45 Yıl önce, her Pazar günü polis baskınına uğrayan Zwarte Markt’ın (Kara Pazar) kurucusu Bart Van Kampen’in yarattığı alış-veriş ve rekreasyon merkezi canlılığını koruyor.
Kuruluşunda, reklam kampanyasını üstlendiğim yasak olan Pazar yerinin açılış iznini, İçişleri Bakanı’ndan nacizane şahsımın girişimi gerçekleştirmişti.
Şükran Ay ve Ahmet Sezgin’in ücretsiz konserleriyle, başta Hürriyet olmak üzere, tüm gazetelerde yayınlanan tam sayfa ilanlarıyla ve ülkenin dört bir yanında duvaralara asılan afişleriyle tanıtılan Zwarte Markt’ın hikâyesi..
Van Kampen’in hayatını en yakından bilenlerden biri de onun eski damadı, şimdiki Amersfoort Fahri Konsolosumuz Titus Kramer’in yazısı en altta.
Taziye töreni, 16 Eylül Salı günü saat 19.00 ile 20.30 arasında Beverwijk’teki De Bazaar’ın 26 numaralı salonunda yapılacaktır.
(Haberin Hollandacası en altta yer almaktadır.
De Nederlandse versie van dit bericht staat onderaan.)
İlhan KARAÇAY yazdı
Tam 45 yıl önce, Hollanda’da göçmenlerin hayatına damga vuran bir girişim gerçekleşti. Beverwijk’te “Zwarte Markt” (Kara Pazar) adıyla kurulan bu devasa pazar, kısa sürede sadece bir alışveriş yeri değil, göçmenler için bir yaşam alanı, Hollandalılar içinse farklı kültürleri tanıma fırsatı oldu. İşte bu büyük eserin ardındaki isim, Hollanda’nın sıra dışı girişimcisi Bart van Kampen, 11 Eylül 2025’te Bergen’de 81 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Bart van Kampen, gençlik yıllarında başladığı mücadeleyi sürdürdü ve amacına ulaştıktan sonra hayata gözlerini yumdu.
Van Kampen’in vefatı, Hollanda medyasında geniş yer buldu. Bizim içinse kaybı, yalnızca bir girişimcinin ölümü değil; aynı zamanda Hollanda’daki Türk varlığının en önemli dönüm noktalarından birini başlatan bir öncünün vedasıdır.
BENİM HİKÂYEM: ZWARTE MARKT’LA TANIŞMAM
Yıl 1982. Hürriyet’in Benelux Bürosu’nu Utrecht’ten Amsterdam’a taşımıştım. O yıllarda Türklerin uğrak yeri olan Zaandam’daki pazar yeri kapanmış, yüzlerce esnaf mağdur olmuştu. İşte tam o günlerde Bart van Kampen kapımı çaldı. Beverwijk’te “Zwarte Markt” adını verdiği dev bir kapalı pazar kurmuştu. Türk esnaf için ayrı bir bölüm açabileceğini söyledi.
Onunla birlikte boş bir hangarı gezdim. Tezgâhların çoğu Hollandalılara aitti, ama Van Kampen’in vizyonu Türkler için yepyeni bir alan açmaktı. Bu fikre yürekten inandım. O günden sonra tanıtım çalışmalarını üstlendim.
Özellikle Hürriyet’te ve diğer Türk gazetelerinde yayımlanan ilanlar, Hollanda’nın dört bir yanına astığımız afişler, tren istasyonlarındaki panolar derken, Zwarte Markt Türkler arasında duyulmaya başladı. Ama daha fazlasına ihtiyaç vardı: Kalabalıkların akın etmesini sağlayacak bir etkinlik.
O sıralarda düzenlediğim Şükran Ay konserlerinden birini Zwarte Markt’a aldık. Giriş ücretsizdi. O gün 10 bine yakın Türk pazarı doldurdu. İnsanlar sadece konsere değil, Van Kampen’in pazarına da hayran kaldı. İşte bu konser, Zwarte Markt’ın Türkler için dönüm noktası oldu.
Bir süre sonra, bu kez Ahmet Sezgin konseri ile onbinleri Zwarte Markt’a taşıdık.
Polis baskınlarının yıldıramadığı Bart van Kampen ve kiracı binlerce Türk’ün çalıştığı Pazar yerini de onbinlerce kişi ziyaret ediyordu.
POLİS BASKINLARI VE TARİHİ MÜCADELE
Ancak büyük bir engel vardı: Hollanda yasalarına göre pazar günleri hiçbir işyeri açık olamazdı. Van Kampen’in pazarına ise her pazar günü polis baskını yapılıyor, cezalar yağdırılıyordu. Van Kampen yılmadı. Esnafa “Hiç korkmayın, bütün cezaları ben ödeyeceğim” diyordu.
BAKAN İLE GÖRÜŞME
Bu çıkmazı aşmak için bir heyet kurduk ve dönemin İçişleri Bakanı’yla görüştük. Bakan başta ikna olmadı. Sonunda ona şu soruyu sordum: “Scheveningen, Noordwijk ve Zandvoort gibi sahil kentlerinde dükkanlar neden pazar günü açık?”
Bakan, “Oralar yabancılar için açık” deyiverdi. İşte o an fırsat doğdu. “Sayın Bakan, Zwarte Markt’a bir gidin. Göreceksiniz, oraya gelenlerin çoğu yabancıdır. Bu insanlar için Zwarte Markt sadece alışveriş değil, bir rekreasyon alanıdır. Ayrıca burada 500 Türk esnaf var, yakında bu sayı 1000 olacak. Siz izin vermezseniz hem işsizler artacak hem de göçmenler eğlenecek bir yer bulamayacak” dedim.
Bakan uzun uzun düşündü, sonra masaya yumruğunu vurdu: “Pazar’ın sadece Türk kesimine izin veriyorum. Fazlasını istemeyin.”
O an, bizim için bir ilk zafer olmuştu. Zamanla bu izin genişletildi, hem Türk hem Hollanda bölümü pazar günleri açık hale geldi.
KAVGA, BOYKOT VE UZLAŞMA
Her şey güllük gülistanlık değildi. Van Kampen, kiraları artırmak isteyince Türk esnaf ayaklandı. Girişler bloke edildi, boykot başladı. Bir gece yarısı Van Kampen beni yatağımdan kaldırdı. Saat 02.00’de pazara vardım. Hem Türkleri hem de Van Kampen’i dinledim. Sabah 04.00’te iki tarafı uzlaştırmayı başardım. Ertesi gün sekreteri bana teşekkür için para göndermek istedi ama kabul etmedim. Çünkü o gece yaptığım şey, sadece Türkler için değil, Zwarte Markt’ın geleceği içindi.
Pazar yerinin onbinlerce kişi ile dolup taştığı günlerde, Hollandalı ziyaretçiler ile yapmış olduğum röportajlarda, Türkiye hayranlığı öne çıkıyordu.
TITUS KRAMER’İN KALEMİNDEN BART VAN KAMPEN
(Özet)
Van Kampen’in hayatını en yakından bilenlerden biri de onun eski damadı, şimdiki Amersfoort Fahri Konsolosumuz Titus Kramer‘in ifadeleriyle:
Van Kampen 1944’te 13 çocuklu bir çiftçi ailesinde doğdu. Genç yaşta geçirdiği ağır bir kaza, hayatına cesaret kattı.
Emlakçılığa atıldığında mizahi ve kışkırtıcı ilanlarla dikkat çekti. “Güzel değil ama ucuz, sonuçta bir yerde uyumanız lazım” gibi başlıklar gazetelerin manşetlerine taşındı.
Amerika’da gördüğü dev bitpazarları ona ilham verdi. Colorado Springs’te göçmenlerin anlattığı hikâyeler, “Bu sadece pazar değil, tiyatro” dedirtti.
1980’de Beverwijk’te açtığı Zwarte Markt’ın ilk gününde 14 bin kişi akın etti. Belediye karşı çıktı, kiliseler tepki gösterdi, ama halk sevdi.
Mizahıyla ve inadıyla bütün hukuk savaşlarını göğüsledi. “Avukattan çok mahkemeye gittim, tek fark cübbe giymememdi” diye espri yapardı.
Göçmenler için Zwarte Markt sadece alışveriş değil, bir buluşma noktası oldu. Türk tatlısı, Surinam mutfağı, Fas baharatları, Çin ürünleriyle adeta bir kültür mozaiği oluştu.
Yıllar içinde “Beverwijk Bazaar” adıyla Avrupa’nın en büyük kapalı pazarı haline geldi, milyonlarca ziyaretçiyi ağırladı.
Ailesi onu şu sözlerle andı: “Bart, ayağı çamura basan bir hayalcinin ta kendisiydi. Bize bir pazarın eşyalardan ibaret olmadığını öğretti – bir pazar insanları yakınlaştırır. Ve bugün buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.”
BİR MİRASIN ARDINDAN
Bart van Kampen yalnızca bir işadamı değil, göçmenlerin kaderini değiştiren, Hollanda’daki Türk toplumuna iş ve ekmek kapısı açan bir vizyonerdi. Zwarte Markt bugün hâlâ yaşıyorsa, bunun temelinde onun hayalleri, cesareti ve biraz da inadı vardır.
O artık aramızda değil, ama yarattığı pazar, her hafta on binlerce insanın bir araya geldiği, farklı kültürlerin buluştuğu, Hollanda tarihine kazınmış bir miras olarak yaşamaya devam ediyor.
DİKKAT!
Taziye töreni, 16 Eylül Salı günü saat 19.00 ile 20.30 arasında Beverwijk’teki De Bazaar’ın 26 numaralı salonunda (Montageweg 35) yapılacaktır.
Araçlar, pazar ofisinin karşısına veya yanına park edilebilir
Videoyu izlemek için fotoğrafa tıklayınız.
*************
BART VAN KAMPEN, DIE DE GROOTSTE TURKSE MARKT TER WERELD IN NEDERLAND STICHTTE, IS OVERLEDEN
45 jaar geleden was er elke zondag politie-inval op de Zwarte Markt in Beverwijk. Maar de door Bart van Kampen opgezette marktplaats en recreatiecentrum leeft nog altijd voort.
Bij de oprichting van deze destijds verboden markt, was het mijn bescheiden initiatief dat de officiële openingstoestemming van de Minister van Binnenlandse Zaken wist te verkrijgen.
Met gratis concerten van Şükran Ay en Ahmet Sezgin, met paginagrote advertenties in onder meer Hürriyet, en met affiches die overal in het land werden opgehangen, kreeg de Zwarte Markt bekendheid.
Een van de mensen die het leven van Van Kampen het beste kent, is zijn voormalige schoonzoon en onze huidige honorair consul in Amersfoort, Titus Kramer. Zijn bijdrage staat onderaan.
De condoleance vindt plaats op dinsdag 16 september tussen 19.00 en 20.30 uur op de Bazaar.
door: İLHAN KARAÇAY
Precies 45 jaar geleden ontstond in Nederland een initiatief dat het leven van migranten diepgaand beïnvloedde. De in Beverwijk opgerichte “Zwarte Markt” groeide al snel uit tot méér dan een marktplaats: het werd een ontmoetingsplek voor migranten en een ontdekkingstocht voor Nederlanders die nieuwe culturen wilden leren kennen.
Achter dit grootse project stond de markante ondernemer Bart van Kampen, die op 11 september 2025 in Bergen op 81-jarige leeftijd overleed.
Bart van Kampen zette de strijd voort die hij in zijn jeugdjaren was begonnen en sloot zijn ogen voor altijd nadat hij zijn doel had bereikt.
Zijn overlijden kreeg ruime aandacht in de Nederlandse media. Voor ons betekent zijn heengaan niet alleen het verlies van een ondernemer, maar ook het afscheid van een pionier die een van de belangrijkste hoofdstukken van de Turkse aanwezigheid in Nederland in gang zette.
