DÜNYADA GÖRÜLMEMİŞ BİR GİRİŞİM: HOLLANDA’DAKİ TÜRK İŞ ADAMLARI, KARAYİPLERİN İNCİSİ CURAÇAO’YA ÇIKARMA YAPTI.

DÜNYADA GÖRÜLMEMİŞ BİR GİRİŞİM: HOLLANDA’DAKİ TÜRK İŞ ADAMLARI, KARAYİPLERİN İNCİSİ CURAÇAO’YA ÇIKARMA YAPTI.

20 Kişilik Türk heyeti, Curaçao Ticaret Odası mensuplarıyla ‘Tanışma ve Bağlantı Etkinliği’ne katıldı.

Fikir Alışverişi ve Yeni Fırsatlar İçin Bir Araya Gelen iş adamları, şimdiden çeşitli anlaşmalara imza attılar.

Afbeelding met buitenshuis, hemel, water, gebouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Hollanda’ya işçi olarak gelip, kendilerini yetiştirerek ‘girişimci-iş adamı’ olduktan sonra, Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) adıyla bir çatı altında birleşen insanlarımızdan, dünyada eşine rastlanmamış bir girişim gerçekleşti.
Gurbette işçilikten iş dünyasına uzanan bu başarı hikâyesi, şimdi sınırları aşarak, farklı kıtalarda yeni fırsatlar yaratmaya dönüştü.Hollanda’da yükselen Türk girişimcileri, yalnızca bulundukları ülkede değil, dünyanın farklı bölgelerinde de ticari bağlarını güçlendirmeye devam ediyor.
Öyle ya, anavatanları dışında yerleşmiş hangi ülkenin insanları, böylesi bir uluslararası organizasyona imza atmıştır?

… Evet, demek ki bizim insanlarımız, tüm zor şartlara rağmen, gurbet ellerde kendilerini geliştiriyorlar, işçilikten iş adamlığına atılıyorlar, dernekleşiyorlar ve sonra da uzaklardaki dış ülkelerin iş adamlarıyla ‘Tanışma ve Bağlantı Etkinliği’ düzenleyebiliyorlar.

İşte, Hollanda’dan Curaçao’ya uzanan bu heyecan verici girişimin ayrıntıları…

Karayipler’in incisi Curaçao’da anlamlı bir buluşma gerçekleşti. Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) ve Curaçao Ticaret Odası, Hilton oteline bağlı Corendon Mangrove Beach Resort‘ta düzenledikleri “Tanışma ve Bağlantı Etkinliği” ile Hollanda ve Curaçao’daki girişimcileri bir araya getirdi.
Bu etkinlik, farklı endüstrilerden profesyonelleri birleştirerek bilgi ve deneyim paylaşımının önünü açarken, yeni iş birlikleri ve yatırım fırsatlarını keşfetme imkânı sundu.

GÜÇLÜ BAĞLANTILAR, YENİ UFUKLAR

Afbeelding met kleding, person, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada, iş birliğinin ve güçlü bir iş ağı kurmanın girişimciler için taşıdığı kritik önemi vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Girişimcilik, toplumumuzun temel dinamiklerinden biridir. HOTİAD olarak, girişimcilerimizi desteklemek ve yeni fırsatlara erişimlerini kolaylaştırmak için çalışıyoruz. Bu toplantı, Hollanda ve Curaçao’daki girişimciler arasında bilgi ve deneyim paylaşımının kapısını aralamak ve sürekli büyüyen iş birliklerini güçlendirmek için eşsiz bir fırsattır.”

Mangrove Beach Corendon Curaçao Resort Opens

Gürcüoğlu, bu anlamlı organizasyonun hayata geçmesini sağlayan, Corendon Mangrove Beach Resort Hotel sahibi ve Corendon CEO’su Atilay Uslu’ya da teşekkürlerini sundu.

SEKTÖRLERİN BULUŞMA NOKTASI

Afbeelding met kleding, persoon, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Etkinlik, HOTİAD‘ın 20 kişilik özel heyeti ile Curaçao’dan çeşitli girişimcileri bir araya getirerek yoğun ve dinamik bir fikir alışverişi ortamı oluşturdu. Katılımcılar, resmi olmayan bir atmosferde iş bağlantılarını güçlendirme ve potansiyel ortaklıklar üzerine konuşma şansı elde etti.

Gıda, danışmanlık, lojistik, emlak ve perakende gibi genış bir sektör yelpazesinden profesyonellerin katıldığı organizasyon, ticari potansiyelin ve yatırım fırsatlarının keşfedilmesi açısından oldukça verimli geçti.

CURAÇAO’NUN YATIRIM POTANSİYELİ MASAYA YATIRILDI
Afbeelding met kleding, persoon, vrouw, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Curaçao Yabancı Yatırım Direktörü de etkinliğe katılarak, adanın iş dünyası için sunduğu olanaklara dair bilgiler paylaştı. Curaçao’nun, yabancı yatırımcılara sunduğu teşvikler ve çeşitli sektörlerde iş birliği fırsatları hakkında bilgilendirme yaparak, HOTİAD mensubu girişimcileri yatırım yapmaya davet etti.

HOTIAD: AVRUPA VE KARAYİPLER ARASINDA TİCARI BİR KÖPRÜ
Afbeelding met kleding, persoon, person, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HOTİAD, Hollanda’da yarım milyondan fazla kişiden oluşan güçlü bir Türk kökenli girişimci topluluğunu temsil ediyor. Bu etkinlik, HOTİAD’ın uluslararası arenada girişimcilere sunduğu desteklerin bir yansıması olarak öne çıkarken, Avrupa ile Karayipler arasındaki ticari bağlantıların daha da kuvvetlenmesine katkı sağladı.

Gürcüoğlu, HOTİAD olarak bu gibi etkinliklerin artarak devam edeceğini ve girişimcileri yerel ve uluslararası düzeyde yeni fırsatlara motive etmeye devam edeceklerini belirtti.

Bu etkinlik ile HOTİAD ve Curaçao Ticaret Odası, gelecekteki ortak girişimler için sağlam bir temel oluştururken, her iki topluluktan girişimciler arasındaki ticari ilişkiler daha da derinleşmiş oldu. Karayipler’in ekonomik haritasında yeni iş birliklerinin temelleri atıldı ve HOTİAD, bir kez daha girişimciler arasında güçlü bir köprü olmaya devam etti.

           ***********************************

MUSTAFA ÖZCAN’DAN NOTLAR
Değerli dostum Mustafa Özcan da, başarılı bir girişimci olarak HOTİAD kafilesinde yer almıştı.
Mustafa Özcan gazeteciliğe aşinalığı ile günlük notlar tutmuş ve bolca fotoğraflar çekmişti.
Ricamı kırmayan Özcan, notları ve fotoğrafları yayınlamam için bana bağışlama lütfunda bulundu.
Özcan’ın notları ve fotoğrafları Hollandaca haberden sonra:

NOTITIES VAN MUSTAFA ÖZCAN
Mijn gewaardeerde vriend Mustafa Özcan, een succesvol ondernemer, maakte deel uit van de HOTİAD-delegatie.
Met zijn achtergrond in de journalistiek hield Özcan dagelijks notities bij en legde het evenement vast met talrijke foto’s.
Uit dankbaarheid voor onze vriendschap heeft hij zijn aantekeningen en foto’s aan mij geschonken om te publiceren.U kunt de aantekeningen en foto’s van Özcan vinden na het nieuwsbericht in het Nederlands.

             ************************************

EEN UNIEK INITIATIEF IN DE WERELD: TURKSE ONDERNEMERS UIT NEDERLAND MAKEN INDRUK OP CURAÇAO, DE PAREL VAN DE CARAÏBEN

Een delegatie van 20 Turkse zakenlieden nam deel aan de ‘Meet & Connect’-bijeenkomst met leden van de Kamer van Koophandel van Curaçao.

Tijdens deze bijeenkomst, gericht op kennisuitwisseling en het ontdekken van nieuwe kansen, werden al verschillende overeenkomsten gesloten.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Verslag van İlhan KARAÇAY:

Wat een bijzonder initiatief! Onze landgenoten, die ooit als gastarbeiders naar Nederland kwamen en zich vervolgens ontwikkelden tot succesvolle ondernemers onder de paraplu van de Vereniging van Turkse Ondernemers in Nederland (HOTİAD), hebben een unieke stap gezet.
Hun succesverhaal, dat ooit begon met hard werken in den vreemde, overschrijdt nu grenzen en creëert nieuwe kansen op andere continenten.
De groeiende gemeenschap van Turkse ondernemers in Nederland beperkt zich niet tot het eigen land, maar breidt haar handelsrelaties uit naar verschillende delen van de wereld.
Welke andere gemeenschap heeft zich vanuit een migratieachtergrond zó georganiseerd om een internationale bijeenkomst op deze schaal te realiseren?
Dit bewijst eens te meer dat onze mensen, ondanks alle uitdagingen, zichzelf blijven ontwikkelen, doorgroeien van werknemer tot ondernemer, verenigingen oprichten en zelfs in verre landen ‘Meet & Connect’-evenementen kunnen organiseren.
Hier zijn de details van dit bijzondere initiatief dat Nederland en Curaçao met elkaar verbindt…

Een betekenisvolle ontmoeting op Curaçao, de parel van de Caraïben

In het Corendon Mangrove Beach Resort, onderdeel van het Hilton-concern, vond een inspirerende ‘Meet & Connect’-bijeenkomst plaats, georganiseerd door de Vereniging van Turkse Ondernemers in Nederland (HOTİAD) en de Kamer van Koophandel van Curaçao.
Dit evenement bracht ondernemers uit Nederland en Curaçao samen, stimuleerde kennis- en ervaringsuitwisseling en bood kansen voor nieuwe zakelijke samenwerkingen en investeringsmogelijkheden.

STERKE CONNECTIES, NIEUWE HORIZONTEN

HOTİAD-voorzitter Hikmet Gürcüoğlu benadrukte in zijn toespraak het belang van samenwerking en het opbouwen van sterke zakelijke netwerken:

“Ondernemerschap is een van de belangrijkste drijvende krachten binnen onze gemeenschap. Als HOTİAD zetten wij ons in om onze ondernemers te ondersteunen en hun toegang tot nieuwe kansen te vergemakkelijken. Dit evenement biedt een unieke kans om kennis en ervaringen uit te wisselen tussen ondernemers uit Nederland en Curaçao en om duurzame zakelijke relaties op te bouwen.”

Gürcüoğlu sprak tevens zijn dank uit aan Atilay Uslu, eigenaar van het Corendon Mangrove Beach Resort en CEO van Corendon, voor zijn bijdrage aan de totstandkoming van deze betekenisvolle bijeenkomst.

ONTMOETINGSPLAATS VAN SECTOREN

De bijeenkomst bracht een speciale delegatie van 20 HOTİAD-leden samen met diverse Curaçaose ondernemers. In een informele sfeer werden zakelijke contacten gelegd en mogelijke samenwerkingen besproken.
Met deelnemers uit uiteenlopende sectoren, zoals voedselindustrie, consultancy, logistiek, vastgoed en retail, bleek het evenement zeer vruchtbaar voor het verkennen van commerciële en investeringsmogelijkheden.

CURAÇAO’S INVESTERINGSPOTENTIEEL ONDER DE LOEP

Ook de directeur van Curaçao Investment Promotion (CINEX) was aanwezig om de investeringsmogelijkheden op het eiland toe te lichten.
Tijdens zijn presentatie gaf hij inzicht in de voordelen en stimuleringsmaatregelen die Curaçao biedt aan buitenlandse investeerders en nodigde hij de HOTİAD-ondernemers uit om het eiland als investeringsbestemming te overwegen.

HOTİAD: EEN HANDELSBRUG TUSSEN EUROPA EN DE CARAÏBEN

HOTİAD vertegenwoordigt een sterke gemeenschap van meer dan een half miljoen Turkse ondernemers in Nederland.
Dit evenement onderstreept HOTİAD’s inzet om ondernemers op internationaal niveau te ondersteunen en bij te dragen aan de versterking van handelsrelaties tussen Europa en de Caraïben.
Voorzitter Gürcüoğlu gaf aan dat dergelijke evenementen in de toekomst vaker zullen plaatsvinden om ondernemers zowel lokaal als internationaal te inspireren en te motiveren.

Dankzij deze bijeenkomst hebben HOTİAD en de Kamer van Koophandel van Curaçao een solide basis gelegd voor toekomstige gezamenlijke initiatieven. De handelsrelaties tussen ondernemers uit beide gemeenschappen zijn verder verdiept en nieuwe samenwerkingsmogelijkheden op de economische kaart van de Caraïben zijn ontstaan.
Wederom heeft HOTİAD zich bewezen als een sterke brug tussen ondernemersgemeenschappen wereldwijd.

İŞTE MUSTAFA ÖZCAN’IN NOTLARI VE FOTOĞRAFLARI:
Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Mustafa Özcan, geziye katılan
Hollanda’nın ünlü şovmeni ve
TV yıldızı Jandino Asporaat ile.

HOTIAD Hollanda Türk İş Adamları ile Curaçao çıkarması notları:

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Sisli ve gri bir 5 Şubat sabahı, Hollanda’dan Curaçao’ya doğru yola çıkan üyemiz Atila Uslu’nun Corendon uçağında, Hollanda’nın tek bağımsız Türkiye kökenli iş insanları derneği olan HOTİAD‘ın 20 üyesi, Curaçao’ya bir çıkarma yaptık.

Afbeelding met water, Azure, Wereld, kaart Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Öncelikle Curaçao hakkında kısa bilgi vermek isterim. Curaçao, Karayip Denizi’nde bulunan bir ada ülkesidir ve Hollanda Krallığı’na bağlı bir özerk bölgedir. Ada, 1499 yılında İspanyol kaşif Alonso de Ojeda tarafından keşfedilmiş ve daha sonra 1634 yılında Hollandalılar tarafından ele geçirilmiştir. 1954 yılında Hollanda Antilleri’nin bir parçası olmuş, 2010 yılında ise Hollanda Krallığı içinde özerk bir ülke statüsü kazanmıştır.

Afbeelding met buitenshuis, persoon, hemel, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Curaçao’nun ekonomisi genellikle turizm, uluslararası ticaret ve finansal hizmetler sektörlerine dayanmaktadır. Ada, özellikle Karayip bölgesinde önemli bir turizm merkezidir. Ayrıca, Curaçao’da bulunan bir petrol rafinerisi de önemli bir ekonomik kaynaktır. Son yıllarda, finansal hizmetler sektörü de giderek büyümektedir.

Curaçao’nun nüfusu yaklaşık 160.000’dir. (Corendon personeli dışında adada yaşayan 56 Türk ve 8 kişi bulunmaktadır.) Nüfus, çeşitli etnik kökenlere sahiptir ve genellikle Afrika kökenli, Avrupa kökenli ve karışık etnik kökenli insanlardan oluşur. Resmi dilleri Hollandaca ve Papiamentu’dur, ancak İngilizce ve İspanyolca da yaygın olarak konuşulmaktadır.

Curaçao, zengin kültürel mirası, güzel plajları ve canlı şehir yaşamı ile tanınan bir destinasyondur.

Afbeelding met kleding, persoon, person, tafelgerei Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu ziyaret, bir turizm adası olan Curaçao’nun güzelliklerini keşfetmenin yanı sıra, üyelerin birbirleriyle kaynaşması, iş dışında da birbirlerini tanımaları ve farklı sektörlerdeki bilgi birikimlerini paylaşmaları amacıyla düzenlendi. Gezinin en büyük kazanımı, üyelerin farklı alanlardaki deneyimlerini birbirleriyle paylaşmaları oldu ve bu durum daha havalimanında bile kendini belli etti.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, zonnebril Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Örnek sohbetlerde, yüksek gıda mühendisi Caner Gürses Bey, sofra yoğurt fabrikasının sahibi olarak, Netwerk şirket ortakları değerli Adem Uzunca ve Mükremin Metin Beylerle birlikte çiftlik hayvanlarının beslenmesi, sütün değerleri ve Dünya, Türkiye ile Hollanda tarımı hakkında bilimsel içerikli detaylı bir sohbet gerçekleştirdi. Tabii ki bu sohbetler bol kahve, kahkaha ve samimi bir ortamda geçti.

Gezi boyunca, aramızda “cennetin kılavuzu” olarak adlandırdığımız değerli iş insanı Aron Investments sahibi ve Hotiad Başkan Yardımcımız Veysel Hut Bey, heyetin hem neşe kaynağı hem de rehberi oldu. Cavit Balcı ise Balzi Reizen seyahat bürosunun teşekkür ederiz her detayı düşünmüş ekibiyle birlikte, her türlü ihtiyacımızı karşıladı.

Bilge başkanımız, Koç Et Mamuller şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı kıymetli Hikmet Gürcüoğlu Beyefendi, heyetin kaynaşmasını sağlamak ve iş insanlarının hem Hollanda ekonomisine katkılarını artırmak hem de dünyadaki iyi uygulamaları görmelerini sağlamak amacıyla, seyahat boyunca her heyet üyesiyle ayrı ayrı sohbetler ederek ekip ruhunu güçlendirdi.

Corendon uçağında, yanımda Şahanlar Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Şahan ve arkamda eskimeyen dost Silifke Yoğurt şirketinin değerli sahibi Behzat Özer Yozgatlı hemşerilerim ve başkan vekilim değerli Jilpaq şirket grubu sahibi Faruk Halıcı iki koltuk önümde oturuyordu. Bolca Yozgatlılığımızı yâd ettik tabii, ancak Türkiye’nin diğer illerinden gelenler heyet üyelerimiz de bir o kadar kıymetli ve değerlidir.

Bu gezi, farklı kültürlerden öğrenilecek şeylerin keşfedilmesi ve iş dünyasındaki deneyimlerin paylaşılması açısından oldukça verimli geçti.

Evet, sabah saat 5:30 ve ben sabah kuşu olarak düzenli yürüyüşüme başladım. Tabii yürüyüşü sadece bir spor egzersizi olarak düşünmeyin; aslında yürüyüş, tüm yükünüzü bir kenara bırakıp, terinizle birlikte düşüncelerinizi ayıklayarak huzurlu bir şekilde egzersiz yapmaktır. Ben yürüyüşte, adeta zihnimdeki tüm dosyaları açıyorum. Kimini gereksiz görüp çöpe atıyorum, kimini ise derinlemesine irdeliyor ve değerlendiriyorum. Bu kısa hayatımızda bu kadar gerekli mi ya da yapabileceğimiz bir çözüm var mı diye teker teker dosyalar, sorun gördüğümüz ya da önemsediğimiz konuların üzerinden geçiyorum.

Afbeelding met persoon, hemel, buitenshuis, groep Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Yürüyüşümde görüyorum ki, hayatın anlamı sağlık ve huzurdur. Aile huzuru, toplum huzuru… Maalesef bir yıl önce yaşadığımız 6 Şubat Hatay depreminde kaybettiğimiz canlarımızı da unutmadım. O kadar acı verdik ki giden canlarımız… Ama üzülelim, kaybolan, sakat kalan, hala hasta yataklarında yatanlarımızı düşünelim. Ya da bir türlü ülke olarak yaşadığımız onca felaketten bir gram ders alamadığımız için üzülelim… Bilemiyorum. Sağ olsun sorumlulukları olanlarda bol laf, az iş… Onlara mı üzüleyim? Neyse, yükü daha fazla yüklemeden bugünkü 10.000 adımımızı tamamlayarak heyetimize sabah kahvaltısına başlayacağız. Bol kahkaha, yine bol muhabbet, bol kardeşlik ve çok şükür bol bereketli bir gün olsun.

İlk günümüzde üyemiz Atilay Uslu Bey ve CEO’su Giray Bey, operasyondan sorumlu Caroline Hartel Personal Assistant Atilay Uslu ve Curaçao eski KVK başkanı ve daimi üyesi Corendon yatırım direktörü Bay Billy Jonckheer Corporate Ambassador Corendon Curaçao, otellerin müdürü Mehmet Bey ada ekonomisi, iş imkanları ve adanın genel durumu hakkında kapsamlı bir brifing verdiler. Atilla Bey’in, çoğunluğu Hollanda dışı kaldığından üyelerimizle hasbihal ederek üyelerimizle beraber güzel kaynaştı.

Afbeelding met hemel, buitenshuis, gebouw, boom Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İkinci gün, heyetimiz adayı ve kültürünü tanımak için bir ada turu gerçekleştirdi. Tabii ki adanın tek camisi olan Curaçao Islamic Foundation (Curaçao İslam Vakfı) bağlı Curaçao Islamic Center Mosque’yi (Curaçao İslam Merkezi Camii) de ziyaret ettik. Allah kabul etsin, iki rekat namazımızı eda ettik. Devamında, adanın meşhur likörünün üretildiği ve portakal kabuğundan yapılan Curaçao Likör (Blue Curaçao Liqueur) Fabrikası’na gittik. Adanın halkı, 176 farklı uyruktan oluşuyor ve tüm dinleri barış içinde bir arada yaşayan sıcak kanlı insanlardan meydana geliyor.

Heyetimizin tamamı Akdeniz insanının özelliklerini taşıdığı için, bizler de Curaçao halkıyla kolayca kaynaştık. Ramazan ayı öncesi bir tarihte gerçekleşen bu gezide, HOTIAD’in rehberliğiyle adanın güzelliklerini keşfettik.

Afbeelding met kleding, persoon, schoeisel, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Geziye katılan iş insanları Mustafa Demirtaş (Yorem), Veysel Hut (Aron Investments), Faruk Halıcı (Jilpak Holding BV), Abdurrahman Çalışkan (Ayal Kaas BV), Adem Uzunca ve Mükremin Metin (Netwerk BV), Ahmet Kaya (Tandartsenpraktijk Rotterdam), Caner Gürses(Sofra Dairy Products BV), İlhan Döne (Tur-Ned International Trading BV) , Hayati Tahtalı Moonstar BV), Mümin Gezici ve Musa Gezici (Jobcenter Groep BV), Erdal Şahan (Şahanlar Şirketler Grubu), Devrim Günaydın (D&O Accountancy), Güven Kurum (Reclame Compleet), Behzat Eren (Oz&Er Food BV), Ramazan Güngören (Amanos Uitzendbureau BV), Aydın Durmuş (BIRCON Networks), başkanımız ve ben Mustafa Özcan (Uniarch clinical engineering b.v), başkanımız Hikmet Bey’in (Koç Et Mamulleri BV) liderliğinde bu gezi hepimiz için unutulmaz bir deneyim oldu.

Afbeelding met buitenshuis, wiel, band, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Üçüncü gün, sabah spor rutinimizi tamamladıktan sonra saat 07:00’de, turkuaz suları ve ipeksi kumlarıyla ünlü Küçük Curaçao Adası’na doğru yola çıktık. Yaklaşık iki saat süren ve iki metreyi aşan dalgalarla dolu bir yat yolculuğunun ardından adaya ulaştık. Bu adada oldukça fazla sayıda kertenkele (Laguna cinsi) vardı ve birkaç kaplumbağa da gördük. Heyetimiz, iş dünyasındaki sorunları ve kendi firmalarındaki iyi uygulamaları paylaşarak oldukça verimli bir gün geçirdi. Dönüş yolunda herkes huzurlu ve mutluydu. Tabii ben gibi dikkatsiz heyet üyelerimizden Devrim, Ahmet, Caner ve Mümin güneşin ve okyanus rüzgârının etkisiyle tenimiz kızardı.

Dördüncü gün heyet olarak sabah yürüyüşünden sonra serbest bölümde Willemstad şehrinin esnaflarını ziyaret ettik. Öğlen ise adada ATV/Quad off-road etkinliği yaptık ve akşamda kendi aramızda değerlendirmeler yaparak Aydın Durmuş Bey’in sazı eşliğinde geç saatlere kadar Türk halk müziği eşliğinde sohbetler ettik.

Beşinci gün yürüyüşten sonra köle müzesi Kura Hulanda Museum’a gittik. Burada Hollanda’nın bildiğimiz WIC adası 1665’te Afrika’dan köle yaptıkları siyahi insanların ticaretinin yapıldığını gördük ve bu süreçte Afrika insanlarının ne kadar aşağılandığını ve insanın o dönemlerde hiçbir değerinin olmadığını gördük. 1863’te köleliğin tamamen kaldırıldığı döneme kadar bu insanlar bir ürün gibi alınıp satılmıştır.

Altıncı gün hayatın tadını çıkararak, yalnız yürüyüş yaptım, şehrin gidilmedik tüm sokaklarını gezdim. Fakirlik maalesef her sokakta hissedilir bir durumdaydı. Şehrin mezarlığına bile gittik. Curaçao’da yerin sertliğinden dolayı mezarlar toprak üstünde beton ya da mermerden yapılmıştır. Öğlen programımızda Hollanda’da çok tanınmış televizyon yapımcısı, komedyen ve yatırımcı Bay Jandino Asortaan ile adadaki kültür ve yatırımlar hakkında bilgi aldık. Öğleden sonra ise Jandino’nun adadaki yatırımı olan 132 hektar üzerine 2022’de kurduğu Hòfi Mango’yu ziyaret ettik. Mango ağaçları içinde cennetten bir yer misali. Jandino, adaya katkısı olacak iş insanlarını davet etmekte ve Atilay Uslu gibi Türk girişimcilere adanın ve ada insanının ihtiyacı olduğunu, Türk girişimcilerine her türlü kolaylığı sağlayacaklarını söyledi.

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, hemel, palmboom Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Akşam saatlerinde Atilay Uslu ve ekibi, Billy Jonckheer (Kurumsal Elçi) ve Caroline Hartel (kişisel asistan) ile birlikte adadaki 30 işveren, Ticaret Odası ve Ekonomi Bakanlığı sekreteriyle bir araya geldik. Ekonomi Bakanlığı üst düzey bürokratlarından Sayın Torre Vanessa, adadaki yatırım sektörleri, mevcut imkanlar ve teşvikler hakkında bizlere bilgi verdi.

İşverenler, heyetimizle örtüşen sektör yöneticileriyle bir araya gelerek iş birliği fırsatlarını değerlendirme imkanı buldu. Tabii ki dünyanın her yerinde olduğu gibi, bu adada da Atilay Uslu gibi başarılı Türk iş insanlarımız ve hatta doktorlarımız bulunuyor. Örneğin, Dr. Raiza Parto uzun yıllar Türkiye’de, Eskişehir’de yaşamış ve şu anda iki Dünya tatlısı kızıyla birlikte adada ikamet etmekte. Kendisi sosyal sigortalar kurumunda (SVG) doktor olarak görev yapmakta. Akıcı Türkçesiyle bizleri evimizdeymiş gibi ağırlayarak büyük bir samimiyet gösterdi. Heyetimize hem ada hakkında hem de burada iş yapma olanakları konusunda geniş bilgiler sundu. Heyetimiz, bu gezinin değerlendirmesini yaparak artı ve eksileri masaya yatırdı ve bir sonraki iş ziyaretleri için önemli deneyimler kazandı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, schoeisel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Elbette, bu güzel gezinin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Başta HOTİAD ailesi adına Başkanımız Sayın Hikmet Gürcüoğlu’na, HOTİAD üyesi ve Corendon Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Atilay Uslu ve ekibine, değerli üyemiz ve Balcı Reizen’in sahibi Sayın Cavit Balcı ve ekibine, ayrıca burada yaşayan Türk kökenli iş insanlarına teşekkürlerimizi sunarız. Son olarak, içtenliği ve misafirperverliğiyle bizleri en güzel şekilde ağırlayan değerli doktorumuz Sayın Raiza Parto’ya ve bu geziye katılan tüm değerli üyelerimize teşekkür etmeyi bir borç biliriz.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Bagage en tassen Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

 

YURTDIŞI YAYINLARINA SON VEREN HÜRRİYET’İN, 56 YILLIK GEÇMİŞİNDE, GAZETECİLİĞE ÖRNEK OLACAK YAYINLARINDAN KESİTLE

YURTDIŞI YAYINLARINA SON VEREN HÜRRİYET’İN, 56 YILLIK GEÇMİŞİNDE, GAZETECİLİĞE ÖRNEK OLACAK YAYINLARINDAN KESİTLE

BAŞLANGIÇTAKİ MUHTEŞEM YÖNETİM VE KADRONUN YERİNİ ALANLARIN BASİRETSİZLİĞİ, GAZETEYİ SONSUZLUĞA GÖTÜRDÜ.

17 NİSAN 1969’DAKİ İLK BASKISINDAKİ NÜSHADA, ESKİ YÖNETİM OKUYUCUYA MERHABA DERKEN, SONRAKİ YÖNETİM 31 OCAK 2025’DEKİ SON NÜSHASINDA OKUYUCUYA VEDA BİLE ETMEDİ.

HÜRRİYET AVRUPA’NIN KURUCULARINDAN GARBİS KEŞİŞOĞLU’DAN YAŞANAN GERÇEKLER…

(BU YAZI BİR GAZETECİLİK ÖĞRETİSİDİR. DOSYALAYIP ARŞİVİNİZE KOYUNUZ)

Afbeelding met tekst, windmolen, persoon, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

Hürriyet gazetesi yurtdışı yayınlarının durdurulması üzerine yazmış olduğum ilk haber, Türk medyasında çok geniş yer aldı. Kimi haberimi tam olarak imzam ile yayınlarken, kimi haberimden imzalı ve imzasız olarak kesitler yayınladı. Bu yayınladan sonra, konuyla ilgilenen pek çok yazar, kendi görüşleri doğrultusunda iddialarda bulundular.
Bunun üzerine, o zamanlar gazetenin yönetiminde bulunan Genel Müdür Garbis Keşişoğlu ve Genel Yayın Müdürü Ertuğ Karakullukçu’dan, yazılı beyanlar alarak ikinci haberimi yayınladım.
Haberlerim Türk medya dünyasını çalkaladı adeta…
Çok olumlu reaksiyonlarda bulunanların yanında, karşı görüş belirten bazıları da vardı.
İşte bu nedenle, ‘Hürriyet Almanya’nın kurucularından Garbis Keşişoğlu’dan, rapor gibi yeni bir yazılı beyan aldım.
Keşişoğlu’nun anlattıkları içinde pek çok bilinmeyen var.
Keşişoğlu’nun, şaşkınlık yaratacak beyanlarını, giriş bölümünden sonra okuyabilirsiniz.
Yazının sonunda, Aydınlık gazetesinde Meral Akkaya imzasıyla yayınlanan haberin fotoğrafını ve daha önce yayınladığım iki haberi de, görmeyenler için ekliyorum.

YURTDIŞI HÜRRİYET’İN DOĞUŞU VE BATIŞI…

17 Nisan 1969, Türk basınının önemli bir dönüm noktasıydı. Yurtdışı Hürriyet gazetesi, cesur bir adımla yayın hayatına başladı ve kısa sürede, sadece bir gazete olmanın ötesine geçerek, toplumun temel yapı taşlarından biri haline geldi.
İlk baskısındaki nüshada, okuyucusuna “merhaba” diyen eski yönetim, gazeteciliğin en saf, en değerli halleriyle okuyucuya seslenmişti. Hürriyet’in ilk yıllarında, gazetecilik anlayışı sadece haberi aktarmaktan öteye geçiyor; aynı zamanda ‘toplumu bilgilendirme, eğitme ve onunla birlikte olma’ gibi kutsal bir misyona sahipti.

O yıllarda, toplumun her kesiminden insanın ilgisini çeken haberler, zengin içerik ve derinlemesine araştırmalarla dolu sayfalar, Hürriyet’i sadece bir haber kaynağı değil, aynı zamanda Türk basınının yükselen yıldızı yapıyordu. İlk yıllarındaki yayın yönetimi ve kadro, gazetecilikteki etik değerleri ve toplumsal sorumluluk anlayışını en yüksek standartlarda taşıdı. Geniş okur kitlesiyle, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde adını duyurdu. Her sayısında bir ‘ilk’ yaparak, toplumsal bilincin oluşmasına büyük katkı sağladı.

Ancak zamanla, bu yüksek standartların yerini gittikçe zayıflayan bir yönetim anlayışı ve azalan kalite aldı. Son yıllarda, Hürriyet’in tarihi misyonuna sadık kalmak bir yana, artık sadece ticari kaygılar ve basitleşen içerikler öne çıkmaya başlamıştı.

BİR İLK VE BİR SON: 1969 İLE 2025 ARASINDA HÜRRİYET’İN EDEBİ VE TOPLUMSAL ETKİSİ

İlk baskısındaki coşku ve heyecan ile, son baskısındaki vedasız gazete arasında ciddi bir uçurum vardı. 1969’da, Hürriyet, halkın sesi olma misyonuyla çıktığı yolda, sosyal sorumluluk bilinciyle haber yapıyordu. Gazetecilik, toplumsal dönüşümün en önemli araçlarından biri olarak kullanılıyordu. Her haber, bir farkındalık yaratıyor, her köşe yazısı toplumun vicdanını rahatlatıyordu. Gazetenin son yıllarında, bu türden derinlemesine etki ve toplumsal yankılar giderek azalmıştı. Hürriyet’in tarihsel mirası, toplumun belleğindeki yerini büyük ölçüde korusa da, son yıllarda gözlemlenen içerik zayıflığı, özgünlük eksiklikleri ve basitleşmiş dil, gazetenin edebi ve toplumsal etkisini zayıflatmıştı.

Hürriyet, Türk gazeteciliğinin başlangıç yıllarında, kendisini sadece bir haber kaynağı olarak değil, aynı zamanda toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlayan bir entelektüel ve kültürel güç olarak konumlandırdı. Oysa son yıllarda, gazetenin sayfalarındaki haberler artık daha çok gündem maddelerine dayalı ve yüzeysel olmaktan öteye gidemedi. İlk yıllardaki özgün içerik ve topluma yönelik güçlü bir misyon anlayışı, zamanla yerini ticari kaygılara ve anlık haber döngüsüne bıraktı.

VEDA EDİLMEDEN GİDİLMEMELİYDİ: OKUYUCU İLE BAĞ KOPTU

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Publicatie Automatisch gegenereerde beschrijving

31 Ocak 2025’teki son baskısında, gazetecilik tarihinde önemli bir ‘veda’ eksikti: Okuyucuya doğru ve düzgün bir şekilde veda edilmedi. Gerçekten de, bu basın organı yıllar boyu Türk toplumunun gündemini şekillendiren, ona ses olan bir mecra iken, kapanışında okurla kurduğu duygusal bağa bir tür “saygı” gösteremediler. Oysa ki, gazeteler sadece kâğıt ve mürekkep değil, okurun zihninde ve yüreğinde yer eden bir ses olmalıdır. Hürriyet’in son baskısında, o sesin sonuna kadar yankılanması gerekirdi. Bir gazete okuruyla arasında duygusal bir bağ kurmalı, okuru sadece bilgiyle değil, aidiyet duygusuyla da beslemelidir. Bu bağ kopmuştu.

Hürriyet, kapanışından önce, eski yönetimin izlediği gazetecilik çizgisini daha fazla sürdüremedi. Toplumun her kesimine hitap eden içerikleri, cesur haberleri ve özgün bakış açıları, artık eskisi kadar güçlü bir şekilde hissedilmiyordu. Bu noktada, Hürriyet’in kapanışında bir “veda” eksikliğinin hissettirilmesi, yalnızca okurları için değil, Türk basını için de büyük bir kayıp oldu. Çünkü bir gazetenin, kapanışında okuruna veda edebilmesi, toplumla kurduğu bağın ne kadar sağlam olduğunu gösterir. Ancak bu veda, son baskının sayfalarında görünmeyen bir boşlukta kayboldu.

Bu yazıda, Hürriyet’in ilk yıllarındaki gazetecilik anlayışına, son yıllardaki değişime ve kapanışındaki “veda eksikliğine” dair önemli bir çerçeve sundum.
Yazının tonu hem nostaljik hem de eleştirel bir yaklaşımla kaleme alındı.

Gazeteciliğimin göz bebeği olan ve Türk toplumu için sadece bir haber kaynağından çok daha fazlası olan Hürriyet, adeta bir köprüydü. Kalemi güçlü, toplumunun nabzını tutan gazeteciler için Hürriyet, bir nevi kimlik meselesi haline gelmişti. Hürriyet, Avrupa’daki Türkler için, yalnızlık ve aidiyet duygusuyla mücadele ederken, sayfaları onlara bir dost gibi, bir yol gösterici gibiydi.

Her bir haber, bir bağ, bir hatırlatmaydı; anavatanla olan mesafeyi kısaltan, birer ip uçlarıydı. Sadece bir gazete değil, aynı zamanda bu insanlar için evin, köyün, bir yudum sıcak çayın kokusunu da taşıyan bir haber kaynağıydı. O yıllardaki Hürriyet, bir toplumun kendisini bulmaya çalıştığı, bir arada durduğu ve sesini duyurduğu bir mecra idi. Ve şimdi, bu gazetenin kapanışı ve sonrasındaki boşluk, her ne kadar zamanla kabullenilse de, bir kayıp olarak üzüyor.

O yılların etkisi öylesine derin ki, “Almanya Hürriyet” kaybolduğunda, aslında sadece bir gazete kaybolmuyor, bir kültürün, bir aidiyetin, bir dönemin parçası da yitiriliyor. O dönemde yaşanan kolektif hissiyatı, şu anki duygu karmaşasıyla karşılaştırmak oldukça zor. İnsanlar sadece günlük haberleri değil, kendi hayatlarının, ailelerinin, toplumlarının meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu da Hürriyet’in kimlik inşasında ve aidiyet bağlarını güçlendirmede ne kadar önemli bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.

GARBİS KEŞİŞOĞLU’DAN TARİHE IŞIK TUTACAK OLAN GERÇEKLER…

Afbeelding met Menselijk gezicht, pak, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving

TÜRK BASINININ AVRUPA’YA AÇILMASI

Federal Almanya’ya Türk işçi göçü 60’lı yıllarda başladı. Bavyera eyaletinin başşehri Münih, Almanya’nın Türkiye’ye açılan kapısı gibiydi ve “68’ inci vilayet“ olarak adlandırılıyordu.

Tauern Express treni ile Münih’e getirilen işçilerin bir kısmı, Bavyera eyaletinde kalıyor, diğerleri başka şehirlere sevk ediliyordu.
Binlerce, on binlerce kadın ve erkek işçi fabrika yurtlarında kalıyor, hafta sonlarında ise hemşehrileriyle buluşmak üzere tren istasyonlarında kümelenip hasret gideriyorlardı.
Cep telefonu diye bir kavram, henüz hayallerde bile yoktu. Normal telefonlarla Türkiye’ye ulaşabilmek için saatlerce beklemek gerekiyordu.
60’lı yılların ikinci yarısında Münih, Almanya’nın en çok Türk barındıran kenti haline gelmişti.
Türk Hava Yolları’nın günlük İstanbul-Münih seferleriyle Türkiye’den basılı gazete getirme işini, rahmetli gazeteci Kâzım Kip başlattı.

TGC: Kemal Ilıcak'ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Tercüman gazetesinin sahibi rahmetli Kemal Ilıcak ileri görüşlü bir patron olarak, Münih tren istasyonun yanında Tercüman’ın ilk bürosunu kurdurtmuştu. Tercüman gazeteleri her gün uçakla getirilip, Almanya’nın her tarafında satışa sunuluyordu. O dönem İstanbul’da basılıp gönderilen gazeteler, ertesi günkü tarihi taşıyordu.

Münih’in önem kazanması üzerine, Hürriyet Haber Ajansı, tecrübeli gazeteci rahmetli Ahmet Uran Baran’ı büro açmakla görevlendirmişti. Büro sadece haber üretmek için açıldığından, bir süre sonra kapatıldı..

1966’ da Hürriyet’in Almanya muhabirliğine kadrolu olarak tayin edildim.

Afbeelding met tekst, krant, Nieuws, Krantenpapier Automatisch gegenereerde beschrijving
O yıllarda Hürriyet’in sahibi Erol Simavi, sık sık Münih’e gelip Bayerischer Hof otelinde kalırdı.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, rimpel, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
Gazetenin Genel Yayın Müdürü, yeniliklere çok açık, ileri görüşlü bir gazeteci olan Necati Zincirkıran’dı ve Hürriyet’in Almanya’ya gelmesini çok arzuluyordu. Birlikte tüm olanakları araştırdıktan sonra, gazetenin Münih’te basılmasını en uygun çözüm olduğunu gördük. Erol Simavi’nin oluru alındıktan sonra düğmeye basıldı.

Bild gazetesinin Bavyera baskılarını yapan Münchener Buchgewerbehaus ile görüşmelere başladık. 1960 Kıbrıs Anayasasını hazırlayan Alman anayasa profesörü Forsthoff’un asistanı avukat Dr. Christian Heinze’yi bizim şirketi kurmakla görevlendirdik.

Dr. Christian Heinze hayatını kaybetti - Gündem Kıbrıs Gazetesi - Kıbrıs Haber
Böylelikle Hürriyet, Kambiyo’dan izin alarak, sermayesi Türkiye’den transfer edilen ve merkezi Münih’te bulunan bir dış yatırımın sahibi oluyordu.

Kurulan şirkete “Hürriyet Europa Zeitungs GmbH” adı verildi.
Türkiye’de gazeteler o yıllarda henüz ofset baskıya geçmemişti; tipo baskı sistemini kullandıklarından, sayfaların matrisleri THY ile Münih’e gönderilecekti. Alman matbaasında bu matrislerden kurşun kalıplar hazırlanarak, baskıya geçilecekti.

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Nieuws Automatisch gegenereerde beschrijving

Hürriyet‘in satış fiyatı 60 pfennig olarak tesbit edildi.
16 Nisan 1969 günü Hürriyet 17 Nisan tarihli olarak baskıya girdi ve Almanya, Hollanda, Belçika’da piyasaya girdi.
Almanya’daki vatandaş Hürriyet’in gelişinden çok memnun kalmıştı. Artık seslerini duyurabilecekler, isteklerini ilgili makamlara iletebileceklerdi.
Hürriyet’in Almanya’daki kuruluş yılında, Türkiye’deki en iyi dönemini yaşıyordu.
Tiraj bir milyona ulaşmıştı.. Dedikoducular ise boş durmuyor, Erol beyi devamlı olarak Necati Zincirkıran ile Cüneyt Arcayürek aleyhine kışkırtıyorlardı. Erol beye devamlı bu ikilinin gazeteyi ele geçirme planları yaptığını belirtiyorlardı..

Neticede 1 Temmuz 1969’da Münih’te, benimle beraber olan efsane yayın müdürü Zincirkıran çok kısa süren bir telefonla görevden alındı. Yerine yazı işleri müdürü ve milli atlet Ferhan Devekuşoğlu getirildi. Hürriyet’te taşlar yerinden oynamaya başlamıştı..

Vefa, Hürriyet’in patronu için, İstanbul’da sadece bir semt olup, başka bir anlamı yoktu.
Bu anlayış gazetenin Aydın Doğan’ a satılmasına kadar devam etti..

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, poster Automatisch gegenereerde beschrijving
Hürriyet’in 21. Yıldönümünün kutlandığı 1 Mayıs 1969 günü Erol Bey, Almanya’nın Baden Baden Kaplıcalarında buluştuğu, 1960 ihtilalinin güçlü simalarından Yarbay Orhan Erkanlı’yı Genel Müdür olarak gazetenin başına getirdi.
Erkanlı, 13 Ocak 1970de genel müdür olmasının ardından, Yassı Ada komutanı Tarık Güryay’ın hatıralarını yayınlattığında, gazete birden 200 bin okuyucu kaybetti.
İşlerini Divan Otelinin barından yönetmeyi seven Erol Simavi paniğe girdi..
Almanya’da ise Münih Riem Havaalanının tek pisti onarıma alınınca, Münih’te yapılan baskının önemi kalmadı ve işler Frankfurt’a kaydırıldı.
Erkanlı, gazetenin markasından istifade ederek, Hürriyet Europa Zeitung – HEZ adı altında , Türkiye’ye uçak seferleri işine girdi.
Süratli büyüme yüzünden HEZ nakit sıkıntısına girdi. Gazete bundan çok zarar gördü.

Şimdi burada tekrar bir parantez açmak durumundayım: Erol Bey, Orhan Erkanlı’dan “bıktığı” için, ondan kurtulma yollarını arıyordu. 1970 Eylül’ünün başında Erol Bey, ağabeyi Haldun Simavi ve eski başdanışmanı Prof. Memduh Yasa ile Divan Oteli‘nin bir odasında buluşması sonucunda, yönetimi Haldun Simavi’ye bırakmayı kabul etti.

Haldun Simavi Biyografiler.com
2 Eylül 1970 sabahı Haldun Bey, yanında Necati Zincirkıran ile Hürriyet Haber Ajansı’nın eski genel müdürü merhum Ahmet Uran Baran olduğu halde Hürriyet’e gelip yönetime el koydu.
4 Eylül günü Erol Simavi’nin ismi künyeden çıkarıldı. Haldun Simavi’nin yönetimi ele almasıyla Orhan Erkanlı istifa etti. Erol Simavi ani bir kararla Almanya’daki şirketi Erkanlı’ya bıraktı.

1970 Nisan’ında genel yayın müdürü olan Hürriyet’in Amerika muhabiri Muammer Kaylan, Haldun Bey’in gelişi üzerine gizlice önce Avusturya’ya, sonra da Amerika’ya gitmişti. Muammer Kaylan hâlâ Güney Florida’da, Bonita Springs’de oturuyor.

Fakat üzülerek belirtmeliyim ki Erol Bey, yıllarca Almanya’dan “bol” para aldığı halde oraya adeta “üvey evlat” gözüyle baktı ve yine yıllar sonra diğer bir başka genel müdüre bir süre için de olsa Hürriyet Almanya gibi bir kaleyi adeta “teselli mükafatı” olarak bırakmayı göze alabildi.

Haldun Simavi, Ocak 1971’de Hürriyet’ten tekrar ayrıldı. Erol Simavi de gazeteye genel müdür olarak atandı. Genel idare müdürü olan merhum Nezih Demirkent, sonradan genel müdür olarak tayin edildi.

Tercüman gazetesi 1970’de Frankfurt’fa ofset baskı yapabilen modern bir tesis kurmuştu.
Ben o tarihlerde sadece İstanbul’daki Hürriyet’in temsilciliğini yaptığımdan uçak işleri ile ilgim yoktu.
Hürriyet’in başına gelmiş olan tecrübeli gazeteci Nezih Demirkent’le birlikte,
Erol Beyin bilgisi dahilinde EGE-Türkische Zeitungs- und Druckerei limited şirketini kurduk. Şirketin genel müdürlüğüne Erol Simavi tarafından ben atandım.

26 Temmuz 1971’de kurulan şirketin ortakları arasında Nezih Demirkent (yüzde 42,5), Hürriyet’in o günkü ticaret müdürü Refik Hammas (yüzde 42,5) ve ben (yüzde 5) bulunuyordum. Şirketin genel müdürlüğüne Erol Bey tarafından ben atandım.
İstanbul’dan aldığım yetki ile, yasal yoldan Hürriyet’in isim hakkını Orhan Erkanlı’dan devraldım.
İsim hakkını aldıktan sonra, Ekim 1971’den itibaren, gazetenin devamlılığını sağlamak amacıyla, Tercüman’la yeni bir baskı anlaşması imzaladım.

Afbeelding met tekst, persoon, kleding, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
1971’de merhum Nezih Demirkent genel müdürlüğe getirildi.
EGE GmbH kurulduktan sonra Frankfurt’un merkezindeki Kölner caddesinde matbaa in müsait bir bina kiraladık. Harris-Marinoni firmasından 5 üniteli, dört renkli baskı yapabilen V-15A modeli bir makine ısmarlayarak, taksitleri sonuna kadar EGE firması olarak ödedik.

Avrupa Hürriyet’in kuruluşu için Türkiye’den 140 bin Alman Mark’ı ödenmişti. Biz ise yıllar boyu Erol Simavi’ye milyonlarca Mark ödedik.
Tercüman’ın net satışı 18 bini bulmuştu..
HEZ henüz hafızalardan silinmediği için ilan almakta zorlanıyorduk.
Makinenin kurulması ve 1972 sonbaharından sonra yaptığımız kampanyalar, sürekli olarak Almanya, Hollanda ve Belçika’yı karış karış tarayıp vatandaşın yanında yer almamız, gündemi tayin etmemiz ve Kıbrıs Barış Harekatı’ndaki dinamik haberciliğimiz sayesinde, gün geldi Tercüman’ın tirajı çok gerilerde kaldı

Eseri DÜNYA ile ekonomide bir çığır açtı - Dünya Gazetesi
Bu arada, rahmetli Nezih Demirkent ile, İstanbul’daki Avrupa Yazı İşleri Müdürü olan, Almanya konusunda Türk basının tek uzmanı Ertuğ Karakullukçu’un gayretleri, fikirleri ile katkıları olmadan, güçlü olamazdık.

Afbeelding met Menselijk gezicht, pak, persoon, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving      İlhan Karaçay            Murat Çulcu               İbrahim Gül               Doğan Uluç

İlhan Karaçay’ın olmadığı bir Benelüks haberciliği tasavvur edemiyorum.
Ayrıca durup dinlenmeden okuyucuların yanında olabilmek için devamlı direksiyon başında olan Murat Çulcu ile İbrahim Gül’e teşekkür etmek istiyorum.

Hürriyet’in Amerika baskısı projesini de ben hazırlayıp, rahmetli Nezih Demirkent ile Erol Simavi’yi ikna ettim ve gazete Frankfurt’ta basılarak 29 Ekim 1981’de Amerika ve Kanada’da piyasaya çıktı.
Hürriyet sonradan basılı gazeteyi Frankfurt’tan gönderme yerine, New York muhabiri rahmetli
Doğan Uluç’un gayretleriyle orada basılmaya başlandı ve üzerinde güneş batmayan gazete haline geldi…

Bugün ise, bir zamanların amiral gemisi artık Haliç’te çürüyor.
Okuyucu Avrupa’da sahipsiz kaldı, problemlerini ilgililere duyurma imkânı artık yok..
Bu işten kazançlı çıkanlar da oldu, hakları olmayan hisselerin bedelleri ile ceplerini dolduran, liyakatsiz bazı yöneticileri unutmamak gerekir.

YAŞANAN BÜYÜK OLAYLAR VE ÖNEMLİ KONULAR HÜRRİYET’TE NASIL YAYINLANDI?

Her bir olay, kendi zaman diliminde toplumun kaderini değiştiren ve geleceğini şekillendiren önemli adımlardı. Hürriyet, her biriyle bu döneme damgasını vurmuş ve gazetecilik tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Şimdi, Türkiye’nin yakın tarihindeki bu büyük olaylara, Hürriyet’in sayfalarında nasıl bir yer verildiğine, bu olayların gazete için ne anlam taşıdığına göz atacağız.

Evet, Hürriyet, Avrupa’daki Türk toplumu ile ilgili pek çok önemli olayı yakından takip etmiş ve bunları manşetlerine taşıyarak geniş bir şekilde okurlarına duyurmuştur. Bu olaylar, sadece Türk toplumunu değil, Avrupa’daki genel toplumsal yapıyı da etkileyen, bazen acı, bazen de umut verici gelişmeler olmuştur. İşte bazı büyük olaylar ve önemli konuların Hürriyet’te yayınlanış şekli:

ROTTERDAM VE SCHİEDAM OLAYLARI

Afbeelding met krant, tekst, Nieuws, Publicatie Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’da, Rotterdam ve Schiedam gibi şehirlerdeki etnik gerilimler, 1970’lerin başlarında, özellikle Türkler’in ve diğer göçmen toplulukların hedef alındığı ırkçı saldırılarla dikkat çekmiştir. Bu saldırılar, çoğu zaman halk arasında yanlış anlamalar, ırkçılık ve göçmenlere yönelik dışlayıcı tutumlar sonucu patlak vermiştir. Bu tür olaylar, Türkler’in Avrupa’da yaşadığı zorlukları ve entegrasyon süreçlerinin ne kadar sıkıntılı olduğunu gözler önüne serdi.

Bu olaylar, Hollanda’da Türk göçmenlere yönelik ırkçı saldırılarla ilişkilendirilen önemli dönüm noktalarından biriydi. Rotterdam ve Schiedam gibi şehirlerde ırkçılığın yükselmesi, Türkler’in toplumsal entegrasyonu konusunda ciddi engeller yarattı. Bu tür olaylar, Hollanda’daki Türklerin kendilerini güvence altına alabilmek için seslerini duyurmaları gerektiğini anlamalarına neden oldu.

Hollanda’daki Türkler, 1990’lardan sonra ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı bir dizi mücadele yaşadılar. 2000’li yıllarda, özellikle Geert Wilders’in liderliğindeki Partij voor de Vrijheid (Özgürlük Partisi) gibi aşırı sağcı partilerin yükselmesi, Hollanda’daki Türkler için bir tehdit oluşturdu. Bu süreçte de Hürriyet, Hollanda’daki Türkler’in bu tehditlerle nasıl başa çıktıklarını, toplumsal mücadelelerini ve entegrasyon çabalarını sıklıkla haber yaptı.

MÖLLN KATLİAMI (ALMANYA – 1992)

Afbeelding met gebouw, buitenshuis, Reclamebord, straat Automatisch gegenereerde beschrijving

Bir başka önemli olay, 1992’de Almanya’nın Mölln kasabasında yaşandı. Neo-Nazi gruplar, bir Türk ailesinin evine molotof kokteyli attı ve 5 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Bu saldırı da, Almanya’daki ırkçı şiddetin boyutlarını ve Türkler’in yaşadığı zorlukları bir kez daha gündeme taşıdı.

SOLİNGEN KATLİAMI (ALMANYA – 1993)

Afbeelding met tekst, panorama, collage, Reclamebord Automatisch gegenereerde beschrijving

1993’te Almanya’nın Solingen şehrinde, radikal sağcı bir grup tarafından gerçekleştirilen ve 5 Türk vatandaşının ölümüne yol açan yangın saldırısı, belki de Almanya’daki Türkler için en acı olaylardan biriydi. Saldırıda, Türk ailelerin evlerine molotof kokteylleri atılmış, bu saldırı sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Olay, Almanya’daki Türkler için bir dönüm noktası olmuş ve Hürriyet gibi gazeteler, olayın ardından büyük bir kamuoyu oluşturmuş, Almanya’daki ırkçılık ve yabancı düşmanlığına dikkat çekmişti.

HANNOVER OLAYLARI

Afbeelding met buitenshuis, boom, panorama, gras Automatisch gegenereerde beschrijving

Almanya’nın farklı şehirlerinde de zaman zaman, özellikle 1990’ların başında, Türk toplumu ve diğer göçmenlere yönelik şiddet olayları yaşanmıştır. Hannover’de de bu tür saldırılar meydana gelmiş ve Hürriyet, bu olayların takibini yaparak, Türkler’in yaşadığı güvenlik sorunlarına dikkat çekmiştir.
Yaşanan olayların en üzücüsü, Türk mezarlığına saldırıydı. Stöcken semtindeki Müslüman mezarlığında, çocuklara ait bölümde yer alan 20 mezar tahrip edildi.
Olaylardan sonra mezarlığa giderek incelemelerde bulunan Hannover Başkonsolosu Gül Özge Kaya, “Kim veya kimlerin yaptığını bilmiyoruz. Hemen yandaki mezarların sağlam olması, bir doğa olayının olamayacağı gösteriyor.” dedi.

DÜSSELDORF OLAYLARI

Afbeelding met tekst, auto, Menselijk gezicht, Landvoertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

1990’ların ortalarında Almanya’da, özellikle Düsseldorf gibi büyük şehirlerde, Türk iş yerlerine yönelik saldırılar olmuştur. Bu tür olaylar, Türklerin Almanya’daki yaşamlarına yönelik tehditler oluşturmuş ve Hürriyet bu tür olayların toplumsal etkilerini genişçe gündeme taşımıştır.
Düsseldorf’da yaşanan ilginç olaylardan biri de, benzin dökülerek kundaklanan bir Türk’e ait bir dükkânda, 18 yaşındaki Ada Abay isimli gencimizi kaybetmiştik.

AVUSTURYA’DAKİ IRKÇI SALDIRILAR

Afbeelding met buitenshuis, tekst, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Avusturya’daki Türkler de, zaman zaman sağcı grupların hedefi olmuştur. Hürriyet, Avusturya’daki Türk toplumu üzerinde yapılan saldırılarla ilgili geniş haberler yaparak, Avrupa’daki ırkçılığa karşı kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır.

FRANSA’DAKİ YABANCI DÜŞMANLIĞI VE EYLEMLER

Afbeelding met panorama, buitenshuis, ventilator, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Fransa’da özellikle 1990’lardan sonra, Türkler de dahil olmak üzere yabancı topluluklara yönelik şiddet eylemleri yaşanmıştır. Bu tür olayların, özellikle banliyölerdeki gençler ve göçmen toplulukları arasındaki gerilimlerle bağlantılı olduğu görülmüştür. Hürriyet, Fransa’daki yabancı düşmanlığına karşı durarak, bu tür olayları dikkatle izlemiş ve toplumsal sorunların çözülmesi için önerilerde bulunmuştur.

Hürriyet, bu olayların detaylarını duyurarak, Avrupa’daki Türkler için bir bilinç oluşturmuş ve yaşanan acıların ötesinde toplumsal sorunları, çözüm önerileri ve göçmenlerin entegrasyonu üzerine de tartışmalar başlatmıştır. Avrupa’daki Türk toplumunun yaşadığı bu tür acı ve zorluklar, Hürriyet için hem bir sorumluluk hem de bir haber kaynağı olmuştur.

Evet, Hürriyet Gazetesi, Avrupa’da yaşanan sadece toplumsal olaylarla sınırlı kalmayıp, sosyal, kültürel, sportif ve siyasi pek çok önemli olayı da geniş bir şekilde ele almıştır. İşte bunlardan bazıları:

SOSYAL OLAYLAR VE GÖÇMENLİK SORUNLARI

TİHEK - Uluslararası Göçmenler Günü Basın Açıklaması

Avrupa’da Türklerin karşılaştığı en önemli sosyal meselelerden biri entegrasyon sorunlarıydı. Özellikle 1980’ler ve 1990’larda, Türkler’in Avrupa toplumlarına uyum sağlaması, hem kendi toplumlarıyla hem de yerel halkla ilişkilerinde pek çok zorluğa yol açtı. Hürriyet, bu süreci yakından takip ederek, Türk göçmenlerin karşılaştığı ayrımcılık, işsizlik, eğitimde fırsat eşitsizliği gibi sorunları gündeme getirdi. Bu tür sorunlar, Avrupa’daki Türkler için önemli bir mücadele alanı oluşturdu.

KÜLTÜREL ETKİLEŞİM VE TÜRK KÜLTÜRÜ

TÜRK KÜLTÜRÜ HAKKINDA – TÜRK KÜLTÜRÜ GELENEK VE GÖRENEKLERİ

Avrupa’da Türk kültürünün tanıtılması ve yayılması da önemli bir konu oldu. Özellikle 1990’ların sonları ile 2000’lerin başında, Türk mutfağı, gelenekleri, müziği ve sanatı Avrupa’da giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Hürriyet, Türk kültürünün tanıtılmasında önemli bir rol oynadı, bu kültürel etkileşimler Avrupa’daki Türklerin kimliklerini yeniden şekillendirdi.

FUTBOL VE TÜRK KULÜPLERİ

Afbeelding met tekst, krant, Nieuws, Krantenpapier Automatisch gegenereerde beschrijving

Futbol, Avrupa’daki Türk toplumu için bir diğer önemli sosyal ve kültürel bağdı. 1990’ların sonları ve 2000’lerin başında, Türk futbol kulüplerinin Avrupa kupalarındaki başarıları, özellikle Galatasaray’ın UEFA Kupası zaferi (2000), Türklerin Avrupa’daki imajı açısından tarihi bir dönüm noktasıydı. Hürriyet, bu tür sportif başarıları, hem Türkiye için bir gurur kaynağı hem de Avrupa’daki Türkler için büyük bir motivasyon unsuru olarak genişçe ele aldı.

Afbeelding met persoon, voetbal, person, groep Automatisch gegenereerde beschrijving

Futbol, Hollanda’daki Türk toplumu için çok önemli bir sosyal bağ olmuştur. Hollanda’daki Türklerin futbola olan ilgisi, Türk futbolunun gelişmesine de katkı sağladı. Hürriyet, Hollanda’daki Türk futbol takımlarının, yerel spor dünyasında nasıl önemli bir yer edindiğini sürekli olarak manşetlerine taşımıştır. Türk futbolcularının Avrupa kupalarında gösterdiği başarılar, Hollanda’daki Türkler için büyük bir gurur kaynağıydı.

TÜRK SİNEMASI VE AVRUPA’DAKİ BAŞARILARI

Hayatın ve toplumun nesnelliğinden çok kişinin içsel gerçeklerine dokunan 14 film | Independent Türkçe

Türk sinemasının Avrupa’daki etkisi, özellikle 2000’li yıllarda daha belirgin hale geldi. Hürriyet, Avrupa’da ödüller kazanan Türk yönetmenleri ve oyuncuları, örneğin Nuri Bilge Ceylan ve Zeynep Tokuş gibi isimleri, kültürel başarı olarak haberleştirdi. Avrupa’da Türk sinemasının tanınması, Türklerin kültürel kimliğinin bir parçası olarak da büyük bir anlam taşıdı.

Hollanda’daki Türklerin kültürel faaliyetleri de önemli bir konu olmuştur. Türk sineması, Hollanda’da çeşitli festivallerde gösterildi ve Türk sinemasının Avrupa’da tanınması büyük bir önem kazandı. Bu süreçte Hürriyet, Hollanda’daki Türk kültürüne dair haberler yaparak, Türk sinemasının ve kültürünün Avrupa’daki başarısını vurguladı. Özellikle Türk sinemasının Zeytin Dalı gibi kültürel yapıtları, Hollanda’daki Türkler için kimliklerini güçlendiren bir araç oldu.

SİYASİ GELİŞMELER VE AVRUPA’DAKİ TÜRKLERİN ETKİSİ

Afbeelding met tekst, krant, Publicatie, Krantenpapier Automatisch gegenereerde beschrijving

Avrupa’da yaşayan Türklerin, Türkiye’nin iç siyaseti ile bağları da sık sık gündeme geldi. 1980’lerdeki darbe sonrasında, Türkiye’deki siyasi hareketler Avrupa’da da yankı buldu. Özellikle 1990’lardan sonra, Türkiye’deki seçimler, referandumlar ve siyasi gelişmeler, Avrupa’daki Türkler için önemli bir bağlam oluşturdu. Hürriyet, Avrupa’daki Türklerin Türkiye’deki siyasete olan ilgisini ve etkisini genişçe işledi. Bu dönemde Hürriyet, Avrupa’daki Türklerin Türkiye ile olan siyasi ilişkilerini gündeme getirdi.

IRKÇILIK VE AŞIRI SAĞ TEHDİTLERİ

Afbeelding met krant, tekst, Nieuws, roddelblad Automatisch gegenereerde beschrijving

1990’lar ve 2000’ler boyunca Avrupa’da artan aşırı sağ hareketlerin, yabancı düşmanlığının ve ırkçılığın yükseldiği dönemde, Hürriyet bu durumu genişçe ele aldı. Avrupa’daki aşırı sağcı grupların Türkler ve diğer göçmen topluluklar üzerinde uyguladığı baskılar, Hürriyet’in manşetlerinde sıkça yer aldı. Ayrıca, Avrupa’daki seçimlerde aşırı sağın yükselişi, Türk toplumu için büyük bir endişe kaynağıydı ve Hürriyet, bu politik gelişmeleri yakından takip etti.

AVRUPA’DAKİ TÜRK GENÇLİĞİ VE KİMLİK KRİZİ

Afbeelding met tekst, grafische vormgeving, poster, Vlieger Automatisch gegenereerde beschrijving

Bir diğer önemli konu, Avrupa’daki ikinci kuşak Türk gençlerinin kimlik arayışıydı. Hem Türk hem de Avrupa kültürleriyle ilişki kurmaya çalışan bu gençler, zaman zaman kimlik bunalımları yaşadılar. Hürriyet, bu süreci izleyerek, Avrupa’daki Türk gençlerinin toplumsal hayata entegrasyonunu ve Türk kimliğini nasıl koruduklarını veya değiştirdiklerini derinlemesine ele aldı. Bu konu, Avrupa’daki göçmen topluluklarının geleceği açısından kritik bir öneme sahipti.

Hollanda’daki ikinci kuşak Türk gençliği, genellikle iki kültür arasında sıkışmış bir kimlik krizi yaşadı. Hem Türk hem de Hollanda kültürlerinden beslenerek, Avrupa’da farklı bir kimlik inşa etmeye çalıştılar. Bu süreçte, toplumsal baskılar ve kimlik arayışı, Hollanda’daki Türk gençlerini zaman zaman çatışmalarla karşı karşıya getirdi. Hürriyet, bu gençlerin kimlik arayışını ve entegrasyon süreçlerini sürekli olarak haberleştirdi ve onların yaşadığı zorlukları gündeme taşıdı.

EĞİTİM SORUNLARI VE TÜRK ÖĞRENCİLERİ

Afbeelding met tekst, hemel, wolk, schermopname Automatisch gegenereerde beschrijving

Avrupa’da Türklerin en büyük karşılaştığı sorunlardan biri de eğitimdi. Yüksek eğitim, entegrasyonun önemli bir parçasıydı ve Hürriyet, Türk öğrencilerinin Avrupa’da karşılaştığı eğitim engelleri ve fırsat eşitsizliklerini sıkça gündeme getirdi. Birçok Türk genci, hem kendi kültürlerini hem de eğitim sistemini uyumlu hale getirmek için büyük bir çaba sarf etti.

Hollanda’daki Türkler, eğitimde büyük fırsat eşitsizlikleri ile karşılaştılar. Pek çok Türk genci, hem kültürel uyum sorunları hem de eğitimdeki dil bariyerleri nedeniyle zorluklar yaşadı. Ancak, 1990’lı yılların sonlarına doğru Hollanda’daki Türk toplumu eğitimde daha fazla yer almak için çeşitli çözüm arayışlarına girdi. Hürriyet, bu sorunları gündeme taşıyarak, Hollanda’daki Türklerin eğitimde daha eşit fırsatlar bulabilmesi için adımlar atılmasını savundu.

ERASMUS PROGRAMI VE GENÇ TÜRKLERİN AVRUPA’DAKİ YAŞAMI

Erasmus+ Programı

Erasmus programı ve diğer öğrenci değişim programları, Avrupa’daki Türk gençlerinin bir araya gelmesini sağladı. Bu gençler, farklı kültürleri öğrenirken aynı zamanda kendi kimliklerini de sorgulama fırsatı buldular. Hürriyet, bu sürecin getirdiği fırsatlar ve zorlukları genişçe ele aldı, Türk öğrencilerinin Avrupa’daki eğitim hayatlarını takip etti.
Hürriyet, Avrupa’daki Türk toplumunun sosyal, kültürel ve sportif yaşamını sadece yerel haberler olarak değil, aynı zamanda geniş çapta bir toplumsal bağlam içinde ele alarak, diasporadaki Türklerin sesini duyurdu. Hem acılı hem de gurur verici pek çok olayı, Avrupa’daki Türk toplumunun yaşadığı derin dönüşüm ve değişim ile birlikte izledi.

Afbeelding met tekst, krant, Publicatie Automatisch gegenereerde beschrijving

SİYASİ KATILIM VE TÜRKLERİN HOLLANDA’DAKİ SEÇİMLERİ ETKİLEMESİ

Afbeelding met pak, kleding, person, tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’daki Türkler, zaman zaman ülkenin genel seçimlerinde ve yerel seçimlerde önemli bir seçmen kitlesi haline geldi. Bu topluluk, Hollanda’daki siyasette aktif bir şekilde yer almaya başladı. Türklerin siyasi temsil ve haklarını savunma konusunda Hollanda’daki siyasi partilerle ilişki kurarak, seçimlerde Türk seçmenlerin önemini artırdı. Bu süreç, Hürriyet tarafından yakından takip edilerek, Hollanda’daki Türklerin siyasi yaşama katılımını konu alan haberler yayımlandı.

Hollanda’daki Türkler, siyasete daha fazla katılmaya ve kendi haklarını savunmaya başladılar. Özellikle 2000’li yıllarda, Türk kökenli siyasetçiler, yerel ve ulusal düzeyde Hollanda siyasetinde kendilerine önemli bir yer edinmeye başladılar. Bu, hem Hollanda’daki Türklerin daha fazla görünür olmasını sağladı hem de Türklerin Hollanda siyasetinde daha etkin bir rol oynamasına olanak tanıdı. Bu siyasi yükseliş, aynı zamanda Hollanda’daki Türklerin demokratik haklar ve eşitlik mücadelesinde daha güçlü bir ses oluşturmalarını sağladı.

2005 HOLLANDA ANAYASASI VE İSLAM’A YÖNELİK TARTIŞMALAR

Afbeelding met tekst, panorama, schermopname, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

2000’lerin başında, özellikle Hollanda’da İslam’a yönelik tartışmalar arttı. 2004’te Theo van Gogh’un öldürülmesinin ardından İslam karşıtı söylemler ve yasalar gündeme geldi. Hollanda’daki Türkler, bu dönemde özellikle camilerin ve dini faaliyetlerin yasaklanması gibi hamlelere karşı tepki gösterdi. Hürriyet, Hollanda’daki Türklerin bu dönemde yaşadıkları zorlukları, İslam’a yönelik önyargıları ve ayrımcılığı ele aldı.

GEERT WİLDERS VE İSLAM KARŞITI SİYASET

Afbeelding met tekst, person, schermopname, Reclame Automatisch gegenereerde beschrijving

Geert Wilders’in liderliğindeki Partij voor de Vrijheid (Özgürlük Partisi), Hollanda’daki Türkler ve diğer göçmen toplulukları için büyük bir tehdit unsuru oluşturdu. Wilders’in İslam karşıtı söylemleri, Hollanda’daki Türkleri ve diğer Müslüman toplulukları daha da dışlayan bir politik atmosfer yarattı. Hürriyet, bu dönemde Wilders’in politikalarını ve Hollanda’daki Türklerin karşı karşıya kaldığı zorlukları yakından takip etti.

Bu önemli olaylar, Hollanda’daki Türk toplumu için sadece toplumsal bağları değil, aynı zamanda kültürel ve politik kimliklerini de şekillendiren anlar oldu. Hürriyet, bu dönemde, Türkler’in yaşadığı sosyal, kültürel ve siyasi mücadelesi hakkında geniş kapsamlı haberler sunarak, Türk diasporasının sesini duyurdu.

HOLLANDA’DAKİ TÜRK İŞÇİ GÖÇÜ VE İLK DÖNEM

Afbeelding met person, kunst, panorama Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’ya ilk büyük Türk göçü, 1964’te iş gücü anlaşmalarıyla başladı. Hollanda hükümeti, iş gücü açığını kapatmak için Türkiye’den işçi kabul etti. Bu dönemde, Türk işçilerinin büyük çoğunluğu, düşük ücretli işlerde çalışarak Hollanda’nın sanayi devrimine katkı sağladılar. Ancak, uzun vadede bu işçiler, toplumsal entegrasyon, dil engelleri ve kültürel uyum sorunlarıyla karşı karşıya kaldılar. Bu dönemde Hollanda’daki Türkler’in ilk kuşağı, sadece iş gücü olarak değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal kimliklerini oluşturacak temelleri de atmış oldular.

TÜRK DERNEKLERİ VE KÜLTÜREL FAALİYETLER


         HOTİAD                       TİCF                               İOT                              TFN

Hollanda’daki Türk dernekleri, Türklerin kültürel kimliklerini korumak ve toplumsal dayanışmayı sağlamak adına önemli bir rol oynadı. Bu dernekler, yalnızca sosyal etkinliklerle değil, aynı zamanda eğitim, kültürel programlar ve sosyal hizmetlerle de Türk toplumunun Hollanda’daki yerleşik hayatta daha fazla kabul görmesini sağladılar. Türk kültürünün tanıtılması adına yapılan festivaller, konserler, sergiler gibi faaliyetler de önemli oldu. Hollanda’daki Türklerin hem kendi kültürlerini yaşatmaları hem de Hollanda toplumuna entegrasyonlarını hızlandırmaları açısından bu derneklerin etkisi büyüktü.

HOLLANDA’DAKİ TÜRK KADINININ YÜKSELİŞİ

Afbeelding met kleding, persoon, vrouw, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’daki Türk kadınları, yıllar içinde toplumsal hayatta önemli bir değişim geçirdi. İlk yıllarda, göçmen kadınlar genellikle ev içi rollerle sınırlıyken, zamanla eğitim ve iş gücüne katılımda artış yaşandı. Bu değişim, özellikle ikinci ve üçüncü kuşak Türk kadınları için belirleyici oldu. Kadınlar, toplumsal rolleri ve hakları konusunda daha fazla seslerini duyurdukça, Hollanda’daki Türk toplumu da daha eşitlikçi bir yapıya doğru evrildi. Hürriyet ve diğer Türk gazeteleri, Hollanda’daki Türk kadınlarının bu değişen rolünü sıkça haberleştirerek, toplumdaki bu önemli dönüşümün görünür olmasına katkı sağladı.

HOLLANDA’DAKİ TÜRK GENÇLİĞİ VE SANAT

Afbeelding met tekst, panorama, Nieuws Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’daki Türk gençleri, kültürel bir kimlik inşası sürecinde sanat ve yaratıcılıkla çok daha fazla etkileşimde bulunmaya başladılar. Müzik, edebiyat, tiyatro ve sinema gibi alanlarda aktif olan birçok Türk genç sanatçı, hem Hollanda’da hem de uluslararası alanda başarılar elde etti. Özellikle Türk rap müziği, Hollanda’daki Türk gençliği arasında popülerleşti ve bu, onların kültürel kimliklerini ifade etmeleri için güçlü bir araç oldu. Sinemada da birçok Türk yönetmen ve oyuncu, Hollanda’daki Türk toplumunun sorunlarını ve deneyimlerini beyaz perdeye yansıttı.

GENÇ TÜRKLERİN DİN VE LAİKLİK ÜZERİNDEKİ DÜŞÜNCELERİ

Afbeelding met persoon, mensen, Dans, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’daki Türk gençliği arasında, özellikle din ve laiklik arasındaki ilişki üzerine düşünceler zaman içinde farklılaşmış ve derinleşmiştir. Bir yanda dini kimliklerini güçlü bir şekilde korumak isteyen gençler bulunurken, diğer yanda sekülerleşmeye yönelen ve dinin toplumsal hayattaki etkilerini sorgulayan bir grup genç yer almıştır. Bu durum, Hollanda’daki Türk toplumunda, gençler arasında kimlik ve inanç sorunlarını gündeme getiren bir tartışma başlatmıştır. Bu mesele, Hollanda’daki Türk gençliğinin toplumsal yaşamdaki yeri, değerleri ve gelenekleri üzerine önemli soruları gündeme getirmiştir.

Bu gibi olaylar, Hollanda’daki Türk toplumu için hem zorluklar hem de fırsatlar yaratmış ve toplumsal yapıyı şekillendiren temel unsurlar olmuştur. Hollanda’da yaşayan Türkler, sadece göçmen topluluğu olarak değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve politik olarak Avrupa’nın çok kültürlü yapısının önemli bir parçası haline gelmişlerdir.

FRANSA’DA YABANCI DÜŞMANLIĞI VE SALDIRILAR (1990’LAR)

Afbeelding met tekst, buitenshuis, vlag, Demonstratie Automatisch gegenereerde beschrijving

Fransa’da, özellikle 1990’larda, Türkler de dahil olmak üzere göçmen topluluklarına yönelik şiddet olayları artmaya başladı. Hürriyet, Fransa’daki ırkçılık karşıtı hareketleri ve bu saldırılara karşı Türklerin tepkilerini haberleştirerek, Fransa’daki Türk toplumu için bir bilinç oluşturmaya çalıştı. Türk iş yerleri ve camilere yönelik yapılan saldırılar, bu dönemde çokça gündeme geldi. Fransa’daki Türkler, bu tür saldırılara karşı birlik oluşturma yoluna gitmiş, dernekler kurarak dayanışma sağlamaya çalışmıştır.

İNGİLTERE’DEKİ TÜRK GÖÇMENLERİNİN ZORLUKLARI VE BAŞARILARI

Afbeelding met tekst, panorama, Reclame, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

İngiltere’deki Türk toplumunun, özellikle Kuzey Londra’daki Türkler, iş gücü ve kültürel yaşam açısından önemli bir yer tutmaktadır. 1980’lerin sonlarına doğru, bu bölgedeki Türkler, ekonomik zorlukların yanı sıra eğitim ve iş gücü entegrasyonu konusunda ciddi sorunlarla karşılaştılar. Ancak zamanla, İngiltere’deki Türkler, hem iş dünyasında hem de kültürel hayatta başarılar elde ettiler. Özellikle Türk restoranlarının İngiltere’deki yemek kültürüne katkıları önemli bir gelişme oldu. Hürriyet, İngiltere’deki Türklerin entegrasyon çabalarını, başarılarını ve karşılaştıkları zorlukları sıkça gündeme taşıdı.

ALMANYA’DA TÜRKLERİN SİYASİ KATILIMI VE AŞIRI SAĞCI SALDIRILAR

Afbeelding met tekst, person, persoon, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Almanya, Türk göçmenlerin en fazla bulunduğu ülkedir ve burada Türklerin siyasi katılımı özellikle 1980’lerin sonunda ve 1990’larda arttı. 1990’lar, Türklerin Almanya’daki siyasette daha fazla temsil edilmeye başladığı yıllardır.
Bunun yanında, aşırı sağcı grupların Türkler’e yönelik saldırıları, Almanya’daki entegrasyon sorunlarının hala devam ettiğini gösteriyordu. Hürriyet, Almanya’daki Türklerin seçme ve seçilme hakkını, özellikle 1990’larda tartışmaya açtı ve bu konudaki gelişmeleri yakından takip etti.

İSVEÇ’TE TÜRK KÜLTÜRÜ VE SOSYAL ENTEGRASYON

Afbeelding met person, kleding, tekst, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

İsveç’te de Türklerin önemli bir nüfusu bulunuyor ve bu topluluk özellikle Malmö şehri etrafında yoğunlaşıyor. 1990’lardan sonra, İsveç’teki Türkler, ülkenin sosyal yapısına entegrasyon sürecini hızlandırdı. Kültürel faaliyetler, spor organizasyonları ve sosyal etkinlikler, Türk toplumu ile İsveç toplumu arasındaki köprüyü güçlendirdi. Hürriyet, İsveç’teki Türklerin kültürel kimliklerini koruma ve toplumsal hayatta daha fazla yer alma mücadelesini takip etti.

AMERİKA’DAKİ TÜRK GÖÇÜ VE ENTEGRASYON SÜRECİ

Afbeelding met panorama, schermopname, groep, panoramisch Automatisch gegenereerde beschrijving

1900’lerde Doğu Anadolu’dan başlayan ABD’ye Türk göçü, günümüze kadar ‘yok’ kabul edildi.
ABD’nin bilinen özelliklerinden biri, nüfusunun dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlerden oluşması. İtalyanlar, İrlandalılar, Almanlar gibi pek çok göçmen grubu, burada tarihlerinin ne kadar eskiye dayandığını, onların da ülkenin bir parçası olduğunu, aidiyetlerini göstermek için, her zaman çaba gösterdi. Türkler, ABD’de genellikle yeni bir göçmen grubu olarak, ABD’ye ait olmayan bir unsur gibi görüldü.

Amerika’daki Türk göçü, özellikle 1960’lar ve 1970’ler boyunca başladı. Amerikan hükümeti, iş gücü açığını kapatmak amacıyla göçmen kabul etti ve buna Türkler de dahil oldu. New York ve New Jersey gibi şehirlerde yoğunlaşan Türk toplumu, başlangıçta çok sayıda zorlukla karşılaştı. Dil bariyerleri, iş bulma sorunları ve kültürel farklılıklar, ilk yıllarda büyük engeller oluşturdu. Ancak, zamanla Türkler iş dünyasında ve kültürel hayatta kendilerine önemli bir yer edindiler. Türk restoranları, mağazaları ve iş yerleri Amerikan kültürüne entegre oldu ve Türkler, hem kendi kimliklerini koruyarak hem de Amerikan toplumuyla uyum içinde yaşamaya başladılar.

AMERİKA’DAKİ TÜRK RESTORANLARI VE KÜLTÜREL ETKİLEŞİM

 

Afbeelding met panorama Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Amerika’daki Türk restoranları, Türk mutfağını tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda kültürel entegrasyonu da hızlandırdı. Özellikle New York, New Jersey ve diğer büyük şehirlerdeki Türk restoranları, Amerikalılara Türk mutfağını tanıtarak kültürel köprüler kurdu. Bu restoranlar, Türklerin Amerikan toplumuyla daha yakın bir bağ kurmalarına olanak sağladı. Bu gelişmeler, Hürriyet gibi medya organlarında geniş şekilde ele alındı, Türk mutfağının globalleşen dünyada nasıl bir yer bulduğu vurgulandı.

TÜRK-AMERİKAN TOPLUMUNUN SİYASİ GÜCÜ

Afbeelding met tekst, schermopname Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Amerika’da yaşayan Türkler, özellikle 1980’lerden sonra, siyasette daha fazla yer edinmeye başladılar. 2000’li yıllarda, Türk-Amerikan toplumunun üyeleri, ABD’nin yerel ve federal seçimlerinde daha fazla aday olmaya ve çeşitli siyasi faaliyetlerde bulunmaya başladılar. Türk-Amerikan toplumunun etkisi arttıkça, Türkler’in ABD’deki dış politika meselelerine de daha fazla dahil oldukları görüldü. Hürriyet gibi medya organları, bu gelişmeleri takip ederek, Türk-Amerikan ilişkileri ve toplumun Amerikan siyasetindeki yükselen etkisini ele aldı.

9/11 SONRASI MÜSLÜMANLARA YÖNELİK ARTAN AYRIMCILIK

Afbeelding met tekst, schermopname, person, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

2001’deki 9/11 saldırılarından sonra, Amerika’da yaşayan Müslüman topluluklar, özellikle Türkler, ciddi ayrımcılık ve önyargılarla karşı karşıya kaldı. Saldırıların ardından, Türkler de dahil olmak üzere birçok Müslüman topluluğu, hem toplumsal hem de dini anlamda baskılarla karşılaştılar. Bu dönemde, Türkler, Amerikan toplumundaki yerlerini savunmak ve önyargılarla mücadele etmek için çeşitli sivil toplum kuruluşları ve medya organları aracılığıyla seslerini duyurmaya çalıştılar. Hürriyet gibi gazeteler, bu dönemde yaşananları ve Türklerin karşılaştığı zorlukları dünyaya duyurdu.

AMERİKA’DAKİ TÜRK KÜLTÜREL ETKİNLİKLERİ VE TOPLUMSAL KATILIM

Afbeelding met Dans, schermopname, panorama, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Amerika’daki Türkler, kültürel etkinliklere büyük ilgi gösterdiler. Türk festivalleri, konserler, film gösterimleri ve diğer kültürel etkinlikler, Türklerin Amerika’daki varlıklarını daha görünür kıldı. Bu tür etkinlikler, Türklerin Amerikan kültürü ile etkileşimini pekiştirdi ve Türk kimliğini daha güçlü bir şekilde temsil etmelerine yardımcı oldu.

SON SÖZ

Afbeelding met tekst, overdekt, muur, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Avrupa ve Amerika’daki Türkler, çok farklı toplumsal, kültürel, siyasi ve ekonomik zorluklarla karşılaşsalar da, her iki kıtada da büyük başarılar elde etmiş ve güçlü bir kimlik oluşturmuşlardır. Hürriyet, bu toplulukların sesini duyurmak, yaşadıkları zorlukları belgelerle sunmak ve kültürel gelişimlerini takip etmek konusunda önemli bir rol oynamıştır.

Değerli Okurlarım,
Avrupa ve Amerika’da yaşayan Türklerin toplumsal sorunlarını, kültürel, siyasi ve dini faaliyetlerini gözler önüne süren pek çok başlığa fotoğraf yakıştırma işlemi günlerce sürdü.
Aynı konuyla ilgili olarak yayınladığım haberlerin, Türk medyasında ele alındığını da belirtmiştim.
Altta Aydınlık gazetesinde yayınlanan haberin kupürünü göreceksiniz.
Daha sonra da, bundan önce yayınlamış olduğum haberi, görmeyen ve okumayanlar için yineliyorum.
Kalın sağlıcakla…

Afbeelding met tekst, krant, Menselijk gezicht, Nieuws Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

(BUNDAN ÖNCE YAYINLADIĞIM HABER)

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

1 Şub 2025

Zirve yıllarının Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu ve Avrupa Genel Müdürü Garbis Keşişoğlu çöküşün nedenlerini anlattılar.

Çöküşün ana nedeninin, Almanya hükümetinin gazete yöneticilerine yaptığı baskılardan baskılardan sonra gelen istifalar olduğunsa bağlanıyor.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY yazdı:

Üç gün önce yayınladığım, “Şok, Şok, Şok: Hürriyet Almanya 1 Şubatta yayınlarını durduracak” başlıklı haber-yorumumdan sonra, haberimi yayınlayan 100’e yakın haber portallarına ve şahsıma reaksiyonlar yağdı.
Bizim, Hürriyet’in zirveden aşağılara yuvarlanışını anlatan beyanlarımızı iyi kavrayamayan bazı okurlar, ‘Oh ne güzel oldu, kurtulduk bu soytarılıktan, neden üzülüyorsunuz” tepkisinde bulundular.
Bu okurlara şunları söyleyebiliriz:
Hürriyet‘in kapanış süreciyle ilgili yaptığımız değerlendirmede, gazetecilik ve yönetimle ilgili ciddi eksikliklere dikkat çektik. Amacımız, bu gazetenin kapanmasının ardındaki sebepleri anlamak ve tartışmaktı. Fakat, bazı okurlarımızın bu durumu sadece siyasete bağlamış olmaları bizi şaşırttı. Bizim yaklaşımımız, herhangi bir siyasi duruşu ele almak değil, gazeteciliğin doğru bir şekilde yapılmadığı bir sürecin sonucunu anlamaktır.

Gazetecilik, doğru, tarafsız ve ilkeli olmayı gerektirir. Bu anlamda, Hürriyet’in kapanışındaki sorunlar, sadece bir siyasi perspektiften bakıldığında değil, aynı zamanda gazeteciliğin temel ilkelerinin zedelenmesiyle ilgilidir. Bizim asıl kaygımız, bu gibi durumların medya dünyasında daha fazla yaşanmaması ve gelecekte gazeteciliğin güçlenmesidir.

Haberimin yayınlanmasından sonra, ana akım gazetelerden bazı meslektaşlarımız da, haberimden pasajlar kullanarak kendilerine göre haberi yorumladılar ama, gazetenin asıl çöküş nedenlerini bilemedikleri için eksik bilgi vermiş oldular.
İşte, bu konuyu daha çok aydınlatabilmek için, zirve döneminin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu’dan uzunca bir açıklama aldım.
Şu anda Miami’de yaşayan Genel Müdür Garbis Keşişoğlu da duygularını aanlattı.

İLK BASILAN UMUT VEREN, SON BASILAN HÜZÜNLENDİREN GAZETELER

Afbeelding met krant, tekst, Krantenpapier, Publicatie Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Soldaki ilk gazete, bir hayalin, bir başlangıcın simgesi. Tıpkı yıllar önce, uzak diyarlarda bir ses olmak için yola çıkan bir mektup gibi, umutla basılmış ve dünya çapında bir iz bırakmıştı. Bu sayfa, sadece bir gazete değil, bir dönemin nişanesi, bir arayışın ve bir tutkunun ifadesiydi. Sağdaki ise, bir dönemin sona erdiğinin acı bir hatırlatıcısı. O ilk gazetenin hemen yanında, yıllar süren mücadelenin, bilgiye ve özgürlüğe duyulan aşkın son bir yankısı gibi. Aradaki fark yalnızca yıllar değil, içinde taşıdığı anılar ve yaşanmışlıklarla dolu bir zaman dilimi. Her iki gazete de birer anı, her biri birer hikâye… İlkini okurken geleceğe umut bırakmaya çalışan bir gazete vardı, sonuncusunu okurken, o umudun bir şekilde bitişiyle karşılaşıyoruz. Biri bir başlangıç, diğeri bir son. Ama her ikisi de, tarihimize ve hafızamıza kazınmış birer simge olarak kalacak.
Her bir satırı ve manşetiyle dünyaya ulaşan bu gazetenin, 1 Şubat 2025 (bugün) itibariyle, yolculuğu sona erdi.

Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarının sona ermesi, yalnızca gazetenin tarihini değil, Türk basın dünyasının geçmişini ve çok önemli bir dönüm noktasını simgeliyor.
Özellikle Avrupa’daki Türk toplumu için Hürriyet, sadece bir haber kaynağı olmanın ötesinde, bir bağ ve kimlik meselesi haline gelmişti. Avrupa’daki Türkler, Hürriyet’le sadece günlük haberleri değil, aynı zamanda kültürel bağlarını, aidiyet duygularını ve toplumsal meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu, gazetenin bir “amiral gemisi” gibi hizmet vermesini sağladı; çok sayıda Türk, gazetenin haberciliği sayesinde hem kendi toplumsal sorunlarını çözmek hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmek adına önemli bir platform buluyordu.

GARBİS KEŞİŞOĞLU NE DEDİ?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
“Uluslarası yayın yapan ve o günlerde örnek gösterilen Hürriyet’in, Avrupa’daki yayınlarını durdurması, Türk basını için “acı” bir durumdur…
Rahmetli duayen gazeteci Nezih Demirkent’in, Hürriyet’in başından alınması için, o günlerin patronu rahmetli Erol Simavi’yi dolduruşa getirenlerin bir kısmı, bugün çok rahatlar.
O günkü ekibin şefi Demirkent ebediyete göçtü. Fakat bazıları, Avrupa baskısının satışından elde ettikleri yüzbinleri yemekle meşguller.

Çok kişinin farkında olmadığı bu Avrupa baskıları, bölgesel gazetecilik konusunda, o günlerin önemli uluslararası gazetelere örnek oldu. Liyakatsiz ve gazeteciliğin geleceği ile bir bilgi sahibi olmayan, sözde yöneticilerin elinde, Türkiye için önemli olan bu proje heba edildi. Ne yazık ki gazetenin bir arşivi bile ortada yok…

Ben ve bazı arkadaşlarım, yıllarca izin bile yapmadan, rahmetli Nezih beyle, gazeteyi HEZ uçak şirketi badiresinden kurtararak, (Hürriyet’in başında, bir sıkı yönetim komutanı varken, Hürriyet havacılığa heveslenmişti) Avrupa ve Amerika’da Hürriyet’i tiraj şampiyonu yaptık.
Sevgili İlhan Karaçay’ın sayesinde, Hollanda ve Belçika ilaveleri o güne kadar denenmemişti.
Neticede, bugün Türk basını için “kara” bir gündür.
Bu sonu hazırlayanlar ise ceplerini doldurduktan sonra Türkiye’ye dönüp keyif çatıyorlar.

Birkaç isimden söz etmek istiyorum…
Yurtdışı baskılarının temel direği Ertuğ Karakullukçu, Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit, Hollanda’da İlhan Karaçay, Frankfurt’ta Kemal Şener, Nezih Akkutay, New York’da rahmetli Doğan Uluç, Berlin’de rahmetli Kamil Yaman ve daha niceleri Hürriyet’in uluslararası alanda bir numara olması için yıllarını verdiler.
Tabii ki Murat Çulcu’yu da unutmamak lâzım.
Şimdi artık hepsi mazide kaldı.”

ERTUĞ KARAKULLUKÇU’DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:  YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

Hürriyet gazetesinin Avrupa baskıları, 31 Ocak 2025 günü son nüshasını yayınladı.
1 Şubat 2025 ise, bir zamanların efsane gazetesinin yoklara karıştığı, tarihe gömüldüğü gün oldu.
O gazeteye  ne muazzam emekler vermiştik…  En parlak zamanlarında yayın yönetmenliğini yapmıştım. Kapatılması, benim için kapkara bir haberdi.
Duyduğum anda binlerce anı başıma üşüştü.  İlk tepkim şu oldu:
Yanlış gazeteciliğin, acının da acısı fakat kaçınılmaz  sonu…
Yazık ettiler onca emeğe.
Hemen ardından, acıklı bir muhasebe: Ama neden?

BİR ÇINARIN ÖLÜMÜ

Evet, yaklaşık 70 yıllık bir koca çınar, gümbürtüyle  devrilip gitti. Ve evet, bu dev çınarı yiyip bitiren illet, en iyi dönemlerinde yayını yöneten kişi sıfatıyla teşhisi koyuyorum,  yanlış / kötü gazetecilik virüsü idi.
Yoksa, BİAT  gazeteciliğini marifet bilen  baş sorumluların bahane olarak sığındığı gibi ne Avrupa’daki insanlarımızın Türkiye ve Türkçe’den kopması, ne de dijitalleşme olgusu değildi.
Sahi, hangi kopma, dostlar ?..
Toplumun anavatan sevdasını, en çarpıcı örnekleriyle spor karşılaşmalarında görmüyor muyuz? “Türkiye” diye yeri göğü inletiyorlar.
Dijitalleşme deseniz, dünyada iyi gazetecilik yapan çok gazete, kağıt baskıyı hala başarıyla sürdürüyor.
Evet, dijitalleşme etkisi elbette var, fakat bu etmen, asla başat / birincil neden değil.

İYİ GAZETECİLİKTEN KOPARSAN…

Gerçek şu ki, kopan bir şey varsa o da maalesef Avrupa Hürriyet’in bizlerden sonraki yönetici kadrosunun  iyi gazetecilikten, toplumdan ve gerçeklerden kopmasıdır.  Toplumun ve hakikatin  sözcüsü olmaktan istifa edip, ülke yönetimlerinin beklentilerine biat etmeleridir. Orneğin Almanya’da yönetimlere yaranmayı /  onlardan aferin almayı ve egemenler tarafından sırtlarının sıvazlanmasını marifet bilmeleridir. Uyum kavramını, yönetimlerin buyruklarına uymak diye anlamalarıdır.
Son kertede vatandaşın değil, egemenlerin yanında saf kutmalarıdır.
Ben buna TERSİNE GAZETECİLİK diyorum.
İşte bu, Avrupa Hürriyet’in toplumu önceleyen kuruluş felsefesine affedilemez bir ihanet olmuştur.
O açıdan bakarak teşhisi rahatça koyabiliriz :
Avrupa Hürriyet’in kapatılması, TAAMMÜDEN işlenmiş bir yanlış gazetecilik  cinayetidir.

DİNLE, ALMANYA

Şimdi artık, Avrupa Hürriyet’in en başarılı dönemlerinde yayını yöneten bana  ve gazeteye saldırmayı marifet bilenler, nelva kavurup kına yakabilinler.
Peki, kimdir onlar ?..
Öncelikle, o dönemlende Almanya’yı yöneten bazı isimler ve ve dönemin Ankara Büyükelçisi Hahs Joachim – Vergau…
Yabancılara yönelik politika üreten Orient Institut’un başkanı Prof. Udo Steinbach… Sonra, yönetime yaranma peşinde koşan, Türkiye ve Hürriyet karşıtlığını kariyer ğüvencesi haline getirmiş kimi Türkiye kökenliler… Türk toplumu onları taa ciğerlerine kadar çok iyi tanır.  Sembolik iki isim vereceksek, işte o dönemlerdekiCem Özdemir ve Ozan Ceyhun.
1 Şubat, onların ve benzerlerinin bayram günü olsun.

HANGİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ?

Burada, Almanya’daki basın özgürlüğü anlayışına da  parantez açmak gerekir. Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır ki, gerçekleri dile getirmekten başka derdi olmayan bizim görevden alınmamız ve yazılarınızın sonlanması için büyükelçileriyle, dış işleri bakanlarıyla (Kinkel ve Fischer) seferber olmuşlardır. Hatta, bu zincire son halka olarak dönemin cumhurbaşkanı Johannes Rau’yu da pekala ekleyebiliriz.
Bizi. resmi muhatapları olan Türk bakanlara ve gazete yönetimine şikayet etmekten hiç kaçınmamışlardır.
Türk ve Alman kafadarlarıyla bize karşı özel toplantılar düzenlemişler, kampanyalar açmışlardır. Hürriyet patronajına ağır baskı iygilamışlardır.
Soralım: Bütün bunlara, özgürlükçü Alman Ahayasası’nın hangi maddesi izin vermektedir ?
Şimdi övünsünler, işte  başardılar !
Ama bize kalırsa bu, yürekler acısı, yüz karası, çifte standart harikası bir hazin “başarı”  olmuştur.

ALMANYA’YA DA KÖTÜLÜK

Almanya’yı yönetenler, kendi gerçek ülke çıkarlarının  doğruları yazan bir Türk basınından geçtiğini göremediler. O dönemda Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun bire bir aynasıydı; kimlik kartıydı.
Türk topluminun, ibresi evrensel değerleri gösteren pusulasıydı.
Ve Almanya’nın “akıllı” yöneticileri için de asıl yararlısı, kuşkusuz  gerçekleri bilmek olmalıydı. Fakat bunu kavrayamadılar, Hürriyet’te aradıklarını bulamayan bazı Türk kökenlilerin de mahıpulasyonuyla sansürü seçtiler. Sonuç, Hürriyet’in giderek zayıflamasına paralel olarak, yer yer arzu edilmeyen uçlara savrulabilen bazı toplum kesimleri.

DÖNÜM NOKTASI TOPLANTI

Dönemin Alman hükümlerinden bizim pasifize edilmemiz için gelen yoğun baskılara Hürriyet patronajı uzun süre direndi. Ama bir noktada bu direniş kırıldı. Ayrıntısı bende kalsın, Hürriyet”in İstanbul merkezinde en üst düzeyde üç kişilik bir toplantı düzenlendi. Üçüncü kişi bendim. Diğer iki kişi de  -içtenlikle dilerim ki Tanrı daha çok uzun ömürler versin- halen hayattadır.
İşte bu toplantıda,  ilk kez yayın politikası değişikliği gündeme getirildi. Almanya’ya ve bazı Türkiye kökenlilere yönelik daha yumuşak yayın önerildi.
Ben ise özetle, tamamen  Hürriyet’in yayın ilkelerine uygun yayıncılık yaptığımızı, sadece gerçekleri yazdığımızı, kimseye haksızlıkta bulunmadığımızı belirttim. Yayında istenen değişikliğin,  gazeteye büyük zararlar  vereceğini, hatta batırma tehlikesine yol açacağını ifade ettim.
Bu gazeteye büyük emekler verdiğimi, kendi ellerimle böyle bir kötülüğü yapamayacağımı söyledim.
Sonuçta politika değişikliğini kabul etmedim.
Avrupa Hürriyet ile uzun yıllar süren birlikteliğimiz işte orada bitti. İstifa ettim.
Bana göre sonun başlangıcı, o roplantıda  gündeme gelen politika değişikliği oldu. Bu, benim kişisel görüşüm.
Yeni politikanın devreye girmesiyle toplumun hiç hoşlanmadığı kişi ve olgular ön plana çıkarıldı. Benim ayrılmamdan ve yazılarının sonlanmasından sonraki 1.5 ay içinde yaklaşık 12 binlik tirajın buharlaştığını biliyorum. Süreç içinde gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Burada şunu özenle  belirtmeliyim:
Patronajın elbette yayın politikasını değiştirme hakkı var… Ama gazetecinin de gerçekleri dile getirmek gibi bir sorumluluğu olmalı.
Ben, Hürriyet Avrupa baskılarını başlatmış olan sevgili yöneticimiz rahmetli Nezih Demirkent’ten hiçbir müdahale görmedim; onin tek bir kerecik bile “şunu şöyle yap” dediğini duymadım… İlk patronumuz sayın Erol Simavi’den de öyle… Hürriyet’in katledilen genel yayın yönetmeni, Türkiye baskılarında  yazıisleri müdürü olarak  yıllarcü birlikte çalıştığım rahmetli  Çetin Emeç’in de bir müdahalesini görmedim. Son patronum sayın Aydın Doğan’ın da yayıncılık ilkelerimize aykırı hiçbir tavrına tanık olmadım.
Fakat ah, bir tek, yukarıda anlattığım o sıkıntılı toplantı…
Bir kere oldu, ama fena oldu.

BAHANELERE CEVAP: YA SEN NE YAPTIN?

Avrupa Hürriyet’i kapanmaya götüren sürecin sorumluları diyorlar ki:
– Efendim, he yapalım ?.. Dijitalleşme var, televizyon var, sosyal medya çıktı… Üçüncü kuşak Türkçe’yi unuttu.
Vah vah, bakın hele, demek ki bu arkadaşlar gazetecilik yapabilmek için dikensiz gül bahçesi istiyorlar.
Tamam da, Avrupa Hürriyet’in o en iyi zamanlarında, bugünkü teknolojik kolaylıkların hangisi vardı? Hiçbiri yoktu.
Faks diye bir aletin çıktığını ben ilk kez rahmetli Berlin temsilcimiz Kamil Yaman’dan duymuştum.
Gazete sayfaları, öyle anında  bilgisayarla değil, montaj denilen filmler halinde uçakla İstanbul’dan Frankfurt’a gönderilirdi. Bazen da uçaktan çıkmazdı, kaybolurdu ve sıfırdan gazete yapmak zorunda kalırdık.
Türkiye’deki gazete, Almanya’da bir gün sonra yayınlanırdı. O yüzden haberlerdeki bütün zaman unsurlarını bir gün sonrasına uyarlamak zorunda kalırdık.
Türkiyede çalışılmayan bayram günlerinde,  önceden üç veya dört günlük gazete hazırlayarak Frantfurt’a göndermek durumundaydık. İşi yetiştirmek için üç gün üç gece gazeteden çıkmadığım olurdu.
Herkes tatildeyken biz bayram günleri gazeteye gidip teleks ile taze haberleri Frankfurt’a geçerek gazeteyi güncellemek zorundaydık. Frantfurt matbaada çalışan yazıişleri müdürümüz Nezih Akkutay ve arkadaşlarının yükü, ayrı bir roman konusu.
Bir yerden bir yere fotoğraf göndermek bile başlı başına maceraydı.
Daha neler de neler…
Ama yakındıgimizi  hiç hatırlamıyorum, çünkü işimize ölesiye tutkunduk.
Şimdi, bahanelere sığınan arkadaşlara sormalıyız:
Tamam da, dijitalleşmeye karşı ya siz ne yaptınız? Rekabette sizi öne geçirecek hangi özel haberleri, araştırma haberlerini ürettiniz? Toplumun merakını canlı tutacak dinamik haberciliği başardınız mı? Hangi kampanyaları açtınız? Hangi yeniliklere imza attınız? Yayın politikanız, toplumun güvenini kazanabildi mi? Miras aldığınız saygınlığı koruyabildiniz mi? Haberci kadrolarımızı geliştirdiniz  mi, yoksa muhabir azaltmayı tasarruf kalemi mi haline mi getirdiniz?
Eğer bütün bunlardan sınıfta kaldıysanız, dijital kayalıklara hiç gerek yok, Titanik’ten  beter batarsınız.

DESTANSI GAZETECİLİK

Avrupa Hürriyet’in kurucu babaları, rahmetli genel müdürümüz Nezih Demirkent ve
Avrupa temsilcimiz Garbis Keşişoğlu idi.
Emeğin aslan payı onların. Gazete, Türk toplumunun gözü, kulağı ve sesiydi.  Vatandaşla bütünleşmiş korkusuz gazeteciliğin emsalsiz örneğiydi.
Bir bölge gazeteciliği harikasıydı.
Yalnızca Almanya’da değil, özellikle Hollanda’da yorulmak bilmez temsilcimiz İlhan Karaçay ve  ekibinin örnek çalışmaları aynı bir etüt konusudur.
Gazete. bir daha tekrarlanamaz emekler bütünüydü.
Avrupa’nın en ücra köşelerinde bayrak dalgalandııp haber ve hak peşinde koşan bir gazetecilik destanıydı.
Günlük ortalama 170 binlik tirajıyla, bütün dünyada kendi ülkesi dışında en çok basılıp satılan gazete ünvanını almıştı.
Hatta, tirajı nüfusa oranlarsanız, hiç abartmıyorum,  dünya tiraj şampiyonuydu.
Basın yayın öğrencileri tarafından mutlaka incelenmeli ve tez konusu yapılmalıdır.

ONLARA BİN SELAM OLSUN

Afbeelding met kleding, buitenshuis, gebouw, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun. O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen üstteki fotoğrafta görüyorsunuz.
Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)

Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun .
O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen fotoğrafta, altındaki isimleriyle  görüyorsunuz.
Orada olmayan bazı isimleri de burada anmalıyım: Frankfurt’ta haber müdürümüz Kemal Şener,  olay röportajlarıyla Avrupa’yi sarsan gazeteci yazar Murat Çulcu,  Avrupa’yı karış karış tarayan rahmetli İsmail Tipi,
Londra’ temsilcimiz rahmetli  Nuyan Yiğit,  Paris’te rahmetli Gökşin Sipahioğlu ile Muammer Elveren, Brüksel ve Strasbourg’da Zeynel Lüle,  Frankfurt ve Hamburg’da  İbrahim Gül,  Frankfurt’ta Ali Gülen ve Halit Çelikbudak.

Avrupa’da ayak basmadık  toprak parçası bırakmayan bütün çok değerli / sevgili arkadaşlar…
Yazdığınız destan, basın tarihinde  altın yapraklar olarak hep yaşayacak.
Ya bu emsalsiz gazeteyi kapanmaya sürükleyen, anmak istemediğimiz “bahtsız” isimler?!
Umarız ve dileriz, birazcık yüzleri kızarır.

 

Afbeelding met tekst, krant, kaart, papier Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’da elit takımın okuduğu en ciddi NRC Gazetesi, Ertuğ Karakullukçu, Garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay fotoğraflarıyla, “Hürriyet: Hollanda’daki Türklerin sesi başlığı ile tam sayfa bir yayın yapmıştı. (soldaki resim) Hürriyet’in Hollanda haritasına yayılmış kadrosu (sağdaki resim)

AVRUPA HÜRRİYET’İN VAR OLUŞU

Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.

Bakınız, ‘Gazeteciliğin piri’ diyebileceğim Karakullukçu o dönemi nasıl anlatıyor:

Efsane dönemin Hürriyet gazeteciliği: Avrupa Hürriyet, tam bir mucizedir. Haberciliği ve gelişimi açısından gazetecilik okulları tarafından incelenmeli, tez konusu yapılmalıdır.
Hürriyet, Almanya’da yayına başlarken, piyasaya Tercüman gazetesi hakimdi.
Fakat iyi bir örgütlenme ve gözünü budaktan sakınmayan sıkı habercilikle Hürriyet, kısa zamanda Avrupa’nın mutlak hakimi oldu.
Türkiye’deki bir seçim gecesinde Frankfurt’ta 202 bin gazete basmıştık. Ortalama tiraj, 170 – 180 bin bandında gidiyordu.

Dünyada 1 numara: Ben görevden ayrıldıktan sonra Frankfurt Hürriyet‘teki arkadaşlar benden gazeteyle ilgili bir yazı istemişti.
O zaman, Avrupa Hürriyet’in tirajını Hindistan, Çin, Amerika dahil olmak üzere, dünyanın en çok satan gazetelerinin tirajlarıyla kıyaslamıştım. Bunu yaparken, ülke nüfuslarını, gazetelerin tirajlarına bölmüştüm.
Sonuç, umduğum gibiydi. Avrupa Hürriyet, ülke nüfusuna göre (gazetemiz için Avrupa’daki Türk sayısı) dünyanın en çok okunan 1 numaralı gazetesi çıkmıştı.
Hiç abartı yok, dileyen hesaplayabilir.

Emsalsiz emek: Bu büyük başarının ardında çok büyük bir emek vardı.
Başta, kurucu babalar Nezin Demirkent ve Garbis Keşişoğlu‘nun muazzam emeği…
Benim, görevde olduğum sürece tek gün bile izin yapmadan geceyi gündüze karıştıran tutkulu emeklerim…
Frankfurt merkezimizde, başta Nezih Akkutay olmak üzere arkadaşlarımızın tüm Avrupa’yı kucaklayan fedakâr emekleri…
Ve en başta da, Avrupa’nın her köşesinde habercilik destanları yazan muhabir arkadaşlarımızın kan ter içindeki şahane emekleri…
O emekler, bugün artık tekrarlanamaz.

Önce muhabir: Bir kere, Avrupa’yı fetheden o kadro, bugün Türkiye’de bile hiçbir gazetede yok.
Zaten o gazetecilik anlayışı da artık maalesef mevcut değil.
O dönemde muhabir, gazeteciliğin baş tacıydı…
Yakın geçmişten bu yana ise, ne acıdır ki, her tensikatta öncelikle muhabirler akla geldi. Düşünülmedi ki, asker olmadan savaşılmaz; muhabir olmadan da gazetecilik yapılamaz.

Okurla bütünleşme: Hürriyet’in Hürriyet olduğu dönemde, Avrupa’nın en ücra köşelerinde bile muhabir kazanma gayreti içinde olundu.
Haber için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı. Haber isterse Antarktika’da olsun, anında atlar giderdik.
Ve her koşulda vatandaşın yanında olundu…
Heim’larda, fabrikalarda, Bahnhof’larda, hastanelerde, tercüme bürolarında, emeklilik işlemlerinde, Kapıkule ve Yeşilköy hava limanı gibi sınır kapılarında…
“Gurbetçi”nin derdi derdimiz, sevinci sevincimiz oldu…
Aşımızı bölüştük, Heim odalarında kuru fasulyeye birlikte az mı kaşık salladık ?

Gülle gibi manşetler: Avrupa Hürriyet‘in tirajındaki ilk hareketlilik, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gazetecilik başarısıyla ortaya çıkmıştı.
Ama sonraki süreçte yaşanan yurttaşla bütünleşme, kesintisiz tiraj tırmanışını beraberinde getirdi.
Dil, eğitim, emeklilik, konsolosluk, ikinci sınıf insan muamelesi, çifte vatandaşlık, yabancı düşmanlığı gibi ana sorunlar, Hürriyet‘in manşetlerinde top gibi patlardı.
Gazete, derdini o manşetlerden haykıran okur ile et ve tırnak gibi kaynaştı, yurt dışındaki insanımızın kimliğinin ayrılmaz parçası oldu.

Tiraj, etkinlik, saygınlık: Avrupa’daki Türk’lerle, Ankara ve Avrupa başkentleri arasında köprü kurduk.
Sadece gerçeğin peşinde koşan objektif ve sansürsüz gazeteciliğimiz, gazeteye tiraj yanında benzersiz bir etkinlik ve saygınlık kazandırdı…
O dönemlerde Avrupa kamuoyunun gündeminde Hürriyet hep var oldu.

İşte o ruh ve İlhan Karaçay:
Evet ne olduysa, en başta Avrupa’ya kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş temsilcilerimiz, saat mefhumunu sözlüklerinden silmiş Hürriyet muhabirleri sayesinde oldu.
Hepsi aynı gazetecilik ruhunu taşıyan arkadaşlarımıza bir örnek olarak, İlhan Karaçay’ı gösterebilirim. İsterseniz gecenin 04’ünde arayın, anında telefonun öteki ucunda, anında göreve hazır, “Full Time” gazeteci…
‘Hollanda’ denince, akla gelen ilk isimlerden biridir İlhan Karaçay…

Benelüx ilavesi ile bölgedeki Türk toplumunun gözü, kulağı, sesiydi İlhan Karaçay…
Muhabir, yazar, ilan temsilcisi, matbaacı, gazete pazarlama uzmanı…
Aynı anda hepsi.
Hollanda’daki her kapıyı açacak bir çilingir yoktur ama bir habercilik sihirbazı İlhan Karaçay iyi ki vardır.
Ve tıpkı diğer temsilcilerimiz gibi, İlhan Karaçay’ın da baş gıdası haberdir.
O da haberle yatar, haberle uyanır.

Afbeelding met kleding, persoon, gebouw, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijving

Hürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden?), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen?)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ?), Ali Esmer,

O eski ekibin o dinamizmi, enerjisi ve kalitesi; her şeyin dijitalleştiği şu çağda bile, gazetenin tirajını ve etkisini yukarıya taşıyabilecek bir güçtü. Gerçekten, eski kadro ile her şey farklı olurdu. Şimdi, zaman değişti belki, ama o zamanların ruhunu hep hatırlayacağım. O ekiple her şey mümkündü.

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

Zirve yıllarının Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu ve Avrupa Genel Müdürü Garbis Keşişoğlu çöküşün nedenlerini anlattılar.

Çöküşün ana nedeninin, Almanya hükümetinin gazete yöneticilerine yaptığı baskılardan baskılardan sonra gelen istifalar olduğunsa bağlanıyor.


İlhan KARAÇAY yazdı:

Üç gün önce yayınladığım, “Şok, Şok, Şok: Hürriyet Almanya 1 Şubatta yayınlarını durduracak” başlıklı haber-yorumumdan sonra, haberimi yayınlayan 100’e yakın haber portallarına ve şahsıma reaksiyonlar yağdı.
Bizim, Hürriyet’in zirveden aşağılara yuvarlanışını anlatan beyanlarımızı iyi kavrayamayan bazı okurlar, ‘Oh ne güzel oldu, kurtulduk bu soytarılıktan, neden üzülüyorsunuz” tepkisinde bulundular.
Bu okurlara şunları söyleyebiliriz:
Hürriyet‘in kapanış süreciyle ilgili yaptığımız değerlendirmede, gazetecilik ve yönetimle ilgili ciddi eksikliklere dikkat çektik. Amacımız, bu gazetenin kapanmasının ardındaki sebepleri anlamak ve tartışmaktı. Fakat, bazı okurlarımızın bu durumu sadece siyasete bağlamış olmaları bizi şaşırttı. Bizim yaklaşımımız, herhangi bir siyasi duruşu ele almak değil, gazeteciliğin doğru bir şekilde yapılmadığı bir sürecin sonucunu anlamaktır.

Gazetecilik, doğru, tarafsız ve ilkeli olmayı gerektirir. Bu anlamda, Hürriyet’in kapanışındaki sorunlar, sadece bir siyasi perspektiften bakıldığında değil, aynı zamanda gazeteciliğin temel ilkelerinin zedelenmesiyle ilgilidir. Bizim asıl kaygımız, bu gibi durumların medya dünyasında daha fazla yaşanmaması ve gelecekte gazeteciliğin güçlenmesidir.

Haberimin yayınlanmasından sonra, ana akım gazetelerden bazı meslektaşlarımız da, haberimden pasajlar kullanarak kendilerine göre haberi yorumladılar ama, gazetenin asıl çöküş nedenlerini bilemedikleri için eksik bilgi vermiş oldular.
İşte, bu konuyu daha çok aydınlatabilmek için, zirve döneminin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğ Karakullukçu’dan uzunca bir açıklama aldım.
Şu anda Miami’de yaşayan Genel Müdür Garbis Keşişoğlu da duygularını aanlattı.

 İLK BASILAN UMUT VEREN, SON BASILAN HÜZÜNLENDİREN GAZETELER

Soldaki ilk gazete, bir hayalin, bir başlangıcın simgesi. Tıpkı yıllar önce, uzak diyarlarda bir ses olmak için yola çıkan bir mektup gibi, umutla basılmış ve dünya çapında bir iz bırakmıştı. Bu sayfa, sadece bir gazete değil, bir dönemin nişanesi, bir arayışın ve bir tutkunun ifadesiydi. Sağdaki ise, bir dönemin sona erdiğinin acı bir hatırlatıcısı. O ilk gazetenin hemen yanında, yıllar süren mücadelenin, bilgiye ve özgürlüğe duyulan aşkın son bir yankısı gibi. Aradaki fark yalnızca yıllar değil, içinde taşıdığı anılar ve yaşanmışlıklarla dolu bir zaman dilimi. Her iki gazete de birer anı, her biri birer hikâye… İlkini okurken geleceğe umut bırakmaya çalışan bir gazete vardı, sonuncusunu okurken, o umudun bir şekilde bitişiyle karşılaşıyoruz. Biri bir başlangıç, diğeri bir son. Ama her ikisi de, tarihimize ve hafızamıza kazınmış birer simge olarak kalacak.
Her bir satırı ve manşetiyle dünyaya ulaşan bu gazetenin, 1 Şubat 2025 (bugün) itibariyle, yolculuğu sona erdi.

Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarının sona ermesi, yalnızca gazetenin tarihini değil, Türk basın dünyasının geçmişini ve çok önemli bir dönüm noktasını simgeliyor.
Özellikle Avrupa’daki Türk toplumu için Hürriyet, sadece bir haber kaynağı olmanın ötesinde, bir bağ ve kimlik meselesi haline gelmişti. Avrupa’daki Türkler, Hürriyet’le sadece günlük haberleri değil, aynı zamanda kültürel bağlarını, aidiyet duygularını ve toplumsal meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu, gazetenin bir “amiral gemisi” gibi hizmet vermesini sağladı; çok sayıda Türk, gazetenin haberciliği sayesinde hem kendi toplumsal sorunlarını çözmek hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmek adına önemli bir platform buluyordu.

GARBİS KEŞİŞOĞLU NE DEDİ?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
“Uluslarası yayın yapan ve o günlerde örnek gösterilen Hürriyet’in, Avrupa’daki yayınlarını durdurması, Türk basını için “acı” bir durumdur…
Rahmetli duayen gazeteci Nezih Demirkent’in, Hürriyet’in başından alınması için, o günlerin patronu rahmetli Erol Simavi’yi dolduruşa getirenlerin bir kısmı, bugün çok rahatlar.
O günkü ekibin şefi Demirkent ebediyete göçtü. Fakat bazıları, Avrupa baskısının satışından elde ettikleri yüzbinleri yemekle meşguller.

Çok kişinin farkında olmadığı bu Avrupa baskıları, bölgesel gazetecilik konusunda, o günlerin önemli uluslararası gazetelere örnek oldu. Liyakatsiz ve gazeteciliğin geleceği ile bir bilgi sahibi olmayan, sözde yöneticilerin elinde, Türkiye için önemli olan bu proje heba edildi. Ne yazık ki gazetenin bir arşivi bile ortada yok…

Ben ve bazı arkadaşlarım, yıllarca izin bile yapmadan, rahmetli Nezih beyle, gazeteyi HEZ uçak şirketi badiresinden kurtararak, (Hürriyet’in başında, bir sıkı yönetim komutanı varken, Hürriyet havacılığa heveslenmişti) Avrupa ve Amerika’da Hürriyet’i tiraj şampiyonu yaptık.
Sevgili İlhan Karaçay’ın sayesinde, Hollanda ve Belçika ilaveleri o güne kadar denenmemişti.
Neticede, bugün Türk basını için “kara” bir gündür.
Bu sonu hazırlayanlar ise ceplerini doldurduktan sonra Türkiye’ye dönüp keyif çatıyorlar.

Birkaç isimden söz etmek istiyorum…
Yurtdışı baskılarının temel direği Ertuğ Karakullukçu, Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit, Hollanda’da İlhan Karaçay, Frankfurt’ta Kemal Şener, Nezih Akkutay, New York’da rahmetli Doğan Uluç, Berlin’de rahmetli Kamil Yaman ve daha niceleri Hürriyet’in uluslararası alanda bir numara olması için yıllarını verdiler.
Tabii ki Murat Çulcu’yu da unutmamak lâzım.
Şimdi artık hepsi mazide kaldı.”

ERTUĞ KARAKULLUKÇU’DAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

AVRUPA HÜRRİYET KAPANDI:  YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI AMA KAÇINILMAZ SONU

Hürriyet gazetesinin Avrupa baskıları, 31 Ocak 2025 günü son nüshasını yayınladı.
1 Şubat 2025 ise, bir zamanların efsane gazetesinin yoklara karıştığı, tarihe gömüldüğü gün oldu.
O gazeteye  ne muazzam emekler vermiştik…  En parlak zamanlarında yayın yönetmenliğini yapmıştım. Kapatılması, benim için kapkara bir haberdi.
Duyduğum anda binlerce anı başıma üşüştü.  İlk tepkim şu oldu:
Yanlış gazeteciliğin, acının da acısı fakat kaçınılmaz  sonu…
Yazık ettiler onca emeğe.
Hemen ardından, acıklı bir muhasebe: Ama neden?

BİR ÇINARIN ÖLÜMÜ

 

Evet, yaklaşık 70 yıllık bir koca çınar, gümbürtüyle  devrilip gitti. Ve evet, bu dev çınarı yiyip bitiren illet, en iyi dönemlerinde yayını yöneten kişi sıfatıyla teşhisi koyuyorum,  yanlış / kötü gazetecilik virüsü idi.
Yoksa, BİAT  gazeteciliğini marifet bilen  baş sorumluların bahane olarak sığındığı gibi ne Avrupa’daki insanlarımızın Türkiye ve Türkçe’den kopması, ne de dijitalleşme olgusu değildi.
Sahi, hangi kopma, dostlar ?..
Toplumun anavatan sevdasını, en çarpıcı örnekleriyle spor karşılaşmalarında görmüyor muyuz? “Türkiye” diye yeri göğü inletiyorlar.
Dijitalleşme deseniz, dünyada iyi gazetecilik yapan çok gazete, kağıt baskıyı hala başarıyla sürdürüyor.
Evet, dijitalleşme etkisi elbette var, fakat bu etmen, asla başat / birincil neden değil.

İYİ GAZETECİLİKTEN KOPARSAN…

Gerçek şu ki, kopan bir şey varsa o da maalesef Avrupa Hürriyet’in bizlerden sonraki yönetici kadrosunun  iyi gazetecilikten, toplumdan ve gerçeklerden kopmasıdır.  Toplumun ve hakikatin  sözcüsü olmaktan istifa edip, ülke yönetimlerinin beklentilerine biat etmeleridir. Orneğin Almanya’da yönetimlere yaranmayı /  onlardan aferin almayı ve egemenler tarafından sırtlarının sıvazlanmasını marifet bilmeleridir. Uyum kavramını, yönetimlerin buyruklarına uymak diye anlamalarıdır.
Son kertede vatandaşın değil, egemenlerin yanında saf kutmalarıdır.
Ben buna TERSİNE GAZETECİLİK diyorum.
İşte bu, Avrupa Hürriyet’in toplumu önceleyen kuruluş felsefesine affedilemez bir ihanet olmuştur.
O açıdan bakarak teşhisi rahatça koyabiliriz :
Avrupa Hürriyet’in kapatılması, TAAMMÜDEN işlenmiş bir yanlış gazetecilik  cinayetidir.

DİNLE, ALMANYA

 

Şimdi artık, Avrupa Hürriyet’in en başarılı dönemlerinde yayını yöneten bana  ve gazeteye saldırmayı marifet bilenler, nelva kavurup kına yakabilinler.
Peki, kimdir onlar ?..
Öncelikle, o dönemlende Almanya’yı yöneten bazı isimler ve ve dönemin Ankara Büyükelçisi Hahs Joachim – Vergau…
Yabancılara yönelik politika üreten Orient Institut’un başkanı Prof. Udo Steinbach… Sonra, yönetime yaranma peşinde koşan, Türkiye ve Hürriyet karşıtlığını kariyer ğüvencesi haline getirmiş kimi Türkiye kökenliler… Türk toplumu onları taa ciğerlerine kadar çok iyi tanır.  Sembolik iki isim vereceksek, işte o dönemlerdekiCem Özdemir ve Ozan Ceyhun.
1 Şubat, onların ve benzerlerinin bayram günü olsun.

HANGİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ?

Burada, Almanya’daki basın özgürlüğü anlayışına da  parantez açmak gerekir. Bu nasıl bir özgürlük anlayışıdır ki, gerçekleri dile getirmekten başka derdi olmayan bizim görevden alınmamız ve yazılarınızın sonlanması için büyükelçileriyle, dış işleri bakanlarıyla (Kinkel ve Fischer) seferber olmuşlardır. Hatta, bu zincire son halka olarak dönemin cumhurbaşkanı Johannes Rau’yu da pekala ekleyebiliriz.
Bizi. resmi muhatapları olan Türk bakanlara ve gazete yönetimine şikayet etmekten hiç kaçınmamışlardır.
Türk ve Alman kafadarlarıyla bize karşı özel toplantılar düzenlemişler, kampanyalar açmışlardır. Hürriyet patronajına ağır baskı iygilamışlardır.
Soralım: Bütün bunlara, özgürlükçü Alman Ahayasası’nın hangi maddesi izin vermektedir ?
Şimdi övünsünler, işte  başardılar !
Ama bize kalırsa bu, yürekler acısı, yüz karası, çifte standart harikası bir hazin “başarı”  olmuştur.

 ALMANYA’YA DA KÖTÜLÜK

Almanya’yı yönetenler, kendi gerçek ülke çıkarlarının  doğruları yazan bir Türk basınından geçtiğini göremediler. O dönemda Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun bire bir aynasıydı; kimlik kartıydı.
Türk topluminun, ibresi evrensel değerleri gösteren pusulasıydı.
Ve Almanya’nın “akıllı” yöneticileri için de asıl yararlısı, kuşkusuz  gerçekleri bilmek olmalıydı. Fakat bunu kavrayamadılar, Hürriyet’te aradıklarını bulamayan bazı Türk kökenlilerin de mahıpulasyonuyla sansürü seçtiler. Sonuç, Hürriyet’in giderek zayıflamasına paralel olarak, yer yer arzu edilmeyen uçlara savrulabilen bazı toplum kesimleri.

 DÖNÜM NOKTASI TOPLANTI

Dönemin Alman hükümlerinden bizim pasifize edilmemiz için gelen yoğun baskılara Hürriyet patronajı uzun süre direndi. Ama bir noktada bu direniş kırıldı. Ayrıntısı bende kalsın, Hürriyet”in İstanbul merkezinde en üst düzeyde üç kişilik bir toplantı düzenlendi. Üçüncü kişi bendim. Diğer iki kişi de  -içtenlikle dilerim ki Tanrı daha çok uzun ömürler versin- halen hayattadır.
İşte bu toplantıda,  ilk kez yayın politikası değişikliği gündeme getirildi. Almanya’ya ve bazı Türkiye kökenlilere yönelik daha yumuşak yayın önerildi.
Ben ise özetle, tamamen  Hürriyet’in yayın ilkelerine uygun yayıncılık yaptığımızı, sadece gerçekleri yazdığımızı, kimseye haksızlıkta bulunmadığımızı belirttim. Yayında istenen değişikliğin,  gazeteye büyük zararlar  vereceğini, hatta batırma tehlikesine yol açacağını ifade ettim.
Bu gazeteye büyük emekler verdiğimi, kendi ellerimle böyle bir kötülüğü yapamayacağımı söyledim.
Sonuçta politika değişikliğini kabul etmedim.
Avrupa Hürriyet ile uzun yıllar süren birlikteliğimiz işte orada bitti. İstifa ettim.
Bana göre sonun başlangıcı, o roplantıda  gündeme gelen politika değişikliği oldu. Bu, benim kişisel görüşüm.
Yeni politikanın devreye girmesiyle toplumun hiç hoşlanmadığı kişi ve olgular ön plana çıkarıldı. Benim ayrılmamdan ve yazılarının sonlanmasından sonraki 1.5 ay içinde yaklaşık 12 binlik tirajın buharlaştığını biliyorum. Süreç içinde gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Burada şunu özenle  belirtmeliyim:
Patronajın elbette yayın politikasını değiştirme hakkı var… Ama gazetecinin de gerçekleri dile getirmek gibi bir sorumluluğu olmalı.
Ben, Hürriyet Avrupa baskılarını başlatmış olan sevgili yöneticimiz rahmetli Nezih Demirkent’ten hiçbir müdahale görmedim; onin tek bir kerecik bile “şunu şöyle yap” dediğini duymadım… İlk patronumuz sayın Erol Simavi’den de öyle… Hürriyet’in katledilen genel yayın yönetmeni, Türkiye baskılarında  yazıisleri müdürü olarak  yıllarcü birlikte çalıştığım rahmetli  Çetin Emeç’in de bir müdahalesini görmedim. Son patronum sayın Aydın Doğan’ın da yayıncılık ilkelerimize aykırı hiçbir tavrına tanık olmadım.
Fakat ah, bir tek, yukarıda anlattığım o sıkıntılı toplantı…
Bir kere oldu, ama fena oldu.

BAHANELERE CEVAP: YA SEN NE YAPTIN?

Avrupa Hürriyet’i kapanmaya götüren sürecin sorumluları diyorlar ki:
– Efendim, he yapalım ?.. Dijitalleşme var, televizyon var, sosyal medya çıktı… Üçüncü kuşak Türkçe’yi unuttu.
Vah vah, bakın hele, demek ki bu arkadaşlar gazetecilik yapabilmek için dikensiz gül bahçesi istiyorlar.
Tamam da, Avrupa Hürriyet’in o en iyi zamanlarında, bugünkü teknolojik kolaylıkların hangisi vardı? Hiçbiri yoktu.
Faks diye bir aletin çıktığını ben ilk kez rahmetli Berlin temsilcimiz Kamil Yaman’dan duymuştum.
Gazete sayfaları, öyle anında  bilgisayarla değil, montaj denilen filmler halinde uçakla İstanbul’dan Frankfurt’a gönderilirdi. Bazen da uçaktan çıkmazdı, kaybolurdu ve sıfırdan gazete yapmak zorunda kalırdık.
Türkiye’deki gazete, Almanya’da bir gün sonra yayınlanırdı. O yüzden haberlerdeki bütün zaman unsurlarını bir gün sonrasına uyarlamak zorunda kalırdık.
Türkiyede çalışılmayan bayram günlerinde,  önceden üç veya dört günlük gazete hazırlayarak Frantfurt’a göndermek durumundaydık. İşi yetiştirmek için üç gün üç gece gazeteden çıkmadığım olurdu.
Herkes tatildeyken biz bayram günleri gazeteye gidip teleks ile taze haberleri Frankfurt’a geçerek gazeteyi güncellemek zorundaydık. Frantfurt matbaada çalışan yazıişleri müdürümüz Nezih Akkutay ve arkadaşlarının yükü, ayrı bir roman konusu.
Bir yerden bir yere fotoğraf göndermek bile başlı başına maceraydı.
Daha neler de neler…
Ama yakındıgimizi  hiç hatırlamıyorum, çünkü işimize ölesiye tutkunduk.
Şimdi, bahanelere sığınan arkadaşlara sormalıyız:
Tamam da, dijitalleşmeye karşı ya siz ne yaptınız? Rekabette sizi öne geçirecek hangi özel haberleri, araştırma haberlerini ürettiniz? Toplumun merakını canlı tutacak dinamik haberciliği başardınız mı? Hangi kampanyaları açtınız? Hangi yeniliklere imza attınız? Yayın politikanız, toplumun güvenini kazanabildi mi? Miras aldığınız saygınlığı koruyabildiniz mi? Haberci kadrolarımızı geliştirdiniz  mi, yoksa muhabir azaltmayı tasarruf kalemi mi haline mi getirdiniz?
Eğer bütün bunlardan sınıfta kaldıysanız, dijital kayalıklara hiç gerek yok, Titanik’ten  beter batarsınız.

DESTANSI GAZETECİLİK

Avrupa Hürriyet’in kurucu babaları, rahmetli genel müdürümüz Nezih Demirkent ve
Avrupa temsilcimiz Garbis Keşişoğlu idi.
Emeğin aslan payı onların. Gazete, Türk toplumunun gözü, kulağı ve sesiydi.  Vatandaşla bütünleşmiş korkusuz gazeteciliğin emsalsiz örneğiydi.
Bir bölge gazeteciliği harikasıydı.
Yalnızca Almanya’da değil, özellikle Hollanda’da yorulmak bilmez temsilcimiz İlhan Karaçay ve  ekibinin örnek çalışmaları aynı bir etüt konusudur.
Gazete. bir daha tekrarlanamaz emekler bütünüydü.
Avrupa’nın en ücra köşelerinde bayrak dalgalandııp haber ve hak peşinde koşan bir gazetecilik destanıydı.
Günlük ortalama 170 binlik tirajıyla, bütün dünyada kendi ülkesi dışında en çok basılıp satılan gazete ünvanını almıştı.
Hatta, tirajı nüfusa oranlarsanız, hiç abartmıyorum,  dünya tiraj şampiyonuydu.
Basın yayın öğrencileri tarafından mutlaka incelenmeli ve tez konusu yapılmalıdır.

ONLARA BİN SELAM OLSUN

Afbeelding met kleding, buitenshuis, gebouw, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun. O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen üstteki fotoğrafta görüyorsunuz.
Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)

Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun .
O arkadaşlarımızı, Frankfurt Zeppelinheim’daki matbaanın önünde çekilen fotoğrafta, altındaki isimleriyle  görüyorsunuz.
Orada olmayan bazı isimleri de burada anmalıyım: Frankfurt’ta haber müdürümüz Kemal Şener,  olay röportajlarıyla Avrupa’yi sarsan gazeteci yazar Murat Çulcu,  Avrupa’yı karış karış tarayan rahmetli İsmail Tipi,
Londra’ temsilcimiz rahmetli  Nuyan Yiğit,  Paris’te rahmetli Gökşin Sipahioğlu ile Muammer Elveren, Brüksel ve Strasbourg’da Zeynel Lüle,  Frankfurt ve Hamburg’da  İbrahim Gül,  Frankfurt’ta Ali Gülen ve Halit Çelikbudak.

Avrupa’da ayak basmadık  toprak parçası bırakmayan bütün çok değerli / sevgili arkadaşlar…
Yazdığınız destan, basın tarihinde  altın yapraklar olarak hep yaşayacak.
Ya bu emsalsiz gazeteyi kapanmaya sürükleyen, anmak istemediğimiz “bahtsız” isimler?!
Umarız ve dileriz, birazcık yüzleri kızarır.

 

Afbeelding met tekst, krant, kaart, papier Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’da elit takımın okuduğu en ciddi NRC Gazetesi, Ertuğ Karakullukçu, Garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay fotoğraflarıyla, “Hürriyet: Hollanda’daki Türklerin sesi başlığı ile tam sayfa bir yayın yapmıştı. (soldaki resim) Hürriyet’in Hollanda haritasına yayılmış kadrosu (sağdaki resim)

AVRUPA HÜRRİYET’İN VAR OLUŞU

Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.

Bakınız, ‘Gazeteciliğin piri’ diyebileceğim Karakullukçu o dönemi nasıl anlatıyor:

Efsane dönemin Hürriyet gazeteciliği: Avrupa Hürriyet, tam bir mucizedir. Haberciliği ve gelişimi açısından gazetecilik okulları tarafından incelenmeli, tez konusu yapılmalıdır.
Hürriyet, Almanya’da yayına başlarken, piyasaya Tercüman gazetesi hakimdi.
Fakat iyi bir örgütlenme ve gözünü budaktan sakınmayan sıkı habercilikle Hürriyet, kısa zamanda Avrupa’nın mutlak hakimi oldu.
Türkiye’deki bir seçim gecesinde Frankfurt’ta 202 bin gazete basmıştık. Ortalama tiraj, 170 – 180 bin bandında gidiyordu.

Dünyada 1 numara: Ben görevden ayrıldıktan sonra Frankfurt Hürriyet‘teki arkadaşlar benden gazeteyle ilgili bir yazı istemişti.
O zaman, Avrupa Hürriyet’in tirajını Hindistan, Çin, Amerika dahil olmak üzere, dünyanın en çok satan gazetelerinin tirajlarıyla kıyaslamıştım. Bunu yaparken, ülke nüfuslarını, gazetelerin tirajlarına bölmüştüm.
Sonuç, umduğum gibiydi. Avrupa Hürriyet, ülke nüfusuna göre (gazetemiz için Avrupa’daki Türk sayısı) dünyanın en çok okunan 1 numaralı gazetesi çıkmıştı.
Hiç abartı yok, dileyen hesaplayabilir.

Emsalsiz emek: Bu büyük başarının ardında çok büyük bir emek vardı.
Başta, kurucu babalar Nezin Demirkent ve Garbis Keşişoğlu‘nun muazzam emeği…
Benim, görevde olduğum sürece tek gün bile izin yapmadan geceyi gündüze karıştıran tutkulu emeklerim…
Frankfurt merkezimizde, başta Nezih Akkutay olmak üzere arkadaşlarımızın tüm Avrupa’yı kucaklayan fedakâr emekleri…
Ve en başta da, Avrupa’nın her köşesinde habercilik destanları yazan muhabir arkadaşlarımızın kan ter içindeki şahane emekleri…
O emekler, bugün artık tekrarlanamaz.

Önce muhabir: Bir kere, Avrupa’yı fetheden o kadro, bugün Türkiye’de bile hiçbir gazetede yok.
Zaten o gazetecilik anlayışı da artık maalesef mevcut değil.
O dönemde muhabir, gazeteciliğin baş tacıydı…
Yakın geçmişten bu yana ise, ne acıdır ki, her tensikatta öncelikle muhabirler akla geldi. Düşünülmedi ki, asker olmadan savaşılmaz; muhabir olmadan da gazetecilik yapılamaz.

Okurla bütünleşme: Hürriyet’in Hürriyet olduğu dönemde, Avrupa’nın en ücra köşelerinde bile muhabir kazanma gayreti içinde olundu.
Haber için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı. Haber isterse Antarktika’da olsun, anında atlar giderdik.
Ve her koşulda vatandaşın yanında olundu…
Heim’larda, fabrikalarda, Bahnhof’larda, hastanelerde, tercüme bürolarında, emeklilik işlemlerinde, Kapıkule ve Yeşilköy hava limanı gibi sınır kapılarında…
“Gurbetçi”nin derdi derdimiz, sevinci sevincimiz oldu…
Aşımızı bölüştük, Heim odalarında kuru fasulyeye birlikte az mı kaşık salladık ?

Gülle gibi manşetler: Avrupa Hürriyet‘in tirajındaki ilk hareketlilik, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gazetecilik başarısıyla ortaya çıkmıştı.
Ama sonraki süreçte yaşanan yurttaşla bütünleşme, kesintisiz tiraj tırmanışını beraberinde getirdi.
Dil, eğitim, emeklilik, konsolosluk, ikinci sınıf insan muamelesi, çifte vatandaşlık, yabancı düşmanlığı gibi ana sorunlar, Hürriyet‘in manşetlerinde top gibi patlardı.
Gazete, derdini o manşetlerden haykıran okur ile et ve tırnak gibi kaynaştı, yurt dışındaki insanımızın kimliğinin ayrılmaz parçası oldu.

Tiraj, etkinlik, saygınlık: Avrupa’daki Türk’lerle, Ankara ve Avrupa başkentleri arasında köprü kurduk.
Sadece gerçeğin peşinde koşan objektif ve sansürsüz gazeteciliğimiz, gazeteye tiraj yanında benzersiz bir etkinlik ve saygınlık kazandırdı…
O dönemlerde Avrupa kamuoyunun gündeminde Hürriyet hep var oldu.

İşte o ruh ve İlhan Karaçay:
Evet ne olduysa, en başta Avrupa’ya kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş temsilcilerimiz, saat mefhumunu sözlüklerinden silmiş Hürriyet muhabirleri sayesinde oldu.
Hepsi aynı gazetecilik ruhunu taşıyan arkadaşlarımıza bir örnek olarak, İlhan Karaçay’ı gösterebilirim. İsterseniz gecenin 04’ünde arayın, anında telefonun öteki ucunda, anında göreve hazır, “Full Time” gazeteci…
‘Hollanda’ denince, akla gelen ilk isimlerden biridir İlhan Karaçay…

Benelüx ilavesi ile bölgedeki Türk toplumunun gözü, kulağı, sesiydi İlhan Karaçay…
Muhabir, yazar, ilan temsilcisi, matbaacı, gazete pazarlama uzmanı…
Aynı anda hepsi.
Hollanda’daki her kapıyı açacak bir çilingir yoktur ama bir habercilik sihirbazı İlhan Karaçay iyi ki vardır.
Ve tıpkı diğer temsilcilerimiz gibi, İlhan Karaçay’ın da baş gıdası haberdir.
O da haberle yatar, haberle uyanır.

Afbeelding met kleding, persoon, gebouw, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijving

Hürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden?), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen?)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ?), Ali Esmer,

O eski ekibin o dinamizmi, enerjisi ve kalitesi; her şeyin dijitalleştiği şu çağda bile, gazetenin tirajını ve etkisini yukarıya taşıyabilecek bir güçtü. Gerçekten, eski kadro ile her şey farklı olurdu. Şimdi, zaman değişti belki, ama o zamanların ruhunu hep hatırlayacağım. O ekiple her şey mümkündü.

HÜRRİYET ALMANYA YAYINLARI KAPANDI

HÜRRİYET ALMANYA YAYINLARI KAPANDI

Dünyadaki birçok gazetenin örnek aldığı Hürriyet artık yok!

Muhteşem kadrosuyla, ülkesi dışında en çok satılan gazete ünvanına sahip olan Hürriyet’in yokluğunun acısını derinden hissediyorum.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY, şok halinde yazdı:

1969 yılından 1985 yılına kadar, büyük bir meslek aşkı ile çalıştığım Hürriyet gazetesinin, 1 Şubat 2025 günü Avrupa yayınlarına son vereceğini öğrendim.
Birlikte çalıştığım, o zamanın Genel Yayın Müdürümüz Ertuğ Karakullukçu, bu acı haberi önceki gece bana bildirdiği zaman şoke olmuştum.
Daha önceleri de, Hürriyet’in bugünkü durumunu eleştirmiştim.
Şimdi de bir şeyler yazmam gerekliydi.
Ama Karakullukçu beni frenledi: “Yarını bekleyelim İlhan. Duyumuma göre, İstanbul’daki yönetim, Almanya’daki dağıtımcı firma Axel Springer’e bu durumu bildirmiş. Axel Springer, yarın matbaaya bildirecek. Her şey kesinleşince yazarsın” diyen Karakullukçu haklıydı.
Bir gün beklemem hem daha sağlıklı olacaktı, hem de Karakullukçu ile, diğer bir emektarımız Garbis Keşişoğlu’nun duygularını da habere ekleyebilecektim.
Bir gün sonra, haberin doğruluğu teyid edildikten sonra, Karakullukçu ve Keşişoğlu’nun duygularını da alarak bu haberi yazdım.

Haberimin sonunda, Hürriyet Avrupa baskılarının nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini, nasıl yönetildiğini sizlere  sunacağım.
Ama şimdi bugüne dönelim:

Hürriyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarının sona erecek olması, yalnızca gazetenin tarihini değil, Türk basın dünyasının geçmişini ve çok önemli bir dönüm noktasını simgeliyor.
Özellikle Avrupa’daki Türk toplumu için Hürriyet, sadece bir haber kaynağı olmanın ötesinde, bir bağ ve kimlik meselesi haline gelmişti. Avrupa’daki Türkler, Hürriyet’le sadece günlük haberleri değil, aynı zamanda kültürel bağlarını, aidiyet duygularını ve toplumsal meselelerini de gündeme getirebiliyordu. Bu, gazetenin bir “amiral gemisi” gibi hizmet vermesini sağladı; çok sayıda Türk, gazetenin haberciliği sayesinde hem kendi toplumsal sorunlarını çözmek hem de Türkiye ile bağlarını güçlendirmek adına önemli bir platform buluyordu.

Rahmetli Nezih Demirkent dönemi, bu başarının en parlak örneklerinden biridir. Hürriyet’in sadece Türkiye’de değil, Avrupa’daki Türk okur kitlesinde de büyük bir yer edinmesi, Demirkent ve ekibinin vizyoner yaklaşımının ürünüdür. O dönemde Hürriyet, Almanya ve Benelüks ülkelerinde basılan en yüksek tirajlı yabancı gazete ünvanını kazanarak, bölge gazeteciliğinde bir çığır açmıştır. Hürriyet‘in uluslararası alanda bu denli güçlü bir konuma gelmesi, sadece doğru gazetecilik pratiğiyle değil, aynı zamanda yerel kültürleri ve toplumsal yapıları doğru okuma becerisiyle de mümkün olmuştur. Demirkent’in Avrupa’daki Türk toplumu ile olan etkileşimi, gazetenin farklı coğrafyalarda bir kültürel köprü işlevi görmesini sağlamıştır.

Ancak, günümüzde gelinen noktada, Hürriyet’in bu yükselişinin gerisinde bırakılan önemli değerlerin ve stratejilerin yokluğu acı bir şekilde hissediliyor. Avrupa baskılarının durdurulması, Hürriyet‘in eskiden sahip olduğu etkiyi büyük ölçüde kaybetmesine neden olmuş gibi görünüyor. Yeni yönetimlerin, özellikle gazetenin iç ve dış stratejilerini belirlemede yetersiz kalması, gazetenin eski gücünden çok uzak bir konumda olmasına yol açtı. Boğaziçi’ndeki o eski “amiral gemisi”nin yerini, bugün Haliç’te bir “sandal” almıştır. Bu da Türk basını için büyük bir kayıptır.

Hürriyet’in Avrupa’daki etkinliğinin yavaş yavaş erimesi, gazeteciliğin günümüz koşullarındaki dönüşümüne de dikkat çekiyor. Hürriyet gibi köklü bir gazetenin uluslararası alandaki etkisini sürdürebilmesi için, yerel haberlerin ön plana çıkması ve yerel topluluklarla olan bağların daha da güçlendirilmesi gerektiği aşikar. Ne yazık ki, bu stratejinin terk edilmesi, gazetenin özgünlüğünü kaybetmesine yol açtı.

Bunun yanı sıra, Hürriyet’in bugünkü durumu, sadece içerik ve haber anlayışıyla değil, gazeteciliğin genel olarak nasıl bir dönüşüm yaşadığına da işaret ediyor. Hürriyet, geçmişteki başarılı dönemlerinde, gazeteciliği yalnızca bir meslekten çok, bir yaşam biçimi olarak benimsemişti. Bu işin mutfağında olan her bir kişi, sadece haber yapmakla kalmıyor, toplumun bir parçası olmayı da biliyordu. Ancak şimdi, medya dünyasında yaşanan dijitalleşme, hızla değişen okur beklentileri ve ticari baskılar, geleneksel gazeteciliği tehdit ederken, Hürriyet’in de bu değişime ayak uyduramamış olması, eski görkemli günlerinin çok gerisinde kalmasına neden oldu.

Sonuçta, Hürriyet‘in 1 Şubat’ta Avrupa baskılarının sona erecek olması, yalnızca bir gazetenin kapanışı değil, Türk gazeteciliğinin bir dönüm noktasını, basının geçmişteki etkisini kaybetmeye başladığını da simgeliyor.
Geçmişteki gazetecilerin mirası, hâlâ örnek alınması gereken bir düzeyde duruyor. Yine de, ne yazık ki bugünün gazeteciliği, o heyecanı ve yenilikçi ruhu bir türlü bulamıyor. Hürriyet‘in Avrupa’da yayımlandığı dönemde, yalnızca bir gazete değil, Türk toplumunun sesi, yurtdışındaki kimliğinin ve aidiyetinin teminatıydı. Şimdi ise, tarihsel bir kayıp olarak hatırlanacak.

Afbeelding met kleding, buitenshuis, gebouw, persoon Automatisch gegenereerde beschrijvingKimler yoktu ki o zamanki Hürriyet’in yurt dışı kadrosunda. Üstte fotoğrafını göreceğiniz o kadrodaki isimleri hatırlayanlarınız olacaktır:
Ayaktakiler: Yılmaz Övünç, Korkut Pulur, Yalçın Bingöl, İsmail Atlı, Ertuğrul Akçaylı, Nezih Akkutay, Ertuğ Karakullukçu (Yurt dışı Baskılar Müdürü) Şener Apaydın, Mine Çokbilir, Suat Türker (Köln), Çetin Emeç (Genel Yayın Müdürü), Mehmet Demirel (İtalya), Yıldız Kafkas (İsveç), Erdinç Ispartalı (İsviçre), Rodolfo Bella (İtalya), Şerif Sayın (Belçika) Metin Doğanalp (Stuttgart), Sait İşler, İlhan Karaçay (Benelux), Tuğrul Cebeci, Ahmet Külahçı, Orhan İnci.
Oturanlar: Nusret Özgül (Belçika) Kamil Yaman (Avusturya-Berlin-Frankfurt), Ziya Akçapar (Yunanistan), Faruk Zapcı (İngiltere), Tevfik Dalgıç (İrlanda), Serdar Koçak (Münih), Ziya Melikoğlu (Düsseldorf), Ayhan Aydın (Berlin), Adnan Celepoğlu (sonradan Atik soyadını aldı), Abdullah Anapa (Stuttgart)

Özlemlerim ve hatıralarım arasında kaybolduğumda, eski kadromuzu düşündükçe çok hüzünleniyorum. O zamanlar birbirine inanılmaz bağlı, tutkulu bir ekiptik. Her birimiz, gazetenin bir parçası olmanın gururuyla çalışıyorduk. İddia ediyorum, o kadro bugün burada olsaydı, tüm dijital dönüşüm rüzgarlarına rağmen, bu gazetenin tirajını hâlâ yüz binlerde tutardık. Çünkü o kadar güçlüydük, o kadar inançlıydık. Bu işin sadece bir gazete basmak değil, bir toplumu yönlendirmek, insanlara değer katmak olduğu inancıyla her şeyin içindeydik.

Afbeelding met kleding, persoon, gebouw, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijvingHürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden?), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen?)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ?), Ali Esmer,

O eski ekibin o dinamizmi, enerjisi ve kalitesi; her şeyin dijitalleştiği şu çağda bile, gazetenin tirajını ve etkisini yukarıya taşıyabilecek bir güçtü. Gerçekten, eski kadro ile her şey farklı olurdu. Şimdi, zaman değişti belki, ama o zamanların ruhunu hep hatırlayacağım. O ekiple her şey mümkündü.

Değerli Okurlarım,
Biraz altlarda, Hürriyet Avrupa baskılarının nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini, nasıl yönetildiğini sizlere yeniden sunacağım.
Ama şimdi Ertuğ Karakullukçu ve Garbis Keşişoğlu’nun duygularını aktarıyorum:

GARBİS KEŞİŞOĞLU NE DEDİ?

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
“Uluslarası yayın yapan ve o günlerde örnek gösterilen Hürriyet’in, Avrupa’daki yayınlarını durduracak olması, Türk basını için “acı” bir durumdur…
Rahmetli duayen gazeteci Nezih Demirkent’in, Hürriyet’in başından alınması için, o günlerin patronu rahmetli Erol Simavi’yi dolduruşa getirenlerin bir kısmı, bugün çok rahatlar.
O günkü ekibin şefi Demirkent ebediyete göçtü. Fakat bazıları, Avrupa baskısının satışından elde ettikleri yüzbinleri yemekle meşguller.

Çok kişinin farkında olmadığı bu Avrupa baskıları, bölgesel gazetecilik konusunda, o günlerin önemli uluslararası gazetelere örnek oldu. Liyakatsiz ve gazeteciliğin geleceği ile bir bilgi sahibi olmayan, sözde yöneticilerin elinde, Türkiye için önemli olan bu proje heba edildi. Ne yazık ki gazetenin bir arşivi bile ortada yok…

Ben ve bazı arkadaşlarım, yıllarca izin bile yapmadan, rahmetli Nezih beyle, gazeteyi HEZ uçak şirketi badiresinden kurtararak, (Hürriyet’in başında, bir sıkı yönetim komutanı varken, Hürriyet havacılığa heveslenmişti) Avrupa ve Amerika’da Hürriyet’i tiraj şampiyonu yaptık.
Sevgili İlhan Karaçay’ın sayesinde, Hollanda ve Belçika ilaveleri o güne kadar denenmemişti.
Neticede, bugün Türk basını için “kara” bir gündür.
Bu sonu hazırlayanlar ise ceplerini doldurduktan sonra Türkiye’ye dönüp keyif çatıyorlar.

Birkaç isimden söz etmek istiyorum…
Yurtdışı baskılarının temel direği Ertuğ Karakullukçu, Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit, Hollanda’da İlhan Karaçay, Frankfurt’ta Kemal Şener, Nezih Akkutay, New York’da rahmetli Doğan Uluç, Berlin’de rahmetli Kamil Yaman ve daha niceleri Hürriyet’in uluslararası alanda bir numara olması için yıllarını verdiler.
Şimdi artık hepsi mazide kaldı.”

Garbis Keşişoğlu, Hürriyet döneminden sonra, Asil Nadir’in satın aldığı GÜNAYDIN gazetesinin kadrosunu, Londra’dan rahmetli Nuyan Yiğit ile birlikte kurarken, Brüksel’deki buluşmamızda, şahsımı da Benelüks’ün sorumluluğuna getirdi.

Garbis Keşişoğlu, yurt dışında medya ile ilgili her gelişmeyi yakından takip ediyor, baskı ve teknoloji fuarlarını kaçırmıyor ve medya ile ilgili her toplantıya davetli olarak katılıyordu.
Sabah Gazetesi’ni alan Dinç Bilgin ve Hürriyet Gazetesi’ni alan Aydın Doğan’a da danışmanlık yapan Keşişoğlu, şimdilerde Miami’de yaşıyor.
Benim gibi, ilerlemiş yaşına rağmen medyadan kopamayan Keşişoğlu, pek çok gazete patronunun arayıp danıştığı bir uzman olduğu gibi, pek çok gazeteye de yazmaya devam ediyor.

Keşişoğlu, yakından takip ettiği ABD Medyasını yazmış.
Bir zamanlar Türkiye’de basının rotasını belirleyen Garbis Keşişoğlu, şimdilerde ABD basınını da şekillendirmeye çalışıyor.
Türkiye’de medya yöneticilerinin, yukarıdaki yazıda sözünü ettiğim bireylerden öğrenecekleri çok şey var.

ERTUĞ KARAKULLUKÇU NE DEDİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

YANLIŞ GAZETECİLİĞİN ACI SONU

“Hürriyet gazetesinin Avrupa baskıları 1 Şubat günü kapanıyor.
O gazeteye tarifsiz ne emekler vermiştik. En parlak zamanlarında yayın yönetmenliğini yapmıştım. Kapatılması, benim için kapkara bir haber.
Duyduğum anda binlerce anı başıma üşüştü. İlk tepkim şu oldu:
Yanlış gazeteciliğin, acının da acısı sonu.
Yazık oldu onca emeğe.

BİR ÇINARIN ÖLÜMÜ: Evet, 69 yıllık bir koca çınar, tarihe karışıyor. Ve evet, bu dev çınarı yiyip bitiren illet, yanlış gazetecilik virüsü. Yoksa bahane olarak öne sürüldüğü gibi ne Avrupa’daki insanlarımızın Türkiye ve Türkçe’den kopması, ne de dijitalleşme değil.
Hangi kopma?..
Toplumun anavatan sevdasını en çarpıcı örnekleriyle spor karşılaşmalarında görüyoruz; “Türkiye” diye yeri göğü inletiyorlar.
Dijitalleşme deseniz, dünyada iyi gazetecilik yapan çok gazete, kağıt baskıyı hala başarıyla sürdürüyor.

İYİ GAZETECİLİKTEN KOPARSAN: Gerçek şu ki, kopan bir şey varsa o da maalesef Avrupa Hürriyet’in bizlerden sonraki yönetici kadrosunun iyi gazetecilikten, toplumdan ve gerçeklerden kopmasıdır.
Örneğin, Almanya’da yönetimlere yaranmayı / onlardan aferin almayı marifet sanmasıdır. Uyum kavramını, yönetimlerin buyruklarına uymak diye anlamasıdır.
Son tahlilde vatandaşın değil, egemenlerin yanında yer almasıdır.
Ben buna TERSİNE GAZETECİLİK diyorum.
İşte bu, Avrupa Hürriyet’in kuruluş felsefesine affedilemez bir ihanettir. Ve bu açıdan bakarak teşhisi rahatça koyabiliriz :
Avrupa Hürriyet’in kapatılması, taammüden işlenmiş bir yanlış gazetecilik cinayetidir.

DİNLE, ALMANYA: Şimdi artık, Avrupa Hürriyet’in en başarılı dönemlerinde bizlere ve gazeteye saldırmayı marifet bilenler, nelva kavurup kına yakabilinler.
Başta Almanya’yı yönetenler ve ve dönemin Ankara Büyükelçisi Hahs Joachim – Vergau…
Sonra yönetime yaranma peşinde koşan, Türkiye ve Hürriyet karşıtlığını kariyer ğüvencesi haline getirmiş bazı Türkiye kökenliler...
İki sembolik isim vereceksek Cem Özdemir ve Ozan Ceyhun.
1 Şubat, onların bayram günü olsun.

HANGİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ?: Burada, Almanya’daki basın özgürlüğü Anlayışına da bir parantez açmak gerekir. Bu nasıl bir anlayıştır ki, bizim görevden alınmamız ve yazılarınızın sonlandırılması için büyükelçileri ve dış işleri bakanları ile seferber olmuşlardır. Hatta, bu zincire son halka olarak dönemin Cumhurbaşkanı Johannes Rau’yu da pekala ekleyebiliriz.
Şimdi övünsünler, başardılar !
Ama bize kalırsa bu, yürekler acısı, yüz karası, çifte standart harikası bir hazin “başarı” .
ALMANYA’YA DA KÖTÜLÜK: Almanya’yı yönetenler, kendi gerçek ülke çıkarlarının da doğruları yazan bir Türk basınından geçtiğini göremediler. Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun bire bir aynasıydı; kimlik kartıydı. Ve Almanya’nın “akıllı” yöneticileri için de asıl yararlısı, gerçekleri bilmek olmalıydı. Fakat unu kavrayamadılar, sansürü seçtiler. Sonuç, Hürriyet’in giderek zayıflamasına paralel, şakülü kayan bir toplum.

DESTANSI GAZETECİLİK: Avrupa Hürriyet, Türk toplumunun ibresi daima evrensel değerleri gösteren bir pusulasıydı. Vatandaşla bütünleşmiş korkusuz gazeteciliğin şahane örneğiydi.
Bir daha tekrarlanamaz bir emekler bütünüydü.
Avrupa’nın en ücra köşelerinde bayrak dalgalandııp hak peşinde koşan bir gazetecilik destanıydı.
Ortalama 170 binlik tirajıyla, bütün dünyada kendi ülkesi dışında en çok basılıp satılan gazete ünvanını almıştı.
Hatta, tirajı nüfusa oranlarsanız, dünyada 1 numaralı gazete idi.
Basın yayın öğrencileri tarafından mutlaka incelenmeli ve tez konusu yapılmalıdır.

ONLARA BİN SELAM: Avrupa Hürriyet’i gazeteciliğin başarı doruklarına ulaştıran kadrolara bin selam olsun :
Başta kurucu babalar Nezih Demirkent ve Garbis Keşişoğlu…
Frankfurt Matbaa’da Nezih Akkutay ve arkadaşları… Kemal Şener, Murat Çulcu, rahmetli İsmail Tipi, Yılmaz Övünç, İbrahim Gül…
Hollanda’da İlhan Karaçay ve müthiş ekibi.
Brüksel’de rahmetli Şerif Sayın.
Bonn ve Berlin’de Ahmet Külahçı.
Stuttgart’ta rahmetli Metin Doğanalp.
Londra’da rahmetli Nuyan Yiğit ve Faruk Zabcı.
Köln’de Suat Türker.

Roma’da Rudolfo A. Bella.
Zürih’te Erdinç Ispartalı.
Paris’te Gökşin Sipanioğlu ve Muammer Elveren.
Brüksdel ze Strasbourg’a Zeynel Lüle.
Berlin’de Kâmil Yaman.

New York’ta rahmetli Doğan Uluç.
Münih’te Berdar Koçak.
Hamburg’da Ertuğrul Akçaylı.
Viyana’da Ali Haydar Yurtsever.
Frankfurt- Zeppelinheim’daki matbaanın sembolü idari görevli Orhan Emmi (İnci).

Ve Avrupa’yı nakış karış taralan diğer çok değerli / sevgili arkadaşlar…

Yazdığınız destan, basın tarihinde bir altın yaprak olarak hep yaşayacak.
Ya bu emsalsiz gazeteyi kapanmaya sürükleyen “bahtsız” kadro ?!
Umarız ve dileriz birazcık utanırlar.”

AVRUPA HÜRRİYET’İN VAR OLUŞU

Spordan, sosyal ve kültürel haberlere, magazinden dış politikaya kadar haberleri yağdırdığımız, İstanbul’daki ekibin başında bulunan Ertuğ Karakullukçu, bu haberleri en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Gece saat 01.00’lere kadar gazeteden ayrılmayan Karakullukçu, gazeteden ayrıldıktan sonra, uğradığı dost grubu içinde bir duble rakıyı ihmal etmemesine rağmen, ne hikmetse her sabah saat 09.00’da gazetesindeki görevinin başında oluyordu.

Bakınız, ‘Gazeteciliğin piri’ diyebileceğim Karakullukçu o dönemi nasıl anlatıyor:

Efsane dönemin Hürriyet gazeteciliği: Avrupa Hürriyet, tam bir mucizedir. Haberciliği ve gelişimi açısından gazetecilik okulları tarafından incelenmeli, tez konusu yapılmalıdır.
Hürriyet, Almanya’da yayına başlarken, piyasaya Tercüman gazetesi hakimdi.
Fakat iyi bir örgütlenme ve gözünü budaktan sakınmayan sıkı habercilikle Hürriyet, kısa zamanda Avrupa’nın mutlak hakimi oldu.
Türkiye’deki bir seçim gecesinde Frankfurt’ta 202 bin gazete basmıştık. Ortalama tiraj, 170 – 180 bin bandında gidiyordu.

Dünyada 1 numara: Ben görevden ayrıldıktan sonra Frankfurt Hürriyet‘teki arkadaşlar benden gazeteyle ilgili bir yazı istemişti.
O zaman, Avrupa Hürriyet’in tirajını Hindistan, Çin, Amerika dahil olmak üzere, dünyanın en çok satan gazetelerinin tirajlarıyla kıyaslamıştım. Bunu yaparken, ülke nüfuslarını, gazetelerin tirajlarına bölmüştüm.
Sonuç, umduğum gibiydi. Avrupa Hürriyet, ülke nüfusuna göre (gazetemiz için Avrupa’daki Türk sayısı) dünyanın en çok okunan 1 numaralı gazetesi çıkmıştı.
Hiç abartı yok, dileyen hesaplayabilir.

Emsalsiz emek: Bu büyük başarının ardında çok büyük bir emek vardı.
Başta, kurucu babalar Nezin Demirkent ve Garbis Keşişoğlu‘nun muazzam emeği…
Benim, görevde olduğum sürece tek gün bile izin yapmadan geceyi gündüze karıştıran tutkulu emeklerim…
Frankfurt merkezimizde, başta Nezih Akkutay olmak üzere arkadaşlarımızın tüm Avrupa’yı kucaklayan fedakâr emekleri…
Ve en başta da, Avrupa’nın her köşesinde habercilik destanları yazan muhabir arkadaşlarımızın kan ter içindeki şahane emekleri…
O emekler, bugün artık tekrarlanamaz.

Önce muhabir: Bir kere, Avrupa’yı fetheden o kadro, bugün Türkiye’de bile hiçbir gazetede yok.
Zaten o gazetecilik anlayışı da artık maalesef mevcut değil.
O dönemde muhabir, gazeteciliğin baş tacıydı…
Yakın geçmişten bu yana ise, ne acıdır ki, her tensikatta öncelikle muhabirler akla geldi. Düşünülmedi ki, asker olmadan savaşılmaz; muhabir olmadan da gazetecilik yapılamaz.

Okurla bütünleşme: Hürriyet’in Hürriyet olduğu dönemde, Avrupa’nın en ücra köşelerinde bile muhabir kazanma gayreti içinde olundu.
Haber için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı. Haber isterse Antarktika’da olsun, anında atlar giderdik.
Ve her koşulda vatandaşın yanında olundu…
Heim’larda, fabrikalarda, Bahnhof’larda, hastanelerde, tercüme bürolarında, emeklilik işlemlerinde, Kapıkule ve Yeşilköy hava limanı gibi sınır kapılarında…
“Gurbetçi”nin derdi derdimiz, sevinci sevincimiz oldu…
Aşımızı bölüştük, Heim odalarında kuru fasulyeye birlikte az mı kaşık salladık ?

Gülle gibi manşetler: Avrupa Hürriyet‘in tirajındaki ilk hareketlilik, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki gazetecilik başarısıyla ortaya çıtmıştı.
Ama sonraki süreçte yaşanan yurttaşla bütünleşme, kesintisiz tiraj tırmanışını beraberinde getirdi.
Dil, eğitim, emeklilik, konsolosluk, ikinci sınıf insan muamelesi, çifte vatandaşlık, yabancı düşmanlığı gibi ana sorunlar, Hürriyet‘in manşetlerinde top gibi patlardı.
Gazete, derdini o manşetlerden haykıran okur ile et ve tırnak gibi kaynaştı, yurt dışındaki insanımızın kimliğinin ayrılmaz parçası oldu.

Tiraj, etkinlik, saygınlık: Avrupa’daki Türk’lerle, Ankara ve Avrupa başkentleri arasında köprü kurduk.
Sadece gerçeğin peşinde koşan objektif ve sansürsüz gazeteciliğimiz, gazeteye tiraj yanında benzersiz bir etkinlik ve saygınlık kazandırdı…
O dönemlerde Avrupa kamuoyunun gündeminde Hürriyet hep var oldu.

Afbeelding met kleding, persoon, groep, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

İşte o ruh ve İlhan Karaçay: Evet ne olduysa, en başta Avrupa’ya kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş temsilcilerimiz, saat mefhumunu sözlüklerinden silmiş Hürriyet muhabirleri sayesinde oldu.
Hepsi aynı gazetecilik ruhunu taşıyan arkadaşlarımıza bir örnek olarak, İlhan Karaçay’ı gösterebilirim. İsterseniz gecenin 04’ünde arayın, anında telefonun öteki ucunda, anında göreve hazır, “Full Time” gazeteci…
‘Hollanda’ denince, akla gelen ilk isimlerden biridir İlhan Karaçay…

Benelüx ilavesi ile bölgedeki Türk toplumunun gözü, kulağı, sesiydi İlhan Karaçay…
Muhabir, yazar, ilan temsilcisi, matbaacı, gazete pazarlama uzmanı…
Aynı anda hepsi.
Hollanda’daki her kapıyı açacak bir çilingir yoktur ama bir habercilik sihirbazı İlhan Karaçay iyi ki vardır.
Ve tıpkı diğer temsilcilerimiz gibi, İlhan Karaçay’ın da baş gıdası haberdir.
O da haberle yatar, haberle uyanır.

DÜNÜN VE BUGÜNÜN GAZETECİLİĞİ…

Peşinen belirtmek isterim ki, amacım, bu yazıda övgüyle söz edilen kişilere paye dağıtmak olmadığı gibi, şimdi anonim olarak yerdiğim meslektaşlarım için ise, istisnalar geçerlidir. İstisnalı meslektaşlarım içinde de, çok güzel çalışmalar yapanlar vardır tabii.

Eskiden, bir gazeteye 10-15 bin tiraj artırma başarısını gösterenler, gazete patronları tarafından baş tacı yapılırdı. Asparagas gazeteciliği ile 100 bin fazladan tiraj alan, geçici hokkabazlar hariç tabii…
1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda, gazeteciliğin mutfağındaki tüm yemekleri yapabilen uzman bulmak çok zordu.

Basın dünyasının babası, rahmetli Nezih Demirkent

‘Yoktu’ demeyip ‘zordu’ dememin nedeni, birilerinin var olduğunu anlatacağım içindir.
Var olan bu uzmanlardan biri, hatta en baştaki, rahmetli Nezih Demirkent’ti.
Hürriyet’in başına getirildiği zaman hem Genel Müdürlüğü ve hem de Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlenmesinin tek nedeni, Demirkent’in yukarıda belirtilen hususiyetlere sahip olmasıydı.
Baskı işinden, ilan işine, eleman bulma işinden yazı işlerine ve rakip gözetlemeden dış haber kadrosu oluşturmaya kadar, uzmanlaşmış olan Nezih Demirkent, işte bu özelliği nedeniyle başarılı oluyor ve eline aldığı gazetelere tiraj kazandırıyordu.

Demirkent, Hürriyet’in başına geçtikten bir süre sonra, Çetin Emeç’i, Seçkin Türesayı ve Erol Türegün’ü medyaya kazandırmış bir usta olarak, ününe ün katmıştı.

Demirkent’in bir de yurt dışındaki mucizesi vardı. Yurt dışı yayınlarını güçlendirmek için, Almanya’da Garbis Keşişoğlu’nu, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’da naçizane şahsım İlhan Karaçay’ı İstanbul’daki ekibin başına da Ertuğ Karakullukçu’yu getiren Demirkent, bu konuda da çok başarılı oldu.
Öyle ki, Avrupa yayınlarına daha önce başlamış olan Tercüman Gazetesi’nin, özellikle tutucu okuyucular sayesinde elde etmiş olduğu tiraja ulaşmak hayal bile edilemiyordu. Yurt dışında kurduğu muhabir kadrosunu geliştiren Demirkent, bizler ile yaptığı istişareler sonrasında atraksiyon üzerine atraksiyon düzenliyordu.

Önce, Tercüman’ın ünlü yazarı Murat Sertoğlu’nu kadroya dahil etti. Daha sonra Sertoğlu’na Avrupa turu yaptırdı. Güreş tefrikacısı ve tarih yazarı olan Murat Sertoğlu ile Avrupa’nın dört bir yanında, pansiyon pansiyon dolaşıp yurttaşlar ile toplantılar yaptık.

Kadroya alınan bir diğer yazar, Kıbrıs Türktür Derneği’nin kurucu ve Genel Başkanı olan Hikmet Bil de cabasıydı tabii…

Afbeelding met person, persoon, mensen, groep Automatisch gegenereerde beschrijving
Demirkent daha sonra, yurttaşlarımız ile bütünleşmek için, Türkiye’nin o dönem en iyi Hafız ve Mevlithanlardan oluşan bir grubu, merhum Hacı Hafız ve Mevlithan Nusret Yeşilçay başkanlığında Almanya, İsviçre, Hollanda ve Belçika’ya gönderdi. Naçizane şahsımın rehberliğinde, Avrupa’nı 28 yerinde mevlit okutuldu.

Şimdilerde çok kişinin o yıllarda neler yapıldığından maalesef haberi yok bile…
Dünya’da sınır ötesinde yayınlanan en yüksek tirajlı, Avrupa’da basın camiasında örnek gösterilen Hürriyet Gazetesi, şimdilerde beceriksiz, konulardan bihaber sözde yöneticiler tarafından batırıldı…
Rahmetli Demirkent döneminin ‘Boğaziçi’ndeki Amiral gemisi’ Hürriyet, şimdi ‘Haliç’te bir sandal’ haline dönüştü.
Çok kişi, Demirkent ve ekibinin ne yapmak istediğini kavrayamamıştı…
Bugün dahi, basın dünyasında bazıları, bir zamanlar Almanya ve Benelüks ülkelerinde gündemi tayin eden bu ekibin başarısını hazmedemedi, Hürriyet bünyesinde, mevcudu bile devam ettiremeyenler, gazetenin Türkiye ve Avrupa’da yerlerde sürünmesine yol açtılar.

Afbeelding met tekst, krant, kaart, papier Automatisch gegenereerde beschrijvingHollanda’nın en ciddi gazetelerinden NRC Handelsblad, Ertuğ Karakullukçu, garbis Keşişoğlu ve İlhan Karaçay üçlüsünün fotoğrafıyla yayınladığı tam sayfa haberinde, ‘Hollanda’da en çok satılan yabancı gazete’ ve ‘Hürriyet:Hollanda Türkleri’nin sesi’ başlıklarıyla yayınlamıştı.
Sağda ise, Hollanda haritasına dağılmış Hürriyet kadrosu görülüyor.

BUGÜNÜN GAZETECİLİĞİNE GELİNCE:

Gazetecilik, dün ile bugün arasında öylesine keskin bir değişim geçirdi ki, eski günleri anımsadığımda, bazen kendimi bir başka çağda yaşamış gibi hissediyorum. Geçmişin gazeteciliği, bugünle kıyaslandığında tam anlamıyla alın teriyle yapılan bir meslek, bir emek mücadelesiydi.
O zamanlar, haber peşinde koşan muhabirlerin ellerindeki tek sermayesi; merakı, azmi ve etiğe olan bağlılığıydı. Haber bulmak, doğrulatmak ve topluma ulaştırmak için ne büyük mücadeleler verdiğimizi bir biz biliriz, bir de o günleri bizimle paylaşan meslektaşlarımız.

O dönemde bir haberi ulaştırmak, günümüzde dakikalar süren bir iş değil, saatler, hatta bazen günler alan bir serüvendi. Haberlerimizi yazdıktan sonra, fotoğrafları ulaştırmak ayrı bir çileydi. Bugünkü gibi dijital makineler, internet bağlantıları veya bulut sistemleri (çevrimiçi depolama sistemleri) yoktu. Fotoğrafları filme çeker, ardından bu filmleri bir zarf içine koyar ve nefes nefese havalimanlarına koşardık. Oradan bir yolcu bulup, zarfımızı emanet etmek için türlü dil dökerdik. Eğer bu mümkün olmazsa, elimizdeki kısıtlı bütçeyle zarfımızı kargoya verir ve “Acaba yerine ulaşacak mı?” endişesiyle beklerdik.

O günlerde, gazetenin ertesi gün baskıya yetişmesi için gösterdiğimiz çabalar, adeta birer hokkabazlık örneğiydi. Teknoloji yoktu, kolaylıklar sınırlıydı, ama bir şeyi çok iyi biliyorduk: Haber kutsaldı, halkın doğru bilgiyi öğrenmesi bizim temel görevimizdi. Bu sorumluluk, bizleri gece gündüz çalışmaya, her türlü riski almaya itiyordu. Muhabir kadrolarımız öylesine çalışkan, öylesine fedakârdı ki, bu çaba sayesinde gazetecilik hem bir sanat hem de bir onur mesleği olarak anılıyordu.

Bugüne geldiğimizde, teknoloji ile donatılmış bir gazetecilik dünyası görüyoruz. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve anında haberleşme olanakları, haberin ulaşılabilirliğini inanılmaz bir seviyeye taşıdı. Artık bir haberi anında yazıp göndermek, fotoğrafları veya videoları saniyeler içinde paylaşmak mümkün. Ancak bu kolaylıkların gazeteciliği daha iyi bir yere taşıyıp taşımadığı ciddi bir soru işareti.

Bugünün muhabir kadroları, ne yazık ki geçmişin fedakâr gazetecilerini aratıyor. Kolaylıkların ardına saklanarak haberciliğin zahmetli taraflarından kaçınan, araştırma ve doğrulama yükünü hafife alan bir zihniyetin ortaya çıktığını görmek üzücü. Birçok gazeteci artık masa başından kalkmadan haber yapmayı tercih ediyor; sahaya çıkmak, insanlarla birebir konuşmak, olayları yerinde gözlemlemek ikinci planda kalıyor. Oysa gazetecilik, insan hikâyelerini dinlemek ve gözlemlerle gerçekleri keşfetmekten doğan bir meslek.

Daha acı olan bir diğer gerçek ise, gazetecilikteki ahlaki ve ideolojik erozyon. Bugün birçok gazeteci, kendi ideolojilerini veya çıkarlarını meslek etiğinin önüne koymuş durumda. Tarafsızlık ilkesini bir kenara bırakan, geçmişte savunduğu değerlerden dönerek farklı ideolojilerin propagandacılığına soyunan isimleri görmek son derece hayal kırıklığı yaratıyor. Sağcı, solcu, dinci ya da tamamen apolitik; fark etmiyor. Döneklik, ne yazık ki birçok gazetecinin ortak özelliği haline geldi.

Bu kişiler, bir dönem halkın gözünde güvenilir birer haberciyken, şimdi taraflı yayın organlarının birer aracı olmuş durumdalar. Mesleki onuru bir kenara bırakıp, bağlı oldukları yapıların çıkarlarına hizmet eden bu gazeteciler (!), aslında bu mesleğe en büyük ihaneti yapıyorlar. Oysa gazetecilik, tarafsızlık ve doğruyu aktarma sorumluluğu üzerine inşa edilmiştir.

Bugün gazetecilik çok daha kolay bir hale gelmiş olabilir, ama bu kolaylıklar mesleğin temel değerlerini gölgelememelidir. Geçmişin gazeteciliği, zorlukların ve fedakârlıkların damgasını vurduğu bir meslekti; bugünün gazeteciliği ise ahlaki ve ideolojik bir sınavdan geçiyor. Gazetecilik, sadece haber yapmak değil, aynı zamanda bir kamu hizmeti sunmaktır. Bu nedenle, hem gazeteciler hem de medya kuruluşları, mesleğin temel ilkelerine sıkı sıkıya sarılmalı ve geçmişin o fedakâr ruhundan ilham almalıdır.

HÜRRİYET’İN HOLLANDA KADROSU

Afbeelding met tekst, kleding, krant, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Gazetemizi dağıtan Van Gelderen firması, satışın bir milyonu bulduğu zaman, üzerinde 1.000.000 yazılı özel bez poşetler bastırmış ve okurlara armağan etmişti.

Bugün Türkiye’deki bölge gazetelerinin, o yıllarda Almanya ve Benelüks ekibinin yaptıklarını örnek almaları gerektiğini vurgulamayı da, meslektaşlarıma karşı bir borç addediyorum.

Hürriyet’in Hollanda kadrosu, İlhan Karaçay’ın başkanlığında 24 kişiden oluşuyordu. Hürriyet’in Hollanda ekibi: Öndeki sıra soldan sağa: Telat Sağıroğlu (Haarlem), Turan Gül (Rahmetli oldu-Zaandam), Ünal Öztürk Yasemin Öztürk (Büro menajeri), İlhan Karaçay ( O zamanki kaptan) ( ??? ), Adil Aracı (Den Haag), Mustafa Koyuncu (Arnhem), Ergür Dinçkal (Deventer), Muhlis Ayboğan (Venlo),
Orta sıra soldan sağa:
Ahmet Denk (Rotterdam-Rahmetli oldu), Kemal Özen, Hüseyin Torunlar (Zwolle-rahmetli oldu),
(Leiden ???), Nizam Sunguroğlu, Ramazan Ardıç, (Heerlen ???)
Arka sıra soldan sağa:
Yahya Yiğittop, Necati Çavuşğlu (Utrecht), Şenol Ocaklı (Hoorn), ( ???),
Ali Esmer,

TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDEN TRUMP VE IRKÇILARI DESTEKLEYEN ELON MUSK NEREYE KOŞUYORLAR???

TÜM DÜNYAYI TEHDİT EDEN TRUMP VE IRKÇILARI DESTEKLEYEN ELON MUSK NEREYE KOŞUYORLAR???

*Meksika’ya ayar çeken, Panama’yı uyaran, Çin’i tehdit eden ve Avrupa’ya da sinyal gönderen Trump’a göre Amerikalılar, “Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millettir.”

*Avrupa’da ırkçı partileri destekleyerek şimşekleri üzerine çeken Musk’ın gerçek yüzü…

*Elon Musk’ın X platformunu kullanarak aşırı sağ ideolojileri teşvik etmesi, Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın ve toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir ülkede büyük sorunlara yol açabilir.

*Özellikle, sahte haberlerin, manipülatif içeriklerin ve ideolojik propaganda mesajlarının yayılması, toplumdaki mevcut kutuplaşmayı derinleştirebilir. Bu, hem toplumsal barışı zedeleyebilir hem de bireyler arasında güvensizlik ortamı yaratabilir.

*Türkiye’de sosyal medya platformları, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun hızla yayılması açısından ciddi bir risk taşımaktadır.

EK BİR YORUM: EN BÜYÜK KÜRESEL EMPERYAL BARON: ABD VE SADIK MÜTTEFİKİ BİRLEŞİK KRALLIK’TIR.

(Yorumun Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van het commentaar is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Bir de İlhan KARAÇAY’dan Okuyunuz:

Tüm dünyanın dikkat kesildiği ABD seçimleri nihayet sonuçlandı. Koltuğuna oturur oturmaz, Meksika’ya ayar çeken, Panama’yı uyaran, Çin’i tehdit eden ve Avrupa’ya da sinyal gönderen Trump’a göre, Amerikalılar, “Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millettir.”

                             Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

 Trump’un Bakan olarak atadığı Elon Musk için de şöyle bir giriş yapabilirm:
Son yıllarda dünyadaki gelişmeleri takip ettiğimizde, Avrupa ile, dünyanın en zengin insanı ve X platformunun (eski twitter) sahibi Elon Musk arasında bir gerilim hattının oluştuğunu açıkça görebiliriz. Bu gerilim, yalnızca bir sosyal medya platformu üzerindeki anlaşmazlıklarla sınırlı kalmamış, daha geniş bir siyasi, sosyal ve etik çatışmayı da beraberinde getirmiştir. Avrupa’nın liderlerinin ve kamuoyunun, Musk’ın hamlelerini eleştirmesi, onun küresel nüfuzunu sınırlama çabalarını artırmıştır.

                                            Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
Musk’ın sahibi olduğu X, sadece bir sosyal medya platformu olmanın ötesine geçerek, onun kişisel ve siyasi etkisini yayma aracı hâline gelmiştir. Bu bağlamda, Musk’ın Almanya’daki aşırı sağcı AfD’ye yönelik olumlu açıklamaları ve İngiltere’deki aşırı sağ gruplara verdiği destek, Avrupa genelinde tepkilerin artmasına neden olmuştur. Musk’ın, aşırı sağcı grupların propagandalarını teşvik ettiği algısı, X platformunun artık tarafsız bir iletişim alanı olmaktan çıkıp, tehlikeli ideolojilere zemin hazırlayan bir araca dönüştüğünü göstermektedir.

                               Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Amsterdam Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı, sevgili dostum Veyis Güngör, Hollanda medyası ve siyasetçilerden toparlayarak, bu konuda bir yazı kaleme aldı.
Ben de bu yazıdan ilham alarak ve alıntılar yaparak, bu konuyu daha geniş bir yelpazede ele almak istiyorum.
Konunun bir de Türkiye yönü var tabii…
Bu yönü de sizlere yorumlamaya çalışacağım.

HOLLANDA VE AVRUPA GENELİNDE TEPKİLER

Avrupa’nın farklı ülkelerinde, Elon Musk ve X platformuna karşı somut adımlar atılmaya başlandı. Özellikle Hollanda, bu tepkinin merkezi hâline geldi. Avrupa değerlerini savunan Volt Partisi, X platformundan çekilen ilk siyasi oluşum oldu. Volt Partisi lideri Laurens Dassen ve milletvekili Marieke Koekkoek, Musk’ın Avrupa’nın demokratik yapısına müdahale ettiğini öne sürerek, platformdan çekilme gerekçelerini kamuoyuyla paylaştılar.
Bu hareket, Hollanda’daki diğer siyasi partileri de harekete geçirdi.
Ancak bu noktada farklı stratejiler izlendiğini görüyoruz. Örneğin, D66 lideri, X’i terk etmenin aşırı sağın manipülasyonlarını daha da güçlendireceği endişesiyle, platformda kalmayı tercih ettiğini belirtti. Bu, sosyal medya platformlarının demokratik tartışmalar için hayati bir alan mı, yoksa manipülasyon ve dezenformasyonun yayılmasına olanak tanıyan bir araç mı olduğu sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Hollanda’daki üniversiteler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşları da benzer bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Amsterdam, Nijmegen, Utrecht ve Twente gibi önemli üniversiteler, bilgi kirliliği ve sahte hesaplar nedeniyle X platformundan uzaklaşmayı tercih etti. IJsselstein ve Putten gibi belediyeler de, X’teki varlıklarını sonlandırarak, Musk’ın etkisine karşı tepkilerini ortaya koydular. Öte yandan, Amnesty International, Oxfam Novib ve Extinction Rebellion gibi küresel ölçekte etkin sivil toplum kuruluşları, X’in sağladığı erişim avantajlarını kaybetme riski ile, bu platformun etik dışı kullanımlarına katkı sağlama arasındaki zorlu bir dengeyi korumaya çalışıyorlar.

                               Elon Musk Bought X For $44B, Now Fidelity Values Social Media Network Below $10B

MUSK’IN AVRUPA’YA MÜDAHALESİ VE AVRUPA LİDERLERİNİN TEPKİLERİ

Elon Musk’ın Avrupa’daki siyasi gelişmelere müdahaleleri, yalnızca Hollanda ile sınırlı kalmamış, Fransa ve Norveç gibi ülkelerde de yankı uyandırmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Musk’ı Fransız seçimlerine müdahale etmekle suçlarken, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, Musk’ın ABD dışındaki siyasi meselelerdeki etkisinin endişe verici boyutlara ulaştığını ifade etmiştir. İngiltere’de ise bağımsız milletvekili Richard Burgon, Musk’ın aşırı sağcı söylemleri teşvik ettiğini belirterek, “Dünyanın en zengin adamının saçma sapan aşırı sağ görüşlerinden ders almamalıyız” açıklamasını yapmıştır. Bu tepkiler, Avrupa’da Musk’ın nüfuzuna karşı artan bir farkındalık ve direnç olduğunu göstermektedir.

Almanya’da da Musk’ın etkisi ve X’in içerikleri sıkça eleştirilmiştir. Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Ferda Ataman, X’in aşırı sağcı içeriklerin yayılmasına olanak sağladığını ve Elon Musk’ın bu platformu politik etkisini artırmak için kullandığını vurgulamıştır. Bu nedenle, Alman hükümetinin X platformundan tamamen çekilmesi gerektiği önerilmiştir.

Trouw gazetesi köşe yazarı Ilyaz Nasrullah, Elon Musk’ın dünyayı algılama biçiminin altında yatan tehlikeli bir felsefeye dikkat çekmektedir. Nasrullah’a göre, Musk, zenginliğin yüksek bir zekânın göstergesi olduğunu ve genetik olarak üstün bireylerin insanlık sorunlarını çözmede diğerlerinden daha yetkin olduğunu düşünmektedir. Bu, Nazi ideolojisine benzer bir üstünlük anlayışını çağrıştıran tehlikeli bir bakış açısıdır. Musk’ın Avrupa’daki aşırı sağcı gruplara verdiği destek, bu felsefenin pratikteki yansımalarını ortaya koymaktadır. Özellikle Almanya’da AfD’yi desteklemesi, Musk’ın Avrupa’nın demokratik değerlerine yönelik bir tehdit olarak algılanmasına neden olmuştur.

Yukarıda okuduklarınız, Veyis Güngör’ün Hollanda’daki gelişmeleri anlatmaktadır.
Tabii ki konunun Avrupa ve Türkiye’deki önemi çok daha önemlidir.

                                   Afbeelding met tekst, auto, Landvoertuig, voertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

                    MUSK’IN FELSEFESİ VE AVRUPA İÇİN TEHLİKELERİ

Avrupa’nın Elon Musk’ın etkisine karşı daha dikkatli olması gerekmektedir. Musk, X platformunu yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda ideolojik ve politik bir silah olarak kullanmaktadır. Avrupa’nın demokratik değerlerini korumak ve aşırı sağcı tehditlere karşı koymak için siyasi liderler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler, bu konuda teyakkuzda olmalıdır.

2025’in Avrupa’da “Elon Musk Yılı” olmaması için, sadece sosyal medya platformları üzerindeki kontrolü değil, aynı zamanda bu platformların toplum üzerindeki etkisini de kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Avrupa, demokrasisini koruma ve kendi değerlerine sahip çıkma konusunda güçlü bir duruş sergilemek zorundadır. Bu, yalnızca Avrupa’nın değil, tüm dünyanın geleceği için kritik bir öneme sahiptir.

Elon Musk’ın Avrupa’daki aşırı sağcı partilere verdiği destek ve X platformu üzerinden yaptığı müdahaleler, Avrupa genelinde geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Özellikle Almanya’da, 60’tan fazla üniversite ve yüksek okul, X platformunu terk etme kararı aldı. Bu kurumlar, platformun çeşitliliği, özgürlüğü ve bilimi teşvik eden değerleri artık desteklemediğini belirterek, sağcı popülist içeriklerin güçlendirilmesini kabul edilemez bulduklarını ifade ettiler.

                              Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, X platformunun Dijital Hizmetler Yasası’na uyumu konusunda resmi işlemler başlattı. Bu kapsamda, Elon Musk’ın aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel ile gerçekleştirdiği canlı sohbetin, platformun yasal sınırları içinde faaliyet gösterip göstermediğini değerlendirmek üzere devam eden soruşturmaya dahil edileceği açıklandı.

Bu gelişmeler, Elon Musk’ın Avrupa’daki siyasi müdahalelerinin ve X platformunun kullanımının, demokratik süreçler ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri konusunda derinlemesine bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.

                               Afbeelding met verven, wolkenkrabber, huis, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

                    TÜRKİYE’DE X PLATFORMUNUN TOPLUMSAL ETKİLERİ

Elon Musk’ın X platformu üzerindeki küresel nüfuzunu genişletme çabaları, Türkiye gibi sosyal medya kullanımının oldukça yaygın olduğu bir ülkede de yankı bulabilir. Türkiye’de X, hem bireylerin günlük yaşamında hem de toplumsal tartışmalarda önemli bir iletişim aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak bu platformun bir ideolojik propaganda ve dezenformasyon aracı hâline gelmesi, Türkiye’nin sosyal ve siyasi dinamikleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Elon Musk’ın X platformunu kullanarak aşırı sağ ideolojileri teşvik etmesi, Türkiye gibi siyasi kutuplaşmanın ve toplumsal hassasiyetlerin yüksek olduğu bir ülkede büyük sorunlara yol açabilir. Özellikle, sahte haberlerin, manipülatif içeriklerin ve ideolojik propaganda mesajlarının yayılması, toplumdaki mevcut kutuplaşmayı derinleştirebilir. Bu, hem toplumsal barışı zedeleyebilir hem de bireyler arasında güvensizlik ortamı yaratabilir.

Türkiye’de sosyal medya platformları, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyonun hızla yayılması açısından ciddi bir risk taşımaktadır. Elon Musk’ın yönetimindeki X platformu, yanlış bilgilerin hızla yayılmasını önleme konusunda daha az müdahaleci bir yaklaşım benimsemektedir. Bu durum, özellikle seçim dönemlerinde, ekonomik krizlerde veya hassas toplumsal olaylarda, toplumun doğru bilgiye erişimini daha da zorlaştırabilir.

Türkiye, genç ve teknolojiyi yoğun kullanan bir nüfusa sahiptir. Gençlerin sosyal medya platformları aracılığıyla bilgi edinme ve fikirlerini oluşturma oranı oldukça yüksektir. X platformunun manipülatif içerikleri teşvik eden bir alan hâline gelmesi, gençlerin algılarını şekillendirme noktasında olumsuz bir rol oynayabilir. Bu durum, bireylerin politik ve sosyal konularda eleştirel düşünce geliştirmesini engelleyebilir ve toplumsal bilinçsizliği artırabilir.

Elon Musk’ın, X platformunu bir “vizyon aracı” olarak kullanması, Türkiye’de Batı etkisine karşı duyulan geleneksel şüpheciliği artırabilir. Musk’ın desteklediği ideolojilerin, Türkiye’nin kültürel ve siyasi yapısına uyumsuz olduğu durumlarda, platform üzerindeki bu içerikler yabancılaşma hissini pekiştirebilir. Aynı zamanda, uluslararası arenada yanlış algıların yayılmasına neden olabilir ve Türkiye’nin imajını zedeleyebilir.

                                       TÜRKİYE NE YAPABİLİR?

Türkiye’de bireylerin sosyal medya platformlarını daha bilinçli bir şekilde kullanmasını sağlamak, bu sorunun önlenmesinde kritik bir rol oynar. Dijital okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması, özellikle genç nüfus arasında bilgi doğrulama ve eleştirel düşünme becerilerini artırabilir.

Türkiye, X platformu gibi sosyal medya ağlarının daha şeffaf ve hesap verebilir olmasını sağlamak için düzenlemeler geliştirebilir. Ancak bu düzenlemeler, ifade özgürlüğünü kısıtlamadan, dezenformasyon ve nefret söylemiyle mücadeleye odaklanmalıdır.

Toplumun bilgiye erişimini çeşitlendirmek adına, X gibi tek bir platforma bağımlı kalmak yerine, yerel ve küresel ölçekte güvenilir alternatiflerin teşvik edilmesi önemlidir. Bağımsız ve tarafsız bilgi sağlayan yerel dijital platformlar desteklenmelidir.

Sivil toplum kuruluşları, X gibi platformlarda yayılan yanlış bilgileri ve nefret söylemini ifşa etme noktasında daha aktif bir rol oynayabilir. Bunun yanı sıra, toplumun farklı kesimlerinin sosyal medya platformlarındaki zararlı içeriklere karşı farkındalığını artırabilirler.

X platformunun Türkiye’deki toplumsal etkileri üzerine yapılan akademik çalışmalar teşvik edilmeli ve bu çalışmaların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu sayede, platformun olumlu ve olumsuz etkileri daha iyi anlaşılabilir.

TOPLUMSAL YANKILAR VE GELECEK PERSPEKTİFİ

Türkiye’de X platformunun toplum üzerindeki etkisi, Elon Musk’ın ideolojik yönelimlerine ve bu platformun nasıl yönetileceğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Musk’ın etkisi, kısa vadede bireylerin platformdan uzaklaşmasına neden olmasa da, uzun vadede toplumun genel algılarını değiştirme potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin bu süreçteki en büyük önceliği, sosyal medya platformlarını güvenilir bir bilgi paylaşım alanı olarak muhafaza etmek ve toplumu dezenformasyonun olumsuz etkilerinden korumak olmalıdır.

Bu bağlamda, Türkiye’nin hem birey hem de toplum düzeyinde daha bilinçli bir sosyal medya kullanımına yönelmesi önem taşımaktadır. Bu, hem toplumsal barışın korunmasına hem de bireylerin doğru bilgiye erişim haklarının güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

                          Afbeelding met vlag, Vlag van de Verenigde Staten, Flag Day (VS), Onafhankelijkheidsdag Automatisch gegenereerde beschrijving

                      EN BÜYÜK KÜRESEL EMPERYAL BARON:
ABD VE SADIK MÜTTEFİKİ BİRLEŞİK KRALLIK

Dünyadaki hemen hemen tüm kötülüklerin kökeninde, sayısız savaşın ve çatışmanın ardındaki itici güç küresel emperyalizm yatmaktadır. Bu devasa canavar, dünya çapında uzanan güçlü çok uluslu şirketler tarafından beslenmekte, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) en büyük temsilcisi olarak öne çıkarken, Birleşik Krallık da sadık bir müttefik olarak ona destek vermektedir.

Bu emperyalist güçlerin “demokrasi” getirdikleri her yerde geriye sadece enkaz, ölüler ve parçalanmış toplumlar kalmaktadır. Milyonlarca insan öldürülmüş, şehirler haritadan silinmiş, köklü medeniyetler yok edilmiştir. Sözde özgürlük vaadiyle girdikleri her ülke, aslında tamamen yıkıma uğratılmakta ve birer sömürge devletine dönüştürülmektedir.

KÜRESEL BARONLARIN HEDEFİ: DOĞAL KAYNAKLAR VE JEOPOLİTİK GÜÇ

Küresel emperyalistlerin asıl amacı, gittikleri ülkelerin halklarını özgürleştirmek ya da refahlarını artırmak değildir. Gerçek hedefleri petrol, madenler, su kaynakları ve verimli tarım arazileri gibi stratejik doğal zenginliklerdir. İşgal ettikleri ülkeleri parçalayarak yönetilebilir hale getirir, milli kimliklerini siler ve bölgenin kontrolünü tamamen ele geçirirler.

Irak bunun en çarpıcı örneklerinden biridir: Bağımsız bir devlet, bilinçli bir şekilde yok edilmiş ve yerine, Batı’ya bağımlı yeni yönetimler getirilmiştir. Şimdi de aynı senaryo Suriye’de sahnelenmektedir. Bu ülkelerde emperyalist güçlerin emirlerine itaat eden kukla liderler iş başına getirilirken, ekonomik kaynaklar sömürülüp kurutulmakta ve halkları köleleşmeye mahkûm edilmektedir.

GÜNÜMÜZÜN EN KANLI SAVAŞLARI: ORTADOĞU EMPERYALİSTLERİN OYUN ALANI

Günümüzün en şiddetli ve en yıkıcı savaşları Ortadoğu’da yaşanmaktadır. Bu durum tesadüf değil, onlarca yıldır süregelen emperyalist sömürünün ve stratejik manipülasyonların doğrudan bir sonucudur. Bölge sadece askeri işgallere maruz kalmakla kalmamış, aynı zamanda eğitim, bilim ve teknolojik gelişmeler açısından da geri bırakılmıştır.

Eğitimden yoksun toplumlar, modern bilime ve teknolojiye erişemeyen ülkeler kaçınılmaz olarak dış güçlere bağımlı hale gelir. Emperyalistler, cehaleti bir silah olarak kullanarak tüm bir halkı kendilerine muhtaç ve itaatkâr kılarlar. Ortadoğu ve Batı Asya’daki birçok ülkede güçlü bir milli bilinç gelişmemiştir, bu yüzden hain yöneticiler kolaylıkla emperyalistlerle iş birliği yaparak kendi halklarını satmaktadır.

ABD EMPERYALİZMİNİN VAHŞETİ: SOYKIRIM VE SİSTEMATİK İŞKENCELER

Bugün artık kimse inkâr edemez ki ABD, modern dünyanın en büyük soykırımcısıdır. Bunun en acı örneklerinden biri, Amerikan işgali sırasında Irak’ta yaşanmıştır. ABD’li Albay James Steele, işgal sürecinde sistematik işkenceler uygulayarak savaş suçları işlemiştir.

Ancak bu, sadece bir askerin ya da birkaç sadist askerin bireysel suçu değildir. Bu, küresel emperyalist sistemin bilinçli olarak kullandığı bir baskı ve sindirme yöntemidir. Ele geçirdikleri her ülkeyi en güçlü ve ölümcül savaş makineleriyle yerle bir eden küresel baronlar, karşılarında duran herkesi ezerek yok etmektedir.

Soru şu: Dünya bu zulme daha ne kadar sessiz kalacak?

Değerli okurlarım,
Yazımı tamamlamış olduğum saatlerde, Veyis Güngör kardeşimden yeni bir yazı daha geldi.
Bu yazıyı da sizlere sunuyorum.

Trump’la birlikte Avrupa’da esen korku rüzgarı…

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde, “Trump döneminde ABD-AB İlişkileri” konulu bir toplantı yapıldı. Toplantıda, gazeteci Alper Tan başkanlığında, Almanya’dan Dr. Latif Çelik, İngiltere’den Mustafa Köker ve Hollanda’dan naçizane şahsım, Trump’ın başkan seçilmesinin Avrupa’ya yansımalarını konuştuk.
Avrupa kamuoyunda oluşan Trump algısı üzerine yaptığım konuşmamın özetini siz değerli okuyucularımla da paylaşmak isterim.

Konuşmamda, üç ana detay üzerinde durdum.
*Trump’ın göreve başladığı gün yaptığı konuşmanın şifreleri,
*Trump’ın Davos’ta yaptığı konuşma,
*Avrupa sivil toplum kuruluşlarının Trump ve zihniyetine karşı aksiyonları.

Trump’ın konuşmasındaki şifreler

Öncelikle, Trump’ın, ABD’nin 47. Başkanı olarak göreve başlarken yaptığı açılış konuşmasında Avrupa’nın yer almaması dikkat çekti.
Trump konuşmasında, Meksika’ya ayar çekti. Panama’yı uyardı. Çin’i tehdit etti. Avrupa gündeme gelmedi.
Trump’ın konuşması, Avrupalılara White Christian Nationalism (Beyaz Hristiyan Nasyonalizmi) düşüncesini hatırlattı. Bu düşünce, iyi ile kötü arasındaki mücadeleyi ortaya koyarak, iyilerin yani Trump ve destekçilerinin zafer kazandığı düşüncesiydi…
Trump için artık siyasi rakipler yok, ‘düşman’ var. Trump’a göre, “Amerikalılar, Tanrı tarafından, diğer uluslara ilham veren seçkin bir millet. İki cinsiyet var: kadın ve erkek. Ülkenin meşru sahipleri Beyaz Hristiyanlardır. Kamu alanlarında daha çok Hristiyan semboller yer alacak. Kaybedilen Amerikan gururu tekrar yeniden kazanılacak.”

Avrupa kendisine çeki düzen vermeli

Trump, geçtiğimiz günlerde Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’na video bağlantısıyla katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Avrupa’yı sevdiğini ve birçok arkadaşının da olduğunu ama ABD’nin iyi muamele görmediğini söyleyen Trump, AB’nin büyük Amerikan teknoloji şirketlerine uyguladığı ticaret engellerini ve cezaları dile getirdi. Trump, Davos’taki konuşmasında siyaset ve iş dünyasının temsilcilerine, “ABD işbirliğine açıktır” diyerek, Amerika’nın tüm müzakerelere ve tekliflere açık olduğunun altını çizdi. Trump, NATO normları, uluslararası vergiler, Amerika’dan fosil yakıtlarının satın alınması gibi konulara açık olduklarını belirtti.
Trump’ın bu çıkışı, dünyaya ve Avrupa’ya bir meydan okuma olarak yorumlandı. Bu konuşma aynı zamanda, Avrupa’nın dünyada yerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret ediyordu. Çünkü, bugüne kadar Avrupa sadece ABD ile olan ilişkileriyle kendisine fayda sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa ettiği liberal düzenle de kendini rahat hissediyor. Başkan Trump ise bu durumdan rahatsız.

Avrupa sivil toplum kuruluşları harekete geçti

Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi ve göreve başlamasıyla, Avrupa karar vericileri tam bir telaş, şaşkınlık ve belirsizlik içindeyken, özellikle sivil toplum çevrelerinde ciddi bir hareketlilik yaşanıyor.
Trump’ın konuşma yaptığı gün, ‘demokrasi ve insan hakları için karanlık bir gün’ olarak nitelendirilirken, teknoloji milyarderi Elon Musk’ın yeni kurulacak ‘Hükümet Verimliliği Bakanlığı’na getirilmesinin, demokrasi için bir tehlike olduğunun altı çiziliyor.
Pek çok demokratik kuruluş ve devlet, nefret ve yanıltıcı bilgi sunan, siyasi müdahalelerde bulunan ve demokratik hukuk sisteminin çöküşüne zemin hazırlayan X (twitter) ile binlerce kişi ve kurum ilişkilerini kesiyor, hesaplarını kapatıyorlar. Avrupa kamuoyu, bu şekilde ABD’nin yeni yönetimiyle mücadeleye başlıyor.

Görüldüğü üzere, Trump’ın, yenide ABD Başkanı olarak göreve başlaması, Avrupa karar vericilerini kara kara düşündürüyor. Olası bir ekonomik savaş, NATO’nun zayıflaması, ABD’nin Ukrayna’yı terk etmesi, ABD ile iç içe geçmiş bir Avrupa’yı endişelendiriyor. ABD’nin Avrupa’yı öncelikle askeri ve siyasi bir müttefik olarak değil de, ekonomik bir rakip olarak görmeye başlaması, Avrupa için felaket demektir.
Trump’ın bu girişimleri, Avrupa refahının tehdit edildiğinin bir göstergesidir.

                        ***************************************

WAAR RENNEN TRUMP, DIE DE HELE WERELD BEDREIGT,
EN ELON MUSK, DIE RACISTEN STEUNT, NAARTOE???

Volgens Trump, die Mexico onder druk zet, Panama waarschuwt, China bedreigt en signalen naar Europa stuurt, zijn Amerikanen “een uitverkoren natie door God, die andere volkeren inspireert.”

De ware aard van Musk, die kritiek heeft gekregen vanwege zijn steun aan racistische partijen in Europa…

Het gebruik van het X-platform door Elon Musk om extreemrechtse ideologieën te promoten, kan grote problemen veroorzaken in een land als Turkije, waar politieke polarisatie en sociale gevoeligheden hoog zijn.

Met name de verspreiding van nepnieuws, manipulatieve inhoud en ideologische propagandaberichten kan de bestaande polarisatie in de samenleving verder verdiepen. Dit kan niet alleen de sociale harmonie schaden, maar ook een sfeer van wantrouwen tussen individuen creëren.

Sociale mediaplatforms in Turkije vormen een ernstig risico vanwege de snelle verspreiding van desinformatie en misleidende informatie.

                       Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
                       Lees dit keer van İlhan KARAÇAY

De wereld keek met spanning naar de Amerikaanse verkiezingen, die eindelijk tot een einde kwamen. Zodra hij zijn stoel had ingenomen, trok Trump de aandacht van Mexico, waarschuwde Panama, dreigde met China en stuurde ook signalen naar Europa.

                                    Afbeelding met tekst, kleding, persoon, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Volgens Trump zijn de Amerikanen ‘een uitverkoren volk, door God geïnspireerd om andere naties te leiden.’
Een mogelijke inleiding voor Elon Musk, die door Trump als minister werd benoemd, zou als volgt kunnen beginnen:”

Wanneer we de recente wereldgebeurtenissen volgen, zien we duidelijk dat er een spanningsveld is ontstaan tussen Europa en Elon Musk, de rijkste persoon ter wereld en de eigenaar van het X-platform. Deze spanning beperkt zich niet alleen tot meningsverschillen over een sociaal mediaplatform, maar heeft ook bredere politieke, sociale en ethische conflicten met zich meegebracht. De kritiek van Europese leiders en het publiek op de acties van Musk heeft geleid tot een intensivering van de pogingen om zijn mondiale invloed te beperken.

                                     Afbeelding met persoon, kleding, person, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving

Musk’s eigendom van X (voorheen Twitter) heeft het platform getransformeerd van een sociaal mediaplatform tot een instrument om zijn persoonlijke en politieke invloed te verspreiden. In dit kader hebben Musk’s positieve uitspraken over de extreemrechtse AfD in Duitsland en zijn steun aan extreemrechtse groepen in het Verenigd Koninkrijk geleid tot toenemende weerstand in heel Europa. Het idee dat Musk extreemrechtse propaganda stimuleert, laat zien dat X niet langer een neutraal communicatiekanaal is, maar een platform is geworden dat gevaarlijke ideologieën faciliteert.

Amsterdam Türkevi Onderzoekscentrum Voorzitter, mijn dierbare vriend Veyis Güngör, heeft een artikel geschreven over dit onderwerp door informatie te verzamelen uit de Nederlandse media en van politici. Geïnspireerd door dit artikel en met enkele citaten wil ik dit onderwerp in een bredere context bespreken.

Natuurlijk is er ook een Turkse kant aan deze kwestie…
Ik zal proberen ook dit aspect voor u te analyseren.

REACTIES IN NEDERLAND EN DE REST VAN EUROPA

In verschillende Europese landen zijn concrete stappen ondernomen tegen Musk en het X-platform. Nederland staat centraal in deze beweging. De Volt-partij, die Europese waarden verdedigt, was de eerste politieke partij die zich terugtrok van X. Partijleider Laurens Dassen en parlementslid Marieke Koekkoek deelden hun beweegredenen met het publiek, daarbij wijzend op Musk’s inmenging in het Europese democratische proces. Deze stap heeft andere politieke partijen in Nederland ook in beweging gezet. Toch zien we verschillende strategieën ontstaan: de leider van D66 gaf bijvoorbeeld aan dat het verlaten van X juist de manipulaties van extreemrechts zou versterken, en besloot daarom op het platform te blijven. Dit heropent de vraag of sociale mediaplatforms essentiële ruimtes zijn voor democratisch debat, of dat ze eerder een instrument zijn voor manipulatie en desinformatie.

Ook universiteiten, gemeenten en maatschappelijke organisaties in Nederland staan voor een soortgelijk dilemma. Belangrijke universiteiten zoals Amsterdam, Nijmegen, Utrecht en Twente hebben ervoor gekozen om X te verlaten vanwege desinformatie en nepaccounts. Gemeenten zoals IJsselstein en Putten hebben hun accounts gedeactiveerd, als uiting van hun protest tegen Musk’s invloed. Aan de andere kant proberen internationale organisaties zoals Amnesty International, Oxfam Novib en Extinction Rebellion een evenwicht te vinden tussen het gebruik van de bereikvoordelen van X en hun ethische bezwaren tegen het platform.

                                    Elon Musk Bought X For $44B, Now Fidelity Values Social Media Network Below $10B

MUSK’S INMENGING IN EUROPA EN REACTIES VAN EUROPESE LEIDERS

Elon Musk’s bemoeienis met de politieke ontwikkelingen in Europa heeft niet alleen in Nederland, maar ook in landen als Frankrijk en Noorwegen tot opschudding geleid. De Franse president Emmanuel Macron beschuldigde Musk van inmenging in de Franse verkiezingen, terwijl de Noorse premier Jonas Gahr Støre zijn zorgen uitte over Musk’s toenemende invloed op politieke zaken buiten de VS. In het Verenigd Koninkrijk uitte onafhankelijk parlementslid Richard Burgon scherpe kritiek op Musk’s steun voor extreemrechts en verklaarde: “We hebben niets te leren van de belachelijke extreemrechtse standpunten van de rijkste man ter wereld.”

Ook in Duitsland is Musk’s invloed en de inhoud op X veelvuldig bekritiseerd. De voorzitter van het Duitse federale agentschap voor discriminatiebestrijding, Ferda Ataman, benadrukte dat X extreemrechtse inhoud bevordert en door Elon Musk wordt gebruikt om zijn politieke invloed te vergroten. Daarom is voorgesteld dat de Duitse regering volledig stopt met het gebruik van X.

Trouw-columnist Ilyaz Nasrullah wijst op de gevaarlijke filosofie die ten grondslag ligt aan Elon Musk’s wereldbeeld. Volgens Nasrullah gelooft Musk dat rijkdom een teken is van hoge intelligentie, en dat genetisch superieure individuen beter in staat zijn om de problemen van de mensheid op te lossen dan anderen. Dit is een gevaarlijke denkwijze die doet denken aan de superioriteitsideologie van de nazi’s. Musk’s steun aan extreemrechtse groepen in Europa weerspiegelt deze filosofie in de praktijk. Vooral zijn steun aan de AfD in Duitsland wordt gezien als een bedreiging voor de democratische waarden van Europa.

Wat u hierboven heeft gelezen, beschrijft de ontwikkelingen in Nederland volgens Veyis Güngör.
Natuurlijk is het belang van dit onderwerp in Europa en Turkije veel groter.

                             Afbeelding met tekst, auto, Landvoertuig, voertuig Automatisch gegenereerde beschrijving

               DE FILOSOFIE VAN MUSK EN DE GEVAREN VOOR EUROPA
Europa moet waakzamer zijn tegenover de invloed van Elon Musk. Musk gebruikt het X-platform niet alleen als communicatiemiddel, maar ook als een ideologisch en politiek wapen. Om de democratische waarden van Europa te beschermen en rechtsextremistische bedreigingen tegen te gaan, moeten politieke leiders, maatschappelijke organisaties en individuen alert blijven.

Om te voorkomen dat 2025 het “Jaar van Elon Musk” in Europa wordt, moeten we niet alleen de controle over sociale mediaplatforms versterken, maar ook de impact van deze platforms op de samenleving grondig evalueren. Europa moet een sterke houding aannemen om zijn democratie te beschermen en zijn waarden te verdedigen. Dit is niet alleen van cruciaal belang voor Europa, maar voor de toekomst van de hele wereld.

De steun die Elon Musk biedt aan extreemrechtse partijen in Europa en zijn interventies via het X-platform blijven grote weerklank vinden in heel Europa. Vooral in Duitsland hebben meer dan 60 universiteiten en hogescholen besloten het X-platform te verlaten. Deze instellingen stellen dat het platform niet langer de waarden van diversiteit, vrijheid en wetenschap ondersteunt en vinden de versterking van rechtspopulistische inhoud onaanvaardbaar.

                               Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Daarnaast heeft de Europese Commissie formele procedures gestart om te onderzoeken of het X-platform voldoet aan de Digital Services Act. In dit kader zal ook het livegesprek tussen Elon Musk en Alice Weidel, de leider van het extreemrechtse Alternative für Deutschland (AfD), worden beoordeeld om te bepalen of het platform binnen de wettelijke grenzen opereert.

Deze ontwikkelingen tonen aan dat een diepgaande evaluatie nodig is van de politieke interventies van Elon Musk in Europa en het gebruik van het X-platform met betrekking tot democratische processen en vrijheid van meningsuiting.

TURKIJE EN DE MAATSCHAPPELIJKE IMPACT VAN ELON MUSK’S X-PLATFORM
De inspanningen van Elon Musk om zijn mondiale invloed via het X-platform uit te breiden, kunnen ook weerklank vinden in een land als Turkije, waar het gebruik van sociale media zeer wijdverbreid is. In Turkije wordt X zowel in het dagelijks leven van individuen als in maatschappelijke debatten veelvuldig gebruikt als communicatiemiddel. Echter, de transformatie van dit platform in een ideologisch propaganda- en desinformatie-instrument kan negatieve gevolgen hebben voor de sociale en politieke dynamiek van Turkije.

Het feit dat Elon Musk extreemrechtse ideologieën promoot via het X-platform kan in een land als Turkije, waar politieke polarisatie en maatschappelijke gevoeligheden hoog zijn, grote problemen veroorzaken. Vooral de verspreiding van nepnieuws, manipulatieve inhoud en ideologische propagandaberichten kan de bestaande maatschappelijke verdeeldheid verdiepen. Dit kan niet alleen de sociale vrede verstoren, maar ook een klimaat van wantrouwen tussen individuen creëren.

Sociale mediaplatforms in Turkije brengen een groot risico met zich mee als het gaat om de snelle verspreiding van misinformatie en desinformatie. Onder het beheer van Elon Musk hanteert het X-platform een minder ingrijpende aanpak bij het voorkomen van de verspreiding van valse informatie. Dit kan vooral in verkiezingsperiodes, economische crises of bij gevoelige maatschappelijke gebeurtenissen het moeilijker maken voor de samenleving om toegang te krijgen tot correcte informatie.

Turkije heeft een jonge en technologisch goed onderlegde bevolking. Het percentage jongeren dat informatie verkrijgt en meningen vormt via sociale mediaplatforms is aanzienlijk hoog. Als het X-platform een ruimte wordt die manipulatieve inhoud stimuleert, kan dit een negatieve invloed hebben op de perceptie van jongeren. Dit kan de ontwikkeling van kritisch denken over politieke en sociale kwesties belemmeren en het maatschappelijk bewustzijn verzwakken.

Het gebruik van het X-platform door Elon Musk als een “visie-instrument” kan het traditionele scepticisme tegenover westerse invloed in Turkije versterken. Wanneer de door Musk ondersteunde ideologieën niet in lijn zijn met de culturele en politieke structuur van Turkije, kunnen dergelijke inhoud op het platform het gevoel van vervreemding versterken. Tegelijkertijd kan dit leiden tot de verspreiding van verkeerde percepties op het internationale toneel en het imago van Turkije schaden.

                                Afbeelding met verven, wolkenkrabber, huis, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

                                            WAT KAN TURKIJE DOEN?

Het bevorderen van een bewustere omgang met sociale mediaplatforms onder individuen in Turkije speelt een cruciale rol bij het voorkomen van dit probleem. De uitbreiding van digitale geletterdheidstrainingen kan vooral onder de jonge bevolking de vaardigheden op het gebied van informatieverificatie en kritisch denken verbeteren.

Turkije kan regelgeving ontwikkelen om sociale medianetwerken zoals het X-platform transparanter en verantwoordelijker te maken. Deze regelgeving moet echter gericht zijn op het bestrijden van desinformatie en haatzaaiende uitlatingen zonder de vrijheid van meningsuiting te beperken.

Om de toegang van de samenleving tot informatie te diversifiëren, is het belangrijk om niet afhankelijk te blijven van slechts één platform zoals X, maar om betrouwbare alternatieven op lokaal en mondiaal niveau te stimuleren. Onafhankelijke en onpartijdige digitale platforms die betrouwbare informatie verstrekken, moeten worden ondersteund.

Maatschappelijke organisaties kunnen een actievere rol spelen bij het onthullen van desinformatie en haatzaaiende uitlatingen die op platforms zoals X worden verspreid. Daarnaast kunnen zij bijdragen aan het vergroten van het bewustzijn binnen verschillende lagen van de samenleving over de schadelijke inhoud op sociale mediaplatforms.

Academische studies over de maatschappelijke impact van het X-platform in Turkije moeten worden aangemoedigd, en de bevindingen van deze studies moeten met het publiek worden gedeeld. Op deze manier kunnen zowel de positieve als de negatieve effecten van het platform beter worden begrepen.

MAATSCHAPPELIJKE IMPACT EN TOEKOMSTPERSPECTIEF

De impact van het X-platform op de Turkse samenleving kan variëren afhankelijk van de ideologische oriëntaties van Elon Musk en hoe het platform wordt beheerd. Hoewel de invloed van Musk op korte termijn niet per se zal leiden tot een massale exodus van gebruikers, heeft het op lange termijn het potentieel om de algemene perceptie van de samenleving te veranderen.

De grootste prioriteit van Turkije in dit proces moet zijn om sociale mediaplatforms te behouden als betrouwbare informatiebronnen en de samenleving te beschermen tegen de negatieve effecten van desinformatie.

In dit kader is het van groot belang dat Turkije op zowel individueel als maatschappelijk niveau een bewustere en meer verantwoorde omgang met sociale media ontwikkelt. Dit zal niet alleen bijdragen aan het behoud van sociale vrede, maar ook het recht van individuen op toegang tot correcte informatie versterken.

                              Afbeelding met vlag, Vlag van de Verenigde Staten, Flag Day (VS), Onafhankelijkheidsdag Automatisch gegenereerde beschrijving

DE GROOTSTE GLOBALE IMPERIALE BARON: DE VS MET GROOT-BRITTANNIË ALS TROUWE BONDGENOOT

De wortel van bijna alle kwaad in de wereld, de drijvende kracht achter talloze oorlogen en conflicten, is het globale imperialisme. Dit monster wordt gevoed door machtige multinationale bedrijven die zich als een reusachtige octopus over de wereld uitstrekken, met de Verenigde Staten als hun machtigste vertegenwoordiger en Groot-Brittannië als hun trouwe bondgenoot.

Waar deze imperialistische machten hun versie van “democratie” brengen, blijven er slechts puinhopen, doden en verscheurde samenlevingen achter. Miljoenen levens worden vernietigd, complete steden van de kaart geveegd en eeuwenoude culturen uitgewist. De zogenaamde bevrijding die zij verkondigen, verandert in de realiteit vaak in een totale vernietiging van een land, dat vervolgens als een marionettenstaat verder door het leven gaat – een kolonie onder hun economische en militaire controle.

DOELWITTEN VAN DE GLOBALE BARONNEN: NATUURLIJKE RIJKDOMMEN EN GEOPOLITIEKE MACHT
De globale imperialisten zijn niet geïnteresseerd in de vrijheid of het welzijn van de mensen die ze “helpen”. Hun ware doelen zijn strategische natuurlijke rijkdommen zoals olie, mineralen, waterbronnen en vruchtbare landbouwgronden. Eenmaal binnengevallen en bezet, begint een genadeloze plundering. Onder het mom van democratie worden staten verzwakt en versplinterd, nationale identiteiten uitgewist en het territorium opgedeeld in kleinere, machteloze entiteiten.
Irak is een schoolvoorbeeld van hoe deze tactiek werkt: een soevereine staat werd systematisch ontmanteld, en er ontstonden nieuwe geopolitieke structuren die volledig afhankelijk waren van westerse machten. Syrië staat op het punt hetzelfde lot te ondergaan. In deze door oorlog verscheurde gebieden worden nieuwe regeringen gevormd met leiders die slechts marionetten zijn van hun imperialistische meesters. De economische bronnen worden geplunderd tot er niets meer over is, en de bevolking wordt gereduceerd tot moderne lijfeigenen – slaven in hun eigen land.

DE BLOEDIGSTE OORLOGEN VAN ONZE TIJD: HET MIDDELLANDSE OOSTEN ALS SPEELVELD VAN IMPERIALISTEN
De hevigste en meest destructieve oorlogen van onze tijd worden uitgevochten in het Midden-Oosten. Dit is geen toeval, maar een direct gevolg van decennialange uitbuiting en strategische manipulatie door globale grootmachten. De regio lijdt niet alleen onder militaire bezetting, maar ook onder een fundamentele achterstand op het gebied van onderwijs, wetenschap en technologische vooruitgang.
Samenlevingen die geen toegang hebben tot hoogwaardige educatie, moderne wetenschap en technologische innovaties, worden onvermijdelijk onderworpen aan de wil van buitenlandse mogendheden. Onwetendheid is een wapen dat door imperialisten wordt gebruikt om hele volkeren afhankelijk en onderdanig te houden. In veel landen van het Midden-Oosten en West-Azië ontbreekt een sterk nationalistisch bewustzijn, waardoor de deur openstaat voor verraders en collaborerende leiders die hun eigen volk uitleveren in ruil voor macht en rijkdom.

DE WREEDHEID VAN HET AMERIKAANSE IMPERIUM: GENOCIDE EN SYSTEMATISCHE MARTELINGEN
Niemand kan nog ontkennen dat de Verenigde Staten de grootste genocidepleger van onze tijd zijn. Een van de meest huiveringwekkende voorbeelden hiervan is wat zich tijdens de Amerikaanse bezetting van Irak afspeelde. Onder het commando van kolonel James Steele werden er systematische martelingen uitgevoerd op gevangenen. Deze wreedheden werden niet gepleegd door een paar ontspoorde soldaten, maar waren een bewust toegepast instrument van terreur en onderdrukking.
Dit is slechts één van de vele voorbeelden van hoe globale imperialisten met ijzeren vuist regeren over de verwoeste landen die zij als hun nieuwe koloniën beschouwen. Wie zich verzet, wordt vermalen door de machtigste en dodelijkste oorlogsmachines die de wereld ooit heeft gekend.De vraag is: hoe lang zal de wereld blijven zwijgen?

Beste lezers,
Terwijl ik mijn artikel had voltooid, ontving ik een nieuwe bijdrage van mijn broer Veyis Güngör.
Ik deel dit artikel ook graag met jullie.

De angst die door Europa waait met Trump…

Afgelopen weekend vond er een bijeenkomst plaats bij het Strategic Thinking Institute in Ankara, over “De betrekkingen tussen de VS en de EU tijdens het Trump-tijdperk”.
Tijdens deze bijeenkomst bespraken we, onder leiding van journalist Alper Tan, met Dr. Latif Çelik uit Duitsland, Mustafa Köker uit het Verenigd Koninkrijk en ikzelf uit Nederland, de impact van Trump’s verkiezing op Europa.

Graag wil ik een samenvatting delen van mijn toespraak over de perceptie van Trump in de Europese publieke opinie.

Ik heb mij tijdens mijn toespraak op drie hoofdpunten geconcentreerd:

  • De verborgen boodschappen in de toespraak van Trump op zijn eerste werkdag,

  • De toespraak van Trump in Davos,

  • De reacties van Europese maatschappelijke organisaties op Trump en zijn ideologie.

De verborgen boodschappen in Trump’s toespraak

Opvallend was dat Europa volledig ontbrak in de inaugurele rede van Trump, toen hij aantrad als de 47e president van de Verenigde Staten.
Hij sprak over Mexico, waarschuwde Panama en bedreigde China, maar Europa kwam niet ter sprake.

Zijn toespraak deed Europeanen denken aan het concept van White Christian Nationalism (Blank Christelijk Nationalisme). Dit gedachtegoed benadrukt de strijd tussen goed en kwaad, waarbij Trump en zijn aanhangers zichzelf als de overwinnaars beschouwen.

Voor Trump bestaan er geen politieke tegenstanders meer, alleen nog ‘vijanden’. Volgens hem zijn Amerikanen een uitverkoren volk, door God aangewezen om andere naties te inspireren. Er bestaan slechts twee geslachten: man en vrouw. De legitieme eigenaars van het land zijn blanke christenen. Meer christelijke symbolen zullen in de publieke ruimte zichtbaar zijn. En de verloren Amerikaanse trots moet worden herwonnen.

Europa moet zichzelf heruitvinden

Onlangs hield Trump een toespraak op het World Economic Forum (WEF) in Davos, via een videoverbinding. Hij verklaarde dat hij van Europa houdt en er veel vrienden heeft, maar dat de VS niet goed behandeld wordt. Trump bekritiseerde de handelsbarrières en boetes die de EU oplegt aan grote Amerikaanse technologiebedrijven.

Tijdens zijn toespraak in Davos benadrukte Trump dat de VS openstaat voor samenwerking en onderhandeling. Hij gaf aan bereid te zijn te praten over NAVO-normen, internationale belastingen en de aankoop van fossiele brandstoffen uit de VS.

Deze uitspraken werden gezien als een uitdaging aan zowel Europa als de rest van de wereld. De boodschap was duidelijk: Europa moet opnieuw nadenken over zijn positie in de wereld. Tot nu toe heeft Europa niet alleen geprofiteerd van zijn relatie met de VS, maar ook van de liberale wereldorde die Amerika na de Tweede Wereldoorlog heeft opgebouwd. President Trump vindt deze situatie echter onaanvaardbaar.

Europese maatschappelijke organisaties slaan alarm

Nu Trump opnieuw als president is aangetreden, verkeren Europese beleidsmakers in paniek, onzekerheid en verwarring. Tegelijkertijd is er binnen de Europese civil society een duidelijke mobilisatie zichtbaar.

De dag dat Trump zijn inaugurele rede hield, werd door velen bestempeld als een “donkere dag voor democratie en mensenrechten”. Er wordt benadrukt dat de benoeming van miljardair Elon Musk tot minister van de nieuw opgerichte “Ministerie van Overheidsefficiëntie” een ernstige bedreiging vormt voor de democratie.

Veel democratische organisaties en overheden verbreken hun banden met X (Twitter), een platform dat haatzaaiende en misleidende informatie verspreidt, politieke inmenging mogelijk maakt en de ondermijning van de democratische rechtsstaat faciliteert. Duizenden mensen en instellingen sluiten hun accounts af, als een vorm van verzet tegen de nieuwe Amerikaanse regering.

Zoals we kunnen zien, zorgt Trump’s terugkeer als president voor grote zorgen bij Europese beleidsmakers.

Een mogelijke economische oorlog, het verzwakken van de NAVO, een mogelijke terugtrekking van de VS uit Oekraïne en een steeds nauwer vervlochten Europa en VS baren grote zorgen. Het feit dat de VS Europa niet langer als een militaire en politieke bondgenoot ziet, maar als een economische concurrent, zou catastrofaal zijn voor Europa.

Trump’s beleid vormt een directe bedreiging voor de Europese welvaart.