti.
Çünkü insanların yalnızca çalıştığı değil, kendilerini ait hissettikleri bir kurum oluşturmayı başarmıştı.

AVRUPA’DAKİ TÜRK GİRİŞİMCİLERİN ORTAK SESİ

HOTİAD DTİK Avrupa komitesi Turgut Torunoğulları ile devam dedi - HOTİAD

Edelstaal büyüyor…
Yeni ülkelerde yeni organizasyonlar kuruluyor…
Yatırımlar her geçen yıl genişliyordu.
Ancak Turgut Torunoğulları, iş hayatında yükseldikçe başka bir gerçeği daha yakından görmeye başladı.
Avrupa’daki Türk girişimcileri artık ekonomik hayatın önemli aktörleri hâline gelmişti.
Binlerce şirket kurulmuş…
On binlerce kişiye istihdam sağlanmış…
Milyarlarca avroluk ticaret hacmine ulaşılmıştı.
Buna rağmen iş insanlarının ortak sorunlarını güçlü biçimde dile getirecek bir platforma ihtiyaç vardı.

Vergi mevzuatı…
İş gücü…
Yatırım…
İhracat…
Finansmana erişim…
Resmî kurumlarla ilişkiler…
Bu konuların hemen hepsi, birçok girişimcinin ortak gündemiydi.

Torunoğulları’na göre bu meseleler tek tek değil, ortak bir sesle dile getirilmeliydi.
İşte bu düşünce onu Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD’da aktif görev almaya yöneltti.

KAZANDIĞIN YERİ UNUTMADI, GELDİĞİN YERİ HİÇ UNUTMADI

Aile içi bütünleşme

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullari kardesler ve esleri.jpg

Anadolu’da sıkça söylenen bir söz vardır: “Kazandığın yeri unutma, ama geldiğin yeri hiç unutma.”
Turgut Torunoğulları’nın hayatına bakıldığında, bu anlayışın izlerini açıkça görmek mümkündür.
Avrupa’da geçen uzun yıllara rağmen Kars ile bağını hiçbir zaman koparmadı.
Her ziyaretinde yalnızca ailesini görmekle yetinmedi.
Çevresini dikkatle gözlemledi.
Öğretmenlerle konuştu.
Yerel yöneticileri dinledi.
Gençlerle sohbet etti.
İhtiyaçları anlamaya çalıştı.
Çünkü ona göre kalıcı yardım, gerçek ihtiyacı doğru tespit etmekle başlardı.
Bu nedenle eğitim projeleri onun için sıradan bir hayır işi değildi.
İnsana yapılan yatırımın, geride bırakılabilecek en değerli miras olduğuna inanıyordu.
Sık sık dile getirdiği düşünce de buydu: “İnsana yapılan yatırım, hiçbir zaman değerini kaybetmez.”

VEFA, SADECE BİR DUYGU DEĞİLDİR

Dönemin Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden, eğitime verilen desteğin Kars adına önemli bir kazanım olduğunu vurgularken, Torunoğulları ailesinin yalnızca bir okul değil, gelecek kuşaklara kalacak kalıcı eserler kazandırdığını ifade ediyordu.

Gerçekten de bu yatırımların değeri açılış törenleriyle sınırlı değildi.
O sınıflarda eğitim görecek çocuklar…
Meslek sahibi olacak gençler…
Hayatlarına yeni bir yön verecek öğrenciler…
Asıl eser onlardı.

FOTOĞRAFLARIN ANLATTIĞI TARİH

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce fotoğraf çektim.
Ben hiçbir kareye yalnızca bir fotoğraf olarak bakmadım.
Her kare benim için geleceğe bırakılmış bir belgeydi.
Turgut Torunoğulları ile yıllar boyunca çektiğimiz fotoğraflar da yalnızca iki kişinin aynı karede yer aldığı görüntüler değildir.
Onlar, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini belgeleyen sessiz tanıklardır.
Her fotoğrafın arkasında bir toplantı vardır.
Bir yatırım vardır.
Bir karar vardır.
Bir dostluk vardır.
Ve çoğu zaman uzun yılların emeği vardır.

GENÇLERE BIRAKILAN EN BÜYÜK DERS

Bugün gençler, başarıya çok kısa sürede ulaşabileceklerini düşünebiliyor.
Oysa ne gazetecilikte ne de iş hayatında bunun kestirme bir yolu vardır.
Hiçbir önemli kapı kendiliğinden açılmaz.
Her kapının arkasında emek vardır.
Sabır vardır.
Kendini geliştirmek vardır.
Ve bazen defalarca reddedilmeyi göze almak vardır.

Bu yazıda anlatılan hayat hikâyesi de bunu gösteriyor.
Dil bilmediği için iş bulamayan genç bir gurbetçiden…
Uluslararası toplantılarda görüşü alınan bir iş insanına uzanan yol…
Bir gecede yaşanmadı.
Yüzlerce küçük adımın birleşmesiyle oluştu.
Gençlerin bu yazıdan almasını istediğim en önemli ders de budur.

YARIM ASIRLIK DOSTLUĞUN TANIKLIĞI

Gazetecilik mesleğinde en büyük avantajlardan biri, insanları yalnızca başarılarının zirvesinde değil, o başarıya giden uzun yol boyunca da izleyebilmektir.
Benim Turgut Torunoğulları ile tanışıklığım da böyle gelişti.
Onu yalnızca bugün ulaştığı noktada tanımadım.
Farklı dönemlerde…
Farklı şartlarda…
Farklı görevler üstlenirken izledim.
Bazen bir fabrika ziyaretinde…
Bazen bir iş dünyası toplantısında…
Bazen Ankara’da bakanlarla yapılan görüşmelerde…
Bazen de Avrupa’daki Türk toplumunun sorunlarının ele alındığı platformlarda aynı masada bulunduk.

Bu yüzden bu satırlar, dışarıdan yapılmış bir gözlemin ürünü değildir.
Yıllara yayılan gazetecilik tanıklığının doğal sonucudur.
Gazetecilikte insanlar hakkında hüküm vermek kolay değildir.
Çünkü zaman, herkesi gerçek kimliğiyle ortaya çıkarır.
Bir insanı bir gün tanıyabilirsiniz.
Bir röportaj yapabilirsiniz.
Bir toplantıda birlikte bulunabilirsiniz.
Ama karakterini anlamak için yılların geçmesi gerekir.

Benim Turgut Torunoğulları hakkında en çok dikkatimi çeken özelliklerden biri, bulunduğu makam ne olursa olsun değişmeyen tavrı oldu.
İlk tanıştığımız yıllardaki mütevazılığı neyse…
Bugün de aynı çizgiyi koruyor.

İş hayatında büyüdükçe çevresi genişledi.
Devlet adamlarıyla çalıştı.
Bakanlarla görüştü.
Uluslararası toplantılara katıldı.
Büyük yatırımlar gerçekleştirdi.
Ama hiçbir zaman ulaşılmaz bir insan olmadı.
Kapısını çalan herkesi dinlemeye çalışan tavrını hiç değiştirmedi.
Belki de bu yüzden, yıllar içinde yalnızca iş ortakları değil, kalıcı dostluklar da kazandı.

Gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda başarılı iş insanıyla tanıştım.
Bazıları büyük servetler kazandı.
Bazıları büyük şirketler kurdu.
Ancak zaman içinde şunu gördüm:
İnsanların hafızasında kalan, servetleri değil; karakterleridir.
Turgut Torunoğulları’nın en güçlü yönlerinden biri de budur.

Başarılarını anlatırken kendisini öne çıkarmaktan çok, birlikte yol yürüdüğü insanlardan söz etmeyi tercih eder.
Kardeşlerinden…
Çalışma arkadaşlarından…
Ortaklarından…
Ve emeği geçen herkesten…

Başarıyı paylaşmayı bilen insanların kurduğu eserler daha uzun ömürlü olur.
Bugün geriye dönüp baktığımda, onun hikâyesini yalnızca bir iş insanının yükselişi olarak görmüyorum.
Bu hikâye aynı zamanda Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun son kırk elli yılda geçirdiği değişimin de bir özetidir.
İlk kuşağın verdiği mücadele…
İkinci kuşağın büyüttüğü şirketler…
Uluslararası pazarlara açılan markalar…
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ekonomik köprüler…
Hepsi bu hikâyenin parçalarıdır.

Bu nedenle Turgut Torunoğulları’nın hayatı, yalnızca ailesi için değil, Avrupa’daki Türk girişimcilik tarihini araştıracak gelecek kuşaklar için de önemli bir belge niteliği taşımaktadır.

GAZETECİ GÖZÜYLE TURGUT TORUNOĞULLARI

Gazetecilikte en büyük güvencem, hiçbir zaman yalnızca hafızam olmadı.
Belgeler…
Fotoğraflar…
Gazete kupürleri…
Röportaj notları…
Ve yıllar boyunca titizlikle oluşturduğum arşiv…

Bugün geriye dönüp baktığımda, Turgut Torunoğulları’nın yarım asrı aşan iş hayatını adım adım izleyebildiğimi görüyorum.
Bir açılış töreninde çekilmiş fotoğraf…
Bir bakanla yapılan görüşme…
Bir iş konseyi toplantısı…
Bir okul temel atma töreni…
İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen bu kareler, aslında aynı hikâyenin farklı sayfalarını oluşturuyor.

Gazetecilikte zamanın en büyük tanık olduğuna inanırım.
Çünkü insanlar unutabilir.
Anlatılanlar zamanla değişebilir.
Ama belgeler konuşmaya devam eder.
Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf, bazen sayfalarca yazının anlatamadığını tek başına anlatır.
Arşivimde bulunan fotoğraflara baktığımda yalnızca Turgut Torunoğulları’nı görmüyorum.
Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişimini görüyorum.
İlk kuşağın verdiği mücadeleyi görüyorum.
İmkânsız gibi görünen şartlarda kurulan şirketleri görüyorum.
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ticari ilişkilerin adım adım nasıl geliştiğini görüyorum.

Birçok toplantının bugün unutulmuş olması mümkündür.
Ancak o toplantılarda alınan kararların etkileri hâlâ devam ediyor.
Bugün Avrupa’da faaliyet gösteren binlerce Türk şirketi…
Türkiye ile milyarlarca avroluk ticaret hacmi…
Uluslararası iş birlikleri…
Bütün bunlar, yıllar boyunca verilen ortak emeğin sonucudur.
Turgut Torunoğulları da bu sürecin içinde yer alan önemli isimlerden biridir.

Onun katkısını yalnızca kurduğu şirketlerle değerlendirmek eksik olur.
Sivil toplum kuruluşlarında üstlendiği görevler…
Türkiye ile Avrupa arasında yürüttüğü temaslar…
Genç girişimcilere verdiği destek…
Ve eğitime yaptığı katkılar…
Bu hikâyenin ayrılmaz parçalarıdır.

Gazetecilik hayatım boyunca sayısız röportaj yaptım.
Birçok başarılı insan tanıdım.
Fakat uzun yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda akılda kalanlar, çoğu zaman rakamlar değil; insanların bıraktığı izler oluyor.
İşte bu yüzden bu yazıyı hazırlarken yalnızca ticari başarıları sıralamayı yeterli görmedim.

Asıl önemli olan, o başarıların arkasındaki insanı anlatabilmekti.
Bir köyden başlayan yolculuğun…
Sabırla…
Çalışmayla…
Disiplinle…
Ve güvenle nasıl uluslararası bir başarıya dönüştüğünü gösterebilmekti.
Çünkü gelecek kuşaklara ilham verecek olan yalnızca sonuç değildir.
O sonuca giden yoldur.

BELGELERİN ANLATTIĞI HİKÂYE

Başarılı şirketlerin büyük bölümü güçlü bir fikirle kurulur.
Ancak o şirketlerin uzun yıllar ayakta kalmasını sağlayan şey, yalnızca iyi bir fikir değildir.
Asıl belirleyici olan, kurumsal bir kültür oluşturabilmektir.
Turgut Torunoğulları’nın en önemli başarılarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Şirket büyürken aile bireyleri de bu gelişimin doğal bir parçası hâline geldi.
Ancak hiçbir görev yalnızca aile bağı nedeniyle verilmedi.
Sorumluluklar, bilgiye, tecrübeye ve yetkinliğe göre paylaştırıldı.
Bu anlayış sayesinde aile şirketi olmanın sıcaklığı korunurken, kurumsallığın gerektirdiği disiplin de ihmal edilmedi.

Yıllar içinde ikinci kuşak da iş hayatında sorumluluk üstlenmeye başladı.
Yeni kuşak, değişen dünya şartlarını daha yakından takip ediyor…
Dijitalleşmeyi…
Uluslararası pazarlamayı…
Yeni yatırım modellerini…
Ve küresel rekabeti farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyordu.

Birinci kuşağın tecrübesiyle ikinci kuşağın dinamizmi birleşince ortaya daha güçlü bir yapı çıktı.
Bu, birçok aile şirketinin başaramadığı önemli bir dönüşümdü.
Çünkü aile şirketlerinde en büyük sorunlardan biri, kuşak değişimidir.

Kurucu kuşağın oluşturduğu değerleri koruyarak yeni kuşağa devredebilmek kolay değildir.
Torunoğulları ailesi bu süreci planlı bir şekilde yönetmeye çalıştı.
Kararlar ortak akılla alındı.
Tecrübeye saygı gösterildi.
Genç kuşağın önerilerine de kulak verildi.
Böylece şirket yalnızca büyümedi.
Kendisini yenilemeyi de başardı.

AİLE İÇİNDEKİ GÜVEN

Turgut Torunoğulları’nın iş hayatında sıkça vurguladığı konulardan biri güvendi.
Bu güven yalnızca müşterilerle kurulan ilişkiyi kapsamıyordu.
Aile içindeki güven de aynı derecede önemliydi.

Ortaklıklar uzun yıllar devam edecekse, bunun temelinde karşılıklı saygı bulunmalıydı.
Farklı görüşler olabilirdi.
Farklı değerlendirmeler yapılabilirdi.
Ancak ortak hedef hiçbir zaman unutulmamalıydı.
Bu anlayış sayesinde aile içinde oluşan dayanışma, şirketlerin büyümesine de olumlu yansıdı.
Yıllar boyunca gerçekleştirilen yatırımların arkasında yalnızca ekonomik hesaplar değil, birbirine güvenen insanların ortak emeği vardı.

BAŞARIYI DEVRETMEK

Birçok girişimci başarılı bir şirket kurabilir.
Ancak çok azı o başarıyı kendisinden sonra da sürdürebilecek bir yapı oluşturabilir.
Gerçek kurucular, yalnızca bugünü değil, yarını da düşünürler.
Kurdukları sistemi kişilere bağlı olmaktan çıkarıp kurumlara dönüştürmeye çalışırlar.
Turgut Torunoğulları’nın yaklaşımı da bu yönde oldu.
Yeni kuşağın sorumluluk almasını destekledi.
Tecrübelerini paylaşmaktan kaçınmadı.
Çünkü ona göre bilgi saklanacak bir değer değil, aktarılacak bir mirastı.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Torunoğulları ailesinin hikâyesi yalnızca bir girişimcilik hikâyesi değildir.
Aynı zamanda kuşaktan kuşağa aktarılan çalışma ahlakının…
Sorumluluk duygusunun…
Ve aile dayanışmasının da hikâyesidir.
İşte kalıcı başarıların gerçek sırrı da burada yatmaktadır.

BİR AİLE ŞİRKETİNDEN KURUM KÜLTÜRÜNE

Gazetecilik mesleğinde yıllar içinde edindiğim en önemli tecrübelerden biri şudur:
İnsanları bir konuşmalarına bakarak değerlendiremezsiniz.
Bir ödül töreninde yapılan konuşma…
Bir televizyon programındaki açıklamalar…
Ya da bir röportaj…
Bunlar, bir insanı tanımak için yeterli değildir.
Gerçek karakter, yıllar içinde ortaya çıkar.

Ben Turgut Torunoğulları’nı tek bir röportajda tanımadım.
Tek bir toplantıda da tanımadım.
Yıllar boyunca farklı ortamlarda gözlemledim.
Bazen yoğun geçen iş görüşmelerinde…
Bazen dost meclislerinde…
Bazen Ankara’da yapılan resmî temaslarda…
Bazen de Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde düzenlenen ekonomi toplantılarında…

İnsanlar, farklı şartlarda gerçek yüzlerini gösterirler.
Başarılı olduklarında…
Eleştirildiklerinde…
Bir kriz yaşandığında…
Beklenmedik bir sorun çıktığında…
İşte karakter en çok o zaman ortaya çıkar.

Turgut Torunoğulları’nı uzun yıllar boyunca izlerken dikkatimi çeken ilk özellik, sakinliğiydi.
Sorunlar karşısında paniğe kapıldığını hiç görmedim.
Önce dinlemeyi tercih ederdi.
Sonra düşünürdü.
Ardından kararını verirdi.
Belki de iş hayatındaki başarısının en önemli sebeplerinden biri buydu.
Çünkü acele verilen kararlar, çoğu zaman uzun vadede daha büyük sorunlara yol açar.

DİNLEMEYİ BİLEN BİR İNSAN

Bugün birçok yönetici konuşmayı sever.
Fikirlerini anlatmayı…
Kendisini ön plana çıkarmayı…
Oysa iyi yöneticilerin önemli bir özelliği daha vardır.
Dinlemeyi bilirler.

Turgut Torunoğulları’nın bu yönünü yıllar boyunca birçok kez gördüm.
Bir toplantıda en genç girişimcinin görüşünü de dikkatle dinlerdi.
Yılların tecrübesine sahip bir sanayiciyi de…
Bir kamu görevlisini de…
Bir öğrenciyi de…
Çünkü ona göre iyi fikirlerin makamı olmazdı.
Doğru düşünce, beklenmedik bir yerden de gelebilirdi.

GÖSTERİŞTEN UZAK

İş dünyasında bazı insanlar başarılarını anlatmayı sever.
Büyük yatırımlarını…
Yeni projelerini…
Sürekli gündemde olmayı isterler.
Turgut Torunoğulları ise daha farklı bir yol izledi.
Yaptığı işleri konuşmaktan çok, tamamlamayı tercih etti.
Bu nedenle birçok çalışmasını kamuoyu sonradan öğrendi.

Özellikle eğitime yönelik katkılarında bunu açıkça gördüm.
Yapılan yardımın duyulmasından çok, amacına ulaşmasını önemsiyordu.
Bu tavır, onun kişiliğini en iyi anlatan özelliklerden biridir.

GÜVEN VEREN İNSANLAR

Gazetecilikte zamanla şunu öğreniyorsunuz.
Bazı insanlar ilk tanışmada güçlü bir etki bırakırlar.
Ancak zaman içinde o etki kaybolur.
Bazıları ise ilk bakışta çok dikkat çekmez.
Ama yıllar geçtikçe onlara duyulan güven giderek artar.
Turgut Torunoğulları, ikinci grupta yer alan insanlardan biridir.