MIJN VERHAAL: DE EERSTE KENNISMAKING MET DE ZWARTE MARKT
Het jaar was 1982. Ik had het Benelux-bureau van Hürriyet van Utrecht naar Amsterdam verhuisd. De Turkse markt in Zaandam, jarenlang een ontmoetingspunt voor onze gemeenschap, was gesloten en vele handelaren stonden met lege handen.
In die periode klopte Bart van Kampen bij mij aan. Hij had in Beverwijk een overdekte markt opgezet onder de naam “Zwarte Markt” en wilde een aparte hal voor Turkse handelaren reserveren. Samen bezochten we een leegstaande loods. Vrijwel alle stands waren bezet door Nederlanders, maar Van Kampen wilde een compleet nieuwe afdeling speciaal voor Turken openen.
Ik vond dit idee geweldig en nam de promotie op mij. Via advertenties in Hürriyet en andere kranten, via affiches in heel Nederland en posters op treinstations kreeg de Zwarte Markt bekendheid onder Turken.
Maar er was méér nodig: een grote trekpleister.
Daarom organiseerden we een concert van Şükran Ay in de Zwarte Markt. De toegang was gratis. Op die dag kwamen bijna 10.000 Turken naar Beverwijk en ontdekten de markt. Dit werd een keerpunt. Niet veel later trok een concert van Ahmet Sezgin opnieuw tienduizenden bezoekers naar de Zwarte Markt.
De door politie-invallen niet afgeschrikte Bart van Kampen en de markt, waar duizenden Turken werkten, werden door tienduizenden mensen bezocht.
POLITIE-INVALLEN EN EEN HISTORISCHE STRIJD
Toch bleef er een groot probleem: volgens de Nederlandse wet mocht er op zondag geen enkele winkel open zijn. Elke zondag was er politie-inval op de Zwarte Markt en werden er boetes uitgedeeld.
Van Kampen liet zich niet afschrikken. Tegen de Turkse handelaren zei hij: “Wees niet bang, alle boetes betaal ik persoonlijk.”
GESPREK MET MINISTER
Om dit op te lossen vormden we een commissie en kregen we een afspraak met de Minister van Binnenlandse Zaken. Aanvankelijk wees hij ons verzoek af. Toen stelde ik hem de vraag: “Waarom zijn de winkels in Scheveningen, Noordwijk en Zandvoort op zondag wel open?” Zijn antwoord: “Dat is voor buitenlanders.”
Dit gaf mij de opening. Ik zei: “Meneer de Minister, komt u eens kijken in de Zwarte Markt. U zult zien dat het grootste deel van de bezoekers buitenlanders zijn. Voor hen is de Zwarte Markt niet alleen een markt, maar ook een recreatieplaats. Bovendien werken hier al 500 Turkse ondernemers, binnenkort 1000. Zonder deze markt verliezen velen hun baan en duizenden migranten een belangrijke ontmoetingsplek.”
De minister dacht lang na, sloeg toen met zijn hand op tafel en zei: “Ik geef alleen toestemming voor het Turkse gedeelte van de markt. Niet méér.”
Dat was voor ons een eerste overwinning. Later volgde toestemming ook voor de Nederlandse afdeling, en mocht de hele markt op zondag open.
CONFLICT, BOYCOT EN VERZOENING
Niet alles verliep vlekkeloos. Toen Van Kampen de huren wilde verhogen, kwamen de Turkse handelaren in opstand. Ze blokkeerden de ingangen en kondigden een boycot aan.
Op een nacht om 02.00 uur werd ik wakker gebeld door Van Kampen. Ik ging naar de markt, luisterde naar de handelaren en naar hem, en bracht beide partijen om 04.00 uur samen. Er kwam een compromis en het probleem werd opgelost.
De volgende dag belde zijn secretaresse om mijn bankrekeningnummer te vragen – als honorarium. Ik weigerde: wat ik had gedaan was voor de Turkse gemeenschap en voor de toekomst van de Zwarte Markt.
Op de dagen dat de markt door tienduizenden mensen werd overspoeld, kwam in mijn interviews met Nederlandse bezoekers vooral de bewondering voor Turkije naar voren.
BART VAN KAMPEN DOOR DE OGEN VAN TITUS KRAMER (Samenvatting)
Een van degenen die het leven van Bart van Kampen het beste kende, is zijn voormalige schoonzoon en de huidige honorair consul van Amersfoort, Titus Kramer. Hij beschrijft hem als volgt:
Geboren in 1944 in een boerengezin met 13 kinderen; een ernstig ongeluk in zijn jeugd gaf hem moed en doorzettingsvermogen.
Als makelaar viel hij op met humoristische en provocerende advertenties. Een keer adverteerde hij een huis met de tekst: “Niet mooi, wel goedkoop. U moet toch ergens slapen.”
In de VS en Canada raakte hij geïnspireerd door grote vlooienmarkten. In Colorado Springs zei hij: “Dit is geen markt, dit is theater.”
Op 13 september 1980 opende hij in Beverwijk de Zwarte Markt. Op de eerste dag kwamen 14.000 bezoekers. Gemeente en kerken protesteerden, maar het publiek stroomde toe.
Zijn humor en koppigheid hielpen hem in talloze juridische gevechten. Hij grapte vaak: “Ik heb meer uren in de rechtszaal doorgebracht dan een advocaat – alleen zonder toga.”
Voor migranten werd de Zwarte Markt een ontmoetingsplaats, een smeltkroes van culturen: Turkse baklava, Surinaamse roti, Marokkaanse kruiden, Chinese producten.
Uiteindelijk groeide de markt uit tot de Beverwijk Bazaar, de grootste overdekte markt van Europa, met miljoenen bezoekers en duizenden ondernemers.
Zijn familie zei bij zijn overlijden: “Bart was een dromer met voeten in de modder. Hij leerde ons dat een markt méér is dan spullen – een markt verbroedert. En dat hebben we vandaag harder nodig dan ooit.”
EEN NALATENSCHAP VOL LEVEN
Bart van Kampen was niet slechts een zakenman. Hij veranderde het lot van duizenden migranten en bood de Turkse gemeenschap in Nederland werk en toekomst.
De Zwarte Markt leeft nog steeds voort – als een bruisend ontmoetingspunt waar elke week tienduizenden mensen samenkomen.
Zijn lichaam is niet meer onder ons, maar zijn geest waart rond in de hallen van Beverwijk. Daar, waar handel, ontmoeting en cultuur samenkomen, blijft zijn nalatenschap zichtbaar.
ATTENTIE!
De condoleance vindt plaats op dinsdag 16 september tüssen 19.00 en 20.30 uur op de Bazaar (Hal 26), Montage 35 in Beverwijk. Parkeren kan tegenover en naast het marktkantoor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Türkiye’den kalkan tüm uçuşlarda yolculara ücretsiz içme suyu verilmesini zorunlu hale getirdi.
Yeni düzenlemeye göre, ister iç hat ister dış hat olsun, her yolcuya en az 200 ml su ücretsiz ikram edilecek.
Peki, yabancı havayolları uçaklarında durum ne olacak?
(Haberin Hollandacası en altta yer almaktadır.
De Nederlandse versie van dit bericht staat onderaan.)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Türkiye’den kalkan tüm uçuşlarda yolculara ücretsiz içme suyu verilmesini zorunlu hale getirdi.
Bakan Abdulkadir Uraloğlu, özellikle yaz aylarında yolcuların susuz kalmaması için bu kararın alındığını açıkladı. Susuzluğun baş ağrısı ve dikkatsizlik gibi sağlık sorunlarına yol açtığını belirten Uraloğlu, uygulamanın yolcu memnuniyetini artıracağını söyledi.
HER HAVAYOLU UÇAĞI İÇİN KESİN ZORUNLULUK
Türk Hava Yolları’nın uçaklarındaki misafirperver ikramları göz ardı edersek, Türkiye’de lisanslı tüm havayolu şirketleri, bundan böyle Türkiye’den kalkan her uçuşta yolcularına ücretsiz su vermek zorunda olacak. Yani iç hatlarda da, dış hatlarda da bu kural net biçimde uygulanacak.
YABANCI HAVAYOLLARI İÇİN KARMAŞIK TABLO
Kural, Türkiye’den kalkan yabancı havayollarını da kapsıyor mu?
Örneğin Amsterdam–İstanbul hattında uçan KLM veya Lufthansa, Türkiye kalkışlı seferlerinde yolcularına ücretsiz su vermek zorunda kalacak mı?
İşte tartışma burada başlıyor. Türkiye’den kalkan yabancı şirketler, Türkiye Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün düzenlemelerine tabi oldukları için, kuralın onlar için de geçerli olması bekleniyor. Ancak Türkiye’ye gelen uçuşlarda, yani Amsterdam’dan İstanbul’a hareket eden bir seferde durum gri alanda kalıyor.
AYRIMCILIK RİSKİ VAR
Eğer yabancı bir şirket yalnızca “Türk yolcuya” su ikram ederse, Hollandalı veya başka ülke vatandaşı yolcular kendilerini ikinci sınıf hissedebilir. Avrupa gibi hukuk düzeninin güçlü olduğu yerlerde bu tür uygulamalar hemen “ayrımcılık” şikâyetine dönüşebilir. Bu yüzden uzmanlara göre, yabancı havayolları, en basit çözümü seçip herkese su ikram etmeyi tercih etmelidir.
“İNİŞE GEÇTİK, SERVİS BİTTİ” BAHANESİ
Yabancı havayolu şirketinin uçağı, kurallara göre Türkiye hava sahasına girdiği zaman su vermek mecburiyetinde kalırsa ve yolcuya su talebini uçuşun son bölümünde yapmaya mecbur kalırsa, pratikte karşılık bulamayabilir. Çünkü uçak inişe geçtiğinde kabin ekibi her zaman “herkes yerine otursun, servis bitti” anonsunu yapıyor. İnişten sonra da “uçuş sona erdi” denilerek hizmet verilmediği için, uygulamanın fiili etkisi, ancak uçuşun orta bölümünde sınırlı kalabilir.
ATLA DEVE DEĞİL
Havayolları açısından işin ekonomik boyutu da tartışma konusu oldu. 200 yolcunun bulunduğu bir Avrupa uçuşunda yolcu başına 200 ml su ikram edildiğinde, toplam 40 litre su gerekir. Bu da 40 kilo ek ağırlık anlamına gelir. Suyun kendisinin maliyeti yaklaşık 20 euro, ek yakıt tüketiminin maliyeti ise 2 euro civarında hesaplanıyor. Yani toplamda 22 euroluk bir gider ortaya çıkıyor. Kısacası, bu uygulama şirketler için ‘atla deve değil.’
NİYET İYİ, UYGULAMA KARMAŞIK
Türkiye, bu adımla yolcu sağlığına verdiği önemi göstermek istedi. Susuzluğun sağlık ve konfor üzerinde yarattığı sorunlar ortadayken, küçük bir şişe su bile yolcular için değerli. Ancak iş uluslararası uçuşlara geldiğinde, “hangi kural geçerli?” tartışması kaçınılmaz görünüyor.
Yabancı havayolları için en mantıklı yol, ayrımcılık riski almadan herkese eşit su dağıtmak olacak. Yani uygulama belki pratikte sınırlı kalacak ama, Türkiye’nin yolcu odaklı bir adım attığını gösterecek.
BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİM
Ev sahibi misafirperver olmalı. Bir yolcu, parasını ödeyerek bir hava yolculuğu satın aldığında, yalnızca uçağın koltuğunu değil, aynı zamanda insanca muameleyi de satın alıyor.
