Bir zamanlar Nezih Demirkentler’in ve Garbis Keşişoğlular’ın yönetimi, Hikmet Feridun Esler’in,
İlhan Karaçaylar’ın, Faruk Zapçılar’ın, Muammer Elverenler’in röportajları mumla aranır oldu.
Hürriyet, sınır ötesinde yayınlanan dünyanın en yüksek tirajlı gazetesiydi. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u kapsayan Benelüks ilavesi de, Türkiye’de bölge yayıncılığında örnek alınacak nitelikteydi.
Türkiye’deki iletişim fakültelerinde gazetecilik tahsili yapanların, bölge gazeteciliğinin ne olduğunu anlamaları için, o günlerin Avrupa Hürriyet’lerini arşivlerde bulup incelemeleri tavsiye ediliyor.
‘Bir zamanlar’ diye başlayan film isimlerine aşina olduk artık.
Baş rollerini Charles Bronson, Henry Fonda ve Calaudia Cardinale’nin oynadığı, 1960 yapımı ‘Bir Zamanlar Batıda – Once Upon a Time in the West’ adlı filmi defalarca izlemişizdir.
Şimdilerde ise ‘Bir zamanlar Çukurova’ ve ‘Bir zamanlar Kıbrıs’ filmlerini izliyoruz.
Ben de bu isimlerden esinlenerek, ‘Bir zamanlar gazetecilik’ başlığı ile, dünün ve bugünün gazeteciliğini irdeleyeceğim. Kim bilir, belki bir gün bu isim ile de bir film yapılır.
İşte, dünün ve bugünün gazeteciliği…
Eskiden, bir gazeteye 10-15 bin tiraj artırma başarısını gösterenler, gazete patronları tarafından baş tacı yapılırdı. Asparagas gazeteciliği ile 100 bin tiraj alan, geçici hokkabazlar hariç tabii…
1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda, gazeteciliğin mutfağındaki tüm branşlardan anlayan uzman bulmak çok zordu.
‘Yoktu’ demeyip ‘zordu’ dememin nedeni, birilerinin var olduğunu anlatacağım içindir.
Var olan bu uzmanlardan biri, hatta en baştaki, rahmetli Nezih Demirkent’ti.
Hürriyet’in başına getirildiği zaman hem Genel Müdürlüğü ve hem de Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlenmesinin tek nedeni, Demirkent’in yukarıda belirtilen hususiyetlerdi.
Baskı işinden, ilan işine, eleman bulma işinden yazı işlerine ve rakip gözetlemeden dış haber kadrosu oluşturmaya kadar, uzmanlaşmış olan Nezih Demirkent, işte bu özelliği nedeniyle başarılı oluyor ve eline aldığı gazetelere tiraj kazandırıyordu.
Hürriyet’in başına getirildiği zaman, hem Genel Müdürlüğü ve hem de Genel Yayın Müdürlüğü’nü birlikte yürüten Demirken, bir süre sonra, Çetin Emeçleri, Seçkin Türesayları ve Erol Türegünleri medyaya kazandırmış bir usta olarak, ününe ün katmıştı.
Demirkent’in bir de yurt dışı becerisi vardı. Yurt dışı yayınlarını güçlendirmek için, Almanya’da Garbis Keşişoğlu’nu, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’da naçizane şahsımı, İstanbul’daki ekibin başına da Ertuğ Karakullukçu’yu getiren Demirkent, bu konuda da çok başarılı oldu.
Öyle ki, Avrupa yayınlarına daha önce başlamış olan Tercüman Gazetesi’nin, özellikle müteassıp okuyucular sayesinde elde etmiş olduğu tiraja ulaşmak hayal bile edilemiyordu. Yurt dışında kurduğu muhabir kadrosunu geliştiren Demirkent, bizler ile yaptığı istişareler sonrasında atraksiyon üzerine atraksiyon düzenliyordu.
Demirkent, önce, Tercüman’ın ünlü yazarı Murat Sertoğlu’nu kadroya dahil etti. Daha sonra O’nu Avrupa’ya gönderdi. Güreş tefrikacısı ve tarih yazarı olan Murat Sertoğlu ile pansiyon pansiyon dolaşıp okurlarla toplantılar yaptık.
Kadroya alınan bir diğer yazar da, Kıbrıs Türktür Derneği’nin kurucu ve Genel Başkanı olan Hikmet Bil de cabasıydı tabii…
Hollanda’nın en ciddi gazetelerinden NRC Handelsblad, Ertuğ Karakullukçu, garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay üçlüsünün fotoğrafıyla yayınladığı tam sayfa haberinde, ‘Hollanda’da en çok satılan yabancı gazete’ ve ‘Hürriyet:Hollanda Türkleri’nin sesi’ başlıklarıyla yayınlamıştı.
Daha sonra Demirkent, vatandaşla bütünleşmek için, Türkiye’nin o dönem en iyi Hafız ve Mevlithanlarından oluşan bir grubu, başlarında merhum Hacı Hafız ve Mevlithan Nusret Yeşilçay olmak üzere, Almanya, İsviçre, Hollanda ve Belçika’da 28 Mevlit okuttu.
Bu mevlithanlar ile yine pansiyon pansiyon ziyaret ettiğimiz yurttaşlarımıza gereken mesaj verilmiş oldu.
Maalesef, bugün çok kişinin o yıllarda neler yapıldığından haberi bile yok…
Dünya’da sınır ötesinde yayınlanan en yüksek tirajlı, Avrupa’da basın camiasında örnek gösterilen Hürriyet Gazetesi, şimdilerde beceriksiz, konulardan bihaber sözde yöneticiler tarafından batırıldı…
Rahmetli Demirkent döneminin ‘Amiral gemisi’ Hürriyet, şimdi bir ‘sandal’ haline dönüştü.
Çok kişi Nezih Bey ve ekibinin ne yapmak istediğini kavrayamamıştı…
Bugün dahi, basın dünyasında bazıları, bir zamanlar Almanya ve Benelüks ülkelerinde gündemi tayin eden bu ekibin başarısını hazmedemedi, Hürriyet bünyesinde, mevcudu bile devam ettiremeyenler, gazetenin Türkiye ve Avrupa’da yerlerde sürünmesine yol açtılar.
ERTUĞ KARAKULLUKÇU Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi bir şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.
Kimler yoktu ki o zamanki Hürriyet’in yurt dışı kadrosunda. Üstte fotoğrafını göreceğiniz o kadrodaki isimleri hatırlayanlarınız olacaktır: Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)
HÜRRİYET’İN HOLLANDA KADROSU
Hürriyet’in Hollanda kadrosu, İlhan Karaçay’ın başkanlığında 24 kişiden oluşuyordu. Bu kadro, gazetenin Hollanda’da 5 bin tiraja ulaşmasını sağlamıştı. Gazetemizi dağıtan Van Gelderen firması, üzerinde 1.000.000 yazılı özel bez poşetler bastırmış ve okurlara armağan etmişti.
Bugün Türkiye’deki bölge gazetelerinin, o yıllarda Almanya ve Benelüks ekibinin yaptıklarını örnek almaları gerektiğini vurgulamayı da, meslektaşlarıma karşı bir borç addediyorum.
Öndeki sıra soldan sağa:
Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Gorinchem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo), Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle),
(Leiden ???), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen ???) Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ???),
Ali Esmer,
BAKINIZ BİR UZMAN NELER DİYOR Hürriyet’in, Türkiye ve Türkiye dışında büyümesinde baş rol oynayan bir dostuma, yukarıda yazdıklarımı gönderdim ve, ‘Bu yazıma katkıda bulunup yardımcı olur musun?’ diye sordum.
Bakın o dost neler yazdı: ‘Analizinde, özellikle Benelüks ilavesi üzerinde dur. Bu ilave ile sınır ötesi gazeteciliğinde bir çığır açıldı ve Hollanda ile Belçika’daki Türk toplumundaki iş insanlarının reklamları alınmaya başladı. Genel baskılarda kullanılmadığı için, ilan fiyatları çok daha ucuz yapılmıştı. Öyle ya, Hollanda’daki bir firmanın faaliyeti, Almanya’daki okur için ilginç olmayabilirdi. Bu nedenle, ‘Almanya içi ve Almanya dışı’ baskılar yapılıyordu.
Ayrıca Hollanda ve Belçika için daha çok mahalli haber kullanımı mümkün oluyordu.
Ne yazık ki bu ilginç bölge haberciliği, daha sonra iş başına getirilen beceriksiz, gazete yönetiminden bihaber yöneticiler tarafından durduruldu.
Nezih Bey ile yurt dışı yayınlar ekibi, gazete içinde 70’li yıllardaki bir direnci kırarak, Hürriyet’i hakiki anlamda bir bölge gazetesi haline getirdi…
Gazetede bir grup,İstanbul’da yayınlanan Hürriyet’ in, aynen Türkiye’de yayınlandığı gibi, (vefat ilanlarıyla dahi) Frankfurt’ta basılmasınıarzu ediyordu. Halbuki Avrupa’daki yurttaş memleketi ile bağlarını koparmak istemezken, çevre haberleriyle de ilgilenmeğe başlamıştı. Avrupa’ da artık kalıcı olmak isteyenler, yaşadıkları ülkelerin sorunlarını merak etmeye başlamıştı…
Avrupa’da doğan daha sonraki kuşaklar içtimai durumlarını geliştirerek, işadamı, politikacı, Milletvekili ve hatta Bakan oldular. Bu konuda Avrupa’daki Hürriyet çok önemli bir rol oynadı.