Onu tanıyan birçok kişinin ortak değerlendirmesi de budur.
Söz verdiği zaman yerine getirmeye çalışır.
Üstlendiği sorumluluğu takip eder.
Yarım bırakılan işlerden hoşlanmaz.
Belki de bu yüzden iş hayatında kurduğu ilişkilerin önemli bölümü uzun yıllar devam etmiştir.

BUGÜNDEN YARINA KALACAK OLAN

Gazetecilik hayatım boyunca binlerce haber yazdım.
Yüzlerce röportaj yaptım.
Onlarca kitap hazırladım.
Geride dönüp baktığımda şunu görüyorum:
İnsanlar bir süre sonra rakamları unutuyor.
Makamları da unutuyor.
Ama karakteri unutmuyor.

Bu yazıda anlatılan hayat hikâyesi de yalnızca ticari başarıların hikâyesi değildir.
Asıl anlatılan, bir insanın çalışarak, dürüst davranarak, güven kazanarak ve geldiği toprakları unutmadan nasıl iz bırakabileceğidir.
İşte benim gazeteci olarak gördüğüm ve gelecek kuşaklara aktarmak istediğim asıl hikâye de budur.

BİR GAZETECİNİN NOT DEFTERİNDEN

Bu röportajı yazarken zaman zaman kendi kendime şu soruyu sordum:
“Neden Turgut Torunoğulları?”
Çünkü Avrupa’da başarılı olmuş başka iş insanları da var.
Büyük yatırımlar yapanlar…
Uluslararası şirketler kuranlar…
Adlarını iş dünyasına yazdıranlar…
Elbette var.
Ancak gazetecilikte yalnızca başarı yeterli değildir.

Bir insanın hikâyesini kitaplaştırmaya değer kılan, geride bıraktığı izin toplum açısından taşıdığı anlamdır.
Turgut Torunoğulları’nın hayatını önemli kılan da budur.
Onun hikâyesinde yalnızca kişisel başarı yoktur.
Avrupa’daki Türk toplumunun gelişim süreci de vardır.
İlk kuşağın çektiği sıkıntılar vardır.
Göçmenlik yıllarının zorlukları vardır.
Yokluk içinde başlayan mücadele vardır.
Kurulan ilk şirketler…
İlk ihracatlar…
İlk uluslararası ortaklıklar…

Ve sonunda Avrupa’nın saygın iş insanları arasında yer alma başarısı vardır.
Bu nedenle bu yazı, tek bir kişinin biyografisi olmanın ötesinde, bir dönemin de tanıklığını yapmaktadır.

TANIK OLDUĞUM DEĞİŞİM

Ben Hollanda’ya geldiğim yıllarda Türklerin büyük bölümü fabrikalarda çalışıyordu.
Hayatın tek hedefi, biraz para biriktirip Türkiye’ye dönmekti.
Sonra yıllar geçti.
Küçük dükkânlar açıldı.
İlk şirketler kuruldu.
İlk ihracatlar başladı.
Türk girişimciler Avrupa ekonomisinin önemli aktörlerinden biri hâline geldi.
Ardından iş dünyasında söz sahibi olan bir kuşak yetişti.

Bugün artık Avrupa’da binlerce Türk şirketi faaliyet gösteriyor.
On binlerce insana iş imkânı sağlıyor.
Milyarlarca avroluk ticaret gerçekleştiriyor.
Turgut Torunoğulları da bu dönüşümün içinde yer alan isimlerden biridir.
Onun hikâyesini anlatırken aslında Avrupa’daki Türk girişimciliğinin gelişim sürecini de anlatmış oldum.

NEDEN YAZDIM?

Gazetecilik yalnızca günlük haber üretmek değildir.
Bugünün haberini yazarsınız.
Yarın yeni bir haber gelir.
Fakat bazı hayatlar vardır ki, yalnızca gazete sayfalarında kalmamalıdır.
Kitaplara geçmelidir.
Çünkü gelecek kuşakların da onları tanımaya hakkı vardır.

Ben bu yazıyı, tam da bu düşünceyle hazırladım.
Yıllar boyunca tuttuğum notları…
Çektiğim fotoğrafları…
Yaptığım röportajları…
Ve tanıklıklarımı…
Tek bir çatı altında toplamaya çalıştım.
Amacım övgü yazmak değildi.
Belge bırakmaktı.
Çünkü belgeler, yıllar sonra da konuşmaya devam eder.

GELECEK KUŞAKLARA

Bugün bu yazıyı okuyan gençlerden bir kısmı, belki Turgut Torunoğulları’nı ilk kez tanıyacak.
Belki de adını daha önce hiç duymamış olacak.
Amayazıyı bitirdiklerinde şunu görmelerini isterim:
Hiçbir başarı tesadüfen gelmez.

Dilini bilmediğiniz bir ülkede iş arayarak başlarsınız.
Kapılar yüzünüze kapanır.
Eksiklerinizi tamamlarsınız.
Tekrar denersiniz.
Çalışırsınız.
Sabredersiniz.
Güven kazanırsınız.Ve yıllar sonra insanlar size yalnızca kurduğunuz şirketler için değil, bıraktığınız iz için de saygı duyarlar.
İşte bu yazıda anlatılan asıl hikâye budur.

Gazetecilik hayatım boyunca pek çok biyografi yazdım.
Ancak bazı insanlar vardır ki, onların hikâyesi yalnızca kendilerine ait değildir.
Bir toplumun ortak hafızasının da parçasıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de bunlardan biridir.
Kars’ın Erdağı Köyü’nde başlayan bir yolculuk…
Hollanda’da umut arayan genç bir gurbetçi…
Uluslararası iş dünyasında saygın bir girişimci…
Toplum meselelerinde sorumluluk üstlenen bir sivil toplum insanı…
Ve doğduğu topraklara vefa borcunu unutmayan bir hayırsever…

Bir hayatı anlamlı kılan, yalnızca ulaştığı nokta değildir.
O noktaya nasıl ulaştığı ve geride ne bıraktığıdır.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam olarak bunu anlatmaktadır.

DEĞİŞMEYEN AİLE FELSEFESİ

Kuşaklar değişebilir.
Sektörler değişebilir.
Teknoloji değişebilir.
Ama bazı ilkeler değişmez.
Torunoğulları ailesinde dikkat çeken nokta da buydu.
Kurucu kuşağın benimsediği çalışma disiplini…
Verilen söze bağlılık…
İnsana duyulan saygı…
Ve uzun vadeli düşünme anlayışı…
Yeni kuşağa aktarılmaya çalışılıyordu.
Çünkü güçlü şirketler yalnızca sermayeyle değil, kurum kültürüyle ayakta kalırlar.
Bu kültür oluşmadığında, en büyük yatırımlar bile zaman içinde değerini kaybedebilir.
Torunoğulları Grubu’nun farklı sektörlerde uzun yıllar faaliyet gösterebilmesinin arkasındaki en önemli nedenlerden biri de bu kurumsal anlayıştır.

BAŞARIYI PAYLAŞAN BİR AİLE

Kitabın başından beri dikkat çeken ortak özelliklerden biri de budur.
Bu hikâye hiçbir zaman tek bir kişinin hikâyesi olmadı.
Elbette lokomotif isim Turgut Torunoğulları’ydı.
Ancak kardeşleri Erdal, Ali, Ertan, Aykut ve Yavuz’un üstlendikleri görevler, grubun farklı alanlarda büyümesine önemli katkı sağladı.

Daha sonra yeni kuşağın da yönetime katılmasıyla bu yapı daha da güçlendi.
Bu nedenle bugün Torunoğulları Grubu’na bakıldığında yalnızca başarılı şirketler görülmüyor.
Aynı zamanda yıllar içinde oluşturulmuş bir ekip ruhu da görülüyor.
Belki de bu biyografinin verdiği en önemli mesajlardan biri budur:
Başarı tek başına kazanılabilir.
Ama kalıcı başarı, birlikte çalışmayı başarabilen insanların eseridir.

ADAMLIKLA ÖLÇÜLEN BAŞARI

Gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda başarılı insan tanıdım.
Servetiyle konuşulanlar oldu…
Makamıyla öne çıkanlar oldu…
Büyük şirketler kuranlar…
Uluslararası ödüller alanlar…
Ama yıllar içinde şunu öğrendim:
Bir insanın gerçek değeri, banka hesaplarıyla değil; arkasından söylenen sözlerle ölçülür.
Turgut Torunoğulları’nı anlatırken yıllar önce kullandığım bir ifade vardı: “Adam gibi adam.”

Aradan geçen bunca yıla rağmen bugün de aynı kanaatteyim.
Bu sözü gelişigüzel kullanmadım.
Çünkü benim için “adam gibi adam” olmak, yalnızca dürüst olmak değildir.
Verdiği sözü tutmaktır.
İnsan ayırmamaktır.
Başarıya ulaştığında başladığı yeri unutmamaktır.
İhtiyaç sahibine el uzatmaktır.
Kazandığını yalnızca kendisi için değil, toplum için de değerlendirmektir.

Yıllar boyunca Turgut Torunoğulları’nı izlerken bu özelliklerin her birine defalarca tanıklık ettim.
Belki de bu yüzden, onu anlatırken aklıma önce şirketleri değil, karakteri geliyor.
Çünkü şirketler büyüyebilir.
Markalar değişebilir.
Yatırımlar el değiştirebilir.
Ama karakter değişmez.
İnsanı kalıcı yapan da budur.

İNSAN YETİŞTİRMEK

Bir şirket kurabilirsiniz.
Bir marka oluşturabilirsiniz.
Yeni yatırımlar yapabilirsiniz.
Ama bütün bunlardan daha zor bir şey vardır:
İnsan yetiştirmek.

Yıllar içinde Turgut Torunoğulları’nın yanında çalışan pek çok kişi, daha sonra kendi sorumluluklarını üstlenmiş, yöneticilik yapmış ve önemli görevler üstlenmiştir.
Yeni başlayanlara güvenmesi…
Onlara sorumluluk vermesi…
Başarıyı paylaşması…
Ekip ruhunu her zaman önde tutması…
Kurduğu yapının uzun ömürlü olmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

GELECEĞİ DÜŞÜNEN BİR GİRİŞİMCİ

Dünya değişiyor.
Teknoloji gelişiyor.
Rekabet her geçen gün daha da sertleşiyor.
Artık yalnızca bulunduğunuz şehirle değil, dünyanın öbür ucundaki şirketlerle de rekabet ediyorsunuz.
Bunun bilincinde olan Turgut Torunoğulları, yeni kuşağın yalnızca bugünün şartlarına değil, geleceğin ekonomisine de hazırlanması gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir.
Dijitalleşme…
Yeni teknolojiler…
Uluslararası iş birlikleri…
Kurumsallaşma…
Ona göre bunlar artık tercih değil, zorunluluktu.

GELECEK NESİLLERE

DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanlığı dönemindeki konuşmalarında üzerinde özellikle durduğu bir konu vardı.
Yeni kuşak…
Avrupa’da doğup büyüyen Türk gençleri…
Onlara göre artık hedef, yalnızca kendi şirketini büyütmek değildi.
Birlikte büyümekti.

Bir konuşmasında, Avrupa’daki Türk girişimcilerin artık yalnızca kendi ülkelerinde iş yapan insanlar olmadığını, bulundukları ülkelerin ekonomilerine yön veren, marka oluşturan ve istihdam sağlayan güçlü bir topluluk hâline geldiğini vurguluyordu.
Ardından da şu düşünceyi dile getiriyordu: “Tek başımıza başarılı olabiliriz ama birlikte olursak çok daha güçlüyüz.”
Bu söz, yalnızca bir toplantının sloganı değildi.
Aslında onun bütün iş hayatını özetleyen bir cümleydi.

SON SÖZÜM

Bu dosyayı hazırlarken amacım yalnızca Turgut Torunoğulları’nın hayatını anlatmak değildi.
Asıl amacım, Avrupa’daki Türk girişimciliğinin son yarım yüzyıllık gelişimini, bu gelişime yön veren isimlerden biri üzerinden gelecek kuşaklara belgelemekti.
Çünkü toplumların hafızasını yalnızca devlet adamları oluşturmaz.
Sanatçılar…
Bilim insanları…
Gazeteciler…
Sporcular…
Ve girişimciler de yaşadıkları döneme iz bırakırlar.

Turgut Torunoğulları da Avrupa’daki Türk toplumunun ortak hafızasında önemli bir yere sahiptir.
Onun hikâyesi, yalnızca bir şirketin büyüme hikâyesi değildir.
Aynı zamanda çalışmanın…
Dürüstlüğün…
Disiplinin…
Güvenin…
Ve vefanın insana neler kazandırabileceğinin somut bir örneğidir.

Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda devlet başkanı, başbakan, bakan, sanatçı, sporcu ve iş insanıyla görüştüm.
Başarı hikâyeleri dinledim.
Yükselişlere de tanıklık ettim, düşüşlere de…

Bana göre kalıcı olan, servet değil; karakterdir.
Makam değil; geride bırakılan izdir.
Turgut Torunoğulları’nın hikâyesi de tam bunu anlatıyor.
Kars’ın Erdağı Köyü’nde başlayan yolculuk…
Hollanda’da iş arayan genç bir gurbetçinin mücadelesi…
Kurulan şirketler…
Uluslararası yatırımlar…
Sivil toplum çalışmaları…
Türkiye ile Avrupa arasında kurulan ekonomik köprüler…
Ve sonunda doğduğu topraklara bırakılan kalıcı eserler…
Hepsi aynı hayatın parçalarıdır.

Bir insanın gerçek başarısı, yalnızca ne kazandığıyla değil…
Arkasında ne bıraktığıyla ölçülür.
Turgut Torunoğulları’nın ardında bıraktığı miras da yalnızca şirketler değildir.
Yetiştirdiği insanlar…
Destek olduğu gençler…
Kurduğu kurumlar…
Ve eğitime kazandırdığı eserlerdir.
İşte bu nedenle, bu çalışmayı yalnızca bir biyografi olarak değil; Avrupa’daki Türk girişimciliğinin yakın tarihine düşülmüş bir tanıklık olarak görüyorum.

TORUNOĞULLARI’NIN BAŞARISININ TESCİLİ ALDIĞI ÖDÜLLERDİR

Ödüle doymayan değil, ödüle gark edilen adam

Bir insanın başarısı yalnızca kurduğu şirketlerle, yaptığı yatırımlarla ya da ulaştığı ekonomik güçle ölçülmez. Bazen geride bıraktığı izler, üstlendiği sorumluluklar ve topluma sağladığı katkılar da çeşitli kurumlar tarafından ödüllerle tescil edilir.

Turgut Torunoğulları’nın hayatına baktığımızda da böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Onun aldığı ödüller, yalnızca ticari başarılarının değil; Türkiye ile Avrupa arasında kurduğu ekonomik ve sosyal köprülerin, eğitime verdiği desteğin, turizme yaptığı yatırımların ve Avrupa’da yaşayan Türk toplumuna sunduğu hizmetlerin de birer takdir ifadesi oldu.

Bu nedenle Turgut Torunoğulları için “ödüle doymayan adam” demek doğru olmaz. Daha doğru bir ifadeyle, o, başarıları nedeniyle yıllar boyunca ödüllere layık görülen, adeta ödüllerle taçlandırılan bir iş insanıdır.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullai-Bulent Turker.jpg
İlk ödüllerinden birini, henüz faaliyetlerini mütevazı bir iş insanı olarak sürdürdüğü yıllarda, Bülent Türker’in düzenlediği bir organizasyonda “En Başarılı İşadamı” seçilerek aldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Turgut Torunoğulları'na kitap.jpg
Ben de o gün kendisine, ödül yerine geçmese de, yayımladığım “Türkiye-Hollanda Arasında 400 Yıllık Resmî İlişkiler ve Hollanda’ya Türk Göçünün 50’nci Yılı” adlı kitabımı armağan ederek bu anlamlı güne küçük bir katkıda bulunmuştum.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut_torunogullari_kultur_ve_turizm_elcisi_secildi_h3373_44273.png

Yıllar içinde aldığı ödüller birbirini izledi. Bunlardan biri de Turizm ve Tanıtma Platformu (TUTAP) tarafından verilen “Kültür ve Turizm Elçisi” unvanıydı.

Türkiye’nin tanıtımına yaptığı katkılar, turizm yatırımları ve ülkesini uluslararası platformlarda başarıyla temsil etmesi nedeniyle verilen bu berat, TUTAP Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Yıldız tarafından takdim edildi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turkiyedeki_dunya_miras_alanlari_kalici_sergilerle_tanitilacak.jpg

Beratta yer alan şu ifadeler, bu ödülün anlamını en güzel şekilde özetliyordu: “Ülkemizin tanıtımı adına göstermiş olduğunuz ilgi ve duyarlılık, Türkiyemize olan sevdamızın bir neticesidir. Bu sorumluluk, ülkemizin tarihî, kültürel ve doğal zenginliklerini tanıma ve tanıtma adına da önemli bir misyon üstlenmeyi gerektirir. Bu çerçevede Türkiye’nin Kültür ve Turizm Elçisi olmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut_torunogullari_na_buyuk_onur_turkiyenin_turizm_elcisi_secildi_h47105_1f567.png

TORUNOĞULLARI’NIN ALDIĞI AMA AVRUPALI TÜRKLER’E İTHAF ETTİĞİ ÖDÜLLER

Aradan geçen yıllar içinde Turgut Torunoğulları’nın aldığı ödüller yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da da dikkat çekti. Kendisine verilen her ödülü, yalnızca şahsı adına değil, Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun ortak başarısı olarak değerlendirdiğini sık sık dile getirdi.

Yıllar içinde aldığı ödüllerden bazıları şunlardır:

EKOVİTRİN’DEN “YILIN STARLARI ÖDÜLÜ”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut-torunogullari-odulunu-ticaret-ve-sanayi-eski-bakani-ali.jpg

Uluslararası ekonomi ve iş dünyasına yönelik yayın yapan EKOVİTRİN’in düzenlediği 16’ncı Yılın Starları Ödülleri kapsamında, 2017 yılında Turgut Torunoğulları bu prestijli ödüle layık görüldü.

TAVAK’TAN “BOSPHORUS AWARDS”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\2-bosphorus-awards-odulleri-sahiplerini-buldu-3-10842428_o.jpg

Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK), Maltepe Belediyesi ve Brandday.net iş birliğiyle düzenlenen 2. Bosphorus Awards töreninde, Avrupa’dan seçilen sekiz isimden biri olarak Turgut Torunoğulları da ödüllendirildi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullarİ'na TAVAK vakfi odulu.jpg
‘Bosphorus Awards Ödülü’,
8’i Avrupa, 8’i de Türkiye’den olmak üzere 16 kişiden biri olan Turgut Torunoğulları’na da verildi.

TEMADER’DEN “ÜSTÜN HİZMET VE BARIŞ ÖDÜLÜ”

http://www.hotiad.nl/images/hotiad/haberler/2012/odul_torunogullari/DSC_0262.JPG

2011 yılında, Tüm Terör Mağdurları ve Aileleri Güçbirliği Derneği (TEMADER) ile Şehit Aileleri ve Gaziler Spor Kulübü tarafından verilen Üstün Hizmet ve Barış Ödülü, Ankara Dedeman Oteli’nde düzenlenen törende Sağlık Bakan Yardımcısı Agâh Kafkas tarafından takdim edildi.

YENİ ARAYIŞLAR’DAN “KENT VE YAŞAM ÖDÜLÜ”

Turgut Torunoğulları’na Türkiyeden ödül

Yeni Arayışlar Kulübü tarafından verilen Kent ve Yaşam Ödülü, Türkiye ile Avrupa arasında kurduğu ekonomik ve sosyal köprüler dolayısıyla Turgut Torunoğulları’na verildi.

İPEKYOL DERGİSİ’NDEN “AVRUPA’DA YILIN İŞADAMI”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunoğulları'na İpekyol dergisi Avrupa'da Yilin İsdamai odulu.jpg

Hulisi Kılıç, Prof. Dr. Cemal Okuyan ve Seyfullah Türksoy’dan oluşan seçici kurulun kararıyla verilen Avrupa’da Yılın İşadamı Ödülü, Torunoğulları’nın Türkiye ve Hollanda’daki girişimcilik başarılarının uluslararası düzeyde takdir edildiğinin önemli göstergelerinden biri oldu.

NETUBA’DAN “DOSTLUK VE BARIŞ ÖDÜLÜ”

Hollanda-Türkiye İş Konseyi (NETUBA), kuruluşunun 25’inci yılı dolayısıyla düzenlediği törende, iki ülke arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkilere yaptığı katkılar nedeniyle Turgut Torunoğulları’nı Dostluk ve Barış Ödülü ile onurlandırdı.

NİHAYET…

Bu sayfalarda anlatılanlar, yalnızca bir iş insanının ticari başarılarının hikâyesi değildir.
Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Erdağı Köyü’nden başlayan bir yolculuğun; çalışmanın, sabrın, dürüstlüğün ve güvenin uluslararası ölçekte nasıl bir başarıya dönüşebileceğinin belgesidir. Yıllar boyunca aldığı ödüller ise bu yolculuğun en görünür nişanelerinden biri olmuştur. Ancak Turgut Torunoğulları’nın gerçek mirası, aldığı plaketler değil; kurduğu kurumlar, yetiştirdiği insanlar, Türkiye ile Avrupa arasında oluşturduğu köprüler ve ardında bıraktığı kalıcı eserlerdir.

Çünkü bazı insanlar servet bırakır; bazıları ise unutulmayacak bir iz bırakır. Turgut Torunoğulları da geride yalnızca başarılı şirketler değil, örnek alınacak bir hayat hikâyesi bırakan isimlerden biri oldu.

                   ********************

EEN LEVEN DAT BEGON IN KARS, GROOT WERD IN NEDERLAND EN EEN BLIJVENDE INDRUK ACHTERLIET IN TURKIJE

Een reis die begon in het dorp Erdağı, in het district Susuz van de provincie Kars, en uitkwam in Nederland… Een strijd die zonder kennis van de taal begon, groeide uit tot een van de bekendste Turkse investeringsgroepen van Europa.

Turgut Torunoğulları, medeoprichter van de Edelstaal Group, bouwde met investeringen die zich uitstrekken van de industrie tot het toerisme een internationale organisatie op die duizenden mensen in Europa bereikt.

Tijdens zijn voorzitterschap van HOTIAD en zijn functies binnen DEİK en de Wereld Turkse Ondernemingsraad (DTİK) bracht hij niet alleen de belangen van het bedrijfsleven, maar ook de gezamenlijke vraagstukken van de Turkse gemeenschap in Europa onder de aandacht van Ankara.

Hij behoorde tot de voortrekkers van de initiatieven die ertoe leidden dat de tijdelijke Triptik-regeling van drie maanden werd omgezet in een tijdelijke invoerregeling van twee jaar. Later leverde hij ook een directe bijdrage aan de wijziging van de regelgeving door in Ankara persoonlijk overleg te voeren om de problemen rond het gebruik van auto’s door Turkse emigranten op te lossen.

Van de afkoopregeling van de militaire dienstplicht tot de douaneproblemen waarmee Turkse emigranten werden geconfronteerd: zijn inzet op uiteenlopende terreinen maakte hem niet alleen tot een succesvol ondernemer, maar ook tot een invloedrijke vertegenwoordiger van het maatschappelijk middenveld die opkwam voor de belangen van de Turkse gemeenschap in Europa.

Met de investeringen van ORKA Hotels zette de familie Torunoğulları ook een krachtige stap in de Turkse toerismesector. De kwaliteitsvisie die zij in de industrie had ontwikkeld, werd eveneens naar het toerisme overgebracht.

Daarnaast liet de familie met investeringen in het onderwijs blijvende voorzieningen achter in haar geboorteprovincie Kars. Ook de tweede generatie nam belangrijke verantwoordelijkheden op zich.

 

Als lid van de Raad van Bestuur en CEO van Orka Hotels draagt Faik Caner Torunoğulları een belangrijke verantwoordelijkheid binnen de toeristische sector.
Na zijn voorzitterschap van de Raad van Bestuur van de Egeïsche Regio van het Turkse Agentschap voor Toerismepromotie en -Ontwikkeling (TGA) werd Ercan Torunoğulları benoemd tot vicevoorzitter Buitenlandse Betrekkingen van het hoofdbestuur van de AK Partij. Ertan en Aykut Torunoğulları vervulden bestuursfuncties bij grote sportclubs, terwijl Erdal Torunoğulları zijn bestuurlijke ervaring uit het bedrijfsleven naar de sportwereld bracht. 

Deze biografie, samengesteld op basis van meer dan een halve eeuw journalistieke waarnemingen, archiefdocumenten, foto’s en persoonlijke observaties, vertelt niet alleen het verhaal van één familie, maar vormt tevens een uitgebreid document over de ontwikkeling van het Turks ondernemerschap in Europa.

Succes wordt soms afgemeten aan cijfers, maar soms ook bevestigd door de onderscheidingen die iemand ontvangt. De nationale en internationale onderscheidingen die Turgut Torunoğulları in de loop der jaren in Turkije en Europa heeft ontvangen, vormen niet alleen een erkenning van zijn zakelijke successen, maar ook van de bruggen die hij tussen beide landen heeft gebouwd, zijn maatschappelijke bijdrage en de blijvende sporen die hij heeft achtergelaten.


Geschreven door İlhan KARAÇAY

Geachte dames en heren,
In mijn journalistieke loopbaan heb ik met duizenden mensen gesproken. Ik interviewde presidenten. Ik voerde gesprekken met premiers. Ik luisterde naar ministers. Ik zat met ambassadeurs aan dezelfde tafel. Ik volgde van dichtbij internationaal bekende artiesten, sporters en zakenmensen. In meer dan een halve eeuw journalistiek heb ik steeds opnieuw dezelfde waarheid gezien.

Sommige mensen veranderen alleen hun eigen leven. Anderen laten een blijvende invloed achter op de samenleving waarin zij leven. Het verhaal dat ik vandaag vertel, behoort tot die tweede categorie. Toen ik aan deze publicatie begon, was mijn doel niet alleen de biografie van een succesvolle ondernemer te schrijven. Succes wordt immers niet uitsluitend gemeten aan bedrijven, investeringen of financiële resultaten. De ware betekenis van een mens blijkt uit de sporen die hij achterlaat.

En precies daar begint het verhaal van Turgut Torunoğulları. Een jongen die in 1958 werd geboren in het dorp Erdağı, in het district Susuz van de provincie Kars… Op slechts eenentwintigjarige leeftijd vertrok hij naar Nederland, op zoek naar een betere toekomst. Hij beschikte niet over een groot kapitaal. Hij had geen vaste baan. Hij sprak de taal niet. Hij kende niemand. En hij wist niet wat hem te wachten stond. Maar één ding wist hij wel: hij zou niet terugkeren zonder te slagen.

Dat was geen gewone belofte die een jonge emigrant aan zichzelf deed. Het was de eerste uiting van een vastberadenheid die de basis zou vormen voor een ondernemerscarrière van meer dan veertig jaar. Wanneer wij vandaag terugkijken, zien wij niet alleen een van de oprichters van de Edelstaal Group.

Wij zien ook internationale investeringen die zich uitstrekken van de industrie tot het toerisme… Zijn inzet voor de vertegenwoordiging van Turkse ondernemers in Europa…
Zijn voortrekkersrol binnen HOTIAD, de Vereniging van Turkse Ondernemers in Nederland… Zijn functies binnen DEİK en de Wereld Turkse Ondernemingsraad (DTİK)…

En de investeringen in het onderwijs waarmee hij zijn geboortegrond Kars blijvend heeft verrijkt. Maar niets daarvan ontstond van de ene op de andere dag. Achter ieder groot succes schuilt een onzichtbaar begin.

LATEN WE EERST KIJKEN NAAR HET HOOGTEPUNT VAN VANDAAG…

Laten we de tijd eerst even vooruitspoelen. Voordat ik u vertel hoe Turgut Torunoğulları en zijn broers hun moeilijke weg begonnen, is het goed om eerst te zien waar zij vandaag staan. Soms kun je de waarde van een succesverhaal pas echt begrijpen wanneer je eerst de top ziet en daarna stap voor stap de moeilijke weg volgt die daar naartoe heeft geleid. Daarom richten we nu eerst de aandacht op de belangrijke verantwoordelijkheden die de familie Torunoğulları vandaag vervult in het bedrijfsleven, het maatschappelijk middenveld en in de betrekkingen tussen Turkije en Europa.

EEN NIEUWE PERIODE BIJ HOTIAD

Binnen de vereniging viel hij al snel op. Hij had persoonlijk aandacht voor de leden… Hij begeleidde jonge ondernemers die hun eerste bedrijf wilden starten… En hij zette zich intensief in om de samenwerking tussen verschillende organisaties te versterken.

Als gevolg van die inzet werd hij gekozen tot voorzitter van HOTIAD, de Vereniging van Turkse Ondernemers in Nederland. Zelf beschouwde hij die functie echter nooit als een prestigieuze positie. Voor hem betekende het vooral méér verantwoordelijkheid. Hij vertegenwoordigde niet langer alleen zijn eigen onderneming, maar ook de belangen van honderden Turkse ondernemers. Zijn deur stond altijd open. Voor de jonge ondernemer die net begon… Maar evenzeer voor de ervaren zakenman die al jarenlang actief was.

Hij geloofde dat kennis groeit wanneer zij wordt gedeeld en dat ervaring pas werkelijk waarde krijgt wanneer zij wordt doorgegeven. Tijdens zijn voorzitterschap beperkte HOTIAD zich daarom niet tot de gebruikelijke bijeenkomsten.
Er werden seminars georganiseerd over actuele economische onderwerpen. Ministers werden uitgenodigd. Ontmoetingen met burgemeesters vonden plaats. Ambassadeurs… Consuls-generaal… Vertegenwoordigers uit de economische wereld… Wetenschappers… Bankiers… Allen werden rond dezelfde tafel samengebracht.

Het doel was niet simpelweg vergaderen. Het doel was mensen met elkaar in contact brengen, zodat zij samen nieuwe initiatieven konden ontwikkelen. Torunoğulları was ervan overtuigd dat vertrouwen het grootste kapitaal in het zakenleven is. Daarom zag hij iedere nieuwe samenwerking en iedere nieuwe vriendschap als een investering in de toekomst.

EEN ECONOMISCHE BRUG TUSSEN TURKIJE EN NEDERLAND

Zijn werkzaamheden binnen HOTIAD kregen al snel een internationaal karakter. Hij hechtte veel belang aan de verdere ontwikkeling van de economische betrekkingen tussen Turkije en Europa. Bij bezoeken van Turkse delegaties aan Nederland speelde hij een actieve rol. Hij bracht Turkse ondernemersorganisaties regelmatig samen met hun Nederlandse gesprekspartners. Ook zette hij zich ervoor in dat Nederlandse investeerders Turkije beter leerden kennen.

Voor hem bestond economie niet alleen uit cijfers. Economie draaide in de eerste plaats om vertrouwen tussen mensen. Daarom hechtte hij evenveel waarde aan persoonlijke gesprekken als aan officiële bijeenkomsten. Soms kon een open gesprek bij een kop koffie meer bereiken dan wekenlange formele correspondentie.

EEN GROTERE VERANTWOORDELIJKHEID VIA DEİK EN DTİK

Zijn succesvolle werk binnen HOTIAD bracht hem vervolgens naar een breder internationaal platform. Later vervulde hij belangrijke functies binnen de Europese organisatie van de Wereld Turkse Ondernemingsraad (DTİK), die deel uitmaakt van de Raad voor Buitenlandse Economische Betrekkingen (DEİK). Daardoor beperkte zijn werkterrein zich niet langer tot Nederland. Ook de belangen van Turkse ondernemers uit andere Europese landen gingen tot zijn verantwoordelijkheden behoren.

Gedurende deze periode zette hij zich intensief in voor de versterking van de economische relaties tussen Turkije en Europa. Hij organiseerde bijeenkomsten. Voerde officiële gesprekken. En bracht de verwachtingen en wensen van de Turkse ondernemerswereld onder de aandacht van de bevoegde autoriteiten. Zijn uitgangspunt veranderde nooit: Een sterke diaspora kan alleen bestaan op basis van een sterke economie.

AUTO- EN DIENSTPLICHTKWESTIES: INITIATIEVEN DIE HET LEVEN VAN TURKSE EMIGRANTEN VERGEMAKKELIJKTEN

Bedelli Askerlik Ücreti Güncellendi - Uşak Haber Gazetesi

Naarmate de zakelijke activiteiten van Turgut Torunoğulları zich uitbreidden, kregen ook de gezamenlijke problemen van de Turkse gemeenschap in Europa een belangrijke plaats op zijn agenda. Bijzondere aandacht ging uit naar de moeilijkheden waarmee Turkse emigranten werden geconfronteerd wanneer zij met hun auto naar Turkije reisden.

De destijds geldende Triptik-regeling van drie maanden veroorzaakte vooral voor gepensioneerden grote problemen. Zodra de termijn verstreken was, moest de auto opnieuw het land uit, wat duizenden extra kilometers en aanzienlijke kosten met zich meebracht.

Eerst via HOTIAD en later ook binnen DEİK en DTİK behoorde Torunoğulları tot degenen die dit probleem in Ankara onder de aandacht brachten. Na gesprekken met de betrokken ministeries, rapporten en langdurige inspanningen werd een belangrijke wijziging doorgevoerd. De Triptik-regeling van drie maanden werd afgeschaft en vervangen door een tijdelijke invoerregeling van twee jaar voor voertuigen uit het buitenland. In latere jaren werd deze regeling voor gepensioneerden verder verruimd.
Maar daarmee eindigde zijn inzet niet.

HIJ LIET EEN FOUT VAN EEN MINISTER IN ANKARA RECHTZETTEN

Een van de meest spraakmakende initiatieven van Turgut Torunoğulları namens de Turkse gemeenschap in Europa betrof het oplossen van de problemen waarmee Turkse emigranten werden geconfronteerd wanneer zij met hun auto naar Turkije reisden.

Jarenlang maakten de geldende regels het leven van deze mensen bijzonder moeilijk. Ook wanneer de eigenaar zelf in de auto zat, mocht niemand anders achter het stuur plaatsnemen. Bij overtreding volgden hoge boetes en in sommige gevallen werd de auto zelfs door de douane in beslag genomen. Vooral voor gezinnen die lange afstanden aflegden, leidde dit tot grote problemen.

Tijdens een bijeenkomst in het hotel van Torunoğulları in Amsterdam kwam dit onderwerp opnieuw ter sprake. Ook de Turkse minister van Handel was daarbij aanwezig. Vanuit de zaal werd hem een vraag over deze regeling gesteld. De minister antwoordde resoluut dat de kritiek onjuist was en verklaarde: “Dat klopt niet. Zelfs als de eigenaar in de bagageruimte zou zitten, mag iemand anders de auto besturen.”

Kort daarna bleek echter dat de minister onjuist was geïnformeerd. De bestaande douaneregels stonden dit helemaal niet toe en Turkse emigranten ondervonden hierdoor al jarenlang ernstige problemen.

Terwijl hierover dagenlang werd gediscussieerd, reisde Turgut Torunoğulları naar Ankara om rechtstreeks overleg te voeren met de betrokken ministeries en verantwoordelijke autoriteiten. Hij toonde met documenten aan dat het probleem niet enkele individuele gevallen betrof, maar honderdduizenden Turkse burgers in Europa raakte.

De inspanningen hadden resultaat. De regelgeving werd opnieuw beoordeeld en uiteindelijk aangepast, waardoor een jarenlang bestaand probleem voor Turkse emigranten werd opgelost. Het was overigens niet de eerste keer dat Torunoğulları zich hiervoor inzette.

Jaren eerder behoorde hij al tot de voortrekkers van de initiatieven die leidden tot de afschaffing van de Triptik-regeling van drie maanden en de invoering van een tijdelijke invoerregeling van twee jaar voor auto’s van Turkse emigranten. Deze historische wijziging betekende voor honderdduizenden gezinnen een enorme verlichting.

Dat hij jaren later opnieuw het initiatief nam en opnieuw een belangrijke bijdrage leverde aan de oplossing van hetzelfde probleem, onderstreepte nogmaals dat Turgut Torunoğulları niet alleen een succesvol ondernemer is, maar ook een vertegenwoordiger van het maatschappelijk middenveld die de problemen van de gemeenschap als zijn eigen verantwoordelijkheid beschouwt.

Veel Turkse emigranten in Europa weten misschien niet welke inspanningen achter deze veranderingen schuilgingen. Maar dat zij vandaag gemakkelijker met hun auto naar Turkije kunnen reizen en dat een jarenlang probleem is opgelost, vormt het tastbare resultaat van deze inzet.

OOK DE AFKOOPREGELING VAN DE MILITAIRE DIENSTPLICHT STOND OP DE AGENDA

De inzet van Torunoğulları beperkte zich niet tot de regelgeving rond auto’s. Ook de afkoopregeling van de militaire dienstplicht, die voor in het buitenland wonende Turkse staatsburgers van groot belang was, behoorde tot de belangrijke onderwerpen op zijn agenda. Met name de problemen die veel Turkse emigranten ondervonden als gevolg van de hoge bedragen, kwamen tijdens bijeenkomsten en officiële gesprekken herhaaldelijk aan de orde. Samen met vertegenwoordigers van het bedrijfsleven pleitte hij ervoor de regeling toegankelijker en betaalbaarder te maken. Ook Torunoğulları behoorde in die periode tot degenen die de verwachtingen en wensen van de Turkse gemeenschap in Europa onder de aandacht van de bevoegde autoriteiten brachten.

