HÜKÜMETTEN ÖNCE ESKİ BAKAN ASSCHER İSTİFA ETTİ…

HÜKÜMETTEN ÖNCE ESKİ BAKAN ASSCHER İSTİFA ETTİ…

Binlerce aileyi mağdur eden Vergi Dairesi skandalında ilk istifa.

Hollanda’da hükümetten önce, eski Bakan Asscher istifa etti.

İşçi Partisi siyasi lideri, parti içi baskıya dayanamadı ve ilkeli davrandı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\1024x576a.jpg

İlhan KARAÇAY

Son günlerde sıkça değindiğim, Çocuk Bakımı Ödeneği alan yabancı uyruklu ailelere yapılan haksızlık olayı, ilk istifayı getirdi. Ama bu istifa hükümetten değil, o zamanın Sosyal İşler Bakanı, şimdinin muhalif lideri Lodewijk Asscher’den.
Vergi Dairesi yüksek memurlarının, çocuk bakımı için ödenek alan çifte vatandaşlı ailelere karşı, peşin hükümlü davranarak haksız suçlamada bulunması üzerine patlak veren bu olay, Meclis Araştırma Komisyonu’nun yaptığı soruşturmadan sonra, Hollanda için yüz kızartıcı bir duruma gelmişti.

Hollanda gibi medeni ve demokrat bir ülkede yaşanmaması gereken bu olaydan sonra, en azından zamanın sorumlu Bakanlarının istifası beklenirken, Yeşil Sol Parti’nin siyasi lideri Jesse Klaver, kabinenin tamamının istifa etmesi gerektiğini, istifa gelmezse güvensizlik oylaması isteyeceklerini açıklamıştı.

Hükümette yer alan Bakanların istifası istenirken, o zamanki hükümette yer alan Sosyal İşler Bakanı Lodewijk Asscher’in, bugünkü İşçi Partisi Siyasi liderliği konusu da tartışılmaya başlandı. Parti içi baskıya dayanamayan Asscher bugün siyasi liderlikten istifa ettiğini açıkladı.
Asscher’in bu istifasından sonra, şimdi hükümetin de istifa etmesine kesin gözüyle bakılmaya başlandı.

Zorunlu açıklama
Hollanda’da siyasi partilerin Genel Başkanları, siyasi tartışmalara girmedikleri gibi, genellikle siyasi görev de almazlar. (DENK Partisi ve bir küçük parti daha bu alışkanlığı bozmuştu)
Partinin siyasi lideri ise seçim listesinin başında yer alan ve ‘Liste çekicisi’ olarak anılan kişidir. Seçimlerde birinci parti olanın siyasi liderine hükümet kurma görevi veriliyor ve koalisyon kurulursa Başbakan oluyor.
Yani, İşçi Partisi Siyasi Lideri olan Asscher, mart ayında yapılacak olan seçimlerde birinci parti olmaları halinde Başbakan olacaktı.
Asscher, istifasından sonra yaptığı açıklamada, İşçi Partisi’nin mart ayında yapılacak olan seçime daha temiz bir liste ile girmesini amaçladığını belirterek, partisine başarılar diledi.
Asscher’in bu ilkeli davranışı her kesimde takdir görürken, bu konuda hükümetin kararı da heyecanla bekleniyor.

 

TÜRKİYE’YE ÖVGÜ YAĞDIRAN VE LÂLEYİ HOLLANDA’YA KAZANDIRAN ADAM:BUSBECQ

TÜRKİYE’YE ÖVGÜ YAĞDIRAN VE LÂLEYİ HOLLANDA’YA KAZANDIRAN ADAM:BUSBECQ

*İstanbul’da görev yaparken, arkadaşına yazdığı mektuplar kitap   haline getirildi.

*Mektuplarda, Türkler’in savaş   meydanlarındaki üstünlüğünün
nedenleri, Ordunun disiplini, Türk hamamları ve Türklerin
beden temizliğine verdiği önem, giysilerinin rahatlığı ve renkleri,   atları ile olan insancıl ilişkileri anlatılıyor.

*Osmanlı‘da kadının hukuki statüsünden de bahseden Busbecq,   Türk kadınının boşanma talebinde bulunabildiğini, bu   yönüyle,Osmanlı’nın Avrupa’dan ileri   olduğunu belirtiyor.

*Sanki onaltıncı yüzyılda, bize ait olan   özellikler, hasletler,
yirminci ve yirmibirinci yüzyılda   Avrupa’ya geçmiş.

*Aynı zamanda bir bitki uzmanı olan   Busbecq, lâle soğanının   Hollanda’ya   kazandırılmasında büyük rol oynadı.

*Mezarı kayıp olan Busbecq’in   doğduğu yere gittik ve   araştırdığımız   mezarını bir kilisede bulduk.

İlhan KARAÇAY, TRT adına yaptığı çalışmalar sırasında işlediği, gözden kaçan konular arasında yer alan Ogier Ghislain Busbecq’i tanıtıyor:

Yönetmen Sacit Şahin, Yapımcı İsmail Elden, kameramanlar Ercan İşsever, Orhan Aybertürk, Hayrettin Demir, Murat Balcı, son çekimlerini bu belgeselde yapan rahmetli Mehmet Türkoğlu ve de Veyis Güngör’e teşekkürlerimle.

Osmanlı ve Türkiye tarihi yazılırken, büyük ve önemli savaşlar ve barışlar arasında, önemi inkâr edilemeyecek bazı konuları nedense hep atlarız.
İşte bu konulardan biri de Ogier Ghislian Busbecq’tir.

İstanbul’da Avusturya Büyükelçisi olarak görev yaparken, arkadaşına yazdığı mektupları kitap haline getirilen, mektuplarında, Türkler’in savaş meydanlarındaki üstünlüğünün nedenlerini, ordunun disiplinini, Türk hamamlarını ve Türklerin beden temizliğine verdiği önemi, giysilerinin rahatlığını ve renklerini, atları ile olan insancıl ilişkilerini anlatan Busbecq, Osmanlı‘da kadının hukuki statüsünden de bahsederken, Türk kadınının boşanma talebinde bulunabildiğini, bu yönüyle, Osmanlı’nın Avrupa’dan ileri olduğunu anlatıyordu.

Aynı zamanda bir bitki uzmanı olan Busbecq, lâle soğanının Hollanda’ya kazandırılmasında da büyük rol oynadı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Veyis Gungor-Busbecq (3).JPGTürkevi AraştırmalarMerlezi Başkanı Veyis Güngör, Fransa’nın Belçika sınırına yakın Busbecque kasabasında bulunan anıt önünde Busbecq’i anlatıyor.

