UZAKTAKİ DOSTLAR: Fransa’da Osmanville ve Tuqueville köyleri, Cem Sultan VE İmparator Atilla

UZAKTAKİ DOSTLAR: Fransa’da Osmanville ve Tuqueville köyleri, Cem Sultan VE İmparator Atilla

* Türk tüccarların uğrak yeri iki köyde hâlâ Türkiye’den esintiler var.
* Cem Sultan’ın 5 yıl barındığı Zizim Şatosu gözyaşı döküyor.
* İmparator Atilla’nın Fransa’daki bilinmeyen otağı turist çekiyor.

ilhan Karacay Turqueville ilhan Karacay-Osmanville OSMANVILLE VE TURQUEVILLE : İlhan Karaçay ve ekibi, Fransa’nın Normandia bölgesinde Caen kenti yakınlarındaki Osmanville ve Turqueville adlı yerleşim birimlerine gitti. Fransa’da ayrıca Turquestein ve Turkheim gibi yerleşim birimleri de var.

İlhan KARAÇAY’ın röportajı

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Osmanlı’dan kalma izlerin çoğu Fransa’da bulunuyor.
Fransa’ya gitmeden önce dersimize iyi çalışmamız gerekiyordu. Zira bu ülkede, Türk festivali yapılmıyordu ama, Osmanville, Turqueville, Turquestein ve Turkheim isimli yerleşim birimlerinden başka, Osmanlı tarihine altın harflerle yazılması gereken bir Cem Sultan öyküsü de var. Cem Sultan öyküsü dinleyenleri ve okuyanları duygusallaştıracak kadar hazindi. Cem Sultan’ın 5 yıl barındırıldığı Bourganeuf kasabasındaki şatoyu bulmak çok zor oldu. Fransa’da Cem Sultan konusundan başka, bir de Büyük Hun İmparatoru Atilla’nın otağı konusu da var.

TRT’den prodüktor İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin ve kameramanlar Orhan Aybertürk ve Murat Balcı ile birlikte turladığımız Fransa’da ilk durağımız, Osmanville ve Turqueville kasabalarını içine alan Caen kenti oldu.

ilhan Karacay Bedir Erzurumluoglu ve Havva Gulcek ilhan Karacay Bedir Erzurumluoglu ve Havva Gulcek CAEN’DE 6 METRELİK OSMANLI FİGÜRÜ : 400 Yıl önce Fransa’nın kuzeyindeki limanlarda cirit atan osmanlı tüccarları, bu ülkede modayı belirleyen kişiler oldular. Bu nedenle Caen kentinin ortasında büyük bir Türk pasajı yapan Fransızlar, pasaj avlusunun duvarına 6 metrelik bir Osmanlı figürü yaptılar. Tam 400 yıldır hiç bozulmayan bu figürü her yıl milyonlarca ziyaretçi izliyor. Fotoğrafta İlhan Karaçay, eğitimci Bedir Erzurumluoğlu ve Hava Gülçek Osmanlı figürünün önünde görülüyorlar.

Önce, Normandiya bölgesindeki Osmanville ve Turqueville köylerini görüntüledik ve röportajlar yaptık. Aynı bölgede Caen kentindeki ‘Passage Du Grand Turc’ yani ‘Büyük Türk Pasajı’ olarak anılan yerde, 6 metre boyundaki Osmanlı kıyafetli figürleri görüntüledik. Pasajın avlusundaki bu dev Osmanlı figürleri tam 400 yıldır aynen duruyor.

Caen’de öğretmenlik yapan Bedir Erzurumluoğlu ve Hava Gülçek, Fransa’da kaldıkları süre boyunca incelemeler yapmışlar. Osmanlılar’ın bu yörede neden iyi bir isme sahip olduklarını araştırmışlar.

O zaman giyim modası denince akla Paris değil, İstanbul gelirmiş. Osmanlılar’ın giysileri Normandiya’da modayı takip edenlerin ilk tercihleri olurmuş. Bu nedenle o zamanlar İngiltere yoluyla Normandiya’ya gemi ile gelen Türk tüccarlar el üstünde tutulurmuş. Gemiden Caen kentine giderken konakladıkları köylere Osmanville ve Turqueville adları konulmuş.

İşte o nedenle de Caen kentinin göbeğinde bir meydandaki büyük pasaja Fransızca olarak ‘Büyük Türk Pasajı’ adı verilmiş ve pasajın açıkta olan avlusuna da 5 metre büyüklüğünde şık giyimli bir Osmanlı figürü konulmuş. Gelen geçenler 400 yıldır bu figürü zevkle izliyorlar.

Kendileri ile görüştüğümüz Osmanville Belediye Başkanı ve Yardımcısı, Türkiye’de bir kent ile ‘Kardeş Şehir’ olmak istediklerini belirtirlerken, ‘Kasabamıza daha çok Türk ziyaretçi bekliyoruz. Buna karşı biz de Türkiye’deki kardeş şehire Fransızları göndeririz’ dedi.

Eğitimci Hava Gülçek, kendi imkanları ile hazırladığı bir festivalde Türk kültür ve sanatından eserler sunmuş ve öğrencileri ile birlikte yaptığı gösterilerde kalpleri fethetmiş.

Cem Sultan’ın hazin hikayesi

D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\Fransa Osmanville-Turquistein\ilhan karacay, Cem Sultan'in barindirildigi sato onunde (1).JPG C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Zizim Satosu.jpg
Daha sonra Güney’e doğru gittik. Bourganeof kasabasında çok hazin bir konuyu ele aldık. Cem Sultan’ın tam 5 yıl tutuklu kaldığı Zizim Şatosu’nu bulduk.

Fatih Sultan Mehmet’in oğullarından Beyazıt, kardeşi Cem Sultan’ı en büyük tehdit olarak algılamıştı. Bu nedenle de Cem Sultan hep sürgünde yaşadı. Cem Sultan, önce Rodos’ta yarı esir ve yarı şaşaalı bir yaşam sürdürdü. Zira Rodos Şövalyeleri Cem Sultan’ın tutulması ve bakımı için Beyazıt’tan çok büyük meblağlar alıyorlardı. Ama Cem Sultan, annesinin kardeşi olan, yani dayısı olan Macaristan Kralı’nın yanına gitmek istiyordu. Orada hazırlanıp kardeşinin üzerine hücum etmeyi planlıyordu. Bayezid ise, Cem Sultan’ın Rodos’ta kalmasını istiyordu. Zira bir gün Rodos’u işgal edip Cem Sultan’ı da ele geçirmeyi planlıyordu.

Rodoslular, bu varsayımdan çok korkmuşlar ve Cem Sultan’ı Roma’daki Papa’ya, Papa da daha sonra Fransız Kralı’na satmışlardı. Şimdi para kazanma sırası Fransızlardaydı. Cem Sultan pek çok yerde barındırıldı. Ama en çok barındırıldığı yer, Bourganeuf’teki şato oldu. Fransa Kralı Cem Sultan için muhteşem bir şato inşa ettirmişti. Bu şatoya da Zizim adı verlmişti.

İşte biz o şatoyu bulduk. Cem Sultan’ın hazin hikayesini ve öldürülüşünü araştırmacılar kanalıyla dile getirdik. Tam 30 yıldır Zizim Şatosu’nun karşısında ikamet eden Kadir Akar, işçilik yaptığı Borganeuf kasabasında yıllarca arşivleri karıştırmış. Kadir Akar, Zizim Şatosu’nun gölgesinde biz tarihi şöyle açıkladı:

Değerli okurlarım, Cem Sultan’ın hazin kikâyesini, Uzaktaki Dostlar programına alamadık. Cem Sultan’ın yazılı hikâyesini sizere yarın sunacağım.

İmparator Atilla’nın bilinmeyen otağı

Fransa’da, Büyük Türk İmparatoru Atilla’nın, Avrupa’daki savaşları sırasında ordularını konaklattığı otağı bulduk. İlgiçtir ki, bu otağa giren ilk Türkler biz olduk. Zira, 10 yıl önce Fransız bir grup tarafından yaşama geçirilen ‘Atilla Vakfı’, buranın tanıtımı için çalışmalarını hızlandırmış. Buraya artık turistler akın etmeye başladı. Biz de, buraya gelen bir otobüs dolusu Alman turist ile röportaj yapma fırsatı bulduk ve Atilla’nın bilinmeyen yanlarını araştırdık.

Fransa’da bu kez batıdan doğuya geçtik. Doğuda hem Turquestein, hem Turkheim ve hem de Büyük Türk İmparatoru Atilla’nın otağı vardı. Biz öncelikle, Atilla’nın otağına gitmeyi tercih ettik.