Havayolu şirketleri sadece su değil, Türk Hava Yolları gibi yemek de vermeli. Çünkü yolcu, uçuş sırasında kendi yiyeceğini beraberinde götüremiyor. Uçağa sıvı madde sokmak da yasak. Böyle bir ortamda yolcu, ilaç almak için bir bardak suya para ödemek zorunda bırakılıyorsa, bu gerçekten büyük bir abestir.
Benim kanaatim şu: Yolculara su verilmesi, sadece küçük bir ikram değil, temel bir ihtiyaçtır. Maliyet hesabı da gösteriyor ki, bu uygulama şirketler için “atla deve değil.”
O halde yolculara suyun yanında, en azından kısa uçuşlarda küçük bir atıştırmalık, uzun uçuşlarda ise sıcak yemek verilmesi de havayolu şirketlerinin asli görevi olmalı.
Havayolu şirketinin, bu kıyağı kendi kasasından ödeme riski de yok. Bilet fiyatına 8 euro gibi bir meblağ ödendiği zaman, yemeğin bedeli zaten yolcudan çıkmış olacak. Bu eklemeden de yolcunun hiç haberi olmayacak.
Türkiye’nin aldığı bu karar, yolcu sağlığına verilen önemin göstergesidir. Ama asıl mesele, bu uygulamanın uluslararası havayollarında nasıl karşılık bulacağıdır. Ayrımcılık riski nedeniyle yabancı şirketler de muhtemelen herkese eşit davranacaktır.
Yine de ben yolcuya, “bir bardak su” ikramını asgari değil, en doğal hak olarak görüyorum.
Ama mesele sadece bir bardak su ile sınırlı kalmamalı. Yolcunun susuz kalmaması elbette önemlidir, fakat uçakta yolcunun aç kalması da en az onun kadar ciddi bir sorundur. Türkiye, bu kararla önemli bir adım attı ama yarım bıraktı. Şimdi sıra, suyun yanı sıra yemek ikramını da mecburi hale getirmekte. Yolcunun cebinden üç kuruş daha fazla kazanacağım diye aç bırakılmasına göz yumulmamalı.
Üstelik bu mesele yalnızca Türkiye’nin iç düzenlemesiyle bitmez. Bakanlığımız, bu konuyu uluslararası arenaya taşımak zorundadır. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne, Amerika’dan Asya ve Afrika’daki havacılık birliklerine kadar her platformda bu konunun takipçisi olunmalı.
Bakacağız, Bakanlığımız bu işi sadece küçük bir jestle mi geçiştirecek, yoksa gereken masaya yumruğunu vurup, havayolu şirketlerini yolcunun hakkını teslim etmeye mi zorlayacak?
Biz, misafire çay ikram etmeyi, kültürünün bir parçası yapmış bir milletiz. Evimize gelen yabancıya ikramı eksik etmezken, uçağımıza binen yolcuya bir bardak suyu çok görmek bize yakışmaz.
************************
TURKIJE: GRATIS WATER BIJ ELKE VLUCHT – MAAR WAT DOEN BUITENLANDSE LUCHTVAARTMAATSCHAPPIJEN?
Het Ministerie van Transport en Infrastructuur heeft verplicht gesteld dat op alle vluchten die vanuit Turkije vertrekken, passagiers gratis drinkwater krijgen.
Volgens de nieuwe regeling moet iedere passagier, ongeacht binnenlandse of internationale vlucht, minimaal 200 ml water gratis aangeboden krijgen.
Maar hoe zit het met buitenlandse luchtvaartmaatschappijen?
Geschreven door İlhan KARAÇAY:
Het Ministerie van Transport en Infrastructuur heeft verplicht gesteld dat op alle vluchten die vanuit Turkije vertrekken, passagiers gratis drinkwater krijgen.
Minister Abdulkadir Uraloğlu verklaarde dat deze beslissing vooral is genomen om te voorkomen dat passagiers tijdens de zomermaanden zonder water komen te zitten. Uitdroging kan leiden tot gezondheidsproblemen zoals hoofdpijn en concentratieverlies, aldus Uraloğlu. Bovendien zal de maatregel de tevredenheid van de passagiers vergroten.
VERPLICHTING VOOR ELK VLIEGTUIG
Afgezien van de gastvrije service aan boord van Turkish Airlines, zijn alle in Turkije gelicentieerde luchtvaartmaatschappijen voortaan verplicht om op iedere vlucht die vanuit Turkije vertrekt gratis water te verstrekken. Deze regel geldt dus zowel voor binnenlandse als voor internationale vluchten.
COMPLICATIES VOOR BUITENLANDSE MAATSCHAPPIJEN
Geldt de regel ook voor buitenlandse maatschappijen die vanuit Turkije vliegen?
Moeten bijvoorbeeld KLM of Lufthansa op hun vluchten van Istanbul naar Amsterdam gratis water verstrekken?
Hier begint de discussie. Omdat buitenlandse maatschappijen die vanuit Turkije vliegen onder de Turkse burgerluchtvaartregelgeving vallen, wordt verwacht dat de regel ook voor hen geldt. Voor vluchten naar Turkije, zoals van Amsterdam naar Istanbul, blijft de situatie echter een grijs gebied.
RISICO OP DISCRIMINATIE
Als een buitenlandse maatschappij enkel Turkse passagiers water aanbiedt, kunnen Nederlandse of andere buitenlandse passagiers zich tweederangs behandeld voelen. In Europa, waar de rechtsstaat sterk is, kan dit snel leiden tot klachten over discriminatie. Daarom adviseren deskundigen dat buitenlandse maatschappijen de eenvoudigste oplossing kiezen: aan iedereen water aanbieden.
“WE ZIJN AAN HET DALEN, SERVICE GESTOPT”
Als een buitenlandse maatschappij pas water moet aanbieden zodra het toestel het Turkse luchtruim binnenvliegt en een passagier pas in de laatste fase van de vlucht om water vraagt, kan dat in de praktijk onmogelijk blijken. Zodra het toestel de daling inzet, kondigt de cabinebemanning immers altijd aan dat iedereen moet gaan zitten en dat de service is gestopt. Na de landing wordt er evenmin service verleend, waardoor de praktische uitwerking beperkt blijft tot het midden van de vlucht.
GEEN GROOT PROBLEEM
Ook de economische kant is besproken. Op een Europese vlucht met 200 passagiers betekent 200 ml water per passagier in totaal 40 liter, oftewel 40 kilo extra gewicht. De kosten van het water zelf bedragen circa 20 euro, en de extra brandstofkosten ongeveer 2 euro. In totaal dus slechts 22 euro. Kortom: voor de maatschappijen is dit “geen groot probleem”.
GOEDE BEDOELING, MAAR COMPLICATIE IN UITVOERING
Met deze stap wil Turkije het belang van de gezondheid van passagiers benadrukken. Een klein flesje water kan immers al van grote waarde zijn voor het comfort en de gezondheid van de reiziger. Toch leidt dit bij internationale vluchten onvermijdelijk tot de vraag: “welke regel geldt hier?”
De meest logische keuze voor buitenlandse maatschappijen lijkt te zijn om zonder risico op discriminatie aan alle passagiers water aan te bieden. Daarmee blijft de praktische impact wellicht beperkt, maar toont Turkije wel dat het een passagiersgerichte stap heeft gezet.
MIJN MENING
Een gastheer hoort gastvrij te zijn. Een passagier die voor een vlucht betaalt, koopt niet alleen een stoel in het vliegtuig, maar ook een menselijke behandeling.
Luchtvaartmaatschappijen zouden niet alleen water, maar net als Turkish Airlines ook maaltijden moeten aanbieden. Een passagier mag immers geen eigen eten meenemen tijdens de vlucht. Vloeistoffen meenemen is al helemaal verboden. Als een passagier dan ook nog eens moet betalen voor een glas water om medicijnen in te nemen, is dat werkelijk absurd.
Naar mijn mening is water aanbieden geen luxe gebaar, maar een basisbehoefte. De kostenberekening toont bovendien aan dat dit voor maatschappijen “geen groot probleem” is. Daarom zou het aanbieden van ten minste een kleine snack op korte vluchten, en een warme maaltijd op lange vluchten, ook een kerntaak van luchtvaartmaatschappijen moeten zijn.
En bovendien: het risico voor de maatschappijen bestaat niet echt. Als er slechts 8 euro aan de ticketprijs wordt toegevoegd, zijn de kosten van de maaltijd al gedekt – zonder dat de passagier dit merkt.
De beslissing van Turkije is een bewijs dat er waarde wordt gehecht aan de gezondheid van passagiers. Maar de echte vraag is hoe deze regeling internationaal wordt toegepast. Waarschijnlijk zullen buitenlandse maatschappijen, vanwege het risico op discriminatie, ook iedereen gelijk behandelen.
Toch blijf ik erbij dat het aanbieden van “een glas water” geen minimum, maar een vanzelfsprekend recht van de passagier is.
Maar het probleem mag zich niet beperken tot alleen een glas water. Het voorkomen van uitdroging is belangrijk, maar verhongering tijdens een vlucht is minstens zo ernstig. Turkije heeft met deze maatregel een belangrijke stap gezet, maar het werk half afgemaakt. Nu is het tijd om ook maaltijden verplicht te stellen.
Bovendien reikt dit vraagstuk verder dan de Turkse regelgeving alleen. Ons ministerie moet dit onderwerp internationaal op de agenda zetten – van de Verenigde Naties tot de Europese Unie, en van Amerika tot Azië en Afrika.
We zullen zien of ons ministerie dit slechts als een klein gebaar beschouwt, of dat het de vuist op tafel slaat en de maatschappijen dwingt de rechten van de passagier te respecteren.
Wij zijn een volk dat gastvrijheid tot een cultuur heeft verheven. Als we een buitenlandse gast in ons huis nooit zonder thee laten vertrekken, past het ons evenmin om een passagier in ons vliegtuig een glas water te onthouden.
*Yarışmada bilgi mi ölçülüyor, hafıza işkencesi mi yapılıyor?
(Yorumun Hollandacası en altta.
Nederlandse versie is onderaan)
İlhan KARAÇAY yorumladı:
Türk televizyonlarında yayınlanan, genel kültür yarışmalarını sunan şöhretli kardeşlerime sevgi ve saygılarımı sunarak ve onları bu eleştirilerimden tenzih ederek, bu yarışma programlarınının sorularını hazırlayan bay ve bayanlara soruyorum:
İlginç ve önemli konular hakkındaki soruları hazırlarken yaptığınız yaratıcılığınızı takdir ederek diyorum ki: Siz, Türk TV izleyicisinin genel kültür seviyesi ile dalga mı geçiyorsunuz?
SUNUCULAR VE DÖNEMLERİ
Her biri büyük bir değer olan ve TV izleyicileri tarafından sevilen isimlerin yönettiği, ‘Kim Milyoner Olmak İster’ programını, yayına başladığı günden bu yana dikkat ve zevkle izlerim.
Anladığım kadarıyla, programa katılmak için başvuranlar ile bir ön mülakat yapılmakta ve sonra da uygun görülenler programa davet edilmektedir.
Bugüne kadar izlediğim programların çoğunda, programa çıkanların içtimai durumu, yaşam tarzı ve genel kültür seviyesine bakılmaksızın sorular yönetilmektedir.
Yarışmacının yaptığı işe ve yaşam biçimine hiç dokunmadan soruyorum:
Seçtiğiniz soruların çoğunda, neden daha çok dış ülkelerin, tarihi, dini, kültürü, sporu, müziği ve sanatı hakkında sorular yöneltiyorsunuz?
Falanca İtalyan filminin rejisörü kimdir, filanca ülkenin roman yazarı kimdir gibi soruları yönelttiğiniz kişinin yüzünde, “Her türlü eksantrik sorularınıza cevap verebilirim” mi yazıyor?