İşte, bizim için çok önemli bir kişiliğe sahip olan Busbecq’in öyküsünü yazmak için, TRT ekibi ve bu konuyu araştırmış olan Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı Veyis Güngör ile, Busbecq’in doğduğu Fransa’daki köye gittik.

Bugüne kadar mezarının kayıp olduğu bilinen Busbecq’in mezarını da bulduk.
Ama önce Busbecq’in İstanbul yaşamına ve mektuplarına bakalım:

Günümüzde Kuzey Fransa topraklarında olan Bousbecque kenti şatosunda doğdu. Babası Georges Ghislain, annesi Catherina Hespiel’di. Günümüzde Güney Belçika‘da olan Wervik ve Comines kentlerindeki okullarda ve Leuven kentindeki üniversitede eğitim gördü. Daha sonra o dönemin en üst eğitim kurumlarının bulunduğu İtalya‘da Venedik başta olmak üzere, birkaç farklı üniversitede eğitimini tamamladı ve kamu hizmetine girdi.

1552 yılında Avusturya arşidükü Ferdinand I emrinde görevlendirildi. İki yıl sonra Avusturya adına İngiltere‘ye gönderilerek İngiltere kraliçesi Mary Tudor ile İspanya prensi II. Felipe‘nin evlilik törenine katıldı.

Busbecq’in bir sonraki görevi Avusturya’nın Türkiye elçiliğiydi. 1547 yılında iki ülke arasında barış yapılmış, fakat Avusturya tarafı barışı tanımamıştı. Ancak yapılan savaşlarda 1551 de Erdel‘in, 1552 Banat‘ın Türkler tarafından fethi üzerine, Ferdinand Busbecq’i barışı yenilemek göreviyle, İstanbul’a gönderdi. Busbuecq’in görevi yedi yıl sürdü. Rüstem Paşa‘nın sadrazamlığı sırasında başarılı olamayan Busbecq, Rüstem Paşa’dan sonra Semiz Ali Paşa‘nın sadrazamlığı sırasında 1562 yılında barışı yenilemeyi başardı.

Busbecq, 1556-1563 yılları arasında Avusturya elçisi olarak İstanbul’da yaşarken farklı faaliyetlerde de bulundu. Bunların başında Türkleri incelemek ve Avrupa’nın tanımadığı bu toplum hakkında yaptığı gözlemleri metne dökmek de vardı. Türkiye’de bulunduğu süre içinde dikkatli gözlemler yaptı ve gözlemlerini dostu olan Macar diplomat Nicholas Michault’a yazdığı dört mektupta topladı.

http://heyula.net/Upload/1024x768/080efdd2-8fae-4e5e-8e7a-c1e3515501e9.jpg http://heyula.net/Upload/1024x768/e2068afe-800b-4789-90d9-14310240a3ec.jpg

Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı ülkesinin dört bucağında uzun zaman geçiren Busbecq, o dönemde yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını söz verdiği gibi dostu Machault’a mektuplarla anlattı. Kanuni’nin Hürrem’le ve şehzadeleri ile ilişkilerinden Rüstem Paşa’nın maddiyata düşkünlüğüne, Osmanlı ordugâhlarındaki düzenden hamam âdetlerine, sokaklardaki hayvanlardan güncel dedikodulara, yaşanan depremlerden dilencilere pek çok konuyu paylaşır. Busbecq’in arkadaşıyla dertleşmek için yazdığı bu mektuplar, Avrupa’da asırlar boyunca okunacak bir kaynak oldu.

Yola çıkarken Türkler hakkında yeterince bilgisi ve tecrübesi olmayan elçinin, İstanbul’a geldikten sonra Kanuni dönemi Osmanlısıyla ilgili her ayrıntıyı anlattığı mektuplar ilk kez Latince olarak 1595’te “Türk Mektupları” adıyla Paris’te basıldı. 1927’de de 3. İngilizce çevirisinden Derin Türkömer tarafından Türkçeye çevrilen kitap, Busbecq’in heyetinde yer alan ressam Melchior Lorichs’in aynı dönemde yaptığı çizimlerle birlikte geçtiğimiz günlerde İş Bankası Kültür Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu.

Aslında bu yazılarının asıl sebebi Türklere nasıl karşı koyabiliriz sorusunun cevabını aramaktı. Bunu açıklarken arka planda 16’ncı Yüzyıl İstanbul’unun ve hayat şeklinin dürüst bir manzarasını ortaya koyuyordu.

Busbecq, bazı eleştiriler yapmakla birlikte, beğendiklerini de ifade etmekten kaçınmamıştır. Ordunun disiplini, Türk hamamları ve Türklerin beden temizliğine verdiği önem, giysilerinin rahatlığı ve renkleri, atları ile olan insancıl ilişkileri, Busbecq’i çok etkilemişti.

Busbecq mektuplarında Osmanlı‘da kadının hukuki statüsünden de bahsediyordu. Türk kadınının boşanma talebinde bulunabildiğini, bu yönüyle,Osmanlı’nın Avrupa’dan ileri olduğunu belirtmesi ilgi hak eden bilgiler arasında. Çağdaş gözlemciler geriye doğru yapılan tanımları boşa çıkartabiliyorlar.

Elçi Busbecq, her ne kadar bu toprakların Osmanlı’nın elinde harcandığını, hatta toprağın matem tuttuğunu, Hıristiyan kültürüne hasret içinde olduğunu düşünse de ‘yiğidi öldür hakkını ver’ cinsinden açıklamaları da var kitapta. Busbecq, zamanın korkulan ama çok saygı duyulan imparatorluğa, özellikle ordusuna hayranlığını açıkça ifade ediyor.

Türk Mektupları, gözleme dayandığı için roman gibi bir çırpıda okunabiliyor. Busbecq için, ‘sadece Osmanlı hakkında bilgi veriyor’ demek hata olur. O aynı zamanda bir Avrupalının ahlâk anlayışı ile Osmanlı’yı kıyaslıyor, yer yer özeleştiri yapmaktan da çekinmiyor.

Osmanlı’nın başarılı olmasının altında yatan nedenleri irdeleyen Busbecq, Osmanlının bu başarısını, adaletli olmalarına bağlıyor ve şöyle diyor: “Sultan’ın karargâhında tek kişi yoktu ki itibarını kendi meziyetlerinden başka bir şeye borçlu olsun, doğduğu aileden dolayı diğerlerinden farklı kılınsın. Kişiye, verdiği hizmetlere göre saygı gösteriliyor. Türk imparatorluğunda her insanın içine doğduğu şartları değiştirme imkânı vardır. İşte Türkler bu nedenle neye teşebbüs etseler başarılı oluyorlar. Sanatı ve bilimleri keşfeden bu topraklar, bizlere devrettiği medeniyeti geri almak için müşterek inancımız adına yabaniliğe karşı bizden yardım bekliyor. Ama hepsi boşuna. Hıristiyanlığı sahiplenenlerin akıllarında başka istekler hakim.”

Ogier Ghislain de Busbecq mektuplarında, Türklerin hangi renkleri uğurlu, hangi renkleri uğursuz addettiklerinden de bahsediyor. Siyahın kötü ve talihsizlik getiren bir renk olduğuna inanıldığını yazan Busbecq, “Türkler siyahın giyilmesini uğursuzluk sayıyor. Öyle ki paşalar bizi birkaç defa siyah elbiselerle görünce ciddi şikâyetlerde bulunmuşlardı. Pembe renk ise seçkinlik alametidir. Ancak savaş zamanı ölümün habercisi addedilir. Beyaz, sarı, mavi, menekşe, kurşuni ve diğerleri daha uğurlu renkler sayılır.” diyor. Makamı ne olursa olsun Türklerin kıyafetlerinin aynı olduğunu söyleyen Busbecq, “Rengârenk kıyafetler, her tarafta atlas kumaşların pırıltısı. Gözlerime böyle güzel bir manzara sunulmamıştı. Bütün bu ihtişamın içinde yine büyük bir sadelik ve tasarruf göze çarpıyor.” diyor.

Busbecq, İstanbul’da olduğu dönemde sarayda yaşanan olaylardan da haberdar. Dostu Machault’ya bunları da yazıyor: “Türk sultanlarının oğlu olmak büyük bir mutsuzluk, zira aralarından biri babasının yerine tahta geçtiğinde, bu diğerleri için kaçınılmaz bir ölüm demek. Onları zorlayan aslında hassa askerlerinin davranışıdır. Eğer tahta geçenin kardeşlerinden biri hayatta kalabilmişse bu askerler sultandan devamlı olarak ihsan talep ederler. Dolayısıyla Türk sultanları ellerini kardeş kanıyla kirletmek zorunda kalır.”

Busbecq, Türk yurdunun mimarisinden daima söz etmiş ve bu hususta dikkatini çekenleri şöyle yorumlamış:

“Türklerin bir özelliği de binalarında ihtişamdan kaçınmaları. Bu gibi şeylere önem vermeyi kendini beğenmişlik, gurur ve gösteriş addediyorlar -bunlar adeta insanın bu dünyada ebediyen var olmayı beklediğine işaret edermiş gibi. Evlerine, bir yolcunun hana baktığı gözle bakıyorlar. Onları hırsızlardan, sıcak, soğuk ve yağmurdan koruyorsa başka bir lüks aramazlar. İşte bu nedenle bütün Türk diyarında zarif bir eve sahip zengin bulmak zordur. Sıradan halk kulübelerde ve küçük evlerde yaşar. Ancak zenginler bahçe ve hamama düşkündür. Kalabalık ailelerini barındıracak büyük evleri vardır ama bu evlerde aydınlık revaklar, göz alıcı salonlar, muhteşem olan veya insanı cezbeden hiçbir şey yoktur.”

Türklerin misafirlere olan düşkünlüğü, tarihten bu yana süregelmektedir. İşte bu konu hakkında da Busbecq’in bilhassa hanlara dair görüşlerini yine mektuplardan şöyle öğreniyoruz:

“Bazen de bir Türk Hanında kaldım. Bunlar çok geniş ve ayrı ayrı yatak odaları olan gösterişli yapılar. Hıristiyan, Yahudi, fakir, zengin hiç kimse buradan geri çevrilmiyor, kapısı herkese açık. Paşalar ve sancak beyleri yolculukları sırasında buraları kullanırlarmış. Türk hanlarında her zaman bir saltanat sarayındaymışım gibi, misafirperverlikle karşılandım. Bu hanlardan konaklayanlara yemek verilmesi âdettir. Yemek zamanı bir hizmetkâr masa kadar kocaman bir tepsiyle çıkagelir. Tepsinin ortasında bir tabak etli bulgur, etrafında ekmekler ile bazen de bir petek bal olur.”

Busbecq, Türklerin hangi işlere yatkın olduğundan mesleki tecrübelerine kadar değerlendirmelerde bulunmuş. Özellikle dikkatini çeken hadiselerde gözlemlerine kendi yorumlarını da katmış. Bunlardan biri de Türklerin karakteristik özelliklerinde dinlerinin ne kadar etkili olduğuyla ilgili. Busbecq’in oldukça ilginç sözleri şöyle::

“Türklerin cesaretlerini fevkalade buluyordum. Gecenin karanlığına, ay ışığı olmamasına ve şiddetli rüzgârlara rağmen yola devamda hiç tereddüt etmediler. Kıyıdan suya uzanmış değirmenler ile kütüklerden ve ağaç dallarından dolayı sürekli tehlike içindeydiler. Kuvvetli rüzgâr, bulunduğum tekneyi sık sık ağaç köklerine suya uzanan dallara öyle bir şiddetle çarpıyordu ki her an parçalanmamız mümkündü. Hatta bir defasında güvertenin bir parçası büyük gürültüyle koptu. Yatağımdan fırlayarak gemicileri daha dikkatli olmaları için azarladım. Bana yüksek sesle verdikleri cevap sadece “Alaure” yani “Allah bizi korur” oldu.”

Türk mutfağını seven ve lezzetli sofralara konuk olan Busbecq’in, Türk yemek kültürüyle ilgili söyleyecekleri de elbet vardır:

“Türkler yolculuk sırasında ete veya sıcak yemeğe rağbet etmezler. Hoşlandıkları şeyler ekşitilmiş süt, peynir, kuru erik, armut, şeftali, ayva, incir, kuru üzüm ve vişnedir. Bu meyveleri temiz suda kaynatıp büyük toprak tepsilere koyarlar. Herkes bundan canının çektiğini satın alır. Meyveyi ekmeğin yanında katık olarak yerler. Sonra da suyunu içerler. Böylece yiyecek ve içecek çok ucuza mal olur –öyle ki bizde bir kişinin günlük yemek masrafı bir Türk’ün 12 günde harcayacağı paradan daha çoktur. Hatta resmi ziyaferleri bile genellikle böreklerden, çeşitli tatlılardan, yanına koyun eti ve tavuk ilave ettikleri muhtelif pirinç yemeklerinden ibarettir. ”

Türklerin seferde nasıl beslendiklerinden askerlik ve din anlayışlarına, hayvan sevgilerinden kadınlara dair tutumlarına kadar her detayı hiç atlamadan aktaran Busbecq özellikle kendi askerlerine hayıflanır:

“…Bütün bunlar size, Türklerin içinde bulunduğu şartlara karşı ne kadar büyük bir sabır, uyanıklık ve tasarrufla katlandığını gösterecektir. Seferde verilen alışılagelmiş yemeği beğenmeyen, özenle pişirilmiş zarif yiyecekler bekleyen bizim askerimizden ne kadar da farklı! Eğer arzuları yerine getirilmezse başkaldırıp kendi kendilerinin mahvına sebep olurlar. İstedikleri verilse bile yine kendilerini aynı şekilde perişan ederler. Çünkü her insanın baş düşmanı kendisidir ve aşırı olmaktan daha amansız bir hasmı yoktur. Düşman canını almakta gecikse de onu bu ölçüsüzlüğü yok eder. Türklerin düzenini bizimkiyle kıyasladığımda geleceğin başımıza getireceklerini düşünüyor ve ürküyorum… Onlarda güçlü bir imparatorluğun bütün kaynakları, yıpranmamış bir güç, dövüşte ustalık ve tecrübe, savaş görmüş askerler, zafere alışkanlık, zorluklara tahammül, beraberlik, düzen, disiplin, kanaatkârlık ve tedbir var. Yoksulluk, kişisel israf, zayıf bir güç, maneviyat bozukluğu, tahammülsüzlük, eğitimsizlik ise bizde. Asker itaatsiz. Subaylar para canlısı. Disiplin küçümseniyor. Başıboşluk, umursamazlık, ayyaşlık ve ahlaksızlık yaygın. En kötü olan da şu: düşman zafere alışkın biz ise yenilgiye. Sonucun ne olacağından şüphe edebilir miyiz ?”

Busbecq’in mektupları, önemini ilk yayımlandığı yıllardan beri koruyor. Şahit olduklarını gerçeklerden çok uzaklaşmadan kendince yorumlayıp sunan bu diplomat, aynı zamanda Türklerin lale düşkünlüğünü dünyaya tanıtmıştır.

BUSBECQUE’Yİ ZİYARET

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Busbecq (2).png C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Busbecq (1).jpg

Yönetmen Sacit Şahin, Yapımcı İsmail Elden, kameramanlar Ercan İşsever, Orhan Aybertürk, Hayrettin Demir, Murat Balcı, son çekimlerini bu belgeselde yapan rahmetli Mehmet Türkoğlu ve Veyis Güngör ile gittiğimiz Busbecque kasabasında, O’nun hatırasına dikilen bir anıt önünde yaptığımız çekimden sonra, hemen yakında olan bir kilisenin önündeki bir bankta soluk alıyorduk.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Busbecq'i Veyis Gungor anlatiyor.jpgVeyis Güngör, Busbecq’i doğduğu kasabadaki anıtı önünde TRT’ye anlatırken

O sırada kiliseden çıkan bir bayan üzerimize doğru yürümeye başladı. ‘Eyvah, buradan kovulacağız’ korkusu yaşarken, gelen bayan bize ‘Sanırım Busbecq hakında çalışma yapıyorsunuz. Buyurun kiliseye gelin, orada kendisine ait anlatılacak çok şey var’ dedi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Busbecq'in mezari (3).bmp C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Busbecq'in mezari (2).bmp

Busbecq’in mezar yeri bilinmiyordu. Busbecq sokaklarında ondan geriye kalan izleri araştırırken uğradığımız kilise görevlisi bize, kalbinin kiliseye gömüldüğünü söyledi. Yaşarken birçok defa uğradığı ve yardım ettiği kilisede ondan kalan son ize rastlamıştık. Böylece de, bugüne kadar bilinmeyen Busbecq’in mezarını da bulmuş olduk.

BUSBECQ İÇİN GENEL KANAAT

Türk tarihine altın harflerle girmesi gereken Busbecq hakkında bildiklerimizi analiz ettiğimiz zaman, gerek yazdıkları ve gerekse yaptıkları ile bizde bıraktığı genel kanaat için Veyis Güngör şunları söylüyor:
“Örnekleri okudukça, insanın şöyle diyesi geliyor: Sanki onaltıncı yüzyılda, bize ait olan özellikler, hasletler, yirminci ve yirmibirinci yüzyılda Avrupa’ya geçmiş. O gün yani onaltıncı yüzyıl Avrupa’sının özellikleri de ne yazık ki, bize yani yirmibirinci yüzyılda Türklere geçmiş gibi. Böyle çarpık ve anlaşılması zor bir durum var ortada. Mesela, Busbecq, onaltıncı yüzyılda iş ahlakından bahsediyor. ‘Türkler, bir işe ehil olmayanı kesinlikle almazlar’ diyor. Yani bir kişi işe alınacaksa, onun amcası, dayısı varmış ya da soylu bir aileden geliyor olması önemli değildir. Tek baktıkları kriter, bu kişinin bu işi yapıp yapmayacağı, bu iş alanında tecrübesi, bilgisi, ehliyeti var mı, yok mu, buna bakıyorlar, İşte, ‘Türklerin başarısı budur’ diyor Busbecq.

BUSBECQ LÂLE’Yİ KAZANDIRDI

Busbecq’in, yazdıkları ile Türkiye’yi ve Türkleri onurlandırmasının yanında, Türk lâlesinin, Hollanda kanalıyla tüm dünyada ünlenmesinde oynadığı rol da inkâr edilemez.

Ogier Ghislain de Busbecq aynı zamanda bir bitki uzmanıydı. Türkiye’de kaldığı 7 yıl içerisinde özellikle endemik bitkiler üzerinde araştırmalar yapmış, özellikle o dönemde Avrupalıların tanımadığı lâle ve nergis ilgisini çekmiş ve bu bitkinin soğanlarını dönemin önemli bir botanik uzmanı olan arkadaşı Charles de l’Ecluse’e göndermişti. Daha sonra Leiden üniversitesinde botanik profesörü olan l’Ecluse, laleyi geliştirerek Hollandalılara tanıtmıştı.

Hollanda’da yaklaşık olarak 40 yıl içinde lale büyük beğeni toplamış ve 1636-1637 yıllarında lâle soğanları astronomik fiyatlarla alıcı bulur hale gelmiştir. Bunu bir bakıma Hollanda’nın lâle devri saymak mümkündür. Alexandre Dumas‘ın Siyah Lâle adlı romanı da Hollanda’daki lâle devrine ilişkindir. (Ancak romanın konusu 1672 yılında geçmektedir.) Bizim lale devrimiz ise bundan hayli sonra 1718-1730 yılları arasındadır. Bu suretle, 16’ncı yüzyılda Avrupa’ya giden lale 18’inci yüzyılda bu kez Avrupa’dan ithal edilmiş oldu.

Hollanda’nın uzun tarihi boyunca ikili ilişkilerde hep dost kaldığı nadir ülkelerden biri Türkiye’dir. Türkiye ile Hollanda arasındaki 400 yılı aşan resmi ilişkilerin yanı sıra, bir başka ortaklıksa lâlenin öyküsünde gizlidir. Lâle, 1612’de başlayan resmi ilişkilerden yaklaşık 50 yıl önce Hollanda’ya ulaşmış ve çok sevilmişti.

16’ncı yüzyılda dünyada var olan iki büyük gücünden biri Türkiye, diğeri Avusturya’ydı. Avusturya, iki ülke arasında barışı temin etmek üzere seçkin bir diplomat olan Busbecq’i İstanbul’a elçi olarak göndermişti. Busbecq İstanbul’da kaldığı 7 yıl içerisinde hem barışı sağlamış, hem de gözlemler yapmıştı. 1563 yılında dönemin Avusturya elçisi Busbecq, görevini tamamlayıp İstanbul’dan ayrılırken yanında bazı el yazmaları, ülkemizde yetişen bitkilerin soğanları ve tohumları da vardır. Bunların özellikle lâle ve nergisin soğanlarını, önce Viyana’ya sonra da botanik uzmanı arkadaşına vermek üzere Hollanda’ya götürdü.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\ilhna Karacay Hortus Botanik'te Paul Kessler ile (1).JPG
Busbecq’ten alınan lâle soğanları, Leiden Üniversitesi’nin botanik bahçesine ekilmişti. Ziyaret ettiğimiz botanik bahçede, rektör Paul Kessler bize soğanların ekildiği yeri gösterdi.

Leiden Üniversitesi botanik profesörü olan Charles de l’Ecluse, üniversitenin araştırma bahçesinde bu soğanları ekti ve kısa sürede yeni türler geliştirdi. Lale Hollandalılar tarafından çok sevildi. Halkın ilgisi dolayısıyla kısa sürede ülke içerisinde bir lâle ekonomisi gelişti.
Lâle soğanları elden ele dolaşmakta, hem üretici hem de tüccarlar büyük gelirler elde etmekteydi. Özellikle 1636 yılından başlayarak iki sene lale fiyatları astronomik rakamlara ulaşmıştı. O 2 yıl için sonradan “Hollanda’nın lale devri” benzetmesi yapılmıştı.
Lâle tutkusu öyle bir hale gelmişti ki, bir lale soğanına bir ev verildiği olmuştur. Hollanda kısa sürede dünyanın en büyük lale üreticisi ve ihracatçısı oldu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\tulpen-nederland_728_xl.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg

Mart ayıyla birlikte Hollanda’nın kırsalı lâle mevsimine girer. Uçsuz bucaksız tarlalar rengarenk çiçeklerlerle süslenir.

 

16’ncı yüzyılda İstanbul’dan getirilerek üretimi başlayan lâle o günden beri Hollandalıların hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

Lale hâlâ dünyada en çok Hollanda’da üretiliyor. Aynı zamanda turistlerin Hollanda’ya gelme sebeplerinden biri olarak da ekonomiye katkı yapıyor.

KEUKENHOF ÇİÇEK FUARI

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\maxresdefault.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\keukenhof.jpg

1949 yılında açılan Keukenhof çiçek bahçesi her yıl 1,5 milyon turisti ağırlıyor. Kapıları, Mart sonundan Mayıs sonuna kadar açık olan 32 hektar büyüklüğündeki Keukenhof bahçesi, 7 milyon lâle ekiminin yanı sıra dünyanın dört bir yanından getirilen bitki çeşitleriyle doğanın tüm renklerini bir arada sunuyor.

7 bin soğanlı çiçek çeşidinin yanında, sezon boyunca parkın içinde yer alan seralarda, çiçek tanzim ve şovları da son derece ilgi çekiyor. İki ay süren ziyaret dönemi içerisinde bir çok etkinlik ve tanıtıma yer veriliyor. 80 kadar çiçek yetiştiricisi katılımcı firma, her yıl farklı gösteriler sunmak için 2 ay süren bu sezonluk görsel şölen için, yıl boyu çalışmalarını sürdürüyorlar.

D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\HOLLANDA-ızler\Bloemencorso 2015 (3).jpg D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\HOLLANDA-ızler\Bloemencorso 2015 (2).jpg

Keukenhof’taki etkinliklerin en önemlisi Bloemencorso resmi geçidi…
Bloemencorso ‘Çiçek alayı’ anlamına geliyor. Bu tören özellikle lale soğanının Hollanda’ya getirilişini kutlamak için başlatılmış. Sonraki yıllarada tam bir çiçek festivaline dönüşmüş. Fakat lale tabii ki yine başrolde.
C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Bloemencorso (2).jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Bloemencorso (1).jpg

Çiçek alayı her Nisan ayının üçüncü Cumartesi günü yapılıyor. Noordwijk  kasabasından sabah 9 da başlayıp Kuzey’e doğru 40 km’lik yolu kat ettikten sonra  saat 21’de Haarlem şehrinde  son buluyor.

Cumartesi yaklaşırken Noordwijk’te hazırlanan çiçek arabaları birbiriyle yarış halinde…
Bu titiz çalışmada ortaya çıkarılan araçlar, 12 saatlik bir kortej geçişinden sonra eski haline dönecek. Günün sonunda, en güzel kompozisyonun seçilmesi, ayrı bir motivasyon sağlasa da bütün çaba çiçek alayının daha görkemli olması için…

Her yıl belli bir tema seçilip, kompozisyonlar temel olarak bu tema etrafında şekilleniyor.

D:\UZAKTAKI DOSTLAR VE IZLER-YAZI VE FOTOĞRAFLAR\HOLLANDA-ızler\Lale'nin tasindigi sembolik araba.jpg
Lale soğanlarını taşıyan posta arabası, bizim de takip ettiğimiz bir Lâle Festivali sırasında sembolik olarak bahçaye kondu. Fotoğrafta Lahey Büyükelçimiz ve eşi, Festival’i organize eden Belediye Başkanı ve eşi ile sembolik posta arabası görülüyor

İlk kutlamada 1960 yılında Busbecq’in İstanbul’dan bir posta arabasıyla lale soğanlarını Hollanda’ya getirişi, aynı koşullarla tekrar edildi. Posta arabası 30 Mart 1960 günü İstanbul’dan büyük törenlerle ayrıldıktan sonra, 400 yıl önceki rotayı takip etti. Selanik, Belgrat, Graz, Salzburg, Münih, Frankfurt, Bonn ve Lahey şehirlerinden geçtikten sonra 38 günde Rotterdam’a ulaştı ve büyük bir törenlerle karşılandı..

TRT’deki Busbecq programını izlemek için aşağıdaki link ile arama yapınız:
İtalya’da Sicilya Müslümanları ve İspanya’da Müslüman Devleti bölümlerinden sonra Busbecq’i izleyebilirsiniz

HOLLANDA’DA TÜRKİYE’DEKİNDEN DAHA ÇOK GAZETE SATILIYOR AMA, TİRAJLAR YARI YARIYA DÜŞTÜ

HOLLANDA’DA TÜRKİYE’DEKİNDEN DAHA ÇOK GAZETE SATILIYOR AMA, TİRAJLAR YARI YARIYA DÜŞTÜ

Hollanda’da gazeteler, 2000 yılından bu yana yüzde 45’lik bir gerileme yaşadı.

*Dijital yayınların rağbet görmesi nedeniyle gazete
baskılarında yarı yarıya düşüş oldu.

*Buna rağmen, 17 milyonluk Hollanda’da, 90 milyonluk

Türkiye’den daha çok gazete satılıyor.

*Haftalık dergi tirajları, Türkiye’ye kıyasla rekor sayıda.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\1240.jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:

Geçen hafta yayınladığım ‘OKUNMAZ HALE GELEN GAZETELERİN ACI HİKÂYESİ… SORUN İNTERNETTE DEĞİL, YAPILMAYAN GAZETECİLİKTE…’ başlıklı yazıma, çok sayıda reaksiyon gelmişti. Çoğunluğu beni destekleyen reaksiyonlar içinde, Atilla Kızıltan’dan da gelen bir tepki vardı.
Kızıltan kardeşim şöyle diyordu: ‘Sevgili Dostum, bugün facebook’ta yayınladığın Okunmaz Hale Gelen Gazetelerin Acı Hikâyesi başlıklı yazını, izin verirsen TEZ’ime alıntı yapmak istiyorum. İÜ’de yüksek lisansı bitirdim Şimdi 2015 sonrası Türk medyasında yaşanan kriz ve çalışma hayatına etkisi ve dünya basınından örnekler başlıklı TEZ’im neredeyse bitti ama yeni detayları da ekliyorum. Tez’de Avrupa örneklerim de var. Türkiye’deki gazete tirajlarının, dijital yayınlar nedeniyle değil, insanların okuma alışkanlığının kaybolması nedeniyle düştüğüne inanıyorum. TEZ’ime Hollanda’yı da ekleyeceğim Yardımcı olursunuz sanırım.’

Sevgili Atilla Kızıltan, Japonya’dan örnekler göndermiş. Japonya’da günlük 14 milyon tiraj yapan gazete olduğunu ve her gün toplamda 40 milyon gazete satıldığını yazan Kızıltan, son olarak da Almanya’dan örnekler göndermiş.

Bu durum karşısında ben de Hollanda’daki gazete ve dergilerin durumunu yazmaya karar verdim ve bunları yazdım.
İşte, hem Kızıltan kardeşime yarayacak ve hem de sizleri bilgilendirecek, Hollanda medyasındaki durum:

Hollanda’da ilk ulusal gazete 1943 yılında yayınlandı ama bu gazete illegal durumdaydı.
Gazeteyi yayınlayanlar ise, Nazi işgaline karşı mücadele eden direnişçilerdi. O zaman Naziler tarafından yakalanan yüzlerce çalışan öldürülmüştü. Savaş sonrasında ise bu gazete illegallıktan kurtuldu ve legal hale geldi. Hollanda siyasetinde önemli rol almaya başladı.
Adı Trouw olan bu gazetenin şimdiki tirajı 106.709 (Bir zamanlar 300.00’di)

Ulusal gazeteler arasında akşamları yayınlanan, bir zamanların çok ünlü ve büyük gazetesi Het Parool’un, hafta içi tirajı 45.000, Cumartesi tirajı ise 95.000. (Bir zamanlar 400.000’di)
Het Parool’un web sayfası ise 300.00 tıklama görüyor.
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ronald Ockhuysen, bu durumu 3 yıl daha sürdüreceklerini, 3 yıl sonra hafta içi baskıyı durdurup, sadece Cumartesi günleri baskı yapacaklarını duyurdu.

Öğleden sonra yayınlanan ulusal gazete NRC Handelsblad 205.307 tiraj ile takip ediyor. (Bir zamanlar 400.000’di)
1970 öncesinde Algemeen Handelsblad ismiyle yayınlanan gazete, 1970 yılında NRC ile birleşerek NRC Handelsblad olarak yayınlanmaya başlandı.

Ülkenin üçüncü büyük gazetesi ‘de Volkskrant’, 1919 yılından itibaren, Hollanda’nın en popüler gazetesi olmaya çalışıyor. Roma-Katolik okurların rağbet ettiği bu gazete sol tandanslı yayın yapıyor. Hâlâ sol temalı olan gazete, son yıllarda ılımlı sağcılar tarafından da okunmaya başlandı. Makaleleri ile, yüksek eğitimlilerin daha çok okuduğu ‘de Volkskrant’ın tirajı 235.353 (Bir zamanlar 450.000’di)

Ülkenin ikinci büyük gazetesi Algemeen Dagblad, politik bir renk taşımadan tarafsız yayın yapmaya çalışıyor. Toplumun geniş bir kısmına hitabeden haberleri ile popüler olan Algemeen Dagblad, pek çok yerel gazetenin de sahibi durumunda.
Algemeen Dagblad’ın tirajı 341.972 (Bir zamanlar 600.000’di)

Ülkenin en büyük gazetesi De Telegraaf, 1893’ten bu yana, daha çok eğlenceli haberleri ile öne çıkıyor. Sansasyonel haberler, ünlülerle mülakatlar ve spor haberleri ile de ilgi çekiyor.
De Telegraaf’ın tirajı 388.446 (Bir zamanlar 800.000’di)

Akşam gazeteleri

Brabants Dagblad: Brabant bölgesindeki okurlar için 1771 yılında Salı ve Cuma günleri yayına başlayan bu gazete, sık sık yapılan birleşmeler ile çeşitli isimler aldı. 1959’dan bu yana da Brabants Dagblad olarak yayınlanıyor.
Gazetenin tirajı 90.744

De Stentor: 2003’te yayınlanmaya başlanan en genç gazete. Zwolle kentinde yayınlanıyor ama, Flevoland ve Achterhoek’ta da okuyucu buluyor. Çok sayıda yerel gazete ile birleşmiş olan bu gazetenin tirajı 91.051

De Limburger: 1996 yılında, Dagblad voor Noord-Limburg gazetesi ile birleştikten sonra, Limburg bölgesindeki okurlara, yerel olmaktan çok, ülkeselspor, ekonomi, kültür, iç ve dış haberler vererek popülerliğini sürdürüyor.
De Limburger’in tirajı 92.945

Dagblad van het Noorden: 2001 yılında, Het Nieuwsblad van het Noorden, Groninger Dagblad ve Drenstse Courant’ın birleşmesi ile, Kuzey Hollanda’daki okurlarına yayın yapıyor.
Gazetenin Tirajı 98.462

De Gelderlander: 1848 yılında Nijmegen’de De Batavier ismiyle yayına başladı. 1950 yılına kadar Roma-Katolik okurların ilgisini çekiyordu. Daha sonra birkaç yerel gazete ile birleşerek yaptığı yayınlar ile ‘En büyük yerel gazete’ ünvanını kazandı.
Tirajı:105.802

Hollanda’da tirajı 90 binin altında olan diğer yerel gazeteler:
Çoğunluğu, De Persgroep ve Telegraaf Media Groep’un yönetiminde olan Hollanda’daki akşam gazetelerinin tirajları şöyle:
De Twentse Courant Tubantia 89.600, Eindhovens Dagblad 89.498, BN De Stem (Breda) 87.293, Leeuwarder Courant 67.517, Zeeuwse Courant (Vlissingen) Het Financieele Dagblad 50.000, 45.255, Limburgs Dagblad (Heerlen) Reformatorisch Dagblad 45.000, 43.730, Leidsch Dagblad (Leiden) 32.278, NRC Next 32.000, Haarlems Dagblad 28.183, Nederlands Dagblad 23.00, De Gooi-en Emlander (Hilversum) 18.923, Friesch Dagblad 12.567, Barneveldse Krant 10.014, De Kanttekening 5.000

Lahey’de yayınlanan Haagsche Courant, Rotterdam’da yayınlanan Rotterdams Dagblad gazeteleri, Algemeen Dagblad’ın sahipliğinde olduğu için tirajları ortak yayınlanıyor:
520.000.

Hollanda’da, Asser Courant, Baamsche Courant, De Andijker, Graafsche Courant, Harlinger Courant, Heerenveense Courant, Meppelaar Courant, Soester Courant, Hoogeveensche Courant gibi az sayıda baskı yapan 50’ye yakın gazetenin yanında, ücretsiz yayınlanan pek çok reklam gazetesi var.

Haftalık Magazinler
Hollanda’da haftalık magazin dergilerinin tirajı, Türkiye’de yayınlanan dergi tirajlarına kıyasla, rekor sayılacak nitelikte.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Donald Duck 233.452.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Libelle 285.595.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Veronica-magazine 282.708.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Linda 239.959.jpg         Tiraj:233.452                     Tiraj:285.595                      Tiraj:282.708                  Tiraj:239.959

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Plus Magazine 239.500.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Margriet 158.558.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Happinnez 132.000.jpg Tijdschriften - Van Bun Weert
Tiraj:239.506             Tiraj:158.558             Tiraj:132.00                         Degilerden bir yumak

Yukarıda gördüğünüz dergi tirajlarını, Türkiye’de hayal edemezsiniz. Kaldi ki yukarıdaki tirajlar 500 binlerden düştü. Eskiden Türkiye’de 60-70 bin tirajlı dergilerden söz edebiliyorduk. Ama şimdilerde dergi tirajları çok daha aşağılarda.

Görüleceği gibi, gazete okuma kültürünün zayıf olması yanında, dijital yayınlar nedeniyle büyük tiraj kaybına uğrayan Türk gazetelerinin yanında, 126 milyon kişinin yaşadığı Japonya’da hergün 40 milyon gazete satılıyor. Türkiye’nin beşte biri olan 17 milyon nüfuslu Hollanda’da 4 milyona yakın yayın organı satılıyor. Buna karşın 83 milyonluk Türkiye’deki toplam tiraj 3 milyonu bulmuyor. Japonya ve Hollanda’da nüfusun üçte birinin gazete okuduğunu hesaba katarsak, Türkiye’de 27 milyon kişin gazete satın alması lâzım.
Ama neredeeee?
Demek ki, Türkiye’de gazete okunmamasının en büyük nedeni, dijital yayınlar değil, gazetelerin kifayetsizliğidir.

 

SON DAKİKA HABERİ: YEŞİL SOL PARTİSİ, HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK İÇİN GÜVENSİZLİK OYLAMASI İSTEYECEK

SON DAKİKA HABERİ: YEŞİL SOL PARTİSİ, HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK İÇİN GÜVENSİZLİK OYLAMASI İSTEYECEK

Yeşil Sol Partisi hükümeti düşürmek için güvensizlik oylaması isteyecek.

Bu sabah servise koyduğum ‘Ayrımcılık yapan devlet memurları konusunda dağ fare doğurdu, Hükümet istifa etmeyecek’ haberinin ardından, canlı yayında yapılan bir açıklama, vergi dairesi mağduru aileleri sevndirdi.

Pazar olmasına rağmen, yukarı kattaki ‘home office’de eşimden kaçamak yaptığım sırada, aşağıdan ‘Çabuk gel’ diye bir çağrı geldi. Çağrı tabii ki eşimdendi. Hiç kaçırmadığımız Buitenhof programını seyretmek için kahve de hazırdı.

Programın ilk konuğu, Yeşil Sol Partisi’nin siyasi lideri Jesse Klaver idi.
Jesse Klaver, bu sabah servise koyduğum, çifte uyruklu vatandaşları çok üzen haberimden sonra  TV’de yaptığı açıklamada, istifa etmeyen hükümet aleyhinde güvensizlik oylaması isteyeceklerini belirtti.

Ülkenin içinde bulundu kaos ortamını bahane ederek istifa etmeyen hükümet için, ‘Mart ayında yapılacak seçimlere kadar bu ülke yine yönetilir’ diyerek, oylamada çoğunluğu elde edeceklerini belirtti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1544.jpgSeçimlerde, İşçi Partisi ile ortak hareket edeceklerine dair anlaşması bulunan Yeşil Sol Parti’nin, geçmişte yaşanan skandal sırasında, İşçi Partisi siyasi lideri Lodewijk Asscher’in Sosyal İşler Bakanı olduğunu, hükümetin istifa etmesi halinde, Asscher’in de şimdiki görevinden istifa edip etmeyeceğini soran moderatör karşısında zorlanan Klaver, ‘Bunu kendisine sorun. Biz kendisi ile seçim sonrası için görüşüyoruz’ cevabını verdi.
C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1542.jpgGenel kanaate göre, şimdiki hükümetin istifa etmesi halinde, eski koalisyonda Bakanlık yapan Asscher’in de şimdiki görevinden istifa edecektir.
Hollanda’yı önümüzde çok heyecanlı günler bekliyor.

Bu sabah servise koyduğum haber altta:

Ayrımcılık yapan devlet memurları konusunda dağ fare doğurdu.

Hollanda hükümeti istifa etmedi, Bakanlık da suç duyurusunda bulunmadı, mağdur aileler mahkemelere başvurmaya başladı.

İlhan KARAÇAY

Hollanda Vergi Daireleri’nin, çifte vatandaşlığa sahip olan onbirbin aileyi şaibe altında tutarak, Çocuk Bakım Ödenekleri’ni durdurması ile başlayan ve sonra da bu ailelerden, daha önce ödenmiş olan ödeneklerin tamamını geri istemesiyle devam eden skandal ile ilgili yapılan tüm araştırma ve soruşturmalar, Hollanda hükümetinin tutumu nedeniyle, ‘Dağ fare doğurdu’ dedirtecek duruma geldi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\1024x576a.jpg

Meclis Araştırma Komisyonu’nun, vergi dairelerindeki devlet memurlarının çok hatalı davrandıklarını, bu nedenle onbirbin ailenin mağdur duruma düştüklerini açıklamasından sonra istifa etmesi beklenen hükümet, ‘Toplumsal Sağlık Hizmetleri Kurulu, korona nedeniyle görevde kalmamızın zaruri olduğunu bildirdi’ diyerek, beklenen istifayı yapmadı. Başbakan Rutte, ‘Biz istifa için hazırlanmıştık ama, ülkenin içinde bulunduğu durum, bunu yapmamıza engel oluyor’ açıklamasını yaptı.

Ne var ki, konuyla ilgilenen Devlet Bakanlığı da, hatalı davranan ve hatta suç işledikleri saptanan devlet memurları hakkında suç duyurusunda bulunulmayacağını açıkladı.

Beklenmeyen bu açıklamalardan sonra hayal kırıklığına uğrayan mağdur aileler, şimdi de teker teker mahkemelere başvurarak hükümet aleyhinde suç duyurusunda bulunmaya başladılar.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\https___cdn-kiosk-api.telegraaf.nl_53de60a0-3311-11eb-95dd-02d2fb1aa1d7.jpg

YENİ BİR SAÇMALIK DAHA…
Sosyal hizmetler konusunda dünya şampiyonu ülkeler arasında ön sıralarda olan Hollanda’da, geçen hafta bir başka saçmalık daha yaşanmıştı.

Wijdemeren’de yaşayan ve sosyal ödenek (fakirlik ödeneği) bir kadın, annesinin kendisi için yapmış olduğu ekmek, kahve, yumurta, tuvalet kâğıdı gibi alış-verişler yüzünden, Belediye’ye 7.039,65 euro geri ödemeye mahkûm edilmişti. Belediye’nin bu acımasız isteği karşısında mahkemeye başvuran kadın, mahkemede de haksız bulunmuş ve 7.039,65 euronun yanında 3.500,00 euro da tazminat ödemeye mahkûm edilmişti.

Ne diyelim, bir yanda sosyal yardım konusunda dünya şampiyorları arasında bulunan bir Hollanda, diğer yanda da, yasaları uygulama konusunda abartıya kaçan ve komikleşen bir başka Hollanda.

 

AYRIMCILIK YAPAN DEVLET MEMURLARI KONUSUNDA DAĞ FARE DOĞURDU…

AYRIMCILIK YAPAN DEVLET MEMURLARI KONUSUNDA DAĞ FARE DOĞURDU…

Ayrımcılık yapan devlet memurları konusunda dağ fare doğurdu.

Hollanda hükümeti istifa etmedi, Bakanlık da suç duyurusunda bulunmadı, mağdur aileler mahkemelere başvurmaya başladı.

İlhan KARAÇAY

Hollanda Vergi Daireleri’nin, çifte vatandaşlığa sahip olan onbirbin aileyi şaibe altında tutarak, Çocuk Bakım Ödenekleri’ni durdurması ile başlayan ve sonra da bu ailelerden, daha önce ödenmiş olan ödeneklerin tamamını geri istemesiyle devam eden skandal ile ilgili yapılan tüm araştırma ve soruşturmalar, Hollanda hükümetinin tutumu nedeniyle, ‘Dağ fare doğurdu’ dedirtecek duruma geldi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\1024x576a.jpg

Meclis Araştırma Komisyonu’nun, vergi dairelerindeki devlet memurlarının çok hatalı davrandıklarını, bu nedenle onbirbin ailenin mağdur duruma düştüklerini açıklamasından sonra istifa etmesi beklenen hükümet, ‘Toplumsal Sağlık Hizmetleri Kurulu, korona nedeniyle görevde kalmamızın zaruri olduğunu bildirdi’ diyerek, beklenen istifayı yapmadı. Başbakan Rutte, ‘Biz istifa için hazırlanmıştık ama, ülkenin içinde bulunduğu durum, bunu yapmamıza engel oluyor’ açıklamasını yaptı.

Ne var ki, konuyla ilgilenen Devlet Bakanlığı da, hatalı davranan ve hatta suç işledikleri saptanan devlet memurları hakkında suç duyurusunda bulunulmayacağını açıkladı.

Beklenmeyen bu açıklamalardan sonra hayal kırıklığına uğrayan mağdur aileler, şimdi de teker teker mahkemelere başvurarak hükümet aleyhinde suç duyurusunda bulunmaya başladılar.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\https___cdn-kiosk-api.telegraaf.nl_53de60a0-3311-11eb-95dd-02d2fb1aa1d7.jpg

YENİ BİR SAÇMALIK DAHA…
Sosyal hizmetler konusunda dünya şampiyonu ülkeler arasında ön sıralarda olan Hollanda’da, geçen hafta bir başka saçmalık daha yaşanmıştı.

Wijdemeren’de yaşayan ve sosyal ödenek (fakirlik ödeneği) bir kadın, annesinin kendisi için yapmış olduğu ekmek, kahve, yumurta, tuvalet kâğıdı gibi alış-verişler yüzünden, Belediye’ye 7.039,65 euro geri ödemeye mahkûm edilmişti. Belediye’nin bu acımasız isteği karşısında mahkemeye başvuran kadın, mahkemede de haksız bulunmuş ve 7.039,65 euronun yanında 3.500,00 euro da tazminat ödemeye mahkûm edilmişti.

Ne diyelim, bir yanda sosyal yardım konusunda dünya şampiyorları arasında bulunan bir Hollanda, diğer yanda da, yasaları uygulama konusunda abartıya kaçan ve komikleşen bir başka Hollanda.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?