Torunum Esra, “İlham veren girişimcilik”, “İnsanları buluşturan platformlar” ve “Şirketlerin dijital gücünü büyütmek” gibi yeni iş alanlarında faaliyet gösteriyor.
Fadime Örgü, Hollanda’nın en yüksek Nişan Kurulu’na atandı.
Günay Uslu, ‘iş mükemmelliğinde en değerli ödül’e layik görüldü
Göçmen torunları Hollanda’ya değer katıyor…
(Yazıların Hollandacası en altta:
Nederlandse versies staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da yaşayan üçüncü ve dördüncü nesil yabancı kökenliler, artık yalnızca “misafir işçi torunları” olarak değil, başarı hikâyeleriyle parmak ısırtan, kıskandıran, övünülecek bir konuma gelmiş durumdalar.
Bir zamanlar yalnızca ağır sanayide, temizlikte veya ulaşımda işçi olarak bilinen göçmen çocukları ve torunları, bugün iş dünyasında, siyasette, sporda ve sanatta kendilerine sağlam yerler edinmiş bulunuyorlar.
Kimi iş dünyasında şirketler kuruyor, kimi spor sahalarında şampiyonluk kazanıyor, kimi siyasette önemli makamlara yükseliyor, kimi de sanatın farklı dallarında Hollanda’ya değer katıyor.
Torunum Esra, “İlham veren girişimcilik”, “İnsanları buluşturan platformlar” ve “Şirketlerin dijital gücünü büyütmek” gibi yeni iş alanlarında faaliyet gösteriyor.
Gazetecilik, hatır gönül için övgü yazmak ya da kin ve öfke için yergi kaleme almak değildir. Bu mesleğin özü, gerçeği olduğu gibi aktarmaktır. Ben de meslek hayatım boyunca bu çizgiden hiç ayrılmadım. Hak edeni övdüm, gerektiğinde eleştirilmesi gerekeni eleştirdim; ama hiçbir zaman kişisel duygularımı kalemime taşımadım. Yazdıklarımda tek dayanağım, kamuya karşı duyduğum sorumluluk oldu.
Okumakta olduğunuz haberde, torunum Esra’dan söz ederken de aynı anlayışla hareket ediyorum. Onun başarılarını dile getirmek, sadece bir dedenin gurur anı değildir. Aynı zamanda bir gazeteci olarak, yeni nesillerimizin hangi ufuklara yelken açabildiğinin somut bir örneğini sunmaktır. Esra’nın hikâyesi, bir ailenin sevincini aşarak, göçmen kökenli gençlerimizin toplumda nasıl değer ürettiklerinin de en güzel göstergesidir.
GURUR VERİCİ NESİLLER
Hollanda’da üçüncü ve dördüncü nesil yabancı kökenliler, artık yalnızca göçmen hikâyeleriyle değil, başarı öyküleriyle de anılıyor. İşte bu öykülerden üçünü sizlere sunuyorum. Beni bağışlarsanız, ilk önce, kızım Vahide’den doğma torunum Esra’nın hikâyesini anlatmak istiyorum.
Esra’nın hikâyesi, sadece bir aile gururu değil; göçmen kökenli gençlerin neler başarabileceğinin de en güzel kanıtıdır.
ESRA, YARATICI GİRİŞİMCİ VE İLHAM KAYNAĞI
Henüz 24 yaşında olan Esra, Hollanda’nın Almere kentinde yaşayan, kısa sürede büyük bir çıkış yapan genç bir girişimci. Onun hikâyesi, yalnızca ailesini değil, geniş toplum kesimlerini de gururlandırıyor.
Esra’nın başarısı, üç farklı girişimle somutlaşıyor:
*The Outcast Box: İnsanları buluşturan ve ilham veren bir platform, *Esra’s Vision: Şirketlerin dijital dünyada büyümesine yardımcı olan bir ajans, *Soulful Babes: Kadınlara içsel güç kazandırmayı amaçlayan bir girişim.
THE OUTCAST BOX: KALABALIKLARI TOPLAYAN BULUŞMALAR
Esra (Şapkalı) Toplantılarına katılan kalabalık gruplar içindeki bir müşterisi ile mülakat yapıyor.
Esra’nın kurduğu The Outcast Box(İnsanları Buluşturan Platform), kısa sürede büyük ilgi görmeye başladı. Başlangıçta küçük bir çevreye hitap eden etkinlikler, bugün salonları dolduruyor. İnsanlar burada hem ilham alıyor, hem de kendi potansiyellerini fark ederek harekete geçiyor.
Esra’nın toplantıları, yalnızca sohbet ve paylaşım değil; aynı zamanda ruhu besleyen, katılımcıları cesaretlendiren, hayallerini somutlaştırmaya yardımcı olan birer okul niteliğinde. Bu yönüyle, uluslararası çapta tanınmış kişisel gelişim platformlarıyla kıyaslanıyor.
ESRA’S VISION: ŞİRKETLERİN GÖZÜ KULAĞI
Esra’nın çalışmalarından bir görüntü.
Esra’nın ikinci girişimi ‘Esra’s Vision’ şirketlerin dijital gücünü büyütüyor ve markaların dijital alandaki ihtiyaçlarını karşılıyor. Burada en önemli faaliyetlerinden biri, tanıtım / reklam klipleri hazırlamak.
Bugün birçok firmanın reklam filmi onun imzasını taşıyor. Esra yalnızca kamera arkasında değil, aynı zamanda içerik stratejisi, sosyal medya yönetimi ve reklam kampanyalarıyla da şirketlerin dijital gücünü büyütüyor.
Artık birçok marka, sosyal medyadaki görünürlüğünü onun çalışmaları sayesinde artırıyor. İşin güzel yanı, Esra bu yoğun tempoyu tek başına yürütmüyor; yanında iki kişilik bir ekibi var. Bu sayede her iş, profesyonelce ve sistemli şekilde yönetiliyor.
SOULFUL BABES: KADINLARA İÇSEL GÜÇ
Üçüncü girişim olan Soulful Babes(Kadınlara içsel güç kazandırmaya) odaklanıyor.
Esra, düzenlediği atölye ve birebir koçluk çalışmalarıyla kadınların kendilerini daha iyi tanımalarını, özgüven kazanmalarını ve hayallerine yürümelerini sağlıyor.
Programlarına katılan kadınlar, Esra sayesinde hayatlarına yeni bir yön verdiklerini, daha olumlu düşündüklerini ve kendilerini güçlü hissettiklerini ifade ediyorlar.
ÇOK YÖNLÜ BİRİKİM VE NET BİR MİSYON
Esra, Hollanda’nın Almere kentinde yaşayan yaratıcı bir girişimcidir. The Outcast Box adlı girişimin kurucusudur. Bu platform; koçluk, ilham verme ve kişisel gelişim alanına odaklanmaktadır. Pazarlama ve video prodüksiyonu alanındaki geçmişi sayesinde ilham verici içerikler üretmekte ve toplum içinde ilgi gören spiritüel buluşmalar düzenlemektedir.
Esra, Amsterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde (Hogeschool van Amsterdam) eğitim görmüş, burada dijital medya ve pazarlama alanındaki becerilerini geliştirmiştir. Başkalarına yardımcı olma ve kişisel gelişimi destekleme tutkusu, The Outcast Box’taki çalışmalarında açıkça görülmektedir.
Profesyonel çalışmalarının yanı sıra Esra, sosyal medyada da aktif olarak yer almakta; kişisel gelişim ve spiritüellik üzerine paylaştığı deneyim ve görüşleriyle büyüyen bir topluluğa ilham vermektedir.
Esra’nın yolculuğu tesadüf değil. Daha önce müşteri temsilciliği, uygulamalı psikoloji ve NLP (Nöro-Dilsel Programlama) eğitimi aldı. Tüm bu birikimlerini iş hayatında bilinçli şekilde kullanıyor.
Onun misyonu ise çok net: “İnsanlara ilham vermek, onların gücünü ortaya çıkarmalarına yardımcı olmak ve büyük hayaller kurmaları için cesaretlendirmek.”
Esra bunu tek cümleyle özetliyor “Neden olmasın? Hayat bir kere yaşanır.”
…VE DİĞER İKİ BAŞARI ÖYKÜSÜ
Yukarıda yazdıklarım, sadece benim torunumdan örneklerdi.
Hollanda’da başarıya ulaşmış pek çok işçi çocuğumuz vardır.
Dikkat ederseniz, sorulduğu zaman, kendisini işçi çocuğu yerine ‘expat’ olarak tanımlamayı tercih edenler değil; iş göçüyle gelenlerin torunlarıdır sözünü ettiğim kişiler.
Birinci nesil, binbir meşakkat ile çocuklarını buraya yerleştirmiş, eğiterek büyütmüş kıymetli insanlarımızdır. İkinci ve üçüncü nesilden binlerce iş insanı olmuştur.
Yakında KADIN Dergisi’nde yayımlanacak olan, 500 Ünlü Türk Kadını ve 500 Başarılı Türk kadını içinde niceleri vardır.
Benim torunum Esra da bunlardan sadece biridir.
Esra ve çalışmalarına dair daha fazla bilgi almak için sosyal medya hesaplarını takip edebilir veya internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.
FADİME ÖRGÜ, HOLLANDA’NIN EN YÜKSEK NİŞAN KURULUNA ATANDI
Türk kökenli eski milletvekili ve medya profesyoneli Fadime Örgü, Hollanda Krallığı’nın en prestijli kurullarından biri olan ‘Kapittel voor de Civiele Ordene’ üye olarak atandı. Hollanda Bakanlar Kurulu, İçişleri ve Krallık İlişkileri Bakanlığı’nın önerisi üzerine Örgü’nün bu göreve getirilmesine karar verdi. Resmî açıklamaya göre atama 15 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe giriyor. 
Kanselarij der Nederlandse Orden tarafından yayımlanan duyuruda, Örgü “yönetici ve bağımsız (medya) girişimci” kimliği ile tanıtılıyor. Metinde, 2007’den bu yana bağımsız medya girişimcisi olarak çalıştığı, aynı zamanda gazeteci, yönetici ve çeşitli kurumlarda denetim kurulu üyesi olduğu belirtiliyor. Örgü, şu anda Hoogheemraadschap van Delfland adlı su idaresinin genel kurulunda görev yapıyor ve kamu kurumlarında çeşitli denetim görevleri yürütüyor.
Fadime Örgü, yeni görevi ile ilgili yaptığı kısa değerlendirmede şunları söylüyor: “Kalbini ve ruhunu başkaları için ortaya koyan insanların takdir edilmesine katkıda bulunmak büyük bir onur.”
Kapittel Başkanı eski bakan Ank Bijleveld ise, Örgü’nün atanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, farklı alanlardaki birikimi sayesinde kraliyet nişanlarının daha geniş bir kesim tarafından tanınmasına katkı sağlayacağını vurguluyor.
Bijleveld, Örgü’nün çok yönlü geçmişi sayesinde, bugün henüz bu imkânı düşünmeyen birçok kurumun da gönüllüleri için kraliyet nişanı önermeye teşvik edilebileceğini belirtiyor.
Resmî açıklamada, Fadime Örgü’nün bu görevde Joan Leemhuis Stout’un yerini aldığı ve Leemhuis Stout’un, iki dönemlik azami sekiz yıllık hizmetinin ardından kuruldan ayrıldığı da hatırlatılıyor.
KARAMAN’DAN HOLLANDA SİYASETİNE UZANAN YOL
1968 yılında Karamanda doğan Fadime Örgü, dört yaşındayken işçi olarak Hollanda’ya gelen babasının yanına taşınarak ailesi ile birlikte bu ülkeye yerleşti. Rotterdam ve Kiel’de Almanca ve İngilizce eğitimi aldı, ardından Tilburg Üniversitesi’nde dilbilimi okudu.
Örgü, meslek hayatına Hilversum’da televizyon gazetecisi olarak başladı. Daha sonra Hollanda İslam Yayın Kurumu’nda çalıştı ve çeşitli vakıf ve derneklerde yöneticilik yaptı.
Siyasete VVD saflarında giren Örgü, 1998–2002 ve 2003–2006 dönemlerinde Hollanda Temsilciler Meclisi’nde (Tweede Kamer) milletvekilliği yaptı. Mecliste özellikle medya politikası, gençlik politikası, çocuk bakımı ve turizm gibi alanlarda sözcülük üstlendi.
Parlamentodaki görevinin ardından Örgü, kamu ve sivil toplum alanında çeşitli yönetim ve denetim görevleri üstlenmeye devam etti. Bugün hem su idaresindeki seçilmiş görevi hem de sağlık başta olmak üzere farklı alanlardaki denetim kurulu üyelikleri ile tanınıyor.
KAPITTEL VOOR DE CIVIELE ORDEN NEDİR?
Hollanda’nın Kraliyet Nişanları Sistemi içinde çok özel bir yeri olan Kapittel voor de Civiele Orden, Kraliyet Nişanı verilmesi için yapılan tüm başvuruları inceleyerek hükümete tavsiye veren organdır. Kapittel üyeleri, Hollanda Aslanı Nişanı ve Oranje Nassau Nişanı gibi ülkenin en yüksek sivil onurlarına ilişkin dosyaları tek tek değerlendirir ve hangi adayın hangi nişanı, hangi derecede hak ettiğine dair görüş bildirir.