DE TWEEDE GENERATIE TREEDT NAAR VOREN

Een bedrijf oprichten is moeilijk. Het laten groeien is nog moeilijker. Maar misschien is het moeilijkste van alles om zo’n onderneming op een gezonde manier over te dragen aan de volgende generatie. Over de hele wereld verliezen veel familiebedrijven hun kracht tijdens de overgang naar de tweede generatie. Wanneer de kennis en ervaring van de oprichter niet worden verankerd binnen de organisatie, kan het werk van vele jaren in korte tijd verloren gaan. De familie Torunoğulları was zich daarvan terdege bewust. Daarom richtte zij zich niet alleen op groei, maar ook op continuïteit. De verantwoordelijkheden die de broers in de loop der jaren op verschillende terreinen op zich namen, zorgden ervoor dat de groep zich kon ontwikkelen zonder afhankelijk te zijn van één persoon. Gaandeweg sloot ook de nieuwe generatie zich bij deze structuur aan. Zo werd de basis gelegd voor een duurzame en toekomstbestendige familieonderneming.

FAİK CANER TORUNOĞULLARI: VERTEGENWOORDIGER VAN DE NIEUWE GENERATIE IN HET TOERISME, HET BEDRIJFSLEVEN EN MAATSCHAPPELIJKE ORGANISATIES

Faik Caner Torunoğulları, een vertegenwoordiger van de tweede generatie van de familie Torunoğulları, zet de ondernemersvisie die hij van zijn vader heeft overgenomen met succes voort binnen het toerisme, het bedrijfsleven en maatschappelijke organisaties.

Als lid van de raad van bestuur en CEO van Orka Hotels draagt Faik Caner Torunoğulları belangrijke verantwoordelijkheden binnen de toeristische sector. Daarnaast is hij voorzitter van de raad van bestuur van de Vereniging van Jonge Ondernemers van Marmaris (MAGİAD) en vicevoorzitter van Muğlaspor AŞ.

Binnen de organisaties waarvoor hij werkzaam is, hecht Faik Caner Torunoğulları niet alleen veel waarde aan commercieel succes, maar ook aan maatschappelijke projecten en het ondersteunen van jonge ondernemers. Ook heeft hij verschillende initiatieven ontplooid om Marmaris nationaal en internationaal onder de aandacht te brengen. Zo vertegenwoordigde hij Marmaris tijdens belangrijke internationale evenementen, waaronder de ITB in Berlijn en de Eastern Mediterranean International Tourism & Travel Exhibition (EMITT). Daarmee droeg hij bij aan de promotie van het toeristische en economische potentieel van de regio.

Op lokaal niveau gaf hij leiding aan projecten die jonge ondernemers samenbrengen, organiseerde hij activiteiten die de sociale verbondenheid versterken en zette hij zich in voor initiatieven die een brug slaan tussen het bedrijfsleven en maatschappelijke organisaties.

Ook maakte Faik Caner Torunoğulları als vicevoorzitter van Muğlaspor deel uit van het bestuur tijdens het historische seizoen 2025-2026, waarin de club kampioen werd van de play-offs en promoveerde naar de 1. Lig. Daarmee bracht hij zijn dynamiek uit het bedrijfsleven ook over naar de sportwereld.

Zo zet de tweede generatie van de familie Torunoğulları zich niet alleen in voor de verdere groei van de familiebedrijven, maar blijft zij ook een bijdrage leveren aan de samenleving op uiteenlopende gebieden: van toerisme en sport tot maatschappelijke organisaties en internationale promotie.

ERCAN TORUNOĞULLARI: DE INTERNATIONALE VERTEGENWOORDIGER VAN DE NIEUWE GENERATIE

Ercan Torunoğulları, zoon van Turgut Torunoğulları en vertegenwoordiger van de tweede generatie van de familie, trad na zijn opleiding in Nederland toe tot de groepsmaatschappijen. Vooral bij de verdere ontwikkeling van de investeringen in de toeristische sector speelde hij een actieve rol.

Zijn werkzaamheden in het toerisme kregen een bredere betekenis toen hij werd benoemd tot voorzitter van de Raad van Bestuur voor de Egeïsche Regio van het Turkse Agentschap voor Toerismepromotie en -Ontwikkeling (TGA). In die functie leverde hij een bijdrage aan de promotie van het toeristisch potentieel van Turkije en aan de verdere ontwikkeling van de sector.

VOORZITTER EN ZIJN PLAATSVERVANGER: Ercan Torunoğulları, benoemd tot vicevoorzitter Buitenlandse Betrekkingen van de AK Partij, samen met de huidige voorzitter Zafer Sırakaya.

Recent werd Ercan Torunoğulları benoemd tot vicevoorzitter Buitenlandse Betrekkingen van het hoofdbestuur van de AK Partij. Daarmee kreeg hij een belangrijke verantwoordelijkheid op het gebied van de internationale betrekkingen van Turkije.

Dat Ercan Torunoğulları zijn ervaring uit het bedrijfsleven wist te combineren met publieke functies, laat zien dat de internationale visie en de traditie van vertegenwoordiging die de familie Torunoğulları in de loop der jaren heeft opgebouwd, ook door de nieuwe generatie wordt voortgezet.

ERTAN TORUNOĞULLARI: VERANTWOORDELIJKHEDEN BINNEN HET BESTUUR VAN FENERBAHÇE

Ertan Torunoğulları kimdir serveti? Fenerbahçe yöneticisi kaç yaşında, ne iş yapıyor? - Sivas Haber

De bestuurlijke ervaring die de familie Torunoğulları in het bedrijfsleven had opgebouwd, vond later ook haar weg naar de sportwereld. Een van de opvallende voorbeelden daarvan is Ertan Torunoğulları, die als bestuurslid van Fenerbahçe Spor Kulübü belangrijke verantwoordelijkheden op zich nam.

Hij bracht zijn organisatorische en bestuurlijke ervaring uit het bedrijfsleven over naar de club en behoorde tijdens zijn bestuursperiode tot degenen die een bijdrage leverden aan de verdere ontwikkeling van de institutionele structuur van Fenerbahçe.

Bestuurder zijn van een club van deze omvang werd niet alleen gezien als een erkenning van zakelijk succes, maar ook als een bewijs van betrouwbaarheid en representatief vermogen. Binnen de veelzijdige verantwoordelijkheden die de familie Torunoğulları op verschillende terreinen heeft vervuld, nemen ook de werkzaamheden van Ertan Torunoğulları binnen het bestuur van Fenerbahçe een belangrijke plaats in.

AYKUT TORUNOĞULLARI: BESTUURLIJKE VERANTWOORDELIJKHEID BIJ BEŞİKTAŞ

Ook Aykut Torunoğulları vertegenwoordigde de familie in de sportwereld. Hij bracht zijn bestuurlijke ervaring uit het bedrijfsleven mee naar de sportsector en trad toe tot het bestuur van Beşiktaş Jimnastik Kulübü.

Tijdens zijn bestuursperiode leverde hij een bijdrage aan de institutionele ontwikkeling van een van de oudste en meest prestigieuze sportverenigingen van Turkije. Een bestuursfunctie bij een dergelijke club werd niet alleen beschouwd als een erkenning van zijn zakelijke ervaring, maar ook van zijn betrouwbaarheid en zijn vermogen om verantwoordelijkheid te dragen.

Wanneer men kijkt naar de uiteenlopende functies die verschillende generaties van de familie Torunoğulları hebben vervuld, vormt ook Aykut Torunoğulları’s bestuursfunctie bij Beşiktaş een sprekend voorbeeld van deze brede traditie van maatschappelijke verantwoordelijkheid.

ERDAL TORUNOĞULLARI: BESTUURLIJKE ERVARING DIE OOK BEŞİKTAŞ BEREIKTE

De bestuurlijke visie die de familie Torunoğulları in het bedrijfsleven ontwikkelde, vond eveneens haar weerslag in de sportwereld. Ook Erdal Torunoğulları werd, als bestuurslid van Beşiktaş Jimnastik Kulübü, een opvallende schakel in deze traditie van vertegenwoordiging. Hij bracht zijn ervaring uit het bedrijfsleven mee naar het bestuur van Beşiktaş en vervulde daar een actieve rol.

Een bestuursfunctie bij een van de meest gerenommeerde sportclubs van Turkije werd niet alleen gezien als een bewijs van bestuurlijke ervaring, maar ook van betrouwbaarheid en representatief vermogen. Wanneer men de bijdragen van de verschillende leden van de familie Torunoğulları aan het bedrijfsleven, het maatschappelijk middenveld en de sportwereld gezamenlijk bekijkt, vormt ook de bestuursfunctie van Erdal Torunoğulları bij Beşiktaş een belangrijk voorbeeld van deze veelzijdige traditie van verantwoordelijkheid en dienstverlening.

YAVUZ TORUNOĞULLARI: EEN TOONAANGEVENDE NAAM MET EEN STRATEGISCHE VISIE EN LEIDERSCHAP IN HET TOERISME

Yavuz Torunoğulları behoort tot de meest ervaren vertegenwoordigers van de familie Torunoğulları binnen de toeristische sector. Gedurende een loopbaan van meer dan dertig jaar heeft hij een belangrijke bijdrage geleverd aan zowel de ontwikkeling van toeristische investeringen als aan de verdere professionalisering van de Turkse toerismesector.

 

Yavuz Torunoğulları werd in 1974 geboren in Kars en vestigde zich in 1993 in Fethiye om mee te werken aan de eerste toeristische investeringen van de Torunoğulları Groep in Turkije. Als medeoprichter en bestuurder speelde hij een belangrijke rol bij de ontwikkeling van de merken Orka Hotels en Orka Homes. Hij was actief op het gebied van investeringsontwikkeling, hotelmanagement en internationale marketing. Ook vandaag is hij verantwoordelijk voor het beheer van de toeristische investeringen van de groep in zowel Turkije als Nederland.

 

Naast zijn werkzaamheden binnen het bedrijfsleven vervulde Yavuz Torunoğulları jarenlang vooraanstaande functies binnen de belangrijkste brancheorganisaties van de toeristische sector. Hij was voorzitter van de Fethiye Hotelvereniging (FETOB), vicevoorzitter en bestuurslid van de Federatie van Turkse Hoteliers (TÜROFED). In deze functies nam hij het initiatief tot talrijke projecten ter promotie van Fethiye en het Turkse toerisme, zowel nationaal als internationaal. Ook aan maatschappelijke activiteiten hecht Yavuz Torunoğulları veel waarde.

 

Hij was voorzitter van voetbalclub Fethiyespor, bestuurslid van de Stichting ter Promotie van Fethiye (FETAV) en bekleedde diverse functies binnen maatschappelijke organisaties. Daarnaast is hij lid van zowel het Congres als de Divanraad van Beşiktaş Jimnastik Kulübü en blijft hij ook binnen de sportwereld actief.

 

Met zijn analyses van de economische ontwikkelingen binnen de toeristische sector behoort Yavuz Torunoğulları de laatste jaren tot de gezaghebbende stemmen van de branche. Hij vestigt regelmatig de aandacht op onderwerpen als de hoge inflatie, stijgende kosten, het wisselkoersbeleid en de internationale concurrentie. Daarbij benadrukt hij steevast het belang van financiële stabiliteit, prijsbeheersing en het behoud van de internationale concurrentiekracht van het Turkse toerisme.

 

Naast de investeringen van Orka Hotels in Turkije speelt Yavuz Torunoğulları eveneens een actieve rol bij de nieuwe hotelprojecten van de groep in Nederland en draagt hij bij aan de verdere uitbouw van de internationale groeistrategie.

 

Daarmee behoort Yavuz Torunoğulları binnen de tweede generatie van de familie Torunoğulları tot de vooraanstaande vertegenwoordigers die zich onderscheiden door hun managementervaring in het toerisme, hun inzet binnen brancheorganisaties, hun internationale investeringsvisie en hun maatschappelijke betrokkenheid.

 

DE EERSTE GENERATIE WERKTE IN DE FABRIEKEN,
DE NIEUWE GENERATIE GEEFT LEIDING

Het beeld dat hierboven is geschetst, vertelt niet alleen het succesverhaal van de familie Torunoğulları. Het vormt tevens een tastbaar bewijs van de indrukwekkende ontwikkeling die de Turkse gemeenschap in Europa in ruim een halve eeuw heeft doorgemaakt. De eerste generatie werkte in de fabrieken en bouwde stap voor stap een nieuw bestaan op. Later richtte zij eigen bedrijven op en groeide zij uit tot bestuurders in het bedrijfsleven, maatschappelijke organisaties en sportverenigingen. Vandaag bekleden hun kinderen en kleinkinderen niet alleen belangrijke functies in het bedrijfsleven, maar ook binnen overheidsinstellingen en op het terrein van de internationale betrekkingen. Deze ontwikkeling behoort tot de meest aansprekende voorbeelden van wat de Turkse gemeenschap door hard werken, ondernemerschap en voortdurende zelfontwikkeling heeft bereikt.

HIJ WERKTE NIET ALLEEN VOOR ZIJN EIGEN BEDRIJVEN

Al deze activiteiten lieten ook een andere belangrijke kant van zijn leven zien. Turgut Torunoğulları gebruikte de kennis en ervaring die hij had opgebouwd niet uitsluitend voor de groei van zijn eigen ondernemingen. Hij maakte ook tijd vrij om bij te dragen aan oplossingen voor de gezamenlijke vraagstukken van de Turkse gemeenschap in Europa. Daarom is zijn levensverhaal niet alleen dat van een succesvolle ondernemer. Het is ook het verhaal van een zakenman die maatschappelijke problemen op de agenda zette, naar oplossingen zocht en verantwoordelijkheid nam in het algemeen belang.

DE MAN DIE IN NEDERLAND EEN HELE STRAAT KOCHT

In mijn journalistieke loopbaan heb ik duizenden artikelen geschreven. Sommige waren de volgende dag alweer vergeten. Andere bleven jarenlang in het geheugen van de lezers voortleven. Een van die artikelen ging over Turgut Torunoğulları. De kop luidde: “Een Turk koopt een hele lange straat.”

Toen ik het artikel schreef, had ik eerlijk gezegd niet verwacht dat juist die titel zoveel aandacht zou trekken. Kranten in Turkije brachten het als een opvallend nieuwsbericht. Turken in het buitenland stuurden het met trots naar elkaar door. Want het verhaal ging niet alleen over de aankoop van onroerend goed. Die kop werd het symbool van hoe ver iemand kon komen die ooit naar Europa was vertrokken om zijn brood te verdienen.

In Den Bosch werden in de loop der jaren bedrijfspanden aangekocht… Aangrenzende gebouwen werden verworven… Nieuwe investeringen volgden… En uiteindelijk kwam een groot deel van de panden aan dezelfde straat in handen van de Torunoğulları Group. Wie dat hoorde, reageerde vanzelf met verbazing. “De man die een hele straat kocht…”

Natuurlijk was die formulering ook een voorbeeld van de journalistieke traditie om met een pakkende kop de aandacht te trekken. Maar de kern van het verhaal was volledig waar. Het ging om een uitzonderlijk succes dat het resultaat was van jarenlang hard werken. Voor mij had dit verhaal nog een extra betekenis. Vastleggen hoe iemand die ooit van deur tot deur pannen verkocht, later in dezelfde stad grote investeringen realiseerde… Dat behoort tot de mooiste ervaringen die de journalistiek een mens kan schenken.

VAN “PANNEMAN” TOT “DE KONING VAN DE PANNEN”

Jarenlang kenden de Nederlanders hem onder één bijnaam. “Panneman…”
Met andere woorden: “De pannenverkoper.”
Die bijnaam was niet neerbuigend bedoeld. Integendeel. Hij verwees juist naar het begin van zijn succesverhaal. De jonge vertegenwoordiger die van deur tot deur ging…
Richtte in de loop der jaren zijn eigen merk op. Breidde zijn activiteiten uit naar internationale markten. Gaf leiding aan organisaties met duizenden vertegenwoordigers.
Ging productiepartnerschappen aan in Italië. En kwam uiteindelijk aan het hoofd te staan van een groep die in grote delen van Europa actief was. Het opmerkelijke was dit: Mensen vergaten zijn bijnaam “Panneman” nooit. Maar hijzelf vergat evenmin waar hij was begonnen. Hij geloofde namelijk dat mensen die hun oorsprong vergeten, uiteindelijk ook de waarde verliezen van wat zij later hebben bereikt.

VAN IMPERIUM NAAR EEN TOERISME-IMPERIUMAN HET PANNE

De zakelijke activiteiten van Turgut Torunoğulları bleven niet beperkt tot de industrie en de internationale handel. De kennis en ervaring die in de loop der jaren waren opgebouwd, werden vervolgens ingezet in een geheel andere sector. Het toerisme…
Toen de toeristische investeringen in Turkije in de jaren negentig sterk begonnen toe te nemen, besloot ook de familie Torunoğulları in deze sector te investeren. Het doel was niet simpelweg hotels exploiteren. Men wilde accommodaties realiseren die voldeden aan internationale kwaliteitsnormen en waar buitenlandse toeristen met vertrouwen voor zouden kiezen. Vanuit die visie ontstond het merk ORKA Hotels.

DE GROEI VAN ORKA HOTELS

Na de eerste investeringen begon de groep stap voor stap uit te groeien tot een belangrijke speler in de toeristische sector. Marmaris… İçmeler… Fethiye… Ölüdeniz…
De investeringen in de belangrijkste toeristische bestemmingen van Turkije groeiden geleidelijk uit tot een omvangrijke hotelketen. Een van de meest opvallende projecten van de groep was het Sentido Orka Lotus Beach, gebouwd aan een van de mooiste baaien van Marmaris-İçmeler. Daarna volgden andere hotels… Nieuwe vakantieresorts… Recreatieparken… En tal van nieuwe projecten.

In de loop der jaren groeide ORKA Hotels uit tot een van de bekendste hotelmerken van de Turkse toeristische sector. Ook tijdens deze uitbreiding bleef de ondernemingsfilosofie van Torunoğulları onveranderd. Kwaliteit… Investeren met een langetermijnvisie… Internationale samenwerking… Duurzame groei…
De principes die hij in de industrie had ontwikkeld, bracht hij ook naar de toeristische sector. Zo koos hij er bij veel projecten bewust voor om samen te werken met buitenlandse partners. Volgens hem boden internationale partnerschappen niet alleen financiële kracht, maar brachten zij ook de kennis en ervaring van verschillende landen samen.

HIJ DACHT NIET AAN WAAR HIJ SUCCES HAD GEHAD, MAAR AAN WAAR HIJ VANDAAN KWAM

Hoe groter zijn zakelijke successen werden, des te duidelijker bleef één eigenschap van Turgut Torunoğulları zichtbaar. Hij verloor nooit de band met zijn geboortegrond. Kars…
Het dorp Erdağı waar hij zijn jeugd doorbracht… Voor hem was het niet alleen de plaats waar hij werd geboren. Het was de plek waar zijn leven begon… Waar hij leerde werken… Waar hij zijn eerste dromen vormgaf. Daarom besloot hij de mogelijkheden die hij later in zijn leven had verworven niet uitsluitend te gebruiken voor nieuwe zakelijke investeringen.
Hij wilde blijvende waarde creëren in de streek waar hij vandaan kwam. Volgens hem werd werkelijk succes niet alleen gemeten aan het oprichten van bedrijven. Ook het nalaten van projecten die het leven van mensen verbeteren, was minstens zo waardevol.

