HOLLANDA’DA GÖRÜLMEMİŞ BİR SEÇİM YARIŞMASI: 4 PARTİ LİDERLİĞE OYNUYOR

HOLLANDA’DA GÖRÜLMEMİŞ BİR SEÇİM YARIŞMASI: 4 PARTİ LİDERLİĞE OYNUYOR

Azınlıkları destekleyen DENK Partisi de sandalye sayısını 3’ten 5’e çıkarmak istiyor.

Seçimde sandığa gitmeyen her Türk, aslında kendini temsil edecek sesi zayıflatmış olacak. Bizim sesimiz ancak sandıkta güçlenir.

Türk toplumu seçimlerde birleşip sandığa gittiğinde tarih yazıyor, ama sandığı boş bıraktığında kendi sesini kendi eliyle kısıyor.

Türk Sivil Toplum Kuruluşlarından, İOT Başkanı Zeki Baran, HTF Başkanı Murat Gedik, DSDF Başkanı Nevzat Cingöz ve UİD Genel Başkanı Kenan Aslan’ın, yurttaşlarımızı sandığa gitmeyi tavsiye eden bildirileri.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Yarın Hollanda genel seçimleriyle birlikte ülkede alışılmışın çok ötesinde bir yarışma sahnelenecek. Mevcut durumda dört büyük parti başbakanlık koltuğuna aday hâline gelmiş durumda ve bu durum seçim atmosferine hem renk katıyor hem de heyecanı en üst düzeye taşıyor.

600 bine yakın Türk kökenlinin yaşadığı ülkede, yaklaşık 300 bini oy kullanabilecek durumda. Bu kadar güçlü bir seçmen kitlesiyle seçimlere girilirken, oy kullanmayan her Türk yurttaşı aslında kendi temsil gücünü zayıflatacak. Bizim sesimiz, ancak sandığa giderek güç kazanabilecek. Türk toplumu sandığa bir arada gidip oy verdiğinde tarih yazıyor; ama sandığı boş bıraktığında kendi sesini kendi eliyle kısmış oluyor. Bu nedenle Türk sivil toplum kuruluşları, bugüne kadar olduğu gibi, bu seçimde de yurttaşlarımızı sandığa davet eden bildiriler yayınlıyorlar.

Görüyorum ki, yarın bu ülkede, siyasi tarih açısından emsalsiz bir seçim yarışı gerçekleşecek. Azınlıkları destekleyen ve Türk kökenlilerin de güçlü şekilde temsil ettiği DENK Partisi, üç olan sandalye sayısını beşe çıkarmak için yoğun çaba gösteriyor. Seçim sonuçları Türk toplumu açısından da doğrudan anlam taşıyor; bu yüzden oy kullanmak salt bir vatandaşlık görevi değil aynı zamanda kendi geleceğimizle ilgili güçlü bir duruştur.

Afbeelding met tekst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Seçimlerde öne çıkan en enteresan nokta şu: Başbakan adaylığı için dört parti birincilik yarışına giriyor. Son anketlere bakıldığında, ırkçı olarak tanımlanan Özgürlük Partisi (PVV)’nin sandalye sayısının 35’ten 26’ya düştüğü görülüyor. GroenLinks–PvdA (yeşil sol/işçi birleşimi) yaklaşık 24 sandalye tahminiyle öne çıkıyor. Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDA) sandalye sayısını 5’ten 20’ye çıkarıyor. Demokrat ’66 Partisi ise sandalye sayısını 22’ye çıkarmış durumda.
Dilan Yeşilgöz’ün siyasi liderliğini yaptığı, şimdiki koalisyonun büyük ortagı Halk İçin Özgürlük Partisi (VVD) 8 sandalye kaybederek 16’ya düşmesi ile yarıştan kopuyor.
Görüleceği üzere, Hollanda siyasi tarihinde bugüne kadar yaşanmamış bir rekabet yarın tam anlamıyla sahneye çıkacak.

PARTİLERİN TANITIMI, PROGRAMLARI VE ŞANSLARI:

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, Menselijke baard, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DENK PARTİSİ: AZINLIKLARIN VE TÜRK KÖKENLİLERİN SESİ

Tanıtım: 2015 yılında kurulan DENK, Hollanda siyasetinde azınlıkların sesi olmayı hedefleyen bir partidir. İsmi Hollandaca’da “düşünmek” anlamına gelirken, Türkçe’de de “düşün” çağrışımıyla özel bir anlam taşıyor.
Parti, kuruluşundan bu yana göçmen kökenlilerin haklarını savunmayı, ayrımcılıkla mücadele etmeyi ve toplumsal eşitliği güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kurucuları arasında Türk kökenli siyasetçiler Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk var. Bugün partinin liderliğini Stephan van Baarle yürütmektedir.

Programdan kısa alıntılar:
“Hollanda, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir ülke olmalıdır.”
“Ayrımcılıkla mücadele, yalnızca azınlıkların değil tüm toplumun görevidir.”
“Kökeni ne olursa olsun herkesin sesi parlamentoda duyulmalıdır.”

Türk kökenli seçmenler açısından önemi:
DENK, kuruluşundan bu yana Hollanda’daki Türk ve Fas kökenli seçmenlerin yoğun desteğini almıştır. Parti, sadece göçmen haklarını değil, aynı zamanda adil temsil, kültürel saygı ve eğitimde fırsat eşitliği gibi konuları da gündeme taşır.
Türk kökenli seçmenler için DENK, diğer partiler arasında kimliklerine sahip çıkan, onları doğrudan muhatap alan tek parti olma özelliğini sürdürmektedir.
Geçmiş seçimlerde üç sandalye kazanan parti, bu kez hedefini beş sandalyeye çıkarmıştır. Özellikle büyük şehirlerde (Amsterdam, Rotterdam, Lahey, Utrecht) Türk ve Müslüman seçmenlerin yüksek katılımı bu hedefi ulaşılabilir kılmaktadır.

Seçim stratejisi ve kampanya:
DENK’in kampanyası bu yıl “Adalet, Eşitlik, Dayanışma” üçlüsü üzerine kurulmuştur. Parti, genç seçmenlere yönelik dijital kampanyalarla görünürlüğünü artırmış, ayrıca cami dernekleri, Türk sivil toplum kuruluşları ve kültür merkezleriyle temaslarını yoğunlaştırmıştır.
Kampanya boyunca “Sandığa gitmeyen her Türk, kendi sesini kısmış olur” mesajı öne çıkarılmıştır.

Şans tahmini:
Anketlere göre DENK’in sandalye sayısını artırma olasılığı güçlüdür. Hollanda genelinde küçük bir parti olsa da, büyük şehirlerdeki azınlık oyları üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Özellikle Rotterdam ve Amsterdam bölgelerinde Türk seçmen katılımı yüksek olursa, partinin beş milletvekili hedefi gerçekçi hale gelebilir.

İŞTE 50 KİŞİLİK DENK ADAY LİSTESİ

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, kleding, schermopname Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

GROENLINKS–PVDA (YEŞİL SOL – İŞÇİ PARTİSİ BİRLİĞİ)

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, kleding, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Hollanda’da merkez-sol ve yeşil siyaseti temsil eden iki parti olan GroenLinks (GL) ve Partij van de Arbeid (PvdA) 2023’ten itibaren ortak bir seçime liste ile girme kararı aldı.

Programdan kısa alıntılar: Yeşil ve sosyal bir anlaşma. İklim krizi ile mücadele ederken çalışanların yükünü artırmadan eşitliği gözetmek. Ayrıca, demokrasi ve hukuk devleti” vurgusu ön planda; “Radikal-sağ partilerin yükselişiyle birlikte kadınların, LGBTİQA+ bireylerin, göçmenlerin hakları tehdit altında.”

Şans tahmini: Bu birlik, sol ve yeşil seçmeni birleştirerek ciddi bir potansiyel taşıyor. Anketlerde PVV ile arasındaki farkın nispeten daralması bu potansiyelin göstergesi. Eğer birleşik oyları mobilize edebilirse, “tek başına birinci parti” olma şansını yakalayabilir. Ancak sağ-liberal ve popülist partilerin güçlü olması, birinci çıkmaları hâlinde koalisyon kurma sürecini karmaşık hâle getirebilir.

PARTIJ VOOR DE VRIJHEID (PVV – ÖZGÜRLÜK PARTİSİ)

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, pak, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Parti lideri Geert Wilders tarafından 2006 yılında kurulan ve göçmenlik, İslam etkisi, Hollanda kimliği gibi konulara odaklanan sağ-popülist bir parti.

Programdan kısa alıntılar: “Kuran’ı yasaklamak, tüm camileri kapatmak” gibi radikal öneriler geçmişte yer almıştır. Ayrıca 2025 seçiminde “Göç ve barınma sorunu ana gündemimiz” olarak öne çıkıyor.

Şans tahmini: Uzun süre Hollanda’daki en güçlü tek parti konumundaydı. Ancak anketler PVV’nin sandalye sayısının düştüğünü gösteriyor (örneğin tahmin edilen 26 sandalye) Yine de birinci çıkma potansiyeli çok güçlü. Fakat koalisyon için güvenilir ortak bulma meselesi ve parti içi/­partiler arası ilişkiler zorluk yaratabilir.

VOLKSPARTIJ VOOR VRIJHEID EN DEMOCRATIE (VVD – ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İÇİN HALK PARTİSİ)

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, Elektrisch blauw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: 1948’de kurulan liberal-muhafazakâr bir parti. Uzun yıllar Hollanda’da başbakanlık koltuğunda yer aldı; sonrasında lideri Dilan Yeşilgöz oldu.

Programdan kısa alıntılar: “Özgürlük, bireysel sorumluluk, serbest piyasa” ilkeleri ön planda. Ayrıca güvenlik ve göç kontrolü politikaları da vurgulanıyor.

Şans tahmini: VVD’nin burada “yüksek çıkış” yerine “zararla çıkış” ihtimali güçlü; anketlerde 16 sandalye ile beşinciliğe düşmüş durumda. Ancak koalisyon kurma sürecinde anahtar parti olmaya devam edebilir; bu da ona ciddi bir müzakere gücü kazandırıyor.

CHRISTEN‑DEMOCRATISCH APPÈL (CDA – HIRİSTİYAN DEMOKRAT BİRLİĞİ)

Afbeelding met tekst, kleding, buitenshuis, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tanıtım: Hristiyan demokrat değerlere dayalı, merkez-sağ çizgide yer alan bir parti. Aile, toplum dayanışması ve sosyal sorumluluk temalarını ön plana çıkarıyor.

Programdan kısa alıntılar: Aile politikaları, toplumda dayanışma, bakım ve eğitim konularına vurgu yapıyor; “Her nesilin sesi olsun” gibi ifadeler kullanılıyor (parti kendi iletişimlerinde bu tür mesajlar kullanıyor).

Şans tahmini: İleri anketlerde yaklaşık 20 sandalye kazanımıyla dikkat çekiyor; bu da partiyi yeniden önemli bir aktör haline getiriyor. Birinci parti şansıyla koalisyon görüşmelerinde güçlü bir konuma çıkabilir.

DEMOCRATEN 66 (D66 – DEMOKRATLAR 66)

Tanıtım: 1966 yılında “demokrasiyi yenilemek” sloganıyla kurulan Democraten 66 (D66), Hollanda siyasetinde liberal-ilerici bir parti olarak yer alıyor. Demokrasi, eğitim, çevre ve bireysel özgürlükler partinin temel taşlarını oluşturuyor. Parti, uzun yıllardır “yenilikçi, Avrupa yanlısı ve reformcu” kimliğiyle tanınıyor. Günümüzde partinin lideri Rob Jetten’dir.

Programdan kısa alıntılar:
“Eğitim herkes için geleceğe açılan kapıdır. Öğretim, toplumun temelidir.”
“Hollanda, Avrupa’nın sürdürülebilir geleceğinde öncü olmalı.”
“Kimliğini özgürce ifade eden herkes, bu ülkenin eşit vatandaşıdır.”

Türk kökenli seçmenler ve göçmen politikaları:
D66, göçmen topluluklara karşı kapsayıcı, eşitlikçi ve reformcu bir politika benimsemektedir. Türk kökenli seçmenler açısından parti, özellikle ayrımcılıkla mücadele, eğitimde fırsat eşitliği ve iş gücü piyasasında adil temsil konularında öne çıkar. D66, entegrasyonun tek taraflı değil, karşılıklı sorumluluklarla yürütülmesi gerektiğini savunur. Ayrıca vatandaşlık sürecinin kolaylaştırılması, genç göçmenlerin siyasete katılımının teşvik edilmesi ve çok kültürlü toplumsal yapının korunması yönünde açık çağrılar yapmaktadır.

Şans tahmini: D66, son seçimlerde düşüş yaşamış olsa da bu yıl toparlanma sürecine girmiş durumda. Anketlerde 22 civarında sandalye öngörülüyor. Bu da partiyi, özellikle GroenLinks–PvdA ile birlikte olası bir merkez-sol koalisyonun önemli ortağı konumuna getiriyor. Eğitim, yeşil enerji ve dijital dönüşüm gibi alanlarda güçlü politikaları sayesinde, seçim sonrası pazarlıklarda “dengeleyici reformcu” rolünü üstlenmesi bekleniyor.

TÜRK SEÇMENLERİN BELİRLEYİCİ GÜCÜ

Hollanda’daki 600 bine yakın Türk kökenli nüfusun yaklaşık 300 bini oy kullanma hakkına sahiptir. Bu kitlenin seçimlere aktif katılımı, yalnızca DENK için değil, Hollanda siyaseti genelinde dengeyi değiştirebilecek bir unsur olarak görülüyor.

Geçmiş seçimlerde Türk seçmenler, yüksek katılım gösterdikleri bölgelerde seçim sonuçlarını doğrudan etkilemişlerdir. Örneğin Rotterdam ve Schiedam’da DENK birinci sıraya yükselmiş, Amsterdam’da ise bazı sandıklarda ikinci olmuştur. Bu durum, Türk toplumunun sandığa gittiğinde “kilit seçmen” rolü üstlenebileceğini bir kez daha göstermektedir.

Türk Sivil Toplum Kuruluşları, bu yıl da sandığa gitme çağrılarını artırdı. “Oy ver, sesin duyulsun” sloganıyla yayımlanan bildiriler, hem birlik duygusunu hem de vatandaşlık bilincini güçlendiriyor.
Hollanda’daki Türk medyası da bu yönde farkındalık yaratmaya devam ediyor.

SEÇMENİN GÖREVİ: SANDIKTA SESİ BÜYÜTMEK

Türk toplumu, sandığa güçlü katılım gösterdiğinde siyasetin dengelerini değiştirebilecek büyüklükte olduğunu ispatlamıştı. 2017’de DENK’in üç milletvekiliyle Meclis’e girişi bir dönüm noktasıydı; ancak sonraki seçimlerde Türklerin yoğun yaşadığı mahallelerde katılımın düşmesi, temsili zayıflattı. “Sandığı boş bırakmak, kendi sesimizi kısmaktır.”

ELEŞTİREL NOTLAR: GÜÇLÜ SLOGAN, DAHA SOMUT VAAT

DENK Partisi siyasi lideri Stephan van Baarle’nin birlik ve mücadele vurgusu, sahada karşılık buluyor; buna karşılık seçmen nezdinde şeffaflık, ekip vurgusu ve somut politika paketleri beklentisi sürüyor. Gazze’ye ilişkin sert söylemin, Türk ve Müslüman seçmeni motive ederken Hollanda’daki daha geniş kesimlerle köprü kurmayı zorlaştırma riski de yine sahadaki tartışma başlıklarından. Bu başlıklarda netleşen program, 29 Ekim’e giden yolda belirleyici olabilir.

SEÇİMLERDE OY VERİRKEN ŞU NOKTALARA DİKKAT EDİNİZ

Oy verirken sadece vaatlere değil, geçmişte kim ne söyledi, ne yaptı ve bugün nerede duruyor ona bakınız.

Bir yanda yıllarca Müslümanlara karşı nefret söylemleriyle tanınan eski PVV milletvekili Joram van Klaveren, artık “Hollanda tarihi İslam’dan ayrı düşünülemez” diyor ve gerçeği teslim ediyor.
Diğer yanda ise bazı camilerimize kanlı tehdit mektupları gönderiliyor, İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret körükleniyor.

Bu iki tablo bize çok açık bir mesaj veriyor:
Bir yandan nefret duvarları yıkılmaya başlarken, diğer yandan bu nefret yeniden güç kazanmaya çalışıyor.
Bu nedenle sandık başında vereceğimiz karar, sadece bir siyasi tercih değil, aynı zamanda adaletten, barıştan ve eşitlikten yana bir tavır olacaktır.

Unutmayınız ki, geçmişte İslam’ı eleştirmek için yola çıkan biri bile sonunda hakikati bulduysa, bizlerin sessiz kalma lüksü yoktur.
Camilerimize yapılan saldırılar, bizi korkutmak için değil, birlik olmamız için birer uyarıdır.
Sandığa gitmek, hem inancımıza hem onurumuza sahip çıkmaktır.

SON DEĞERLENDİRMEM

Yarınki seçimler, Hollanda’nın siyasi tarihinde bugüne dek görülmemiş bir rekabet ortamında geçecek. Dört büyük parti (PVV, GL/PvdA, D66 ve CDA) liderlik yarışında kıyasıya mücadele ederken, DENK Partisi de azınlıkların sesi olarak kendi tarihinin en iddialı kampanyasını yürütüyor.

Türk seçmenlerin aktif katılımı, yalnızca DENK’in başarısını değil, aynı zamanda Hollanda’daki toplumsal dengeyi ve göçmen politikalarının geleceğini de belirleyebilir.
Unutmamak gerekir ki, sandığa gitmeyen her Türk, kendini temsil edecek sesi zayıflatır. Bizim sesimiz sandıkta güçlenir.

Hollanda, yarın sabah sandıklara giderken aslında sadece bir seçim yapmayacak, aynı zamanda bir yön ve kimlik tercihi ortaya koyacak.
Bir yanda Avrupa genelinde yükselen ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yansıması olan popülist partiler, diğer yanda özgürlük, eşitlik ve çokkültürlü toplum ideallerini savunan ilerici partiler var.
Bu iki çizgi arasındaki fark, yalnızca ideolojik değil; ülkenin gelecekte nasıl bir Hollanda olacağını belirleyecek kadar derin bir ayrım.

Hollanda, çok kültürlü yapısıyla zenginleşen bir ülke. Bu mozaiğin en renkli taşlarından biri de Türk toplumudur.
Yarım yüzyılı aşkın süredir bu ülkenin ekonomisine, kültürüne ve sosyal hayatına katkı veren Türkler, artık sadece “konuk işçiler” değil; Hollanda’nın ayrılmaz bir parçasıdır.
Ancak bu katkının siyasette karşılık bulması, sandığa gitme oranıyla doğrudan bağlantılıdır.

Her seçim döneminde söylediğim gibi, yine tekrarlamak isterim:
‘Sandığa gitmeyen her Türk, aslında kendini temsil edecek sesi kısar.’
Bizim sesimiz, biz sandığa gittiğimizde duyulur; bizim irademiz, oy pusulasına dokunduğumuz anda anlam kazanır.

Bu seçim, yalnızca partilerin değil, aynı zamanda bizim geleceğe dair inancımızın da sınanacağı bir dönüm noktasıdır.
Türk seçmen sandığa giderse, yalnızca DENK değil, Hollanda demokrasisi de kazanır.
Çünkü demokrasi, ancak katılım ve farkındalık ile büyür.

Benim temennim, Hollanda’da yaşayan her Türk kökenli yurttaşın, yarın sabah sandık başına giderken sadece bir oy değil, aynı zamanda saygı, eşitlik ve temsiliyet hakkını da kullanmasıdır.
Bu ülkede ne kadar çok oy verirsek, sesimiz o kadar güçlü çıkar.
Ve unutmayalım: Biz burada varız, kalıcıyız, ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibiyiz.

Türk seçmen sandığa giderse, sadece DENK değil, Hollanda demokrasisi kazanır.
Çünkü demokrasi, ancak katılımla yaşar.

Benim bir başka dileğim, Hollanda’daki her Türk kökenli yurttaşın yarın sandığa giderken sadece bir oy değil, aynı zamanda saygı, eşitlik ve temsiliyet hakkını da kullanmasıdır.
Ne kadar çok oy verirsek, sesimiz o kadar güçlü çıkar.
‘Biz buradayız, varız, kalıcıyız… ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibiyiz.’

TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ BİLDİRİLERİ

IOT | Inspraakorgaan Turken in Nederland
Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

TÜRKLER İÇİN DANIŞMA KURULU İOT’İN MESAJI

Hollanda’nın ve Hollanda Türk toplumunun geleceği için bu şansı iyi kullanalım!

Schoof hükümetinin kısa dönemi, aşırı sağın tek amacının kutuplaşma ve nefret zehrini yaymak olduğunu göstermiştir. Hiçbir sorun için çözüm üretilmemiştir. Sadece son derece çocukça bir şekilde kendi aralarında kavga etmişlerdir. Ayrıca aşırı sağ, Gazze’deki açlık, katliamlar ve savaş suçlarına karşı Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı olarak inandırıcı bir adım atmamakla, Hollanda’yı utandırmıştır.

IOT, siyasi partilerin programlarına bakarak, Türk toplumunu ileriye taşıyacak hangi tedbirlerin önemli olacağını değerlendirmiştir. Bu hususları sizin de seçimlerinizi yaparken dikkate almanızı umuyoruz.

Sadece Türkler değil, bütün gençler aileleri için iyi ve uygun fiyatlı bir konut bulmakta zorlanmaktadır. Hükümetin maliye politikaları konut fiyatlarını artırmakta, onlarca yıldır süren başarısız çevre politikaları ise yeterli sayıda konut inşa edilmesini engellemektedir.

Konut sıkıntısı özellikle şehirlerde dar gelirli insanları vurmaktadır. Ne yazık ki bu kesime pek çok vatandaşımız da dahildir. Hollanda’da giderek artan bir eşitsizlik söz konusudur. Gelir ve servetin giderek büyüyen bir kısmı, nüfusun giderek küçülen bir kısmının elindedir. Yalnızca eşitsizlik artmakla kalmıyor, fakirle zengin arasındaki uçurum aynı zamanda yerli Hollandalılar ile göçmenler arasındaki uçurumla da örtüşüyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayanlar giderek daha çok yabanci kökenli Hollanda’lilardan oluşmaktadır.

Göçmenlerin geri kalmışlıklarını kapatamamaları büyük ölçüde eğitim sisteminin çocuklara eşit fırsatlar sunmamasından kaynaklanmaktadır. Öğrencilerin dörtte biri düzgün okumayı öğrenememektedir. İlkokulların %83’ünde eğitim kalitesi ancak yeterlidir. Süregelen öğretmen ve okul müdürü açığı vardır. Dezavantajlı çocuklar ve yeni gelenler yeterli ilgiyi görememektedir. Ortaöğretim de yıllardır ciddi sorunlarla boğuşmaktadır. Ancak Hollanda’daki öğrenciler eğitim olanaklarindan eşit derecede Yararlanamaktadirlar. Göçmen ailelerden gelen çocuklar, eğitimde fırsat eşitsizliğinin sonuçlarından ortalamanın üzerinde etkilenmektedir.

Hükümetin düşüşü sırasında bunun Wilders’in yabancı düşmanlığını yaymaya devam etmesini sağlamak için planlandığını belirtmiştik. Aşırı sağcı hükümet, ayrımcılığı önlemek adına hiçbir şey yapmamıştır. Aksine, fırsat bulduklarında toplum gruplarını birbirine düşürmüşlerdir. Bu yüzden ayrımcılığı ve ırkçılığı gerçekten önlemeyi amaçlayan bir partiye oy vermek büyük önem taşımaktadır.

Geçmiş yıllarda Hollanda’da söz sahibi olan siyasi maceraperestlerin ve populistlerin entrikalarından sonra, artık ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmeye istekli ve muktedir bir partiye oy vermek akıllıca olacaktır.

Bu çağrımızla, seçimlere katılan 54 parti arasından tercih yapmanızda size yardımcı olmak istedik. En önemlisi, mutlaka sandığa gitmenizdir. Hiçbir şeyin sizi oy kullanmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Aşırı sağ bu kadar büyük bir karmaşa yaratmışken, şimdi gerçekten farklı bir politika için umut vardır. Aşırı sağ her yerde kendi politikalarının mağdurlarını, siyasi haklarını kullanmamaları için caydırmaya çalışmaktadır.

Buna izin vermeyin.
29 Ekim’de oy kullanın!
Selam ve saygilarimla,
IOT Baskanı Zeki Baran

HOLLANDA TÜRK FEDERASYON BİLDİRİSİ

Hollanda Türk Federasyonu Başkanı Murat Gedik'ten Çağrı: Oyunuzu Kullanın, Sesinizi Duyurun! - KapsamHaber

Oyunuzu kullanın!

Önümüzdeki çarşamba günü, 29 Ekim tarihinde, Hollanda yeni Temsilciler Meclisini (Tweede Kamer) seçecek. On sekiz yaşını dolduran herkes mecliste kimlerin yer alacağına karar verecek. Oy kullanmak her vatandaşın hakkıdır, biz Hollanda Türklerinin de! Burada toplum olarak azınlıkta olsak da sesimiz çok değerli. Unutmayın biz Hollanda’nın kaderine ortağız!

Son dört yıl içerisinde üçüncü kez Temsilciler Meclisi seçimi için sandığa gidiyoruz. 2021’den bu yana krizler, düşen hükümetler ve siyasi karışıklıklarla dolu bir dönem yaşadık. “Yine mi oy vereceğim? Ne fark edecek ki?” diye düşünüyor olabilirsiniz, ama unutmayın, demokraside her oy önemlidir. Sizin oyunuz da!

Hollanda’ya gelen ilk nesilden bu yana bizler hem demokratik topluma, hem de Hollanda ve Avrupa ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Bugün burada ikinci, üçüncü, dördüncü ve hatta beşinci kuşak yetişmektedir. Biz burada yaşayan herkes gibi toplumun bir parçasıyız

Birçoğumuz gibi siz de çalışıyor ve Hollanda’nın refahına katkı sağlıyorsunuz. Bu gelirlerle finanse edilen kamu ve sosyal hizmetlerden faydalanıyorsunuz. Çocuklarımız okula veya üniversiteye gidiyorlar. Arabanız varsa Hollanda yollarında sürüyorsunuz. Hastalandığınızda siz de sağlık sisteminden yararlanıyorsunuz.

Bizler, büyüklerimizin gelmiş oldukları, bu ülkenin imkanlarından faydalanıyoruz. Toplumun bir parçasıyız ve her gün daha iyi bir Hollanda – daha güçlü bir demokrasi – için katkı sağlıyoruz. Bu demokrasi hepimizin ortak değeri.

Sizin oyunuz değerli! Onun için çarşamba günü oyunuzu kullanmanız çok önemli. Oylarımız ile Hollanda’yı önümüzdeki dört yıl boyunca yönetecek olan Temsilciler Meclisini (Tweede Kamer) seçeceğiz. Bu meclis ülkenin en yüksek demokratik otoritesidir. Hükumet orada seçiliyor ve geleceğin politikaları orada belirleniyor.

Bu seçim çocuklarımızın, torunlarımızın ve ondan sonraki nesillerin geleceğini ilgilendiriyor. Biz burada kalıcıyız. Ayrıca kullanılmayan her oy kaybedilen bir oydur. Bunun için demokratik hakkınızı kullanın ve çarşamba günü mutlaka oyunuzu kullanın. Oy pusulanızı alın ve sandığa gidin.

Oyunuzu kime vereceğiniz sizin kararınız. Ama kesinikle oyunuzu kullanın. Dünyanın farklı yerlerinde baskı altında yaşayan ve oy kullanma hakkına sahip olmayanları göz önünde bulundurun.

Oy verme merkezleri çarşamba günü 07.30 ile 21.00 saatleri arasında açık olacaklar.
Sandığa gidip, bilinçli oy kullanmanız dileğiyle.

Başkan Murat Gedik

DEMOKRATİK SOSYAL DERNEKLER FEDERASYONU BİLDİRİSİ

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Oyumuz, Geleceğimiz: Sessiz Kalmayalım!

Sevgili Dostlar,

Hollanda’da 29 Ekim’de yapılacak seçimler, hepimiz için çok önemli. Bu seçim, sadece bir hükümeti seçmekle ilgili değil; aynı zamanda nasıl bir ülkede yaşayacağımızla, geleceğimizle ilgili.

Şu anda bazı siyasiler, ülkenin gerçek sorunlarını (pahalılık, sağlık, konut sıkıntısı gibi) konuşmak yerine, tüm suçu göçmenlere yüklüyor. Yıllardır iktidarda olanlar, sanki hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranıp, her şeyin kabahatinin başkalarında olduğunu söylüyor.

Bu oyuna gelmeyelim.
Oy kullanmamak, “benim fikrim yok” demek değildir. Aslında, “başkalarının benim adıma karar vermesine razıyım” demektir. Eğer sandığa gitmezsek, sesimiz mecliste daha az duyulur. Bu da, eğitim, sağlık ve kültür gibi bizim için hayati önem taşıyan alanlarda daha fazla kesinti, daha az hak anlamına gelebilir.

Bu yüzden:
1. 29 Ekim’de mutlaka oy kullanmaya gidelim.
2. Oyumuzu verirken, toplumu bölen ve bir grubu düşman göstermeye çalışan partilere değil; herkesi kucaklayan, birleştirici partilere destek verelim.

Hepimiz bu ülkenin bir parçasıyız. Sorunu değil, çözümün bir parçasıyız. Gelin, sessiz kalmayalım. Geleceğimizi başkalarının belirlemesine izin vermeyelim.

Oyumuz, gücümüzdür. Bu gücü birlikte kullanalım.

Saygılarımızla,
DSDF Yönetim Kurulu

UID GENEL BAŞKANI KENAN ASLAN’IN MESAJI

Afbeelding met tekst, pak, media, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda’daki Kıymetli Yurttaşlarımız,

Hollanda, 29 Ekim 2025’te erken genel seçimlere gidiyor. Bu seçim, yalnızca yeni bir hükümeti
belirlemekle kalmayacak; aynı zamanda burada yaşayan göçmen toplulukların, Türk kökenli vatandaşların ve çok kültürlü toplumun gelecekte ne kadar söz hakkına sahip olacağını da gösterecek.

Yaklaşık yarım milyon Türk kökenli insanın yaşadığı Hollanda’da, gerçek temsil ancak sandığa gitmekle mümkün olacaktır.
Kaliteli eğitim, eşit hizmet, güvenli yaşam alanları ve ayrımcılığa karşı etkin mücadele gibi konularda etkili adımlar istiyorsak, bizler de karar süreçlerine dahil olmalıyız.

Bu seçimde sesimizi duyurmak için elimizde tüm imkânlar var. Hollanda dışında yaşıyorsan, yurt dışı seçmen olarak kaydını yaptırıp oy pusulanı posta yoluyla alabilirsin. Dilersen bir yakınını vekil tayin ederek onun senin adına oy kullanmasını da sağlayabilirsin. Önemli olan: oyun, 29 Ekim’den önce yerine ulaşsın.
Eğer Hollanda’daysan, seçim günü kimliğinle sandığa gitmen de yeterli olacaktır.

Unutma: Oy vermek sadece bir hak değil, aynı zamanda birlikte yaşadığımız bu ülkenin geleceğine ortak olmanın sorumluluğudur.
Haydi birlikte oy kullanalım, Hollanda’daki geleceğimizi birlikte şekillendirelim!

 

“O ADAM BENİM BABAM” ŞARKISINDAN DOĞAN MUCİZE

“O ADAM BENİM BABAM” ŞARKISINDAN DOĞAN MUCİZE

O adamın kızı Songül, şimdi hayvanların sofrasını kuruyor…

Bir röportajımda babasının fotoğrafını gören Songül, “O adam benim babam” mesajını gönderdikten sonra, kendisini yardımseverliğe adadı.

Önce fakir halka ekmek dağıtımı yaptı. Daha sonra yaşadığı kentte evcil hayvanlar için ‘Gıda Bankası’ kurdu. Faaliyetlerini 6 Şubat depreminde yaralanan hayvanlar için sürdürdü.

Şimdi de Vlaardingen’de ikinci ‘Gıda Bankası’nı açtı ve Hollanda gündemine oturdu.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı

Avrupa’ya temizlik ve ağır işler için getirilen Türkler’in geride bıraktıkları çocukları, babaları gibi pis ve ağır işler değil, topluma önderlik edecek kadar başarılı işlere el atıklarını yazmaya devam ediyorum.

Venlo’da yıllar önce temizlik işçisi bir adam vardı. Çizmeleriyle, sessizliğiyle, alın teriyle yaşardı. Adı Şemsettin Mıhçı idi. Gurbetin taşına, soğuğuna, diline katlanarak evlatlarına bir gelecek bırakmak için sabahın karanlığında yola çıkar, akşamın sessizliğinde evine dönerdi.
Hürriyet’te çalışırken, arkadaşım Murat Çulcu’nun bir haberinden alıntı yaparak o adamın fotoğrafı ile bir haber yayınlamıştım.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Sarı çizmeleriyle bir kaldırımda durmuş, gözleri uzaklara bakıyordu.
Yıllar sonra o fotoğrafı gören bir kızımız, “O adam benim babam” mesajını geçti.
O kızımız, Songül Mıhçı van Brakel’di. Mesaj Almanya’dan değil, Rotterdam’ın banliyösü olan Maasluis’ten gelmişti.

Songül, “Gördüğüm fotoğrafta, önde olan ve oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. O fotoğraf çekildiği zaman 4 yaşındaydım. Fotoğrafı anne ve ağabeyime gösterdiğim zaman, onlar da fotoğraftakinin babam olduğunu söylediler. Rahmetli olan babamın adı Şemsettin Mıhçı. Babamın omuz arkasında duranın da Hacı Tarhan amcaymış.’ diye yazdıktan sonra, babasına ait fotoğraflar ile ‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibini göndermiş.

Songül’ün, “O adam benim babam” sözü, aynı zamanda Fatih Kısaparmak’ın seslendirdiği duygusal bir şarkının adıydı.
Songül ile yaptığım söyleşiden sonra bir haber yazdım ve o şarkının linkini ekledim.
Haber, duygusal bir yankı yaratmıştı.
Babası, sarı çizmeli işçi elbiseleriyle toprağa karışmış olan Songül, yüreğindeki sevgi, merhamet ve dayanışma ruhuyla harekete geçmişti.
Aynı Songül, babasından kalan o insani mirası, bugün hayvanlara uzanan bir iyilik kapısına dönüştürdü.

( Göz yaşartacak olan bu klibi de aşağıdaki haberlerin sonunda bulacaksınız.)

BABANIN HATIRASINDAN DOĞAN BİR MERHAMET KURUMU

Songül van Brakel yıllardır Hollanda’da, özellikle Maassluis ve çevresinde tanınan bir isim oldu. Onun hayatı, babasının alın terinden doğan bir merhamet yolculuğu. Yıllar önce insanların ihtiyaçlarını karşılamak için gönüllü çalışmalara katılan Songül, fırınlardan artık ekmekleri toplayarak fakir insanlara dağıtmaya başladı. Bir gün fark etti ki yardıma muhtaç sadece insanlar değil. Evinde bir tas mama bulamayan yüzlerce aile, hayvan dostlarının gözlerine çaresizlikle bakıyordu.

İşte o anda karar verdi. Hayvanlar için bir gıda bankası kuracaktı. İsmi “Voedselbank voor Dieren” yani “Hayvanlar İçin Gıda Bankası” olacaktı. İlk şubeyi Maassluis’te açtı. O günden sonra yüzlerce aileye ulaştı. Sadece mama dağıtmakla kalmadı, veteriner destekleri sağladı, hasta hayvanları tedavi ettirdi. Türkiye’deki deprem felaketinde bile sessiz kalmadı. Dört tona yakın mama ve ilaç toplayarak Türkiye’ye götürdü. Enkaz altından kurtarılan hayvanların tedavilerini organize etti.

Songül için bu bir iş değil, bir görevdi. Babasının mirasıydı. “O babam çalışkan bir adamdı” diyor Songül. “Ama bana sadece çalışmayı değil, paylaşmayı öğretti. Onun emeğiyle büyüdüm. Şimdi ben de onun sevgisini hayvanlarla paylaşıyorum.” diye devam ediyor.

İKİNCİ KAPI VLAARDİNGEN’DE AÇILDI

Afbeelding met persoon, kleding, ballon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ve şimdi Songül, ikinci büyük adımını attı. Vlaardingen’in Holy semtindeki Amsterdamlaan adresinde ikinci hayvan gıda bankasının kapısını açtı.
Açılışı Vlaardingen Belediye Meclis Üyesi Lianne van Kalken yaptı. Açılışta hem duygu hem gurur vardı. Songül’ün arkadaşları, gönüllüler, hayvanseverler ve komşular oradaydı. Kimi elinde çiçekle geldi, kimi elinde mama torbasıyla. Ama Songül herkese aynı şeyi söyledi: “Çiçek getirmeyin, bir torba mama getirin, o yeter.”

Bu yeni merkez artık Vlaardingen ve çevresindeki ailelerin umudu olacak. İnsanlar nasıl gıda bankasından ekmek alıyorsa, hayvan sahipleri de bu merkezden mama alabilecek. Başvurular Vlaardingen Gıda Bankası üzerinden yapılıyor. Formlar dolduruluyor, ailelerin gelir durumuna bakılıyor, sonra mama desteği veriliyor. Her başvuruda önce hayvanın çip kontrolü yapılıyor. Sahipli hayvanlar için her ay düzenli mama yardımı sağlanıyor.

Afbeelding met kleding, persoon, person, panorama Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Songül’ün söylediğine göre şu anda yüz kadar başvuru var. Ancak talep giderek artıyor. Depo küçük, yer kısıtlı. Ama umut büyük. Şimdiden Schiedam ve Maassluis belediyeleriyle de görüşmeler sürüyor. Hedef, üç şehri kapsayan ortak bir sistem kurmak. Yerel firmalar, süpermarketler ve mama üreticileriyle bağış anlaşmaları yapılıyor. Kullanılmayan ama son kullanma tarihi geçmemiş ürünler çöpe gitmiyor, bu merkeze geliyor.

PANDEMİ SONRASI DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİK

Songül anlatıyor: “Eskiden bir kutu mama bir euronun biraz üzerindeydi. Şimdi dört euro. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu. Pandemiden sonra fiyatlar uçtu. İnsanlar kendi sofrasını zor kurarken hayvanına mama alamaz hale geldi. O yüzden ikinci şubeyi açmak zorunluluk oldu. Çünkü onlar da can taşıyor.”

Bu sözler aslında bir dönemin fotoğrafı gibi. Tıpkı babasının sarı çizmeleriyle verdiği o görüntü gibi. Hayat değişiyor ama yoksulluğun şekli değişmiyor. Tek değişen, iyiliği devam ettiren eller.

HAYVANLAR İÇİN UMUT KAPISI

Yeni merkezin açılışıyla birlikte, hayvan gıda bankasının kapasitesi de arttı. Artık her ay yüz kadar aileye düzenli yardım yapılabilecek. Mama, kedi kumu, ilaç ve diğer temel ihtiyaçlar gönüllüler tarafından hazırlanıyor. Üstelik yalnızca mama değil, veteriner desteği de sunuluyor. Gönüllü veterinerler haftanın belirli günlerinde merkezde bulunuyor. Aşı ve temel bakım hizmetleri ücretsiz yapılıyor.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, collage, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Merkeze gelenlerin çoğu sessiz, utangaç. Kimisi “ben de buraya düşeceğimi düşünmezdim” diyor. Songül ise onları yargılamıyor, sadece gülümsüyor. Çünkü o da babasının yıllar önce nasıl bir gurbetçi hayatı yaşadığını biliyor. “Yoksulluk ayıp değil” diyor. “Ayıp olan, gözünü kapatmak.”

O ADAM BENİM BABAM

Songül van Brakel, yine o meşhur sözü söyledi:
“O adam benim babam. O çalışkan bir işçiydi. Ben de onun gibi çalışkan bir kız olmaya çalışıyorum. Ama onun bıraktığı yerden devam ediyorum. O insanlara hizmet etti, ben de hayvanlara. Çünkü sevgi ayrım yapmaz.”

YENİ HAYVAN GIDA BANKASI’NIN KÜNYESİ:

Kurucu: Songül Mıhçı van Brakel
Kuruluş Adı: Voedselbank voor Dieren – Vlaardingen
Açılış Tarihi: 24 Ekim 2025
Adres: Amsterdamlaan, Holy semti, Vlaardingen
İşbirliği: Vlaardingen Gıda Bankası
Açılışı Yapan: Lianne van Kalken – Belediye Meclis Üyesi
Kapasite: İlk etapta 100 aile
Başvuru: Vlaardingen Gıda Bankası üzerinden yönlendirme sistemi
Bağış: Mama, kedi kumu, ilaç ve temel ihtiyaç malzemeleri
Not: Çiçek kabul edilmiyor. Dileyenler bir torba mama getirebilir.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bir fotoğraftan doğan şarkı: “O adam benim babam.”
Şimdi o fotoğraftan doğan bir hayat var.
Bir baba, bir işçi, bir gurbetçi… Ve şimdi onun kızının kurduğu sofrada, sessizce doyan yüzlerce ‘patili’ dost.

Songül van Brakel sadece bir kurum açmadı.
Bir vicdan açtı.
Bir babanın alın terini, bir kızın yüreğinde büyüttü.
Artık her mama torbasında bir sevgi izi var.
Ve her sevgi izinde aynı fısıltı duyuluyor:
“O adam benim babam.”

Şarkıyı dinlemek için fotoğrafa tıklayınız

                                        ***************

Songül’ün deprem sonrasında yayınladığım haberi:

SONGÜL’ÜN İYİLİK HİKÂYESİ YALNIZCA HOLLANDA SINIRLARINDA KALMADI. TÜRKİYE’DEKİ BÜYÜK DEPREM FELAKETİNDE DE HAYVANLARA UZANDI.

Anadolu Ajansı’nın haber yaptığı Songül, bir süre önce yayınladığım göz yaşı döktüren ‘O adam benim babam’ başlıklı haberimin kahramanıydı.

Yaşadığı kentteki faaliyetleri ile ‘temizlikçi bir gurbetçinin kızı’ intibağını yok eden ve sevgi kazanan Songül, Hollanda’dan götürdüğü araç gereçler ile hayvanların da yaratık olduklarını hatırlattı.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Afbeelding met hond, zoogdier, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

Adı, Songül Mıhçı van Brakel. Avrupa’ya ilk göç eden gurbetçilerimizden birinin kızı…
Şarkılara konu olan ‘O adam benim babam’ başlıklı haberimde ele almıştım.
Babası temizlik işçisiydi ama, kendisi, yaşadığı kentteki faaliyetleri ile gönüllerde taht kurmuştu.

İşlerinde çok başarılı olan Songül, fakir insanlar için kurulan ‘Gıda Bankası’nı örnek alarak, sokakta dolaşan hayvanlar için ‘Hayvan Gıda Bankası’ kurmuştu. Bir vakıf altında kurduğu bu oluşum için çeşitli yerlerden yardım alma başarısını gösteren Songül, medyada yer alan haberler nedeniyle Rotterdam ve çevresinde çok tanınır ve sevilir olmuştu.

Afbeelding met tekst, zoogdier Automatisch gegenereerde beschrijving

Verdiği demeçlerde, evlerinde hayvan barındıranlar arasında çok fakirler olduğunu ve hayvanlarına yeterli yiyecek veremediklerini belirten Songül, kendilerine başvuran herkese, sorgusuz sualsiz hayvanları için yiyecek verdiklerini söylemişti.
Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanı ile görüştüklerini belirten Songül, ‘Belediyenin desteğini de aldığımız zaman, hizmetimiz daha da gelişecek ve hayvanların yemi evlerine kadar götürülecek’ demişti.

Afbeelding met tekst, binnen, persoon, plank Automatisch gegenereerde beschrijving
Songül’ün açmış olduğu Hayvan Gıda Bankası, diğer yardım kuruluşlarından da destek görüyor. Fotoğrafta, Songül (solda) Rijmond Sokak kedileri Vakfı’ndan Marjorie van Katwijk (ortada), Ineke Jochem (sağda) görülüyor.

Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımı, aşağıda sizlere yeniden sunacağım haberlerden anlayacaksınız.
Şimdi gelelim Songül’ün deprem sonrası faaliyetlerine.

Deprem sonrasında beni arayan Songül, depremin sadece insanları değil, hayvanları da telef ettiğini belirttikten sonra, “Kurtarılan insanlar nasıl ki yardıma muhtaç iseler, hayvanlar da yardıma muhtaçtır. Kendimi hayvanlara adamış biri olarak deprem bölgesine gideceğim ve hayvanlara yardım edeceğim” dedi.

Ben de kendisine, “Önce git, sonra da bana çalışmalarını anlat” demiştim.

Songül deprem bölgesine gitti ve faaliyetlerini bana anlatmadan Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.
Ben de sizlere Anadolu Ajansı’nın haberini aynen sunayım.

Hollanda’daki Türklerden depremden etkilenen “patili dostlar”a tedavi ve mama desteği

Hollanda’da yaşayan bir grup Türk vatandaşı, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen hayvanlara mama ve sağlık desteğiyle yardım elini uzattı.

Ozan Efeoğlu, Koray Kılıç  

Hollanda'daki Türklerden depremden etkilenen "patili dostlar"a tedavi ve mama desteği

Türk asıllı Songül van Brakel, 2 yıl önce başkent Hollanda’daki sahipsiz hayvanlara yardım etmek için Stichting Unique organizasyonunu kurdu.

Depremlerden etkilenen illere yardım toplandığını öğrenen Brakel, gönüllülerden oluşturduğu ekiple eldiven, battaniye, mont, çadır, ayakkabı gibi yardımları Türkiye’ye ulaştırmaya başladı.

İnsani yardımları tamamladıktan sonra depremden etkilenen “patili dostlar” için mama ve ilaç temin eden Brakel, 2 gönüllü arkadaşıyla bölgeye geldi.

Afbeelding met tekst, lucht, buiten, auto Automatisch gegenereerde beschrijving

Adana’da çalışmalarını sürdüren Songül van Brakel, AA muhabirine, ilk depremi öğrendiklerinde hemen organize olup bölgeye insani yardım ulaştırmak için gayret ettiklerini söyledi.

Geceyi gündüze katarak yiyecek, giysi ve nakit yardımlarını yaklaşık 10 gün önce bölgeye ulaştırdıklarını belirten Brakel, şöyle devam etti:

“İnsani yardımları yaptıktan sonra hayvanlar için ilaç ve mama temin ettik. Şu an bizim Hollanda’da 4 ton mamamız var. Az önce 500 kilogramını AFAD’a teslim ettik. Biz de 3 gündür burada arkadaşlarla 150 kilosunu dağıttık. İnsanların bağışladığı paralarla mama alıp ihtiyaç sahiplerine veriyoruz. Bu bir başlangıç, ilk adım. Bitmedi, daha yeni başlıyoruz. Bu hayvanların tedavisi de uzun sürecek. Uzun süreçli bir proje. Veterinerlerle sağlık anlaşması yaptık. Enkaz altından çıkan sahipsiz ya da sahibi vefat eden hayvanların tedavisini biz üstleniyoruz. Bağışta bulunan insanlar para değil, ilaç ve mama vermemizi istiyorlar. Biz de bunu yapıyoruz.”

                                    ************************

HET WONDER DAT GEBOREN WERD UİT HET LİED ‘DİE MAN İS MİJN VADER’

De dochter van die man, Songül, zet nu de tafel voor dieren…

Tijdens een interview waarin ik de foto van haar vader liet zien, stuurde Songül mij het bericht: “Die man is mijn vader.”
Vanaf dat moment wijdde zij haar leven aan hulp en naastenliefde.

Eerst deelde ze brood uit aan arme gezinnen. Daarna richtte ze in haar woonplaats een ‘Voedselbank voor Dieren’ op. Tijdens de aardbevingen van 6 februari zette ze haar activiteiten voort voor gewonde dieren.

En nu heeft ze in Vlaardingen een tweede voedselbank geopend – en daarmee haalde ze het landelijke nieuws in Nederland.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
door İlhan KARAÇAY

De kinderen van de Turkse gastarbeiders die ooit naar Europa kwamen om zwaar en vuil werk te doen, slaan tegenwoordig een andere weg in. Zij nemen niet alleen het werk van hun vaders over, maar ook hun geest van inzet en verantwoordelijkheid voor de samenleving.

Jaren geleden was er in Duitsland een schoonmaker, een stille man met laarzen en eelt op zijn handen. Hij heette Şemsettin Mıhçı. Hij trotseerde de kou, de taalbarrière en de eenzaamheid om zijn gezin een toekomst te geven.
Terwijl ik bij Hürriyet werkte, publiceerde ik met een foto uit een artikel van mijn collega Murat Çulcu een reportage over hem.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Op de foto stond hij met zijn gele laarzen op een trottoir, de blik gericht op de verte.

Jaren later zag een jonge vrouw die foto en schreef:
“Die man is mijn vader.”
Die vrouw was Songül Mıhçı van Brakel, niet uit Duitsland maar uit Maassluis, een voorstad van Rotterdam.

Songül vertelde:
“Toen ik de foto zag, herkende ik meteen de man met de gele laarzen. Ik was vier toen ik mijn vader verloor, en ik herinnerde me hem vaag. Toen ik de foto aan mijn moeder en broer liet zien, bevestigden zij ook dat het mijn vader was, Şemsettin Mıhçı.”
Later stuurde ze foto’s van haar vader en de videoclip van het ontroerende lied ‘Die man is mijn vader’.

De uitspraak van Songül, “Die man is mijn vader”, is tevens de titel van een ontroerend lied gezongen door Fatih Kısaparmak.

Na mijn interview met Songül schreef ik een artikel en voegde ik de link naar dat lied toe.
Het artikel maakte een emotionele indruk.
Songül, wier vader met zijn gele werklaarzen als arbeider in de aarde was opgegaan, liet zich leiden door de liefde, barmhartigheid en solidariteit die in haar hart leefden.
Diezelfde Songül heeft de menselijke erfenis van haar vader vandaag omgevormd tot een poort van goedheid die zich uitstrekt tot de dieren.
(Deze ontroerende videoclip vindt u ook aan het einde van de onderstaande berichten.)

UIT DE HERINNERING AAN EEN VADER GROEIT EEN ORGANISATIE VAN BARMHARTIGHEID

Songül van Brakel is inmiddels een bekende naam in Maassluis en omgeving. Haar levensverhaal is een reis van compassie, geboren uit het harde werk van haar vader.
Jaren geleden begon ze als vrijwilliger bij projecten voor mensen in nood. Ze verzamelde overgebleven brood van bakkerijen en deelde het uit aan arme gezinnen.
Maar op een dag besefte ze: niet alleen mensen, ook dieren hebben hulp nodig.
Ze zag gezinnen die nauwelijks geld hadden voor voer en besloot: “Ik ga een voedselbank voor dieren oprichten.”

De organisatie kreeg de naam “Voedselbank voor Dieren”.
De eerste vestiging opende in Maassluis. Sindsdien heeft ze honderden gezinnen geholpen, niet alleen met voer maar ook met dierenartszorg. Zelfs tijdens de aardbevingsramp in Turkije bleef ze niet stilzitten – ze verzamelde bijna vier ton voer en medicijnen en hielp bij de verzorging van dieren die onder het puin waren vandaan gehaald.

Voor Songül is dit geen baan, maar een missie.
“Mijn vader was een harde werker,” zegt ze.
“Maar hij leerde mij niet alleen werken, ook delen. Met zijn arbeid gaf hij mij kracht, en nu deel ik zijn liefde met dieren.”

TWEEDE VESTIGING GEOPEND IN VLAARDINGEN

Afbeelding met persoon, kleding, ballon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Nu heeft Songül een tweede grote stap gezet.
Aan de Amsterdamlaan in de wijk Holy, Vlaardingen, opende zij haar tweede voedselbank voor dieren.
De opening werd verricht door gemeenteraadslid Lianne van Kalken. Het was een emotioneel moment, gevuld met trots.
Vrienden, vrijwilligers, dierenliefhebbers en buurtbewoners waren aanwezig. Sommigen kwamen met bloemen, anderen met een zak voer. Maar Songül zei tegen iedereen:
“Breng geen bloemen, breng een zak voer – dat is genoeg.”

Deze nieuwe locatie biedt hoop aan gezinnen in Vlaardingen en omgeving.
Net zoals mensen brood krijgen bij de gewone voedselbank, kunnen huisdiereigenaren hier voer ophalen. Aanvragen lopen via de Voedselbank Vlaardingen; gezinnen vullen formulieren in, hun inkomenssituatie wordt bekeken en daarna ontvangen ze maandelijks voer. Elk dier wordt eerst op chip gecontroleerd.

Afbeelding met kleding, persoon, person, panorama Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Volgens Songül zijn er inmiddels zo’n honderd aanvragen, en het aantal groeit.
De opslag is klein, de middelen beperkt, maar het vertrouwen is groot.
Ze voert gesprekken met de gemeenten Schiedam en Maassluis om samen een regionaal systeem op te zetten.
Lokale bedrijven, supermarkten en voerproducenten doneren restpartijen die nog houdbaar zijn. Zo gaat niets verloren – alles komt terecht bij de dieren die het nodig hebben.

NA DE PANDEMIE WERD DE KLOOF GROTER

Songül legt uit:
“Vroeger kostte een blikje voer iets meer dan één euro. Nu vier euro. De rijken werden rijker, de armen armer. Sinds de pandemie zijn de prijzen geëxplodeerd. Mensen kunnen hun eigen tafel nauwelijks vullen, laat staan die van hun dieren. Daarom moest ik een tweede vestiging openen – want ook zij dragen een ziel.”

Deze woorden zijn als een spiegel van een tijdperk.
Zoals de foto van haar vader met zijn gele laarzen – de wereld verandert, maar armoede krijgt slechts een ander gezicht.
Wat niet verandert, zijn de handen die goed doen.

EEN HUIS VAN HOOP VOOR DIEREN

Met de nieuwe vestiging is de capaciteit van de voedselbank vergroot.
Elke maand kunnen nu ongeveer honderd gezinnen geholpen worden.
Vrijwilligers verpakken voer, kattenbakvulling, medicijnen en andere benodigdheden.
Ook wordt veterinaire hulp aangeboden: vrijwillige dierenartsen zijn wekelijks aanwezig voor vaccinaties en basiszorg – allemaal gratis.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, collage, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De bezoekers zijn vaak stil en bescheiden.
Sommigen zeggen: “Ik had nooit gedacht dat ik hier ooit zou komen.”
Songül oordeelt niet, ze glimlacht alleen.
Ze weet hoe het voelt om uit een arbeidersgezin te komen.
“Armoede is geen schande,” zegt ze. “De ogen sluiten – dát is de schande.”

DIE MAN IS MIJN VADER

Songül van Brakel herhaalt die beroemde woorden:
“Die man is mijn vader. Hij was een harde werker. Ik probeer net zo’n harde werkster te zijn. Maar ik ga verder waar hij stopte. Hij diende de mensen – ik dien de dieren. Liefde maakt geen onderscheid.”

VOEDSELBANK VOOR DIEREN – VLAARDINGEN

Oprichtster: Songül Mıhçı van Brakel
Openingsdatum: 24 oktober 2025
Adres: Amsterdamlaan, wijk Holy, Vlaardingen
Samenwerking: Voedselbank Vlaardingen
Opening door: Lianne van Kalken – gemeenteraadslid
Capaciteit: 100 gezinnen in de eerste fase
Aanmelding: via Voedselbank Vlaardingen
Donaties: Voer, kattenbakvulling, medicijnen en basisartikelen
Opmerking: Geen bloemen – een zak voer is genoeg.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een lied dat uit een foto is geboren: “Die man is mijn vader.”
En nu is uit die foto een leven ontstaan.
Een vader, een arbeider, een gastarbeider – en in de hand van zijn dochter een tafel vol liefde, waar honderden dieren in stilte worden gevoed.

Songül van Brakel heeft niet alleen een organisatie opgericht.
Zij heeft een geweten geopend.
Het zweet van een vader groeide uit tot de barmhartigheid van een dochter.
In elke zak voer zit nu een spoor van liefde.
En in elk spoor klinkt dezelfde fluistering:
“Die man is mijn vader.”

Klik op de foto om naar het lied te luisteren.

                                                   *************

SONGÜL’S HULPVERHAAL BLEEF NIET BEPERKT TOT NEDERLAND. HAAR LIEFDE REIKTE TOT DE AARDBEVINGSREGIO IN TURKIJE

De Anadolu Ajansı schreef onlangs een artikel over Songül, de hoofdpersoon uit mijn ontroerende reportage “Die man is mijn vader.”

In haar woonplaats brak zij met het beeld van “de schoonmakersdochter” en won zij ieders hart met haar inzet voor mens én dier.
Met haar zelfgebouwde organisatie en ingezamelde hulpmaterialen liet Songül zien dat ook dieren levende wezens zijn die recht hebben op zorg en compassie.

Door: İlhan KARAÇAY

Afbeelding met hond, zoogdier, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

Haar naam is Songül Mıhçı van Brakel, dochter van een van de eerste Turkse gastarbeiders in Europa.
Ik schreef eerder over haar in het artikel dat later in een lied veranderde: “Die man is mijn vader.”
Haar vader was schoonmaker, maar Songül groeide uit tot een inspirerend voorbeeld van menselijkheid in haar gemeenschap.

Met haar stichting richtte ze de eerste Voedselbank voor Dieren op.
Ze wist van verschillende bronnen steun te krijgen en werd door de media in Rotterdam en omgeving al snel bekend en geliefd.

Afbeelding met tekst, zoogdier Automatisch gegenereerde beschrijving

In interviews vertelde ze dat er veel arme gezinnen zijn met huisdieren die hun dieren nauwelijks kunnen voeden.
“Wie bij ons aanklopt, krijgt hulp – zonder vragen of oordelen,” zei ze.
Ze overlegde zelfs met de burgemeester om gemeentelijke steun te krijgen, zodat het voer ook aan huis kon worden bezorgd.

Afbeelding met tekst, binnen, persoon, plank Automatisch gegenereerde beschrijvingDe Voedselbank voor Dieren kreeg intussen steun van andere organisaties.
Op foto’s is Songül (links) te zien samen met Marjorie van Katwijk van de stichting Rijmond Straatkatten (midden) en Ineke Jochem (rechts).

VAN NEDERLAND NAAR HET RAMPENGEBIED

Na de zware aardbevingen in Turkije belde Songül mij op.
Ze zei:
“De aardbeving heeft niet alleen mensen, maar ook dieren getroffen.
Net als mensen hebben zij hulp nodig.
Ik heb mijn leven aan dieren gewijd – ik ga naar het rampgebied om ze te helpen.”

Ik antwoordde haar: “Ga eerst, en vertel me daarna wat je hebt meegemaakt.”

Songül vertrok inderdaad naar het rampgebied – maar voordat zij mij verslag deed, sprak zij al met een verslaggever van de Anadolu Ajansı.
Hier volgt hun reportage, die ik ongewijzigd aan mijn lezers wil doorgeven.

TURKSE NEDERLANDERS HELPEN “DIEREN MET POTEN” DIE GETROFFEN ZIJN DOOR DE AARDBEVING

Een groep Turkse Nederlanders heeft hulp geboden aan dieren die getroffen zijn door de aardbevingen in Turkije. Zij leverden voer en medische ondersteuning aan de getroffen gebieden.

Hollanda'daki Türklerden depremden etkilenen "patili dostlar"a tedavi ve mama desteği

Songül van Brakel, een Turkse vrouw die twee jaar geleden in Nederland de organisatie Stichting Unique oprichtte om zwerfdieren te helpen, hoorde van de nood in het aardbevingsgebied en begon meteen actie te voeren.

Met haar team van vrijwilligers verzamelde ze handschoenen, dekens, tenten, jassen en schoenen en stuurde die naar Turkije.
Toen de eerste menselijke noodhulp was geleverd, richtte ze zich op de dieren.
Ze bracht voer en medicijnen naar de getroffen provincies en reisde met twee vrijwilligers naar het gebied.

“DIT IS PAS HET BEGIN”

Afbeelding met tekst, lucht, buiten, auto Automatisch gegenereerde beschrijving

In de stad Adana vertelde Songül aan een verslaggever van Anadolu Ajansı:

“Toen we over de aardbeving hoorden, hebben we meteen een inzameling georganiseerd.
We hebben tien dagen lang dag en nacht gewerkt om voedsel, kleding en geld naar het rampgebied te brengen. Daarna zijn we begonnen met hulp voor de dieren.
Op dit moment hebben we in Nederland vier ton dierenvoer ingezameld.
Hiervan hebben we 500 kilo aan AFAD overgedragen, en 150 kilo hebben we zelf ter plekke verdeeld.
Met de gedoneerde bedragen kopen we voer en geven dat direct aan mensen die het nodig hebben.
Dit is nog maar het begin.
De behandeling van de gewonde dieren zal lang duren.
We hebben afspraken gemaakt met dierenartsen voor medische zorg.
We nemen de verzorging op ons van dieren die onder het puin vandaan zijn gehaald of waarvan de baasjes zijn overleden.
De donateurs willen dat hun geld wordt gebruikt voor voer en medicijnen – en precies dat doen wij.”

Zo groeide het verhaal van Songül Mıhçı van Brakel uit van een lied over haar vader tot een daad van menselijkheid over grenzen heen – van Maassluis tot Adana, van liefde voor mensen tot liefde voor dieren.

 

TÜRKİYE’NİN KATILIMI DİKKAT ÇEKTİ: ULUSLARARASI ADALET DİVANI, İSRAİL’İN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DİĞER KURUMLARLA İŞBİRLİĞİ ZORUNLULUĞUNU HATIRLATTI

TÜRKİYE’NİN KATILIMI DİKKAT ÇEKTİ: ULUSLARARASI ADALET DİVANI, İSRAİL’İN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DİĞER KURUMLARLA İŞBİRLİĞİ ZORUNLULUĞUNU HATIRLATTI

Lahey’deki Barış Sarayı’nda dün düzenlenen açık oturumda, Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail–Filistin davasına ilişkin danışma görüşü açıklandı.

Salonu dolduran diplomatik temsilciler arasında Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Heyeti adına, Adalet Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Yüksel de yer aldı.

Türk heyetinin bu düzeydeki katılımı, Türkiye’nin hem uluslararası hukukun üstünlüğüne hem de Filistin halkının temel insani haklarının korunmasına verdiği önemi güçlü biçimde yansıttı.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Dün, dünya kamuoyunun yakından izlediği önemli bir oturum, Lahey’deki Barış Sarayı’nda yapıldı. Ben de her zaman olduğu gibi, çeşitli haber ajanslarını inceleyerek bu oturumun en doğru ve dikkat çekici ayrıntılarını sizler için derledim. Bu kez, Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve
Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) gibi kurumların adlarını kısaltmalar ile değil, tam halleriyle yazdım. Çünkü, bu kısaltmalar benim dikkatimi kaçırdığına göre, siz değerli okurlarımın dikkatlerinin de kaçacağını düşündüm. Umarım bu küçük ama anlamlı tercihim, meslektaşlarım için de bir örnek olur.

Lahey’den tüm dünyaya yayılan bir gelişme ile, Uluslararası Adalet Divanı dün verdiği danışma görüşünde, İsrail’in işgalci güç olarak, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan sivillerin temel ihtiyaçlarını karşılamak ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlar ile üçüncü devletlerin insani yardım çalışmalarını kolaylaştırmak zorunda olduğunu açık biçimde kayda geçti. Bu görüş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun talebi üzerine verildi ve hukukun evrensel ilkelerini hatırlatan kapsamlı bir metin olarak tarihe düştü.

Danışma görüşü, İsrail’in gıda, su, yakıt, tıbbi malzeme ve hizmetler dahil olmak üzere, hayatta kalma için zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını sağlama yükümlülüğünü tek tek sıralıyor. Uluslararası Adalet Divanı, sivillere yardım ulaştırılmasını engellemenin ve sivillerin açlığını bir savaş aracı haline getirmenin yasak olduğunu altını çizerek vurguladı. Ayrıca, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin gözaltındaki kişileri ziyaretinin sağlanması, zorla yerinden etme ve sınır dışı etmenin yasak olduğu ve Birleşmiş Milletler çalışanları ile tesislerinin dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektiği tekrarlandı.

Kararın dayandığı sürecin ayrıntıları da önemli. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 79/232 sayılı kararı ile Uluslararası Adalet Divanı’ndan, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler kurumlarının ve diğer uluslararası aktörlerin faaliyetlerine getirdiği kısıtlamaların hukuki sonuçlarına ilişkin görüş verdi. Yazılı ve sözlü aşamalara, devletler ile uluslararası kuruluşlardan yoğun katılım oldu.

Uluslararası Adalet Divanı’nın dün açıkladığı bu görüşe eşlik eden atmosferi de sizlere aktarayım.

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Oturumda Türkiye’yi temsilen Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Heyeti Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Yüksel’in yer alması dikkat çekti. Bu temsil, Türkiye’nin hem uluslararası hukuk düzenine hem de mazlum Filistin halkının haklı davasına verdiği desteğin somut göstergesi olarak değerlendirildi. Türk heyetinin bu düzeydeki katılımı, Türkiye’nin “adaletin ve insanlığın yanında” durduğunu bir kez daha dünyaya ilan etti.

Türkiye’nin Lahey’deki varlığı, sadece diplomatik değil, vicdani bir duruş olarak da yankı buldu. Türk heyeti, uluslararası toplumun gözleri önünde Filistin halkının sesi oldu. Bu katılım, “adalet için hukuk, insanlık için dayanışma” anlayışının en somut göstergesiydi.

Oturumda Birleşmiş Milletler Hukuk İşleri Genel Sekreter Yardımcısı Elinor Hammarskjöld, Filistin tarafının avukatları ve Lahey’de görev yapan diplomatlar da hazır bulundu. Bu katılım, konunun yalnızca hukuk tekniği değil aynı zamanda insanlığın ortak vicdanı bakımından da önemini gösterdi.

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın kurumsal rolünü vurguladı. Danışma görüşünde, bu ajansın işgal altındaki Filistin topraklarında hayati insani yardım sağlayan temel kuruluş olduğu, tesislerinin ve personelinin dokunulmazlığının korunması gerektiği ve ajansın çalışmalarının engellenemeyeceği çok açık bir dille ifade edildi. Mahkeme, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 105’inci maddesi ile Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair Sözleşme uyarınca tesislerin dokunulmazlığı ve malvarlığının her türlü müdahaleden bağışık olduğu ilkesini hatırlattı.

Görüş, İsrail’in Birleşmiş Milletler ile iyi niyetli işbirliği içinde hareket etmesi gerektiğini, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı ile diğer uluslararası kuruluşların insani yardım çalışmalarını kolaylaştırmanın bir yükümlülük olduğunu ve bu yükümlülüğün ihlal edilemeyeceğini belirtiyor. Özellikle sivillerin açlığının bir savaş yöntemi olarak kullanılamayacağı kaidesi, danışma görüşünün en çarpıcı cümleleri arasında yer aldı.

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, overheid, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Günün sıcak gelişmeleri ile birlikte değerlendireyim: Danışma görüşünün ardından uluslararası basın, Uluslararası Adalet Divanı’nın yardım ulaştırma zorunluluğunu ve Birleşmiş Milletler kurumlarının önünün açılması gerektiğini başlıklarına taşıdı. İsrail makamları danışma görüşünü reddettiklerini ve uluslararası hukuka tam uyduklarını ileri sürdüler.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Filistin’in Hollanda nezdindeki Büyükelçisi Ammar Hicazi, “hiçbir bahanenin kalmadığını” söyleyerek bu görüşü uluslararası hukuk açısından net ve bağlayıcı ilkeleri hatırlatan bir eşik olarak nitelendirdi.

Uluslararası Adalet Divanı özet ve basın açıklamalarında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sağladığı yardımın engellenmesinin sahadaki açlığı bitirmediğini ve bunun kabul edilemez olduğunu, sivillerin korunmasının işgal hukuku gereği zorunlu bulunduğunu aktardı. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler ajansları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi için tam erişim ve güvenli çalışma ortamı sağlanması bir yükümlülük olarak altı çizildi.

Uluslararası Adalet Divanı’nın danışma görüşleri, bağlayıcı yargı kararı olmasa da, devletler için güçlü bir hukukî pusula işlevi görür. Bugünkü görüş, işgal altındaki Filistin topraklarında sivillerin insani haklarına ve Birleşmiş Milletler ile diğer kuruluşların çalışma serbestisine ilişkin çerçeveyi berraklaştırdı. Bundan sonraki adım, Birleşmiş Milletler organları ile devletlerin bu pusulayı esas alarak sahadaki engelleri kaldırması ve yardımın kesintisiz akışını sağlamasıdır.

GAZZE’DEKİ İNSANİ DRAM BELGELENDİ

Uluslararası Adalet Divanı, kararında Gazze’deki insani yıkımı somut verilerle ortaya koydu. 8 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce sivilin hayatını kaybettiği, yüz binlerce kişinin evsiz kaldığı, hastanelerin ve okulların yıkıldığı belirtildi. Mahkeme raporuna göre, 541 yardım görevlisi, 866 Birleşmiş Milletler çalışanı yaşamını yitirdi; bunların 360’ı Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı personeliydi. Bu rakamlar, Gazze’deki trajedinin boyutlarını tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

VİCDAN KAZANDI MI?

Değerli okurlarım, bu karar belki hemen savaşları durdurmayacak. Ancak bu karar, insanlığın utancını belgelemiştir. Uluslararası Adalet Divanı, dünyanın vicdanına şöyle seslendi:

“İnsani yardımı engellemek, açlığı silah haline getirmek savaş suçudur.”

Evet, mahkeme kararı bir milattır. Adaletin sesi, en sonunda Lahey’den yükselmiştir. Artık dünya, mazlumların çığlığını duymamazlıktan gelemez.

Ve biz gazeteciler, bu sesi susturmamakla yükümlüyüz.

                                       *****************************

HET INTERNATİONAAL GERECHTSHOF HERİNNERT ISRAËL AAN ZİJN VERPLİCHTİNG TOT SAMENWERKİNG MET DE VERENİGDE NATİES EN ANDERE İNSTELLİNGEN

In het Vredespaleis in Den Haag werd gisteren een openbare zitting gehouden waarin het Internationaal Gerechtshof zijn advies uitbracht over de zaak tussen Israël en Palestina.

Onder de diplomatieke vertegenwoordigers die de zaal vulden, bevonden zich de Turkse ambassadeur in Den Haag, Fatma Ceren Yazgan, en de voorzitter van de Commissie Justitie van het Turkse parlement, Prof. Dr. Cüneyt Yüksel.

Hun aanwezigheid weerspiegelde duidelijk het belang dat Turkije hecht aan zowel de suprematie van het internationale recht als aan de bescherming van de fundamentele mensenrechten van het Palestijnse volk.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
door İlhan KARAÇAY

Beste lezers,

Gisteren vond in het Vredespaleis in Den Haag een belangrijke zitting plaats die wereldwijd de aandacht trok. Zoals altijd heb ik de berichten van verschillende persagentschappen zorgvuldig bestudeerd om voor u de meest betrouwbare en opvallende details te verzamelen.
Deze keer heb ik ervoor gekozen om de namen van instellingen zoals de Verenigde Naties, het Internationaal Gerechtshof en het VN-agentschap voor Hulp en Werk voor Palestijnse Vluchtelingen niet af te korten, maar volledig uit te schrijven. Want als zulke afkortingen míjn aandacht al kunnen afleiden, dan vermoed ik dat ze ook uw aandacht kunnen doen verslappen.
Ik hoop dat deze kleine maar betekenisvolle keuze ook een voorbeeld zal zijn voor mijn collega’s in de journalistiek.

Gisteren vond in het Vredespaleis in Den Haag een belangrijke zitting plaats die wereldwijd de aandacht trok. Op verzoek van de Algemene Vergadering van de Verenigde Naties heeft het Internationaal Gerechtshof zijn advies uitgebracht over de beperkingen die Israël oplegt aan de bezette Palestijnse gebieden en aan de internationale organisaties die daar actief zijn. Dit advies wordt beschouwd als een mijlpaal, niet alleen op juridisch vlak, maar ook als een morele en humanitaire stap.

Een duidelijke waarschuwing aan Israël

Het Internationaal Gerechtshof benadrukte in zijn oordeel dat Israël als bezettende macht verplicht is te voorzien in de basisbehoeften van de Palestijnse bevolking in de bezette gebieden. Het Hof verklaarde dat het verhinderen van toegang tot voedsel, water, medicijnen, brandstof en onderdak in strijd is met het internationaal recht. Ook stelde het Hof duidelijk dat het gebruiken van honger als oorlogswapen verboden is.

Volgens het Hof moet Israël in goede trouw samenwerken met de Verenigde Naties en andere internationale organisaties. Het belemmeren van humanitaire hulp is niet alleen juridisch onaanvaardbaar, maar ook moreel verwerpelijk. Deze verklaring geldt als een van de sterkste internationale waarschuwingen tot nu toe tegen Israëls beleid in Gaza.

Sterke Turkse vertegenwoordiging

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De aanwezigheid van ambassadeur Fatma Ceren Yazgan en parlementslid Prof. Dr. Cüneyt Yüksel werd gezien als een krachtig signaal van Turkije’s steun aan het internationaal recht en aan de rechtvaardige zaak van het Palestijnse volk. Turkije liet met deze deelname opnieuw zien dat het aan de kant van rechtvaardigheid en menselijkheid staat.

Volledige bescherming voor het VN-agentschap

Het Internationaal Gerechtshof besteedde in zijn uitspraak bijzondere aandacht aan de rol van het VN-agentschap voor Hulp en Werk voor Palestijnse Vluchtelingen in het Nabije Oosten (UNRWA). Het Hof stelde dat dit agentschap van vitaal belang is voor humanitaire hulp aan Palestijnse vluchtelingen en dat de gebouwen, scholen, ziekenhuizen en het personeel van UNRWA onder immuniteit vallen en niet mogen worden aangevallen of gehinderd.

Afbeelding met person, Menselijk gezicht, overheid, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bovendien herinnerde het Hof eraan dat het schenden van de onschendbaarheid van VN-instellingen in strijd is met artikel 105 van het VN-Handvest en met het Verdrag inzake de voorrechten en immuniteiten van de Verenigde Naties. Deze verklaring is een oproep aan de internationale gemeenschap om humanitaire instellingen te beschermen tegen politieke druk en militaire aanvallen.

De humanitaire tragedie in Gaza in cijfers

Het Hof documenteerde ook de omvang van de ramp in Gaza. Sinds 8 oktober 2023 zijn tienduizenden burgers omgekomen, zijn honderdduizenden mensen ontheemd geraakt en zijn ziekenhuizen en scholen verwoest. Volgens de gegevens van het Hof kwamen 541 hulpverleners en 866 VN-medewerkers om het leven, waarvan 360 UNRWA-personeelsleden waren. Deze cijfers tonen op schokkende wijze de menselijke tragedie in Gaza.

Israëls afwijzing en Palestijnse hoop

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het Israëlische ministerie van Buitenlandse Zaken verwierp het oordeel van het Hof en noemde het “politiek gemotiveerd”. De Palestijnse vertegenwoordigers reageerden echter hoopvol. De Palestijnse ambassadeur in Nederland, Ammar Hicazi, verklaarde na afloop van de zitting:

“Er is geen enkel excuus meer. Israël mag honger niet als oorlogswapen gebruiken. Het blokkeren van hulp is een misdaad tegen de menselijkheid. Het Hof heeft deze waarheid aan de wereld getoond.”

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De Palestijnse advocaat Paul Reichler voegde daaraan toe: “Alle staten zijn verplicht zich te houden aan het internationaal recht. De principes die het Hof vandaag heeft benadrukt, zijn ook bindend voor Israël.”

Een boodschap aan de wereld

Hoewel de adviezen van het Internationaal Gerechtshof niet juridisch bindend zijn, dienen ze als een moreel en juridisch kompas voor alle staten. Dit oordeel herinnert de wereld eraan dat het negeren van het lijden van het Palestijnse volk niet langer aanvaardbaar is.

Het Hof heeft opnieuw duidelijk gemaakt dat humanitaire hulp geen gunst maar een verplichting is, en dat de bescherming van burgers een universeel principe vormt. Deze uitspraak is ook een morele test voor de staten die Israëls beleid steunen.

Turkije’s inspirerende houding

De aanwezigheid van de Turkse delegatie in Den Haag werd niet alleen als diplomatiek, maar ook als gewetensvol beschouwd. Turkije liet zien dat het niet zwijgt in het aangezicht van onrecht. Deze houding symboliseert het principe: “Recht voor de wet, solidariteit voor de mensheid.”

Heeft het geweten gewonnen?

Beste lezers, deze uitspraak zal misschien niet onmiddellijk oorlogen beëindigen. Maar ze heeft de schaamte van de mensheid vastgelegd. Het Internationaal Gerechtshof heeft de wereld het volgende voorgehouden: “Het verhinderen van humanitaire hulp en het gebruiken van honger als wapen is een oorlogsmisdaad.”

Ja, deze uitspraak markeert een nieuw tijdperk. De stem van gerechtigheid is eindelijk opgestegen vanuit Den Haag. De wereld kan de kreet van de onderdrukten niet langer negeren.
En wij, als journalisten, zijn verplicht die stem te blijven laten horen.

50 YILDIR BİR ARAYA GELEMEYEN HOLLANDA’DAKİ TÜRK GAZETECİLER NİHAYET BİR ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİLER

50 YILDIR BİR ARAYA GELEMEYEN HOLLANDA’DAKİ TÜRK GAZETECİLER NİHAYET BİR ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİLER

Hollanda Türk Gazeteciler Birliği’nin tanıtım gecesinde, dertler dinlendi ve daha sonra sazlı sözlü eğlenildi.

Başkanlığını Özcan Özbay’ın yaptığı Birlik’in, Onursal Başkanlığı’na şahsım lâyık görüldü.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van het nieuws staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı
Arif Emre LALE fotoğrafladı

Gazetecilik, bir toplumun hafızası ve vicdanıdır. Hele ki göçle büyüyen bir toplulukta, kaleme alınan her satır, yalnız bugünün değil yarının da kaydıdır. Hollanda’daki Türk toplumu için gazeteci, yalnızca haber aktaran kişi değildir. O, iki ülke arasında köprü kuran, hakikati ararken toplumun sesini duyuran ve kamu yararı için sorular soran kimsedir. Bu nedenle, mesleğin ortak akılla ve güçlü bir dayanışma ile sürdürülmesi yalnız gazetecilerin değil, toplumun tamamının menfaatinedir.

İşte bu anlayışla, yıllardır “olsa da bir araya gelsek” diye dillendirilen arzu sonunda gerçeğe dönüştü ve Hollanda’daki Türk gazeteciler, aynı çatı altında buluşmayı başardı. Bir araya gelmek, aynı zamanda iddiayı büyütmektir. Çünkü birliktelik, mesleğin saygınlığını korumanın ve genç kuşaklara bu mesleği sevdirmenin en güvenilir yoludur. Bugün atılan adım, yalnız bir kuruluş hikâyesi değildir. Bu, doğru bilgiye erişimin, kamusal sorumluluğun ve gazetecilik onurunun ortak zeminde yeniden tahkim edilmesidir.

50 YILLIK HİKÂYE

Tam 50 yıllık hikâyedir Hollanda’daki Türk gazetecilerin bir araya gelememesi…
50 yıl önceydi. Hürriyet gazetesi olarak benim 30 kişilik bir muhabir kadrom, rahmetli Şadi Tatlı’nın de 15 kişilik bir Tercüman kadrosu vardı. Hollanda Türk Gazeteciler Derneği’ni kurmak için ilk çalışmaları o zaman başlatmıştık. Ama ne var ki, çeşitli nedenlerle böylesi bir derneği kuramadık. Daha sonraki yıllarda birkaç deneme yapıldı ama bu da işe yaramadı. Ne var ki, Türk medyasına mesafeli duran bazı kişiler, kendi kendileriyle gelin ve güvey olup gerçekçi olmayan dernekler kurdular.

Hollanda’daki Türk gazetecilerin bir türlü bir araya gelememesi üzerine bıkmış olan dört meslektaş bir araya geldiler ve bu derneği, yani Birliği resmi olarak kurdular. Daha sonra da diğer gazeteci dostları davet ederek üyeliklerini sağladılar.
Özcan Özbay, Zeynel Abidin Kılıç, Mahmut Eröztürk ve Ömer Atıf’tı bu dört girişimci gazeteci…

TANITIM TÖRENİ

Afbeelding met person, persoon, kleding, tafelgerei Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Rotterdam’ın nezih mekânlarından Dakpark’ta gerçekleşen lansman programına, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy, İletişim Müşavirimiz İsmail Erkam Sula ve Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü Hamit Karakuş ve Milletvekili Songül Mutluer onur konuğu olarak katıldılar.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Kendisi de eski bir gazeteci olan Ömer Hünkar Ilık’ın sunuculuğunu yaptığı program, HTGB yönetimi, üyeleri ve vefat eden gazetecilerin yer aldığı bir sinevizyon gösterisi ile başladı.

Afbeelding met tekst, kleding, Menselijk gezicht, poster Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Daha sonra mikrofona davet edilen Hollanda Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Özcan Özbay bir hoş geldin konuşması yaptı. Özbay konuşmasında şunları söyledi: “Değerli konuklar, saygıdeğer büyükelçim, başkonsoloslarım, müşavirlerim, kıymetli meslektaşlarım ve dostlar, Hepinizi en içten dileklerimle selamlıyorum. Bu akşam burada bir hayali, bir emeği ve aslında bir sorumluluğu gerçeğe dönüştürmenin gururunu yaşıyoruz. Bugün sizlerle paylaşmak istediğim hikâye, sadece bir kuruluşun değil, yıllardır süregelen bir eksikliğin, bir boşluğun sonunda dolmaya başlamasının hikâyesidir. 1960 yılında, Türk işçileri Hollanda’ya ilk kez çalışmak için gelmeye başladığında, kimse bu topluluğun bir gün bu kadar güçlü, kalabalık ve etkili bir diaspora olacağını öngörememişti. Fakat yıllar geçti, kuşaklar büyüdü, toplum gelişti. Ancak bir şey hep eksik kaldı.”

Afbeelding met persoon, kleding, person, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HTGB’nin kuruluş amacını da anlatan Özbay, “Amacımız çok açık: Hollanda’daki Türk medyasını bir çatı altında toplayarak, hem gazetecilerin haklarını korumak, hem de birliğin getirdiği gücü, dayanışmayı ve itibarı yeniden inşa etmek. Bugün geldiğimiz noktada, mesleğimiz ne yazık ki ciddi bir tehlike altında. Gazetecilik Hollanda’daki Türk toplumu içinde giderek azalan bir meslek hâline geldi. Şu anda aramızdaki en genç gazeteci 40 yaşında. Ve ne yazık ki arkamızdan gelen yeni bir nesil yok. Bu bizi gerçekten endişelendiriyor. Çünkü bizler bir gün sahneden çekildiğimizde, yerimizi alacak kimse görünmüyor. Oysa doğru, güvenilir ve tarafsız haberciliğin var olabilmesi için gazetecinin var olması gerekir. Birlikte daha güçlü olacağız. Bu yüzden bu oluşum sadece bir dernek ya da bir birlik değil, aynı zamanda geleceğe bırakılacak bir mirastır. Amacımız, gençleri gazeteciliğe özendirmek, mesleğin saygınlığını yeniden kazandırmak ve Hollanda’daki Türk toplumuna tarafsız, doğru ve güvenilir bilgi sunmaya devam etmektir. Bugün burada, hep birlikte bu yeni dönemin ilk sayfasını açıyoruz. Bundan sonra hepimiz aynı hedef için çalışacağız: Birlikte güçlü, birlikte özgür, birlikte etkili bir Türk medyası.” dedi.

BÜYÜKELÇİ FATMA CEREN YAZGAN’IN VURGULARI

Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Daha sonra mikrofona Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan davet edildi. Büyükelçi Yazgan yapılan bu çalışmada emeği geçenleri kutlayarak şunları vurguladı:
“Hollanda’daki Türk medya mensuplarının, yalnız içe dönük bir dille yetinmeyip Hollanda makamlarına, medyasına ve kamuoyuna da hitap eden yayınlar yapması gerekir. Sesimizi kendi aramızda duyurmak kadar, muhataplarımızla anlaşılır ve güven veren bir dille konuşmak da önemlidir. Bazen bizimle ilgili başlıklar atılır ve toplantılar yapılır ve ortada bizi temsil eden tek bir kişi olmaz. ‘Bizim hakkımızda konuşuluyor ve masada biz yokuz’ görüntüsü, en çok bize zarar verir. Bu tabloyu değiştirecek olan, kurumsallaşmış ve itibarlı bir medya varlığıdır. Bu nedenle bu birlik, yalnız bir meslek çatısı değil, toplumumuzun Hollanda’daki görünürlüğünün ve itibarının da teminatıdır.”

Afbeelding met tekst, pak, person, Zakenman/-vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Program daha sonra HTGB’nin Onursal Başkanı İlhan Karaçay’ın konuşması ile devam etti. Karaçay, bugüne kadar bir türlü kurulamayan Gazeteciler Derneği için, “50 yıl önce ilk girişimi yapmıştık. Ne var ki bir türlü sonuç alamadık. Düşünebiliyor musunuz? Ülkede sivil toplum kuruluşu oluşturmaları için yurttaşları harekete geçiren biz gazeteciler, kendi aramızda birleşemiyorduk. İyi ki şimdi dört arkadaş bir araya geldi ve bu birliği oluşturdu.” dedi. Karaçay, çalışmalar için HTGB yönetimini tebrik ederken, katılımcılara da teşekkür etti.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, Speech Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Program, konuklara mikrofon uzatılarak yapılan kısa konuşmaların ardından, Kazakistan’dan çeşitli temaslar için Belçika’ya gelen ve oradan da Hollanda’ya gelerek programa katılan Kazakistan Gazeteciler Dernek Başkanı Naziya Zhoyamergen’in kısa konuşması ile devam etti. Zhoyamergen, “Hollanda’da bu oluşuma önayak olan arkadaşlarımı kutluyor, başarılar diliyorum. Belki gelecekte bizim sürekli yaptığımız Türk Dili Konuşan Gazeteciler forumumuzun biri Hollanda’da sizlerle olabilir. Zaman zaman bu yönde girişimler oldu. Güzel niyetlerle başlandı, ama hiçbir zaman kalıcı bir yapıya dönüşemedi. Bu eksikliğin ne kadar önemli olduğunu bizler, sahada çalışan gazeteciler olarak, yıllar içinde çok net hissettik.” dedi.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, microfoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Sahneye daha sonra Milletvekili Songül Mutluer davet edildi. Mutluer, 28 Ekim’de yapılacak olan genel seçimler hakkında bilgilendirici bir konuşma yaptı.

Afbeelding met person, kleding, Menselijk gezicht, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Sahneye davet edilme sırası Mustafa Ayrancı’ya geldi. Ayrancı, ana dili eğitim hakkında verdikleri mücadeleyi anlattıktan sonra, “Ana dili eğitim için ebeveynler de fedakârlık yapmalıdır” dedi ve “29 Ekim’de kime oy verirseniz verin, ama oyunuzu mutlaka kullanın” diye ekledi.

Afbeelding met kleding, person, persoon, boek Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Sıra, HTGB’nin, Büyükelçi Yazgan’a hediye verme merasimine gelmişti. Büyükelçimize kitaplar dolusu bir çanta hediye edildi. Sonra da şahsım sahneye davet edildim ve daha önce yazmış olduğum kitabımı imzalayarak büyükelçimize sundum.

Afbeelding met person, kleding, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Programa Belçika’dan katılan gazeteci Yusuf Çınal da HTGB yönetim ve üyelerine başarılar diledi.
Hollanda Diyanet Vakfı Başkanı Servet Tiryaki, Türk Bilgi ve Belge Merkezi Başkanı Mustafa Özcan, Hollanda Türk Federasyon Genel Sekreteri Erim Uğurlu, GMG Güney Hollanda Bölge Başkanı Mustafa Aktalan, Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği Başkanı Mustafa Ayrancı, Amsterdam Belediye Meclisi Üyesi Av. Nazmi Türkkol, Hasene Hollanda Başkanı Hüseyin Karataş, IGMG Kuzey Hollanda Millî Görüş Gençlik Başkanı Yusuf Çiçek, Tover Başkanı Durmuş Doğan, Kanal Avrupa Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Paşa Akbaş, DTİK üyesi Tarık Saki, Milletvekili adayı Funda İleri ve sivil toplum kuruluşları da toplantıya katılanlar arasındaydılar.

Program daha sonra Hollanda’nın sevilen sanatçıları Cihan Ateş ve Erdeniz’in sevilen eserlerden oluşan dinletisi ile devam ederken, caz sanatına büyük ilgisi olduğunu bildiğimiz Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan mikrofonu eline aldı ve türküye eşlik etmeye başladı. Alkışlarla dinlenen büyükelçimiz geceye renk kattı.

Afbeelding met kleding, person, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HTGB’NİN YÖNETİM KURULU VE AMAÇLARI

Başkan:Özcan Özbay
Başkan yardımcısı: Zeynel Abidin Kılıç
Mali İşler: Ömer Atıf
Sekreter:Mahmut: Eröztürk

VİZYON

Hollanda Türk Gazeteciler Birliği, Hollanda’da Türk toplumunun güçlü bir sesi olmayı, Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarının gelişimini desteklemeyi ve gazetecilik mesleğini en yüksek etik standartlara taşıyarak toplumda saygınlığını artırmayı hedeflemektedir. Medya aracılığıyla toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, özgür ve tarafsız basının teminatı olmak, medya profesyonellerinin haklarını savunmak ve yenilikçi çözümlerle sektörün sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak vakfın temel vizyonudur.

HEDEFLER

Gazetecilerin Haklarını Koruma
Hollanda’da Türkçe medya alanında çalışan gazetecilerin mesleki haklarını koruyacak, çalışma koşullarını iyileştirecek ve yasal mevzuatlara uygun bir şekilde haklarını savunacak girişimlerde bulunmak.

Medya Dayanışmasını Güçlendirme
Basın emekçileri arasında dayanışmayı artıracak ağlar kurmak, ortak projeler geliştirmek ve bilgi paylaşımını teşvik ederek daha güçlü bir medya topluluğu oluşturmak.

Mesleki Standartları Yükseltme
Gazetecilerin mesleki bilgi ve becerilerini artırmak amacıyla eğitim programları, seminerler, atölye çalışmaları ve konferanslar düzenleyerek sektördeki kaliteyi artırmak.

Sorunlara Çözüm Üretme
Türkçe medya organlarının karşılaştığı ekonomik, yasal ve teknik sorunlara çözüm aramak, medya kuruluşlarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve yerel yönetimlerle iş birliği yapmak.

Toplumun Sesini Güçlendirme
Hollanda’daki Türk toplumunun karşılaştığı sorunları daha görünür kılmak, kamuoyunda farkındalık oluşturmak ve toplumun haklarını savunmak amacıyla etkili medya projeleri geliştirmek.

Genç Gazetecilere Destek
Yeni nesil gazetecileri desteklemek, staj ve eğitim imkânları sunarak sektöre genç yeteneklerin kazandırılmasını sağlamak.

Medya Etiğini Koruma
Tarafsız, doğru ve etik haberciliği teşvik ederek medya organlarının güvenilirliğini artırmak ve toplumun medyaya duyduğu güveni yeniden tesis etmek.

Uluslararası İş Birliği
Avrupa’daki diğer medya kuruluşları ve vakıflarla iş birliği yaparak Türk medyasını uluslararası arenada daha görünür kılmak, ortak projeler geliştirmek ve kültürlerarası diyaloğa katkıda bulunmak.

Sonuç olarak; Hollanda Türk Gazeteciler Derneği, medya çalışanları için güvenli bir çalışma ortamı sağlamaya, gazetecilik kalitesini artırmaya ve Türk toplumunun sesi olmaya kendini adamıştır. Dernek, örgütlü bir medya yapısı kurarak güçlü, bağımsız ve kurumsal bir Türk medyası için çalışmaya karar vermiş olup, geleceğin gazetecilerini eğitmek ve Hollanda’daki Türk toplumuna hak ettiği sesi vermek için çalışmalarına devam edecektir.

                                              *******************

NA 50 JAAR ZIJN DE TURKSE JOURNALISTEN IN NEDERLAND EINDELIJK ONDER ÉÉN DAK VERENIGD

Tijdens de introductieavond van de Eenheid van Turkse Journalisten in Nederland (HTGB) werden problemen besproken en daarna werd er met muziek en zang gefeest.

Het voorzitterschap van de Eenheid wordt bekleed door Özcan Özbay, terwijl aan mijn persoon de titel van Erevoorzitter werd toegekend.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
GESCHREVEN DOOR İLHAN KARAÇAY
FOTO’S DOOR ARİF EMRE LALE

Journalistiek is het geheugen en het geweten van een samenleving. Vooral binnen een gemeenschap die door migratie is gevormd, is elke geschreven regel niet alleen een verslag van vandaag, maar ook een document voor morgen.
Voor de Turkse gemeenschap in Nederland is de journalist niet enkel iemand die nieuws overbrengt. Hij is een brug tussen twee landen, iemand die de stem van de gemeenschap laat horen terwijl hij de waarheid zoekt, en iemand die vragen stelt in het belang van het publiek.
Daarom is het voortzetten van dit beroep met gezond verstand en onderlinge solidariteit niet alleen in het belang van journalisten, maar van de hele gemeenschap.

Met dit besef is een langgekoesterde wens, die jarenlang werd uitgesproken met de woorden “het zou mooi zijn als we ooit samen konden komen”, eindelijk werkelijkheid geworden. De Turkse journalisten in Nederland zijn erin geslaagd om zich onder één dak te verenigen.
Samenkomen betekent ook de ambitie vergroten. Want eenheid is de betrouwbaarste manier om de waardigheid van het beroep te behouden en om de jonge generatie liefde voor dit vak bij te brengen.
De stap die vandaag is gezet, is niet slechts het verhaal van een oprichting. Het is de herbevestiging van de toegang tot juiste informatie, van publieke verantwoordelijkheid en van journalistieke eer op gemeenschappelijke grond.

EEN VERHAAL VAN 50 JAAR

Het is een verhaal van wel 50 jaar dat Turkse journalisten in Nederland elkaar niet konden verenigen…
Vijftig jaar geleden beschikte ik als vertegenwoordiger van de krant Hürriyet over een team van dertig verslaggevers, terwijl wijlen Şadi Tatlı een vijftientallig team had voor de krant Tercüman.
We hadden toen de eerste stappen gezet om een vereniging van Turkse journalisten in Nederland op te richten.
Maar om uiteenlopende redenen kwam het nooit tot stand.
In de jaren daarna zijn er nog enkele pogingen gedaan, maar ook die bleken vruchteloos.
Er waren zelfs mensen die afstand hielden van de Turkse media, maar toch op eigen houtje onrealistische verenigingen oprichtten.

Vier collega’s, die het beu waren dat Turkse journalisten in Nederland nooit konden samenwerken, besloten de handen ineen te slaan en deze Eenheid, dus de HTGB, officieel op te richten.
Vervolgens werden andere journalistenvrienden uitgenodigd om lid te worden.
Deze vier initiatiefnemers waren Özcan Özbay, Zeynel Abidin Kılıç, Mahmut Eröztürk en Ömer Atıf. de introductieplechtigheid.

Afbeelding met person, persoon, kleding, tafelgerei Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De lanceringsbijeenkomst vond plaats in een van de stijlvolle locaties van Rotterdam, DAKPARK.
Onder de eregasten bevonden zich: onze ambassadeur in Den Haag Fatma Ceren Yazgan, Consul-Generaal in Rotterdam Sevgi Kısacık, Consul-Generaal in Amsterdam Mahmut Burak Ersoy, Communicatie-Attaché İsmail Erkam Sula, Voorzitter van de Vereniging van Turkse Zakenlieden in Nederland (HOTIAD) Hikmet Gürcüoğlu, Algemeen Directeur van de Politie Noord-Holland Hamit Karakuş en Parlementslid Songül Mutluer.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het programma, gepresenteerd door voormalig journalist Ömer Hünkar Ilık, begon met een videopresentatie waarin het bestuur en de leden van HTGB werden voorgesteld, evenals overleden collega-journalisten.

Afbeelding met tekst, kleding, Menselijk gezicht, poster Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Daarna nam Özcan Özbay, voorzitter van de HTGB, het woord voor zijn welkomsttoespraak.
Özbay zei:
“Geachte gasten, geëerde ambassadeur, consuls-generaal, attachés, waarde collega’s en vrienden, ik heet u allen van harte welkom.
Vanavond beleven we de trots om een droom, een inspanning en eigenlijk ook een verantwoordelijkheid werkelijkheid te maken.
Het verhaal dat ik vandaag met u wil delen, is niet alleen dat van een oprichting, maar ook dat van het vullen van een leegte die jarenlang heeft bestaan.
Toen in 1960 de eerste Turkse arbeiders naar Nederland kwamen om te werken, had niemand voorzien dat deze gemeenschap ooit zo sterk, groot en invloedrijk zou worden.
De generaties groeiden, de gemeenschap ontwikkelde zich, maar één ding bleef altijd ontbreken.”

Afbeelding met persoon, kleding, person, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Özbay legde vervolgens het doel van de Eenheid uit:
“Ons doel is duidelijk: de Turkse media in Nederland onder één dak brengen, de rechten van journalisten beschermen en de kracht, solidariteit en geloofwaardigheid van de beroepsgroep herstellen. Helaas verkeert onze beroepsgroep tegenwoordig in een moeilijke situatie.
Journalistiek binnen de Turkse gemeenschap in Nederland is een uitstervend beroep geworden. De jongste onder ons is veertig jaar oud, en er komt geen nieuwe generatie achteraan. Dat baart ons zorgen, want zodra wij ons terugtrekken, is er niemand die onze plaats kan innemen. Voor betrouwbare, objectieve berichtgeving moeten er journalisten blijven bestaan. Samen zullen wij sterker staan. Daarom is deze oprichting niet slechts een Eenheid, maar ook een nalatenschap voor de toekomst
.
Ons doel is jongeren aan te moedigen om journalist te worden, de waardigheid van het beroep te herstellen en de Turkse gemeenschap in Nederland te blijven voorzien van juiste en betrouwbare informatie.
Vandaag openen we samen de eerste bladzijde van een nieuw tijdperk: een krachtige, vrije en invloedrijke Turkse media.”

DE TOESPRAAK VAN AMBASSADEUR FATMA CEREN YAZGAN

Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Vervolgens werd Ambassadeur Fatma Ceren Yazgan uitgenodigd om te spreken.
Zij prees de initiatiefnemers van de Eenheid en benadrukte het volgende:
“De Turkse media in Nederland moeten zich niet beperken tot interne communicatie, maar zich ook richten op de Nederlandse autoriteiten, media en het publiek.
Het is belangrijk dat onze stem niet alleen binnen de gemeenschap wordt gehoord, maar ook daarbuiten, in een begrijpelijke en betrouwbare taal.
Soms worden er discussies over ons gevoerd, zonder dat er één vertegenwoordiger van ons aan tafel zit. Het beeld van ‘er wordt over ons gesproken terwijl wij niet aan tafel zitten’ schaadt vooral onszelf.
Wat dat beeld kan veranderen, is een georganiseerde en geloofwaardige media-aanwezigheid
.
Daarom is deze Eenheid niet alleen een beroepsplatform, maar ook een garantie voor de zichtbaarheid en de reputatie van onze gemeenschap in Nederland
.”

Afbeelding met tekst, pak, person, Zakenman/-vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

DE TOESPRAAK VAN EREVOORZITTER İLHAN KARAÇAY

Daarna kreeg ikzelf, als erevoorzitter, het woord.
Ik herinnerde eraan dat we vijftig jaar geleden de eerste poging deden om een vereniging van journalisten op te richten:
“We hadden toen de eerste stap gezet, maar het is nooit gelukt.
Kunt u zich voorstellen? Wij, de journalisten die anderen aansporen om maatschappelijke organisaties op te richten, konden zelf niet samenwerken.
Gelukkig hebben vier collega’s nu de handen ineengeslagen en deze Eenheid tot stand gebracht.”

Ik feliciteerde het bestuur van HTGB en bedankte alle aanwezigen.

ANDERE SPREKERS EN GASTEN

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, Speech Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Na de korte toespraken van enkele genodigden nam Nazıya Zhoyamergen, voorzitter van de Vereniging van Journalisten van Kazachstan, het woord.
Zij zei: “Ik feliciteer mijn vrienden die dit initiatief in Nederland hebben genomen.
Misschien kunnen we in de toekomst een van onze forums van Turkssprekende journalisten hier bij jullie organiseren.
Er zijn in het verleden pogingen gedaan, maar het is nooit een duurzaam platform geworden.
Wij, als journalisten in het veld, weten uit ervaring hoe belangrijk deze samenwerking is.”

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, microfoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Daarna sprak parlementslid SONGÜL MUTLUER, die informatie gaf over de algemene verkiezingen van 28 oktober.

Afbeelding met person, kleding, Menselijk gezicht, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Vervolgens werd Mustafa Ayrancı uitgenodigd, die sprak over de strijd voor onderwijs in de moedertaal en opriep:
“Ouders moeten offers brengen voor moedertaalonderwijs.
En bij de verkiezingen van 29 oktober: op wie u ook stemt, gebruik uw stem!”

Afbeelding met kleding, person, persoon, boek Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tijdens de ceremonie werd ambassadeur Yazgan een tas vol boeken aangeboden.
Daarna werd ik zelf op het podium uitgenodigd om mijn boek, met persoonlijke opdracht, aan haar te overhandigen.

Afbeelding met person, kleding, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De uit België gekomen journalist YUSUF ÇINAL wenste het bestuur en de leden van HTGB veel succes.
Onder de aanwezigen bevonden zich ook:
Servet Tiryaki, Voorzitter van de Islamitische Stichting Nederland (HDV);
Mustafa Özcan, Turks Informatie-en Documentatiecentrum;
Erim Uğurlu, Algemene Secretaris van Nederlands-Turks Federatie
Mustafa Aktalan, regionaal voorzitter van GMG Zuid-Holland;
Nazmı Türkkol, raadslid van de gemeente Amsterdam;
Hüseyin Karataş, voorzitter van Hasene Nederland;
Yusuf Çiçek, voorzitter van Milli Görüş Jeugd Noord-Holland;
Durmuş Doğan, voorzitter van TOVER;
Ali Paşa Akbaş, bestuursvoorzitter van Kanal Avrupa TV;
Tarık Saki, lid van DTIK;
Funda İleri, kandidaat-parlementslid,
Ook aanwezig waren vertegenwoordigers van diverse maatschappelijke organisaties.

De avond werd voortgezet met optredens van de populaire Nederlandse artiesten Cihan Ateş en Erdeniz, waarna ambassadeur Fatma Ceren Yazgan, die bekendstaat om haar liefde voor jazzmuziek, spontaan de microfoon pakte en meezong met een Turkse volkslied.
Onder luid applaus bracht zij extra kleur aan de avond.

BESTUUR VAN DE HTGB EN DOELSTELLINGEN

Afbeelding met kleding, person, persoon, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

VOORZITTER: ÖZCAN ÖZBAY
VICEVOORZITTER: ZEYNEL ABİDİN KILIÇ
FINANCIËLE ZAKEN: ÖMER ATIF
SECRETARIS: MAHMUT ERÖZTÜRK

VISIE

De Eenheid van Turkse Journalisten in Nederland (HTGB) streeft ernaar een krachtige stem te zijn voor de Turkse gemeenschap in Nederland.
De Eenheid wil de ontwikkeling van Turkstalige mediakanalen bevorderen en het journalistieke beroep naar de hoogste ethische standaarden tillen, zodat het respect in de samenleving herwint.
Door middel van de media wil de HTGB de maatschappelijke solidariteit versterken, garant staan voor een vrije en onafhankelijke pers, de rechten van mediaprofessionals verdedigen en met innovatieve oplossingen bijdragen aan een duurzame groei van de sector.
Dit vormt de kern van haar visie.

DOELSTELLINGEN

BESCHERMING VAN DE RECHTEN VAN JOURNALISTEN
De Eenheid zal initiatieven nemen om de beroepsrechten van journalisten die werkzaam zijn binnen de Turkstalige media in Nederland te beschermen, hun arbeidsomstandigheden te verbeteren en hun belangen te verdedigen in overeenstemming met de geldende wetgeving.

VERSTERKING VAN MEDIA-SOLIDARITEIT
Door netwerken op te bouwen die de samenwerking tussen mediaprofessionals bevorderen, gezamenlijke projecten te ontwikkelen en kennisuitwisseling te stimuleren, wil de HTGB een sterkere mediagemeenschap creëren.

VERHOGING VAN PROFESSIONELE STANDAARDEN
Om de kennis en vaardigheden van journalisten te verbeteren, organiseert de Eenheid trainingsprogramma’s, seminars, workshops en conferenties die de kwaliteit in de sector verhogen.

OPLOSSINGEN VOOR PROBLEMEN
De HTGB zoekt naar oplossingen voor economische, juridische en technische problemen waarmee Turkstalige mediaorganisaties te maken hebben, bevordert samenwerking met lokale overheden en streeft naar de duurzaamheid van mediabedrijven.

VERSTERKING VAN DE STEM VAN DE GEMEENSCHAP
Door de problemen waarmee de Turkse gemeenschap in Nederland wordt geconfronteerd beter zichtbaar te maken, wil de Eenheid het publieke bewustzijn vergroten en effectieve mediaprojecten ontwikkelen die de rechten van de gemeenschap verdedigen.

ONDERSTEUNING VAN JONGE JOURNALISTEN
De Eenheid wil jonge journalisten ondersteunen, stage- en opleidingsmogelijkheden bieden en jonge talenten aanmoedigen om de sector te versterken.

BEHOUD VAN MEDIA-ETHIEK
Door objectieve, betrouwbare en ethische journalistiek te stimuleren, wil de HTGB het vertrouwen van het publiek in de media herstellen en de geloofwaardigheid van Turkstalige media vergroten.

INTERNATIONALE SAMENWERKING
Door samen te werken met andere mediainstellingen en stichtingen in Europa wil de Eenheid de zichtbaarheid van de Turkse media op internationaal niveau vergroten, gezamenlijke projecten ontwikkelen en bijdragen aan interculturele dialoog.

CONCLUSIE

Samenvattend heeft de Eenheid van Turkse Journalisten in Nederland (HTGB) zich ten doel gesteld een veilige werkomgeving te creëren voor mediaprofessionals, de kwaliteit van de journalistiek te verhogen en de stem van de Turkse gemeenschap in Nederland te zijn.
De Eenheid heeft besloten te werken aan een georganiseerde mediastructuur — sterk, onafhankelijk en institutioneel — en blijft zich inzetten voor de opleiding van toekomstige journalisten en het bieden van de waardige stem die de Turkse gemeenschap in Nederland verdient.

CORENDON HOLLANDA’YI SALLIYOR: KLM’E TOKAT ATTI, ŞİMDİ DE SCHIPHOL HAVALİMANI’NA DARBE VURUYOR

CORENDON HOLLANDA’YI SALLIYOR: KLM’E TOKAT ATTI, ŞİMDİ DE SCHIPHOL HAVALİMANI’NA DARBE VURUYOR

Belçika ve Almanya havalimanlarına ağırlık veren Corendon, bir belediyeye yaptığı 750 bin euroluk yardımla da dikkat çekmişti.

Firmanın kurucu ortaklarından Atilay Uslu: “Hollandalı yolcular, daha düşük maliyetler nedeniyle sınır ötesindeki havalimanlarını zaten keşfetmiş durumda.”

(Haberin Hollandacası en altta – Nederlandse versie van het nieuws staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi

Hollanda’nın dev turizm ve havayolu grubu Corendon, gelecek yıldan itibaren Hollanda yerine Belçika ve Almanya’daki havalimanlarından daha fazla uçuş gerçekleştirecek. Özellikle Düsseldorf ve Köln havalimanlarındaki kapasitesini iki katına çıkaran şirket, Hollandalı tatilcileri sınır ötesine taşımaya hazırlanıyor.

Corendon, yıllardır süregelen yüksek vergiler ve uçuş ücretleriyle tatilcileri cezalandıran Hollanda sistemine karşı radikal bir adım attı.
Şirketin kurucusu Atilay Uslu, “Müşteri artık sınırın ötesinde daha ucuz tatil bulabiliyor. Biz de onların peşinden gidiyoruz.” diyor.
Ancak bu yalnızca bir genişleme hamlesi değil; aynı zamanda KLM ve Schiphol’e karşı açık bir meydan okuma.

MÜŞTERİYİ TAKİP EDİYORUZ

Atilay Uslu bij het vliegtuig met de ’tattoo’-beschildering, die gemaakt is ter gelegenheid van het 25-jarig jubileum.

Atilay Uslu, bu kararı “müşteriyi takip etmek” olarak açıklıyor: “Hollandalı yolcular, daha düşük maliyetler nedeniyle sınır ötesindeki havalimanlarını zaten keşfetmiş durumda. Bu fırsattan sadece Alman rakiplerin yararlanması yazık olurdu. Biz de Hollanda’da istihdamı korumak ve artırmak için komşu ülkelere yatırım yapıyoruz. 2,5 milyon Hollandalı, 3 milyar euroyu Alman ve Belçika şirketlerine ödüyor. Bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz.”

Uslu’nun hedefi, önümüzdeki yıl Hollandalı yolcuların dörtte birinin Corendon’la sınır ötesinden uçması. Bu da yaklaşık 375 bin kişi anlamına geliyor.
Brüksel ve Düsseldorf zaten uzun süredir Hollandalı turistleri çekmek için özel kampanyalar yürütüyor. Düsseldorf, geçtiğimiz Mayıs tatilinde Hollandalılara özel bir tanıtım kampanyası bile başlatmıştı.

KLM’E TOKAT: 1000 EURO’YA KARŞI 600 EURO

Corendon’un kurucusu Atilay Uslu, son yıllarda resmî olarak Curaçao’da ikamet ediyor. Şirketin adada dört oteli bulunuyor, beşincisi ise yolda. Bu otellerin büyük bölümü Hollandalı ve Amerikalı turistler tarafından tercih ediliyor.

Corendon’un KLM’le yaşadığı Curaçao krizi sektörde hâlâ konuşuluyor.
Yıllarca Curaçao uçuşları için KLM’den koltuk satın alan Corendon, KLM’in fiyatları 1000 Euro’ya çıkarması üzerine isyan etti. Uslu, İspanya’dan dev bir Airbus A350 kiralayarak aynı rotada uçuşları kendi markasıyla başlattı.
Sonuç: Aynı uçuş Corendon’da 600 Euro’ya satıldı.

Bu hamle Hollanda medyasında “Küçük dev Corendon, KLM’e büyük tokat attı” başlığıyla yer aldı. Şimdi Uslu, benzer bir hamleyi Schiphol Havalimanı’na karşı yapıyor.

SCHIPHOL’E ALTERNATİF: DÜSSELDORF VE KÖLN

Uslu’nun stratejisi net: Hollanda’daki yüksek havalimanı ücretleri yüzünden artık Brüksel, Düsseldorf ve Köln merkezli uçuşlara ağırlık veriyor.
Corendon’un gelecek yıl için planladığı 1,2 milyon koltuk bu iki Alman havalimanından kalkacak. Amsterdam Schiphol’den kalkacak uçuş sayısı ise 575 binle sınırlı kalacak.

Atilay Uslu, “Amsterdam’da bir yolcunun maliyeti 100 Euro, Düsseldorf’ta ise 53 Euro. Aradaki farkı artık müşteriye yansıtamıyoruz. Hollanda bu hızla devam ederse kendini pazardan dışlayacak.” diyor.
Corendon’un bu kararıyla Schiphol yönetiminin zaten düşen direkt yolcu trafiği daha da gerileyecek.

“TURUNCU KAFE” İLE YENİ HAVALİMANLARDA HOLLANDA RUHU

Düsseldorf ve Köln yönetimi, Corendon’un bu hamlesini desteklemek için şirkete özel teşvikler sundu. Havalimanı, ciddi indirimler ve pazarlama katkıları sağlıyor. Bu desteklerin değeri milyonlarca euroyu buluyor. Ayrıca Corendon’a “Turuncu Kafe” açma izni verildi.
Bu kafede Hollandalı tatilciler, uçuş öncesi elmalı ‘elmalı turta’ ve ‘etli kroket topları’ eşliğinde “evinde gibi” hissedecek.
Havalimanı yönetimi Corendon’a park yeri de tahsis etti, bu sayede tatilciler ücretsiz park hizmetinden yararlanabiliyor.

Bu yıl Brüksel’den uçan Hollandalı yolcu sayısının 1 milyona ulaşması bekleniyor. Bu oran, 2019’a göre yüzde 20 artış anlamına geliyor.
“Düsseldorf ve Köln, 2026’ya kadar 1,5 milyon Hollandalı yolcu hedefliyor. Bu da 2019’un iki katı olacak.” diyor Uslu.

Corendon, Almanya’daki operasyonlarını büyütürken Köln ve Düsseldorf’taki uçak sayısını ikiden dörde çıkarıyor. Brüksel’de ise 300 bin koltuk planlanıyor.
Böylece gelecek yıl Corendon yolcularının yüzde 70’i sınır ötesinden uçacak. Bu oran bu yıl yalnızca yüzde 25’ti.

Uslu, “Düsseldorf, Curaçao hattını oraya taşımamızı istedi ama şimdilik Schiphol’den devam ediyoruz. Zaten Hollandalı yolcular daha ucuz bilet için birkaç saatlik araba yolculuğuna razı.” diyor.

YENİ MACERA: OTEL YATIRIMLARI ALMANYA’YA KAYIYOR

Afbeelding met panorama, hemel, buitenshuis, zwembad Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Village Hotel Schiphol       City Hotel Amsterdam  Mangrove Beach Coraçao  College Hotel

Corendon yalnızca havayolu değil, otelcilik sektöründe de büyümeye devam ediyor.
Hollanda’da beş oteli bulunan şirket, bu yıl Hollanda pazarında yüzde 17 geriledi.
Gelecek yıl ise otelcilikteki KDV oranı yüzde 9’dan yüzde 21’e çıkacak.
Böyle bir vergi artışı Hollanda’nın rekabet gücünü zayıflatıyor. Almanya’da KDV oranı yüzde 7, yani Hollanda’ya göre yüzde 14 daha düşük. Belçika’da ise KDV yüzde 6, yani Hollanda’dan yüzde 15 düşük. Bu da Hollandalı otelciler için haksız rekabet anlamına geliyor.

Uslu, “Bu bana 2 milyon Euro ek maliyet getirecek. Hollanda’yı terk etmiyoruz ama yatırımlarımızı artık sınırın ötesine yapıyoruz. Almanya’da 517 odalı bir otel satın almak üzereyiz. Böyle bir vergi artışından sonra Almanya ve Belçika yatırımlarımız daha cazip hale geliyor.” diyor.

UÇUŞ VERGİLERİ BELİRLEYİCİ OLDU

Corendon’un Almanya ve Belçika’da büyümesinin en önemli nedenlerinden biri, Hollanda’daki yüksek havalimanı ücretleri ve uçuş vergileri.
Uslu, bir yolcunun uçuş maliyet farkını şöyle özetliyor: “Amsterdam Havalimanı: 100 Euro, Rotterdam: 73 Euro, Maastricht: 61 Euro, Düsseldorf / Köln: 53 Euro, Brüksel: 46 Euro. Corendon geçtiğimiz hafta Maastricht’ten son uçuşunu yaptı ve Rotterdam Havalimanı’ndan da çekilme kararı aldı.”

Sonuç ortada: Brüksel, Düsseldorf ve Köln her geçen yıl daha fazla Hollandalı turist çekiyor. Bu gidişle Hollanda, “uçuş vergileriyle kendi kanatlarını kesen ülke” olarak anılacak.

HOLLANDA’NIN KAYBI, KOMŞULARIN KAZANCI

Corendon’un sınır ötesi hamlesi yalnızca bir ticari karar değil; Hollanda turizm politikasına verilmiş açık bir mesaj.
Hükümetin yüksek vergileri ve Schiphol’ün artan maliyetleri Hollandalı tatilcileri komşu ülkelerin havalimanlarına yönlendiriyor.

Atilay Uslu bu konuda şunları söylüyor:
“Şu anda yıllık 3 milyar euroluk bir kayıp var. Yeni vergiler nedeniyle 2027’den sonra bu sayının daha da artmasını bekliyoruz. Corendon olarak biz hazırlığımızı önceden yaptığımız için milyonlarca Hollandalıyı taşımaya hazırız.
Tabii ki bu, Hollanda devleti için büyük bir kayıp. Biz hazırlığımızı yapmasaydık bu yolcular Alman ya da Belçikalı şirketlere gidecekti.
Böylece aslında Hollanda devletine yardımcı oluyoruz. Çünkü bu yolcular tatillerini bizden aldığı sürece biz de vergilerimizi Hollanda’ya ödüyoruz. Bu da devletin zararının bir bölümünü telafi ediyor.
(BTW, Vennootschapbelasting, Loonbelasting, Werkgeversbelasting – KDV, Kurumlar Vergisi, Maaş Vergisi, İşveren Katkı Payı).”

Afbeelding met kleding, persoon, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Corendon’un kurucuları Yıldıray Karaer ve Atilay Uslu (sağ fotoğrafta), Havayolları’nın Amsterdam Müdürü Berk Güden (ortada) ile birlikte firmayı büyüttüler.
Eğitim ve Kültürden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinden ayrılarak Corendon’un CEO’luğunu üstlenen Günay Uslu’nun da katkısıyla şirket, bugün Hollanda gündeminde en çok yer alan ve zirveye çıkan firmalardan biri haline geldi.

YARIN: HOLLANDA TÜRK GAZETECİLER BİRLİĞİ’NİN MUHTEŞEM TANITIMI

                                              ******************

CORENDON SCHUDT NEDERLAND OP: EERDER EEN KLAP VOOR KLM, NU EEN DREUN VOOR LUCHTHAVEN SCHIPHOL

Corendon, dat steeds meer inzet op luchthavens in België en Duitsland, trok eerder al de aandacht met een gemeentelijke donatie van 750.000 euro.

Een van de oprichters, Atilay Uslu, zegt: “Nederlandse reizigers hebben de grensluchthavens al ontdekt vanwege de lagere kosten.”

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Verslag van İlhan KARAÇAY

De grote Nederlandse toerisme- en luchtvaartgroep Corendon zal vanaf volgend jaar meer vluchten uitvoeren vanaf Belgische en Duitse luchthavens dan vanuit Nederland.
Vooral in Düsseldorf en Keulen heeft het bedrijf zijn capaciteit verdubbeld en bereidt het zich voor om Nederlandse vakantiegangers over de grens te vervoeren.

Corendon zet daarmee een radicale stap tegen het Nederlandse systeem, dat vakantiegangers al jarenlang straft met hoge belastingen en luchthavengelden.
Oprichter Atilay Uslu zegt: “De klant vindt nu goedkopere vakanties over de grens, en wij volgen de klant.”
Maar dit is niet alleen een uitbreidingsstap – het is ook een openlijke uitdaging aan KLM en Schiphol.

WIJ VOLGEN DE KLANT

Atilay Uslu bij het vliegtuig met de ’tattoo’-beschildering, die gemaakt is ter gelegenheid van het 25-jarig jubileum.

Uslu noemt deze beslissing “de klant volgen”:
“Nederlandse reizigers hebben de grensluchthavens al ontdekt vanwege lagere kosten. Het zou zonde zijn als alleen Duitse concurrenten hiervan profiteren.
Wij investeren in de buurlanden om de werkgelegenheid in Nederland te behouden en te vergroten. 2,5 miljoen Nederlanders besteden jaarlijks 3 miljard euro aan Duitse en Belgische bedrijven. Dat is verkeerd.”

Uslu’s doel is dat volgend jaar een kwart van de Nederlandse passagiers met Corendon vanaf grensluchthavens vliegt – ongeveer 375.000 mensen.
Brussel en Düsseldorf voeren al jaren speciale campagnes om Nederlandse toeristen te trekken. Düsseldorf startte zelfs een promotiecampagne speciaal voor Nederlanders tijdens de meivakantie.

EEN KLAP VOOR KLM: 1000 EURO TEGEN 600 EUR 

Corendon-oprichter Atilay Uslu woont officieel op Curaçao. Het bedrijf bezit vier hotels op het eiland, en een vijfde is in aanbouw. De meeste gasten komen uit Nederland en de Verenigde Staten.

De Curaçao-crisis tussen Corendon en KLM wordt nog steeds in de sector besproken.
Jarenlang kocht Corendon stoelen bij KLM voor vluchten naar Curaçao, maar toen KLM de prijzen verhoogde naar 1000 euro, kwam Corendon in opstand.
Uslu huurde een enorme Airbus A350 uit Spanje en startte dezelfde route onder het eigen merk. Het resultaat: dezelfde vlucht kostte bij Corendon slechts 600 euro.

De Nederlandse media kopten: “De kleine reus Corendon geeft KLM een harde klap.” Nu richt Uslu zijn pijlen op luchthaven Schiphol.

ALTERNATIEF VOOR SCHIPHOL: DÜSSELDORF EN KEULEN

Uslu’s strategie is duidelijk: vanwege de hoge Nederlandse luchthavengelden legt Corendon de nadruk op vluchten vanuit Brussel, Düsseldorf en Keulen.
Voor volgend jaar plant het bedrijf 1,2 miljoen stoelen vanaf de twee Duitse luchthavens.
Het aantal vluchten vanuit Amsterdam-Schiphol blijft beperkt tot 575.000.

Volgens Uslu: “Een passagier kost in Amsterdam 100 euro, in Düsseldorf slechts 53 euro. Dat verschil kunnen we niet langer aan de klant doorberekenen. Als Nederland zo doorgaat, sluit het zichzelf uit de markt.”

De beslissing van Corendon zal het aantal directe passagiers via Schiphol nog verder doen dalen.

‘ORANJE CAFÉ’ BRENGT NEDERLANDSE SFEER NAAR NIEUWE LUCHTHAVENS

De luchthavens van Düsseldorf en Keulen steunen Corendon’s stap met speciale stimuleringsmaatregelen. Ze bieden forse kortingen en marketingbijdragen ter waarde van miljoenen euro’s.
Corendon kreeg bovendien toestemming om een “Oranje Café” te openen, waar Nederlandse reizigers vóór vertrek ‘appeltaart’ en ‘bitterballen’ kunnen eten en zich “thuis” voelen.
Ook kreeg Corendon een eigen parkeerzone, waardoor vakantiegangers gratis kunnen parkeren.

Het aantal Nederlandse passagiers dat dit jaar vanaf Brussel vliegt, zal naar verwachting 1 miljoen bereiken – een stijging van 20 procent ten opzichte van 2019.
“Düsseldorf en Keulen mikken op 1,5 miljoen Nederlandse reizigers tegen 2026 – twee keer zoveel als in 2019,” aldus Uslu.

Corendon breidt zijn activiteiten in Duitsland verder uit door het aantal vliegtuigen in Keulen en Düsseldorf te verdubbelen van twee naar vier.
In Brussel zijn 300.000 stoelen gepland.
Volgend jaar zal 70 procent van de Corendon-passagiers over de grens vertrekken, terwijl dat dit jaar nog slechts 25 procent was.

Uslu voegt eraan toe: “Düsseldorf wilde dat we de Curaçao-route daarheen verplaatsen, maar voorlopig blijven we vanaf Schiphol vliegen. Nederlandse reizigers zijn bereid een paar uur te rijden voor een goedkoper ticket.”

NIEUWE AVONTUREN: HOTELINVESTERINGEN VERSCHUIVEN NAAR DUITSLAND

Afbeelding met panorama, hemel, buitenshuis, zwembad Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Village Hotel Schiphol      City Hotel Amsterdam   Mangrove Beach Coraçao  College Hotel

Corendon groeit niet alleen in de luchtvaart, maar ook in de hotelsector.
Het bedrijf bezit vijf hotels in Nederland, maar zag de omzet dit jaar met 17 procent dalen.
Volgend jaar stijgt het btw-tarief in de hotelsector van 9 naar 21 procent – een forse verhoging die de concurrentiepositie van Nederland verzwakt.
In Duitsland is de btw slechts 7 procent (14 procentpunt lager dan in Nederland) en in België 6 procent (15 procentpunt lager). Dat zorgt voor oneerlijke concurrentie voor Nederlandse hoteliers.

Uslu: “Dat betekent voor ons 2 miljoen euro extra kosten. We verlaten Nederland niet, maar we investeren voortaan over de grens. We staan op het punt een hotel met 517 kamers in Duitsland te kopen. Na zo’n belastingverhoging zijn Duitsland en België veel aantrekkelijker voor investeringen.”

VLUCHTBELASTINGEN ZIJN DOORSLAAND

Een van de belangrijkste redenen voor Corendon’s groei in Duitsland en België zijn de hoge luchthavengelden en belastingen in Nederland.
Uslu vat het kostenverschil per passagier samen:
“Amsterdam: 100 euro, Rotterdam: 73, Maastricht: 61, Düsseldorf/Keulen: 53, Brussel: 46.
Vorige week voerden we onze laatste vlucht uit vanaf Maastricht, en ook Rotterdam wordt verlaten.”

Het resultaat is duidelijk: Brussel, Düsseldorf en Keulen trekken elk jaar meer Nederlandse toeristen.
Als dit zo doorgaat, zal Nederland bekendstaan als het land dat “zijn eigen vleugels afknipt met vliegtaksen.”

NEDERLANDS VERLIES, WINST VOOR DE BUREN

Corendon’s grensstrategie is niet alleen een zakelijke beslissing, maar ook een duidelijke boodschap aan het Nederlandse toerismebeleid.
De hoge belastingen van de overheid en de stijgende kosten op Schiphol sturen Nederlandse vakantiegangers naar buurlanden.

Uslu zegt hierover:
“Er is momenteel een jaarlijks verlies van 3 miljard euro.
Door de nieuwe belastingen verwachten we dat dit bedrag na 2027 nog verder stijgt.
Wij zijn voorbereid om miljoenen Nederlanders te vervoeren.
Dat is uiteraard een groot verlies voor de Nederlandse staat.
Als wij deze stap niet hadden gezet, zouden die passagiers bij Duitse of Belgische maatschappijen boeken.
Op die manier helpen we juist de Nederlandse staat: zolang reizigers bij ons boeken, betalen wij ook hier belasting – btw, vennootschapsbelasting, loonbelasting, werkgeversbijdragen – en zo beperken we een deel van het verlies.”

Afbeelding met kleding, persoon, person, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.De oprichters Yıldıray Karaer en Atilay Uslu (rechts op de foto) hebben samen met Berk Güden, de Amsterdam-directeur van Corendon Airlines (midden op de foto), het bedrijf laten groeien.
Met de komst van Günay Uslu, die zijn functie als Staatssecretaris van Onderwijs en Cultuur neerlegde om CEO van Corendon te worden, is het bedrijf uitgegroeid tot een van de meest besproken en succesvolle ondernemingen van Nederland.

MORGEN: DE PRACHTIGE PRESENTATIE VAN DE VERENIGING VAN NEDERLANDSE TURKSE JOURNALISTEN