Kapittel’in görüşleri, hükümet açısından son derece bağlayıcıdır. Bir Bakan bu tavsiyeden ayrılmak isterse, bunun için güçlü gerekçeler sunmak zorundadır. Görüş ayrılığı sürerse, nihai kararı Bakanlar Kurulu verir. Bu nedenle Kapittel üyeliği, hem devlet nezdinde hem de toplum gözünde büyük bir prestij ve güven gerektiren bir görev olarak kabul edilir.
Fadime Örgü’nün bu kurula atanması, hem Hollanda’da Türk kökenli siyasetçilerin ulaştığı konumu hem de yıllardır süren medya, siyaset ve kamu yönetimi deneyiminin, devlet tarafından takdir edildiğini gösteren önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
************************
GÜNAY USLU, ‘İŞ MÜKEMMELLİĞİNDE EN DEĞERLİ ÖDÜLÜ’NE LAYIK GÖRÜLDÜ
Hollanda’da siyasetten kültüre, akademiden turizme uzanan başarı öyküsüyle sık sık gündeme gelen Günay Uslu, bu kez iş dünyasının vitrininde yeni bir ödülle sahneye çıktı. Amsterdam Concertgebouw’da düzenlenen ‘15. UBER fCN Jewel Awards’ gecesinde, Corendon’un TCEO’su Günay Uslu’ya, gecenin en prestijli onurlarından biri olan ‘Business Excellence Jewel Award’ (Iş mükemmelliinde en değerli ödül) verildi.
Kurumsal ve bireysel girişimcileri buluşturan FCN (Founders Carbon Network) tarafından organize edilen bu gala, Hollanda iş dünyasında uzun yıllardır, “yılın en parlak liderleri ve girişimcileri”nin sahneye çıktığı bir buluşma olarak biliniyor.
Bu yıl ödüller arasında, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan isimlere verilen Uber FCN Jewel Award for Female Leadership de vardı.
Aynı gece, Günay Uslu da Corendon’daki yönetim başarısı ve işini büyütürken gösterdiği vizyon nedeniyle, Business Excellence Jewel Award ile onurlandırıldı.
Böylece Uslu, kültür politikalarından sivil toplum çalışmalarına uzanan kariyerinin yanına, iş dünyasında adeta “yılın CEO’su” seviyesinde sayılabilecek bir ödülü daha eklemiş oldu.
AKADEMİDEN SİYASETE, ORADAN CEO KOLTUĞUNA
1972 yılında Haarlem’de doğan Günay Uslu, Türk göçmen bir ailenin kızı.
Kültür bilimleri ve Avrupa kültür tarihi alanındaki eğitiminden sonra Amsterdam Üniversitesi’nde doktora yaparak, “Homer, Troya ve Türkler, Geç Osmanlı İmparatorluğu’nda Miras ve Kimlik (1870–1915)” başlıklı tezini tamamladı ve kültür tarihçisi unvanını aldı.
Uslu, yıllarca Amsterdam Üniversitesi’nde kültür tarihi ve miras politikaları üzerine dersler verdi, Rijksmuseum ve Museum Amsterdam gibi kurumlarla çalışan akademik ve kültürel projelerde yer aldı.
Aile şirketi Corendon ise, Uslu’nun hayatında ayrı bir yere sahip.
Kurucu kardeşi Atilay Uslu ile birlikte 1990’ların sonunda Corendon’un temellerini atan Günay Uslu, ilerleyen yıllarda Corendon Hotels & Resorts için otel geliştirme ve tasarım direktörlüğü yaptı, Badhoevedorp’taki Corendon Village ve Curaçao’daki Mangrove Beach Resort gibi büyük projelere imza attı.
2022 yılında ise, siyasetçi olmamasına rağmen, Hollanda siyaset sahnesine çıktı. D66 Partisi onu meclis dışından Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı yaptı. Rutte 4 kabinesinde görev alan Uslu, özellikle kültür sektörünün pandemi sonrası toparlanma sürecinde önemli rol oynadı.
Kasım 2023’te hükümet görevinden ayrılan Uslu, kısa süre sonra Corendon’a geri döndü ve 11 Aralık 2023 itibarıyla şirketin CEO’luk görevini üstlendi.
EDEBİYATTAN RADYOYA, KÜLTÜRLE ÖRÜLÜ LİDERLİK
Günay Uslu yalnızca turizm ve siyaset alanında değil, kültür ve edebiyat dünyasında da aktif.
2025 yılı için Boekenbon Edebiyat Ödülü jürisinin başkanlığına getirildi, böylece Hollanda edebiyatının en önemli ödüllerinden birinin başındaki isim oldu.
Günay Uslu, NPO Klassiek radyosunda, Avrupa klasik müziğinde Osmanlı ve Türk etkisini anlattığı özel bir programla, dinleyicilerin karşısına çıkarak, akademik bilgisini geniş bir kitleye ulaştırıyor.
*****************
IN NEDERLAND GEVEN DE DERDE EN VIERDE GENERATIE MIGRANTENVOOROUDERS EEN GOED VOORBEELD MET HUN SUCCES…
Mijn kleindochter Esra is actief in nieuwe werkgebieden zoals “inspirerend ondernemerschap”.
Fadime Örgü benoemd tot lid van de Hoogste Onderscheidingsraad van Nederland
Günay Uslu is beloond met Business Excellence Jewel Award
Geschreven door İlhan KARAÇAY:
Migrantennazaten dragen zichtbaar bij aan Nederland
De derde en vierde generatie met een migratieachtergrond in Nederland wordt tegenwoordig niet meer alleen gezien als “kleinkinderen van gastarbeiders”. Zij onderscheiden zich inmiddels met succesverhalen die bewondering en trots oproepen.
Waar hun ouders en grootouders ooit vooral bekend stonden als arbeiders in de zware industrie, schoonmaak of transport, hebben hun kinderen en kleinkinderen inmiddels stevige posities veroverd in het bedrijfsleven, de politiek, de sport en de kunst.
De één richt succesvolle bedrijven op, de ander behaalt kampioenschappen op het sportveld, sommigen klimmen op tot hoge politieke functies, en weer anderen verrijken Nederland met kunst en cultuur.
Mijn kleindochter Esra is actief in nieuwe werkvelden zoalsinspirerend ondernemerschap, platformen die mensen verbindenenhet versterken van de digitale kracht van bedrijven.
Journalistiek is geen vak waarin men lof schrijft om iemand een plezier te doen, of kritiek levert uit wrok of vijandschap. De kern van dit vak is de waarheid weergeven zoals die is. Ook ik ben in mijn loopbaan nooit van die lijn afgeweken. Wie lof verdiende, heb ik geprezen; wie kritiek verdiende, heb ik bekritiseerd. Maar nooit heb ik mijn persoonlijke gevoelens in mijn pen laten doordringen. Mijn enige kompas was altijd mijn verantwoordelijkheid tegenover het publiek.
En nu ik over mijn kleindochter Esra schrijf, handel ik opnieuw vanuit datzelfde principe. Haar successen beschrijven is niet slechts een trotse grootvader die zijn vreugde deelt. Het is tegelijk ook een journalist die een concreet voorbeeld toont van de nieuwe generaties en hun horizon. Het verhaal van Esra overstijgt de trots van één familie; het is tevens een bewijs van hoe jongeren met een migratieachtergrond waarde scheppen in de samenleving.
TROTS OP NIEUWE GENERATIES
De derde en vierde generatie migranten in Nederland wordt niet langer uitsluitend geassocieerd met migratieverhalen, maar steeds vaker met succesverhalen. Eén daarvan is het verhaal van mijn kleindochter Esra, dochter van mijn dochter Vahide.
Haar verhaal is niet alleen een bron van trots voor de familie, maar ook het beste bewijs van wat jongeren met een migratieachtergrond kunnen bereiken.
ESRA, CREATIEVE ONDERNEMER EN BRON VAN INSPIRATIE
Esra is pas 24 jaar oud en woont in Almere. Zij is een jonge onderneemster die in korte tijd een indrukwekkende groei heeft doorgemaakt. Haar succes maakt niet alleen de familie trots, maar inspireert ook een breed publiek.
Esra’s ondernemerschap krijgt vorm in drie initiatieven: The Outcast Box: een platform dat mensen samenbrengt en inspireert, Esra’s Vision: een bureau dat bedrijven helpt te groeien in de digitale wereld, Soulful Babes: een initiatief dat vrouwen innerlijke kracht geeft.
THE OUTCAST BOX: BIJEENKOMSTEN DIE MENSEN VERBINDEN
Esra voert een interview met een van haar klanten uit een grote groep deelnemers aan de (met hoedjes) bijeenkomsten.
The Outcast Box, opgericht door Esra, trok al snel veel belangstelling. Wat begon met kleinschalige bijeenkomsten, vult tegenwoordig hele zalen. Deelnemers vinden er niet alleen inspiratie, maar ontdekken ook hun eigen potentieel en zetten dit om in actie.
Deze ontmoetingen zijn veel meer dan gesprekken of netwerken; ze voeden de ziel, geven deelnemers moed en helpen dromen concreet te maken. Daarmee worden ze vergeleken met internationaal bekende platforms voor persoonlijke ontwikkeling.
ESRA’S VISION: DIGITALE KRACHT VOOR BEDRIJVEN
Een beeld uit Esra’s werkzaamheden.
Haar tweede onderneming, Esra’s Vision, ondersteunt bedrijven en merken bij hun digitale zichtbaarheid. Eén van de belangrijkste activiteiten is het produceren van promotie- en reclamespots.
Vandaag de dag dragen al veel bedrijfsfilms haar handtekening. Esra houdt zich niet alleen bezig met de productie, maar ook met contentstrategie, socialmediamanagement en advertentiecampagnes. Hierdoor weten bedrijven hun digitale kracht aanzienlijk te vergroten.
Zij doet dit niet alleen: met een klein team van twee medewerkers worden projecten professioneel en gestructureerd uitgevoerd.
SOULFUL BABES: INNERLIJKE KRACHT VOOR VROUWEN
Haar derde initiatief, Soulful Babes, richt zich op het versterken van vrouwen.
Door workshops en persoonlijke coaching helpt Esra vrouwen zichzelf beter te leren kennen, zelfvertrouwen te ontwikkelen en hun dromen waar te maken.
Deelneemsters vertellen dat zij dankzij Esra’s begeleiding positiever zijn gaan denken, zich sterker voelen en nieuwe richtingen in hun leven hebben gevonden.
BREDE ERVARING EN EEN DUIDELIJKE MISSIE
Esra is een creatieve ondernemer met brede ervaring. Als oprichter van The Outcast Box richt zij zich op coaching, inspiratie en persoonlijke ontwikkeling. Dankzij haar achtergrond in marketing en videoproductie creëert zij inspirerende content en organiseert zij spirituele bijeenkomsten die steeds meer belangstelling krijgen.
Ze studeerde aan de Hogeschool van Amsterdam, waar zij haar kennis van digitale media en marketing verder ontwikkelde. Haar passie om anderen te helpen en persoonlijke groei te stimuleren is duidelijk zichtbaar in haar werk.
Ook op sociale media is Esra actief: daar deelt zij haar inzichten en ervaringen over persoonlijke ontwikkeling en spiritualiteit met een groeiende gemeenschap.
Haar pad is geen toeval. Eerder werkte zij als klantenservicemedewerker, volgde zij toegepaste psychologie en een opleiding in NLP (Neuro-Linguïstisch Programmeren). Al deze ervaringen zet zij bewust in binnen haar ondernemerschap.
Haar missie is helder:
“Mensen inspireren, hen helpen hun kracht te ontdekken en hen aanmoedigen om groot te dromen.”
Esra vat dit zelf samen in één zin: “Waarom niet? Je leeft maar één keer.”
…EN ZOVEEL ANDEREN
Wat ik hierboven schreef, zijn slechts voorbeelden van mijn eigen kleindochter.
In Nederland zijn er nog veel meer kinderen van gastarbeiders die succes hebben geboekt.
En let wel: het zijn niet degenen die zich liever “expat” noemen, maar juist de nazaten van arbeidsmigranten waar ik het over heb.
De eerste generatie bestond uit waardevolle mensen die hun kinderen hier met grote moeite hebben opgevoed en opgeleid. Uit de tweede en derde generatie zijn duizenden ondernemers voortgekomen.
Binnenkort publiceert het tijdschrift KADIN de lijsten van 500 beroemde Turkse vrouwen en 500 succesvolle Turkse vrouwen, waarin velen van hen zijn opgenomen.
Mijn kleindochter Esra is daar slechts één van.
Voor meer informatie over Esra en haar werk kunt u haar sociale media volgen of haar website bezoeken.
FADİME ÖRGÜ BENOEMD TOT LID VAN DE HOOGSTE ONDERSCHEIDINGSRAAD VAN NEDERLAND
De voormalig parlementariër en mediaprofessional van Turkse afkomst, Fadime Örgü, is benoemd tot lid van een van de meest prestigieuze adviesorganen van het Koninkrijk der Nederlanden, het Kapittel voor de Civiele Orden. De Nederlandse ministerraad besloot, op voordracht van het Ministerie van Binnenlandse Zaken en Koninkrijksrelaties, haar voor deze functie aan te wijzen. Volgens de officiële bekendmaking gaat de benoeming in op 15 november 2025.