INVESTEREN IN ONDERWIJS

HOTİAD Hollandalı Türk işadamının Kars'a Yaptırdığı Anadolu Meslek Sağlık Lisesi Törenle Açıldı - HOTİAD

Het duidelijkste voorbeeld van die visie waren de onderwijsprojecten in Kars. Dankzij de bijdrage van de familie Torunoğulları werd een protocol ondertekend voor de bouw van de Faik en Fikriye Torunoğulları Gezondheidsberoepsschool met twaalf leslokalen. Daarnaast maakte ook de renovatie van de school in het dorp Erdağı, in het district Susuz, en de uitbreiding ervan met nieuwe voorzieningen deel uit van hetzelfde project. De school kreeg de namen van zijn vader en moeder. Daarmee werd niet alleen eer betoond aan de oudere generatie van de familie, maar werd ook zichtbaar hoe belangrijk het was om familiewaarden door te geven aan toekomstige generaties.

Het doel van deze investeringen was niet simpelweg nieuwe schoolgebouwen neer te zetten. Het doel was kinderen betere onderwijskansen te bieden. Turgut Torunoğulları verwoordde die overtuiging vaak met één zin: “Een investering in mensen verliest nooit haar waarde.”

LATEN WE NU TERUGGAAN NAAR HET BEGIN VAN DIT VERHAAL: HET JAAR 1980

Het beeld dat u zojuist hebt gezien, is vanzelfsprekend niet in één dag ontstaan. Achter succesvolle ondernemingen, internationale functies en blijvende bijdragen aan de samenleving gingen jarenlang hard werken, doorzettingsvermogen en offers schuil. Een nieuw leven beginnen in een land waarvan je de taal niet spreekt… Telkens opnieuw proberen zonder ooit op te geven… Laten we nu teruggaan naar 1980, naar het begin van dit verhaal, en stap voor stap volgen hoe dit bijzondere succes werd opgebouwd.

DE EERSTE REIS VAN KARS NAAR NEDERLAND

Tarım işçisi çocuklar tatillerini çalışarak geçiriyor

Wanneer succesvolle Turkse ondernemers in Europa ter sprake komen, gaat het meestal over wat zij uiteindelijk hebben bereikt. Maar veel belangrijker is de vraag onder welke omstandigheden zij dat hebben bereikt. Ook het verhaal van Turgut Torunoğulları begon niet in indrukwekkende vergaderzalen of bestuurskamers van grote ondernemingen.

Alles begon in het dorp Erdağı, in het district Susuz van de provincie Kars. Turgut Torunoğulları werd daar in 1958 geboren. Zijn jeugd speelde zich af in het harde klimaat van Oost-Anatolië. De winters waren lang en het dagelijks leven draaide grotendeels om landbouw en veeteelt. Kinderen leerden al op jonge leeftijd werken en groeiden op met het besef hoe belangrijk onderlinge solidariteit binnen de familie was.

Het bestaan was grotendeels afhankelijk van landbouw en veeteelt. Kinderen leerden al op jonge leeftijd verantwoordelijkheid te dragen. Veel eigenschappen die vandaag in het bedrijfsleven worden omschreven als discipline, geduld en doorzettingsvermogen, maakten toen al vanzelfsprekend deel uit van het dagelijkse leven. Vroeg opstaan… Weten dat niets zonder hard werken wordt bereikt… De kracht van familiebanden van jongs af aan ervaren… Misschien werd juist in die jaren, zonder dat iemand het besefte, de basis gelegd voor de grote organisatie die hij later zou opbouwen.

Niemand kon toen vermoeden dat deze jongen uit Erdağı ooit leiding zou geven aan ondernemingen die in verschillende Europese landen actief zouden zijn. Maar de grootste levensverhalen beginnen vaak op de meest bescheiden plaatsen. Aan het einde van de jaren zeventig verkeerde Turkije economisch in moeilijke omstandigheden. De werkloosheid liep op en veel jonge mensen zochten hun toekomst in het buitenland. Europa was inmiddels uitgegroeid tot een nieuw thuis voor miljoenen migranten.

Ook in Nederland werkten duizenden Turken in de fabrieken om hun gezin te onderhouden. Sommigen dachten eraan na enkele jaren terug te keren naar Turkije. Anderen besloten de toekomst van hun kinderen juist in Europa op te bouwen.

Discipline… Geduld… De overtuiging dat niets zonder inzet kan worden bereikt… Juist in die jaren werden de eigenschappen gevormd die later bepalend zouden zijn voor zijn ondernemerschap. Aan het einde van de jaren zeventig verkeerde Turkije economisch in zwaar weer.

De werkloosheid nam toe en veel jongeren zochten hun toekomst buiten het land. Ook Turgut Torunoğulları vertrok in 1980 naar Nederland.


Een levenspartner is méér dan iemand met wie je een huis deelt. Erdegül Torunoğulları, met wie Turgut Torunoğulları al op jonge leeftijd trouwde, stond gedurende de vele jaren van een druk zakelijk leven, talloze reizen, vergaderingen en maatschappelijke activiteiten altijd aan zijn zijde. Met haar stille maar onmisbare steun zorgde zij voor de rust binnen het gezin, leverde zij een grote bijdrage aan de opvoeding van hun kinderen en werd zij een van de onzichtbare helden achter het succesverhaal van Turgut Torunoğulları.

Hij was pas eenentwintig jaar oud. Hij was net getrouwd. De eerste tijd woonde hij samen met zijn vrouw bij zijn schoonvader. Een nieuw land… Een nieuwe taal… Nieuwe mensen… En een leven vol onzekerheden… De eerste maanden verliepen veel moeilijker dan hij had verwacht. Hij zocht werk. Maar hij vond geen baan. Dagen werden weken. Weken werden maanden. Bijna een half jaar lang slaagde hij er niet in een vaste baan te vinden. Zijn familie in Turkije begon zich zorgen te maken.

Türkiye'de ve Hollanda''da yatırımları bulunan iş insanı Faik Torunoğulları (84) hayatını kaybetti. - Kars Haberleri
De inmiddels overleden Faik Torunoğulları, vader van Turgut Torunoğulları,
hield zich in latere jaren bezig met de veehandel.

Zijn vader had jaren eerder in Duitsland gewerkt, maar was daarna teruggekeerd naar Turkije om zich bezig te houden met handel en veeteelt. Hij wilde dat ook zijn zoon terugkwam. “Kom terug,” zei hij. “Ook hier kun je een bestaan opbouwen.” Veel jonge mensen zouden aan die oproep gehoor hebben gegeven. Maar Turgut Torunoğulları dacht daar anders over. Hij wilde niet terugkeren voordat hij iets had bereikt.

Jaren later vatte hij die vastberadenheid samen in één zin: “Ik vond dat ik niet als mislukkeling kon terugkeren.” Die ene zin vat eigenlijk zijn hele leven samen. Want telkens wanneer hij later voor nieuwe obstakels kwam te staan, koos hij dezelfde houding. Eerst vechten… Zijn tekortkomingen aanvullen… En daarna opnieuw proberen. Opgeven bij de eerste tegenslag is voor hem nooit een optie geweest.

DE EERSTE DEUR BLEEF GESLOTEN

Terwijl hij op zoek was naar werk, solliciteerde hij met hulp van een tolk bij een bandenfabriek in Nederland. Het bericht waarop hij had gehoopt, kwam niet. Zijn sollicitatie werd afgewezen. De reden was eenvoudig. Hij sprak geen Nederlands. De werkgever wilde een jonge migrant die de taal niet beheerste, niet in dienst nemen. Voor veel mensen zou dit een moment zijn geweest waarop alle hoop verdween.

Turgut Torunoğulları keek er echter heel anders tegenaan. Hij gaf de fabriek niet de schuld. Hij gaf het systeem niet de schuld. Hij klaagde niet over zijn pech. Hij keek eerst naar zichzelf en zag waar zijn tekort lag. Het probleem was niet dat hij niet hard wilde werken. Het probleem was dat hij geen Nederlands sprak. Dus wist hij wat hem te doen stond.

Eerst moest hij de taal leren. In die jaren werden voor migranten gratis cursussen Nederlands georganiseerd, verzorgd door vrijwillige docenten. Hij volgde deze lessen trouw. Al snel beheerste hij het Nederlands goed genoeg om zich in het dagelijks leven zonder moeite verstaanbaar te maken. Daarna deed hij iets waarvoor veel anderen de moed niet zouden hebben gehad. Hij klopte opnieuw aan bij de fabriek die hem eerder had afgewezen.

Ditmaal waren de omstandigheden anders. De deur ging open. Hij werd aangenomen. Wat van buitenaf een klein voorval leek, bleek in werkelijkheid een beslissend keerpunt te zijn dat zijn hele zakelijke leven samenvatte. Hij beschouwde de obstakels die hij tegenkwam nooit als zijn lot. Eerst vulde hij zijn tekortkomingen aan. Daarna probeerde hij het opnieuw.

Bij het oprichten van bedrijven… Bij het betreden van nieuwe markten… Bij investeringen in het toerisme… En ook in zijn maatschappelijke activiteiten… Steeds volgde hij dezelfde aanpak. In plaats van over problemen te praten, zocht hij naar manieren om ze te overwinnen.

Toen hij eenmaal in de fabriek werkte, beschikte hij over een vast inkomen. Hij had nu een salaris. Maar al snel ontdekte hij een belangrijke waarheid. Zijn loon was voldoende om van te leven. Maar niet om zijn dromen waar te maken. Juist in die periode begon hij zijn omgeving met andere ogen te bekijken. Hij observeerde waar mensen behoefte aan hadden… Zocht naar nieuwe kansen… En dacht in zijn vrije tijd voortdurend na over nieuwe zakelijke ideeën. Zonder dat hij het zelf besefte, begon zijn ondernemersmentaliteit zich langzaam te vormen.

WAT HIJ IN HET HUIS VAN EEN VRIEND ZAG

Op een dag ging hij na zijn werk op bezoek bij een vriend. Zodra hij de deur opendeed, stond hij verbaasd. Het huis zat ongewoon vol met mensen. Iedereen keek aandachtig naar de televisie. In die jaren hadden Turkse gezinnen in Nederland nog lang niet zoveel televisiemogelijkheden als tegenwoordig. Particuliere televisiezenders uit Turkije bestonden nog niet. Mensen probeerden hun heimwee naar het vaderland te verzachten met videobanden die uit Turkije werden meegebracht. Turkse films… Comedyprogramma’s… Opnamen van concerten…

De videobanden gingen van hand tot hand en ‘s avonds veranderden woonkamers haast in kleine bioscopen. Turgut Torunoğulları keek aandachtig naar dit tafereel. Hij zag dat de mensen niet alleen naar films keken. Zij probeerden hun heimwee te verzachten. Op dat moment ontstond er een nieuw idee. Hier lag een duidelijke behoefte. En juist die behoefte betekende tegelijkertijd een nieuwe zakelijke kans.

Grote ondernemingen ontstaan niet altijd tijdens maandenlange vergaderingen. Soms kan een ogenschijnlijk alledaags beeld tijdens een bezoek aan een vriend iemands hele leven veranderen. Zo begon ook de ondernemersreis van Turgut Torunoğulları. De drukte die hij die avond zag, bracht hem op het idee om videobanden te verhuren. En juist die eerste stap vormde het begin van nog veel grotere investeringen die zouden volgen.

TOEN IEDEREEN HETZELFDE GING DOEN…

De verhuur van videobanden, die in een garage begon, groeide sneller dan hij had verwacht. Binnen de Turkse gemeenschap in Europa verspreidde het initiatief zich als een lopend vuurtje en leverde het hem een aantrekkelijk inkomen op. Na zijn werk in de fabriek runde hij zijn eigen onderneming en hielp hij tegelijkertijd landgenoten hun heimwee enigszins te verzachten.

Maar markten veranderen voortdurend. Na verloop van tijd ontdekte vrijwel iedereen dat de verhuur van videobanden winstgevend was. Nieuwe ondernemers stapten in dezelfde branche. Het aantal videobanden groeide. Er kwamen steeds meer verhuurpunten. De concurrentie werd met de dag heviger. Een activiteit die gisteren nog veelbelovend was, begon langzaam haar aantrekkingskracht te verliezen.

Turgut Torunoğulları volgde die ontwikkeling aandachtig. Veel mensen zouden zijn doorgegaan met hetzelfde werk, ook al liep de winst terug. Hij dacht anders. Ondernemerschap betekent niet alleen dat je op het juiste moment ergens instapt. Het betekent ook dat je op het juiste moment weet uit te stappen. Op de dag dat hij inzag dat de toekomst van de videobranche niet langer zo veelbelovend was, begon hij naar nieuwe mogelijkheden te zoeken. Die beslissing werd later de eerste van vele voorbeelden van een principe dat hij zijn hele leven zou toepassen. Niet zijn gevoelens… Maar de omstandigheden bepaalden zijn keuzes. Precies in die periode kreeg hij een aanbod dat hij totaal niet had zien aankomen.

HET WARE VERHAAL ACHTER DE VIDEOCASSETTEHANDEL IN EUROPA: IK BEN SAMEN MET HULKİ SANER MET DIT AVONTUUR BEGONNEN!

Wanneer ik terugkijk op het verleden, besef ik dat ik niet alleen als journalist getuige ben geweest van de geschiedenis van de Turkse gemeenschap in Europa, maar dat ik ook mijn handtekening heb gezet onder enkele van de belangrijkste pioniersprojecten die hun sociaal-culturele leven mede hebben gevormd. Ik wil dit heel duidelijk zeggen: de eerste legale handel in Turkse videocassettes in Europa heb ik persoonlijk samen met de legendarische producent en filmregisseur van Yeşilçam, Hulki Saner, opgezet.

Eind jaren zeventig en begin jaren tachtig behoorde ik tot degenen die het heimwee en de culturele behoeften van de Turkse gastarbeiders in Europa het beste kenden. De markt werd destijds overspoeld door illegale en gekopieerde videocassettes van slechte kwaliteit. Om een einde te maken aan die chaos en de handel op een volledig legale en professionele basis te organiseren, sloegen Hulki Saner en ik de handen ineen. Samen kochten wij de Europese distributierechten van de populairste Turkse speelfilms.

Wij brachten deze films uit op legale videocassettes van hoge kwaliteit en bouwden een indrukwekkend distributienetwerk op in heel Europa. Van Nederland tot Duitsland en van België tot Frankrijk werden Turkse cafés, levensmiddelenwinkels en de eerste videotheken bevoorraad met de videocassettes die wij distribueerden.

Voor het eerst konden Turken in Europa op een goed georganiseerde en legale manier kennismaken met de Turkse cinema en hun eigen cultuur. Pas nadat wij deze nieuwe sector vanaf de grond hadden opgebouwd en de deuren wagenwijd hadden geopend, betraden Turgut Torunoğulları en vele andere ondernemende landgenoten dit terrein. Zij bouwden daarop hun eigen handel verder uit en gaven de sector nieuwe impulsen.

Ook het succes van Turgut Torunoğulları in de videohandel is voortgekomen uit de mogelijkheden die hierdoor werden gecreëerd. Kortom: het begin van de videocassettehandel in Europa ligt bij de moedige en visionaire stap die Hulki Saner en ik destijds samen hebben gezet. Wij legden het fundament, wij brachten de eerste legale videocassettes op de markt. Alles wat daarna volgde, was de verdere groei van de beweging die wij in gang hadden gezet.

EEN TELEFOONTJE DAT ZIJN LEVEN VERANDERDE

Simtronic | Paslanmaz Çelik Tencere ve Tava ile Mutfakta Mükemmellik

In de periode waarin hij overwoog met de videobranche te stoppen, kreeg hij onverwacht een telefoontje. De beller was iemand die hij kende uit een bedrijf in de staalsector. Na een kort gesprek stelde deze hem een eenvoudige vraag: “Zou je onze producten willen verkopen?”

Het aanbod was aantrekkelijk. Maar zeker niet eenvoudig. De staalbranche leek in niets op de handel in videobanden. Deze sector vereiste technische kennis. Je moest de producten kennen. Je moest de klanten kennen. Je moest de markt leren begrijpen.

Veel mensen zouden hebben geantwoord: “Daar weet ik niets van.” En zouden het aanbod hebben afgewezen. Turgut Torunoğulları koos opnieuw dezelfde weg. Hij besloot eerst te leren. Voordat hij daadwerkelijk begon, bracht hij dagen door in de magazijnen. Hij bestudeerde de staalproducten één voor één. Hij leerde waarvoor ieder product werd gebruikt. Hij onderzocht de kwaliteitsverschillen. Hij leerde de prijzen uit zijn hoofd. En hij probeerde te begrijpen welke producten de klanten het meest nodig hadden. Binnen korte tijd was hij niet langer alleen een verkoper. Hij was iemand geworden die zijn producten door en door kende. Deze manier van werken zou later de basis vormen van alle bedrijven die hij oprichtte. Eerst de kennis opdoen… Daarna investeren…

Tijdens de eerste maanden reisde hij door heel Nederland. ‘s Ochtends vroeg vertrok hij… Hij bezocht industrieterreinen… Sprak met fabriekseigenaren… Bezocht werkplaatsen… En probeerde nieuwe klanten te vinden. Niet ieder gesprek eindigde met een bestelling. Soms werd hij afgewezen. Maar hij beschouwde dat nooit als een mislukking. Na iedere afwijzing klopte hij gewoon weer bij de volgende deur aan. Want inmiddels wist hij één ding heel zeker. Succes is niet het resultaat van één grote kans… Maar van honderden kleine pogingen.

DE BESLISSING OM EEN EIGEN BEDRIJF OP TE RICHTEN

In de jaren die volgden had hij een schat aan ervaring opgebouwd. Hij kende de markt. Hij kende de klanten. Hij kende de producten. En vooral… Hij geloofde dat hij in deze sector verder kon groeien. Hij vond dat het moment was aangebroken om niet langer voor andere bedrijven te werken, maar zijn eigen onderneming op te richten.

Die beslissing werd een van de belangrijkste keerpunten in zijn leven. Want een vaste baan opgeven om ondernemer te worden, vraagt niet alleen moed, maar ook een groot verantwoordelijkheidsgevoel. Zijn financiële middelen waren beperkt. Hij beschikte niet over de mogelijkheden die hij later zou hebben. Maar hij had vertrouwen. Hij had doorzettingsvermogen. En hij beschikte over de ervaring die hij in de voorgaande jaren had opgebouwd.