70’li, 80’li yılların Hürriyet’i , Türk toplumunun sesi haline gelmiş ve gündemi tayin etmeye başlamıştı. Gazete bir şekilde Türklerin avukatlığına soyunmuştu… Türkiye’deki iletişim fakültelerinde gazetecilik tahsili yapanların, bölge gazeteciliğinin ne olduğunu anlamaları için, o günlerin Avrupa Hürriyet’lerini arşivlerde bulup incelemeleri gerekir. Bir zamanların Türk basınının amiral gemisi, bugün maalesef bir Haliç sandalı haline gelmiş durumda. Dünya’da sınır ötesinde yayınlanan en yüksek tirajlı gazete olan Hürriyet, çoktan İnternational Herald Tribune ve The Financial Times gibi, ülkelerinin dışında da basılan gazeteleri çoktan sollamıştı. Yurttaşlarımız, gazeteyi yalnız günlük haberler için değil, gündemi merak ettiğinden alıyordu. Hürriyet herhangi bir haksızlıkta, vatandaşın yanında oluyordu. Askerlik, emeklilik gibi büyük kampanyalarda da, Avrupa’daki Türklerin sesini Ankara’da duyurmak mümkün oluyordu. Ertuğ Karakullukçu’nun günlük yazıları, vatandaşların haklarını savunuyordu…
Bu da Alman devlet ilgililerini çok rahatsız ediyordu…
Türkiye’ deki o günlerin Alman elçisi ile Almanya’da Federal hükümet ile devlet başkanı da rahatsızlıklarını dile getiriyordu. Almanlar ülkedeki yabancıların politik bilince ulaşmasını, hakkını arama yoluna gitmesini arzu etmiyordu. Hürriyet’in ne kadar doğru yolda olduğu da bu şekilde ortaya çıkmış oluyordu…
Yurtdışında İlhan Karaçay olarak sen, Londra’da Faruk Zabcı ve Fransa’da Muammer Elveren, haber ve röportajlarınız ile, bir zamanların meşhur gezgin yazarı Hikmet Feridun Es’in takipçisi olmuştunuz.’
Hürriyet’in, Nezih Demirkent’ten sonra ikinci büyüğü sayılan dostum, bu yazıma eklemem gerekenleri şöyle sürdürdü:
‘Nezih beyin medyaya kazandırdıkları arasında rahmetli Seçkin Türesay, rahmetli Erol Türegün, rahmetli Ergin İnanç ile rahmetli Tuncer Bicioğlu’ndan da söz et. Nezih beyin Avrupa’ya gönderdiği mevlithanların başındaki rahmetli Hacı Hafız Nusret Yeşilçay çok modern görüşlü biriydi…
Belçika’da NATOkarargahında mevlit okurken, din adamlarına karşı mesafeli duran yüksek rütbeli subayları bile duygulandırmıştı… Sıla’nın Sesi konserlerini de unutma…
Bu işleri gazetede en iyi şekilde organize eden rahmetli Kadıköylü Hulki İlgün’ün de ruhu şad olsun. Avrupa Hürriyet o günün şartlarında, bir çok arkadaşın emekleriyle lider durumuna geldi. Sonradan yönetime gelip, yılların emeğini inkar ederek, yüzbinlerceEuro’yu ceplerine indirenler, acaba bugün utanıyorlar mı? Çok kişi Hürriyet’ in bugün niçin yerlerde süründüğünü, bazı yerlerde bedava dağıtıldığını merak etmiyor. 120 bin net satışa ulaşan Avrupa Hürriyet, çoğu zaman Türkiye’deki matbaaya alınan makineleri finanse ederken, o günlerin patronu Erol Simavi’ye her ay binlerce Mark gelir elde ediyordu.’
İşte böyle değerli okurlarım. Gazetecilikte bir uzman dost, bu analizime eklemem için yukarıdakileri yazmış.
Eh, bunları benim tekrar etmeme gerek yok herhalde?
Hürriyet’e emeği geçenleri bu şekilde sizler de öğrenmiş oldunuz.
GARBİS KEŞİŞOĞLU
Hürriyet’in yurt dışında güçlenmesinde en büyük katkı sahibi olan Garbis Keşişoğlu’ndan biraz uzunca söz etmezsem, büyük bir haksızlık yapmış olurum. Hatta, Keşişoğlu’nun bu konuda, yurdışı güçlenişinin asıl kahramanı olduğunu belirterek…
Garbis Keşişoğlu, Hürriyet döneminden sonra, Asil Nadir’in satın aldığı GÜNAYDIN gazetesinin kadrosunu, Londra’dan rahmetli Nuyan Yiğit ile birlikte kurarken, Brüksel’deki buluşmamızda, şahsımı da Benelüks’ün sorumluluğuna getirdi.
Garbis Keşişoğlu, yurt dışında medya ile ilgili her gelişmeyi yakından takip ediyor, baskı ve teknoloji fuarlarını kaçırmıyor ve medya ile ilgili her toplantıya davetli olarak katılıyordu.
Sabah Gazetesi’ni alan Dinç Bilgin ve Hürriyet Gazetesi’ni alan Aydın Doğan’a da danışmanlık yapan Keşişoğlu, şimdilerde Miami’de yaşıyor.
Benim gibi, ilerlemiş yaşına rağmen medyadan kopamayan Keşişoğlu, pek çok gazete patronunun arayıp danıştığı bir uzman olduğu gibi, DÜNYA Gazetesi’ne de yazmaya devam ediyor.
Keşişoğlu’nun DÜNYA’da en son olarak yayınlanan yorumu, bana yukarıdaki yazıyı yazma fikrini verdi.
Keşişoğlu, yakından takip ettiği ABD Medyasını yazmış. Bir zamanlar Türkiye’de basının rotasını belirleyen Garbis Keşişoğlu, şimdilerde ABD basınını da şekillendirmeye çalışıyor.
Türkiye’de medya yöneticilerinin, yukarıdaki yazıda sözünü ettiğim bireylerden öğrenecekleri çok şey var.
Çok şey öğrenerek ve beğenerek okuduğum o yazıyı sizlere de sunuyorum.
ABD basını tartışıyor: Pandemi sonrası yenilenme şart, ama bu nasıl başarılır
Pandemiden sonra geleneksel basının nasıl şekilleneceğine dair tartışmalar, Amerikan medya çevrelerinde yoğunluk kazandı. Yakın geleceğe ilişkin beyin fırtınalarında ağırlıklı görüş, sosyal medyanın giderek daha fazla belirleyici olacağı…
“Z” kuşağına gazete okutmanın neredeyse olanaksız olduğunda birleşiliyor ve geleneksel gazeteciliğin sosyal medya olanaklarından yararlanma yollarını hayata geçirmesi gerektiği vurgulanıyor. İlginç bir gelişme, The Wall Street Journal bünyesinde yaşandı…
Nüfus yapısındaki değişim, medyayı da etkiliyor
21. yüzyıl gazeteciliğinde, “Medya Çarı” diye bilinen Rupert Murdoch’un sancak gemisi The Wall Street Journal’ın ayrıcalıklı bir yeri var: The News grubu içinde para kazanan tek gazete.
Ama bu trend daha ne kadar devam edecek? Temel sorun şurada:
Amerikan toplumunun demografisi hızla değişiyor. Son yıllarda, Meksika hududundan akın eden Orta Amerikalılar Afrika’dan gelen siyahlar ve Asyalılar nedeniyle toplumda önemli değişiklikler oldu. Hispaniklerin oranı yüzde 19’a, Siyahlarınki ise yüzde 14’e yükseldi. Buna karşılık, Amerika’nın kuruluşunda önemli katkıları olan İrlanda, İskoç, İngiliz ve İtalyan asıllılarının oranları, gittikçe azalıyor. Bu yüzden abone sayılarında beyaz üyelerin payı giderek azalıyor ve o nedenle de yeni aboneler bulmak güçleşiyor.
Murdoch, geleceği okumak için raporlar hazırlatıyor
Durumun farkına varan 90 yaşındaki Murdoch, 2007 yılından beri yazı işleri bünyesinde gelecek ile ilgili raporlar hazırlatıyor. The Wall Street Journal, her sabah Murdoch’ un ilk okuduğu yayın olduğundan, gazetenin geleceği ile yakından ilgileniyor ve tavsiyelerde bulunuyor.
Wall Street Journal, diğer Amerikan gazetelerden çok önce, 1996’da dijital edisyonu için ödeme duvarını koymuş ve dijitale öyle giriş yapmıştı. Yani bedava okumaya izin vermedi. Oysa aynı yıllarda, bugünün lider gazetesi The New York Times, iş planlarında haberlerin ücretsiz olmasını savunuyordu… Başka bazı gazeteler de bunda ısrar ettiklerinden kapanma mecburiyetinde kalmışlardı. Wall Street Journal 1300 kişilik yazı işleri kadrosu ile para kazanmaya devam ederken, inovasyonu da hiç ihmal etmedi.
Kadın gazeteci yönetiminde 150 kişilik ekiple 250 sayfalık rapor
2018’de grupta 20 yıl çalışmış olan Matt Murray genel yayın müdürlüğünü üstlendi ve eski aboneleri rahatsız etmeden yenilikleri uygulamaya koymaya başladı. Ayrıca yeni dijital aboneler için bir strateji geliştirme ekibi kurdu. Bunun başına da Murdoch’un onayıyla, New York Times ‘da uzun yıllar önemli görevlerde bulunmuş olan bir kadın gazeteciyi, Louise Story ‘i getirdi.
