HOLLANDA’DA MUHTEŞEM BİR TÜRK’Ü 100 YAŞINDA KAYBETTİK

HOLLANDA’DA MUHTEŞEM BİR TÜRK’Ü 100 YAŞINDA KAYBETTİK

Kalp naklinin mucidi Dr. Bernard’tan sonra, ‘en iyi kalp cerrahı’ olarak gösterilen Zülfikar Aytuğ, aynı zamanda başarılı bir ressamdı.

Başta Kenan Evren’in eşi olmak üzere, pek çok ünlü Türk’ü sağlığına kavuşturan Aytuğ, şahsımı da muayene eden iyi bir dosttu.

30 binin üzerinde kalp, damar ve akciğer olayına müdahale eden Aytuğ’un ölüm haberi Hollanda medyasında geniş yer aldı.

(Haberin Hollandacası en allata)
(De Nederlandse versie van het nieuws staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda çok ünlü ve yararlı bir Türk’ü kaybetti: Zülfikar Aytuğ.
Kalp naklinin mucidi Dr. Bernard’tan sonra, ‘en iyi kalp cerrahı’ olarak gösterilen Zülfikar Aytuğ, aynı zamanda başarılı bir ressamdı.
Başta Kenan Evren’in eşi olmak üzere, pek çok ünlü Türk’ü sağlığına kavuşturan Aytuğ, şahsımı da muayene eden iyi bir dosttu.

30 binin üzerinde kalp, damar ve akciğer olayına müdahale eden Aytuğ’un ölüm haberi Hollanda medyasında geniş yer aldı.

Afbeelding met Menselijk gezicht, portret, persoon, rimpel Automatisch gegenereerde beschrijving

1924 yılında Elazığ’da doğan Zülfikar Aytuğ, İstanbul Tıp Fakültesi’nde 3 yılı tamamladıktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’nden teğmen doktor olarak mezun oldu. Gülhane Tıp Akademisi’nde çalıştı. Daha sonra Albay rütbesiyle emekli olan Aytuğ 1954 yılında Hollanda’ya geldi. Uzman hekim doçent ve profesör ünvanlarıyla 30 binin üzerinde kalp, damar ve akciğer olayına müdahale etti. Aynı süre içinde Leiden Güzel Sanatlar Akademisi Resim ve Heykel bölümüne devam etti.

Rahmetli ile tanıştığım yıl 1979’du. 1980 İhtilalinden önce, yani 1979 yılında Genel Kurmay Başkanı iken, eşini Hollanda’ya getiren Kenan Evren, eşinin Zülfikar Aytuğ’a emanet ederek, geldiği askeri uçakla geri dönmüştü.

Kenan Evren’in ihtilal kokularını aldığımız bir zamanda, eşini Hollanda’ya askeri bir uçakla getirmiş olduğunu duyduğum an, soluğu Leiden Akademi Hastanesi’nde almıştım.
Hürriyet ve TRT’ye çalıştığım sırada, müthiş bir haber yakalamış olmanın sevincini yaşarken,
Altuğ’dan aldığım, “Sayın Evren, bu olayın duyurulmasını kesinlikle istemiyor” cevabı karşısında hayal kırıklığı yaşadım.
Kenan Evren’in daha sonra tekrar askeri uçak ile Türkiye’ye geri götürdüğü eşi Sakine hanım 1982 yılında vefat etmişti.

Şahsen, “Zülfikar abi’ diye hitap ettiğim bu saygın insanın iki oğlu bir de kızı vardı.
Oğullarından Fikret’i çok genç iken kaybeden Aytuğ, büyük bir bunalım yaşadığı sırada Marmaris’te bir ev yaptırdı. Hollanda’da eğitimini gördüğü resim yapma işlemini orada da sürdürdü ve Marmaris Kültür Sanat’a üye oldu.

Afbeelding met tekst, schermopname, grafische vormgeving, poster Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’ya tekrar dönen ve ünlülerin köyü olan Wassenaar’da ikametini sürdüren Aytuğ, bu yılın 1 Mart günü 100 yaşına ulaşmıştı.

Aytuğ’un ölümü Hollanda medyasında da geniş yer aldı.

Rahmetli hakkında daha fazla bilgi edinmeniz için Wout de Bruijne’nin haberini sizlere sunuyorum.

“Bana Zoef diyorlardı”

Yazan: Wout de Bruijne

78 YAŞINA KADAR KALP CERRAHI ZÜLFİKAR AYTUĞ AMELİYATLAR GERÇEKLEŞTİRDİ. 1 MART’TA 100 YAŞINA GİRDİ.

Zülfikar Aytuğ, görünüşte çok daha genç dursa da, dili kullanma biçiminden onun (neredeyse) yüz yaşında olduğu anlaşılıyor. Doğum gününden iki gün önce kendisiyle konuştuğumuzda sık sık çocukluğunun dili olan Türkçe’ye dönüyor. Kızı Ayla, eski kalp cerrahının kariyeri hakkında anlattıklarını tercüme etmek için sohbete katılıyor. Bu kariyer, doğduğu yer olan Doğu Türkiye’nin Elazığ şehrinde başlıyor.

Zülfikar, varlıklı bir ailede büyüyor. Annesi, çocuklarının eğitim almasını istiyor. Oğlu Zülfikar için tıp eğitimi düşünüyor. Zülfikar bu alanda yetenekli ve İstanbul’da eğitim aldıktan sonra kalp cerrahisi üzerine uzmanlaşıyor. Kardeşlerinden biri daha sonra Hollanda’da Türk büyükelçisi oluyor. O, Zülfikar’ın stajlarını LUMC’de, kalp cerrahisi öncüsü Profesör Gerard Brom’un yanında yapmasını sağlıyor.

“Bir çeşit burs,” diyor Ayla babasının sözlerini çevirerek. “Türkiye, babamın mezun olduktan sonra geri dönmesi şartıyla maliyetin büyük bir kısmını üstlendi. Maliyet, onun orduda tabip yarbay olarak görev yapmasından karşılandı.”

SADECE BİR KEZ BİR HASTA TÜRK DOKTOR TARAFINDAN AMELİYAT EDİLMEK İSTEMEDİ

Zülfikar, 1954’te Hollanda’ya geliyor ve kısa sürede kalp cerrahisi için büyük bir kazanç olduğu anlaşılıyor. Profesör Brom, onu burada tutmak için her şeyi yapıyor ancak sonuç alamıyor; Zülfikar, İstanbul ve daha sonra Ankara’da kalp cerrahı olarak çalışmak üzere Türkiye’ye dönmek zorunda kalıyor. Ancak Hollanda’da LUMC’de tanıştığı hemşire Marja van Wielink ile evlendiği için ordudaki görevi sona eriyor. “Yabancı bir kadınla evlendiğinizde Türkiye’de orduda görev yapamazsınız.” Ayla gülerek ekliyor: “Babam buna üzülmedi.”

Birkaç yıl sonra kalp cerrahı, emekli olacağı 1988 yılına kadar çalışacağı Leiden’deki hastaneye geri dönüyor. Daha sonra OLVG’de on yıl daha çalışarak 78 yaşına kadar ameliyatlar yapıyor.

KORONER BAYPAS

Uzun kariyeri boyunca alanında birçok değişiklik görüyor. Zülfikar, kişisel dönüm noktalarından biri olarak Profesör Brom yönetiminde yaptığı ilk koroner baypas ameliyatını ve daha sonra Amerika’da ünlü kalp cerrahı Denton Cooley ile birlikte gerçekleştirdiği kalp nakilleri ve baypas ameliyatlarını belirtiyor. “Ve pratik dersler vermeyi severdi,” diyor Ayla babasının sözlerini tamamlayarak. “Kendisi kaydetmedi ama yüzün üzerinde doktor yetiştirmiş olmalı.”

BAŞARILI AMELİYATTAN SONRA MUTLU MANAV BİR YIL BOYUNCA HER AY ÜCRETSİZ MEYVE KASASI GÖNDERDİ

Hasta bilgilendirmede dil engel oluşturmaz. Resim ve çizim yeteneğiyle Doktor Aytuğ, nasıl ameliyat yapacağını net bir şekilde çizer. “Sadece bir kez,” diye anlatıyor, “bir kalp hastası, bir manav, ‘Türk doktor’ tarafından ameliyat edilmek istemedi. Profesör Brom ona bu ameliyatı Hollanda’da yapabilecek tek kişinin ben olduğumu söyledi. Başarılı ameliyattan sonra mutlu manav bir yıl boyunca her ay evimize ücretsiz bir kasa meyve gönderdi.”

MARMARİS GÜNEŞİ

Günlük meyve, taze bir greyfurt şeklinde, 100 yaşındaki Zülfikar’ın uzun yaşamının bileşenlerinden biri olarak belirtiliyor. Ayrıca, sabah yedide kalkma ve saat sekizi çeyrek geçe ameliyathanede olma gibi sıkı disiplini de. Gülerek ekliyor: “Ve her yaz gittiğimiz Marmaris güneşi.”

Bu sağlıklı yaşam tarzına rağmen, Zülfikar Aytuğ 92 yaşında kalp krizi geçirince bir süre hasta oluyor. LUMC’ye geldiğinde, kardiyoloji başkanı ve eski asistanlarından biri olan Martin Jan Schalij onu “Hey, Zoef” diyerek karşılıyor. Bu, Zülfikar’ın kısaltması ve yüksek çalışma temposuna atıfta bulunarak Fabeltjeskrant’taki hızlı tavşanın adı. Bu isim, özellikle 20. yüzyılın ortasından sonuna kadar kalp cerrahisi dünyasında unutulmaz.

HABERE REAKSİYONLAR

Duygusal makale! Kendim, Prof. Maarten Vink’in yanında AZL/LUMC’de cerrahi eğitimimden sonra Thorax Cerrahisi bölümünde (Prof. Gerard Brom) 8 aylık bir ‘lisansüstü’ süreci yaşama şansına sahip oldum. Ve o dönemde aramızdaki belirgin ‘bağ’ nedeniyle Zuf ile çok yoğun bir temasım oldu. O dönemde ondan çok şey öğrendim. O, her zaman hastayı merkezde tutardı ve onu hiç gerçekten kızgın görmedim. Bir ameliyata yardım ederken yaptığı ‘görsel eğitimini’ asla unutmayacağım. Daha sonraki cerrahlık pratiğimde onun birçok ‘triklerini’ ve “bunu böyle yapmalısın” tavsiyelerini kullandım! Eşsiz ve güzel bir insandı!
Dr. A.P. Varekamp

Anestezi asistanı olarak eğitim aldığım ve daha sonra AZL’nin thorax bölümünde en genç ekip üyesi olarak çalıştığım dönemde, Zülfikar ile çalışma ayrıcalığına sahip oldum. O, az kelimeyle çok iş yapan bir adamdı. Kalp cerrahı olarak yeteneklerinin yanı sıra, akciğer cerrahisinde ondan daha iyisi yoktu. O, özel bir adamdı. Onu çok severdim ve az kelimeyle mükemmel bir şekilde işbirliği yapabilirdik. O, harika bir insandı.
Haroen Dilrosun

                     ********************

EEN OPMERKELIJKE TURK OVERLEDEN IN NEDERLAND OP 100-JARIGE LEEFTIJD

Zülfikar Aytuğ, die na Dr. Bernard, de uitvinder van de harttransplantatie, werd beschouwd als de beste hartchirurg, was ook een succesvolle schilder.

Aytuğ, die vele beroemde Turken, waaronder de vrouw van Kenan Evren, weer gezond maakte, was ook een goede vriend die mij persoonlijk heeft onderzocht.

Het nieuws van het overlijden van Aytuğ, die meer dan 30.000 hart-, vaat- en longoperaties uitvoerde, kreeg veel aandacht in de Nederlandse media.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

Nederland heeft een zeer beroemde en waardevolle Turk verloren: Zülfikar Aytuğ. Zülfikar Aytuğ, die na Dr. Bernard, de uitvinder van de harttransplantatie, werd beschouwd als de beste hartchirurg, was ook een succesvolle schilder. Aytuğ, die vele beroemde Turken, waaronder de vrouw van Kenan Evren, weer gezond maakte, was ook een goede vriend die mij persoonlijk heeft onderzocht. Het nieuws van het overlijden van Aytuğ, die meer dan 30.000 hart-, vaat- en longoperaties uitvoerde, kreeg veel aandacht in de Nederlandse media.

Zülfikar Aytuğ, geboren in 1924 in Elazığ, voltooide drie jaar aan de medische faculteit van Istanbul en studeerde af als luitenant-arts aan de medische faculteit van Ankara. Hij werkte aan de Gülhane Medische Academie. Later ging Aytuğ in 1954 met pensioen als kolonel en kwam naar Nederland. Als specialist en professor voerde hij meer dan 30.000 hart-, vaat- en longoperaties uit. Tegelijkertijd volgde hij een opleiding aan de Academie van Beeldende Kunsten in Leiden, afdeling schilder- en beeldhouwkunst.

Het jaar dat ik de overledene ontmoette, was 1979. Voordat de coup van 1980 plaatsvond, bracht Kenan Evren, toen voorzitter van de generale staf, zijn vrouw naar Nederland in 1979 en keerde terug met het militaire vliegtuig waarmee hij was gekomen, nadat hij zijn vrouw had toevertrouwd aan Zülfikar Aytuğ.

Toen ik hoorde dat Kenan Evren, in een tijd waarin we de geur van de coup voelden, zijn vrouw met een militair vliegtuig naar Nederland had gebracht, ging ik direct naar het Leiden Academie Ziekenhuis. Terwijl ik werkte voor Hürriyet en TRT, was ik blij met het nieuws dat ik had gekregen, maar ik was teleurgesteld toen Aytuğ mij vertelde: “De heer Evren wil absoluut niet dat dit nieuws naar buiten komt.” De vrouw van Kenan Evren, mevrouw Sakine, die later weer met een militair vliegtuig naar Turkije werd gebracht, overleed in 1982. Persoonlijk had deze gerespecteerde man, die ik ‘broer Zülfikar’ noemde, twee zonen en een dochter. Aytuğ verloor zijn zoon Fikret op jonge leeftijd en beleefde een zware tijd waarin hij een huis liet bouwen in Marmaris. Hij bleef schilderen, een vaardigheid die hij in Nederland had geleerd, en werd lid van Marmaris Cultuur en Kunst.

Teruggekeerd naar Nederland en woonachtig in Wassenaar, het dorp van de beroemdheden, bereikte Aytuğ op 1 maart van dit jaar de leeftijd van 100 jaar.

Het overlijden van Aytuğ kreeg veel aandacht in de Nederlandse media. Voor meer informatie over de overledene presenteer ik u het artikel van Wout de Bruijne.

‘Ze noemden me Zoef’


Door:Wout de Bruijne

TOT ZIJN 78E VOERDE HARTCHIRURG ZÜLFIKAR AYTUG OPERATIES UIT.
OP 1 MAART WERD HIJ 100 JAAR.

Hoewel Zülfikar Aytug uiterlijk veel jonger oogt, is aan zijn taalgebruik wél te merken dat hij al (bijna) honderd is. Hij valt, wanneer we hem twee dagen voor zijn verjaardag spreken, veelvuldig terug op het Turks, de taal uit zijn jeugd. Dochter Ayla is bij het gesprek om te tolken bij wat de voormalig hartchirurg over zijn loopbaan vertelt. Die carrière begint in geboorteplaats Elaziğ, een stad in Oost-Turkije.

Zülfikar groeit er op in een welgesteld gezin. Zijn moeder wil dat haar kinderen gaan studeren. Voor zoon Zülfikar heeft ze geneeskunde in gedachten. De jongen heeft er het talent voor en specialiseert zich na die studie in Istanbul in de hartchirurgie. Een van zijn broers wordt later de Turkse ambassadeur in Nederland. Hij bemiddelt dat Züfilkar zijn coschappen kan lopen in het LUMC, bij professor Gerard Brom, pionier in de hartchirurgie.

“Een soort scholarship”, vertaalt Ayla haar vaders woorden. “Turkije nam een groot gedeelte van de kosten op zich, op voorwaarde dat mijn vader na zijn afstuderen terugkwam. De bekostiging werd gedaan vanuit zijn functie als luitenant-kolonel arts in het leger.”

SLECHTS EENMAAL WAS ER EEN PATIËNT DIE NIET DOOR EEN TURKSE DOKTER GEOPEREERD WILDE WORDEN

Züfikar komt in 1954 naar Nederland en blijkt al snel een aanwinst voor de hartchirurgie. Professor Brom zet alles op alles om hem hier te houden. Zonder resultaat; hij moet terug naar Turkije, waar hij als hartchirurg aan het werk gaat in Istanbul en later in Ankara. Maar zijn functie in het leger komt ten einde, omdat hij in Nederland is getrouwd met Marja van Wielink, de verpleegkundige die hij leerde kennen in het LUMC. “Met een buitenlandse vrouw mag je in Turkije geen positie bekleden in het leger.” Ayla lachend: “Daar was mijn vader niet rouwig om”.

Na een aantal jaren keert de hartchirurg terug naar het ziekenhuis in Leiden, waar hij tot zijn pensioen in 1988 actief zal zijn. Daarna werkt Züfikar nog tien jaar in het OLVG, hij opereert tot zijn 78e.

CORONAIRE BYPASS

Uiteraard ziet hij gedurende zijn lange carrière veel veranderen in zijn vakgebied. Als een van zijn persoonlijke mijl­palen noemt Zufilkar de eerste coronaire bypass die hij doet onder professor Brom, en de harttransplantaties en bypassoperaties die hij later uitvoert in binnen- en buitenland, onder andere in Amerika, samen met de beroemde hartchirurg Denton Cooley. “En hij gaf graag praktijk­lessen”, vult Ayla haar vader aan. “Hij heeft het zelf niet bijgehouden, maar hij moet over de honderd artsen hebben opgeleid.”

NA DE GESLAAGDE INGREEP BEZORGDE DE BLIJE GROENTEMAN EEN JAAR LANG IEDERE MAAND EEN GRATIS KIST FRUIT BIJ HEM AAN HUIS

Bij de voorlichting aan patiënten vormt taal geen barrière. Met zijn talent voor schilderen en tekenen schetst dokter Aytug helder voor hoe hij gaat opereren. “Slechts eenmaal”, zo vertelt hij, “was er een hartpatiënt, een groenteboer, die niet door een ‘Turkse dokter’ geopereerd wilde worden. Professor Brom vertelde hem toen dat ik de enige in Nederland was die deze operatie kon uitvoeren. Na de geslaagde ingreep bezorgde de blije groenteman een jaar lang iedere maand een gratis kist fruit bij ons aan huis.”

ZON BOVEN MARMARIS

Dagelijks fruit, in de vorm van een verse grapefruit, noemt de 100-jarige desgevraagd als een van de ingrediënten voor zijn lange leven. En daarnaast zijn strakke discipline, van zeven uur opstaan en om kwart over acht op de OK zijn. Lachend: “En de zon boven Marmaris, waar we iedere zomer naartoe gaan.”

Die gezonde levenswijze ten spijt is Zülfikar Aytug op zijn 92e zelf enige tijd patiënt wanneer hij een hartaanval krijgt. Bij binnenkomst in het LUMC wordt hij door Martin Jan Schalij, hoofd cardiologie én een van zijn vroegere assistenten, begroet met: ‘Hé, Zoef.’ Het is een afkorting voor Zülfikar én de naam van de snelle haas uit de Fabeltjeskrant, als verwijzing naar het hoge werktempo van Aytug. De naam zal menigeen uit de wereld van de hartchirurgie van medio tot eind vorige eeuw zeker niet zijn vergeten.

REACTIES

Ontroerend artikel! Heb zelf na mijn chirurgie-opleiding in het AZL/LUMC bij Prof. Maarten Vink nog 8 maanden van een ‘post graduate’-tijd op de Thoraxchirurgie (Prof. Gerard Brom) mogen genieten. En in die tijd een zeer intensief contact met “Zuf” gehad door de duidelijke ‘click’ die er tussen ons was. Heb heel veel van hem toen geleerd. Bij hem stond de patiënt altijd centraal en heb ik hem nooit écht boos gezien. Zijn ‘aanschouwelijk onderwijs’ als hij bij een ingreep assisteerde zal ik nooit vergeten. Heb in mijn chirurgenpraktijk later heel veel van zijn ’trucjes’ en “moet je beter zó doen” gehad! Een uniek en mooi mens!
Dr. A.P. Varekamp

Als anaesthesist in opleiding en later als jongste staflid op de thorax afd van het AZL heb ik het voorrecht gehad met Zülfikar te mogen samen werken. Hij was een man van weinig woorden , alleen daden. Naast zijn kwaliteiten als hartchirurg was er niemand beter in longchirurgie dan Zuf. Hij was een bijzondere man . Ik mocht hem graag en wij konden zonder veel woorden uit te wisselen perfect samenwerken. Hij was een mooie vent.
Haroen Dilrosun

 

 

OKUDUKLARINI ANLAYAMAYAN VEYA KASITLI OLARAK ELEŞTİREN OKURLARIMA CEVAP:

OKUDUKLARINI ANLAYAMAYAN VEYA KASITLI OLARAK ELEŞTİREN OKURLARIMA CEVAP:

Kravatsızlık, bazı ülkelerin iş dünyasında ve diplomatik alanda daha rahat bir giyim tarzı olarak benimsenmiş olabilir. Ama bu durum, Türkiye’nin resmi teamüllerine uygun değildir.

(Not: Türker Atabek’in ölümü ile ilgili haberimi gören ve okuyan Paul Passchier’in, bu konuda yazmış olduğu Hollandaca yazısını, en altta görebilirsiniz.)

(Opmerking: Paul Passchier, die mijn nieuws over de dood van Türker Atabek zag en las, heeft een Nederlands artikel over dit onderwerp geschreven, dat je onderaan kunt lezen.)

Sayın Okurlar,

Bir süre önce yayınlamış olduğum, “Hollanda’daki yeni fahri başkonsolosluğumuzun ciddiyetsizliği üzüntü yarattı” başlıklı haberime gelen bazı eleştiriler hakkında açıklamalar yapmak istiyorum.
Haberimde, fahri başkonsolos ve ekibinin resmi bir törende kravat takmamalarını eleştirdiğim bölüm, bazı okuyucular tarafından anlaşılmamış ya da kasıtlı olarak yanlış yorumlanmıştır.

Gelen eleştiriler arasında tabii ki çok iyi niyetle yazılmış olanlar da var.
Alttaki reaksiyon gibi:

Sayın İlhan bey,
Yazılarnızı çoğu zaman ilgiyle okumaktayım. Ancak alttaki yazınıza katılmıyorum.
Her ne kadar kendim de ciddi/resmi buluşmalarda takım elbise ve kravata önem versem de, yaşadığımız ülkenin Türkiye olmadığını gözden kaybetmemek gerekir.
Diğer unutmamız gereken bir şey, kuralları getiren nasılki insanlarsa, kuralları (zamanla) değiştiren yine insanlardır.
Size göre ben muhafazakâr sayılırım ve sizi aşağı yukarı 53 senedir ilerici biri olarak tanınıyorum. Benim muhafazakâr biri ve sizin de ilerici olarak bu hususta tam tersine tutucu davranmanız bana ilginç geliyor. Tabiki bu düşüncenizde özgürsünüz, ama gazeteciliğin yanı sıra bir bilgilendirici olarak, insanları yerinde modernliğe teşvik etmeniz size daha fazla yakışır. Böylece bir insanın kalitesi, kravatsız olmasına rağmen uygun kıyafet giymiş olması da, bir tarafa bilgi, saygı ve hoşgörü üzerinde kurulmuş olmalı.
Bu sebeple de, değerli/sevgili İlhan (aga)bey, alttaki yazınızı yeniden değerlendireceğinizi ümit ediyorum.
Saygı ve selamlarımla,
Burhan MIHÇIOKUR.

Burhan Mıhçıokur’un istemiş olduğu gibi, yazımı yeniden değerlendireceğim.
Mıhçıoğlu, konuyu “muhafazakâr ve ilerici” değerlendirme olarak nitelemiş. Aksine, pek çok sol görüşe sahip ünlü kişiler de kravat takmamayı tercih ediyorlar. Ama bunlar resmi törenlere yine de kravatlı olarak gidiyorlar.

Haberimde yer alan, “Örneğin, bazı Batı Avrupa ülkelerindeki iş dünyasında ve diplomatik alanda daha rahat bir giyim tarzı benimsenmiş olabilir. Fakat bu durum Türkiye’nin resmi teamüllerine uygun olmayabilir. Sonuçta, böyle bir toplantıda tüm tarafların aynı ciddiyet ve özeni göstermesi, temsil edilen ülkenin imajı açısından daha olumlu bir etki bırakabilirdi.” şeklindeki sözlerim, maalesef gözden kaçmış.

Yukarıdaki paragrafta belirttiğim gibi, kıyafet tercihleri, kültürel ve bireysel tercihlere dayalı olarak değişiklik gösterebilir. Batı Avrupa ülkelerinde daha rahat bir giyim tarzının benimsenebileceğini ifade etmiştim. Ancak bu, Türkiye’nin resmi teamüllerine uygun olmayabilir ve ben de bu uyumsuzluğun eleştiriye açık olduğunu vurguladım. Bazı okuyucularımızın “Hangi devirde” yaşadığımıza dair yorumlar, kişisel tercihlerimize saygı göstermeyen bir yaklaşımı temsil eder. Dünyadaki değişimlere açık olup, farklılıkları kabul etmek olgunluk gerektirir. Kravat takmak ya da takmamak bir “devir” meselesi değil, “tercihler” meselesidir. Bu noktayı göz ardı ederek, “Hangi devirde yaşıyoruz? Kravatsızlık neden eleştiriliyor?” gibi yorumlar yapılması üzerine bu açıklamayı yapma gereği duydum.

Öncelikle, diplomatik ve resmi etkinliklerde giyim kuralları, temsil edilen ülkenin ciddiyeti ve saygınlığı açısından önemli bir yer tutar. Haberimde, fahri başkonsolosun ve ekibinin kravatsız katılımının resmi bir törende oluşturduğu izlenimi değerlendirdim. Resmi diplomatik temsiliyet, yalnızca içerik ve icraatlarla değil, aynı zamanda görünüş ve davranışlarla da sağlanır.

Fahri başkonsolos ve ekibinin kravat takmamış olması, bazı okuyucularımızın düşündüğü gibi çağ dışı bir eleştiri değil, diplomatik teamüllere uygunluk açısından yapılan bir değerlendirmedir. Batı Avrupa’daki daha rahat giyim tarzlarının kabul görmesi, Türkiye’nin resmi etkinliklerindeki ciddiyet ve özenin bir kenara bırakılmasını gerektirmez. Türkiye’yi temsil eden her birey, bu tür etkinliklerde ülkenin prestijine uygun bir duruş sergilemelidir.

Bu nedenle, fahri başkonsolosun ve ekibinin kravat takmamaları, resmi etkinliklerde beklenen ciddiyeti ve özeni göstermemeleri, Türkiye’nin diplomatik temsilcilerinin sergilemesi gereken duruşa uygun düşmemektedir. Kravat gibi küçük bir ayrıntı, temsil edilen ülkenin ciddiyetini ve profesyonelliğini simgeleyen önemli bir semboldür.

Sonuç olarak, fahri başkonsolosluk makamının gerektirdiği temsil yetkinliğine sahip olunmadığı izlenimi yaratılmış ve bu da Türkiye’nin uluslararası alandaki imajına olumsuz yansımıştır. Eleştirilerimin temelinde yatan nokta, resmi bir törende gösterilmesi gereken özenin ve ciddiyetin eksikliği olup, kültürel farklılıklar ve giyim tercihleri, bu değerlendirmemin dışında kalmamaktadır.

Genel Sekreterlik

Başkonsolosluklar ve fahri başkonsolosluklarda “Genel Sekreter” pozisyonu bulunmaz. Diplomatik temsilciliklerde ve konsolosluklarda belirli unvanlar ve görevler standarttır. Türkiye’nin yurtdışındaki temsilciliklerinde tipik olarak şu pozisyonlar bulunur:

Başkonsolos: Başkonsoloslukların en üst düzey yetkilisi.
Muavin Konsolos veya Konsolos: Başkonsolosa yardım eden diğer konsolosluk personeli.
Konsolosluk Memurları: Vize işlemleri, vatandaşlık hizmetleri ve diğer konsolosluk işlerini yürüten personel.

Fahri başkonsolosluklar ise genellikle daha küçük ve esnek yapılar olup, başkonsolosluk kadar resmi bir yapıya sahip değildirler. Fahri başkonsolosluklarda fahri başkonsolos dışında belirli bir unvan standardı yoktur ve pozisyonlar ülkeden ülkeye değişebilir. Bu pozisyonlar fahri olduğundan, gönüllü ve genellikle daha esnek görev tanımları bulunur.

Ancak, bazı fahri başkonsolosluklarda “Genel Sekreter” gibi görevler gayri resmi olarak tanımlanabilir ve atanabilir. Bu tür atamalar, resmi diplomatik unvanlar kapsamında değil, daha çok yerel ihtiyaçlara ve organizasyonel yapıya göre belirlenir. Bu nedenle, Hollanda’daki bir fahri başkonsolosluğun kendi inisiyatifiyle bir “Genel Sekreter” görevlendirmesi mümkündür, ancak bu görev resmi bir diplomatik unvan olarak kabul edilmez.

Özetle, resmi olarak böyle bir görev yoktur, ancak gayri resmi olarak fahri başkonsolosluklar bu tür atamaları yapabilir. Daha önce yazdığım gibi, resmi diplomatik unvanlar arasında “Genel Sekreter” yoktur, ancak fahri başkonsolosluklar kendi organizasyonel yapıları çerçevesinde bu tür pozisyonlar yaratabilirler.

Bu ara Haberde eleştirdiğim Fahri Başkonsolos Titus Kramer ile Genel Sekreter  de, hoşnutsuzluklarını kibarca belirttiler. Kendilerine vereceğim cevap aşağıdadır:

Sayın Kramer, 
Yayınladığım haberde, tarafsız bir gözlemci olarak yaptığım eleştiriler liyakat ve temsil standartlarıyla ilgilidir. Kravat meselesine değinmemin sebebi, diplomatik temsilin formel görünümünü yansıtmanın önemine vurgu yapmaktır. Ayrıca, görevlerin belirlenmesinde deneyim ve liyakat unsurlarına dikkat çekmek, sadece görevdeki bireyler için değil, aynı zamanda toplum nezdinde bu görevlerin ciddiyetini pekiştirmek açısından gereklidir. Eleştirilerimin kişisel olmadığını, diplomatik normlara yönelik olduğunu bilmenizi isterim.
Saygılarımla.

                                                  *******************

ANTWOORD AAN MIJN LEZERS DIE NIET BEGRIJPEN WAT ZE LEZEN OF DIE OPZETTELIJK KRITISEREN:

Het niet dragen van een stropdas kan in sommige landen als een meer ontspannen kledingstijl in de zakenwereld en de diplomatieke sfeer zijn aangenomen. Maar deze situatie is mogelijk niet in overeenstemming met de officiële gebruiken van Turkije.

Geachte lezers,

In reactie op de kritiek en vragen die zijn ontstaan naar aanleiding van mijn artikel over de officiële openingsceremonie van het honorair consulaat-generaal in Utrecht, wil ik graag enkele punten verduidelijken en mijn standpunten nogmaals uiteenzetten.

Natuurlijk zijn er onder de ontvangen kritiekpunten ook diegenen die met de beste bedoelingen zijn geschreven. Zoals de reactie hieronder:

Geachte meneer İlhan,
Ik lees uw artikelen meestal met belangstelling. Echter, ik ben het niet eens met uw onderstaande artikel.
Hoewel ik zelf ook waarde hecht aan een pak en stropdas bij serieuze/officiële bijeenkomsten, moeten we niet uit het oog verliezen dat het land waarin we leven niet Turkije is.
Een andere zaak die we niet moeten vergeten, is dat regels worden ingevoerd door mensen en dat deze regels (na verloop van tijd) ook door mensen worden veranderd.
Volgens u ben ik conservatief te noemen en ik ken u als een progressief persoon voor zo’n 53 jaar. Het lijkt me interessant dat ik als conservatief en u als progressief juist tegenovergesteld gedrag vertonen in deze kwestie. Uiteraard bent u vrij in uw gedachten, maar naast het journalistieke zou het u meer passen om mensen op een gepaste manier te stimuleren tot moderniteit. Zodat de kwaliteit van een persoon, ondanks het ontbreken van een stropdas, toch zichtbaar wordt door gepaste kleding, en dit alles op een fundament van kennis, respect en tolerantie.
Om deze reden hoop ik, waarde/beste meneer İlhan (aga), dat u uw onderstaande artikel opnieuw wilt overwegen.
Met respect en vriendelijke groeten,
Burhan MIHÇIOKUR.

Zoals Burhan Mıhçıokur heeft gevraagd, zal ik mijn artikel opnieuw overwegen.
Mıhçıoğlu heeft de kwestie omschreven als een “conservatieve en progressieve” beoordeling. Integendeel, veel bekende personen met een linkse visie geven er ook de voorkeur aan om geen stropdas te dragen. Maar zij gaan nog steeds met een stropdas naar officiële ceremonies.
Mijn opmerking in het nieuwsbericht, “Bijvoorbeeld, in sommige West-Europese landen kan een meer informele kledingstijl zijn aangenomen in de zakenwereld en diplomatieke sector. Echter, deze situatie komt mogelijk niet overeen met de officiële gebruiken in Turkije. Uiteindelijk zou het een positiever effect kunnen hebben op het imago van het vertegenwoordigde land als alle partijen dezelfde ernst en zorgvuldigheid tonen bij een dergelijke bijeenkomst.” is helaas over het hoofd gezien.

In mijn artikel heb ik niet alleen de kledingkeuze van de deelnemers besproken, maar ook de bredere context waarin deze keuze mogelijk gemaakt is.
Ik schreef: “Hoe deze situatie breder werd ontvangen, kan ook verband houden met de culturele verschillen van de deelnemers en het doel van de bijeenkomst. In sommige West-Europese landen kan een meer informele kledingstijl gebruikelijk zijn in het bedrijfsleven en diplomatieke kringen. Echter, dit kan niet in overeenstemming zijn met de officiële gebruiken van Turkije. Uiteindelijk had het tonen van dezelfde ernst en zorg door alle partijen tijdens een dergelijke bijeenkomst een positiever effect gehad op het imago van het vertegenwoordigde land.”

Zoals ik hierboven in de alinea heb aangegeven, kunnen kledingvoorkeuren variëren op basis van culturele en individuele voorkeuren. In West-Europese landen kan een meer informele kledingstijl worden aangenomen. Echter, dit is mogelijk niet in overeenstemming met de formele gebruiken van Turkije, en ik heb benadrukt dat deze mismatch vatbaar kan zijn voor kritiek. Sommige van onze lezers maken opmerkingen over in “welk tijdperk” we leven, wat een benadering vertegenwoordigt die geen respect toont voor persoonlijke keuzes. Openstaan voor veranderingen in de wereld en het accepteren van verschillen vereist volwassenheid. Een stropdas dragen of niet dragen is geen kwestie van een “tijdperk,” maar van persoonlijke voorkeuren.

Mijn artikel wilde de discrepantie benadrukken tussen de verwachte diplomatieke etiquette en de feitelijke presentatie van de honorair consul-generaal en zijn team. Hoewel informele kleding in bepaalde contexten geaccepteerd kan zijn, blijft het belangrijk om te erkennen dat diplomatieke evenementen een bepaalde mate van formele presentatie vereisen, vooral als het gaat om de representatie van een land als Turkije, waar formele kleding in officiële bijeenkomsten nog steeds de norm is.

Deze situatie kan gezien worden als een poging om een informele en gezellige sfeer te creëren, maar in de context van een diplomatiek evenement, is het dragen van formele kleding zoals een stropdas een teken van respect en ernst. Het niet dragen van een stropdas door de honorair consul-generaal en zijn team kan daarom worden geïnterpreteerd als een gebrek aan respect voor de ceremonie en de aanwezige diplomatieke vertegenwoordigers.

Daarnaast heb ik ook kritiek geuit op de benoemingen van de secretaris-generaal en de cultureel adviseur, waarvan de kwalificaties en ervaring vragen oproepen over hun geschiktheid voor deze posities. Het is van groot belang dat dergelijke benoemingen gebaseerd zijn op verdienste en expertise om de belangen van Turkije op een adequate manier te vertegenwoordigen.

Het doel van mijn artikel was om deze punten onder de aandacht te brengen en te benadrukken dat, ondanks culturele verschillen, het tonen van respect en ernst door middel van passende kleding en kwalificaties cruciaal is voor de diplomatieke representatie en het behoud van het imago van Turkije.

Ik hoop dat deze uitleg enige duidelijkheid verschaft en dank mijn lezers voor hun betrokkenheid en feedback.

Algemeen Secretaris:

In consulaten en ereconsulaten bestaat er doorgaans geen functie met de titel “Algemeen Secretaris”. In diplomatieke vertegenwoordigingen en consulaten zijn er standaardtitels en -functies. In de vertegenwoordigingen van Turkije in het buitenland zijn de volgende posities typisch:

Consul-Generaal: De hoogste functionaris in een consulaat-generaal.
Viceconsul of Consul: Personeel dat de consul-generaal ondersteunt.
Consulaire Medewerkers: Personeel dat zich bezighoudt met visumprocedures, consulaire diensten en andere consulaire taken.

Ereconsulaten daarentegen zijn meestal kleinere en flexibeler van structuur en hebben niet dezelfde formele opzet als consulaten-generaal. Bij ereconsulaten zijn, naast de ereconsul, de titels niet strikt gestandaardiseerd en kunnen ze van land tot land verschillen. Omdat deze functies erefuncties zijn, zijn de taken vaak vrijwillig en hebben ze meer flexibele taakomschrijvingen.

Het is mogelijk dat sommige ereconsulaten een functie zoals “Algemeen Secretaris” informeel definiëren en benoemen. Dergelijke benoemingen vallen echter niet onder de formele diplomatieke titels en zijn meer afhankelijk van lokale behoeften en organisatorische structuren. Daarom is het mogelijk dat een ereconsulaat in Nederland op eigen initiatief een “Algemeen Secretaris” aanstelt, maar deze functie wordt niet erkend als een officiële diplomatieke titel.

Samenvattend, officieel bestaat een dergelijke functie niet, maar ereconsulaten kunnen deze informele benoemingen doen. Zoals ik eerder geschreven, bestaan er geen officiële diplomatieke titels zoals “Algemeen Secretaris”, maar ereconsulaten kunnen dergelijke posities binnen hun eigen organisatorische structuur creëren.

Hierbij hebben Honorair Consul Generaal Titus Kramer en Secretaris Generaal, die ik in het nieuws bekritiseerde, ook hun ongenoegen beleefd geuit. Mijn antwoord aan hen is als volgt:

Geachte heer Kramer ,

In mijn gepubliceerde artikel heb ik als neutrale waarnemer kritiek geuit op het gebied van competentie en representatiestandaarden. Het vermelden van het ontbreken van stropdassen was bedoeld om het belang van formele uitstraling in diplomatieke representatie te benadrukken. Ook wilde ik onderstrepen dat bij het toewijzen van functies ervaring en bekwaamheid essentieel zijn voor de ernst van deze rollen in de ogen van de samenleving. Mijn kritiek is niet persoonlijk bedoeld, maar gericht op diplomatieke normen.

Met vriendelijke groet.

                                                  ************************

Artikel van Paul Passchier over Türker Atabek

Als tolk helpt hij Turkse gastarbeiders en Twentse ondernemers in varkensvlees en textiel. In de jaren tachtig gaat hij voor de VVD de politiek in en is een van de eerste gemeenteraadsleden met buitenlandse wortels. Tussen de bedrijven door drijft hij het populaire café-restaurant Lokanta in Almelo en staat hij aan de basis van de Yunus Emre , in 1974 de eerste moskee van Nederland. Altijd staat hij klaar voor mensen, ongeacht nationaliteit of gezindte. Als burger ontvangt hij een koninklijke onderscheiding voor zijn maatschappelijke inzet. In Een vader tussen culturen helpt hij een slagerszoon in zijn bezeten zoektocht naar een barak uit de Tweede Wereldoorlog en de Turkse slagers voor wie het in Wierden als onderkomen heeft gediend. Het verhaal is opgedragen aan hoofdpersoon en inspiratiebron Türker Atabek die 3 augustus 2024 op 87-jarige leeftijd in Almelo is overleden en drie dagen later in Turkije is begraven.

Verder lezen? Ga naar obderstaanda link.

Een vader tussen culturen

HOTİAD’IN ‘5 CEO VE 5 ÖĞRENCİ’ PROGRAMI YOĞUN İLGİYLE TAMAMLAN

HOTİAD’IN ‘5 CEO VE 5 ÖĞRENCİ’ PROGRAMI YOĞUN İLGİYLE TAMAMLAN

Gençleri yüreklendiren, cesaretlendiren, ilham veren bir toplantı.

(Haberin Hollandacası en altta)
Nederlandse versie van het bericht is onderaan)


Zeynel Abidin KILIÇ                                İlhan KARAÇAY

Hollanda’da yaşayan Türk gençlerine yeni ufuklar açmak, yeni nesilleri yüreklendirmek ve daha iyi bir gelecek oluşturmalarına katkı sağlamak isteyen HOTİAD, HBO mezunu ve üniversite son sınıf öğrencilerine yönelik gerçekleştirdiği ‘5 CEO ve 5 ÖĞRENCİ’ programını düzenlenen gala gecesi ile sonlandırdı.

Rotterdam Zuidplein Tiyatrosunda gerçekleştirilen ve sunuculuğunu Nedwerk Müdürü Adem Uzunca’nın yaptığı, Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü Hamit Karakuş’un konuşmacı olarak katıldığı gala akşamında, T.C. Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Deventer Başkonsolosu Muammer Hakan Cengiz, Fahri Konsolos Titus Kramer’ın yanı sıra çeşitli meslek gruplarından, iş dünyasından bilinen simalar ve öğrenciler yer aldı.

Faruk Halıcı: “Türk toplumunun bir parçası olarak gençlerin gelişimi konusunda sorumluluk hissetmekteyiz”

HOTİAD Başkan Vekili ve JILPAQ Holding CEO’su Faruk Halıcı, galanın açılışında bir selamlama konuşması gerçekleştirdi. Yunus Emre’nin  “İlim İlim Bilmektir” şiiriyle başladı.

“İlim ilim bilmektir, / İlim kendin bilmektir, / Sen kendini bilmezsin, / Ya nice okumaktır.

Okumaktan murat ne, / Kişi Hak’kı bilmektir, / Çün okudun, bilmezsin, / Ha bir kuru emektir.

Okudum, bildim deme, / Çok tâat kıldım deme, / Eğer Hak bilmezisen, / Abes yere yelmektir.

Dört kitabın mâ’nisi, / Bellidir bir elifte, / Sen elifi bilmezsin, / Bu nice okumaktır.

Yiğirmi dokuz hece, / Okursun uçtan uca, / Sen elif dersin hoca, /Ma’nisi ne demektir.

Yunus Emre der hoca, / Gerekse bin var hacca, / Hepisinden iyice, /Bir gönüle girmektir.”

 

Halıcı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Efendim açılış konuşmasına, günün anlam ve önemi açısından Türk dünyasının önemli isimlerinden Yunus Emre’nin sadece kendi dönemine değil geleceğe dair söylediği bilinen bir şiiriyle başladım.

Türk dünyasının önemli isimlerinden Yunus Emre sadece kendi dönemine değil geleceğe dair seslenmiştir. Özetle insanın kendini keşfetmesini anlatmıştı şiirinde.

İnsanın dürüst olmasının, gönüller kazanmasının ve sevginin önemine vurgu yapıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi konuma gelinirse gelinsin asıl hedef “iyi insan” olmaktır.

Bugünkü toplantımız hakkında kısa bir bilgi vereyim: Neden 5 CEO ve 5 gün? Aslında bu projemizin önceki konseptinde başarılı iş insanlarını öğrenci derneklerimizin davetiyle üniversitenin salonlarında öğrencilerimizle buluşturuyorduk. İş adamlarımız, başarı hikâyelerini anlatıyordu, öğrencilerimizin soru sormalarını sağlıyorduk. Bu insanlar, Avrupa’ya zor şartlarda gelmiş, yabancı dili bilmeden, toplumu ve sistemi tanımadan nasıl olmuş da Avrupa’nın en büyük firması hâline nasıl gelmiş; bunu canlı örneğinden dinliyorlardı. Amaç onlara cesaret vermek, umut vermek, ufuk açmak ve onların daha iyisini yapabileceklerini anlatmaktı.

Çünkü gençler daha donanımlı, iyi bir eğitime sahiptiler. Bu projeyi 10 üniversitede gerçekleştirmiştik. Sonrasında yeni konseptimizde, şimdi ikincisini yaptığımız bu projeyle öğrencilerimizi CEO’larımızın şirketlerine misafir ediyoruz, yani işin mutfağına girmelerini sağlıyoruz. O büyük şirketlerin nasıl yönetildiğini gözleriyle görüyorlar. Bu projede, sektörlerinde başarılı olan firmaların çok değerli CEO’ları ile özel olarak seçilen 5 öğrencimizle bir gün geçiriyorlar. Öğrenciler CEO’larla şirket yönetimi gibi birçok alanda sorusu sorma, gözlem yapma tecrübesi ediniyorlar. Programın birinci bölümü bu şekilde tamamlandı. Birazdan sizlerle edindikleri tecrübeleri, gözlem ve izlenimleri paylaşacaklar.

HOTİAD olarak ekonomik faaliyet haricinde toplumsal, eğitim ve kültürel ağırlıklı programlarda önem veriyoruz. Çünkü içinden çıktığımız Türk toplumunun bir parçası olarak onların gelişimi konusunda sorumluluk hissetmekteyiz: Bu alanda yapılan çalışmalardan HOTİAD yönetimini ve üyelerine verdikleri destekten dolayı çok teşekkür ederim.

CEO’larla öğrencilerin buluşma yemeğinde Günay Uslu hanımefendinin bir tespiti önemliydi, onu sizlerle paylaşmak istiyorum: “İlk jenerasyonun çocukları olarak o zamanlarda biz küçük bir gruptuk, ama o dönemde okuyan eğitimli gençler hepimiz iyi yerlere geldik. Kimimiz iş kadını kimimiz siyasetçi, kimimiz bürokrat, doktor, avukat olarak önemli yerlere geldik. Şimdi sayıları çok fazla olan eğitimli gençlerimizin iyi yerlere gelmelerini sağlamalıyız, önlerini açmalıyız, destek olup sahiplenmeliyiz.”

Türk toplumunun güçlü lobisinin olması için eğitimli gençlerimize ihtiyacımız var. Bu projenin öncesinde gençlerle, genç girişimcilerle, farklı zamanlarda buluşmalarımız oldu. Yaptığım konferanslarda gördüğüm şudur ki, potansiyeli güçlü, donanımlı, ufku açık gençlerimiz var. Fakat ilk adımı nasıl atacağı konusunda tereddütler. Var.  Şimdi sayısı çok olan bu eğitimli gençlerimize de sahip çıkmak, onlara rehberlik etmek toplumumuzun ve Hollanda’daki ortak geleceğimiz için önem arz etmektedir. Değerli gençler, hayatta en pahalı şey tecrübe edinmektir. Bunu iki türlü elde edebilirsiniz: Bir, yaşayarak kazanıp, kaybederek ya da konuları tecrübe etmiş başarmış insanları dinleyerek. O nedenle motivasyon konuşmacısı olarak bu seneki misafirimiz Sayın Hamit Karakuş hayatı, tecrübeleri ve tavsiyelerini de paylaşacağı bir sunum yapacaktır.

Programımızın içeriğinin dolu olmasına daha çok önem verdik. Fakat en önemlisi programın üçüncü bölümü olan network kısmıdır. Bu bölümde gençlerimize zaman ayırmanızı önemli rica ediyorum. Katılımınızdan dolayı hepinize kalbi şükranlarımı sunuyorum.”

Açılış konuşmasının ardından programa öğrencileriyle katkı sunan Anatolia, Moazik, SUN ve Wasila öğrenci dernek başkanları sahneye davet edildiler. Wasila Dernek Başkanı Mustafa Şener ve Anatolia derneği adına söz alan konuşmacılar hem programla hem de çalışmaları ile alakalı bilgi verdiler.

Öğrenci derneklerinin tanıtımının ardından günün konuşmacısı Kuzey Hollanda Emniyet Müdürü Hamit Karakuş sahneye davet edildi.

Hamit Karakuş: “Hangi işi yaparsanız yapın, severek yapın, düzgün ve en iyi şekilde yapın.”  

 

Karakuş, hayatını anlattığı konuşmasında yaşadığı zorluklara, olumsuzluklara, toplumun ve ailesinin kendisine biçtiği role rağmen geldiği konumu paylaştı. Karakuş özetle şunlara değindi:

“Çalışacak yaşa geldiğimde ailemin benden biran önce fabrikada iş bulmam, biraz para kazanıp geri dönmek olduğunu gördüm. Okulumuzun bizden yüksek bir beklenti içerisinde olmadığını gördüm. Ama ben kararlıydım, okuyacak ve sevdiğim bir işi yapacaktım. Her türlü olumsuzlukları, ayrımcılığı yaşadım, bıkmadım, küsmedim ve bildiğim yolda ilerlemeye çalıştım. Yabancılar polisinin teşviki ile başladığım emniyet serüvenim, emlak sektöründe devam etti. O alanda da kayda değer işler yaptık. Siyaset arenasında Wethouder/Meclis Azası ve Senatör olarak verdiğim siyasi mücadelemi, Emniyet Müdürlüğü  görevi teklif edilince sonlandırdım. Hangi işi yaparsanız yapın, severek yapın, düzgün ve en iyi şekilde yapın.”

Hamit Karakuş’un ardından, Nisa Özen adlı genç bir öğrenci tarafından kısa bir müzik dinletisi sunuldu.

CEO’lar ve Öğrenciler Paneli

Müzik dinletisinin ardından, CEO’lar, Atilla Aytekin (Azerion), Zülküf Yılmaz (Yılmaz Radijs, Hikmet Gürcüoğlu (Koç Vleeswaren), Füsun Demolder (Arkas Holland) ve Defne Arslan, Tarkan Karayazgan, Mariam Kovziridze, Melis Uzan, Pelin Yılmaz adlı öğrenciler podyuma davet edildiler. Corendon CEO’su Günay Uslu, çok önemli bir mazeret nedeniyle programa
katılamadı.

Program moteratörü Adem Uzunca önce öğrencilerin hazırladıkları görüntüleri izlettirdi, ardından da bu süreçte yaşadıklarını dinletti.

Hepsi de 5 gün içerisinde her CEO’dan çok şeyler öğrendiğinin altını çizerek, çok önemli bir proje olduğuna dikkat çektiler.

CEO’lara durum değerlendirmesi için söz verildi. Programa katılan CEO’lar sırasıyla dugularını, düşüncelerini katılımcılarla şu şekilde paylaştılar:

Hikmet Gürcüoğlu: “Bu çalışma gönül ile başlamıştı, akıl ile bitirdik”

Bu bizim ikinci turumuz. Bu projeyi hayata geçirirken de, yürütürken de işin içerisinde biri olarak şunları söyleyebilirim: Biz bu projeye bir gönül işi olarak başlamıştık ama şimdi geldiğimiz nokta itibariyle bunun bir akıl işi olduğunu söyleyebilirim. Bu bir mentor mentil ilişkisiydi. Burada mentorun bilgisi, deneyimi belki bir rol model özelliği öne çıkacak olmasıydı. Sohbet ortamında kişisel gelişime yönelik bir çalışmaydı. Gençler için bilgi ve deneyim kazanımı, stratejik rehberlik, moral, motivasyon desteği ve netwrok ağının güçlendirilmesine matuf bir çalışma bu. Bunun da katılanlara kazandırıldığına inanıyor, ve daha fazlasını yaptığımızı düşünüyorum. Bizim bu çalışma ile amacımız gençlerimizin heyecanını, cesaretini, özgüvenini artırmak, ufkunu açmak, başarıya teşvik etmekti. Bunu yapabilme potansiyeline sahip olduğumuzu da biliyorum. Bu söylediğimin altını doldurmak için projede yer alan şirketleri tanıtmam yeterli olacaktır sanırım.

Günay Hanım, bugün aramızda yok ama projeye katkısını emeğini esirgemedi. Dünyanın en büyük 16. Büyük ekonomisine sahip olan Hollanda’da ilk 500 şirketin içerisine girmiş olan Corendon gibi bir şirketin yöneticisi.

Azerion CEO’su Aytekin Bey, borsada var olan ve 1000’den fazla çalışanı ile uluslararası bir yapıya ve güce sahip bir şirket.

Arkas CEO’su Füsun Hanım İzmir merkezli dünyanın en büyük deniz taşımacılığı yapan uluslararası ve bu alanda ilk 9’a giren bir şirket.

Yılmaz Radijs CEO’su Zülküf Bey turp yetiştiriciliği ve seracılıkta pazarın yüzde 60’ına sahip bir şirketimiz.  Zülküf Bey, eksiden gelen ama vizyon sahibi olması, kararlı ve azimli olması onu diğerlerinden farklı kılıyor. Öğrencilerden de Zülküf Bey’in bu azmi tekrarlandı ve takdire şayan bir örnek, rol model olarak karşımızda duruyor.

Bizlere bu manada başvuran öğrencilerimizin CV’lerinin de çok sağlam olduğunu gördük. Dikkatimi çeken bir başka unsur da, öğrencilerimizle görüşmeler sırasında biz “heyecan büyütmek” derken, onların “cesaret” dediğini gördük. Biz “ufuk büyütmek” derken, onlar “ilham almak”tan bahsediyorlardı. Biz “netwerk/ağ oluşturmak” derken, onlar “aidiyet” diyorlardı. Biz “başarıya teşvik” derken, onlar “sizler rol modelsiniz” diyorlardı. Bugünü ve yarını konu etmeye çalışırken, onlar dünü ve bugünü konuşmaya çalışıyorlardı. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı gönül ile başlamıştı, akıl ile bitirdik. Bu arada kazanımlarımızın ne olduğunu da karşılıklı olarak anlamış olduk.

Füsun Demolder: “Hepimizin bağımsız olarak ölene kadar birbirimizden öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum”

Öğrencilerle geçen bir gününü değerlendiren Füsun Demolder da şunları dile getirdi:

“Çok önem verdiğim bir projeydi. Hepimizin din, dil, ırktan, cinsiyet ve sosyal statüden bağımsız olarak ölene kadar birbirimizden öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu öğrenme sürecinde de paylaşmamanın önemine vurgu yapmak isterim. Biz bilgi, deneyim ve tecrübelerimizi paylaştık, arkadaşlar bu paylaşıma “fedakârlık” dediler ama ben öyle düşünmüyorum. Ben büyük bir keyif aldım. Ben de onlardan çok şeyler öğrendim. İzmirliyim, 9 yıldır Hollanda’dayım ve 30 yıldır iş hayatındayım.  Hepimizin amacı mutlu bir hayata sahip olmak. Bu yolculukta da paylaşmak mutlu olmanın anahtarıdır.”

Atilla Aytekin: “Karşı tarafa güven vermelisiniz, özgüven sahibi olmalısınız”

Azerion CEO’su Atilla Aytekin gençlerle geçirdiği bir günün hikâyesini, deneyimlerini anlattı ve şu tavsiyeleri paylaştı:

“53 yaşındayım. 3 yaşından itibaren Hollanda’dayım. Bütün zorlukları, olumsuzlukları yaşadım ama hiçbir zaman ne topluma ne de kurumlara küsmedim; sadece yolumuza devam ettik. Bizim Hollanda’ya geldiğimiz yıllarda mahallemizde kasap vardı. Bizim rol modelimiz o zamanlar oydu. Lise, üniversite derken yanımda kimsenin olmadığını gördüm. Özgüven burada büyük önem arz etmekte, rol oynamakta. Bunun yanında cesaret de yolunuzu açan bir başka unsur. Bir Hollanda şirketinin CEO’su bizim için başka gezegende yaşayan, ulaşılması mümkün olmayan biriydi âdeta. Ona dokunmak hayaldi, yanına gitmeye cesaretimiz bile yoktu. Hamit Bey iyi bir rol modeldir. Bir amaç peşinde koştuğunuz zaman bir yerlere erişebileceğinize inanın. Gençlerimizi görüyorum, bilgisi, tecrübesi, donanımı var ama özgüveni, güven verici bir yanı yok. İşte burada sorun başlıyor. Hollandalı CEO’larla görüştüğümde de bana aynı şeyleri söylüyorlar: “Türk toplumunda inanılmaz başarılı öğrenciler var ama karşı tarafa güven vermiyor ve özgüvenleri yok. Lider olmak için her şeyi var ama özgüveni yoksa olamıyor, olsa da başaramıyor. Gençler, güven verici olmayı öğrenelim, bu karşı tarafın da hoşuna gider. “Biz buna layığız, bunu yönetmeye kapasitemiz, bilgi, becerimiz var, biz bunu başarabiliriz, biz bunu yapabiliriz” demeliyiz, bu duruşumuzu sergilemeli, ortaya koymalıyız. Bunu söylemezseniz, bu duruşu sergilemezseniz hiç kimse sizi seçmez.”

Zülküf Yılmaz: “Başarılı olmak için konfor alanından çıkmak lazım”

Dünyadaki en zor işlerden biri de üretimdir. Türkiye’den gelmişsiniz, dilini öğreneceksiniz, ortamı tanıyacak, yapacağınız işe karar vereceksiniz. Her sektörün zorluğu vardır. Başarıya giden yol için iki şey önemli. Birincisi, ne yapacağınıza karar verdiğinizde iyi bir analiz yaparak doğru adımlar atmanız. İkincisi de o işi sürekli geliştiren ve sektörün önünde olmanızdır. Biz sadece üretici olarak kalsaydık büyümemiz mümkün olmazdı. İnsan gücüyle yapılan bir işi endüstriyel hâle nasıl getirebilirim diye düşünerek adım atmaya çalıştık ve bugünlerdeki başarıyı yakaladık. Ben çalışırken de bu işin daha nasıl iyi bir şekilde yapılacağının hayalini kuruyordum. Bir işi, mesleği seçerken onun size neler kazandıracağına, size uygun olup olmayacağına bakmanız ve ciddi pazar araştırmasını yaparak yola çıkmalısınız. Bir de gençlerimiz konfor alanından çıkmalılar. Ben bizi ziyaret eden gençlerimizin hepsinde de başarılı olmak için konfor alanlarından çıktığını ve büyük bir fedakârlıklarla işlerine sarıldıklarını gördüm. Elbette dengeyi korumak lazım. Aile ve çevreyi ihmal etmeden, o değerlerden ödün vermeden yapılmalı. Ama bazen de o alandan çıkmak lazım.”

Selçuk Ünal: “Türkiye ve Türk halkı her alanda önemli kişi ve kurum ile temsil ediliyor”

Geceyi takip eden Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal da bir selamlama konuşması yaparak şunları dile getirdi: “Böyle özel bir programla gençleri yüreklendiren, cesaretlendiren, ilham vererek yolculuklarında yanlarında olan HOTİAD’a teşekkür ediyorum. Yaklaşık 500 yıllık geçmişi olan Hollanda-Türkiye ilişkilerimizi, bu yıl kutladığımız 100. Dostluk ve 60. İşgücü anlaşması ile zirveye taşıdık. 60 yıl kısa bir zaman gibi gelebilir ama biz o 60 yıla işte böyle başarılar sığdırdık. Herkes eğitimi önemsedi, gençlere yol gösterdi, sahip çıktı, yarınlarını garanti altına aldı. Türkiye ve Türk halkı her alanda önemli bir kişi ve kurum ile temsil ediliyor. Bu önemli bir etkinlik ancak yeterli değil, daha çok işadamımızla, rol modellerimizle öğrencilerimiz, gençlerimiz buluşmalı ve geleneksel hâle gelmeli. Usta çırak ilişkisi çok önemli. Bugün usta ustalığını, çırak da çıraklığını gösterdi.

Bu sene ayrıca, 19 Ağustos 1964 tarihinde imzalanan Türkiye-Hollanda İşgücü Anlaşması’nın imzalanmasının da 60. yıldönümünü idrak ediyoruz. Toplumumuzu ilgilendiren tüm hususları da bu vesileyle değerlendiriyoruz.

Bugün bizlerle beraber olan Sayın Hamit Karakuş’un gençlerimize ilham verici bir kariyeri olmuştur. Bugün buradaki CEO’larımız da gençlerimize ekonomik alandaki en iyi rol modellerdir. Vatandaşlarımız işçi olarak geldikleri bu ülkede içlerinden 60 yılda 25.000 işveren çıkarmıştır. Bu gibi çalışmaların geleneksel hâle gelmesini, daha fazla Hollandalı-Türk yöneticilerimiz ve Hollandalı Türk öğrencilerimiz ile artmasını temenni ediyoruz.”
HOTIAD’ı bu etkinlikten ötürü kutluyoruz.”

Program genel koordinesini yapan Fadime Örgü katılımcıları çiçeklerle uğurladı.

Programda öğrenci dernek yöneticileri de söz alarak kurum ve çalışmaları hakkında katılımcıları bilgilendirdi…

Program, ayaküstü verilen ikram ve netwerk/ağ kurma, sohbet ile sona erdi.

Sonuç

HOTİAD’ın ‘5 CEO ve 5 ĞRENCİ’ projesi, gençlere ilham vermek, onların cesaret ve özgüvenlerini artırmak amacıyla gerçekleştirilen başarılı bir etkinlik olarak dikkat çekti. Gençler, sektördeki başarılı CEO’lardan öğrendikleriyle gelecekte daha büyük başarılara imza atma yolunda önemli bir adım attılar. HOTİAD ve projeye katkı sağlayan tüm kurum ve kişiler, bu tür çalışmaların devam etmesi gerektiğini vurguladılar.

                                                    **********************

HOTİAD’S ‘5 CEO EN 5 STUDENTEN’ PROGRAMMA SUCCESVOL AFGEROND MET VEEL BELANGSTELLING

Een bijeenkomst die jongeren aanmoedigt, moed geeft en inspireert.


Zeynel Abidin KILIÇ                       İlhan KARAÇAY

HOTİAD, die nieuwe horizonten wil openen voor Turkse jongeren die in Nederland wonen, de nieuwe generaties wil aanmoedigen en wil bijdragen aan het creëren van een betere toekomst, heeft het ‘5 CEO EN 5 STUDENTEN’ programma voor HBO-afgestudeerden en laatstejaarsstudenten afgesloten met een galavond.

Tijdens de galavond in het Zuidplein Theater in Rotterdam, gepresenteerd door Nedwerk-directeur Adem Uzunca en bijgewoond door de politiechef van Noord-Holland, Hamit Karakuş, waren onder anderen aanwezig: de Turkse ambassadeur in Den Haag, Selçuk Ünal, de consul-generaal van Amsterdam, Mahmut Burak Ersoy, de consul-generaal van Deventer, Muammer Hakan Cengiz, ereconsul Titus Kramer, bekende figuren uit diverse beroepsgroepen en het bedrijfsleven, en studenten.

Faruk Halıcı: “Wij voelen ons verantwoordelijk voor de ontwikkeling van jongeren als onderdeel van de Turkse gemeenschap.”

HOTİAD vicevoorzitter en CEO van JILPAQ Holding, Faruk Halıcı, hield een welkomsttoespraak bij de opening van de gala. Hij begon met het gedicht “İlim İlim Bilmektir” van Yunus Emre: “İlim ilim bilmektir, / İlim kendin bilmektir, / Sen kendini bilmezsin, / Ya nice okumaktır. Okumaktan murat ne, / Kişi Hak’kı bilmektir, / Çün okudun, bilmezsin, / Ha bir kuru emektir. Okudum, bildim deme, / Çok tâat kıldım deme, / Eğer Hak bilmezisen, / Abes yere yelmektir. Dört kitabın mâ’nisi, / Bellidir bir elifte, / Sen elifi bilmezsin, / Bu nice okumaktır. Yiğirmi dokuz hece, / Okursun uçtan uca, / Sen elif dersin hoca, /Ma’nisi ne demektir. Yunus Emre der hoca, / Gerekse bin var hacca, / Hepisinden iyice, /Bir gönüle girmektir.”

Halıcı vervolgde zijn toespraak als volgt: “Geachte aanwezigen, ik begon mijn welkomsttoespraak met een gedicht van Yunus Emre, een van de belangrijke figuren uit de Turkse wereld, niet alleen vanwege de betekenis en het belang van de dag, maar ook omdat hij niet alleen tot zijn eigen tijd, maar ook tot de toekomst sprak. Samengevat ging het gedicht over zelfontdekking. Hij benadrukte het belang van eerlijkheid, het winnen van harten en liefde. Waar ter wereld je ook bent, welke positie je ook bereikt, het uiteindelijke doel is een ‘goed mens’ te zijn. Laat me kort iets vertellen over onze bijeenkomst van vandaag: Waarom 5 CEO’s en 5 STUDENTEN? In het vorige concept van dit project brachten we succesvolle zakenmensen, op uitnodiging van onze studentenverenigingen, samen met onze studenten in de universiteitszalen. Onze zakenmensen vertelden hun succesverhalen en moedigden onze studenten aan om vragen te stellen. Deze mensen waren onder moeilijke omstandigheden naar Europa gekomen, zonder de taal te kennen, zonder de samenleving en het systeem te kennen, en toch hadden ze het tot de top van Europa’s grootste bedrijven gebracht; onze studenten hoorden dit uit eerste hand. Het doel was hen moed te geven, hoop te geven, hun horizon te verbreden en hen te laten zien dat zij nog beter konden. Omdat de jongeren beter opgeleid waren en een betere opleiding hadden. Dit project hebben we aan 10 universiteiten uitgevoerd. In ons nieuwe concept, waarvan we nu de tweede editie doen, nodigen we onze studenten uit in de bedrijven van onze CEO’s, zodat ze de praktijk kunnen zien. Ze zien met eigen ogen hoe die grote bedrijven worden geleid. In dit project brengen onze speciaal geselecteerde 5 studenten een dag door met CEO’s van succesvolle bedrijven in hun sector. Studenten krijgen de kans om vragen te stellen en te observeren op gebieden zoals bedrijfsbeheer. Het eerste deel van het programma is zo afgerond. Binnenkort zullen ze hun ervaringen en waarnemingen met u delen. Als HOTİAD hechten we naast economische activiteiten veel belang aan sociale, educatieve en culturele programma’s. Omdat wij ons als onderdeel van de Turkse gemeenschap verantwoordelijk voelen voor hun ontwikkeling: Ik wil het bestuur en de leden van HOTİAD bedanken voor hun steun aan deze werkzaamheden. Bij het diner waar CEO’s en studenten samenkwamen, maakte mevrouw Günay Uslu een belangrijke opmerking die ik met u wil delen: “Als kinderen van de eerste generatie waren we destijds een kleine groep, maar de goed opgeleide jongeren van die tijd zijn allemaal op belangrijke plaatsen terechtgekomen. Sommigen van ons werden zakenvrouwen, sommigen politici, sommigen bureaucraten, artsen, advocaten. Nu moeten we ervoor zorgen dat het grote aantal goed opgeleide jongeren ook op belangrijke plaatsen komt, we moeten hun weg vrijmaken, hen ondersteunen en omarmen.” Voor een sterke lobby van de Turkse gemeenschap hebben we goed opgeleide jongeren nodig. Voorafgaand aan dit project hadden we ontmoetingen met jongeren en jonge ondernemers. Wat ik bij mijn lezingen zag, is dat we potentieel sterke, goed uitgeruste, visionaire jongeren hebben. Maar ze hebben twijfels over hoe ze de eerste stap moeten zetten. Nu is het belangrijk om voor deze goed opgeleide jongeren te zorgen, hen te begeleiden voor onze gemeenschap en onze gezamenlijke toekomst in Nederland. Beste jongeren, de duurste les in het leven is ervaring. Dit kan je op twee manieren verkrijgen: door het zelf te ervaren met vallen en opstaan of door te luisteren naar mensen die het onderwerp al hebben ervaren en succesvol zijn geweest. Daarom zal onze gastspreker van dit jaar, de heer Hamit Karakuş, een presentatie geven waarin hij zijn leven, ervaringen en adviezen deelt. We hebben veel belang gehecht aan de inhoud van ons programma. Maar het belangrijkste onderdeel is het derde deel van het programma, het netwerkdeel. In dit deel vraag ik u vriendelijk om tijd vrij te maken voor onze jongeren. Ik wil u allemaal hartelijk danken voor uw deelname.”

Na de openingsspeech werden de voorzitters van de studentenverenigingen Anatolia, Moazik, SUN en Wasila, die met hun studenten aan het programma hebben bijgedragen, uitgenodigd op het podium. De voorzitter van de Wasila-vereniging, Mustafa Şener, en de sprekers namens de Anatolia-vereniging gaven informatie over zowel het programma als hun werkzaamheden.

Na de introductie van de studentenverenigingen werd de spreker van de dag, politiechef van Noord-Holland Hamit Karakuş, uitgenodigd op het podium.

Hamit Karakuş: “Wat voor werk je ook doet, doe het met liefde, doe het goed en zo goed mogelijk.”

In zijn toespraak waarin hij zijn leven vertelde, deelde Karakuş de moeilijkheden, tegenslagen en de rol die de samenleving en zijn familie voor hem hadden weggelegd, maar ook de positie die hij bereikte. Karakuş ging kort in op het volgende: “Toen ik op werkbare leeftijd kwam, zag ik dat mijn familie wilde dat ik zo snel mogelijk een baan in een fabriek zou vinden, wat geld zou verdienen en terug zou keren. Ik zag dat onze school ook niet veel van ons verwachtte. Maar ik was vastbesloten, ik zou studeren en een baan doen die ik leuk vond. Ik heb alle soorten tegenslagen en discriminatie ervaren, maar ik gaf niet op, ik werd niet ontmoedigd en ik probeerde mijn pad te volgen. Mijn avontuur bij de politie, dat begon met de aanmoediging van de vreemdelingenpolitie, ging verder in de vastgoedsector. Ook in die sector hebben we opmerkelijke zaken gedaan. Mijn politieke strijd als wethouder en senator heb ik beëindigd toen mij de functie van politiechef werd aangeboden. Wat voor werk je ook doet, doe het met liefde, doe het goed en zo goed mogelijk.”

Na Hamit Karakuş gaf de jonge studente Nisa Özen een korte muzikale uitvoering.

CEO’s en Studenten Panel

Na de muzikale uitvoering werden de CEO’s Atilla Aytekin (Azerion), Zülküf Yılmaz (Yılmaz Radijs), Hikmet Gürcüoğlu (Koç Vleeswaren), Füsun Demolder (Arkas Holland) en de studenten Defne Arslan, Tarkan Karayazgan, Mariam Kovziridze, Melis Uzan, Pelin Yılmaz uitgenodigd op het podium. Corendon CEO Günay Uslu kon wegens een belangrijke reden niet aanwezig zijn bij het programma.

Moderator Adem Uzunca liet eerst de door de studenten voorbereide beelden zien en liet hen vervolgens hun ervaringen delen. Ze benadrukten allemaal dat ze binnen 5 dagen veel hadden geleerd van elke CEO en benadrukten dat het een zeer belangrijk project was. De CEO’s kregen vervolgens het woord voor een evaluatie. De CEO’s die aan het programma deelnamen, deelden hun gevoelens en gedachten als volgt met de deelnemers:

Hikmet Gürcüoğlu: “Dit werk begon met het hart, we eindigden met verstand.”

Dit is onze tweede ronde. Als iemand die betrokken was bij het tot stand brengen en uitvoeren van dit project, kan ik het volgende zeggen: We begonnen dit project als een kwestie van het hart, maar nu, kijkend naar waar we zijn gekomen, kan ik zeggen dat het een werk van intelligentie is geworden. Dit was een mentor-mentee relatie. Hierin stonden de kennis, ervaring en mogelijk voorbeeldrolkenmerken van de mentor centraal. Het was een werk gericht op persoonlijke ontwikkeling in een gesprek omgeving. Dit was een werk gericht op het verwerven van kennis en ervaring, strategische begeleiding, morele en motiverende ondersteuning en het versterken van het netwerk van jonge mensen. Ik geloof dat degenen die eraan deelnamen, dit en meer hebben gekregen. Ons doel met dit werk was om de opwinding, moed en zelfvertrouwen van onze jongeren te vergroten, hun horizon te verbreden en succes aan te moedigen. Ik weet dat we het potentieel hebben om dit te doen. Om te ondersteunen wat ik zeg, volstaat het om de bedrijven die aan het project hebben deelgenomen voor te stellen. Mevrouw Günay is er vandaag niet, maar ze heeft haar bijdrage en inspanning voor het project niet gespaard. Ze is de manager van een bedrijf zoals Corendon, dat tot de top 500 bedrijven van Nederland behoort, de 16e grootste economie ter wereld.

Azerion CEO’su Aytekin Bey, op de beurs en met meer dan 1000 werknemers, is een bedrijf met een internationale structuur en kracht.
Arkas CEO’su Füsun Hanım is de CEO van een internationaal bedrijf met het hoofdkantoor in İzmir, dat de grootste maritieme transporteur ter wereld is en tot de top 9 behoort in deze sector.
Yılmaz Radijs CEO’su Zülküf Bey heeft een bedrijf dat 60% van de markt in de teelt van radijs en tuinbouw beheert. Zülküf Bey, met zijn visie, vastberadenheid en doorzettingsvermogen, onderscheidt zich van anderen. Ook de studenten hebben Zülküf Bey’s doorzettingsvermogen herhaald, wat een lovenswaardig voorbeeld en rolmodel voor ons is.
We hebben gezien dat de CV’s van de studenten die zich in deze zin bij ons hebben aangemeld, zeer sterk zijn. Een ander opmerkelijk aspect was dat tijdens de gesprekken met onze studenten, wanneer wij “de spanning vergroten” zeiden, zij “moed” zeiden. Toen wij “de horizon verbreden” zeiden, spraken zij over “inspiratie”. Toen wij “netwerken” zeiden, noemden zij “toebehoren”. Toen wij “aanmoedigen tot succes” zeiden, zeiden zij “jullie zijn rolmodellen”. Terwijl wij probeerden te praten over vandaag en morgen, waren zij bezig met het bespreken van gisteren en vandaag. Daarom begon dit werk met het hart en eindigden we met de geest. In de tussentijd hebben we ook wederzijds begrepen wat onze verworvenheden zijn.

Füsun Demolder: “Ik denk dat we, onafhankelijk van elkaar, tot het einde van ons leven veel van elkaar kunnen leren.”

Füsun Demolder, die een dag met studenten doorbracht, zei het volgende:
“Het was een project waar ik veel waarde aan hechtte. Ik denk dat we, onafhankelijk van religie, taal, ras, geslacht en sociale status, tot het einde van ons leven veel van elkaar kunnen leren. In dit leerproces wil ik de nadruk leggen op het belang van delen. We hebben onze kennis, ervaringen en vaardigheden gedeeld, maar vrienden noemden deze uitwisseling ‘opoffering’, terwijl ik dat niet zo zie. Ik heb er enorm van genoten. Ik heb ook veel van hen geleerd. Ik kom uit İzmir, ik ben al 9 jaar in Nederland en heb 30 jaar werkervaring. We willen allemaal een gelukkig leven hebben. Delen is de sleutel tot geluk op deze reis.”


Atilla Aytekin:
Je moet vertrouwen geven aan de ander, je moet zelfvertrouwen hebben.”

 

Azerion CEO Atilla Aytekin vertelde het verhaal van zijn dag met jongeren en deelde zijn ervaringen, en gaf de volgende adviezen:
“Ik ben 53 jaar oud. Ik ben vanaf mijn derde jaar in Nederland. Ik heb alle moeilijkheden en tegenslagen meegemaakt, maar ik ben nooit boos geweest op de maatschappij of de instellingen; we zijn gewoon doorgegaan. Toen we naar Nederland kwamen, was er een slager in onze buurt. Hij was toen ons rolmodel. Tijdens de middelbare school en de universiteit zag ik dat er niemand naast me stond. Zelfvertrouwen is hier van groot belang en speelt een rol. Daarnaast is moed ook een ander belangrijk aspect dat je pad opent. Een CEO van een Nederlands bedrijf leek voor ons een persoon van een andere planeet, iemand die onbereikbaar was. Het was een droom om hem te kunnen bereiken, we hadden zelfs geen moed om naar hem toe te gaan. Hamit Bey is een goed rolmodel. Geloof dat je een plek kunt bereiken als je achter een doel aanloopt. Ik zie onze jongeren, ze hebben kennis, ervaring en vaardigheden, maar ze hebben geen zelfvertrouwen en geven niet het gevoel van vertrouwen. Daar begint het probleem. Wanneer ik met Nederlandse CEO’s spreek, zeggen ze ook hetzelfde tegen mij: “Er zijn ongelooflijk succesvolle studenten in de Turkse gemeenschap, maar ze geven geen vertrouwen en hebben geen zelfvertrouwen. Ze hebben alles wat ze nodig hebben om leider te zijn, maar als ze geen zelfvertrouwen hebben, kunnen ze het niet zijn, zelfs als ze het zouden kunnen, kunnen ze het niet bereiken. Jongeren, laten we leren om vertrouwen te geven, dat zal ook de ander aanspreken. “We zijn het waard, we hebben de capaciteit, kennis en vaardigheden om dit te beheren, we kunnen dit bereiken, we kunnen dit doen,” moeten we zeggen, en we moeten deze houding tonen. Als je dit niet zegt, als je deze houding niet toont, zal niemand je kiezen.”

Zülküf Yılmaz: “Om succesvol te zijn, moet je uit je comfortzone komen.”

Een van de moeilijkste banen ter wereld is productie. Je komt uit Turkije, je moet de taal leren, de omgeving leren kennen en beslissen wat je gaat doen. Elke sector heeft zijn uitdagingen. Er zijn twee belangrijke dingen op de weg naar succes. Ten eerste, wanneer je beslist wat je gaat doen, moet je een goede analyse maken en de juiste stappen zetten. Ten tweede, je moet dat werk voortdurend verbeteren en voorop lopen in de sector. Als we alleen als producent waren gebleven, zouden we niet gegroeid zijn. We hebben geprobeerd na te denken over hoe we een handmatige taak industrieel kunnen maken, en we hebben het succes bereikt dat we nu hebben. Toen ik aan het werk was, fantaseerde ik er ook over hoe dit werk beter kon worden gedaan. Wanneer je een beroep kiest, moet je kijken naar wat het je kan opleveren en of het bij je past, en je moet beginnen met een grondige marktanalyse. Bovendien moeten onze jongeren uit hun comfortzone komen. Ik heb gezien dat alle jongeren die ons bezochten bereid waren om uit hun comfortzone te komen en met grote offers zich aan hun werk te wijden om succesvol te zijn. Natuurlijk is het belangrijk om de balans te bewaren. Het moet gebeuren zonder de familie en de omgeving te verwaarlozen en zonder concessies te doen aan die waarden. Maar soms moet je ook uit dat gebied stappen.”

Selçuk Ünal: “Turkije en het Turkse volk worden op elk gebied vertegenwoordigd door belangrijke personen en instellingen.”

De ambassadeur van Den Haag, Selçuk Ünal, sprak ook een welkomswoord uit en zei het volgende: “Ik wil HOTİAD bedanken voor het aanmoedigen, versterken en inspireren van jongeren met zo’n speciaal programma. We hebben de 500 jaar oude Nederlandse-Turkse relaties dit jaar naar een hoogtepunt gebracht met de 100e vriendschap en 60e arbeidsverdrag dat we hebben gevierd. 60 jaar lijkt misschien een korte tijd, maar we hebben in die 60 jaar zulke successen geboekt. Iedereen hechtte waarde aan onderwijs, wees een gids voor jongeren, nam verantwoordelijkheid en verzekerde hun toekomst. Turkije en het Turkse volk worden op elk gebied vertegenwoordigd door belangrijke personen en instellingen. Dit is een belangrijk evenement, maar het is niet genoeg; meer van onze zakenlieden en rolmodellen moeten de studenten en jongeren ontmoeten en dit moet een traditie worden. De meester-leerling relatie is erg belangrijk. Vandaag heeft de meester zijn vakmanschap getoond, en de leerling heeft ook zijn vakmanschap getoond.
Dit jaar vieren we ook de 60e verjaardag van de ondertekening van de Turkije-Nederland Arbeidsverdrag op 19 augustus 1964. We evalueren alle zaken die onze samenleving aangaan op deze gelegenheid.
De heer Hamit Karakuş, die vandaag bij ons is, heeft een inspirerende carrière voor onze jongeren. Onze CEO’s hier vandaag zijn ook de beste rolmodellen voor jongeren op economisch gebied. Onze burgers, die als arbeider naar dit land kwamen, hebben in 60 jaar tijd 25.000 werkgevers voortgebracht. We hopen dat dergelijke activiteiten een traditie worden en dat het aantal Nederlandse-Turkse managers en Nederlandse-Turkse studenten zal toenemen.”
We feliciteren HOTİAD voor dit evenement.”

Fadime Örgü, die de algemene coördinatie van het programma op zich nam, heeft de deelnemers met bloemen uitgezwaaid.

In het programma hebben ook de leiders van de studentenverenigingen het woord genomen en de deelnemers geïnformeerd over hun instellingen en werkzaamheden.
Het programma eindigde met een informele receptie en netwerken en gesprekken.

Resultaat

Het ‘5 CEO en 5 STUDENT’ project van HOTİAD trok de aandacht als een succesvol evenement dat is uitgevoerd om jongeren te inspireren en hun moed en zelfvertrouwen te vergroten. Jongeren hebben een belangrijke stap gezet op weg naar grotere successen in de toekomst door te leren van succesvolle CEO’s in de sector. HOTİAD en alle instellingen en personen die aan dit project hebben bijgedragen, benadrukten dat dergelijke werkzaamheden moeten doorgaan.

OKUDUKLARINI ANLAYAMAYAN VEYA KASITLI OLARAK ELEŞTİREN OKURLARIMA CEVAP:

İLHAN KARAÇAY’DAN DOBRA DOBRA ELEŞTİRİ: HOLLANDA’DAKİ YENİ FAHRİ BAŞKONSOLOSLUĞUMUZUN CİDDİYETSİZLİĞİ ÜZÜNTÜ YARATTI.

*Türkiye’yi çok sevdiği bilinen mültimilyoner Titus Kramer ve seçtiği elemanların, resmi törendeki kravatsız halleri şaşkınlık yarattı.

*Lahey Büyükelçimiz, Amsterdam Başkonsolosumuz, Hazine ve Ticaret Müşavirlerimiz kravat nezaketini sergilerken, Fahri Başkonsolos ve elemanlarının kravatsızlığı ciddiyetten uzaktı.

*Kramer’in seçtiği Genel Sekreter ve Kültür Danışmanı’nın temsil kabiliyetleri de tartışma konusu oldu.

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van het bericht is onderaan)

Fotoğraflar: Sedat TAPAN

AMERSFOORT (Woudenberg)- Uzun bir bekleyiş ve araştırmadan sonra, 1 Ağustos 2024 tarihinde, Ankara tarafından Fahri Başkonsolosluğun kabul edilen Hollandalı Titus Kramer, geçirdiği bir kaza nedeniyle 4 Ekim 2024’te, resmi bir açılış ile görevine başlayabildi.

Bir Türkiye sevdalısı olarak bilinen mültimilyoner Titus Kramer, Hollanda’nın Utrecht Vilayeti Fahri Başkonsolosluğu için Ankara’ya başvurmuştu. Bekleyiş süresi çok uzayan Kramer, kendisi ile karşılaştığım bir toplantıda, bu bekleyişe bir anlam veremediğini söyleyerek benden fikir sormuştu. Ben, bu bekleyişin nedenini tahmin ettiğim halde, bu tahminimi açıklamamıştım.
Bu tahmin ve açıklamayı az sonraya bırakarak, önce açılış töreninden söz edeyim:

Utrecht Vilayeti Fahri Başkonsolosluğu için, Amersfoort’a yakın Woudenberg köyündeki ‘Kasteel de Viersprong’ adlı şatosunun bir bölümünü ayıran Kramer, geçtiğimiz 4 Ekim günü resmi bir açılış töreni yaptı.

Açılış törenine, Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal, Amsterdam Başkonsoloslumuz Mahmut Burak Ersoy, Lahey Hazine ve Maliye Müşaviri Zafer Düzenli, Lahey Ticaret Müşaviri ile Amsterdam Ticaret Ataşesi’nin yanında seçkin bir davetli topluluğu vardı.

Açılış törenindeki konuşmaları, diğer meslektaşlarımın haberlerinde görmüşsünüzdür.

Ben sizlere bu törendeki ilginçliklerden söz etmek istiyorum.


Fotoğrafta soldan sağa: Fahri Başkonsolosluğun Ticari Hizmetler Danışmanı Michiel Hordijk, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy, Fahri Başkonsolos Titus Kramer, Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal, Genel Sekreter  ve Kültür Danışmanı  görülüyor.

Birinci ilginçlik, Fahri Başkonsolos ile elemanlarının bu resmi toplantıdaki kravatsız halleriydi.
İkinci ilginçlik ise, Fahri Başkonsolosun seçmiş olduğu Genel Sekreter  ile Kültür Danışmanı’nın temsil kabiliyetleriydi.

Bu duruma karşı işte benim yorumum:

Fahri konsolosluk makamı, resmi bir diplomatik statü taşımamakla birlikte, temsil ettiği ülkenin prestijini ve ciddiyetini yansıtması beklenen bir görevdir. Bu tür bir tanıtım toplantısında, özellikle Türkiye’yi temsil eden diplomatik yetkililerin kravat takması, diplomatik teamüllere ve ciddiyete uygun bir davranış olarak görülür. Ancak, fahri başkonsolosun ve ekibinin kravat takmamış olması, bu toplantıya katılımda gayri resmi bir tavır sergilendiği izlenimi yaratabilir.

Bu durum, karşı tarafın resmi bir toplantı atmosferinden ziyade, daha rahat, samimi bir ortam yaratmak istediğini de gösterebilir. Fakat özellikle diplomatik görevlerde giyim kuşamın protokol açısından önemli olduğu düşünülürse, fahri konsolos ve ekibinin kravatsız katılımı bazı çevreler tarafından hafife alma, ya da yeterince ciddiye almama olarak da algılanabilir. Bu da Türkiye’nin resmi temsilcileri açısından bir uyumsuzluk ya da protokol eksikliği gibi yorumlanabilir.

Bu durumun daha geniş anlamda nasıl karşılandığı, katılımcıların kültürel farklılıkları ve toplantının amacı gibi faktörlerle de ilişkili olabilir. Örneğin, bazı Batı Avrupa ülkelerinde iş dünyasında ve diplomatik alanda daha rahat bir giyim tarzı benimsenmiş olabilir. Fakat bu durum Türkiye’nin resmi teamüllerine uygun olmayabilir. Sonuçta, böyle bir toplantıda tüm tarafların aynı ciddiyet ve özeni göstermesi, temsil edilen ülkenin imajı açısından daha olumlu bir etki bırakabilirdi.

Bu toplantıda sergilenen tavır ve kıyafet seçimi, fahri başkonsolos ve ekibinin görevlerini ne kadar ciddiye aldıkları konusunda soru işaretleri yaratmaktadır. Diplomatik bir etkinlikte, hele ki Türkiye’yi temsil eden bir makamın tanıtım toplantısında, uygun kıyafet seçimi hem temsil edilen ülkenin saygınlığını korumak hem de görev ve sorumluluklara duyulan saygıyı göstermek açısından son derece önemlidir. Kravat gibi küçük bir ayrıntı bile, ciddiyet ve profesyonellik anlamında büyük bir sembolik değere sahiptir. Bu nedenle, fahri başkonsolos ve ekibinin bu etkinliğe kravatsız katılmaları, toplantının resmi havasını zedelemiş ve Türkiye’nin imajına uygun bir izlenim bırakmamıştır.


Yukarıdaki fotoğrafta, Türk konuklar kravatlı görülürken, Fahri Başkonsolosun kravatsızlığı itici bir dikkat çekmiştir.

Aynı toplantıda yer alan Lahey Büyükelçimiz, Amsterdam Başkonsolosumuz ile Müşavir ve Ataşelerimiz, kravat takarak durumu dengelemeye çalışması yerinde olsa da, fahri başkonsolosluk yetkililerinin bu protokole uymamış olmaları uyumsuz bir görüntü yaratmıştır. Bu durum, yalnızca görevlerinin gerektirdiği resmi duruşa uygun olmadığını değil, aynı zamanda temsil ettikleri Türkiye’nin prestijine de zarar verdiği için eleştiriyi hak etmektedir. Diplomatik temsiliyetin gerektirdiği ciddiyet ve özenin gösterilmesi, sadece resmi yetkililerden değil, fahri görevlilerden de beklenmelidir.

TEMSİL KABİLİYETLERİ

Fahri konsolosluk makamına yapılan atamalarda, özellikle seçilen ekibin yetkinliği ve temsil kabiliyeti büyük bir önem taşır. Genel sekreterlik ve kültür danışmanlığı gibi kritik pozisyonlar, Türkiye’nin yurtdışındaki imajını ve kültürel etkileşimlerini doğrudan etkileyen görevlerdir. Bu tür pozisyonlara yapılan atamaların, yalnızca kişisel ilişkiler veya mesleki geçmişle sınırlı kalmadan, gerekli uzmanlık ve tecrübeyi taşıyan bireyler arasından yapılması beklenir. Ancak, fahri konsolosun genel sekreter olarak atadığı kişinin sigortacılık geçmişi ile tanınıyor olması ve kültür danışmanının bu alandaki tecrübe eksikliği, bu atamaların liyakat esasına göre yapılmadığı izlenimi vermektedir.
Özellikle, Kültür Danışmanı’nın 23 yaşında olması ve şu açıklamayı yapmış olması, onun deneyimsizliğini ortaya koymaktadır:
Sessizlerin sesi eserlerimde görebildiğim şeyler. Türkler olarak Hollanda’da azınlığız ve Türk kökenli çok sanatçı yok. Bu da benim sanata başlamama vesile olan etkenlerden biri. Hollanda’nın en büyük Modern ve Çağdaş Sanatlar Müzesinde çalışıyordum; burada benim kültürümü, altmış yıldır Hollanda’da bulunan bir toplumu yansıtan hiçbir eser yok, sembol yok, koleksiyonda bir parça bile yok. Buradan yola çıkarak sessizlerin, Hollanda’daki Türklerin sesi olmaya karar verdim…”

Bu kararların alınırken Ankara’ya danışılıp danışılmadığı belirsiz olsa da, böyle önemli pozisyonlarda görev yapacak kişilerin, temsil ettikleri ülkenin çıkarlarını en iyi şekilde savunabilecek, uluslararası tecrübe ve bilgi birikimine sahip kişiler olması gerekir. Aksi halde, bu tür gayri ciddi atamalar, Türkiye’nin diplomatik ve kültürel temsiline zarar verebilir ve dış ilişkilerde olumsuz bir algı yaratabilir. Fahri başkonsolosun bu önemli görevlerde daha dikkatli ve sorumlu hareket etmesi, Türkiye’nin itibarını korumak açısından elzemdir.

UZUN SÜREN ARAŞTIRMA

Fahri başkonsolosluk gibi önemli bir göreve atanacak kişilerin geçmişte kurdukları ilişkiler ve temaslar, doğal olarak büyük bir titizlikle incelenir. Fahri başkonsolos olarak atanan kişinin, Türkiye’yi sevdiğini ve bu görevi samimiyetle istediğini ifade etmesi olumlu bir yaklaşım olsa da, hakkında bazı çevrelerce dile getirilen “yanlış kişilerle temas halinde olduğu” yönündeki iddialar dikkat çekicidir. Bu iddialar, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan mercilerde tereddüt yaratmış olabilir ve başvurunun kabul edilmesindeki gecikmenin altında yatan neden de bu tür kaygılar olabilir.

Bu tür temasların, özellikle Türkiye’nin hassas siyasi meseleleri göz önüne alındığında, adayın diplomatik yetkinliği ve temsiliyet kapasitesi üzerinde gölge oluşturabileceği göz ardı edilmemelidir. Atamaların yapılmasında, bu tür söylentilerin dahi titizlikle değerlendirildiği ortadadır. Fahri başkonsolosluk makamına atanacak kişilerin, temsil edecekleri ülkenin değerlerine ve politik hassasiyetlerine uygun bir duruş sergilemesi, ulusal çıkarlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ankara’nın bu konuda dikkatli davranması ve süreci özenle yönetmiş olması, Türkiye’nin ulusal güvenlik ve diplomatik hassasiyetlerini gözetme adına gerekli bir tedbir olarak değerlendirilmelidir.

*********************

ILHAN KARAÇAY’S KRITIEK: DE NONCHALANCE VAN ONS NIEUWE HONORAIRE CONSULAAT-GENERAAL IN NEDERLAND VEROORZAAKT VERDRIET

*Het gebrek aan formaliteit van de multimiljonair Titus Kramer, die bekend staat om zijn liefde voor Turkije, en zijn gekozen medewerkers tijdens de officiële ceremonie was verbazingwekkend.

*Terwijl onze ambassadeur in Den Haag, ons consulaat-generaal in Amsterdam, en onze adviseurs van Financiën en Handel netjes gekleed in stropdassen waren, ontbrak deze netheid bij de honorair consul-generaal en zijn medewerkers, wat een teken was van gebrek aan ernst.

*De competentie van de door Kramer gekozen secretaris-generaal en cultureel adviseur was ook een punt van discussie.

AMERSFOORT (Woudenberg) – Na een lange wachttijd en onderzoek werd de Nederlandse Titus Kramer, die op 1 augustus 2024 door Ankara werd goedgekeurd als honorair consul-generaal, op 4 oktober 2024 officieel ingehuldigd, nadat hij een ongeluk had gehad.

De multimiljonair Titus Kramer, die bekend staat om zijn liefde voor Turkije, had zich aangemeld voor de positie van honorair consul-generaal voor de provincie Utrecht in Nederland. Kramer, die lang moest wachten, vertelde me tijdens een bijeenkomst dat hij niet begreep waarom het zo lang duurde en vroeg om mijn mening. Hoewel ik een vermoeden had, gaf ik mijn mening toen niet.

Voordat ik verder inga op mijn vermoeden en uitleg, wil ik eerst de openingsceremonie bespreken:

Kramer had een deel van zijn kasteel ‘Kasteel de Viersprong’ in het dorp Woudenberg, nabij Amersfoort, gereserveerd voor het honorair consulaat-generaal voor de provincie Utrecht. Op 4 oktober vond de officiële openingsceremonie plaats.

De ceremonie werd bijgewoond door onze ambassadeur in Den Haag, Selçuk Ünal, ons consulaat-generaal in Amsterdam, Mahmut Burak Ersoy, de financieel adviseur Zafer Düzenli, de handelsadviseur in Den Haag, de handelsattaché van Amsterdam en een select gezelschap van genodigden.

U hebt de toespraken tijdens de openingsceremonie waarschijnlijk in de berichten van mijn collega’s gezien. Ik wil u echter vertellen over enkele opmerkelijke zaken tijdens deze ceremonie.

Op de foto van links naar rechts: De commerciële adviseur van het honorair consulaat Michiel Hordijk, ons consulaat-generaal in Amsterdam Mahmut Burak Ersoy, honorair consul-generaal Titus Kramer, onze ambassadeur in Den Haag Selçuk Ünal, secretaris-generaal  en cultureel adviseur .

Het eerste opvallende punt was het ontbreken van stropdassen bij de honorair consul-generaal en zijn medewerkers tijdens deze officiële bijeenkomst. Het tweede opmerkelijke punt was de representativiteit van de door de honorair consul-generaal gekozen secretaris-generaal  en cultureel adviseur .

Mijn mening over deze situatie is als volgt:

Hoewel de functie van honorair consul-generaal geen officiële diplomatieke status heeft, wordt verwacht dat het de prestige en ernst van het land dat het vertegenwoordigt, weerspiegelt. In een dergelijke promotiebijeenkomst wordt verwacht dat diplomatieke vertegenwoordigers van Turkije stropdassen dragen, wat wordt beschouwd als passend gedrag volgens diplomatieke etiquette en ernst. Het feit dat de honorair consul-generaal en zijn team geen stropdassen droegen, kan de indruk wekken van een informele houding tijdens deze bijeenkomst.

Deze situatie kan worden gezien als een poging om een informele en gezellige sfeer te creëren in plaats van een officiële bijeenkomst. Maar gezien het belang van kleding en protocollen in diplomatieke functies, kan de afwezigheid van stropdassen bij de honorair consul-generaal en zijn team door sommige kringen worden gezien als een gebrek aan ernst en respect. Dit kan ook worden geïnterpreteerd als een discrepantie of een gebrek aan protocol in de officiële vertegenwoordiging van Turkije.

Hoe deze situatie breder werd ontvangen, kan ook verband houden met de culturele verschillen van de deelnemers en het doel van de bijeenkomst. In sommige West-Europese landen kan een meer informele kledingstijl gebruikelijk zijn in het bedrijfsleven en diplomatieke kringen. Echter, dit kan niet in overeenstemming zijn met de officiële gebruiken van Turkije. Uiteindelijk had het tonen van dezelfde ernst en zorg door alle partijen tijdens een dergelijke bijeenkomst een positiever effect gehad op het imago van het vertegenwoordigde land.

De houding en kledingkeuze tijdens deze bijeenkomst roepen vragen op over hoe serieus de honorair consul-generaal en zijn team hun taken nemen. In een diplomatiek evenement, vooral bij een promotiebijeenkomst van een functie die Turkije vertegenwoordigt, is de juiste kledingkeuze uiterst belangrijk om zowel het aanzien van het vertegenwoordigde land te behouden als om respect te tonen voor de taken en verantwoordelijkheden. Zelfs een klein detail zoals een stropdas heeft een grote symbolische waarde in termen van ernst en professionaliteit. Daarom heeft de deelname van de honorair consul-generaal en zijn team zonder stropdassen de officiële sfeer van de bijeenkomst aangetast en geen passend beeld van Turkije achtergelaten.


Op de bovenstaande foto valt op dat de Turkse gasten stropdassen dragen, terwijl het ontbreken van een stropdas bij de honorair consul-generaal als storend werd ervaren.

Hoewel onze ambassadeur in Den Haag, ons consulaat-generaal in Amsterdam, en onze adviseurs probeerden de situatie in balans te brengen door stropdassen te dragen, creëerde het feit dat de medewerkers van het honorair consulaat-generaal dit protocol niet volgden, een inconsistent beeld. Dit verdient kritiek omdat het niet alleen niet in lijn is met de formele houding die hun functie vereist, maar ook de prestige van het vertegenwoordigde land, Turkije, schaadt. De ernst en zorg die diplomatieke representatie vereist, moet niet alleen van officiële functionarissen, maar ook van honorair functionarissen worden verwacht.

REPRESENTATIEVERMOGENS Bij de benoemingen voor de functie van honorair consul-generaal is vooral de bekwaamheid en het representatievermogen van het gekozen team van groot belang. Posities zoals secretaris-generaal en cultureel adviseur zijn cruciaal omdat ze direct van invloed zijn op het imago van Turkije in het buitenland en de culturele interacties. De verwachting is dat deze benoemingen plaatsvinden onder individuen met de nodige expertise en ervaring, en niet alleen gebaseerd op persoonlijke relaties of professionele achtergrond. Echter, het feit dat de door de honorair consul-generaal benoemde secretaris-generaal bekend staat om zijn achtergrond in de verzekeringssector en de cultureel adviseur een gebrek aan ervaring in dit gebied heeft, geeft de indruk dat deze benoemingen niet op basis van verdienste zijn gedaan.

Vooral het feit dat de cultureel adviseur 23 jaar oud is en de volgende verklaring heeft afgelegd, benadrukt zijn gebrek aan ervaring: “De stem van de stemlozen is wat ik zie in mijn werken. Als Turken zijn we een minderheid in Nederland en er zijn niet veel Turkse kunstenaars. Dit was een van de factoren die me ertoe brachten met kunst te beginnen. Ik werkte in het grootste museum voor moderne en hedendaagse kunst van Nederland; hier was er geen enkel werk, geen symbool, geen enkel stuk in de collectie dat mijn cultuur vertegenwoordigde, een gemeenschap die al zestig jaar in Nederland is gevestigd. Daarom besloot ik de stem van de stemlozen, de Turken in Nederland, te worden…”

Of deze beslissingen zijn genomen in overleg met Ankara is onduidelijk, maar personen die dergelijke belangrijke posities bekleden, moeten individuen zijn die de belangen van het land dat zij vertegenwoordigen, het beste kunnen behartigen en beschikken over internationale ervaring en kennis. Anders kunnen dergelijke onzorgvuldige benoemingen de diplomatieke en culturele representatie van Turkije schaden en een negatief beeld creëren in buitenlandse betrekkingen. Het is essentieel dat de honorair consul-generaal bij dergelijke belangrijke posities zorgvuldiger en verantwoordelijker handelt om de reputatie van Turkije te beschermen.

LANGDURIG ONDERZOEK De relaties en contacten die personen hebben opgebouwd voordat ze worden benoemd tot honorair consul-generaal, worden uiteraard met grote zorgvuldigheid onderzocht. Hoewel de persoon die is benoemd tot honorair consul-generaal beweert dat hij van Turkije houdt en deze functie oprecht wil, is het opvallend dat sommige kringen beweren dat hij “in contact staat met verkeerde mensen”. Deze beschuldigingen kunnen twijfels hebben gewekt bij de autoriteiten die de nationale belangen van Turkije verdedigen en kunnen de reden zijn geweest voor de vertraging in de goedkeuring van de aanvraag.

Deze contacten kunnen, gezien de gevoelige politieke kwesties van Turkije, een schaduw werpen over de diplomatieke bekwaamheid en representatiecapaciteit van de kandidaat. Het is duidelijk dat zelfs geruchten hierover met zorg worden beoordeeld bij benoemingen. Het is van cruciaal belang dat personen die worden benoemd tot honorair consul-generaal een houding aannemen die in overeenstemming is met de waarden en politieke gevoeligheden van het land dat zij vertegenwoordigen. Dat Ankara in dit opzicht voorzichtig heeft gehandeld en het proces zorgvuldig heeft beheerd, moet worden beschouwd als een noodzakelijke maatregel ter bescherming van de nationale veiligheid en diplomatieke gevoeligheden van Turkije.

YURTDIŞINDA BAŞARILI OLAN TÜRKLERİN ÖNCÜSÜ: ETHEM EMRE, ÇEŞİTLİ SORUNLARA ÇARELER BULUYOR.

YURTDIŞINDA BAŞARILI OLAN TÜRKLERİN ÖNCÜSÜ: ETHEM EMRE, ÇEŞİTLİ SORUNLARA ÇARELER BULUYOR.

Gurbet ellerde olağanüstü başarılar elde etmiş birçok Türk bulunmakta, ancak Ethem Emre’nin çeşitli alanlardaki faaliyetleri, onu bu isimler arasında ön plana çıkarıyor. Emre, sadece bireysel başarısıyla değil, aynı zamanda uluslararası alanda kurduğu ilişkilerle de dikkat çekiyor.

*Kaza sigortası ile tazminatlarınızı alıyor…
*Türk Sağlık Merkezi ile sağlığınıza kavuşturuyor…
*Türk Hukuk Bürosu ile miras ve emlak sorunlarınızı çözüyor…
*Altın Emlak ile Türkiye’deki emlak alım satımlarınızı kolaylaştırıyor…
*Hollanda Türk Ticaret Derneği ile iş dünyanızı büyütüyor…
*Gençlerimizi eğitim sonrasında iş dünyasına hazırlıyor…


İlhan KARAÇAY yazdı:

Anadolu’yu terk edip yurt dışında yuvalanan gurbetçilerimiz arasında çok başarılı olmuş insanlarımız ile yapılan pek çok röportaj okumuşsunuzdur.
58 yıllık gazetecilik yaşamımda, naçizane şahsım da pek çok başarılı insanımız ile söyleşiler yapmış ve onları öne çıkarmışımdır.

Gurbetçilerimizin geride bıraktıkları nesiller içinde yer alan pek çok gencimiz, sadece iş dalında değil, spor, sanat, siyaset gibi alanlarda da büyük başarılara imza atmışlardır.

Afbeelding met kleding, overdekt, tekst, meubels Automatisch gegenereerde beschrijving

Çok Yönlü Bir Lider olan Ethem Emre’nin
Geniş Kapsamlı Faaliyetleri

Ethem Emre, birçok dalda gösterdiği üstün performansla diğer başarılı Türklerden ayrılıyor. Onun önderliğinde, Hollanda-Türk Ticaret Odası’nın ismi Hollanda-Türkiye Ticaret Derneği olarak değiştirildi ve bu kurum, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol oynuyor. Emre’nin faaliyetleri sadece ticaretle sınırlı kalmıyor; kaza kurbanlarının tazminatlarını kazanmasından, Türk gençlerini eğitim sonrası iş hayatına hazırlamaya, Türk ve Hollandalıların sağlık sorunlarını çözmeye kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ayrıca, Türkiye’deki miras ve emlak sorunlarıyla da ilgilenerek, yurtiçi ve yurtdışındaki birçok insana yardım eli uzatıyor.

1962 yılında doğan Ethem Emre, 1974 yılında Lahey’de yaşayan babasının yanına aile birleşimi kapsamında gelmiş. İlkokulu burada tamamladıktan sonra eğitimini teknik alanda sürdürdü.
Hollandacayı, Türkçeden daha iyi yazıp okuduğu söylenince, yeminli tercümanlık belgesini aldı ve 1981 yılında yurttaşlarına ilk hizmeti tercüman olarak vermeye başladı.

Yurttaşlardan gelen, kaza sorunları şikâyetlerinin artması üzerine, bu konuda hazırlıklar yaptı ve anlaştığı hukukçulardan yararlanarak ‘Kaza Uzmanı’ oldu.
Gerek trafik kazaları ve gerekse işyeri kazları sonunda iş göremez hale gelen kazazedelerin tazminat haklarını elde etmek için harekete geçen Ethem Emre, bu konuda kendisine başvuran müşterilerinden tek cent para almadı. Hollanda yasalarına göre, bu konuda açılan dosyanın masrafını sigorta şirketleri ödüyor.

HOLLANDA-TÜRKİYE TİCARET DERNEĞİ

Ethem Emre, Türkiye ile Hollanda arasında ticaret yapan Türk ve Hollandalıların yararlanabilceği,

Hollanda-Türkiye Ticaret Odası Derneği’ni kurdu ve bu kuruluşun başkanlığını yapmaya başladı.
‘Ticaret Odası Derneği’ sözünün yanlış anlaşılmakta olduğunu belirten bazı çevrelerden uyarı alan Ethem Emre, yeni isim olarak Hollanda-Türkiye Ticaret Derneği’ni seçti.
Ethem Emre, Türkiye’deki Hollanda temsilciliklerinin ticareti teşvik edici faaliyetlerine dair kapsamlı bir analiz yapmıştır. HTTD uzmanları, aralarında bir yapay zeka iletişim analistinin de bulunduğu ekip ile, iş dünyasının ihtiyaçlarına ve ortaya çıkan fırsatlara dayalı olarak stratejik hedefleri optimize etmeye odaklanmıştır.

Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği, yeni isimle ilgili olumlu görüş bildirdi.
HTTD, Türk pazarına girmek isteyen Hollandalı şirketler için merkezi bir koordinasyon noktası olarak kalmaya devam edecek ve erişilebilir, pratik ve kişisel destek sunacaktır. Rotterdam’daki merkezinden faaliyet gösteren dernek, İstanbul’daki Holland Trade Center İstanbul (HTCI) ve Turkish Dutch Trade Consulting (TDTC) gibi ticari ortaklarla yakından çalışmakta ve yerel güvenilir hizmet sağlayıcı ağlarını kullanmaktadır.

İsim değişikliği, 21 Ağustos 2024 tarihinde noter onayı ile yasal olarak gerçekleştirilmiştir.
NTTF, Hollanda Ticaret Odası’na 57773599 kayıt numarasıyla tescil edildi.
Afbeelding met tekst, gebouw, buiten Automatisch gegenereerde beschrijving
Ethem Emre’nin Rotterdam’daki merkezi bu binada toplanmış. Tamamı Emre’ye ait olan bu binada konuşlandırılmış olan bölümlerde verilen hizmetler, ülkenin çeşitli bölgelerinde devam edecektir.

TÜRK SAĞLIK MERKEZİ

Afbeelding met tekst, person, kleding, pak Automatisch gegenereerde beschrijvingSağlık konusunda önemli girişimlerde bulunan Ethem Emre, gerek rekabet ve gerekse Hollanda makamlarının duyarsızlığı nedeniyle engellenmiş olsa da, verdiği mücadele sonunda amacına ulaştı diyebiliriz.
Ethem Emre’nin bu konudaki planlarından biri Dünya Sağlık Turizmi Merkezi’ni açmaktı. Bazı engellemeler nedeniyle gerçekleşmeyen bu plandan sonra, Hollanda’da hizmet verecek olan Türk Sağlık Merkezi’ni kuran Emre, bu oluşumun başına, Türkiye’nin sayılı uzmanlarından biri olan Doktor Alparslan Gültekin’i getirdi.

Doktor Gültekin, Rotterdam’da faaliyete geçen Türk Sağlık Merkezi Kliniği’nde neler yapılacağını şöyle anlattı:

Hollanda sağlık sistemi aslında bilimsel ve kanıta dayalı bir tip disiplini ve kendi içerisinde oldukca tutarlı. Ana hareket noktası, Hollanda’da yaşayan insanların büyük bir bölümünün sağlıklı olduğu ve var olan bu sağlıklı olma halinin muhafaza edilmesini amaçlıyor.

Buradan bakınca, sistem doğru ve hiç bir problem görülmüyor ama, pratik öyle değil. Özellilkle Türk nüfus açısından durum farklı.

Özelikle birinci ve ikinci kuşak Türk nüfus, geçmişte çok iyi şartlarda çalışmamıs, şimdilerde kronik hastalıklarla baş etmeye çalışıyor. En önemli sorunlardan biri, kronik ağrı ve maalesef Hollanda sağlık sistemi, kronik ağrı ile mücadele edemiyor. Ağrı, insan bedeninde en önemli problemlerden biridir ve çözülemediği zaman insanın ruh halini de olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle, kronik ağrının sebebini ortaya çıkartmak ve bu durumu mümkün olduğunca azaltmak ana stratejimizdir.

Bir diğer sorun, Türk hastaların sağlık problemlerini kendi ana dilinde ve kendi kültüründe ifade etme isteği ve bunun mevcut saglık sistemi içerisinde karşılık bulamaması.

Yine Türkiye’deki sağlık sistemi ile mukayese edildiğinde, Hollanda sağlık sistemi, belirli bir kurallar sistemi içerisinde hareket ettiği için, Türkiye’deki kadar kolay ve hızlı sonuç almak mümkün değil. Bu durum Türk hastalar açısından ciddi bir memnuniyetsizlik nedenidir.

Uzun araştırma süreleri içerisinde, hastaların doğru ve hızlı teşhis almaları süreci, bazen sekteye uğruyor. Bunun neticesinde tedavi geç başlayabiliyor. Biz bu noktada hastalara doğru ve hızlı bir danışmanlık sunmayı istiyoruz.

Alpaslan Gültekin’i kendi kaleminden tanıyalım:

1969 yılında Erzurum Pasinler’de dünyaya geldim. Rahmetli babam fotoğrafçıydı. İlk kez 5 yaşında fotoğraf ile tanıştım ve yaklaşık 50 yıldır gördüğüm her detayı hafızama yerleştiririm. Yani fotoğraf en büyük hobim.
1993 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1994-95 yıllarında Türkiye’nin çok sıkıntılı olduğu döneminde, zor ama belki de en özel coğrafyasında, insanıyla doğasıyla ve kültürüyle, ruhumda derin bir iz bırakan Hakkari Şemdinli’de askerlik görevimi yaptım. Sonrasında dil eğitimi için yaklaşık bir yıl süre ile Chicago’da yaşadım.Türkiye’ye döndükten sonra, Erzurum’da göreve başladım.
1999-2002 yıllarında İl Sağlık Müdürlüğü, 2002-2007 yıllarında, hastane Başhekim Yardımcılığı yaptım.
2007-2023 yıllarında İzmir’de aile hekimliği yaptım.
Bu süre içerisinde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp eğitimleri aldım. Ekim 2023’de emekli oldum ve o tarihten bu yana Hollanda’da yaşıyorum.

Sağlık konusunda başvuru için:
Dr. Alpaslan Gültekin
+31 88 808 7803
info@turksaglikmerkezi.nl

Van Galenstraat 103
3031 TD Rotterdam

TÜRK HUKUK BÜROSU

Ethem Emre’nin kurmuş olduğu, Türk Hukuk Bürosu’nun başına getirdiği Avukat Esin Çiftçi, 14 yaşında iken Belçika’ya geldi.
Lise eğitimini burada tamamlayarak öğrenmiş olduğu Hollandaca, Fransızca ve İngilizce dillerinde kendisini ileri seviyelere taşıdı. Bunun üzerine, Belçika’da başlamış olan Hukuk Fakültesi serüvenini Türkiye’de devam ettirerek, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesini bitirdi. Ardından yüksek lisansını, Sermaye Piyasaları ve Ticaret Hukuku’nda tamamladı. Ayrıca Arabuluculuk Uzmanlık Eğitimlerinin tümünü tamamladı. ‘Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nda Arabuluculuk Siciline kayıtlı bir Arabulucudur.

Türk Hukuk Bürosu, Hollanda ve tüm Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının, Türkiye’de yaşadığı Miras Hukuku, Tanıma, Tenfiz, Gayrımenkul ve Kira Hukuku, Borçlar, Alacak ve Tazminat Hukuku, Aile ve Boşanma Hukuku, Nüfus ve Vatandaşlık İşlemleri, Ticaret Hukuku, Tüketici Hukuku, Uluslararası Hukuk, Sigorta Hukuku, Vergi, sosyal Güvenlik ve diğer hukuki sorunlarına tek merkezden çözüm üretmek amacıyla kurulmuş olan Hukuk Enstitüsü’ne dahil olmaktan dolayı mutluluk duyuduğunu belirten Esin Çiftçi, 6 yılı aşkın süredir İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olarak, birden fazla hukuki alanda hizmet veriyor. Şimdilerde Türkiye’den İstanbul Şişli’de yer alan ofisiyle birlikte, Türk Hukuk Bürosu merkezinin bulunduğu Rotterdam, Arnhem ve Amsterdam’daki ofislerde hizmet veriyor.

Esin Çiftçi, ‘Size başvuracak olan yurttaşlarımızın sorunlarının çözümünde nasıl bir rol oynayacaksınız? Bunu örnekleyerek anlatır mısınız?’ şeklindeki sorumu şöyle cevapladı:

“Özellikle Miras Hukuku alanında Avrupa’daki Türkler oldukça zorluklar yaşamaktadır. Avrupa’da yaşamaları sebebiyle Türkiye’deki malvarlığı paylaşımlarındaki iş ve işlemlerin zorluğu ve uzunluğu vatandaşların işlemlerini başlatmakta sıkıntılar yaşadıkları gözlemlenmiştir.

Bu noktada Avrupa’da yaşayan Türklerin, Türkiye’deki miras hukuku işlemlerinde yaşadıkları ülkede bulanan ve Türk Hukuku’na hâkim bir avukatla çalışmalarının avantajlarını şöyle anlatabilirim:

Örneğin Hollanda’da yaşayan hem Hollanda hem de Türk vatandaşı olan bir yurttaş olduğunuzu varsayalım. Bu kişinin Türkiye’de taşınmaz malları (evler,arsalar) ve bankada bir miktar parası var. Aynı zamanda, Hollanda’da da bir evi ve banka hesabı bulunuyor. Bu kişi vefat ettiğinde, geride kalan varislerinin hem Hollanda’da hem de Türkiye’deki miras işlemlerini halletmesi gerekir.

Bu durumda:
Hukuki durum açısından: Hollanda’daki mirası, Hollanda Miras Hukuku kapsamında değerlendirilecekken, Türkiye’deki taşınmaz malları ve banka hesapları Türk Hukuku kapsamında yürütülmesi gerekecektir.

Bu noktada Hollanda’da Türk Hukuku’nu bilen bir avukat olarak söz konusu miras işlemlerinin daha hızlı ve doğru bir şekilde yürütülmesi büyük avantaj sağlar.

Örneğin Türkiye’deki taşınmazların varislere intikali için gerekli davaların açılması ve veraset ilamının alınması, akabinde intikal için noter ve tapu müdürlüklerindeki süreçler kolayca yönetilir. Akabinde yapacağımız arabuluculuk başvurusu ile süreci kolaylaştırmaya gayret göstererek müvekkilimizin menfaatini korumaya özen göstererek, müvekkillerimizle kendilerini ifade etmekte en rahat hissettikleri dil ile etkili iletişim kurarak süreci anlamalarını sağlamaktayız. Böylelikle dil ve kültür farkı sebebiyle yaşanabilecek yanlış anlamalar ve bürokratik zorluklar minimize edilmiş olur. Ayrıca Türkiye’ye gitmeden bulundukları yerden yüz yüze iletişim kurabilecekleri ve her an ulaşabilecekleri bir avukat danışmanlığı sağlanabilmesi, Avrupa’da yaşayanlara büyük kolaylık sağlamaktadır.

Sonuç olarak örneğimizdeki müvekkilimizin Türkiye’deki miras süreci, Türkiye’ye gitmesine gerek kalmadan kolay ve etkin bir şekilde yönetilmiş olur ve Türk hukukuna hâkim olan bizler, süreçlerde müvekkiller adına zaman ve maliyet tasarrufu sağlamış oluruz. Bu sayede de olası hataların önüne geçilmiş ve miras sorunsuz bir şekilde paydaşlarına devredilmiş olur.

Bu konularda iletişim için:

Av.Arb. Esin Çiftci Türk Hukuku Projeleri Koordinatorü

+31 (0) 6 28 94 45 79
av.esinciftci@turkhukuku.nl

+31 (0) 88 808 78 88
info@turkhukuku.nl
www.turkhukuku.nl

Goudse Rijweg 380, 3031 CK Rotterdam
Zuidermolenweg 23 B, 1069 CE Amsterdam
Volkerakstraat 10, 6826 GM Arnhem

TÜRKİYE’DE EMLAK HİZMETİ

Ethem Emre’nin hizmet verdiği alanlardan biri de, Türkiye’de emlak işleri.
Hollanda’da yaşayan Türk ve Hollandalılar’ın, Türkiye’deki emlak alım satımlarında mağdur olmamaları için ‘ALTIN EMLAK’ ile bir anlaşma yapan Emre, bu konudaki hizmeti de başarı ile yürütüyor.

Türkiye’nin en güçlü emlak firmalarından biri olan ALTIN EMLAK ile, Rotterdam’da yapılan bir toplantıda sözleşme imzalayan Emre, “Hollanda’da yaşayıp Türkiye’de emlak alım satımı yapanlar, bundan böyle mağdur olmayacaklar” dedi.

Altın Emlak’ın Genel müdürü ve aynı zamanda Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Başkanı Mustafa Hakan Özelmacıklı ve İmtiyaz/Franchse sahipleri Serkan ve Gülşen Dilki, Ethem Emre’nin Rotterdam’daki merkezinde yaptıkları görüşmede anlaşmaya vardılar.

İKİ ÜLKEDE YATIRIMLAR

Ethem Emre, Hollanda’ya yatırım yapmayı düşünenlere ne gibi yardımlar yapabileceklerini şöyle anlatıyor: ‘Hollanda ve Türkiye Ticaret Derneği olarak, her iki ülkede de networkümüzde bulunan uzman “işbirliği kuruluşları” ve “çözüm ortakları” kanalıyla, Türk ve Hollandalı işadamlarının, kurumsal hedefleri doğrultusunda işlerini geliştirmeleri ve dış pazarlara açılabilmeleri hususunda, tavsiye ve önerilerde bulunmaktan, detay sektörel pazar araştırması yapmaya; sektörel B2B matchmaking toplantıları organize etmekten, risk analizi ve fizibilite analizleri hazırlamaya; kurumların oluşturabilecekleri her türlü işbirliği imkanlarını (distribütörlükten kontratlı üretime, lisanslı imalattan joint venture’a kadar her tipte) yaratmakta ve ilgili her tür konularda onlara rehberlik ederek hizmet vermekteyiz. Her kuruma ve kuruluşa basmakalıp tekdüze çözümler önermekten ziyade, başvuruda bulunan kuruluşlarla mümkünse yüzyüze görüşerek herbirinin kurumsal hedeflerini ve kısıtlarını da gözönüne alarak özgün gereksinimlerini belirlemekte ve adım adım modüler bir şekilde bunlara uygun çözümler üreterek, uygulamaları gerçekleştirmekte ve kurumların uluslararası alanda büyümelerine ve hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmaktayız.’

Ethem Emre, Hollanda’nın Türk girişimciler için verdiği teşvikleri şöyle anlatıyor: ‘Hollanda hükümeti 9 üst ana sektör olmak üzere çeşitli iş kollarında teşvik programları sunmakta. Hollanda’da iş kuran yabancı şirketlerde doğal olarak bu teşvik programlarına başvurabilmekte. Ancak bu konuda spesifik bir uzmanlık alanı olup , HTTD olarak yine ilgili “çözüm ortaklarımız” kanalıyla , gerektiğinde uzman danışmanlık hizmetleri sunabilmekteyiz.
Ülke yönetiminin politik olarak desteklediği ve önem verdiği dokuz üst ana sektör söz konusudur. Bu sektörler; ziraat ve gıda, bahçe bitkileri, yüksek teknoloji endüstrileri, yaratıcı endüstriler, lojistik, enerji (bilhassa yenilenebilir), yaşam bilimleri ve sağlık, kimya, denizcilik ve su yönetimi olarak sıralanıyor.’

Türk girişimcilere neler önerebileceğini sorduğumuz Emre şu yanıtı verdi: ‘Hollanda hemen hemen her tür girişimciye açık, tamamen serbest rekabete uyumlu bir ülkedir. Her tür sektörün ve kurumun güçlü ve zayıf yanları, kendine özgün amaçları ve kısıtları olabilir. Yani biz hazır reçeteler sunmak yerine önce ihtiyaç ve gereksinimleri belirleyip, sonra öneride bulunuyoruz. Teşhis koymadan tedavi önermeyi doğru bulmuyoruz. Bu bağlamda bu sorunuza peşinen bir yanıt vermem sağlıklı olmaz.
Ancak zaman zaman bünyemizde bulunan “Green & Black Consulting – International Business Intelligence & Cooperation Services”, “ESJ Financial Engineering” vb., kurumlar kanalıyla ülkemizde mevcut odalara, sanayi birliklerine, sektör kümelenmelerine Hollanda ekonomisi, teknolojisi, teknoloji transfer imkanları, işbirliği olanakları, uluslararası işbirliğinde dikkat edilmesi gereken hususlar, Hollanda ticari ve hukuki altyapısı vb.” konularda bilgilendirme toplantıları düzenliyoruz. Böylece en azından katılanların kafasında bazı sorgulamaların oluşmasına, kendi gereksinimlerini gözden geçirme ihtiyacı hissetmelerine vesile oluyoruz.’

Afbeelding met plafond, binnen, persoon, staand Automatisch gegenereerde beschrijving
Ethem Emre, çeşitli konularda hizmet yarışını sürdürken, gerek yetenekli personelinden ve gerekse uzmanlardan destek görüyor.

Ethem Emre, Hollandalıların da Türkiye’de yatırım yapmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini şöyle anlatıyor: ‘Öncelikle Hollandalı yatırımcının hedefini belirlemek lâzım. Sadece Türk pazarına mı açılmak istiyor? Yoksa bir Türk firmayla iş ortaklığı oluşturup, Türkiye çevresindeki (malum bizim ülkemizde iki kıtayı birleştiren bir köprü olması sebebiyle son derece stratejik ve sıçrama yapmaya müsait bir coğrafi lokasyona sahip) pazarlara da kaymayı düşünür mü? Bunun için yeterli bütçesi ve insan kaynağı var mı? Finansman ve teknoloji imkanları kısıtlı mı? Özetle teşhis koymadan tedavi önerilmesi doğru değil. Mevcut durumu ve imkanları görmeden, bilmeden ve analiz etmeden bir şey önermek ne kadar doğru? Bu nedenle önerilerimiz sektörden sektöre, firmadan firmaya değişiklikler göstermekte.
Bir önceki sorunuza verdiğim yanıtta olduğu gibi Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz bilgilendirme sunum ve toplantılarının bir benzerini Hollanda da, çeşitli Hollanda meslek kuruluşlarına ve kümelenmelerine yönelik olarak gerçekleştiriyor ve programlarımıza alıyoruz.
Özetle, kurum olarak, her iki ülke arasındaki ticaret ve işbirliği imkanlarının geliştirilmesi konusunda, her iki ülkede de aktif çalışmalar yürütmeye çaba sarf etmekteyiz
.’

GENÇLİĞİ İŞ DÜNYASINA HAZIRLAMA VE TÜRKİYE’DEN SERMAYE VE BEYİN GÖÇÜNÜ TERSİNE ÇEVİRME…

Ethem Emere’nin koltuğuna sığdırdığı üçüncü karpuzun konusu, gençlerimizin eğitim sonrasında iş dünyasına hazırlanması. Bu konuyu da az sonraki söyleşimizde genişçe okuyacaksınız ama, Emre’nin önemli bir çift sözüne yer vermek istiyorum: ‘Türkiye’deki gençlerimiz, atalarından kalma mirasları satarak yurt dışına yerleşiyorlar. Hem paraların yurt dışına çıkmaması ve hem de gençlerimizi kaybetmemek için çaba göztermemiz lâzım. Ben bu konuda girişimlerde bulundum. Umarım semeresini görürüz.’

Ülkemizde iyi eğitim görmüş, alanlarında uzmanlaşmış gençlerimiz ve sermayelerini en uygun yatırımlarla değerlendirmek isteyen girişimciler, genellikle daha iyi standartlarda iş imkânlarına sahip olmak amacıyla yönlerini farklı ülkelere çevirmekteler.
Türkiye’de özellikle son yıllarda beyin ve sermaye göçü hareketleri büyük bir hız kazandı.

Özellikle eğitimli ve yetenekli gençlerimizin ülkemiz için önemini vurgulayan Ethem Emre şunları söyledi: ‘Ülkemizde ve yurt dışında bulunan gençlerimizi ekonomik ve sosyal yönden destek vererek kazanmalıyız. Beyin göçünün önlenmesinin yanında, gençlerimizin yurt dışında asimile olmalarını önlemek için gecikmemeliyiz. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarımız ile el el vererek adım atmada gecikmemeliyiz.’

Afbeelding met tekst, plafond, binnen, mensen Automatisch gegenereerde beschrijvingGençlerimize sahip çıkma toplantılarına çok önem veren Ethem Emre, yakında Türkiye’de de toplantılar düzenleyeceğini belirtiyor.

Ethem Emre, Gençlerimize fırsatlar sunulması gerektiğini vurgularken, Türkiye’deki gençlerimizin varlıklarını ve miraslarını yurt dışına taşımalarının önüne geçilmesi gerektiğini belirtti.
‘Düşünen ve üreten değerlerimizi kaybetmeyelim’ diyen Emre şöyle devam etti:

‘Ülkemizde düşünce ve sermaye göçü yaşanmaması adına hepimiz üzerimize düşeni yerine getirmekten kaçınmamalıyız. Bunun aksi olması halinde, vatanından kopan gençlerimizin asimile olmalarının önü kesilmelidir. Düşünen ve üreten, sahip oldukları alanlarda başarılı olan pırıl pırıl gençlerimiz var. Bu gençlerimizin ülkemizi terketmelerine fırsat vermemeliyiz.’

Afbeelding met tekst, persoon, person, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Ethem Emre’nin en büyük endişelerinden biri, ülkemizde eğitim görmüş gençlerimizin, miraslarını satarak yurt dışına göç edişleri. Konuyla ilgili olarak Business World’a konuşan Emre, yapılması gerekenleri anlatıyor.

Hollanda’daki gençlerimiz için de önemli projeleri olduğunu söyleyen Emre şöyle devam etti:
‘Gençlerimize sahip çıkarsak, onlar da kendilerinden sonraki kuşağa sahip çıkarlar. Bizler şimdi bunu yapmazsak gelecekte neslimizi kaybederiz. Zira aksi takdirde asimile olmaları kaçınılmazdır. Bizim geleceğimiz olan gençlerimizi, dernek olarak iş ve staj konularında desteklemeye devam edeceğiz.’

Ethem Emre, Devletimizin, kurumlarımızın, işadamlarımızın, STK’ların ve medyanın gençlerimize yardım için gayret sarfetmelerini, aksi takdirde gençlerimizi kaybedeceğimizi belirtirken, Hollanda’da 300’ü aşkın iş kadınımızın olduğunu, bu kesimin de desteğe ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

TÜRK TİCARET MERKEZİ

Ethem Emre’nin öteden beri arzuladığı bir Türk Ticaret Merkezi’nin oluşmasıdır. Bu konuda çok yoğun çalıştığı halde bir sonuç elde edemeyen Emre, desteklendiği takdirde yakın bir gelecekte bu emeline nail olacağını umut ediyor.

TÜRKİYE’DE TARIM SEKTÖRÜ İÇİN YAPILAN PROGRAMLAR

Hollanda Türkiye Ticaret Derneği, yaş meyve sebze sektöründe faaliyet gösteren firmaları önce Antalya’da buluşturdu. Turkish Dutch Trade Consulting Limited Şirketi’nin katkıları ile hazırlanan organizasyon, Hollanda -Türkiye arasında işbirliği temellerini ve yatırım fırsatlarını oluşturma misyonunu başarıyla yerine getirdi.

Afbeelding met persoon Automatisch gegenereerde beschrijvingEthem Emre çok önem verilmesi gereken tarımcılıkla ilgili araştırma gezisinde.

Özellikle Kuzey Avrupa’da faaliyet gösteren yaş meyve sebze sektörünün başarılı şirketleri, Antalya ve çevresinde potansiyel Türk ticari ortakları ile bir araya getirildi.
Yörex Fuar ziyareti çerçevesinde, Türkiye’de yetiştirilen özgün tarım ürünlerinin tanıtımı sağlanarak, Hollandalı iş insanlarının üretici ve tedarikçiler ile buluşmaları sağlandı.

Diğer yandan, konaklama sektöründe faaliyet gösteren firmalar, İstanbul’da ve ardından Denizli’de ağırlanarak Türk partnerleri ile B2B eşleştirmeleri program dahilinde yer aldı.

İLK PROJE MERSİN’DEN

Afbeelding met persoon, buiten, staand, groep Automatisch gegenereerde beschrijving

Ethem Emre tarafından hayata geçirilmiş olan Hollanda – Türkiye Ticaret Derneği’nin özel organizasyonu ile gerçekleşen ikinci iş gezisinde, 9 Hollanda firması temsilcilerinin katıldığı bir sonrasında, Mersin’e milyar euroyu bulan yatırım planları yapıldı.
Ülkemiz ekonomisi için çok önemli olan bu yatırımların gerçekleşmesi halinde, ülkemiz ile Hollanda arasındaki ticaret hacmi milyarlarca dolar yükselecek.

Afbeelding met vloer, binnen, persoon, mensen Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda’dan gelen 9 Tarım yatırımcısı, Mersin Ticaret Odası’ndan düzenlenen
görüşmelerde 210 firma ile görüşmeler yaptı.

Bugüne kadar çok sayıda firmaya Hollanda’da şirket açmak ve Avrupa’ya açılmalarını sağlamak için danışmanlık hizmeti verdiklerini söyleyen Ethem Emre, “Hollandalı iş insanları heyetlerini Antalya ve Mersin’e getirerek iki ülke arasındaki ticaretin gelişimine katkı sağladık, sağlamaya da devam ediyoruz. Bu heyet projemizde Mersin Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliğiyle iki ülke arasında ticaret başlattık ve iş anlaşmaları imzalandı.
3’üncü heyet projelerimizde bu yıl İzmir, Manisa, Bursa ve İznik bölgelerini kapsayacak bir gezi planladık. Yeni bir projemiz ise Hollanda’da yeni kurulan World Health Tourism Center Rotterdam. Buranın kuruluşunda da Hollanda Türkiye Ticaret Derneği olarak büyük destek olduk. Bu yapı ülkede örnek teşkil edecek bir projedir ve hayata geçerek ilk kiralamalarına da başlamış durumda”
dedi.

KAZA SİGORTASI HAKKINDA BİLGİLER

Kaza sigortasının önemini belirtebilmek için, Ethem Emre ile yapılan röportaj:

-Kaza anı ve sonrasında nasıl bir yol izleniyor?
-‘Herhangi bir kaza sonucunda çok farklı deneyimler, tecrübeler ediniyoruz. Sıradan bir kaza sonrası bile insanlar fiziksel hasar görmekle beraber psikolojik sıkıntılar da yaşıyorlar. Ömür boyu atamadıkları korkuları oluşuyor. İlla da kırık çıkık olması gerekmiyor, ağrılar, uyku ve konsantre bozukluğu gibi durumlar da tazminat kapsamına giren konulardır. İnsanımız kaza sonrası yaşadığı bu gibi durumların geçici olduğunu sanıyor ve ağrı kesicilerle ağrılarını gidermeye çalışıyor. Bu gibi durumda kişinin, ev doktoruna durumu bildirerek kazayı kayıt altına geçirmesi ileride yaşayacağı sorunları en aza indirir. Kişinin ifadesi bazen yeterli olmuyor, bu durumun belgelenmesi lazım. Bizler daha çok, olaylar mahkeme sürecine girmeden sigorta şirketleriyle sulh yoluyla uzlaşarak çözüme kavuşturuyoruz.

Afbeelding met weg, scène, boom, buiten Automatisch gegenereerde beschrijvingTalihsiz bir kaza geçirdiniz. Bedensel bir sakatlığınız olmadı ama zihinsel bir sorununuz oldu. Bu konuda da tazminat alabileceğinizi biliyor musunuz? Ethem Emre’nin bürolarına başvurun.

Tabi her zaman da süreç mağdurun lehine olmuyor. Sigortanın lehine rapor çıkınca eli güçleniyor.
Ya tazminat ödemiyor ya da beklentinin altında bir meblağ ödüyor. Sulhen çözüm, iki tarafın da ortak bir rakam üzerinde anlaşması demektir. Bizim de tavsiyemiz yıllarca beklemek yerine uygun şartlarda uzlaşmak en iyi yoldur.
Haklı davalarına hiçbir zaman yalan yanlış bilgi, belge katmasınlar. Zira sigortalar her şeyi büyük bir titizlikle ele alıp, değerlendiriyorlar. Araştırıyor, gerektiğinde kişiyi takip ediyorlar. Hakkın neyse onun peşinde olmalısın. Dürüstlükten asla vazgeçmemeli. Suistimal olmamalı. Yoksa eldeki hakkını da kaybedersin.
Mesela, “evden çıkamayacak durumda olduğunu” söylüyorsun, ama takip anında seni gezinti anında görüntülüyorlar, ya da sosyal medya hesaplarında spor yaparken tesbit ediyorlar, bunlar da senin haklılığını ve güvenirliğini kaybettiriyor.
O yüzden sağlam ifadeler ve haklı deliller verilmesini tavsiye ediyoruz. Aksi hâlde ‘dolandırıcı’ olarak kayıtlara geçiyor ve bu durum kişinin bütün hayatını olumsuz etkiliyor. Haklı davalarında bile haklılığını isbat etmekte zorlanıyor.’

-Kazazedelerin ne tür hakları var?
-‘Kişinin tazminat hak etmesi için belirtileri olması yetmiyor, tedavi sürecini de başlatması gerekiyor. İş kaybı olabilir, evde düzeni bozulabilir, acı parası var, kendi işyerinde pozisyonunu kaybeder. Tazminatı hak etmek için de belli prosedürlere uymak gerekiyor.
Hiçbir sigorta şirketi gelip de kaza sonrası size ‘haklarınız budur’ demez. Kişi kendi hakkını talep ederse sigorta şirketleri devreye giriyor.’

İŞÇİ İŞ KAZASI - Firuzan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu | İzmir
İş kazası yaptıktan sonra, çalışmanızı engelleyecek zihni ve bedeni sorunlarınızın karşılığını almak için, Ethem Emre’nin bürolarından birine başvurabilirsiniz. Bu konuda hiçbir ödeme yapmıyorsunuz.

-Kazazedelerin size başvurması hâlinde belli bir ücret talep ediliyor mu?
-‘Bizler bu konuda ücretsiz danışmanlık hizmet veriyoruz. Süreç başladıktan sonra da mağdurlardan herhangi bir ücret talep edilmiyor.
Bizler hukuk hizmeti veriyoruz. Kişinin haklarının alınmasını sağlıyoruz, sigorta şirketleri de ayrı bir fondan bizim hizmetin karşılığını ödüyorlar. Bizim aldığımız bedel, kişinin alacağı tazminatı asla etkilemiyor. Kazazedelerin bu duruma dikkat etmesi gerekiyor. Hiçbir şekilde doğrudan ve dava sonucunda işini yapan kuruma para ödenmiyor. Kazazededen para talep edenlerin olduğunu da duyuyoruz. Talep edilen bu para haksız ve yersiz bir kazançtır.’

-Kazazedeler başka nelere dikkat etmeliler?
-‘İş kazalarında da kaza müfettişlerinin kazayı yerinde incelemeleri çok önemlidir. Müfettişlerin kaza yerinde hazırladıkları rapor, sonucu olumlu manada etkilemek için gereklidir. Kişi kaza sonrası mesleğini yapamaz hâle geliyor, iş göremez oluyor.
Bu yüzden bu raporların sağlam bir şekilde elde edilmesi çok önemlidir ki hakları güvence altına alınsın. Sigorta şirketi tazminat ödeyeceği için onların da belli şartları ve beklentileri var. Dosya oluşumu bu yüzden sağlam olmalı ve deliller kaza sonrasına dönük olarak dosyaya ilave edilmelidir. Geçmişteki rahatsızlıkları, asla yeni bir oluşan bir sıkıntı gibi dosyaya geçirilmemeli.’

-Ne tür kazalarla ilgileniyorsunuz?
-‘Ağır trafik kazalarından tutun, bedensel ve iş kazalarına kadar olan geniş bir yelpazede hizmet veriyoruz. Yılda 1200 civarında insanımızın dosyasını sonuçlandırıyoruz. İnsanlarımızın izin sezonunda yaşadıkları kaza sorunlarını da hem yerel hem de Hollanda hukuku çerçevesinde ele alarak sonuçlandırıyoruz.’

-Sürücülere neler tavsiye edersiniz?
-‘Trafik kazalarında araç içerisindekileri koruyucu özel bir sigorta var. Kaza durumunda haklı ve haksız olma durumu da var. “Inzittend Verzekeringen/Yolcu Sigortası” denilen sigorta, yurt dışında bile araç içindekilerin tamamını sigorta kapsamı alanı içine alıyor. Bundan dolayı bu sigorta çok gerekli ve faydalıdır. Zorunlu bir sigorta olmadığı için temel paket içerisinde yer almaz. Sigortalı olan kişi kendi bu seçeneği istemeli.’

-Sürücülere neler tavsiye edersiniz?
-‘Trafik kazalarında araç içerisindekileri koruyucu özel bir sigorta var. Kaza durumunda haklı ve haksız olma durumu da var. “Inzittend Verzekeringen/Yolcu Sigortası” denilen sigorta, yurt dışında bile araç içindekilerin tamamını sigorta kapsamı alanı içine alıyor. Bundan dolayı bu sigorta çok gerekli ve faydalıdır. Zorunlu bir sigorta olmadığı için temel paket içerisinde yer almaz. Sigortalı olan kişi kendi bu seçeneği istemeli.’

İNTER TALENTEN FAALİYETİ

Afbeelding met poseren, sport Automatisch gegenereerde beschrijving

Kuruculuğunu üstelendiğiniz Inter Talenten Vakfı hakkında bilgi verebilir misiniz?
-‘Üniversite ve Yüksek Okul mezunu gençlerimizin okul bittikten sonra onları bir araya getirecek, onlara destek olacak bir oluşumun olmadığını gördüm. Bunlar bizim gençliğimiz, geleceğimiz. Onların pek çok alanda eksiklikleri var. Özellikle Türkçe dili, tarih ve kültürel alanda bilgi eksikliği yaşıyorlar. Gençlerimiz çok sosyal değiller, birbirleri ve toplum ile olan ilişkileri çok zayıf. Onları haftada bir de olsa bir araya getirerek hem birbirilerini tanıma hem dertlerini, sıkıntılarını paylaşma hem de bilgi ve birikimlerini birbirlerine aktarma zemini oluşturuyoruz. Camilerimizin Gençlik Kolları da bu manada büyük hizmetler veriyor ama onların herkese el uzatması mümkün değil. İnşallah ileriki zamanlarda bu gençleri bir araya getirerek, birlikte geniş bir çalışma ortamı hazırlamak istiyoruz. Şimdilik 20 kişilik bir genç grubu oluştu. Pandemi nedeniyle toplantılar online olarak gerçekleştiriliyor. Herkes çok mutlu, geleceğe olan güven ve umutları her geçen gün daha da artıyor.
Eğer biz gençlerimize sahip çıkmaz isek, onların yolunu açmaz, desteklemez isek onları kaybederiz. Daha doğrusu bizler kaybederiz. Biz onlara kendi bilgi, birikim tecrübelerimizi aktaracağız ki, onlar da kendilerinden sonra gelecek olan nesle bizden aldıklarını ve kendi edindiklerini, birikimlerini aktarsınlar.
İşte bu eksiklikleri nasıl giderebiliriz, meslek sahibi olmuş gençlerimizi mesleğine uygun olarak iş hayatına nasıl hazırlarız gibi düşüncelerle Inter Talenten Vakfı’nı kurduk.
Bizler ikinci nesil olarak çok zenginiz. Hem anne ve babalarımızın yaşlanmasına ve onların bizlere bıraktığı bilgi mirasına sahip olduk hem de çocuklarımızın büyümesine tanıklık ettik ve bu bilgi akışının onlara ulaşmasına vesile olduk. Bagajımız dolu dolu. Bu birikimi mezara götürmek bize yakışmaz. Elimizden geldiğince topluma hizmet etmek için gayret sarf edeceğiz. Zira her şey para değil. Her şey para karşılığı yapılmaz, yapılmamalı.
O gençlerin bir araya gelmesi, tanış olması, birbirleriyle ülfet kurması her şeye değer. Biz ebeveynlere de büyük görevler düşüyor. Toplum için, gençlerimiz ve çocuklarımız için daha başka neler yapılabilir, bunları konuşmamız ve gereğini yerine getirmemiz lazım.’

-Sizin gözünüzle bakarsak, Hollanda nereye gidiyor?
-‘Hollanda zengin bir ülke. Kendi insanına bakacak, esnaf ve çiftçisini destekleyecek kadar varlıklı bir devlet. 70’li, 80’li yılların ülkesi değil elbette. O zamanlar “özgürlükler ve refah ülkesi” olarak anılırdı. Şimdi bu tanımlamadan hayli uzaklaştı. Rotterdam gibi büyük kentlerin bazı semtlerinde Hollandalı görmek mümkün değil. Gittikçe gettolaşan ve Güney Afrika’da var olan “apartheid” denilen bir yere doğru sürükleniyor. Belli bir yerde yaşamak zorunda kalan yabancıların yaşam koşulları ve kültürleri farklılaşıyor.
Gençler belli gerekçelerle nefret ve kinlerini ortaya koyuyor, bunun da siyasi bir kaynaktan beslendiği aşikâr.
Bu nedenle gençlere sürekli söylüyorum: Her ne kadar Hollanda’da doğmuş, büyümüş ve meslek sahibi olsanız da bir gün gelir bu ülkeyi terk etmek zorunda kalırsınız. Zira çok yakın bir zamanda bu ilkenin kendilerine çok yakın olmasına rağmen Yahudilere yaşattıklarına da şahitlik ettik.
Gün gelir, olağan bazı durumlar yaşanır ve riskler de artar. Bugün her şey yolunda olabilir ama gün gelir burası da yaşanmaz hâle gelebilir. Bu nedenle her şeye hazırlıklı olmak lazım. İyi ki gidebileceğimiz bir ülkemiz var. Bazılarının böyle bir seçeneği de yoktur.
Hollanda bu manada değerlendirildiğinde güçlü bir ülke. Bizim gençlerimiz de burada nasıl bir yer edinir, toplumla olan münasebetlerini sağlıklı bir zemine nasıl oturtur, bunlar üzerinde fikir üretmek, geliştirmek ve gençliği desteklemek lazım. Toplum olarak yerimizi iyi belirlemeliyiz. Eksikliklerimizi görerek, nasıl daha iyi seviyeye geliriz, iş ve sosyal hayatta nasıl daha güçlü ilişkiler kurarız, bunlar üzerinde kafa yormamız lazım. Her ne kadar bir tecrit hâli yaşansa da bizler onlarla olan münasebetlerimizi diri tutmalıyız, hâkim toplumla azınlıklar arasındaki diyalog ve ilişkinin olması gerektiği gibi davranmalıyız. İçimize kapanarak sorunlarımızı çözemeyiz. Türk toplumunun girişimci ruhunu her alana yayarak, geleceğimizi sağlam bir zemine oturtmamız gerek.
Avrupa siyasi olarak sağa doğru evriliyor.
Wilders bu kıvılcımın ateşini fitilliyor. İslam korkusunu toplum üzerinde inşa ederek bir politik gelecek umuyor. Bu popülist çıkışlara diğer partiler de katılıyorlar ve her geçen gün tırmanan bir ırkçılığın fitilini ateşliyorlar. Bu duruma ancak toplumumuzun birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek karşı duracağını ve bu sorunun üstesinden geleceğine inanıyorum. Gelecek neslimize, ayrılıklarımızı değil, birlik ve beraberlik ruhumuzu miras olarak bırakmalıyız.
Güçlerini birleştirsinler, yardımlaşma ve dayanışma ruhuyla hareket etsinler. Bu da gelecek nesle bırakılacak en büyük değerdir, diye düşünüyorum. Dertlerimiz, sıkıntı ve sorunlarımız çok ve büyük. Bu nedenle sık sık bir araya gelmeli, birbirimizi dinlemeli, istişare edip bir yol haritası çizmeliyiz.
Bizlerden sonra bu işleri düzgün bir şekilde götürecek olan gençlerimize yatırım yapmalıyız. Kurumlarımızı kurumsallaştırma, kalitesini artırma, Hollandalı rakipleriyle yarışma ve kalıcı olması yoluna gitmeliyiz.’

İletişim: 088-808 78 78

E-POSTA: info@kazauzmani.nl

Adreslerimiz:Goudse Rijweg 400,3031 CK Rotterdam
www.kazauzmani.nl