Met die drie pijlers zette hij zijn eerste stap. Zo werden de fundamenten gelegd van Edelstaal. Op dat moment kon niemand vermoeden dat dit bedrijf zou uitgroeien tot een van de meest gerespecteerde staalondernemingen van Europa. Maar Turgut Torunoğulları had inmiddels veel grotere ambities. Zijn onderneming moest meer zijn dan alleen een handelsbedrijf. Zij moest bekendstaan om haar betrouwbaarheid. Afspraken moesten altijd worden nagekomen. Aan kwaliteit mocht nooit worden ingeboet. En klanttevredenheid moest altijd vooropstaan.

In de jaren daarna groeide het bedrijf. Het aantal klanten nam toe. Nieuwe investeringen volgden. Maar één ding veranderde nooit: de manier van werken die vanaf het begin was gekozen. Want sterke ondernemingen worden niet alleen gebouwd op kapitaal, maar vooral op solide principes. Juist die principes lagen aan de basis van de groei van Edelstaal.

HET ONTSTAAN VAN EDELSTAAL

Edelstaal Group, Avrupa'da mutfak ürünleri satışı konusunda 40 yılını doldurdu

De beslissing om een eigen onderneming op te richten vormde het belangrijkste keerpunt in de zakelijke loopbaan van Turgut Torunoğulları. Zijn doel was niet langer alleen producten verkopen. Hij wilde een blijvend merk opbouwen. Naarmate het bedrijf groeide, ontstond een nieuwe behoefte. Alleen producten verkopen was niet langer voldoende. Het was tijd om een eigen merk te creëren.

Uit die gedachte ontstond uiteindelijk de naam Edelstaal, die later zou uitgroeien tot een van de bekendste Turkse merken in Europa. “Edelstaal” betekent in het Nederlands “roestvrij staal”. Die naam werd niet toevallig gekozen. Hij weerspiegelde de volledige visie van het bedrijf. Duurzaamheid… Kwaliteit… Een lange levensduur…

Op precies die waarden werd ook de onderneming gebouwd. Vertrouwen op de lange termijn, in plaats van snelle winst… Kwaliteit boven lage prijzen… Een duurzame relatie met de klant, in plaats van een eenmalige verkoop… Deze uitgangspunten vormden de fundamenten van de identiteit van Edelstaal.

VERTROUWEN IS HET GROOTSTE KAPITAAL

Naarmate het bedrijf groeide, werd ook het assortiment steeds uitgebreider. Edelstaal begon met een beperkt aantal producten, maar breidde zijn activiteiten geleidelijk uit met verschillende productgroepen voor huishoudelijk gebruik. Ook de verkooporganisatie bleef niet beperkt tot Nederland. Nieuwe landen… Nieuwe klanten… Nieuwe markten… Elke nieuwe markt bracht ook een andere zakelijke cultuur met zich mee. Toch bleef één uitgangspunt altijd hetzelfde. De overtuiging dat kwaliteit voor alles gaat.

Volgens Turgut Torunoğulları was het grootste kapitaal van een onderneming niet het geld op de bankrekening, maar het vertrouwen van de klant. Daarom moesten beloften altijd worden nagekomen. Leveringen moesten op tijd plaatsvinden. Aan de kwaliteit van de producten mocht nooit worden getornd. En ook na de verkoop mocht de klant nooit aan zijn lot worden overgelaten.

Het begrip “reputatiekapitaal”, dat tegenwoordig veel wordt gebruikt in de zakenwereld, maakte de familie Torunoğulları destijds al tot een vanzelfsprekend onderdeel van haar dagelijkse manier van werken. Juist daardoor groeide Edelstaal uit tot niet alleen een handelsmerk, maar ook een naam die vertrouwen uitstraalde.

EEN STERKERE ORGANISATIE DOOR DE INZET VAN DE BROERS

Naarmate het succes groeide, namen ook de verantwoordelijkheden toe. Hij wist dat hij het niet langer alleen kon. Om een duurzame organisatie op te bouwen, waren meer mensen nodig. Zijn grootste kracht bleef, zoals altijd, zijn familie. In de loop der jaren sloten ook zijn broers zich bij het bedrijf aan.

Eerst Erdal Torunoğulları… Daarna Aykut… Vervolgens Ertan… En ten slotte zijn zoon Ercan… Ieder kreeg zijn eigen verantwoordelijkheden. De taakverdeling was echter niet gebaseerd op familiebanden alleen. Er werd zorgvuldig gekeken naar ieders talenten. De één blonk uit in organisatie. De ander had meer aanleg voor financiën. Weer een ander was sterk in de contacten met klanten. Iedereen kreeg de verantwoordelijkheid die het beste bij zijn kwaliteiten paste.

Daardoor groeide niet alleen het bedrijf, maar werd ook het onderlinge vertrouwen binnen de familie steeds sterker. De industriële investeringen die later zouden volgen… De toeristische projecten… De internationale samenwerkingsverbanden… En de maatschappelijke initiatieven… Zij vonden allemaal hun basis in deze sterke familieband.

Zo groeide een klein initiatief geleidelijk uit tot een professionele onderneming met een solide organisatorische structuur. En de verdere ontwikkeling van Edelstaal zou zich niet langer beperken tot Nederland alleen.

VOOR HEM STOND HET OPLEIDEN VAN MENSEN BOVEN HET DOEN VAN VERKOPEN

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\5a8fc7617152d807e030c2bb.jpg De groep Turkse vrouwen die Turgut Torunoğulları had opgebouwd voor de verkoop van kookgerei was allesbehalve klein. Honderden vrouwen in Nederland en duizenden verspreid over Europa waren bij deze verkooporganisatie betrokken. Op de foto is een bijeenkomst met de verkoopsters te zien.

Collega’s die in die jaren met Turgut Torunoğulları samenwerkten, herinneren zich vooral de manier waarop hij met mensen omging, meer nog dan zijn manier van verkopen. Voor hem werd succes niet afgemeten aan het aantal pannensets dat die dag was verkocht. Veel belangrijker was het opbouwen van een team dat de volgende dag opnieuw met dezelfde motivatie aan de slag kon gaan. De vertegenwoordigers die van deur tot deur gingen, kwamen iedere ochtend vroeg bijeen. Samen maakten zij de planning van de dag. Daarna vertrok ieder naar zijn eigen werkgebied. Aan het einde van de dag kwamen zij opnieuw bijeen. De resultaten werden besproken… Succesvolle werkwijzen werden met elkaar gedeeld… Moeilijkheden kwamen open op tafel… En nieuwe collega’s leerden van de ervaring van de anderen.

Juist dát vond Torunoğulları het belangrijkst. Hij wilde niet dat iemand er alleen voor stond. Volgens hem was succes iets dat groter werd wanneer je het deelde. Dankzij die manier van werken bleef de organisatie zich voortdurend ontwikkelen. Nieuwe medewerkers deden snel ervaring op… Wie ervaring had opgedaan, groeide door tot teamleider…

En teamleiders vormden vervolgens weer nieuwe teams. Groei werd niet aan het toeval overgelaten, maar zorgvuldig gepland. Een van de eigenschappen die Turgut Torunoğulları kenmerkte, was dat hij succes nooit uitsluitend aan zichzelf toeschreef. Bij iedere gelegenheid sprak hij over zijn collega’s. Steeds benadrukte hij dat succes het resultaat was van gezamenlijke inspanningen.

De basis van de professionele organisatie die later ontstond toen ook zijn broers tot het bedrijf toetraden, werd feitelijk al in deze teamcultuur gelegd. Een ander belangrijk uitgangspunt was discipline. Afspraken moesten stipt worden nagekomen. Producten moesten volledig en correct worden gepresenteerd. Na de verkoop mocht het contact met de klant niet worden verbroken.

De tevredenheid van de klant moest blijvend worden gevolgd. Wat tegenwoordig wordt aangeduid als “klanttevredenheid”, maakten zij toen al tot een vanzelfsprekend onderdeel van hun dagelijkse manier van werken. Juist deze bedrijfscultuur uit de beginjaren verklaart waarom de Edelstaal Group later ook in andere sectoren succesvol kon worden. Want ondernemingen groeien niet alleen door producten te verkopen. Zij groeien vooral door mensen op te leiden en te laten groeien.

EEN BIJEENKOMST DIE ZIJN LEVEN VERANDERDE

Juist in die periode kwamen leidinggevenden van het Amerikaanse bedrijf naar Nederland. De evaluatiebijeenkomst die toen werd gehouden, zou uitgroeien tot een van de belangrijkste keerpunten in het leven van Turgut Torunoğulları. Zijn antwoorden op de gestelde vragen trokken onmiddellijk de aandacht. De directie zag in hem niet alleen een succesvolle verkoper. Zij zagen iemand die mensen kon aansturen en een organisatie kon opbouwen. Toch speelde Turgut Torunoğulları op dat moment nog steeds met de gedachte om te stoppen. Jaren later vertelde hij dat hij nooit had gedacht zo lang actief te blijven in de verkoop van pannen. Maar het voorstel dat aan het einde van die bijeenkomst werd gedaan, veranderde al zijn plannen.

DE DEUR NAAR EEN PARTNERSCHAP GAAT OPEN

De bedrijfsleiding had in de jonge vertegenwoordiger niet alleen een uitstekende verkoper ontdekt, maar ook een geboren leider. Er waren binnen het bedrijf mensen die méér verkochten dan hij. Maar niet iedereen kon een team opbouwen. Niet iedereen wist mensen te begeleiden. Niet iedereen slaagde erin collega’s achter één gezamenlijk doel te verenigen.

Juist daarin onderscheidde Torunoğulları zich. Hij stond klaar voor nieuwe medewerkers… Hij gaf hun vertrouwen… Hij luisterde naar hun problemen… En zocht samen naar oplossingen. Hij keek niet alleen naar vandaag. Hij dacht ook aan morgen. Tijdens bijeenkomsten beperkte hij zich niet tot kritiek.

Hij kwam ook met nieuwe ideeën. Officieel was hij nog geen manager. Maar zijn houding liet al zien dat hij de verantwoordelijkheid van een leider droeg. Dat bleef de Amerikaanse directie niet ontgaan. Zij gaven hem eerst meer verantwoordelijkheden. En vervolgens boden zij hem een partnerschap aan. Dat voorstel betekende veel meer dan de stap van werknemer naar mede-eigenaar. Vanaf dat moment droeg hij niet alleen verantwoordelijkheid voor zijn eigen prestaties… Maar ook voor de toekomst van het bedrijf. Zo begon een van de belangrijkste hoofdstukken in het ondernemersverhaal van Turgut Torunoğulları.

HET AANBOD OM PARTNER TE WORDEN: HET BEGIN VAN EEN NIEUWE FASE

Afbeelding met persoon, binnen, tafel, groep Automatisch gegenereerde beschrijving

Het voorstel dat na de bijeenkomst volgde, betekende een beslissend keerpunt in de loopbaan van Turgut Torunoğulları. De directie bood hem eerst meer verantwoordelijkheden aan. Daarna volgde een tweede voorstel dat hij totaal niet had verwacht.

Op jonge leeftijd zo’n aanbod ontvangen, kwam zelden voor. Internationale ondernemingen kiezen hun partners immers niet uitsluitend op basis van verkoopcijfers. Zij kijken naar karakter. Naar discipline. Naar de manier waarop iemand met mensen omgaat. En vooral naar de bijdrage die iemand op langere termijn kan leveren.

De directie zag al die kwaliteiten in Turgut Torunoğulları terug. Toch zei hij niet onmiddellijk “ja”. Belangrijke beslissingen had hij in zijn leven nooit overhaast genomen. Ook nu koos hij voor dezelfde aanpak. Hij dacht zorgvuldig over het voorstel na. Hij keek naar de toekomst van het bedrijf. Hij stelde zijn eigen doelen opnieuw vast. En hij vroeg zich af of dit partnerschap alleen meer inkomsten zou opleveren, of werkelijk de deur zou openen naar een nieuwe toekomst. Uiteindelijk nam hij zijn beslissing. Hij zou niet langer uitsluitend deel uitmaken van de verkooporganisatie. Hij zou toetreden tot de kring van partners die mede richting gaven aan de toekomst van het bedrijf.

EEN ORGANISATIE DIE ZICH OVER EUROPA EN DAARBUITEN VERSPREIDDE

 

Na het partnerschap kwam de groei in een stroomversnelling. Het opgebouwde systeem ontwikkelde zich geleidelijk tot een internationale organisatie van formaat.
Eerst Nederland… Daarna België, Frankrijk, Zwitserland, Oostenrijk en Italië…
Vervolgens Portugal, Griekenland, Polen, Hongarije en Rusland… En later Zuid-Afrika, Maleisië, de Filipijnen, Mexico, Australië, Japan en de Verenigde Staten… Elk nieuw land vormde een volgende schakel in de steeds verder groeiende visie van Edelstaal. Die uitbreiding betekende niet alleen nieuwe markten. Zij bracht ook nieuwe mensen… Nieuwe teams… Nieuwe managers… En nieuwe succesverhalen met zich mee.

Duizenden mensen maakten deel uit van deze organisatie. De jonge migrant die ooit voor de poorten van een fabriek stond in de hoop werk te vinden, behoorde nu tot de leiding van een internationale organisatie die werk bood aan duizenden mensen. Dit succes was geen toeval. Het was het resultaat van jarenlang gedisciplineerd en doelgericht werken.

De uitgangspunten waarmee hij ooit begon, veranderden nooit. Integriteit… Kwaliteit… Discipline… En vertrouwen… Het bedrijf groeide. Het aantal landen nam toe. De investeringen werden groter. Maar deze vier kernwaarden bleven altijd onveranderd. Juist daarin lag de belangrijkste kracht achter het internationale succes van Edelstaal.

HIJ KOOS ERVOOR HET SUCCES TE DELEN

Turgut Torunoğulları heeft dit succes nooit uitsluitend aan zichzelf toegeschreven. Bij iedere gelegenheid sprak hij over de mensen met wie hij samenwerkte. Over zijn broers… Over de managers… Over de verkoopteams… En over iedereen die aan het succes had bijgedragen. Volgens hem konden grote prestaties nooit het werk van één persoon zijn. De juiste mensen rond één gezamenlijk doel samenbrengen was minstens zo belangrijk als zakelijk succes. Misschien is dat ook de reden waarom de organisatie die hij opbouwde, zich door de jaren heen bleef ontwikkelen. Hij was erin geslaagd een onderneming te creëren waar mensen niet alleen werkten, maar zich ook werkelijk thuis voelden.

DE GEZAMENLIJKE STEM VAN DE TURKSE ONDERNEMERS IN EUROPA

HOTİAD DTİK Avrupa komitesi Turgut Torunoğulları ile devam dedi - HOTİAD

Edelstaal bleef groeien… In steeds meer landen werden nieuwe organisaties opgebouwd… De investeringen namen jaar na jaar toe. Maar naarmate Turgut Torunoğulları verder groeide als ondernemer, werd hem nog iets anders steeds duidelijker. Turkse ondernemers waren uitgegroeid tot een belangrijke economische kracht in Europa.

Er waren duizenden bedrijven opgericht… Er was werk gecreëerd voor tienduizenden mensen… En de gezamenlijke handelsomzet bedroeg inmiddels miljarden euro’s. Toch ontbrak er een krachtig platform dat de gezamenlijke belangen van deze ondernemers kon vertegenwoordigen. Belastingwetgeving… Arbeidsmarkt… Investeringen… Export… Toegang tot financiering… De contacten met overheidsinstanties…

Vrijwel al deze onderwerpen stonden op de gezamenlijke agenda van veel ondernemers. Volgens Torunoğulları moesten zulke vraagstukken niet afzonderlijk, maar met één gezamenlijke stem onder de aandacht worden gebracht. Vanuit die overtuiging besloot hij zich actief in te zetten voor HOTIAD, de Vereniging van Turkse Ondernemers in Nederland.

VERGEET NIET WAAR JE SUCCES HEBT GEHAD, MAAR VERGEET VOORAL NOOIT WAAR JE VANDAAN KOMT

Eenheid binnen het gezin.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullari kardesler ve esleri.jpg

In Anatolië wordt vaak gezegd: “Vergeet nooit waar je succes hebt behaald, maar vergeet vooral nooit waar je vandaan komt.”
Wie naar het leven van Turgut Torunoğulları kijkt, ziet deze levenshouding overal terug. Ondanks de vele jaren die hij in Europa doorbracht, verloor hij nooit de band met Kars. Bij ieder bezoek beperkte hij zich niet tot zijn familie. Hij keek aandachtig naar zijn omgeving. Hij sprak met leraren. Hij luisterde naar lokale bestuurders. Hij ging in gesprek met jongeren. En hij probeerde te begrijpen waar de werkelijke behoeften lagen. Volgens hem begint duurzame hulp altijd met het goed begrijpen van wat mensen werkelijk nodig hebben. Daarom waren onderwijsprojecten voor hem veel meer dan een vorm van liefdadigheid. Hij geloofde dat een investering in mensen de meest waardevolle erfenis is die iemand kan nalaten. Daarom herhaalde hij vaak één overtuiging: “Een investering in mensen verliest nooit haar waarde.”

LOYALITEIT IS MEER DAN ALLEEN EEN GEVOEL

De toenmalige gouverneur van Kars, Mehmet Ufuk Erden, benadrukte dat de steun aan het onderwijs een belangrijke aanwinst was voor de provincie. Volgens hem had de familie Torunoğulları niet alleen een school gebouwd, maar ook een blijvend erfgoed gecreëerd voor toekomstige generaties.

De werkelijke waarde van deze investeringen beperkte zich inderdaad niet tot de officiële openingsceremonies. De kinderen die in die klaslokalen onderwijs zouden volgen… De jongeren die een beroep zouden leren… De leerlingen die daardoor een nieuwe richting aan hun leven konden geven… Zíj vormden uiteindelijk het belangrijkste resultaat van deze investering.

DE GESCHIEDENIS DIE OP FOTO’S IS VASTGELEGD

Gedurende mijn journalistieke loopbaan heb ik duizenden foto’s gemaakt. Voor mij was een foto nooit zomaar een afbeelding. Elke opname was een document dat ik voor de toekomst wilde bewaren. Ook de foto’s die ik in de loop der jaren samen met Turgut Torunoğulları maakte, zijn veel meer dan beelden waarop twee mensen naast elkaar staan. Het zijn stille getuigen van de ontwikkeling van het Turkse ondernemerschap in Europa. Achter iedere foto schuilt een bijeenkomst. Een investering. Een belangrijke beslissing. Een vriendschap. En vaak ook het resultaat van vele jaren van gezamenlijke inspanningen.

DE WAARDEVOLSTE LES VOOR DE JONGE GENERATIE

Tegenwoordig denken veel jongeren dat succes snel bereikbaar is. Maar noch in de journalistiek, noch in het zakenleven bestaat er een korte weg naar succes. Geen enkele belangrijke deur gaat vanzelf open. Achter iedere deur schuilt hard werken. Geduld. De bereidheid jezelf voortdurend te ontwikkelen. En soms ook de moed om keer op keer afgewezen te worden. Het levensverhaal dat in dit boek wordt verteld, bewijst precies dat. De weg van een jonge migrant die geen werk kon vinden omdat hij de taal niet sprak… Naar een ondernemer wiens mening vandaag wordt gevraagd tijdens internationale bijeenkomsten… Die ontwikkeling vond niet van de ene op de andere dag plaats. Zij ontstond uit honderden kleine stappen. Dat is ook de belangrijkste les die ik jonge mensen met dit verhaal wil meegeven.