Story’in ekibindeki 150 yazı işleri elemanı; gazetenin geleceği, politikasının nasıl olması gerektiği, sosyal medya trendlerinden nasıl yararlanılabileceği gibi konuları içeren kapsamlı ve radikal bir rapor hazırladı. 209 sayfalık rapor önce genel yayın müdürü Murray’in masasına konuldu.
…ve Murdoch’un sancak gemisinde gelecek için savaş başladı
Fakat Murdoch’un sancak gemisinde beklenmedik bir gelişme oldu; adeta savaş patladı:
Her türlü yetkiye sahip, geleceğin genel yayın müdürü gözüyle bakılan Story ‘nin raporu, genel yayın müdürü Murray ile Murdoch’un CEO olarak iş başına getirdiği Hollanda asıllı Almar Latour’un arasını açtı. Latour raporu benimserken yazı işlerindeki bazı gazeteciler eleştirilerden ve radikal önerilerden rahatsız oldu. Daha ılımlı bir yenilikçilik çizgisinden yana duran yayın yönetmeni Murray da bu grubun eğilimini benimsedi.
Olayın ucu şuraya uzanıyor: Amerika’da polisin öldürdüğü siyahi George Floyd olayından sonra, Wall Street Journal yazı işlerindeki bir kısım gazeteciler bir araya gelerek, gazetenin bazı olaylarda rakiplerinin gerisinde kaldığını, ırkçılık olaylarının göz ardı edildiğini iddia ettiler.
Kadın okura, gençlere, sosyal adalete, ırkçılığa dikkat
Story’nin raporunda da bu hususa dikkat çekildi. Bunun yanında;
– Yeni kadın okuyucuların, Beyaz olmayan genç iş insanlarının sorunlarına gazetedeki hikayelerde yeterince yer verilmediği ifade edildi.
– İçeriğin bu gözle ve daha sıkı biçimde gözden geçirilmesi tavsiye edildi.
– Haberlerde sosyal adalete özen gösterilmesi ve gelir dağılımındaki adaletsizliklere yer verilmesi önerildi.
Rapor üzerine, yazı işleri iki gruba ayrıldı…
Rapor, mesafeli bakan yayın yönetmeni Murray ile sahiplenen yayıncı Latour arasındaki rekabeti de körükledi.
Raporun verilmesinden bir ay sonra, grubun CEO‘su Will Lewis istifa etti.
Geleneksel reflekslere ters düşmeden yenilik yapma hüneri
Gelişmeler açıkça ortaya koydu ki, News Corp.‘un yenilenmeye ihtiyacı var. The Wall Street Journal dışındaki grup unsurları, geçen yıl bir milyar yüz milyon dolar kaybetti.
The Wall Street Journal’in içeriğinde değişiklikler yapılmasının gerekliliğinde herkes hemfikir… Fakat sorular var: Değişiklikler özellikle eski abonelere nasıl kabul ettirilecek? Gençler ve özellikle geleceğin okuyucuları olmaları hesap edilen “Z” kuşağının reaksiyonu ne olacak? Bu arada ırkçılıkla ilgili hikâyelere el atıldığında, müesses nizamı temsil eden beyazların gazeteye karşı tutumu nasıl şekillenecek? Gazetenin köklü geleneksel refleksleri çerçevesinde, önerilen yenilikleri mevcut ve yeni abonelere kabul ettirmek, anlaşılan o ki bir tür sihirbazlık hüneri gerektirecek.
Doğru teşhis tamam, şimdi sıra tedaviyi hayata geçirmekte
Amerikan basını bir dönüm noktasında… Toplum içindeki çeşitliliğe ayak uydurmak gerekiyor. Başka çıkış yolu yok. Yeni dijital yayınlar için işler daha kolay. Ama uzun yıllardır yazılı basında önemli bir pozisyona sahip olan The Wall Street Journal gibi bir köklü gazetenin işi oldukça zor.
Gazete, hiç olmazsa doğru teşhisi koymuş, şimdi doğru tedavinin araştırmalarını yapıyor.
600 kişiye sorulan, ‘Müslüman nefreti ve ayrımcılığı konusunda
ne yapılmalı?’ sorusuna 225 katılımcının verdikleri cevaplar.
‘Müslüman nefreti ve ayrımcılıkla mücadele etmek için ne yapılabilir?’ sorusu, geçtiğimiz ocak ayında yapılan bir anketteki sorulardan biriydi.
600 kişiye gönderilen bu soruyu toplam 225 katılımcı yanıtladı.
Republiek Allochtonie Başkanı Ewoud Butter’in 20 A4 sayfasında toparladığı anketi, ben de sizler için Türkçe olarak düzenledim.
Konunun Hollandaca metnini bu yazının sonunda bulabilirsiniz:
Yazımı, dünyanın çeşitli yerlerinde islamofobiye karşı yapılan protesto fotoğrafları ile süsledim.
Çok uzun ama, dosya olarak saklanılması gereken bir araştırma.
İlhan KARAÇAY
Anket, ‘İslamofobi veAyrımcılığa Karşı Kollektif’ ve ‘Emcemo’ tarafından yaptırıldı. Anket için 600 kişiye baş vuruldu. Kendilerine Müslüman ayrımcılığına ilişkin deneyimleri ve Müslüman ayrımcılığına karşı yapılabilecek olası müdahaleler hakkında sorular yönetildi.
Ankette, katılımcılara, geçtiğimiz yıl yayınlanan, ‘İslamofobiye Karşı Manifesto’dan alınan bazı önlemler sunuldu . Ayrıca, seçim programlarından bazı noktalar da dile getirildi. Ankete katılanların büyük bir çoğunluğu en çok şu konulara önem verdiklerini belirttiler:
Aşırı sağcı radikalleşmeye daha fazla ilgi,
Anayasaya aykırı kanun tasarılarının yargı denetimi,
Daha fazla araştırma,
Müslüman ayrımcılığının polis tarafından kaydedilmesi,
Kampanyayı bildirme istekliliği,
Ulusal bir eylem planı,
Bir ulusal koordinatörün atanması.
Ankete katılanlardan küçük bir çoğunluk, burka yasağının kaldırılmasından ve camilerin güvenliği için ekstra paradan yanaydı.
Ayrıca, katılımcılara tedbirler için ek fikirleri olup olmadığı soruldu. Çoğunluğu Müslüman olan 225 katılımcı, somut önerilerle yanıt verdiler. Politika yapıcılar ve ayrımcılıkla mücadele etmek isteyen müslüman kuruluşlar için, ilham verici olabilecek zengin bir fikir listesi oluştu. Aşağıdaki önerileri tam anlamıyla ve olabildiğince yorum yapmadan sıralayacağız. Bu nedenle, bireysel tekliflerin istenebilirliği veya uygulanabilirliği hakkında herhangi bir açıklama yapmayacağız.
Katılımcıların bazılarının, bir öneri hakkında farklı düşündükleri anlaşıldı.
1. Müslüman ayrımcılığını hedefleyen genel politika veya özel politika ne olmalı?
Müslüman ayrımcılığına odaklanmamak
Her tür ayrımcılığa dikkat etmek önemlidir. Ama tek bir ayrımcılık biçimine odaklanmamalı ve dayanışma teşvik edilmeli. İyi bilinmeli ki, tüm ‘gruplar’ ayrımcılık ve dışlanmanın hem kurbanı hem de failleri olabilirler.
Terimin, özellikle ayrımcılık kısmına odaklanmalı. Hem anti-Semitizm hem de Müslüman ayrımcılığı, kamusal söylemde ayrımcılık ve ırkçılık olarak kategorize edilmelidir.
Müslüman ayrımcılığının vahşice yayılmasına ilişkin ayrı bir başvuru noktası olmadığı için, discriminatie.nl’yi kullanmak lâzım.
Müslüman ayrımcılığına özellikle dikkat edilmeli
Müslüman ayrımcılığına özel dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Zira bu, pek çok Müslümanın yaşadığı bir dışlanma biçimidir. Ayrıca bu, kurumsallaşmış bir ayrımcılık biçimidir. Örneğin, Müslümanların haklarını ret etmek isteyen PVV, Forum ve SGP gibi partilerin meclisteki varlığına bakılması lâzım. Ancak burka yasağı veya Pocob gibi, pratikte sadece Müslümanları hedef alan yasa önerilerine de dikkat etmek lâzım.
Müslüman nefreti / ayrımcılığı, tıpkı anti-Semitizm’de olduğu gibi cezalandırılmalıdır.
2. Yönetim: İyi bir örnek verilmeli
Kapsayıcı politikalar uygulayın
Devlet, İslam’ın Hollanda toplumunun bir parçası haline geldiğini duyurmalı.
Bu artık bir tartışma konusu değil, bu 1 milyon Hollandalı Müslüman için gerçektir.
Devlet, kapsayıcı dil kullanımını teşvik etmeli.
Başbakan, Müslümanlar da dahil olmak üzere, tüm azınlıkların önemli bayramlarına olumlu bir yaklaşımda bulunmalıdır.
DEvlet, camiler dahil olmak üzere, İslami kuruluşlarla çalışmalıdır.