Atilla'nin Otagi (29) Atilla'nin Otagi (19) ALMANLAR BÜYÜK İLGİ GÖSTERİYOR : Fransa’daki Atilla’nın Otağı, 10 yıl önce kurulan bir vakıf tarafından tüm dünyaya duyurulmaya başlandı. İlk meyveler Almanya’dan gelmeye başladı. İlhan Karaçay ve ekibi orada iken bir otobüs dolusu Alman turist geldi. İlhan karaçay da bu turistlerin arasına girip röportajını yaptı.

Fransa’da, Büyük Türk İmparatoru Atilla’nın, Avrupa’daki savaşları sırasında ordularını konaklattığı bu otağı bulduk. İlgiçtir ki, bu otağa giren ilk Türkler biz olduk. Zira, 10 yıl önce Fransız bir grup tarafından yaşama geçirilen ‘Atilla Vakfı’, buranın tanıtımı için çalışmalarını hızlandırmış. Buraya artık turistler akın etmeye başladı. Biz de, buraya gelen bir otobüs dolusu Alman turist ile röportaj yapma fırsatı bulduk ve Atilla’nın bilinmeyen yanlarını araştırdık.

Atilla'nin Otagi (4) Atilla'nin Otagi (6) FRANSA’DA İMPARATOR ATİLLA’NIN OTAĞI : Kim derdi ki, büyük İmparator Atilla, Orta Asyalar’dan kalkıp Fransalar’a kadar gelecek ve orada ordusunu barındıracak ?
İlhan Karaçay, Atilla’nın Fransa’daki otağını buldu ve orayı ziyaret eden ilk Türk oldu.
Fotoğraflarda, Atilla Otağı Vakfı’nın Başkanı Sylvion Duthoit ile araştırmacı İbrahim Meral, İlhan Karaçay ve ekibini gezdirip izahat verirken görüyorsunuz.

Atilla Romalılarla ve Catalonlarla en kanlı savaşı Fransa’da yapmıştı. Tabii ki savaş öncesi araştırma yapan öncü kuvvetler, orduları en iyi ve güvenli barındrabilecekleri toprakları arayıp bulmuşlardı. İşte biz oraya gittik. 10 Yıl önce, Atilla’nın otağını dünyaya tanıtmak için bir vakıf kurmuş olan yöneticilerle görüştük. Vakfın Başkanı Sylvoin Duthoit, bizim kendilerini ziyaret eden ilk Türkler olduğumuzu belirtince çok şaşırdık. Zira tam o sırada bir otobüs dolusu Alman turist oraya gelmişti. Tabii ki ben Alman turistlerin arasına mikrofonla daldım ve Atilla hakkında neler bildiklerini sordum. Almanlar gerçekten Atilla’ya hayran olduklarını belirttiler.

Değerli Okurlarım, Atilla’nın çok uzun serüvenini, bu yazı serimin 8’incisinde, Macaristan’da yapılan Atilla Şenlikleri’nin görüntülü röportajı ile yayınlayacağım.

YARIN: Cem Sultan’ın hazin hikâyesi

VİDEO GÖRÜNTÜLÜ İZLEMEK İÇİN ALTTAKİ FOTOYA TIKLAYINIZ

UZAKTAKİ DOSTLAR: İspanya’nın Sax Kasabası’nda 1920’den bu yana bir ‘Türkevi’ var

UZAKTAKİ DOSTLAR: İspanya’nın Sax Kasabası’nda 1920’den bu yana bir ‘Türkevi’ var

* 400 yıl önce başlayan kutlama festivallerinde, Müslümanları kanlı bir şekilde mağlup edişin kin ve intikam sahneleri vardı.

* Atatürk’e hayranlık duyan bir grup İspanyol’un kurduğu ‘Comparsa de Turcos’ festivale dostluk ve sevgi sahnelerini kazandırdı.

* Her yıl şubat ayı başında tekrarlanan festivalin en büyük grubunu oluşturan ‘Comparsa de Turcos’un bin üyesi var.

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax=ilhan Karacay festival yurusunde (1).JPG

İlhan KARAÇAY yazdı…

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Türkiye ile özdeşleşmiş yerleşim birimleri arasında, İspanya’nın turistik kenti Alicante’ye bağlı Sax kasabası da var.

10 bin nüfuslu Sax kasabasında her yılın şubat ayı başında bir festival yapılıyor. Tam 5 gün süren ‘San Vlas’ adlı festivalin doğuş nedeni de çok ilginç. Bu ilginçlikleri yakından izlemek için TRT prodüktörü İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin, kameramanlar Ercan İşsever ve Mehmet Türkoğlu ile yollara düştük.

Sax’taki festivalin 400 yıl önce başlatılan nedeni, Hıristiyanlar’ın Müslümanlar’a karşı elde ettikleri galibiyete dayanıyor. Festivalin nefret ve intikam kokan havası, 300 yıl sonra 1920 yılında birden bire değişiyor.

Daha önceki kutlamalarda, Hıristiyanlar’ın Müslümanlar’ı çok kanlı bir şekilde mağlup etme sahneleri ağırlıklı iken, 1920 yılında, Atatürk’ün Anadolu’da elde ettiği zaferlere gıpta ile bakan bir grup İspanyol, bu festivale, ‘Comparsa de Turcos’, yani Türk Grubu adlı bir ekip ile katılma kararı almış. O yıldan bu yana da festivalin kin ve intikam kokan havası, dostluk ve sevgiye dönüşmüş.

Alicante’ye 44 kilometre mesafede olan şirin Sax kasabasında, şimdilerde Türkiye’ye gönül vermiş İspanyollar yaşıyor. Hiçbir kan bağı, kader birliği, kültürel bağ olmamasına rağmen buradaki İspanyollar, bu günlerde kendilerini Türk gibi hissediyorlar.

Sembolleri Sivaslı Aziz Vlas

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax=Sivas'ta Aziz Vlas'in Goz Baba Turbesi.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax=Sivas'ta Aziz Vlas'in Goz Baba Turbesi 2.jpg

Comparsa de Turcos grubunu oluşturanlar, 289 ile 316 yılları arasında Sivas’ta yaşamış olan Aziz San Vlas’ı kendilerine sembol olarak seçmişler.

Sivaslı San Vlas, boğaz hastalıklarını mucizevi bir şekilde iyileştiren bir hekim olarak ün salmıştı. Daha sonra halk tarafından Piskopos seçilmiş.

Aziz San Vlas, Romalılar’ın baskısıyla cemaatsiz kaldıktan sonra Erciyes Dağı’nda inzivaya çekilmiş. Sonra da inancından dönmediği için Roma Valisi’nin askerleri tarafından öldürülmüş.

Mezarı Sivas’ta Medrese Mahallesi’nde bir evin bahçesinde olan Aziz San Vlas, kabrindeki delik nedeniyle “Göz Baba Türbesi” olarak anılıyor ve ziyaret ediliyor.

TÜRKEVİ

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax=Festivalden goruntuler (2).JPG C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax-Comparsa de Turcos'un binasi.JPG
1920’DEN BU GÜNE : Comparsa de Turcos Grubu, Atatürk’e sempati duyan bir grup İspanyol tarafından kurulmuştu. O tarihte büyük bir binaya yerleşen grup, bugün hala aynı binada faaliyet gösteriyor.

Comparsa de Turcos Grubu’nu oluşturanlar, 1920 yılında Sax’ın Pobrezo sokağındaki 13 numaralı binaya yerleşmişler. Kapısında, “ Türk Evi, Kuruluş: 1920” yazılı olan Comparsa de Turcos’un şimdiki Başkanı Francisco Sanchez Chico, namı diğer Tito, 56 yaşında sempatik bir İspanyol.

Kuruluşu, Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını yapmaya hazırlandığı günlere denk gelen Comparsa de Turcos, bugün 1000’i aşkın üyesi, bin metrekarelik üç katlı Türk Evi’yle San Vlas Festivali’nin en büyük grubunu oluşturuyor. Binada festival sırasında kahvaltı ikramı yapılıyor. Salonlarında 1920’den bugüne kadar kortejlerde taşınan tüm bayraklar asılı. Ancak ilk bayrak yok. Başkan Tito bunu şöyle izah ediyor: “Çünkü ogünkü başkanımız ilk bayrağın tabutuna sarılmasını vasiyet etmiş ve bir geleneği başlatmış.
O tarihten sonra Grubumuzun üyeleri Türk Bayrağı’na sarılarak uğurlanıyor son yolculuğuna… Ben de bu bayrakla gömüleceğim”

1920’den 2007’ye

  1. 1920 yılında kurulduğu halde, Comparsa de Turcos’tan hiç haberimiz olmadı. 2007 yılında Sax kasabasından geçmekte olan bir büyükelçi görevlimiz, gördüpü bir Türk bayrağının izini takip ettikten sonra durum öğreniliyo C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax-ilhan Karacay TRT ekibi ve Baskan Tito ile.JPG BAŞKAN TİTO TAM BİR TÜRK GİBİ : 1920 yılında kurulan Comparsa de Turcos Grubu’nun başkanlığını yapmakta olan Francisco Sanchez Chico, namı diğer Tito, 56 yaşında sempatik bir İspanyol. Tito (ortada kalpaklı) TRT ekibiyle.

Comparsa de Turcos’un Başkanı Tito, 2007’ye kadar Türkiye ile ilişki kurma fırsatını bulamadıklarını söylüyor. Şimdilerde ilişkilerin gelişmesinden çok mutlu. Zira, 2007’de festivale ilk kez katılan ve grupla tanışan Madrid Büyükelçimiz Ender Arat, dostluk oluşumuna önemli katkıda bulunmuş. Büyükelçi Arat, eşi Ayşe Arat tarafından yapılmış bir tabloyu Comparsa de Turcos’ların bulunduğu ‘Türkler Evi’ne hediye etti. Daha sonraki yıl, İstanbul Askeri Müze’den yeniçeri kıyafetleri getirtilmiş,

10 Sax’lı çocuk Ankara’da 23 Nisan şenliklerine katılmış, Sivas Kongresi’nin 88’inci Yıldönümü törenlerine Sax Belediye Başkanı ve Tito ile birlikte bir heyet katılmış. Sivas’ta San Vlas’ın kabrini gezmişler. Comparsa de Turcos Grubu, bir yıl sonra Türkiye’den elde ettikleri giysileri ile, Granada’yı ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a büyük bir sürpriz yapmış.

Sax’lı Türkler’in Başkanı Tito, Sivas’ta geçirdiği günleri ve gösterilen misafirperverliği anlatmakla bitiremiyor. Bu konukseverliğe karşılık verebilmek umuduyla tüm Türkleri Sax’a, San Blas Festivali’ne davet ediyor.

Başkan Tito, ‘Biz yürekten Türküz. İspanyol olmanın yanı sıra Türk olmaktan da çok büyük gurur duyuyoruz. Her zaman bir Türk bayrağımız var’ diyor.

8 ülke temsil ediliyor

1620’lerden bu yana kutlanan beş günlük festivalde, Comparsa adı altında kümelenen farklı gruplar gösteri yapıyorlar. Türkler, Araplar, Faslılar, Arap Emirlikleri, Aragonesliler, İspanyollar, Garibaldililer ve Hıristiyanlar’ı temsilen birbirinden güzel kıyafetlerle Sax sokaklarında dini törenler yapıyor, bandolar, mızıkalar eşliğinde sokaklarda geçit düzenliyorlar. Bayraklar sallanıyor, havai fişeklerle ve özel yapılmıiş iri tüfeklerle sembolik Müslüman-Hıristiyan savaşları yapılıyor sonra da kol kola barlara, dans salonlarına gidiliyor, yeniliyor, içiliyor ve sabahlara kadar eğleniliyor.

Kin ve intikam, dostluk ve sevgiye dönüştü
D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\ispanya Sax\Sax=Festivalden goruntuler (1).JPG
D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\ispanya Sax\Sax=Festivalden goruntuler (4).JPG

Sax’ta Türk Grubu’nun ortaya çıkışı, 1920’de köy halkı içinde yaşanan bir anlaşmazlıktan kaynaklanıyor: San Vlas Festivali’nde, ortaçağ kıyafetli Hıristiyanları canlandıracak olan gruptaki başkanlık seçimi krize dönüşünce grup ikiye bölünmüş. Gruptan ayrılan 14 kişinin lideri Jose Maria Torreblanca Garcia, “Hep Hıristiyan ve Mağripli kılığına mı gireceğiz, biz de Türk Grubu kuralım ve festivalin kin ve intikam kokan havasını dostluk ve sevgiye dönüştürelim” diyerek kolları sıvamış. O yıllarda İstiklal Savaşı’nı kazanıp yeni bir ülke kurmaya başlayan, Mustafa Kemal’in yarattığı mucizeler kulaktan kulağa Sax’a kadar ulaşmıştı. Grup mensupları, Türkler ve Türkiye hakkında bilgi, malzeme ve kaynak aramaya başlamışlar.

Türk Grubu, 4 Şubat 1920’deki Festival Geçidi’ne katılma kararı alır ama, bir bayrakları bile yoktur. Alelacele bir evden getirilen işlemeli yatak örtüsünü bayrak yapıp korteje katılırlar. Ertesi yıl Comparsa de Turcos festivale daha iyi hazırlanır. Türk bayrağı dikerler. Bir Faslı’nın verdiği bilgiyle sekiz uçlu yıldız yaparlar. Daha sonraki yıl hatayı fark edip beş uçlu yıldızla Türk bayrağı yaparlar. Kostümlerini ise, bir çikolata ambalajında gördükleri yeniçeri kıyafetleri, eski dergilerden buldukları, 1911-1912 Trablusgarp Harbi’nde İtalyanlarla savaşan Türk askerlerinin üniformaları, İnebahtı Deniz Savaşı tabloları, Barbaros, Turgut Reis resimlerinden esinlenip kendileri tasarlarlar.

Endülüs İspanyası

Comparsa de Turcos, 400 yıl gerilere uzanan bir geleneğin uzantısı. Bunların kökü, tarihin 800 yıllık dilimine damgasını vuran Endülüs İspanyası ve, Müslüman İspanya’ya dayanıyor.

1100’lü yıllarda yıkılan Kurtuba (Cordoba) Sultanlığı’nın hâkimiyet alanı olan Endülüs bölgesi, küçük Müslüman beylikler, emirlikler ve krallıklar arasında paylaşılıyor. Bu küçük devletçikler birbirleriyle ve Hıristiyanlarla güç mücadelesine girişiyor. Müslümanlar’ı İspanya’dan atma seferberliğinin dozu arttıkça, son Müslüman kenti Granada teslim oluncaya kadar 300-400 yıl boyunca Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında mütemadiyen el değiştiriyor bu topraklar. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler bu savaşlarda yağmalanıyor, evlatlarını, yaşamlarını, mallarını yitiriyorlar.

Gün oluyor Müslümanlar kazanıyor, gün oluyor devran dönüyor Hıristiyanlar kazanıyor. Ama sonuçta hep analar ve insanlık kaybediyor…

1926’dan bu yana Türk

Comparsa de Turcos’un en yaşlı üyelerinden olan 84 yaşındaki Chato, ‘1926’dan beri Türküm. Hayatım bu grupta geçti. Benim hayatım Türkler. 3 kızım Türk, 4 torunum Türk. Türkiye’yi ben tanımıyorum ama kızım, torunlarım gitti. Ama bir gün ben de gideceğim. Televizyonda Türkiye’yi gördüğümde çok heyecanlanıyorum’ dedi.

SAX Belediye Başkanı Gil

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax belediye Baskani Vicente Gil ile konusma.JPG SAX BELEDİYE BAŞKANI : Her yıl tekrarlanan festivalin yapıldığı Sax kasabasındaki Belediye Başkanı Gil, Karaçay’in İspanyol asistanı Sofia’ya konuşurken. Başkan Gil, ‘Bugün hepimiz Türküz’ derken gözleri parlıyordu.

Sax Belediye Başkanı Vincente Gil, Türkiye’yi çok daha yakından tanıdıklarını belirterek, ‘Küçük bir kasabayız ve Türkiye ile bu ilişkimizden, Türk halkına yakın olmaktan çok memnunuz. Bizler çok açık insanlarız ve artık Türkiye’yi, Türkleri çok daha iyi anlayabiliyoruz. Kasabamız Türk bayraklarıyla dolu. Bu en büyük festivalimiz ve herkes kendini bu festivalle özdeşleştiriyor. Gelecek yıllarda Türkler gelir ve bizleri tanırsa çok daha memnun oluruz’ açıklamasında bulundu.

Türkçe kurs

D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\ispanya Sax\Sax=Festivalden goruntuler (3).JPGMerkezi Madrid’te bulunan ‘Türk İspanyol Dostluk Derneği AHIT‘in girişimleriyle, geçtiğimiz yıldan itibaren Sax’ın ‘Türk Evi’nde 50 kişi Türkçe öğrenmeye başladı. Kurs sayesinde öğrencilerin Türkçe’yi ilerlettiğini kaydeden Comparsa de Turcos Başkanı Tito, artık yolda birbirlerini Türkçe selamladıklarını anlattı. Sax gibi bir kasabada 50 kişinin Türkçe öğrenmeye başlaması, Valencia devlet televizyon kanalının ilgisini çekmiş ve burada özel çekim yapmış. Başkan Tito, dernekte verilen Türkçe kurslarının televizyonda yayınlanmasından ve ana haber bültenine konu olmasından büyük mutluluk duyduğunu belirtti.

Türkçe kurslarda öğretmenlik yapan Murat Atmaca, her hafta 3 gün Madrid’ten 350 km. katederek Sax’a geldiklerini, aralarında profesörler ve akademisyenler bulunan 50 kişiye Türkçe öğrettiklerini, kursiyer sayısının her geçen gün artmakta olduğunu belirtti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\TEMMUZ BULTENINE GIRECEKLER\Sax-ilhan Karacay 2009'da festival Güzeli seçilen Sofia, kizkardesi ve annesi ile.JPG
BU DA DE TURCOS GÜZELİ : Comparsa de Turcos her yıl güzellik yarışması da yapıyor. İlhan Karaçay, geçen yılki yarışmada kraliçe seçilen güzel İspanyol, annesi ve kız kardeşi ile bu hatıra fotoğrafını çektirdi.

Arkeolojik kazı

2004 Haziran’ında Valencia bölgesindeki Xativa şehrinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında I. yüzyıla ait Roma sikkeleri gün ışığına çıkarken bir Müslüman’a ait mezar taşı da bulunmuş. Üzerinde kufî yazı tarzı ile; Kur’an âyetleri, Ahmed bin Nahr (Nehr) ismi ve Hicri 27 tarihi bulunuyor.

İspanya’nın fethi miladî 711’de başlamıştır ama, buraya gömülen kişinin 649’da Valencia bölgesinde bulunduğu rivayet ediliyor. Bu kişinin Müslüman olarak yalnız olmadığı şuradan anlaşılıyor. Vefat edince diğer Müslüman arkadaşları kendisini kazdıkları mezara defnettiler ve âyetlerle beraber ismini ve hicri vefat tarihini (27) olarak mezar taşına yazdılar…

O tarihlerde İslamiyet’in anlattığı tevhid, henüz teslisin yerleşmediği o bölgelerde yaşayan Hıristiyanlara ters gelmiyordu. İlk giden ve muhtemelen tüccar olan bu Müslümanların oluşturduğu yumuşak ve güzel hava İspanyollar’ın ruhlarında güzel bir hatıra bırakmıştı…

YARIN FRANSA

Videoyu izlemek için aşağıdaki fotoya tıklayınız.

UZAKTAKİ DOSTLAR: Belçika’nın Türk Köyü’nde muhteşem festival

UZAKTAKİ DOSTLAR: Belçika’nın Türk Köyü’nde muhteşem festival

HABERİN SONUNDAKİ FOTOOĞRAF-LİNK’E TIKLARSANIZ trt’DE YAYINLANAN RÖPORTAJIMIZI GÖRÜRSÜNÜZ.

Faymonville Festivali'nden goruntuler (7)Faymonville Türk bayraklı

* Belçika’nın, “Türk Köyü” diye anılan Faymonville köyünde her
yıl evlere ayyıldızlı bayrağmız asılıyor, sokaklarda Türk bayrağı
sallanıyor ve Türk marşları söyleniyor.

* Binlerce Belçikalı’nın yanında çok sayıda Türk’ün de katıldığı
festivallerde “Türk Kanı” diye adlandırılan likör içiliyor ve
sanahlara kadar danslı eğlence yapılıyor.

* Türk köyündeki ‘Turkania’ adlı futbol takımı liglerde harikalar
yaratıyor ama Türk seyircisi yok.

* Ekibimizi otellerinde ziyaret eden belediye Başkanı, festivalin
tüm dünyada yankılanması için Türk devletinden ilgi bekliyor..


İlhan KARAÇAY’ınn röportajı…

Belçika’nın, Hollanda, Almanya ve Lüxemburg üçgeninde yer alan Faymonville köyünde her yıl tekraralan bir festival, gerçekten de Türkleri onurlandırıcı bir şekilde gerçekleşiyor. İste, bu gerçeği de yakından izlemek üzere TRT’den Prodüktör İsmail Alden, Yönetmen Sacit Şahin, asistanım Şenol Ocaklı ve kameramanlar Orhan Aybertürk ve Mehmet Türkoğlu ile birlikte yollara düştük.
Bu kez yolumuz, Belçika’nın kuzeydoğusuna gidiyor.
Faymonville köyünde dillere destan ve muhteşem olarak nitelenen Türk Festivali’ni izleyeceğiz.

Faymonville (9)Faymonville Festivali'nden goruntuler (5)

Yüzyıllardır kendilerine “Türk” denilmesinden hiç gocunmayan ve hatta bundan gurur duyan, Belçika’nın Faymonville köylüleri, geleneksel olarak her yıl yaptıkları “Türk festivali”ni bu yıl da şubat ayında tekrarladılar.

Festival gününe değinmeden önce sizlere bu ilginç köyün öyküsünü anlatalım:

Ardennen bölgesinde sadece bine yakın bir nüfusun yaşadığı çok küçük ama çok şirin Faymonville adlı bu köye yolu düşenler, köyün ortasında kocaman bir Türk bayrağı ile karşılaştıkları zaman şaşırırlar.

Bu köyde kendilerine ‘Türk’ adı verilen Belçikalılar yaşamaktadır. Faymonville´de hiç bir zaman Türkler yaşamamış. Ne var ki, bu köydekiler kendilerine Türk denilmesinden mutluluk duyuyorlar.

Neden mi?

Aslında bu konu hakkında birçok rivayet var ama sizlere en yaygın olanını anlatalım:

Avrupalılar 16. ve 17. asırlarda Türkler’in işgal ettiği topraklarda, işgalden zarar gören insanlara yardım için vergi niteliğinde para tahsil edilyorlardı.

Faymonville köyü halkı, çok küçük ve ücra bir köşede oldukları için böylesi bir vergiyi ödemeyi ret etmişler. Bu köylülere kızan halkın diğer kesimi Faymonvilliler’e, “Siz Türk dostusunuz, hatta siz Türksünüz” gibi bir tavırla hain olduklarını ima etmişler. Buna çok kızan Faymonville halkı, “Öyle mi, o halde bakın biz nasıl Türküz” diyerek yaşam tarzlarını Türkler’e benzetmeye başlamışlar.

Köyün ortasına büyük bir Türk bayragı dikmişler. Türkiye’den giysiler getirtmişler ve bu giysileri kuşanmışlar. Köyün belli yerlerine sembolik Türk figürleri yerleştirmişler ve her yere ay yıldız işlemişler.

Bununla yetinmeyen Faymonvilliler, her yıl törenler düzenlemeye başlamışlar. Böylece yüzyıllardır kendilerine ‘Türk’ denen köylüler bu adı benimsemişler. Her yıl karnavallarda Türk ve Osmanlı kıyafetleri giyerek Türk bayrağına sarılan Faymonvilliler’in bu yılki törenlerini biz de izledik.

Faymonvilliler’in bu yılki törenleri de muhteşem oldu.

Ellerinde Türk bayrağı olduğu halde üç atlı süvari ve 30 ayrı gruptan oluşan kortej, festival boyunca Türk giysileri, Türk müziği ve birbirinden ilginç kiyafetleriyle karnaval coşkusunu doyasıya yaşattılar.

Binlerce Belçikalı’nın yanında bine yakın Türk’ün de katıldığı festivalde “Türk Kanı” diye adlandırılan likör herkesi sarhoş etti.

Faymonville’nin bağlı olduğu Waimes’in Belediye Başkanı Albert Mathonet, Bizi konakladığımız otele kadar gelerek ‘Hoş geldiniz’ dedi. Festival için Türk makamlarından daha çok ilgi beklediğini belirten Mathonet kendisi ile yaptığımız söyleşide şunları söyledi: “Bu bölgede birkaç yüz yıldır devam eden bu gelenek, orjinallığını bozmadan sürecektir. Karnaval’da biramız, çeşitli içkilerimiz ve özellikle ‘Türk Kanı’ olarak adlandırdığımız likörumuz ile sarhoş olacağız. Bu nedenle festivalimize dışarıdan katılıma sıcak bakmıyoruz. Ama seyretmeye gelenlere de kucak açıyoruz.”

Faymonville-Waimes Belediye Baskani Albert MATHONET -ilhan Karacay ile BELEDİYE BAŞKANI TÜRKİYE’DEN İLGİ BEKLİYOR :
Faymonville’nin bağlı olduğu Waimes’in Belediye Başkanı Albert Mathonet, İlhan Karaçay ve ekibinin konakladığı otele kadar gelerek ‘Hoş geldiniz’ dedi.
Festival için Türk makamlarından daha çok ilgi bekleyen Mathonet, “Bu bölgede birkaç yüz yıldır devam eden bu gelenek, orjinallığını bozmadan sürecektir. Karnaval’da biramız, çeşitli içkilerimiz ve özellikle ‘Türk Kanı’ olarak adlandırdığımız likörumuz ile sarhoş olacağız.’ dedi.

Festivalin bir de ‘Organize Komitesi’ var. Bu Komite’nin başkanlığını yıllardır M. Aloys Lesoly yapıyor. Bizi evinde sıcak bir şekilde karşılayan Lesoly, her yıl Türk bayrağı ve Türk giysileri bulmakta zorluk çektiklerini dile getirdi. Lesoly., ‘Düşünün bir kere, binlerce Belçikalı kendilerine Türk giyeceği yakıştırmaya çalışıyor. Ya satın alıyor veya diktiriyorlar. Türk bayrağı bulmak da zor ve pahalı oluyor. Bu nedenle Türkiye’nin bize yardım etmesini bekliyoruz’ diye devam etti.

Waimes Turizm Ofisi Müdürü Stanly Noel da bizimle sürekli beraber oldu. Attığımız her adımı izleyen ve bize yardım eden Noel, bizi festival öncesinde hazırlık yapan insanların evlerine götürdü. Girdiğimiz evlerden biri cıvıl cıvıl idi. Bir anne ve üç kızı kendilerini Türk giysileri ile süslüyorlardı. Konuştuk bu insanlarla. O kadar mutluydular ki, ‘Sizleri görünce çok daha mutlu olduk. Bugünkü yürüyüş bizim için bir başka önem taşıyacak’ diyerek teşekkür ettiler. Her konuda bize sürekli yardımcı olan Noel, ‘Bu festival sayesinde kasabamıza çok sayıda yerli ve yabancı Turist geliyor. Ama yine de elde ettiğimiz turizm geliri ile festival masraflarını karşılayamıyoruz. Türkler izlemek için geliyorlar ama, Türk develetinden de yardım bekliyoruz’ diye devam eti.

Afbeelding 307

TURİZM OFİSİ MÜDÜRÜ STANLY NOEL : Waimes’in Turizm Ofisi Müdürü Stanly Noel, oraya adım attığımız saatten itibaren yanımızdan hiç ayrılmadı. Her konuda bize sürekli yardımcı olan Noel, ‘Bu festival sayesinde kasabamıza çok sayıda yerli ve yabancı Turist geliyor. Ama yine de elde ettiğimiz turizm geliri ile festival masraflarını karşılayamıyoruz. Türkler izlemek için geliyorlar ama, Türk develetinden de yardım bekliyoruz’ dedi

.

BARİŞ MANÇO EVİ

Faymonvil’deki Türk Festivali’ne ülkenin çeşitli yerlerinden binlerce Türk de geliyor. Liege’deki Barış Evi yöneticileri Aslı ve Tevfik Gülerman da festivale her yıl ilgi gösteriyorlar. Onları festivalde Türk giysileri ile bulduk. Aslı ve Tevfik Gülerman çifti, aslında Bariş Manço’yu Liege’deki evinde yaşatmak istiyorlar. Bu nedenle de derneklerinin adını Barış Evi koymuşlar. Şimdi o evi bir müze haline getirmek istiyorlar.

Liege Baris Evi yoneticileri tevfik ve Asli Gulerman baris-manco-bruks-muze-intro
BARIŞ MANÇO HAYRANLARI BARIŞ EVİ KURDU : Faymonvil’deki Türk Festivali’ne ülkenin çeşitli yerlerinden binlerce Türk de geliyor. Liege’deki Barış Evi yöneticileri Aslı ve Tevfik Gülerman da festivale her yıl ilgi gösteriyorlar. Onları festivalde Türk giysileri ile bulduk. Aslı ve Tevfik Gülerman çifti, aslında Bariş Manço’yu Liege’deki evinde yaşatmak istiyorlar. Bu nedenle de derneklerinin adını Barış Evi koymuşlar. Şimdi o evi bir müze haline getirmek istiyorlar. Fotoğrafta, Baris Evi kurucuları Aslı ve Tevfik Gülerman, Şenol Ocaklı ile görülüyor.

Köyün birçok noktasında ay yıldızlı figürler arasında, ‘R.F.C. Turkania’ adlı, 1925 yılında Joseph Scholzen tarafından kurulan bir futbol kulübü de var. Bu futbol külübü 3’üncü Lig’de yer alıyor. Ligde çok başarılı olmalarına rağmen Türkiye ve Türkler’den ilgi görmediklerini belirten yöneticiler, ‘Maçlarımıza Türk seyircileri de bekliyoruz. Böylece kulüp gelirimiz de artar’ diye konuştular.

Faymonville-Turkania futbol sahası-ilhan karacay (2) Faymonville Festivali'nden goruntuler (12)
TURKANIA FUTBOL TAKIMI : Köyün birçok noktasında ay yıldızlı figürler arasında, ‘R.F.C. Turkania’ adlı, 1925 yılında Joseph Scholzen tarafından kurulan bir futbol kulübü de var. Bu futbol külübü 3’üncü Lig’de yer alıyor. Ligde çok başarılı olmalarına rağmen Türkiye ve Türkler’den ilgi görmediklerini belirten yöneticiler, ‘Maçlarımıza Türk seyircileri de bekliyoruz. Böylece kulüp gelirimiz de artar’ diye konuştular.

Küçücük köyün ortasında Sultan isimli bir Otel-Restoran var. Otelin sahibi Edgar Bodar, kendi imalatı olan ‘Türk kanı’ isimli liköründen tatırdı. Gerçekten nefis bir içkiydi.

Faymonville-Sultan Otel-Restaurant (1) Faymonville Sultan Restaurant-Hotel
SULTAN HOTEL-RESTAURANT 100 YILDIR VAR : Faymonville köyünün ortasında Sultan isimli Hotel restaurant’a girdiğimiz zaman bizi patron Edgar Bodar karşıladı. Festivalin ana içkisi olan ve herkesi sarhoş eden ‘Türk Kanı’ adlı likörün yaratıcısı olan Edgar Bodar, bize de bu likörü tattırdı. Benim gibi ‘içkisevmez’ birinin bile hoşuna giden bu likör gerçekten de mükemmeldi.

Faymonville-ilhan Karacay (4) Faymonville-Eski belediye binasi
ESKİ BELEDİYE BİNASI : Eski Belediye binasının giriş kapısında restorasyon sonrası, 1945 yılında alçı kabartma ay yıldızlı Türk bayrağı bulunuyor.

Köyün bazı işyerlerinde ayyıldızlı tabelalar bulunuyor.

ÇOMAK SOKMAK İSTEYENLER OLDU

Yayınlarımızdan sonra, Türk tarafından bir yaklaşım olmayışına kızan bazı Belçikalılar, Festival’in yapılmasına karşı çıkmaya başladılar.
İşte bu konuyla ilgili haberimiz :

Belçika’daki ‘Türk Köyü’nü, Türklükten Vazgeçirmek istiyorlar.

Yıllardır Türk köyü olarak bilinen ve karnaval tarihinde de Türkler’in akın ettiği Faymonville kasabası, Türk olmaktan vazgeçme planını birkaç yıl önce başlatmıştı.

Türkiye Büyükelçiliğimizden ve Başkonsolosluğumuzdan kimsenin davet edilmemesi ilk adım olurken, önümüzdeki yıllarda da Türk simgelerinin karnavaldan tamamen kaldırılması planlanıyor.

Faymonville Karnavalı İnisiyatifi Sendikası, karnavalın bir ‘Türk Karnavalı’ değil, ‘Faymonville Karnavalı’ olduğunun altını çizdi. Geçtiğimiz yıllarda düzenlenen festivallerde, başta Belçika’dan olmak üzere, Almanya, Hollanda ve Fransa gibi ülkelerden Türk vatandaşları köye akın etmişlerdi.

Karnaval kortejinde her geçen yıl Türkler’e ait motiflerde gözle görülür şekilde azalma olması ve son olarak Türkiye Büyükelçiliği’nden veya Başkonsolosluğu’ndan kimsenin davet edilmemesi düşündürücüydü.
Faymonville Karnavalı İnisiyatifi Sendikası Genel Sekreteri Andre Lemaçon, karnavala Türk isminin konmasına karşı olduklarını söyledi. Lemaçon, “Tarihî bazı söylentilere dayalı olarak Faymonville Karnavalı’na Belçika‘dan Türkler katılıyor. İsmini Türk Festivali koymuşlar. Biz buna karşıyız, bu organizasyonun adı Türk festivali değil, orijinal adı Faymonville Karnavalı’dır.” dedi.

Lemaçon, “Bu seneki organizasyonda karnavaldan bu boyutunu soyutlama adına bazı kararlar aldık. Nitekim bizden Belçika‘daki Türk yetkililere davetiye gitmedi. Onlardan da bir katılım talebi almadık. Karnavalımıza ciddi kalabalıkların akın etmesi güvenlik başta olmak üzere farklı problemlere yol açıyor, zorlanıyoruz.” şeklinde konuştu.

Lemaçon’un, dediği gibi, köyü ‘Türk’ isminden soyutlama çalışmaları tamamlanırsa bir efsane son bulmuş olacak. ‘Türksüz Türk Köyü’ olarak bilinen ve her yıl çok sayıda Türk vatandaşının akınına uğrayan Faymonville, bu defa gerçekten Türksüz kaldı.

Rivayete göre Faymonville köylülerine, Haçlı seferlerine katılmadıkları için “Türk” denildi. En yaygın rivayete göre ise, 16’ncı ve 17’nci yüzyıllarda, Osmanlı’ya karşı koymak için Kilise önderliğinde Avrupa‘da toplanan vergilere katılmayı reddeden Faymonville köylüleri, Müslümanlarla ittifak yaptıkları gerekçesiyle “Türk” olarak adlandırıldı.
Köylülerin bu tutumlarını kıskanan komşuları, onlara bu sebepten ötürü ‘Türk’ adını takmışlardı.

Şimdi, Belçikalılar’ın, ‘Türk’ adından kurtulmak için başlattıkları planı bozmak için, hem devlet olarak ve hem de millet olarak daha atik ve dikkatli davranmamız gerekiyor. Faymonville’yi Türkler’den ve Türk isminden soyutlamak isteyen Belçikalılar’a bu fırsatı vermemek için, bu festivale daha çok ilgi göstermemiz gerekiyor.

Hatırlanacağı gibi, Belediye Başkanı ile yapmış olduğum görüşmede, Festivale Türkiye’nin katkıda bulunması dile getirilmişti.
Kim bilir, Belçikalılar belki de devletimizin festivale ilgisiz kalışını cezalandırmak istiyor.
Onla bu fırsatı vermeyelim.

Video görüntülü izlemek için aşağıdaki fotoğrafa tıklayınız

https://belgeselx.com/belgesel/bolum-3-uzaktaki-dostlar#

 

 

UZAKTAKİ DOSTLAR: İtalya Moena’da Yeniçeri hayranlığı sürüyor…

UZAKTAKİ DOSTLAR: İtalya Moena’da Yeniçeri hayranlığı sürüyor…

Moena'dan goruntuler (18) Moena'dan goruntuler (19)

MOENA’DAN GÖRÜNTÜLER: Manzori Dağları’nın eteğindeki Moena, yaz ve kış turizmi yaşar. Yayla evleri sürekli kiralanan Moena’dan görüntüler * Viyana kuşatması sırasında yaralı ve donmak üzere olan bir Yeniçeri’yi kurtarıp barındıran köy halkı, daha sonra kendilerine liderlik yapan ve vergi ödemeyi onleyen Yeniçeri’nin hatırasına her yıl festival düzenliyor. * Her yıl tekraralanan Geleneksel Festival’de, her taraf Türkiye, herkes Türk oluyor . Evlerden Türk bayrağı sarkıyor, sokaklarda Türk bayrağı dalgalanıyor. * Moena Belediye Başkanı Riccardo Franceschetti, ‘Türk olarak anılmaktan mutluluk duyoruz’ diyor

Moena'dan goruntuler (8) Moena'dan goruntuler (3)

İlhan KARAÇAY’ın röportajı: Yolumuz bu kez İtalya’nın kuzeyindeki Moena köyüne gidiyor. Zira, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ‘Türkiye’ olarak anılan köylerden biri de, İtalya’nın kuzeyindeki Moena köyüdür. Manzori dağlarının eteğindeki bu çok güzel ve şirin köyde yaşayanlara ‘Türk’ deniliyor ama, bu insanların tamamamı, tek kelime Türkçe bilmeyen İtalyan’dır. Bu kez beraberimde TRT prodüktorü İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin, kameramanlar Ercan İşsever ve Bülent Tokatlıoğlu var. Bu köye neden ‘Türkiye’, buarada yaşayanlara da neden ‘Türk’ denildiği hakkındaki rivayet şöyle: Viyana kuşatmasının ardından, donmak üzere olan yaralı bir Yeniçeri, Ausburglu tarla işçileri tarafından bulunur. Kadınlı erkekli bu grup yaralıya su verip ayıktırdıkları zaman, yaralının bir Türk olduğunu öğrenince önce şaşırırlar ve sonra da fikir ayrılığına düşerler. Kimi ‘Bırakın bu Türk’ü’, kimi de ‘İnsanlık öldü mü’ diye ikiye bölünürler. Kadınlardan biri yaralı Yeniçeri’ye çok şefkatli davranır ve diğerleriyle kavga etme pahasına evine götürür. Tedavi ettiği ve sağlığına kavuşturduğu bu Yeniçeri ile evlenen Ausburglu kadın, kocasına kısa zamanda kendi dilini öğretir. Yabancı damat, gerek giyim kuşamı ve gerekse yaşam tarzı ile halktan saygı görür ve kısa bir zaman sonra da adeta ‘Köy Ağası’ olur. Ausburg Dükalığı’nın vergi alışına isyan eden bu yeni köy ağası, halkı da vergiye karşı ayaklandırır. Bu ayaklanma sonucunda hiç vergi ödemeyen halk, Yeniçeri’yi ‘Kahraman’ ilan eder. Yeniçeri’nin ölümünden sonra çok üzülen ve uzun süre yas tutan Moena halkı, her yıl ağustos ayında geleneksel olarak bir festival düzenler. Bir Türk’ün anısına yapılan ve 3 gün süren bu festival sırasında etraf Türk bayrakları ve Türk motifleri ile donatılır. Herkes Türk gibi giyinir . Moena’da bu yıl yapılan festivale 5 TRT mensubu ile birlikte gittim. Festival arifesinin akşamında havai fişek gösterisi yapılacağını öğrendiğimiz zaman, köyün kuzey çıkışındaki muhteşem göle gittik. Göl kenarında havai fişek gösterisi için yoğun bir çalışma vardı. Akşam saat 22.00’de, başta Belediye Başkanı olmak üzere binlerce İtalyan muhteşem bir havai fişek gösterisi ile coştu. Festivalin birinci günü, köyün muhtelif yerlerine kurulan sahnelerde müzik ve dans gösterileri yapıldı. Geç saatlere kadar eğlenenler arasında, köye dışarıdan gelen 10 bini aşkın yerli ve yabancı turist de vardı. Moena Belediye Baskani, Yeniceriye kentin anahtarini verdi YENİÇERİ’YE KENT ANAHTARI: Moena Belediye Başkanı Riccardo Franceschetti, festivalde sahnelenen mizansenden sonraTürk Yeiçeri’ye kentin anhtarını teslim etti. Belediye Başkanı’nın, ‘Peki şimdi ne yapacaksın’ sorusuna, ‘Eee ne yaparsın, artık seninle birlikte yaşamak ve burayı ortak yönetmek gerekecek.’ yanıtını verdi. Festivalin ikinci günü mizansen bir tiyatro gösterisi ile başladı. Köyün en büyük meydanına toplanan binlerce kişi, Viyana kuşatmasının ardından, donmak üzere olan yaralı Yeniçeri’nin bir tarlada çifçiler tarafından bulunuşunu ve tedavi edilişini ilgiyle izlediler. Köylüler tarafından giydirilen Türk Yeniçeri daha sonra Belediye Başkanı Riccardo Franceschetti’den sembolik olarak kentin anahratını aldı. Tam o sırada bu ikilinin arasına girdim. Önce Belediye Başkanı’na sordum: -Bir Belediye Başkanı olarak şu anda neler hissediyorsunuz?

Moena Belediye Basakani Riccardo Franceschetti tam bir Turk gibi (1) BELEDİYE BAŞKANI BİR TÜRK GİBİ: Moena’nın Belediye Başkanı Riccardo Franceschetti, halkı tarafından çok seviliyor. Tam bir Türk gibi yaşayan Başkan şöyle konuştu: -‘Her yıl olduğu gibi, bu yıl da çok muhteşem bir gün yaşıyoruz. Dedelerimizin bizlere anlattıkları ‘ Il Turco’ efsanesini, biz de çocuklarımıza gururla anlatıyoruz. Bizim çok önem verdiğimiz bu festivali Türkler de gelip izlemeliler. Böylece aramızdaki güçlü bağ daha da güçlenecektir. Burada yaşayanların çoğu, Roma’yı bile görememişlerdir. İstanbul’u görmek ise en büyük rüyalarıdır. Türkiye’yi kitaplardan ve televizyonlardan gördükleri kadar tanıyorlar. Sadece duydukları ve gördükleri ile Türk geleneklerini yaşatıyorlar. Bir de oralara gidip görseler, kim bilir, Türk geleneklerini nasıl yaşatacaklardır. Şu anda en yaşlımız bile Türkiye hakkında çok şey bilmez ama Türk olarak anılmakla gurur duyduğunu söyler.’ -İyi de, şimdi siz kentin anahtarini Yeniçeri’ye verdiniz. Peki şimdi ne olacak? -‘Eee ne yaparsın, artık O’nunla birlikte yaşamak ve burayı ortak yönetmek gerekecek.’ Festival boyunca karşılaşıp konuştuğum İtalyanlar’ın hemen hemen tamamı, kendilerini bir Türk gibi hissettiklerini ve bu festivali Türkiye’nin de desteği ile dünya çapında bir etkinliğe dönüştürmek istediklerini belirttiler. Moena’nın, Kültür İşlerinden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Hillara, isimsiz Yeniçeri’nin anısına yapılan bir çeşme başında şunları anlattı : Moena-italya (2) KÜLTÜR İŞLERİNDEN SORUMLU BAŞKAN HİLLARA: Moena’da Kültür İşlerin’den Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Hillara, Yeniçeri anısına yapılan çeşme önünde İlhan Karaçay’a konuştu. ‘Moenalılar, Türk örf ve adetlerini yaşatıyorlar. Örneğin, kız isteme seansı sırasında, erkek ebeveynler başlık parası veriyorlar. Buna da ‘Töre’ adını takmışlar. Köy’den bir başka yere gelin giderken yapılan törene ‘Alabastia’ adı verilmiş. Köyden dışarıya gelin giderken ‘Alabastia’ adlı bir tören düzenleniyor. Buradaki tüm halk, Türk geleneklerini uygulamaktan zevk alıyor.Türkiye’yi hiç görmedik. Çok güzel bir yer olmalı. Türk ordusunun askeri mehteran bölüğü olduğunu biliyoruz ve onları da festivalimize bekliyoruz. Türk ordusunun mehter takımının katılımıyla festivalimiz gelecek yıl çok daha anlamlı olacaktır.” Moena-Türk kizina hayran kaldilar MOENALILAR TÜRK KIZINA HAYRAN KALDILAR: Moena’daki festivali anne ve babası ile birlikte izlemeye gelen bir Türk kızı, kıyafeti ile herkesi kendine hayran bıraktı. Festival’i izlemek için Moena’ya akın eden 10 bini aşkın meraklı arasında Türkler de vardı. Bu Türkler’in de duygularını öğrenmeye çalıştık. Kimi İtalya’nın çeşitli yerlerinden, kimi de başta Hollanda olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinden buraya gelen Türkler, bu festivale Türk devletinin ilgisiz kalışına üzüldüklerini belirttiler.

Moena Yeniceri Cesmesi'den su ictik (8) Moena'dan goruntuler (4)Moena

YENİÇERİ’NİN RUHUNA SU İÇTİK: Moena’nın Türk Mahllesi olarak anılan sokaklarından birinde, Türk Yeniçeri’nin anısına bir çeşme yapılmış. Gelen geçen bu çeşmeden su alıyor ve içiyor. Biz de Yeniçeri’nin ruhuna bu çeşmeden su içtik. Moena’nın keşfi Roma’ya 660 km. mesafede olan Moena’nın Türk gelenekleri ile yaşadığını, Türkoloji Profesörü Anna Masala keşfetmiş. Manzori dağlarında gezerken ‘Trchia’ yazılı bir tabelayı takip eden Masala, ok işaretini takip ederek girdikleri köyde, evlerin Türk bayrakları ile süslenmiş olduğunu ve bir çeşme başında da bir Yeniçeri fotoğrafı ile karşılaştıklarını anlatıyor. Asırlardır Türk gibi yaşayan köy halkı ile konuşan Masala, daha sonra yaptığı araştırmalar sonrasında, Moena halkının Türk geleneklerini nasıl yaşattıklarını ortaya sermiş.

Videoyu izlemek için alttaki fotoya tıklayınız.

UZAKTAKİ DOSTLAR HOLLANDA:Türkiye’den 3 bin kilometre uzakta bir köy var: TÜRKİYE

UZAKTAKİ DOSTLAR HOLLANDA:Türkiye’den 3 bin kilometre uzakta bir köy var: TÜRKİYE


Turkeye sokak tabelalari ve koyun havadan goruntusu (4)

* 80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.
* Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.
* Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhurıyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı.
* Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Röportaj: İlhan KARAÇAY

Hollanda, Avrupa’nın kuzeyinde, laleleri, değirmenleri, Johan Cruyffları ve de sarışınları ile ünlü bir ülkedir.
Bu ülkenin en büyük kenti ise, ‘Kuzeyin Venediği’ olarak anılan bir kanallar kentidir. Amsterdam’da özgürlüğün sınırı olmayan bir yaşam sürmektedir.

80 yıl süren İspanya savaşını, Osmanlı’nın katkısı ile galip bitiren Hollanda’nın o zamanki lideri Prens Maurits, minnet borcunu ödemek için geniş bir yöreye TÜRKİYE adını verdi.

Hollanda Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülke 1612’de Osmanlı oldu. Hollanda o tarihten sonra ticarette ve tarımda atak yaptı ve bugün sayılı zengin ülkelerden biri oldu.Kraliyet’e geçtikten sonra da Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesi ile ilişkilerini sürdüren Hollanda, 50 yıldır yararlandığı Türk işçiler sayesinde de endüstriyel ve ekonomik gelişme sağladı. Hollanda, tütün, kahve, çiçek, müzik, seramik ve Türkçe kelimeleri de kültürüne katarak, her bakımdan zenginleşmiş bir ülke oldu.

Türkiye Köyü
Hollanda’nın Belçika’ya komşu olan Zeeland bölgesine TRT’den Prodüktor İsmail Elden, Yönetmen Sacit Şahin, kameramanlar Ercan İşsever ve Mehmet Ali Uzuncular ile birlikte gittik.

Türkiye’den 3 bin kilometre uzakta, her yıl onbinlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği bir köy var. Bu köyün adı TÜRKİYE’dir.
Hollanda’nın Zeeland bölgesindeki bu köye ‘Türkiye’ adını, 400 yıl önce, Hollanda’nın kurucusu olan Willem van Oranje’nin oğlu Prens Maurits vermiş.
Osmanlı dayanışması sonunda, 80 yıl süren savaşta İspanyollar’ı yenilgiye uğratan Maurits, Türkiye’ye minnet borcunu ödeyebilmek için bu yöreye ‘Türkiye’ adını bahşetmiş.

Turkeye sokak tabelalari ve koyun havadan goruntusu (5) Turkeye sokak tabelalari ve koyun havadan goruntusu (6)
İşte şimdi bu köye giriyoruz.

Zeeland’ın Oostburg ilçesi sınırları içinde yol alırken önce Turkeijeweg (Türkiye yolu) tabelası ile karşılaşıyoruz.
‘Bu ne güzel raslantı’ diye düşünürken, bu kez karşımıza bir köy adı olarak ‘Turkeye’ (Türkiye) tabelası çıkıyor.

Turkeye Koyunden goruntuler (6) Turkeye Koyun'de Turk bayragi dalgalaniyor

Köye yaklaşınca, gönderde dalgalanan bir Türk bayrağı görüyoruz.
Zira bu köyde bir gönüllü elçimiz var. Monique Strum adlı bu elçimiz, eşi Cor ile birlikte ziyaretçilere Tam bir Türk konukseverliği ile hizmet ediyor.

Monique’nin evine girerken, duvardaki “Türkiye elçiliği, numara 16.” yazılı küçük bir tabela da dikkat çekiyor.

Monique’e duygularını soruyorum: ‘Böylesi hoş bir duyguya başka bir konu ile ulaşamazsınız. Kendimi gerçekten Türkiye Büyükelçisi gibi hissediyorum’ diyor Monique.
Bu temsilciliğin ne kadar süreceğini, kendisinden sonra bu temsilciliği kimin yapabileceğini sorduğum zaman da. ‘Benim aile efradım yok. Benden sonrasını Türk makamları düşünsün ve şimdiden hazırlık yapılsın’ diye ekliyor Monique.

Turkeye Koyu (33) Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (135)

Avrupa’da yaşayan ve bu köyden haberi olan gurbetçilerin yanında, Türkiye’den gelenlerin de azımsanmayacak kadar çok olduğunu belirten Monique, gelenlerin duygularını kaleme aldığı bir hatıra defteri bile oluşturmuş. Evin içindeki bütün ayrıntılar Türkiye üzerine. Seccade, tespih, Türkiye fotoğrafları, Türk gazeteleri, Türk takvimi, Türk kahvesi, Türk sanatçıların kasetlerine kadar ne ararsanız var.

Monique, okullardaki tarih kitaplarında Türkiye ve Osmanlı hakkında yeteri kadar bilgi verilmediğinden yakınıyor.
Monique ve eşi Cor Van Doeselaar iki kez Türkiye turu yapmışlar. Önümüzdeki yıl ise köyden kalabalık bir ekiple, Türkiye’ye bisiklet turu yapmayı planlıyorlar.

Sint Anna Ter Muiden
Türkiye köyüne çok yakın olan Sint Anna Ter Muiden, Hollanda-Türkiye
ilişkilerinin en önemli ve başlangıç noktası oluyor.
400 yıl önceki savaşlar sırasında, Akdeniz’de, İspanyollar’dan para karşılığı kurtarılan Türk denizciler bu köye getirildiler.
Yerli halk Türkler’in hastalık yaymasından korktu. Ama sonuçta yine de Türk esirlere kucak açıldı.
Kurtarılan Türk esirler, İspanyollar’ın savaş planlarına ait belgeleri Hollandalılar’a verdiler. Türk denizcilerin verdikleri bilgi ve taktik sayesinde İspanyollar’ı yenigiye uğratan Hollandalılar, daha sonra Türk esirleri sağlıklı bir şekilde İstanbul’a ulaştırdılar.
İşte o zaman Türk Sultanı Hollanda’ya bir şükran plaketi gönderdi. Gönderilen yarım ay şeklindeki bu plaket, köy meydanındaki çeşmenin üzerine yerleştirildi. Bir başka yarım aylı plaket de belediye binasının üzerine vidalandı.

Aslında bu konuda birkaç rivayet vardır:
1590-1604 yılları arası. Hollanda Prensi Maurits döneminde, İspanyollarla yaşanan savaşlarda en önemli savunmanın yapıldığı yer Sint Anna Ter Muiden’dir. Buranın Hollanda için stratejik önemi çok fazla. O dönem İspanyollar’ın elinde esir bulunan 1400 kadar Türk forsa, Hollandalılar’ın yardımı ile kurtarılır. Leventler kendilerini kurtaran Hollandalılar’a kıyafetlerini ve üç hilalli flamalarını hediye eder. Üç hilalli Osmanlı flamalarını gemilerinde göndere çeken Hollandalılar’ı gören İspanyollar, ‘Osmanlı buraya donanma göndermiş’ diyerek korkar ve geri çekilir. Böylece ülke büyük bir istiladan kurtulur.

Diğer bir rivayette ise Prens Maurits, İspanya’ya karşı Osmanlı’dan yardım ister. Gelen cevapta, asker gönderme yerine, Osmanlı flamasının kullanılması önerilir. Gemilerdeki Osmanlı flamalarını gören İspanyollar, Osmanlı’dan korkarak kaçarlar.

“TURKEYE” köyünde muhteşem gün.

Bolwerk Müzesi’nde ‘Türkiye Sergisi’nin açılış törenindeydik.

Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400’üncü yılı kutlamaları çerçevesinde, her iki ülkede planlanan kutlamalardan biri de Hollanda’nın “Türkeye” adlı köyünün bağlı olduğu İjzendijke kasabasında gerçekleşti.

Türk köyü yetkililerinin inisiyatifi ile İjzendijke kasabasındaki Bolwerk Müzesi’nin bir bölümü, Türkiye-Hollanda ilişkilerine ait obje ve dökümanlara ayrıldı.
22-10-Muze
İŞTE BU MÜZE: Türk ve Hollanda bayrağı ile süslenen Ijzendijke kasabasındaki Müze’nin bir bölümünde sergilenen Türkiye obje ve dökümanları büyük ilgi gördü.

Hollanda- Türkiye ilişkileri aslında bin yıla dayanır ama, diplomatik ve ticari resmi ilişkiler 1612′ de başlamıştır. Yani tam dörtyüz yıl önce.
Dörtyüz yıl önce, 6 aylık uzun bir yolculuk ve iki ay süren bir beklemeden sonra, Sultan Birinci Ahmet tarafından kabul edilen Hollanda Büyükelçisi Cornelis Haga, resmi ilişkilerin anahtarı olmuştur.
Daha açık söylemek gerekirse, pek çok devletin karşı çıkmasına rağmen, Haga’nın huzura kabul edilmesiyle, Hollanda’yı devlet olarak tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur.
İşte bu nedenle 2012 yılı, bu ilişkilerin 400’üncü yılı olarak kutlanmıştır.
Türkiye ve Hollanda’da çok çeşitli etkinliklerle kutlanan bu dostluğun, bundan sonra da asırlarca süreceğine inandığını belirten Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, kutlamalar sırasında geldigi Hollanda’da, Kraliçe Beatrix tarafmdan çok sıcak bir şekilde karşılandı.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (84) Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (93)

Ijzendijke’nin merkezindeki Leglise adlı Protestan kilisesinde toplanan konuklara karşı yaptığı açış konuşmasına Türkçe olarak, “Sayın Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan ve tüm davetliler, Türk köyünüze hoş geldiniz.” diyerek başlayan Het Bolwerk Müzesi Müdürü Ruud van der Berg, bölgelerinde bir ilke imza attıkları için mutluluğunu dile getirdi.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (53) Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (49)
NEBAHAT ALBAYRAK’TAN VALİ’YE, BÜYÜKELÇİ’DEN BELEDİYE BAŞKANI’NA PLAKET:
Ulaştırma Bakanlığı yaptığı sırada bir Türkiye ziyaretinde, Hollanda’daki Türkeye Köyü’nün de içinde bulunduğu bölgeye valilik teklifi aldığını belirten Karla Peijs, bugün bu görevinden mutluluk duyduğunu söyledi.
Türk Hollanda Dostluk Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine birer plaket hazırlattı. Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Sluis Belediye Bakanı Jacques Suurmond’a plaketini verirken.

Açılışa katıldığ için kendisine teşekkür edilerek mikrofona davet edilen Milletvekili Nebahat Albayrak, yaptığı konuşmada, 400 yıllık Türk-Hollanda dostluğuna değindikten sonra, “Bir gün bana Hollanda’nın Zeeland bölgesinde Türk köyü var. Bu ismi de 1604 yılında Prens Maurits vermiş. Bundan haberin var mı, oraya gittin mi? diye sordukları zaman çok şaşırmıstım. Sonra buraya geldim ve bisiklet turu da yaptım. Bugün de, böylesi güneşli bir havada buradayız. Burada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.” dedi.

22-7-Ilhan Karacay-Monique Sturm Turkeye-Senol Ocakli-Baskonsolos
MONİQUE STRUM’A İLHAN KARAÇAY’DAN, ŞENOL OCAKLI’YA HOLLANDA KONSOLOSUNDAN PLAKET: Törende, Türkiye Köyün’ün Fahri Konsolosu olan Monique Strum’a İlhan Karaçay, Türkiye Köyü ile ilgili yaptığı çalışmalardan ötürü ödüle layık görülen Şenol Ocaklı’ya da, Hollanda’nın İstanbul Başkonsolosu Marco Hennis plaketlerini verdiler.

Daha sonra mikrofona davet edilen Sluis Belediye Başkanı Jacques Suurmond, ilişkilerin öemine değindikten sonra, “Bir gün Dalaman’da tatil yaparken, üzerinde ‘Turkeye-Sluis’ yazılı bir tabela görünce çok şaşrmıstım. Öyle ya, Hollanda’da Belediye Başkanlığını yaptığım bir kentin ve o kente bağı bir köyün adını, Türkiye’de bir başka köyün girişinde görmek gerçekten şaşırtıcı olmaz mı? Meğer bu güzel girişimi, bugün de aramızda bulunan Şenol Ocaklı yapmış. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.” diye konuştu.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (32) Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (36)
BÜYÜKELÇİ DUYGULANDI: Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan, Hollanda-Türk ilişkileri üzerine yaptığı konuşmadan sonra, Lavent Müzik Grubu’ndan dinlediği şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla” dizesinden sonra çok duygulandı.

Türk müziği ziyafeti

Türkiye Köyü’nde 10 yıl önce kurulan beş kişilik Laventen adlı müzik grubu, kilisede düzenlenen toplantıda yarım saatlik bir program yaptı. Türkçe ve İbranice repertuvarları ile büyük alkış toplayan grubun bir şarkıdaki “Haydi yolla İstanbul’a yolla, haydi yolla Beyoğlu’na yolla” sözleri salondakilere ve özellikle de Büyükelçi Uğur Doğan’a duygulu anlar yaşattı.

Ödül ve lale çiçeği yağmuru

Hollanda Dostluk ve Engelliler Vakfı Başkanı Bülent Türker, konuşmacıların hepsine 400’üncü yıl anısına özel olarak yaptırılan porselen tabaklar hediye etti. Ayrıca, serginin açılışına katılan davetlilere lale buketleri verildi.

Turkeye-muzesi- yemek
VALİ VE BÜYÜKELÇİ’YE YEMEK: Türkiye Köyü’nün bağl olduğu Ijzendijke kasbası yöeticileri, sergi öncesinde Lahey Büyükelçimiz Uğur Doğan ve eşi ile Zeeland Valisi Karla Peijs’e bir öle yemeği ikram ettiler. Bu yemeğe, katkılarından ötürü İlhan Karaçay ve Şenol Ocaklı da davetliydiler.

Turkiye Koyu ve Ijzeldijke Muze acilisi (66)
AY YILDIZLI KRAVAT: Ijzendijke Müzesi’nin Genel Koordinatörü Tonyy Verhage Ay Yıldızli kravatıla dikkat çekti. Verhage, müzelerinde böyle bir etkinlik yapmalarından dolayı mutlu olduğunu söyledi.