GETUIGE VAN EEN VRIENDSCHAP VAN MEER DAN EEN HALVE EEUW

Een van de grootste voorrechten van het journalistieke vak is dat je mensen niet alleen ziet op het hoogtepunt van hun succes, maar ook gedurende de lange weg die daaraan voorafgaat. Zo is ook mijn relatie met Turgut Torunoğulları gegroeid. Ik heb hem niet pas leren kennen toen hij succesvol was. Ik heb hem in verschillende perioden gevolgd… Onder uiteenlopende omstandigheden… En in verschillende functies. Soms tijdens een bezoek aan een fabriek… Soms tijdens bijeenkomsten van het bedrijfsleven… Soms tijdens gesprekken met ministers in Ankara… En soms aan dezelfde tafel tijdens bijeenkomsten over de vraagstukken van de Turkse gemeenschap in Europa.

Daarom zijn deze pagina’s geen beschouwing van een buitenstaander. Zij zijn het resultaat van tientallen jaren journalistieke observatie. In de journalistiek is het niet eenvoudig om een oordeel over mensen te vormen. Want uiteindelijk is het de tijd die iemands ware karakter zichtbaar maakt. Je kunt iemand één dag ontmoeten. Je kunt een interview afnemen. Je kunt samen aan een vergadering deelnemen. Maar om iemands karakter werkelijk te leren kennen, zijn jaren nodig.

Een van de eigenschappen die mij bij Turgut Torunoğulları altijd het meest is opgevallen, is dat hij, ongeacht zijn positie, altijd dezelfde is gebleven. De bescheidenheid die hij bezat toen wij elkaar voor het eerst ontmoetten… Die bezit hij vandaag nog steeds.

Naarmate zijn zakelijke activiteiten groeiden, werd ook zijn netwerk groter. Hij werkte samen met staatslieden. Hij voerde gesprekken met ministers. Hij nam deel aan internationale bijeenkomsten. Hij realiseerde omvangrijke investeringen. Maar hij werd nooit iemand die onbereikbaar was. Hij bleef luisteren naar iedereen die bij hem aanklopte. Misschien is dat ook de reden waarom hij in de loop der jaren niet alleen zakenpartners, maar ook blijvende vriendschappen heeft opgebouwd.

Tijdens mijn journalistieke loopbaan heb ik vele succesvolle ondernemers leren kennen. Sommigen vergaarden grote vermogens. Anderen bouwden indrukwekkende bedrijven op. Maar één ding heb ik geleerd. Wat mensen zich uiteindelijk herinneren, is niet iemands rijkdom. Het is zijn karakter. Juist daarin ligt een van de grootste kwaliteiten van Turgut Torunoğulları. Wanneer hij over zijn successen spreekt, plaatst hij zichzelf zelden op de voorgrond. Hij spreekt liever over de mensen met wie hij samen de weg heeft afgelegd. Over zijn broers… Zijn collega’s… Zijn zakenpartners… En iedereen die aan het succes heeft bijgedragen. Wat mensen gezamenlijk opbouwen, heeft vaak een langere levensduur.

Wanneer ik vandaag terugkijk, zie ik zijn levensverhaal niet alleen als de opmars van een succesvolle ondernemer. Ik zie er tegelijkertijd de ontwikkeling in van de Turkse gemeenschap in Europa gedurende de afgelopen veertig à vijftig jaar. De strijd van de eerste generatie… De bedrijven die door de tweede generatie werden uitgebouwd… De merken die internationale markten bereikten… De economische bruggen tussen Turkije en Europa… Zij vormen allemaal onderdelen van hetzelfde verhaal.

Daarom is het leven van Turgut Torunoğulları niet alleen van betekenis voor zijn familie. Het vormt ook een waardevol document voor toekomstige generaties die de geschiedenis van het Turkse ondernemerschap in Europa willen bestuderen.

DOOR DE OGEN VAN EEN JOURNALIST TURGUT TORUNOĞULLARI 

In mijn journalistieke loopbaan heb ik nooit uitsluitend op mijn geheugen vertrouwd. Documenten… Foto’s… Krantenknipsels… Interviewnotities… En het archief dat ik gedurende tientallen jaren zorgvuldig heb opgebouwd…

Wanneer ik daar vandaag op terugkijk, besef ik dat ik de zakelijke ontwikkeling van Turgut Torunoğulları gedurende meer dan een halve eeuw stap voor stap heb kunnen volgen. Een foto van een openingsceremonie… Een ontmoeting met een minister… Een vergadering van een ondernemingsraad… Een ceremonie voor het leggen van de eerste steen van een school… Op het eerste gezicht lijken deze beelden los van elkaar te staan. In werkelijkheid vormen zij verschillende hoofdstukken van één en hetzelfde verhaal.

Ik heb altijd geloofd dat de tijd de grootste getuige is van de journalistiek. Mensen kunnen vergeten. Verhalen kunnen in de loop der jaren veranderen. Maar documenten blijven spreken. Soms vertelt een foto die tientallen jaren geleden werd gemaakt méér dan pagina’s vol tekst. Wanneer ik de foto’s in mijn archief bekijk, zie ik niet alleen Turgut Torunoğulları. Ik zie de ontwikkeling van het Turkse ondernemerschap in Europa. Ik zie de strijd van de eerste generatie. Ik zie ondernemingen die onder omstandigheden werden opgebouwd waarin succes bijna onmogelijk leek. Ik zie hoe de economische betrekkingen tussen Turkije en Europa zich stap voor stap hebben ontwikkeld.

Veel bijeenkomsten uit die tijd zijn inmiddels misschien vergeten. Maar de gevolgen van de besluiten die daar werden genomen, zijn nog altijd zichtbaar. De duizenden Turkse bedrijven die vandaag in Europa actief zijn… De handelsstroom van miljarden euro’s tussen Turkije en Europa… De internationale samenwerkingsverbanden… Zij zijn allemaal het resultaat van gezamenlijke inspanningen die jarenlang hebben voortgeduurd.

Turgut Torunoğulları heeft in dat proces een belangrijke rol gespeeld. Zijn betekenis kan niet uitsluitend worden afgemeten aan de ondernemingen die hij heeft opgebouwd. Zijn inzet binnen maatschappelijke organisaties… Zijn inspanningen om de banden tussen Turkije en Europa te versterken… Zijn steun aan jonge ondernemers… En zijn investeringen in onderwijs… Zij vormen onlosmakelijke onderdelen van dit verhaal.

Gedurende mijn journalistieke loopbaan heb ik talloze interviews afgenomen. Ik heb vele succesvolle mensen leren kennen. Maar wanneer je na vele jaren terugkijkt, blijken niet de cijfers te blijven hangen. Het zijn de sporen die mensen achterlaten. Daarom vond ik het bij het schrijven van dit boek niet voldoende om alleen zakelijke successen op een rij te zetten.

Veel belangrijker was het om de mens achter die successen te laten zien. Om te laten zien hoe een reis die begon in een klein dorp… Met geduld… Hard werken… Discipline… En vertrouwen… Kon uitgroeien tot een internationaal succes. Want wat toekomstige generaties werkelijk inspireert, is niet alleen het eindresultaat. Het is de weg die naar dat resultaat heeft geleid.

HET VERHAAL DAT UIT DE DOCUMENTEN SPREEKT

Veel succesvolle ondernemingen beginnen met een sterk idee. Maar wat ervoor zorgt dat zo’n onderneming tientallen jaren blijft bestaan, is niet alleen dat goede idee. De doorslaggevende factor is het vermogen om een sterke bedrijfscultuur op te bouwen. Juist daarin ligt een van de grootste verdiensten van Turgut Torunoğulları.

Naarmate het bedrijf groeide, werden ook de familieleden op natuurlijke wijze onderdeel van die ontwikkeling. Toch kreeg niemand een functie uitsluitend vanwege de familieband. Verantwoordelijkheden werden verdeeld op basis van kennis, ervaring en deskundigheid. Daardoor bleef de warmte van een familiebedrijf behouden, zonder dat de discipline van een professionele organisatie verloren ging.

In de loop der jaren nam ook de tweede generatie steeds meer verantwoordelijkheid op zich. De nieuwe generatie keek met een andere blik naar de veranderende wereld. Digitalisering… Internationale marketing… Nieuwe investeringsmodellen… En de wereldwijde concurrentie… Zij benaderden deze ontwikkelingen vanuit een eigentijds perspectief. Toen de ervaring van de eerste generatie werd gecombineerd met de dynamiek van de tweede generatie, ontstond een nog sterkere organisatie. Juist dat is een overgang waarin veel familiebedrijven niet slagen. Want een generatiewisseling vormt vaak de grootste uitdaging.

Het is niet eenvoudig om de waarden van de oprichters te behouden en tegelijkertijd ruimte te geven aan een nieuwe generatie. De familie Torunoğulları heeft dat proces bewust en zorgvuldig begeleid. Beslissingen werden gezamenlijk genomen. De ervaring van de oudere generatie werd gerespecteerd. Maar ook naar de ideeën van de jongeren werd geluisterd. Daardoor groeide het bedrijf niet alleen verder. Het wist zich ook voortdurend te vernieuwen.

VERTROUWEN BINNEN DE FAMILIE

Vertrouwen was een van de kernwaarden waarover Turgut Torunoğulları vaak sprak. Dat vertrouwen had niet alleen betrekking op de relatie met klanten. Ook het onderlinge vertrouwen binnen de familie was van essentieel belang.

Wanneer een partnerschap jarenlang moet standhouden, kan dat alleen op basis van wederzijds respect. Verschillende meningen zijn onvermijdelijk. Ook uiteenlopende inzichten horen daarbij. Maar het gezamenlijke doel mag nooit uit het oog worden verloren. Juist dankzij die manier van samenwerken groeide ook de onderlinge verbondenheid binnen de familie. Achter de investeringen die door de jaren heen werden gerealiseerd, schuilden niet alleen zakelijke berekeningen. Zij waren ook het resultaat van mensen die elkaar volledig vertrouwden en gezamenlijk verantwoordelijkheid droegen.

SUCCES DOORGEVEN

Veel ondernemers slagen erin een succesvol bedrijf op te bouwen. Maar slechts weinigen weten een organisatie te creëren die ook na hun eigen actieve periode succesvol blijft. Echte grondleggers denken niet alleen aan vandaag. Zij denken ook aan morgen. Zij bouwen een organisatie die niet afhankelijk is van één persoon, maar die als instituut kan blijven voortbestaan. Ook Turgut Torunoğulları koos voor die benadering. Hij moedigde de nieuwe generatie aan om verantwoordelijkheid te nemen. Hij hield zijn ervaring niet voor zichzelf. Volgens hem was kennis geen bezit dat je moest bewaren. Het was een erfenis die je moest doorgeven.

Wanneer je vandaag terugkijkt, zie je dat het verhaal van de familie Torunoğulları veel meer is dan alleen een ondernemersverhaal. Het is ook het verhaal van een arbeidsethos dat van generatie op generatie werd doorgegeven. Van verantwoordelijkheidsgevoel. Van familiebanden. En van onderling vertrouwen. Juist daarin ligt het werkelijke geheim van blijvend succes.

VAN FAMILIEBEDRIJF NAAR EEN PROFESSIONELE BEDRIJFSCULTUUR

Een van de belangrijkste lessen die ik in de loop van mijn journalistieke carrière heb geleerd, is deze: Je kunt een mens niet beoordelen op basis van één toespraak. Niet op basis van een speech tijdens een prijsuitreiking. Niet op basis van een televisieoptreden. En ook niet op basis van één interview. Dat is onvoldoende om iemand werkelijk te leren kennen. Karakter openbaart zich pas in de loop van de jaren.

Ik heb Turgut Torunoğulları niet leren kennen tijdens één interview. Ook niet tijdens één enkele bijeenkomst. Ik heb hem jarenlang in uiteenlopende situaties gevolgd. Soms tijdens intensieve zakelijke besprekingen… Soms in een ontspannen kring van vrienden… Soms tijdens officiële gesprekken in Ankara… En soms tijdens economische bijeenkomsten in verschillende Europese steden…

Juist onder wisselende omstandigheden laten mensen hun ware karakter zien. Wanneer zij succesvol zijn… Wanneer zij kritiek krijgen… Wanneer zich een crisis voordoet… Of wanneer zich onverwachte problemen aandienen… Dan wordt duidelijk wie iemand werkelijk is. Wat mij gedurende al die jaren het eerst opviel aan Turgut Torunoğulları, was zijn kalmte. Ik heb hem nooit in paniek zien raken wanneer zich problemen voordeden. Hij luisterde eerst. Daarna dacht hij na. En pas vervolgens nam hij een beslissing. Misschien is juist dat een van de belangrijkste verklaringen voor zijn succes in het zakenleven. Want beslissingen die overhaast worden genomen, leiden op de lange termijn vaak tot grotere problemen

EEN MENS DIE KAN LUISTEREN

Veel leidinggevenden praten graag. Zij vertellen graag hun ideeën… Plaatsen zichzelf graag op de voorgrond… Maar werkelijk goede leiders beschikken over nog een belangrijke eigenschap. Zij kunnen luisteren.

Die kant van Turgut Torunoğulları heb ik in de loop der jaren vaak gezien. Tijdens een vergadering luisterde hij met evenveel aandacht naar de mening van de jongste ondernemer… Als naar die van een ervaren industrieel… Een overheidsfunctionaris… Of een student. Volgens hem hadden goede ideeën geen rang of functie nodig. Een waardevol inzicht kon uit de meest onverwachte hoek komen.

BESCHEIDEN ACHTER HET SUCCES

Sommige mensen in het zakenleven praten graag over hun successen. Over hun grote investeringen… Hun nieuwe projecten… En zij staan graag voortdurend in de belangstelling. Turgut Torunoğulları koos voor een andere weg. Hij sprak liever minder over zijn plannen en werkte liever aan de uitvoering ervan. Daardoor hoorde het grote publiek vaak pas achteraf wat hij had gerealiseerd. Dat zag ik vooral bij zijn bijdragen aan het onderwijs. Voor hem was het belangrijker dat een project zijn doel bereikte dan dat er veel aandacht voor kwam. Juist die bescheiden houding zegt veel over zijn persoonlijkheid.

MENSEN DIE VERTROUWEN UITSTRALEN

Na jarenlang journalist te zijn geweest, leer je één ding. Sommige mensen maken bij de eerste ontmoeting veel indruk. Maar na verloop van tijd verdwijnt die indruk weer. Anderen vallen in het begin minder op. Toch groeit het vertrouwen in hen met de jaren. Turgut Torunoğulları behoort duidelijk tot die tweede groep.

Dat is ook de indruk die veel mensen die hem kennen met elkaar delen. Wanneer hij iets belooft, doet hij zijn uiterste best die belofte na te komen. Verantwoordelijkheden die hij op zich neemt, laat hij niet los. Hij houdt niet van onafgemaakte zaken. Misschien is dat ook de reden waarom veel zakelijke relaties die hij opbouwde, tientallen jaren zijn blijven bestaan.

WAT OOK MORGEN NOG BLIJFT BESTAAN

Tijdens mijn journalistieke loopbaan heb ik duizenden artikelen geschreven. Honderden interviews afgenomen. En tientallen boeken samengesteld. Wanneer ik daarop terugkijk, zie ik één duidelijke werkelijkheid. Mensen vergeten na verloop van tijd cijfers. Zij vergeten ook functies en titels. Maar karakter vergeten zij niet.

Het levensverhaal dat in dit boek wordt verteld, gaat daarom niet alleen over zakelijk succes. Het gaat vooral over hoe iemand door hard te werken… Door eerlijk te blijven… Door vertrouwen op te bouwen… En zonder ooit zijn afkomst te vergeten… Een blijvende indruk kan achterlaten. Dat is het verhaal dat ik als journalist heb gezien. En dat ik graag wil doorgeven aan toekomstige generaties.

UIT HET NOTITIEBOEK VAN EEN JOURNALIST

Tijdens het schrijven van deze biografie stelde ik mezelf regelmatig één vraag:
“Waarom juist Turgut Torunoğulları?”
Er zijn immers meer succesvolle ondernemers in Europa. Mensen die grote investeringen hebben gedaan… Internationale ondernemingen hebben opgebouwd… En hun naam in het bedrijfsleven hebben gevestigd. Die zijn er zeker. Maar in de journalistiek is succes alleen niet voldoende.

Wat het waard maakt om iemands levensverhaal in een boek vast te leggen, is de betekenis die zijn nalatenschap heeft voor de samenleving. Juist daarin schuilt de bijzondere waarde van het leven van Turgut Torunoğulları. Zijn verhaal gaat niet alleen over persoonlijk succes. Het vertelt ook de ontwikkeling van de Turkse gemeenschap in Europa. Over de moeilijke jaren van de eerste generatie. Over de uitdagingen van het migrantenbestaan. Over een strijd die begon onder vaak zeer bescheiden omstandigheden. Over de eerste ondernemingen… De eerste exportactiviteiten… De eerste internationale samenwerkingsverbanden…

En uiteindelijk over de plaats die Turkse ondernemers hebben verworven binnen de gerespecteerde zakenwereld van Europa. Daarom is dit niet alleen de biografie van één ondernemer. Het is tegelijk de getuigenis van een tijdperk.

DE VERANDERING WAARVAN IK GETUIGE WAS

Toen ik naar Nederland kwam, werkte het overgrote deel van de Turken in fabrieken. Het enige doel was wat geld sparen en daarna terugkeren naar Turkije. Maar de jaren gingen voorbij. De eerste kleine winkels verschenen. De eerste ondernemingen werden opgericht. De eerste exportactiviteiten kwamen op gang. Turkse ondernemers groeiden uit tot een belangrijke economische kracht in Europa. Vervolgens stond een nieuwe generatie op die een vooraanstaande plaats in het bedrijfsleven innam.

Vandaag zijn in Europa duizenden Turkse ondernemingen actief. Zij bieden werk aan tienduizenden mensen. En realiseren een handelsomzet van miljarden euro’s. Turgut Torunoğulları behoort tot de ondernemers die deel uitmaakten van deze ontwikkeling. Door zijn verhaal te vertellen, heb ik tegelijkertijd ook de geschiedenis verteld van de opkomst van het Turkse ondernemerschap in Europa.

WAAROM HEB IK DIT GESCHREVEN?