Irk ve doğum yeri ne olursa olsun, herkes için zorunlu bir entegrasyon kursu ve katılım şart olmalı. Aksi takdirde, beyaz olmayan vatandaşlar için ayrımcı ve ırkçı katılım beyanı kaldırılmalıdır.
Bazı İslam bayramları ulusal bayram ilân edilmelidir.
Müslüman karşıtı yönetim durdurulmalıdır
Devlet olarak, Müslümanları anayasal özgürlüklerinde kısıtlayan, dışlayan veya damgalayan Müslüman karşıtı politikayı durdurun. Örneğin, Cornelius Haga Lisesi’ne karalama, camilere dış finansman yasağı, hafta sonu okullarıyla mücadele etme arzusu, burka yasağı ile devletin kendisi Müslüman ayrımcılığının itici gücü olur.
3 Müslüman Ayrımcılığının Önlenmesi
Çeşitlilik politikası / Müslümanların temsilini teşvik etmek
Siyasette daha çok Müslümanın yer alma zamanı geldi.
Müslümanlar medyada daha çok görünmelidir.
Öğretim kadrosunda daha çok çeşitlilik.
İş dünyasının tepesinde, Müslümanlar da dahil olmak üzere daha fazla çeşitlilik.
Polis teşkilatında ve TV’lerde daha çok başörtülü kadın vs.
Kurbanların sesi daha çok duyurulmalı. Ayrıca kurbanlar, kararların alındığı masaya oturabilmeli ve kendi bakış açısını sunabilmelidirler. Özellikle Müslüman kadınlar, çoğu zaman ayrımcılığın ilk hedefi oldukları için.
Medyada sadece ‘liberal’ veya ‘laik’ Müslümanları değil, aynı zamanda ‘ortodoks Müslümanlar’ da konuk edilmeli.
Tüm Müslümanların ‘muhafazakar’ ve ‘farklı’ olmadığı vurgulanmalı. Bu ‘biz-onlar’ düşüncesini artırır. Hafif ve az Ortodoks olan Müslümanlara, daha fazla ilgi ve destek verilmeli.
Müslümanlar hakkında başka hikayeler sunun. İnsanların aynı yaşam sorunları ve kaygıları ile mücadele ettiğini öğrendiğinize dayanarak, Müslümanların hem benzerliklerini hem de muhtemelen belirli benzersizliğini gösteren daha kişisel portreler, genellikle aynı değerlere değer verir, ancak kısmen bunlarla uyumu sağlamak için yol gösterici farklı standartlar bulur. değerler. Müslümanların ‘öteki’ olarak istisnasızlaştırılması, arka plan olarak İslam’ın var olduğu hikayeler ön planda değil / sorunsallaştırılmamış.
Müslümanlar arasındaki çeşitliliği vurgulayın. Görüşler, gelenekler, alışkanlıklar, kökenler, yaşam tarzı ve dini yorumlar açısından farklılık gösteririz. Biz insan gibiyiz. Ayrıca ‘Müslüman’ sahip olduğumuz pek çok kimlikten sadece biri. Bazıları için bu diğerlerinden daha önemlidir.
Eğitim, öğretim ve öğretimde Müslüman ayrımcılığına karşı mücadele
İlkokullarda, ortaokullarda, öğretmen yetiştiren kolejlerde ve öğretmen yetiştirme kurslarında Müslüman ayrımcılığına daha fazla ilgi
Eğitimde ve öğretmen eğitiminde kapsayıcılığa (kapsayıcı didaktik ve pedagoji) daha fazla dikkat. 4 ila 18 yaş arası vatandaşlık ve yurttaşlık bilgisi zorunludur – nitelikli öğretmenler tarafından öğretilir
İslam’ın Hollanda’nın bir parçası olduğu eğitimde sabitlenmelidir. Avrupa’daki uzun İslam tarihi hakkında bilgi eksikliği yabancı düşmanı tavra katkıda bulunuyor.
Karşılıklı anlayışın daha fazla olması için yaşam felsefesi (tüm din ve inançların) zorunlu bir konu haline gelmelidir.
Müslümanları damgalayan öğretim materyalleri de dahil olmak üzere tüm damgalayıcı öğretim materyallerine eleştirel bir gözle bakın
(Müslüman) ayrımcılığına zorbalık muamelesi yapın. Zorbalık zararlı olabilir. Zorbalığın kabul edilmediği güvenli bir ortam sağlayın.
Biz duygumuzu güçlendirmek için kapsayıcı eğitime daha fazla yatırım yapın (VO-MBO-HBO)
Eğitim ve iş dünyasına, gençlere / çalışanlara / verenlere Müslüman ayrımcılığının ne olduğunu ve bununla doğrudan nasıl mücadele etmeleri gerektiğini gösteren bir araç seti tanıtın.
Çeşitli konferanslar, diyaloglar, e-öğrenme ve sabit politika yoluyla okullarda, şirketlerde ve belediyelerde farkındalık yaratın.
Müslüman ayrımcılığı, iktidar konumundaki çoğu insanın (artık) hiçbir hissiyatının olmadığı veya hatta bundan tamamen şüphelendiği bir dışlama biçimidir. Kültürel duyarlılık önemlidir, ancak genel olarak dini duyarlılık ve özel olarak da İslam’a karşı önemlidir.
Yetişkinlerin, inancınıza dayalı ayrımcılığın eğitim yoluyla yaratabileceği etkinin farkına varmalarına izin verin.
Çalışma ortamında kurumsal ırkçılığa ve İslamofobiye daha fazla dikkat edilmelidir. Çeşitli çalışma alanlarında girişimcileri, İK personelini ve personeli bilgilendirmeyi ve eğitmeyi düşünün.
Anonim başvuru ve kota
İsimsiz iş başvuruları yoluyla Müslümanların istihdamını teşvik edin.
Üst mevkilerde kadınların terfisi için birkaç yıldır kararlaştırıldığı gibi bir kota uygulanmalıdır.
Müslümanların medyada damgalanması ve temsil edilmesine daha fazla ilgi
Medyayı Müslüman nefret ve ayrımcılığa karşı mücadeleye dahil edin
‘Siyaset’ ve ana akım medyada dil kullanımı ve ‘çerçeveleme’ konusunda farkındalık üzerinde çalışmak; örneğin Müslüman teröristler gibi terimler kullanılırken;
Görsel malzeme kullanımına dikkat edin. Basmakalıp resimlerden daha az yararlanın, her zaman Burka’daki Müslüman bir kadının fotoğrafına Müslümanlar hakkında bir metin eklemeyin
Medyadaki İslam’ı, alakasız olduğunda olumsuz şeylerle ilişkilendirmeyi bırakın. “İslam” genellikle sorumlu değildir, ancak yıkıcı gündemleri için İslam’ı gasp eden kişiler veya gruplardır.
Medyada İslam’ı bir milliyetle ilişkilendirmeyi bırakın. Kültür ve din iki farklı şeydir.
Yeni (kendi) enstitüleri
Anti-Semitizmi, homofobiyi ve cinsiyetçiliği gündeme getiren güçlü çıkar grupları var. Henüz bu profesyonel organizasyonlara sahip değiliz. Hepimiz bunun, örneğin Meld Islamophobia gibi bir organizasyona sponsor olarak gerçekleşeceğinden emin olalım, böylece bağımsız olarak faaliyet gösterebilsinler (devam etsinler).
Müslümanların seslerini duyurabilecekleri kendi yayıncıları olmalıdır.
İlginç olun. Ayrıca kendi çevrenizdeki ayrımcılıkla mücadele edin
Müslümanlar olarak, kendi çevremizde, örneğin kadınlar, siyahlar, inançsızlar, eski inananlar veya başka türlü inananlar gibi ayrımcılığa karşı daha net bir pozisyon alırsak, Müslüman ayrımcılığına karşı daha güvenilir bir pozisyon alabiliriz.
Eklemek ve örneklendirmek gerekirse, henüz Müslüman olmadığım zaman Müslümanlar tarafından, daha sonra Müslüman olduğum için Müslüman olmayanlar tarafından ve sonra da diğer Müslümanlar tarafından ayrımcılığa uğradım çünkü zaten asla gerçek bir Müslüman olmayacaktım. Her şeyi ayrımcılık olarak deneyimliyorum.
Kendimiz için daha kesişimsel hale gelmeli ve örneğin kendi organizasyonlarımıza daha eleştirel bakmalıyız. Kuruluşların% 95’i etik çizgide örgütlenmiştir ve kadınlar yönetim kurulu düzeyinde neredeyse hiç katılmamaktadır. Bu değişmeli.
Al Nisa, SPEAK ve Meld Islamophobia gibi kadın örgütlerine ve Maruf gibi örgütlere çok daha fazla platform vermeliyiz.
Etkileyicilerin dağıtımı
Sadece Müslümanları değil, aynı zamanda Müslüman nefretine karşı sesini yükseltmek isteyen gayrimüslimleri (ünlüleri) arayın.
Politikacılar, medya ve ünlülerin örnek bir rolü var. Ayrımcılığa ve ırkçılığa (her ne şekilde olursa olsun) karşı çok daha açık bir duruş sergilemesinin çok faydası olacaktır.
Müslüman olmayanlara ve Müslümanlara İslam hakkında daha fazla bilgi
Daha da önemlisi, bu ülkedeki diğer vatandaşları İslam ve ayrımcılık konusunda eğitmek için Müslüman topluluğun açık bir inisiyatifi var.
