AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

Zirve yıllarının Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu ve Avrupa Genel Müdürü Garbis Keşişoğlu çöküşün nedenlerini anlattılar.

Çöküşün ana nedeninin, Almanya hükümetinin gazete yöneticilerine yaptığı baskılardan baskılardan sonra gelen istifalar olduğunsa bağlanıyor.


İlhan KARAÇAY yazdı:

Üç gün önce yayınladığım, “Şok, Şok, Şok: Hürriyet Almanya 1 Şubatta yayınlarını durduracak” başlıklı haber-yorumumdan sonra, haberimi yayınlayan 100’e yakın haber portallarına ve şahsıma reaksiyonlar yağdı.
Bizim, Hürriyet’in zirveden aşağılara yuvarlanışını anlatan beyanlarımızı iyi kavrayamayan bazı okurlar, ‘Oh ne güzel oldu, kurtulduk bu soytarılıktan, neden üzülüyorsunuz” tepkisinde bulundular.
Bu okurlara şunları söyleyebiliriz:
Hürriyet‘in kapanış süreciyle ilgili yaptığımız değerlendirmede, gazetecilik ve yönetimle ilgili ciddi eksikliklere dikkat çektik. Amacımız, bu gazetenin kapanmasının ardındaki sebepleri anlamak ve tartışmaktı. Fakat, bazı okurlarımızın bu durumu sadece siyasete bağlamış olmaları bizi şaşırttı. Bizim yaklaşımımız, herhangi bir siyasi duruşu ele almak değil, gazeteciliğin doğru bir şekilde yapılmadığı bir sürecin sonucunu anlamaktır.

Gazetecilik, doğru, tarafsız ve ilkeli olmayı gerektirir. Bu anlamda, Hürriyet’in kapanışındaki sorunlar, sadece bir siyasi perspektiften bakıldığında değil, aynı zamanda gazeteciliğin temel ilkelerinin zedelenmesiyle ilgilidir. Bizim asıl kaygımız, bu gibi durumların medya dünyasında daha fazla yaşanmaması ve gelecekte gazeteciliğin güçlenmesidir.

Haberimin yayınlanmasından sonra, ana akım gazetelerden bazı meslektaşlarımız da, haberimden pasajlar kullanarak kendilerine göre haberi yorumladılar ama, gazetenin asıl çöküş nedenlerini bilemedikleri için eksik bilgi vermiş oldular.
İşte, bu konuyu daha çok aydınlatabilmek için, zirve döneminin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu’dan uzunca bir açıklama aldım.
Şu anda Miami’de yaşayan Genel Müdür Garbis Keşişoğlu da duygularını aanlattı.

 İLK BASILAN UMUT VEREN, SON BASILAN HÜZÜNLENDİREN GAZETELER

Soldaki ilk gazete, bir hayalin, bir başlangıcın simgesi. Tıpkı yıllar önce, uzak diyarlarda bir ses olmak için yola çıkan bir mektup gibi, umutla basılmış ve dünya çapında bir iz bırakmıştı. Bu sayfa, sadece bir gazete değil, bir dönemin nişanesi, bir arayışın ve bir tutkunun ifadesiydi. Sağdaki ise, bir dönemin sona erdiğinin acı bir hatırlatıcısı. O ilk gazetenin hemen yanında, yıllar süren mücadelenin, bilgiye ve özgürlüğe duyulan aşkın son bir yankısı gibi. Aradaki fark yalnızca yıllar değil, içinde taşıdığı anılar ve yaşanmışlıklarla dolu bir zaman dilimi. Her iki gazete de birer anı, her biri birer hikâye… İlkini okurken geleceğe umut bırakmaya çalışan bir gazete vardı, sonuncusunu okurken, o umudun bir şekilde bitişiyle karşılaşıyoruz. Biri bir başlangıç, diğeri bir son. Ama her ikisi de, tarihimize ve hafızamıza kazınmış birer simge olarak kalacak.
Her bir satırı ve manşetiyle dünyaya ulaşan bu gazetenin, 1 Şubat 2025 (bugün) itibariyle, yolculuğu sona erdi.

Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarının sona ermesi, yalnızca gazetenin tarihini değil, Türk basın dünyasının geçmişini ve çok önemli bir dönüm noktasını simgeliyor.
Özellikle Avrupa’daki Türk toplumu için Hürriyet, sadece bir haber kaynağı olmanın ötesinde, bir bağ ve kimlik meselesi haline gelmişti. Avrupa’daki Türkler, Hürriyet’le sadece günlük haberleri değil, aynı zamanda kültürel bağlarını, aidiyet duygularını ve toplumsal meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu, gazetenin bir “amiral gemisi” gibi hizmet vermesini sağladı; çok sayıda Türk, gazetenin haberciliği sayesinde hem kendi toplumsal sorunlarını çözmek hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmek adına önemli bir platform buluyordu.

GARBİS KEŞİŞOĞLU NE DEDİ?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
“Uluslarası yayın yapan ve o günlerde örnek gösterilen Hürriyet’in, Avrupa’daki yayınlarını durdurması, Türk basını için “acı” bir durumdur…
Rahmetli duayen gazeteci Nezih Demirkent’in, Hürriyet’in başından alınması için, o günlerin patronu rahmetli Erol Simavi’yi dolduruşa getirenlerin bir kısmı, bugün çok rahatlar.
O günkü ekibin şefi Demirkent ebediyete göçtü. Fakat bazıları, Avrupa baskısının satışından elde ettikleri yüzbinleri yemekle meşguller.

Çok kişinin farkında olmadığı bu Avrupa baskıları, bölgesel gazetecilik konusunda, o günlerin önemli uluslararası gazetelere örnek oldu. Liyakatsiz ve gazeteciliğin geleceği ile bir bilgi sahibi olmayan, sözde yöneticilerin elinde, Türkiye için önemli olan bu proje heba edildi. Ne yazık ki gazetenin bir arşivi bile ortada yok…

Ben ve bazı arkadaşlarım, yıllarca izin bile yapmadan, rahmetli Nezih beyle, gazeteyi HEZ uçak şirketi badiresinden kurtararak, (Hürriyet’in başında, bir sıkı yönetim komutanı varken, Hürriyet havacılığa heveslenmişti) Avrupa ve Amerika’da Hürriyet’i tiraj şampiyonu yaptık.
Sevgili İlhan Karaçay’ın sayesinde, Hollanda ve Belçika ilaveleri o güne kadar denenmemişti.
Neticede, bugün Türk basını için “kara” bir gündür.
Bu sonu hazırlayanlar ise ceplerini doldurduktan sonra Türkiye’ye dönüp keyif çatıyorlar.

Birkaç isimden söz etmek istiyorum…
Yurtdışı baskılarının temel direği Ertuğ Karakullukçu, Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit, Hollanda’da İlhan Karaçay, Frankfurt’ta Kemal Şener, Nezih Akkutay, New York’da rahmetli Doğan Uluç, Berlin’de rahmetli Kamil Yaman ve daha niceleri Hürriyet’in uluslararası alanda bir numara olması için yıllarını verdiler.
Tabii ki Murat Çulcu’yu da unutmamak lâzım.
Şimdi artık hepsi mazide kaldı.”

ERTUĞ KARAKULLUKÇU’DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:  YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

Hürriyet gazetesinin Avrupa baskıları, 31 Ocak 2025 günü son nüshasını yayınladı.
1 Şubat 2025 ise, bir zamanların efsane gazetesinin yoklara karıştığı, tarihe gömüldüğü gün oldu.
O gazeteye  ne muazzam emekler vermiştik…  En parlak zamanlarında yayın yönetmenliğini yapmıştım. Kapatılması, benim için kapkara bir haberdi.
Duyduğum anda binlerce anı başıma üşüştü.  İlk tepkim şu oldu:
Yanlış gazeteciliğin, acının da acısı fakat kaçınılmaz  sonu…
Yazık ettiler onca emeğe.
Hemen ardından, acıklı bir muhasebe: Ama neden?

BİR ÇINARIN ÖLÜMÜ

 

Evet, yaklaşık 70 yıllık bir koca çınar, gümbürtüyle  devrilip gitti. Ve evet, bu dev çınarı yiyip bitiren illet, en iyi dönemlerinde yayını yöneten kişi sıfatıyla teşhisi koyuyorum,  yanlış / kötü gazetecilik virüsü idi.
Yoksa, BİAT  gazeteciliğini marifet bilen  baş sorumluların bahane olarak sığındığı gibi ne Avrupa’daki insanlarımızın Türkiye ve Türkçe’den kopması, ne de dijitalleşme olgusu değildi.
Sahi, hangi kopma, dostlar ?..
Toplumun anavatan sevdasını, en çarpıcı örnekleriyle spor karşılaşmalarında görmüyor muyuz? “Türkiye” diye yeri göğü inletiyorlar.
Dijitalleşme deseniz, dünyada iyi gazetecilik yapan çok gazete, kağıt baskıyı hala başarıyla sürdürüyor.
Evet, dijitalleşme etkisi elbette var, fakat bu etmen, asla başat / birincil neden değil.

İYİ GAZETECİLİKTEN KOPARSAN…

Gerçek şu ki, kopan bir şey varsa o da maalesef Avrupa Hürriyet’in bizlerden sonraki yönetici kadrosunun  iyi gazetecilikten, toplumdan ve gerçeklerden kopmasıdır.  Toplumun ve hakikatin  sözcüsü olmaktan istifa edip, ülke yönetimlerinin beklentilerine biat etmeleridir. Orneğin Almanya’da yönetimlere yaranmayı /  onlardan aferin almayı ve egemenler tarafından sırtlarının sıvazlanmasını marifet bilmeleridir. Uyum kavramını, yönetimlerin buyruklarına uymak diye anlamalarıdır.
Son kertede vatandaşın değil, egemenlerin yanında saf kutmalarıdır.
Ben buna TERSİNE GAZETECİLİK diyorum.
İşte bu, Avrupa Hürriyet’in toplumu önceleyen kuruluş felsefesine affedilemez bir ihanet olmuştur.
O açıdan bakarak teşhisi rahatça koyabiliriz :
Avrupa Hürriyet’in kapatılması, TAAMMÜDEN işlenmiş bir yanlış gazetecilik  cinayetidir.

DİNLE, ALMANYA

 

Şimdi artık, Avrupa Hürriyet’in en başarılı dönemlerinde yayını yöneten bana  ve gazeteye saldırmayı marifet bilenler, nelva kavurup kına yakabilinler.
Peki, kimdir onlar ?..
Öncelikle, o dönemlende Almanya’yı yöneten bazı isimler ve ve dönemin Ankara Büyükelçisi Hahs Joachim – Vergau…
Yabancılara yönelik politika üreten Orient Institut’un başkanı Prof. Udo Steinbach… Sonra, yönetime yaranma peşinde koşan, Türkiye ve Hürriyet karşıtlığını kariyer ğüvencesi haline getirmiş kimi Türkiye kökenliler… Türk toplumu onları taa ciğerlerine kadar çok iyi tanır.  Sembolik iki isim vereceksek, işte o dönemlerdekiCem Özdemir ve Ozan Ceyhun.
1 Şubat, onların ve benzerlerinin bayram günü olsun.

HANGİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ?

Burada, Almanya’daki basın özgürlüğü anlayışına da  parantez açmak gerekir. Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır ki, gerçekleri dile getirmekten başka derdi olmayan bizim görevden alınmamız ve yazılarınızın sonlanması için büyükelçileriyle, dış işleri bakanlarıyla (Kinkel ve Fischer) seferber olmuşlardır. Hatta, bu zincire son halka olarak dönemin cumhurbaşkanı Johannes Rau’yu da pekala ekleyebiliriz.
Bizi. resmi muhatapları olan Türk bakanlara ve gazete yönetimine şikayet etmekten hiç kaçınmamışlardır.
Türk ve Alman kafadarlarıyla bize karşı özel toplantılar düzenlemişler, kampanyalar açmışlardır. Hürriyet patronajına ağır baskı iygilamışlardır.
Soralım: Bütün bunlara, özgürlükçü Alman Ahayasası’nın hangi maddesi izin vermektedir ?
Şimdi övünsünler, işte  başardılar !
Ama bize kalırsa bu, yürekler acısı, yüz karası, çifte standart harikası bir hazin “başarı”  olmuştur.

 ALMANYA’YA DA KÖTÜLÜK

Almanya’yı yönetenler, kendi gerçek ülke çıkarlarının  doğruları yazan bir Türk basınından geçtiğini göremediler. O dönemda Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun bire bir aynasıydı; kimlik kartıydı.
Türk topluminun, ibresi evrensel değerleri gösteren pusulasıydı.
Ve Almanya’nın “akıllı” yöneticileri için de asıl yararlısı, kuşkusuz  gerçekleri bilmek olmalıydı. Fakat bunu kavrayamadılar, Hürriyet’te aradıklarını bulamayan bazı Türk kökenlilerin de mahıpulasyonuyla sansürü seçtiler. Sonuç, Hürriyet’in giderek zayıflamasına paralel olarak, yer yer arzu edilmeyen uçlara savrulabilen bazı toplum kesimleri.

 DÖNÜM NOKTASI TOPLANTI

Dönemin Alman hükümlerinden bizim pasifize edilmemiz için gelen yoğun baskılara Hürriyet patronajı uzun süre direndi. Ama bir noktada bu direniş kırıldı. Ayrıntısı bende kalsın, Hürriyet”in İstanbul merkezinde en üst düzeyde üç kişilik bir toplantı düzenlendi. Üçüncü kişi bendim. Diğer iki kişi de  -içtenlikle dilerim ki Tanrı daha çok uzun ömürler versin- halen hayattadır.
İşte bu toplantıda,  ilk kez yayın politikası değişikliği gündeme getirildi. Almanya’ya ve bazı Türkiye kökenlilere yönelik daha yumuşak yayın önerildi.
Ben ise özetle, tamamen  Hürriyet’in yayın ilkelerine uygun yayıncılık yaptığımızı, sadece gerçekleri yazdığımızı, kimseye haksızlıkta bulunmadığımızı belirttim. Yayında istenen değişikliğin,  gazeteye büyük zararlar  vereceğini, hatta batırma tehlikesine yol açacağını ifade ettim.
Bu gazeteye büyük emekler verdiğimi, kendi ellerimle böyle bir kötülüğü yapamayacağımı söyledim.
Sonuçta politika değişikliğini kabul etmedim.
Avrupa Hürriyet ile uzun yıllar süren birlikteliğimiz işte orada bitti. İstifa ettim.
Bana göre sonun başlangıcı, o roplantıda  gündeme gelen politika değişikliği oldu. Bu, benim kişisel görüşüm.
Yeni politikanın devreye girmesiyle toplumun hiç hoşlanmadığı kişi ve olgular ön plana çıkarıldı. Benim ayrılmamdan ve yazılarının sonlanmasından sonraki 1.5 ay içinde yaklaşık 12 binlik tirajın buharlaştığını biliyorum. Süreç içinde gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Burada şunu özenle  belirtmeliyim:
Patronajın elbette yayın politikasını değiştirme hakkı var… Ama gazetecinin de gerçekleri dile getirmek gibi bir sorumluluğu olmalı.
Ben, Hürriyet Avrupa baskılarını başlatmış olan sevgili yöneticimiz rahmetli Nezih Demirkent’ten hiçbir müdahale görmedim; onin tek bir kerecik bile “şunu şöyle yap” dediğini duymadım… İlk patronumuz sayın Erol Simavi’den de öyle… Hürriyet’in katledilen genel yayın yönetmeni, Türkiye baskılarında  yazıisleri müdürü olarak  yıllarcü birlikte çalıştığım rahmetli  Çetin Emeç’in de bir müdahalesini görmedim. Son patronum sayın Aydın Doğan’ın da yayıncılık ilkelerimize aykırı hiçbir tavrına tanık olmadım.
Fakat ah, bir tek, yukarıda anlattığım o sıkıntılı toplantı…
Bir kere oldu, ama fena oldu.

BAHANELERE CEVAP: YA SEN NE YAPTIN?

Avrupa Hürriyet’i kapanmaya götüren sürecin sorumluları diyorlar ki:
– Efendim, he yapalım ?.. Dijitalleşme var, televizyon var, sosyal medya çıktı… Üçüncü kuşak Türkçe’yi unuttu.
Vah vah, bakın hele, demek ki bu arkadaşlar gazetecilik yapabilmek için dikensiz gül bahçesi istiyorlar.
Tamam da, Avrupa Hürriyet’in o en iyi zamanlarında, bugünkü teknolojik kolaylıkların hangisi vardı? Hiçbiri yoktu.
Faks diye bir aletin çıktığını ben ilk kez rahmetli Berlin temsilcimiz Kamil Yaman’dan duymuştum.
Gazete sayfaları, öyle anında  bilgisayarla değil, montaj denilen filmler halinde uçakla İstanbul’dan Frankfurt’a gönderilirdi. Bazen da uçaktan çıkmazdı, kaybolurdu ve sıfırdan gazete yapmak zorunda kalırdık.
Türkiye’deki gazete, Almanya’da bir gün sonra yayınlanırdı. O yüzden haberlerdeki bütün zaman unsurlarını bir gün sonrasına uyarlamak zorunda kalırdık.
Türkiyede çalışılmayan bayram günlerinde,  önceden üç veya dört günlük gazete hazırlayarak Frantfurt’a göndermek durumundaydık. İşi yetiştirmek için üç gün üç gece gazeteden çıkmadığım olurdu.
Herkes tatildeyken biz bayram günleri gazeteye gidip teleks ile taze haberleri Frankfurt’a geçerek gazeteyi güncellemek zorundaydık. Frantfurt matbaada çalışan yazıişleri müdürümüz Nezih Akkutay ve arkadaşlarının yükü, ayrı bir roman konusu.
Bir yerden bir yere fotoğraf göndermek bile başlı başına maceraydı.
Daha neler de neler…
Ama yakındıgimizi  hiç hatırlamıyorum, çünkü işimize ölesiye tutkunduk.
Şimdi, bahanelere sığınan arkadaşlara sormalıyız:
Tamam da, dijitalleşmeye karşı ya siz ne yaptınız? Rekabette sizi öne geçirecek hangi özel haberleri, araştırma haberlerini ürettiniz? Toplumun merakını canlı tutacak dinamik haberciliği başardınız mı? Hangi kampanyaları açtınız? Hangi yeniliklere imza attınız? Yayın politikanız, toplumun güvenini kazanabildi mi? Miras aldığınız saygınlığı koruyabildiniz mi? Haberci kadrolarımızı geliştirdiniz  mi, yoksa muhabir azaltmayı tasarruf kalemi mi haline mi getirdiniz?
Eğer bütün bunlardan sınıfta kaldıysanız, dijital kayalıklara hiç gerek yok, Titanik’ten  beter batarsınız.

DESTANSI GAZETECİLİK

Avrupa Hürriyet’in kurucu babaları, rahmetli genel müdürümüz Nezih Demirkent ve
Avrupa temsilcimiz Garbis Keşişoğlu idi.
Emeğin aslan payı onların. Gazete, Türk toplumunun gözü, kulağı ve sesiydi.  Vatandaşla bütünleşmiş korkusuz gazeteciliğin emsalsiz örneğiydi.
Bir bölge gazeteciliği harikasıydı.
Yalnızca Almanya’da değil, özellikle Hollanda’da yorulmak bilmez temsilcimiz İlhan Karaçay ve  ekibinin örnek çalışmaları aynı bir etüt konusudur.
Gazete. bir daha tekrarlanamaz emekler bütünüydü.
Avrupa’nın en ücra köşelerinde bayrak dalgalandııp haber ve hak peşinde koşan bir gazetecilik destanıydı.
Günlük ortalama 170 binlik tirajıyla, bütün dünyada kendi ülkesi dışında en çok basılıp satılan gazete ünvanını almıştı.
Hatta, tirajı nüfusa oranlarsanız, hiç abartmıyorum,  dünya tiraj şampiyonuydu.
Basın yayın öğrencileri tarafından mutlaka incelenmeli ve tez konusu yapılmalıdır.

