Bir gazetecilik ayıbının hikâyesi… Aktrist, yazar ve tiyatrocu Nazmiye Oral’ın varlığını, tam üç saat süren bir TV mülakatında öğrendim.

Bir gazetecilik ayıbının hikâyesi… Aktrist, yazar ve tiyatrocu Nazmiye Oral’ın varlığını, tam üç saat süren bir TV mülakatında öğrendim.

Oral’ın, Hollanda medya dünyasının ‘en çok röportaj yapılmak istenen kadını’ olduğu da cabası.

Uzun TV programı, Türkiye’de Atatürk’e duyulan saygı ve Müge Anlı’ın program anlayışı ile başladı.

Nazmiye Oral, tüm dünyada yayınlanan eserlerinin tanıtımı sonrasında, halk tarafından daha iyi tanındığı gibi, benim de şöhretlerim arasına girdi,

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Nazmiye Oral TV'de (1).jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da doğup büyüyen, aktristlik, yazarlık ve tiyatroculuk yapan Nazmiye Oral’ın varlığından habersiz oluşum, gazetecilik yaşamımda beni en çok mahcup eden bir gerçek olarak belleğime girdi.
O’nun varlığından haberdar olmak için, tam 3 saat süren bir TV programı izlemem gerekti.
Evet, evet, tam 3 saat süren bir TV programı.
Sosyal demokrat ve sol görüş tandanslı VPRO Televizyonu’nun, ünlü Janine Abbring tarafından sunulan ‘Zomergasten’ (Yaz misafirleri’ adlı programına katılması için yapılan teklifleri üç defa kabul etmeyen Nazmiye Oral, ‘Henüz hazır değilim’ diye ret ettiği tekliflerin sonuncusunu, üç aylık özel bir hazırlık dönemi şartından sonra kabul etti.

Hollanda medyasının, röportaj yapmak için kuyrukta beklediği bir Türk insanının varlığından haberdar olmayışımın ayıbına bir kılıf arıyorum ama bulamıyorum. Hollanda’da tam 53 yıldır gazetecilik yapan şahsımın, son yıllarda, hem de dünyanın dört bir yanında film eserleri yapmış, tiyatroculukta hep önde olmuş ve yazarlık yapmış bir yurttaşının varlığından haberdar olmamam, gerçekten bir gazetecilik ayıbı olmalıdır.

Beni gerçekten çok utandıran bu ayıba karşı uydurabileceğim hafifletici sebep şu olabilir: ‘Nazmiye Oral, yaptıkları ile öne çıkmak istemeyen, röportaj tekliflerini bile geri çeviren bir insan olduğu için, Hollanda medyası da O’ndan fazla söz etmedi.’
Hoş, 1990 yılında sahneye konan ‘Gesluierde Monologen’ (Peçeli Monologlar) eserinden haberim olmuştu, nasıl olduysa dikkatimden kaçmıştı.

Peçeli Monologlar, Nazmiye Oral’ın ilk eseri idi.
TV’de yayınlanan uzun röportajından sonra Google’a girerek arama yaptığım Nazmiye Oral’ın eserlerini gördükçe, gazetecilik mahcubiyetim de arttı.

Neler yapmamış ki Nazmiye Oral?
CIA’yı bile korkutan ve Netflix tarafından bu yıl yayınlanan ‘Mesih’ filmini Kudüs’te çeken Oral, Utrecht’te Suriyeli göçmenlerin evlerini yakmaya teşebbüs eden mahallelilerle bir program yapmış.
Günter Wallraff’ın ünlü ‘Ben Ali’ kitabının filmini yapan Oral, 2018’de Ali Vatansever’in yazdığı ‘Saf’ adlı filmini de yapmış.
Britanya’da ‘Only Human’, Japonya’da ‘The Phone of The Wind’, Avustralya’da ‘The Entity’, ABD’de komedyen ‘Richard Pryor’, filmlerinden başka, ‘EuropaCorp’ ve ‘Bastille’ eserlerine de imza atmış.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Nazmiye Oral-Ataturk ve Anil.jpg
ATATÜRK
Nazmiye Oral’ın işlemiş olduğu eserleri arasında Müge Anlı’nın TV programları da var. Anlı’nın Türkiye’deki sorunlu insanların dertlerini nasıl çözümlediğini gözler önüne seren Oral’ın, 3 saatlik Tv programının açılışında yayınlanan Atatürk’e hayranlık görüntüleri zevkle seyredildi.
Bir 10 Kasım günü, bir çocuk tarafından okunan ‘Sana Borçluyuz Ta Derinden’ şiiri Hollandaca altyazılı olarak yayınlanırken, Atatürk görüntüleri de ilgiyle izlendi. Türk insanının Atatürk’e olan duygularını anlatan bu şiiri altta sunacağım.