Bilinmeyen sevgiyi göstermez ve Müslümanların da kendi dinleri hakkında daha fazla bilgi edinmeleri gerekir.
Gençleri İslam hakkında eğitmek (asmak) için (gençlik) imamları kullanın.
Diyalog
İnsanları birbirleriyle daha fazla temasa geçirmemiz gerekiyor. O zaman pek bir fark olmadığı keşfedilecektir. Hepimiz insanız ve insanca muamele görmeyi diliyoruz.
Farklı nüfus gruplarını birbirleriyle temasa geçirerek, azaltılmış ayrımcılık ve fırsat eşitsizliğine odaklanın. Araştırmalar, Müslüman arkadaşları olan gayrimüslim gençlerin daha az damgalayıcı görüşlere sahip olduğunu gösteriyor.
Örneğin cami ziyaretleri yoluyla değişim düzenleyin.
Farklı topluluklar arasında etkileşimli yollarla köprüler kurun; “öteki” nin hiç de korkutucu olmadığını gösterin.
Çok kültürlü, gayri resmi buluşma yerleri için bütçe ayırın.
Ayrıştırmayı caydırın. Bu eğitimde zaten başlar: özel din eğitimine izin verilir, ancak buluşma, karşılıklı anlayış ve benzerleri için uygun değildir.
Sanat, kültür, tiyatro
Her şeyi ağırlaştırmayın, empatiyi teşvik edin ve hayal gücünü, sanatı, kültürü ve mizahı kullanın. Örneğin, Najib Amhali ve Ali B.
Bilgiyi artırın: daha fazla araştırma yapın
Devletin dini profillemesinin istenmeyen etkilerini araştırın
Müslüman nefretini kimin desteklediğini araştırın.
Müslümanlar da dahil olmak üzere dini grupların topluma sosyal ve ekonomik katkısının ne olduğunu araştırarak netleştirin.
Müslüman ayrımcılığının nedenleri vardır. Araştırmalar, artan Müslüman ayrımcılığının nedenlerini, bunda kimlerin rol oynadığını ve bunun nasıl önlenebileceğini ortaya çıkarabilir.
İslam fobisinin ve Müslüman ayrımcılığının kimliğini korumayı seçen gençler üzerindeki sonuçları ve bunun topluma katılımı ne ölçüde engellediği araştırılmalıdır.
Gizemli misafirleri içeren daha fazla araştırma yapın veya aynı kişiyi bir Müslüman ve bir Müslüman olmayan olarak başvurarak yapın. Bu, sorunun nerede olduğunu netleştirir.
Doğruluk kontrolü yapın. Bazı siyasetçiler ve medyaya gerçeklerle daha çok mücadele edilmelidir.
Karşı radikalleşme: En büyük İslamofoblar aşırılık yanlılarıdır
Müslümanlar olarak İslamcılığa, cihatçılığa dikkat etmeye devam etmeliyiz. Son grupların en mahvolanı biziz. Hepimizin düşmanı onlar. Bu tür bir aşırılık, daha büyük gruba karşı nefret uyandırabilir.
Konunun yabancı bir ülke / menşe ülke veya yabancı politikacılar tarafından ele geçirilmesine izin vermeyin
Müslümanlar olarak, Körfez ülkeleri gibi İslamofobiyi kendi siyasi amaçları için gasp eden ve kullanan yabancı hükümetlere veya savunma gruplarına karşı tetikte olmalıyız. Bundan uzak durmalıyız. Topluluklar olarak, örneğin camilerin finansmanı konusunda eleştirel bir bakış açısına sahip olmalı ve şeffaf olmalıyız.
Fas ve Türkiye gibi ülkeler diasporalarını kontrol altında tutuyorlar ve bunun tersine, diaspora bazen Hollanda’da bu ülkelerin (İslami) rejimleriyle ve politikalarıyla kasıtsız olarak ilişkilendiriliyor. Bundan ayrılabilmeliyiz. Bu nedenle Hollanda, istenmeyen bir durum olması halinde Hollandalıların ikinci vatandaşlıklarından vazgeçmelerine izin vermeleri için Türkiye ve Fas gibi ülkelere baskı uygulamalıdır.
4. Rapor edin ve kayıt olun
Raporlamayı teşvik edin
Ayrımcılığın bildirilmesi, sorunun ölçeğinin bir resmini elde etmek için önemlidir. Ayrıca Müslüman nefretini normalleştirmemeliyiz. Bu nedenle olayları bildirmek için birbirimizi teşvik etmeliyiz
Müslüman ayrımcılığını bildirme eşiği düşürülmeli ve okulda, işyerinde veya belediyede bu tür sorunları ciddiye alan ve bunu bildirmek için yeterince güvende hissettiğiniz bir kişi bulunmalıdır.
Bilgi uçuranları koruyun. Şimdi, örneğin hükümette ve iş dünyasında suistimaller duyurulmuyor çünkü ihbarcılar kendilerini güvende hissetmiyor.
Polis Müslüman ayrımcılığını ciddiye almalı
Polis, Müslüman ayrımcılığını ayrı olarak yeniden kaydetmelidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Ne yazık ki, sorun çoğu zaman insanların suçu bildirmekten çekinmemesi gerçeğinde yatmaktadır çünkü polis bunu ciddiye almamaktadır. Bu nedenle bir kültür değişikliği gerçekleşmelidir.
Polis teşkilatı içinde etnik profilleme de daha kesin olarak reddedilmelidir.
5 Mevzuat ve uygulama
Ayrımcı yasa tasarıları, anayasaya karşı bir hakim tarafından test edilebilmelidir. Bu aynı zamanda parti programları ve seçim programlarındaki ayrımcı öneriler için de geçerlidir.
Politikacılar için diğer vatandaşlarla aynı yasalar geçerli olmalıdır
Sosyal medyada ayrımcı siyasetçilere isim verme ve aşağılama
Politikacılar için, politikacıların anti-Semitik, ırkçı veya Müslüman karşıtı açıklamalarda bulunmalarına izin verilmediğini açıkça ortaya koyan bir davranış kuralları olmalıdır.
Facebook, Instagram vb. Platformlar aşırı ifadeleri kaldırmalıdır. İnternette potansiyel olarak suç oluşturan ifadeleri arayan ve ardından bu kişileri yargılayan bir Gerçek Zamanlı İstihbarat Merkezi oluşturun. “
Sosyal medya kullanıcılarına üçüncü taraf tepkilerini (yorumları) ılımlı hale getirmek için itirazda bulunun.
Eşit muamele:
İslam’ın bir din değil, bir ideoloji olduğu hikâyesine karşı daha fazla tavır almalıyız. İslam bir dindir ve Müslümanlar diğer dini gruplarla aynı haklara sahiptir.
Herkes Hollanda’nın özgür bir ülke olduğunu ve herkesin olmak istediği kişi olabileceğini haykırıyor, ancak İslam hakkında konuştuğumuzda bu sona erecek gibi görünüyor! Sonra birdenbire giyim veya ne söyleyebileceğinizle ilgili her türden kural ortaya çıktı. ‘Özgürlük’ kelimesini garanti edemezseniz ikiyüzlü davranışı durdurun. Müslümanların diğer Hollandalılarla aynı şekilde görülüp muamele görmesini isterim.
Küfürü yasaklamak mı yoksa yasaklamak mı?
İfade özgürlüğü harika bir şey, ancak nefret söylemine ve şiddete teşvik edilmesine izin verilmiyor. Birine ve / veya birkaç kişiye / millete kökeni veya dini nedeniyle hakarete uğradığında da çok daha eleştirel bakmak gerekir. İnanç nedeniyle hakaret etmek ifade özgürlüğü değildir.
Medya aracılığıyla İslam’ı damgalamak ve kışkırtmak yasaklanmalıdır. Bu ifade özgürlüğünün dışında. İslam’ı ve peygamberi sevmeyebilirsiniz ama peygambere azarlarsanız bunun milyonlarca insanı etkileyeceğini biliyorsunuz. Bu, kaosa, nefrete ve yıkıma ve muhtemelen birçok sosyal hasara neden olan isyanlara yol açabilir. Bundan kaçınılmalıdır.
Dayanıklılığımıza yatırım yapmalı ve hemen şikayet etmemeli veya bildirimde bulunmamalıyız. İslam adına çok güzel şeyler oluyor ama maalesef bir çok kötü şeyler de oluyor. Bu nedenle İslam hakkında şiddetli tartışmalar çok kültürlü, aşındırıcı bir topluma aittir. Hollanda toplumunun çoğunluğu (% 95) Müslüman değil, İslam’a katılmıyor ve tüm fikirlerin ve inançların alay edilmesi gerektiği fikriyle büyümüştür. Eğer gücenmiş hissedersen, ısır, şaka yap ya da kaymasına izin ver.
Cezalandırmak
Savcılık, Müslüman ayrımcılığını daha ciddiye almalıdır. Günümüzde Müslüman ayrımcılığı davası nadiren mahkemeye çıkıyor. Bu aynı zamanda diğer ayrımcılık türleri için de geçerlidir.
İnançları nedeniyle insanları reddeden işverenler cezalandırılmalı ve devlet sözleşmesi alamazlar
Damgalayan şirketlerin ve medyanın isimlendirilmesi ve utandırılması (Müslümanlar)
Cezadan daha önemlisi, önce ayrımcı kişiyle konuşun ve insanlık dışı yorumunun yaptığı zararı gösterin. Kişi yine de davranışını değiştirmeyi veya özür dilemeyi reddediyorsa, bu polisin sorunudur (görevlerine hazır olmaları şartıyla).
