HOLLANDA’DA FESTİVALLAR, FUARLAR VE KERMESLER ONBİNLERCE TÜRK’Ü BİR ARAYA GETİRDİ.

HOLLANDA’DA FESTİVALLAR, FUARLAR VE KERMESLER ONBİNLERCE TÜRK’Ü BİR ARAYA GETİRDİ.

Organizasyonda başarı örneği gösteren müteşebbüsler,
bazılarına, ‘Öyle yapılmaz, böyle yapılır’ dersi verdiler.

Amsterdam’daki Anadolu Festivali 50.000 kişi, Utrecht’teki Fuarım sergisi 25.000 kişi ziyaret etti.

2 Yıllık pandemi hapisliğinden kurtulan Türkler, adeta bir patlama yarattılar.

kişi, açık hava, gök, ağaç içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

İlhan KARAÇAY derledi:

AMSTERDAM,- Korona pandemisi nedeniyle iki yıldır, bırakın eğlenmeyi, dışarı çıkmayı bile özleyen Hollandalılar, pandeminin gevşemesi sonrasında, çeşitli organizasyonlar ile eğlenmeyi sürdürürlerken, ülkede yaşayan 500 bini aşkın Türk ve Türk kökenli de, festivallar, fuarlar ve kermesler ile eğlendiler.

Hollanda’da sorunların bir kenara bırakılıp, eğlence furyasına katılanlar için, bakınız Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör ne diyor:

“Türkler de, havaların ısınmasıyla, mayıs ve haziran ayları ağırlıklı olmak üzere, coştular adeta. Oteller, parklar, salonlar, tiratrolar, cami önleri, dernek ve vakıf binaları, hemen hemen her hafta Türk programlarıyla doldu. Festivaller, konserler, hayır pazarları, panayırlar, şenlikler, tiyatro gösterileri, halk dansları yarışmaları, fuarlar, birbirini takip etti. Kalabalıklar salonlara, parklara sığmıyor.
Örneğin, mayıs ve haziran aylarında sadece Hollanda’da, ülke düzeyinde yapılan bazı organizasyonlar şöyle:
Amsterdam’da Sağlık Fuarı, Schiedam’da Festi Ala, Amsterdam’da Anatolia Festijn, Utrecht’de FUARIM.
Bunların yanı sıra, bazen iki gün süren
Utrecht Ulu Camii, Zaandam Sultan Ahmet Camii, Almere Sultan Ahmet Camii, gibi bir çok caminin ‘Hayır Çarşısı’ organizasyonları da Türklerin bahar etkinlikleri arasında yer alıyor.
Fuar, hayır çarşısı, panayır, festival yanı sıra, bir de konserler var Türklerin coştuğu etkinlikler arasında…
Rotterdam’da organize edilen
‘Arabeks Müzikali AFARA’, Capelle aan den IJssel’da yapılan ‘Yaz Konseri’, Amsterdam’da Candan Erçetin ve Metropole Orkestrası ve diğerleri bunlardan bazıları…
Türklerin organize ettikleri programlar, Hollanda’nın Amsterdam, Rotterdam, Utrecht, Den Haag şehirleriyle sınırlı değil elbette. Benzer organizasyonlar, ülkenin dört bir yanında organize edildi. Bu programlar, sosyal medya sayesinde kısmen canlı olarak da izlenebilildi. Programlarda hem yerel hem de Türkiye’den gelen tanınmış sanatçılar, konuşmacılar, yazarlar yer aldı.
Avrupa’nın her yerinde gözlenen bu olağanüstü hareketlilik, esasen Ramazan ayında başlamıştı. Bir çok kuruluş tarafından, adeta birbirleriyle yarışırcasına organize edilen iftar sofraları, daha sonra yerini, kültür, sanat, eğitim ve spor etkinliklerinden oluşan fuar, festival ve konserlere bıraktı. Zira, tam iki yıl insanlar, bırakın parklarda piknik yapmayı, bayramlarda bile, büyüklerini ziyarete gidemediler. Salgın geçince de, Türkleri tutmak mümkün olmadı.”

AMSTERDAM’DA ANADOLU FESTİVALİ

Evet, organizasyon bakımından bazıları için ders niteliği taşıyan bu etkinliklerin en büyüğü Amsterdam’da yapıldı.

Hollanda’nın “Kültürel Buluşması” olarak gelenekselleşen Anatolia Festijn etklinliğinin üçüncüsü ‘Ailemle orda olmak istiyorum’ aile teması ile 03-06 Haziran 2022 tarihlerinde Stadspark Osdorp’ta düzenlendi.

Anatolia Festijn, Hollanda kültürünü, Anadolu kültürleri ile tanıştırmayı ve kaynaştırmayı amaç edinen ve bu anlamda kültürler arası bir köprü vazifesi gören Stichting Markad kurumunun düzenlemiş olduğu Anadolu Kültür Günleri’nin adıdır.

Anatolia Festijn, Anadolu’nun sahip olduğu zenginlikleri, çeşitliliği ve kültürel birikimini bu etkinlikler aracılığı ile ziyaretçilerle buluşturdu. Anatolia Festijn’de, Anadolu’nun farklı bölgelerine ait özelliklerin, yöresel unsurların, mutfak lezzetleri stantlarında uzun kuyruklar oluştu.

Katılımcılar festival kapsamında tiyatro gösterileri, yazar buluşmaları, ebru, hat ve cam üfleme sanatı, mehter ve halk oyunları gösterileri gibi çok sayıda etkinliği izleme imkanı buldu.

Festivalde, Türk kahvesinden tatlılara, gözlemeden dönere, simit ve lokmadan mantıya kadar Türk mutfağından çok sayıda lezzetin yanı sıra, Hollanda firmalarınca da ülkeye özgü tatlıların satışı yapıldı.

metin, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Etkinlikte Dr. Savaş Şafak Barkçin, Hatayi İnanç, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Bahadır Yenişehirlioğlu ile sanatçı Dursun Ali Erzincanlı da katılımcılarla sohbet edip, kitaplarını imzaladı.

Anadolu Festivali Genel Koordinatörü Kürşat Murat yaptığı açıklamada, festivali düzenlemekteki amaçlarının Anadolu kültürünü Avrupalılara tanıtırken, Avrupa’da yaşayan Türklere de bu kültürü hatırlatmak olduğunu söyledi.
Katılımdan oldukça memnun olduklarını dile getiren Kürşat Murat, “Festivale Hollanda’daki Türklerin yanı sıra Belçika, Almanya, Danimarka ve İngiltere gibi birçok ülkeden ziyaretçi katıldı.” dedi.
Festivalin organizasyonunda, medya ilişkilerini sürdüren Şerafettin Babacan’ın,
başarılı çalışmaları, 4 günlük katılımcı sayısının 50 bini aşmasında büyük rol oynadı.

UTRECHT HOUTEN’DE ‘KÜLTÜR FESTİVALİ FUARIM’DA ÜNLÜ SANATÇILAR MUSTAFA CECELİ VE SİNAN AKÇIL 25 BİN KİŞİ ÇEKTİ

Zekeriya Aslan’ın organizasyonu ile yapılan ‘Kültür Festivali Fuarım’, ünlü sanatçıların katılımı sayesinde 25 bini aşkın ziyaretçi topladı.

kişi, iç mekan, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Fuarda Mustafa Ceceli, Sinan Akçıl, Hakan Mengüç, Çağatay Akman, By Kuş, Kenan Çoban, Prof. Dr. Hayati İnanç, Alişan Kapaklıkaya, Sinan Yağmur, Bülent Gardiyaoğlu, Saliha Erdim, Julia Sena Yamanoğlu, Erol Çalı, Serhat Yabancı, Yunus Arıkan, Gülsemin Konca, Süyeybe Kevser, Mehmet Küçük, Aysel Yalçın, Leyla Karabağlı, Elif Akkar Küçük, Nezaket Kıraçtı ve Erol Göksü gibi isimler 3 gün boyunca ziyaretçilerle kaynaştılar.

kişi, grup, insanlar, poz içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Fuara gelen engelli yurttaşlarımız unutulmamıştı. Onlar için özel yer ayrılan engellileri Mustafa Ceceli de unutmadı ve aralarına karışarak fotoğraf çektirdi.

‘6 Fuar bir arada’ sloganı ile açılan fuarın ilk günü sahne alan Mustafa Ceceli, salonu doluran binlerce kişiye coşkulu anlar yaşattı.
Fuarım’ın ikinci gününde ünlü yazarlar, güfteci, besteci ve şarkıcıların yanında, sosyal medyada 6 milyon takipçisi olan Sinan Akçıl sahneye çıktılar ve büyük ilgi gördüler.

kişi, insanlar, grup, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

KERMES PATLAMASI
Fuarlar ve festivaller ile şenlenen Hollanda’da, çeşitli dernek ve federasyonların organize ettikleri kermesler ile tam anlamıyla coşku seline dönüştü. Bu kermeslere de onbinlerce ziy aretçi akın etti.

metin, sahne, insanlar, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduBöylelikle, sorunlardan uzak neşeli günler yaşanmış oldu.
Şimdi de, gerek Hollandalılar ve gerekse burada yaşayan Türkler, tatilllerini Türkiye’de geçirmek üzere yollara dökülecekler.

HATIR İÇİN YAYINDAN KALDIRDIĞIM HABER SAĞLIK BAKANI’NA SORULDU

HATIR İÇİN YAYINDAN KALDIRDIĞIM HABER SAĞLIK BAKANI’NA SORULDU

İlhan KARAÇAY yazdı:

Avrupa ülkelerinde Sağlık Turizmi Fuarları’nın, bundan sonra hatasız ve bizler ile işbirliği yapılarak tekrarlanacağı sözünü veren önemli aracılar ve bizzat organizatörün ricaları üzerine haberi yayından kaldırmıştım.

Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Amsterdam’da açılan Sağlık Turizmi Fuarı ile ilgili iddiaları, Bakan Fahrettin Koca’ya 6 madde olarak sordu:

metin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu1-Dünyanın en iyi sağlık sistemini uyguladığı bilinen Hollanda’da Türkiye’nin sağlıkla ilgili fuar düzenlemesinin amacı nedir?

2-20-21 Mayıs 2022 günleri arasında düzenlenen fuar sonunda Türkiye ve
Türk sağlık sektörü adına ne gibi kazanımlar elde edilmiştir?

3-Fuar organizasyona tam olarak ne kadar para harcanmıştır?

4-Organizasyona katılan firmalar ve kişiler hangi kriterlere göre
belirlenmiştir?

5-Hollanda’da gerçekleşmesine rağmen fuar organizasyonuna Hollandalılar
neden ilgi göstermemiştir?
6- Fuarda Türk vatandaşlarımız dışında yabancı ülkelerden katılımcı olmuş
mudur?



Üstte: Müzeyyen Şevkin’in soru önergesi medyada geniş yer aldı.

AMSTERDAM,- 23 Mayıs 2022 günü haber portalımda yayınladığım ve ricalar üzerine aynı gün yayından kaldırdığım, Amsterdam Turizm Fuarı haberimdeki iddialar, Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin tarafından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya soruldu.

Avrupa ülkelerinde Sağlık Turizmi Fuarları’nın, bundan sonra hatasız ve bizler ile işbirliği yapılarak tekrarlanacağı sözünü veren önemli aracılar ve bizzat organizatörün ricaları üzerine haberi yayından kaldırmıştım.
Ne var ki, dosyalara kaydedilmiş olan haberi yayından kaldırmış olmam bir fayda sağlamadı ve konu Büyük Millet Meclisi’ne taşınmış oldu.

Şüphesiz ki, sayın Bakan’ın bu sorulara vereceği cevaplar hepimizde merak konusu.
Yine de, Bakan’ın vereceği cevapların, bundan sonra yapılması planlananları engellemeyecek bir düzeyde olmasını dileyerek, sayın Şevkin’in Bakan’a sunduğu önergeyi altta yayınlıyorum.

metin, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Müzeyyen Şevkin’in, Meclis Başkanlığı kanalıyla Bakan Koca’ya soruları:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Hollanda’nın Amsterdam şehrinde düzenlenen ve Türk sağlık sektörünün temsilcilerinin katıldığı ‘Türk Sağlık Turizmi Fuarı’ çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirmiştir. Sektör temsilcileri fuara vaat edilen sayıda ziyaretçinin gelmemesi nedeniyle adeta isyan etmiştir. Türk ve Hollanda medyasını harekete dahi geçiremeyen organizasyon nedeniyle Türkiye’nin kasasından yaklaşık 1 Milyon Euro’nun adeta çöpe atıldığı öne sürülmektedir.

Lahey Büyükelçiliği Basın Müşavirliği tarafından medyaya gönderilen bir bildiride, fuar ziyaretçisi kategorisinde ana hedef kitlenin Hollanda’da yaşayan 500.000 kişinin üzerindeki Türk kökenli nüfus olduğu, Hollandalılara yönelik bir girişim olmadığı belirtilmiştir.

Fuar alanı olarak bir otel salonunun seçilmesi başta olmak üzere, fuar giriş belgelerinde Türkiye’ye ait fuar olduğuna dair bir ibare bulunmaması, 56 Türk firmasının katıldığı, 20-21 Mayıs 2022 günlerinde (2 gün) düzenlenen fuar süresince toplamda 700-800 kişinin fuarı ziyaret etmesi Türkiye açısından son derece olumsuz bir durum oluşturmuştur.

Fuarın katılımcı firmaları hayal kırıklığı içinde Türkiye’ye dönmüş, firma yöneticileri; hem kendilerinin hem de devletin sunduğu maddi katkının bir anlamda çöpe atıldığını vurgulamış, haklı olarak fuara katılımcı çekilememesinin nedenlerini sorgulamıştır.

Bu bilgiler ışığında aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca tarafından yazılı olarak yanıtlandırılmasını saygılarımla arz ederim.

Dr. Müzeyyen ŞEVKİN

CHP Adana Milletvekili

SORULAR

1- Dünyanın en iyi sağlık sistemini uyguladığı bilinen Hollanda’da Türkiye’nin sağlıkla ilgili fuar düzenlemesinin amacı nedir?

2- 20-21 Mayıs 2022 günleri arasında düzenlenen fuar sonunda Türkiye ve Türk sağlık sektörü adına ne gibi kazanımlar elde edilmiştir?

3- Fuar organizasyona tam olarak ne kadar para harcanmıştır?

4- Organizasyona katılan firmalar ve kişiler hangi kriterlere göre belirlenmiştir?

5- Hollanda’da gerçekleşmesine rağmen fuar organizasyonuna Hollandalılar neden ilgi göstermemiştir?

6- Fuarda Türk vatandaşlarımız dışında yabancı ülkelerden katılımcı olmuş mudur?

Karaçay’ın notu:

Soruda bulunan,“Lahey Büyükelçiliği Basın Müşavirliği tarafından medyaya gönderilen bir bildiride, fuar ziyaretçisi kategorisinde ana hedef kitlenin Hollanda’da yaşayan 500.000 kişinin üzerindeki Türk kökenli nüfus olduğu, Hollandalılara yönelik bir girişim olmadığı belirtilmiştir.” ifadesine açıklık getirmek istiyorum.
Bildiri, Müşavirlik tarafından kaleme alınmamıştır. Müşavirlik, devlet görevi yapmış ve bildiriyi medyaya göndermiştir.

Sağlık Turizmi Fuarı haberimi, hatırı sayılır kişilerin ricası üzerine yayından kaldırdıktan sonra çok üzülmüş ve aşağıdaki yazıyı yayınlamıştım:

ONCE UPON A TİME İLHAN KARAÇAY

Bir zamanlar İlhan Karaçay

Bir haberin geri çekiliş hikâyesi…

Dün servise konan Amsterdam’daki Türk Sağlık Turizmi Fuarı ile ilgili haberi web sayfamdan okumak isteyenler ‘Sözü edilen haber, görülen lüzum üzerine servisten kaldırılmıştır…’ ibaresini görüyorlar.

O haberin kaldırılış nedenini fantazili bir anlatım ile açıklıyorum.

metin, gök içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hollanda’ya geldiğim ilk yıl 1968 idi. Şimdiki eşim Jeanne ile ilk arkadaşlığımız sırasında, sinemalarda ‘Once upun a time in the West’ filmi gösterimi vardı.
Sergio Leone’nin senaryosu ve Ennio Morricone’nin muhteşem müziği ile, başrolleri

Claudia CardinaleHenry Fonda ve Charles Bronson paylaşmıştı.
İnanır mısınız, Jeanne ile ilkini zevkle izlediğim bu filmi daha sonra belki de 10 defa hiç sıkılmadan izledim.
Zaten filmin adı da çok çekiciydi. İtalyanca adı ‘C’era una volta il West’ olan bu filmin adı pek çok defa kopyalanarak adepte edilmeye çalışıldı. Tıpkı bizim ‘Bir Zamanlar Çukurova’ da olduğu gibi.

metin, kitap içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Şimdi, ‘Sen bu konuya neden girdin, nedir senin Bir Zamanlar İlhan Karaçay zırvan’ diye sorabilirsiniz.
Cevabını vereyim değerli okurlarım: Bir zamanlar var olan İlhan Karaçay’dan şimdi eser kalmadı.
Neden mi? Çünkü bir zamanlar dünyanın dört bir yanında yaptığı gazetecilik ile, Türkiye’de ve Türklerin yaşadıkları yerlerde takdir ile izlenen İlhan Karaçay, korkusuzca gazetecilik yapıyor ve gazeteciliğinin yanında da toplumun sosyal, kültürel ve geçim sorunları ile de ilgileniyordu.

O İlhan Karaçay, Hollanda’daki haksızlıklar karşısında haberlerini yaparken, Krallara, Kraliçelere ve Başbakanlara isyan mektupları yazmaktan korkmuyordu.
O İlhan Karaçay, tam 7 Dünya ve 7 de Avrupa Futbol Şampiyonası’nı okuyucuları için izlerken, Arjantin cuntasının kontrolünde yapılan 1978 Dünya Şampiyonasında, Peru milli takımına yapılan tehditleri de korkusuzca yazıyordu. (Peru milli takımı ile aynı oteldeydim)

metin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Rusya’nın Sochi kentinde yapılan Kış Olimpiyatları’na da giden İlhan Karaçay, Rusya’nın eşcinsellere kapıları kapattığı açıklamasına rağmen, eşcinsel olmadığı halde bir eşcinsel rengi sayılan pembe kazağı ile gitti. O zaman Putin’in sarayının duvarına işeyen Corendon’un sahibi Atilay Uslu’nun tutuklanışını da korkusuzca takip etti o Karaçay.

Af edersiniz değerli okurlarım, kendimden bir megaloman gibi söz ederken, bir konuya daha değinmek istiyorum. Hatırlayanlarınız olacaktır. 1990’lı yıllarda Alanya’da Hollandalı turist kızara saldırarak birini öldüren canilerin yargılanmaları devam ederken, Türkiye’ye gitme planı olan Prens Willem Alexander ile Prenses Maxima’nın bu ziyaretleri, protesto amaçlı olarak iptal edilmişti. Ben de o zaman bu tutuma isyan etmiş ve konuyla ilgili olarak Türkçe ve Hollandaca bir yorum yazmıştım. Bu yorumda, saldırganları lanetlerken, Hollandalı kızlara da ‘Gittiğiniz ülke bir İskandinav ülkesi değil, sekse ve çıplaklığa susamış kişilerin de bulunduğu bir ülkedir. Bu nedenle oradaki davranışlarınıza dikkat edin’ tavsiyesinde bulunmuştum. Hollanda’daki tüm gazeteler benim yazıma yer verirken, GPD Ajansı’nın redaktörü benimle ilgili yazıya, ‘Karaçay:Hollandalı kızlar suçlu’ başlığını attı. Bu yazı ajansın abone olduğu 28 gazetede yayınlandı. Tabii ki bunun üzerine, mağdurların aileleri hakkımda şikâyette bulundular. Yargılanmam çok adaletsiz oldu. Avukatımın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden örnekler göstererek fikir hürriyetini öne sürdü ama, Hollandalı yargıçlar bana 18 bin euro tazminat cezası vermişti. Böylece de benim önümün kesilmesi amaçlanmış gibiydi…
‘Gibiydi’ diyorum, zira o günlerde benim Avrupa DÜNYA gazetesinde korkusuzca yazdıklarım siyasetçileri de kızdırmıştı. İran asıllı bir parlamenter, ‘Kim bu İlhan Karaçay, akljna her geleni nasıl böyle pervasızca yayınlayabiliyor’ diye feryat etmişti.
Ülkenin en büyük gazetesi De Telegraaf, Türkiye ve Türkler aleyhindeki her yayınından sonraki eleştirilerim karşısında pes etmişti. Gazetenin Genel Yayın Müdürü, beni iyi tanıyan turizm sayfası müdürüne, ‘Şu Karaçay’ı buraya davet eder misin?’ diyerek sulh yolunu aramıştı.

Bu kadar megalomanlığı neden yaptım biliyor musunuz değerli okurlarım.
Çünkü, o korkusuz Karaçay’dan bugün artık eser kalmadı.
Korkuyor artık Karaçay. Tabii ki korktukları da dostları.
Gazeteciliği yaptığı sürece tükürdüğünü yalamayan Karaçay, şimdi tükürdüğünü yaladı. Dün servise koyduğu bir yayınını geri çekti Karaçay.
Eskiden, tehdit ve hatır ile haberlerinde düzeltme yapmayan Karaçay, şimdi tehdit olmasa da hatırın kurbanı oldu ve haberini geri çekti.