In de aankondiging van de Kanselarij der Nederlandse Orden wordt Örgü omschreven als “bestuurder en onafhankelijke (media)ondernemer”. Er wordt vermeld dat zij sinds 2007 als zelfstandig mediaprofessional werkt en dat zij tevens bestuurder, toezichthouder en journalist is binnen diverse instellingen. Örgü is momenteel lid van de algemene vergadering van het hoogheemraadschap van Delfland en vervult daarnaast verschillende toezichthoudende functies in de publieke sector.
In een korte reactie op haar benoeming zegt Fadime Örgü: “Het is een grote eer om bij te mogen dragen aan de waardering van mensen die hun hart en ziel inzetten voor anderen.”
De Kapittelvoorzitter, voormalig minister Ank Bijleveld, spreekt eveneens haar tevredenheid uit over de benoeming van Örgü. Volgens haar zal Örgü, dankzij haar brede ervaring, bijdragen aan een grotere bekendheid van de koninklijke onderscheidingen onder diverse groepen in de samenleving. Bijleveld benadrukt dat de veelzijdige achtergrond van Örgü instellingen die hier nog niet aan denken, kan stimuleren om vrijwilligers voor te dragen voor een koninklijke onderscheiding.
In de officiële verklaring wordt verder vermeld dat Fadime Örgü in deze functie Joan Leemhuis-Stout opvolgt. Leemhuis-Stout verlaat het Kapittel na het voltooien van twee termijnen, in totaal acht jaar.
VAN KARAMAN NAAR DE NEDERLANDSE POLITIEK
Fadime Örgü werd in 1968 geboren in Karaman. Op vierjarige leeftijd verhuisde zij naar Nederland, waar haar vader als arbeider werkzaam was. Zij volgde opleidingen Duits en Engels in Rotterdam en Kiel, en studeerde later taalwetenschap aan de Universiteit van Tilburg.
Örgü begon haar loopbaan als televisiejournalist in Hilversum. Vervolgens werkte zij bij de Nederlandse Omroep Stichting voor de Islam en bekleedde zij bestuursfuncties bij verschillende stichtingen en verenigingen.
Namens de Volkspartij voor Vrijheid en Democratie (VVD) werd zij in 1998–2002 en 2003–2006 lid van de Tweede Kamer. In het parlement hield zij zich onder meer bezig met mediabeleid, jeugdbeleid, kinderopvang en toerisme.
Na haar periode in de Kamer zette Örgü haar werkzaamheden voort in het openbaar bestuur en het maatschappelijk middenveld. Tegenwoordig is zij bekend vanwege haar gekozen functie bij het hoogheemraadschap en haar toezichthoudende rollen, onder meer in de zorgsector.
WAT IS HET KAPITTEL VOOR DE CIVIELE ORDEN?
Het Kapittel voor de Civiele Orden neemt binnen het Nederlandse systeem van koninklijke onderscheidingen een zeer bijzondere positie in. Het Kapittel beoordeelt alle voordrachten voor een koninklijke onderscheiding en brengt hierover advies uit aan de regering. De leden onderzoeken de aanvragen voor onderscheidingen zoals de Orde van de Nederlandse Leeuw en de Orde van Oranje-Nassau en geven aan welke kandidaat welke onderscheiding en welke graad verdient.
De adviezen van het Kapittel zijn voor de regering van groot gewicht. Wanneer een minister van het advies wil afwijken, moet hij of zij daarvoor zwaarwegende argumenten aanvoeren. Indien de meningsverschillen blijven bestaan, neemt de ministerraad de uiteindelijke beslissing. Daarom geldt het lidmaatschap van het Kapittel als een functie die groot prestige en vertrouwen vereist.
De benoeming van Fadime Örgü tot lid van het Kapittel wordt gezien als een belangrijke erkenning van de positie die politici van Turkse afkomst in Nederland inmiddels hebben bereikt en als waardering voor haar jarenlange ervaring in media, politiek en openbaar bestuur.
*************
GÜNAY USLU BEKROOND MET DE ‘MEEST WAARDEVOLLE PRIJS IN BUSINESS EXCELLENCE’
Günay Uslu, die in Nederland regelmatig in de schijnwerpers staat met haar succesverhaal dat reikt van politiek tot cultuur en van academie tot toerisme, ontving deze keer in de zakenwereld een nieuwe prestigieuze onderscheiding. Tijdens de 15e UBER fCN Jewel Awards in het Amsterdamse Concertgebouw werd aan Corendon-TCEO Günay Uslu een van de meest gewaardeerde eerbewijzen van de avond uitgereikt: de Business Excellence Jewel Award (de meest waardevolle prijs voor zakelijk uitmuntendheid).
De gala-avond, georganiseerd door het FCN (Founders Carbon Network), brengt al jarenlang toonaangevende bedrijven en ondernemers samen en staat in de Nederlandse zakenwereld bekend als het podium waar “de meest sprankelende leiders en ondernemers van het jaar” worden gehuldigd.
Dit jaar werd onder meer de Uber FCN Jewel Award for Female Leadership uitgereikt aan personen die zich onderscheiden met hun inzet voor duurzaamheid.
Op dezelfde avond ontving Günay Uslu de Business Excellence Jewel Award voor haar leiderschap bij Corendon en de visie die zij heeft getoond bij de groei van het bedrijf.
Met deze onderscheiding voegt Uslu aan haar carrière –die zich uitstrekt van cultuurbeleid tot maatschappelijke initiatieven– ook een prijs toe die binnen de zakenwereld vrijwel gelijkstaat aan “CEO van het jaar”.
VAN DE ACADEMIE NAAR DE POLITIEK, EN VANDAAR NAAR DE CEO-POSITIE
Günay Uslu werd in 1972 geboren in Haarlem, als dochter van een Turks-Nederlandse migrantenfamilie.
Na haar studies cultuurwetenschappen en Europese cultuurgeschiedenis promoveerde zij aan de Universiteit van Amsterdam met haar proefschrift “Homer, Troje en de Turken, Erfgoed en Identiteit in het Laat-Ottomaanse Rijk (1870–1915)”, waarna zij de titel cultuurhistoricus verwierf.
Jarenlang doceerde Uslu cultuurgeschiedenis en erfgoedbeleid aan de Universiteit van Amsterdam en werkte zij mee aan academische en culturele projecten in samenwerking met instellingen als het Rijksmuseum en het Amsterdam Museum.
Het familiebedrijf Corendon neemt een bijzondere plaats in haar loopbaan in.
Samen met haar broer, oprichter Atilay Uslu, legde zij eind jaren negentig de basis van Corendon. In de jaren daarna was zij director hotel development & design bij Corendon Hotels & Resorts en realiseerde zij grote projecten, zoals Corendon Village in Badhoevedorp en het Mangrove Beach Resort op Curaçao.
In 2022 betrad zij onverwacht het politieke toneel. Hoewel zij geen politicus was, werd zij door D66 van buiten het parlement benoemd tot Staatssecretaris Cultuur en Media in het kabinet-Rutte IV. Uslu speelde daarbij een belangrijke rol in het herstel van de cultuursector na de coronaperiode.
In november 2023 trad zij terug uit haar regeringsfunctie en keerde korte tijd later terug naar Corendon, waar zij op 11 december 2023 de positie van CEO op zich nam.
LEIDERSCHAP GEWEVEN UIT CULTUUR: VAN LITERATUUR TOT RADIO
Günay Uslu is niet alleen actief in toerisme en politiek, maar ook in de wereld van cultuur en literatuur.
Voor 2025 werd zij benoemd tot juryvoorzitter van de Boekenbon Literatuurprijs, een van de belangrijkste literaire onderscheidingen van Nederland.
Daarnaast bereikt Uslu een breed publiek via een speciaal programma op NPO Klassiek, waarin zij vertelt over de invloed van de Ottomaanse en Turkse cultuur op de geschiedenis van de Europese klassieke muziek en zo haar academische expertise deelt met luisteraars uit het hele land.
İşçi olarak gelen birinci neslin çocukları, şimdi Hollanda’nın karar verici koltuklarında.
Senatör ve Milletvekili olmuş Türk kökenlilerin tam listesi.
İlhan KARAÇAY araştırdı ve yazdı:
1960’lı yılların başında, umut dolu bavullarla Hollanda’ya gelen Türk işçileri, o günlerde yalnızca ekmek parasını kazanmayı, ailelerine daha iyi bir gelecek hazırlamayı hayal ediyordu. Kim bilebilirdi ki, o mütevazı umut yolculuğu, birkaç on yıl içinde bir siyasi başarı öyküsüne dönüşecekti? Bugün o işçilerin çocukları ve torunları, Hollanda’nın en önemli karar organlarında, Temsilciler Meclisi’nde ve Senato’da görev yapıyorlar.
Türk kökenli siyasetçiler, sadece kendi topluluklarının değil, tüm Hollanda toplumunun meselelerine sahip çıkan, çalışkan, eğitimli ve özgüvenli bireyler olarak ülkenin siyasi yaşamına damga vurdular. Onlar, “entegrasyon” kavramının en somut, en onurlu örneklerini verdiler.
Bu hikâye, fabrikalarda, tersanelerde ve temizlik işlerinde çalışan birinci kuşak işçilerin, çocuklarını okutup topluma kazandırma azminin eseridir. O çocuklar, iyi eğitim aldılar, Hollanda’yı kendi vatanları bildiler ve siyasetten bilime, kültürden kamu yönetimine kadar her alanda başarıya ulaştılar.
1990’lı yıllardan itibaren Hollanda Parlamentosu’nda Türk kökenli milletvekillerinin sayısı giderek arttı. Çoğu farklı partilerde yer alsa da, ortak noktaları aynıydı: eşitlik, adalet, fırsat eşitliği ve insan onuru. Kimisi liberal çizgide, kimisi sosyalist, kimisi yeşil ya da muhafazakâr bir partide görev aldı ama hepsi, Hollanda toplumuna katkı sunmayı kendine ilke edindi.
Bugün bu başarı zinciri, yalnızca siyasette değil, polis teşkilatında, kamu yönetiminde, üniversitelerde ve sivil toplumda da devam ediyor. Artık Türk kökenli isimler, yasa yapan, yöneten, denetleyen ve toplumu dönüştüren konumlarda.
Aşağıda yer alan liste, Hollanda Parlamentosu’nda görev yapmış ya da hâlen görevde bulunan tüm Türkiye kökenli siyasetçilerin bir dökümüdür. Her biri, bir hikâyenin, bir mücadelenin ve bir gururun temsilcisidir. Ve her biriyle çekilmiş bir fotoğraf, o uzun yolculuğun en değerli tanıklığıdır.
HOLLANDA DEMOKRASİSİNE İMZA ATAN TÜRK KÖKENLİLERİN TAM LİSTESİ
Nebahat Albayrak: PvdA, 1998–2007, 2010–2012; Adalet’ten Sorumlu Devlet Bakanı. Fadime Örgü: VVD, 1998–2002, 2003–2006. Coşkun Çörüz: CDA, 2001–2012. Nihat Eski: CDA, 2002–2010. Fatma Koşer Kaya: D66, 2004–2010, boşluk ve 2015–2017. Nevin Özütok: GroenLinks, 2006 -2009 boşluk ve 2017–2021. Sadet Karabulut: SP, 2006–2021. Keklik Yücel: PvdA, 2010 -2017. Sultan Günal-Gezer: PvdA, 2012–2017. Metin Çelik: PvdA, 2010–2012. Yasemin Çegerek: PvdA, 2013–2017. Cem Laçin: SP, 2017–2021. Zihni Özdi: GroenLinks, 2017–2019. Tunahan Kuzu: PvdA, 2012–2014 (2014’te PvdA’dan ayrılıp DENK’i kurdu). Selçuk Öztürk: Pvda, 2012–2014 ( 2014’te PvdA’dan ayrılıp DENK’i kurdu) Dilan Yeşilgöz-Zegerius: VVD, 2017–Adalet Bakanı ve şimdi siyasi lider.). Mahir Alkaya: SP, 2018–2023. Hülya Kat: D66, 2021–2023. Nilüfer Gündoğan: Volt Partsisi, sonra da bağımsız 2021–2023. Songül Mutluer: PvdA (şimdi GL-PvdA fraksiyonu) 2022–günümüz (2025). İsa Kahraman – NSC Partisi 2023-2025
SENATÖRLER (Eerste Kamer)
HAMİT KARAKUS: PvdA, 2021–2023)
22 Şubat 1965 Kırşehir doğumlu Hamit Karakus, Rotterdam’da uzun yıllar imar ve konut politikaları üzerine çalıştı. 2006–2014 yılları arasında Rotterdam Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra 2021’de Senato’ya (Eerste Kamer) girdi.
Senato’daki görevi süresince konut krizi, kira kontrolü ve şehir planlaması konularında raporlar hazırladı. Sakin üslubu ve uzlaşıcı çizgisiyle tanındı.
Görevini 2023’te tamamladı. 1 Eylül 2023’ten bu yana, Kuzey Hollanda polis teşkilatının Genel Müdürü olarak görev yapıyor.
DÜZGÜN YILDIRIM: SP ve sonra bağımsız 2007–2011)
Sivas doğumlu Düzgün Yıldırım, 1970’li yıllarda Hollanda’ya göç etti. İş hayatına sosyal hizmet alanında başladı ve yerel siyasette aktif oldu. 2007 yılında Sosyalist Parti (SP) listesinden Hollanda Senatosu’na (Eerste Kamer) seçilerek ülke tarihinin ilk Türk asıllı senatörü unvanını aldı. Ancak, SP yönetimiyle yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle partiden ihraç edildi ve bir süre bağımsız senatör olarak görev yaptı.