****************************************
Wat te doen tegen moslimhaat en moslimdiscriminatie?
De suggesties van 225 respondenten
Wat kan er gedaan worden om moslimhaat en moslimdiscriminatie tegen te gaan? Dit was een van de vragen in een verkennende peiling die in januari was uitgezet. In totaal gaven 225 respondenten een antwoord op deze open vraag. Het leverde 20 A4’tjes aan interessante suggesties op. In dit artikel geeft Ewoud Butter, geclusterd, een samenvatting van deze suggesties.
De verkennende peiling was uitgezet in opdracht van het Collectief tegen Islamofobie en Discriminatie en Emcemo. Ruim 600 respondenten namen deel. Er werd gevraagd naar ervaringen met moslimdiscriminatie en naar mogelijke interventies die tegen moslimdiscriminatie genomen zouden kunnen worden.
In de peiling werden aan de respondenten enkele maatregelen voorgelegd die afkomstig waren uit het vorig jaar gepubliceerde Manifest tegen Islamofobie. Daarnaast kwamen enkele punten uit verkiezingsprogramma’s. Een ruime meerderheid van de respondenten gaf aan belang te hechten aan:
meer aandacht voor extreemrechtse radicalisering,
toetsing van wetsvoorstellen aan de grondwet door de rechter,
meer onderzoek,
registratie van moslimdiscriminatie door de politie,
campagne voor meldingsbereidheid,
een nationaal actieplan,
een nationaal coördinator aanstellen.
Een kleinere meerderheid was voorstander van de afschaffing van het boerkaverbod en extra geld voor de beveiliging van moskeeën.
Daarnaast vroegen we de respondenten of ze nog aanvullende ideeën voor maatregelen hadden. Hierop antwoordden 225 respondenten, voornamelijk moslims, met concrete suggesties. Het is een rijke lijst aan ideeën geworden, die inspirerend kunnen zijn voor beleidsmakers en voor organisaties die (moslim)discriminatie willen tegengaan. Ik geef de suggesties hieronder geclusterd, zoveel mogelijk letterlijk en zonder commentaar weer. Ik doe dus ook geen uitspraken over de wenselijkheid of de haalbaarheid van afzonderlijke voorstellen. Soms wordt uit de antwoorden duidelijk dat respondenten (totaal) verschillend over een aanbeveling denken.
1.Algemeen beleid of specifiek beleid gericht op moslimdiscriminatie?
Focus niet op moslimdiscriminatie
Aandacht voor alle vormen van discriminatie is goed, maar focus niet op 1 vorm van discriminatie, maar bevorder solidariteit. Het is goed te beseffen dat alle ‘groepen’ zowel slachtoffer als dader kunnen zijn van discriminatie en uitsluiting.
Richt je vooral op het discriminatie gedeelte in de term. Zowel antisemitisme als moslimdiscriminatie zou in het publieke discours onder de grote noemer van discriminatie en racisme geschaard moeten worden. Zo kun je mensen duidelijk maken dat het hier over medemensen gaat en geen gezichtsloze groep die de wereld bestuurt of i.d.
Geen apart meldpunt moslimdiscriminatie (wildgroei), maar gebruik maken van discriminatie.nl.
Geef wel specifieke aandacht aan moslimdiscriminatie
Specifieke aandacht voor moslimdiscriminatie is nodig. Het is een vorm van uitsluiting die door veel moslims wordt ervaren. Daarnaast is het een geïnstitutionaliseerde vorm van discriminatie. Kijk bijvoorbeeld naar de aanwezigheid in de Tweede Kamer van partijen als de PVV, Forum en SGP die moslims rechten willen ontzeggen. Maar kijk ook naar wetsvoorstellen als het boerkaverbod of Pocob dat in de praktijk alleen op moslims is gericht.
Moslimhaat/discriminatie moet net zo bestraft worden als dat (terecht!) het geval is bij antisemitisme.
2. Beleid: geef het goede voorbeeld
Voer inclusief beleid
Straal als overheid uit dat de islam een onderdeel van de Nederlandse samenleving is geworden. Dit is geen punt van debat meer, dit is met 1 miljoen Nederlandse moslims een gegeven.
Stimuleer inclusief taalgebruik door overheden.
De premier moet op een positieve manier aandacht besteden aan belangrijke feestdagen van alle minderheden, dus ook moslims.
Werk als overheid samen met islamitische organisaties, waaronder moskeeën.
Een verplichte inburgeringscursus en participatieverklaring voor iedereen ongeacht van ras en geboorte plaats. Zo niet, dan de discriminerende en racistische participatieverklaring voor niet-witte burgers afschaffen.
Maak van een aantal feestdagen van de islam nationale feestdagen.
Stop met anti-moslimbeleid
Stop als overheid met het anti-moslimbeleid dat moslims beperkt in hun grondwettelijke vrijheid, uitsluit of stigmatiseert. De overheid is zelf aanjager geweest van moslimdiscriminatie met bijvoorbeeld de hetze tegen het Cornelius Haga Lyceum, het verbod op buitenlandse financiering van moskeeën, het willen aanpakken van weekendscholen, het boerkaverbod etc.
3.Voorkomen van moslimdiscriminatie
Diversiteitsbeleid/ bevorder representatie van moslims
Het is tijd voor meer moslims in de politiek
Meer zichtbare moslims in de media.
Meer diversiteit in het lerarenkorps.
Meer diversiteit, waaronder moslims, in de top van het bedrijfsleven
Meer vrouwen met hoofddoek bij de politie, op tv etc..”
Veel vaker de stem van de slachtoffers laten horen. Zij moeten ook aan tafel kunnen zitten waar de besluiten genomen worden en hun perspectief weergeven. Vooral moslimvrouwen, aangezien ze heel vaak het eerste mikpunt van discriminatie zijn.
Vraag in de media niet alleen de ‘liberale’ of de ‘seculiere’ moslim als gast, maar ook de ‘orthodoxe moslim’
Benadruk dat moslims niet allemaal ‘conservatief’ en ‘anders’ zijn. Dat vergroot ‘wij-zij’ denken. Geef meer aandacht en steun voor de minder orthodoxe moslims.
Presenteer andere verhalen over moslims. Meer persoonlijke portretten die zowel overeenkomsten als eventueel specifieke eigenheid van moslims laten zien aan de hand waarvan je leert dat mensen allemaal met dezelfde levensvraagstukken en zorgen kampen, veelal dezelfde waarden koesteren, doch deels andere normen leidend vinden om naleving van die waarden te waarborgen. De-exceptionaliseren van moslims als ‘de ander’, verhalen waarin islam als een achtergrond aanwezigheid is, niet voorop staat/ geproblematiseerd wordt.
Benadruk de diversiteit onder moslims. We verschillen in opvattingen, gebruiken, gewoonten, herkomst, leefstijl en religieuze interpretaties. We zijn net mensen. En bovendien: ‘moslim’ is maar een van de vele identiteiten die we rijk zijn. Voor de een is dit wat belangrijker dan voor de ander.
Ga moslimdiscriminatie in het onderwijs en met educatie en training tegen
Meer aandacht voor moslimdiscriminatie op basisscholen, middelbare scholen, pabo’s en lerarenopleidingen
Meer aandacht voor inclusiviteit (inclusieve didactiek en pedagogiek) in het onderwijs en op lerarenopleidingen. Burgerschap en maatschappijleer van 4 t/m 18 jaar verplicht onderdeel – gegeven door bevoegde docenten
In het onderwijs zou verankerd moeten worden dat islam onderdeel is van Nederland. Het gebrek aan kennis over de lange geschiedenis van de islam in Europa draagt bij aan de xenofobe houding.
Levensbeschouwing (van alle religies en levensovertuigingen) moet een verplicht vak worden zodat er meer wederzijds begrip komt.
Kijk kritisch naar alle vormen van stigmatiserend lesmateriaal, waaronder lesmateriaal dat stigmatiserend voor moslims is
Behandel (moslim)discriminatie als pesten. Pesten kan schadelijk zijn. Zorg voor een veilig klimaat waarin pesten niet wordt geaccepteerd.
Meer investeren in inclusief onderwijs om het wij-gevoel te versterken (VO-MBO- HBO)
Introduceer een toolkit binnen het onderwijs en bedrijfsleven wat jongeren/werknemers/gevers laat zien wat moslimdiscriminatie is en hoe ze dit direct moeten bestrijden.
Creëer bewustwording op scholen, bedrijven en gemeenten creëren door middel van diverse lezingen, dialogen, e-learnings en vast beleid.
Moslimdiscriminatie is een vorm van uitsluiting waar de meeste mensen in machtsposities geen feeling (meer) mee hebben of zelfs ronduit wantrouwend tegenover staan. Culturele sensitiviteit is belangrijk, maar ook religieuze sensitiviteit in het algemeen en in het bijzonder jegens de islam.
Laat volwassenen via trainingen bewust worden van de impact die discriminatie op grond van je geloof kan hebben.
Er moet meer aandacht komen voor institutioneel racisme en islamofobie binnen werkomgeving. Denk aan voorlichten en trainen van ondernemers, HR personeel en personeel op diverse werkgebieden.
Anoniem solliciteren en quota
Arbeidsparticipatie van moslims bevorderen door anonieme sollicitaties.
Er zou een quota moeten gelden net zoals een aantal jaren is afgesproken voor het bevorderen van vrouwen in topposities.
Meer aandacht voor stigmatisering en representatie van moslims in de media
Betrek de media bij de bestrijding van moslimhaat en discriminatie
Werk aan bewustzijn in ‘politiek’ en mainstream-media betreffende taalgebruik en ‘framing’; bijvoorbeeld bij gebruik van begrippen als moslimterroristen;
Let op gebruik van beeldmateriaal. Maak minder gebruik van stereotiep beeldmateriaal, zet bij een tekst over moslims niet steeds een foto van een moslima in burka
Stop met het associëren van de islam in de media met negatieve zaken wanneer dat niet relevant is. ‘De islam’ is meestal niet verantwoordelijk, maar wel individuen of groepen die de islam kapen voor hun destructieve agenda.
Stop in de media met het koppelen van islam aan een nationaliteit. Cultuur en godsdienst zijn 2 verschillende zaken.
Nieuwe (eigen) instituten
Er zijn sterke belangenorganisaties die antisemitisme, homofobie en seksisme agenderen. Wij hebben deze professionele organisaties nog niet. Laten we er met zijn allen voor zorgen dat dit er wel komt door bijvoorbeeld een organisatie als Meld Islamofobie te sponsoren zodat ze onafhankelijk kunnen (blijven) opereren.
Moslims moeten een eigen omroep krijgen waarmee ze hun stem kunnen laten horen.
Wees interesectioneel. Pak ook discriminatie in eigen kring aan
We kunnen als moslims geloofwaardiger stelling nemen tegen moslimdiscriminatie wanneer we duidelijker stelling nemen tegen discriminatie in eigen kring van bijvoorbeeld vrouwen, zwarte mensen, niet-gelovigen, ex-gelovigen of anders – gelovigen.
Ter aanvulling en illustratie: ik ben gediscrimineerd door moslims toen ik nog geen moslim was, toen door niet-moslims omdat ik moslim was geworden en vervolgens door andere moslims omdat ik toch nooit een echte moslim zou worden. Ik ervaar het allemaal als discriminatie.
We moeten zelf intersectioneler worden en moeten bijvoorbeeld kritischer kijken naar onze eigen organisaties. 95% van de organisaties is langs ethische lijnen georganiseerd en vrouwen doen vrijwel niet mee op bestuursniveau. Dat moet veranderen.
We moeten veel meer een podium geven aan vrouwenorganisaties als Al Nisa, S.P.E.A.K. en Meld Islamofobie en aan organisaties als Maruf.
Inzetten van influencers
Zoek niet alleen moslims, maar ook niet-moslims (BN’ers) die zich willen uitspreken tegen moslimhaat.
Politici, media en BN’ers hebben een voorbeeldrol. Het zou enorm helpen wanneer veel explicieter stelling nemen tegen discriminatie en racisme (welke vorm dan ook).
Meer voorlichting over de islam aan niet moslims en moslims
Belangrijk is dat er duidelijk vanuit de moslimgemeenschap initiatief wordt getoond om andere burgers in dit land te onderwijzen over de islam en discriminatie.
Onbekend maakt onbemind en ook moslims moeten meer kennis opdoen over hun eigen religie
Zet (jeugd)imams in om (hang) jongeren te onderwijzen over de islam
Dialoog
We moeten mensen veel meer met elkaar in contact brengen. Dan zal ontdekt worden dat er niet veel verschil is. We zijn allemaal mens en wensen ook menselijk te worden behandeld.
Focus op verminderde segregatie en kansenongelijkheid, waardoor verschillende populatiegroepen met elkaar in contact komen. Onderzoek wijst uit dat niet-moslim jongeren met moslim vrienden minder stigmatiserende denkbeelden hebben.
Organiseer uitwisseling, bijvoorbeeld door moskeebezoeken.
Ga op interactieve manieren bruggen bouwen tussen diverse gemeenschappen; laat zien dat de ‘ander’ helemaal niet zo eng is
Stel budget beschikbaar voor multiculturele, informele ontmoetingsgelegenheden.
Ontmoedig segregatie. Dat begint al in het onderwijs: bijzonder religieus onderwijs mag, maar het is niet gunstig voor ontmoeting, wederzijds begrip en dergelijke.
Kunst, cultuur, theater
Maak niet alles zwaar, maar stimuleer empathie en maak gebruik van verbeelding, kunst, cultuur en humor. Werk bijvoorbeeld samen met Najib Amhali en Ali B.
Vergroot kennis: doe meer onderzoek
Doe onderzoek naar ongewenste effecten van religieuze profilering door de overheid
Onderzoek wie de moslimhaat sponsort.
Maak door onderzoek duidelijk wat de maatschappelijke en economische bijdrage van religieuze groepen, waaronder moslims, aan de samenleving is.
Moslimdiscriminatie heeft oorzaken. Onderzoek kan uitwijzen wat de oorzaken van groeiende moslimdiscriminatie zijn, wie daarbij een rol spelen en hoe het voorkomen kan worden.
Er moet onderzoek gedaan worden naar de gevolgen van islamfobie en moslimdiscriminatie op de jeugd die ervoor kiezen om hun identiteit te behouden en in hoeverre dit de participatie binnen de samenleving belemmert.
Doe meer onderzoek waarbij gebruik wordt gemaakt van mystery guests of waarbij een zelfde persoon als moslim en als niet-moslim solliciteert. Dat maakt duidelijk waar het probleem ligt.
Doe aan factchecking. Sommige politici en media moeten meer met feiten bestreden worden.
Ga radicalisering tegen: de grootste islamofoben zijn de extremisten
Als moslims moeten we blijven letten op islamisme, jihadisme. We zijn zelf het meest de pineut van laatstgenoemde groepen. Het zijn vijanden van ons allen. Dit soort extremisme kan afkeer opwekken voor de grotere groep.
Laat het onderwerp niet kapen door het buitenland / herkomstland of buitenlandse politici
Als moslims moeten we alert zijn op buitenlandse overheden of belangenorganisaties die islamofobie kapen en gebruiken voor hun eigen politieke doelen, zoals de golfstaten. Daar moeten we verre van blijven. We moeten als gemeenschappen zelf ook kritisch kijken en transparant zijn over bijvoorbeeld de financiering van moskeeën.
Landen als Marokko en Turkije houden grip op hun diaspora en omgekeerd wordt de diaspora daardoor in Nederland soms ongewild geassocieerd met de (islamitische) regimes van deze landen en hun beleid. We moeten de mogelijkheid hebben daar afstand van te doen. Nederland moet daarom druk op landen als Turkije en Marokko uitoefenen dat Nederlanders afstand kunnen doen van hun tweede nationaliteit als deze ongewenst is.
4. Melden en registreren
Bevorder het melden
Het melden van discriminatie is belangrijk om een beeld te krijgen van de omvang van het probleem. Daarnaast moeten we moslimhaat niet normaliseren. We moeten elkaar daarom aanmoedigen incidenten te melden
De drempel om moslimdiscriminatie te melden moet omlaag en er moet een persoon op school, de werkvloer of de gemeente beschikbaar zijn die dit soort onderwerpen serieus neemt en waar je je veilig genoeg bij voelt om het te melden.
Bescherm klokkenluiders. Nu komen misstanden, bijvoorbeeld bij de overheid en in het bedrijfsleven niet naar buiten, omdat klokkenluiders zich niet veilig voelen.
Politie moet moslimdiscriminatie serieus nemen
De politie moet moslimdiscriminatie weer apart gaan registreren. Maar dat alleen is niet voldoende. Het probleem ligt helaas ook vaak bij het feit dat men zich niet fijn voelt om aangifte te doen omdat de politie het niet serieus neemt. Daarom moet een cultuurverandering plaats vinden.
Binnen de politieorganisatie moet ook etnisch profileren nadrukkelijker worden afgewezen.
5.Wetgeving en handhaving
Discriminerende wetsvoorstellen moeten door een rechter aan de grondwet getoetst kunnen worden. Dat geldt ook voor discriminerende voorstellen in partijprogramma’s en verkiezingsprogramma’s.
Voor politici moeten dezelfde wetten gelden als voor andere burgers
Naming and shaming van discriminerende politici op social media
Er moet een gedragscode komen voor politici waarin duidelijk wordt dat politici geen antisemitische, racistische of anti-moslim uitspraken mogen doen.
Platforms als Facebook, Instagram etc. moeten eerder extreme uitingen verwijderen. Roep een Real Time Intelligence Center in het leven dat internet afzoekt naar mogelijk strafbare uitlatingen en vervolgens die mensen vervolgen.”
Een appèl doen op sociale media gebruikers om zélf derden-reacties (comments) te modereren.
Gelijke behandeling:
We moeten meer stelling nemen tegen het verhaal dat de islam een ideologie is en geen godsdienst. De islam is een godsdienst en moslims hebben dezelfde rechten als andere religieuze groepen
Iedereen roept maar dat Nederland een vrij land is en dat iedereen mag zijn wie hij/zij wil zijn, maar het lijkt alsof dit stopt als we het over de islam hebben! Dan zijn er opeens wel allemaal regels over kleding of over wat je mag zeggen. Stop met het hypocriete gedrag als je het woord ‘vrijheid’ niet kan waarborgen. Ik zou graag willen zien dat moslims op dezelfde manier worden gezien en behandeld als de rest van de Nederlanders.