Nazmiye Oral’ın yaşam öyküsü, 3 saat süren TV yayınından sonra medyada geniş yer almaya başladı. Gece saat 02.55’te Thomas van Huut, NRC Gazetesinin web sayfasında, bu başarılı kızımızı öven muhteşem bir yazı yayınladı. Bu yazıyı altta Hollandaca bilenler için sunacağım.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Nazmiye Oral annesi ile.jfif C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Nazmiye Oral annesi ile 2.jfif

KISA ÖZGEÇMİŞİ
Nazmiye Oral 28 Mayıs 1969’da Hollanda’nın Hengelo kentinde doğdu. 6 Yaşında iken anne ve babası tarafından Türkiye’deki nine ve dedesine gönderildi. 4 yıl Türkiye’de kaldı. Türkiye’de kaldığı yıllarda gittiği okulda, Türk gelenek ve göreneklerini tanıdığını, Atatürk’e duyulan saygıyı ve aile bağının önemini öğrendiğini söyleyen Oral, Hollanda’ya döndüğü zaman Hollanda dilini tamamen unuttuğunu belirtti. İslam Yayın Kurumu’nda çalışan ve öldürülen siyasi lider Pim Fortuin ile röportaj yapan Nazmiye Oral, 2011 yılında ‘Zehra‘ adlı bir de roman yazdı.

Nazmiye Oral’ın 3 saat süren TV programının başında, Atatürk görüntüleri ile yayınlanan ve Hollandacaya da tercüme edilen şiir:

Sana borçluyuz ta derinden
Çünkü yurdumuzu sen kurtardın
Hasta, yorgun düşmüştük
Yaralarımızı iyice sardın

Yiğittin, inanç doluydun, yapıcıydın
Sanatkardın, denizler kadar engin
Kimsenin görmediğini görürdü
Sevgiyle bakan gözlerin

Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet
Yüzyıllar boyu geri kalmış
Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz
Her yanından yaralar almış

Dedin ki: Bir güzel savaşmalı
Kurmak için yeniden
Bilgiyle, inançla, coşkunlukla
“Öğün, çalış, güven”

Sana borçluyuz ta derinden
Işığısın bu yurdun
Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize
Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun

Hürriyeti sen yaydın içimize
Halkçıyız dedin halk içinden
İnançta hür yetiştirdin bizi
Borçluyuz sana ta derinden

Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti
Bu milleti temiz ellerin
Sana borçluyuz ta derinden
En büyüğü Mustafa Kemallerin

HOLLANDA MEDYASINDA

Nazmiye Oral’ın 3 saat süren TV programından sonra, aynı kanalda Saf adlı filmi de yayınlandı. Ünlü yazar Thomas van Huut, saat 02.55’te NRC Gazetesi’nin web sayfasında aşağıdaki yazıyı yayınladı.

Voor Zomergast Nazmiye Oral is kunst
gereedschap om dichterbij te komen

Theatermaker Nazmiye Oral wilde in Zomergasten via zichzelf „iets universeels” vertellen en deed dat met warm en menselijk vuur dat afstanden overbrugt.

‘Die zit(ten) trouwens nu te kijken.” Actrice, schrijver en theatermaker Nazmiye Oral zegt het zeker twee keer tijdens haar aflevering van Zomergasten. Eén keer over haar Turkse moeder, broer en zus in Hengelo, en een andere keer over Ries van Dijk, die in een fragment uit Danny Zoekt Problemen dreigt het toekomstige AZC in zijn Utrechtse wijk in brand te zullen steken. Dat wat anachronistische verlangen om de kijker zó direct te benoemen en aan te spreken (aan het eind bedankt Oral zelf direct alle kijkers: „Wat u er ook van heeft gevonden.”) past perfect bij Orals motivatie als Zomergast: ze wil mensen bereiken. Oral wil „barmhartig de confrontatie aan met zichzelf en met ons allemaal”, zo vat presentator Janine Abbring het vooraf samen.

Via zichzelf „iets universeels” vertellen, dat is het doel van Oral, net als in haar spraakmakende theaterwerk. Oral (Hengelo, 1969) maakte onder andere een voorstelling over de kloof tussen de Nederlandse en de Turkse cultuur, samen met haar strenggelovige moeder, voor een andere voorstelling sliep ze twee weken in huis bij een PVV-stemmer, „om haar proberen te begrijpen”. Het leverde een blijvende vriendschap op. „Als je eenmaal iemand ziet, kan je diegene daarna nooit meer niet zien”, zegt Oral over het overbruggen van de afstand tot iemand die in eerste instantie ver van je af staat. „Mensen” gebruikt ze als werkwoord, het staat voor de zoektocht die iedereen doormaakt in het leven.

Oral opent de derde aflevering van Zomergasten 2020 met het zwart-witbeelden van het kinderkoor van de Turkse staatsomroep dat een uitgebreide lofzang dicht op Atatürk: „Wij zijn u veel verschuldigd, u bent het licht van ons land.” Ze herinnert zich de Atatürk-verering uit de vier jaar die ze vanaf zes-jarige leeftijd in Turkije woonde. In bredere zin staat het fragment voor de cultuur die Oral van zichzelf heeft af kunnen schudden: Hoe moeilijk is het om je eigen stem te laten horen als je „van jongs af aan zo gedrilld” word? „De stilste vrouw is de mooiste vrouw”, was de wijsheid die Oral vroeger meekreeg: „Dat gaat bij mij niet op.”

Later in de uitzending vertelt Oral openhartig en vol zelfkennis over de strijd die ze heeft moeten leveren als afvallige met haar streng islamitische moeder, over het gearrangeerde huwelijk dat ze afwees, over de eerste keer dat ze varkensvlees at (een worst van de HEMA). Aan de hand van een scene uit de horrorfilm The Entity (1982), waarin een alleenstaande moeder wordt aangevallen door een onzichtbare kracht, zegt ze: „Ik was ook bezeten, door de cultuur, door alle regels.”

De scène doet haar denken aan de „buitenaardse oerkracht” die ’s nachts bezit van haar nam, toen ze zich als negentienjarige niet durfde te verzetten tegen het door haar moeder gearrangeerde huwelijk. „Bijna een out-of-body-experience.”

In de kunst vond Oral vervolgens de kracht om haar leven op haar eigen manier vorm te geven. Kunst is „een vorm, een gereedschap”, om dingen bespreekbaar te maken. Wanneer Oral met haar moeder op het podium staat om in een „radicaal intiem gesprek” hun meningsverschillen te bespreken voelt dat veilig, omdat het op een podium gebeurt. „Dat is het vrije veld.”

Die krachtige rol van kunst bespreekt Oral uitgebreider aan de hand van een fragment uit de The Phone of the Wind, waarin een Japanse familie in een witte telefooncel met een niet-verbonden telefoon praat met een door de tsunami overleden vader/echtgenoot. „Voor het eerst praten ze erover”, de telefoon is een „ritueel, een vorm” om het gesprek aan te gaan. Net als een kunstwerk. „Voor mij zijn kunst en literatuur tools om dichtbij te komen. Het is vlees en bloed. Het is van óns.”

The Phone of The Wind: Whispers to Lost Families.NHK (2016)

„Boeken schrijven lost niets op”, zegt professor Polak (gespeeld door Ischa Meijer) later in een fragment uit de Nederlandse speelfilm Bastille (1984). Oral is het daar „pertinent mee oneens”. Het fragment gaat over een ambitieuze geschiedenisleraar (Derek de Lint), die al jaren werkt aan een roman over wat er gebeurd zou zijn als Lodewijk XVI niet onthoofd zou zijn. „Hij wil de geschiedenis herschrijven. Dat kan met boeken, dat kan met werk, met woorden, met theater. Door de geschiedenis opnieuw vorm te geven kan het opnieuw een plek krijgen, ook in jou. Dus heb je het herschreven.”

Met kunst kun je de werkelijkheid veranderen, laat Oral laat zien. Ze vertelt erover met het warme, menselijke vuur dat afstanden overbrugt.

Thomas van Huut

 

ABDULLAH KARABULUT’UN RESİMLERİ GÖZ KAMAŞTIRIYOR…

ABDULLAH KARABULUT’UN RESİMLERİ GÖZ KAMAŞTIRIYOR…

Çizgileriyle Hollanda’da göz kamaştırıyor…

Sergileri, galerilerde, kilise ve kütüphanelerde ilgiyle izleniyor

Resim üzerine hiç eğitim almadığını belirten Abdullah Karabulut, çizgileriyle dostluk ve barış çağrıları yaptığını söylüyor

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (2).jpg

İlhan KARAÇAY’ın haberi

30 yıldır Hollanda’da yaşamakta olan Abdulhamit (Abdullah olarak tanınıyor) Karabulut, sürekli olarak çalıştığı seralarda karşılaştığı çiçeklerden ilham alarak, ilkokulda başladığı çizim işini daha çok geliştirdi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (1).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (7).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (11).jpg

Abdullah Karabulut 1974 Elazığ doğumlu. Doğduğu köyün, anasının, babasının, boşandığı eşinin ve çocuğunun isimlerini açıklamanın bir önemi olmadığını söylüyor.
Sadece şunları söyledi Karabulut: ‘Köyümde ilkokula giderken resim çizmeye başlamıştım. Çizdiklerim beğeniliyordu. Öğrenimimi ortaokul birinci sınıfta sona erdirdim. Atıldığım iş yaşamımda da şanslı değildim. Hollanda’ya geldikten sonra seralarda çalıştım. Çiçekler ile hergün iç içeydim.Nilüfer çiçeği hikâyesini okuduktan sonra çok etkilendim. Bunalımdan kurtulmak için çizme işini yoğunlaştırdım. Dünyada kötülük yapanların adaletsizliğine karşı snat ile cevap vermek istedim. Başardım da… Eserlerimi galerilerden başka, kilise ve kütüphanelerde sergilemeye başladım. Kötülükler sadece insanlar arasında değil, tabiata karşı da sürüyor. İnsanoğlu doğayı katlediyor. Bugün doğa ağlıyor. İşte ben hep bu olumsuzluklara karşı çizdim. Nilüfer’i tuvale yansıttım. Bu eserlerim çok beğeniliyor.
Sergilerimi, Hollanda’dan sonra diğer Avrupa ülkelerinde de açmak istiyorum.
Tabii ki bu konuda medyaya ihtiyacım olacak.Dilerim bu konuda bana yardımcı olacaksınız.’

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (3).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Abdullah Karabulut (8).jpg
Yapmış olduğu eserleri gerçekten göz kamaştıran Abdullah Karabulut’un sergilerini duyurmak, tabii ki bir gazetecilik görevi olacaktır.

 

Girişim Hollandalı Türkler’den… Avrupa’ya işçi göçünü ölümsüzleştirmek için Sirkeci Garı’na anıt dikilecek

Girişim Hollandalı Türkler’den… Avrupa’ya işçi göçünü ölümsüzleştirmek için Sirkeci Garı’na anıt dikilecek

Rotterdam’a daha önce bir göç abidesi diken Hollanda Türkleri, şimdi de Sirkeci’de ‘Umuda Yolculuk’ adlı bir anıt dikecekler.

Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği ve çeşitli kuruluşların desteği ile dikilecek olan anıtın açılışı 2021 mayısı için planlandı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (2).jpeg

İlhan KARAÇAY’ın haberi

Türkler’in Avrupa’ya göç serüveni 1960 yılında başlamıştı. Almanya’da çok rahat iş bulunabildiğini duyanlar, soluğu Sirkeci Garı’nda alıyor ve o meşhur ‘kara tren’lerle Münih’in Hauptbahnof istasyonuna taşınıyorlardı.
Türkler’in varlığını öğrenen Alman işverenler, Ankara ile derhal irtibata geçmişler ve ülkelerine işçi transferi yapabilmek için, 31 Ekim 1961’de resmi bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma ile, Türkler’in Avrupa serüveni hayata geçmiş oldu.
İlk etapta, geri dönüş amaçlı başlayan işçi göçüne katılanlara ‘gastarbeter’ (Misafir işçi) denilmişti.
Bilinmeyeni, umudu, sılayı ve hasreti beraberinde taşıyan bu maceralı akım, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştı.

İşçi göçünün Hollanda’ya sirayet etmesi 19 Ağustos 1964’te imzalan sözleşme ile gerçekleşti.
İmzalanan bu işgücü anlaşması ile, iki ülke arasında 408 yıl önce inşa edilen ilişkiler yeni bir boyut kazanmış, bu kapsamda Hollanda’ya göç eden vatandaşlarımız bugün burada dördüncü nesile ulaşmışlardır. İşçi olarak gelen insanımız sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda hayatın her alanında varlık göstermişlerdir.

Resmî verilere göre, Hollanda’da 404 bin 459 Türk asıllı Hollanda vatandaşı yaşamaktadır. (Sadece Türk tabiyetinde olanlar bu sayıya dahil mi değil mi anlaşılmadı. Tahminime göre, Hollanda’daki karma Türk sayısı 600 bini geçmiştir.)
Hollanda Ticaret Odası’nın (KVK) son verilerine göre ise, Türkler, ülkedeki en çok iş yeri açan yabancılar arasında açık ara birinciliğini korumaktadır. Ülkedeki işletme sayısı  25 bin 527 olarak açıklanırken, bu işletmeler 50 binden fazla insana çalışma fırsatı sunarak ülkedeki istihdama katkıda bulunmaktadır.
Vatandaşlarımızdaki bu girişimcilik ruhu, gelecek nesiller için de cesaret ve ilham kaynağı olmuştur. Ticari atılımların yanı sıra, yaklaşık 80 bin Türk öğrenciden 5 bini üniversitelidir.
Buna ek olarak Hollanda’da yaşayan Türkler, farklı alanlarda hizmet veren yaklaşık 300 Türk Sivil Toplum Kuruluşu aracılığıyla yaşadıkları ülkenin sosyal ve siyasal hayatını zenginleştirmektedir.
Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımızın ortak değerleri onları bir arada tuttuğu gibi, kimliklerinin ve kişiliklerinin oluşmasına da yön vermektedir.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Goc abidesi.jpg

ABİDE
Hollanda’daki Türkler, keder ve hüzün dolu serüvenlerini ölümsüzleştirmek için, Rotterdam’da bir ‘Göç Abidesi’ dikmişlerdi.
Aynı Türkler şimdi de Avruapa genelini kapsayan bir Göç Anıtı için kolları sıvadılar.
Bakın bu konuda, Zeynel Abidin Kılıç yönetimindeki Doğuş neler yazmış:

UMUDA YOLCULUK adını taşıyan anıtın çalışması Hollanda’da yaşayan Türkler tarafından başlatıldı. Anıtın tasarım ve dökümü İzmir’de yaşayan heykel sanatçıları Derya Ersoy, Zafer Dağdeviren ve Ali Yaldır tarafından yapılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hollanda Büyükelçiliği tarafından sahiplenilen proje başta Hollanda Türk İş Adamları Derneği HOTİAD üyeleri ve diğe C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (1).jpeg r girişimciler tarafından finans ediliyor.

Yolculuğun başladığı yere anıt
Hollanda’da 1983 yılından bu yana çok çeşitli çalışmalar yürüten Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu DSDF adına Proje koordinatörlüğünü yürüten ve aynı zamanda Hollanda Türkler İçin Danışma Kurulu Başkanı Zeki Baran “10 yıllık bir rüyanın gerçekleşmesi için son aşamaya geldik. Umuda Yolculuk Anıtı’nın dökümü tamamlanıyor. Başta Hollanda olmak üzere Türkiye’den işçi göçü alan ülkelerin resmî temsilciliklerinin de katılacağı açılış programını tamamlamak üzereyiz. Babalarımız 60 yıl önce Avrupa’nın çeşitle kentlerinde çalışmak için Umuda Yolculuğa Sirkeci Tren İstasyonu’ndan başlamıştı. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi anıt için Sirkeci Garı önündeki Parkta bir yer tahsis etti. Bu bizi çok sevindirdi. Babalarımızın bu büyük yolculuğu başladığı yerde ölümsüzleşecek” dedi.

Katkıları unutulmasın
Avrupa’ya İşçi Göçü Anıtı önerisini gazeteci Ömer Hünkar Ilık yaklaşık 13 yıl önce dile getirdi. İşçi Göçü ile ilgili Hollanda televizyonunda belgeselleri yayınlanan Ilık, ‘2014 yılında Hollanda’nın Rotterdam Kentinde, belediyenin desteği ile Misafir İşçi Anıtının açılışını gerçekleştirdik. Şimdi sırada Sirkeci anıtı var. Proje tamamlanmak üzere. Bundan büyük mutluluk duyuyorum’ dedi.
Ilık’ın konu ile yaptığı açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi: “Çoğunluğu yoksul köylülerden oluşan binlerce sağlıklı genç erkek 60 yıl önce ‘en fazla iki yıl sonra döneriz’ diye Avrupa’nın çeşitli ülkelerine çalışmak için gittiler. Geride genç karılarını ve yeni doğmuş çocuklarını bıraktılar.
Bu, umuda yolculuktu. Biraz para biriktirip, geri döneceklerdi. Avrupa ülkeleri için ucuz ve taze iş gücüydüler. Geçiciydiler. Ama yıllar geçtikçe dönme planları ertelendi. Sonunda Avrupa’da sayısı 4 milyon kişiye ulaşan yerleşik bir topluluk olduk. Bilinmezliğe doğru atılan bu adımlar ve çekilen büyük sıkıntılarla hem Türkiye ekonomisine hem de birçok Avrupa ülke ekonomisinin savaş sonrası yeniden güçlenmesine katkıda bulundular. Bu işçilerden gelen yeni kuşaklar bugün Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki en önemli bağı oluşturuyor. Avrupa Birliğine üye birçok ülkede ekonomi, sanat, bilim, hukuk, eğitim, sağlık ve daha birçok alanda katkıda bulunuyorlar.
Bu büyük toplu göçün unutulmaması ve göçün yükünü çeken birinci kuşağa saygı amaçlı hem Hollanda’da hem de Türkiye’de anıtlar dikilmelidir, diye düşündüm. Hollanda Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu DSDF bu önerime sahip çıktı ve hayata geçirdi. Başta her iki anıt projesinin de Proje Koordinatörlüğünü yürüten Zeki Baran olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum”.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (1).jpg

Hollanda öncülüğünde

UMUDA YOLCULUK Anıtı konusunda internet üzerinden yayın yapan bir Türk Televizyon kanalındaki bir yayına Ankara’dan telefonla katılarak, konu hakkında açıklamalarda bulunan Hollanda Büyükelçisi Yardımcısı Erik Weststrate, Avrupa’ya Türk İşçi Göçünü anlatan bir anıtın Türk asıllı Hollanda vatandaşlarının inisiyatifi ile gündeme gelmesinden büyük sevinç duyduğunu ve gerekli her türlü yardımı yapacaklarını bildirdi.

Anıtın Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilere olumlu yansıyacağına inandığına değinen Erik Weststrate, Türkiye’den göç alan diğer Avrupa Birliği Üyesi ülkelerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilerinin anıt hakkında bilgilendirilmesi ve açılışa davet edilmesi hususunda görev almaya hazır olduklarını söyledi.
C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (2).jpg

Zafer-Ali-Derya Sanat Atölyesi

Heykel sanatçısı Derya Ersoy Dağdeviren “Böylesi anlamlı bir anıtı diğer iki heykel sanatçısı arkadaşım ile birlikte gerçekleştiriyor olmaktan büyük sevinç ve onur duyuyorum. Daha önce Soma Maden İşçi anıtını da gerçekleştirdik. UMUDA YOLCULUK anıtının tasarımı için 1960’lı yıllardaki giden işçilerin fotoğraflarını inceledik. Hollanda’daki arkadaşlar ile uzun görüşmelerimiz oldu. Sonunda güzel ve konuyu oldukça iyi anlatan bir eser ortaya çıktı. Bu eseri bir an önce Sirkeci Garı’nın karşısındaki parka yerleştirmek ve açılışını yapmak için sabırsızlanıyoruz” dedi.

Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) Başkanı Hikmet Gürcüoğlu anıtın yapımında gerekli olan mali ihtiyacın karşılanmasına severek katıldığını bildirdi. Avrupa çapında etkin 5 girişimci arkadaşını da mali destek konusunda ikna eden Gürcüoğlu ‘UMUDA YOLCULUK anıtında resmedilen birinci kuşak Türk İşçilerinden ‘bizim kahramanlarımız’ diye bahsederek, ‘kendinden sonraki kuşaklara, göç ettikleri ülkelere ve Türkiye’ye büyük katkılar sağlamış bu insanların bu anıt ile ölümsüzleşmesine katkı sunmaktan büyük sevinç duyuyorum’ dedi.

UMUDA YOLCULUK anıtının resmî açılışı Korona Salgını önlemleri elverirse 2021 yılının Mayıs ayında yapılacak.

Rotterdam’a daha önce bir göç abidesi diken Hollanda Türkleri, şimdi de Sirkeci’de ‘Umuda Yolculuk’ adlı bir anıt dikecekler.

Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği ve çeşitli kuruluşların desteği ile dikilecek olan anıtın açılışı 2021 mayısı için planlandı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (2).jpeg

İlhan KARAÇAY’ın haberi

Türkler’in Avrupa’ya göç serüveni 1960 yılında başlamıştı. Almanya’da çok rahat iş bulunabildiğini duyanlar, soluğu Sirkeci Garı’nda alıyor ve o meşhur ‘kara tren’lerle Münih’in Hauptbahnof istasyonuna taşınıyorlardı.
Türkler’in varlığını öğrenen Alman işverenler, Ankara ile derhal irtibata geçmişler ve ülkelerine işçi transferi yapabilmek için, 31 Ekim 1961’de resmi bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşma ile, Türkler’in Avrupa serüveni hayata geçmiş oldu.
İlk etapta, geri dönüş amaçlı başlayan işçi göçüne katılanlara ‘gastarbeter’ (Misafir işçi) denilmişti.
Bilinmeyeni, umudu, sılayı ve hasreti beraberinde taşıyan bu maceralı akım, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştı.

İşçi göçünün Hollanda’ya sirayet etmesi 19 Ağustos 1964’te imzalan sözleşme ile gerçekleşti.
İmzalanan bu işgücü anlaşması ile, iki ülke arasında 408 yıl önce inşa edilen ilişkiler yeni bir boyut kazanmış, bu kapsamda Hollanda’ya göç eden vatandaşlarımız bugün burada dördüncü nesile ulaşmışlardır. İşçi olarak gelen insanımız sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda hayatın her alanında varlık göstermişlerdir.

Resmî verilere göre, Hollanda’da 404 bin 459 Türk asıllı Hollanda vatandaşı yaşamaktadır. (Sadece Türk tabiyetinde olanlar bu sayıya dahil mi değil mi anlaşılmadı. Tahminime göre, Hollanda’daki karma Türk sayısı 600 bini geçmiştir.)
Hollanda Ticaret Odası’nın (KVK) son verilerine göre ise, Türkler, ülkedeki en çok iş yeri açan yabancılar arasında açık ara birinciliğini korumaktadır. Ülkedeki işletme sayısı  25 bin 527 olarak açıklanırken, bu işletmeler 50 binden fazla insana çalışma fırsatı sunarak ülkedeki istihdama katkıda bulunmaktadır.
Vatandaşlarımızdaki bu girişimcilik ruhu, gelecek nesiller için de cesaret ve ilham kaynağı olmuştur. Ticari atılımların yanı sıra, yaklaşık 80 bin Türk öğrenciden 5 bini üniversitelidir.
Buna ek olarak Hollanda’da yaşayan Türkler, farklı alanlarda hizmet veren yaklaşık 300 Türk Sivil Toplum Kuruluşu aracılığıyla yaşadıkları ülkenin sosyal ve siyasal hayatını zenginleştirmektedir.
Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımızın ortak değerleri onları bir arada tuttuğu gibi, kimliklerinin ve kişiliklerinin oluşmasına da yön vermektedir.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Goc abidesi.jpg

ABİDE
Hollanda’daki Türkler, keder ve hüzün dolu serüvenlerini ölümsüzleştirmek için, Rotterdam’da bir ‘Göç Abidesi’ dikmişlerdi.
Aynı Türkler şimdi de Avruapa genelini kapsayan bir Göç Anıtı için kolları sıvadılar.
Bakın bu konuda, Zeynel Abidin Kılıç yönetimindeki Doğuş neler yazmış:

UMUDA YOLCULUK adını taşıyan anıtın çalışması Hollanda’da yaşayan Türkler tarafından başlatıldı. Anıtın tasarım ve dökümü İzmir’de yaşayan heykel sanatçıları Derya Ersoy, Zafer Dağdeviren ve Ali Yaldır tarafından yapılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hollanda Büyükelçiliği tarafından sahiplenilen proje başta Hollanda Türk İş Adamları Derneği HOTİAD üyeleri ve diğe C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (1).jpeg r girişimciler tarafından finans ediliyor.

Yolculuğun başladığı yere anıt
Hollanda’da 1983 yılından bu yana çok çeşitli çalışmalar yürüten Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu DSDF adına Proje koordinatörlüğünü yürüten ve aynı zamanda Hollanda Türkler İçin Danışma Kurulu Başkanı Zeki Baran “10 yıllık bir rüyanın gerçekleşmesi için son aşamaya geldik. Umuda Yolculuk Anıtı’nın dökümü tamamlanıyor. Başta Hollanda olmak üzere Türkiye’den işçi göçü alan ülkelerin resmî temsilciliklerinin de katılacağı açılış programını tamamlamak üzereyiz. Babalarımız 60 yıl önce Avrupa’nın çeşitle kentlerinde çalışmak için Umuda Yolculuğa Sirkeci Tren İstasyonu’ndan başlamıştı. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi anıt için Sirkeci Garı önündeki Parkta bir yer tahsis etti. Bu bizi çok sevindirdi. Babalarımızın bu büyük yolculuğu başladığı yerde ölümsüzleşecek” dedi.

Katkıları unutulmasın
Avrupa’ya İşçi Göçü Anıtı önerisini gazeteci Ömer Hünkar Ilık yaklaşık 13 yıl önce dile getirdi. İşçi Göçü ile ilgili Hollanda televizyonunda belgeselleri yayınlanan Ilık, ‘2014 yılında Hollanda’nın Rotterdam Kentinde, belediyenin desteği ile Misafir İşçi Anıtının açılışını gerçekleştirdik. Şimdi sırada Sirkeci anıtı var. Proje tamamlanmak üzere. Bundan büyük mutluluk duyuyorum’ dedi.
Ilık’ın konu ile yaptığı açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi: “Çoğunluğu yoksul köylülerden oluşan binlerce sağlıklı genç erkek 60 yıl önce ‘en fazla iki yıl sonra döneriz’ diye Avrupa’nın çeşitli ülkelerine çalışmak için gittiler. Geride genç karılarını ve yeni doğmuş çocuklarını bıraktılar.
Bu, umuda yolculuktu. Biraz para biriktirip, geri döneceklerdi. Avrupa ülkeleri için ucuz ve taze iş gücüydüler. Geçiciydiler. Ama yıllar geçtikçe dönme planları ertelendi. Sonunda Avrupa’da sayısı 4 milyon kişiye ulaşan yerleşik bir topluluk olduk. Bilinmezliğe doğru atılan bu adımlar ve çekilen büyük sıkıntılarla hem Türkiye ekonomisine hem de birçok Avrupa ülke ekonomisinin savaş sonrası yeniden güçlenmesine katkıda bulundular. Bu işçilerden gelen yeni kuşaklar bugün Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki en önemli bağı oluşturuyor. Avrupa Birliğine üye birçok ülkede ekonomi, sanat, bilim, hukuk, eğitim, sağlık ve daha birçok alanda katkıda bulunuyorlar.
Bu büyük toplu göçün unutulmaması ve göçün yükünü çeken birinci kuşağa saygı amaçlı hem Hollanda’da hem de Türkiye’de anıtlar dikilmelidir, diye düşündüm. Hollanda Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu DSDF bu önerime sahip çıktı ve hayata geçirdi. Başta her iki anıt projesinin de Proje Koordinatörlüğünü yürüten Zeki Baran olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum”.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (1).jpg

Hollanda öncülüğünde

UMUDA YOLCULUK Anıtı konusunda internet üzerinden yayın yapan bir Türk Televizyon kanalındaki bir yayına Ankara’dan telefonla katılarak, konu hakkında açıklamalarda bulunan Hollanda Büyükelçisi Yardımcısı Erik Weststrate, Avrupa’ya Türk İşçi Göçünü anlatan bir anıtın Türk asıllı Hollanda vatandaşlarının inisiyatifi ile gündeme gelmesinden büyük sevinç duyduğunu ve gerekli her türlü yardımı yapacaklarını bildirdi.

Anıtın Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilere olumlu yansıyacağına inandığına değinen Erik Weststrate, Türkiye’den göç alan diğer Avrupa Birliği Üyesi ülkelerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilerinin anıt hakkında bilgilendirilmesi ve açılışa davet edilmesi hususunda görev almaya hazır olduklarını söyledi.
C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Avrupa'ya isci gocunun aniti (2).jpg

Zafer-Ali-Derya Sanat Atölyesi

Heykel sanatçısı Derya Ersoy Dağdeviren “Böylesi anlamlı bir anıtı diğer iki heykel sanatçısı arkadaşım ile birlikte gerçekleştiriyor olmaktan büyük sevinç ve onur duyuyorum. Daha önce Soma Maden İşçi anıtını da gerçekleştirdik. UMUDA YOLCULUK anıtının tasarımı için 1960’lı yıllardaki giden işçilerin fotoğraflarını inceledik. Hollanda’daki arkadaşlar ile uzun görüşmelerimiz oldu. Sonunda güzel ve konuyu oldukça iyi anlatan bir eser ortaya çıktı. Bu eseri bir an önce Sirkeci Garı’nın karşısındaki parka yerleştirmek ve açılışını yapmak için sabırsızlanıyoruz” dedi.

Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) Başkanı Hikmet Gürcüoğlu anıtın yapımında gerekli olan mali ihtiyacın karşılanmasına severek katıldığını bildirdi. Avrupa çapında etkin 5 girişimci arkadaşını da mali destek konusunda ikna eden Gürcüoğlu ‘UMUDA YOLCULUK anıtında resmedilen birinci kuşak Türk İşçilerinden ‘bizim kahramanlarımız’ diye bahsederek, ‘kendinden sonraki kuşaklara, göç ettikleri ülkelere ve Türkiye’ye büyük katkılar sağlamış bu insanların bu anıt ile ölümsüzleşmesine katkı sunmaktan büyük sevinç duyuyorum’ dedi.

UMUDA YOLCULUK anıtının resmî açılışı Korona Salgını önlemleri elverirse 2021 yılının Mayıs ayında yapılacak.

 

Yusuf İslam’a göre  SORUN İSLAM’DA DEĞİL, İSLAMLAR’DA…

Yusuf İslam’a göre SORUN İSLAM’DA DEĞİL, İSLAMLAR’DA…

Müslümanlığı kabul eden ve Yusuf İslam adını alan ünlü şarkıcı, ‘Ben Kur’ân’ı okuyarak müslüman oldum, müslümanları tanısaydım olmazdım’ diyerek, Tüm dünyada İslam’ı sevimsiz hale getirenlerden şikâyet etti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Yusuf islam-Cat Stevens.jpg

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Son peygamberi dünyaya göndererek, daha önceki peygamberler kanalıyla verdiği mesajları, Kur’ân-ı Kerim’de perçinleyen yüce Allah, buyruklarını anlamadan günah işleyen kullarını affeder mi bilemiyoruz ama, şöhretinin zirvesindeyken müslümanlığı kabul eden ve Yusuf İslam adını alan şarkıcı Cat Stevens bu kullardan şikâyetçi.

Yapmış olduğu son söyleşide, ‘Ben Kur’ân’ı okuyarak müslüman oldum, müslümanları tanısaydım olmazdım’ diyen Yusuf İslam, tüm dünyada İslam’ı sevimsiz hale getirenlerden şikâyetçi oldu.
İslam ve imanın şartlarında yer almayan pek çok hurafeyi işleme koyanları şiddetle eleştiren Yusuf İslam, İŞİD, DEAŞ gibi terörist grupların da İslam’a büyük zarar verdiğini belirtti.

Günümüzde de, insanların dini siyasete alet ettiklerini belirten ünlü şarkıcı, bu sorunun sürmesi halinde, tüm dünyada İslama bakış açısının daha da kötüleşeceğini söyledi.

YUSUF İSLAM’I TANIYALIM
Müslüman oluşundan sonra dünya medyasında geniş yankılar uyandıran Yusuf İslam’ın, yayınlanmış olan yaşam öyküsünden kısa bir kesit sunuyorum:

Doğum adı Stephen Demetre Georgiou olan Cat Stevens veya Yusuf İslam, 21 Temmuz 1948 yılında Londra’da doğdu. Kıbrıslı Rum bir babanın ve İsveçli bir annenin üçüncü çocuğu olan Stevens, babası Yunan Ortodoks’u olmasına rağmen bir Katolik okuluna gitti. 8 yaşındayken ebeveynleri boşandı. Bir süre beraber yaşadılarsa da, annesi oğlunu alıp İsveç’e döndü.
16 yaşındayken okulu bıraktı, daha sonra Sanat Okulu`na girdi ama oradan da ayrıldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Yusuf islam -gitar.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download.jfif

İlk hit parçasını ve albümünü 18 yaşındayken yaptı. “I Love my Dog” şarkısı Cat Stevens’ın doğuşu anlamına geliyordu. 1966 yılında Matthew and Son albümünü piyasaya sürdü.
Stevens, 1968’in başında 19 yaşındayken tüberküloza yakalandı. Aylarca hastanede yattığından müziğe tekrar dönmesi 1970`i buldu.

Cat Stevens, 1970’in ikinci yarısında yayımladığı, uluslararası bir başarı yakalayan ‘Tea for the Tillerman’ albümüyle yoluna devam etti. ‘Wild World’ parçası bu albümdeki en beğenilen ve popüler parça oldu.

Kendine has bir müzik oluşturan Stevens, 1971`de çıkardığı ‘Teaser and the Firecat’ albümüyle başarının tadını çıkarmaya devam etti. Bu albümde “Peace Train”, “Morning Has Broken” ve “Moonshadow” gibi birçok hit parça yer alıyordu. 70’li yıllarda yeni albümler yayımlamaya devam etti.

Cambridge mosque C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\images.jfif
Müslüman olduktan sonra yardımseverliğini artıran Yusuf İslam, insanlara yardım
ettiği gibi, İngiltere’de yapılan bir caminin yapımını üstlenen vakıfta da görev aldı.

MÜSLÜMAN OLUŞU
1976 yılında bir kaza sonrası boğulmak üzere olan ve Tanrı’ya yakaran Cat Stevens, duasının sonunda, ‘Tanrım, eğer beni kurtarırsan senin için çalışacağım’ diye söz verir. Bu ölüme yakın deneyim, onun ruh halini değiştirdi. Kardeşi David, Kudüs’te bir camide görüp, içini rahatlattığını düşündüğü için aldığı Kur’an-ı Kerim’i Cat Stevens’a hediye etti ve böylece İslamiyete geçişi başlamış oldu.
1977 yılında Müslüman oldu. İsmini Yusuf İslam olarak değiştirdi.

Yusuf İslam, İngiltere’de açılan, Türkiye’nin de finanse ettiği Avrupa’nın ilk çevre dostu camisinin destekçilerindendi.

Paylaş

ABADA

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?