ONLARA BİN SELAM OLSUN

Afbeelding met kleding, buitenshuis, gebouw, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun. O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen üstteki fotoğrafta görüyorsunuz.
Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)

Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun .
O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen fotoğrafta, altındaki isimleriyle  görüyorsunuz.
Orada olmayan bazı isimleri de burada anmalıyım: Frankfurt’ta haber müdürümüz Kemal Şener,  olay röportajlarıyla Avrupa’yi sarsan gazeteci yazar Murat Çulcu,  Avrupa’yı karış karış tarayan rahmetli İsmail Tipi,
Londra’ temsilcimiz rahmetli  Nuyan Yiğit,  Paris’te rahmetli Gökşin Sipahioğlu ile Muammer Elveren, Brüksel ve Strasbourg’da Zeynel Lüle,  Frankfurt ve Hamburg’da  İbrahim Gül,  Frankfurt’ta Ali Gülen ve Halit Çelikbudak.

Avrupa’da ayak basmadık  toprak parçası bırakmayan bütün çok değerli / sevgili arkadaşlar…
Yazdığınız destan, basın tarihinde  altın yapraklar olarak hep yaşayacak.
Ya bu emsalsiz gazeteyi kapanmaya sürükleyen, anmak istemediğimiz “bahtsız” isimler?!
Umarız ve dileriz, birazcık yüzleri kızarır.

 

Afbeelding met tekst, krant, kaart, papier Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’da elit takımın okuduğu en ciddi NRC Gazetesi, Ertuğ Karakullukçu, Garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay fotoğraflarıyla, “Hürriyet: Hollanda’daki Türklerin sesi başlığı ile tam sayfa bir yayın yapmıştı. (soldaki resim) Hürriyet’in Hollanda haritasına yayılmış kadrosu (sağdaki resim)

AVRUPA HÜRRİYET’İN VAR OLUŞU

Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.

Bakınız, ‘Gazeteciliğin piri’ diyebileceğim Karakullukçu o dönemi nasıl anlatıyor:

Efsane dönemin Hürriyet gazeteciliği: Avrupa Hürriyet, tam bir mucizedir. Haberciliği ve gelişimi açısından gazetecilik okulları tarafından incelenmeli, tez konusu yapılmalıdır.
Hürriyet, Almanya’da yayına başlarken, piyasaya Tercüman gazetesi hakimdi.
Fakat iyi bir örgütlenme ve gözünü budaktan sakınmayan sıkı habercilikle Hürriyet, kısa zamanda Avrupa’nın mutlak hakimi oldu.
Türkiye’deki bir seçim gecesinde Frankfurt’ta 202 bin gazete basmıştık. Ortalama tiraj, 170 – 180 bin bandında gidiyordu.

Dünyada 1 numara: Ben görevden ayrıldıktan sonra Frankfurt Hürriyet‘teki arkadaşlar benden gazeteyle ilgili bir yazı istemişti.
O zaman, Avrupa Hürriyet’in tirajını Hindistan, Çin, Amerika dahil olmak üzere, dünyanın en çok satan gazetelerinin tirajlarıyla kıyaslamıştım. Bunu yaparken, ülke nüfuslarını, gazetelerin tirajlarına bölmüştüm.
Sonuç, umduğum gibiydi. Avrupa Hürriyet, ülke nüfusuna göre (gazetemiz için Avrupa’daki Türk sayısı) dünyanın en çok okunan 1 numaralı gazetesi çıkmıştı.
Hiç abartı yok, dileyen hesaplayabilir.

Emsalsiz emek: Bu büyük başarının ardında çok büyük bir emek vardı.
Başta, kurucu babalar Nezin Demirkent ve Garbis Keşişoğlu‘nun muazzam emeği…
Benim, görevde olduğum sürece tek gün bile izin yapmadan geceyi gündüze karıştıran tutkulu emeklerim…
Frankfurt merkezimizde, başta Nezih Akkutay olmak üzere arkadaşlarımızın tüm Avrupa’yı kucaklayan fedakâr emekleri…
Ve en başta da, Avrupa’nın her köşesinde habercilik destanları yazan muhabir arkadaşlarımızın kan ter içindeki şahane emekleri…
O emekler, bugün artık tekrarlanamaz.

Önce muhabir: Bir kere, Avrupa’yı fetheden o kadro, bugün Türkiye’de bile hiçbir gazetede yok.
Zaten o gazetecilik anlayışı da artık maalesef mevcut değil.
O dönemde muhabir, gazeteciliğin baş tacıydı…
Yakın geçmişten bu yana ise, ne acıdır ki, her tensikatta öncelikle muhabirler akla geldi. Düşünülmedi ki, asker olmadan savaşılmaz; muhabir olmadan da gazetecilik yapılamaz.

Okurla bütünleşme: Hürriyet’in Hürriyet olduğu dönemde, Avrupa’nın en ücra köşelerinde bile muhabir kazanma gayreti içinde olundu.
Haber için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı. Haber isterse Antarktika’da olsun, anında atlar giderdik.
Ve her koşulda vatandaşın yanında olundu…
Heim’larda, fabrikalarda, Bahnhof’larda, hastanelerde, tercüme bürolarında, emeklilik işlemlerinde, Kapıkule ve Yeşilköy hava limanı gibi sınır kapılarında…
“Gurbetçi”nin derdi derdimiz, sevinci sevincimiz oldu…
Aşımızı bölüştük, Heim odalarında kuru fasulyeye birlikte az mı kaşık salladık ?

Gülle gibi manşetler: Avrupa Hürriyet‘in tirajındaki ilk hareketlilik, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gazetecilik başarısıyla ortaya çıkmıştı.
Ama sonraki süreçte yaşanan yurttaşla bütünleşme, kesintisiz tiraj tırmanışını beraberinde getirdi.
Dil, eğitim, emeklilik, konsolosluk, ikinci sınıf insan muamelesi, çifte vatandaşlık, yabancı düşmanlığı gibi ana sorunlar, Hürriyet‘in manşetlerinde top gibi patlardı.
Gazete, derdini o manşetlerden haykıran okur ile et ve tırnak gibi kaynaştı, yurt dışındaki insanımızın kimliğinin ayrılmaz parçası oldu.

Tiraj, etkinlik, saygınlık: Avrupa’daki Türk’lerle, Ankara ve Avrupa başkentleri arasında köprü kurduk.
Sadece gerçeğin peşinde koşan objektif ve sansürsüz gazeteciliğimiz, gazeteye tiraj yanında benzersiz bir etkinlik ve saygınlık kazandırdı…
O dönemlerde Avrupa kamuoyunun gündeminde Hürriyet hep var oldu.

İşte o ruh ve İlhan Karaçay:
Evet ne olduysa, en başta Avrupa’ya kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş temsilcilerimiz, saat mefhumunu sözlüklerinden silmiş Hürriyet muhabirleri sayesinde oldu.
Hepsi aynı gazetecilik ruhunu taşıyan arkadaşlarımıza bir örnek olarak, İlhan Karaçay’ı gösterebilirim. İsterseniz gecenin 04’ünde arayın, anında telefonun öteki ucunda, anında göreve hazır, “Full Time” gazeteci…
‘Hollanda’ denince, akla gelen ilk isimlerden biridir İlhan Karaçay…

Benelüx ilavesi ile bölgedeki Türk toplumunun gözü, kulağı, sesiydi İlhan Karaçay…
Muhabir, yazar, ilan temsilcisi, matbaacı, gazete pazarlama uzmanı…
Aynı anda hepsi.
Hollanda’daki her kapıyı açacak bir çilingir yoktur ama bir habercilik sihirbazı İlhan Karaçay iyi ki vardır.
Ve tıpkı diğer temsilcilerimiz gibi, İlhan Karaçay’ın da baş gıdası haberdir.
O da haberle yatar, haberle uyanır.

Afbeelding met kleding, persoon, gebouw, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijving

Hürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden?), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen?)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ?), Ali Esmer,

O eski ekibin o dinamizmi, enerjisi ve kalitesi; her şeyin dijitalleştiği şu çağda bile, gazetenin tirajını ve etkisini yukarıya taşıyabilecek bir güçtü. Gerçekten, eski kadro ile her şey farklı olurdu. Şimdi, zaman değişti belki, ama o zamanların ruhunu hep hatırlayacağım. O ekiple her şey mümkündü.

HÜRRİYET ALMANYA YAYINLARI KAPANDI

HÜRRİYET ALMANYA YAYINLARI KAPANDI

Dünyadaki birçok gazetenin örnek aldığı Hürriyet artık yok!

Muhteşem kadrosuyla, ülkesi dışında en çok satılan gazete ünvanına sahip olan Hürriyet’in yokluğunun acısını derinden hissediyorum.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY, şok halinde yazdı:

1969 yılından 1985 yılına kadar, büyük bir meslek aşkı ile çalıştığım Hürriyet gazetesinin, 1 Şubat 2025 günü Avrupa yayınlarına son vereceğini öğrendim.
Birlikte çalıştığım, o zamanın Genel Yayın Müdürümüz Ertuğ Karakullukçu, bu acı haberi önceki gece bana bildirdiği zaman şoke olmuştum.
Daha önceleri de, Hürriyet’in bugünkü durumunu eleştirmiştim.
Şimdi de bir şeyler yazmam gerekliydi.
Ama Karakullukçu beni frenledi: “Yarını bekleyelim İlhan. Duyumuma göre, İstanbul’daki yönetim, Almanya’daki dağıtımcı firma Axel Springer’e bu durumu bildirmiş. Axel Springer, yarın matbaaya bildirecek. Her şey kesinleşince yazarsın” diyen Karakullukçu haklıydı.
Bir gün beklemem hem daha sağlıklı olacaktı, hem de Karakullukçu ile, diğer bir emektarımız Garbis Keşişoğlu’nun duygularını da habere ekleyebilecektim.
Bir gün sonra, haberin doğruluğu teyid edildikten sonra, Karakullukçu ve Keşişoğlu’nun duygularını da alarak bu haberi yazdım.

Haberimin sonunda, Hürriyet Avrupa baskılarının nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini, nasıl yönetildiğini sizlere  sunacağım.
Ama şimdi bugüne dönelim:

Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarının sona erecek olması, yalnızca gazetenin tarihini değil, Türk basın dünyasının geçmişini ve çok önemli bir dönüm noktasını simgeliyor.
Özellikle Avrupa’daki Türk toplumu için Hürriyet, sadece bir haber kaynağı olmanın ötesinde, bir bağ ve kimlik meselesi haline gelmişti. Avrupa’daki Türkler, Hürriyet’le sadece günlük haberleri değil, aynı zamanda kültürel bağlarını, aidiyet duygularını ve toplumsal meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu, gazetenin bir “amiral gemisi” gibi hizmet vermesini sağladı; çok sayıda Türk, gazetenin haberciliği sayesinde hem kendi toplumsal sorunlarını çözmek hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmek adına önemli bir platform buluyordu.

Rahmetli Nezih Demirkent dönemi, bu başarının en parlak örneklerinden biridir. Hürriyet’in sadece Türkiye’de değil, Avrupa’daki Türk okur kitlesinde de büyük bir yer edinmesi, Demirkent ve ekibinin vizyoner yaklaşımının ürünüdür. O dönemde Hürriyet, Almanya ve Benelüks ülkelerinde basılan en yüksek tirajlı yabancı gazete ünvanını kazanarak, bölge gazeteciliğinde bir çığır açmıştır. Hürriyet‘in uluslararası alanda bu denli güçlü bir konuma gelmesi, sadece doğru gazetecilik pratiğiyle değil, aynı zamanda yerel kültürleri ve toplumsal yapıları doğru okuma becerisiyle de mümkün olmuştur. Demirkent’in Avrupa’daki Türk toplumu ile olan etkileşimi, gazetenin farklı coğrafyalarda bir kültürel köprü işlevi görmesini sağlamıştır.

Ancak, günümüzde gelinen noktada, Hürriyet’in bu yükselişinin gerisinde bırakılan önemli değerlerin ve stratejilerin yokluğu acı bir şekilde hissediliyor. Avrupa baskılarının durdurulması, Hürriyet‘in eskiden sahip olduğu etkiyi büyük ölçüde kaybetmesine neden olmuş gibi görünüyor. Yeni yönetimlerin, özellikle gazetenin iç ve dış stratejilerini belirlemede yetersiz kalması, gazetenin eski gücünden çok uzak bir konumda olmasına yol açtı. Boğaziçi’ndeki o eski “amiral gemisi”nin yerini, bugün Haliç’te bir “sandal” almıştır. Bu da Türk basını için büyük bir kayıptır.

Hürriyet’in Avrupa’daki etkinliğinin yavaş yavaş erimesi, gazeteciliğin günümüz koşullarındaki dönüşümüne de dikkat çekiyor. Hürriyet gibi köklü bir gazetenin uluslararası alandaki etkisini sürdürebilmesi için, yerel haberlerin ön plana çıkması ve yerel topluluklarla olan bağların daha da güçlendirilmesi gerektiği aşikar. Ne yazık ki, bu stratejinin terk edilmesi, gazetenin özgünlüğünü kaybetmesine yol açtı.

Bunun yanı sıra, Hürriyet’in bugünkü durumu, sadece içerik ve haber anlayışıyla değil, gazeteciliğin genel olarak nasıl bir dönüşüm yaşadığına da işaret ediyor. Hürriyet, geçmişteki başarılı dönemlerinde, gazeteciliği yalnızca bir meslekten çok, bir yaşam biçimi olarak benimsemişti. Bu işin mutfağında olan her bir kişi, sadece haber yapmakla kalmıyor, toplumun bir parçası olmayı da biliyordu. Ancak şimdi, medya dünyasında yaşanan dijitalleşme, hızla değişen okur beklentileri ve ticari baskılar, geleneksel gazeteciliği tehdit ederken, Hürriyet’in de bu değişime ayak uyduramamış olması, eski görkemli günlerinin çok gerisinde kalmasına neden oldu.

Sonuçta, Hürriyet‘in 1 Şubat’ta Avrupa baskılarının sona erecek olması, yalnızca bir gazetenin kapanışı değil, Türk gazeteciliğinin bir dönüm noktasını, basının geçmişteki etkisini kaybetmeye başladığını da simgeliyor.
Geçmişteki gazetecilerin mirası, hâlâ örnek alınması gereken bir düzeyde duruyor. Yine de, ne yazık ki bugünün gazeteciliği, o heyecanı ve yenilikçi ruhu bir türlü bulamıyor. Hürriyet‘in Avrupa’da yayımlandığı dönemde, yalnızca bir gazete değil, Türk toplumunun sesi, yurtdışındaki kimliğinin ve aidiyetinin teminatıydı. Şimdi ise, tarihsel bir kayıp olarak hatırlanacak.

Afbeelding met kleding, buitenshuis, gebouw, persoon Automatisch gegenereerde beschrijvingKimler yoktu ki o zamanki Hürriyet’in yurt dışı kadrosunda. Üstte fotoğrafını göreceğiniz o kadrodaki isimleri hatırlayanlarınız olacaktır:
Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)

Özlemlerim ve hatıralarım arasında kaybolduğumda, eski kadromuzu düşündükçe çok hüzünleniyorum. O zamanlar birbirine inanılmaz bağlı, tutkulu bir ekiptik. Her birimiz, gazetenin bir parçası olmanın gururuyla çalışıyorduk. İddia ediyorum, o kadro bugün burada olsaydı, tüm dijital dönüşüm rüzgarlarına rağmen, bu gazetenin tirajını hâlâ yüz binlerde tutardık. Çünkü o kadar güçlüydük, o kadar inançlıydık. Bu işin sadece bir gazete basmak değil, bir toplumu yönlendirmek, insanlara değer katmak olduğu inancıyla her şeyin içindeydik.

Afbeelding met kleding, persoon, gebouw, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijvingHürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden?), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen?)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ?), Ali Esmer,

O eski ekibin o dinamizmi, enerjisi ve kalitesi; her şeyin dijitalleştiği şu çağda bile, gazetenin tirajını ve etkisini yukarıya taşıyabilecek bir güçtü. Gerçekten, eski kadro ile her şey farklı olurdu. Şimdi, zaman değişti belki, ama o zamanların ruhunu hep hatırlayacağım. O ekiple her şey mümkündü.

Değerli Okurlarım,
Biraz altlarda, Hürriyet Avrupa baskılarının nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini, nasıl yönetildiğini sizlere yeniden sunacağım.
Ama şimdi Ertuğ Karakullukçu ve Garbis Keşişoğlu’nun duygularını aktarıyorum:

GARBİS KEŞİŞOĞLU NE DEDİ?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
“Uluslarası yayın yapan ve o günlerde örnek gösterilen Hürriyet’in, Avrupa’daki yayınlarını durduracak olması, Türk basını için “acı” bir durumdur…
Rahmetli duayen gazeteci Nezih Demirkent’in, Hürriyet’in başından alınması için, o günlerin patronu rahmetli Erol Simavi’yi dolduruşa getirenlerin bir kısmı, bugün çok rahatlar.
O günkü ekibin şefi Demirkent ebediyete göçtü. Fakat bazıları, Avrupa baskısının satışından elde ettikleri yüzbinleri yemekle meşguller.

Çok kişinin farkında olmadığı bu Avrupa baskıları, bölgesel gazetecilik konusunda, o günlerin önemli uluslararası gazetelere örnek oldu. Liyakatsiz ve gazeteciliğin geleceği ile bir bilgi sahibi olmayan, sözde yöneticilerin elinde, Türkiye için önemli olan bu proje heba edildi. Ne yazık ki gazetenin bir arşivi bile ortada yok…

Ben ve bazı arkadaşlarım, yıllarca izin bile yapmadan, rahmetli Nezih beyle, gazeteyi HEZ uçak şirketi badiresinden kurtararak, (Hürriyet’in başında, bir sıkı yönetim komutanı varken, Hürriyet havacılığa heveslenmişti) Avrupa ve Amerika’da Hürriyet’i tiraj şampiyonu yaptık.
Sevgili İlhan Karaçay’ın sayesinde, Hollanda ve Belçika ilaveleri o güne kadar denenmemişti.
Neticede, bugün Türk basını için “kara” bir gündür.
Bu sonu hazırlayanlar ise ceplerini doldurduktan sonra Türkiye’ye dönüp keyif çatıyorlar.

Birkaç isimden söz etmek istiyorum…
Yurtdışı baskılarının temel direği Ertuğ Karakullukçu, Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit, Hollanda’da İlhan Karaçay, Frankfurt’ta Kemal Şener, Nezih Akkutay, New York’da rahmetli Doğan Uluç, Berlin’de rahmetli Kamil Yaman ve daha niceleri Hürriyet’in uluslararası alanda bir numara olması için yıllarını verdiler.
Şimdi artık hepsi mazide kaldı.”

Garbis Keşişoğlu, Hürriyet döneminden sonra, Asil Nadir’in satın aldığı GÜNAYDIN gazetesinin kadrosunu, Londra’dan rahmetli Nuyan Yiğit ile birlikte kurarken, Brüksel’deki buluşmamızda, şahsımı da Benelüks’ün sorumluluğuna getirdi.

Garbis Keşişoğlu, yurt dışında medya ile ilgili her gelişmeyi yakından takip ediyor, baskı ve teknoloji fuarlarını kaçırmıyor ve medya ile ilgili her toplantıya davetli olarak katılıyordu.
Sabah Gazetesi’ni alan Dinç Bilgin ve Hürriyet Gazetesi’ni alan Aydın Doğan’a da danışmanlık yapan Keşişoğlu, şimdilerde Miami’de yaşıyor.
Benim gibi, ilerlemiş yaşına rağmen medyadan kopamayan Keşişoğlu, pek çok gazete patronunun arayıp danıştığı bir uzman olduğu gibi, pek çok gazeteye de yazmaya devam ediyor.

Keşişoğlu, yakından takip ettiği ABD Medyasını yazmış.
Bir zamanlar Türkiye’de basının rotasını belirleyen Garbis Keşişoğlu, şimdilerde ABD basınını da şekillendirmeye çalışıyor.
Türkiye’de medya yöneticilerinin, yukarıdaki yazıda sözünü ettiğim bireylerden öğrenecekleri çok şey var.

ERTUĞ KARAKULLUKÇU NE DEDİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI SONU

“Hürriyet gazetesinin Avrupa baskıları 1 Şubat günü kapanıyor.
O gazeteye tarifsiz ne emekler vermiştik. En parlak zamanlarında yayın yönetmenliğini yapmıştım. Kapatılması, benim için kapkara bir haber.
Duyduğum anda binlerce anı başıma üşüştü. İlk tepkim şu oldu:
Yanlış gazeteciliğin, acının da acısı sonu.
Yazık oldu onca emeğe.

BİR ÇINARIN ÖLÜMÜ: Evet, 69 yıllık bir koca çınar, tarihe karışıyor. Ve evet, bu dev çınarı yiyip bitiren illet, yanlış gazetecilik virüsü. Yoksa bahane olarak öne sürüldüğü gibi ne Avrupa’daki insanlarımızın Türkiye ve Türkçe’den kopması, ne de dijitalleşme değil.
Hangi kopma?..
Toplumun anavatan sevdasını en çarpıcı örnekleriyle spor karşılaşmalarında görüyoruz; “Türkiye” diye yeri göğü inletiyorlar.
Dijitalleşme deseniz, dünyada iyi gazetecilik yapan çok gazete, kağıt baskıyı hala başarıyla sürdürüyor.

İYİ GAZETECİLİKTEN KOPARSAN: Gerçek şu ki, kopan bir şey varsa o da maalesef Avrupa Hürriyet’in bizlerden sonraki yönetici kadrosunun iyi gazetecilikten, toplumdan ve gerçeklerden kopmasıdır.
Örneğin, Almanya’da yönetimlere yaranmayı / onlardan aferin almayı marifet sanmasıdır. Uyum kavramını, yönetimlerin buyruklarına uymak diye anlamasıdır.
Son tahlilde vatandaşın değil, egemenlerin yanında yer almasıdır.
Ben buna TERSİNE GAZETECİLİK diyorum.
İşte bu, Avrupa Hürriyet’in kuruluş felsefesine affedilemez bir ihanettir. Ve bu açıdan bakarak teşhisi rahatça koyabiliriz :
Avrupa Hürriyet’in kapatılması, taammüden işlenmiş bir yanlış gazetecilik cinayetidir.

DİNLE, ALMANYA: Şimdi artık, Avrupa Hürriyet’in en başarılı dönemlerinde bizlere ve gazeteye saldırmayı marifet bilenler, nelva kavurup kına yakabilinler.
Başta Almanya’yı yönetenler ve ve dönemin Ankara Büyükelçisi Hahs Joachim – Vergau…
Sonra yönetime yaranma peşinde koşan, Türkiye ve Hürriyet karşıtlığını kariyer ğüvencesi haline getirmiş bazı Türkiye kökenliler...
İki sembolik isim vereceksek Cem Özdemir ve Ozan Ceyhun.
1 Şubat, onların bayram günü olsun.

HANGİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ?: Burada, Almanya’daki basın özgürlüğü Anlayışına da bir parantez açmak gerekir. Bu nasıl bir anlayıştır ki, bizim görevden alınmamız ve yazılarınızın sonlandırılması için büyükelçileri ve dış işleri bakanları ile seferber olmuşlardır. Hatta, bu zincire son halka olarak dönemin Cumhurbaşkanı Johannes Rau’yu da pekala ekleyebiliriz.
Şimdi övünsünler, başardılar !
Ama bize kalırsa bu, yürekler acısı, yüz karası, çifte standart harikası bir hazin “başarı” .
ALMANYA’YA DA KÖTÜLÜK: Almanya’yı yönetenler, kendi gerçek ülke çıkarlarının da doğruları yazan bir Türk basınından geçtiğini göremediler. Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun bire bir aynasıydı; kimlik kartıydı. Ve Almanya’nın “akıllı” yöneticileri için de asıl yararlısı, gerçekleri bilmek olmalıydı. Fakat unu kavrayamadılar, sansürü seçtiler. Sonuç, Hürriyet’in giderek zayıflamasına paralel, şakülü kayan bir toplum.

DESTANSI GAZETECİLİK: Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun ibresi daima evrensel değerleri gösteren bir pusulasıydı. Vatandaşla bütünleşmiş korkusuz gazeteciliğin şahane örneğiydi.
Bir daha tekrarlanamaz bir emekler bütünüydü.
Avrupa’nın en ücra köşelerinde bayrak dalgalandııp hak peşinde koşan bir gazetecilik destanıydı.
Ortalama 170 binlik tirajıyla, bütün dünyada kendi ülkesi dışında en çok basılıp satılan gazete ünvanını almıştı.
Hatta, tirajı nüfusa oranlarsanız, dünyada 1 numaralı gazete idi.
Basın yayın öğrencileri tarafından mutlaka incelenmeli ve tez konusu yapılmalıdır.

ONLARA BİN SELAM: Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun :
Başta kurucu babalar Nezih Demirkent ve Garbis Keşişoğlu…
Frankfurt Matbaa’da Nezih Akkutay ve arkadaşları… Kemal Şener, Murat Çulcu, rahmetli İsmail Tipi, Yılmaz Övünç, İbrahim Gül…
Hollanda’da İlhan Karaçay ve müthiş ekibi.
Brüksel’de rahmetli Şerif Sayın.
Bonn ve Berlin’de Ahmet Külahçı.
Stuttgart’ta rahmetli Metin Doğanalp.
Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit ve Faruk Zabcı.
Köln’de Suat Türker.

Roma’da Rudolfo A. Bella.
Zürih’te Erdinç Ispartalı.
Paris’te Gökşin Sipanioğlu ve Muammer Elveren.
Brüksdel ze Strasbourg’a Zeynel Lüle.
Berlin’de Kâmil Yaman.

New York’ta rahmetli Doğan Uluç.
Münih’te Berdar Koçak.
Hamburg’da Ertuğrul Akçaylı.
Viyana’da Ali Haydar Yurtsever.
Frankfurt- Zeppelinheim’daki matbaanın sembolü idari görevli Orhan Emmi (İnci).

Ve Avrupa’yı nakış karış taralan diğer çok değerli / sevgili arkadaşlar…

Yazdığınız destan, basın tarihinde bir altın yaprak olarak hep yaşayacak.
Ya bu emsalsiz gazeteyi kapanmaya sürükleyen “bahtsız” kadro ?!
Umarız ve dileriz birazcık utanırlar.”

AVRUPA HÜRRİYET’İN VAR OLUŞU

Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.

Bakınız, ‘Gazeteciliğin piri’ diyebileceğim Karakullukçu o dönemi nasıl anlatıyor:

Efsane dönemin Hürriyet gazeteciliği: Avrupa Hürriyet, tam bir mucizedir. Haberciliği ve gelişimi açısından gazetecilik okulları tarafından incelenmeli, tez konusu yapılmalıdır.
Hürriyet, Almanya’da yayına başlarken, piyasaya Tercüman gazetesi hakimdi.
Fakat iyi bir örgütlenme ve gözünü budaktan sakınmayan sıkı habercilikle Hürriyet, kısa zamanda Avrupa’nın mutlak hakimi oldu.
Türkiye’deki bir seçim gecesinde Frankfurt’ta 202 bin gazete basmıştık. Ortalama tiraj, 170 – 180 bin bandında gidiyordu.

Dünyada 1 numara: Ben görevden ayrıldıktan sonra Frankfurt Hürriyet‘teki arkadaşlar benden gazeteyle ilgili bir yazı istemişti.
O zaman, Avrupa Hürriyet’in tirajını Hindistan, Çin, Amerika dahil olmak üzere, dünyanın en çok satan gazetelerinin tirajlarıyla kıyaslamıştım. Bunu yaparken, ülke nüfuslarını, gazetelerin tirajlarına bölmüştüm.
Sonuç, umduğum gibiydi. Avrupa Hürriyet, ülke nüfusuna göre (gazetemiz için Avrupa’daki Türk sayısı) dünyanın en çok okunan 1 numaralı gazetesi çıkmıştı.
Hiç abartı yok, dileyen hesaplayabilir.

Emsalsiz emek: Bu büyük başarının ardında çok büyük bir emek vardı.
Başta, kurucu babalar Nezin Demirkent ve Garbis Keşişoğlu‘nun muazzam emeği…
Benim, görevde olduğum sürece tek gün bile izin yapmadan geceyi gündüze karıştıran tutkulu emeklerim…
Frankfurt merkezimizde, başta Nezih Akkutay olmak üzere arkadaşlarımızın tüm Avrupa’yı kucaklayan fedakâr emekleri…
Ve en başta da, Avrupa’nın her köşesinde habercilik destanları yazan muhabir arkadaşlarımızın kan ter içindeki şahane emekleri…
O emekler, bugün artık tekrarlanamaz.

Önce muhabir: Bir kere, Avrupa’yı fetheden o kadro, bugün Türkiye’de bile hiçbir gazetede yok.
Zaten o gazetecilik anlayışı da artık maalesef mevcut değil.
O dönemde muhabir, gazeteciliğin baş tacıydı…
Yakın geçmişten bu yana ise, ne acıdır ki, her tensikatta öncelikle muhabirler akla geldi. Düşünülmedi ki, asker olmadan savaşılmaz; muhabir olmadan da gazetecilik yapılamaz.

Okurla bütünleşme: Hürriyet’in Hürriyet olduğu dönemde, Avrupa’nın en ücra köşelerinde bile muhabir kazanma gayreti içinde olundu.
Haber için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı. Haber isterse Antarktika’da olsun, anında atlar giderdik.
Ve her koşulda vatandaşın yanında olundu…
Heim’larda, fabrikalarda, Bahnhof’larda, hastanelerde, tercüme bürolarında, emeklilik işlemlerinde, Kapıkule ve Yeşilköy hava limanı gibi sınır kapılarında…
“Gurbetçi”nin derdi derdimiz, sevinci sevincimiz oldu…
Aşımızı bölüştük, Heim odalarında kuru fasulyeye birlikte az mı kaşık salladık ?

Gülle gibi manşetler: Avrupa Hürriyet‘in tirajındaki ilk hareketlilik, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gazetecilik başarısıyla ortaya çıtmıştı.
Ama sonraki süreçte yaşanan yurttaşla bütünleşme, kesintisiz tiraj tırmanışını beraberinde getirdi.
Dil, eğitim, emeklilik, konsolosluk, ikinci sınıf insan muamelesi, çifte vatandaşlık, yabancı düşmanlığı gibi ana sorunlar, Hürriyet‘in manşetlerinde top gibi patlardı.
Gazete, derdini o manşetlerden haykıran okur ile et ve tırnak gibi kaynaştı, yurt dışındaki insanımızın kimliğinin ayrılmaz parçası oldu.

Tiraj, etkinlik, saygınlık: Avrupa’daki Türk’lerle, Ankara ve Avrupa başkentleri arasında köprü kurduk.
Sadece gerçeğin peşinde koşan objektif ve sansürsüz gazeteciliğimiz, gazeteye tiraj yanında benzersiz bir etkinlik ve saygınlık kazandırdı…
O dönemlerde Avrupa kamuoyunun gündeminde Hürriyet hep var oldu.

Afbeelding met kleding, persoon, groep, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

İşte o ruh ve İlhan Karaçay: Evet ne olduysa, en başta Avrupa’ya kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş temsilcilerimiz, saat mefhumunu sözlüklerinden silmiş Hürriyet muhabirleri sayesinde oldu.
Hepsi aynı gazetecilik ruhunu taşıyan arkadaşlarımıza bir örnek olarak, İlhan Karaçay’ı gösterebilirim. İsterseniz gecenin 04’ünde arayın, anında telefonun öteki ucunda, anında göreve hazır, “Full Time” gazeteci…
‘Hollanda’ denince, akla gelen ilk isimlerden biridir İlhan Karaçay…

Benelüx ilavesi ile bölgedeki Türk toplumunun gözü, kulağı, sesiydi İlhan Karaçay…
Muhabir, yazar, ilan temsilcisi, matbaacı, gazete pazarlama uzmanı…
Aynı anda hepsi.
Hollanda’daki her kapıyı açacak bir çilingir yoktur ama bir habercilik sihirbazı İlhan Karaçay iyi ki vardır.
Ve tıpkı diğer temsilcilerimiz gibi, İlhan Karaçay’ın da baş gıdası haberdir.
O da haberle yatar, haberle uyanır.

DÜNÜN VE BUGÜNÜN GAZETECİLİĞİ…

Peşinen belirtmek isterim ki, amacım, bu yazıda övgüyle söz edilen kişilere paye dağıtmak olmadığı gibi, şimdi anonim olarak yerdiğim meslektaşlarım için ise, istisnalar geçerlidir. İstisnalı meslektaşlarım içinde de, çok güzel çalışmalar yapanlar vardır tabii.

Eskiden, bir gazeteye 10-15 bin tiraj artırma başarısını gösterenler, gazete patronları tarafından baş tacı yapılırdı. Asparagas gazeteciliği ile 100 bin fazladan tiraj alan, geçici hokkabazlar hariç tabii…
1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda, gazeteciliğin mutfağındaki tüm yemekleri yapabilen uzman bulmak çok zordu.

Basın dünyasının babası, rahmetli Nezih Demirkent

‘Yoktu’ demeyip ‘zordu’ dememin nedeni, birilerinin var olduğunu anlatacağım içindir.
Var olan bu uzmanlardan biri, hatta en baştaki, rahmetli Nezih Demirkent’ti.
Hürriyet’in başına getirildiği zaman hem Genel Müdürlüğü ve hem de Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlenmesinin tek nedeni, Demirkent’in yukarıda belirtilen hususiyetlere sahip olmasıydı.
Baskı işinden, ilan işine, eleman bulma işinden yazı işlerine ve rakip gözetlemeden dış haber kadrosu oluşturmaya kadar, uzmanlaşmış olan Nezih Demirkent, işte bu özelliği nedeniyle başarılı oluyor ve eline aldığı gazetelere tiraj kazandırıyordu.

Demirkent, Hürriyet’in başına geçtikten bir süre sonra, Çetin Emeç’i, Seçkin Türesayı ve Erol Türegün’ü medyaya kazandırmış bir usta olarak, ününe ün katmıştı.

Demirkent’in bir de yurt dışındaki mucizesi vardı. Yurt dışı yayınlarını güçlendirmek için, Almanya’da Garbis Keşişoğlu’nu, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’da naçizane şahsım İlhan Karaçay’ı İstanbul’daki ekibin başına da Ertuğ Karakullukçu’yu getiren Demirkent, bu konuda da çok başarılı oldu.
Öyle ki, Avrupa yayınlarına daha önce başlamış olan Tercüman Gazetesi’nin, özellikle tutucu okuyucular sayesinde elde etmiş olduğu tiraja ulaşmak hayal bile edilemiyordu. Yurt dışında kurduğu muhabir kadrosunu geliştiren Demirkent, bizler ile yaptığı istişareler sonrasında atraksiyon üzerine atraksiyon düzenliyordu.

Önce, Tercüman’ın ünlü yazarı Murat Sertoğlu’nu kadroya dahil etti. Daha sonra Sertoğlu’na Avrupa turu yaptırdı. Güreş tefrikacısı ve tarih yazarı olan Murat Sertoğlu ile Avrupa’nın dört bir yanında, pansiyon pansiyon dolaşıp yurttaşlar ile toplantılar yaptık.

Kadroya alınan bir diğer yazar, Kıbrıs Türktür Derneği’nin kurucu ve Genel Başkanı olan Hikmet Bil de cabasıydı tabii…

Afbeelding met person, persoon, mensen, groep Automatisch gegenereerde beschrijving
Demirkent daha sonra, yurttaşlarımız ile bütünleşmek için, Türkiye’nin o dönem en iyi Hafız ve Mevlithanlardan oluşan bir grubu, merhum Hacı Hafız ve Mevlithan Nusret Yeşilçay başkanlığında Almanya, İsviçre, Hollanda ve Belçika’ya gönderdi. Naçizane şahsımın rehberliğinde, Avrupa’nı 28 yerinde mevlit okutuldu.

Şimdilerde çok kişinin o yıllarda neler yapıldığından maalesef haberi yok bile…
Dünya’da sınır ötesinde yayınlanan en yüksek tirajlı, Avrupa’da basın camiasında örnek gösterilen Hürriyet Gazetesi, şimdilerde beceriksiz, konulardan bihaber sözde yöneticiler tarafından batırıldı…
Rahmetli Demirkent döneminin ‘Boğaziçi’ndeki Amiral gemisi’ Hürriyet, şimdi ‘Haliç’te bir sandal’ haline dönüştü.
Çok kişi, Demirkent ve ekibinin ne yapmak istediğini kavrayamamıştı…
Bugün dahi, basın dünyasında bazıları, bir zamanlar Almanya ve Benelüks ülkelerinde gündemi tayin eden bu ekibin başarısını hazmedemedi, Hürriyet bünyesinde, mevcudu bile devam ettiremeyenler, gazetenin Türkiye ve Avrupa’da yerlerde sürünmesine yol açtılar.

Afbeelding met tekst, krant, kaart, papier Automatisch gegenereerde beschrijvingHollanda’nın en ciddi gazetelerinden NRC Handelsblad, Ertuğ Karakullukçu, garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay üçlüsünün fotoğrafıyla yayınladığı tam sayfa haberinde, ‘Hollanda’da en çok satılan yabancı gazete’ ve ‘Hürriyet:Hollanda Türkleri’nin sesi’ başlıklarıyla yayınlamıştı.
Sağda ise, Hollanda haritasına dağılmış Hürriyet kadrosu görülüyor.

BUGÜNÜN GAZETECİLİĞİNE GELİNCE:

Gazetecilik, dün ile bugün arasında öylesine keskin bir değişim geçirdi ki, eski günleri anımsadığımda, bazen kendimi bir başka çağda yaşamış gibi hissediyorum. Geçmişin gazeteciliği, bugünle kıyaslandığında tam anlamıyla alın teriyle yapılan bir meslek, bir emek mücadelesiydi.
O zamanlar, haber peşinde koşan muhabirlerin ellerindeki tek sermayesi; merakı, azmi ve etiğe olan bağlılığıydı. Haber bulmak, doğrulatmak ve topluma ulaştırmak için ne büyük mücadeleler verdiğimizi bir biz biliriz, bir de o günleri bizimle paylaşan meslektaşlarımız.

O dönemde bir haberi ulaştırmak, günümüzde dakikalar süren bir iş değil, saatler, hatta bazen günler alan bir serüvendi. Haberlerimizi yazdıktan sonra, fotoğrafları ulaştırmak ayrı bir çileydi. Bugünkü gibi dijital makineler, internet bağlantıları veya bulut sistemleri (çevrimiçi depolama sistemleri) yoktu. Fotoğrafları filme çeker, ardından bu filmleri bir zarf içine koyar ve nefes nefese havalimanlarına koşardık. Oradan bir yolcu bulup, zarfımızı emanet etmek için türlü dil dökerdik. Eğer bu mümkün olmazsa, elimizdeki kısıtlı bütçeyle zarfımızı kargoya verir ve “Acaba yerine ulaşacak mı?” endişesiyle beklerdik.

O günlerde, gazetenin ertesi gün baskıya yetişmesi için gösterdiğimiz çabalar, adeta birer hokkabazlık örneğiydi. Teknoloji yoktu, kolaylıklar sınırlıydı, ama bir şeyi çok iyi biliyorduk: Haber kutsaldı, halkın doğru bilgiyi öğrenmesi bizim temel görevimizdi. Bu sorumluluk, bizleri gece gündüz çalışmaya, her türlü riski almaya itiyordu. Muhabir kadrolarımız öylesine çalışkan, öylesine fedakârdı ki, bu çaba sayesinde gazetecilik hem bir sanat hem de bir onur mesleği olarak anılıyordu.

Bugüne geldiğimizde, teknoloji ile donatılmış bir gazetecilik dünyası görüyoruz. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve anında haberleşme olanakları, haberin ulaşılabilirliğini inanılmaz bir seviyeye taşıdı. Artık bir haberi anında yazıp göndermek, fotoğrafları veya videoları saniyeler içinde paylaşmak mümkün. Ancak bu kolaylıkların gazeteciliği daha iyi bir yere taşıyıp taşımadığı ciddi bir soru işareti.

Bugünün muhabir kadroları, ne yazık ki geçmişin fedakâr gazetecilerini aratıyor. Kolaylıkların ardına saklanarak haberciliğin zahmetli taraflarından kaçınan, araştırma ve doğrulama yükünü hafife alan bir zihniyetin ortaya çıktığını görmek üzücü. Birçok gazeteci artık masa başından kalkmadan haber yapmayı tercih ediyor; sahaya çıkmak, insanlarla birebir konuşmak, olayları yerinde gözlemlemek ikinci planda kalıyor. Oysa gazetecilik, insan hikâyelerini dinlemek ve gözlemlerle gerçekleri keşfetmekten doğan bir meslek.

Daha acı olan bir diğer gerçek ise, gazetecilikteki ahlaki ve ideolojik erozyon. Bugün birçok gazeteci, kendi ideolojilerini veya çıkarlarını meslek etiğinin önüne koymuş durumda. Tarafsızlık ilkesini bir kenara bırakan, geçmişte savunduğu değerlerden dönerek farklı ideolojilerin propagandacılığına soyunan isimleri görmek son derece hayal kırıklığı yaratıyor. Sağcı, solcu, dinci ya da tamamen apolitik; fark etmiyor. Döneklik, ne yazık ki birçok gazetecinin ortak özelliği haline geldi.

Bu kişiler, bir dönem halkın gözünde güvenilir birer haberciyken, şimdi taraflı yayın organlarının birer aracı olmuş durumdalar. Mesleki onuru bir kenara bırakıp, bağlı oldukları yapıların çıkarlarına hizmet eden bu gazeteciler (!), aslında bu mesleğe en büyük ihaneti yapıyorlar. Oysa gazetecilik, tarafsızlık ve doğruyu aktarma sorumluluğu üzerine inşa edilmiştir.

Bugün gazetecilik çok daha kolay bir hale gelmiş olabilir, ama bu kolaylıklar mesleğin temel değerlerini gölgelememelidir. Geçmişin gazeteciliği, zorlukların ve fedakârlıkların damgasını vurduğu bir meslekti; bugünün gazeteciliği ise ahlaki ve ideolojik bir sınavdan geçiyor. Gazetecilik, sadece haber yapmak değil, aynı zamanda bir kamu hizmeti sunmaktır. Bu nedenle, hem gazeteciler hem de medya kuruluşları, mesleğin temel ilkelerine sıkı sıkıya sarılmalı ve geçmişin o fedakâr ruhundan ilham almalıdır.

HÜRRİYET’İN HOLLANDA KADROSU

Afbeelding met tekst, kleding, krant, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Gazetemizi dağıtan Van Gelderen firması, satışın bir milyonu bulduğu zaman, üzerinde 1.000.000 yazılı özel bez poşetler bastırmış ve okurlara armağan etmişti.

Bugün Türkiye’deki bölge gazetelerinin, o yıllarda Almanya ve Benelüks ekibinin yaptıklarını örnek almaları gerektiğini vurgulamayı da, meslektaşlarıma karşı bir borç addediyorum.

Hürriyet’in Hollanda kadrosu, İlhan Karaçay’ın başkanlığında 24 kişiden oluşuyordu. Hürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden ???), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen ???)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ???),
Ali Esmer,

TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDEN TRUMP VE IRKÇILARI DESTEKLEYEN ELON MUSK NEREYE KOŞUYORLAR???

TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDEN TRUMP VE IRKÇILARI DESTEKLEYEN ELON MUSK NEREYE KOŞUYORLAR???

*Meksika’ya ayar çeken, Panama’yı uyaran, Çin’i tehdit eden ve Avrupa’ya da sinyal gönderen Trump’a göre Amerikalılar, “Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millettir.”

*Avrupa’da ırkçı partileri destekleyerek şimşekleri üzerine çeken Musk’ın gerçek yüzü…

*Elon Musk’ın X platformunu kullanarak aşırı sağ ideolojileri teşvik etmesi, Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın ve toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir ülkede büyük sorunlara yol açabilir.

*Özellikle, sahte haberlerin, manipülatif içeriklerin ve ideolojik propaganda mesajlarının yayılması, toplumdaki mevcut kutuplaşmayı derinleştirebilir. Bu, hem toplumsal barışı zedeleyebilir hem de bireyler arasında güvensizlik ortamı yaratabilir.

*Türkiye’de sosyal medya platformları, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun hızla yayılması açısından ciddi bir risk taşımaktadır.

EK BİR YORUM: EN BÜYÜK KÜRESEL EMPERYAL BARON: ABD VE SADIK MÜTTEFİKİ BİRLEŞİK KRALLIK’TIR.

(Yorumun Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van het commentaar is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Bir de İlhan KARAÇAY’dan Okuyunuz:

Tüm dünyanın dikkat kesildiği ABD seçimleri nihayet sonuçlandı. Koltuğuna oturur oturmaz, Meksika’ya ayar çeken, Panama’yı uyaran, Çin’i tehdit eden ve Avrupa’ya da sinyal gönderen Trump’a göre, Amerikalılar, “Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millettir.”

                             Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

 Trump’un Bakan olarak atadığı Elon Musk için de şöyle bir giriş yapabilirm:
Son yıllarda dünyadaki gelişmeleri takip ettiğimizde, Avrupa ile, dünyanın en zengin insanı ve X platformunun (eski twitter) sahibi Elon Musk arasında bir gerilim hattının oluştuğunu açıkça görebiliriz. Bu gerilim, yalnızca bir sosyal medya platformu üzerindeki anlaşmazlıklarla sınırlı kalmamış, daha geniş bir siyasi, sosyal ve etik çatışmayı da beraberinde getirmiştir. Avrupa’nın liderlerinin ve kamuoyunun, Musk’ın hamlelerini eleştirmesi, onun küresel nüfuzunu sınırlama çabalarını artırmıştır.

                                            Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
Musk’ın sahibi olduğu X, sadece bir sosyal medya platformu olmanın ötesine geçerek, onun kişisel ve siyasi etkisini yayma aracı hâline gelmiştir. Bu bağlamda, Musk’ın Almanya’daki aşırı sağcı AfD’ye yönelik olumlu açıklamaları ve İngiltere’deki aşırı sağ gruplara verdiği destek, Avrupa genelinde tepkilerin artmasına neden olmuştur. Musk’ın, aşırı sağcı grupların propagandalarını teşvik ettiği algısı, X platformunun artık tarafsız bir iletişim alanı olmaktan çıkıp, tehlikeli ideolojilere zemin hazırlayan bir araca dönüştüğünü göstermektedir.

                               Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Amsterdam Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı, sevgili dostum Veyis Güngör, Hollanda medyası ve siyasetçilerden toparlayarak, bu konuda bir yazı kaleme aldı.
Ben de bu yazıdan ilham alarak ve alıntılar yaparak, bu konuyu daha geniş bir yelpazede ele almak istiyorum.
Konunun bir de Türkiye yönü var tabii…
Bu yönü de sizlere yorumlamaya çalışacağım.

HOLLANDA VE AVRUPA GENELİNDE TEPKİLER

Avrupa’nın farklı ülkelerinde, Elon Musk ve X platformuna karşı somut adımlar atılmaya başlandı. Özellikle Hollanda, bu tepkinin merkezi hâline geldi. Avrupa değerlerini savunan Volt Partisi, X platformundan çekilen ilk siyasi oluşum oldu. Volt Partisi lideri Laurens Dassen ve milletvekili Marieke Koekkoek, Musk’ın Avrupa’nın demokratik yapısına müdahale ettiğini öne sürerek, platformdan çekilme gerekçelerini kamuoyuyla paylaştılar.
Bu hareket, Hollanda’daki diğer siyasi partileri de harekete geçirdi.
Ancak bu noktada farklı stratejiler izlendiğini görüyoruz. Örneğin, D66 lideri, X’i terk etmenin aşırı sağın manipülasyonlarını daha da güçlendireceği endişesiyle, platformda kalmayı tercih ettiğini belirtti. Bu, sosyal medya platformlarının demokratik tartışmalar için hayati bir alan mı, yoksa manipülasyon ve dezenformasyonun yayılmasına olanak tanıyan bir araç mı olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Hollanda’daki üniversiteler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları da benzer bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Amsterdam, Nijmegen, Utrecht ve Twente gibi önemli üniversiteler, bilgi kirliliği ve sahte hesaplar nedeniyle X platformundan uzaklaşmayı tercih etti. IJsselstein ve Putten gibi belediyeler de, X’teki varlıklarını sonlandırarak, Musk’ın etkisine karşı tepkilerini ortaya koydular. Öte yandan, Amnesty International, Oxfam Novib ve Extinction Rebellion gibi küresel ölçekte etkin sivil toplum kuruluşları, X’in sağladığı erişim avantajlarını kaybetme riski ile, bu platformun etik dışı kullanımlarına katkı sağlama arasındaki zorlu bir dengeyi korumaya çalışıyorlar.

                               Elon Musk Bought X For $44B, Now Fidelity Values Social Media Network Below $10B

MUSK’IN AVRUPA’YA MÜDAHALESİ VE AVRUPA LİDERLERİNİN TEPKİLERİ

Elon Musk’ın Avrupa’daki siyasi gelişmelere müdahaleleri, yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmamış, Fransa ve Norveç gibi ülkelerde de yankı uyandırmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Musk’ı Fransız seçimlerine müdahale etmekle suçlarken, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, Musk’ın ABD dışındaki siyasi meselelerdeki etkisinin endişe verici boyutlara ulaştığını ifade etmiştir. İngiltere’de ise bağımsız milletvekili Richard Burgon, Musk’ın aşırı sağcı söylemleri teşvik ettiğini belirterek, “Dünyanın en zengin adamının saçma sapan aşırı sağ görüşlerinden ders almamalıyız” açıklamasını yapmıştır. Bu tepkiler, Avrupa’da Musk’ın nüfuzuna karşı artan bir farkındalık ve direnç olduğunu göstermektedir.

Almanya’da da Musk’ın etkisi ve X’in içerikleri sıkça eleştirilmiştir. Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Ferda Ataman, X’in aşırı sağcı içeriklerin yayılmasına olanak sağladığını ve Elon Musk’ın bu platformu politik etkisini artırmak için kullandığını vurgulamıştır. Bu nedenle, Alman hükümetinin X platformundan tamamen çekilmesi gerektiği önerilmiştir.

Trouw gazetesi köşe yazarı Ilyaz Nasrullah, Elon Musk’ın dünyayı algılama biçiminin altında yatan tehlikeli bir felsefeye dikkat çekmektedir. Nasrullah’a göre, Musk, zenginliğin yüksek bir zekânın göstergesi olduğunu ve genetik olarak üstün bireylerin insanlık sorunlarını çözmede diğerlerinden daha yetkin olduğunu düşünmektedir. Bu, Nazi ideolojisine benzer bir üstünlük anlayışını çağrıştıran tehlikeli bir bakış açısıdır. Musk’ın Avrupa’daki aşırı sağcı gruplara verdiği destek, bu felsefenin pratikteki yansımalarını ortaya koymaktadır. Özellikle Almanya’da AfD’yi desteklemesi, Musk’ın Avrupa’nın demokratik değerlerine yönelik bir tehdit olarak algılanmasına neden olmuştur.

Yukarıda okuduklarınız, Veyis Güngör’ün Hollanda’daki gelişmeleri anlatmaktadır.
Tabii ki konunun Avrupa ve Türkiye’deki önemi çok daha önemlidir.

                                   Afbeelding met tekst, auto, Landvoertuig, voertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

                    MUSK’IN FELSEFESİ VE AVRUPA İÇİN TEHLİKELERİ

Avrupa’nın Elon Musk’ın etkisine karşı daha dikkatli olması gerekmektedir. Musk, X platformunu yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda ideolojik ve politik bir silah olarak kullanmaktadır. Avrupa’nın demokratik değerlerini korumak ve aşırı sağcı tehditlere karşı koymak için siyasi liderler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler, bu konuda teyakkuzda olmalıdır.

2025’in Avrupa’da “Elon Musk Yılı” olmaması için, sadece sosyal medya platformları üzerindeki kontrolü değil, aynı zamanda bu platformların toplum üzerindeki etkisini de kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Avrupa, demokrasisini koruma ve kendi değerlerine sahip çıkma konusunda güçlü bir duruş sergilemek zorundadır. Bu, yalnızca Avrupa’nın değil, tüm dünyanın geleceği için kritik bir öneme sahiptir.

Elon Musk’ın Avrupa’daki aşırı sağcı partilere verdiği destek ve X platformu üzerinden yaptığı müdahaleler, Avrupa genelinde geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Özellikle Almanya’da, 60’tan fazla üniversite ve yüksek okul, X platformunu terk etme kararı aldı. Bu kurumlar, platformun çeşitliliği, özgürlüğü ve bilimi teşvik eden değerleri artık desteklemediğini belirterek, sağcı popülist içeriklerin güçlendirilmesini kabul edilemez bulduklarını ifade ettiler.

                              Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, X platformunun Dijital Hizmetler Yasası’na uyumu konusunda resmi işlemler başlattı. Bu kapsamda, Elon Musk’ın aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel ile gerçekleştirdiği canlı sohbetin, platformun yasal sınırları içinde faaliyet gösterip göstermediğini değerlendirmek üzere devam eden soruşturmaya dahil edileceği açıklandı.

Bu gelişmeler, Elon Musk’ın Avrupa’daki siyasi müdahalelerinin ve X platformunun kullanımının, demokratik süreçler ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri konusunda derinlemesine bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.

                               Afbeelding met verven, wolkenkrabber, huis, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

                    TÜRKİYE’DE X PLATFORMUNUN TOPLUMSAL ETKİLERİ

Elon Musk’ın X platformu üzerindeki küresel nüfuzunu genişletme çabaları, Türkiye gibi sosyal medya kullanımının oldukça yaygın olduğu bir ülkede de yankı bulabilir. Türkiye’de X, hem bireylerin günlük yaşamında hem de toplumsal tartışmalarda önemli bir iletişim aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak bu platformun bir ideolojik propaganda ve dezenformasyon aracı hâline gelmesi, Türkiye’nin sosyal ve siyasi dinamikleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Elon Musk’ın X platformunu kullanarak aşırı sağ ideolojileri teşvik etmesi, Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın ve toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir ülkede büyük sorunlara yol açabilir. Özellikle, sahte haberlerin, manipülatif içeriklerin ve ideolojik propaganda mesajlarının yayılması, toplumdaki mevcut kutuplaşmayı derinleştirebilir. Bu, hem toplumsal barışı zedeleyebilir hem de bireyler arasında güvensizlik ortamı yaratabilir.

Türkiye’de sosyal medya platformları, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun hızla yayılması açısından ciddi bir risk taşımaktadır. Elon Musk’ın yönetimindeki X platformu, yanlış bilgilerin hızla yayılmasını önleme konusunda daha az müdahaleci bir yaklaşım benimsemektedir. Bu durum, özellikle seçim dönemlerinde, ekonomik krizlerde veya hassas toplumsal olaylarda, toplumun doğru bilgiye erişimini daha da zorlaştırabilir.

Türkiye, genç ve teknolojiyi yoğun kullanan bir nüfusa sahiptir. Gençlerin sosyal medya platformları aracılığıyla bilgi edinme ve fikirlerini oluşturma oranı oldukça yüksektir. X platformunun manipülatif içerikleri teşvik eden bir alan hâline gelmesi, gençlerin algılarını şekillendirme noktasında olumsuz bir rol oynayabilir. Bu durum, bireylerin politik ve sosyal konularda eleştirel düşünce geliştirmesini engelleyebilir ve toplumsal bilinçsizliği artırabilir.

Elon Musk’ın, X platformunu bir “vizyon aracı” olarak kullanması, Türkiye’de Batı etkisine karşı duyulan geleneksel şüpheciliği artırabilir. Musk’ın desteklediği ideolojilerin, Türkiye’nin kültürel ve siyasi yapısına uyumsuz olduğu durumlarda, platform üzerindeki bu içerikler yabancılaşma hissini pekiştirebilir. Aynı zamanda, uluslararası arenada yanlış algıların yayılmasına neden olabilir ve Türkiye’nin imajını zedeleyebilir.

                                       TÜRKİYE NE YAPABİLİR?

Türkiye’de bireylerin sosyal medya platformlarını daha bilinçli bir şekilde kullanmasını sağlamak, bu sorunun önlenmesinde kritik bir rol oynar. Dijital okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması, özellikle genç nüfus arasında bilgi doğrulama ve eleştirel düşünme becerilerini artırabilir.

Türkiye, X platformu gibi sosyal medya ağlarının daha şeffaf ve hesap verebilir olmasını sağlamak için düzenlemeler geliştirebilir. Ancak bu düzenlemeler, ifade özgürlüğünü kısıtlamadan, dezenformasyon ve nefret söylemiyle mücadeleye odaklanmalıdır.

Toplumun bilgiye erişimini çeşitlendirmek adına, X gibi tek bir platforma bağımlı kalmak yerine, yerel ve küresel ölçekte güvenilir alternatiflerin teşvik edilmesi önemlidir. Bağımsız ve tarafsız bilgi sağlayan yerel dijital platformlar desteklenmelidir.

Sivil toplum kuruluşları, X gibi platformlarda yayılan yanlış bilgileri ve nefret söylemini ifşa etme noktasında daha aktif bir rol oynayabilir. Bunun yanı sıra, toplumun farklı kesimlerinin sosyal medya platformlarındaki zararlı içeriklere karşı farkındalığını artırabilirler.

X platformunun Türkiye’deki toplumsal etkileri üzerine yapılan akademik çalışmalar teşvik edilmeli ve bu çalışmaların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu sayede, platformun olumlu ve olumsuz etkileri daha iyi anlaşılabilir.

TOPLUMSAL YANKILAR VE GELECEK PERSPEKTİFİ

Türkiye’de X platformunun toplum üzerindeki etkisi, Elon Musk’ın ideolojik yönelimlerine ve bu platformun nasıl yönetileceğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Musk’ın etkisi, kısa vadede bireylerin platformdan uzaklaşmasına neden olmasa da, uzun vadede toplumun genel algılarını değiştirme potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin bu süreçteki en büyük önceliği, sosyal medya platformlarını güvenilir bir bilgi paylaşım alanı olarak muhafaza etmek ve toplumu dezenformasyonun olumsuz etkilerinden korumak olmalıdır.

Bu bağlamda, Türkiye’nin hem birey hem de toplum düzeyinde daha bilinçli bir sosyal medya kullanımına yönelmesi önem taşımaktadır. Bu, hem toplumsal barışın korunmasına hem de bireylerin doğru bilgiye erişim haklarının güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

                          Afbeelding met vlag, Vlag van de Verenigde Staten, Flag Day (VS), Onafhankelijkheidsdag Automatisch gegenereerde beschrijving

                      EN BÜYÜK KÜRESEL EMPERYAL BARON:
ABD VE SADIK MÜTTEFİKİ BİRLEŞİK KRALLIK

Dünyadaki hemen hemen tüm kötülüklerin kökeninde, sayısız savaşın ve çatışmanın ardındaki itici güç küresel emperyalizm yatmaktadır. Bu devasa canavar, dünya çapında uzanan güçlü çok uluslu şirketler tarafından beslenmekte, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) en büyük temsilcisi olarak öne çıkarken, Birleşik Krallık da sadık bir müttefik olarak ona destek vermektedir.

Bu emperyalist güçlerin “demokrasi” getirdikleri her yerde geriye sadece enkaz, ölüler ve parçalanmış toplumlar kalmaktadır. Milyonlarca insan öldürülmüş, şehirler haritadan silinmiş, köklü medeniyetler yok edilmiştir. Sözde özgürlük vaadiyle girdikleri her ülke, aslında tamamen yıkıma uğratılmakta ve birer sömürge devletine dönüştürülmektedir.

KÜRESEL BARONLARIN HEDEFİ: DOĞAL KAYNAKLAR VE JEOPOLİTİK GÜÇ

Küresel emperyalistlerin asıl amacı, gittikleri ülkelerin halklarını özgürleştirmek ya da refahlarını artırmak değildir. Gerçek hedefleri petrol, madenler, su kaynakları ve verimli tarım arazileri gibi stratejik doğal zenginliklerdir. İşgal ettikleri ülkeleri parçalayarak yönetilebilir hale getirir, milli kimliklerini siler ve bölgenin kontrolünü tamamen ele geçirirler.

Irak bunun en çarpıcı örneklerinden biridir: Bağımsız bir devlet, bilinçli bir şekilde yok edilmiş ve yerine, Batı’ya bağımlı yeni yönetimler getirilmiştir. Şimdi de aynı senaryo Suriye’de sahnelenmektedir. Bu ülkelerde emperyalist güçlerin emirlerine itaat eden kukla liderler iş başına getirilirken, ekonomik kaynaklar sömürülüp kurutulmakta ve halkları köleleşmeye mahkûm edilmektedir.

GÜNÜMÜZÜN EN KANLI SAVAŞLARI: ORTADOĞU EMPERYALİSTLERİN OYUN ALANI

Günümüzün en şiddetli ve en yıkıcı savaşları Ortadoğu’da yaşanmaktadır. Bu durum tesadüf değil, onlarca yıldır süregelen emperyalist sömürünün ve stratejik manipülasyonların doğrudan bir sonucudur. Bölge sadece askeri işgallere maruz kalmakla kalmamış, aynı zamanda eğitim, bilim ve teknolojik gelişmeler açısından da geri bırakılmıştır.

Eğitimden yoksun toplumlar, modern bilime ve teknolojiye erişemeyen ülkeler kaçınılmaz olarak dış güçlere bağımlı hale gelir. Emperyalistler, cehaleti bir silah olarak kullanarak tüm bir halkı kendilerine muhtaç ve itaatkâr kılarlar. Ortadoğu ve Batı Asya’daki birçok ülkede güçlü bir milli bilinç gelişmemiştir, bu yüzden hain yöneticiler kolaylıkla emperyalistlerle iş birliği yaparak kendi halklarını satmaktadır.

ABD EMPERYALİZMİNİN VAHŞETİ: SOYKIRIM VE SİSTEMATİK İŞKENCELER

Bugün artık kimse inkâr edemez ki ABD, modern dünyanın en büyük soykırımcısıdır. Bunun en acı örneklerinden biri, Amerikan işgali sırasında Irak’ta yaşanmıştır. ABD’li Albay James Steele, işgal sürecinde sistematik işkenceler uygulayarak savaş suçları işlemiştir.

Ancak bu, sadece bir askerin ya da birkaç sadist askerin bireysel suçu değildir. Bu, küresel emperyalist sistemin bilinçli olarak kullandığı bir baskı ve sindirme yöntemidir. Ele geçirdikleri her ülkeyi en güçlü ve ölümcül savaş makineleriyle yerle bir eden küresel baronlar, karşılarında duran herkesi ezerek yok etmektedir.

Soru şu: Dünya bu zulme daha ne kadar sessiz kalacak?

Değerli okurlarım,
Yazımı tamamlamış olduğum saatlerde, Veyis Güngör kardeşimden yeni bir yazı daha geldi.
Bu yazıyı da sizlere sunuyorum.

Trump’la birlikte Avrupa’da esen korku rüzgarı…

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde, “Trump döneminde ABD-AB İlişkileri” konulu bir toplantı yapıldı. Toplantıda, gazeteci Alper Tan başkanlığında, Almanya’dan Dr. Latif Çelik, İngiltere’den Mustafa Köker ve Hollanda’dan naçizane şahsım, Trump’ın başkan seçilmesinin Avrupa’ya yansımalarını konuştuk.
Avrupa kamuoyunda oluşan Trump algısı üzerine yaptığım konuşmamın özetini siz değerli okuyucularımla da paylaşmak isterim.

Konuşmamda, üç ana detay üzerinde durdum.
*Trump’ın göreve başladığı gün yaptığı konuşmanın şifreleri,
*Trump’ın Davos’ta yaptığı konuşma,
*Avrupa sivil toplum kuruluşlarının Trump ve zihniyetine karşı aksiyonları.

Trump’ın konuşmasındaki şifreler

Öncelikle, Trump’ın, ABD’nin 47. Başkanı olarak göreve başlarken yaptığı açılış konuşmasında Avrupa’nın yer almaması dikkat çekti.
Trump konuşmasında, Meksika’ya ayar çekti. Panama’yı uyardı. Çin’i tehdit etti. Avrupa gündeme gelmedi.
Trump’ın konuşması, Avrupalılara White Christian Nationalism (Beyaz Hristiyan Nasyonalizmi) düşüncesini hatırlattı. Bu düşünce, iyi ile kötü arasındaki mücadeleyi ortaya koyarak, iyilerin yani Trump ve destekçilerinin zafer kazandığı düşüncesiydi…
Trump için artık siyasi rakipler yok, ‘düşman’ var. Trump’a göre, “Amerikalılar, Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millet. İki cinsiyet var: kadın ve erkek. Ülkenin meşru sahipleri Beyaz Hristiyanlardır. Kamu alanlarında daha çok Hristiyan semboller yer alacak. Kaybedilen Amerikan gururu tekrar yeniden kazanılacak.”

Avrupa kendisine çeki düzen vermeli

Trump, geçtiğimiz günlerde Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’na video bağlantısıyla katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Avrupa’yı sevdiğini ve birçok arkadaşının da olduğunu ama ABD’nin iyi muamele görmediğini söyleyen Trump, AB’nin büyük Amerikan teknoloji şirketlerine uyguladığı ticaret engellerini ve cezaları dile getirdi. Trump, Davos’taki konuşmasında siyaset ve iş dünyasının temsilcilerine, “ABD işbirliğine açıktır” diyerek, Amerika’nın tüm müzakerelere ve tekliflere açık olduğunun altını çizdi. Trump, NATO normları, uluslararası vergiler, Amerika’dan fosil yakıtlarının satın alınması gibi konulara açık olduklarını belirtti.
Trump’ın bu çıkışı, dünyaya ve Avrupa’ya bir meydan okuma olarak yorumlandı. Bu konuşma aynı zamanda, Avrupa’nın dünyada yerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret ediyordu. Çünkü, bugüne kadar Avrupa sadece ABD ile olan ilişkileriyle kendisine fayda sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa ettiği liberal düzenle de kendini rahat hissediyor. Başkan Trump ise bu durumdan rahatsız.

Avrupa sivil toplum kuruluşları harekete geçti

Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi ve göreve başlamasıyla, Avrupa karar vericileri tam bir telaş, şaşkınlık ve belirsizlik içindeyken, özellikle sivil toplum çevrelerinde ciddi bir hareketlilik yaşanıyor.
Trump’ın konuşma yaptığı gün, ‘demokrasi ve insan hakları için karanlık bir gün’ olarak nitelendirilirken, teknoloji milyarderi Elon Musk’ın yeni kurulacak ‘Hükümet Verimliliği Bakanlığı’na getirilmesinin, demokrasi için bir tehlike olduğunun altı çiziliyor.
Pek çok demokratik kuruluş ve devlet, nefret ve yanıltıcı bilgi sunan, siyasi müdahalelerde bulunan ve demokratik hukuk sisteminin çöküşüne zemin hazırlayan X (twitter) ile binlerce kişi ve kurum ilişkilerini kesiyor, hesaplarını kapatıyorlar. Avrupa kamuoyu, bu şekilde ABD’nin yeni yönetimiyle mücadeleye başlıyor.

Görüldüğü üzere, Trump’ın, yenide ABD Başkanı olarak göreve başlaması, Avrupa karar vericilerini kara kara düşündürüyor. Olası bir ekonomik savaş, NATO’nun zayıflaması, ABD’nin Ukrayna’yı terk etmesi, ABD ile iç içe geçmiş bir Avrupa’yı endişelendiriyor. ABD’nin Avrupa’yı öncelikle askeri ve siyasi bir müttefik olarak değil de, ekonomik bir rakip olarak görmeye başlaması, Avrupa için felaket demektir.
Trump’ın bu girişimleri, Avrupa refahının tehdit edildiğinin bir göstergesidir.

                        ***************************************

WAAR RENNEN TRUMP, DIE DE HELE WERELD BEDREIGT,
EN ELON MUSK, DIE RACISTEN STEUNT, NAARTOE???

Volgens Trump, die Mexico onder druk zet, Panama waarschuwt, China bedreigt en signalen naar Europa stuurt, zijn Amerikanen “een uitverkoren natie door God, die andere volkeren inspireert.”

De ware aard van Musk, die kritiek heeft gekregen vanwege zijn steun aan racistische partijen in Europa…

Het gebruik van het X-platform door Elon Musk om extreemrechtse ideologieën te promoten, kan grote problemen veroorzaken in een land als Turkije, waar politieke polarisatie en sociale gevoeligheden hoog zijn.

Met name de verspreiding van nepnieuws, manipulatieve inhoud en ideologische propagandaberichten kan de bestaande polarisatie in de samenleving verder verdiepen. Dit kan niet alleen de sociale harmonie schaden, maar ook een sfeer van wantrouwen tussen individuen creëren.

Sociale mediaplatforms in Turkije vormen een ernstig risico vanwege de snelle verspreiding van desinformatie en misleidende informatie.

                       Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
                       Lees dit keer van İlhan KARAÇAY

De wereld keek met spanning naar de Amerikaanse verkiezingen, die eindelijk tot een einde kwamen. Zodra hij zijn stoel had ingenomen, trok Trump de aandacht van Mexico, waarschuwde Panama, dreigde met China en stuurde ook signalen naar Europa.

                                    Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Volgens Trump zijn de Amerikanen ‘een uitverkoren volk, door God geïnspireerd om andere naties te leiden.’
Een mogelijke inleiding voor Elon Musk, die door Trump als minister werd benoemd, zou als volgt kunnen beginnen:”

Wanneer we de recente wereldgebeurtenissen volgen, zien we duidelijk dat er een spanningsveld is ontstaan tussen Europa en Elon Musk, de rijkste persoon ter wereld en de eigenaar van het X-platform. Deze spanning beperkt zich niet alleen tot meningsverschillen over een sociaal mediaplatform, maar heeft ook bredere politieke, sociale en ethische conflicten met zich meegebracht. De kritiek van Europese leiders en het publiek op de acties van Musk heeft geleid tot een intensivering van de pogingen om zijn mondiale invloed te beperken.

                                     Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving

Musk’s eigendom van X (voorheen Twitter) heeft het platform getransformeerd van een sociaal mediaplatform tot een instrument om zijn persoonlijke en politieke invloed te verspreiden. In dit kader hebben Musk’s positieve uitspraken over de extreemrechtse AfD in Duitsland en zijn steun aan extreemrechtse groepen in het Verenigd Koninkrijk geleid tot toenemende weerstand in heel Europa. Het idee dat Musk extreemrechtse propaganda stimuleert, laat zien dat X niet langer een neutraal communicatiekanaal is, maar een platform is geworden dat gevaarlijke ideologieën faciliteert.

Amsterdam Türkevi Onderzoekscentrum Voorzitter, mijn dierbare vriend Veyis Güngör, heeft een artikel geschreven over dit onderwerp door informatie te verzamelen uit de Nederlandse media en van politici. Geïnspireerd door dit artikel en met enkele citaten wil ik dit onderwerp in een bredere context bespreken.

Natuurlijk is er ook een Turkse kant aan deze kwestie…
Ik zal proberen ook dit aspect voor u te analyseren.

REACTIES IN NEDERLAND EN DE REST VAN EUROPA

In verschillende Europese landen zijn concrete stappen ondernomen tegen Musk en het X-platform. Nederland staat centraal in deze beweging. De Volt-partij, die Europese waarden verdedigt, was de eerste politieke partij die zich terugtrok van X. Partijleider Laurens Dassen en parlementslid Marieke Koekkoek deelden hun beweegredenen met het publiek, daarbij wijzend op Musk’s inmenging in het Europese democratische proces. Deze stap heeft andere politieke partijen in Nederland ook in beweging gezet. Toch zien we verschillende strategieën ontstaan: de leider van D66 gaf bijvoorbeeld aan dat het verlaten van X juist de manipulaties van extreemrechts zou versterken, en besloot daarom op het platform te blijven. Dit heropent de vraag of sociale mediaplatforms essentiële ruimtes zijn voor democratisch debat, of dat ze eerder een instrument zijn voor manipulatie en desinformatie.

Ook universiteiten, gemeenten en maatschappelijke organisaties in Nederland staan voor een soortgelijk dilemma. Belangrijke universiteiten zoals Amsterdam, Nijmegen, Utrecht en Twente hebben ervoor gekozen om X te verlaten vanwege desinformatie en nepaccounts. Gemeenten zoals IJsselstein en Putten hebben hun accounts gedeactiveerd, als uiting van hun protest tegen Musk’s invloed. Aan de andere kant proberen internationale organisaties zoals Amnesty International, Oxfam Novib en Extinction Rebellion een evenwicht te vinden tussen het gebruik van de bereikvoordelen van X en hun ethische bezwaren tegen het platform.

                                    Elon Musk Bought X For $44B, Now Fidelity Values Social Media Network Below $10B

MUSK’S INMENGING IN EUROPA EN REACTIES VAN EUROPESE LEIDERS

Elon Musk’s bemoeienis met de politieke ontwikkelingen in Europa heeft niet alleen in Nederland, maar ook in landen als Frankrijk en Noorwegen tot opschudding geleid. De Franse president Emmanuel Macron beschuldigde Musk van inmenging in de Franse verkiezingen, terwijl de Noorse premier Jonas Gahr Støre zijn zorgen uitte over Musk’s toenemende invloed op politieke zaken buiten de VS. In het Verenigd Koninkrijk uitte onafhankelijk parlementslid Richard Burgon scherpe kritiek op Musk’s steun voor extreemrechts en verklaarde: “We hebben niets te leren van de belachelijke extreemrechtse standpunten van de rijkste man ter wereld.”

Ook in Duitsland is Musk’s invloed en de inhoud op X veelvuldig bekritiseerd. De voorzitter van het Duitse federale agentschap voor discriminatiebestrijding, Ferda Ataman, benadrukte dat X extreemrechtse inhoud bevordert en door Elon Musk wordt gebruikt om zijn politieke invloed te vergroten. Daarom is voorgesteld dat de Duitse regering volledig stopt met het gebruik van X.

Trouw-columnist Ilyaz Nasrullah wijst op de gevaarlijke filosofie die ten grondslag ligt aan Elon Musk’s wereldbeeld. Volgens Nasrullah gelooft Musk dat rijkdom een teken is van hoge intelligentie, en dat genetisch superieure individuen beter in staat zijn om de problemen van de mensheid op te lossen dan anderen. Dit is een gevaarlijke denkwijze die doet denken aan de superioriteitsideologie van de nazi’s. Musk’s steun aan extreemrechtse groepen in Europa weerspiegelt deze filosofie in de praktijk. Vooral zijn steun aan de AfD in Duitsland wordt gezien als een bedreiging voor de democratische waarden van Europa.

Wat u hierboven heeft gelezen, beschrijft de ontwikkelingen in Nederland volgens Veyis Güngör.
Natuurlijk is het belang van dit onderwerp in Europa en Turkije veel groter.

                             Afbeelding met tekst, auto, Landvoertuig, voertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

               DE FILOSOFIE VAN MUSK EN DE GEVAREN VOOR EUROPA
Europa moet waakzamer zijn tegenover de invloed van Elon Musk. Musk gebruikt het X-platform niet alleen als communicatiemiddel, maar ook als een ideologisch en politiek wapen. Om de democratische waarden van Europa te beschermen en rechtsextremistische bedreigingen tegen te gaan, moeten politieke leiders, maatschappelijke organisaties en individuen alert blijven.

Om te voorkomen dat 2025 het “Jaar van Elon Musk” in Europa wordt, moeten we niet alleen de controle over sociale mediaplatforms versterken, maar ook de impact van deze platforms op de samenleving grondig evalueren. Europa moet een sterke houding aannemen om zijn democratie te beschermen en zijn waarden te verdedigen. Dit is niet alleen van cruciaal belang voor Europa, maar voor de toekomst van de hele wereld.

De steun die Elon Musk biedt aan extreemrechtse partijen in Europa en zijn interventies via het X-platform blijven grote weerklank vinden in heel Europa. Vooral in Duitsland hebben meer dan 60 universiteiten en hogescholen besloten het X-platform te verlaten. Deze instellingen stellen dat het platform niet langer de waarden van diversiteit, vrijheid en wetenschap ondersteunt en vinden de versterking van rechtspopulistische inhoud onaanvaardbaar.

                               Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Daarnaast heeft de Europese Commissie formele procedures gestart om te onderzoeken of het X-platform voldoet aan de Digital Services Act. In dit kader zal ook het livegesprek tussen Elon Musk en Alice Weidel, de leider van het extreemrechtse Alternative für Deutschland (AfD), worden beoordeeld om te bepalen of het platform binnen de wettelijke grenzen opereert.

Deze ontwikkelingen tonen aan dat een diepgaande evaluatie nodig is van de politieke interventies van Elon Musk in Europa en het gebruik van het X-platform met betrekking tot democratische processen en vrijheid van meningsuiting.

TURKIJE EN DE MAATSCHAPPELIJKE IMPACT VAN ELON MUSK’S X-PLATFORM
De inspanningen van Elon Musk om zijn mondiale invloed via het X-platform uit te breiden, kunnen ook weerklank vinden in een land als Turkije, waar het gebruik van sociale media zeer wijdverbreid is. In Turkije wordt X zowel in het dagelijks leven van individuen als in maatschappelijke debatten veelvuldig gebruikt als communicatiemiddel. Echter, de transformatie van dit platform in een ideologisch propaganda- en desinformatie-instrument kan negatieve gevolgen hebben voor de sociale en politieke dynamiek van Turkije.

Het feit dat Elon Musk extreemrechtse ideologieën promoot via het X-platform kan in een land als Turkije, waar politieke polarisatie en maatschappelijke gevoeligheden hoog zijn, grote problemen veroorzaken. Vooral de verspreiding van nepnieuws, manipulatieve inhoud en ideologische propagandaberichten kan de bestaande maatschappelijke verdeeldheid verdiepen. Dit kan niet alleen de sociale vrede verstoren, maar ook een klimaat van wantrouwen tussen individuen creëren.

Sociale mediaplatforms in Turkije brengen een groot risico met zich mee als het gaat om de snelle verspreiding van misinformatie en desinformatie. Onder het beheer van Elon Musk hanteert het X-platform een minder ingrijpende aanpak bij het voorkomen van de verspreiding van valse informatie. Dit kan vooral in verkiezingsperiodes, economische crises of bij gevoelige maatschappelijke gebeurtenissen het moeilijker maken voor de samenleving om toegang te krijgen tot correcte informatie.

Turkije heeft een jonge en technologisch goed onderlegde bevolking. Het percentage jongeren dat informatie verkrijgt en meningen vormt via sociale mediaplatforms is aanzienlijk hoog. Als het X-platform een ruimte wordt die manipulatieve inhoud stimuleert, kan dit een negatieve invloed hebben op de perceptie van jongeren. Dit kan de ontwikkeling van kritisch denken over politieke en sociale kwesties belemmeren en het maatschappelijk bewustzijn verzwakken.

Het gebruik van het X-platform door Elon Musk als een “visie-instrument” kan het traditionele scepticisme tegenover westerse invloed in Turkije versterken. Wanneer de door Musk ondersteunde ideologieën niet in lijn zijn met de culturele en politieke structuur van Turkije, kunnen dergelijke inhoud op het platform het gevoel van vervreemding versterken. Tegelijkertijd kan dit leiden tot de verspreiding van verkeerde percepties op het internationale toneel en het imago van Turkije schaden.

                                Afbeelding met verven, wolkenkrabber, huis, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

                                            WAT KAN TURKIJE DOEN?

Het bevorderen van een bewustere omgang met sociale mediaplatforms onder individuen in Turkije speelt een cruciale rol bij het voorkomen van dit probleem. De uitbreiding van digitale geletterdheidstrainingen kan vooral onder de jonge bevolking de vaardigheden op het gebied van informatieverificatie en kritisch denken verbeteren.

Turkije kan regelgeving ontwikkelen om sociale medianetwerken zoals het X-platform transparanter en verantwoordelijker te maken. Deze regelgeving moet echter gericht zijn op het bestrijden van desinformatie en haatzaaiende uitlatingen zonder de vrijheid van meningsuiting te beperken.

Om de toegang van de samenleving tot informatie te diversifiëren, is het belangrijk om niet afhankelijk te blijven van slechts één platform zoals X, maar om betrouwbare alternatieven op lokaal en mondiaal niveau te stimuleren. Onafhankelijke en onpartijdige digitale platforms die betrouwbare informatie verstrekken, moeten worden ondersteund.

Maatschappelijke organisaties kunnen een actievere rol spelen bij het onthullen van desinformatie en haatzaaiende uitlatingen die op platforms zoals X worden verspreid. Daarnaast kunnen zij bijdragen aan het vergroten van het bewustzijn binnen verschillende lagen van de samenleving over de schadelijke inhoud op sociale mediaplatforms.

Academische studies over de maatschappelijke impact van het X-platform in Turkije moeten worden aangemoedigd, en de bevindingen van deze studies moeten met het publiek worden gedeeld. Op deze manier kunnen zowel de positieve als de negatieve effecten van het platform beter worden begrepen.

MAATSCHAPPELIJKE IMPACT EN TOEKOMSTPERSPECTIEF

De impact van het X-platform op de Turkse samenleving kan variëren afhankelijk van de ideologische oriëntaties van Elon Musk en hoe het platform wordt beheerd. Hoewel de invloed van Musk op korte termijn niet per se zal leiden tot een massale exodus van gebruikers, heeft het op lange termijn het potentieel om de algemene perceptie van de samenleving te veranderen.

De grootste prioriteit van Turkije in dit proces moet zijn om sociale mediaplatforms te behouden als betrouwbare informatiebronnen en de samenleving te beschermen tegen de negatieve effecten van desinformatie.

In dit kader is het van groot belang dat Turkije op zowel individueel als maatschappelijk niveau een bewustere en meer verantwoorde omgang met sociale media ontwikkelt. Dit zal niet alleen bijdragen aan het behoud van sociale vrede, maar ook het recht van individuen op toegang tot correcte informatie versterken.

                              Afbeelding met vlag, Vlag van de Verenigde Staten, Flag Day (VS), Onafhankelijkheidsdag Automatisch gegenereerde beschrijving

DE GROOTSTE GLOBALE IMPERIALE BARON: DE VS MET GROOT-BRITTANNIË ALS TROUWE BONDGENOOT

De wortel van bijna alle kwaad in de wereld, de drijvende kracht achter talloze oorlogen en conflicten, is het globale imperialisme. Dit monster wordt gevoed door machtige multinationale bedrijven die zich als een reusachtige octopus over de wereld uitstrekken, met de Verenigde Staten als hun machtigste vertegenwoordiger en Groot-Brittannië als hun trouwe bondgenoot.

Waar deze imperialistische machten hun versie van “democratie” brengen, blijven er slechts puinhopen, doden en verscheurde samenlevingen achter. Miljoenen levens worden vernietigd, complete steden van de kaart geveegd en eeuwenoude culturen uitgewist. De zogenaamde bevrijding die zij verkondigen, verandert in de realiteit vaak in een totale vernietiging van een land, dat vervolgens als een marionettenstaat verder door het leven gaat – een kolonie onder hun economische en militaire controle.

DOELWITTEN VAN DE GLOBALE BARONNEN: NATUURLIJKE RIJKDOMMEN EN GEOPOLITIEKE MACHT
De globale imperialisten zijn niet geïnteresseerd in de vrijheid of het welzijn van de mensen die ze “helpen”. Hun ware doelen zijn strategische natuurlijke rijkdommen zoals olie, mineralen, waterbronnen en vruchtbare landbouwgronden. Eenmaal binnengevallen en bezet, begint een genadeloze plundering. Onder het mom van democratie worden staten verzwakt en versplinterd, nationale identiteiten uitgewist en het territorium opgedeeld in kleinere, machteloze entiteiten.
Irak is een schoolvoorbeeld van hoe deze tactiek werkt: een soevereine staat werd systematisch ontmanteld, en er ontstonden nieuwe geopolitieke structuren die volledig afhankelijk waren van westerse machten. Syrië staat op het punt hetzelfde lot te ondergaan. In deze door oorlog verscheurde gebieden worden nieuwe regeringen gevormd met leiders die slechts marionetten zijn van hun imperialistische meesters. De economische bronnen worden geplunderd tot er niets meer over is, en de bevolking wordt gereduceerd tot moderne lijfeigenen – slaven in hun eigen land.

DE BLOEDIGSTE OORLOGEN VAN ONZE TIJD: HET MIDDELLANDSE OOSTEN ALS SPEELVELD VAN IMPERIALISTEN
De hevigste en meest destructieve oorlogen van onze tijd worden uitgevochten in het Midden-Oosten. Dit is geen toeval, maar een direct gevolg van decennialange uitbuiting en strategische manipulatie door globale grootmachten. De regio lijdt niet alleen onder militaire bezetting, maar ook onder een fundamentele achterstand op het gebied van onderwijs, wetenschap en technologische vooruitgang.
Samenlevingen die geen toegang hebben tot hoogwaardige educatie, moderne wetenschap en technologische innovaties, worden onvermijdelijk onderworpen aan de wil van buitenlandse mogendheden. Onwetendheid is een wapen dat door imperialisten wordt gebruikt om hele volkeren afhankelijk en onderdanig te houden. In veel landen van het Midden-Oosten en West-Azië ontbreekt een sterk nationalistisch bewustzijn, waardoor de deur openstaat voor verraders en collaborerende leiders die hun eigen volk uitleveren in ruil voor macht en rijkdom.

DE WREEDHEID VAN HET AMERIKAANSE IMPERIUM: GENOCIDE EN SYSTEMATISCHE MARTELINGEN
Niemand kan nog ontkennen dat de Verenigde Staten de grootste genocidepleger van onze tijd zijn. Een van de meest huiveringwekkende voorbeelden hiervan is wat zich tijdens de Amerikaanse bezetting van Irak afspeelde. Onder het commando van kolonel James Steele werden er systematische martelingen uitgevoerd op gevangenen. Deze wreedheden werden niet gepleegd door een paar ontspoorde soldaten, maar waren een bewust toegepast instrument van terreur en onderdrukking.
Dit is slechts één van de vele voorbeelden van hoe globale imperialisten met ijzeren vuist regeren over de verwoeste landen die zij als hun nieuwe koloniën beschouwen. Wie zich verzet, wordt vermalen door de machtigste en dodelijkste oorlogsmachines die de wereld ooit heeft gekend.De vraag is: hoe lang zal de wereld blijven zwijgen?

Beste lezers,
Terwijl ik mijn artikel had voltooid, ontving ik een nieuwe bijdrage van mijn broer Veyis Güngör.
Ik deel dit artikel ook graag met jullie.

De angst die door Europa waait met Trump…

Afgelopen weekend vond er een bijeenkomst plaats bij het Strategic Thinking Institute in Ankara, over “De betrekkingen tussen de VS en de EU tijdens het Trump-tijdperk”.
Tijdens deze bijeenkomst bespraken we, onder leiding van journalist Alper Tan, met Dr. Latif Çelik uit Duitsland, Mustafa Köker uit het Verenigd Koninkrijk en ikzelf uit Nederland, de impact van Trump’s verkiezing op Europa.

Graag wil ik een samenvatting delen van mijn toespraak over de perceptie van Trump in de Europese publieke opinie.

Ik heb mij tijdens mijn toespraak op drie hoofdpunten geconcentreerd:

  • De verborgen boodschappen in de toespraak van Trump op zijn eerste werkdag,

  • De toespraak van Trump in Davos,

  • De reacties van Europese maatschappelijke organisaties op Trump en zijn ideologie.

De verborgen boodschappen in Trump’s toespraak

Opvallend was dat Europa volledig ontbrak in de inaugurele rede van Trump, toen hij aantrad als de 47e president van de Verenigde Staten.
Hij sprak over Mexico, waarschuwde Panama en bedreigde China, maar Europa kwam niet ter sprake.

Zijn toespraak deed Europeanen denken aan het concept van White Christian Nationalism (Blank Christelijk Nationalisme). Dit gedachtegoed benadrukt de strijd tussen goed en kwaad, waarbij Trump en zijn aanhangers zichzelf als de overwinnaars beschouwen.

Voor Trump bestaan er geen politieke tegenstanders meer, alleen nog ‘vijanden’. Volgens hem zijn Amerikanen een uitverkoren volk, door God aangewezen om andere naties te inspireren. Er bestaan slechts twee geslachten: man en vrouw. De legitieme eigenaars van het land zijn blanke christenen. Meer christelijke symbolen zullen in de publieke ruimte zichtbaar zijn. En de verloren Amerikaanse trots moet worden herwonnen.

Europa moet zichzelf heruitvinden

Onlangs hield Trump een toespraak op het World Economic Forum (WEF) in Davos, via een videoverbinding. Hij verklaarde dat hij van Europa houdt en er veel vrienden heeft, maar dat de VS niet goed behandeld wordt. Trump bekritiseerde de handelsbarrières en boetes die de EU oplegt aan grote Amerikaanse technologiebedrijven.

Tijdens zijn toespraak in Davos benadrukte Trump dat de VS openstaat voor samenwerking en onderhandeling. Hij gaf aan bereid te zijn te praten over NAVO-normen, internationale belastingen en de aankoop van fossiele brandstoffen uit de VS.

Deze uitspraken werden gezien als een uitdaging aan zowel Europa als de rest van de wereld. De boodschap was duidelijk: Europa moet opnieuw nadenken over zijn positie in de wereld. Tot nu toe heeft Europa niet alleen geprofiteerd van zijn relatie met de VS, maar ook van de liberale wereldorde die Amerika na de Tweede Wereldoorlog heeft opgebouwd. President Trump vindt deze situatie echter onaanvaardbaar.

Europese maatschappelijke organisaties slaan alarm

Nu Trump opnieuw als president is aangetreden, verkeren Europese beleidsmakers in paniek, onzekerheid en verwarring. Tegelijkertijd is er binnen de Europese civil society een duidelijke mobilisatie zichtbaar.

De dag dat Trump zijn inaugurele rede hield, werd door velen bestempeld als een “donkere dag voor democratie en mensenrechten”. Er wordt benadrukt dat de benoeming van miljardair Elon Musk tot minister van de nieuw opgerichte “Ministerie van Overheidsefficiëntie” een ernstige bedreiging vormt voor de democratie.

Veel democratische organisaties en overheden verbreken hun banden met X (Twitter), een platform dat haatzaaiende en misleidende informatie verspreidt, politieke inmenging mogelijk maakt en de ondermijning van de democratische rechtsstaat faciliteert. Duizenden mensen en instellingen sluiten hun accounts af, als een vorm van verzet tegen de nieuwe Amerikaanse regering.

Zoals we kunnen zien, zorgt Trump’s terugkeer als president voor grote zorgen bij Europese beleidsmakers.

Een mogelijke economische oorlog, het verzwakken van de NAVO, een mogelijke terugtrekking van de VS uit Oekraïne en een steeds nauwer vervlochten Europa en VS baren grote zorgen. Het feit dat de VS Europa niet langer als een militaire en politieke bondgenoot ziet, maar als een economische concurrent, zou catastrofaal zijn voor Europa.

Trump’s beleid vormt een directe bedreiging voor de Europese welvaart.

YAVUZ NUFEL’DEN 61’İNCİ YIL MADALYASI, CORENDON’UN GENÇ DEHASI ATACAN USLU’YA…

YAVUZ NUFEL’DEN 61’İNCİ YIL MADALYASI, CORENDON’UN GENÇ DEHASI ATACAN USLU’YA…

Corendon Otelleri’nin genç ve dinamik genel müdürü Atacan Uslu, aldığı madalyanın sorumluluğunu en iyi şekilde taşıyacağını vurgulayarak, “Bugün benim için unutulmaz bir gün olacak” dedi.

Corendon’un yaratıcı ailesinin genç üyesi olan Atacan, yalnızca Hollanda’daki otellerin değil, aynı zamanda Antil Adaları’ndaki Curaçao Oteli’nin de genel müdürlüğünü üstleniyor.

Törene tesadüfen şahitlik eden biri olarak, hem bu özel anı fotoğraflamak hem de haberini kaleme almak benim için bir onurdu.

(Yazının Hollandacası haberin altında)
(Nederlandse versie is onderaan van het nieuws)

İKİNCİ HABER

Afbeelding met buitenshuis, voertuig, persoon, Landvoertuig Automatisch gegenereerde beschrijving
HOLLANDA’DA VEFAT EDEN TÜRK KÖKENLİ İKİ POLİS İÇİN MUHTEŞEM BİR TÖREN YAPILDI.

İKİ MERHUMU YÜZLERCE POLİS VE HALK SON YOLCULUĞA UĞURLADI. (En altta)

Afbeelding met tekst, overdekt, muur, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY’dan özel kareler ve anlatım:

Hollanda’da kalemi, sahnesi ve diliyle adeta bir ekol haline gelen şair-yazar Yavuz Nufel, topluma yaptığı katkılarla tanınan bir isim. İki hafta önce Rotterdam’ın Vlaardingen banliyösünde gerçekleştirdiği 600 kişilik muhteşem gösterisinde, toplum için önemli hizmetlerde bulunmuş 59 kişiye madalya takdim etmişti. Ancak, listede yer alan 60’ıncı kişi, Corendon’un kurucularından Atilay Uslu, o sırada Curaçao’da bulunduğu için madalyasını alamamıştı.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, person, tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Yapılan görüşmelerin ardından Atilay Uslu, madalyasının oğlu Atacan’a takdim edilmesini rica etti. Bu isteği geri çevirmeyen Yavuz Nufel, yola koyularak Corendon Oteli’ne geldi.

İşin ilginç yanı, ben de o gün sigortacı ve iş insanı Ethem Emre ile Corendon Otel’de buluşmuştum. Görüşmemiz sırasında salona giren Yavuz Nufel’i fark ettik. “Hayırdır, burada ne işin var?” diye sorduğumda, gülümseyerek yanıt verdi:

“Sorma abi, Atilay Bey’in madalyasını bir türlü teslim edememiştim. Şimdi bunu oğlu Atacan’a vermek için buradayım. Ama yolda gelirken düşündüm ki, Atacan gibi büyük bir gelecek vadeden biri, 61’inci yılda, 61’inci madalyayı hak ediyor. Yerinde bir karar değil mi?”

Yavuz Nufel’in bu kararı kesinlikle isabetliydi. Zira, Hollanda’daki üç Corendon Otel’in genel müdürlüğünü başarıyla sürdüren Atacan Uslu, şimdi de Curaçao’daki otelin yönetimini de üstlenmişti. Kendisi, Amsterdam’daki Kolej Oteli’ni restore ederek ona 5 yıldızlı statü kazandıran isim olarak da tanınıyor.

CORENDON AİLESİ: SANAT, KÜLTÜR VE BAŞARININ İZİNDE

Afbeelding met persoon, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

Corendon’un kurucusu Atilay Uslu ve ailesi, yalnızca turizm ve işletmecilik alanında değil, aynı zamanda sanat ve kültür sahasında da büyük başarılara imza atmış bir aile. Örneğin, büyük kız kardeş Meral Uslu, senarist ve yönetmen olarak pek çok değerli yapımda yer aldı. Diğer bir kız kardeş olan Günay Uslu ise akademik kariyeriyle göz kamaştırıyor.

Günay Uslu’nun eğitim geçmişine bakıldığında, onun tam anlamıyla bir bilgi ve öğrenme sevdalısı olduğu görülüyor. 1982-1985 yıllarında lise eğitimini tamamladıktan sonra, 1993 yılında Amsterdam Yüksekokulu’nda tarih öğretmenliği okumaya başladı. Ardından, 1996’da Amsterdam Üniversitesi’nde Hollanda Hukuku eğitimi aldı ve bu alanda diplomasını kazandı. 1997-2001 yılları arasında Amsterdam Üniversitesi’nde Kültür Bilimleri tahsilini tamamladı ve daha sonra Avrupa Kültür Tarihi üzerine çalışmalar yaptı.

Osmanlı tarihine duyduğu ilgi nedeniyle bir dönem Türkiye’ye giderek Osmanlı tarihi eğitimi de alan Günay Uslu, bireysel çabalarıyla Osmanlıca öğrenerek 2014 yılında “Osmanlı İmparatorluğu’nda Kültür Politikaları” konulu doktora tezini tamamladı. Bu çalışmasıyla Amsterdam Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı.

*Bugün, Günay Uslu şu önemli görevlerde bulunuyor:
*Amsterdam Üniversitesi’nde Kültür ve Tarih Araştırmacısı
*Amsterdam Eye Film Müzesi Konseyi Başkanı
*Lahey’deki Maurits Müzesi Danışma Kurulu Üyesi
*Rembrandt Derneği Danışma Kurulu Üyesi
*Leiden Üniversitesi’nde Hoşgörü Kürsüsü ve Allard Pierson Müzesi Danışma Kurulu Üyesi
*NIOD Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

Bunların yanı sıra, bir önceki Hollanda hükümetinde Kültür ve Eğitim’den sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapmış olan Günay Uslu, ağabeyi Atilay Uslu’nun iş yoğunluğu nedeniyle Corendon’un başına geçmek zorunda kalmış ve bakanlıktan istifa etmişti.

İşte, Atacan Uslu da böyle güçlü ve vizyoner bir ailenin üyesi olarak büyük sorumluluklar üstleniyor ve kendi başarısına başarı katıyor.

Türk iş gücünün Hollanda’ya göçünün 60’ıncı yılı nedeniyle verilen madalyaların 61’incisini almaya hak kazanan Atacan Uslu’nun ödül anını fotoğraflamak da bana nasip oldu.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, person Automatisch gegenereerde beschrijvingFotoğrafta, Yavuz Nufel’in 61’inci madalyayı Atacan’a takdim ettiği an (soldaki kare) ve madalyasıyla poz veren Atacan (sağdaki kare) yer alıyor.

Atacan Uslu, aldığı madalyanın sorumluluğunu en iyi şekilde taşıyacağını vurgulayarak, “Bugün benim için unutulmaz bir gün olacak” dedi.

                                              *************************

YAVUZ NUFEL REIKT DE 61STE JAARMEDAILLE UIT AAN CORENDON’S JONGE GENIE ATACAN USLU…

De jonge en dynamische algemeen directeur van Corendon Hotels, Atacan Uslu, benadrukte dat hij de verantwoordelijkheid van de ontvangen medaille op de beste manier zal dragen en zei: “Vandaag wordt een onvergetelijke dag voor mij.”

Als jong lid van de creatieve Corendon-familie is Atacan niet alleen de algemeen directeur van de hotels in Nederland, maar ook van het Curaçao Hotel op de Antillen.

Als toevallige getuige van de ceremonie was het voor mij een eer om zowel dit speciale moment vast te leggen als er verslag van te doen.

Afbeelding met tekst, overdekt, muur, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Speciale beelden en verslag van İlhan KARAÇAY:

Dichter en schrijver Yavuz Nufel, die in Nederland met zijn pen, podium en taal een ware school vormt, is bekend om zijn bijdragen aan de samenleving. Twee weken geleden reikte hij tijdens zijn spectaculaire show voor 600 mensen in de Rotterdamse voorstad Vlaardingen medailles uit aan 59 personen die belangrijke diensten voor de samenleving hebben verleend. Echter, de 60e persoon op de lijst, Atilay Uslu, een van de oprichters van Corendon, kon zijn medaille niet in ontvangst nemen omdat hij op dat moment in Curaçao was.

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, person, tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Na overleg verzocht Atilay Uslu dat zijn medaille aan zijn zoon Atacan zou worden uitgereikt. Yavuz Nufel wees dit verzoek niet af en begaf zich naar het Corendon Hotel.

Het toeval wilde dat ik die dag in het Corendon Hotel een afspraak had met verzekeraar en zakenman Ethem Emre. Tijdens onze bijeenkomst zagen we Yavuz Nufel de zaal binnenkomen. Toen ik vroeg: “Wat doe jij hier?”, antwoordde hij glimlachend:

“Vraag het niet, broer, ik kon de medaille van meneer Atilay maar niet overhandigen. Nu ben ik hier om deze aan zijn zoon Atacan te geven. Maar onderweg bedacht ik dat iemand zoals Atacan, die een grote toekomst voor zich heeft, de 61ste medaille verdient in het 61ste jaar. Een passende beslissing, toch?”

De beslissing van Yavuz Nufel was absoluut terecht. Atacan Uslu, die met succes de algemene directie van drie Corendon Hotels in Nederland leidt, heeft nu ook de leiding over het hotel in Curaçao op zich genomen. Hij staat tevens bekend als de persoon die het College Hotel in Amsterdam heeft gerenoveerd en de vijfsterrenstatus heeft gegeven.

CORENDON-FAMILIE: IN HET SPOOR VAN KUNST, CULTUUR EN SUCCES

Afbeelding met persoon, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

De oprichter van Corendon, Atilay Uslu, en zijn familie hebben niet alleen in de toerisme- en horecasector, maar ook op het gebied van kunst en cultuur grote successen behaald. Zo heeft de oudste zus, Meral Uslu, als scenarioschrijver en regisseur aan veel waardevolle producties meegewerkt. Een andere zus, Günay Uslu, blinkt uit in haar academische carrière.

Wanneer we kijken naar de academische achtergrond van Günay Uslu, zien we dat zij een ware liefhebber van kennis en leren is. Na haar middelbare schoolopleiding tussen 1982 en 1985 begon ze in 1993 aan de lerarenopleiding geschiedenis aan de Hogeschool van Amsterdam. In 1996 behaalde ze haar diploma Nederlands Recht aan de Universiteit van Amsterdam. Tussen 1997 en 2001 studeerde ze Cultuurwetenschappen aan dezelfde universiteit en later specialiseerde ze zich in de Europese Cultuurgeschiedenis.

Door haar interesse in de Ottomaanse geschiedenis reisde Günay Uslu enige tijd naar Turkije om zich hierin verder te verdiepen en leerde zij op eigen kracht Ottomaans. In 2014 voltooide ze haar proefschrift getiteld “Cultuurbeleid in het Ottomaanse Rijk” en behaalde zij haar doctorstitel aan de Universiteit van Amsterdam.

Vandaag de dag bekleedt Günay Uslu de volgende belangrijke functies:

*Onderzoeker in Cultuur en Geschiedenis aan de Universiteit van Amsterdam
*Voorzitter van de Raad van het Eye Film Museum in Amsterdam
*Lid van de Adviesraad van het Mauritshuis in Den Haag
*Lid van de Adviesraad van de Rembrandt Vereniging
*Lid van de Leerstoel Tolerantie en de Adviesraad van het Allard Pierson Museum aan de Universiteit Leiden
*Bestuurslid van de NIOD Stichting

Daarnaast was Günay Uslu in de vorige Nederlandse regering Staatssecretaris voor Cultuur en Onderwijs. Zij moest echter haar functie neerleggen om vanwege de drukke werkzaamheden van haar broer Atilay Uslu de leiding over Corendon op zich te nemen.

Ook Atacan Uslu, als lid van zo’n sterke en visionaire familie, draagt grote verantwoordelijkheden en voegt steeds meer successen toe aan zijn carrière.

Als ontvanger van de 61ste medaille, die werd uitgereikt ter gelegenheid van het 60-jarig bestaan van de Turkse arbeidsmigratie naar Nederland, was ik vereerd om dit bijzondere moment vast te leggen.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Op de foto is te zien hoe Yavuz Nufel de 61ste medaille overhandigt aan Atacan (linkerkader) en Atacan poseert met zijn medaille (rechterkader).

Atacan Uslu benadrukte dat hij de verantwoordelijkheid van de ontvangen medaille op de beste manier zal dragen en zei: “Vandaag wordt een onvergetelijke dag voor mij.”

                                                     **********************

Afbeelding met persoon, buitenshuis, kleding, voertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

HOLLANDA’DA VEFAT EDEN TÜRK KÖKENLİ İKİ POLİS İÇİN MUHTEŞEM BİR TÖREN YAPILDI.

İKİ MERHUMU YÜZLERCE POLİS VE HALK SON
Y
OLCULUĞA UĞURLADI.

“In Nederland werd een prachtige ceremonie gehouden voor twee politieagenten van Turkse afkomst die zijn overleden.”
“Honderden agenten en burgers namen afscheid van de twee overledenen.”

Konuyla ilgili olarak daha önce yayınladım haber:
(Eerder gepubliceerd nieuws over dit onderwerp:)

HOLLANDA’DA İKİ TÜRK KÖKENLİ POLİSİN ÖLÜMÜ ÜZÜNTÜ YARATTI

Aynı karakolda görevli Yusuf Öztaş ve Necdet Tuluk’un 24 saat ara ile ölümünden sonra bayraklar yarıya indi.

Meslektaşları, öleceği bilinen Yusuf Öztaş’ın ailesini görebilmesi için, Türkiye seyahatini bir yardım kampanyası ile gerçekleştirmişti.

(Haberin Hollandacası en altta. Nederlandse versie is onderaan)

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY’ın haberi

ENSCHEDE,- Hollanda’nın, Almanya’ya sınır olan Enschede kentinde aynı karakolda görev yapan iki Türk kökenli’nin 24 saat ara ile vefatları büyük üzüntü yarattı.
Geçtiğimiz Cuma günü 59 yaşındaki Necdet Tuluk’un ölüm haberinden 24 saat geçmeden, 51 yaşındaki Yusuf Öztaş’ın ölüm haberi geldi.
Meslektaşlarını çok üzen bu ölümler nedeniyle polis teşkilatındaki bayraklar yarıya indirildi.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Necdet Tuluk, Enschede’de polislik kariyerine sokak devriye memuru olarak başladı. Twente bölgesinde farklı görevlerde bulundu ve bir süre Zwolle’de çalıştı. Son yıllarda ise Enschede’de, temel ekipte mahalle operasyon uzmanı olarak görev yapıyordu. Birkaç hafta önce ciddi bir hastalığa yakalandığını öğrendi. Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış olan Tuluk, kısa süren hastalığın ardından vefat etti.

Meslektaşları Tuluk için, “Teşkilatına ve topluma duyduğu samimi bağlılık onu özel kılan özelliklerden biriydi. Harika bir bağlantı kurma yeteneği vardı. İnsanları bir araya getirmek, bilgi paylaşmak ve başkaları için fırsatlar yaratmak onun hayatındaki en önemli şeylerden biriydi.” diyorlar.

Afbeelding met persoon, boom, buitenshuis, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Meslektaşları tarafından “kalbi polislik için atan bir adam” olarak tanımlanan Yusuf Oztas da, bir süre önce ağır bir hastalığa yakalandığını öğrendi. Amansız hastalıktan kurtulamayarak vefat eden Öztaş için arkadaşları şu bildiriyi yayınladılar:

Afbeelding met persoon, kleding, person, vrouw Automatisch gegenereerde beschrijving

“ Bu sabah, büyük bir üzüntüyle meslektaşımız Yusuf Öztaş’ın gece yarısından kısa bir süre önce hayatını kaybettiğini öğrendik. Yusuf Öztaş, Enschede’deki temel polis ekibimizde mahalle polisi olarak görev yapıyordu ve sadece 51 yaşındaydı.

Bir süre önce Yusuf’a ciddi bir hastalık teşhisi konmuştu. Hastalığı süresince mücadeleci bir ruh sergiledi ve asla pes etmek istemedi. Her zaman olumlu bir bakış açısına sahipti ve geleceğe umutla bakıyordu.

Yusuf, tam anlamıyla kalpten bir polis memuruydu. Her zaman Enschede’deki mahallesi ve sakinleri için hazırdı, aynı zamanda meslektaşları için de. Ona bir konuda yardım için başvurduğunuzda asla geri çevirmezdi. Başkaları hakkında kötü konuştuğunu hiç duymadık. İnsanların içindeki iyiliği görme yeteneğine sahipti ve çevresindeki herkese samimi bir ilgi gösterirdi.

Nezaketi ve yardımseverliği onu hepimiz için özel kılıyordu. Bu, Yusuf’un 50. yaş gününde de açıkça görülmüştü. O gün, iş arkadaşları, ailesi, tanıdıkları ve mahalledeki iş birlikçileri onun için mahalle merkezinde bir onur geçidi oluşturmuştu. Bu, onun mahallesine ve insanlarına nasıl bağlı olduğunu ve nasıl takdir edildiğini gösteren anlamlı bir jestti. Aynı şekilde, geçen yıl hastalığı duyulduğunda, yakın meslektaşları onun için bir bağış kampanyası başlatmıştı.

Düşüncelerimiz eşi, çocukları, ailesi ve sevdikleriyle. Bu zor zamanda onlara güç ve sabır diliyoruz.
Yusuf’u çok özleyeceğiz, onu asla unutmayacağız.”

Afbeelding met persoon, kleding, groep, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

YUSUF İÇİN YARDIM KAMPANYASI YAPILMIŞTI

Yusuf, ailesiyle birlikte son bir kez Türkiye’ye gitme hayalinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Ancak, polisin ‘Mavi Aile’ olarak adlandırdığı bir oluşum, onu yalnız bırakmadı.

Meslektaşları Erna de Witte ve Niels Euren, gizlice bir bağış kampanyası düzenledi. Bir polis memuru şöyle dedi: “Yusuf için bir sonraki yılın gelip gelmeyeceği belli değil, bu yüzden hemen harekete geçtik.”

Yusuf’un savaşçı ruhunu bilen arkadaşları, ona destek olmanın tam zamanı olduğunu düşündüler. Türkiye’de iki kemoterapi tedavisi görmüş ve bu tedaviler sayesinde acıları bir nebze olsun hafiflemişti. Ancak yolculuğun hemen yapılması gerektiği açıktı.

Onun ne kadar sevildiğini gösteren bir gelişme daha yaşandı: Kısa sürede 7.000 Euro’dan fazla bağış toplandı. Bu para, Yusuf ve ailesinin güzel anılar biriktirebileceği bir tatil yapmasını sağlayacak. Meslektaşı Erna de Witte, “Bu onun için yeterli bir miktar,” dedi.

Yusuf’a yardım haberi şöyle verilmişti: Polis merkezine kahve içmek için davet edilen Yusuf, bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştı. İçeri girdiğinde çok sayıda meslektaşını ve iki haftalık torunu da dahil olmak üzere ailesini görünce şaşkınlığı daha da arttı.
Ama en büyük sürpriz, meslektaşları Erna de Witte ve Niels Euren’in ona seyahat çeki vermesiyle yaşandı. Bu, onun için unutulmaz bir an oldu.
Yusuf’a yalnızca meslektaşları değil, çalıştığı mahallenin sakinleri de destek oldu. Enschede Belediyesi çalışanları, mahalle koçları, Alifa sosyal yardım kuruluşu, Mahalle Konseyi, yerel işletmeler ve alışveriş merkezinin güvenlik görevlileri de bağış yaptı.
Bu, Yusuf’un ne kadar sevildiğini gösteren en büyük kanıtlardan biriydi. O, her zaman başkalarına yardım eden bir polis olarak tanınıyordu.
Duygularını dile getiren Yusuf, bağışların en iyi şekilde değerlendirileceğini söyledi ve mücadeleye devam edeceğini belirtti: “Böyle meslektaşlara sahip olduğum için çok mutluyum!”

Afbeelding met persoon, kleding, vrouw, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Yusuf’a yalnızca meslektaşları değil, çalıştığı mahallenin sakinleri de destek oldu. Enschede Belediyesi çalışanları, mahalle koçları, Alifa sosyal yardım kuruluşu, Mahalle Konseyi, yerel işletmeler ve alışveriş merkezinin güvenlik görevlileri de bağış yaptı.

Bu, Yusuf’un ne kadar sevildiğini gösteren en büyük kanıtlardan biriydi. O, her zaman başkalarına yardım eden bir polis olarak tanınıyordu.

Duygularını dile getiren Yusuf, bağışların en iyi şekilde değerlendirileceğini söyledi ve mücadeleye devam edeceğini belirtmişti: “Böyle meslektaşlara sahip olduğum için çok mutluyum!”

TWEE POLITIEAGENTEN VAN TURKSE AFKOMST OVERLEDEN IN NEDERLAND: GROOT VERDRIET

Na het overlijden van Yusuf Öztaş en Necdet Tuluk, die in hetzelfde politiebureau werkten, binnen 24 uur na elkaar, werden de vlaggen halfstok gehangen.

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY’s reportage

ENSCHEDE,- In de Nederlandse stad Enschede, grenzend aan Duitsland, heeft het overlijden van twee politieagenten van Turkse afkomst binnen 24 uur veel verdriet veroorzaakt. Afgelopen vrijdag overleed de 59-jarige Necdet Tuluk en slechts 24 uur later werd het overlijden van de 51-jarige Yusuf Öztaş bekendgemaakt. Door deze tragische gebeurtenissen werden de vlaggen op het politiebureau halfstok gehangen.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Necdet Tuluk begon zijn politieloopbaan als straatpatrouilleagent in Enschede. Hij werkte in verschillende functies in de regio Twente en was enige tijd werkzaam in Zwolle. In de laatste jaren werkte hij als wijkoperatiespecialist binnen het basisteam in Enschede. Een paar weken geleden werd bij hem een ernstige ziekte vastgesteld. Omdat de ziekte ongeneeslijk bleek te zijn, overleed Tuluk na een korte periode van ziekte.

Zijn collega’s omschrijven hem als een toegewijde agent met een sterke betrokkenheid bij zowel het korps als de samenleving. “Hij had een groot talent om mensen te verbinden, informatie te delen en kansen voor anderen te creëren. Dat was het belangrijkste in zijn leven.”

Afbeelding met persoon, boom, buitenshuis, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Ook Yusuf Öztaş, door zijn collega’s omschreven als “een man wiens hart klopte voor het politiewerk”, werd een tijdje geleden gediagnosticeerd met een ernstige ziekte. Ondanks zijn vechtlust kon hij de ziekte niet overwinnen en overleed hij. Zijn collega’s brachten de volgende verklaring uit:

Afbeelding met persoon, kleding, person, vrouw Automatisch gegenereerde beschrijving

“We zijn diep bedroefd om het overlijden van onze collega Yusuf Öztaş, die kort na middernacht is overleden. Yusuf was wijkagent bij ons basisteam in Enschede en slechts 51 jaar oud.

Enkele maanden geleden werd bij hem een ernstige ziekte vastgesteld. Tijdens zijn ziekteperiode bleef hij vechten en wilde hij nooit opgeven. Hij bleef altijd positief en keek hoopvol naar de toekomst. Yusuf was een agent met een groot hart. Hij stond altijd klaar voor zijn wijk en bewoners, maar ook voor zijn collega’s. Wanneer je hem om hulp vroeg, zei hij nooit nee. We hebben hem nooit slecht over anderen horen spreken. Hij had de gave om het goede in mensen te zien en toonde altijd oprechte interesse in iedereen om hem heen.

Zijn vriendelijkheid en behulpzaamheid maakten hem speciaal voor ons allemaal. Dit bleek ook op zijn 50e verjaardag, toen collega’s, familie, bekenden en samenwerkingspartners uit de wijk een erehaag voor hem vormden. Dit gebaar toonde hoezeer hij gewaardeerd werd en hoe verbonden hij was met zijn wijk en de mensen daar. Eveneens, toen vorig jaar bekend werd dat hij ziek was, startten zijn naaste collega’s een inzamelingsactie voor hem.

Onze gedachten zijn bij zijn vrouw, kinderen, familie en dierbaren. We wensen hen veel kracht en geduld in deze moeilijke tijd. We zullen Yusuf enorm missen en hem nooit vergeten.”

Afbeelding met persoon, kleding, groep, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Inzamelingsactie voor Yusuf

Yusuf moest zijn droom om nog één keer met zijn familie naar Turkije te reizen opgeven. Maar de politieorganisatie, die zichzelf de ‘Blauwe Familie’ noemt, liet hem niet in de steek.

Collega’s Erna de Witte en Niels Euren organiseerden in het geheim een inzamelingsactie. Een politieagent zei: “Het was onzeker of Yusuf nog een volgend jaar zou halen, dus we moesten snel handelen.”

Zijn vrienden, die wisten hoe strijdlustig Yusuf was, vonden het belangrijk om hem juist op dat moment te steunen. In Turkije onderging hij twee chemobehandelingen, die zijn pijn enigszins verlichtten. Maar het was duidelijk dat de reis onmiddellijk moest plaatsvinden.

Een ander teken van hoe geliefd Yusuf was: binnen korte tijd werd meer dan €7.000 ingezameld. Dit bedrag stelde hem en zijn familie in staat om mooie herinneringen te maken tijdens een vakantie. Zijn collega Erna de Witte zei: “Dit bedrag is genoeg voor hem.”

De verrassing werd op een bijzondere manier aan Yusuf bekendgemaakt. Hij was uitgenodigd voor een kop koffie op het politiebureau, maar begon argwaan te krijgen. Toen hij binnenkwam en daar veel collega’s en zijn familie, inclusief zijn twee weken oude kleinkind, zag, werd zijn verrassing nog groter.

Maar het grootste moment kwam toen zijn collega’s Erna de Witte en Niels Euren hem een reischeque overhandigden. Dit was een onvergetelijk moment voor hem.

Afbeelding met persoon, kleding, vrouw, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Niet alleen zijn collega’s, maar ook de bewoners uit de wijk waarin hij werkte, steunden Yusuf. Medewerkers van de gemeente Enschede, wijkcoaches, de welzijnsorganisatie Alifa, de Wijkraad, lokale ondernemers en beveiligers van het winkelcentrum droegen bij aan de inzamelingsactie.

Dit was een van de grootste bewijzen van hoe geliefd Yusuf was. Hij stond bekend als een agent die altijd klaarstond om anderen te helpen.