Godslastering verbieden of niet?
Vrijheid van meningsuiting is een groot goed, maar hatespeech, en aanzetten tot geweld mag niet. Ook moet er veel kritischer gekeken worden wanneer iemand en of meerdere personen/volken worden beledigd vanwege hun herkomst of geloofsovertuiging. Beledigen vanwege het geloof is geen vrijheid van meningsuiting.
Stigmatiseren en provoceren van de islam dient verboden te worden via de media. Dit valt buiten de vrijheid van meningsuiting. Je mag de islam en de profeet niks vinden, maar als je de profeet uitscheldt weet dat je hierdoor miljoenen mensen raakt. Dit kan leiden tot chaos, haat en verderf en eventueel rellen met veel maatschappelijke schade. Dat moet voorkomen worden.
We moeten investeren in onze weerbaarheid en niet meteen gaan klagen of melden. Er gebeurt veel moois uit naam van de islam, maar helaas ook veel naars. Stevige discussies over de islam horen daarom thuis in een multiculturele, schurende samenleving. Het grootste deel (95%) van de Nederlandse samenleving is geen moslim, vindt de islam niets en is opgegroeid met het idee dat alle ideeën en geloven bespot moeten kunnen worden. Voel je je beledigd, bijt dan van je af, maak een grap of laat het van je afglijden.
Straffen
Het Openbaar Ministerie moet moslimdiscriminatie serieuzer gaan oppakken. Nu komt zelden een geval van moslimdiscriminatie voor de rechter. Dat geldt ook voor andere vormen van discriminatie.
Werkgevers die mensen afwijzen op hun geloofsovertuiging moeten gestraft worden en kunnen geen overheidsopdrachten ontvangen
Naming and shaming van bedrijven en media die (moslims) stigmatiseren
Nog belangrijker dan straffen: ga eerst het gesprek aan met de persoon die discrimineert en laat zien wat voor schade zijn/haar dehumaniserende opmerking aanricht. Weigert de persoon alsnog zijn gedrag aan te passen of excuses aan te bieden, dan is het een zaak voor de politie (mits die op haar taken is voorbereid).
HOLLANDA’DA GÖNÜLLERDE TAHT KURAN BİR TÜRK:FİKRET BARIŞ
Hollandalı fotoğrafçı bayan Nilla Berretty-Van Loenen, otoyolu kenarında her gün gördüğü küçük çiftlik evini merak etti ve girdi.
Güvercinleri, tavukları ve bitkileri ile yaşayan konuksever bir Türk ile karşılaştı. 62 yaşındaki Fikret Barış için ‘Güvercin sütü üreticisi’ başlıklı yazı ve fotoğrafları iki sayfa halinde yayınlandı.
İlhan KARAÇAY
Hollanda’nın ‘de Volkskrant’ gazetesi, 7 fotoğraflı (digital haberde 10 fotoğraf) bir küçük çiftlik evi haberini iki sayfa halinde yayınlayınca, 62 yaşındaki Türk Fikret Barış, milyonlaca Hollandalı’nın kalbinde taht kurdu.
Ülkenin ünlü fotoğrafçılarından bayan Nilla Berretty-Van Loenen, sık sık geçiş yaptığı A50 otobanı kenarında gözüne çarpan küçük çiftlik evini hep merak etti. Bir gün, ani bir dönüş yaparak bu çiftlik evine girdi. O’nu elinde çaydanlığı ile Fikret Barış adlı 62 yaşında bir Türk karşıladı.
Çayını içerken kendisine ikram edilenleri de iştahla yiyen fotoğrafçı Nilla, Barış’ın ne kadar konuksever olduğunu hemen anlamış.
Fikret Barış, Akdeniz bölgesinde Antep Fıstığı ile ünlü bir yerde yaşamış. Tabii güzelliklerden kopup Hollanda’ya gelince, geride bıraktığı güzel manzaraları özler olmuş.
20 yaşında geldiği Hollanda’da üniversite okuyup mutlu bir yaşam sürdürmeyi planlayan Barış, amacına ulaşamamış ve önce bir dökümhanede, sonra da bir inşaat malzemeleri satan dükkânda çalışmış.
Son yıllarda bir pazar yerinde Türk yiyecekleri satmaya başlayan Barış, memeleketindeki manzaraya hasret kaldığı günlerden birinde, otoban kenarındaki bir tabelada ‘satılık’ ilanı görmüş. Verilen telefon numarasını aradıktan sonra gerçekleşen buluşmada 2.100 metrekare olan yeri satın almış.
Kendi zevkine göre düzenlediği bu küçük çiftlikte güvercin beslemeye başlayan Barış, güvercinlerini eğitmiş ve taklalar attırdığı gibi, postacılık da yaptırmış. Hindi beslemeyi de unutmamşış Fikret Barış. Tavuklarından elde ettiği yumurtalar ile de çeşitli beceriler yapan Barış, kendisini ziyarete gelenlere de cömertçe davranmış.
Fotoğrafçı Nilla’nın çektiği resimler ve anlattıklarını, bir başka bayan gazeteci Maryon Bolwijn kaleme alınca, Fikret Barış Hollanda gündeminde geniş yer aldı ve kalplerde taht kurdu.
Fikret Barış’ın gönüllerde taht kurduğu hükmene, dijital yayından sonraki reaksiyonlara bakarak vardım.
Fikret Barış’ın bu ilginç yaşamını iki sayfa olarak yayınlayan ‘de Volkskrant’ gazetesi, Hollanda’nın ikinci büyük gazetesidir.
SÜPER BİR BEYEFENDİ OLAN CAN BARTU’YU, ÖLÜMÜNÜN İKİNCİ YILINDA, PATRİCİA CARLİ’NİN ‘CAN’IM ŞARKISI İLE ANIYORUZ..
11 Nisan 2019’da, yani iki yıl önce kaybettiğimiz, sadece Fenerbahçeliler’in değil, tüm futbolseverlerin hayran olduğu rahmetli Can Bartu, süper beyefendi bir insandı. O’nunla anılarımız çoktu. Futbola başladığı yıllarda, Mersin’e geldiği zaman 18 yaşındaydım ve sahanın içinde birlikte fotoğraf çektirme şansına erişmiştim. Ama daha sonra ben de o da gazeteci olarak sık sık bir arada olduk. Ben Hürriyet’te o da Milliyet’ye yazıyordu.
En ilginç anımız, 1982 Dünya Futbol Şampiyonası’nın finalinde yaşandı.
11 Temmuz 1982 günü Batı Almanya ile İtalya final maçını oynanacaktı.
Maç, daha önce kendisi ile tanışmış olduğum efsane isim Santiago Bernabéu’nun adını taşıyan stadyumdaydı.
Real Madrid’in efsane başkanı Santiago Bernabeu ile, adının verildiği stadta konuşmuştum
O maçta Rahmetli Can, Milliyet gazetesi için ben de Hürriyet için stadtaydık. Can’ın tribündeki yeri, balkonun birinci sırasındaydı. Benim yerim de hemen arkasındaki sırada.
Can, yerine oturmak istiyordu ama, orada bir metre boyunda küçük bir Çinli gazeteci oturuyordu.
Can, Nazikçe yerini istedi. Ama Çinli o kadar nazik değildi, hatta çok kabaydı: ‘Seni bir yumrukta öldürürüm’ diye tehdit eden Çinli, sanki bir karate şampiyonuydu. Rahmetli Can ne diyeceğini bilemedi ve bekledi. Ben çok sinirlenmiştim ve arka sıradan Çinli’ye kalkmasını söyledim. Adam bana da aynı tehdidi yapmaz mı? Arka sıradan eğildim ve bir metrelik Çinli’yi havaya kaldırdım ve ‘Seni tribünden aşağı atayım mı………’ diye bağırdım. Çinli neye uğradığını şaşırdı ve hemen uzaklaştı. Can da yerine oturarak, 3-1 İtalya lehine kapanan maçı izledi.
Ölümünün ikinci yılında dün, sosyal medyada bir video yayılmaya başlandı. Video, Fransız şarkıcı Patricia Carli’nin seslendirdiği ‘Can’ım’ şarkısına aitti. (Şarkının linkini aşağıda sunuyorum)
Sosyal medyada yayınlanan notlara göre, İstanbul’da şarkıcılık yapan Patricia ile Can arasında büyük bir aşk yaşanıyordu. Patricia, 1967’de ‘Özlerim İstanbul’u’ ve ‘Bir Gün Sana Döneceğim’ şarkılarını Türkçe olarak plağa okumuştu. Daha sonra, sevgilisi Can için bir şarkı yaptı ama Fransızcaydı. Sadece ‘Can’ım, Can’ım, Can’ım’ sözleri Türkçeydi.
Bir Fransız’ın ‘Can’ım’ diyebilmesi imkânsızdı. Sadece Fransız değil, her yabancı bunu mutlaka ‘Can’im’ olarak telaffuz edebilirdi. Patricia, ‘Can’ım’ diyebilmek için Can’dan uzun süre ders aldı ve sonunda çok güzel başardı.
İşte o şarkıyı dinlemek için aşağıdaki fotoğrafa tıklayınız:
Hollanda Develt Bakanlığı, ülkede yaşayan 1,6 milyon Müslüman’ın Ramazan’ını kutlarken, koronavirüse karşı alınması gereken tedbirler ile birlikte, çeşitli milletlerden 16 müslümanın mesajlarını yayınladı.