Bakın neydi o haber.
Geçtiğimiz hafta sonu Amsterdam’da Türk Sağlık Turizmi konulu bir fuar açılmıştı.
O haberi çok değişik bir stilde yazan Karaçay, açılışın muhteşem, ama ziyaretçi sayısının fiyasko olduğunu iddia etmişti.

İşte ne olduysa ondan sonra oldu.
Önce okurlardan ve fuar katılımcılarından tebrikler yağdı.
Ama daha sonra da dost telefonları başladı. Lahey’den Ankara’ya, Amsterdam’dan Marmaris’e kadar dört bir koldan telefon ve dijital not yağıyordu.
Telefon edenlerin ve not gönderenlerin hepsi, fuar organizasyonunu yapan beyefendinin dürüstlüğünden ve becerisinden söz ediyordu. ‘Bu konuda bir düzeltme yap veya haberi yayından kaldır’ diyenlerin hepsi, gerçekten çok samimi ve dikkatli konuşuyorlardı.

Daha sonra, İlhan Karaçay’ı organizasyonu üstlenen beyefendi Ankara’dan aradı.
Daha önce hiç tanışmamışlardı ama, Ankara’daki beyefendi, İlhan Karaçay’a hitap ederken, yukarıda anlatılan megalomanlık hikâyesini sanki kopya etmiş gibi konuşuyordu.
Gerçekten çok beyefendi bir tavır sergiliyordu Ankara’daki yetkili.
Fuar için yaptıklarını tek tek anlatırken, hatalarının da olabileceğini ama bundan sonraki etkinliklerde hata yapılmayacağını ve hatta medya ile de ortak çalışma yapılacağını anlatıyordu Ankara’daki yetkili.
Ankara’daki yetkili, yazılanlar hakkında tek kelime tartışma yapmıyor ve çok kibar bir şekilde yaptıklarını ve bundan sonra yapacaklarını anlatırken, işbirliğinden de söz ediyordu.
İlhan Karaçay ise hiç araya girmiyor ve sukûnet ile dinliyordu. İlhan Karaçay çok duygulanmıştı. Google’de her saat başı daha da güçlenen haberin, ileride yapılacak olanlar için bir sıkıntı yaratabileceği fikrine de inanıyordu Karaçay.

İşte, bir zamanların o korkusuz Karaçay’ı, dün korkmadı ama, dost baskıları etkisinde kalarak, gelecekte yapılması planlananları zedelememek için, ‘Hiç bir menfaat karşılığı olmadan haberi servisten kaldırıyorum’ dedi.

İlhan Karaçay’ın bu haberi, gerek Avrupa’da ve gerekse Türkiye’de çok sayıda haber portalı tarafından yayınlandı. İlhan Karaçay sadece Doğuş yayınını aradı ve haberin kaldırılmasını rica etti. Şimdi de tüm diğer haber portalı sahiplerinden aynı ricada bulunuyor ve bugünkü haber ile yetinmelerini istiyor Karaçay.

BIGCHEFS’İN PAZARLAMA MÜDÜRÜ, ‘SIKI YÖNETİM KOMUTANLIĞI’NA ÖZENMİŞ, İŞGÜZAR BİR BAYAN.

BIGCHEFS’İN PAZARLAMA MÜDÜRÜ, ‘SIKI YÖNETİM KOMUTANLIĞI’NA ÖZENMİŞ, İŞGÜZAR BİR BAYAN.

Markanın yaratıcısı Gamze Cizreli’nin başarılarını dile getirdiğim haber için “…haberin mahiyeti nedir? Ne anlatıyor, anlamadım.” diyen müdür, kendilerinin yazdığı Türkçe ve İngilizce haberi yayınlamamızı istedi.

Övgü dolu haberimi beğenmediğini belirten Gökçe Çetin isimli müdür, göndermiş olduğu mektubunda, “BigChefs adını ve Gamze Hanımın adının yayınlanacağı her içerik için bizden onay almanız gerekiyor!” diye emrediyor.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Son günlerde medyaya yön vermek isteyen kişilerin sayısı hızla artmaya başladı.
Naçizane şahsıma da, kısa bir süre içinde ikinci kez ‘yön verme’ müdahalesi yapıldı.
Bu kez ‘Yön verme’ müdahalesi, dün yayınladığım ve övgüyle söz ettiğim BigChefs adlı yeme içme zincirinin Yurtdışı Pazarlama Müdürü Gökçe Çetin’den geldi.
Dünkü haberimde fotoğraflar imzasını taşıyan Mustafa Koyuncu, yayınlamış olduğum haberi, benim bilgim dışında, kendileri ile tanışmış olduğu birkaç BigChefs mensubuna göndermiş.
Koyuncu’nun bu jesti, maalesef çok olumsuz bir karşılık buldu.
Koyuncu’ya firmanın Yurtdışı Pazarlama Müdürü Gökçe Çetin’den aşağıdaki mesaj geldi:

Mustafa Bey,

BigChefs’le ilgili herhangi bir haberi bizim onayımız olmadan yayınlayamazsınız!
Adımızın & logomuzun geçtiği her çalışmada onayımızın olması gerekiyor.
Bunu size geçen gün telefonda detaylı bir şekilde anlatmıştım, şu an tekrar aktarıyorum ve lütfen not alın!
Yaptığınız işi bana kontrol ettirin demiyorum, logomuzu, BigChefs adını ve Gamze Hanım’ın adının yayınlanacağı her içerik için bizden onay almanız gerekiyor!
Bugün göndermiş olduğunuz
haberin mahiyeti nedir?
Ne anlatıyor, anlamadım.
Sanki birisini kaybetmişiz gibi bir başlık atmışsınız…
Lütfen acilen bu haberi yayınlandığı her yerden sildirin.
Ayrıca markamızın ismi BigChefs”. Birleşik ve sonunda s harfi var.
Marka işbirliği ve iki markanın birlikte haber yapılmasını biz sonuna kadar destekliyoruz. Geçen yayınladığınız haberin düzenlenmiş halini İngilizce ve Türkçe olarak ekte paylaşıyorum. Lütfen bu metin üzerinden devam edelim.
Bundan sonra yapacağınız çalışmaları sonuna kadar desteklediğimi belirtir, içeriklerinde mutlaka onayımızın olması gerektiğini hatırlatırım. Bu konu acildir!

Mustafa kardeşim, kendisine gelen bu mesajı bana ilettiği email mesajında,
“Bak, basın yayın eğitimi almış olduğunu söyleyen Gökçe Çetin, haberin derhal kaldırılmasını istiyor” demiş.

Gökçe Çetin’in yukarıdaki uyarısı gerçekten çok ilginç.
Sadece bir noktada haklı olabilir Gökçe hanım. Yazımın başlığında,
“Bir Anadolu mucizesi yaratan Cizreli’nin mirasını, Torunoğulları Avrupa’ya yerleştirecek” şeklindeki ifademe, “Sanki birisini kaybetmişiz gibi bir başlık atmışsınız…” uyarısı, haklı olduğu tek noktaydı. Ben de başlıktaki ‘miras’ı ‘eser’ olarak derhal değiştirdim.

kişi, iç mekan, poz içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Gökçe Çetin

Gökçe hanım, yazdıkları ile kalmamış ve kendilerinin kaleme aldığı bir haberi Türkçe ve İngilizce olarak göndermiş ve bunları yayınlamamızı istemiş
Emrediniz Gökçe hanım.
Bu iki dildeki haberinizi sadece fotoğraf olarak yayınlayacağım.
Ayrıca, talimatınıza uymayarak sizin de fotoğrafınızı kullanacağım.

metin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Bakalım, Sıkı Yönetim Komutanlığı’na özenişiniz işe yarayacak mı?
Ama dünkü haberimizi de aşağıda yineleyeceğim.
Bakalım böylesi bir gaftan sonra, patronunuz Gamze Cizreli ne yapacak?

Kendilerinden teşekkür beklerken, ‘şu yanlışlığı düzeltin’ ricası yerine, ‘bizden onay almadan yayınlayamazsınız’ şeklindeki ifade, gerçekten çok şaşırtıcı. Böyle olunca da bana böylesi bir cevap yazma hakkı doğdu.

Dün yayınlanan haber:

GAMZE CİZRELİ’NİN HAYAT VERDİĞİ BİGCHEFS’İ, BENELÜKS’TE TORUNOĞULLARI YAŞATACAK…

Bir Anadolu mucizesi yaratan Cizreli’nin eserini, Torunoğulları Avrupa’ya yerleştirecek.

Avrupa’da tencerecilik, Türkiye’de otel zinciri ve inşaat işleri yapan Simtronik ve Orka Holding ile BigChefs arasındaki sözleşme Hollanda’da imzalandı.

kişi, adam, duvar, iç mekan içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Haber:İlhan KARAÇAY   Fotoğraflar: Mustafa KOYUNCU

Türkiye’de ve Hollanda’da devleşen iki firma Orka Holding ve BigChefs’in sahipleri Gamze Cizreli ile Torunoğulları ailesi arasında imzalanan bir sözleşme, Türk mutfağının Avrupa’da tanınmasına ve sevilmesine yol açacak.

Bir tarafta, Simtronik adlı firmalarıyla önce tencerecilikte krallık kuran ve daha sonra da Türkiye’de otel zinciri kuran ve inşaat işlerinde devleşen Orka Holding’in sahibi Torunoğulları ailesi, diğer tarafta da, gastronomi dalında çeşitli markalar yarattıktan sonra BigChefs marksını da devleştiren Gamze Cizreli, Türk mutfağının Avrupa’da tanınmasına ve sevilmesine katkıda bulunacaklar.

metin, tablo, iç mekan, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduTürk mutfağını Avrupa’da tanıtacak olan sözleşmenin imzalandığı masada yer alanlar (soldan sağa) Av.İsmet Özkara, Ertan Torunoğulları, Sedat Mansuroğlu, Turgut Torunoğulları, Abdurrahman Özyavaş, Osman Altınışık ve Yiğit Bileydi.

BigChefs Cafe & Brasserie’nin, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u kapsayan Benelüks’te gelişmesi için taraflar arasında bir sözleşme imzalandı. BigChefs’in Yurtdışı Büyüme Sorumlusu Abdurrahman Özyavaş ile, Orka Holding Başkanı Turgut Torunoğulları arasındaki sözleşme, Hollanda’nın Den Bosch şehrinde bulunan Edelstaal İnternational Simtronik-Orka Merkezi’nde imzalandı.

Bu sözleşmeye göre, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un çeşitli kentlerinde
BigChefs Cafe & Brasserie şubeleri açılacak.Buradaki işletmelerin sorumluluğu Torunoğulları ailesinde olacak.
İlki Belçika’nın Anwers kentinde açılan BigChefs’in ikincisi ve üçüncüsü Amsterdam ve Rotterdam’da en yakın zamanda açılacak. Daha sonra da diğer şubeler zincirleme faaliyete geçecek.

TORUNOĞULLARI DENEYİMİ

kişi, grup, insanlar, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Torunoğulları ailesinin Hollanda ve Türkiye’deki başarılı çalışmaları hakkında medyada yayınlanan yığınlarca haberleri görmüşsünüzdür.
Torunoğulları ailesinin, tenecerecilikten sonra, Türkiye’de otelcilik ve inşaat işlerinde devleştiğini ve daha sonra da gastronomi dalının lokantacılığında da adımlar attığını da okumuşsunuzdur. Türkiye’de ve Hollanda’da İCON zincirleri ile deneyim kazanan Torunoğulları, şimdi de BigChefs’in büyümesinde büyük rol oynayacak.

metin, market içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

İmza töreninde hazır bulunan, BigChefs’in inşaat sorumlusu Sedat Mansuroğlu, aynı amanda Torunoğulları’nın Benelüks inşaat ortağı oluyor.
BigChefs’in Yurtdışı mimarı Yiğit Bileydi ve Yurtdışı Danışmanı Osman Altınışık da imza atılan masada yer almışlardı.
Simtronik- Orka adına da Turgut Torunoğulları ve kardeşi Ertan Torunoğulları’nın yanında avukatları İsmet Özkara yer alıyordu.

İmza töreni sonrasında konuşan Turgut Torunoğulları, Avrupa’da kazandıkları ile Türkiye’de yaptıkları yatırımlar hakkında bilgi verirken, kardeşi Ertan Torunoğulları da, Simtronic olarak yaptıkları faaliyetleri, 800 satış elemanı ile tüm Avrupa’ya dağıtım yaptıklarını anlattı.

BigChefs Yutdışı Büyüme sorumlusu olan Abdurrahman Özyavaş ise şunları söyledi: “Türkiye’de 78 şubesi bulunan  BigChefs Cafe & Brasserie’nin, toplamda 3500’e yakın çalışanı bulunmaktadır. Hedeflerimizi büyüterek son yıllarda yurtdışına da açılmaktayız. Torunoğulları ailesine güvenimiz tam olmasından dolayı Benelüks ülkelerine yeni şubeler açmayı hedefliyoruz. Bugün Turgut ve Ertan Torunoğulları ile birlikte anlaşma imzalarımızı atmış bulunmaktayız. Markalaşmak çok önemlidir. Bu markalar hijyene ve kaliteye  önem vererek insanların güvenini kazanmıştır. Bizler de bu güveni boşa çıkarmamak için kaliteye önem veriyoruz. Ortaklığımız hayırlı olsun.”

BİGCHEFS’İN YARATICISI GAMZE CİZRELİ’Yİ TANIYALIM

metin, bina, açık hava, işaret içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Torunoğlulları ailesinin Hollanda’da ve Türkiye’deki mucizevi başarılarını çoğunuz okumuşsunuzdur.
BigChefs’i yaratıcısı da, mucizeler yaratan bir bayandır.
İsterseniz Gamze Cizreli adındaki bu başarılı bayanın hikâyesini de Birgül Kopuz’un kaleminden okuyalım:

1968 yılında doğdu. 1991 yılında ODTÜ İşletme bölümünden mezun oldu. 2005 yılına kadar Ankara’nın sosyal hayatını değiştiren sayısız markalara imza attı. 2007 yılının sonunda BigChefs Cafe & Brasserie markasını yarattı. 2010 yılında Ankara’da Rafine Restaurnat’ı açtı.2010 KAGIDER Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi işbirliği ile düzenlenen Kadın Girişimciliği yarışmasında Türkiye birincisi ve Ekonomist Dergisi tarafından yapılan Ekonomide Yılın İş İnsanları 2010 araştırmasında Yılın İş Kadını seçildi.

metin, gök, açık hava, bina içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Gamze Cizreli 1968’de akademisyen bir baba ve ev hanımı annenin 3 çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya geldi. Çocukluğu Ankara’da geçen Cizreli, 1991’de ODTÜ İşletme Bölümünden mezun oldu. Mezun olduktan sonra Türk-Amerikan ortak savunma sanayi projesinde çalıştı. 1994’te sektör değiştiren Cizreli, ilk eşiyle beraber Arjantin Caddesi‘nde Ankara’nın ilk kafelerinden Cafemiz’i kurdu. Daha sonra sırasıyla pastacılık alanında hizmet veren Kuki ve Uzak Doğu yemeklerinin satıldığı Quick China’yı kurdu. 2005’te iflas eden Cizreli, 2007’de kredi çekerek Ankara’da BigChefs’i kurdu. 2010’da Saruhan Tan’ın ortaklığıyla Ankara’da Rafine Restaurant’ı kuran Gamze Cizreli, 2020 itibarıyla halen daha BigChefs’in yöneticiliğini yapmaktadır. Cizreli ayrıca 2016’da Dorom.co adlı dürümcü zincirini kurmuştur.

Kendi deyişiyle o bir Anadolu kadını. Belki de o yüzdendir Anadolu’nun misafirperverliğini ilke edinmesi. “Bizim farkımız ne biliyor musunuz, ruhumuz” diyor
BigChefs’in kurucusu Gamze Cizreli. “Muzip, ne kadar büyürsek büyüyelim çocuk bırakmaya çalıştığımız ruhumuz.” İşte o amatör ruhla yola çıkılıyor ve onca başarıya imza atılıyor… Yol bitmedi, devam ediyor…

Kim demiş ki büyük markalar sadece İstanbul’dan çıkar diye? 2007’de Ankara’da doğan BigChefs’in ünü Türkiye sınırlarını çoktan aştı, markanın yaratıcısı Gamze Cizreli’nin de… ODTÜ İşletme Bölümü’nden mezun, çocukluğunun geçtiği Diyarbakır’ın mutfağına âşık, ekip ruhuna inanan, güler yüzlü, enerjik, yaratıcı, disiplinli ve cesur bir kadın girişimci… Evet, cesur. Çünkü, “Türkiye’de kadın girişimci olmak hiç de kolay değil” diyor kendi yaşadığı zorlukları anlatırken. Kadın girişimcilere destek arttıkça Türkiye’nin daha ileriye gideceğine inanıyor. Bir de yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sıyla dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına…

metin, kişi, iç mekan, insanlar içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-İstanbul dışından büyük marka çıkmaz” diye bir anlayış var. Siz bunu yıktınız, ilk Big Chefs’i Ankara’da açtınız. Big Chefs’in kuruluş sürecinde neler yaşadınız?

-“2007 yılında hayatıma yeni bir sayfa açarak BigChefs markasını yaratmaya karar verdim. Ankara’nın bildiğim, sevdiğim, tanıdığım bir şehir olmasının yanı sıra her zaman gönül bağımın olduğu şehir olması markayı Ankara’da başlatıp büyütmemin asıl nedeni. BigChefs yüzde 100’ü banka kredisiyle kurulmuş bir markadır. 2007-2009 yılları arasında Ankara’da dört lokasyona ulaştıktan sonra, 2009 yılında sevgili Saruhan Tan ortaklığı ile İstanbul’a geçiş sürecine başladık. Şu an Türkiye’de 48, yurtdışında 9 şubemiz bulunuyor. Bu, zor ama aynı zamanda da keyifli yolculukta ortak vizyonu paylaştığım ve güven duygusunun çok sağlam olduğu bir ekiple yol almak bizi bu noktalara getirdi.”

-O günlerde BigChefs’in bu kadar büyüyeceğini, yurtdışına açılacağını hayal ediyor muydunuz?
-“Bu kadarını ben de hayal etmiyordum doğrusu ama her basamağı çıktığımda hayallerim de büyüyordu.”

-BigChefs’i, daha önce hiç gitmemiş birine tek bir cümleyle nasıl anlatırsınız?

-“Tek cümleyle anlatmam zor olur ama şöyle ifade edebilirim: Kocaman bir açık mutfak düşünün, her biri yemek yapmaya âşık onlarca şefin bu mutfağı doldurduğunu… Zil sesleri, bağırışlar, bir şey yoğuranlar, tavadan alev çıkaranlar, hızlı hızlı kesenler, karıştıranlar… Anneannemin tarifiyle kuru patlıcan dolmaları pişiyor. Salonda taze çiçekler, kütüphaneler, Karabağ kilimleri, kahkahalarla dolu ve kalabalık uzun masalarda misafirler…”

-BigChefs’in menü oluşumunda kriterleri neler? Menülerde bölgesel farklılıklar oluyor mu ve olmazsa olmazlarınız var mı?

-“Şu anda Türkiye’de 48, yurtdışında 9 şubemiz bulunuyor. Güven duygusunun çok sağlam olduğu bir ekiple  yol almak bizi bu noktalara getirdi.

Ekipçe olmazsa olmazımız yerellik ve yaratıcılık. Anadolu lezzetlerini dünya kültürü ve sunumlarıyla geliştirmeye, tanıdık lezzetlerle şaşırtmaya bayılıyoruz. Mesela; tantuni pizza, blueberry ve mozzarella künefe, aşure krem brule gibi… Coğrafi işaretlere sahip yerel ürünleri kullanmayı çok seviyoruz. Mesela siyez unundan granola yaptırdık, yeni menümüze koyuyoruz. Bölgesel farklılıklar oluyor elbette. Menülerin yüzde 80’i aynı, yüzde 20’si coğrafi özelliklere göre farklılık gösteriyor. İran’da menümüzde safranlı pilav olmadan olur mu?”

metin, gök, açık hava, vapur içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-BigChefs’in sektördeki benzer konseptli diğer zincir markalardan farkı nedir?

-“Çoğu marka iyi şeflerle çalışıyor, sunumlar çok gelişti, ambiyanslar hep belli bir averajın üzerinde. Bence bizim farkımız ne olabilir biliyor musunuz? Ruhumuz. Kahvenin yanına çiçeği, Mabel’in para çikolatasını koyan, her masaya saksı olarak çocukluğumuzun Vita tenekelerini bulup getiren, bütün sene yeni menü ve misafirleri tebessüm ettirecek hoşluklar için araştıran muzip, ne kadar büyürsek büyüyelim çocuk bırakmaya çalıştığımız bu ruhumuz… Ve yerel lezzetlere, kendi mutfağımıza verdiğimiz önem. Ben bir Anadolu kadınıyım. Diyarbakırlı bir ailenin kızıyım. Ankara’da büyüdüm. Anadolu’nun mütevazı misafirperverliğini ilke edinmemiz en belirgin farkımız.”

-BigChefs dışında yatırımlarınız var mı?

-“Geçtiğimiz haziran ayında BigChefs’in kardeş mekanı olan Hisar Buselik isimli, adından da belli olduğu üzere Hisarbuselik makamı gibi zarif, hayat dolu, duygusal karaktere sahip bir meyhane açtık. Türk yemeiçme geleneğinde meyhanelerin her zaman ayrı bir yeri olmuştur. Biz de bundan yola çıkarak yarattığımız bu konseptle meyhane kültürüne yeni bir soluk getirmeyi hedefliyoruz. Bir de Big Dürüm adında şu anda dört lokasyonda olan ve 2019’da büyütmeyi hedeflediğimiz bir fast-food markamız var.”

-Sizce Anadolu’da dışarıda yemek yeme kültürü ne düzeyde? Geçmiş 10 yıldan gelecek 10 yıla bir projeksiyon yaparsak, potansiyeli nasıl görüyorsunuz?

-“Bu konuya en güzel cevap, yapılan araştırmalar tarafından veriliyor. İpsos tarafından yapılan ‘2018 Türkiye Anlama Kılavuzu’ bize bu konuda net bilgiler veriyor. Bu raporun sonuçlarına göre Türkiye’deki her 10 bireyden 4’ü akşam yemeklerini asla dışarıda (restoran, kafe) yemiyor. Ayda birkaç kere yiyenlerin oranı yüzde 16 iken, haftada birkaç kere dışarıda yiyenlerin oranı yüzde 7. Bu oran 20-25 yaş arası gençlerde daha yüksek. Bu oranlar Anadolu’da daha yüksek oranlarda görülüyor. Dışarıda akşam yeme alışkanlığı bu durumda iken Türkiye’deki her 10 bireyden 5’i akşam yemeklerini asla dışarıdan eve sipariş etmiyor. Ayda birkaç kere sipariş edenlerin oranı yüzde 9 iken, haftada birkaç kere sipariş edenlerin oranı yüzde 2 olarak gerçekleşiyor. Görüyoruz ki; Türk halkı GSMH’nin sadece yüzde 1.9’unu dışarıda yiyecek ve içeceğe ayırmış durumda. Avrupa ortalaması ise yüzde 4.5 civarında. Kültür değişimi birçok dinamiği içinde barındırdığından, önümüzdeki 10 yılda da değişimin büyük şehirlerde daha hızlı olacağı görülüyor.”

yiyecek, tablo, tabak, iç mekan içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Yurtdışındaki BigChefs şubelerine gelen yabancı misafirlerinizden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Sizce yurtiçi ve yurtdışı pazarları arasındaki en belirgin farklılıklar neler?

-“Yurtdışındaki şubelerimizde misafirlerimizden çok olumlu tepkiler alıyoruz. Özellikle BigChefs’i daha önce Türkiye’de ziyaret eden misafirlerimiz, kendi ülkelerinde bizi görmekten çok mutlu oluyorlar. Yurtdışında Türk mutfağı oldukça rağbet görüyor. Menümüzün çeşitliliği ve geleneksel Türk mutfağına kattığımız modern dokunuşlar, yabancı misafirlerimizin bizi tercih etmelerindeki en önemli sebeplerden biri… Ayrıca kendi ülkelerine ait yerel lezzetleri BigChefs dokunuşuyla harmanlamamız bizi rakiplerimizden farklı kılıyor. Suudi Arabistan’da servis ettiğimiz tatlılarımızdan tahinli künefe, İran menümüzde safranlı, vişneli pilav gibi lezzetlerimiz çok beğeniliyor. Biz şu anda ağırlıklı olarak Körfez ülkelerindeyiz. Orada misafirlerimiz kuzu eti ve deniz ürünlerini ülkemize göre daha çok tüketiyorlar.”

-Şu anda kaç şubeniz var ve bunların kaç tanesi yurtdışında? Yakın zamanda açmayı düşündüğünüz şubeler var mı?

-“Yurtiçinde şu an toplamda 48 şubemiz var. Yurtdışında ise Dubai’de 3, Suudi Arabistan’da 3, Kuveyt’te 2 ve İran’da 1 şube olmak üzere toplamda 9 şubemiz bulunuyor. Yurtiçinde yakın zamanda İstanbul’da 2, Ankara’da 1 yeni şube daha açacağız. Yurtdışında ise Romanya, Azerbaycan ve Katar’da yeni şubelerimiz açılıyor olacak. Aynı zamanda İngiltere, Almanya, Rusya, Doğu Avrupa ve Güneydoğu Asya pazarları için yatırım görüşmelerimiz devam ediyor. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde yurtdışı pazarında ciddi bir büyüme hedefimiz mevcut.”

-Yeme içme sektörü büyüyen, gelişime açık bir sektör. Ama şu anda Türkiye ekonomik olarak zor günlerden geçiyor. Sektörü neler bekliyor, sizin bu konudaki öngörüleriniz neler?

-“Şu an zor günlerden geçtiğimiz gerçek. Tüm sektörler gibi yeme içme sektörü de bunlardan etkileniyor ama yine de diğer sektörlere göre daha az etkileniyoruz. İşin olumsuz tarafını ve etkilerini hepimiz biliyor ve konuşuyoruz fakat ben yapı olarak olumlu bakmayı seven ve şirket stratejime de bunu yansıtmayı hedefleyen biriyim. Türkiye birçok kriz gördü, ben de uzun yıllardır bu sektörde olan biri olarak bunu yaşadım fakat geldiğimiz noktada bugünleri atlatacağımıza eminim. Ben her zaman yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sı ile dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına inanıyorum.”

metin, gök, açık hava, bina içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Kriz dönemini fazla hasar almadan atlatabilmek için bir önlem paketiniz ya da önerileriniz var mı?

-“Geçmekte olduğumuz ekonomik krizden doğaldır ki sektörümüz de etkilenecektir. Geçmiş krizlerdeki tecrübelerimize göre, bizim segmentte müşteri kaybı çok yaşanmıyor, daha çok giderlerdeki artışla kârlılık daralıyor ve dolayısıyla da yatırımın geri dönüşü uzuyor. Bu daha çok yeni şube açma, büyüme oranlarında düşüşle etkisini gösteriyor. Ama öte yandan bu dönem uygun kiralamalar için de bir avantaj sağlayabileceğinden, yine de büyüme öngörüyoruz. Kiralardaki döviz kurlarını makul seviyelerde sabitleyerek, biraz daha ithal ürünlerden yerli ürünlere geçişi sağlayarak ve uygun şartlarda kiralamalar ile bu dönemi büyümemizi sürdürerek geçireceğimize inanıyorum.”

-Bir marka yaratmak ve o markayı her geçen gün büyütmek için nasıl bir yol haritası izlemek gerekiyor?

-“Yol haritasının ihtiyaç listesini şu şekilde verebilirim:

1. Sizi heyecanla yataktan kaldıran bir tutku.

2. Her gün bıkmadan, yorulmadan azmeden bir adanmışlık.

3. Her an her şeye hazır olan ve düşmelere, kalkmalara dayanıklı sağlam bir bünye.

4. Beyninize ve ruhunuza besin veren bir çevre.

5. İyi bir ekip.

6. Doğru bir pazar analizi.

7. Ve en önemlisi ruhu, hikâyesi olan markanızın büyürken bu ruhu yitirmemesi için amatör ruhunuzu kaybetmemek.

-Sizin mutfakla aranız nasıl, ne sıklıkla yemek yaparsınız?En çok övgü alan yemeğiniz hangisi?

-“Hafta içi yoğun çalışma temposunda olsak da hafta sonları çocuklar buradaysa ya da özel misafirlerim olduğunda mutfakta olmaya bayılırım. Ben çocukluğumun geçtiği Diyarbakır’ın mutfağına âşığım. Mesela kuru patlıcan dolması, yapmayı en çok sevdiğim yemek diyebilirim.”

yiyecek, öğeler, yemek, farklı içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Sektöre girmek, yeni bir marka yaratmak ya da markasını ileriye taşımak isteyenlere neler önerirsiniz?

-“Önce yaşam amaçlarını bulsunlar, sonra da güçsüz yanlarını. Bir işe girişmeden önce kişi kendine de SWOT analizi (işinizle ilgili alanlarda güçlü ve güçsüz yanlarınızı görmenizi, gelecekte sizi bekleyen fırsatlar ya da tehlikelerle ilgili hazırlığınızı yapmanızı sağlayan bir analiz tekniği) yapmalı. Çünkü girişimci olmak düşündükleri kadar kolay olmayacak. Fakat korkmayanlara, risk alanlara da hayal ettiklerinden daha büyük kapılar açacak. Bu bir adanmışlık ve inanç işi. Ve unutmasınlar ki her zaman en büyük motivasyon kişinin kendi içinden gelmeli. Ben her zaman yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sı ile dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına inanıyorum.”

-Türkiye’de kadın girişimci olmanın zorlukları neler sizce? Yolun başındaki girişimci kadınlara neler önerirsiniz?

-“Türkiye’de kadın girişimci olmak hiç kolay değil! Ben de hem bir anne hem bir kadın girişimci olarak türlü zorluklarla mücadele ettim. Sanıyorum ki kadınların önündeki en büyük zorluk da sermaye erişimi oluyor. Türkiye’de kadınların üzerinde gayrimenkul tapusu maalesef az oranda olduğu ve bankalar teminata dayalı kredi sistemi uyguladıkları için, kadın girişimciler sermaye erişimi konusunda büyük zorluklar çekiyor. Bu sebeple kredi almak çok güç oluyor ve benim de en zorlandığım konu bu olmuştu. Eskisi kadar olmasa da kadınlar iş hayatında hâlâ az sayıdalar. Kadın girişimcilere destek arttıkça ülke olarak çok daha ileriye gideceğimize inanıyorum. Öncelikle tüm kadın girişimcilere kararlı olmalarını öneriyorum. Heyecanlarını yitirmeden, network’lerini geliştirerek, güvenilir yol arkadaşlarıyla başladıkları projelerinden yılmadan, vazgeçmeden çalışmalarını tavsiye ediyorum. Yaptığınız işi seviyor ve sevginizi katarak yapıyorsanız başarı zaten sizi takip ediyor.”

GAMZE CİZRELİ’NİN HAYAT VERDİĞİ BİGCHEFS’İ, BENELÜKS’TE TORUNOĞULLARI YAŞATACAK…

GAMZE CİZRELİ’NİN HAYAT VERDİĞİ BİGCHEFS’İ, BENELÜKS’TE TORUNOĞULLARI YAŞATACAK…

Bir Anadolu mucizesi yaratan Cizreli’nin eserini, Torunoğulları Avrupa’ya yerleştirecek.

Avrupa’da tencerecilik, Türkiye’de otel zinciri ve inşaat işleri yapan Simtronik ve Orka Holding ile BigChefs arasındaki sözleşme Hollanda’da imzalandı.

kişi, adam, duvar, iç mekan içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
      Haber:İlhan KARAÇAY              Fotoğraflar: Mustafa KOYUNCU

Türkiye’de ve Hollanda’da devleşen iki firma Orka Holding ve BigChefs’in sahipleri Gamze Cizreli ile Torunoğulları ailesi arasında imzalanan bir sözleşme, Türk mutfağının Avrupa’da tanınmasına ve sevilmesine yol açacak.

Bir tarafta, Simtronik adlı firmalarıyla önce tencerecilikte krallık kuran ve daha sonra da Türkiye’de otel zinciri kuran ve inşaat işlerinde devleşen Orka Holding’in sahibi Torunoğulları ailesi, diğer tarafta da, gastronomi dalında çeşitli markalar yarattıktan sonra BigChefs marksını da devleştiren Gamze Cizreli, Türk mutfağının Avrupa’da tanınmasına ve sevilmesine katkıda bulunacaklar.

metin, tablo, iç mekan, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduTürk mutfağını Avrupa’da tanıtacak olan sözleşmenin imzalandığı masada yer alanlar (soldan sağa) Av.İsmet Özkara, Ertan Torunoğulları, Sedat Mansuroğlu, Turgut Torunoğulları, Abdurrahman Özyavaş, Osman Altınışık ve Yiğit Bileydi.

BigChefs Cafe & Brasserie’nin, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u kapsayan Benelüks’te gelişmesi için taraflar arasında bir sözleşme imzalandı. BigChefs’in Yurtdışı Büyüme Sorumlusu Abdurrahman Özyavaş ile, Orka Holding Başkanı Turgut Torunoğulları arasındaki sözleşme, Hollanda’nın Den Bosch şehrinde bulunan Edelstaal İnternational Simtronik-Orka Merkezi’nde imzalandı.

Bu sözleşmeye göre, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un çeşitli kentlerinde
BigChefs Cafe & Brasserie şubeleri açılacak.Buradaki işletmelerin sorumluluğu Torunoğulları ailesinde olacak.
İlki Belçika’nın Anwers kentinde açılan BigChefs’in ikincisi ve üçüncüsü Amsterdam ve Rotterdam’da en yakın zamanda açılacak. Daha sonra da diğer şubeler zincirleme faaliyete geçecek.

TORUNOĞULLARI DENEYİMİ

kişi, grup, insanlar, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Torunoğulları ailesinin Hollanda ve Türkiye’deki başarılı çalışmaları hakkında medyada yayınlanan yığınlarca haberleri görmüşsünüzdür.
Torunoğulları ailesinin, tenecerecilikten sonra, Türkiye’de otelcilik ve inşaat işlerinde devleştiğini ve daha sonra da gastronomi dalının lokantacılığında da adımlar attığını da okumuşsunuzdur. Türkiye’de ve Hollanda’da İCON zincirleri ile deneyim kazanan Torunoğulları, şimdi de BigChefs’in büyümesinde büyük rol oynayacak.

metin, market içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

İmza töreninde hazır bulunan, BigChefs’in inşaat sorumlusu Sedat Mansuroğlu, aynı amanda Torunoğulları’nın Benelüks inşaat ortağı oluyor.
BigChefs’in Yurtdışı mimarı Yiğit Bileydi ve Yurtdışı Danışmanı Osman Altınışık da imza atılan masada yer almışlardı.
Simtronik- Orka adına da Turgut Torunoğulları ve kardeşi Ertan Torunoğulları’nın yanında avukatları İsmet Özkara yer alıyordu.

İmza töreni sonrasında konuşan Turgut Torunoğulları, Avrupa’da kazandıkları ile Türkiye’de yaptıkları yatırımlar hakkında bilgi verirken, kardeşi Ertan Torunoğulları da, Simtronic olarak yaptıkları faaliyetleri, 800 satış elemanı ile tüm Avrupa’ya dağıtım yaptıklarını anlattı.

BigChefs Yutdışı Büyüme sorumlusu olan Abdurrahman Özyavaş ise şunları söyledi: “Türkiye’de 78 şubesi bulunan  BigChefs Cafe & Brasserie’nin, toplamda 3500’e yakın çalışanı bulunmaktadır. Hedeflerimizi büyüterek son yıllarda yurtdışına da açılmaktayız. Torunoğulları ailesine güvenimiz tam olmasından dolayı Benelüks ülkelerine yeni şubeler açmayı hedefliyoruz. Bugün Turgut ve Ertan Torunoğulları ile birlikte anlaşma imzalarımızı atmış bulunmaktayız. Markalaşmak çok önemlidir. Bu markalar hijyene ve kaliteye  önem vererek insanların güvenini kazanmıştır. Bizler de bu güveni boşa çıkarmamak için kaliteye önem veriyoruz. Ortaklığımız hayırlı olsun.”

BİGCHEFS’İN YARATICISI GAMZE CİZRELİ’Yİ TANIYALIM

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Torunoğlulları ailesinin Hollanda’da ve Türkiye’deki mucizevi başarılarını çoğunuz okumuşsunuzdur.
BigChefs’i yaratıcısı da, mucizeler yaratan bir bayandır.
İsterseniz Gamze Cizreli adındaki bu başarılı bayanın hikâyesini de Birgül Kopuz’un kaleminden okuyalım:

1968 yılında doğdu. 1991 yılında ODTÜ İşletme bölümünden mezun oldu. 2005 yılına kadar Ankara’nın sosyal hayatını değiştiren sayısız markalara imza attı. 2007 yılının sonunda BigChefs Cafe & Brasserie markasını yarattı. 2010 yılında Ankara’da Rafine Restaurnat’ı açtı.2010 KAGIDER Garanti Bankası ve Ekonomist Dergisi işbirliği ile düzenlenen Kadın Girişimciliği yarışmasında Türkiye birincisi ve Ekonomist Dergisi tarafından yapılan Ekonomide Yılın İş İnsanları 2010 araştırmasında Yılın İş Kadını seçildi.

metin, gök, açık hava, bina içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Gamze Cizreli 1968’de akademisyen bir baba ve ev hanımı annenin 3 çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya geldi. Çocukluğu Ankara’da geçen Cizreli, 1991’de ODTÜ İşletme Bölümünden mezun oldu. Mezun olduktan sonra Türk-Amerikan ortak savunma sanayi projesinde çalıştı. 1994’te sektör değiştiren Cizreli, ilk eşiyle beraber Arjantin Caddesi‘nde Ankara’nın ilk kafelerinden Cafemiz’i kurdu. Daha sonra sırasıyla pastacılık alanında hizmet veren Kuki ve Uzak Doğu yemeklerinin satıldığı Quick China’yı kurdu. 2005’te iflas eden Cizreli, 2007’de kredi çekerek Ankara’da BigChefs’i kurdu. 2010’da Saruhan Tan’ın ortaklığıyla Ankara’da Rafine Restaurant’ı kuran Gamze Cizreli, 2020 itibarıyla halen daha BigChefs’in yöneticiliğini yapmaktadır. Cizreli ayrıca 2016’da Dorom.co adlı dürümcü zincirini kurmuştur.

Kendi deyişiyle o bir Anadolu kadını. Belki de o yüzdendir Anadolu’nun misafirperverliğini ilke edinmesi. “Bizim farkımız ne biliyor musunuz, ruhumuz” diyor
BigChefs’in kurucusu Gamze Cizreli. “Muzip, ne kadar büyürsek büyüyelim çocuk bırakmaya çalıştığımız ruhumuz.” İşte o amatör ruhla yola çıkılıyor ve onca başarıya imza atılıyor… Yol bitmedi, devam ediyor…

Kim demiş ki büyük markalar sadece İstanbul’dan çıkar diye? 2007’de Ankara’da doğan BigChefs’in ünü Türkiye sınırlarını çoktan aştı, markanın yaratıcısı Gamze Cizreli’nin de… ODTÜ İşletme Bölümü’nden mezun, çocukluğunun geçtiği Diyarbakır’ın mutfağına âşık, ekip ruhuna inanan, güler yüzlü, enerjik, yaratıcı, disiplinli ve cesur bir kadın girişimci… Evet, cesur. Çünkü, “Türkiye’de kadın girişimci olmak hiç de kolay değil” diyor kendi yaşadığı zorlukları anlatırken. Kadın girişimcilere destek arttıkça Türkiye’nin daha ileriye gideceğine inanıyor. Bir de yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sıyla dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına…

metin, kişi, iç mekan, insanlar içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-İstanbul dışından büyük marka çıkmaz” diye bir anlayış var. Siz bunu yıktınız, ilk Big Chefs’i Ankara’da açtınız. Big Chefs’in kuruluş sürecinde neler yaşadınız?

-“2007 yılında hayatıma yeni bir sayfa açarak BigChefs markasını yaratmaya karar verdim. Ankara’nın bildiğim, sevdiğim, tanıdığım bir şehir olmasının yanı sıra her zaman gönül bağımın olduğu şehir olması markayı Ankara’da başlatıp büyütmemin asıl nedeni. BigChefs yüzde 100’ü banka kredisiyle kurulmuş bir markadır. 2007-2009 yılları arasında Ankara’da dört lokasyona ulaştıktan sonra, 2009 yılında sevgili Saruhan Tan ortaklığı ile İstanbul’a geçiş sürecine başladık. Şu an Türkiye’de 48, yurtdışında 9 şubemiz bulunuyor. Bu, zor ama aynı zamanda da keyifli yolculukta ortak vizyonu paylaştığım ve güven duygusunun çok sağlam olduğu bir ekiple yol almak bizi bu noktalara getirdi.”

-O günlerde BigChefs’in bu kadar büyüyeceğini, yurtdışına açılacağını hayal ediyor muydunuz?
-“Bu kadarını ben de hayal etmiyordum doğrusu ama her basamağı çıktığımda hayallerim de büyüyordu.”

-BigChefs’i, daha önce hiç gitmemiş birine tek bir cümleyle nasıl anlatırsınız?

-“Tek cümleyle anlatmam zor olur ama şöyle ifade edebilirim: Kocaman bir açık mutfak düşünün, her biri yemek yapmaya âşık onlarca şefin bu mutfağı doldurduğunu… Zil sesleri, bağırışlar, bir şey yoğuranlar, tavadan alev çıkaranlar, hızlı hızlı kesenler, karıştıranlar… Anneannemin tarifiyle kuru patlıcan dolmaları pişiyor. Salonda taze çiçekler, kütüphaneler, Karabağ kilimleri, kahkahalarla dolu ve kalabalık uzun masalarda misafirler…”

-BigChefs’in menü oluşumunda kriterleri neler? Menülerde bölgesel farklılıklar oluyor mu ve olmazsa olmazlarınız var mı?

-“Şu anda Türkiye’de 48, yurtdışında 9 şubemiz bulunuyor. Güven duygusunun çok sağlam olduğu bir ekiple  yol almak bizi bu noktalara getirdi.

Ekipçe olmazsa olmazımız yerellik ve yaratıcılık. Anadolu lezzetlerini dünya kültürü ve sunumlarıyla geliştirmeye, tanıdık lezzetlerle şaşırtmaya bayılıyoruz. Mesela; tantuni pizza, blueberry ve mozzarella künefe, aşure krem brule gibi… Coğrafi işaretlere sahip yerel ürünleri kullanmayı çok seviyoruz. Mesela siyez unundan granola yaptırdık, yeni menümüze koyuyoruz. Bölgesel farklılıklar oluyor elbette. Menülerin yüzde 80’i aynı, yüzde 20’si coğrafi özelliklere göre farklılık gösteriyor. İran’da menümüzde safranlı pilav olmadan olur mu?”

metin, gök, açık hava, vapur içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-BigChefs’in sektördeki benzer konseptli diğer zincir markalardan farkı nedir?

-“Çoğu marka iyi şeflerle çalışıyor, sunumlar çok gelişti, ambiyanslar hep belli bir averajın üzerinde. Bence bizim farkımız ne olabilir biliyor musunuz? Ruhumuz. Kahvenin yanına çiçeği, Mabel’in para çikolatasını koyan, her masaya saksı olarak çocukluğumuzun Vita tenekelerini bulup getiren, bütün sene yeni menü ve misafirleri tebessüm ettirecek hoşluklar için araştıran muzip, ne kadar büyürsek büyüyelim çocuk bırakmaya çalıştığımız bu ruhumuz… Ve yerel lezzetlere, kendi mutfağımıza verdiğimiz önem. Ben bir Anadolu kadınıyım. Diyarbakırlı bir ailenin kızıyım. Ankara’da büyüdüm. Anadolu’nun mütevazı misafirperverliğini ilke edinmemiz en belirgin farkımız.”

-BigChefs dışında yatırımlarınız var mı?

-“Geçtiğimiz haziran ayında BigChefs’in kardeş mekanı olan Hisar Buselik isimli, adından da belli olduğu üzere Hisarbuselik makamı gibi zarif, hayat dolu, duygusal karaktere sahip bir meyhane açtık. Türk yemeiçme geleneğinde meyhanelerin her zaman ayrı bir yeri olmuştur. Biz de bundan yola çıkarak yarattığımız bu konseptle meyhane kültürüne yeni bir soluk getirmeyi hedefliyoruz. Bir de Big Dürüm adında şu anda dört lokasyonda olan ve 2019’da büyütmeyi hedeflediğimiz bir fast-food markamız var.”

-Sizce Anadolu’da dışarıda yemek yeme kültürü ne düzeyde? Geçmiş 10 yıldan gelecek 10 yıla bir projeksiyon yaparsak, potansiyeli nasıl görüyorsunuz?

-“Bu konuya en güzel cevap, yapılan araştırmalar tarafından veriliyor. İpsos tarafından yapılan ‘2018 Türkiye Anlama Kılavuzu’ bize bu konuda net bilgiler veriyor. Bu raporun sonuçlarına göre Türkiye’deki her 10 bireyden 4’ü akşam yemeklerini asla dışarıda (restoran, kafe) yemiyor. Ayda birkaç kere yiyenlerin oranı yüzde 16 iken, haftada birkaç kere dışarıda yiyenlerin oranı yüzde 7. Bu oran 20-25 yaş arası gençlerde daha yüksek. Bu oranlar Anadolu’da daha yüksek oranlarda görülüyor. Dışarıda akşam yeme alışkanlığı bu durumda iken Türkiye’deki her 10 bireyden 5’i akşam yemeklerini asla dışarıdan eve sipariş etmiyor. Ayda birkaç kere sipariş edenlerin oranı yüzde 9 iken, haftada birkaç kere sipariş edenlerin oranı yüzde 2 olarak gerçekleşiyor. Görüyoruz ki; Türk halkı GSMH’nin sadece yüzde 1.9’unu dışarıda yiyecek ve içeceğe ayırmış durumda. Avrupa ortalaması ise yüzde 4.5 civarında. Kültür değişimi birçok dinamiği içinde barındırdığından, önümüzdeki 10 yılda da değişimin büyük şehirlerde daha hızlı olacağı görülüyor.”

yiyecek, tablo, tabak, iç mekan içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Yurtdışındaki BigChefs şubelerine gelen yabancı misafirlerinizden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Sizce yurtiçi ve yurtdışı pazarları arasındaki en belirgin farklılıklar neler?

-“Yurtdışındaki şubelerimizde misafirlerimizden çok olumlu tepkiler alıyoruz. Özellikle BigChefs’i daha önce Türkiye’de ziyaret eden misafirlerimiz, kendi ülkelerinde bizi görmekten çok mutlu oluyorlar. Yurtdışında Türk mutfağı oldukça rağbet görüyor. Menümüzün çeşitliliği ve geleneksel Türk mutfağına kattığımız modern dokunuşlar, yabancı misafirlerimizin bizi tercih etmelerindeki en önemli sebeplerden biri… Ayrıca kendi ülkelerine ait yerel lezzetleri BigChefs dokunuşuyla harmanlamamız bizi rakiplerimizden farklı kılıyor. Suudi Arabistan’da servis ettiğimiz tatlılarımızdan tahinli künefe, İran menümüzde safranlı, vişneli pilav gibi lezzetlerimiz çok beğeniliyor. Biz şu anda ağırlıklı olarak Körfez ülkelerindeyiz. Orada misafirlerimiz kuzu eti ve deniz ürünlerini ülkemize göre daha çok tüketiyorlar.”

-Şu anda kaç şubeniz var ve bunların kaç tanesi yurtdışında? Yakın zamanda açmayı düşündüğünüz şubeler var mı?

-“Yurtiçinde şu an toplamda 48 şubemiz var. Yurtdışında ise Dubai’de 3, Suudi Arabistan’da 3, Kuveyt’te 2 ve İran’da 1 şube olmak üzere toplamda 9 şubemiz bulunuyor. Yurtiçinde yakın zamanda İstanbul’da 2, Ankara’da 1 yeni şube daha açacağız. Yurtdışında ise Romanya, Azerbaycan ve Katar’da yeni şubelerimiz açılıyor olacak. Aynı zamanda İngiltere, Almanya, Rusya, Doğu Avrupa ve Güneydoğu Asya pazarları için yatırım görüşmelerimiz devam ediyor. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde yurtdışı pazarında ciddi bir büyüme hedefimiz mevcut.”

-Yeme içme sektörü büyüyen, gelişime açık bir sektör. Ama şu anda Türkiye ekonomik olarak zor günlerden geçiyor. Sektörü neler bekliyor, sizin bu konudaki öngörüleriniz neler?

-“Şu an zor günlerden geçtiğimiz gerçek. Tüm sektörler gibi yeme içme sektörü de bunlardan etkileniyor ama yine de diğer sektörlere göre daha az etkileniyoruz. İşin olumsuz tarafını ve etkilerini hepimiz biliyor ve konuşuyoruz fakat ben yapı olarak olumlu bakmayı seven ve şirket stratejime de bunu yansıtmayı hedefleyen biriyim. Türkiye birçok kriz gördü, ben de uzun yıllardır bu sektörde olan biri olarak bunu yaşadım fakat geldiğimiz noktada bugünleri atlatacağımıza eminim. Ben her zaman yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sı ile dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına inanıyorum.”

metin, gök, açık hava, bina içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Kriz dönemini fazla hasar almadan atlatabilmek için bir önlem paketiniz ya da önerileriniz var mı?

-“Geçmekte olduğumuz ekonomik krizden doğaldır ki sektörümüz de etkilenecektir. Geçmiş krizlerdeki tecrübelerimize göre, bizim segmentte müşteri kaybı çok yaşanmıyor, daha çok giderlerdeki artışla kârlılık daralıyor ve dolayısıyla da yatırımın geri dönüşü uzuyor. Bu daha çok yeni şube açma, büyüme oranlarında düşüşle etkisini gösteriyor. Ama öte yandan bu dönem uygun kiralamalar için de bir avantaj sağlayabileceğinden, yine de büyüme öngörüyoruz. Kiralardaki döviz kurlarını makul seviyelerde sabitleyerek, biraz daha ithal ürünlerden yerli ürünlere geçişi sağlayarak ve uygun şartlarda kiralamalar ile bu dönemi büyümemizi sürdürerek geçireceğimize inanıyorum.”

-Bir marka yaratmak ve o markayı her geçen gün büyütmek için nasıl bir yol haritası izlemek gerekiyor?

-“Yol haritasının ihtiyaç listesini şu şekilde verebilirim:

1. Sizi heyecanla yataktan kaldıran bir tutku.

2. Her gün bıkmadan, yorulmadan azmeden bir adanmışlık.

3. Her an her şeye hazır olan ve düşmelere, kalkmalara dayanıklı sağlam bir bünye.

4. Beyninize ve ruhunuza besin veren bir çevre.

5. İyi bir ekip.

6. Doğru bir pazar analizi.

7. Ve en önemlisi ruhu, hikâyesi olan markanızın büyürken bu ruhu yitirmemesi için amatör ruhunuzu kaybetmemek.

-Sizin mutfakla aranız nasıl, ne sıklıkla yemek yaparsınız?En çok övgü alan yemeğiniz hangisi?

-“Hafta içi yoğun çalışma temposunda olsak da hafta sonları çocuklar buradaysa ya da özel misafirlerim olduğunda mutfakta olmaya bayılırım. Ben çocukluğumun geçtiği Diyarbakır’ın mutfağına âşığım. Mesela kuru patlıcan dolması, yapmayı en çok sevdiğim yemek diyebilirim.”

yiyecek, öğeler, yemek, farklı içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

-Sektöre girmek, yeni bir marka yaratmak ya da markasını ileriye taşımak isteyenlere neler önerirsiniz?

-“Önce yaşam amaçlarını bulsunlar, sonra da güçsüz yanlarını. Bir işe girişmeden önce kişi kendine de SWOT analizi (işinizle ilgili alanlarda güçlü ve güçsüz yanlarınızı görmenizi, gelecekte sizi bekleyen fırsatlar ya da tehlikelerle ilgili hazırlığınızı yapmanızı sağlayan bir analiz tekniği) yapmalı. Çünkü girişimci olmak düşündükleri kadar kolay olmayacak. Fakat korkmayanlara, risk alanlara da hayal ettiklerinden daha büyük kapılar açacak. Bu bir adanmışlık ve inanç işi. Ve unutmasınlar ki her zaman en büyük motivasyon kişinin kendi içinden gelmeli. Ben her zaman yerel değerlerimizi koruyan, yerel mutfağımızın DNA’sı ile dünyayı harmanlayan markaların başarılı olacağına inanıyorum.”

-Türkiye’de kadın girişimci olmanın zorlukları neler sizce? Yolun başındaki girişimci kadınlara neler önerirsiniz?

-“Türkiye’de kadın girişimci olmak hiç kolay değil! Ben de hem bir anne hem bir kadın girişimci olarak türlü zorluklarla mücadele ettim. Sanıyorum ki kadınların önündeki en büyük zorluk da sermaye erişimi oluyor. Türkiye’de kadınların üzerinde gayrimenkul tapusu maalesef az oranda olduğu ve bankalar teminata dayalı kredi sistemi uyguladıkları için, kadın girişimciler sermaye erişimi konusunda büyük zorluklar çekiyor. Bu sebeple kredi almak çok güç oluyor ve benim de en zorlandığım konu bu olmuştu. Eskisi kadar olmasa da kadınlar iş hayatında hâlâ az sayıdalar. Kadın girişimcilere destek arttıkça ülke olarak çok daha ileriye gideceğimize inanıyorum. Öncelikle tüm kadın girişimcilere kararlı olmalarını öneriyorum. Heyecanlarını yitirmeden, network’lerini geliştirerek, güvenilir yol arkadaşlarıyla başladıkları projelerinden yılmadan, vazgeçmeden çalışmalarını tavsiye ediyorum. Yaptığınız işi seviyor ve sevginizi katarak yapıyorsanız başarı zaten sizi takip ediyor.”

İlhan KARAÇAY’ın gözlemi:   HOLLANDA DIŞİŞLERİ BAKANI TÜRKİYE İÇİN GÜZEL SÖZLER SÖYLEDİ AMA HOLLANDA MEDYASI SAĞIR VE DİLSİZ KALDI…

İlhan KARAÇAY’ın gözlemi: HOLLANDA DIŞİŞLERİ BAKANI TÜRKİYE İÇİN GÜZEL SÖZLER SÖYLEDİ AMA HOLLANDA MEDYASI SAĞIR VE DİLSİZ KALDI…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Ankara’da görüşen Hollanda Dışişleri Bakanı Wopke Hoekstra’nın, terörizm konusunda Türkiye’ye hak vermiş olması Hollanda medyasının hoşuna gitmedi.

Ülkenin büyük gazeteleri, görüşme öncesini haber yaparken, görüşme sonrasında tek satır yazmadılar.

metin, su taşıtı içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hollanda medyası, Dışişleri Bakanları Wopke Hoekstra’nın, Mevlüt Çavuşoğlu ile Ankara’da yaptığı ve Türk medyasının sitayişle söz ettiği görüşme hakkında tek satırlık bir haber bile yayınlamadı.
Abonesi olduğum De Volkskrant ve De Telegraaf gazetelerinin, Ankara’daki görüşme hakkında neler yazacağını çok merak ettiğim için, sabahın erken saatlerinde, önce dijital yayınlara baktım. Dijital yayınlarda sadece dünkü ‘görüşecekler’ haberi vardı.
Daha sonra dağıtımcı tarafından saat 06.00’da kapımdan atılan gazeteleri kaptım ve dikkatle incelemeye başladım. Heyhaaaaaat!
Tek sütunluk bir haber bile yoktu.
Google’de arama yaptığım zaman da, dünkü görüşmeye ait haberi hiçbir yerde göremedim.

Aslında bu gelişmeyi dün tahmin etmiştim. Sosyal medya kanalıyla dikkatle izlediğim bu görüşmeyi, Youtube’den de izlemiştim. Görüşme sonrasında yapılan açıklamalar çok dostane ve olumluydu. Hollanda Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin terörizmle mücadelesine saygı duyduklarını ve desteklediklerini anlatıyordu.
İnanır mısınız, o anda eşime şöyle demiştim: “Wopke’nin bu sözleri hem Hollanda medyasını ve hem de siyasetçilerini memnun etmeyecek. Bak göreceksin, yarın Hollanda medyası ya değişik şeyler yazacak veya hiç yazmayacak.”

İşte bu nedenle bu sabah Hollanda medyasını sabahın beşinden itibaren takip ettim ve dünkü görüşlerimde haklı çıktım.

Hollanda ve Türkiye Dışişleri Bakanları arasındaki bu görüşme, iki ülkenin ilişkilerinin iyileştirilmesi için, 2008 yılında kurulan Wittenburg-Konferansı’nın dokuzuncusu olarak yapıldı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Hollanda Dışişleri Bakanı Wopke Hoekstra, iki ülke ilişkilerinin iyileştirilmesi için kurulan bu konferansta, içinde bulunduğumuz güncel konuları içeren görüşmeyi yaptılar.

Wittenburg-Konferansı’nın amaçları arasında yer alan ‘iyileştirme’ için beş grup çalışıyor. Bu gruplar Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini, Türk-Hollanda toplumu ilişkilerini, terörizm ile mücadele ilişkilerini, enerji ilişkilerini ve iklim ilişkilerini kapsıyor.
Bu kadar önemli konuları kapsayan ve dokuzuncu kez yapılan böylesi önemli bir görüşme hakkında tek sütun bile haber yapmamanın bir tek nedeni olabilir: Türkiye düşmanlığı…

Ben size, dünkü görüşmelerde neler yaşandığını ve sonrasındaki basın açıklamalarını yazmayacağım değerli okurlarım.
Ben size, dostum Veyis Güngör’ün, geçen ay yazmış olduğu Hollanda medyası ile ilgili yorumunu aktarayım. Bakınız Hollanda medyası ne hallere düşmüş?
Hollanda halkına tek taraflı haber sunarak körleştiren Hollanda medyasının nasıl da satılık olduğunu çok iyi anlayacaksınız.

metin, gazete, kabin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

HOLLANDA MEDYASININ TEKELLEŞMESİ VE DEMOKRASİYE ETKİLERİ

Kısa adı CvdM olan ‘Hollanda Medya Komiserliği’, düşünce özgürlüğünün korunması ve demokrasinin sağlıklı işlemesi yönünde çalışmalar yapar. CvdM, aynı zamanda, medya sektöründeki gelişmeleri ve medya pazarında yeterli oyuncunun olup olmadığını da gözlemler. Her yıl ‘medya monitör’ başlığıyla bir rapor da yayınlar. Kurumun, geçtiğimiz aylarda yayınlandığı raporda, Hollanda medyasının tekelleştiği uyarısı yapılırken, gidişatın demokrasiyi tehlikeye düşürebileceğine de dikkat çekiliyor.

Raporda yayınlanan verilerden hareketle, Trouw gazetesinde konuya ilişkin Nienke Schipper’ın yaptığı analize göre, medyanın tekelleşmesi demokrasi için bir tehdit oluşturur. Schipper, ‘Her geçen gün, gazeteler, dergiler ve televizyonlar yavaş yavaş, şirket evliliği yapan büyük şirketlerin eline geçiyor’ diyor. Bazı medya uzmanlarına göre ise bu gelişme, sosyal tartışmalar ve toplum için tehlike oluşturuyor.
Analizden bazı tespitler aşağıdaki şekilde.

Medyada yaşanan tekelleşmeyle, çeşitlilik ve bağımsızlık da ortadan kayboluyor. Son on yılda yapılan şirket evlilikleri, Hollanda’da yazılı medyanın genel olarak iki büyük yayıncının elinin altında toplanmasını beraberinde getiriyor. Tekelleşme sadece gazete, dergiler ve televizyonlar değil, ticari amaçlı yayınlar da aynı kaderi paylaşıyor.

Şirket evliliği sayesinde Hollanda’da medya neredeyse iki Belçikalı yayıncı olan ‘Mediahuis’ ve ‘DPG Medya’nın eline geçti. Hollanda’nın ana akım gazetelerinden NRC Handelsblad ve De Telegraaf’ın sahibi olan Mediahuis, kısa bir süre önce Leeuwarder Courant ve Noordelijke Dagblad Combinatie’yi de satın alarak medyada gücüne güç kattı.

Diğer taraftan, eski adı De Persgoep olan DPG Medya da, yine ana akım gazetelerden Trouw, de Volkskrant, Het Parool ve Algemeen Dagblad (AD)’yi satın alarak Hollanda’daki medya yayınlarında ikinci büyük güç oldu. DPG Medya aynı zamanda, QMusic Radyo yayını, Donald Duck ve Libelle dergileri ile, günlük haber sitesi Nu.nl’yi de bünyesinde bulunduruyor.

Gazetelerde durum böyleyken, televizyon yayıncılığında da üç büyük grup söz sahibi. Bunlar, NPO (Hollanda Kamu Yayıncılığı), RTL ve Talpa.
NPO ticari bir yayın şirketi olmayıp, devlet tarafından sübvanse ediliyor. RTL Grubu, Alman Bertelsmann‘a bağlı olup, RTL, RTL 4, RTL 5, RTL Z gibi televizyon kanalları ile, Videoland yayının sahibidir. Talpa Network ise, John de Mol’a ait olup, SBS6, Net5 televizyon kanalları, Radyo 538 ve Linda dergisi bünyesindedir.
RTL grubunu bünyesinde bulunduran Bertelsmann, Talpa Network’ü satın almak için uğraş veriyor.

Medya alanında yaşanan ve genel anlamda bu şekilde özetlenebilecek tekelleşme gelişmesi, sadece Medya Komiserliği’nin değil, aynı zamanda medya uzmanları ve Temsilciler Meclisi’ndeki siyasi partilerin de dikkatini çekti. Temsilciler Meclisi’nde, tekelleşmeden duyulan rahatsızlık, Sosyalist Parti milletvekili Peter Kwint tarafından verilen bir önergeyle netlik kazandı. Milletvekilleri tarafından kabul edilen önergeye göre, medyada çeşitliliğin korunması şimdiki hükümet döneminde araştırılacak.

Diğer taraftan, on yedi yıldır, medya alanında araştırmalar yapan uzman Edmund Lauf, medyada yaşananların endişe verici olduğunu söylerken, iyi işleyen bir demokrasi için, düşünce özgürlüğü, çok seslilik ve bağımsız medyanın olmazsa olmazlardan olduğunu belirtiyor.

Yıllardır, Hollanda medyasının zor günler geçirdiği konuşuluyor. Buna göre, okuyucu daha çok dijital yayınlara yöneliyor. Gazetelerin tirajı düşerken, dijital abonelik yavaş yavaş artıyor. Reklam ilanlarında da değişiklik yaşanıyor. Uluslararası şirketler, Facebook ve Google’da iş ilanları verirken, geleneksel medya organlarının reklam gelirleri de buharlaşıyor. Bu gelişme karşısında, medyanın güç birliği yaparak varlığını devam ettirdiği yorumu yapılıyor. Ancak, tekelleşmenin demokrasiyi tehdit eder hale geldiği de ayrı bir gerçek. Bir tarafta medyanın varlığını devam ettirmesi için güç birliği ve tekelleşme, diğer tarafta da çok sesliliğin kaybolma ve düşünce özgürlüğü alanının daralmasıyla, demokrasinin tehlikeye girmesi.
Modern toplumların karşı karşıya olduğu bu ikilem, önümüzdeki yıllarda konuşulmaya ve tartışılmaya devam edecek.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?