Journalistiek is meer dan alleen het brengen van het nieuws van de dag. Vandaag schrijf je een artikel. Morgen dient zich alweer een nieuw onderwerp aan. Maar sommige levens verdienen meer dan een plaats op een krantenpagina. Zij verdienen een plaats in de geschiedenis. Omdat ook toekomstige generaties het recht hebben die verhalen te leren kennen. Vanuit die overtuiging heb ik dit boek geschreven. Mijn aantekeningen… Mijn foto’s… Mijn interviews… En mijn persoonlijke getuigenissen… Heb ik samengebracht in één geheel. Mijn bedoeling was niet om een lofrede te schrijven. Ik wilde een document achterlaten. Want documenten blijven spreken, ook vele jaren later.

VOOR DE TOEKOMSTIGE GENERATIES

Een deel van de jongeren die dit boek leest, zal Turgut Torunoğulları misschien voor het eerst leren kennen. Misschien hebben zij zijn naam nooit eerder gehoord. Maar wanneer zij dit verhaal uitlezen, hoop ik dat zij één ding zullen begrijpen. Succes ontstaat nooit toevallig.

Je begint met het zoeken naar werk in een land waarvan je de taal niet spreekt. Deuren blijven voor je gesloten. Je werkt aan je tekortkomingen. Je probeert het opnieuw. Je blijft werken. Je blijft volhouden. Je wint het vertrouwen van anderen. En jaren later respecteren mensen je niet alleen om de ondernemingen die je hebt opgebouwd, maar vooral om het spoor dat je hebt achtergelaten. Dat is de werkelijke boodschap van dit verhaal.

Tijdens mijn journalistieke loopbaan heb ik vele biografieën geschreven. Maar sommige mensen hebben een levensverhaal dat niet alleen van henzelf is. Het maakt ook deel uit van het collectieve geheugen van een samenleving. Dat geldt zeker voor het verhaal van Turgut Torunoğulları. Een reis die begon in het dorp Erdağı bij Kars… Een jonge migrant die in Nederland op zoek ging naar een toekomst… Een gerespecteerd ondernemer in de internationale zakenwereld… Een bestuurder die maatschappelijke verantwoordelijkheid op zich nam… En een weldoener die zijn geboortegrond nooit vergat…

Wat een leven werkelijk betekenis geeft, is niet alleen waar iemand is uitgekomen. Maar ook de weg die hij heeft afgelegd. En wat hij uiteindelijk heeft achtergelaten. Precies dát vertelt het levensverhaal van Turgut Torunoğulları.

EEN FAMILIEFILOSOFIE DIE NIET VERANDERT

Generaties veranderen. Sectoren veranderen. Technologie verandert. Maar sommige principes blijven altijd bestaan. Juist dat viel op binnen de familie Torunoğulları. De discipline waarmee de eerste generatie werkte… Het nakomen van afspraken… Respect voor de mens… En het denken op de lange termijn… Deze waarden werden bewust doorgegeven aan de volgende generatie. Want sterke ondernemingen blijven niet overeind dankzij kapitaal alleen. Hun werkelijke kracht ligt in een sterke bedrijfscultuur. Ontbreekt die cultuur, dan kunnen zelfs de grootste investeringen op den duur hun waarde verliezen. Juist deze professionele bedrijfscultuur vormt een van de belangrijkste verklaringen voor het feit dat de Torunoğulları Groep zich gedurende vele jaren succesvol in verschillende sectoren heeft kunnen ontwikkelen.

EEN FAMILIE DIE SUCCES SAMEN DEELT

Vanaf het begin van dit boek loopt één rode draad door het verhaal. Dit is nooit het verhaal geweest van één persoon. Turgut Torunoğulları was zonder twijfel de drijvende kracht. Maar ook zijn broers Erdal, Ali, Ertan, Aykut en Yavuz leverden ieder vanuit hun eigen verantwoordelijkheid een belangrijke bijdrage aan de groei van de groep. Toen later ook de nieuwe generatie tot de leiding toetrad, werd die basis nog sterker. Daarom ziet men vandaag bij de Torunoğulları Groep niet alleen succesvolle ondernemingen. Men ziet ook een teamgeest die gedurende tientallen jaren zorgvuldig is opgebouwd. Misschien is dat wel de belangrijkste boodschap van deze biografie. Succes kun je alleen behalen. Maar blijvend succes ontstaat alleen wanneer mensen erin slagen samen te werken.

SUCCES WORDT GEMETEN AAN HET KARAKTER VAN EEN MENS

Tijdens mijn journalistieke loopbaan heb ik vele succesvolle mensen ontmoet. Sommigen stonden bekend om hun rijkdom. Anderen om hun hoge functies. Weer anderen bouwden grote ondernemingen op… Of ontvingen internationale onderscheidingen. Maar één les heb ik in al die jaren geleerd. De werkelijke waarde van een mens wordt niet gemeten aan zijn bankrekening. Zij wordt bepaald door wat mensen over hem zeggen wanneer hij er zelf niet bij is.

Jaren geleden gebruikte ik eens een uitdrukking om Turgut Torunoğulları te beschrijven: “Een man uit één stuk.” Na al die jaren denk ik daar nog precies hetzelfde over. Ik heb die woorden nooit lichtvaardig gebruikt. Want voor mij betekent een “man uit één stuk” veel meer dan alleen eerlijk zijn. Het betekent je woord houden. Geen onderscheid maken tussen mensen. Je afkomst nooit vergeten wanneer je succes hebt bereikt. Een helpende hand uitsteken naar wie het nodig heeft. En wat je hebt verdiend niet alleen voor jezelf gebruiken, maar ook ten dienste stellen van de samenleving. Gedurende al die jaren heb ik Turgut Torunoğulları keer op keer deze eigenschappen zien tonen. Misschien denk ik daarom, wanneer ik aan hem terugdenk, niet als eerste aan zijn ondernemingen. Maar aan zijn karakter. Want ondernemingen kunnen groeien. Merken kunnen veranderen. Investeringen kunnen van eigenaar wisselen. Maar karakter blijft. En juist dat maakt een mens blijvend van betekenis.

MENSEN OPLEIDEN

Je kunt een onderneming opbouwen. Je kunt een merk creëren. Je kunt nieuwe investeringen doen. Maar er is iets wat nog veel moeilijker is. Mensen opleiden. In de loop der jaren hebben veel mensen die naast Turgut Torunoğulları werkten, later zelf leidinggevende functies op zich genomen en belangrijke verantwoordelijkheden gekregen. Zijn vertrouwen in jonge mensen… De verantwoordelijkheden die hij hun gaf… Zijn bereidheid om succes te delen… En zijn voortdurende nadruk op teamgeest… Vormen een van de belangrijkste redenen waarom de organisatie die hij opbouwde zo duurzaam is gebleken.

EEN ONDERNEMER DIE VOORUITKIJKT

De wereld verandert. Technologie ontwikkelt zich razendsnel. De concurrentie wordt met de dag heviger. Tegenwoordig concurreer je niet alleen met bedrijven uit je eigen stad, maar ook met ondernemingen aan de andere kant van de wereld. Turgut Torunoğulları was zich daarvan terdege bewust. Daarom benadrukte hij bij iedere gelegenheid dat de nieuwe generatie zich niet alleen moest voorbereiden op de economie van vandaag, maar vooral op die van morgen. Digitalisering… Nieuwe technologieën… Internationale samenwerking… Professionalisering… Volgens hem waren dit geen keuzes meer. Het waren noodzakelijke voorwaarden om ook in de toekomst succesvol te blijven.

VOOR DE VOLGENDE GENERATIES

Tijdens zijn periode als voorzitter van de Raad van Europese Vertegenwoordigers van DTIK kwam één onderwerp telkens terug. De nieuwe generatie… De Turkse jongeren die in Europa zijn geboren en opgegroeid… Volgens hem lag hun opdracht niet alleen in het laten groeien van hun eigen onderneming. De echte uitdaging was om samen vooruit te gaan. In een van zijn toespraken benadrukte hij dat Turkse ondernemers in Europa allang niet meer alleen ondernemers waren die zaken deden in hun eigen land. Zij waren uitgegroeid tot een krachtige gemeenschap die de economieën van hun woonlanden mede vormgaf, sterke merken opbouwde en werkgelegenheid creëerde. Daar voegde hij een gedachte aan toe die hem zijn hele leven heeft begeleid: “Alleen kunnen we succesvol zijn, maar samen zijn we veel sterker.” Die woorden waren niet slechts de slogan van een bijeenkomst. Ze vormden in feite de samenvatting van zijn gehele ondernemersfilosofie.

TOT SLOT

Met deze publicatie wilde ik niet alleen het levensverhaal van Turgut Torunoğulları vertellen. Mijn belangrijkste doel was om de ontwikkeling van het Turkse ondernemerschap in Europa gedurende de afgelopen halve eeuw vast te leggen aan de hand van één van de mensen die daarin een bepalende rol heeft gespeeld. Want het collectieve geheugen van een samenleving wordt niet alleen gevormd door staatslieden. Ook kunstenaars… Wetenschappers… Journalisten… Sporters… En ondernemers…

Laten blijvende sporen na in hun tijd. Turgut Torunoğulları neemt daarom een bijzondere plaats in binnen de gezamenlijke geschiedenis van de Turkse gemeenschap in Europa. Zijn verhaal is veel meer dan het succesverhaal van een onderneming. Het is ook een tastbaar voorbeeld van wat hard werken… Integriteit… Discipline… Vertrouwen… En loyaliteit… Een mens kunnen brengen.

Gedurende mijn meer dan een halve eeuw als journalist heb ik gesproken met presidenten, premiers, ministers, kunstenaars, sporters en ondernemers. Ik heb talloze succesverhalen gehoord. Ik heb mensen zien stijgen. En ik heb mensen zien vallen. Daarom ben ik tot één overtuiging gekomen. Niet rijkdom is blijvend. Maar karakter. Niet een functie. Maar het spoor dat iemand achterlaat.

Het levensverhaal van Turgut Torunoğulları laat precies dat zien. Een reis die begon in het dorp Erdağı bij Kars… De strijd van een jonge migrant die in Nederland op zoek ging naar werk…
De ondernemingen die werden opgebouwd… De internationale investeringen… De inzet voor maatschappelijke organisaties… De economische bruggen tussen Turkije en Europa… En uiteindelijk de blijvende bijdragen aan de streek waar hij werd geboren… Het zijn allemaal hoofdstukken van één en hetzelfde leven.

De werkelijke waarde van een mens wordt niet alleen bepaald door wat hij heeft verdiend. Maar vooral door wat hij achterlaat. De nalatenschap van Turgut Torunoğulları bestaat daarom uit veel meer dan ondernemingen alleen. Uit de mensen die hij heeft opgeleid. De jongeren die hij heeft ondersteund. De instellingen die hij heeft helpen opbouwen. En de blijvende bijdragen die hij aan het onderwijs heeft geleverd. Juist daarom beschouw ik dit werk niet alleen als een biografie. Maar ook als een journalistieke getuigenis van een belangrijk hoofdstuk uit de recente geschiedenis van het Turkse ondernemerschap in Europa.

DE BEKRONING VAN TORUNOĞULLARI’S SUCCES DE ONDERSCHEIDINGEN DIE HIJ ONTVING

Geen man die nooit genoeg krijgt van onderscheidingen, maar een man die ermee werd overladen.

Het succes van een mens wordt niet alleen gemeten aan de bedrijven die hij heeft opgebouwd, de investeringen die hij heeft gedaan of de economische kracht die hij heeft bereikt. Soms wordt de blijvende indruk die hij achterlaat, de verantwoordelijkheid die hij op zich neemt en zijn bijdrage aan de samenleving ook officieel bekrachtigd met onderscheidingen.

Wie terugkijkt op het leven van Turgut Torunoğulları, ziet precies zo’n beeld. De onderscheidingen die hij ontving, vormen niet alleen een erkenning van zijn zakelijke prestaties, maar ook van de economische en maatschappelijke bruggen die hij tussen Turkije en Europa heeft gebouwd, van zijn steun aan het onderwijs, zijn investeringen in het toerisme en zijn inzet voor de Turkse gemeenschap in Europa.

Daarom zou het niet juist zijn om Turgut Torunoğulları een man te noemen die nooit genoeg krijgt van onderscheidingen. Juister is te zeggen dat hij een ondernemer is die jarenlang vanwege zijn verdiensten met talrijke onderscheidingen werd geëerd en wiens werk steeds opnieuw werd bekroond.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullai-Bulent Turker.jpg

Een van zijn eerste onderscheidingen ontving hij in de jaren waarin hij nog als een bescheiden ondernemer actief was. Tijdens een door Bülent Türker georganiseerde bijeenkomst werd hij uitgeroepen tot “Meest Succesvolle Ondernemer”.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Turgut Torunoğulları'na kitap.jpg

Ook ik leverde die dag een bescheiden bijdrage aan dit bijzondere moment door hem, niet als onderscheiding maar als persoonlijk geschenk, mijn boek “400 Jaar Officiële Betrekkingen tussen Turkije en Nederland en 50 Jaar Turkse Migratie naar Nederland” te overhandigen.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut_torunogullari_kultur_ve_turizm_elcisi_secildi_h3373_44273.png

In de jaren die volgden, werden de onderscheidingen elkaar in hoog tempo opgevolgd. Een daarvan was de titel “Ambassadeur van Cultuur en Toerisme”, toegekend door het Platform voor Toerisme en Promotie van Turkije (TUTAP).

Deze onderscheiding werd hem uitgereikt door de voorzitter van TUTAP, Fikret Yıldız, als erkenning voor zijn bijdrage aan de promotie van Turkije, zijn investeringen in het toerisme en de wijze waarop hij zijn land op internationaal niveau vertegenwoordigde.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turkiyedeki_dunya_miras_alanlari_kalici_sergilerle_tanitilacak.jpg

In de oorkonde stond onder meer het volgende: “Uw belangstelling en betrokkenheid bij de promotie van ons land zijn een weerspiegeling van onze liefde voor Turkije. Deze verantwoordelijkheid houdt tevens in dat men de historische, culturele en natuurlijke rijkdommen van ons land leert kennen en actief uitdraagt. Wij danken u daarom hartelijk dat u de taak van Ambassadeur van Cultuur en Toerisme van Turkije hebt aanvaard.”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut_torunogullari_na_buyuk_onur_turkiyenin_turizm_elcisi_secildi_h47105_1f567.png

DE ONDERSCHEIDINGEN DIE TORUNOĞULLARI ONTVING EN OPDROEG AAN DE TURKSE GEMEENSCHAP IN EUROPA

In de loop der jaren trokken de onderscheidingen van Turgut Torunoğulları niet alleen in Turkije, maar ook in Europa de aandacht. Hij benadrukte herhaaldelijk dat hij iedere onderscheiding niet uitsluitend als een persoonlijke eer beschouwde, maar als een erkenning van de gezamenlijke prestaties van de Turkse gemeenschap in Europa. Enkele van de onderscheidingen die hij in de loop der jaren ontving, zijn:

EKOVİTRİN – “STARRENPRIJS VAN HET JAAR”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\turgut-torunogullari-odulunu-ticaret-ve-sanayi-eski-bakani-ali.jpg

In het kader van de 16e editie van de “Sterren van het Jaar”-onderscheidingen, georganiseerd door het internationale economische en zakelijke tijdschrift EKOVİTRİN, ontving Turgut Torunoğulları in 2017 deze prestigieuze onderscheiding.

TAVAK – “BOSPHORUS AWARDS”

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\2-bosphorus-awards-odulleri-sahiplerini-buldu-3-10842428_o.jpg

Tijdens de tweede Bosphorus Awards, georganiseerd door de Stichting voor Turks-Europees Onderwijs en Wetenschappelijk Onderzoek (TAVAK), de gemeente Maltepe en Brandday.net, werd Turgut Torunoğulları onderscheiden als een van de acht laureaten uit Europa.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunogullarİ'na TAVAK vakfi odulu.jpg

De Bosphorus Award werd uitgereikt aan zestien personen: acht uit Europa en acht uit Turkije. Turgut Torunoğulları behoorde tot deze selecte groep.

TEMADER – “PRIJS VOOR UITMUNTENDE DIENSTVERLENING EN VREDE”

http://www.hotiad.nl/images/hotiad/haberler/2012/odul_torunogullari/DSC_0262.JPG

In 2011 ontving Turgut Torunoğulları de “Prijs voor Uitmuntende Dienstverlening en Vrede”, toegekend door de Vereniging van Slachtoffers van Terrorisme en Hun Families (TEMADER) en de Sportclub van Nabestaanden van Gevallenen en Veteranen. De onderscheiding werd tijdens een ceremonie in het Dedeman Hotel in Ankara uitgereikt door viceminister van Volksgezondheid Agâh Kafkas.

NIEUWE PERSPECTIEVEN – “STAD EN SAMENLEVING-PRIJS”

Turgut Torunoğulları’na Türkiyeden ödül

De “Stad en Samenleving-prijs”, uitgereikt door de vereniging Yeni Arayışlar (Nieuwe Perspectieven), werd aan Turgut Torunoğulları toegekend vanwege de economische en maatschappelijke bruggen die hij tussen Turkije en Europa heeft gebouwd.

İPEKYOL MAGAZINE – “ONDERNEMER VAN HET JAAR IN EUROPA

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Torunoğulları'na İpekyol dergisi Avrupa'da Yilin İsdamai odulu.jpg

” De prijs “Ondernemer van het Jaar in Europa”, toegekend op basis van de beslissing van de jury bestaande uit Hulisi Kılıç, prof. dr. Cemal Okuyan en Seyfullah Türksoy, vormde een belangrijke internationale erkenning van Torunoğulları’s succesvolle ondernemerschap in zowel Turkije als Nederland.

NETUBA – “VRIENDSCHAPS- EN VREDESPRIJS”

Tijdens de viering van het 25-jarig bestaan van de Nederlands-Turkse Ondernemingsraad (NETUBA) werd Turgut Torunoğulları onderscheiden met de “Vriendschaps- en Vredesprijs” als waardering voor zijn bijdrage aan de economische en maatschappelijke betrekkingen tussen Nederland en Turkije.

TOT SLOT…

Wat op deze pagina’s is beschreven, is niet alleen het verhaal van de zakelijke successen van een ondernemer. Het is het verhaal van een reis die begon in het dorp Erdağı, in het district Susuz van de provincie Kars, en laat zien hoe hard werken, geduld, eerlijkheid en betrouwbaarheid kunnen uitgroeien tot een succes van internationale betekenis. De onderscheidingen die Turgut Torunoğulları in de loop der jaren ontving, vormen daarvan de zichtbaarste bevestiging. Zijn werkelijke nalatenschap bestaat echter niet uit de plaquettes en onderscheidingen die hij ontving, maar uit de ondernemingen die hij heeft opgebouwd, de mensen die hij heeft geïnspireerd, de bruggen die hij tussen Turkije en Europa heeft geslagen en de blijvende sporen die hij heeft achtergelaten.

Want sommige mensen laten een vermogen na, terwijl anderen een blijvende indruk achterlaten. Turgut Torunoğulları behoort tot die laatste categorie: hij laat niet alleen succesvolle ondernemingen achter, maar ook een levensverhaal dat anderen tot voorbeeld kan dienen.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir