ANADOLU TOPRAKLARINDA DOĞAN VE DÜNYAYA YAYILAN (MISKAL) PANFLÜT’Ü MÜZİĞİMİZE  YENİDEN KAZANDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR.

ANADOLU TOPRAKLARINDA DOĞAN VE DÜNYAYA YAYILAN (MISKAL) PANFLÜT’Ü MÜZİĞİMİZE YENİDEN KAZANDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR.

Elektrik Mühendisi ve Araştırmacı Yazar Semih Kalkanoğlu, Türk literatürüne kazandırmış olduğu onlarca eserden sonra, şimdi de Pan Flütü Türk Müziğine
yeniden kazandıracak.

Kalkanoğlu’nun Moldova asıllı eşi Diana da, vatandaşlık hukuku ve gurme faaliyetlerinden sonra, şimdi de dünyada Pan Flüt adıyla bilinen müzik aletinin atası sayılan Miskal’i, 35 kişilik Ukrayna Ordu Orkestrası ile müzikseverlere sunacak.

Romanya ve Moldova ile Peru ve And Dağları çevresi ülkelerin ulusal çalgısı olan  Pan Flüt, dünyada ilk kez 5 bin yıl önce, Eskişehir’in Yazılıkaya antik kentinde ortaya çıkmıştı.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Türkiyemiz, diğer dünya ülkelerine pek çok değerli eserler, enstrümanlar, araç ve gereçler kazandırmıştır. Örneğin, 55 yıldır yaşadığım Hollanda’ya, lale ve onlarca diğer çiçek çeşitlerinden başka, seramik, tütün, kahve ve müzik enstrümanları kazandırmıştır. Kim bilir, Türkiye’nin dünyaya kazandırdığından haberdar olmadığımız daha nice eserler vardır. İşte bu eserlerden biri de Pan Flüt adlı müzik aletinin atası sayılan ‘Miskal’dir.
Romanya ve Moldova ile Güney Amerika’da Peru ve And Dağları çevresi ülkelerin ulusal çalgısı olan  Pan Flütün, dünyada ilk kez 5 bin yıl önce, Eskişehir’in Yazılıkaya antik kentinde ortaya çıkmış olduğu belirtiliyor.
Kim mi belirtiyor?
Hemen söyleyeyim: Araştırmacı yazar Semih Kalkanoğlu ve eşi Diana.
Bu ikili, Osmanlı’da 1830’lara değin Mehter Alayları’nda, Saray ve Halk Musikisi’nde “Miskal” adıyla kullanılan bu tarihi müzik aletini Anadolu’ya yeniden kazandırmak için büyük bir uğraş veriyoralar.
Kalkanoğlu çiftinin ve özellikle de Diana’nın, Türkiye’de yapmış oldukları yararlı faaliyetleri takdirle karşılanıyor. “İkinci Adamın Manevi Dünyası-İsmet İnönü”, “St. Petersburg” ve “Fotoğraflarla Moskova” gibi, onlarca eseri bulunan Semih Kalkanoğlu ve eşi Diana, Pan Flüt adlı müzik aletinin atası sayılan Miskal’i, 35 kişilik Ukrayna
Ordu Orkestrası ile müzikseverlere sunacaklar. İsterseniz sizlere, önce Semih Kalkanoğlu’nun Panflüt-Mıskal konusundaki anlatımını, daha sonra da Diana Kalkanoğlu’nun yaşam öyküsünü sunayım:
Bakınız Semih Kalkanoğlu neler diyor:
Pan Flüt diye bilinen çalgıyı, dünyada en iyi icra eden Moldovalı Constantin Moscovich, 5 kıtada verdiği konserlerinde ve albümlerinde Türkçe parçalar icra eden dünyadaki tek yabancı sanatçıdır. Bu sanatçı, Türkleri ve Türkiye’yi çok sevmektedir. Bu ünlü sanatçının resmî olarak dünya menejeriyim.
Bir panflüt virtüözü olan sanatçıyı ülkemize, halka açık konser için ilk kez 9 Kasım 2008’de getirdik. Dünyaca ünlü ‘Ukrayna Ordu Şarkı ve Dans Orkestrası’ndan, şef Albay Dimitry Antonyuk yönetiminde 20 subay müzisyen eşliğinde CRR’nde muhteşem bir konser verdi.
Moscovich 29 Ekim 2010 akşamı yapılan Büyükçekmece Belediyesi Cumhuriyet Balosu için Başkan Sayın Hasan Akgün’ün isteği ve daveti üzerine, İstanbul’a geldi ve unutulmaz bir konser daha verdi. 30 Ekim 2010 günü TRT Ulus stüdyolarında “Haber Tadında” programının çekimi yapıldı ve b program 28 Kasım 2010 Pazar sabahı yayınlandı.
 
Sanatçı, Şubat 2010’da açılan ve gala gecesi dahil tüm konser programların organize ettiğimiz EMITT Doğu Akdeniz Turizm Fuarı’nın Gala Gecesi Konseri için bir kez daha İstanbul’a geldi.
Sanatçının Türkçe şarkıların da yer aldığı ve yapımcılığını üstlendiğimiz Türkiye’deki ilk CD’sini 28 Ekim 2010 günü piyasaya “Best of Constantin Moscovich” adlı albüm ile sunduk.
Bu ilk CD’de 3 Türkçe parça bulunuyor. Bunlardan “Gülpembe” ülkemizde bu güne dek yapılmış en güzel yorum olarak dikkati çekmektedir. Amacımız; öz be öz bir Anadolu çalgısı olan Pan Flüt’ü yeniden Anadolu insanının görüş ve beğenisine sunmak, yeniden doğduğu topraklara dönmesini sağlamak.
1950’den bu yana Türkiye’de çok tanınmış, beğenilmiş Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği ve Hafif Türk Müziği parçalarından 15 tanesini seçtik. Sanatçımız bu parçaları, 35 kişilik Ukrayna Ordu Orkestrası (senfonik orkestra) eşliğinde, her parçada, o parçaya özgü yerel çalgıların da katılımıyla, yorumlayacak.
Eylül 2019’da Moldova başkenti Kişinev’de bu orkestra ile gerçekleştirdiğimiz m“deneme” konserimiz çok başarılı geçti.
Bu proje gerçekleştirilebilirse, Türk Halkı tarafından da büyük bir ilgi ve beğeniyle karşılanacağından eminiz.
1950’den bu yana dünyayı dolaşan iki Türkçe şarkı vardır: Birisi bestesi rahmetli Teoman Alpay/ Metin Bükey’e ait olan Samanyolu”, diğeri de bestesi Gündoğdu Duran’a ait olan Ankara Rüzgârı”. Bu şarkıyı 1968’de Alman Werner Müller Orkestrası estrümantel olarak çalmış, ülkemizde 45’lik plak olarak “Golden Ankara” adıyla ve Türküola etiketiyle yayınlanmıştı.
Hollanda asıllı Fransız şarkıcı David Alexandr Winter’ın Oh Lady Mary adıyla tüm dünyada meşhur ettiği Samanyolu da sanatçımızın yorumlayacağı bir parça olacak. Bu melodiyi dünyaca ünlü Paul Mauriat Orkestrası ve Raymond Lefevre Orkestrası da çalmıştı. Mısır asıllı ünlü Fransız kadın sanatçı Dalida da (1933-1987) 1969’da söylemişti.
Pan flüt, günümüzde dünyada Romanya ve Moldova ile Güney Amerika’da Peru ve And Dağları çevresi ülkelerin ulusal çalgısıdır. Ancak pan flüt, dünyada ilk kez 5 bin yıl önce, Eskişehir’in Yazılıkaya antik kentinde ortaya çıkmış, aynı zamanda Osmanlı Musikîsi’nde en temel ve önemli çalgıdır. Osmanlı Saray Musikîsi’nde, Osmanlı Halk Musikîsi’nde ve Osmanlı Mehter Alayları’nda “Miskal” adıyla 1830’lara değin önemli bir çalgı olarak kullanılmıştır.
Ayrıca; Edirne’de Padişah II. Bayezit Dönemi’nde yapılmış olan ve hastaların müzikle tedavi edildikleri Darüşşifa’da da “Miskal” adlı çalgı bulunmaktadır.
Kayseri Gevher Nesibe ve Amasya darüşşifalarında da müzikle tedavi uygulamalarında “Miskal” kullanılmıştır.
Moldovalı Dmitri Kantemir’in (1673-1723) Osmanlı Musikîsi konusunda
kuramsal konuları, makam ve usulleri ilk kez derli toplu olarak (2 cilt) bir araya topladığı ve kısaca Kantemiroğlu Edvarı diye anılan, Kitab-ı İlmü’l-musiki ala vechi’l-hurufat (Mûsikiyi Harflerle Tesbit ve İcrâ İlminin Kitabı) adlı kitap iki
bölümden oluşur. Birinci bölümde makamlar, perdeler, usuller üstüne müzik
teorisi bilgilerini, ikinci bölümde ise 16. –17. yüzyıla ait, arasında kendi
bestelerinin de bulunduğu toplam 349 bestenin notasını verir.
Kitap Osmanlı padişahı II. Ahmet’e sunulmuştur. Kantemir’in kitabında yer alan besteleri kendi buluşu olan bir müzik notasyonuyla kaydetmesi sayesinde birçok beste yok olmaktan kurtarılmıştır.
Kantemiroğlu bu kitabında ‘Miskal’e de yer vermiştir.
Bu çalışmalarımızla Anadolu topraklarında ortaya çıkmış ve Osmanl döneminde yaygın olarak kullanılmış olan bir çalgıyı, yeniden Türk Halkı’na tanıtmak, yaygınlaştırmak ve sevdirmek amacındayız.
Sloganımız: “EFSANE, DOĞDUĞU TOPRAKLARA GERİ DÖNÜYOR”.
Ülkemizin en ciddi tarih dergisi olan ATLAS Tarih Dergisi, Türk Basını’nda ilk kez, Aralık 2017- Ocak 2018 tarihinde yayınlanan 50. sayısında “Miskal” konusunu 4 sayfa olarak yayınladı.
Bu projede ilk aşamada (Türkiye’de); 15 parçadan oluşan Gala konserleri düzenlemek istiyoruz.
Bu çok özel konserlerde; parçaları 40 kişilik Ukrayna Ordu Orkestrası eşliğinde, her parçaya uygun yerel sazlar desteğinde yorumlanacak olan şarkılar şunlar:
– Gülpembe (Barış Manço)
– Kalenin Bedenleri (Niksar)
– Sen Gelmez Oldun (Ali Ekber Tagiyev)
– Ankara Rüzgârı (Gündoğdu Duran)
– Batum türküsü (Anonim)
– Helvacı (Anonim)
– Yine Bir Gülnihal (Hamamizade İsmail Dede Efendi)
– Anlıyorsun Değil mi (Barış Manço)
– Samanyolu (Metin Bükey / Teoman Alpay)
– Darıldın mı Gülüm Bana
– Yar Saçların Lüle Lüle (Anonim)
– Sevdan Olmasa (Erol Evgin)
– Buluşalım Kordon’da (Necip Mirkelâmoğlu)
– Kesik Çayır (Neşet Ertaş)
– Sarı Saçlı Hayriye (Anonim)
– İzmir Marşı
Şimdi de sizlere, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Atadan, Süleyman Demirel, Semra Özal, İsmet Sezgin ve Uğur Dündar gibi ünlülerle birlikte olmuş, Diana Kalkanoğlu’nun çok ilginç yaşamöyküsünü kendi kaleminden aktarayım:
Baba tarafından Makedonya kökenli olup, Moldova’da doğdum.
1 Temmuz 1997’den beri Türk vatandaşıyım. 24 yıllık evliyim.
Rusça ve Romence ana dillerim olup, Türkçe’yi de iyi biliyorum. Türk, Rus ve İtalyan mutfakları üzerinde de Gurmeyim.
Uluslararası nitelikte yaptığım kültür ve sanat projeleriyle Rusça konuşulan ülkelerde,
Baltık Ülkeleri, Romanya, Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya, Ukrayna, Macaristan gibi ülkelerde pek çok müzik sanatçısıyla, ünlü ve büyük orkestralarla, ilgili makamlarla bağlantılara sahibim.
2005 yılında St. Petersburg’da kurduğum firmamı, 2009 yılında İstanbul’a taşıdım ve Golden Bridge Uluslararası Kültür ve Sanat Organizasyonları Tic. Ltd. Şti. adıyla devam ettirdim.
Eşim semih ile birlikte, Türk halkına çok yararlı olan bir çalışmamız olmuştu.
1996 – 2000 yılları arasında Moldova, Ukrayna, Moskova ve Kapıkule’de araştırma ve gözlemlerde bulunduktan, tüm gelişmiş ülkelerin vatandaşlık koşullarını taradıktan ve 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu’nu inceledikten sonra, Mayıs 2000’de görevine yeni başlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’e 9 sayfa 14 madde olarak 403 sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu’nun, Türklerle evlenen yabancıların (kadın ve erkek) statülerini düzenleyen 42. maddesinin değiştirilmesi hususunda dilekçemizi gönderdik.
Dilekçemiz ilk olarak 2003 yılında TBMM İçişleri Komisyonu’na geldi. Komisyonda 14 maddeden bazıları uygun bulundu ve konu TBMM Genel Kurulu’na geldi, görüşüldü ve kabul edildi.
42. maddenin değişmeden önceki hali; Türk makamları önünde bir Türk yurttaşı ile evlenen yabancı ANINDA, yabancı makamlar önünde bir Türk vatandaşı ile evlenen yabancı 30 GÜN içinde başvurmak şartıyla ‘otomatikman’ Türk Vatandaşı olur diyordu.
2003 sonrasında bu konu 2007 ve 2008 yıllarında iki kez daha TBMM Genel Kurulu’na geldi ve ilk görüşmede üzerinde durulmayan diğer maddeler de Genel Kurul’da kabul edildi.
Günümüzde 42. madde ile aynen gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi Türk yurttaşları ile evlenen yabancılar için, 5 yıl bekleme ve Türkçe bilme koşulu getirildi.
Kültürel faaliyetlerimize gelince:
Temmuz 1998 – Mart 2000 arasında Moskova’da yaşayarak sokak sokak, müze müze çektiğim 3650 renkli dia sonrasında, Eylül 2004’te üst düzey katılımla İstanbul Harbiye Askerî Müze salonlarında “Fotoğraflarla Moskova Sergisi” ni düzenledik. Bu sergiyi, Antalya Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) Başkanı’nın daveti üzerine, Ekim 2004’te
41. Antalya Altın Portakal Film Şenliği kapsamında Antalya’da tekrarladık.
2007 – 2010 yılları arasında İstanbul Kuyumcular Odası’nın aylık yayını olan derginin koordinatörü idim ve dergi basımını da ben yaptırdım.
Kasım 2008’de CRR’nde Constantin Moscovich konseri, Nisan 2011’de CRR’nde, dünyada 2008 – 2015 yılları arasında düzenlenen tüm uluslararası akordeon yarışmalarında altın madalya kazanan Concertino Acordeon Ensemble konseri, Şubat 2012’de CRR’nde Rusya Federasyonu’nun dünyaca ünlü sopranosu Maria Maksakova konseri, Mayıs 2014’te CRR’nde, Rusya’da 1888 yılında Vasili Vasilyeviç Andreyev tarafından kurulmuş olan, dünyadaki en geniş balalayka ve domra orkestrası 100 kişilik St. Petersburg Andreyevsky Çarlık Orkestrası konseri, Aralık 2014’te CRR’nde bir kez daha Concertino Acordeon Ensemble konseri, Nisan 2016’da Ataşehir Ülker Arena Spor Salonu’nda Avrupa’daki en kalabalık (106 müzisyen) ve yazılı nota kullanmadan çalan tek orkestrası Budapeşte Gypsy Senfoni Orkestrası konserini gerçekleştirdik.
Şubat 2010’da EMITT Doğu Akdeniz Turizm Fuarı Açılış Konseri (Constantin Moscovich, Buzuki Aleko, Ezgi Anıl &  Grup Paquito)  ve Kapanış Organizasyonları ile 4 günlük konser akış programlarını yaptık.
29 Ekim 2010 Büyükçekmece Belediyesi Cumhuriyet Bayramı Balosu Konseri (Constantin Moscovich) düzenledik.
Ekim 2010 dünyada verdiği Pan Flüt konserlerinde Türkçe parçalar çalan tek yabancı sanatçı olan Moldovalı Constantin Moscovich’in “Best of Constantin Moscovich” CD’sini yaptık. Bu CD’de 3 Türkçe parça yer alıyor.
Tüm bu konser organizasyonları sırasındaki partnerlerimiz;  5 ve 4 yıldız oteller, iç ulaşım otobüs & minivanlar, catering firmalar, sahne ses & ışık sistemleri ve güvenlik konularında bize destek oldular.
1998 – 2000 yıllarında Moskova’da saha çalışması yaparak 3650 adet renkli dia çekimi gerçekleştirdik. 2004’te 224 büyük boy sayfa, çok lüks baskılı “Moskova” Kent Rehber Albümü’nü Rusça ve Türkçe yayınladık. Aralık 2004’te Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer Türkiye’ye ilk resmî ziyaretini yapan Başkan Putin’e “Moskova” albümlerini takdim etti.
2005’te Başkan Putin’den, Ankara’daki Rusya Federasyonu Büyükelçisi Prof. Pyotr Stegni aracılığıyla gelen teklif üzerine St. Petersburg’ta saha çalışması yaparak 6350 adet renkli fotoğraf çekerek, Mayıs 2007’de 324 büyük boy sayfa, çok lüks baskılı “St. Petersburg” Kent Rehber Albümü’nü Rusça ve Türkçe yayınladık.
Mayıs 2007’de bu albümümüz nedeniyle, St. Petersburg ile “Kardeş Kent” olan İBB desteğinde CRR’nde “St. Petersburg Dostluk Gecesi” düzenledik. Bu geceye St. Petersburg Andreyevsky Çarlık Orkestrası’ndan 25 kişilik müzisyen grubu, dünyaca ünlü Mariinsky Opera’dan bir bayan, bir erkek iki solist, Roman Müziği’nin önemli isimlerinden rahmetli klarnet sanatçısı Selim Sesler & Grubu ile Türk Halk Müziği sanatçısı Sümer Ezgü ve Grubu katıldılar.
NOT: Bu organizasyon ile ilgilenmek isteyen kişi ve kuruluşların temas edebilecekleri adresler:
SEMİH KALKANOĞLU
ARAŞTIRMACI YAZAR- ELEKTRİK MÜHENDİSİ (Hacettepe Üni.)
(0090 537 7157640)
e-posta: semihkalkanoglu@gmail.com
DİANA KALKANOĞLU
Vatandaşlık araştırmacısı ve Gurme
(0090 546 2420997)
 

 

 

SÜLÜN OSMAN’IN HOLLANDA VERSİYONU: SÜLÜN SYWERT

SÜLÜN OSMAN’IN HOLLANDA VERSİYONU: SÜLÜN SYWERT

Ağız maskesi satışından kazandığı 9 milyon euroyu, tepkiler üzerine yardım kuruluşlarına bağışlayacağını açıklayan Hollanda’nın Sülün Osman’ı, 9 milyonu değil, dokuz milyondan elde edeceği kârı bağışlayacak.

 

Tüm Hollandalılar’ın gözlerinin içine baka baka özür dileyip yakaran ve kendisini ‘hayırsever’ olarak lanse eden eski politikacının, televizyonda yaptığı laf ebeliğinin farkına varan pek olmadı.

 

Diğer iki ortağının kazandıkları 9’ar milyon için fikri olmadığını belirten şaklabanı televizyonda dinlerken, bağışlayacağını belirttiği 9 milyonu değil, o paradan elde edeceği kazancı kastettiğini anlamıştım.

 

Şimdi sempati ile bakılmaya başlanan Sywert van Lienden adlı ‘medyatik’ adamı tanıtmak için, Hollandalılar’a bizim Sülün Osman’ı anlatmaya karar verdim.

Değerli Okurlarım,
Sizlere birkaç haftadır Hollanda’da yapılmakta olan yolsuzlukları içeren haber ve yorumlar yazıyorum. Yaşanan yolsuzlukların sonuncuları, koronavirüse karşı savaşmak için lâzım olan ilaç ve araç gereçlerin alım-satımında dönen dolapları belirtmiştim.
Yolsuzlukların son kahramanı eski siyasetçi Sywert van Lienden, 40 milyon adet ağız maskesini develete satabilmek için çok uğraş verdi ve çok para kazandı.
Aslında, bu alış veriş işleminde, yani kâr-zarar konusunda bir yolsuzluk yoktur.
Alan memnun satan memnun ise, yolsuzluk söz konusu değildir.
Ne var ki, 40 milyon adet ağız maskesini devlete satabilmek için tam 23 bin başvuru yapılmışken, Van Lienden’in seçilmiş olması şaibeli oldu. Aslında şaibe de yok, Van Lienden açık açık tercih edildi.
Neden mi?
Çünkü kendisi de Hıristiyan Demokrat Partisi (CDA) etiketiyle Belediye Meclis Üyeliği yapmış olan bu adam, partide ağırlığı olan kişileri ve hatta Prens Constantijn’i araya koyarak kendisini kabul ettirdi. Hem de büyük yalanlar söyleyerek. Van Lienden bu işi bağlı olduğu hayır kurumu adına yapacağını ve kâr gütmeyeceğini belirtmişti.
40 milyon adet ağız maskesini 108 milyon euroya devlete satan Van Lienden, bu defa 80 milyon adetlik bir satış için, yine bir CDA’lı olan son ayların sevilen ve takdir edilen siyasetçisi Pieter Omtzigt’i araya koymuş ve Başbakan Rutte ile bu konuda özel bir görüşme yapmışlardı.
Nedense bu ikinci teklif kabul edilmedi.
İşte ne olduysa ondan sonra oldu.
Çocuk bakım yurtları için ailelere yapılan yardım ödeneklerinin, shtecilikle alındığını iddia eden vergi daireleri, genellikle yabancı kökenli 30 bin aileyi haksız yere mağdur etti. CDA’lı Pieter Omzigt’in başını çektiği ‘Aileleri savunma kampanyaları’ sonrasında, mecliste ‘Araştırma Komisyonu’ oluşturuldu. Araştırma Komisyonu, yaşananların çok utanç verici olduğunu saptadıktan sonra yapılan meclis tartışmalarında hükümetin istifası ve erken seçim kararı alındı.
Koronavirüs önlemlerine karşı çıkanların da destekçisi olan Pieter Omtzigt’in, seçimden sonra yapılan koalisyon görüşmeleri sırasında, Başbakan Rutte tarafından ‘istenmeyen adam’ olarak işaretlenmesi, yapılan müzakereleri zora soktu.
Hollanda’da hükümet kurulması için çalışmalar hâlâ bir sonuç vermedi.
Hükümet çalışmaları bir yandan devam ederken, Sywert van Lienden’in, ağız maskesi satışı için hem torpil kullanması ve hem de kâr amacı olmadığını belirttiği halde 28 milyon euro kazanç elde etmesi, gerek siyasetçiler ve gerekse medya tarafından peşi bırakılmadı.
Sahte tavırları ile Hollandalılar’ın nefretini üzerine çeken Van Lienden, geçtiğimiz Pazar günü kendini temize çıkarmak için televizyondaki Buitenhof programına konuk oldu.
Dikkatle izlediğim bu programda, adte günah çıkaran Van Lienden, halktan özür diledikten sonra, sadece kendisin kazanmış olduğu 9 milyon euroyu, Bakanlığa geri vermeyeceğini ama bunu yardım kuruluşlarına bağışlayacağını açıkladı.
TV Moderatörünün, ‘Peki diğer iki ortağın kazandıklarını ne yapacaklar’ sorusuna, ‘Bunu bilmiyorum, kendilerine sorun’ yanıtını verdi. Kaldı ki, alım-satım işinin kendilerine verilmesi için torpil kullanma ve kâr amacı gütmeme hikâyelerinin yanında, fiyat artırımı ile de gereğinden daha fazla para kazanan bu adamlar da takibata uğramalıydı.
Van Lienden’in, televizyon programında laf ebeliği yaparak, ‘Kazancımı yardım kuruluşlarına bağışlayacağım’ diyerek özür dilemesi, Hollandalılar arasında az da olsa bir sempatiye yol açmıştı. Ne var ki, gerek televizyondaki konuşmasını ve gerekse basına yansıyan beyanlarını dikkatle izlediğim Van Liende, yine yaptı yapacağını.
Üstteki gazete kupüründe görebileceğiniz gibi, Van Lienden için, bakınız Bert Wagendorp adlı bir yorumcu neler yazmış:
‘Sywert van Lienden, Pazar günü Buitenhof programındaydı. Günah çıkarmak için, günah çıkaran papaz Twan Huys’ı (Programın moderatörü) seçmişti.
Sywert 9 milyon euroyu kazanırken, daha transparant olması gerektiğini ve bir çırpıda para babası olmayı daha gerçekçi bir dille anlatması gerektiğini kabul etti.
Bunun için özür diledi. Bunlar güzeldi. Bunun yanında, yeni elde ettiği varlığını işletmeye koyacağını ve bundan elde edeceği meblağı kanser araştırmasına ve şanssız çocuklara harcayacağını söyledi. Bunlar, yürek ısıtıcıydı.’
Kupürde, altı çizili satırlardaki Hollandaca ifadelerin tercümesini ben yatay yaptım. Hollandacayı bilenler gerçeği daha iyi görebilirler.
Herkes anlayamadı ama, Pazar günkü tutumu ile bazı yüreklere su serpen ve biraz da sempati kazanan Van Lienden, açıkça göz boyuyor. Onun yaptığı, kazandığı parayı bağışlamak değil, sadece bu paradan kazanacağı meblağı bağışlamaktır.
Yani, bana göre, 9 milyon euro olan ana para yine Van Lienden’in cebinde veya hesabında olacaktır.
Pazar gününden bu yana tüm bunları düşünürken, çocukluk yıllarından kalma dolandırıcılardan Sülün Osman’ı hatırladım. Van Lienden için ‘Sülün Osman’ın Hollanda versiyonu’ dedim ama, arada sadece taktik farkı var. Bizim Sülün Osman’ımız kara cahil zavallı insanları dolandırıyor, Hollanda’nın Sülün Sywert’i ise, çok bilgili ve çok uyanık devlet büyüklerini aldatıyor.
Şimdi gelin, bilmeyenlere bizim Sülün Osman’ı tanıyalım.
Bakın, Sülün Osman’ı nasıl anlatıyor zamanın gazetecileri:

Tüm Zamanların En Büyük Dolandırıcısı Sülün Osman

1923’te İstanbul‘da doğan Osman Ziya Sülün, başta kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları, tramvaylar olmak üzere, birçok kamu malını ve tarihi eseri halka satarak, ya da kiraya vererek büyük paralar kazanmış. Çevirdiği işler ve yaptığı savunmalarla fıkra gibi bir hayat yaşayan Sülün, birçok filme ve kitaba da konu oldu.
Dolmabahçe Sarayı önünde saat ayarlama parası
Sülün Osman birkaç arkadaşıyla birlikte Dolmabahçe Sarayı’nın önüne gidip beklermiş. Etraf kalabalıklaşınca arkadaşlarına saatlerini ayarlatır, sonra da onlardan saat ayarlama parası alırmış. Duruma anlam veremeyen insanların arasından, bir süre sonra dayanamayıp ”Ne yapıyor bu adam?” diye soranlar mutlaka oluyormuş. Bunun üzerine her Türk insanı gibi ”Ne kadar kazanıyorsun sen buradan?” diye muhabbete giren vatandaşlara da geçmiş oluyormuş. Yani dolandırılıyorlardı.
Taksim Meydanı’na paspas…
Dolmabahçe Sarayı önündeki numarasına benzer bir numara bu da aslında. Önce Taksim Meydanı’na paspas serip oradan geçenlerden ‘Burası benim’ diyerek para alıyor, daha sonra ”Ne kadar kazanıyorsun sen buradan” diyenlere komple Taksim Meydanı’nı satıyormuş.
‘Kusura bakma hakim bey. Memlekette Galata Kulesi’ni satın alacak eşekler olduğu sürece ben bu kuleyi satarım’
Galata Kulesi’ni de sahiplenen Osman, mahkemede kendisini bu sözlerle savunmuş. Doğru söze ne denir ki?
Falcılık ve Büyücülük denemeleri.
Zamanla kamu malları üzerindeki fikirleri tükenince bir kere de şansını medyumluktan yana kullanayım demiş ve evlenemeyen kadınları kesin olarak evlendirdiği iddiasıyla sektöre giriş yapmış.
Galata Köprüsü’nü satışı ve yakalanışı…
Önceki yöntemlerinden bir farkı yok. İnsanlar köprüden geçiyor, arkadaşları para ödeyince insanlar ”Ne yapıyor bu adam?” diye sormadan gördüklerini yapıyor ve ardından Galata Köprüsü’ne de talip çıkıyor. Bu olay daha sonra Türk filmlerine konu oluyor. Fakat Sülün Osman’ı yakalatan olay da bu oluyor.

 

HOLLANDA’NIN BAŞINA BELA GETİREN YOLSUZLUKLAR…

HOLLANDA’NIN BAŞINA BELA GETİREN YOLSUZLUKLAR…


İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), en az ve en çok yolsuzluk yapılan ülkeleri açıklarken, ne derece doğruyu yansıtıyor?

 

2020 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Hollanda, en az yolsuzluk yapılan ülkeler arasında 8’inci, Türkiye ise 86’ıncı.

 

Kaldı ki, Hollanda’da geçmişte ve şimdilerle yapılan yolsuzluklar, hükümet düşürecek ve hükümet kurdurmayacak nitelikte tehlike arzediyor.

 

Ufak çapta olsa da, benim de bu ülkede yolsuzluğa alet oluşumu sergileyecek bir anımı yazacağım.

İnsanoğlunun yaşadığı her yerde, yolsuzluk vardır ve bu yolsuzluklar başa beladır. Bakınız Prof. Dr. Turgay Berksoy bu konuda neler diyor:
‘Yolsuzluk problemi, ülkelerde çözüm bekleyen temel problemlerden birisidir. Çünkü, hem gelişmiş hem de az gelişmiş ülkelerde görülen yolsuzluklar, ekonomide yatırım, büyüme ve gelir dağılımı gibi makroekonomik büyüklükleri olumsuz etkilemektedir. Yolsuzluklar, her toplumda farklı şekillerde görülebilmektedir.
Yolsuzluklar, az gelişmiş veya gelişmiş tüm ülkelerde temel problemler arasında yer almaktadır. Ülkelerde geniş bir alanda görülen ve birçok nedeni olan yolsuzluk, ekonomide kültürel ve sosyal yapıda ciddi bozulmalara sebep olmaktadır. Literatürde farklı tanımları bulunan yolsuzluk kavramının herkes tarafından anlaşılır net bir tanımı yoktur. Çünkü her ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel yapıları farklıdır hatta aynı ülke içinde bölgeler arasında bile farklılıklar söz konusudur.
Doğası gereği gizli bir eylem olan yolsuzluk; ekonomilerde yatırım, büyüme, gelir dağılımı gibi makroekonomik büyüklükleri olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, temel amacı topluma hizmet etmek olan devlete yolsuzlukla mücadele konusunda önemli görevler düşmektedir.’
Berksoy’un bu konudaki anlatımı uzayıp gidiyor. Ama ben size son paragrafı da okutayım:
‘Başka bir çalışmaya göre yolsuzluk; kamu görevlilerinin kamusal yetkilerinden kaynaklanan, makamlarını özel menfaatleri için kötüye kullandıklarında ortaya çıkan etik, ahlaki başarısızlık durumudur. Yolsuzluk; ülkelerin sosyal ve kültürel tarihine, siyasi ve ekonomik gelişimine, bürokratik geleneklerine ve politik kökenlerine dayanmaktadır. Yolsuzluk kavramı, kurumsal zayıflıkların ve ekonomi politikalarının piyasayı olumsuz etkilediği durumlarda artma eğilimi gösterir, kaynakların yanlış yönlendirilmesiyle beraber ekonomik ve sosyal gelişmeyi bozar.’
Evet, Prof. Berksoy, ‘Yolsuzluk; ülkelerin sosyal ve kültürel tarihine, siyasi ve ekonomik gelişimine, bürokratik geleneklerine ve politik kökenlerine dayanmaktadır’ diyor ama, Hollanda gibi medeni ve demokrat bir ülkede yolsuzluğun ne işi var?
Hollanda tarihinde öyle büyük yaşanmış bir yolsuzluk var ki, bu yolsuzluk dillere destan bir yolsuzluktur. Amsterdam’ın Schiphol Havalimanı yanındaki tünel inşaatı sırasında ve sonrasında yaşanan yolsuzluklar ülkeyi çalkalamıştı.
Hollanda gibi bir ülkede, devletin her hangi bir biriminde yolsuzluk yapılma ihtimali çok zayıf görünse de, benim bizzat alet olduğum küçük bir yolsuzluğu sizlere anlatmak istiyorum. Böylece, yolsuzluğun sadece ‘dosya içinde para vermek’ olmadığını, değişik yollar ile yapılabileceğini de anlatmış olacağım:
30 yıl önce, ikamet ettiğim evin mutfak bölümünü, bahçeme iki metre uzatmıştım.
Komşulardan biri bu durumu bağlı olduğumuz belediyeye ihbar etti. Kaldı ki ben, kendi bahçem içinde iki metrelik bir uzatma için izin alınması gerektiğini bilmiyordum. Belediyeden gelen memurlar durumu inceledikten sonra, ‘Yeni yapılan uzatma bölümünü hemen yıkmalısınız’ diye kesin bir dil kullandılar.
Bu durumu, haırı sayılır bir Hollandalı dostuma anlattım ve ne yapmam gerektiğini sordum. Hollandalı dostum bana, ‘Belediyeye git ve işlemi yapan memura aynı soruyu yönelt’ dedi. Ben de Belediyedeki memura aynı soruyu yönelttim. Aldığım cevap ne oldu biliyor musunuz? Elime adres yazılı bir kâğıt uzatan memur, ‘Bu kâğıtta yazılı olan mühendislik bürosuna gidin ve bir plan çizdirin.’
Gittiğim mühendislik bürosu iki saat içinde bir plan çizdi ve masraf olarak 700 gulden aldı.
Şimdi diyeceksiniz ki, ‘İyi de bunda ne acayiplik var, memur senin işini kolaylaştırmış.’ Maalesef öyle değil sevgili okurlarım. Mühendislik bürosunun sahibi, belediye memurunun bacanağıymış. Beni özellikle o büroya göndermesi bu nedenleymiş. Benden alınan 700 guldenin bir bölümü de muhtemelen belediye memurunun cebine gidecekmiş.
İşte bu da böylesi bir yolsuzluk işlemidir sevgili okurlarım. Hem de Hollanda’da…
Günümüzde ülkelerde görülen temel problemler arasında yolsuzluk olgusu ön sıralarda yer almaktadır. Yüksek boyutlara ulaşan yolsuzluklar, ülkelerin iktisadi ve sosyal yaşamlarında telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkarmıştır ve çıkarmaya da devam etmektedir. Uzun yıllardır akademi ve siyaset dünyasında sınırlı bir ilgi alanına sahip olan yolsuzluk problemini artık Dünya Bankası, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Avrupa Birliği gibi dünyanın önde gelen kuruluşları da kabul etmeye başlamışlardır. Bu bağlamda, yolsuzluğun önlenmesi ve kontrol edilmesi için denetim ve cezalar uygulamaya koymuşlardır. Yolsuzluk; kamu görevlilerinin aldığı rüşvet, kamu yönetimine emanet edilen kaynakların kamu görevlilerince zimmete geçirilmesi, dolandırıcılık gibi farklı şekillerde kendini göstermektedir. Ülkeden ülkeye hatta ülkenin bir bölgesinden başka bir bölgesine büyük farklılıklar gösteren yolsuzluklar; sağlık, ulaştırma, eğitim gibi geniş bir alanda görülmektedir. Ülkelerde sık görülmeye başlanan yolsuzluğu endeksler yoluyla ölçen birçok kuruluş ortaya çıkmıştır. Uluslararası Şeffaflık Örgütü, uzun yıllardır bu konuda çalışmalarını sürdüren önemli kuruluşlardan biridir. Yolsuzluk, ölçülebilen bir kavram olsa bile, yolsuzluk kavramının herkes tarafından standart bir tanımının olmaması, kültürden kültüre değişiklik göstermesi, doğası gereği gizli bir eylem olması gibi nedenlerle ölçülmesinde bazı zorluklarla karşılaşılmaktadır. Genel olarak gelişmiş ülkelerde, gelişmemiş ülkelere göre yolsuzluğun yüksek olması dikkat çekicidir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün ortaya koyduğu Yolsuzluk Algılama Endeksine göre Türkiye’nin değerlendirmesi yapıldığında, ülkemizin son yıllarda endeks puanları ve sıralaması alta doğru düşme göstermektedir. Bu durum, bize yolsuzlukla mücadelede ülkemizin aldığı/alacağı yapısal önlemlerin artırılması gerektiğini göstermektedir. Yolsuzluğa yol açan birtakım sebepler söz konusudur.
TESPİTLER
Ülkelerde yapılmakta olan yolsuzlukların ne derecede olduğunu ortaya çıkarmak için, pek çok araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırmaları yapanlar arasında en çok itibar gören kuruluş, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’dür. (Transparency International)
2020 yılında yapılan araştırma sonuçlarına göre, Hollanda 8’inci sırada yer alıyor. Türkiye de 86’ıncı sırada. Yani en az yolsuzluk yapılan ülkeler sıralamsında Hollanda 8, Türkiye de 86’ncı durumda.
180 ülkeyi kapsayan araştırmaya baktığımız zaman, Türkiye’den daha kötü durumda olan 94 ülke varmış diye düşünürsek biraz teselli buluruz sanırım.
Şimdi ben sizi, sözünü ettiğim araştırma haberi ile başbaşa bırakayım:

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke
arasında 86’ncı sırada yer aldı. Avrupa ülkeleri arasında puanı en düşük olan ülke konumundaki Türkiye, 2012’den bu yana gerileme yaşıyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International), hazırladığı ve 0 ila 100 arasında derecelendirilen endekse göre, 0 yolsuzluğun çok yoğun olduğu, 100 ise tamamıyla yolsuzluktan arınmış ülkelere işaret ediyor.
DW Türkçe’de yer alan habere göre endekste dünyadaki yolsuzluk oranının, bir önceki yıla benzer bir seviyede seyrettiği belirtildi.
Buna göre, 2020 yılında, dünya ülkelerinin üçte ikisi, 50’nin altında kalmış bulunuyor.
Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre 40 puan alan Türkiye, küresel sıralamada 180 ülke arasında 86’ncı sırada bulunuyor.
Türkiye geçen yıl yayınlanan endekste ise 39 puan ile 91’inci sırada yer almıştı.
2020 yılı endeksinde, Türkiye ile aynı puanı paylaşan ülkeler, Trinidad ve Tobago, Doğu Timor, Fas, Hindistan ve Burkina Faso oldu.
2012’den bu yana düşüyor
Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler ile karşılaştırıldığında, 44 ile AB içinde en düşük puanı alan Romanya’nın da gerisinde kaldı.
Türkiye, Ekonomik ve İşbirliği Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında da sondan üçüncü sırada yer aldı.
İstanbul’da bulunan Uluslararası Şeffaflık Derneği, Türkiye’nin küresel sıralamada, “ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlıkların yoğun olduğu, demokrasi ile tanışamamış birçok ülkenin gerisinde” kaldığına dikkat çekti.
Dernekten yapılan açıklamaya göre, 2012 yılından bu yana puanı ve sırası hızlı bir biçimde düşmekte olan Türkiye, bu yıl 1 puan fazla almasına karşın son sekiz yıl içinde en çok gerileyen beş ülke arasındaki yerini değiştiremedi.
‘Ülke kaynakları korunmalı’
Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu üyesi ve Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı
E. Oya Özarslan da Türkiye açısından sonucu şöyle değerlendirdi:
‘Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda endişe verici durumunu koruyor. Temelli bir adım atmadığımız sürece de böyle olmaya devam edecektir. Küresel bir salgını yaşadığımız bu günlerde sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlara gitmesi gereken ülke kaynaklarının korunması herkesin derdi olmalı.’
Danimarka ve Yeni Zelanda zirveyi paylaştı
Yolsuzluk Algı Endeksi’nin ilk sıralarında, 88’er puanla Danimarka ve Yeni Zelanda yer aldı.
Bu iki ülkeyi 85’er puanla Finlandiya, Singapur, İsveç ve İsviçre takip etti.
Almanya, 2019’da olduğu gibi 80 puanla 8’inci sırada geldi.
Dünyada en fazla yolsuzluğun hüküm sürdüğü ülkeler ise 12’şer puanla Somali ve Güney Sudan oldu.
Onların önünde ise 15’er puanla Venezuela ve Yemen ile 14 puanla Suriye yer aldı.
Sahra-Altı Afrika ülkelerine düşük puan
Bölgesel olarak bakıldığında, Sahra-Altı Afrika ortalama 32 puanla en düşük notu alırken, Batı Avrupa ise 66 puan ile en yüksek nota layık görüldü.
Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki ülkelerin ortalama puanı ise 36 oldu. Bu grupta Türkiye, Gürcistan, Ermenistan, Belarus ve Karadağ’ın ardından 5’inci sırada geldi.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre, 2012 yılından bu yana 48 ülkenin puanında “kayda değer değişiklikler” görüldü.
Söz konusu zaman diliminde 26 ülkenin puanı yükselirken, 22 ülkenin puanı ise düştü.
Yunanistan, Myanmar ve Ekvador yolsuzlukta hafif düşüş görülürken, Lübnan, Malavi ve Bosna-Hersek’te ise yükseliş kaydedildi.
Dünyanın üçte ikisinde yolsuzluk var
Raporla ilgili DW’ye açıklamalarda bulunan Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı Daniel Eriksson, “Dünyanın üçte ikisinde yolsuzluğun olduğu söylenebilir” dedi.
Derecelendirmesini yaparken öncelikli olarak rüşvet, zimmete para geçirme ve kayırmanın ülkelerde ne kadar yaygın olduğunu inceleyen endeks, söz konusu ülkelerde yolsuzlukla mücadele yasalarının olup olmadığını ve bu yasaların uygulanıp uygulanmadığını da dikkate alıyor.
Covid-19 ile yolsuzluk arasındaki bağlantı
Bu yılki endeks, Corona virüsü pandemisi nedeniyle, yolsuzluk ile sağlık hizmetleri arasındaki bağlantıya da odaklandı.
Eriksson, “Yolsuzluk seviyesi ve pandemi nedeniyle yaşanan sağlık krizine verilen yanıt arasında bir bağlantı olduğu ortaya çıktı. Pandemi maalesef yolsuzluk yapan hükümetler için iyi bir zaman” dedi.
Otoriter hükümetlerin özellikle tıbbi araç-gereç ve maske alım süreçlerinde şeffaf davranmadığının altını çizen Eriksson, “Maliyeti halkın sırtına yükleyerek, kendilerini zenginleştirmek, paraları kendi ceplerine indirmek için cazip bir süreç” dedi.
‘Demokrasi ile doğru orantılı’
Eriksson, “Toplumlar demokratikleştikçe, açıklaştıkça, şeffaflaştıkça, yolsuzlukla mücadele etme kabiliyetleri de artıyor. Görüyoruz ki düşünce özgürlüğünün altını oyan, insan haklarını ihlal eden bazı ülkelerde yolsuzlukla mücadele kabiliyeti de çok düşük” ifadelerini kullandı.
Adam kayırma, yolsuzluk ve rüşveti görünür kılmayı hedefleyen Yolsuzluk Algı Endeksi, 2004 yılından bu yana her yıl yayınlanıyor.

 

DÜZENBAZLIK, MODERN (!) VE DEMOKRAT (!) ÜLKELERDE DE VAR…

DÜZENBAZLIK, MODERN (!) VE DEMOKRAT (!) ÜLKELERDE DE VAR…

 

İlhan KARAÇAY’ın analizi:

DÜZENBAZLIK MODERN (!) VE DEMOKRAT (!) ÜLKELERDE DE VAR

Pek çok ünlüsü ve sevileni olan, örnek alınması öngörülen Hollanda’da yolsuzluklar siyasi arenayı altüst etti.

Ülkenin, son aylardaki en popüler ve en sevilen siyasetçisi Pieter Omtzigt’in adı da maske yolsuzluğuna karıştı.

Hükümetin düşmesi ve yeni hükümetin kurulamaması son yolsuzluklara bağlanıyor.


Biz, düzenbazlıkların ve yolsuzlukların hep gelişmemis ve az gelişmiş ülkelerde yaşandığını var saymışızdır. Çok modern ve demokrat görünümlü insanların, böylesi bir itibarsızlığa bulaşmayacaklarını sanmışızdır.
‘Biz’ derken, sizi kastediyorum. Zira ben, 54 yıldır yaşadığım, medeniyetin beşiği sanılan Hollanda’da, pek çok yolsuzluk ve düzenbazlık olayınının yaşanışını izlemişimdir.
Hollanda’da yaşanan en büyük yolsuzluk, Schiphol Havalimanı tunelinin yapılışı sırasında yaşanmıştı. Meclis araştırması sonucunda, pek çok siyesetçi, bürokrat ve inşaat firmasının bir milyara yakın parayı nasıl paylaştıkları meydana çıkarılmıştı.
KORONA YOLSUZLUKLARI

Hollanda hükümeti ilei hatırı sayılı kişilerle masaya oturan Sywert van Lienden, maske satımından kâr amacı gütmediğini ve bağlı olduğu vakıf aracılığıyla hayır işi yaptığını belirtmişti ama sonunda 15 milyon euro kâr ettiği anlaşıldı.
Korona virüsü pandemisinin yol açtığı sağlık hizmetleri yolsuzlukları, dünyanın dört bir yanında görülmüştür. Virüs ile mücadele etmek için gerekli olan ilaç, araç ve gereçin satın alınmaları sırasında inanılmaz yolsuzluklar yaşanmıştır.
Hollanda’da, sadece ağız maskesi alımı sırasında şaşırtıcı yolsuzluklar yaşanmıştır.
Ağız maskesi için 40 milyon adetlik ilk anlaşma yapılan bir firma, teslim ettiği 19 miyon maskenin 15 milyonu defolu çıkınca devre dışı bırakıldı. Buradaki zarar 50 milyon euroyu geçti.
ARAYA PRENS GİRDİ

Van Lienden ile yapılan görüşmelerde arabuluculuk yaptığı ileri sürülen Prens Constantijn’in, bu alış verişteki pozisyonu merak ediliyor.
Ağız maskesi için daha sonra anlaşma yapılan kişi, maalesef eski bir siyasetçi ve bürokrat çıktı. Kendisinden ‘Medyatik’ diye söz edilen bu kişi, televizyonlardan aşina olduğumuz Sywert van Lienden idi.
Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDA) partisinin üyesi olan Van Lienden, 40 milyon adetlik maske alış verişinden para kazanmayacağını ve bu işi bağlı olduğu Vakıf ile kâr gözetmeksizin yapacağını tekrar tekrar ifade etmişti. Nasıl olduysa daha sonra bu işi, dört gün önce kurduğu bir Limited Şirket ile yapacağını belirten Van Lienden, şimdiki Kral Willem Alexander’in kardeşi Prens Constantijn’i araya sokarak, 108 milyonluk alış verişten 15 milyon euro kâr elde etti.
BU DEFA SEVİLEN POLİTİKACI ARACI OLDU

Hollanda’da, son ayların en çok sevilen ve güven duyulan siyasetçisi olarak ünlenen Pieter Omtzigt, ‘Hükümet düşüren ve hükümet kurdurmayan adam’ olarak da anılıyor. Aynı Omtzigt’in, bir maske satışı için başbakan Rutte ile pazarlık masasına oturduğunun anlaşılmasından sonra, puan kaybettiği görülüyor.
Daha önce, bu işi kâr gözetmeksizin yaptığını defalarca tekrarlayan Van Lienden’in, bu işten çok para kazanmış olması tepki çekerken, aynı Van Lienden bu kez 80 milyon maskenin satışı için, hükümete yakın, hatırı sayılır torpil aramaya başladı.
Bu torpil, gerek vergi daireleri skandalına karşı ve gerekse pandemi yasaklarına karşı iyi bir mücadele veren, bu konularda hükümetin düşmesine neden olan ve yapılan seçimlerden sonra da hükümetin hâlâ kurulamamasında büyük etken olan Pieter Omtzigt’ten başkası değildi.
Geçn yıl nisan ayında, yanına Van Lienden’i de alarak Başbakan Rutte ile başbaşa görüştüğü anlaşılan Omtzigt, bu kez herkeste büyük şaşkınlık yarattı.
Daha önce Ayfer Koç ile evli olduğunu ve Hollanda’da şu anda en popüler ve en sevilen politikacı olduğunu belirttiğim Pieter Omtzigt’in, geçmişte yaptığı bu görüşme kafaları karıştırdı.
Omtzigt’in araya girmesine rağmen hükümet ikinci anlaşmaya yanaşmadı. Zira, Van Lienden kâr amacı olmadığını belirtmiş olmasına rağmen, aksine fahiş bir şekilde para kazanmıştı. Önce, beheri 2.25 euro olan maskelerin fiyatını 2.65’e kadar yükseltmişti.
Şimdi, ben dahil pek çok kimsenin aklından şunlar geçiyor: Geçen yıl nisan ayında, Başbakan Rutte ve Van Lienden ile aynı masaya oturup pazarlık yapan Pieter Omtzigt, konuşmanın olumsuzlukla sonuçlanmasından sonra mı sertleşti ve hükümeti devirmeyi başardı?
Seçimlerden sonra evinden dışarı çıkmayan ve tam 3 aydır hasta yatan Omtzigt’i, şimdi çok rahatsız eden bir durum mu var?
Önceleri, Pieter Omtzigt’in CDA Partisi’nin başına geçmesi ve koalisyon görüşmelerinin kendisi ile yapılması gerektiğine inanan çevreler, şimdi daha başka şeyler mi düşünüyor?
İşte tüm bu yaşananlar, ortada bir sır olarak kaldıkça, Hollanda’da yeni hükümetin kurulması da zor görülüyor.
ÇOK YAKINDA
Hayret, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) açıkladığı 2020 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre, Hollanda, en az yolsuzluk yapılan ülkeler arasında 8’inci durumda yer alıyor. (Türkiye 86’ncı sırada).
Değerlendirilmeye alınan diğer ülkelerin durumu da kafa karıştırıcı.
Bu konuyu irdeleyen analizimi çok yakında sizlere sunacağım.
HOLLANDA’DA YILDIRIM KARDEŞLERİN BÜYÜK BAŞARI HİKÂYESİ…

HOLLANDA’DA YILDIRIM KARDEŞLERİN BÜYÜK BAŞARI HİKÂYESİ…

Şahin, Murat, Yasin ve Hamza Yıldırım kardeşler, kurdukları şirket ve vakıflar ile topluma yararlı hizmetler veriyorlar.

 

Loyaal Groep adı altında toplanan firma, dernek ve vakıfların olağanüstü başarıları, medya tarafından övülüyor.

İşte o kurumlar ve faaliyetlerinden bazıları:

• Excellent Academy: Lahey’de özel dershane.

• TASA Consultancy: Araştırma ve danışmanlık.

• InnTech (Innovative Technology): Teknoloji.

• Webactueel: Web tasarımı.

• CitoMateriaal: İlkokul için eğitim materyalleri.

• Atlas Cultureel Centrum: Kültür, Sanat, Tarih ve Eğitim.

• Mister Einstein: İlk ve Ortaokul için tasarlanan dijital eğitim.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

1960’lı yılların başından bu yana gurbete çıkmış olan yurttaşlarımız arasında, işçilikten patronluğa yükselmiş pek çoğunun başarı öykülerini okumuşsunuzdur.
‘Çarık ile geldi, büyük iş adamı oldu’ gibi abartılı başlıklı röportajlar da okumuşsunuzdur.
Doğrudur, gurbet ellere temizlik işçisi olarak göç etmiş onbinlerce Türk, işçilikten patronluğa yükselmişlerdir. Hatta bu sayıyı yüzbinlerce olarak de verebiliriz. Zira sadece Hollanda’da işyeri sahibi olan 30 bin yurttaşımız vardır.
Bu başarı öyküleri, birinci nesil Türkler ile başlamıştı. İkinci nesil ile devam eden bu başarı, üçüncü nesil Türklerde bilgi ve teknoloji alanında da gelişmiştir.
İşte size, bilgi ve teknoloji alanında gelişmiş olan dört Türk kardeşten bir başarı hikâyesi:
Şahin, Murat, Yasin ve Hamza YILDIRIM kardeşlerin başarı hikâyesi gerçekten parmak ısırtacak bir nitelik taşıyor. Hollanda medyasının da sitayişle söz ettiği YILDIRIM kardeşlerin başarı öyküsü şöyle:
Yıldırım kardeşlerin faaliyetleri 2009 yılında başlıyor. Kurmaya başladıkları firma, dernek ve vakıfları LOYAAL GROEP’ta toplamaya başladılar.
İlk adımını eğitim ile atmış olan LOYAAL GROEP, Lahey’deki farklı eğitim kurumları sayesinde, 2019 yılında en büyük dershaneler arasında yerini aldı. 2020 yılında ise ´Mister Einstein´ dijital eğitim uygulamasını geliştirerek, Hollanda´da piyasaya sürdü ve eğitim sektöründe gücüne güç kattı.
LOYAAL GROEP bünyesindeki kurumlar ve faaliyetleri:
• Excellent Academy: Lahey’de özel dershane faaliyeti gösteren ve 2019 yılında en büyük dershaneler arasında yer alan özel bir kurumdur. 90 çalışanı ile yılda 1000’den fazla öğrenciye hizmet sunmaktadır.
• TASA Consultancy: Araştırma ve danışmanlık faaliyetleri yapan özel bir kurumdur.
• InnTech (Innovative Technology): Teknoloji alanında sürdürülebilir programlar ve uçak motoru simülasyonu üzerine araştırma yapan bir kurumdur.
• Webactueel: Web tasarımı, SEO ve dijital medya üzerine yoğunlaşan bir kurumdur.
• CitoMateriaal: İlkokul için eğitim materyalleri gerçekleştiren ve bünyesinde pedagogların, psikologların ve eğitim insanlarından oluşan bir kurumdur.
• Atlas Cultureel Centrum: Kültür, Sanat, Tarih ve Eğitim alanlarında faaliyet gösteren bir dernektir.
• Mister Einstein: İlkokul ve Ortaokul öğrencileri için özel tasarlanan dijital eğitim uygulamasıdır. Henüz yeni olmasına rağmen Hollanda’nın genelinde birçok kişiye eğitim hizmetleri sunuyor.
Şahin Yıldırım Loyaal Groep’un amacı ve hedeflerini şöyle açıklıyor:
“Aslında farklı kurumlar üzerinden yönetilen şirketlerimizi üç ana dal altında toparlayabiliriz: Eğitim ve Araştırma, Teknoloji ve Tasarım, Kültür ve Tarih. Bizim vizyonumuz mutlak başarının hedef olduğu; dürüst, sürdürülebilir, prensiplerine bağlı, kurumsal bir çatı altında sunulan hizmetlerde kalite ve güvenden ödün vermeden yeni fikir ve idealler doğrultusunda LOYAAL GROEP imzasını nesilden nesile taşımak.
Eğitim ve araştırma alanında hedefimiz; bilimsel düşünen, öz güven ve özsaygısı yüksek, insan haklarına saygılı, toplumsal ve evrensel sorunların farkında olan, araştıran ve bu sorunlara çözüm üreten, barışçıl, aydın ve ileri görüşlü, entelektüel yönü gelişmiş bireyler yetiştirmek.
Dijital ve Teknoloji alanında hedefimiz; yeni bilgi tabanlı, akılcı teknikler ve teknolojiler geliştirmek ve bunları insanların hizmetini sunmak.
Tarih, Kültür ve Sanat ile hedefimiz; Hollanda´da oluşan Kollektif tarihimize sahip çıkmak, kollamak ve yeni nesillere aktarmak. Ayrıca sergi, tiyatro, film günleri, konferans ve öğrenci değişim programları ile ikili ülke ilişkilerine katkı sunmak.”
Murat Yıldırım, LOYAAL GROEP’un gücünü nereden aldığını anlatıyor:
”Loyaal Groep şirketler topluluğunun çeşitli alanlarda faaliyet göstererek hızla gelişmesinin ve gücüne güç katmasının ana sebebi, özellikle halkımızın talep ettiği ve piyasada boşluk olan alanlarda faaliyet göstermesidir. Bizler ayrıca kendi bilgi ve birikimimizin yanında teknoloji ve inovasyon alanında bir ekip kurarak, halkımızın ihtiyaçları doğrultusunda yüksek teknoloji ile farklı fonksiyonları bir birine bağlayarak, güvenilir, bütünleşik ve ileriye yönelik yeni sistemler geliştiriyoruz. Böylece hem riskleri minimum seviyede tutuyor, yeni fırsatları değerlendiriyor ve ileriye yönelik yatırımlar yapıyoruz.
Yasin Yıldırım, LOYAAL GROEP’un geleceğe hazırlanışını anlatıyor:
“Eskiden uzak görünen her şey artık bize çok daha yakın olmaya başladı. Ticaretten politikaya, eğitimden eğlenceye kadar yaşamımızın her safhasında artık dijital uygulamalar ve bu dijital uygulamanın parçası hâline gelen yeni bir nesil yetişiyor. Aslında bu değişimleri tanımlamakta da artık zorlanmıyoruz; dijital para ve dijital eğitim sistemi gibi terimler, gündelik hayatın bir parçası hâline geldi. Ve eğer siz de geleceğe yön vermek istiyorsanız o zaman bugünden kolları sıvamanız gerekiyor çünkü yarın çok geç olabilir.”
Hamza Yıldırım, LOYAAL GROEP’un başarı sırrını açıklıyor:
“Sahip olduğunuz becerileriniz, hayalleriniz ve inancınızın yanında disiplinli ve özverili çalışmanız ve bir birinizle bilgilerinizi paylaşmanız ve yeni bir vizyon ve hedef ancak sizi başarıya ulaştırır. Loyaal Groep’un başarı sırrı da tam buradan kaynaklanıyor. ”

SINIR ÖTESİ FAALİYET

Kültür, Sanat, Tarih ve Eğitim alanlarında faaliyet gösteren Atlas Kültür Merkezi’nin faaliyetleri sınır ötesine de taştı.
Atlas Kültür Merkezi, Zülfü Livaneli Kültür Merkezi ile ortaklaşa bir fotoğraf sergisi düzenlemişti. ‘Gurbette’ adlı Hollanda’ya göç fotoğraf sergisi, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi
Marjanne de Kwaasteniet tarafından açılmıştı.
Hollanda ile sözleşme yapıldığı zamanın  Çalışma Bakanı Ali Naili Erdem ve proje sorumlusu Şahin Yıldırım’ın eşlik ettikleri açılışa yurt içinden ve dışından yüzlerce davetli katılmıştı.

DÖRT ‘SİLAHŞÖR’ GİBİ DÖRT ‘DEHA’

Hollanda’da gündem oluşturan Yıldırım kardeşleri tanıyalım:

Şahin Yıldırım

LOYAAL GROEP, yönetim Kurulu Üyesi olan Şahin Yıldırım, Amsterdam Üniversitesi’nde Yüksek Lisansını yaptı. Ayrıca bünyesinde bulunan Mister Einstein, Excellent Academy ve TASA Consultancy şirketlerinin Strateji, Koordinasyon ve Yönlendirme çalışmalarını yürütüyor. Bundan önce, 2011’de TRT yayımlanan ‘Almanya Treni Belgeseli’ koordinatörlüğünü, 2012 yılında Hollanda Türkiye ilişkilerinin 400.yılı çerçevesinde Hollanda ulusal arşivinde ‘De Prins en Pasha’ sergisi koordinatörlüğünü, 2014 yılında Hollanda’ya Göçün 50.yılı çerçevesinde geniş araştırma yapıp, çalışmasını ’50 yılda, 50 öykü’ (50 jaar, 50 verhalen) adında bir eser yayımlamış ve Hollanda’daki kolektif tarihimizi yeni nesillere anlatmak için “Gurbette” fotoğraf sergisini Türkiye’de farklı illere götürerek ikili ülke ilişkilerine kültürel ve diplomasi katkılarda bulundu.

Murat Yıldırım


LOYAAL GROEP, yönetim Kurulu Üyesi olan Murat Yıldırım, bünyesinde bulunan Finaal Educatie, Excellent Academy ve InnTech genel müdürlüğünün yanı sıra insan kaynakları ve eğitim için gerekli materyal geliştirme çalışmalarını yürütüyor. Delft Üniversitesinde Uçak Mühendisliği üzerine yüksek lisansını ve Türkiye’de insansız hava aracı üzerine araştırma yaptı ve farklı sivil toplumlu kuruluşlarında görevler üstlendi.

Yasin Yıldırım

LOYAAL GROEP, yönetim Kurulu Üyesi olan Yasin Yıldırım, The Hague University’de Mali Müşavirlik eğitimini yaptı. Ayrıca bünyesinde bulunan Webactueel ve Loyaal Marketing genel müdürlüğünün yanı sıra Hollanda Müsiad İş adamları Derneğin’de İletişim Başkanlığı yanı sıra Lahey’de bulunan farklı sivil toplumlu kuruluşlarında görevler üstlendi.

Hamza Yıldırım

LOYAAL GROEP, yönetim Kurulu Üyesi olan Hamza Yıldırım, Mali müşavirlik ve Pilotluk eğitimini yaptı. Ayrıca bünyesinde bulunan CitoMateriaal kurumunun genel müdürlüğünün yanında LOYAAL GROEP’un genel menajer ve Mali Müşavirlik görevlerini üstlenmektedir.
Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?