Yıldırım, senatörlük döneminde özellikle göçmen hakları, sosyal adalet ve eğitimde fırsat eşitliği konularında çalışmalarıyla tanındı.
HOLLANDA’DA MİLLETVEKİLİ OLAN TÜRKİYELİLERİN ÖYKÜSÜ
Hollanda siyasetinde 1990’lı yıllardan itibaren dikkat çeken bir yükseliş başladı. Türkiye doğumlu ya da kökenli siyasetçiler, ülkenin en köklü partilerinde yer almaya, komisyonlarda görev almaya ve daha sonra kamu kurumlarında üst düzey görevlere getirilmeye başladılar. İşte bu yolculuğun ilk temsilcilerinden bazıları:
FADİME ÖRGÜ – VVD (1998–2002, 2003–2006)
Karaman doğumlu Fadime Örgü, Hollanda’ya işçi olarak gelen bir ailenin kızı. Eğitimini Amsterdam Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra medya ve kültür alanlarında çalıştı. 1998’de liberal VVD partisinden milletvekili seçilerek parlamentoya giren ilk Türkiyeli kadınlardan biri oldu.
Milletvekilliği süresince özellikle medya politikaları, yayıncılık reformu ve kamu fonlarının şeffaf kullanımı üzerinde durdu. 2002’de kamu yayıncılığına ilişkin cesur çıkışlarıyla dikkat çekti. “Hollanda yayıncılığı toplumun çeşitliliğini yansıtmalıdır” diyerek verdiği önergeler, dönemin basın tartışmalarına damga vurdu.
Parlamentodan ayrıldıktan sonra Fadime Örgü’ye önemli görevler verildi. Amsterdam’daki bir iskân kooperatifinin yönetim kurulu başkanlığına getirildi, Hollanda Voleybol Federasyonu yönetiminde görev aldı ve daha sonra Surinam Futbol Federasyonu’nun Avrupa temsilciliğine seçildi. Bugün hâlâ kamu yönetimi ve spor diplomasisi alanında aktif bir isim olarak anılıyor.
NEBAHAT ALBAYRAK – PvdA (1998–2007, 2010–2012)
Şarkışla doğumlu Nebahat Albayrak, Hollanda’da hukuk eğitimi aldı ve kısa sürede PvdA saflarında yükseldi. 1998’de parlamentoya giren Albayrak, göç, entegrasyon ve adalet politikaları konularında etkili oldu.
2007–2010 yılları arasında Adalet Devlet Sekreterliği görevine getirildi. Bu dönemde, Hollanda kamuoyunda çok tartışılan “asielpardon” (iltica affı) yasasını hayata geçirdi; on binlerce belgesiz göçmenin yasal statüye kavuşmasını sağladı. Bu hamle hem insancıl hem de siyasi açıdan cesur bir adımdı.
Siyasetten ayrıldıktan sonra, Albayrak özel sektörde büyük bir kariyer yaptı. Önce Shell’in üst düzey yönetim kadrosuna katıldı, daha sonra Fortum enerji şirketinin yönetim kuruluna geçti. Bugün uluslararası enerji çevrelerinde tanınan bir yönetici olarak görev yapıyor.
COŞKUN ÇÖRÜZ – CDA (2001–2012)
Samsun’un Salıpazarı ilçesinde doğan Coşkun Çörüz, hukuk eğitimi alarak uzun süre avukatlık yaptı. 2001’de Hristiyan Demokrat Parti (CDA) listesinden parlamentoya girdi.
Hollanda siyasetinde uzun süre Hristiyan Demokratlar Partisi’nde milletvekilliği yapan Coşkun Çörüz, iki farklı tartışmanın merkezinde yer aldı. Bunlardan ilki 1915 olaylarının “soykırım” olarak adlandırılması konusunda, Hollanda parlamentosunda yürüyen ve Türk diasporası içinde de yankı uyandıran tartışmaydı.
İkincisi ise özellikle 2008 ile 2012 arasında yoğunlaşan “sorunlu gençler” konusunda, Fas kökenli gençlerle ilgili güvenlik ve ebeveyn sorumluluğu tartışmalarıydı. Aşağıda her iki başlığı, tarih ve kaynak göstererek, Çörüz’ün beyan ve tutumları ekseninde özetliyorum.
ERMENİ SOYKIRIMI TARTIŞMASINDAKİ TUTUMU
Coşkun Çörüz’ün bu konudaki tutumu, 6 Ekim 2006 tarihinde Hollanda’nın Trouw gazetesinde Eildert Mulder imzasıyla yayımlanan bir röportajla netleşmişti.
Haberde, Çörüz şu ifadeleri kullanmıştı: “Hollanda toplumunda Ermeni soykırımı üzerine bir tartışma başlatmak istiyorum. 2004 yılında Hristiyan Birlik Partisi’nin önerisiyle Meclis’ten geçen ve 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak nitelendiren kararı herkesin kabul etmesi gerekir. Artık bu konuyu halka anlatmanın zamanı geldi.”
Çörüz, Türk toplumundaki en sert muhaliflere, özellikle de milliyetçi çevrelere ve Bozkurt’lara karşı bu görüşü savunmaya hazır olduğunu da belirtmişti: “Bu zor bir tartışma olacak. Ama hedefim, Türk toplumunun 2004’teki kararı içselleştirmesi” diyen Çörüz, daha önce “namus cinayetleri” konusundaki tabuların da zamanla yıkıldığını hatırlatarak benzer bir sürecin Ermeni meselesinde de yaşanabileceğini savunmuştu.
Çörüz’ün söyleşilerindeki “gerekirse en sert milliyetçilerle tartışırım” ve “müfredat, ders kitabı” vurguları, Hollanda Meclisi’nin çok yıllı çizgisiyle uyumludur.
FASLI GENÇLER SORUNU
Özellikle 2008 ile 2012 arasında gençlik şiddeti ile mücadelede sert tedbirler ve ebeveyn sorumluluğu ekseninde konumlanmasıdır. Bu eksen, Faslı gençler tartışması ile birleşince “ebeveynler de cezalandırılmalı” şeklindeki sert başlıklara ve haklı tepkilere yol açmıştır.
Topluca bakıldığında, Çörüz’ün çizgisi, partisinin o dönemdeki güvenlik ve düzen öncelikleri ile, Meclis’in 1915 olaylarına ilişkin kurumsal yaklaşımının kesişiminde şekillenmiştir. Bu nedenle hem diaspora içi kimlik tartışmalarını hem de ülke içi güvenlik gündemini aynı anda kesen, keskin ve tartışmalı bir portre ortaya çıkar.
Çörüz, Milletvekilliğinden ayrıldıktan sonra “altın yumurtalar” devreye girdi. Önce ‘Uluslararası Çocuk Kaçırma Merkezi’nin direktörlüğü’ne getirildi, ardından ‘Hollanda Arabulucular Federasyonu (MfN)’ başkanlığına seçildi. Bugün de hukuk ve insan hakları alanında danışmanlık yapmayı sürdürüyor.
Kastamonu’nun Tosya ilçesinde doğan Nihat Eski, 1970’li yıllarda Hollanda’ya gelen işçi kuşağının ikinci temsilcilerindendi. CDA içinde uzun yıllar sendika ve eğitim politikalarıyla ilgilendi.
Parlamentoya ilk kez 2002’de girdi. Eğitimde güvenlik, okul ortamında disiplin, öğretmenlerin statüsü ve gençlerin istihdamı konularında çok sayıda önerge sundu. Özellikle 2005’te “Okul Şiddeti ve Öğrenci Hakları” konulu girişimiyle dikkat çekti. 2009’da kısa bir aradan sonra yeniden Meclis’e döndü.
Milletvekilliğinden sonra Eski, sendikal hareketlerde ve kamu kurumlarında görev aldı. Uzun yıllar CNV Sendikası danışmanı olarak çalıştı. Halen yerel düzeyde toplumsal projelerde yer alıyor.
FATMA KOŞER KAYA – D66 (2004–2010, 2015–2017)
Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğan Fatma Koşer Kaya, Utrecht Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. D66 partisinden parlamentoya girerek sosyal liberal çizginin dikkat çeken bir sesi oldu.
Mecliste sosyal güvenlik, emeklilik reformu ve adalet politikaları üzerine öneriler verdi. Dönemin “Finansal Sistem Araştırma Komisyonu”nda yer aldı. Çalışmaları, özellikle kadınların istihdamda güçlenmesi ve sosyal yardımların daha adil hale getirilmesi yönündeydi.
Milletvekilliğinden sonra kamu yönetimi sahnesinde yıldızı parladı. Önce Wassenaar Belediyesi’nde başkan yardımcısı (wethouder) oldu, ardından Amersfoort Belediyesi’nde aynı görevi sürdürdü. Bugün ise Hollanda’nın Tüketicileri Koruma Kurumu (Autoriteit Consument & Markt) başkanı olarak ülke çapında etkili bir makamda bulunuyor.
SADET KARABULUT – SP (2006–2021)
Aslen Dersimli bir ailenin çocuğu olan Sadet Karabulut, Hollanda’nın Dordrecht kentinde doğdu. Babası 1960’larda Hollanda’ya işçi olarak gelen ilk kuşaktan. Karabulut, Amsterdam Üniversitesi’nde sosyoloji eğitimi aldıktan sonra sendikacılığa yöneldi ve Sosyalist Parti (SP) saflarında siyasete atıldı.
2006 yılında parlamentoya girdiğinde, Hollanda siyasetinde sınıfsal eşitsizlik ve toplumsal adalet konularını açık bir dille gündeme taşıdı. Sosyal yardımların güçlendirilmesi, düşük gelirli ailelerin korunması ve genç işsizliğin azaltılması konularında onlarca önerge verdi. 2018’de Irak’ın Hawija kentindeki bombardımanda ölen sivillerin hesabını sormasıyla ulusal çapta ses getirdi.
Kürt kökenli, Alevi inançlı olduğunu açıklayan Karabulut, inanç özgürlüğü konusunda da örnek bir duruş sergiledi. 2021’de siyaseti bıraktıktan sonra çeşitli sivil toplum kuruluşlarında danışmanlık yapıyor, yazılar yazıyor ve sosyal politikalarda aktif bir yorumcu olarak varlığını sürdürüyor.
Adana doğumlu Nevin Özütok, 1970’lerde ailesiyle birlikte Hollanda’ya geldi. Eğitimini tamamladıktan sonra sendikal alanda ve Amsterdam belediyesinde uzun süre çalıştı. GroenLinks partisinden seçilerek parlamentoya giren Özütok, demokrasi, kamu yönetimi ve işçi hakları konularında uzmanlaşmış bir siyasetçidir.
Parlamentoda kamu çalışanlarının koşullarını iyileştirmeye yönelik girişimleriyle tanındı. “Devlet, yalnızca vatandaşlardan değil, çalışanlarından da adaletle sorumludur” sözü, dönemin kamu personeli reformu tartışmalarında sıkça anıldı.
2021’de milletvekilliğini bıraktıktan sonra, 2024’te Beverwijk Belediyesi’nde Başkan Yardımcılığı (Wethouder) görevine getirildi. Bugün hâlâ yerel yönetim alanında etkin, GroenLinks çizgisinde çalışmalarına devam ediyor.
METİN ÇELİK – PvdA (2010–2012)
Gölcük doğumlu Metin Çelik, genç yaşta Hollanda’ya göç eden bir ailenin ferdi. Rotterdam’da polis olarak görev yaparken siyasete adım attı. 2010’da PvdA listesinden parlamentoya seçildi.
Milletvekilliği döneminde eğitim, gençlik ve entegrasyon politikaları üzerine yoğunlaştı. Okul devamsızlığı, öğretmen kalitesi ve göçmen çocukların fırsat eşitliği konularında önemli önergeler sundu. Hollanda’da polis kökenli ilk Türkiyeli milletvekili olarak dikkat çekti.
2014’te PvdA’dan ayrılarak Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk ile birlikte DENK Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 2019’dan bu yana Güney Hollanda Eyalet Meclisi DENK Grup Başkanı olarak görev yapıyor. Ayrıca eyalet düzeyinde “Güvenlik ve Eğitim Komisyonu”nda aktif bir rol sürdürüyor.
KEKLİK YÜCEL – PvdA (2010 [kısa], 2012–2017)
Konya’nın Cevizli kasabasında doğan Keklik Yücel, Hollanda’da büyüyüp eğitimini tamamladıktan sonra Deventer Belediyesi’nde siyaset sahnesine çıktı. 2010’da kısa süreliğine, ardından 2012’de kalıcı olarak parlamentoya girdi.
Yücel, özellikle kadın hakları, LGBTI+ eşitliği, toplumsal cinsiyet adaleti ve istihdam konularındaki önergeleriyle tanındı. “Emansipasyon yalnızca kadınlar için değil, toplumun tümü için bir kazanımdır” diyerek parlamentoda dikkat çekici konuşmalar yaptı.
Görev süresince ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı verdiği mücadeleyle sivil toplumun takdirini kazandı. 2017’de siyaseti bıraktıktan sonra, çeşitli kamu kurumlarında danışmanlık ve toplumsal projelerde aktif görevler üstlendi.