Yusuf sprak zijn gevoelens uit en beloofde dat de donaties goed besteed zouden worden. Hij zei strijdvaardig: “Ik ben zo blij dat ik zulke collega’s heb!”

 

KUZEY HOLLANDA EMNiYET GENEL MÜDÜRÜ HAMİT KARAKUŞ: KIRŞEHİR’DEN HOLLANDA’YA UZANAN BAŞARI HİKÂYESİ

KUZEY HOLLANDA EMNiYET GENEL MÜDÜRÜ HAMİT KARAKUŞ: KIRŞEHİR’DEN HOLLANDA’YA UZANAN BAŞARI HİKÂYESİ

Kırşehir’den Hollanda’ya göç eden ve yıllar içinde polislikten senatörlüğe, belediye başkan yardımcılığından emniyet genel müdürlüğüne kadar birçok önemli göreve gelen Hamit Karakuş, başarı dolu kariyeriyle dikkat çekiyor.

Göçmen bir ailenin ferdi olarak başladığı hayat yolculuğunda elde ettiği bu önemli unvanlarla Hollanda’da hem Türk toplumu hem de yerel halk için bir ilham kaynağı olan Karakuş, düzenlediği basın toplantısında tecrübelerini ve geleceğe dair vizyonunu paylaştı.

Haarlem’deki basın toplantısında, polis ile halkın bütünleşmesi ve Türk gençlerinin polis teşkilatına katılım perspektifi ele alındı.

(Haberin Hollandacası en altta. Nederlandse versie van het bericht is onderaan.)

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da çeşitli rütbeler ile topluma hizmet etmeye devam eden Hamit Karakuş, son olarak kazandığı ‘Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü’ sıfatı ile bir basın toplantısı düzenledi.
Haarlem’deki polis merkezinde düzenlenen öğle yemekli basın toplantısı konusuna girmeden önce, Kırşehir’den Hollanda’ya uzanan başarı hikâyesine değinmek istiyorum.

Sadece Hollanda’da değil, tüm Avrupa’da, ‘Türkler uyum sağlayamıyor’ iddiasını savuran bilgisizlere tokat gibi cevap:
Bu güne kadar Hollanda’ya, 20 milletvekili, 2 senatör, 15 İl Genel Meclisi Üyesi, 500’ü aşkın Belediye Meclis Üyesi, Devlet Daireleri ve Holdinglerde onlarca üst düzey yönetici ve yüzlerce doktor, avukat, mühendis, yüzlerce işadamı ve binlerce esnaf kazandırdık.

Kırşehir’de doğup, Rotterdam kentinin Steenwijk semtinde yaşamını sürdüren, 1988’de Gelderland Polis Okulu’ndan mezun ilk Türk olan Karakuş, 10 yıl polislik yaptıktan sonra atıldığı siyasette debir ilki başardı. İşçi Partisi’nden (PvdA) siyasete giren Karakuş’un yeteneğini fark eden parti yöneticileri, O’nu Rotterdam İl Başkan Yardımcısı yaptılar. Karakuş daha sonra Rotterdam Belediye Meclis üyesi, ardından da Belediye Başkan Yardımcısı oldu.

Afbeelding met kleding, persoon, pak, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Karakuş, 2006-2014 yıllarında tam sekiz yıl Konut Yapı Geliştirme ve Ekonomi’den sorumlu Belediye Başkan Yardımcılığı yaptı. Kendi gözetiminde yapılan ‘Pazar Yeri’,
‘de Rotterdam’, ‘Crooswijk’, ‘Timmerhuis’
gibi projelerden başka, Katendrecht bölgesinin modernleştirilmesi ile göze giren Karakuş, ‘Lokoburgemeester’ sıfatı ile, Belediye Başkanı’nın olmadığı zamanlarda Başkanlık koltuğuna oturuyordu.

Afbeelding met kleding, persoon, overdekt, meubels Automatisch gegenereerde beschrijving

Yapılan seçimlerde senatoya giremeyen Karakuş yedek üyelikte beklerken, kendi partisinden Jopie Nooren önceki gün görevi bırakınca asil üyeliğe geçti. Karakuş, daha önce aynı ünvanı kazanmış olan Düzgün Yıldırım’dan sonra, ‘Türk asıllı ikinci Senatör’ olmayı başarmış oldu.

… VE EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ:

Karakuş, Eylül 2023’te Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü olarak atandığı görevine başladığı zaman bir ilke daha imza atmış aldu. Karakuş, “Heyecanlı ve mutluyum. Artık yeni görevime başladım. Toplumun huzuru ve güvenliği için ne gerekiyorsa onu yapacağımdan emin olabilirsiniz” demişti.

                       BASIN TOPLANTISI

Afbeelding met persoon, kleding, overdekt, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Amsterdam, Haarlem, Zaandam, Alkmaar ve Schiphol Havalimanı olmak üzere, Kuzey Hollanda bölgesinin Emniyet Genel Müdürü olan Karakuş, Türk medya mensupları ile bir toplantı yapmanın çok yararlı olacağı düşüncesiyle, dünkü toplantıyı gerçekleştirdi.
4 bin polise liderlik yapmakta olan Karakuş, her zaman olduğu gibi, yine mütevazılığını sürdürüyor.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Emniyet Genel Müdürü Hamit Karakuş (solda) sokakta bir polis memuru ile…

Hamit Karakuşu’un, Genel müdür ünvanına veya makamına rağmen, sürekli olarak polis kıyafetini giymesi ve düşük rütbeli çalışanlarla senli benli konuşması, kendini onlardan ayrı görmemesi, sahada bulunmayı ve doğrudan çalışanlarıyla iletişim kurmayı tercih etmesi, hiyerarşiyi katı kurallar bütünü olarak görmeyip, daha esnek bir yönetim tarzı benimsemiş olması, çalışanların motivasyonunu artırıyor ve onların kendilerini daha değerli hissetmelerini sağlıyor.

Afbeelding met kleding, persoon, tekst, person Automatisch gegenereerde beschrijvingHaarlem’deki basın toplantısına, Genel Müdür Hamit Karakuş’un yanında, yine bir Türk kökenli olan, Proje Lideri Ümit Aygün, İşe Alım ve Seçim Müdürü Jurgen Haringa, Medya ve Tanıtım Koordinatörü Roderick de Veen, İletişim Danışmanı Saskia Hinssen, Sosyal Medya Rejisörü Danielle Stecher eşlik ettiler.

Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü Hamit Karakuş, yaptığı konuşmada, bölgedeki güvenlik, medya ile ilişkiler ve halkın polisle olan bağını güçlendirme üzerine yoğunlaştı.
Karakuş, bu çerçevede aşağıdaki konulara değindi:

*Halkın polise olan güvenini artırmaya yönelik projeler
*Azınlık gruplar ve göçmen topluluklarla ilişkilerin iyileştirilmesi
*Polis teşkilatının daha şeffaf ve erişilebilir hale getirilmesi
*Organize suç örgütlerine yönelik çalışmalar
*Uyuşturucu ve çete suçlarıyla mücadele
*Suç oranlarını düşürmek için yeni güvenlik stratejileri
*Basın ile daha şeffaf ve etkili bir iş birliği kurma
*Medyada polis çalışmalarının doğru yansıtılması
*Kamuoyunu bilinçlendirme kampanyaları
*Polis teşkilatında yapay zeka ve büyük veri kullanımı
*Dijital suçlarla mücadele (siber güvenlik, internet üzerinden işlenen suçlar)
*Güvenlik kameraları ve akıllı şehir uygulamaları
*Gençlerin suça itilmesini önlemek için sosyal projeler
*Eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği
*Gençler için rehabilitasyon ve yönlendirme programları
*Aile içi şiddetle mücadele politikaları
*Kadın ve çocukları korumaya yönelik özel birimler
*Toplumsal farkındalığı artıracak projeler
*Diğer Avrupa ülkeleriyle güvenlik iş birlikleri
*Hollanda’daki yabancı topluluklarla daha iyi entegrasyon çalışmaları
*Sınır ötesi suçlarla mücadelede ortak operasyonlar

SİNEVİZYON GÖSTERİSİ

 Afbeelding met tekst, schermopname, persoon, Website Automatisch gegenereerde beschrijving

Karakuş’un konuşmasından sonra, sinevizyon gösterimi ile şu konulara değinildi:

Biz herkes için ve herkesin polisi olarak varız.
Polis teşkilatına olan güveni tüm vatandaşlar nezdinde artırmak istiyoruz.
Tüm vatandaşları, güvenlik ve kamu düzeni konularındaki çalışmalarımız hakkında objektif ve gerçekçi bir şekilde bilgilendirmek istiyoruz.
Vatandaşların fikir katkısına ihtiyacımız var, örneğin soruşturma çalışmalarımızda.
İşveren olarak, yeni meslektaşların çeşitlilik gösterdiği bir işe alım sürecini teşvik etmeyi hedefliyoruz.
Polise olan güveni güçlendirmek
Bölgedeki herkes için var olduğumuzu göstermek: çevrimiçi olarak da
Mesleğimiz gereği, Noord-Holland’daki güvenliği sağladığımızı göstermek
Bunu vatandaşlarla birlikte yapıyoruz: tanık çağrıları

7 GÜN 24 SAAT ULAŞILABİLİR
İki sözcü, bir danışman, bir koordinatör ve bir editör. (mesai saatleri içinde)
Sözcülük için nöbet hizmetleri.
Sözcülük, medya ilişkilerinin sürdürülmesi, basın bültenleri ve web hizmetleri.
Kriz durumlarında çevresel analiz.

BİZ MEDYACILARA SORULAR
Medya şirketleriniz için hangi medya haberleri ilginçtir ve bizim için, polis olarak, hangileri önemlidir?
İçerik stratejilerimizi (yeni) medya kullanımıyla nasıl güçlendirebiliriz?
İlişki kurmak için birbirimizden neye ihtiyacımız var?
Medya şirketiniz içeriklerin kendi kanallarında yayınlanması için hangi kriterleri uyguluyor?
Hedef kitlenize ulaşmamızı nasıl sağlayabiliriz?

Daha sonra diğer Türk kökenli müdür Ümit Aygün ve İşe Alım ve Seçim Müdürü Jurgen Haringa, çalışmaları hakkında bilgi verdiler. Medya ve Tanıtım Koordinatörü Roderick de Veen de, medya ile yapacakları ilişkiler hakkında bilgi verdi.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving Toplantıdan sonra yukarıdaki ve aşağıdaki hatıra fotoğrafları çekildi.

Afbeelding met persoon, kleding, person, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving

              ***********************************

NOORD-HOLLAND POLITIECHEF HAMİT KARAKUŞ: EEN SUCCESVERHAAL VAN KIRŞEHİR NAAR NEDERLAND

Hamit Karakuş, die vanuit Kırşehir naar Nederland migreerde en in de loop der jaren verschillende prominente functies bekleedde – van politieagent tot senator, van loco-burgemeester tot politiechef – trekt de aandacht met zijn succesvolle carrière.

Als lid van een migrantenfamilie heeft Karakuş met zijn indrukwekkende titels niet alleen de Turkse gemeenschap in Nederland geïnspireerd, maar ook de lokale bevolking. Tijdens een persconferentie deelde hij zijn ervaringen en visie op de toekomst.

Tijdens de persconferentie in Haarlem werd de integratie tussen de politie en de samenleving besproken, evenals het perspectief op de deelname van Turkse jongeren aan het politiekorps.

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving
Verslag door İlhan KARAÇAY:

Hamit Karakuş, die met verschillende rangen in Nederland de samenleving blijft dienen, hield onlangs een persconferentie nadat hij werd benoemd tot ‘Noord-Holland Politiechef’.

Voordat ik inga op de onderwerpen van de perslunch die werd gehouden in het politiebureau van Haarlem, wil ik eerst zijn succesverhaal belichten, dat reikt van Kırşehir tot Nederland.

Niet alleen in Nederland, maar in heel Europa is het antwoord op degenen die beweren dat ‘Turken zich niet kunnen integreren’ als een klap in het gezicht van onwetendheid:

Tot op heden heeft Nederland 20 Turkse Kamerleden, 2 senatoren, 15 leden van de Provinciale Staten, meer dan 500 gemeenteraadsleden, tientallen topmanagers in overheidsinstellingen en bedrijven, evenals honderden artsen, advocaten, ingenieurs, zakenmensen en duizenden ondernemers voortgebracht.

Geboren in Kırşehir en woonachtig in de wijk Steenwijk in Rotterdam, werd Karakuş in 1988 de eerste Turkse afgestudeerde van de Politieacademie in Gelderland. Na tien jaar als politieagent te hebben gewerkt, zette hij zijn eerste stap in de politiek.

Zijn talent werd snel opgemerkt door de bestuurders van de Partij van de Arbeid (PvdA), die hem benoemden tot vicevoorzitter van de partijafdeling Rotterdam. Vervolgens werd Karakuş gemeenteraadslid in Rotterdam en later loco-burgemeester.

Afbeelding met kleding, persoon, pak, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Tussen 2006 en 2014 was hij acht jaar lang verantwoordelijk voor de portefeuille Woningbouwontwikkeling en Economie als loco-burgemeester. Onder zijn supervisie werden projecten gerealiseerd zoals ‘Pazar Yeri’, ‘de Rotterdam’, ‘Crooswijk’ en ‘Timmerhuis’. Ook maakte hij naam met de modernisering van de wijk Katendrecht.

Dankzij zijn rol als ‘Lokoburgemeester’ nam Karakuş bij afwezigheid van de burgemeester diens taken tijdelijk over.

Afbeelding met kleding, persoon, overdekt, meubels Automatisch gegenereerde beschrijving

VIER JAAR NA DE VERKIEZINGEN: KARAKUŞ IN DE SENAAT

Vier jaar geleden slaagde Hamit Karakuş er niet in om een zetel in de Eerste Kamer te bemachtigen. Terwijl hij op de lijst als reserve stond, werd hij onlangs volwaardig lid nadat zijn partijgenoot Jopie Nooren haar functie neerlegde. Karakuş werd daarmee, na Düzgün Yıldırım, de tweede senator van Turkse afkomst in Nederland.

… EN DE AANSTELLING ALS POLITIECHEF

In september 2023 schreef Karakuş opnieuw geschiedenis door te worden benoemd tot Politiechef van Noord-Holland. Bij zijn aantreden verklaarde hij: “Ik ben enthousiast en gelukkig. Ik ben nu officieel begonnen met mijn nieuwe functie. U kunt ervan op aan dat ik alles zal doen wat nodig is voor de veiligheid en rust in onze samenleving.”

             DE PERSCONFERENTIE

Afbeelding met persoon, kleding, overdekt, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Als politiechef van Noord-Holland, die onder andere verantwoordelijk is voor Amsterdam, Haarlem, Zaandam, Alkmaar en Schiphol, vond Karakuş het belangrijk om in dialoog te gaan met de Turkse media. Daarom organiseerde hij gisteren een persbijeenkomst.

Afbeelding met tekst, kleding, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Directeur-generaal Veiligheid Hamit Karakuş (links) met een politieagent op straat…

Met leiding over 4.000 politieagenten blijft Karakuş ondanks zijn hoge functie een bescheiden leider. Zijn keuze om consequent in politie-uniform te verschijnen, openlijk en informeel te communiceren met medewerkers van lagere rangen, actief in het veld te blijven en direct contact te onderhouden met zijn teamleden, draagt bij aan een motiverende en waarderende werkomgeving. Hij ziet hiërarchie niet als een rigide systeem, maar als een flexibele managementstijl die de samenwerking en prestaties van zijn team ten goede komt.

Afbeelding met kleding, persoon, tekst, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Aan de persbijeenkomst in Haarlem namen, naast Politiechef Hamit Karakuş, ook de volgende personen deel: Ümit Aygün (Projectleider, van Turkse afkomst), Jurgen Haringa (Hoofd Werving en Selectie), Roderick de Veen (Coördinator Media en Public Relations), Saskia Hinssen (Communicatieadviseur), Danielle Stecher (Regisseur Sociale Media)

Tijdens zijn toespraak richtte Karakuş zich op de veiligheid in de regio, de relaties met de media en het versterken van de band tussen de politie en de samenleving.

Hij besprak onder andere de volgende onderwerpen:
Projecten om het vertrouwen van de burger in de politie te vergroten
Verbetering van de relaties met minderheidsgroepen en migrantengemeenschappen
Meer transparantie en toegankelijkheid van de politieorganisatie
Aanpak van georganiseerde misdaad
Bestrijding van drugshandel en bendecriminaliteit
Nieuwe veiligheidsstrategieën om de criminaliteitscijfers te verlagen
Transparante en effectieve samenwerking met de pers
Een juiste weergave van politieactiviteiten in de media
Bewustwordingscampagnes voor het publiek
Gebruik van kunstmatige intelligentie en big data binnen de politie
Bestrijding van digitale criminaliteit (cybersecurity en internetcriminaliteit)
Cameratoezicht en slimme stadstoepassingen
Sociale projecten ter voorkoming van jeugdcriminaliteit
Samenwerking met onderwijsinstellingen en maatschappelijke organisaties
Rehabilitatie- en begeleidingsprogramma’s voor jongeren
Beleidsmaatregelen tegen huiselijk geweld
Speciale eenheden ter bescherming van vrouwen en kinderen
Projecten ter bevordering van maatschappelijke bewustwording
Samenwerkingsverbanden op veiligheidsgebied met andere Europese landen
Betere integratie van buitenlandse gemeenschappen in Nederland
Internationale operaties tegen grensoverschrijdende misdaad

SINEVIZIE-PRESENTATIE
Afbeelding met tekst, schermopname, persoon, Website Automatisch gegenereerde beschrijving

Na de toespraak van Karakuş werd een videopresentatie getoond waarin verschillende thema’s verder werden toegelicht. In kort:

Wij zijn er voor iedereen en wij zijn de politie van iedereen.
Wij willen het vertrouwen in de politie onder alle burgers vergroten.
Wij willen alle burgers op een objectieve en realistische manier informeren over ons werk op het gebied van veiligheid en openbare orde.
Wij hebben de inbreng van burgers nodig, bijvoorbeeld bij onze opsporingsonderzoeken.
Als werkgever streven wij ernaar om een divers wervingsproces voor nieuwe collega’s te bevorderen.
Het vertrouwen in de politie versterken.
Laten zien dat wij er zijn voor iedereen in de regio – ook online.
Aantonen dat wij als politie bijdragen aan de veiligheid in Noord-Holland.
Dit doen wij samen met burgers: oproepen tot getuigenverklaringen.

24/7 BEREIKBAAR

Twee woordvoerders, één adviseur, één coördinator en één redacteur (binnen werktijden).
Piketdiensten voor woordvoering.
Woordvoering, onderhouden van mediarelaties, persberichten en webdiensten.
Omgevingsanalyse in crisissituaties.

VRAGEN AAN DE MEDIA

Welke nieuwsberichten zijn interessant voor uw mediabedrijf en welke zijn belangrijk voor ons als politie?
Hoe kunnen we onze contentstrategieën versterken door (nieuwe) media te gebruiken?
Wat hebben we van elkaar nodig om een sterke relatie op te bouwen?
Welke criteria hanteert uw mediabedrijf voor het publiceren van inhoud op uw kanalen?
Hoe kunnen wij ervoor zorgen dat wij onze doelgroepen effectief bereiken?

Daarna gaven Ümit Aygün, een andere manager van Turkse afkomst, en Jurgen Haringa, Hoofd Werving en Selectie, een toelichting over hun werkzaamheden. Roderick de Veen, Coördinator Media en Public Relations, gaf ook informatie over de toekomstige samenwerking met de media.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

Na de bijeenkomst werden bovenstaande en onderstaande herinneringsfoto’s gemaakt.

Afbeelding met persoon, kleding, person, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving