İSTANBUL KADIKÖY, KARAMAN VE ROTTERDAM’DAN SONRA ŞİMDİ DE AMSTERDAM’A GÖÇ ANITI.

İSTANBUL KADIKÖY, KARAMAN VE ROTTERDAM’DAN SONRA ŞİMDİ DE AMSTERDAM’A GÖÇ ANITI.

Süleyman Koyuncu’nun ısrarlı mücadelesi sonucunda Amsterdam’da Göç Anıtı yükselecek.

“Sömürülmenin anıtı mı olur” diye haklı itirazlara, “Bu anıtlar bir övünme aracı değil, bir hatırlatma biçimidir.” denilebilir.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Amsterdam’da savaş sonrası dönemde, kenti emeğiyle ayağa kaldıran misafir işçiler için yapılacak anıt projesi resmiyet kazandı. Uzun yıllara yayılan girişimlerin ardından Amsterdam Belediye Meclisi’nde alınan kararla, “2025 Bahar Bütçesinden” 400 bin euro ayrıldı ve anıtın 2027 yılında tamamlanması hedeflendi.

Bu karar yalnızca bir sanat projesinin başlaması anlamına gelmiyor. Bu karar, yıllardır görünmez kalan emeğin, göçün ve fedakârlığın resmen tanınması anlamına geliyor.
Karaman, İstanbul Kadıköy ve Rotterdam’da daha önce açılan göç anıtlarının oluşturduğu hafıza zincirine Amsterdam’ın da ekleniyor.

                                     Afbeelding met tekst, kleding, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu projenin arkasında başından beri aynı isim var: DENK Partisi Amsterdam Belediye Meclisi Üyesi Süleyman Koyuncu. Projenin belediye gündemine taşınmasından, toplumsal destek oluşturulmasına kadar geçen süreçte, Koyuncu’nun ısrarlı takibi belirleyici oldu.

               MİSAFİR İŞÇİLER AMSTERDAM’IN KURUCULARIYDI

Amsterdam for First-Timers: What to Know Before You Go - Corendon Blog

Amsterdam’ın bugünkü refahı yalnızca ekonomik planların ve yerel yatırımların sonucu değil. Limanlarda, fabrikalarda, inşaatlarda, atölyelerde çalışan bir kuşak var bu şehrin arkasında. Anadolu’dan, Fas’tan, İtalya’dan, İspanya’dan, Portekiz’den, Yunanistan’dan ve eski Yugoslavya’dan gelen misafir işçiler.

Onlar bu ülkeye geçici olarak geldiklerini düşündüler. Çoğu yalnızdı. Çoğu dil bilmiyordu. Çoğu en ağır işlerde çalıştı. Ama sonuç değişmedi. Amsterdam’ın büyümesinde ve yeniden yapılanmasında bu insanların emeği belirleyici oldu.

Bugün yapılacak anıt, bu emeğin yalnızca hatırlanması değil, kamusal alanda kalıcı yer bulması anlamına geliyor. Bu yönüyle anıt bir teşekkür olduğu kadar gecikmiş bir vefa borcu olarak görülüyor.

                          TEKLİFTEN KARARA UZANAN UZUN YOL

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Misafir İşçi Anıtı fikri bir gün içinde ortaya çıkmadı. Yıllar süren temaslar, siyasi girişimler ve toplumsal farkındalık çalışmaları sonucunda şekillendi. Süleyman Koyuncu’nun belediye meclisinde defalarca gündeme getirdiği öneri, kamuoyunun desteğiyle büyüdü ve sonunda meclis kararı haline geldi.

Koyuncu’nun temel yaklaşımı netti. Misafir işçiler bu şehrin geçici misafirleri değil, kurucu emekçileridir. Bu gerçek kamusal hafızaya kazınmalıdır.

Bugün gelinen noktada bireysel siyasi çabanın toplumsal karşılık bulduğu nadir örneklerden biri yaşanıyor. Çünkü bu karar bir meclis maddesinden öte, bir kuşağın hikâyesinin kabul edilmesi anlamına geliyor.

                         BELEDİYE MECLİSİNDE TARİHİ ANLAR

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kararın alındığı toplantı sembolik açıdan güçlü bir buluşmaya sahne oldu. Süleyman Koyuncu’nun öncülüğündeki süreçte toplantıya Belediye Başkan Yardımcısı Touria Meliani, Türkiye’nin Amersfoort Fahri Başkonsolosu Titus Kramer, birinci nesil misafir işçilerden İbrahim Görmez ve Ali Sarı gibi isimler katıldı.

Birinci kuşağın temsilcilerinin meclis salonunda yer alması, alınan kararın yalnızca siyasi değil vicdani bir anlam taşıdığını da ortaya koydu. Çünkü bu kararın gerçek muhatapları, yıllarca fabrikalarda çalışan, çocuklarını memleket hasretiyle büyüten ve çoğu zaman görünmeden yaşayan o insanlar.

              AMBTSWONING TOPLANTISI VE TOPLUMSAL DESTEK

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Anıt sürecinin önemli aşamalarından biri Ambtswoning’da gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantı oldu. Süleyman Koyuncu, Anissa Bouhassani ve Yasmine Bentoumya’nın girişimiyle düzenlenen programda Touria Meliani ve Araf Ahmadali açılış konuşmaları yaptı.

Marlies van Opheusden, “Plaats van Herinnering” başlıklı toplumsal destek araştırmasını paylaştı. Toplantıya İtalyan, Faslı, Türk, Portekizli, İspanyol, Yunan ve eski Yugoslav topluluklarının birinci kuşak temsilcileri katıldı.

Bu tablo misafir işçilik tarihinin yalnızca bir ülkenin değil, Avrupa’nın ortak hikâyesi olduğunu bir kez daha gösterdi.

              TOPLUMSAL DESTEK ARAŞTIRMASI NEYİ GÖSTERDİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Amsterdam Belediyesi’nin talebiyle yürütülen katılımcı araştırma, anıt fikrinin toplumda güçlü bir karşılık bulduğunu ortaya koydu. Sekiz toplantı, iki kent buluşması ve dokuz saha görüşmesi aracılığıyla 85 kişiye ulaşıldı.

Katılımcılar misafir işçilik tarihinin unutulmasından endişe duyduklarını dile getirdi. Bir anıtın yalnızca sembolik olmayacağı, eğitime katkı sağlayacağı ve kuşaklar arası aktarımı güçlendireceği görüşü öne çıktı.

                         GURBETİN YÜKÜ VE BİR KUŞAĞIN HİKÂYESİ

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Bugün ikinci ve üçüncü kuşak Amsterdamlılar için misafir işçilik çoğu zaman bir aile hatırası gibi anlatılıyor. Ama birinci kuşak için bu bir hayat mücadelesiydi.

Gurbet demek ayrılık demekti. Çocuklarını yıllarca görememek demekti. Dil bilmeden çalışmak demekti. Aynı odada beş kişi kalmak demekti. Memlekete gönderilen paralarla kurulan hayatlar demekti.

Anıtın taşıyacağı anlam da tam burada ortaya çıkıyor. Bu bir heykel değil. Bu bir hikâye. Bu bir hayatın özeti. Bu, emeğin taşlaşmış hali.

                 ANITIN YERİ VE SANATSAL FORMU NASIL BELİRLENECEK

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Önümüzdeki süreçte anıtın yeri, ismi ve sanatsal formu geniş katılımlı görüşmelerle belirlenecek. Bu karar yalnızca bürokratik bir süreçle alınmayacak. Toplumun farklı kesimleri sürece dahil edilecek.

Sanatçının kim olacağı, anıtın hangi mesajı taşıyacağı ve şehrin neresine konumlandırılacağı da bu görüşmelerin ardından netleşecek. Ancak değişmeyecek tek yaklaşım var. Misafir işçilerin hikâyesi Amsterdam’ın ortak hikâyesidir.

        SİYASİ BİR PROJEDEN ÖTE TOPLUMSAL BİR HAFIZA İNŞASI

Bu girişim, klasik bir belediye projesi değil. Bu girişim bir hafıza inşasıdır. Çünkü yıllar boyunca göçmen emeği çoğu zaman istatistiklerin ve ekonomik raporların içinde kaldı. İnsan hikâyeleri geri planda kaldı.

Bugün yapılan şey, bu hikâyeleri kamusal alana taşımak. Şehrin merkezine taşımak. Herkesin görebileceği bir noktaya taşımak.

Süleyman Koyuncu’nun ısrarı da tam olarak burada anlam kazanıyor. Bu proje yalnızca bir siyasi hedef değil. Bir kuşağın görünür olma mücadelesi.

    GEÇ GELEN AMA GÜÇLÜ BİR ADALET DUYGUSU

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, standbeeld, beeldhouwwerk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.“Göçün hafızasını yaşatacak Amsterdam abidesi henüz çizilmedi. İşte benim hayalimdeki olası anıt tasarımları.”

Amsterdam’da yükselecek Misafir İşçi Anıtı, geçmişi hatırlatan bir yapı olacak. Ama aynı zamanda geleceğe konuşacak.

Çünkü bu anıt, yalnızca dedelerin ve babaların hikâyesini anlatmayacak. Aynı zamanda bugünün gençlerine şunu söyleyecek. Bu şehirde sizin de emeğiniz var. Bu şehirde sizin de iziniz var.

Ve belki de en önemlisi şu gerçek bir kez daha kabul edilmiş olacak. Misafir işçiler bu şehrin kenarında değil, merkezindedir.

Bu anıt, geç gelen ama güçlü bir adalet duygusunun sembolü olarak Amsterdam’ın hafızasında yerini alacak.

Teşekkür edilen katkı sunanlar: Onno van den Muysenberg, Cigdem Ozcelik, Eva Govan, Havva Betül Çetinkaya, Dok Gerritsen, Asuman Doğan, Sara Aljić, Olivia Tudor, Laura Van Hasselt, Helene de Scharnes, Duygu A., Raquel Kurpershoek, Filip Schriver.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE UZANAN ANITLAR ZİNCİRİ

Rotterdam’daki anıt:

Afbeelding met hemel, person, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Amsterdam’da atılan bu adım, Avrupa ve Türkiye’de daha önce hayata geçirilen göç anıtlarının devamı niteliğinde.

Rotterdam’da savaş sonrası yeniden inşaya katkı sunan birinci kuşak işçiler için yapılan Misafir İşçi Anıtı ve etrafında düzenlenen anma etkinlikleri, bu hafızanın en güçlü örneklerinden biri oldu. Kent yönetimi ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerde, birinci kuşağın emeğinin Rotterdam’ın kimliğinin parçası olduğu vurgulandı.

İstanbul Kadıköy’deki anıt:

Afbeelding met kleding, person, schoeisel, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Türkiye’de ise İstanbul Kadıköy’de açılan “Umuda Yolculuk” anıtı, Avrupa’ya giden ilk işçi kuşağına adandı. Anadolu’dan yola çıkan insanların bilinmezliğe doğru yaptığı yolculuğu simgeleyen bu anıt, Hollanda’daki Türk kuruluşlarının girişimiyle hayata geçirildi.

Karaman’daki anıt:

Afbeelding met kleding, persoon, person, standbeeld Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Karaman Tren Garı önünde açılan Göç Anıtı ise işçi göçünün 50. yılı anısına dikildi ve
birinci kuşağa “ahde vefa” olarak değerlendirildi.

2018 YILINDAKİ İLK TÜRK GÖÇMEN KAHRAMANLARI PORTRELENMİŞTİ

Afbeelding met buitenshuis, boom, Borstbeeld, kunst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Amsterdam’da 2018 yılında gerçekleştirilen bir sanat etkinliği kapsamında, Türk göçmen işçileri konu alan dikkat çekici bir çalışma hayata geçirilmişti. Sanatçı Suat Öğüt tarafından hazırlanan “İlk Türk Göçmen ya da Devrimin İsimsiz Kahramanları” başlıklı eser, Türkiye’den Avrupa’ya göç eden ilk kuşağı temsil eden bronz büstlerden oluşuyordu.

Söz konusu çalışma, Public Art Amsterdam programı çerçevesinde sanatseverlerle buluştu. Sergi, Amsterdam Noord bölgesinde bulunan eski NDSM tersanesinin sanatkârlar merkezi olarak düzenlenen alanında açıldı. Kentin endüstriyel geçmişi ile göç hikâyelerini buluşturan bu mekân seçimi, çalışmanın anlamını daha da güçlendirdi.

Projede yer alan büstler, Türkiye’den ekonomik zorunluluklarla Avrupa’ya göç eden ve Hollanda’da “misafir işçi” olarak anılan ilk kuşağa bir saygı duruşu niteliği taşıyordu. Eser, yalnızca bireysel portreleri değil, bir dönemin emeğini, mücadelesini ve görünmeyen hikâyelerini görünür kılmayı amaçladı.

Amsterdam’da o yıllarda hızla değişen kent yapısı ve özellikle Noord bölgesindeki dönüşüm süreci de çalışmanın arka planını oluşturdu. Bir zamanlar işçi göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerin dönüşmesi ve yeni ekonomik dengeler, bu anıtsal çalışmanın verdiği mesajı daha anlamlı hale getirdi.

Sergi, kalıcı bir anıt olarak değil, belirli süreyle kamusal alanda sergilenen bir sanat projesi olarak planlandı. Ancak buna rağmen, Türk göçmenlerin kent tarihindeki yerini hatırlatan en güçlü görsel çalışmalardan biri olarak hafızalarda yer etti.

Bugün Avrupa’nın farklı kentlerinde açılan göçmen işçi anıtları konuşulurken, Amsterdam’da 2018 yılında gerçekleştirilen bu bronz büst çalışması da aynı hafızanın önemli parçalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Bu anıtların ortak noktası aynıydı. Hepsi, gurbetin yükünü taşıyan bir kuşağın hikâyesini görünür kılma çabasıydı.

GÖÇ ANITLARI ÜZERİNE BİR NOT

Son günlerde göç anıtlarıyla ilgili olarak bazı okuyuculardan dikkat çekici tepkiler geliyor. “Sömürülen insanların anıtı mı olur?”, “Acıların heykeli dikilir mi?”, “Bu bir övünç değil, bir dramdır” diyenler var. Bu itirazlar, duygusal yönü güçlü ve üzerinde düşünülmesi gereken görüşlerdir.

Göç anıtlarına itiraz edenlerin söyledikleri yabana atılacak sözler değildir. Evet, bu insanların önemli bir bölümü ağır koşullarda çalıştı. Evet, sömürüye uğrayanlar oldu. Evet, yalnızlık, ayrılık ve hasret bu hikâyenin ayrılmaz parçalarıdır. Bu yüzden bazı okuyucuların “Sömürülmenin anıtı mı olur” diye tepki göstermesi anlaşılır bir duygudur.

Ama meseleye yalnızca bugünün duygusuyla bakmak eksik kalır. Çünkü anıtlar sadece başarıları değil, acıları da hatırlatır. Savaşların, sürgünlerin, felaketlerin ve kayıpların da anıtları vardır. Onlar yaşananları yüceltmek için değil, unutulmaması için yapılır.

Misafir işçi anıtları da böyledir. Bu anıtlar bir övünme aracı değil, bir hatırlatma biçimidir. Bir kuşağın hangi şartlarda yaşadığını, neleri göze aldığını, neleri kaybettiğini ve buna rağmen nasıl ayakta kaldığını gelecek nesillere anlatan sessiz tanıklardır.

Bugün bu hikâyeyi yaşayanlar aramızda. Yarın olmayacaklar. Ama onların emeği, fedakârlığı ve bıraktıkları izler şehirlerin dokusunda yaşamaya devam edecek. Anıt dediğimiz şey tam olarak budur. Hafızayı taşlaştırmak.

Gerçekten de birinci kuşağın hikâyesi kolay değildir. Gurbet vardır. Ayrılık vardır. Dil bilmeden çalışmak vardır. En ağır işlerde alın teri dökmek, yıllarca çocuklarından uzak kalmak, çoğu zaman dışlanmak ve yok sayılmak vardır. Bu açıdan bakıldığında “sömürünün anıtı olmaz” diyenlerin haklılık payı olduğu açıktır.

Ama mesele yalnızca buradan ibaret değildir. Anıtlar sadece zaferleri temsil etmez. Acıları da temsil eder. Savaşların, sürgünlerin, felaketlerin ve kayıpların da anıtları vardır. Onlar yaşananları yüceltmek için değil, unutulmaması için yapılır.

Misafir işçi anıtları da bu yüzden önemlidir. Bu anıtlar bir övünç simgesi değildir. Bir hatırlatma biçimidir. Bir kuşağın hangi şartlarda yaşadığını, neleri göze aldığını, neleri kaybettiğini ve buna rağmen nasıl ayakta kaldığını gelecek nesillere anlatan sessiz tanıklardır.

Bugün bu hikâyeyi yaşayanlar hayatta. Yarın olmayacaklar. Ama onların emeği, fedakârlığı ve bıraktıkları izler şehirlerin dokusunda yaşamaya devam edecek. Anıt dediğimiz şey tam da budur. Hafızayı kalıcı hale getirmek.

Belki bugün tartışılır. Belki bugün eleştirilir. Ama yüzyıllar sonra bir çocuk o anıtın önünde durduğunda şu soruyu soracaktır. “Kimdi bu insanlar?” İşte o soru, bütün tartışmalardan daha değerlidir. Çünkü o soru sayesinde bir kuşak yeniden hatırlanacaktır.

                           ***********

İSTANBUL KADIKÖY, KARAMAN EN ROTTERDAM EN NU OOK EEN MIGRATIEMONUMENT VOOR AMSTERDAM

Na een volhardende inzet van Süleyman Koyuncu komt er in Amsterdam een Migratiemonument.

Op de terechte vraag “Kan er een monument zijn voor uitbuiting?” kan het volgende worden gezegd. Deze monumenten zijn geen middel om trots te tonen maar een manier om te herinneren.

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY schreef:

Het project voor een monument voor gastarbeiders die na de oorlog met hun arbeid de stad hielpen opbouwen in Amsterdam heeft een officieel karakter gekregen. Na jarenlange initiatieven werd in de gemeenteraad van Amsterdam besloten om uit de “voorjaarsbegroting van 2025” een bedrag van vierhonderdduizend euro vrij te maken en het doel is om het monument in 2027 te voltooien.

Dit besluit betekent niet alleen het begin van een kunstproject. Het betekent ook dat arbeid, migratie en opoffering die jarenlang onzichtbaar bleven officieel worden erkend. Aan de keten van herinneringen die eerder werd gevormd door migratiemonumenten in Karaman, Istanbul Kadıköy en Rotterdam wordt nu ook Amsterdam toegevoegd.

                                     Afbeelding met tekst, kleding, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Achter dit project staat vanaf het begin dezelfde naam. Süleyman Koyuncu, gemeenteraadslid in Amsterdam namens de partij DENK. Van het agenderen van het project tot het creëren van maatschappelijk draagvlak speelde zijn volhardende inzet een doorslaggevende rol.

GASTARBEIDERS WAREN MEDEGRONDLEGGERS VAN AMSTERDAM

Amsterdam for First-Timers: What to Know Before You Go - Corendon Blog

De huidige welvaart van Amsterdam is niet alleen het resultaat van economische plannen en lokale investeringen. Achter deze stad staat ook een generatie die werkte in havens, fabrieken, bouwplaatsen en werkplaatsen. Gastarbeiders uit Anatolië, Marokko, Italië, Spanje, Portugal, Griekenland en het voormalige Joegoslavië.

Zij dachten dat zij tijdelijk naar dit land kwamen. Velen waren alleen. Velen spraken de taal niet. Velen werkten in de zwaarste omstandigheden. Maar het resultaat veranderde niet. Hun arbeid speelde een bepalende rol in de groei en wederopbouw van Amsterdam.

Het monument dat nu wordt gerealiseerd betekent niet alleen dat deze arbeid wordt herinnerd maar ook dat zij een blijvende plaats krijgt in de publieke ruimte. In dat opzicht wordt het monument gezien als een dankbetuiging en tegelijk als een laat ingeloste plicht van loyaliteit.

EEN LANGE WEG VAN VOORSTEL NAAR BESLUIT

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het idee van een gastarbeidersmonument ontstond niet op één dag. Het kreeg vorm na jaren van contacten, politieke initiatieven en inspanningen om maatschappelijk bewustzijn te creëren. Het voorstel dat Süleyman Koyuncu herhaaldelijk in de gemeenteraad naar voren bracht groeide met steun van het publiek en werd uiteindelijk een officieel raadsbesluit.

De benadering van Koyuncu was duidelijk. Gastarbeiders zijn geen tijdelijke gasten van deze stad maar arbeiders die hebben bijgedragen aan haar fundament. Deze werkelijkheid moet in het publieke geheugen worden vastgelegd.

Wat vandaag zichtbaar wordt is een zeldzaam voorbeeld waarbij individuele politieke inzet een maatschappelijke weerklank krijgt. Dit besluit betekent meer dan een raadsagendapunt. Het betekent de erkenning van het verhaal van een hele generatie.

HISTORISCHE MOMENTEN IN DE GEMEENTERAAD

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De vergadering waarin het besluit werd genomen had een sterke symbolische betekenis. In het proces onder leiding van Süleyman Koyuncu namen onder anderen deel wethouder Touria Meliani, de honorair consul van Turkije in Amersfoort Titus Kramer en vertegenwoordigers van de eerste generatie gastarbeiders zoals İbrahim Görmez en Ali Sarı.

De aanwezigheid van vertegenwoordigers van de eerste generatie in de raadszaal liet zien dat dit besluit niet alleen een politieke maar ook een morele betekenis heeft. De echte betrokkenen zijn immers de mensen die jarenlang in fabrieken werkten, hun kinderen opvoedden met heimwee naar het thuisland en vaak onzichtbaar leefden.

BIJEENKOMST IN DE AMBTSWONING EN MAATSCHAPPELIJK DRAAGVLAK

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een belangrijke fase in het proces was de breed opgezette bijeenkomst in de Ambtswoning. Op initiatief van Süleyman Koyuncu, Anissa Bouhassani en Yasmine Bentoumya hielden Touria Meliani en Araf Ahmadali de openingswoorden.

Marlies van Opheusden presenteerde het onderzoek naar maatschappelijk draagvlak met de titel Plaats van Herinnering. Vertegenwoordigers van de eerste generatie uit Italiaanse, Marokkaanse, Turkse, Portugese, Spaanse, Griekse en voormalige Joegoslavische gemeenschappen namen deel.

Dit beeld liet opnieuw zien dat de geschiedenis van gastarbeid niet alleen het verhaal is van één land maar een gedeelde Europese geschiedenis.

WAT TOONDE HET ONDERZOEK NAAR MAATSCHAPPELIJK DRAAGVLAK

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het participatieve onderzoek dat op verzoek van de gemeente Amsterdam werd uitgevoerd liet zien dat het idee van een monument brede steun in de samenleving vindt. Via acht bijeenkomsten, twee stedelijke ontmoetingen en negen veldgesprekken werden vijfentachtig mensen bereikt.

Deelnemers gaven aan bezorgd te zijn dat de geschiedenis van gastarbeid vergeten raakt. Het idee dat een monument niet alleen symbolisch zal zijn maar ook zal bijdragen aan educatie en overdracht tussen generaties kwam sterk naar voren.

DE LAST VAN HET LEVEN IN DEN VREEMDE EN HET VERHAAL VAN EEN GENERATIE

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Voor tweede en derde generatie Amsterdammers wordt gastarbeid vandaag vaak verteld als een familieherinnering. Voor de eerste generatie was het een strijd om te leven.

Leven in den vreemde betekende scheiding. Het betekende je kinderen jarenlang niet kunnen zien. Het betekende werken zonder de taal te kennen. Het betekende met vijf mensen in één kamer wonen. Het betekende levens opbouwen met geld dat naar het thuisland werd gestuurd.

Daar ligt ook de betekenis van het monument. Dit is geen beeldhouwwerk. Dit is een verhaal. Dit is een samenvatting van een leven. Dit is arbeid die in steen wordt vastgelegd.

HOE WORDEN LOCATIE EN KUNSTVORM VAN HET MONUMENT BEPAALD

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

In de komende periode worden locatie, naam en artistieke vorm van het monument bepaald via brede consultaties. Deze beslissing zal niet uitsluitend via een bureaucratisch proces worden genomen. Verschillende delen van de samenleving zullen worden betrokken.

Wie de kunstenaar wordt, welke boodschap het monument draagt en waar het in de stad wordt geplaatst zal na deze gesprekken duidelijk worden. Eén benadering zal echter niet veranderen. Het verhaal van de gastarbeiders is het gezamenlijke verhaal van Amsterdam.

MEER DAN EEN POLITIEK PROJECT MAAR EEN BOUW VAN MAATSCHAPPELIJK GEHEUGEN

Dit initiatief is geen klassiek gemeentelijk project. Het is een opbouw van collectief geheugen. Jarenlang bleef migrantenarbeid vooral zichtbaar in statistieken en economische rapporten. Menselijke verhalen bleven op de achtergrond.

Wat vandaag gebeurt is het naar de publieke ruimte brengen van deze verhalen. Naar het centrum van de stad. Naar een plek die iedereen kan zien.

Daar krijgt ook de volharding van Süleyman Koyuncu betekenis. Dit project is niet alleen een politiek doel. Het is de strijd van een generatie om zichtbaar te worden.

LAAT MAAR KRACHTIG GEVOEL VAN RECHTVAARDIGHEID

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, standbeeld, beeldhouwwerk Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
“De gedenksteen van Amsterdam die de herinnering aan migratie levend zal houden, is nog niet ontworpen. Dit zijn mogelijke monumentontwerpen zoals ik ze mij voorstel.”

Het gastarbeidersmonument dat in Amsterdam zal verrijzen wordt een structuur die het verleden herinnert en tegelijk tot de toekomst spreekt.

Het zal niet alleen het verhaal vertellen van grootvaders en vaders. Het zal ook tegen jongeren van vandaag zeggen. Ook jullie hebben arbeid geleverd in deze stad. Ook jullie hebben sporen achtergelaten.

En misschien wordt vooral deze werkelijkheid opnieuw erkend. Gastarbeiders staan niet aan de rand van deze stad maar in het centrum.

Dit monument zal als symbool van een laat maar krachtig gevoel van rechtvaardigheid zijn plaats krijgen in het geheugen van Amsterdam.

Met dank aan de volgende bijdragen: Onno van den Muysenberg, Cigdem Ozcelik, Eva Govan, Havva Betül Çetinkaya, Dok Gerritsen, Asuman Doğan, Sara Aljić, Olivia Tudor, Laura Van Hasselt, Helene de Scharnes, Duygu A., Raquel Kurpershoek, Filip Schriver.

MONUMENTENKETEN VAN HET VERLEDEN NAAR HET HEDEN

Monument in Rotterdam:

Afbeelding met hemel, person, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

De stap in Amsterdam is een voortzetting van migratiemonumenten die eerder in Europa en Turkije tot stand kwamen.

Het gastarbeidersmonument in Rotterdam en de herdenkingsactiviteiten eromheen vormden een van de krachtigste voorbeelden van dit geheugen. Tijdens bijeenkomsten met deelname van stadsbestuur en maatschappelijke organisaties werd benadrukt dat de arbeid van de eerste generatie deel uitmaakt van de identiteit van Rotterdam.

Monument in İstanbul Kadıköy:
Afbeelding met kleding, person, schoeisel, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

In Turkije werd in Istanbul Kadıköy het monument Reis naar Hoop geopend en opgedragen aan de eerste generatie arbeiders die naar Europa vertrok. Het symboliseert de reis van mensen uit Anatolië naar het onbekende en werd gerealiseerd op initiatief van Turkse organisaties in Nederland.

Monument in Karaman:

Afbeelding met kleding, persoon, person, standbeeld Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het migratiemonument voor het station van Karaman werd geplaatst ter gelegenheid van vijftig jaar arbeidsmigratie en werd gezien als een teken van loyaliteit aan de eerste generatie.

IN 2018 WERDEN DE EERSTE TURKSE MIGRANTEN ALS HELDEN GEPORTEERD

In Amsterdam werd in 2018 in het kader van een kunstproject een opvallend werk gerealiseerd over Turkse migrantenarbeiders. Het werk van kunstenaar Suat Öğüt met de titel De eerste Turkse migrant of de naamloze helden van de revolutie bestond uit bronzen bustes die de eerste generatie uit Turkije vertegenwoordigen.

Het project werd gepresenteerd binnen het programma Public Art Amsterdam. De tentoonstelling vond plaats in het voormalige NDSM scheepswerfgebied in Amsterdam Noord dat was ingericht als kunstcentrum. De keuze voor deze locatie die het industriële verleden van de stad verbindt met migratieverhalen versterkte de betekenis van het werk.

De bustes waren een eerbetoon aan de eerste generatie die om economische redenen naar Europa trok en in Nederland als gastarbeiders werd aangeduid. Het werk wilde niet alleen individuele portretten tonen maar ook arbeid, strijd en onzichtbare verhalen zichtbaar maken.

De snelle stedelijke veranderingen in Amsterdam en vooral de transformatie van Amsterdam Noord vormden de achtergrond van dit project. Wijken waar ooit veel arbeidsmigranten woonden veranderden en nieuwe economische verhoudingen ontstonden waardoor de boodschap van het werk nog betekenisvoller werd.

De tentoonstelling was niet bedoeld als permanent monument maar als tijdelijk kunstproject in de publieke ruimte. Toch bleef het een van de krachtigste visuele herinneringen aan de plaats van Turkse migranten in de geschiedenis van de stad.

Wanneer vandaag migrantenmonumenten in verschillende Europese steden worden besproken valt ook dit bronzen project uit 2018 in Amsterdam op als een belangrijk onderdeel van hetzelfde geheugen.

Het gemeenschappelijke punt van al deze monumenten was duidelijk. Zij wilden het verhaal zichtbaar maken van een generatie die de last van het leven in den vreemde droeg.

Afbeelding met buitenshuis, boom, Borstbeeld, kunst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

EEN OPMERKING OVER MIGRATIEMONUMENTEN

De laatste tijd komen er opvallende reacties van sommige lezers over migratiemonumenten. Er zijn mensen die zeggen: kan er een monument zijn voor mensen die werden uitgebuit, kan er een beeld worden opgericht voor pijn, dit is geen trots maar een drama. Deze bezwaren hebben een sterke emotionele lading en verdienen aandacht.

De woorden van mensen die bezwaar maken tegen migratiemonumenten kunnen niet zomaar terzijde worden geschoven. Ja, een groot deel van deze mensen werkte onder zware omstandigheden. Ja, er waren gevallen van uitbuiting. Ja, eenzaamheid, scheiding en heimwee zijn onlosmakelijke onderdelen van dit verhaal. Daarom is het begrijpelijk dat sommigen reageren met de vraag of er wel een monument kan zijn voor uitbuiting.

Maar alleen kijken vanuit het gevoel van vandaag is onvoldoende. Monumenten herinneren niet alleen aan successen maar ook aan pijn. Er bestaan monumenten voor oorlogen, ballingschap, rampen en verliezen. Zij worden niet gebouwd om gebeurtenissen te verheerlijken maar om ze niet te vergeten.

Zo moeten ook gastarbeidersmonumenten worden gezien. Zij zijn geen symbool van trots maar een manier van herinneren. Zij zijn stille getuigen die aan toekomstige generaties vertellen onder welke omstandigheden een generatie leefde, wat zij durfde, wat zij verloor en hoe zij ondanks alles bleef staan.

Vandaag leven de mensen die dit verhaal meemaakten nog onder ons. Morgen zullen zij er niet meer zijn. Maar hun arbeid, hun opoffering en hun sporen zullen in de structuur van de steden blijven voortleven. Dat is precies wat een monument is. Het vastleggen van herinnering in steen.

Misschien wordt er vandaag over gediscussieerd. Misschien wordt er vandaag kritiek geuit. Maar wanneer over eeuwen een kind voor dat monument staat zal het vragen: wie waren deze mensen. Die vraag is waardevoller dan alle discussies. Want dankzij die vraag zal een generatie opnieuw worden herinnerd.

HOLLANDA’DA ‘HER BELEDİYEYE BİR KÜTÜPHANE’ HEDEFİNİN ARKASINDAKİ İSİM: GÜNAY USLU

HOLLANDA’DA ‘HER BELEDİYEYE BİR KÜTÜPHANE’ HEDEFİNİN ARKASINDAKİ İSİM: GÜNAY USLU

Bakan’lık istifasından iki yıl sonra planı gerçekleşti.

Uslu’nun, istifasının ardından da süreci yakından izlediği ve kulislerde etkisini sürdürdüğü ifade ediliyor.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Günay Uslu’nun Kültür ve Medya alanında Devlet Bakanlığı yaptığı dönemde başlattığı “her belediyeye bir kütüphane” hedefi bugün somut bir gerçeğe dönüştü. Görev süresi boyunca kütüphanelerin toplumun eğitim ve kültür hayatındaki yerini güçlendirmeyi savunan Uslu, bu fikri yalnızca bir öneri olarak bırakmadı; devlet politikası haline gelmesi için adım adım takip etti.

Bir dönem çeşitli nedenlerle yavaşlayan ve gündemin gerisinde kalan bu plan, aradan geçen zamana rağmen tamamen rafa kaldırılmadı. Günay Uslu’nun kurduğu vizyon ve oluşturduğu politika zemini, bakanlık içinde etkisini sürdürdü. Süreç zaman zaman ağır ilerlese de, Uslu’nun attığı temeller ve yaptığı yönlendirmeler sayesinde yeniden hareket kazandı.

Bugün gelinen noktada “her belediyeye bir kütüphane” hedefi artık bir niyet beyanı değil, uygulamaya geçen bir devlet programı olarak karşımızda duruyor. Kütüphanelerin sadece kitap alınan yerler değil, eğitimden dijital becerilere ve sosyal yaşama kadar geniş bir alanda hizmet veren merkezler olması gerektiği fikri, Uslu’nun başlattığı yaklaşımın en belirgin sonucu olarak öne çıkıyor.

                        Afbeelding met persoon, overdekt, Menselijk gezicht, boekenkast Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kısacası, yıllar önce ortaya konan bir düşünce, sabırla izlenen bir politika ve kararlı bir vizyon sayesinde hayata geçti. “Her belediyeye bir kütüphane” projesinin gerçekleşmesi, Günay Uslu’nun başlattığı sürecin ve uzaktan da olsa sürdürdüğü etkisinin somut bir karşılığı olarak değerlendiriliyor.

Hollanda’da bilgiye erişimin güçlendirilmesi ve toplumun her kesiminin kültürle buluşması amacıyla yürütülen “Her belediyede bir kütüphane” hedefi yeni bir aşamaya ulaştı. Bakanlar Kurulu’nun kütüphane yasasında değişiklik yapılmasını kabul etmesi, yıllardır sürdürülen bir politikanın somut sonuç vermesi anlamına geliyor. Bu politikanın arkasındaki en belirleyici isimlerden biri ise eski devlet sekreteri Günay Uslu oldu.

Uzun vadeli ve kararlı bir politika çizgisiyle ilerleyen bu süreçte Günay Uslu’nun attığı adımlar, bugün ülke genelinde her belediyeye kütüphane hedefinin hayata geçirilmesinin temelini oluşturdu.

                  Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

                  BİLGİYE ERİŞİMİ HERKES İÇİN HAK HALİNE GETİRMEK

Yeni düzenleme ile kütüphaneler artık yalnızca kitap ödünç verilen yerler olarak görülmeyecek. Belediyeler için yasal bir sorumluluk oluşturulacak ve herkesin erişebileceği, tam donanımlı bir kütüphane ağı kurulacak. Bu kapsamda her yıl 60 milyon euro kaynak ayrılması planlanıyor.

Kütüphaneler sadece okuma mekânı değil. Aynı zamanda toplumun buluştuğu, eğitim ve kültür faaliyetlerinin yürütüldüğü, dil öğrenme ve dijital becerilerin geliştirildiği merkezler olarak konumlandırılıyor. Çocuklar için okuma alışkanlığı kazandıran programlar, yaşlılar için bilgisayar kursları ve sosyal etkinlikler bu yaklaşımın bir parçası.

Bu bakış açısının temeli, Günay Uslu’nun görev yaptığı dönemde attığı adımlarla atıldı. Uslu, kütüphanelerin toplumdaki rolünü yalnızca kültürel değil aynı zamanda sosyal bir gereklilik olarak tanımladı ve “erişilebilirlik” ilkesini politika haline getirdi.

GÜNAY USLU’NUN BAŞLATTIĞI SÜREÇ

Kütüphaneler için belediyelere “bakım ve erişim sorumluluğu” getirilmesi fikri ilk olarak Günay Uslu döneminde gündeme geldi. O dönemde yapılan değerlendirmeler, ülkede kütüphane sayısının azaldığını ve bazı mahallelerle köylerde sadece kitap teslim noktalarının kaldığını ortaya koydu.

Bu tablo üzerine başlatılan yatırım süreci, yeni yasa teklifinin altyapısını oluşturdu. Belediyelere finansman sağlandı, yeni kütüphaneler açıldı ve sınırlı hizmet veren noktalar geliştirilerek tam donanımlı kütüphanelere dönüştürüldü. Son yıllarda 46 yeni kütüphane kurulması ve yaklaşık 100 sınırlı hizmet noktasının genişletilmesi bu politikanın somut sonuçları arasında yer aldı.

Bu süreç, eğitim politikası ile kültür politikasının birleştiği bir model olarak dikkat çekti. Uslu’nun yaklaşımında kütüphaneler, okul sistemi ile iş birliği içinde çalışan ve okuma kültürünü sınıflara kadar taşıyan merkezler olarak konumlandı.

OKUMA KÜLTÜRÜ VE GENÇLERİN KATILIMI

Veriler, bu politikanın toplumsal karşılığının güçlü olduğunu gösteriyor. 2024 yılı itibarıyla 18 yaş altındaki çocukların yaklaşık dörtte üçü kütüphane üyesi oldu. Bu yaş grubunda üyeliğin ücretsiz olması, erişimi daha da artırdı.

Çocukların ve gençlerin kütüphanelere yönelmesi, Günay Uslu’nun uzun vadeli hedeflerinden biriydi. Okuma alışkanlığının erken yaşta kazanılmasını savunan Uslu, kütüphaneleri eğitim sisteminin doğal bir parçası haline getirmeyi amaçladı.

YENİ YASA VE YENİ DÖNEM

Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği düzenleme ile kütüphane yasası değiştirilecek ve belediyelere açık bir sorumluluk yüklenecek. Yasa taslağı parlamentoya gönderilecek ve yasalaşma sürecinin ardından uygulamaya geçilecek.

Bu adım, 2015 yılında başlatılan kamu kütüphaneleri sisteminin geliştirilmesi politikasının devamı niteliğinde görülüyor. Günay Uslu’nun o dönemde ortaya koyduğu strateji, bugün yeni hükümet tarafından da sürdürülen bir devlet politikası haline geldi.

Kültür ve eğitim alanındaki birçok uzman, bu süreci “uzun vadeli ve tutarlı kamu politikası” örneği olarak değerlendiriyor. Kütüphanelerin sosyal eşitliği güçlendiren, eğitim fırsatlarını artıran ve toplumun kültürel bağlarını kuvvetlendiren kurumlar olduğu vurgulanıyor.

TOPLUMSAL MERKEZ OLARAK KÜTÜPHANELER

Yeni yaklaşım, kütüphaneleri sadece kitap okunan mekânlar olmaktan çıkarıp toplumun kalbi haline getirmeyi amaçlıyor. Dil öğrenme programları, dijital eğitimler, kültür etkinlikleri ve sosyal buluşmalar bu merkezlerde yapılacak.

Bu dönüşümün fikir aşamasından uygulamaya kadar uzanan yolculuğunda Günay Uslu’nun rolü belirleyici oldu. Attığı adımlar, oluşturduğu politika çerçevesi ve ısrarla savunduğu “herkes için erişilebilir kütüphane” anlayışı bugün ülke çapında somut bir hedefe dönüştü.

KAHRAMANIN ADI: GÜNAY USLU

Bugün Hollanda’da her belediyeye kütüphane hedefi konuşuluyorsa, bu sadece yeni bir yasa teklifinin sonucu değil. Bu, yıllar önce başlatılmış, sabırla takip edilmiş ve adım adım büyütülmüş bir vizyonun ürünü.

O vizyonun merkezinde ise Günay Uslu yer alıyor.

Kültür politikalarını sosyal devlet anlayışıyla birleştiren yaklaşımı, kütüphaneleri yeniden toplumun gündemine taşıdı. Bugün atılan her adım, onun başlattığı sürecin devamı niteliğini taşıyor.

Hollanda’da “her belediyede bir kütüphane” artık bir temenni değil. Gerçekleşmesi için güçlü bir siyasi irade ve hazır bir politika altyapısı bulunan somut bir hedef. Bu hedefin arkasındaki isim ise, attığı adımlarla uzun vadeli bir dönüşümün kapısını açan Günay Uslu olarak öne çıkıyor.

SAHADAKİ KARŞILIĞI: ÇOCUKLAR, KÜTÜPHANELER VE TOPLUM

                             Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Günay Uslu’nun kütüphane politikasının en dikkat çekici yönlerinden biri, bu yaklaşımın sadece yönetmelik ve yasa düzeyinde kalmaması oldu. Uslu, görev süresi boyunca kütüphanelerin toplumla doğrudan temas kurduğu etkinliklere özellikle önem verdi. Çocukların ve gençlerin kütüphanelerle erken yaşta bağ kurmasını sağlayan çalışmalar bu politikanın temel ayaklarından biri haline geldi.

Bu kapsamda düzenlenen etkinliklerde devletin kültür politikası ile yerel uygulamalar arasında güçlü bir bağ kuruldu. Çocuk kitapları haftası kapsamında kütüphanelerde yapılan okuma etkinlikleri, yazar buluşmaları, tiyatro gösterileri ve atölyeler yalnızca kültürel faaliyetler olarak değil, eğitim politikasının sahadaki uzantısı olarak değerlendirildi. Uslu’nun bizzat katıldığı ve çocuklara kitap okuduğu etkinlikler, kütüphanelerin yeni rolünü somut biçimde ortaya koydu.

Kütüphaneler artık yalnızca raflardan kitap alınan yerler olarak değil, çocukların kendilerini ifade ettikleri, ailelerin katıldığı ve mahalle ölçeğinde sosyal hayatın şekillendiği merkezler olarak görülüyor. Bu yaklaşım, kütüphanelerin toplumun gündelik yaşamına yeniden dahil edilmesini sağladı.

YEREL YATIRIMLAR VE DEVLET DESTEĞİ

Kütüphane politikasının hayata geçirilmesinde yerel yönetimlere sağlanan destekler belirleyici rol oynadı. Belediyelerin yeni kütüphaneler kurabilmesi ve mevcut kütüphaneleri geliştirebilmesi için özel devlet teşvik programları devreye alındı. Bu destekler sayesinde bazı şehirlerde yeni kütüphaneler açıldı, bazı bölgelerde ise sınırlı hizmet veren noktalar tam donanımlı merkezlere dönüştürüldü.

Devlet tarafından sağlanan kaynaklar, kütüphanelerin fiziksel kapasitesini artırmakla kalmadı. Aynı zamanda hizmet saatlerinin genişletilmesini, çocuk ve gençlere yönelik programların çoğalmasını ve eğitim içeriklerinin güçlendirilmesini mümkün kıldı. Böylece kütüphaneler, günün daha uzun saatlerinde yaşayan ve hizmet veren mekânlara dönüştü.

Bu yatırımlar, kültür politikasının sosyal devlet anlayışıyla birleştiği alanlardan biri olarak öne çıktı. Eğitim, kültür ve yerel yönetim politikaları aynı hedef etrafında buluştu. Amaç, her yaştan vatandaşın kütüphanelere kolayca ulaşabilmesi ve bu merkezleri aktif biçimde kullanabilmesiydi.

                     KÜTÜPHANELERİN YENİ TOPLUMSAL ROLÜ

                     Tientallen miljoenen extra voor bibliotheken. 'We hebben ze de afgelopen decennia verwaarloosd' | Trouw

Günay Uslu’nun yaklaşımında kütüphaneler, toplumun sosyal dokusunu güçlendiren kurumlar olarak tanımlandı. Bu kurumlar, dil öğrenme kurslarından dijital beceri eğitimlerine, çocuk etkinliklerinden yetişkinlere yönelik kültürel programlara kadar geniş bir yelpazede hizmet sunan merkezler haline geldi.

Özellikle göçmen kökenli ailelerin çocukları için kütüphaneler önemli bir buluşma alanı oluşturdu. Okuma alışkanlığının erken yaşta kazanılması, eğitimde fırsat eşitliğinin güçlenmesi ve toplumla bağ kurma süreçlerinin desteklenmesi açısından bu merkezler kritik rol üstlendi.

Bu tablo, kütüphanelerin yalnızca kültür politikası içinde değil, sosyal uyum ve eğitim politikaları içinde de merkezi bir konuma yerleştiğini gösterdi.

POLİTİKADAN UYGULAMAYA UZANAN BİR MODEL

Ortaya çıkan model, uzun vadeli kamu politikalarının nasıl sonuç verdiğini gösteren dikkat çekici bir örnek oldu. Bir dönem fikir olarak ortaya konan ve ardından adım adım geliştirilen kütüphane yaklaşımı, bugün ülke genelinde hissedilen bir dönüşüme dönüştü.

Günay Uslu’nun görev yaptığı dönemde başlatılan bu süreç, yalnızca yeni kütüphanelerin açılmasıyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda toplumun kütüphanelere bakışını değiştirdi. Bu kurumlar yeniden gündelik yaşamın parçası haline geldi. Çocukların, ailelerin ve gençlerin aktif olarak kullandığı canlı merkezlere dönüştü.

Bugün kütüphaneler üzerinden yürüyen tartışmalar, bir altyapı meselesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Eğitim, kültür ve sosyal politika başlıklarının kesiştiği bir alanda yeni bir model ortaya çıkmış durumda.

Ve bu modelin oluşumunda, fikri ortaya atan, zemini hazırlayan ve süreci ısrarla takip eden isim olarak Günay Uslu öne çıkıyor.

                         *************

DE NAAM ACHTER HET DOEL “EEN BIBLIOTHEEK IN ELKE GEMEENTE” IN NEDERLAND: GÜNAY USLU

Het plan werd twee jaar na haar aftreden als minister gerealiseerd.

Er wordt gesteld dat Uslu ook na haar aftreden het proces nauwlettend heeft gevolgd en haar invloed in de coulissen heeft voortgezet.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY schreef:

Het doel “een bibliotheek in elke gemeente”, dat door Günay Uslu werd gelanceerd tijdens haar periode als staatssecretaris voor Cultuur en Media, is vandaag uitgegroeid tot een concrete realiteit. Gedurende haar ambtstermijn verdedigde Uslu het versterken van de positie van bibliotheken in het onderwijs en het culturele leven van de samenleving. Zij liet dit idee niet als een eenvoudige aanbeveling achter maar volgde het stap voor stap zodat het kon uitgroeien tot staatsbeleid.

Het plan vertraagde in een bepaalde periode om uiteenlopende redenen en raakte op de achtergrond van de agenda maar werd ondanks het verstrijken van de tijd nooit volledig terzijde geschoven. De visie die Günay Uslu had opgebouwd en het beleidskader dat zij vormgaf bleven binnen het ministerie hun invloed behouden. Het proces verliep soms traag maar kreeg dankzij de fundamenten die Uslu had gelegd en haar sturende rol opnieuw momentum.

Op het punt waar men vandaag staat is het doel “een bibliotheek in elke gemeente” niet langer een intentieverklaring maar een staatsprogramma dat daadwerkelijk wordt uitgevoerd. Het idee dat bibliotheken niet enkel plaatsen zijn waar boeken worden geleend maar centra die een breed spectrum aan diensten bieden van onderwijs tot digitale vaardigheden en sociaal leven, is het meest zichtbare resultaat van de benadering die Uslu opstartte.

                      Afbeelding met persoon, overdekt, Menselijk gezicht, boekenkast Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kort samengevat: een gedachte die jaren geleden werd geformuleerd is dankzij een beleid dat met geduld werd gevolgd en een vastberaden visie werkelijkheid geworden. De realisatie van het project “een bibliotheek in elke gemeente” wordt beschouwd als een concrete weerspiegeling van het proces dat Günay Uslu in gang zette en haar blijvende invloed, ook vanop afstand.

In Nederland heeft het doel “een bibliotheek in elke gemeente”, dat wordt uitgevoerd om de toegang tot kennis te versterken en de samenleving in al haar geledingen met cultuur te verbinden, een nieuwe fase bereikt. Het feit dat de ministerraad een wijziging van de bibliotheekwet heeft aanvaard, betekent dat een jarenlang gevoerd beleid tastbare resultaten oplevert. Een van de meest bepalende namen achter dit beleid is de voormalige staatssecretaris Günay Uslu.

In dit proces dat met een langetermijnvisie en vastberaden beleidslijn werd voortgezet, vormden de stappen die Günay Uslu zette de basis voor de realisatie van het doel om in het hele land elke gemeente van een bibliotheek te voorzien.

                        Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

TOEGANG TOT KENNIS TOT EEN RECHT VOOR IEDEREEN MAKEN

Met de nieuwe regeling zullen bibliotheken niet langer enkel worden gezien als plaatsen waar boeken worden uitgeleend. Voor gemeenten zal een wettelijke verantwoordelijkheid ontstaan en er zal een volledig uitgerust bibliotheeknetwerk worden opgezet dat voor iedereen toegankelijk is. In dit kader is gepland om jaarlijks 60 miljoen euro aan middelen toe te wijzen.

Bibliotheken zijn niet enkel leesruimtes. Tegelijk worden zij gepositioneerd als centra waar de samenleving samenkomt en waar educatieve en culturele activiteiten plaatsvinden en waar taalvaardigheid en digitale vaardigheden worden ontwikkeld. Programma’s die kinderen een leesgewoonte bijbrengen en computerlessen en sociale activiteiten voor ouderen maken deel uit van deze benadering.

De basis van deze visie werd gelegd met de stappen die Günay Uslu zette tijdens haar ambtsperiode. Uslu definieerde de rol van bibliotheken in de samenleving niet alleen als cultureel maar ook als een sociale noodzaak en maakte het principe van “toegankelijkheid” tot beleid.

HET PROCES DAT GÜNAY USLU IN GANG ZETTE

Het idee om gemeenten een “verantwoordelijkheid voor onderhoud en toegankelijkheid” van bibliotheken te geven kwam voor het eerst op de agenda tijdens de periode van Günay Uslu. Evaluaties uit die tijd toonden aan dat het aantal bibliotheken in het land afnam en dat in sommige wijken en dorpen enkel nog boekafhaalpunten overbleven.

Het investeringsproces dat naar aanleiding van dit beeld werd opgestart vormde de basis voor het nieuwe wetsvoorstel. Gemeenten kregen financiering, nieuwe bibliotheken werden geopend en punten met beperkte dienstverlening werden ontwikkeld tot volledig uitgeruste bibliotheken. De oprichting van 46 nieuwe bibliotheken in de afgelopen jaren en de uitbreiding van ongeveer 100 beperkte servicepunten behoren tot de concrete resultaten van dit beleid.

Dit proces trok de aandacht als een model waarin onderwijsbeleid en cultuurbeleid samenkomen. In de benadering van Uslu werden bibliotheken gepositioneerd als centra die in samenwerking met het schoolsysteem functioneren en de leescultuur tot in de klaslokalen brengen.

LEESCULTUUR EN PARTICIPATIE VAN JONGEREN

Gegevens tonen aan dat de maatschappelijke weerklank van dit beleid sterk is. Vanaf 2024 is ongeveer drie kwart van de kinderen onder de 18 jaar lid geworden van een bibliotheek. Het feit dat het lidmaatschap voor deze leeftijdsgroep gratis is heeft de toegankelijkheid nog verder vergroot.

Dat kinderen en jongeren zich naar bibliotheken wenden was een van de langetermijndoelen van Günay Uslu. Uslu verdedigde dat een leesgewoonte op jonge leeftijd moet worden verworven en had als doel bibliotheken tot een natuurlijk onderdeel van het onderwijssysteem te maken.

NIEUWE WET EN EEN NIEUWE PERIODE

Met de regeling die door de ministerraad werd aanvaard zal de bibliotheekwet worden gewijzigd en zal er een duidelijke verantwoordelijkheid voor gemeenten worden vastgelegd. Het wetsvoorstel zal naar het parlement worden gestuurd en na het wetgevingsproces zal de uitvoering starten.

Deze stap wordt gezien als een voortzetting van het beleid dat in 2015 werd gestart om het systeem van openbare bibliotheken te ontwikkelen. De strategie die Günay Uslu toen naar voren bracht is vandaag uitgegroeid tot een staatsbeleid dat ook door de nieuwe regering wordt voortgezet.

Veel deskundigen op het gebied van cultuur en onderwijs beschouwen dit proces als een voorbeeld van “langetermijn en consistent overheidsbeleid”. Er wordt benadrukt dat bibliotheken instellingen zijn die sociale gelijkheid versterken en onderwijs kansen vergroten en de culturele banden van de samenleving verdiepen.

BIBLIOTHEKEN ALS MAATSCHAPPELIJKE CENTRA

De nieuwe benadering heeft als doel bibliotheken te transformeren van plekken waar enkel boeken worden gelezen tot het hart van de samenleving. Taalprogramma’s en digitale opleidingen en culturele activiteiten en sociale ontmoetingen zullen in deze centra plaatsvinden.

In deze reis van idee tot uitvoering speelde Günay Uslu een bepalende rol. De stappen die zij zette en het beleidskader dat zij vormde en het principe van “een toegankelijke bibliotheek voor iedereen” dat zij met nadruk verdedigde zijn vandaag uitgegroeid tot een concreet doel op nationaal niveau.

DE NAAM VAN DE HELD: GÜNAY USLU

Als vandaag in Nederland het doel van een bibliotheek in elke gemeente wordt besproken dan is dit niet enkel het resultaat van een nieuw wetsvoorstel. Het is het product van een visie die jaren geleden werd gestart en met geduld werd gevolgd en stap voor stap werd uitgebouwd.

In het centrum van die visie staat Günay Uslu.

Haar benadering die cultuurbeleid combineert met het idee van de sociale staat heeft bibliotheken opnieuw op de agenda van de samenleving geplaatst. Elke stap die vandaag wordt gezet draagt het karakter van een voortzetting van het proces dat zij in gang zette.

In Nederland is “een bibliotheek in elke gemeente” niet langer een wens. Het is een concreet doel met een sterke politieke wil en een gereed beleidskader om het te realiseren. De naam achter dit doel treedt naar voren als Günay Uslu, die met haar stappen de deur opende naar een langetermijntransformatie.

DE PRAKTISCHE UITWERKING: KINDEREN EN BIBLIOTHEKEN EN SAMENLEVING

                            Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een van de meest opvallende aspecten van het bibliotheekbeleid van Günay Uslu is dat deze benadering niet beperkt bleef tot regelgeving en wetgeving. Tijdens haar ambtsperiode hechtte Uslu bijzondere waarde aan activiteiten waarbij bibliotheken rechtstreeks in contact stonden met de samenleving. Werken die ervoor zorgden dat kinderen en jongeren al op jonge leeftijd een band met bibliotheken opbouwden werden een van de pijlers van dit beleid.

Binnen dit kader werd een sterke band gelegd tussen het cultuurbeleid van de staat en lokale toepassingen. Leesactiviteiten en ontmoetingen met schrijvers en theateractiviteiten en workshops die tijdens de Kinderboekenweek in bibliotheken werden georganiseerd werden niet enkel als culturele activiteiten beschouwd maar ook als een verlengstuk van het onderwijsbeleid in de praktijk. De activiteiten waarbij Uslu persoonlijk aanwezig was en kinderen voorlas maakten de nieuwe rol van bibliotheken concreet zichtbaar.

Bibliotheken worden nu niet enkel gezien als plaatsen waar boeken uit de rekken worden gehaald maar als centra waar kinderen zich uitdrukken en gezinnen participeren en het sociale leven op buurtniveau vorm krijgt. Deze benadering zorgde ervoor dat bibliotheken opnieuw deel gingen uitmaken van het dagelijks leven van de samenleving.

LOKALE INVESTERINGEN EN STAATSONDERSTEUNING

De ondersteuning die aan lokale besturen werd geboden speelde een bepalende rol bij de realisatie van het bibliotheekbeleid. Speciale staatsstimuleringsprogramma’s werden ingezet zodat gemeenten nieuwe bibliotheken konden oprichten en bestaande bibliotheken konden verbeteren. Dankzij deze steun werden in sommige steden nieuwe bibliotheken geopend en werden in bepaalde regio’s servicepunten met beperkte mogelijkheden omgevormd tot volledig uitgeruste centra.

De middelen die door de staat werden verstrekt vergrootten niet alleen de fysieke capaciteit van bibliotheken. Zij maakten ook het uitbreiden van openingstijden en het vermeerderen van programma’s voor kinderen en jongeren en het versterken van educatieve inhoud mogelijk. Zo werden bibliotheken plekken die gedurende langere uren van de dag leven en diensten verlenen.

Deze investeringen traden naar voren als een van de domeinen waar cultuurbeleid samenvloeide met het idee van de sociale staat. Onderwijs en cultuur en lokaal bestuur kwamen samen rond hetzelfde doel. Het doel was dat burgers van alle leeftijden bibliotheken gemakkelijk konden bereiken en deze centra actief konden gebruiken.

          DE NIEUWE MAATSCHAPPELIJKE ROL VAN BIBLIOTHEKEN

           Tientallen miljoenen extra voor bibliotheken. 'We hebben ze de afgelopen decennia verwaarloosd' | Trouw

In de benadering van Günay Uslu werden bibliotheken gedefinieerd als instellingen die het sociale weefsel van de samenleving versterken. Deze instellingen groeiden uit tot centra die een breed scala aan diensten aanbieden van taalonderwijs tot digitale vaardigheden en van kinderactiviteiten tot culturele programma’s voor volwassenen.

Vooral voor kinderen uit gezinnen met een migratieachtergrond vormden bibliotheken een belangrijk ontmoetingspunt. Het verwerven van een leesgewoonte op jonge leeftijd en het versterken van gelijke onderwijskansen en het ondersteunen van processen om met de samenleving te verbinden maakten deze centra tot een kritische factor.

Dit beeld toont aan dat bibliotheken niet alleen binnen het cultuurbeleid maar ook binnen het beleid rond sociale cohesie en onderwijs een centrale positie innemen.

VAN BELEID NAAR PRAKTIJK: EEN MODEL

Het model dat ontstond werd een opmerkelijk voorbeeld van hoe langetermijn overheidsbeleid resultaten oplevert. Een benadering rond bibliotheken die ooit als idee werd geformuleerd en daarna stap voor stap werd ontwikkeld is vandaag uitgegroeid tot een transformatie die in het hele land voelbaar is.

Het proces dat tijdens de ambtsperiode van Günay Uslu werd opgestart bleef niet beperkt tot het openen van nieuwe bibliotheken. Het veranderde ook de manier waarop de samenleving naar bibliotheken kijkt. Deze instellingen werden opnieuw onderdeel van het dagelijks leven en transformeerden tot levendige centra die actief worden gebruikt door kinderen en gezinnen en jongeren.

Discussies die vandaag rond bibliotheken worden gevoerd verwijzen naar veel meer dan een kwestie van infrastructuur. Op het snijvlak van onderwijs en cultuur en sociaal beleid is een nieuw model ontstaan.

En in de vorming van dit model treedt Günay Uslu naar voren als de naam die het idee lanceerde en de basis legde en het proces met volharding opvolgde.

SEVGİLİLER GÜNÜNÜ DİNİ BİR TARTIŞMA OLARAK DEĞİL, SEVDİKLERİMİZ İÇİN ANLAMLI BİR GÜN OLARAK GÖRELİM

SEVGİLİLER GÜNÜNÜ DİNİ BİR TARTIŞMA OLARAK DEĞİL, SEVDİKLERİMİZ İÇİN ANLAMLI BİR GÜN OLARAK GÖRELİM

Her yıl aynı tartışma yeniden başlıyor.

Sevgililer Günü kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı?

Bu gün dini bir gelenek midir yoksa sadece insanların birbirine sevgisini anlatma fırsatı mıdır?

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY yazdı:

Yıllar önce bu konu hakkında yazdığım yazılar bugün hâlâ gündemde. Çünkü şartlar değişiyor. Toplum değişiyor. Tartışmalar değişiyor. Ama sevgiye olan ihtiyaç hiç değişmiyor.

Çocukluk yıllarımda ‘Sevgililer Günü’ denildiğinde gözümün önüne yakışıklı bir İtalyan Valentino ile güzel bir genç kızın aşk hikâyesi gelirdi. Meğer işin aslı çok farklıymış. Gerçek Valentine ne bir film yıldızı ne de romantik bir roman kahramanı. O, Roma’da yaşamış bir rahipti.

Bugün bütün dünyada kutlanan 14 Şubat’ın arkasında romantik bir hikâyeden çok, inanç ve cesaretle verilmiş bir mücadele var.

C:\Users\ILHAN\Desktop\MART 2020 BULTENINE GIRECEKLER\Valentine-sevgililer gunu.jpg

AZİZ VALENTINE’NİN HİKÂYESİ

Üçüncü yüzyılda Roma’da yaşayan Aziz Valentine, dönemin zalim yöneticilerinden Claudius’un yasaklarına karşı çıkan bir din adamıydı. Claudius, savaşacak asker bulmakta zorlandığını düşünüyor ve bunun sebebini erkeklerin ailelerine ve sevdiklerine bağlı olması olarak görüyordu. Bu yüzden evlenmeyi yasakladı.

Yasağa uymayanların cezası ağırdı. Sadece evlenenler değil, el ele tutuşan gençler bile ölümle cezalandırılıyordu.

Aziz Valentine ise bu uygulamanın insanlık dışı olduğunu savundu. İnandığı dinin böyle bir yasağı kabul etmeyeceğini söyledi. Gençler ona başvurmaya başladı. O da kilise kurallarına göre çiftleri gizlice evlendirdi.

Durum ortaya çıkınca Claudius, emrine karşı gelen Valentine’nin idam edilmesini emretti. Valentine öldürüldü. Halk üzgündü ama korkudan ses çıkaramadı.

Yıllar sonra Papa Gelasius, 14 Şubat’ı Aziz Valentine Günü ilan etti. O günden sonra bu tarih, sevgililerin günü olarak anılmaya başladı.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\maxresdefault.jpg‘Sevgililer Günü’ dendiği zaman, çok yakışıklı bir İtalyan Valantino ile güzel bir genç kızın aşk hikâyesi aklıma gelirdi. (Üstteki fotoğrafın solundaki gibi)
Kaldı ki, benim hayalimdeki Valantino ile, hikâyenin gerçek kahramanı arasında hem görsel olarak ve hem de içtimai olarak büyük bir fark varmış.(Üstteki fotoğrafın sağındaki gibi)

SEVGİLİLER GÜNÜ NASIL TOPLUMSAL BİR GÜNE DÖNÜŞTÜ

1800’lü yıllarda Amerika’da gönderilen ilk Sevgililer Günü kartı ile birlikte bu gün artık sadece dini bir anma olmaktan çıktı. Toplumsal bir gelenek haline geldi. Çiçekler, kartlar, küçük hediyeler derken günün ticari yönü de büyüdü.

Ama işin özü hiç değişmedi.
Birine sevdiğini söylemek.
Birine değer verdiğini göstermek.
Yanında sevdiğin birinin olması ve onun da seni sevdiğini bilmek.

Bugün hâlâ bu günün asıl anlamı burada yatıyor.

EŞCİNSELLİK TARTIŞMASI VE HOLLANDA’DAKİ YORUMLAR

Yıllardır tartışılan başka bir iddia daha var. Hollanda’da “Aşk Profesörü” olarak bilinen Renzo Verwer, Aziz Valentine’nin eşcinsel olduğu için öldürüldüğünü ileri sürdü.

Bu iddia bazı çevreleri memnun etti. Bazı çevreleri rahatsız etti. Tartışmalar hâlâ sürüyor.

Ancak mantıklı bir soru ortada duruyor. O dönemde benzer iddialar başka rahipler için de konuşulurken, Claudius neden özellikle Valentine’yi hedef aldı.

Akla en yatkın cevap açık.
Valentine’nin suçu aşkı savunmak ve yasaklara rağmen insanları evlendirmekti.

Cinsel tercih tartışması ise sonradan eklenmiş yorumlardan ibaret görünüyor.

HINCAL ULUÇ’UN ANLATTIĞI HİKÂYE

Sevgililer Günü ile ilgili en anlamlı anlatımlardan biri rahmetli Hıncal Uluç’un sık sık paylaştığı hikâyedir.

Bir delikanlı ile bir genç kız birbirlerine âşık olur. Nişanlanmaya karar verirler. Delikanlı fakirdir. Sahip olduğu tek değer dedesinden kalan saattir. Genç kızın ise en değerli varlığı saçlarıdır.

Delikanlı sevgilisine gümüş bir tarak almak için saatini satar. Genç kız da sevdiği erkeğe saat kösteği almak için saçlarını kestirip satar.

Nişan günü buluştuklarında ortaya acı ama unutulmaz bir tablo çıkar. Saat yoktur. Saç yoktur. Ama sevgi vardır. Fedakârlık vardır.

İşte Sevgililer Günü’nün gerçek ruhu budur.

BİR BAŞKA RİVAYET VE ROMA GELENEĞİ

Sevgililer Günü’nün kökeni ile ilgili farklı anlatımlar da bulunur. Eski Roma’da 14 Şubat günü Juno adına düzenlenen törenler yapılırdı. Juno kadınların ve evliliğin koruyucu tanrıçası olarak kabul edilirdi.

Ardından gelen Lupercalia bayramında gençler kura ile eşleşir, bayram boyunca birlikte vakit geçirirlerdi. Bu birlikteliklerin bir kısmı daha sonra evlilikle sonuçlanırdı.

Hristiyanlık güç kazandıkça bu gelenekler değişti. Putperest törenlerin yerine azizlerin anıldığı günler konuldu. Böylece 14 Şubat zamanla Valentine ile özdeşleşti.

GÜNÜMÜZDE SEVGİLİLER GÜNÜ

Bugün dünyada ilişkiler değişti. Aile yapıları değişti. İnsanların birbirine yaklaşımı değişti. Ama yalnızlık arttı. Sevgiye ihtiyaç büyüdü.

Her yıl aynı tartışmalar yapılırken şu gerçek unutuluyor.
Sevgi ideoloji değildir.
Sevgi bir inanç dayatması değildir.
Sevgi insanın en temel ihtiyacıdır.

Bu yüzden Sevgililer Günü’nü bir dini tartışmanın parçası haline getirmek yerine, sevdiklerimizi hatırlama fırsatı olarak görmek daha doğru olur.

SONUÇ
Aziz Valentine kimdi.
Gerçekten neden öldürüldü.
Hangi rivayet doğrudur.
Bunlar tarihçilerin tartışacağı konular.

Ama bugün yapılacak şey çok basit.
Sevdiğimiz birine bir çiçek vermek.
Bir telefon açmak.
Bir mesaj yazmak.
Bir gönül almak.

Cinsel tercihi ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, dili ne olursa olsun, sevgiyi savunduğu için öldürülen bir insanın hatırasını yaşatmanın en sade yolu budur.

Her 14 Şubat’ta, sevgiyi hatırlamak ve hatırlatmak.

                       *****************

LATEN WE VALENTİJNSDAG NİET ALS EEN RELİGİEUZE DİSCUSSİE ZİEN, MAAR ALS EEN BETEKENİSVOLLE DAG VOOR DE MENSEN VAN WİE WE HOUDEN

Elk jaar begint dezelfde discussie opnieuw.

Moet Valentijnsdag worden gevierd of niet?

Is deze dag een religieuze traditie of slechts een kans voor mensen om hun liefde aan elkaar te tonen?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY schreef:

Jaren geleden schreef ik al over dit onderwerp en die teksten zijn vandaag nog steeds actueel. Want omstandigheden veranderen. De samenleving verandert. Discussies veranderen. Maar de behoefte aan liefde verandert nooit.

Toen ik een kind was en men het had over Valentijnsdag, zag ik voor me een knappe Italiaanse Valentino en het liefdesverhaal met een mooi jong meisje. Later bleek de werkelijkheid heel anders. De echte Valentine was geen filmster en ook geen romantische romanheld. Hij was een priester die in Rome leefde.

Achter 14 februari, die vandaag overal ter wereld wordt gevierd, schuilt niet zozeer een romantisch verhaal, maar eerder een strijd gevoerd met geloof en moed.

C:\Users\ILHAN\Desktop\MART 2020 BULTENINE GIRECEKLER\Valentine-sevgililer gunu.jpg

HET VERHAAL VAN HEILIGE VALENTINE

Heilige Valentine, die in de derde eeuw in Rome leefde, was een geestelijke die zich verzette tegen de verboden van Claudius, een wrede heerser uit die tijd. Claudius dacht dat hij moeilijk soldaten kon vinden om te vechten en zag als reden dat mannen te sterk gehecht waren aan hun families en geliefden. Daarom verbood hij het huwelijk.

De straf voor wie zich niet aan het verbod hield was zwaar. Niet alleen wie trouwde, maar zelfs jonge mensen die hand in hand liepen werden met de dood bestraft.

Heilige Valentine vond deze praktijk onmenselijk. Hij zei dat de religie waarin hij geloofde zo’n verbod niet kon accepteren. Jongeren begonnen zich tot hem te wenden. Hij trouwde hen in het geheim volgens de kerkelijke regels.

Toen dit bekend werd, gaf Claudius opdracht om Valentine, die zijn bevelen had genegeerd, te executeren. Valentine werd gedood. Het volk was bedroefd, maar kon uit angst niets zeggen.

Jaren later riep paus Gelasius 14 februari uit tot de dag van Heilige Valentine. Vanaf dat moment werd deze datum herdacht als de dag van geliefden.

C:\Users\Ilhan\Desktop\Haberler\maxresdefault.jpg
Wanneer men ‘Valentijnsdag’ zei, dacht ik aan het liefdesverhaal van een zeer knappe
Italiaanse Valentino en een mooi jong meisje.
Toch bleek dat er zowel visueel als maatschappelijk een groot verschil bestond tussen de Valentino in mijn verbeelding en de echte held van het verhaal.

HOE VALENTIJNSDAG EEN MAATSCHAPPELIJKE DAG WERD

Met de eerste Valentijnskaart die in de negentiende eeuw in Amerika werd verstuurd, hield deze dag op alleen een religieuze herdenking te zijn. Het werd een maatschappelijke traditie. Bloemen, kaarten en kleine cadeaus zorgden ervoor dat ook de commerciële kant van de dag groeide.

Maar de kern veranderde nooit.
Tegen iemand zeggen dat je van hem of haar houdt.
Laten zien dat iemand belangrijk voor je is.
De aanwezigheid van iemand van wie je houdt en weten dat die persoon ook van jou houdt.

Daar ligt nog steeds de ware betekenis van deze dag.

DE DISCUSSIE OVER HOMOSEKSUALITEIT EN DE INTERPRETATIES IN NEDERLAND

Er bestaat nog een andere bewering waar al jaren over wordt gediscussieerd. Renzo Verwer, in Nederland bekend als de “liefdesprofessor”, stelde dat Heilige Valentine werd gedood omdat hij homoseksueel was.

Deze bewering maakte sommige kringen tevreden en andere juist ongemakkelijk. De discussies gaan nog steeds door.

Toch blijft er een logische vraag bestaan. In een periode waarin soortgelijke beweringen ook over andere priesters werden gedaan, waarom richtte Claudius zich specifiek op Valentine?

Het meest aannemelijke antwoord is duidelijk.
Valentine’s “misdaad” was dat hij de liefde verdedigde en mensen ondanks het verbod bleef trouwen.

De discussie over seksuele voorkeur lijkt eerder een later toegevoegde interpretatie te zijn.

HET VERHAAL DAT HINCAL ULUÇ VERTELDE

Een van de meest betekenisvolle vertellingen over Valentijnsdag is het verhaal dat wijlen Hıncal Uluç vaak deelde.

Een jonge man en een jong meisje worden verliefd op elkaar. Ze besluiten zich te verloven. De jongen is arm. Het enige waardevolle dat hij bezit is een horloge dat hij van zijn grootvader heeft geërfd. Het meest waardevolle bezit van het meisje is haar haar.

De jongen verkoopt zijn horloge om een zilveren kam voor zijn geliefde te kopen. Het meisje laat haar haar knippen en verkoopt het om een horlogeketting voor haar geliefde te kopen.

Wanneer ze elkaar op de dag van de verloving ontmoeten, ontstaat een pijnlijk maar onvergetelijk beeld. Er is geen horloge. Er is geen haar. Maar er is liefde. Er is opoffering.

Dat is de ware geest van Valentijnsdag.

EEN ANDERE OVERLEVERING EN DE ROMEINSE TRADITIE

Er bestaan ook verschillende verhalen over de oorsprong van Valentijnsdag. In het oude Rome werden op 14 februari ceremonies gehouden ter ere van Juno. Juno werd beschouwd als de beschermgodin van vrouwen en het huwelijk.

Tijdens het daaropvolgende Lupercaliafeest werden jongeren door loting aan elkaar gekoppeld en brachten zij samen tijd door gedurende het feest. Een deel van deze relaties mondde later uit in een huwelijk.

Naarmate het christendom sterker werd, veranderden deze tradities. In plaats van heidense rituelen kwamen dagen waarop heiligen werden herdacht. Zo raakte 14 februari in de loop van de tijd verbonden met Valentine.

VALENTIJNSDAG IN ONZE TIJD

Vandaag zijn relaties veranderd. Familieverhoudingen zijn veranderd. De manier waarop mensen elkaar benaderen is veranderd. Maar de eenzaamheid is toegenomen. De behoefte aan liefde is groter geworden.

Terwijl elk jaar dezelfde discussies worden gevoerd, wordt één waarheid vergeten.
Liefde is geen ideologie.
Liefde is geen religieuze dwang.
Liefde is de meest fundamentele behoefte van de mens.

Daarom is het juister om Valentijnsdag niet als onderdeel van een religieuze discussie te zien, maar als een kans om de mensen van wie we houden te herinneren.

CONCLUSIE

Wie was Heilige Valentine.
Waarom werd hij werkelijk gedood.
Welke overlevering is juist.

Dit zijn onderwerpen waar historici over zullen blijven discussiëren.

Maar wat vandaag gedaan kan worden is heel eenvoudig.
Een bloem geven aan iemand van wie we houden.
Een telefoontje plegen.
Een bericht schrijven.
Iemand een warm gevoel geven.

Ongeacht seksuele voorkeur, geloof of taal is dit de meest eenvoudige manier om de herinnering levend te houden aan iemand die werd gedood omdat hij de liefde verdedigde.

Elke 14 februari de liefde herinneren en laten voortleven.

 

HOLLANDA NTR RADYO/TELEVİZYONU’NDAN RAMAZANA ÖZEL YAYIN ATAĞI: TÜRKLER DE BU HİKÂYENİN İÇİNDE

HOLLANDA NTR RADYO/TELEVİZYONU’NDAN RAMAZANA ÖZEL YAYIN ATAĞI: TÜRKLER DE BU HİKÂYENİN İÇİNDE

İnsanı ve toplumu yeniden buluşturan bir ay olan Ramazanın toplumsal ruhu ve Hollanda’daki Türklerin yeri.

Oruç neden var ve insana ne kazandırır?

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da, NSP, Teleac ve RVU ortaklığında kurulan kamu yayıncısı NTR, Ramazan ayı için geniş kapsamlı bir yayın hazırlığı yaptı. Radyo programlarından belgesellere, aile dizilerinden sosyal medya içeriklerine kadar uzanan bu yayınların ortak noktası ise “inanç, kimlik, aile, yemek ve birlikte yaşama kültürü.”

14 Şubat’tan itibaren başlayacak yayınlar NPO, NPO Start, NPO Luister, Zapp ve dijital kanallar üzerinden izleyici ve dinleyiciyle buluşacak. Programların temel amacı Ramazanın yalnızca dini bir ibadet ayı olmadığını, aynı zamanda toplumlar arasında bağ kuran güçlü bir kültürel dönem olduğunu göstermek.

NTR yetkilileri, hazırlanan içeriklerle Ramazanın Hollanda’da ve dünyanın farklı şehirlerinde nasıl yaşandığını anlatmak istediklerini belirtiyor. Bu anlatımın içinde Türk toplumunun da önemli bir yeri bulunuyor. Çünkü Hollanda’da Ramazan denildiğinde akla gelen en büyük topluluklardan biri Türkler.

RADYODAN BELGESELE, DİZİDEN SOSYAL MEDYAYA UZANAN YAYINLAR

Ramazan programlarının merkezinde günlük radyo yayını Suhoor Stories yer alıyor. Bu programda her sabah farklı konuklar Ramazan deneyimlerini, aile geleneklerini ve gündelik hayatla kurdukları bağı anlatıyor. Programda dünyanın farklı ülkelerinden Müslümanların sabah ritüelleri de yer buluyor.
Hollanda’daki Türk ailelerin sahur kültürü ve dayanışma alışkanlıklarının da bu çerçevede gündeme gelmesi bekleniyor.

Ramadan Around The World: Ndaa Hassan, Minha Kauser, Azra Momin: 9781732097001: Amazon.com: Books
Iftar Around The World adlı belgesel ise, Ramazanın uluslararası yüzünü ekrana taşıyor. Londra, Tromsø ve Muscat gibi şehirlerde yaşayan insanların iftar sofraları üzerinden hayat hikâyeleri anlatılıyor. Yemek burada sadece bir sofra unsuru değil. Hatıraların, geleneklerin ve kimliğin taşıyıcısı olarak ele alınıyor.
Türk mutfağının ve Türk aile yapısının bu anlatılarda doğal olarak yer bulması, Hollanda’daki çok kültürlü yapının da bir yansıması olarak görülüyor.

Ramadan Bites | NPO Start
Ramadan Bites
ise, genç kuşağa hitap eden sosyal medya içeriklerinden oluşuyor. Günlük kısa videolarda oruç, aile içi diyaloglar, mutfak telaşı ve iftar hazırlıkları mizahi bir dille anlatılıyor. Bu içeriklerde Türk gençlerinin ve göçmen kökenli ailelerin hayatından kesitler de dikkat çekiyor.

Spill the Tea (NTR) - NPO Luister Podcast Festival
Spill the Tea
adlı podcast programında ise genç kadınlar aile, kimlik, aşk ve ruh sağlığı üzerine açık sohbetler yapıyor. Göçmen kökenli gençlerin yaşadığı kimlik arayışı ve aidiyet duygusu bu programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.

AİLE DİZİSİ VE ÇOCUKLAR İÇİN EĞİTİCİ İÇERİKLER

NTR presenteert de eerste Ramadanserie voor de hele familie, in 2026 te zien bij NPO Zapp! - MediaLane
All You Can Eid
adlı aile dizisi, ilk Ramazanını yaşayan bir çocuğun hikâyesi üzerinden ilerliyor. Dizide aile bağları, dayanışma ve birlikte kutlama kültürü öne çıkarılıyor. Bu hikâye Hollanda’daki Türk ailelerin yaşadığı deneyimlerle de örtüşen bir anlatım sunuyor.

Schooltv tarafından hazırlanan eğitim içeriklerinde ise çocuklara Ramazanın ne olduğu, orucun anlamı, sahur ve iftarın önemi anlatılıyor. Böylece farklı kültürlerden öğrencilerin birbirini daha iyi tanıması hedefleniyor.

TÜRK TOPLUMU BU TABLONUN DIŞINDA DEĞİL

Hollanda’da yaşayan Türkler, Ramazan geleneklerini güçlü biçimde sürdüren toplulukların başında geliyor. Camilerdeki iftar sofraları, mahalle dayanışması, sokakta iftar yemekleri, aile ziyaretleri ve ortak etkinlikler Ramazan ayının en belirgin görüntülerini oluşturuyor.

Hollanda'da "Cami Meydanı"nda düzenlenen sokak iftarına yaklaşık 1600 kişi katıldı

NTR’nin hazırladığı bu yayın paketi, yalnızca Müslümanlara yönelik bir içerik değil. Hollanda toplumunun tamamına hitap eden bir tanıtım ve anlama çabası olarak görülmeli. Türklerin bu toplum içindeki varlığı ve Ramazan kültürüne yaptığı katkı ise bu anlatının doğal bir parçası.

Özetle bu yayınlar, Ramazanın sadece bir ibadet değil, aynı zamanda ortak bir yaşam deneyimi olduğunu anlatıyor. Aynı sofrada buluşan, aynı hikâyeleri paylaşan ve aynı duyguları yaşayan insanlar arasında köprü kurmayı amaçlıyor. Türkler de bu köprünün en güçlü ayaklarından biri olarak bu hikâyenin tam merkezinde yer alıyor.

RAMAZAN SADECE ORUÇ DEĞİL. İNSANI YENİDEN İNŞA EDEN BİR AY

NTR’nin Ramazan yayınları, aslında daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor. Ramazan yalnızca aç kalınan bir zaman dilimi değildir. Ramazanın, insanın kendine dönmesi, kalbini temizlemesi ve hayatın hızını yavaşlatması için verilen bir fırsat olduğuna inanıyorum.

İslam inancına göre Ramazan, Allah’ın kullarına bir lütfudur. Oruç ise bir ceza ya da zorunluluk gibi değil, insanı terbiye eden bir ibadet olarak kabul edilir. Hz. Muhammed’in hayatına bakıldığında da Ramazanın sadece aç kalmakla ilgili olmadığı açıkça görülür. Paylaşmak, sabretmek, öfkeyi kontrol etmek, fakirin hâlini anlamak ve insanlara zarar vermemek bu ayın temel ruhudur.

ORUÇ NEDEN VAR

Çocuklar ramazanın güzelliklerini anlayarak büyümeli'

Oruç ibadetinin arkasında hem manevi hem de insani bir hikmet olduğuna inanırım.
İnsan, hayatın içinde çoğu zaman fark etmeden tüketir. Yer, içer, harcar, konuşur, kırar ve geçip gider. Ramazan bu akışı durdurur. İnsana durmayı öğretir.

Açlığın burada bir amaç olduğuna inanmıyorum. Açlık bir hatırlatmadır. Sofraya her gün ulaşamayan insanların varlığını hatırlatır. Sabretmenin ne demek olduğunu öğretir. Nefsin her istediğinin hemen yapılmaması gerektiğini gösterir.

Bu yönüyle oruç, insanı disipline eder. Gün boyu yememek ve içmemek, akşam vakti sofraya oturduğunda şükretmeyi öğretir. İsrafın ne olduğunu fark ettirir. Lokmanın değerini hatırlatır.

SAĞLIK VE HAYAT DENGESİ

Afbeelding met tekst, Snack, voedsel, fruit Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ramazanın bir başka yönü de, hayatın ritmini düzenlemesi olduğuna inanıyorum. Modern bilim bugün aralıklı beslenme, metabolizmanın dinlenmesi ve vücudun toparlanması gibi kavramlardan söz ediyor. Oruç, asırlardır uygulanan doğal bir denge hâlidir. İnsan bedenine de, zihnine de nefes aldırır.

Ancak, Ramazan sadece sağlık için tutulmaz. Sağlık bunun yanındaki bir kazanımdır. Asıl olan, insanın kendini kontrol etmeyi öğrenmesidir. Azla yetinmek, paylaşmak ve şükretmek bu ayın temelidir.

TOPLUMU BİR ARADA TUTAN GÜÇ

Ramazan aynı zamanda bir toplumsal dayanışma ayıdır. Sofralar büyür. Kapılar açılır.
İnsanlar birbirini davet eder. Komşular birbirini hatırlar. Camiler, dernekler ve mahalleler hareketlenir.

Afbeelding met persoon, kleding, person, Evenementenzaal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda’daki Türk toplumu bu kültürü en güçlü şekilde yaşatan toplulukların başında geliyor.
İftar sofraları için yapılan davetler bir ay öncesinden gönderilmeye başlandı. Benim ajandamda yer alan davet sayısı 50’yi geçti. Bundan sonra gelecekler de cabası.

İftar sofraları sadece yemek yenilen yerler değildir. Hasretlerin giderildiği, dostlukların tazelendiği ve yeni bağların kurulduğu alanlardır.
Gençler büyükleriyle aynı sofraya oturur. Çocuklar Ramazanın ne olduğunu evde öğrenir. Paylaşmanın değeri bu sofralarda anlatılır.

BİR İBADETİN ÖTESİNDE BİR HAYAT DERSİ

Ramazan, insanı yavaşlatır. Kendine baktırır. Kalbini yoklatır. Kimseye görünmeden yapılan bir ibadet olduğu için samimiyet ister. Bu yüzden de en güçlü tarafı iç dünyaya dokunmasıdır.

Oruç tutan kişi, gün boyu yalnızca aç kalmaz. Dilini tutar. Kalbini korur. Kırmamaya çalışır. Yardım etmeye yönelir. Bu da Ramazanı sadece dini bir ritüel olmaktan çıkarır ve bir hayat dersine dönüştürür.

NTR’nin hazırladığı yayınların değeri de burada ortaya çıkıyor. Ramazanı sadece bir ibadet ayı olarak değil, bir kültür, bir duygu ve bir toplumsal bağ olarak anlatmaya çalışıyor. Türklerin bu hikâyedeki yeri ise çok belirgin. Çünkü Ramazan geleneklerini en canlı biçimde yaşatan, aile yapısı ve paylaşma kültürüyle bu ayın ruhunu taşıyan toplulukların başında Türkler geliyor.

Sonuçta Ramazan, insanın hem Allah ile hem de insanlarla kurduğu bağı güçlendiren bir aydır. Sofrada başlayan, kalpte büyüyen ve topluma yayılan bir iyilik hâlidir. Bu yüzden Ramazan geldiğinde sadece aç kalınmaz. İnsan biraz daha insan olur.

Afbeelding met kleding, persoon, bloem, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

PROGRAM

Suhoor Stories 17 Şubat Salı günü NTR’de Radio 1’de başlıyor.
Suhoor Stories, dayanışmanın merkezde olduğu günlük bir Ramazan radyo programıdır. Her hafta içi sabahı güncel konularla bağlantısı olan ilham verici bir ana konuk ağırlanır. Programda, gün doğmadan önce yenen öğün olan suhoor ve oruç ayında birlikte olmanın özel anlamı ele alınır. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların sabah ritüelleri sohbetlere derinlik katar. Programın etkisi Hollanda ile sınırlı kalmamış, BBC bile Suhoor Stories’e yer vermiştir.

IFTAR around the world 26 Şubat Perşembe günü saat 22.45’te başlıyor.
Iftar Around The World programında yönetmen Hassnae Bouazza, Ramazanın farklı anlam ve renkler kazandığı yerlere yolculuk yapıyor. Orucun açıldığı öğün olan iftar üzerinden kişisel hayat hikâyeleri anlatılıyor. Londra, Tromsø ve Maskat’ta insanlar aşkı ve kaybı, inancı ve mutluluğu paylaşıyor. Yemek, hatıra, tutunma noktası ve hikâyeleri aktarma aracı olarak anlatının merkezinde yer alıyor. Iftar Around The World, tek bir ritüelin dünyanın dört bir yanındaki insanları nasıl birbirine bağladığını gösteriyor.

Ramadan Bites ayrıca @ramadanbitesntr üzerinden izlenebilir.
Ramadan Bites, Instagram, WhatsApp ve TikTok’ta her gün kısa videolar sunar. Otuz gün boyunca bir içerik üretici kolektifi, oruç ayına dair komedi, skeçler ve gündelik hayattan tanıdık anlar paylaşır. Hafif, keskin ve her zaman günlük yaşama yakın bir anlatım sunar.

Spill the Tea, NPO Luister üzerinden dinlenebilir ve YouTube’da izlenebilir.
Spill the Tea programında Nora Akachar ve arkadaşları günlük yaşama dair kişisel hikâyelerini paylaşır. Aile, aşk, kimlik ve ruh sağlığı hakkında açıkça konuşurlar. Mizah ve sıcaklık sayesinde tanıdıklık ve kırılganlık için bir alan oluşur. Sofrada yapılan iyi bir sohbet hissi veren bir podcast.

All You Can Eid 14 Şubat Cumartesi günü başlıyor ve her hafta saat 18.35’te NPO Zapp ve NPO Start’ta yayımlanıyor.
Bu aile dizisi, ilk Ramazanını yaşamayı heyecanla bekleyen on bir yaşındaki Imani’yi takip ediyor. Ancak tam da bu özel ayda aile işletmesi olan pastanenin satılma tehlikesi ortaya çıkar ve gizemli bir hırsızlık her şeyi altüst eder. Imani, en iyi arkadaşı Damla, kardeşi Sami ve Sami’nin arkadaşı Hidde ile birlikte hem ailesini hem de Ramazanı kurtarmak için elinden geleni yapar. All You Can Eid, aile, dayanıklılık ve birlikte kutlamanın anlamı üzerine sıcak ve heyecanlı bir hikâyedir.

Schooltv, Ramazanın ne olduğunu ve bu ayın neden özel olduğunu anlatır. Öğrenciler orucun ne anlama geldiğini, suhoor ve iftarın ne olduğunu ve Müslümanların dünyanın farklı yerlerinde Ramazanı nasıl yaşadığını öğrenir.

                                                    ************

NTR-RADIO EN TELEVISIE IN NEDERLAND START SPECIALE RAMADANUITZENDINGEN: OOK TURKEN MAKEN DEEL UIT VAN DIT VERHAAL

De maatschappelijke geest van de Ramadan als maand die mensen en samenleving opnieuw samenbrengt en de plaats van Turken in Nederland.

Waarom bestaat het vasten en wat brengt het de mens?

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Geschreven door İlhan KARAÇAY

De publieke omroep NTR, opgericht in samenwerking met NSP, Teleac en RVU, heeft in Nederland een uitgebreid uitzendpakket voorbereid voor de Ramadan. Deze uitzendingen variëren van radioprogramma’s tot documentaires en van familieseries tot sociale media-inhoud. Het gemeenschappelijke thema is “geloof, identiteit, familie, eten en de cultuur van samenleven.”

De uitzendingen starten vanaf 14 februari en zijn te volgen via NPO, NPO Start, NPO Luister, Zapp en digitale kanalen. Het doel van de programma’s is te laten zien dat de Ramadan niet alleen een religieuze maand is, maar ook een sterke culturele periode die bruggen slaat tussen samenlevingen.

NTR-functionarissen geven aan dat zij met deze inhoud willen laten zien hoe de Ramadan in Nederland en in verschillende steden wereldwijd wordt beleefd. Binnen deze vertelling heeft de Turkse gemeenschap een belangrijke plaats. Wanneer men in Nederland aan Ramadan denkt, behoren Turken tot de grootste gemeenschappen die daarbij in gedachten komen.

VAN RADIO TOT DOCUMENTAIRE EN VAN SERIE TOT SOCIALE MEDIA

Het dagelijkse radioprogramma Suhoor Stories staat centraal in de Ramadanuitzendingen. Elke ochtend vertellen verschillende gasten over hun Ramadanervaringen, familietradities en de band met het dagelijks leven. Ook ochtendrituelen van moslims uit verschillende landen komen aan bod. Verwacht wordt dat in dit kader ook de sahurcultuur en de solidariteitsgewoonten van Turkse gezinnen in Nederland worden besproken.

Ramadan Around The World: Ndaa Hassan, Minha Kauser, Azra Momin: 9781732097001: Amazon.com: Books

De documentaire Iftar Around The World brengt het internationale gezicht van de Ramadan in beeld. Via iftartafels in steden als Londen, Tromsø en Muscat worden levensverhalen verteld. Eten wordt hier niet alleen gezien als een element van de tafel, maar als drager van herinneringen, tradities en identiteit. Dat de Turkse keuken en familiewaarden hierin vanzelfsprekend een plaats krijgen, wordt gezien als een weerspiegeling van de multiculturele structuur van Nederland.

Ramadan Bites | NPO Start
Ramadan Bites bestaat uit sociale media-inhoud gericht op de jongere generatie. In dagelijkse korte video’s worden het vasten, familiedialogen, drukte in de keuken en voorbereidingen voor de iftar op humoristische wijze verteld. In deze inhoud vallen ook fragmenten uit het leven van Turkse jongeren en gezinnen met een migratieachtergrond op.

Spill the Tea (NTR) - NPO Luister Podcast Festival
In de podcast Spill the Tea voeren jonge vrouwen open gesprekken over familie, identiteit, liefde en mentale gezondheid. De zoektocht naar identiteit en het gevoel van verbondenheid onder jongeren met een migratieachtergrond vormen belangrijke thema’s van het programma.

FAMILIESERIE EN EDUCATIEVE INHOUD VOOR KINDEREN

NTR presenteert de eerste Ramadanserie voor de hele familie, in 2026 te zien bij NPO Zapp! - MediaLane
De familieserie All You Can Eid volgt het verhaal van een kind dat zijn eerste Ramadan beleeft. Familiewaarden, solidariteit en samen vieren staan centraal. Dit verhaal vertoont duidelijke overeenkomsten met de ervaringen van Turkse gezinnen in Nederland.

In educatieve inhoud van Schooltv wordt aan kinderen uitgelegd wat de Ramadan is, wat vasten betekent en wat het belang is van sahur en iftar. Zo wordt beoogd dat leerlingen uit verschillende culturen elkaar beter leren kennen.

DE TURKSE GEMEENSCHAP STAAT NIET BUITEN DIT GEHEEL

Turken in Nederland behoren tot de gemeenschappen die Ramadantradities sterk in stand houden. Iftartafels in moskeeën, buurt-solidariteit, gezamenlijke maaltijden op straat, familiebezoeken en gezamenlijke activiteiten vormen de meest zichtbare beelden van deze maand.

Hollanda'da "Cami Meydanı"nda düzenlenen sokak iftarına yaklaşık 1600 kişi katıldı

Het uitzendpakket van NTR is niet uitsluitend gericht op moslims. Het moet worden gezien als een poging tot kennismaking en begrip voor de gehele Nederlandse samenleving. De aanwezigheid van Turken binnen deze samenleving en hun bijdrage aan de Ramadancultuur vormen een natuurlijk onderdeel van dit verhaal.

Kort samengevat laten deze uitzendingen zien dat Ramadan niet alleen een religieuze praktijk is, maar ook een gedeelde levenservaring. Ze willen bruggen slaan tussen mensen die aan dezelfde tafel samenkomen, dezelfde verhalen delen en dezelfde gevoelens ervaren. Turken staan als een van de sterkste pijlers van deze brug in het centrum van dit verhaal.

RAMADAN IS NIET ALLEEN VASTEN MAAR EEN MAAND DIE DE MENS OPNIEUW VORMT

De Ramadanuitzendingen van NTR herinneren ons aan een grotere waarheid. Ramadan is niet alleen een periode van honger. Het is een kans voor de mens om naar zichzelf terug te keren, zijn hart te zuiveren en het tempo van het leven te vertragen.

Volgens het islamitische geloof is Ramadan een genade van God. Vasten wordt niet gezien als straf of verplichting, maar als een vorm van aanbidding die de mens disciplineert. In het leven van de profeet Mohammed is duidelijk te zien dat Ramadan niet alleen over honger gaat. Delen, geduld hebben, woede beheersen, de situatie van de armen begrijpen en niemand schade toebrengen vormen de kern van deze maand.

WAAROM BESTAAT HET VASTEN

Çocuklar ramazanın güzelliklerini anlayarak büyümeli'

Ik geloof dat achter het vasten zowel een spirituele als menselijke wijsheid schuilgaat. De mens consumeert in het dagelijks leven vaak zonder het te beseffen. Hij eet, drinkt, besteedt, spreekt, kwetst en gaat verder. Ramadan onderbreekt deze stroom en leert de mens stil te staan.

Honger is hier geen doel. Honger is een herinnering. Het herinnert aan mensen die niet elke dag toegang hebben tot voedsel. Het leert wat geduld betekent en laat zien dat niet elke wens onmiddellijk vervuld hoeft te worden.

In die zin disciplineert het vasten de mens. De hele dag niet eten en drinken leert dankbaarheid wanneer men ’s avonds aan tafel zit. Het maakt bewust van verspilling en herinnert aan de waarde van voedsel.

GEZONDHEID EN LEVENSBALANS

Afbeelding met tekst, Snack, voedsel, fruit Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Een andere dimensie van Ramadan is dat het het ritme van het leven ordent. Moderne wetenschap spreekt tegenwoordig over periodiek eten, het laten rusten van het metabolisme en het herstel van het lichaam. Vasten is al eeuwenlang een natuurlijke vorm van balans. Het geeft zowel het lichaam als de geest ruimte om te ademen.

Ramadan wordt echter niet alleen om gezondheidsredenen gehouden. Gezondheid is een bijkomend voordeel. Het belangrijkste is dat de mens leert zichzelf te beheersen. Met weinig tevreden zijn, delen en dankbaarheid vormen de kern van deze maand.

DE KRACHT DIE DE SAMENLEVING SAMENHOUDT

Afbeelding met persoon, kleding, person, Evenementenzaal Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ramadan is ook een maand van sociale solidariteit. Tafels worden groter. Deuren gaan open. Mensen nodigen elkaar uit. Buren denken aan elkaar. Moskeeën, verenigingen en buurten komen tot leven.

De Turkse gemeenschap in Nederland behoort tot de groepen die deze cultuur het sterkst beleven. Uitnodigingen voor iftartafels worden al een maand van tevoren verstuurd. Het aantal uitnodigingen in mijn agenda is de vijftig al gepasseerd en er zullen er nog meer volgen.

Iftartafels zijn niet alleen plaatsen waar gegeten wordt. Het zijn plekken waar heimwee wordt verzacht, vriendschappen worden vernieuwd en nieuwe banden ontstaan. Jongeren zitten samen met ouderen aan tafel. Kinderen leren thuis wat Ramadan betekent. De waarde van delen wordt aan deze tafels doorgegeven.

MEER DAN EEN RELIGIEUZE PRAKTIJK, EEN LES VOOR HET LEVEN

Ramadan vertraagt de mens. Het laat hem naar zichzelf kijken en zijn hart onderzoeken. Omdat het een vorm van aanbidding is die zonder uiterlijk vertoon plaatsvindt, vraagt het oprechtheid. Juist daarom raakt het de innerlijke wereld van de mens.

Iemand die vast, blijft niet alleen hongerig. Hij bewaakt zijn woorden, beschermt zijn hart, probeert niemand te kwetsen en richt zich op helpen. Zo verandert Ramadan van een religieus ritueel in een levensles.

De waarde van de NTR-uitzendingen ligt precies hier. Ze proberen Ramadan niet alleen als religieuze maand te tonen, maar ook als cultuur, emotie en sociale band. De plaats van Turken in dit verhaal is duidelijk zichtbaar. Zij behoren tot de gemeenschappen die de tradities levendig houden en met hun familiewaarden en cultuur van delen de geest van deze maand dragen.

Uiteindelijk is Ramadan een maand die de band van de mens met God en met andere mensen versterkt. Het is een staat van goedheid die aan tafel begint, in het hart groeit en zich verspreidt in de samenleving. Wanneer Ramadan komt, blijft men niet alleen hongerig. De mens wordt ook meer mens.

Afbeelding met kleding, persoon, bloem, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

PROGRAMMA

Suhoor Stories start op dinsdag 17 februari op NTR Radio 1. Het is een dagelijks radioprogramma waarin solidariteit centraal staat. Elke weekochtend wordt een inspirerende hoofdgast ontvangen die actuele thema’s bespreekt. Het programma behandelt de suhoor, de maaltijd vóór zonsopgang, en de bijzondere betekenis van samen zijn tijdens de vastenmaand. Ochtendrituelen van moslims wereldwijd verdiepen de gesprekken. Het programma kreeg zelfs aandacht van de BBC.

Iftar Around The World start op donderdag 26 februari om 22.45 uur. Regisseur Hassnae Bouazza reist naar plaatsen waar Ramadan verschillende betekenissen en kleuren krijgt. Via iftarmaaltijden worden persoonlijke levensverhalen verteld. In Londen, Tromsø en Muscat delen mensen liefde, verlies, geloof en geluk. Eten staat centraal als herinnering, houvast en middel om verhalen door te geven. Het programma laat zien hoe één ritueel mensen wereldwijd met elkaar verbindt.

Ramadan Bites is ook te volgen via @ramadanbitesntr. Het biedt dagelijks korte video’s op Instagram, WhatsApp en TikTok. Gedurende dertig dagen deelt een collectief van makers komische fragmenten, sketches en herkenbare momenten uit het dagelijks leven van de vastenmaand.

Spill the Tea is te beluisteren via NPO Luister en te bekijken op YouTube. Nora Akachar en haar vrienden delen persoonlijke verhalen uit het dagelijks leven. Ze spreken open over familie, liefde, identiteit en mentale gezondheid. Humor en warmte creëren ruimte voor herkenning en kwetsbaarheid. Het voelt als een goed gesprek aan tafel.

All You Can Eid start op zaterdag 14 februari en wordt wekelijks om 18.35 uur uitgezonden op NPO Zapp en NPO Start. De serie volgt de elfjarige Imani die uitkijkt naar haar eerste Ramadan. Tegelijkertijd dreigt de familiebakkerij verkocht te worden en zet een mysterieuze diefstal alles op zijn kop. Samen met haar beste vriendin Damla, haar broer Sami en diens vriend Hidde doet Imani er alles aan om haar familie en Ramadan te redden. Het is een warm en spannend verhaal over familie, veerkracht en samen vieren.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Schooltv legt uit wat Ramadan is en waarom deze maand bijzonder is. Leerlingen ontdekken wat vasten betekent, wat suhoor en iftar zijn en hoe moslims in verschillende delen van de wereld Ramadan beleven.

 

HOLLANDA’DAN 4 ÖNEMLİ VE İLGİNÇ HABER

HOLLANDA’DAN 4 ÖNEMLİ VE İLGİNÇ HABER

1-Hollanda’da konut krizine Türk çözümü:Rönesans Holding sahnede

2-Hollanda’da Müslümanları gizlice araştıran 10 belediyeye ceza

3-Corendon’a Türkiye güneş tatili ödülü

4-Lale gül için “bilgisiz” iddiam raporlandı. Dekolte kıyafetler de yayınevini kızdırdı…

HOLLANDA’DA KONUT KRİZİNE TÜRK ÇÖZÜMÜ: RÖNESANS HOLDİNG SAHNEDE

Her hükümetin “Yılda 100.000 konut” vaadinin güvencesi: Rönesans Holding’in satın aldığı Ballast Nedam

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Hollanda yıllardır derinleşen bir konut sıkıntısı ile mücadele ediyor. Artan nüfus, yükselen kiralar ve yetersiz yeni konut üretimi özellikle gençleri ve öğrencileri zor durumda bırakıyor. Konut sorunu bugün ülkenin en büyük toplumsal ve ekonomik meselelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Hollanda’da ardı ardına gelen hükümetlerin en büyük vaatlerinden biri, her yıl yaklaşık 100.000 yeni konut üretmek oldu. Ancak uygulamada bu hedefe ulaşmakta zorlanılıyor. Talep hızla artarken üretim aynı tempoda ilerlemiyor. Bu durum kiraların yükselmesine, ev bulmanın zorlaşmasına ve şehirlerde yaşam maliyetinin ciddi biçimde artmasına yol açıyor.

                           Afbeelding met kleding, tekst, person, gebouw

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Tam da bu noktada Türk sermayesinin güçlü temsilcilerinden Rönesans Holding’in attığı adımlar dikkat çekici bir çözüm adresi olarak öne çıkıyor.

Rönesans Holding’in Hollanda’nın köklü ve büyük inşaat ve gayrimenkul şirketlerinden Ballast Nedam’ı satın alması yalnızca bir şirket devri değildi. Bu adım Hollanda konut piyasasında dengeleri değiştiren stratejik bir hamle olarak kayda geçti. Türk yatırımcının Avrupa’daki en önemli açılımlarından biri olan bu satın alma ile birlikte Ballast Nedam yeniden yapılandı, büyüdü ve özellikle konut üretiminde güçlü bir aktör haline geldi.

Rönesans Holding’in vizyonu netti. Hollanda gibi planlı ve disiplinli bir ülkede büyük ölçekli projelerle hem ekonomik değer üretmek hem de sosyal bir soruna çözüm sunmak. Bugün gelinen noktada sayılar bu hedefin somutlaştığını gösteriyor.

                            Afbeelding met kruispunt, buitenshuis, spaghettiknooppunt, Luchtfotografie

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ballast Nedam yalnızca konut projeleri ile değil, altyapı yatırımları ile de Hollanda’nın gelişiminde kritik rol oynayan bir şirket. Hava limanları, otoyollar ve tüneller gibi ülkenin stratejik altyapı projelerinde önemli görevler üstlenmiş köklü bir kuruluş. Bu birikim ve mühendislik gücü, konut projelerine de aynı kalite ve ölçek anlayışının taşınmasını sağlıyor.

Ballast Nedam’ın imzasını taşıyan projeler sadece bina üretmekten ibaret değil. Şehir yaşamını yeniden kurgulayan, konut ile iş hayatını ve sosyal yaşam ile kültürü bir araya getiren modern yaşam alanları ortaya çıkarılıyor. Bu yaklaşım Hollanda’daki konut sıkıntısının yalnızca sayı meselesi olmadığını, aynı zamanda yaşam kalitesi sorunu olduğunu da ortaya koyuyor.

Bu vizyonun en çarpıcı örneklerinden biri Amsterdam’da yükselen Eleven Square projesi oldu. Türk Rönesans Holding’in Hollanda’daki gayrimenkul iştiraki Ballast Nedam, bu projede yer alan 933 konutu Bouwinvest’e satarak ülke tarihine geçen bir anlaşmaya imza attı. Satılan konut sayısı bakımından Hollanda’da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük tek seferlik konut işlemi olarak kayıtlara geçen bu satış, projenin büyüklüğünü ve etkisini açıkça ortaya koydu.

                      Afbeelding met Metropoolregio, gebouw, Metropool, Stedelijk gebied

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Eleven Square Amsterdam’da Johan Cruijff ArenA’nın yanında yükseliyor. 145 metre yüksekliği ile tamamlandığında şehrin en yüksek konut kulesi olacak. Yaklaşık 170 bin metrekarelik bir alanda geliştirilen proje büyüklük olarak 28 futbol sahasına eşdeğer bir alanı kapsıyor.

Toplamda 1.100 konutun yer alacağı Eleven Square yalnızca bir konut projesi değil. Aynı zamanda çalışma alanları ile kültür, spor ve sosyal yaşam noktaları da içeren çok işlevli bir şehir parçası olarak tasarlanıyor.

İşte bu noktada ana tablo daha net görülüyor. Hollanda’da yıllık konut ihtiyacı yaklaşık 100 bin konut seviyesinde. Ancak üretim uzun süredir bu ihtiyacın gerisinde kalıyor. Gençler ev bulamıyor. Öğrenciler barınma sorunu yaşıyor. Orta gelir grubu şehir merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyor.

                             Afbeelding met pijp, staal, cilinder, vlak

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Rönesans Holding’in Ballast Nedam üzerinden yürüttüğü projeler tam olarak bu sorunun kalbine dokunuyor. Şirket yalnızca konut üretmiyor. Aynı zamanda konut piyasasına yeni giren gençlere ve öğrencilere hitap eden ulaşılabilir ve sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor.

Eleven Square projesi bu stratejinin güçlü bir örneği. Projenin Hollanda’daki konut açığının azaltılmasına doğrudan katkı sağlaması bekleniyor. Aynı zamanda her yıl büyüyen konut ihtiyacına anlamlı bir destek sunması hedefleniyor.

Amsterdam Belediyesi proje alanını inşaata hazır hale getirdi. Konut kulelerinin yapımının 2026 yılının ikinci çeyreğinde başlaması planlanıyor.

Bugün gelinen noktada şu gerçek açıkça görülüyor. Rönesans Holding yalnızca bir yatırımcı değil. Hollanda’daki konut krizinin çözümünde aktif rol üstlenen bir güç haline gelmiş durumda.

Türk sermayesinin Hollanda’nın planlı şehircilik anlayışı ile buluşması hem ekonomik hem sosyal değeri yüksek projeler ortaya çıkarıyor. Ballast Nedam’ın yeniden yükselişi ve ardı ardına gelen büyük ölçekli konut yatırımları bunun en somut göstergesi.

Hollanda yıllardır konuştuğu konut sorununa çözüm arıyor. Hükümetler her yıl yüz binlerce yeni konut hedefi açıklıyor. Piyasa ise bu hedefleri karşılamakta zorlanıyor. Bu tabloda özel sektör yatırımlarının ve uluslararası sermayenin rolü her geçen gün daha da önem kazanıyor.

Görünen o ki bu çözümün en güçlü adaylarından biri artık net biçimde ortada:Rönesans Holding.

                        *****************

HOLLANDA’DA MÜSLÜMANLARI GİZLİCE ARAŞTIRAN 10 BELEDİYEYE CEZA

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da camiler ve Müslüman topluluklar hakkında gizlice veri toplayan 10 belediyeye toplam 250 bin euro para cezası verildi.
“Kişisel Verileri Koruma Kurumu” (Autoriteit Persoonsgegevens) her belediyeye 25 bin euro idari ceza uyguladı.

Kurum, belediyelerin bireylerin dini inançlarına ilişkin hassas kişisel verileri herhangi bir hukuki dayanak olmadan topladığını ve işlediğini açıkladı. Bu nedenle yapılan çalışmaların açık şekilde hukuka aykırı olduğu vurgulandı.

                        Afbeelding met gebouw, moskee, Khanqah, mensen

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Ceza verilen belediyeler Eindhoven, Tilburg, Zoetermeer, Delft, Ede, Haarlemmermeer, Hilversum, Veenendaal, Huizen ve Gooise Meren oldu. Belediyeler hatalı davrandıklarını kabul ettiklerini ve kesilen cezalara itiraz etmeyeceklerini duyurdu.

Araştırmalar, merkezi hükümet ve Ulusal Terörle Mücadele ve Güvenlik Koordinatörlüğü’nün belediyeleri radikalleşmenin önlenmesinde daha aktif rol almaya çağırdığı bir dönemde başlatıldı.
O dönemde NCTV’nin başında bugün geçici hükümette başbakanlık görevini yürüten Dick Schoof bulunuyordu.

Bu çağrılar sonrasında bazı belediye başkanları “güç alanı analizi” ve “hızlı tarama” adı verilen çalışmalar için dışarıdan bir araştırma şirketiyle anlaştı. Belediyelerin bir bölümü bu adımı NCTV’nin tavsiyesi ile atarken bazıları kendi inisiyatifi ile harekete geçti.

Yürütülen çalışmalarda özellikle cami cemaatleri mercek altına alındı. Camilere giden kişilerin isimleri toplandı. Dini inançları incelendi. Kimlerin kimlerle temas halinde olduğu araştırıldı ve ilişkiler haritalandırıldı.

Araştırma şirketi belediye başkanları adına İslami topluluklar hakkında raporlar hazırladı. Bazı belediyelerin bu raporları diğer kamu kurumlarıyla da paylaştığı ortaya çıktı.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na göre söz konusu raporlar polis birimleri ile birlikte NCTV’ye ve Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı’na da gönderildi.

Raporların içeriği belediyeden belediyeye değişse de tamamında incelenen kişilerin dini inançlarına ve İslam içindeki eğilimlerine dair bilgilerin yer aldığı belirtildi. Bazı raporlarda isimler, fotoğraflar, aile bilgileri ve cami içindeki gerilimlere ilişkin ayrıntılı notlar bulunduğu ifade edildi. Bazı kişiler hakkında ise kapsamlı kişisel profiller hazırlandı.

Kamuoyunda dile getirilen sahte kimlikle araştırma yapıldığı iddiaları hakkında ise kurum somut bir bulguya ulaşmadığını açıkladı. Ancak araştırmacıların bilgileri farklı kaynaklardan topladığı ve bu kaynaklar arasında durumdan habersiz Müslümanlarla yapılan görüşmelerin de bulunduğu belirtildi.

Autoriteit Persoonsgegevens, belediyelerin bu tür verilere sahip olmasının ve işlemesinin açık biçimde hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Kurum sözcüsü, kişilerin dini inançları ve siyasi eğilimleri gibi özel nitelikli verilerin işlenmesinin neredeyse her durumda yasak olduğunu söyledi.

                             Afbeelding met persoon, hemel, kleding, buitenshuis

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Kurum Başkanı Aleid Wolfsen de belediyelerin hiçbir hukuki dayanak olmadan bu bilgilere ulaştığını belirtti. Wolfsen, araştırmaya konu olan kişilerin mahremiyetinin ağır şekilde ihlal edildiğini ve bu durumun belediyelere duyulan güveni ciddi biçimde zedelediğini ifade etti.

Soruşturma kapsamındaki belediyeler hatalı davrandıklarını kabul etti ve para cezalarına itiraz etmeyeceklerini açıkladı.

Öte yandan bazı belediyelerin söz konusu raporları hâlâ elinde bulundurduğu belirtildi. Kuruma göre bu belgeler yalnızca mağdur kişilerin açabileceği tazminat davalarında kullanılabilecek. Bunun dışında kullanılmalarına izin verilmeyecek ve süreçlerin tamamlanmasının ardından imha edilmeleri gerekecek.

Almere gibi bazı belediyelerin de aynı araştırma şirketiyle çalıştığı ancak bu belediyelere ceza verilmediği bildirildi. Kurum bu soruşturmada bir seçim yapıldığını doğruladı ancak hangi kriterlerin esas alındığına dair ayrıntılı açıklama paylaşmadı.

Bu olay Hollanda’da devlet, güvenlik ve temel haklar dengesinin yeniden tartışılmasına yol açtı. Radikalleşme ile mücadele gerekçesiyle başlatılan çalışmaların, bireylerin dini kimliklerini ve özel hayatını hedef alacak boyuta ulaşması ciddi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre burada iki hassas alan çarpışıyor. Bir yanda güvenlik kaygısı ve radikalleşmeyi önleme çabası bulunuyor. Diğer yanda ise hukuk devleti ilkesi, mahremiyet hakkı ve din özgürlüğü yer alıyor. Bu dosya, kamu otoritelerinin güvenlik gerekçesiyle sınırları ne kadar zorlayabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Belediyelerin doğrudan cami cemaatlerini hedef alması ve kişilerin dini aidiyetlerine göre veri toplaması, Hollanda’nın uzun yıllardır savunduğu özgürlük ve eşitlik ilkeleriyle ne kadar örtüştüğü sorusunu da beraberinde getirdi.

Olayın bir başka dikkat çekici yönü ise hazırlanan raporların polis ve bakanlıklarla paylaşılması oldu. Bu durum, yerel düzeyde başlatılan bir çalışmanın kısa sürede merkezi güvenlik mekanizmasının parçası haline geldiğini gösterdi.

Bugün gelinen noktada verilen para cezaları yalnızca idari bir yaptırım olarak görülmüyor. Aynı zamanda kamu kurumlarına verilen güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Kişisel verilerin korunması ve özellikle dini kimliğe ilişkin bilgilerin işlenmesi konusunda sınırların açık olduğu mesajı veriliyor.

Ancak tartışma burada bitmiş değil. Çünkü bazı belediyelerin aynı araştırma şirketi ile çalışmasına rağmen ceza almamış olması, soruşturmanın kapsamı ve kriterleri konusunda yeni soru işaretleri doğuruyor.

Bu dosya Hollanda’da uzun süre konuşulacağa benziyor. Güvenlik mi özgürlük mü sorusu, bir kez daha ülkenin gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.

                      **************

CORENDON’A TÜRKİYE GÜNEŞ TATİLİ ÖDÜLÜ

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Turizm sektörünün prestijli organizasyonlarından Vakantie Awards’ın 26’ncı edisyonunda Corendon, Türkiye Güneş Tatili kategorisinde bir kez daha ödüle layık görüldü. Ödül töreni Hollanda’daki Grand Hotel Huis ter Duin’de düzenlendi ve sektörden çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti.

Afbeelding met persoon, kleding, evenement, glimlach

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Corendon adına ödülü Dick Gussen ve Tineke Boele teslim aldı. Törende yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin güneş tatili destinasyonu olarak güçlü konumunu koruduğu ve Corendon’un bu alandaki etkin rolünün sektör temsilcileri tarafından açık biçimde takdir edildiği vurgulandı.

                              Afbeelding met tekst, buitenshuis, gebouw, Stedenbouwkunde

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Yetkililer, ödülün özellikle seyahat sektöründeki meslektaşlar ve iş ortaklarının oylarıyla kazanılmasının ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Bu sonuç, Türkiye’de yıllardır sürdürülen turizm yatırımlarının ve hizmet kalitesinin karşılık bulduğunu gösteriyor.

Corendon yönetimi, Türkiye’de görev yapan ekipler ile yerel iş ortaklarının katkısına da dikkat çekti. Sahadaki yoğun emek, misafirperverlik anlayışı ve operasyonel başarı bu ödülün alınmasında belirleyici unsurlar arasında yer aldı.

                          Afbeelding met water, buitenshuis, collage, hemel

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Turizm çevreleri, söz konusu ödülün hem Corendon’un hem de Türkiye’nin uluslararası tatil pazarındaki güçlü konumunu pekiştirdiği görüşünde birleşiyor. Özellikle son yıllarda artan talep ve sürdürülen iş birlikleri, Türkiye’nin güneş tatili kategorisinde lider destinasyonlardan biri olmayı sürdürdüğünü ortaya koyuyor.

                       ***************

LALE GÜL HAKKINDAKİ “BİLGİSİZ” İDDİAM RAPORLANDI.
DEKOLTE KIYAFETLER DE YAYINEVİNİ KIZDIRDI…

Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO)’nun raporuna göre, Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı. 13 isim arasında Lale Gül de var.

Lale Gül’ün eğitimi lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişi, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.

Lale Gül’ün destekçisi yayınevi,Televizyon ve gazetelerdeki dekolte kıyafetleri için uyarıda bulundu.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,
Daha önce yayımladığım yazılarda, Lale Gül’ün edebi niteliğinden çok, İslam karşıtı çıkışları sayesinde medyada geniş yer bulduğunu ve bu ilginin yapay biçimde büyütüldüğünü dile getirmiştim. Bugün ortaya çıkan gelişmeler, bu değerlendirmemin tesadüf olmadığını gösteriyor. Nitekim hem televizyon programlarındaki görünürlüğü hem de kamuoyuna servis edilen fotoğraflar, yazarın edebi kimliğinden çok tartışma yaratan yönleri üzerinden öne çıkarıldığını bir kez daha ortaya koydu.

Özellikle SBS 6 ve Vandaag Inside gibi TV programlarında sık görünmesi ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğraflar, tartışmayı yeni bir boyuta taşıdı. Dahası, yayınevinin bu durumdan rahatsızlık duyduğu yönündeki iddialar, daha önce dikkat çektiğim “medyatik kimlik inşası” eleştirisini güçlendirdi. Yayınevi cephesinden gelen uyarılar, edebiyat ile popüler görünürlük arasındaki gerilimin artık kurum içinde de hissedildiğini gösteriyor.

Bugünkü tablo, Lale Gül’ün kamuoyunda nasıl konumlandırıldığına dair tartışmayı yeniden alevlendirirken, medyanın kimi isimleri hangi gerekçelerle öne çıkardığı sorusunu da daha görünür hale getiriyor.

13 İSLAM DÜŞMANI, AKADEMİK YETERLİLİĞE SAHİP DEĞİL

Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı.

Bu sonuca, Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO) tarafından kısa süre önce yayımlanan “Niteliksiz – İslam tartışmasında sıkça dile getirilen sözde uzmanların teşhiri” başlıklı raporda varıldı.

                              Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, lippenstift

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Araştırma, medyada sık sık İslam ve Müslümanlar konusunda “uzman” olarak sunulan siyasetçiler, köşe yazarları ve aktivistlere odaklanıyor. Bu isimler arasında Geert Wilders, Lale Gül, Wierd Duk ve Annabel Nanninga da bulunuyor.
MPO’ya göre, bu kişilerin hiçbirinde bu alanda onları içerik açısından uzman kılacak ilgili bir akademik altyapı mevcut değil.

YÜKSEKÖĞRENİM DİPLOMASI YOK

Araştırmaya dahil edilen grubun yüzde 40’ının yükseköğretimde tamamlanmış bir eğitimi bulunmuyor. Annabel Nanninga ve Lale Gül’ün eğitimleri lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişiler, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.

Bölgesel cami çatı örgütlerinin iş birliğiyle (K9) kurulan bir platform olan MPO, raporda bu konuşmacıların, araştırmacılara göre nasıl inatçı mitleri yaydığını analiz ediyor.
Bunlar arasında, İslam’ın doğası gereği şiddet içerdiği ya da Müslümanların topluca topluma tehdit oluşturduğu iddiaları da yer alıyor.

MPO’ya göre bu tür bir algı, kamuoyunu etkiliyor ve sosyal uyum ile hukuk devleti üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde politika ve mevzuatı şekillendiriyor.

KUTUPLAŞMA

Araştırmanın çıkış noktası, MPO’ya göre Hollanda’da İslam ve Müslümanlar etrafında artan kutuplaşma. Bu kutuplaşmanın, son siyasi gelişmeler ve tek taraflı medya çerçeveleri tarafından daha da körüklendiği belirtiliyor.

MPO, raporun kesinlikle bir sansür çağrısı olmadığının altını çiziyor. Ancak araştırmacılar, editoryal kadrolara görüş ile uzmanlık arasındaki farkın daha net gözetilmesi ve karmaşık dini ve toplumsal konular ele alınırken akademik eğitim almış uzmanlara daha fazla söz verilmesi çağrısında bulunuyor.

KASITLI VURGULAMALAR

“Hükümet karşıtı”, “radikal”, “ırkçı”, “aşırı sağcı” ve “İslam karşıtı” gibi kavramlar, Hollanda’daki İslam tartışmalarında sıkça kullanılan etiketlerdir. Bu nitelemeler çoğu zaman dikkatle tanımlanmadan ve bağlamı sorgulanmadan kullanılmaktadır. Bunun sonucunda, kamusal tartışma giderek daha tek taraflı ve yüzeysel bir hâl almaktadır.

Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasını mercek altına almaktadır.
Araştırma, medyada sıkça “uzman” olarak sunulan kişilerin büyük bölümünün İslami ilimler alanında akademik bir yeterliliğe sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu kişilerin görüşleri, kamuoyunda belirleyici bir ağırlık kazanmaktadır.

Raporda, bu ‘sözde uzmanların’ çoğu zaman yanlış genellemeler yaptıkları ve İslam ile Müslümanlar hakkında kalıplaşmış önyargıları besledikleri belirtilmektedir. Bu tür söylemler, toplumsal kutuplaşmayı artırmakta ve sağlıklı bir kamusal tartışma ortamını zedelemektedir.

Rapor, aynı zamanda eleştirinin ve ifade özgürlüğünün meşru olduğunu vurguluyor. Ancak bu özgürlüğün bilgi, uzmanlık ve sorumluluk temelinde kullanılması gerektiğine de dikkat çekiyor.

Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasının bir analizidir.
Akademik uzmanlık iddiasında bulunan kişilerin kimler olduğunu ortaya koymakta ve bunun ne gibi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
Aynı zamanda, dürüst, bilgili ve dengeli bir tartışma için nerelerde fırsatlar bulunduğuna işaret etmektedir.

LALE GÜL, SALDIRGAN TEPKİLER NEDENİYLE KONFERANSLARI BIRAKABİLİR

Yazar Lale Gül, dinleyicilerden gelen saldırgan tepkiler nedeniyle büyük olasılıkla konferanslar vermeyi bırakacak. Gül, televizyondaki ‘WNL op Zondag’ programında, her yıl 5 Mayıs öncesinde düzenlenen ‘Özgürlük Kolejleri’ kapsamında verdiği bir konferansta yaşadığı olumsuz deneyimi anlattı.

“Bu çok rahatsız ediciydi. O erkekler yarım saat ile kırk beş dakika boyunca bana saldırdılar. İnancı aşağıladığımı, topluluğa saldırdığımı ve bu ülkede Müslümanlara yönelik nefreti artırdığımı söylediler,” diye anlattı Gül sunucu Rick Nieman’a ve şöyle devam etti:
“Salondaki insanlar tarafından bana her türlü suçlama yöneltiliyor. Buna hakları olabilir ama bunu son derece yıldırıcı ve korkutucu bir şekilde yapıyorlar.”

LALE GÜL’ÜN TELEVİZYON VE FOTOĞRAF TARTIŞMASI YAYINEVİNİ RAHATSIZ ETTİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, persoon, person

Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist. Yazar Lale Gül’ün televizyon programlarına katılması ve medyada yer alan bazı fotoğrafları, yayınevi cephesinde rahatsızlık yarattı. Özellikle Vandaag Inside programındaki görünürlüğü ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların ardından yayınevinin temkinli bir tutum aldığı konuşuluyor.

SBS 6 Televizyonu’na sık sık katılmasının eleştirilmesi konusunda konuşan Lale Gül yaptığı açıklamada, yayınevinden bir kişinin kendisine “Artık bir SBS 6 kızısın” dediğini aktardı.
Bu sözlerin, televizyon programlarına katılımın yazarın ciddiyetine zarar verebileceği endişesiyle söylendiği ifade ediliyor. Yeni bir kitabın tanıtımı sırasında bazı televizyon programlarında yer bulmanın zorlaşabileceği yönünde uyarı yapıldığı da dile getirildi.

Lale Gül için yayımlanan son haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların da yayınevinin hoşuna gitmediği iddia ediliyor. Televizyon görünürlüğü ile birlikte bu tür görsellerin, yazarın kamuoyundaki algısını etkileyebileceği yönünde kurum içinde değerlendirmeler yapıldığı konuşuluyor.

Tartışma, edebiyat dünyasında yazarın medyadaki görünürlüğü ile yayıncılık çizgisi arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getirdi.
Lale Gül cephesinde ise geri adım sinyali yok. Yazarın hem televizyon programlarına katılmayı hem de kamuoyunda görünür olmaya devam etmeyi planladığı ifade ediliyor.