TUNAHAN KUZU – PvdA → DENK (2012–2023)
Tunahan Kuzu, Netenyahu’nun Hollanda’yı ziyareti sırasında uzattığı eli havada bırakmış ve tüm dikkatleri üzerine çekmişti.
İstanbul doğumlu Tunahan Kuzu, Leiden Üniversitesi mezunu bir kamu yöneticisidir. 2012’de PvdA’dan parlamentoya seçildi, ancak 2014’te partisiyle fikir ayrılığına düşerek Selçuk Öztürk’le birlikte DENK Partisi’ni kurdu.
Kuzu, Hollanda siyasetinde İslamofobi, ayrımcılık, entegrasyon politikaları ve sosyal adalet başlıklarında öne çıktı. “DENK, Hollanda’daki göçmenlerin sesi olacaktır” sözü, partinin manifestosu hâline geldi. Parlamentoda azınlık hakları, ayrımcılıkla mücadele ve dış politika konularında yüzlerce soru ve önerge sundu.
Hollanda siyasetinde göçmen kökenli en tanınmış isimlerden biri olmayı sürdürüyor.
SELÇUK ÖZTÜRK – PvdA → DENK (2012–2021)
Kayseri doğumlu Selçuk Öztürk, 1990’lı yıllarda Roermond’da yerel siyasete atıldı. 2012’de PvdA’dan parlamentoya seçildi; 2014’te Tunahan Kuzu ile birlikte PvdA’dan ayrılarak DENK Partisi’nin Kurucu Başkanı oldu. oldu. Partinin adını da tespit eden kişi de kendisiydi.
Parlamentoda istihdam, ekonomi ve sosyal güvenlik alanlarında etkili oldu. “Eşit işe eşit ücret” önergesiyle göçmen kökenli işçilerin haklarını savundu. Ayrıca sağlık sektöründe ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin önemli parlamento soruları yöneltti.
Siyaseti bıraktıktan sonra özellikle sosyal girişimcilik ve vakıf çalışmaları alanında faal. Hâlen Limburg bölgesinde iş dünyası ve göçmen sivil toplum kuruluşları arasında köprü rolü üstleniyor.
SULTAN GÜNAL-GEZER – PvdA (2012–2017)
Hatay’ın Antakya kentinde doğan Sultan Günal-Gezer, çocuk yaşta Hollanda’ya göç etti. Uden kentinde belediye meclisi üyeliğiyle başlayan siyasi kariyerini, 2012’de PvdA listesinden parlamentoya girerek sürdürdü.
Günal-Gezer, Hollanda ordusunun yurt dışı operasyonları, deniz güvenliği ve korsanlıkla mücadele konularında aktif oldu. Özellikle kadın askerlerin statüsü, asker ailelerinin sosyal hakları ve uluslararası barış görevleri hakkında sunduğu önergelerle dikkat çekti.
Milletvekilliği sonrası Hollanda kamu kurumlarında danışmanlık görevleri üstlendi. Bugün yerel yönetim ve sosyal hizmet projelerinde görev almayı sürdürüyor.
YASEMİN ÇEGEREK – PvdA (2013–2017)
Enschede doğumlu Yasemin Çegerek, Türkiye kökenli bir işçi ailesinin kızı. Eğitimini tamamladıktan sonra Gelderland Eyalet Meclisi’nde siyaset yaptı. 2013’te PvdA’dan parlamentoya girerek çevre ve altyapı konularında sözcülük üstlendi.
Çevre, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi üzerine verdiği önergelerle dikkat çekti. “Doğa, yalnızca korunması gereken değil; yeniden kazanılması gereken bir değerdir” sözü, Yeşil Dönüşüm tartışmalarında sıkça anıldı.
Milletvekilliğinden sonra Heerde Belediyesi Başkan Yardımcılığı (Wethouder) görevine getirildi ve hâlen bu görevini sürdürüyor. Çevre politikalarında yerel düzeyde etkili bir isim.
ZİHNİ ÖZDİL – GROENLINKS (2017–2019)
Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde doğan Zihni Özdil, Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nde tarih eğitimi aldı ve akademisyen olarak tanındı. 2017’de GroenLinks listesinden parlamentoya girdi.
Meclisteki kısa döneminde yükseköğretim, emek piyasası ve sosyal eşitlik konularında öneriler sundu. “Eşit fırsat, sadece eğitimle değil, sistemle mümkündür” diyerek Hollanda’daki göçmen gençlerin eğitimde yaşadığı zorlukları gündeme getirdi.
2019’da parti içi fikir ayrılıkları nedeniyle GroenLinks’ten ayrıldı. Siyasetten sonra yazarlık ve yorumculuk yapmaya başladı. Bugün bağımsız bir yazar ve düşünce insanı olarak Hollanda medyasında yer buluyor.
CEM LAÇİN – SP (2017–2021)
Türkiyeli işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Cem Laçin, küçük yaşlardan itibaren emek hareketiyle iç içe büyüdü. Uzun yıllar FNV Sendikası bünyesinde görev yaptıktan sonra, Sosyalist Parti’den parlamentoya girdi.
Ulaştırma, iş güvenliği ve çalışan sağlığı konularında aktif çalıştı. Özellikle demiryolu çalışanlarının koşullarına ilişkin verdiği önergeler ve kimyasal maddeye maruz kalan işçilerin hakları üzerine yaptığı konuşmalar geniş yankı uyandırdı.
2021 seçimlerinde meclis dışında kaldı. Şimdilerde işçi hakları üzerine sivil toplum projelerinde görev alıyor.
MAHİR ALKAYA – SP (2018–2023)
Amsterdam doğumlu Mahir Alkaya, endüstriyel tasarım eğitimi aldı. 2018’de SP’den parlamentoya girdiğinde Hollanda basınında “teknolojiye kafa yoran sosyalist” olarak tanındı.
Finans ve vergilendirme alanında yaptığı çalışmalarla dikkat çekti. Kripto paralar, dijital finansal sistemler ve gelir eşitsizliği konularında çok sayıda önerge sundu. 2020’de hazırladığı “Eşit Vergi, Adil Sistem” başlıklı girişimiyle büyük destek kazandı.
2023’te aktif siyaseti bıraktı. Şu anda mühendislik ve teknoloji danışmanlığı yapıyor; finansal etik üzerine konferanslarda konuşmalar veriyor.
DİLAN YEŞİLGÖZ-ZEGERİUS – VVD (2017–2021, 2023 )
Dilan Yeşilgöz, çalışma odasında, duvara asılı ninesinin kalaşnikoflu fotoğrafı ile…
Ankara doğumlu Dilan Yeşilgöz, çocuk yaşta ailesiyle Hollanda’ya sığındı. Politikaya Amsterdam Belediye Meclisi’nde başladı, ardından VVD’den parlamentoya girdi.
Mecliste adalet, güvenlik ve organize suçla mücadele konularında çalışmalar yaptı.
2022’de Adalet ve Güvenlik Bakanı, 2023’te ise VVD’nin siyasi lideri oldu.
Yeşilgöz, görevi devraldığı Mark Rutte’nin elde ettiği milletvekili sayısının düşmesine neden oldu.
Yeşilgöz, kendisinden ‘Türk kökenli’ diye söz edenlere karşı çıkıyor ve “Ben hiç bir zaman Türk olmadım ve Türk pasaportu taşımadım” diyor.
HÜLYA KAT – D66 (2021–2023)
Amsterdam doğumlu Hülya Kat, siyaset bilimi eğitiminin ardından D66 partisinde yükseldi. 2021’de parlamentoya girdi.
Sosyal adalet, borç yönetimi, çocuk yardımları (toeslagenaffaire) ve adalet reformu konularında etkili oldu. “Bir hata, devletin değil; devlet adına yanlış yapan sistemin hatasıdır” diyerek vatandaş odaklı reform çağrısında bulundu.
2023’te görevini devrettikten sonra hukuk ve sosyal politika alanında sivil projelerde yer almaya başladı.
NİLÜFER GÜNDOĞAN – VOLT (2021–2023)
Tunceli doğumlu, Zaza-Alevi kökenli Nilüfer Gündoğan, genç yaşta Hollanda’ya göç etti. 2021’de Volt partisinden seçilerek parlamentoya girdi.
Avrupa Birliği politikaları, eğitim reformu ve kadın hakları konularında aktifti. Ancak 2022’de partisiyle yaşadığı anlaşmazlık sonucu bağımsız milletvekili olarak görevine devam etti.
Milletvekilliği sonrası kamuoyu önünde yaşadığı hukuk süreçlerinden sonra siyasetten çekildi. Bugün bağımsız bir aktivist ve konuşmacı olarak sosyal medya üzerinden çalışmalarını sürdürüyor.
SONGÜL MUTLUER – GL-PvdA (2022 )
Zaanstad’da uzun yıllar belediye başkan yardımcılığı yapan Songül Mutluer, 2022’de GroenLinks-PvdA ortak grubundan parlamentoya girdi.
Kadın cinayetleri, eşitlik politikaları ve emniyet konularında güçlü bir ses oldu. “Bir kadının yaşam hakkı, devletin onurudur” sözleriyle mecliste büyük takdir topladı.
Halen görevine devam eden Mutluer, Hollanda’da kadın politikaları alanında etkili bir isim olarak gösteriliyor.
İSA KAHRAMAN – NSC (2023–2025)
Midyat doğumlu, Süryani/Arami kökenli İsa Kahraman, Hollanda siyasetine 2023’te NSC (Yeni Sosyal Sözleşme) partisiyle adım attı. Daha önce Rijssen-Holten Belediye Meclisi’nde CDA üyesiydi.
Kahraman, Meclis’te dış politika, savunma, dini azınlıklar ve Orta Doğu’daki Hristiyan toplulukların korunması konularında dikkat çekti. Süryani diasporasının sesi olarak tanındı ve soykırımların tanınması, dini özgürlükler ve insani yardım alanlarında önergeler sundu.
Kamuoyunda dürüstlüğü ve kapsayıcı diliyle saygı kazandı. 2025 seçimlerinde listede yer almadı ancak, Hristiyan sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliğini sürdürüyor.
DOĞUKAN ERGİN DENK (2023- DEVAM EDİYOR)
Rotterdam doğumlu Doğukan Ergin, siyaset bilimi eğitimi aldı. Genç yaşta toplumsal eşitlik, eğitimde fırsat adaleti ve ayrımcılıkla mücadele konularında aktif rol üstlendi. DENK Partisi’nin gençlik kanadında görev yaptıktan sonra, 2023 seçimlerinde milletvekili olarak Hollanda Temsilciler Meclisi’ne girdi. Parlamentoda özellikle gençlerin istihdamı, göçmen kökenli vatandaşların temsil hakkı ve eğitimde ayrımcılıkla mücadele gibi konularda dikkat çeken konuşmalar yaptı. Hollanda’daki Türk toplumunun sorunlarını yapıcı bir dille gündeme taşıyan Ergin, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet politikaları üzerinde de çalışmalar yürütüyor.
HOLLANDA’DA KOALİSYON ARAYIŞI VE ROB JETTEN’İN TARİHÎ ŞANSI. LALELER ÜLKESİNİN BÜYÜK UMUDU OLAN EŞCİNSEL ROB JETTEN VE PARTİSİ D66’NIN YENİ YÜZÜ.
Şimdi en çok konuşulan soru şu: Rob Jetten, ülkeyi “ortanın soluna” mı, yoksa “ortanın sağına” mı yaslanarak yönetecek?
(Haberin Hollandacası en altta. Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da siyaset, her zamanki gibi yine sakin ama bir o kadar da heyecanlı bir döneme girdi.
Bu ülkenin demokrasi geleneği, seçim sonrası yaşanan sabırlı ve titiz süreçlerle tanınır. Hükümeti kurma görevi, sandıktan birinci çıkan parti liderine hemen verilmez. Önce bir “verkenner”,“informateur” ve “formateur” görevlendirilir.
Bu kişiler, genellikle devletin tecrübeli isimleridir; farklı partiler arasında uzlaşının yollarını arar, ülkenin geleceğini belirleyecek koalisyonun temelini atarlar. Hollanda demokrasisinin gücü de işte bu sabırlı, ince işlenmiş süreçlerde gizlidir.
29 Ekim seçimlerinde ipi göğüsleyen Democraten 66 (D66) Partisi ve genç lideri Rob Jetten, şimdi bu tarihî geleneğin tam merkezinde yer alıyor. Informateur Wouter Koolmees, kendisine tanınan süreyi doldurdu ve topladığı tüm bilgileri bugün Jetten’e sunacak. Artık gözler, Hollanda’nın siyasi geleceğini şekillendirecek bu genç lidere çevrilmiş durumda
Şimdi en çok konuşulan soru şu: Rob Jetten, ülkeyi “ortanın soluna” mı, yoksa “ortanın sağına” mı yaslanarak yönetecek?
Bu tercih, yalnızca kurulacak hükümetin rengini değil, Hollanda siyasetinin geleceğini de belirleyecek. Zira Jetten, artık sadece bir parti lideri değil; yeni kuşağın enerjisini, özgürlükçü anlayışı ve ilerici liberalizmi temsil eden bir figür olarak görülüyor. O, alışılmış kalıpları yıkan, siyasete gençlik ve samimiyet katan bir simge haline geldi.
Ve şimdi, Hollanda’nın koalisyon masasında, bir ülkenin geleceğiyle birlikte yeni bir siyasi felsefe de şekilleniyor: bireysel özgürlükleri önceleyen, ama devletin sosyal sorumluluğunu da göz ardı etmeyen bir anlayış.
İşte tam bu noktada, Hollanda’nın büyük umudu Rob Jetten ve partisi D66’nın yeni yüzünü daha yakından tanımak gerekiyor.
Şimdi gelelim, bu değişimin merkezindeki Rob Jetten ve D66’nın yeni kimliğine…
Hollanda siyaset sahnesinde Democraten 66 (D66) partisi, uzun yıllar “ortanın solu” olarak tanımlanabilecek, reformcu bir çizgide yer almıştı. Ancak günümüzde bu tanımlama giderek yetersiz kalıyor; lider Rob Jetten’in öncülüğünde parti artık kendini daha çok ilerici liberal merkez çerçevesinde konumlandırıyor.
KÖKEN VE İLK DÖNEM
D66, 1966’da Hans van Mierlo tarafından kurulan, Jan Terlouw tarafından sürdürülen ideoloji, özellikle genç kuşaklar arasında, parlementer sistemi canlandırmayı, demokratik kurumları güçlendirmeyi, bireysel özgürlükleri ve toplumsal sorumluluğu aynı anda savunmayı amaçlıyordu.
Yani ne klasik sağın’serbest piyasa ilkeleri’ne, ne de geleneksel solun devletçi anlayışına tam olarak denk düşen bir hareketti: ‘Ortanın solu’ ya da ‘Sosyal liberal’ olarak değerlendirilebilirdi.
Alexander Pechtold ve Fatma Koşer Kaya döneminde de yukrarıda belirlilen çizgiden ayrılınmadı.
JETTEN DÖNEMİ VE YENİ ÇİZGİ
Rob Jetten döneminde D66, bir dizi gelişmeyle kendini tazeledi ve yeniden tanımladı:
Jetten’in açık eşcinsel kimliği, partinin LGBTQ+ hakları, kimlik özgürlüğü, çevresel duyarlılık gibi alanlarda daha cesur bir duruş sergilemesine yol açtı.
Bu yönelimler, D66’yı geleneksel sol partilerle tam olarak aynı çizgiye getirmedi; aksine, “kültürel özgürlükler” alanında sol, “ekonomi ve devlet yapısı” alanında ise daha liberal bir konumu benimsedi.
D66, GroenLinks (Yeşil Sol) ya da Socialistische Partij (SP) gibi partilerle zaman zaman ideolojik uyumsuzluk yaşarken, aynı zamanda Partij van de Arbeid (PvdA) eski liderlerinden Frans Timmermans ile de belirli açılardan mesafeli bir ilişki sürdürdü.
NEDEN “SOLCU” DEĞİL?
Elbette Jetten’in D66’sı, bazı “sol” etiketleri taşıyor: eşitlik, özgürlük, toplumsal çeşitlilik gibi. Fakat ekonomik ve devlet yapısı konularında partinin tercihleri, klasik sol partilerden ayrılıyor:
Devletin ekonomik müdahalesi ya da sendikal gücün güçlendirilmesi gibi güçlü “sosyalist” söylemler yerine, daha çok rekabetçi piyasa, yenilikçilik, uluslararası entegrasyon gibi liberal çizgiler ön planda.
Bu yüzden D66 için “liberal sol” tanımı bazı açılardan yönlendirici olsa da, tam olarak solcu bir parti olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir. D66, “merkez liberal” ya da “ilerici liberal” olarak adlandırılmayı tercih edebilir.
KİMLİK, STRATEJİ VE SİYASET
Jetten’in eşcinsel kimliği sadece sembolik bir detay değil; D66 için bir stratejik kapsayıcı unsur. Partinin kimlik siyaseti alanındaki aktif bakışı ve kültürel özgürlükler, eşit evlilik, çeşitlilik politikaları, D66’yı sosyal olarak ilerici bir pozisyona taşıyor.
Ancak, ekonomik ve politik alanda bu ilerici kimlikle birlikte, ılımlı-liberal bir pragmatizm de devreye giriyor. Bu yüzden D66, tamamen sol blokta yer almak yerine; ‘sağ-merkez’ ya da ‘merkez sol’ koalisyonlarında yer almayı göze alıyor.
D66, artık “ortanın solu” etiketinin ötesinde bir siyasi yapı. Parti, kültürel ve kimlik özgürlükleri açısından oldukça ilerici bir duruş sergiliyor; ancak ekonomi, devlet yapısı ve koalisyon stratejileri açısından ‘merkez-liberal’ çizgide kalıyor. Rob Jetten bu dönüşümün katalizörü ve sembolü durumunda.
Rob Jetten, Hollanda siyasetinde yeni kuşağın simgesi olarak görülüyor.
Jetten, klasik partilerde rastlanmayan bir açıklıkla hem kimliğini hem fikirlerini ortaya koyuyor. Onun kişisel duruşu, sadece D66’nın değil, genel olarak Hollanda siyasetinin dönüşümünü de temsil ediyor. Artık ideolojik kalıpların yerini kimlik, özgürlük ve pragmatizm ekseninde şekillenen bir siyaset anlayışı almış durumda.
D66 da bu dönüşümün en belirgin laboratuvarı. “Ortadan sola” uzanan bir geçmişin ardından, bugün “merkezin ilerici liberali” olarak yoluna devam ediyor. Ve bu yol, Rob Jetten gibi genç, özgüvenli, kimliğini saklamayan liderlerle daha da dikkat çekici hale geliyor.
Rob Jetten, Hollanda siyasetinde sadece genç bir lider olarak değil, yeni bir dönemin ruhunu temsil eden figür olarak öne çıkıyor. Onun hikâyesi, sıradan bir parti liderinin hikâyesi değil. Genç yaşta siyasete adım atan, kimliğini gizlemeden, aksine kimliğinden güç alarak yoluna devam eden bir isimden söz ediyoruz. Eşcinsel kimliğini saklamayan, bununla övünmeyen ama bunu bir doğallık göstergesi olarak sunan bir lider. Hollanda gibi özgürlükçü bir toplumda bile, siyasette hâlâ cesaret isteyen bir tavır bu.
Jetten, işte bu duruşuyla sadece D66’yı değil, ülkenin siyaset anlayışını da değiştirdi. Onun liderliğinde D66, klasik anlamdaki “ortanın solu” kimliğinden sıyrılarak, daha renkli, daha bireysel ve daha özgürlükçü bir ilerici liberal merkez haline geldi. Artık parti, ekonomik istikrarı savunan ama sosyal özgürlüklerden de asla taviz vermeyen bir konumda. Bu denge, bazılarına göre kararsız bir politika gibi görünse de, aslında Hollanda demokrasisinin tam kalbini yansıtıyor.
Rob Jetten’in partisiyle kurduğu bağ, ideolojik değil, felsefî bir bağ.
O, D66’yı “politik bir platformdan” çok, “özgür düşüncenin modern bir evi” haline getirdi. Bu evde kadın-erkek eşitliği, çevre bilinci, çeşitliliğe saygı ve kimlik özgürlüğü birlikte yaşanıyor. Geleneksel solun devletçi yönüyle değil, birey merkezli bir adalet anlayışıyla hareket ediliyor.
D66, artık sadece bir parti değil; Hollanda’nın çağdaş yüzü. Rob Jetten de bu yüzün enerjik, dürüst ve kendisiyle barışık temsilcisi. Onun liderliğinde D66, geçmişin “ortanın solu” tanımını geride bırakıp, geleceğin “özgürlükçü merkezi”ne doğru yürüyor. Ve bu yürüyüş, belki de Avrupa siyasetinde yeni bir tarzın kimliğinden güç alan, ideolojiden değil insandan beslenen bir siyasetin habercisi.
*****************
DE COALITIEZOEKTOCHT IN NEDERLAND EN DE HISTORISCHE KANS VAN ROB JETTEN.
DE GROTE HOOP VAN HET LAND VAN DE TULPEN: DE OPENLIJKE HOMO ROB JETTEN EN HET NIEUWE GEZICHT VAN ZIJN PARTIJ D66.
De meest besproken vraag van dit moment is: Zal Rob Jetten het land leiden naar het “centrum-links” of naar het “centrum-rechts”?
Door İlhan KARAÇAY
De Nederlandse politiek is, zoals altijd, opnieuw een periode binnengegaan die tegelijk kalm en spannend is.
De democratische traditie van dit land staat bekend om haar geduldige en nauwgezette processen na de verkiezingen.
De taak om een regering te vormen wordt niet onmiddellijk toevertrouwd aan de leider van de winnende partij.
Eerst worden er een “verkenner”, een “informateur” en tenslotte een “formateur” aangesteld.
Deze personen zijn meestal ervaren staatslieden die zoeken naar de wegen van consensus tussen verschillende partijen en zo de basis leggen voor de toekomstige coalitie.
De kracht van de Nederlandse democratie ligt precies in deze zorgvuldige, geduldige aanpak.
Bij de verkiezingen van 29 oktober kwam de Democraten 66 (D66) partij, onder leiding van de jonge Rob Jetten, als winnaar uit de bus.
Informateur Wouter Koolmees heeft zijn termijn voltooid en zal vandaag al zijn bevindingen aan Jetten overhandigen.
Vanaf nu zijn alle ogen gericht op deze jonge leider, die de politieke toekomst van Nederland zal vormgeven.
De meest gestelde vraag is nu: zal Rob Jetten kiezen voor een coalitie aan de centrum-linkerkant, of juist aan de centrum-rechterkant?
Deze keuze zal niet alleen de kleur van de nieuwe regering bepalen, maar ook de richting van de Nederlandse politiek.
Jetten wordt inmiddels niet alleen gezien als partijleider, maar ook als het symbool van een nieuwe generatie: energiek, open en vertegenwoordiger van het progressieve liberalisme.
Hij is een leider die de traditionele politieke patronen doorbreekt en frisheid en oprechtheid brengt in de politiek.
Aan de coalitietafel van Nederland wordt nu niet alleen de toekomst van het land besproken, maar ook een nieuwe politieke filosofie gevormd:
een benadering die individuele vrijheden centraal stelt, maar de sociale verantwoordelijkheid van de staat niet vergeet.
Precies op dit punt is het belangrijk om de grote hoop van Nederland, Rob Jetten, en het nieuwe gezicht van zijn partij D66 van dichtbij te bekijken.
Laten we nu kijken naar de kern van deze verandering: Rob Jetten en de nieuwe identiteit van D66.
DEMOCRATEN 66 (D66) EN HUN NIEUWE KOERS
De partij Democraten 66 (D66) heeft jarenlang een hervormingsgezinde koers gevolgd die als “centrum-links” kon worden omschreven.
Maar tegenwoordig is die beschrijving niet meer toereikend. Onder leiding van Rob Jetten positioneert de partij zich steeds meer binnen het progressief-liberale centrum.
OORSPRONG EN EERSTE PERIODE
Toen D66 in 1966 werd opgericht door Hans van Mierlo en daarna Jan Terlouw, hadden de partij als doel het parlementaire systeem te vernieuwen, de democratische instellingen te versterken, individuele vrijheden te bevorderen en maatschappelijke verantwoordelijkheid te stimuleren – vooral onder jongere generaties.
Het was geen beweging die volledig aansloot bij de klassieke rechtse principes van de vrije markt, noch bij het traditionele linkse staatsdenken.
Het kon het best worden omschreven als “centrum-links” of “sociaal-liberaal”.
Ook tijdens de periode van Alexander Pechtold en Fatma Koşer Kaya bleef de partij trouw aan deze lijn.
HET TIJDPERK VAN JETTEN EN DE NIEUWE KOERS
Onder Rob Jetten heeft D66 zichzelf vernieuwd en opnieuw gedefinieerd.
Zijn openlijke homoseksuele identiteit zorgde ervoor dat de partij moediger stelling nam in kwesties als LHBTQ+-rechten, identiteit en milieubewustzijn.
Deze koers bracht D66 niet volledig op één lijn met de traditionele linkse partijen.
Integendeel, D66 positioneerde zich als links in culturele vrijheden, maar liberaler in economische en bestuurlijke kwesties.
D66 heeft soms ideologische verschillen gehad met partijen als GroenLinks en de Socialistische Partij (SP), en ook met de voormalige PvdA-leider Frans Timmermans bleef de relatie op bepaalde punten afstandelijk.
WAAROM NIET “LINKS”?
Jettens D66 draagt zeker enkele linkse kenmerken, zoals gelijkheid, vrijheid en diversiteit.
Maar op economisch en bestuurlijk vlak wijkt de partij duidelijk af van de klassieke linkse partijen.
In plaats van sterke socialistische retoriek, zoals staatsinterventie of versterking van de vakbonden, benadrukt D66 eerder concurrentiekracht, innovatie en internationale samenwerking.
Daarom kan D66 beter worden omschreven als “centristisch liberaal” of “progressief liberaal” dan als een uitgesproken linkse partij.
IDENTITEIT, STRATEGIE EN POLITIEK
Jettens homoseksuele identiteit is niet slechts een symbool, maar ook een strategisch bindmiddel voor de partij.
D66’s actieve houding ten aanzien van identiteitspolitiek, huwelijksgelijkheid en diversiteitsbeleid plaatst de partij sociaal gezien in een progressieve positie.
Tegelijkertijd combineert D66 dit met een gematigd-liberale vorm van pragmatisme, waardoor de partij bereid is deel te nemen aan zowel centrum-linkse als centrum-rechtse coalities.
D66 is inmiddels uitgegroeid tot een politieke beweging die verder gaat dan het etiket “centrum-links”.
De partij staat sterk voor culturele en individuele vrijheden, maar blijft economisch en bestuurlijk in het centrum-liberale kamp.
Rob Jetten is de katalysator en het symbool van deze transformatie.
Rob Jetten wordt beschouwd als het gezicht van een nieuwe generatie in de Nederlandse politiek.
Hij onderscheidt zich door zijn openheid over zowel zijn identiteit als zijn ideeën.
Zijn persoonlijke houding weerspiegelt niet alleen de evolutie van D66, maar ook die van de Nederlandse politiek in het algemeen.
Ideologische hokjes maken plaats voor politiek gebaseerd op identiteit, vrijheid en pragmatisme.
D66 is het laboratorium van deze transformatie geworden.
Na een verleden dat zich uitstrekte van “centrum-links”, beweegt de partij zich vandaag naar het “progressieve liberale centrum”.
Onder leiding van jonge, zelfverzekerde en open leiders als Rob Jetten wordt deze koers nog opvallender.
Rob Jetten is niet zomaar een jonge politicus, maar een symbool van een nieuw tijdperk.
Hij is iemand die al op jonge leeftijd de politiek instapte, zijn identiteit niet verborg maar er juist kracht uit putte.
Hij is een leider die zijn homoseksuele identiteit niet verbergt, er niet mee pronkt, maar haar presenteert als iets vanzelfsprekends.
Zelfs in een vrijzinnige samenleving als Nederland blijft dat een moedige houding.
Met zijn leiderschap heeft Jetten niet alleen D66, maar ook het politieke klimaat van het land veranderd.
Onder zijn leiding heeft de partij zich bevrijd van het klassieke “centrum-linkse” profiel en is ze een kleurrijk, individueel en vrijzinnig progressief centrum geworden.
D66 streeft naar economische stabiliteit, zonder in te leveren op sociale vrijheden.
Voor sommigen lijkt dat een wankel evenwicht, maar in feite weerspiegelt het precies de kern van de Nederlandse democratie.
De band tussen Jetten en zijn partij is eerder filosofisch dan ideologisch.
Hij heeft van D66 niet slechts een politieke organisatie gemaakt, maar een “modern huis van vrij denken”.
In dat huis leven gendergelijkheid, milieubewustzijn, respect voor diversiteit en vrijheid van identiteit samen.
Niet het staatsgerichte linkse denken, maar een op het individu gebaseerde rechtvaardigheid vormt de leidraad.
D66 is tegenwoordig meer dan een partij; het is het moderne gezicht van Nederland.
Rob Jetten is de energieke, eerlijke en zelfbewuste vertegenwoordiger van dat gezicht.
Onder zijn leiding laat D66 het oude etiket “centrum-links” achter zich en beweegt het richting het “vrije centrum van de toekomst”.
Deze koers kondigt een nieuwe politieke stijl aan in Europa – een politiek die haar kracht haalt uit identiteit, niet uit ideologie, en die zich voedt met de mens in plaats van met het dogma.
HABER 1: THY HOLLANDA MÜDÜRÜ ‘BAŞARILI BİR KARİYER İÇİN’ GENÇLERLE BİR ARAYA GELDİ.
HABER 2: HOLLANDA TÜRK GAZETECİLER BİRLİĞİ ÜYELERİ KAHVALTIDA BULUŞTU.
(Haberlerin Hollandacası en altta.
Nederlandse versies staat onderaan Turks))
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da gençlerin kariyer gelişimini desteklemeyi amaçlayan ANKA Association, önemli bir etkinliğe imza attı. Dernek, “Kariyer Köprüsü” adını verdiği yeni programında, Türk Hava Yolları Hollanda Müdürü Kadir Karaman’ı konuk etti.
Kadir Karaman, gençlerle yaptığı samimi sohbette hem kendi meslek serüvenini anlattı hem de havacılık sektöründeki fırsatlara ışık tuttu.
KARİYERİNİZDE YÜKSELİŞE GEÇİN
Etkinlikte yaptığı sunumda, “Kariyerinizde yükselişe geçin” mesajını veren Karaman, gençlere şu tavsiyelerde bulundu: “Başarılı bir kariyer, yalnızca eğitimle değil, farklı kültürleri anlamak, ekip ruhu içinde çalışmak ve sürekli öğrenmeye açık olmakla mümkündür. Her gencin içinde büyük bir potansiyel vardır; önemli olan onu fark edip doğru yönlendirmektir.”
Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği buluşmada, Türk Hava Yolları’nın global vizyonu, sürdürülebilirlik politikaları ve uluslararası insan kaynakları yapısı da ele alındı.
GENÇLERDEN YOĞUN İLGİ
Etkinliğe Hollanda’daki çeşitli üniversitelerden öğrenciler katıldı. Soru-cevap bölümünde gençler, Kadir Karaman’a kariyer planlaması, staj imkânları ve yurt dışı deneyimleri hakkında sorular yöneltti.
ANKA Association yetkilileri, bu tür etkinliklerle Avrupa’daki Türk gençlerine ilham vermeyi hedeflediklerini belirterek, “Amacımız, hem Türkiye’de hem Avrupa’da başarı kazanmış profesyonelleri gençlerle buluşturmak ve onlara mentorluk imkânı sunmak” açıklamasında bulundular.
ANKA ASSOCIATION HAKKINDA
Hollanda merkezli ANKA Association, Avrupa’daki gençlerin akademik ve profesyonel gelişimlerini desteklemek amacıyla faaliyet gösteren bir sivil oluşumdur. Dernek, düzenlediği seminerler, mentorluk programları ve kariyer buluşmalarıyla gençleri iş dünyasına hazırlamaktadır.
*****************
ANKA ASSOCIATION ORGANISEERT BETEKENISVOLLE BIJEENKOMST:
THY-NEDERLAND MANAGER KADİR KARAMAN KOMT SAMEN MET JONGEREN VOOR EEN SUCCESVOLLE CARRIÈRE
Karaman: “Een succesvolle carrière is niet alleen mogelijk door onderwijs, maar ook door begrip voor verschillende culturen, teamwork en een open houding om voortdurend te leren. In elke jongere schuilt een groot potentieel; het belangrijkste is dit te herkennen en in de juiste richting te sturen.”
Door İlhan KARAÇAY
De ANKA Association, die zich inzet voor de loopbaanontwikkeling van jongeren in Nederland, heeft opnieuw een belangrijk evenement georganiseerd. In het kader van haar nieuwe programma “Carrièrebrug” was Kadir Karaman, directeur van Turkish Airlines Nederland, te gast.
Tijdens een openhartig gesprek met jongeren vertelde Karaman over zijn eigen loopbaan en gaf hij inzicht in de kansen binnen de luchtvaartsector.
ZET DE VOLGENDE STAP IN JE CARRIÈRE
In zijn presentatie, met de boodschap “Zet de volgende stap in je carrière”, gaf Karaman jongeren de volgende adviezen: “Een succesvolle carrière is niet alleen gebaseerd op onderwijs, maar ook op het begrijpen van verschillende culturen, het werken in teamverband en het openstaan voor voortdurend leren. Elke jongere heeft een groot potentieel; het belangrijkste is dit te ontdekken en goed te begeleiden.”
Tijdens de bijeenkomst, die veel belangstelling trok, werd ook gesproken over de wereldwijde visie van Turkish Airlines, haar duurzaamheidsbeleid en de internationale structuur van het personeelsbeleid.
GROTE BELANGSTELLING VAN JONGEREN
Aan het evenement namen studenten van verschillende universiteiten in Nederland deel. In het vraag-en-antwoordgedeelte stelden jongeren vragen aan Karaman over loopbaanplanning,
stagemogelijkheden en internationale werkervaring.
Vertegenwoordigers van ANKA Association verklaarden dat zij met dit soort bijeenkomsten Europese Turkse jongeren willen inspireren: “Ons doel is om succesvolle professionals uit zowel Turkije als Europa met jongeren samen te brengen en hen mentorschap te bieden.”
OVER ANKA ASSOCIATION
De in Nederland gevestigde ANKA Association is een maatschappelijke organisatie die zich richt op de academische en professionele ontwikkeling van jongeren in Europa.
Door middel van seminars, mentorprogramma’s en carrièrebijeenkomsten bereidt de vereniging jongeren voor op het bedrijfsleven.
********************
HOLLANDA TÜRK GAZETECİLER BİRLİĞİ ÜYELERİ KAHVALTIDA BULUŞTU. ZOR DOĞAN BİR UMUDUN YENİ BULUŞMASI: “BİRLİKTE DAHA GÜÇLÜYÜZ”
ROTTERDAM,- Evet, tam elli yıl sürdü Hollanda’daki Türk gazetecilerin aynı çatı altında toplanabilmesi.
Gazetecilik, topluma yön veren, hakikatin izini süren bir meslek olduğu kadar; bazen sabır, bazen mücadele, bazen de inatla ayakta durabilme sanatıdır. Hollanda’daki Türk gazeteciler de bu inatla yazdılar, anlattılar, belgelediler… ama bir türlü aynı çatı altında birleşemediler.
Ta ki, dört cesur meslektaş “artık yeter” diyene kadar.
Özcan Özbay, Zeynel Abidin Kılıç, Mahmut Eröztürk ve Ömer Atıf…
Bu dört isim, uzun yılların dağınıklığını bir araya getirdi, dosyaları kapı kapı dolaştırdı, evrakları tamamladı, umudu yeniden yazıya döktü. Ve nihayet Hollanda Türk Gazeteciler Birliği (HTGB) resmen kuruldu.
Resmiyetin ardından gelen tanıtım resepsiyonu, yılların özlemini gideren bir dönüm noktası olmuştu. O gece, söylenen her sözde, çalınan her notada, 50 yıllık bir gecikmenin hüznüyle birlikte doğan bir gurur vardı.
O gece bir kıvılcım yakıldı.
Ve şimdi, o kıvılcım, yeni bir sabahın ışığına dönüştü.
Bu kez buluşmanın adresi Rotterdam’daki Dakpark Restoran’dı.
Kahvaltı sofraları bir kez daha meslek dayanışmasının simgesi hâline geldi.
Gazeteciler bir aradaydı; ama bu kez sadece hatıralar değil, gelecek konuşuldu.
Birliğin Başkanı Özcan Özbay, açılışta yaptığı konuşmada, geçmişin dersleriyle geleceğin sorumluluğunu birleştiren bir tonda seslendi: “Biz bu birliği sadece bir tabela olsun diye kurmadık. Amacımız, Hollanda’daki Türk medyasını güçlendirmek, genç gazetecilere yol açmak ve mesleğimizin saygınlığını korumaktır. Artık birlikte hareket ederek daha güçlü olacağız.”
Kahvaltının ev sahipleri arasında Ömer Atıf, Mahmut Eröztürk, Zeynel Abidin Kılıç, Ahmet Kaya, Ali Okşak, Mustafa Koyuncu, Hamit Sürmeneli, Burhanettin Carlak ve Recep Soysal da vardı.
Lahey Büyükelçiliği İletişim Müşaviri İsmail Erkam Sula, Birliğin Onursal Başkanı İlhan Karaçay ile Yavuz Nufel, Osman Elmacı, İsmet Özkara ve Emir Osman Kuyucu ise mazeretleri nedeniyle katılamadılar ama mesajlarıyla destek verdiler.
Toplantıda alınan kararlar, birliğin ikinci aşamasına geçildiğini gösteriyordu:
Hollanda ve Avrupa basın fonlarına başvurular, sembolik üyelik aidatı, HTGB logolu basın kartları ve ortak bir Medya Merkezi kurma planı artık gündemin merkezindeydi.
Üyeler, bu yeni dönemde şeffaflık, istişare ve ortak hareket etme ilkesinin korunması konusunda hemfikirdi.
Kimi “Türk basınının itibarını yeniden kazanması ancak ortak emekle olur” dedi, kimi “Gençleri bu mesleğe kazandırmadan geleceğimiz olmaz” diye ekledi.
Toplantı sonunda herkesin dilinde aynı cümle vardı: “Birlikte daha güçlüyüz.” Bu söz, artık bir slogan değil, bir inançtı.
Çünkü bu birlik, sadece bir meslek örgütü değil, Hollanda’daki Türk toplumunun sesi, hafızası ve vicdanı olmayı hedefliyor.
Gazetecilik, kimi zaman tek başına yapılan bir iş gibi görünse de, aslında en çok dayanışmayla var olur.
Ve HTGB’nin bu kahvaltısı, belki de o dayanışmanın en sade, ama en anlamlı hâliydi.
Sabahın erken saatlerinde başlayan buluşma, Türkçe’nin yaşatılması ve genç gazetecilerin desteklenmesi çağrılarıyla sona erdi.
Masadaki herkes, bir kez daha aynı noktada buluştu: “Engelleri aşacağız, tembellik etmeyeceğiz, daha çok çalışacağız… çünkü ancak birlikte olursak güçlü olabiliriz.”
**********
LEDEN VAN DE VERENIGING VAN TURKSE JOURNALISTEN IN NEDERLAND KWAMEN SAMEN VOOR HET ONTBIJT.
EEN NIEUWE ONTMOETING VAN EEN MOEILIJK GEBOREN HOOP: “SAMEN STAAN WE STERKER”
ROTTERDAM – Ja, het heeft maar liefst vijftig jaar geduurd voordat Turkse journalisten in Nederland zich onder één dak konden verenigen.
Journalistiek is niet alleen een beroep dat richting geeft aan de samenleving en de waarheid probeert te achterhalen; het is soms ook een kunst van geduld, strijd en standvastigheid.
De Turkse journalisten in Nederland hebben met diezelfde vastberadenheid geschreven, verteld en gedocumenteerd… maar het lukte hen lange tijd niet om zich werkelijk te verenigen.
Totdat vier moedige collega’s zeiden: “Nu is het genoeg.”
Özcan Özbay, Zeynel Abidin Kılıç, Mahmut Eröztürk en Ömer Atıf…
Deze vier namen brachten de versnippering van jaren bijeen, liepen van deur tot deur, verzamelden de nodige documenten en gaven hoop opnieuw vorm in woorden.
Zo werd de Vereniging van Turkse Journalisten in Nederland (HTGB) officieel opgericht.
De officiële lancering was een belangrijk keerpunt dat de harten van velen raakte.
Elke uitgesproken zin, elke gespeelde melodie die avond droeg zowel het verdriet van een vertraging van 50 jaar als de trots van een nieuw begin.
Die avond werd een vonk ontstoken.
En die vonk is nu veranderd in het licht van een nieuwe ochtend.
Deze keer vond de ontmoeting plaats in restaurant Dakpark in Rotterdam.
De ontbijttafels werden opnieuw een symbool van beroepssolidariteit.
De journalisten kwamen samen; maar dit keer ging het niet alleen over herinneringen, maar over de toekomst.
De voorzitter van de vereniging, Özcan Özbay, sprak tijdens de opening in een toon die de lessen uit het verleden combineerde met de verantwoordelijkheid voor de toekomst: “Wij hebben deze vereniging niet opgericht om slechts een naam te hebben. Ons doel is om de Turkse media in Nederland te versterken, jonge journalisten te ondersteunen en de waardigheid van ons beroep te behouden. Door samen te werken zullen we sterker staan.”
Onder de aanwezigen bevonden zich Ömer Atıf, Mahmut Eröztürk, Zeynel Abidin Kılıç, Ahmet Kaya, Ali Okşak, Mustafa Koyuncu, Hamit Sürmeneli, Burhanettin Carlak en Recep Soysal.
De communicatieraad van de Turkse ambassade in Den Haag, İsmail Erkam Sula, de erevoorzitter van de vereniging İlhan Karaçay, evenals Yavuz Nufel, Osman Elmacı, İsmet Özkara en Emir Osman Kuyucu konden wegens andere verplichtingen niet aanwezig zijn, maar stuurden hun steunbetuigingen.
Tijdens de bijeenkomst werd duidelijk dat de vereniging een nieuwe fase ingaat:
aanvragen voor Nederlandse en Europese persfondsen, een symbolische ledenbijdrage, HTGB-perskaarten en plannen voor een gezamenlijk ‘Mediacentrum’ staan nu op de agenda.
De leden waren het eens over het belang van transparantie, overleg en samenwerking in deze nieuwe periode.
Sommigen benadrukten: “Het herwinnen van de geloofwaardigheid van de Turkse pers is alleen mogelijk door gezamenlijke inzet.” Anderen voegden eraan toe: “Zonder jonge journalisten hebben we geen toekomst.”
Aan het einde van de bijeenkomst klonk dezelfde zin uit ieders mond: “Samen staan we sterker.”
Deze woorden waren geen slogan meer, maar een overtuiging.
Want deze vereniging wil niet slechts een beroepsorganisatie zijn, maar ook de stem, het geheugen en het geweten van de Turkse gemeenschap in Nederland.
Journalistiek lijkt soms een eenzame bezigheid, maar bestaat in wezen door solidariteit.
Het ontbijt van de HTGB was misschien wel de eenvoudigste, maar tegelijk de meest betekenisvolle vorm van die solidariteit.
De ochtendbijeenkomst eindigde met oproepen om de Turkse taal levend te houden en jonge journalisten te ondersteunen.
Iedereen aan tafel was het erover eens: “Wij zullen obstakels overwinnen, niet lui zijn, harder werken… want alleen samen kunnen wij sterk zijn.”
“Turks in Tech” topluluğu, yalnızca Hollanda’da değil; Londra, New York, Toronto, San Francisco ve Barselona gibi dünya kentlerinde de aktif bir ağ oluşturmuş durumda. Bu yapı sayesinde Türk teknoloji uzmanları, küresel ölçekte birbirleriyle bağlantı kurabiliyor, bilgi paylaşabiliyor ve uluslararası projelere dahil olabiliyor.
(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie staat onderaan)
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da yaşayan Türk dijital ve teknoloji profesyonelleri, “Turks in Tech” adı altında düzenlenen gönüllü bir buluşmada bir araya geldi. Amsterdam’da gerçekleştirilen bu etkinliğe, farklı alanlarda faaliyet gösteren 300’ün üzerinde Türk teknoloji uzmanı, girişimci, yazılımcı, veri analisti ve dijital stratejist katıldı.
Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan da etkinliğe katılarak katılımcılarla bir araya geldi. Büyükelçi Yazgan, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Hollanda’daki 300’ü aşkın Türk dijital ve teknoloji göçmeninin gönüllü buluşması: Turks in Tech. O salondaki zeka seviyesi gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.”
Etkinlikte, Hollanda’daki Türk profesyonellerin teknoloji ekosistemi içindeki konumu, yeni girişimlerin doğuşu, uluslararası iş birlikleri ve inovasyon alanındaki potansiyeller ele alındı. Katılımcılar, hem bireysel projelerini hem de ortak üretim alanlarını tanıtma fırsatı buldu.
TÜRKLER DÜNYA TEKNOLOJİ HARİTASINDA
“Turks in Tech” topluluğu, yalnızca Hollanda’da değil; Londra, New York, Toronto, San Francisco ve Barselona gibi dünya kentlerinde de aktif bir ağ oluşturmuş durumda. Bu yapı sayesinde Türk teknoloji uzmanları, küresel ölçekte birbirleriyle bağlantı kurabiliyor, bilgi paylaşabiliyor ve uluslararası projelere dahil olabiliyor.
Hollanda’daki toplantı, bu küresel ağın Avrupa’daki en güçlü duraklarından biri oldu. Amsterdam’daki etkinlikte konuşan teknoloji girişimcileri, Türklerin dijital dönüşüm, yapay zekâ, veri bilimi ve yazılım alanlarındaki başarılarının artık uluslararası düzeyde görünür hale geldiğini vurguladılar.
DİJİTAL KÖPRÜ VE BİLGİ PAYLAŞIMI
Etkinliğe sponsor olan teknoloji şirketleri, katılımcılara mentorluk, yatırım ağı kurma ve kariyer geliştirme konularında destek sunarken, Amsterdam merkezli girişimciler de deneyimlerini paylaştı. Bu yönüyle buluşma, yalnızca bir “networking” faaliyeti değil, aynı zamanda Türkiye ile Hollanda arasında dijital bir köprü oluşturma girişimi olarak değerlendiriliyor.
Katılımcılar, Hollanda’nın inovasyon ortamının Türk girişimciler için büyük fırsatlar barındırdığını, özellikle yapay zekâ ve veri teknolojileri gibi alanlarda ortak projelerin geliştirilebileceğini ifade ettiler.
BİRLİK VE DAYANIŞMA MESAJI
Turks in Tech buluşması, Hollanda’daki Türk topluluğunun artık yalnızca ekonomik ve sosyal değil, aynı zamanda teknolojik alanda da güçlü bir varlık gösterdiğinin en somut örneklerinden biri oldu.
Etkinliğe katılan profesyonellerden biri, “Biz burada hem Türkiye’yi temsil ediyoruz hem de bilgi ve yeteneğimizi dünya ile paylaşıyoruz. Bu platform, bizi birleştiriyor ve güçlendiriyor.” sözleriyle duygularını dile getirdi.
GELECEĞE YÖNELİK PLANLAR
Etkinlikte ayrıca, önümüzdeki dönemde Hollanda’da ve Avrupa genelinde düzenli aralıklarla benzer buluşmalar yapılması kararlaştırıldı. Bu toplantıların amacı, Türk teknoloji profesyonellerini bir araya getirerek ortak girişimler oluşturmak, genç yetenekleri desteklemek ve bilgi alışverişini artırmak olacak.
Amsterdam’da gerçekleşen bu geniş katılımlı buluşma, Türklerin teknoloji dünyasındaki yerinin ne kadar güçlü ve etkili hale geldiğini bir kez daha ortaya koydu.
Hollanda’daki Türk profesyoneller, bu tür etkinliklerle yalnızca bireysel başarılarını değil, aynı zamanda uluslararası dayanışma ve iş birliği kültürünü de güçlendiriyorlar.
***************************
TURKSE TECHNOLOGEN KOMEN SAMEN IN NEDERLAND. AMBASSADEUR YAZGAN: “HET INTELLIGENTIENIVEAU IN DIE ZAAL WAS ECHT INDRUKWEKKEND”
De gemeenschap Turks in Tech heeft niet alleen in Nederland, maar ook in steden als Londen, New York, Toronto, San Francisco en Barcelona een actief netwerk opgebouwd. Dankzij deze structuur kunnen Turkse technologen wereldwijd met elkaar in contact komen, kennis delen en deelnemen aan internationale projecten.
Door İlhan KARAÇAY
Turkse digitale en technologische professionals die in Nederland wonen, kwamen samen onder de naam “Turks in Tech” tijdens een vrijwillige bijeenkomst in Amsterdam. Meer dan 300 Turkse technologie-experts, ondernemers, softwareontwikkelaars, data-analisten en digitale strategen uit verschillende sectoren namen deel aan het evenement.
Onze ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, was ook aanwezig en sprak met de deelnemers. In een bericht op haar sociale media schreef zij: “De vrijwillige bijeenkomst van meer dan 300 Turkse digitale en technologische nomaden in Nederland: Turks in Tech. Het intelligentieniveau in die zaal was echt indrukwekkend.”
Tijdens de bijeenkomst werd uitgebreid stilgestaan bij de positie van Turkse professionals in het Nederlandse technologie-ecosysteem, het ontstaan van nieuwe startups, internationale samenwerking en innovatiepotentieel. De deelnemers kregen de kans om zowel hun individuele projecten als gezamenlijke initiatieven te presenteren.
TURKEN OP DE WERELDWIJDE TECHNOLOGIEKAART
De gemeenschap Turks in Tech heeft niet alleen in Nederland, maar ook in steden als Londen, New York, Toronto, San Francisco en Barcelona een actief netwerk opgebouwd. Dankzij deze structuur kunnen Turkse technologen wereldwijd met elkaar in contact komen, kennis delen en deelnemen aan internationale projecten.
De bijeenkomst in Nederland werd beschouwd als een van de sterkste Europese schakels binnen dit mondiale netwerk. Technologie-ondernemers die in Amsterdam het woord voerden, benadrukten dat de successen van Turken op het gebied van digitale transformatie, kunstmatige intelligentie, datawetenschap en softwareontwikkeling nu ook op internationaal niveau zichtbaar zijn.
EEN DIGITALE BRUG EN KENNISUITWISSELING
Technologiebedrijven die het evenement sponsorden, boden ondersteuning op het gebied van mentorschap, investeringsnetwerken en loopbaanontwikkeling. Ondertussen deelden in Amsterdam gevestigde ondernemers hun ervaringen. Hierdoor werd de bijeenkomst niet enkel een ‘networking’-evenement, maar ook een digitale brug tussen Turkije en Nederland.
De deelnemers wezen erop dat de innovatieve omgeving van Nederland grote kansen biedt voor Turkse ondernemers, vooral op het gebied van kunstmatige intelligentie en datatechnologie.
EEN BOODSCHAP VAN EENHEID EN SOLIDARITEIT
De Turks in Tech-bijeenkomst was een duidelijk bewijs dat de Turkse gemeenschap in Nederland niet alleen economisch en sociaal, maar ook technologisch een sterke aanwezigheid heeft opgebouwd.
Een van de professionals zei: “Wij vertegenwoordigen hier niet alleen Turkije, maar delen ook onze kennis en vaardigheden met de wereld. Dit platform verbindt en versterkt ons.”
PLANNEN VOOR DE TOEKOMST
Tijdens het evenement werd besloten dat in de toekomst soortgelijke bijeenkomsten regelmatig in Nederland en elders in Europa zullen worden georganiseerd. Het doel van deze bijeenkomsten is om Turkse technologieprofessionals samen te brengen, gezamenlijke initiatieven te stimuleren, jong talent te ondersteunen en de kennisuitwisseling te bevorderen.
De grootschalige bijeenkomst in Amsterdam liet opnieuw zien hoe sterk en invloedrijk de positie van Turken in de wereld van technologie is geworden.
Turkse professionals in Nederland versterken met dit soort initiatieven niet alleen hun persoonlijke successen, maar ook de cultuur van internationale solidariteit en samenwerking.