Çok değerli ve sevilen aktörümüz Oktay Kaynarca’nın, son programlarında, aşağıda görüntüsü bulunan soru, bırakın yarışmacıyı, beni de çileden çıkarttı:
Türk televizyonlarında yıllardır izlediğimiz genel kültür yarışmaları, bizlere heyecan, bilgi ve eğlence sunuyor. Bu programları başarıyla sunmuş olan değerli kardeşlerime selam olsun. Hâlen ekran başında olanlara saygılarımı, aramızdan ayrılanlara ise rahmet ve özlemle sevgilerimi iletiyorum.
Ama mesele şu: Bu yarışmaların sorularını hazırlayan gizli kahramanlar (!) sanki Türk halkıyla kafa buluyor.
Bakın şu soruya:
“Ocak 2025’te vefat eden, kariyerinde birçok Oscar adaylığı bulunan, Mulholland Çıkmazı, Fil Adam ve Mavi Kadife filmlerinin yönetmeni kimdir?”
Şıklar: David Fincher, Bernardo Bertolucci, David Lynch, Federico Fellini.
(Doğru Cevap: David Lynch)
Tamam da kardeşim, hangi manav, hangi pazarcı, hangi minibüs şoförü bu ismi hatırlayacak? Filmin oyuncusunu sor, hadi bir ihtimal. Ama yönetmenin adını soruyorsun, sanki her mahallede sinema eleştirmeni oturuyor!
Başka bir soru:
“Hangisi, Rus yazarlar Gogol, Gorki ve Gonçarov’un romanlarından biri değildir?” Şıklar: Ölü Canlar, Oblomov, Ana, Budala.
Alın size absürd bir soru daha: Clive Staples adlı ünlü yazarın soyadı nedir?
Şıklar: Lewis, Lovecraft, Tolkien, Rowling. (Doğru cevap: Levis)
Edebiyat fakültesi final sınavı mı yapıyorsunuz kardeşim, yoksa genel kültür yarışması mı? Benim önerim basit: Yarışmacının mesleğini, yaşam tarzını biraz dikkate alın. Pazarcıya sor: “Türkiye’de en çok yetiştirilen domates türü hangisidir?” Şoföre sor: “Ankara–İstanbul arası en kısa karayolu kaç kilometredir?” Berbere sor: “Erkek saç kesiminde en çok kullanılan makas türü hangisidir?”
Ama gidip de pazarcıya David Lynch’in filmografisini, şoföre Dostoyevski’nin külliyatını, berbere Fellini’nin hayatını sorarsanız, adam haklı olarak şöyle der: “Behey kardeşim, ben müşteri sakalını düzeltmeye çalışırken, David Lynch’in adını nereden bileyim?!”
Üstelik bazen de yarışmalarda yanlış şıklar “doğru” kabul ediliyor. Ben araştırıyorum, doğru cevabı buluyorum, ama program başka şıkkı doğru ilan ediyor. İşte bu tam bir skandal!
Son olarak şunu söyleyebilirim: Ey soru hazırlayanlar! Türk televizyon izleyicisinin genel kültür seviyesi öyle uzaylarda falan değil. Milletin sinirini bozacağınıza, biraz hayatın içinden, biraz da eğlenceli sorular sorun. Yarışmacıya ter döktürün ama, izleyiciyi de çileden çıkarmayın.
KİM MİLYONER OLMAK İSTER’İ SUNAN ÜNLÜLER
Kenan Işık: Ağustos 2011’den Mart 2014’e kadar programın ilk ve uzun süreli sunucusuydu. 21 Mart 2014’te geçirdiği beyin kanaması nedeniyle görevine devam edemedi. Bu dönemde, Kenan Işık’ın rahatsızlığı nedeniyle sezon sonuna kadar birçok ünlü isim konuk sunucu olarak görev aldı.
Daha sonraki sunucular: Selçuk Yöntem: 2014 sezonunun başından itibaren (yaklaşık 20 Mayıs 2014) görevi devraldı ve 2017’ye kadar sundu. Murat Yıldırım: Şubat ya da Eylül 2017 gibi (kaynaklara göre tam tarih: 23 Eylül 2017) göreve başladı ve 2019’un Haziran ayına kadar devam etti. Kenan İmirzalıoğlu: 2019’dan 6 Eylül 2024’e kadar programın sunucusuydu. Oktay Kaynarca: 8 Eylül 2024 itibarıyla (yeni sezonda) programın sunuculuğunu devraldı ve günümüzde hâlen bu görevde.
********************
IS HET ALGEMENE CULTUURNIVEAU VAN DE TURKSE TV-KIJKER ZO HOOG?
*Zijn de quizvragen ontspoord, wordt er met de kijker gespot?
*Is de Turkse TV-kijker een filmcriticus of literatuurprofessor?
*Als je de groenteman naar David Lynch vraagt, valt Dostojevski dan de kapper ten deel?
*Algemene kennis of encyclopedische marteling?
*Spotten de vragenmakers met het publiek?
*Wordt Mulholland Drive soms op de markt verkocht?
*Is het doel: dwaze vragen, dwaze kandidaten?
*Meet de quiz kennis, of kwel je alleen het geheugen?
Commentaar van İlhan KARAÇAY:
Met liefde en respect groet ik mijn beroemde broeders die de algemene kennisquizzen op de Turkse televisie presenteren. Ik neem hen volledig uit van mijn kritiek. Mijn woorden zijn gericht aan de dames en heren die de vragen voorbereiden:
Jullie creativiteit waardeer ik, maar ik vraag me af: maken jullie soms een grapje met het algemene cultuurniveau van de Turkse tv-kijker?
De populaire en gewaardeerde quiz ‘Kim Milyoner Olmak İster’ volg ik al sinds de eerste uitzending met plezier en aandacht.
Voor zover ik begrijp worden kandidaten eerst gescreend en daarna geselecteerd voor deelname.
Maar de vragen die vervolgens gesteld worden, lijken vaak totaal geen rekening te houden met hun maatschappelijke positie, levensstijl of kennisniveau.
Zonder iemands beroep of levensstijl te willen kleineren, stel ik de vraag:
Waarom stellen jullie zoveel vragen over buitenlandse geschiedenis, religie, cultuur, sport, muziek of kunst?
Denken jullie echt dat elke deelnemer de regisseur van een obscure Italiaanse film of de auteur van een of andere buitenlandse roman zomaar paraat heeft?
Onze zeer gewaardeerde en geliefde acteur Oktay Kaynarca presenteerde onlangs een aflevering waarin een vraag opdook die niet alleen de kandidaat, maar óók mij tot wanhoop dreef:
Al jarenlang bieden deze quizzen spanning, kennis en plezier. Hulde aan de presentatoren die dit werk zo goed hebben gedaan, vrede en genade zij de overledenen, respect en waardering voor wie nog actief is.
Maar het probleem is duidelijk: de ‘stille helden’ die de vragen bedenken, lijken soms te spotten met het publiek.
Neem deze vraag:
“Welke regisseur, overleden in januari 2025 en meerdere keren genomineerd voor een Oscar, maakte de films Mulholland Drive, The Elephant Man en Blue Velvet?” Antwoord: David Lynch.
Kom op zeg! Welke marktkoopman, welke minibuschauffeur gaat zich dit herinneren? Vraag desnoods naar een acteur, dat is nog voorstelbaar. Maar een regisseur? Alsof in elke wijk een filmcriticus woont!
Nog een voorbeeld:
“Welke van de volgende titels is géén roman van de Russische schrijvers Gogol, Gorki of Goncharov?” Opties: Dode Zielen, Moeder, Oblomov, De Idioot.
Hier nog een absurde vraag voor u: Wat is de achternaam van de beroemde schrijver Clive Staples? Keuzes: Lewis, Lovecraft, Tolkien, Rowling. (Juiste antwoord: Lewis)
Is dit een eindexamen literatuurwetenschappen of een algemene kennisquiz?
Mijn simpele voorstel: hou rekening met het beroep en de leefwereld van de kandidaat. Vraag de marktkoopman: “Welke tomatensoort wordt het meest geteeld in Turkije?” Vraag de chauffeur: “Hoeveel kilometer is de kortste route Ankara–Istanbul?” Vraag de kapper: “Welk type schaar wordt het meest gebruikt bij herenkapsels?”
Maar stel je de marktkoopman vragen over David Lynch, de chauffeur over de complete werken van Dostojevski en de kapper over het leven van Fellini, dan krijg je terecht als reactie: “Beste vriend, ik ben bezig een baard recht te knippen, hoe moet ik in hemelsnaam de naam van David Lynch weten?!”
Bovendien komt het voor dat foutieve antwoorden in de quiz als juist worden aangemerkt. Ik zoek het na, ik vind het correcte antwoord, maar het programma wijst een andere optie aan als ‘goed’. Dat is pas een schandaal!
Mijn slotwoord: Beste vragenmakers! Het algemene cultuurniveau van de Turkse tv-kijker zweeft heus niet ergens in de kosmos. Stel vragen die uit het leven gegrepen zijn, en die óók plezier brengen. Laat de kandidaat zweten, prima, maar jaag de kijker niet het bloed onder de nagels vandaan.
BEKENDE PRESENTATOREN VAN ‘WIE WIL MILJONAIR WORDEN?
Kenan Işık: Hij was de allereerste én langstzittende presentator, van augustus 2011 tot maart 2014. Na een hersenbloeding op 21 maart 2014 moest hij stoppen. Vanaf dat moment sprongen verschillende bekende namen tijdelijk in tot het einde van dat seizoen. Selçuk Yöntem: Vanaf mei 2014 nam hij het stokje over en bleef tot 2017. Murat Yıldırım: Startte officieel op 23 september 2017 en bleef tot juni 2019. Kenan İmirzalıoğlu: Hij presenteerde het programma van 2019 tot 6 september 2024. Oktay Kaynarca: Sinds 8 september 2024 is hij de nieuwe presentator – en dat is hij vandaag de dag nog steeds.
Lahey’deki tanışma toplantısı vesilesiyle, 1416 sayılı Kanun (MEB-YLSY) bursu başta olmak üzere devlet, üniversite ve vakıf/şirket burslarını mercek altına aldım.
Hollanda’daki üniversite burslarını tek tek özetledim, başvuru ölçütleri ile yükümlülükleri netleştirdim;
Sağlık sigortası, çalışma izni, yaşam maliyetleri gibi pratik başlıkları güncel mevzuatla açıklığa kavuşturdum.
Burslar, Şartlar, İmkânlar ve Gerçekler…
(Derlemenin Hollandacası en altta
Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY araştırdı ve derledi:
Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan’ın ev sahipliğinde, Hollanda’da resmî burslu statüde yüksek lisans yapan öğrencilerle ilk tanışma toplantısı büyükelçilikte gerçekleştirildi. Amsterdam, Leiden, Utrecht, Maastricht, Groningen, Erasmus, Tilburg, TU Delft, TU Eindhoven ve Wageningen gibi Hollanda’nın önde gelen üniversitelerinde okuyan bursiyerler, Büyükelçilik personeliyle bir araya gelerek deneyimlerini paylaştı.
Büyükelçi Yazgan konuşmasında, “Yeni akademik yıl başlarken Hollanda’daki Türk Hükümeti burslu Türk yüksek lisans öğrencileriyle ilk buluşmamızı gerçekleştirdik. Girişiminden dolayı Doç. Dr. Miyase Koyuncu Kaya’ya; ‘Tarımda Dijitalleşme’ sunumuyla disiplinlerarası araştırmaya ilham veren Dr. Can Atik’e teşekkür ederiz.” dedi.
Hollanda’daki burslu öğrenciler, her yıl Lahey Büyükelçiliğimiz’de, Eğitim Müşavirleri’nin ev sahipliğinde bir aray gelirler ve gelişmelerden haberdar edilirler.
“Burs” Nedir?
Burs: Öğrencinin eğitimini sürdürebilmesi için devlet, üniversite, vakıf ya da özel şirket tarafından belirli süre karşılıksız sağlanan maddi destektir. (Gündelik dilde “burs”, karşılıksız desteği;
“kredi” ise geri ödemeli desteği anlatır. KYK örneği gibi.)
Şartlı Burs: Şirket/vakıf bursları şartlı olabilir (mezuniyet sonrası belirli bir süre o kurumda çalışma, başarı barajı, staj vb.). Bu tür taahhütlü burslarda öğrencinin hizmet yükümlülüğü veya “bursu kesilirse/şartlar sağlanmazsa iade” gibi maddeler sözleşmeyle açıkça belirlenir.
Devlet Bursu: MEB–YLSY (1416 Sayılı Kanun) “Kimler, Nasıl, Hangi Şartlarla?”
Amaç: Türkiye’nin üniversiteleri ve kamu kurumlarında ihtiyaç duyulan uzman insan kaynağını yetiştirmek. Dayanak: 1416 sayılı Kanun; yürütme MEB – Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim GM.
Temel Şartlar – Öne Çıkanlar:
Mecburi Hizmet: Yurt dışındaki öğrenim süresinin iki katı, yurt içindeki sürenin aynı süre kadar mecburi hizmet. (Örnek: 24 ay yurt dışı + 6 ay yurt içi hazırlık = 54 ay mecburi hizmet.)
Sözleşme/Kefalet: Bursiyerler yüklenme ve kefalet senedi imzalar; yükümlülük yerine getirilmezse yapılan tüm ödemeler yasal faiziyle tahsil edilir.
Giderler: Öğrenim/araştırma süresine göre aylık burs, yol/yerleşme katkıları ve sağlık sigortası kapsamı yönergede düzenlenir (her çağrıda tutarlar ve kapsam güncellenir; güncel esaslar kılavuz ve SSS’de yayımlanır).
Pratik İpucu: YLSY’de akademik başarı, yabancı dil yeterliği ve kurum/alan eşleştirmesi kritik. Mezuniyet sonrası atama/yerleştirme süreçleri ve mecburi hizmet planlaması baştan bilinmeli.
Hollanda’daki Üniversite Bursları – Kısa Kılavuz
NL Scholarship (eski adıyla Holland Scholarship)
Tutar: İlk yıl için €5.000 (tam burs değil; bir defaya mahsus katkı).
Kimler: EEA dışı ülkelerden lisans veya yüksek lisans öğrencileri.
Not: Programın adı Haziran 2023’te “NL Scholarship” olarak değişti. Başvurular katılımcı üniversiteler üzerinden yürür.
Üniversite Bazlı Örnekler (Master odaklı)
Maastricht University – UM High Potential Scholarship: Tam öğrenim ücreti muafiyeti + aylık yaşam desteği içeren paket burs; toplam destek paketi yıllık €34.000 civarı (programa göre değişir).
TU Delft – Justus & Louise van Effen Excellence: İki yıl boyunca program ücretinin tamamı + yaşam giderlerine katkı (kur/fakülteye göre). Ayrıca TU Delft’te NL Scholarship seçeneği de var.
Utrecht Excellence Scholarship (UES): Öğrenim ücreti veya €11.000 yaşam gideri; iki yıllık programlarda ilk yıl verilir, yenileme koşula bağlı.
University of Groningen – Eric Bleumink Fund: 1–2 yıl için tam burs (öğrenim + yaşam), üniversite nominasyonu gerektirir ve sınırlı kontenjan.
University of Amsterdam (UvA) – AMS/AES/LLAMS: Fakülteye göre değişen mükemmellik bursları (ör. Fen Bilimleri’nde €26.125’e kadar AMS; bazı bölümlerde AES tam burs düzeyinde olabilir). Her fakülte kendi ölçüt ve tutarını ilan eder.
Leiden University – LExS: Kısmi burs (fakülte/programa göre değişir); tam maliyeti karşılamaz ve vize için ayrıca yeterli fon kanıtı istenir.
Önemli: Tutarlar program ve fakülteye göre değişir; kontenjanlar çok sınırlıdır. Burslar çoğunlukla üstün başarı (not ortalaması/top %10), etkili motivasyon mektubu, referans ve araştırma uyumu kriterleriyle verilir. Üniversitelerin güncel sayfalarını mutlaka kontrol edin.
BURSUN GERÇEK ANLAMI VE YÜKÜMLÜLÜKLER
Burs, yalnızca “karşılıksız maddi yardım” değildir. Her bursun kendi şartları vardır:
Firma/Vakıf Bursları: Mezuniyet sonrası kurumda çalışma, staj veya sosyal sorumluluk şartı olabilir.
Devlet Bursları: 1416 sayılı yasa kapsamındaki burslarda mezuniyet sonrası belirli süre kamu hizmeti zorunludur. Yerine getirilmezse yapılan harcamalar faiziyle geri ödenir.
Üniversite Bursları: Hollanda’daki bursların çoğunda geri ödeme yükümlülüğü yoktur, ancak öğrenciden yüksek akademik performans beklenir.
HOLLANDA’DA EĞİTİM VE YAŞAM GİDERLERİ
Eğitim Ücretleri: Lisans programları 6.000–15.000 €, yüksek lisans programları 8.000–20.000 € aralığındadır.
Yaşam Giderleri: Öğrenciler konaklama dâhil ortalama 1.000–1.500 € / ay masraf yapmaktadır.
Sağlık Sigortası: Öğrenci statüsünde özel öğrenci sigortası kullanılır. Ancak ücretli çalışan öğrenciler Hollanda’nın temel sağlık sigortasına geçmek zorundadır.
HOLLANDA’DA ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER
Hollanda üniversitelerindeki öğrencilerin yaklaşık %15–20’si yabancıdır.
Times Higher Education sıralamalarında Hollanda’nın 13 üniversitesi dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasındadır.
Tarım, mühendislik, sağlık ve sosyal bilimler gibi alanlarda Avrupa’nın en cazip merkezlerinden biridir.
TÜRKİYE–HOLLANDA EĞİTİM KÖPRÜSÜ
Lahey Büyükelçiliği’nde düzenlenen bu tür toplantılar yalnızca öğrencilerin tanışması için değil, aynı zamanda Türkiye ile Hollanda arasındaki eğitim diplomasisinin gelişmesi açısından da önemlidir. Türk bursiyerler hem akademik birikim kazanmakta hem de iki ülke arasında kültürel ve bilimsel işbirliğine katkı sunmaktadır.
TÜRKİYE KAYNAKLI DİĞER BURSLAR (YABANCIYA DEĞİL, TÜRK ÖĞRENCİYE)
Türkiye Bursları (YTB): Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası öğrencilere dönük programı; 2024’te 170 ülkeden 121.830 başvuru alındı; her yıl yaklaşık 5.000 öğrenciye burs sağlanıyor. (Bu program Türkiye’ye gelecek yabancılar içindir; karşılaştırma için veriyoruz.)
TEV Yüksek Lisans Bursları (Türkiye): Devlet üniversitelerinde tezli YL’nin ilk yılı/bilimsel hazırlık aşamasındaki başarılı Türk öğrencilere; 2025 başvuru: 29 Eylül–16 Ekim; miktar: 8.700 TL/ay, 9 ay ödeme.
Resmî rehberlere göre barınma dâhil aylık toplam gider €975–€1.500 (şehir/konaklama tipine göre çok değişir; Amsterdam belirgin şekilde daha pahalı).
Sağlık Sigortası – En Çok Karıştırılan Konu
Yalnızca “öğrenim amacıyla” gelen uluslararası öğrenciler çoğunlukla Hollanda kamu sağlık sigortasına (Zvw) geçmek zorunda değildir; özel öğrenci sigortası (ör. AON) ile kapsama girerler.
Ancak: Ücretli çalışma (part-time iş) ya da asgari ücret ve üzeri ödenen staj yapıldığında Hollanda temel (kamu) sağlık sigortası zorunlu olur; geçiş yapılmazsa ciddi para cezası gelebilir.
Öğrenciyken Çalışma İzni – Net Kurallar
EEA dışı öğrenciler için kural: Haftada en fazla 16 saat veya Haziran–Temmuz–Ağustos’ta tam zamanlı; her iki seçenek birlikte kullanılamaz. İşverenin TWV (çalışma izni) alması gerekir. (Serbest çalışmada farklı kurallar var.)
HOLLANDA’DA ULUSLARARASI ÖĞRENCI TABLOSU VE GÜNDEM
2024/25’te Hollanda yükseköğreniminde 131.004 uluslararası “derece” öğrencisi bulunuyor (rekor).
Ülkede İngilizce programların sayısı, kapasite planlaması ve dil dengesi üzerine “Dengeli Uluslararasılaşma” başlıklı reform tartışmaları sürüyor; üniversiteler yabancı öğrenci kabulünü daha kontrollü yönetecek adımları değerlendiriyor.
Sıralamalarda Hollanda üniversiteleri 2025’te de güçlü: THE 2025 listesinde TU Delft (56) ve UvA (58) ilk 100’de; Maastricht, VU, Radboud, Twente, Eindhoven gibi kurumlar ilk 200’de.
“BURSU KİM VERİRSE ŞARTI O KOYAR”:
ÜÇ KAYNAĞIN ÜÇ FARKLI MANTIĞI
Devlet Bursu (MEB–YLSY)
Hedef: Kamu ve akademi için nitelikli insan kaynağı.
Büyük avantaj: Tam destek, mentorluk ve kurum güvencesi.
Net yükümlülük: Mecburi hizmet (yurt dışının 2 katı + yurt içinin 1 katı); aksi hâlde faizli iade.
Üniversite Bursu (Hollanda)
Hedef: Üstün başarı ve çeşitlilik.
Şartlar: Yüksek not ortalaması, güçlü referans/motivasyon, program–aday uyumu.
Kapsam:Kısmi katkı (NL Scholarship €5.000) ile tam kapsamlı paket burslar (TU Delft, UM gibi) arasında geniş yelpaze.
Vakıf/Şirket Bursu
Hedef: Sosyal sorumluluk ve/veya insan kaynağı yetiştirme.
Muhtemel şartlar:Başarı barajı, çakışan burs yasağı, gerektiğinde mezuniyet sonrası çalışma yükümlülüğü (şartlı burs), dönemsel performans raporu.
Uyarı: Sözleşme maddeleri (kesilme, iade, hizmet) satır satır okunmalı.
BAŞVURU VE DOSYA HAZIRLAMA REHBERİ
Akademik Paket: Not dökümü, dil puanı (genelde IELTS/TOEFL), niyet mektubu, referans.
Araştırma Uygunluğu: Konu–danışman eşleşmesi, alanın Hollanda’daki güçlü kümelerine (tarım–WUR; mühendislik–TU Delft/TU/e; tıp–Erasmus MC vb.) bağ kuran net bir anlatı.
Bütçe Planı: Burs çıksa da çıkmasa da ilk yıl için gerçekçi bir bütçe hesabı (konaklama, depozito, sigorta, vize, yerleşme).
Vize–Sigorta–Çalışma: Çalışma planınız varsa sigorta rejimini ve TWV süreçlerini baştan okuyun.
SIK SORULAN ÜÇ KRİTİK SORU
1) “Burs aldım; Hollanda’da sağlık hizmetlerinden ‘tam’ yararlanır mıyım?”
Burs tek başına sizi Hollanda kamu sigortasına geçirmez. Sadece öğrenci statüsünde iseniz özel öğrenci sigortası uygundur. Ücretli iş veya asgari ücret ve üzeri ödenen staj yaparsanız kamu sigortası zorunlu olur.
2) “Part-time çalışabilir miyim?”
EEA dışı öğrenciler haftada 16 saat veya yaz aylarında tam zamanlı (Haz–Tem–Ağu) çalışabilir; işverenin TWV alması şarttır.
3) “YLSY’de okumayı bitirdim; ne kadar mecburi hizmetim var?”
Yurt dışındaki süre x2, yurt içindeki süre x1 kadar. Yerine getirilmezse faiziyle geri ödeme doğar.
TOPLULUK VE KÖPRÜ ETKİSİ
Lahey’deki buluşma, burslu Türk öğrencilerin birbirini desteklediği kurumsal bir ağın çekirdeğini oluşturuyor. Hollanda tarafında NL Scholarship ve üniversite mükemmeliyet bursları, Türkiye tarafında YLSY gibi programlar, bilgi–teknoloji–tarım–sağlık alanlarında iki ülke arasında kalıcı köprüler kuruyor.
BURS KAVRAMI VE YÜKÜMLÜLÜKLER
Burs, öğrencinin eğitimini sürdürebilmesi için devlet, üniversite, vakıf veya özel şirketler tarafından sağlanan mali destektir. Ancak bursun tek tanımı “karşılıksız yardım” değildir. Her bursun kendi şartları ve beklentileri vardır:
Firma ve Vakıf Bursları: Çoğu zaman mezuniyet sonrası belirli bir süre kurumda çalışma, staj yapma veya sosyal sorumluluk projelerine katılma gibi yükümlülükler getirebilir.
Devlet Bursları: Özellikle 1416 sayılı yasa kapsamındaki burslarda, öğrenci mezuniyetin ardından belirlenen süre kadar Türkiye’de kamu kurumlarında görev yapmak zorundadır. Aksi durumda, burs süresince yapılan tüm harcamaların geri ödenmesi gerekir.
Üniversite Bursları: Hollanda üniversitelerinin sunduğu bursların çoğu akademik başarıya ve uluslararası çeşitliliğe odaklanır. Çoğu zaman geri ödeme veya hizmet yükümlülüğü bulunmaz, ancak öğrenciden yüksek performans beklenir.
HOLLANDA’DA YAŞAM VE EĞİTİMİN MALİYETİ
Hollanda’da lisans eğitimi 3 yıl, yüksek lisans programları ise genellikle 1–2 yıl sürmektedir. Eğitim ücretleri ve yaşam giderleri ülke genelinde belli bir aralıkta seyretmektedir:
Eğitim Ücretleri: Lisans programlarında yıllık 6.000–15.000 €, yüksek lisans programlarında 8.000–20.000 €.
Yaşam Giderleri: Konaklama, ulaşım, beslenme ve diğer ihtiyaçlar dahil olmak üzere öğrencilerin aylık ortalama gideri 1.000–1.500 € arasında değişmektedir.
Sağlık Sigortası: Hollanda’da eğitim gören her uluslararası öğrenci için sağlık sigortası zorunludur. Sadece eğitim amacıyla gelen öğrenciler özel öğrenci sigortası kullanabilirken, part-time çalışmaya başlayan öğrencilerin Hollanda temel sağlık sigortasına geçmesi zorunlu hale gelir.
HOLLANDA’DA ULUSLARARASI ÖĞRENCİLERİN TABLOSU
Hollanda, yüksek eğitimde uluslararasılaşmaya en fazla önem veren ülkelerden biridir.
Ülkede toplam üniversite öğrencilerinin yaklaşık %15–20’si uluslararası öğrencilerden oluşmaktadır.
Times Higher Education sıralamalarında Hollanda’nın 13 üniversitesi dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasına girmektedir.
Tarım, mühendislik, sağlık ve sosyal bilimlerde öne çıkan programlarıyla Hollanda, Avrupa’nın en cazip eğitim merkezlerinden biri haline gelmiştir.
TÜRKİYE–HOLLANDA EĞİTİM KÖPRÜSÜ
Lahey Büyükelçiliği’nde düzenlenen bu tür toplantılar sadece öğrencilerin dayanışmasını güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye ile Hollanda arasında eğitim diplomasisinin de bir parçası oluyor. Hollanda’da eğitim gören Türk bursiyerler, hem ülkelerine yeni birikimler kazandırıyor hem de iki ülke arasında kültürel ve akademik işbirliğini daha da ileri taşıyorlar.
KAYNAK NOTLARI
MEB–YLSY (1416) mecburi hizmet/ssenet/SSS ve kılavuz: MEB Yurt Dışı Eğitim SSS; Yüklenme ve Kefalet Senedi; 2024 YLSY Kılavuzu. yyegm.meb.gov.tr+1
NL Scholarship ad değişimi ve tutar: Nuffic & Study in NL. NufficStudy in NL
IN NEDERLAND: “NETWERK VAN TURKSE BEURSGENIETEN”
KWAM SAMEN IN ONZE AMBASSADE IN DEN HAAG
Bij de eerste kennismakingsbijeenkomst in Den Haag heb ik, naast de beurs volgens de Wet 1416 (MEB–YLSY), ook beurzen van staat, universiteiten en stichtingen/bedrijven onder de loep genomen.
We hebben de Nederlandse universitaire beurzen stuk voor stuk samengevat, de toelatingscriteria en verplichtingen verduidelijkt;
En praktische onderwerpen zoals ziektekostenverzekering, werkvergunning en kosten van levensonderhoud volgens de actuele regelgeving toegelicht.
Beurzen, voorwaarden, mogelijkheden en realiteiten…
Onderzocht en samengesteld door İlhan KARAÇAY
Onze Ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, ontving Turkse masterstudenten die met een officiële beurs in Nederland studeren bij de eerste kennismakingsbijeenkomst in de ambassade. Beursstudenten van vooraanstaande universiteiten zoals Amsterdam, Leiden, Utrecht, Maastricht, Groningen, Erasmus, Tilburg, TU Delft, TU Eindhoven en Wageningen kwamen samen met ambassadepersoneel om ervaringen uit te wisselen.
Ambassadeur Yazgan zei in haar toespraak: “Aan het begin van het nieuwe academische jaar hebben we onze eerste ontmoeting gehad met Turkse masterstudenten in Nederland die met een beurs van de Turkse regering studeren. Dank aan Doç. Dr. Miyase Koyuncu Kaya voor haar initiatief; en aan Dr. Can Atik voor zijn presentatie over ‘Digitalisering in de Landbouw’, een inspirerend voorbeeld van interdisciplinair onderzoek.”
De beursstudenten in Nederland komen elk jaar bijeen op onze ambassade in Den Haag, onder gastheerschap van de Onderwijsattachés, en worden op de hoogte gebracht van de ontwikkelingen.
“WAT IS EEN BEURS?” (IN DE MEEST EENVOUDIGE VORM)
Beurs: Financiële steun die voor een bepaalde periode kosteloos wordt verstrekt door de staat, universiteiten, stichtingen of particuliere bedrijven zodat de student zijn/haar studie kan voortzetten. (In de dagelijkse taal betekent “beurs” kosteloze steun; “studielening” betekent terugbetaalbare steun, zoals bij KYK in Turkije.)
Voorwaardelijke beurs: Beurzen van bedrijven/stichtingen kunnen voorwaardelijk zijn (bijvoorbeeld na afstuderen een bepaalde periode bij dat bedrijf werken, prestatienormen, stages). In dit soort contractuele beurzen zijn verplichtingen of bepalingen zoals “terugbetaling bij stopzetting” duidelijk vastgelegd.
STAATSBEURS: MEB–YLSY (WET 1416) “VOOR WIE, HOE, ONDER WELKE VOORWAARDEN?”
Doel: Het opleiden van gespecialiseerd menselijk kapitaal dat nodig is in Turkse universiteiten en overheidsinstellingen. Basis: Wet 1416; uitgevoerd door MEB – Directoraat-Generaal Hoger Onderwijs en Buitenlands Onderwijs.
Belangrijkste voorwaarden:
Verplichte dienst: Twee keer de duur van de buitenlandse opleiding + dezelfde duur als de binnenlandse voorbereiding. (Voorbeeld: 24 maanden buitenland + 6 maanden voorbereiding = 54 maanden verplichte dienst.)
Contract/Borgstelling: Studenten ondertekenen een contract en borgstelling; als verplichtingen niet worden nagekomen, worden alle kosten met wettelijke rente teruggevorderd.
Kosten: Maandelijkse beurs, reis- en vestigingsbijdragen en ziektekostenverzekering worden geregeld in de richtlijnen (bedragen en voorwaarden worden per oproep bijgewerkt).
Praktische tip: Bij YLSY zijn academisch succes, taalvaardigheid en de juiste match met instelling/veld cruciaal. Planning van plaatsing en verplichte dienst moet van tevoren bekend zijn.
NEDERLANDSE UNIVERSITAIRE BEURZEN – KORTE GIDS
NL Scholarship (voorheen Holland Scholarship)
Bedrag: €5.000 voor het eerste jaar (eenmalige bijdrage, geen volledige beurs).
Wie: Studenten van buiten de EER voor bachelor- of masterstudies.
Opmerking: De naam is in juni 2023 veranderd in “NL Scholarship”. Aanvragen lopen via deelnemende universiteiten.
Voorbeelden per universiteit (mastergericht):
Maastricht University – UM High Potential Scholarship: Volledige vrijstelling collegegeld + maandelijkse bijdrage levensonderhoud; totaal ca. €34.000 per jaar (afhankelijk van programma).
TU Delft – Justus & Louise van Effen Excellence: Twee jaar volledige dekking collegegeld + bijdrage in levensonderhoud. TU Delft biedt ook de NL Scholarship.
Utrecht Excellence Scholarship (UES): Dekking collegegeld of €11.000 voor levensonderhoud; bij tweejarige masters alleen eerste jaar, verlenging afhankelijk van resultaten.
University of Groningen – Eric Bleumink Fund: Volledige beurs (collegegeld + levensonderhoud) voor 1–2 jaar; nominatie door de universiteit vereist; zeer beperkt aantal.
University of Amsterdam (UvA) – AMS/AES/LLAMS: Facultaire excellentiebeurzen (bijv. AMS tot €26.125 in de bètawetenschappen; AES soms volledige dekking). Criteria en bedragen verschillen per faculteit.
Leiden University – LExS: Gedeeltelijke beurs (afhankelijk van faculteit/programma); dekt niet alle kosten; bewijs van aanvullende middelen vereist voor visum.
Belangrijk: Bedragen verschillen per programma en faculteit; aantal plaatsen is zeer beperkt. Meestal gelden voorwaarden als uitmuntende cijfers (top 10%), sterke motivatiebrief, referenties en onderzoeksrelevantie.
DE WERKELIJKE BETEKENIS EN VERPLICHTINGEN VAN BEURZEN
Een beurs is niet altijd “kosteloze steun”. Elke bron heeft eigen voorwaarden:
Bedrijf/Stichting: Verplichting tot werken na afstuderen, stage of maatschappelijke projecten.
Staat (Wet 1416): Verplichte overheidsdienst na terugkeer; bij niet-naleving terugbetaling met rente.
Universiteit: Meestal geen terugbetaling, maar wel hoge academische prestaties vereist.
STUDIE EN LEVENSKOSTEN IN NEDERLAND
Collegegeld: Bachelor €6.000–15.000 per jaar; master €8.000–20.000.
Levensonderhoud: Gemiddeld €1.000–1.500 per maand inclusief huisvesting.
Ziektekostenverzekering: Studenten gebruiken meestal een particuliere studentenverzekering. Bij betaalde arbeid is de basisverzekering (Zvw) verplicht.
INTERNATIONALE STUDENTEN IN NEDERLAND
Ongeveer 15–20% van de studenten in Nederland is internationaal.
Volgens de ranglijst van Times Higher Education behoren 13 Nederlandse universiteiten tot de top 200 wereldwijd.
Nederland is aantrekkelijk in landbouw, techniek, gezondheidszorg en sociale wetenschappen.
ONDERWIJSBRUG TUSSEN TURKIJE EN NEDERLAND
Bijeenkomsten in de Ambassade in Den Haag dienen niet alleen om studenten samen te brengen, maar vormen ook een onderdeel van de onderwijsdiplomatie tussen Turkije en Nederland. Turkse beursstudenten doen academische kennis op en dragen bij aan de culturele en wetenschappelijke samenwerking tussen beide landen.
ANDERE TURKSE BEURZEN (VOOR TURKSE STUDENTEN, NIET VOOR BUITENLANDERS)
Türkiye Scholarships (YTB): Internationaal programma van Turkije; in 2024 waren er 121.830 aanvragen uit 170 landen; jaarlijks krijgen ca. 5.000 studenten een beurs. (Dit programma is bedoeld voor buitenlanders die in Turkije willen studeren.)
TEV Masterbeurzen (Turkije): Voor succesvolle studenten in het eerste jaar van een master met scriptie of voorbereidende fase aan staatsuniversiteiten; 2025-aanmelding: 29 september–16 oktober; bedrag: 8.700 TL/maand, 9 maanden uitbetaling.
LEVEN IN NEDERLAND: KOSTEN, VERZEKERING, WERK
Levensonderhoud – realistische bandbreedte
Volgens officiële gidsen bedragen de totale maandelijkse kosten €975–€1.500 inclusief huisvesting (Amsterdam is duidelijk duurder).
Ziektekostenverzekering – vaak verkeerd begrepen
Internationale studenten die uitsluitend voor studie komen, hoeven meestal geen basisverzekering af te sluiten; particuliere studentenverzekering (bijv. AON) is voldoende.
Maar: bij betaald werk of een stage boven minimumloon is de basisverzekering verplicht; wie dit niet regelt, riskeert hoge boetes.
Werkvergunning voor studenten – heldere regels
Studenten van buiten de EER mogen maximaal 16 uur per week werken, of fulltime in juni–juli–augustus. Beide opties tegelijk zijn niet toegestaan. De werkgever moet een TWV (tewerkstellingsvergunning) aanvragen.
INTERNATIONALE STUDENTEN IN NEDERLAND: CIJFERS EN DEBAT
In 2024/25 studeerden er 131.004 internationale “degree-studenten” in Nederland (record).
Discussies over “Gebalanceerde Internationalisering” lopen: beheersing van Engelstalige programma’s, capaciteitsplanning en taalbalans. Universiteiten overwegen striktere instroombeperkingen.
Nederlandse universiteiten blijven hoog scoren: in THE 2025 staan TU Delft (56) en UvA (58) in de top 100; Maastricht, VU, Radboud, Twente en Eindhoven in de top 200.
“WIE DE BEURS GEEFT, BEPAALT DE VOORWAARDEN”: DRIE BRONNEN, DRIE LOGICA’S
Staatsbeurs (MEB–YLSY):
Doel: hooggekwalificeerd personeel voor overheid en academie.
Groot voordeel: volledige steun, mentorschap en institutionele zekerheid.
Duidelijke verplichting: verplichte dienst (2x buitenland + 1x binnenland); anders terugbetaling met rente.
Universitaire beurs (Nederland):
Doel: excellentie en diversiteit.
Voorwaarden: hoge cijfers, sterke motivatiebrief en referenties, academische relevantie.
Omvang: van eenmalige bijdrage (€5.000 NL Scholarship) tot volledige pakketten (TU Delft, Maastricht).
Stichting/Bedrijfsbeurs:
Doel: maatschappelijk engagement en/of talentontwikkeling.
Voorwaarden: prestatienormen, geen cumulatie met andere beurzen, soms verplichte dienstverbanden, voortgangsrapportages.
Waarschuwing: lees contractvoorwaarden (stopzetting, terugbetaling, verplichtingen) zorgvuldig.
Onderzoeksfit: koppeling onderwerp-begeleider; aansluiting bij sterke clusters in Nederland (bijv. landbouw – WUR; techniek – TU Delft/TU/e; geneeskunde – Erasmus MC).
Budgetplanning: ook zonder beurs moet een realistisch jaarbudget beschikbaar zijn (huisvesting, borg, verzekering, visum, vestiging).
Visum–Verzekering–Werk: bij werkplannen vooraf regels TWV en verzekeringsstelsel checken.
DRIE VEELGESTELDE VRAGEN
1-“Ik heb een beurs; krijg ik volledige toegang tot Nederlandse zorg?”
Nee, de beurs op zich geeft geen recht op de basisverzekering. Alleen studentenstatus → particuliere studentenverzekering. Betaald werk of stage boven minimumloon → basisverzekering verplicht.
2-“Mag ik parttime werken?”
Ja, studenten van buiten de EER: max. 16 uur per week of fulltime in de zomermaanden; TWV vereist.
3-“Hoeveel verplichte dienst na YLSY?”
Buitenland x2 + binnenland x1; anders terugbetaling met rente.
COMMUNITY- EN BRUGEFFECT
De ontmoeting in Den Haag vormt de kern van een netwerk van Turkse beursstudenten die elkaar ondersteunen. Aan Nederlandse kant zijn er NL Scholarship en excellentiebeurzen; aan Turkse kant YLSY. Samen bouwen ze blijvende bruggen op het gebied van kennis, technologie, landbouw en gezondheid.
BRONNOTITIES
MEB–YLSY (1416) verplichte dienst/contract/FAQ en gids: yyegm.meb.gov.tr
NL Scholarship naamswijziging en bedrag: Nuffic & Study in NL
Universitaire beurzen: Maastricht UM High Potential; TU Delft J&L & NL Scholarship; Utrecht UES; Groningen Eric Bleumink; UvA beurzen
Zorgverzekering/werk: Study in NL, universiteitsgidsen, IND-regels
Levensonderhoud: UvA, Study in NL
Aantal internationale studenten (2024/25): Nuffic
Türkiye Bursları (YTB) 2024 aanvragen: YTB Officieel
Demokratik ve gelişmiş ülkelerde basın özgürdür; ama bu özgürlük, liderlerin uluorta aşağılanması anlamına gelmez.
Amsterdam’daki sinagog ziyareti ve Kral’ın sessizliği…
Sinagog’da İsrail devleti, ordu ve rehineler için dua edildi. Kral Willem-Alexander oradaydı. Tebessümler ve kibar alkışlar dışında tek bir şey belli etmedi. Muhabir, kralın bu “duygusuz” hâlini özellikle öne çıkardı.
Kral Willem-Alexander’dan Trump’a, Putin’den Erdoğan’a, sessizlik ile gürültü arasındaki ince çizgiler nelerdir?
(Yorumun Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van commentaar staat onderaan)
İLHAN KARAÇAY’IN YORUMU
Günümüzde gazetecilik anlayışı ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Her toplumun kendine özgü bir üslubu ve bir gazetecilik terbiyesi vardır. Medenî dünyada gazetecilik, gelişmemiş ülkelerdekinden hem üslup hem de nezaket bakımından ayrılır. Demokratik ve gelişmiş ülkelerde basın özgürdür; fakat bu özgürlük, liderlerin uluorta küçümsenmesi ya da aşağılanması anlamına gelmez. Türkiye’de ise basın özgürlüğü tartışmaları sık sık gündeme gelir; gazeteciler ya sert eleştirilerle ya da otosansür baskısıyla karşı karşıya kalabilir. İşte bu farkı daha iyi anlamak için Hollanda’dan dikkat çekici bir gazetecilik örneğine bakalım:
Geçtiğimiz günlerde Hollanda gazetelerinde Kral Willem-Alexander’ın Amsterdam’daki Portekiz Sinagogu ziyaretine dair haberler yayınlandı. Haberi okuduğumda kendi kendime şu soruyu sordum: “Kral eleştiriliyor mu, övülüyor mu?”
Cevabı kolay değildi. Muhabir, kralın törendeki tavrını aktarırken, kimi yerde onu nazik, kibar ve toplumla sıcak ilişki kuran bir figür olarak yansıtıyordu. Ama aynı muhabir, dua sırasında kralın yüzünden tek bir şey okunmadığını defalarca vurguluyor, Belçika Kralı Filip’in Gazze konusunda yaptığı net açıklamaları hatırlatıyordu.
Yani aslında kralı açıkça eleştirmiyor ama satır aralarında “neden sessiz kaldı?” sorusunu sorduruyordu.
MEDENİ DÜNYADA ELEŞTİRİNİN DOLAYLI DİLİ
Bu durum bize şunu gösteriyor: Medeni dünyada liderler, çoğu zaman doğrudan değil, dolaylı yollarla eleştirilir.
Gazeteci, “yanlış yaptı” demez; bunun yerine “hiç tepki vermedi”, “belki zor durumda kaldı” gibi ifadeler kullanır. Böylece hem okura mesaj verir, hem de resmi saygıyı korur.
AMSTERDAM’DAKİ SİNAGOG ZİYARETİNİN MESAJI
Portekiz Sinagogu’nun 350’nci yılı vesilesiyle düzenlenen törende Yahudi toplumu, İsrail devleti, ordu ve rehineler için dua etti. Kral Willem-Alexander oradaydı, tebessümler ve kibar alkışlar dışında tek bir şey belli etmedi. Muhabir, kralın bu “duygusuz” hâlini özellikle öne çıkardı.
Ama işte gariplik de burada: Kral bir yandan “ülkesinin toplumu ile kucaklaşan, sembolik görevini yerine getiren” olarak gösterildi, diğer yandan “politik mesajı olmayan, sessiz bir lider” olarak resmedildi. Övgü ile eleştiri aynı anda yan yana verildi.
MEDENİ DÜNYADA ELEŞTİRİNİN İNCELİĞİ
Demokratik ve gelişmiş ülkelerde basın özgürdür; ama bu özgürlük, liderlerin uluorta aşağılanması anlamına gelmez. Eleştiri, daha çok şu yöntemlerle yapılır:
ÖRTÜLÜ ELEŞTİRİ: Liderin tavrını “hiçbir şey göstermedi” diyerek yansıtmak.
KARŞILAŞTIRMALI YÖNTEM: Belçika Kralı Filip örneğinde olduğu gibi, başka bir liderin tavrı hatırlatılarak “bizimki neden söylemedi?” iması yapmak.
SEMBOLİK SESSİZLİK: Bir liderin sessizliği bile, “yanlış tavır aldı” demeden eleştirinin aracı hâline getirilir.
DÜNYADAN ÖRNEKLER: ELEŞTİRİ VE ÖVGÜNÜN DENGE OYUNU
DONALD TRUMP (ABD)
Amerikan ve İngiliz basınında Trump açık hedef hâline geldi. The Guardian ve Washington Post gibi gazeteler, onun “kuralları tanımayan, kutuplaştırıcı” tarzını rahatlıkla eleştiriyor. Ama aynı zamanda, onun popülist yöntemlerle kitle desteği bulduğunu da göz ardı etmiyorlar. Trump örneği, “sert eleştiri + toplumsal gerçeklik” ikilemini net şekilde ortaya koyuyor.
VLADİMİR PUTİN (RUSYA)
Batı basını Putin’i çoğu zaman doğrudan “otoriter” ve hatta “diktatör” olarak tanımlıyor. Çünkü Rusya’daki medya kontrolü, muhalefete baskı ve Ukrayna savaşı gibi konular, uluslararası kamuoyunda kesin ve sert bir dille ele alınıyor. Burada diplomatik dilin sınırları aşılıyor, çünkü Putin demokratik kulvarın dışına yerleştiriliyor.
NARENDRA MODİ (HİNDİSTAN)
Modi hakkındaki haberlerde genellikle bir denge gözetiliyor. Bir yandan “bölücü ve medya kontrolünü seven” bir lider olarak eleştiriliyor, diğer yandan “ülkesinde çok güçlü halk desteğine sahip” olduğu özellikle belirtiliyor. Yani eleştiriyle övgü yan yana veriliyor.
LULA DA SİLVA (BREZİLYA)
Latin Amerika basını Lula’yı demokrasiye bağlılığı ve sosyal adalet için verdiği mücadele nedeniyle övüyor. Ancak çevre politikaları ve ekonomik krizler söz konusu olduğunda hemen eleştiriler geliyor. Bu da liderlerin tek boyutlu değil, çok boyutlu şekilde değerlendirildiğini gösteriyor.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN (TÜRKİYE)
Batı basınında Erdoğan sık sık “otoriterleşen lider” olarak ele alınıyor. Özellikle basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve seçim güvenliği konularında sert eleştiriler var. Ama öte yandan, Erdoğan’ın “krizlerde hızlı karar alabilen, uluslararası arenada güçlü pazarlıklar yapabilen” bir lider olduğu da teslim ediliyor. Mesela mülteci krizi, Ukrayna savaşı veya NATO içindeki pazarlıklarda “olmazsa olmaz bir aktör” olarak gösteriliyor. Yani Erdoğan da Batı basınında hem eleştirilen hem de pragmatik gücü nedeniyle takdir edilen liderler arasında.
KRİZ DÖNEMLERİNDE LİDERLERİN ELEŞTİRİSİ
Kimi zaman liderler kriz dönemlerinde eleştiriden geçici olarak muaf tutulur. Buna, “rally round the flag” (bayrağın etrafında toplanma) etkisi denir.
Örneğin Zelenskyy, Rusya saldırısı sonrası Batı basınında “kahraman” ilan edildi. Ama aynı basın, savaş uzadıkça ve ekonomik yük arttıkça eleştirilerini de artırdı. Yani övgü ve eleştiri, zamanın ruhuna göre değişebiliyor.
ELEŞTİRİ İLE ÖVGÜ ARASINDA İNCE ÇİZGİ
Sonuç olarak medeni dünyada liderler ne tamamen övülür, ne de tamamen yerilir. Basın özgürlüğü sayesinde liderlerin tavırları rahatça incelenir, ama bu eleştiriler çoğu zaman diplomatik ve ince yollarla yapılır.
Amsterdam’daki Kral Willem-Alexander örneği bize şunu gösterdi: Muhabir, kralı doğrudan eleştirmedi ama satır aralarına yerleştirdiği ifadelerle okura mesaj verdi. Bu da aslında sessizliğin bile en gürültülü eleştiri olabileceğini ortaya koydu.
SESSİZLİK BAZEN GÜRÜLTÜDEN DAHA GÜRÜLTÜLÜDÜR
Bugün dünya basını liderleri değerlendirirken şu ince çizgiyi gözetiyor: Demokrasi ve evrensel değerlere yakın duranlar övülüyor. Popülizm, otoriterlik ve sessizlikle krizlerden kaçanlar ise eleştiriliyor.
Ama bu eleştiri çoğu zaman “yumuşak”, satır aralarına gizlenmiş ve diplomatik bir dille yapılıyor.
Hollanda Kralı Willem-Alexander’ın sinagog ziyaretinde yaşanan “sessizlik” bunun en çarpıcı örneğiydi. Aynı şekilde, Trump’ın açıkça eleştirilmesi, Putin’in diktatör diye anılması, Modi’nin bölücü politikalarının vurgulanması, Lula’nın çevre politikalarının sorgulanması ve Erdoğan’ın otoriterleşme eleştirileri…
Hepsi, medeni dünyada basının liderlerle kurduğu karmaşık ilişkinin göstergeleri.
Ve unutmayalım: KİMİ ZAMAN EN GÜRÜLTÜLÜ MESAJ, EN SESSİZ DURUŞTAN ÇIKAR.
******************
HOE WORDEN LEIDERS IN DE BESCHAAFDE WERELD BEKRITISEERD EN GELOOFD?
In democratische en ontwikkelde landen is de pers vrij; maar die vrijheid betekent niet dat leiders zomaar kunnen worden beledigd.
Het synagogebezoek in amsterdam en de stilte van de koning
In de synagoge werd gebeden voor de staat Israël, het leger en de gijzelaars. Koning Willem-Alexander was aanwezig. Behalve glimlachjes en beleefde applaus liet hij niets blijken. De verslaggever benadrukte vooral deze “gevoelloze” houding van de koning.
Van koning Willem-Alexander tot Trump, van Poetin tot Erdoğan: wat zijn de dunne lijnen tussen stilte en lawaai?
COMMENTAAR: İLHAN KARAÇAY
In onze tijd verschilt de journalistieke benadering van land tot land. Elke samenleving heeft zijn eigen stijl en journalistieke etiquette. In de beschaafde wereld onderscheidt de journalistiek zich van die in minder ontwikkelde landen, zowel in stijl als in beleefdheid. In democratische en ontwikkelde landen is de pers vrij; maar die vrijheid betekent niet dat leiders zomaar kunnen worden geminacht of beledigd. In Turkije daarentegen komen discussies over persvrijheid vaak naar voren; journalisten worden geconfronteerd met ofwel scherpe kritiek, ofwel de druk van zelfcensuur. Om dit verschil beter te begrijpen, laten we eens kijken naar een opvallend voorbeeld van journalistiek uit Nederland:
Onlangs verschenen in de Nederlandse kranten berichten over het bezoek van koning Willem-Alexander aan de Portugese Synagoge in Amsterdam. Toen ik het las, vroeg ik mij af: “Wordt de koning bekritiseerd of juist geprezen?”
Het antwoord was niet eenvoudig. De verslaggever schetste de koning enerzijds als een beleefde, vriendelijke figuur die warm contact met de samenleving onderhoudt. Anderzijds benadrukte diezelfde verslaggever herhaaldelijk dat er tijdens het gebed niets van zijn gezicht af te lezen viel, en herinnerde hij aan de duidelijke uitspraken van de Belgische koning Filip over Gaza.
Met andere woorden: de koning werd niet openlijk bekritiseerd, maar tussen de regels door werd de vraag gesteld: waarom bleef hij stil?
DE INDIRECTE TAAL VAN KRITIEK IN DE BESCHAAFDE WERELD
Dit toont ons iets belangrijks: in de beschaafde wereld worden leiders vaak niet rechtstreeks, maar op indirecte wijze bekritiseerd.
Een journalist zegt zelden “hij deed het fout”. In plaats daarvan schrijft men:
“Hij gaf geen enkele reactie.”
“Misschien zat hij in een moeilijke positie.”
Zo krijgt de lezer toch de boodschap mee, terwijl de officiële eerbied behouden blijft.
DE BOODSCHAP VAN HET SYNAGOGEBEZOEK
Het bezoek vond plaats ter gelegenheid van het 350-jarig bestaan van de Portugese Synagoge. De Joodse gemeenschap bad voor de staat Israël, het leger en de gijzelaars. Koning Willem-Alexander was aanwezig, maar behalve glimlachjes en beleefde applaus liet hij niets blijken. De verslaggever benadrukte deze “gevoelloze” houding.
Daar zit de paradox: de koning werd enerzijds voorgesteld als “een symbool dat zich met zijn volk verbindt en zijn ceremoniële plicht vervult”, maar anderzijds als “een stille leider zonder politieke boodschap.” Lof en kritiek stonden pal naast elkaar.
DE FINESSE VAN KRITIEK IN DEMOCRATISCHE LANDEN
In democratische en ontwikkelde landen is persvrijheid vanzelfsprekend. Maar dat betekent niet dat leiders zomaar grof beledigd worden. Kritiek gebeurt meestal via subtiele methoden:
INDIRECTE KRITIEK: De houding van de leider wordt beschreven als “hij liet niets zien.”
VERGELIJKING: Zoals bij koning Filip van België, wiens woorden over Gaza als contrast worden aangehaald.
SYMBOLISCHE STILTE: Zelfs de stilte van een leider kan dienen als instrument van kritiek, zonder dat er staat “hij zat fout.”
VOORBEELDEN UIT DE WERELD: HET EVENWICHT TUSSEN KRITIEK EN LOF
DONALD TRUMP (VS)
In de Amerikaanse en Britse pers was Trump een gemakkelijk doelwit. The Guardian en The Washington Post bekritiseerden zijn “regels doorbrekende, polariserende stijl.” Maar tegelijk wezen ze erop dat hij met populistische methoden steun onder de massa wist te krijgen.
VLADIMIR POETIN (RUSLAND)
De westerse media omschrijven Poetin vaak ronduit als “autoritair” of zelfs “dictator.” Vanwege:
mediacontrole,
onderdrukking van oppositie,
de oorlog in Oekraïne.
De diplomatieke toon wordt hier verlaten, omdat Poetin buiten de democratische orde wordt geplaatst.
NARENDRA MODI (INDIË)
De berichtgeving over Modi balanceert meestal tussen lof en kritiek. Hij wordt bekritiseerd als “verdeeldheid zaaiende leider die de media graag controleert”, maar men benadrukt ook dat hij een zeer brede steun in eigen land geniet.
LULA DA SILVA (BRAZILIË)
In Latijns-Amerika wordt Lula geprezen om zijn verbondenheid met de democratie en zijn strijd voor sociale rechtvaardigheid. Maar op het gebied van milieu en economie krijgt hij meteen stevige kritiek. Dit toont dat leiders niet eendimensionaal, maar veelzijdig worden beoordeeld.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN (TURKIJE)
In de westerse pers wordt Erdoğan vaak een “verhardende, autoritaire leider” genoemd. Kritiek richt zich vooral op:
persvrijheid,
onafhankelijkheid van de rechtspraak,
betrouwbaarheid van verkiezingen.
Maar men erkent tegelijk dat hij in crisissituaties snel besluiten kan nemen en internationaal sterke onderhandelingen kan voeren. In dossiers als de vluchtelingencrisis, de oorlog in Oekraïne of de NAVO-onderhandelingen wordt hij vaak een “onmisbare speler” genoemd.
HOE LEIDERS IN CRISISTIJDEN WORDEN BEHANDELD
Soms worden leiders tijdens crisistijden tijdelijk gevrijwaard van kritiek. Dit fenomeen heet “rally round the flag.”
Zo werd Zelensky na de Russische aanval door de westerse pers als held neergezet. Maar naarmate de oorlog langer duurde en de economische last groeide, nam ook de kritiek toe.
TUSSEN KRITIEK EN LOF LIGT EEN DUNNE LIJN
Kortom: in de beschaafde wereld worden leiders nooit uitsluitend geprezen of uitsluitend verguisd. Dankzij de persvrijheid worden hun daden kritisch bekeken, maar meestal op een subtiele en diplomatieke manier.
Het voorbeeld van koning Willem-Alexander laat zien dat de verslaggever hem niet direct bekritiseerde, maar de lezer via formuleringen tussen de regels door een boodschap meegaf. Zo werd duidelijk dat zelfs stilte de luidste vorm van kritiek kan zijn.
STILTE IS SOMS LUIDER DAN LAWAAI
Vandaag de dag hanteren de media in hun beoordeling van leiders deze dunne scheidslijn:
Degenen die dichtbij democratie en universele waarden staan, worden geprezen.
Degenen die kiezen voor populisme, autoritarisme of stilte in crisissituaties, worden bekritiseerd.
Maar die kritiek is meestal zacht, verhuld tussen de regels en verpakt in diplomatie.
Het bezoek van koning Willem-Alexander aan de synagoge in Amsterdam was daar een treffend voorbeeld van. Net zoals de openlijke kritiek op Trump, de benoeming van Poetin tot dictator, de verwijzingen naar Modi’s verdeelpolitiek, de vraagtekens bij Lula’s milieubeleid en de kritische toon jegens Erdoğan.
Al deze voorbeelden tonen hoe complex de relatie is tussen pers en leiders in de beschaafde wereld.
En laten we niet vergeten: SOMS KOMT DE LUIDSTE BOODSCHAP UIT DE STILSTE HOUDING.