HOLLANDA PRENS GÜNÜ’NDE, KRALİYET AİLESİ GEÇİT TÖRENİ SONRASINDA KRAL ALEXANDER 2025 BÜTÇESİNİ OKUDU.

HOLLANDA PRENS GÜNÜ’NDE, KRALİYET AİLESİ GEÇİT TÖRENİ SONRASINDA KRAL ALEXANDER 2025 BÜTÇESİNİ OKUDU.

‘Aşırı sağ’ olarak nitelenen yeni hükümetin, göç ve iltica konsunda alacağı sert önlemler, ülkedeki yabancıları endişeye sevkediyor.

Irkçı olduğu bilinen Wilders’i, Başbakan olarak kabul etmeyen koalisyon ortaklarının, Başbakan olarak kabul ettikleri Dick Schoof’a ‘Kukla’ gözüyle bakılıyor.

Geçen yıl Kraliyet ailesinin bazı gruplar tarafından yuhalanması nedeniyle, bu yıl sokaklarda sadece davetliler vardı ama küçük bir gruba yine de protesto izni verildi.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY yazdı ve yorumladı:

Afbeelding met persoon, kleding, gebouw, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving

Dün, Hollanda’da ‘Prinsjesdag-Prens Günü’ olarak bilinen özel bir gün kutlandı. Her yıl Eylül ayının üçüncü Salı günü düzenlenen bu etkinlik, ülkenin yeni yıl bütçesinin ve hükümetin planlarının Kral tarafından açıklandığı gün olarak bilinir.
Bu yıl da 2025 yılı bütçesi, Kral Willem-Alexander tarafından geleneksel şekilde Lahey’deki Kraliyet Tiyatro Salonu’nda okundu.

Sizlere önce bu konudaki yorumumu, ardından da haberi sunuyorum:

BAŞBAKANLIĞI KABUL EDİLMEYEN WİLDERS’İN YERİNE KABUL EDİLEN KUKLA BAŞBAKAN

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’da, popülist lider Geert Wilders’in ırkçı görüşleri nedeniyle Başbakanlık makamına layık görülmemesi üzerine, koalisyon ortakları Wilders’in önerdiği Dick Schoof’u Başbakan olarak kabul etme kararı almıştı. Ancak Schoof’un bu göreve atanması, geniş bir kesim tarafından ‘kukla’ olarak değerlendirilmekte. Bu durum, Schoof’un bağımsız bir lider olarak kabul edilmediğini ve Wilders’in gölgesinde kalacağını gösteriyor.

Schoof, daha önce hem Hollanda’nın istihbarat örgütünde hem de Terörizm ile Mücadele örgütünde başkanlık yapmış bir isim. Bu deneyimleri ona geniş bir yönetim tecrübesi kazandırmış olsa da, Schoof’un başbakan olarak atanmasıyla ilgili ciddi eleştiriler mevcut. Eleştirilerin merkezinde, Schoof’un yabancılara karşı gammazlık yaptığı iddiaları bulunuyor. Bu iddialar, Schoof’un adil bir lider olarak kabul edilmesini zorlaştırıyor ve onun, ülkede göçmenlere karşı önyargılı bir tutum sergilediği yönündeki algıyı güçlendiriyor.

Schoof’un Başbakanlığı, birçok kişi tarafından, Wilders’in politikalarının bir uzantısı olarak görülüyor ve bu durum, Hollanda’nın siyasi geleceği açısından belirsizlikler yaratıyor. Schoof’un, koalisyon ortaklarının bu atamasını kabul etmekle birlikte, ne kadar bağımsız bir liderlik sergileyebileceği ve ülkenin iç ve dış politikalarındaki etkisi, ilerleyen dönemlerde tabii ki netlik kazanacak.

Hollanda’da yeni kurulan sağcı ağırlıklı hükümet, Başbakan Schoof ve göç konularında sert tutumlarıyla bilinen Geert Wilders liderliğindeki Parti voor de Vrijheid (Özgürlük Partisi) ve Migrasyon Bakanı Faber önderliğinde, göçmen politikaları konusunda oldukça tutucu bir yaklaşım sergiliyor. Bu durum, halkın büyük bir kesimi tarafından şimdilik destekleniyor gibi görünse de, gelecekte alınacak sert önlemlerin yabancılar için iç açıcı olmayacağına dair ciddi endişeler mevcut.

Başbakan Schoof ve hükümet ortakları, göçmenlerin ülkeye entegrasyonunu zorlaştıracak ve Hollanda’ya gelen yabancıların sayısını sınırlandıracak bir dizi önlem almayı planlıyor. Bütçede bu politikalara dair bazı ipuçları verilmiş olsa da, detayların ilerleyen dönemlerde netleşmesi bekleniyor. Özellikle göçmen kabul merkezlerinin kapasitelerinin artırılması ve dil eğitimi gibi entegrasyon programlarına yer verilmiş olsa da, bu önlemler daha çok sığınmacıların ülkede uzun süre kalmalarını önlemeye yönelik geçici çözümler gibi görünüyor.

Göç ve İltica Bakanı Faber, özellikle göçmenlerin iş gücü piyasasına entegrasyonu ve sosyal uyumu konularında sert önlemler almayı planlıyor. Bu politikalar, göçmenlerin Hollanda toplumuna uyum sağlama sürecini zorlaştırabilir ve onları daha izole bir duruma sokabilir. Göçmenlerin dil öğrenme süreçlerinin hızlandırılması ve mesleki eğitim programlarının artırılması gibi pozitif önlemler bile, bu sert genel politikalar karşısında yetersiz kalabilir.

Şu an için halkın büyük bir kesimi, yeni hükümetin göç konusundaki sert tutumunu destekliyor gibi görünüyor. Özellikle ekonomik belirsizliklerin ve artan göçmen sayısının yarattığı sosyal gerilimlerin, bu desteği artırdığı söylenebilir. Ancak, bu durumun uzun vadede nasıl bir seyir izleyeceği belirsizliğini koruyor. Göçmenlere karşı alınacak sert önlemler, toplumda ciddi bölünmelere ve yabancı düşmanlığının artmasına neden olabilir.

Muhalefet partileri, hükümetin göç politikalarını sert bir şekilde eleştiriyorlar. Muhalefet liderleri, bütçede gösterilen meblağların yeterli olmayacağını ve hükümetin planlarının uzun vadeli çözümler sunmadığını belirtiyorlar. Ayrıca, entegrasyonun zorlaştırılması ve göçmenlerin toplumdan dışlanması gibi olumsuz sonuçlara yol açabilecek politikaların, Hollanda’nın çok kültürlü yapısına zarar vereceği konusunda uyarılarda bulunuyorlar.

Yeni hükümetin göç konusundaki tutumu, Hollanda’nın uluslararası imajını da etkileyebilir. Göçmenler için daha katı önlemler alınması, ülkenin insan hakları ve hoşgörü konusundaki geleneksel duruşunu zayıflatabilir. Ayrıca, Avrupa Birliği içindeki ortak politikalar ve mülteci anlaşmaları da bu sert tutumdan olumsuz etkilenebilir.

Bütçede göçmenler için ayrılan kaynakların yeterli olup olmayacağı konusu da büyük bir soru işareti olarak duruyor. Hükümetin göçmen kabul merkezlerini genişletme ve entegrasyon programlarını iyileştirme vaatlerine rağmen, bu önlemler için ayrılan bütçenin yeterli olup olmayacağı belirsiz. Ekonomik sıkıntıların arttığı bir dönemde, bu tür sosyal programların yeterli finansman bulması zor olabilir.

Sonuç olarak, Hollanda’nın yeni sağcı hükümetinin göç politikaları, şimdilik halkın büyük bir kesimi tarafından destekleniyor olsa da, uzun vadede ciddi sorunlara yol açabilir. Göçmenlere karşı alınacak sert önlemler, toplumsal uyumu zedeleyebilir ve Hollanda’nın çok kültürlü yapısını tehdit edebilir. Muhalefet partilerinin eleştirileri ve uyarıları göz önüne alındığında, hükümetin bu politikaları gözden geçirmesi ve daha kapsayıcı çözümler üretmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, ülkenin sosyal ve ekonomik dengesi ciddi şekilde sarsılabilir.

Schoof Kabinesi tuhaf bir kabine. Dick Schoof’un ekibi bu konuda oldukça bariz bir şekilde iki düşünce arasında gidip geliyor. Aslında üç düşünce, çünkü yeni bakanların büyük bir kısmı, seleflerinin politikalarını aynen devam ettiriyor. Kralın dün yaptığı Taht Konuşmasının en az yüzde 80’i de önceki kabine tarafından yazılmış olabilirdi. Hükümetin bütçesini düzenli tutma niyeti, daha fazla ev inşa etme arzusu, enerji geçişinin herkes için erişilebilir ve karşılanabilir olmasının sağlanması, dış dünyaya açık bir bakış, okuma ve matematik eğitimini iyileştirme isteği, çalışan insanlar için daha düşük vergiler hedefi: bunların hepsi Mark Rutte’nin çeşitli Taht Konuşmalarından tekrarlardır.

‘Daha iyi yönetim’ fikri, üstelik, şimdiye kadar en çok dikkat çeken Bakanların ilk eylemleriyle de bağdaşmıyor. PVV’nin Sığınma ve Göç Bakanı Marjolein Faber, Hollanda’nın sığınmacılardan bıktığını dünyaya bildirmek için o kadar acele ediyor ki, parlamentoyu atlatmak için acil durum yasasını kötüye kullanmak istiyor. NSC fraksiyonu isteksizce karşı çıkıyor, ancak PVV, VVD ve BBB’nin tüm milletvekilleri bunu pekala kabul edilebilir buluyor. Faber’in sığınma barınağıyla ilgili acil sorunları belediyelere yükleme şekli de pek fazla idari sorumluluk duygusu göstermiyor.

Şimdi ‘Prens Günü’ haberine devam edelim:

Afbeelding met kleding, persoon, pak, overdekt Automatisch gegenereerde beschrijving

Prinsjesdag Töreni Bu Yıl Farklı Bir Şekilde Gerçekleşti

Hollanda’da her yıl büyük bir coşkuyla kutlanan Prinsjesdag töreni, bu yıl bazı değişikliklerle gerçekleştirildi. Geleneksel olarak binlerce Hollandalı’nın sokaklarda toplandığı ve Kraliyet ailesini selamladığı tören, geçen yıl yaşanan olayların ardından bu yıl daha kısıtlı bir şekilde yapıldı.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

Geçen yıl, bazı vatandaşların Kraliyet ailesine karşı protesto gösterisinde bulunması nedeniyle bu yıl törenin yapılacağı sokaklara sadece davet edilenler alındı. Bununla birlikte, küçük bir grup
Hollandalı’ya protesto hakkı tanındı. Bu değişiklikler, törenin alışılmış coşkusunu ve kalabalığını önemli ölçüde azalttı.

Afbeelding met buitenshuis, persoon, kleding, vlag Automatisch gegenereerde beschrijving

Bu yıl sokaklarda gözle görülür bir şekilde az sayıda Hollandalı yer aldı, bu da törenin havasını etkiledi. Kraliyet ailesinin geçişi sırasında yapılan protestolar, güvenlik endişelerini artırmış ve törenin düzenlenme şekline yansıyan bu kısıtlamalar, halkın büyük bir kısmının törene katılımını engellemiştir

2025 YILI BÜTÇESİNİN İÇERİĞİ

Kral Willem-Alexander, Ridderzaal’da yaptığı konuşmada 2025 yılı bütçesi hakkında detaylı bilgiler verdi. Bu konuşma, milyonennota olarak bilinen ve hükümetin gelecek yıl için mali planlarını içeren bütçenin halka açıklandığı an olarak önem taşır. Bu yılki bütçe, çeşitli sosyal, ekonomik ve politik konulara değinirken özellikle göç ve yabancılar konusuna geniş yer ayırdı.

GÖÇ VE YABANCILAR POLİTİKASI

Bütçe içinde yer alan göç ve yabancılar konusundaki satırlar, Hollanda’nın bu alandaki politikalarının ana hatlarını çizdi. Hükümet, göçmenlerin entegrasyonunu kolaylaştırmak ve sosyal uyumu artırmak amacıyla yeni önlemler alacağını duyurdu. Bu kapsamda, göçmenlerin dil öğrenme süreçlerinin hızlandırılması, eğitim ve işgücü piyasasına katılımlarının teşvik edilmesi planlanıyor.

Özellikle sığınmacı akınlarının yönetimi ve mülteci politikaları üzerinde durulan bütçede şu maddelere yer verdi:

Sığınmacı Kabul Merkezi Kapasitesinin Artırılması: Hollanda, sığınmacı kabul merkezlerinin kapasitelerini artırarak daha fazla kişiye barınma imkanı sunmayı hedefliyor. Bu merkezlerde sunulan hizmetlerin kalitesinin iyileştirilmesi ve sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılanması öncelikli konular arasında yer alıyor.

İş Gücü Piyasasına Entegrasyon: Göçmenlerin iş gücü piyasasına entegrasyonunu hızlandırmak amacıyla mesleki eğitim programları ve istihdam destekleri artırılacak. Bu kapsamda, göçmenlerin mesleki becerilerini geliştirebilmeleri için çeşitli kurslar ve eğitim programları düzenlenecek.

Dil Eğitimi ve Kültürel Uyum: Göçmenlerin Hollandaca öğrenme süreçlerini hızlandırmak için ücretsiz dil kursları yaygınlaştırılacak. Ayrıca, kültürel uyumun sağlanması amacıyla çeşitli sosyal
etkinlikler ve programlar düzenlenecek. Göçmenlerin yerel topluluklarla daha kolay bütünleşmeleri için teşvikler sağlanacak.

Barınma ve Sosyal Destek: Göçmenlerin barınma sorunlarını çözmek amacıyla sosyal konut projelerine ağırlık verilecek. Bu projeler kapsamında göçmenlere uygun fiyatlı ve güvenli konutlar sağlanacak. Ayrıca, sosyal destek hizmetleri artırılarak göçmenlerin günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebilmeleri amaçlanıyor.

Yabancı Öğrenciler ve Eğitim: Hollanda’da eğitim gören yabancı öğrencilerin sayısının artması nedeniyle, üniversitelerdeki eğitim kalitesinin korunması ve yabancı öğrencilerin eğitim süreçlerinde karşılaştıkları zorlukların aşılması için yeni düzenlemeler getirilecek. Bu kapsamda, üniversitelerle işbirliği yapılarak yabancı öğrencilerin akademik ve sosyal hayata uyumları desteklenecek.

EKONOMİK VE SOSYAL ÖNLEMLER

Göç ve yabancılar politikasının yanı sıra bütçe, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve dijital dönüşüm gibi konulara da geniş yer ayırdı. Hükümet, ekonomik istikrarın korunması ve toplumsal refahın artırılması amacıyla çeşitli mali önlemler alacağını duyurdu.

Sonuç olarak, Hollanda’da dün kutlanan Prinsjesdag, Kraliyet ailesinin geçit töreni ve Kral Willem-Alexander’ın bütçeyi okumasıyla büyük bir coşku ve ilgiyle tamamlandı. 2025 yılı bütçesi, göç ve yabancılar konusunda alınacak yeni önlemler ve sosyal uyum politikalarıyla dikkat çekerken, ekonomik ve sosyal hedeflere ulaşmak için hükümetin kararlı adımlar atacağı bir yıl olacağı mesajı verildi.

KRALİYET TİYATRO SALONU’NA GELEN KADINLARIN ŞAPKALARI

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, glimlach, Modeaccessoire Automatisch gegenereerde beschrijving

Prens Günü, sadece politik anlamda değil, aynı zamanda modanın da ön plana çıktığı bir gün olarak bilinir. Özellikle Kraliyet Tiyatro Salonu’na gelen kadınların taktığı şapkalar büyük ilgi görür. Bu yıl da davetliler birbirinden renkli ve yaratıcı şapkalarla adeta bir moda şovu sergiledi. Hollandalı kadınların zarif ve şık şapkaları, törene ayrı bir renk kattı. Bazı şapkalar klasik ve sofistike tarzda olurken, bazıları oldukça yenilikçi ve dikkat çekici tasarımlarla göz kamaştırdı. Kraliçe Máxima’nın zarif ve ihtişamlı şapkası ise her zamanki gibi büyük beğeni topladı.

GOUDEN KOETS’UN YERİNE CAMLI ARABA

Afbeelding met parade, Dans, mensen, straat Automatisch gegenereerde beschrijving

Geçit töreninde bu yıl bir ilk yaşandı. Tarihi Gouden Koets (Altın Araba) restorasyon çalışmaları nedeniyle geçit töreninde yer almadı. Yerine, daha modern ve sürdürülebilir özelliklere sahip yeni bir at arabası kullanıldı. Bu değişiklik, hem tarihî mirasa saygı hem de modern çağın gereksinimlerine uyum sağlama açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Yeni araba, halktan olumlu tepkiler aldı ve modern tasarımıyla dikkat çekti.

İLGİNÇ GELİŞMELER VE AYRINTILAR

Prinsjesdag sadece resmi tören ve bütçe açıklamasıyla sınırlı kalmaz. Bu yılki etkinlikte dikkat çeken bazı ilginç detaylar da vardı. Örneğin, bazı milletvekillerinin geleneksel kıyafetler yerine modern ve sıra dışı kıyafetler tercih etmesi, medya ve halk arasında tartışma yarattı. Ayrıca, Kral Willem-Alexander’ın konuşması sırasında teknolojik bir aksaklık yaşanması ve mikrofonunun kısa süreliğine çalışmaması da ilginç anlar arasında yer aldı.

Afbeelding met persoon, buitenshuis, parade, paard Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda’da dün kutlanan Prinsjesdag, Kraliyet ailesinin geçit töreni, renkli şapkalar, Gouden Koets’un yerine kullanılan yeni araba ve Kral Willem-Alexander’ın bütçeyi okumasıyla büyük bir coşku ve ilgiyle tamamlandı. 2025 yılı bütçesi, göç ve yabancılar konusunda alınacak yeni önlemler ve sosyal uyum politikalarıyla dikkat çekerken, ekonomik ve sosyal hedeflere ulaşmak için hükümetin kararlı adımlar atacağı bir yıl olacağı mesajı verildi.”

HÜKÜMET PROGRAMINDAKİ KONULAR GENELLİKLE AŞAĞIDAKİ GİBİDİR:

  • Yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek bir anayasa mahkemesi kurulacak.

  • Ücretsiz okul yemekleri devam edecek.

  • Okullar, ders kitaplarındaki KDV artışı için tazminat alacak.

  • Eğitimde uzun vadeli cezalar üzerine müzakereler yapılacak.

  • Uluslararası öğrenci sayısı azaltılacak.

  • Hollanda Yayın Kurumu (NPO) yeniden yapılandırılacak.

  • 2027 sonunda, vergi skandalından mağdur olan herkes tam olarak tazmin edilecek.

  • Ülkeyi girişimciler için daha cazip hale getirmek amacıyla bir girişimcilik zirvesi düzenlenecek.

  • Otoyollarda mümkün olduğunda 130 km/s hız limiti yeniden uygulanacak.

  • Sağlık sigortası kapsamındaki kişisel katılım payı 2027’den itibaren 165 Euro’ya düşürülecek.

  • Az nüfuslu bölgeler için “düşük nüfus ödeneği” getirilecek.

  • Savunma için çok daha fazla para ayrılacak.

  • Enerji desteği fonu devam ettirilecek. 2025 ve 2026 yıllarında fon bütçeye dahil edilecek.

  • Uzun mesafeli uçuşlar için hava vergisi artırılacak.

  • Daha sıkı bir iltica politikası uygulanacak.

  • Ek bir vergi dilimi getirilecek ve ilk dilimdeki vergi oranı düşürülecek.

  • Hayvan hakları hayvan ticaretinde korunacak.

  • Teknik eğitimler İngilizce olarak verilmeye devam edecek.

  • Terörle mücadelede daha sıkı önlemler alınacak.

  • Organize suçla mücadele “en yüksek öncelik” olacak.

  • Ukrayna’ya olan Hollanda desteği gerektiği sürece devam edecek.

  • Çiftçilere hassas doğayı onarmaları için yardımcı olunacak.

  • Daha fazla nükleer santral açılacak ve üçüncü ve dördüncü nükleer santralin açılması gündemde olacak.

Bu yılın bütçe teklifi “Refah ve istikrar için sağlıklı bütçe” başlığı altında sunuldu. Açıklanan hükümet politikası, vatandaşların cebini etkileyecek detaylar da içeriyor.

Herkesin harcanabilir geliri artacak 2025 yılında herkesin satın alma gücü biraz artacak. Ortalama bir Hollandalının harcanabilir geliri gelecek yıl %0,7 ve yardımlarla yaşayanların geliri %0,9 artacak. Ancak bu, başlangıçta planlanan %2,1’den çok daha düşük. Daha düşük orta gelir grupları (yılda 50.000 Euro brüt gelire kadar) %1,1 ile en fazla kazanç sağlayacak. Ancak hükümet, çalışanlar için vaat edilen vergi indirimlerinin bir kısmını erteleyecek.

İlk gelir diliminde daha az vergi ödenecek Gelir vergisi için yeni bir dilim getirilecek ve bu dilimde daha düşük bir vergi oranı uygulanacak. Bu şekilde çalışanlar ilk gelir diliminde daha az vergi ödeyecekler.

Yoksul ailelerden gelen çocuklar için ücretsiz okul yemekleri Ücretsiz okul yemekleri devam edecek. Bu yemekler, iki yıl önce yoksul ailelerin çocuklarına yardımcı olmak amacıyla başlatıldı. Başlangıçta hükümet programında yer almayan bu madde, değiştirilerek yeniden bütçeye dahil edildi.

Yabancı çalışanlar için vergi avantajı devam edecek Yabancı yüksek vasıflı çalışanlar (expatlar) için vergi avantajı devam edecek, ancak %30’dan %27’ye düşürülecek. Expatlar, gelirlerinin bir kısmı üzerinden daha az vergi ödeyecekler.

Savunma için daha fazla para ayrılacak Ekonomik büyüme sayesinde savunmaya daha fazla para ayrılacak. Hükümet, NATO normuna bağlı kalma kararı aldı. Bu kural, gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) %2’sinin savunma bütçesine ayrılmasını öngörüyor. Bu para, tank alımı gibi harcamalara gidecek. Ayrıca sınır güvenliği için daha fazla para ayrılacak ve bu, yasadışı göçle mücadeleye de katkıda bulunacak.

Tapu masrafları düşecek Ev sahipliği yapmayacak evler için tapu masrafları %2’den fazla düşürülecek. Bu, kiralık konut piyasasını canlandırmak için yapılmaktadır.

Sağlık sigortası kapsamındaki kişisel katılım payı düşürülecek Beklendiği gibi hükümet, sağlık sigortasındaki kişisel katılım payını 2027’den itibaren 165 Euro’ya düşürme kararı aldı. Önümüzdeki iki yıl boyunca kişisel katılım payı 385 Euro olarak kalacak.

Öğrenciler için uzun vadeli cezalar üzerinde müzakereler devam edecek Yüksek öğretimde beklenen tasarruflar gerçekleştirilecek. Bu, çalışma cezasının kaldırılması, yüksek öğretimdeki başlangıç burslarının iptali ve daha az uluslararası öğrenci kabul edilmesiyle sağlanacak.

Nükleer Enerji Hükümet daha fazla nükleer enerji istiyor. Borssele’deki nükleer santral açık kalacak ve iki yeni santral için hazırlıklar devam edecek. Üçüncü ve dördüncü santral ve bunların finansmanı konusunda daha sonra karar verilecek. Ayrıca küçük reaktörler (SMR’ler) ve daha küçük nükleer santraller için imkanlar değerlendirilecek.

Enerji Fonu Hükümet, faturalarını ödemekte zorlanan hanelere yardımcı olmak için bir enerji fonu ayırdı. Ocak 2027’de evler için elektrik faturalarının denkleştirilmesi de sona erecek.

Otoyollarda 130 km/s hız limiti Otoyollarda mümkün olduğunda maksimum hız limiti tekrar 130 km/s’ye çıkarılacak. Ayrıca 2025’ten itibaren yeni binek otomobiller için tüm alım sübvansiyonları kaldırılacak.

Uçuş vergisi Hükümet, önümüzdeki yıl başında otomobil vergilerinin yeniden düzenlenmesine yönelik bir plan sunmayı planlıyor. 2027’den itibaren uçuş mesafesine bağlı olarak bir uçuş vergisi getirilecek.

İŞVEREN ÖRGÜTLERİ BÜTÇEDE ARTILAR VE EKSİLER GÖRÜYOR

VNO-NCW ve MKB-Nederland, Miljoenennota’nın iş dünyasındaki bazı endişelere yanıt verdiğini belirtiyorlar. İşveren örgütleri genel olarak ‘olumlu’ bir görüşe sahipler. Örgütler, hükümetin girişimciliğin önemini gördüğünü, örneğin KOBİ’ler için kâr istisnasının düşürülmesi ve enerji vergisinin artırılmasıyla fark ediyorlar.

MKB-Nederland başkanı Jacco Vonhof, “Son yıllarda girişimciler sürekli olarak ek yükler ve kurallarla karşılaştı. 2025’te bunun nihayet sona erecek olması ve tavsiyelerimiz doğrultusunda düzenlemelerin azaltılmasına başlanması iyi bir gelişme,” dedi ve “Bu konuda hükümeti eleştirel bir şekilde takip edeceğiz. Ayrıca, hükümet şimdi özellikle harekete geçmeli ve bunun için girişimcilerle işbirliği aramalıdır.” diye devam etti.

Ancak, işveren örgütlerine göre, bilgi, inovasyon ve eğitim alanlarındaki kesintiler gibi bazı olumsuz noktalar da var. Bu kesintiler, örgütlere göre, “gelecekteki kazanç gücümüzün zayıflatılması” anlamına geliyor. İyi bir rekabet pozisyonu için bilgi, inovasyon ve eğitim alanlarında yatırımlar gereklidir, diyorlar.

CNV SENDİKASI DA AYNI FİKİRDE

CNV sendikası da aynı fikirde. CNV’ye göre hükümet, eğitimde ‘büyük ve yıkıcı kesintiler’ yaparak kendi hedeflerini baltalıyor. Sendika, hükümetin ‘genel refahı artırmak’ ve öğretmen açığını gidermek istediğini belirtiyor, ancak bunun için gerekli kaynakların ‘kesildiğini’ ifade ediyor.

CNV Eğitim Yöneticisi Daniëlle Woestenberg, “Bu hükümet A diyor ama B yapıyor,” diyor. Ona göre, geniş refah ‘gökten düşmez’, bu para gerektirir. “Ekonomi için önemli büyüme motorları olan eğitim ve öğretime, açık bilgi ekonomisine ihtiyacınız var. Bu yüzden aslında bunlara yatırım yapmalısınız. Ama bu hükümet ne yapıyor? Bu hükümet eğitimi bütçe kapatma aracı olarak görüyor ve gelişim fırsatları ile bilgiyi kesiyor.”

CNV, bilimsel araştırmalar için planlanan kesintiler ve tekrar uzun süreli öğrencilere ceza uygulama planından dolayı da öfkeli. Woestenberg’e göre, bu önlemler ‘zaten okumayı zor bulan gençleri caydıracaktır’. Özellikle öğretmenlik programları için bunun ‘yıkıcı’ olabileceğini düşünüyor, çünkü bu öğrenciler genellikle başka bir eğitimle birlikte bu programı takip ediyor. Öğrenim süresini bir yıl aşanlara 3000 Euro ceza öngören bu düzenlemelerden korkarak bazı öğrencilerin bu eğitimi almaktan vazgeçebileceği endişesi var. Ancak, bu düzenlemenin nasıl şekilleneceği ve ne zaman yürürlüğe gireceği henüz tam olarak belli değil.

AŞIRI SAĞCI OLARAK NİTELENEN HOLLANDA KABİNESİ:

Afbeelding met kleding, persoon, pak, gebouw Automatisch gegenereerde beschrijving

Genel İşler:
Başbakan: Dick Schoof (partisiz)

İçişleri Bakanlığı:
Bakan: Judith Uitermark (NSC)
Groningen Yeniden İnşa Devlet Sekreteri: Eddie van Marum (BBB)
Kraliyet İlişkileri ve Dijitalleşme Devlet Sekreteri: Zsolt Szabó (PVV, eski VVD)

İklim ve Yeşil Büyüme Bakanlığı:
Bakan: Sophie Hermans (VVD)

Maliye Bakanlığı:
Bakan: Eelco Heinen (VVD)
Vergi ve Gümrük Devlet Sekreteri: Folkert Idsinga (NSC)
Ödenekler Devlet Sekreteri: Nora Achahbar (NSC)

Adalet ve Güvenlik Bakanlığı:
Bakanı: David van Weel (VVD)
Hukuki Koruma Devlet Bakanı: Teun Struycken (NSC)
Adalet ve Güvenlik Devlet Bakanı: Ingrid Coenradie (PVV)

Konut ve Şehircilik Bakanlığı: Bakan: Mona Keijzer (BBB)

Dışişleri Bakanlığı: Bakanı: Caspar Veldkamp (NSC)

Dış Ticaret ve Kalkınma Yardımı Bakanı: Reinette Klever (PVV)

Savunma Bakanlığı:
Bakan: Ruben Brekelmans (VVD)
Savunma Devlet Bakanı: Gijs Tuinman (BBB)

Ekonomik İşler Bakanlığı: Bakan: Dirk Beljaarts (PVV)

Tarım, Balıkçılık ve Gıda Güvenliği ve Doğa Bakanlığı:
Bakan: Femke Wiersma (BBB)
Balıkçılık, Gıda Güvenliği ve Doğa Devlet Sekreteri: Jean Rummenie (BBB)

Altyapı ve Su Yönetimi Bakanlığı:
Bakanı: Barry Madlener (PVV)
Ulaşım ve Çevre Devlet Bakanı: Chris Jansen (PVV)

Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanlığı:
Bakan: Eppo Bruins (NSC, CU)
İlköğretim, Ortaöğretim ve Emanzipasyon Devlet Bakanı: Mariëlle Paul (VVD)

Sığınma ve Göç Bakanlığı: Bakan: Marjolein Faber (PVV)

Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı:
Bakan: Eddy van Hijum (NSC)
Katılım ve Entegrasyon Devlet Bakanı: Jurgen Nobel (VVD)

Halk Sağlığı, Refah ve Spor Bakanlığı:
Bakan: Fleur Agema (PVV)
Uzun Süreli Bakım Devlet Bakanı: Vicky Maeijer (PVV)
Gençlik, Önleme ve Spor Devlet Bakanı: Vincent Karremans (VVD)

                                  ***************************

Değerli okurlarım,
www.ilhankaracay.com’da yayınlanan haber ve yorumlar, 5 bin kadarı medya olmak üzere, parlamenterler, ünüversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek kurululuşları, holdingler ve kişileri kapsayan 27 bin email adresine gönderilmektedir. Yüzlerce yayın organı bu haber ve yorumları değerlendirmektedir.
Bu sayede okuyucu kitlemin sayısı milyonları geçmektedir.
Bana okuyucu rekoru kırdıran, aşağıdaki logoların yayın kuruluşları, benimle irtibatlı olarak yayın yapmaktadırlar.
Yayınlayanlara ve okuyanlara teşekkürlerimle…

Afbeelding met tekst, schermopname, Lettertype, Onlineadvertenties Automatisch gegenereerde beschrijving

 

 

HOLLANDA DEVLET ARŞİVİN’DEKİ TÜRKİYE MERKEZ BANKASI KURULUŞ DOSYASINDAN 8 NÜSHA KAYIP.

HOLLANDA DEVLET ARŞİVİN’DEKİ TÜRKİYE MERKEZ BANKASI KURULUŞ DOSYASINDAN 8 NÜSHA KAYIP.

Türkiye’ye, Osmanlı borçlarının hafifletilmesi konusunda yardımcı olan ve Merkez Bankası Kuruluş raporunu yazan Hollandalı Vissering, raporu Alman meslektaşına gizlice vermiş ve Türk hükümetine duyurmamasını istemiş.

Merkez Bankası’nın kuruluşu öncesinde, İş Bankası’nın Merkez Bankası’na dönüştürülmesini isteyen Celal Bayar ile, Başbakan İsmet İnönü ve Maliye Bakanı Abdülhalik Renda, kıyasıya tartışmışlar.

Araştırmacı Mehmet Tütüncü’nün tespitlerini derleyerek sizlere sunacağım bu yazıda, Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, İkinci Dünmya Savaşı Sonrası Dönemi ve 1980 Sonrası Dönem anlatılıyor.

(Nieuws in het Nederlands onderaan)
(Haberin Hollandacası en altta)

Afbeelding met person, kleding, water, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Mehmet TÜTÜNCÜ araştırdı       İlhan KARAÇAY derledi:

Değerli Okurlarım,
Geçtiğimiz 29 Ağustos günü sizlere sunduğum, ‘Hollanda Devlet Arşivindeki, Türkiye’de Merkez bankası’nın Kurulma Çalışmalarını İçeren Dosyayı Mehmet Tütüncü inceledi’ başlıklı derlememden sonra, Arşiv’deki dosyayı sizler için daha geniş çapta ele alacağımızı belirtmiştim.

Mehmet Tütüncü kardeşimiz ile birlikte, kopyalarını aldığımız dosyayı derinlemesine inceledik. Dikkatimizi ilk çeken, 10 Nüshalık dosyadan, 8 nüshanın kayıp olmasıdır.

Göze çarpan bir diğer önemli konu da, Türkiye’ye, Osmanlı borçlarının hafifletilmesi konusunda yardımcı olan ve Merkez Bankası Kuruluş raporunu yazan Hollandalı Vissering, raporu Alman meslektaşına gizlice vererek bankacılığın gizlilik kurallarını ihlal etmesi.

VİSSERİNG’İN İHANETİ: TÜRKİYE İÇİN HAZIRLADIĞI GİZLİ RAPORU ALMAN MESLEKTAŞINA SIZDIRDI.

Afbeelding met tekst, papier, brief, Papierprodcut Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda Devlet Arşivi’nde 100 yıla yakın bir zaman sonrası açılan dosyada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kuruluş sürecinde, Hollandalı uzman Gerard Vissering’in önemli bir hata yaptığı ortaya çıktı. Vissering, Türkiye için hazırladığı gizli raporu Almanya Merkez Bankası Başkanı Hjalmar Schacht’a göndererek büyük bir güven ihlali gerçekleştirdi.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
Vissering, Türkiye’ye daveti sırasında Atatürk ile de bir görüşme yapmıştı

Hollanda Merkez Bankası Başkanı Gerard Vissering, 1928 yılında Türkiye’nin ekonomik durumu ve merkez bankası kurulması konusundaki çalışmalarına dair kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. Bu rapor, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik bağımsızlığı için kritik öneme sahipti ve gizli tutulması gerekiyordu. Ancak, Almanya Merkez Bankası Başkanı Hjalmar Schacht, Vissering’den bu raporu istemiş ve Vissering, raporun gizli olduğunu belirtmesine rağmen, Schacht’a göndermişti. Üstelik Vissering, Schacht’a “Türkiye bunu duymasın” diyerek raporu gizlice iletmişti.

Bu olay, genç Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlığına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmuş ve Türkiye’nin uluslararası alanda güvenini sarsmıştır. Vissering’in bu ihanetini açığa çıkaran dosya, Hollanda Devlet Arşivi’nde 100 yıl sonra gün yüzüne çıkmış ve Türkiye’nin ekonomik tarihine dair önemli bir gerçeği ortaya koymuştur.

Gerard Vissering’in Raporu ve Gizlilik İhlali

Gerard Vissering’in hazırladığı rapor, Türkiye’nin ekonomik durumu ve merkez bankası kurma süreci hakkında önemli bilgiler içeriyordu. Ancak, Vissering bu raporu Almanya Merkez Bankası Başkanı Hjalmar Schacht’a gizlice verdi. Schacht, raporu Vissering’den istemiş ve Vissering, raporun gizli olduğunu belirtmesine rağmen, Schacht’a göndermişti.

Bu olay, çeşitli açılardan eleştirilebilir:

Gizlilik İhlali: Vissering, raporun gizli olduğunu belirtmiş olmasına rağmen, bu gizliliği ihlal ederek raporu Schacht’a vermiştir. Bu, profesyonel ve etik standartlar açısından kabul edilemez bir davranıştır.

Güvenilirlik Sorunu: Vissering’in bu davranışı, Türkiye’nin kendisine olan güvenini zedelemiştir. Bir danışmanın, danışmanlık yaptığı ülkenin gizli bilgilerini başka bir ülkeye vermesi, o danışmanın güvenilirliğini sorgulatır ve gelecekte benzer işbirliklerine olan güveni azaltır.

Ulusal Çıkarların Zedelenmesi: Türkiye, ekonomik bağımsızlık yolunda önemli adımlar atarken, bu tür bir bilgi sızdırılması, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını tehlikeye atmıştır.

VİSSERİNG’İN ALMAN MESLEKTAŞINA GÖNDERMİŞ OLDUĞU MEKTUBUN TÜRKÇESİ ALTTA:

Amsterdam, 26 Ağustos 1929.

ÇOK GİZLİ.

Sayın Dr. Hjalmar Schacht, Almanya Reichsbank Başkanı, SCHEVENINGEN, Palace Otel.

Sayın Bay Schacht,

Bay La Gro’dan, Türk Hükümetine sunduğum raporla ilgilenebileceğinizi ve muhtemelen Geheimrat Müller’in değerlendirmeleriyle uyumlu olup olmadığını görmek amacıyla bu raporu incelemek isteyebileceğinizi öğrendim. Müller de Türk Hükümetinin talebi üzerine Türkiye’ye giderek kurulacak dolaşım bankaları hakkında daha ayrıntılı düzenlemeleri incelemiştir.

Türk Hükümetinin raporumu kesinlikle gizli tuttuğu ve bunu kamuoyuna açıklamak istemediği izlenimini sürekli olarak edindim. Bu nedenle, Türk Hükümetinin onayı olmadan bu raporu kamuoyuna duyurma özgürlüğümün olmadığını düşündüm. Ancak, raporu şahsen size sunmamın sakıncalı olmadığını düşünüyorum, fakat buna ek olarak raporu gizli bir belge olarak değerlendirmenizi ve üçüncü bir kişinin bu raporu incelediğini Türk Hükümetine bildirmemenizi özellikle rica ediyorum.

Raporu inceledikten sonra, lütfen adresime, Amsterdam, Rokin 127 (Hollanda Bankası) geri göndermenizi rica ediyorum.

Birkaç yıl önce, Zuiderzee çalışmalarını size göstermenin zevkini yaşamıştık. O zamandan beri çalışmalar büyük ilerleme kaydetti, bu yüzden şimdi de birçok yeni şey görmek mümkün. Çalışmaların yeni aşamasını görmek isterseniz, bir gezi düzenlemekten memnuniyet duyarım. Ancak hazırlık tedbirleri açısından, bunu birkaç gün önceden organize etmemiz gerekecektir.

DOSYADA ESRARENGİZ BİR ŞEKİLDE KAYBOLAN 8 NÜSHA

Afbeelding met tekst, brief, papier, handschrift Automatisch gegenereerde beschrijving
Vissering’in yardımcısının göndermiş olduğu yukarıdaki notta, “Gelecek hafta 8 nüsha gönderilecektir” yazılı ama, Hollanda Devlet Arşivi’ndeki dosyada bu 8 nüsha yoktu.
Mektubun tam tercümesi şöyle:

Amsterdam, 7 Temmuz 1928

Sayın Bay G. Vissering,

Hôtel Royal.

EVIAN LES BAINS.

Sayın Bay,

Bay de Jong’un isteği üzerine (şu anda tatilde olan) size burada ayrı ayrı ekspres siparişle iki nüsha olarak Türkiye raporunuzu gönderiyorum. Bunlar, kopyalamanın acele yapılması gerektiğinden dolayı, ciltlenmemiştir. Gelecek hafta geri kalan 8 nüsha gönderilecektir.

Ayrıca size, Warburg & Co’dan gelen ve hemen kendi adresinize iletilmesi istenen bir yazı ile birlikte bir mektup daha gönderiyorum.

Saygılarımla,

Sizin sadık hizmetkarınız.

[imza]

KURULUŞ AŞAMALARI

8 Nüshası kayıp olan dosyada arta kalanlardan çıkarabildiğimiz biligiler ve Merkez Bankası konusundaki, Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, İkinci Dünmya Savaşı Sonrası Dönemi ve 1980 Sonrası Dönemi sizlere sunuyorum:

1923 yılında İzmir’de düzenlenen bir iktisat kongresinde Merkez Bankası’nın kurulması tartışıldı. Dört yıl sonra bankanın planına ilişkin ilk taslak sunuldu. Bu taslak, Türk Merkez Bankası’nın tasarımı konusunda diğer merkez bankalarının yöneticileriyle yapılan tartışmalar için bir temel oluşturdu. Muhataplardan biri De Nederlandsche Bank’ın yönetim kurulu üyesi Gerard Vissering’di ve Vissering’in raporu hükümetten bağımsızlık ihtiyacının altını çiziyordu. Bu görüşmelerin ardından hükümet bir yasa tasarısı hazırladı. Kanun 11 Haziran 1930 tarihinde onaylandı ve 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçti. Banka, bir kamu kuruluşu olmadığını ve bağımsız olduğunu belirtmek için bir anonim şirket haline geldi. Banka başlangıçta 30 yıllık bir süre için banknot ihraç etme imtiyazına sahipti. Bu imtiyaz 1955 yılında 1999 yılına kadar uzatılmıştır. Son olarak 1994 yılında süresiz olarak uzatılmıştır.

Bu süreçte Türkiye İş Bankası Başkanı Celal Bayar, Başbakan İsmet İnönü ve Hollanda Merkez Bankası Başkanı Gerard Vissering’in rolü belirleyici oldu.

İsmet İnönü ve Maliye Bakanı Abdülhalik Renda’nın Perspektifi

Afbeelding met Menselijk gezicht, pak, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Başbakan İsmet İnönü ve Maliye Bakanı Abdülhalik Renda ise, daha bağımsız bir merkez bankası kurma fikrini savunuyorlardı. Onlara göre, mevcut ticaret bankalarının bu role dönüştürülmesi yerine, yeni ve tamamen bağımsız bir kurum oluşturulması daha sağlıklı olacaktı. Bu görüş, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı ve mali disiplinini sağlama açısından kritik bir adımdı.

İnönü ve Renda’nın bu yaklaşımı, Celal Bayar’ın önerisiyle çatışıyordu. Bayar’ın İş Bankası’nı merkez bankasına dönüştürme arzusu, İnönü tarafından sıcak karşılanmadı ve sonuçsuz kaldı.
Bu fikir ayrılığı, genç Cumhuriyet’in ekonomik politikalarının şekillendirilmesi sürecinde farklı perspektiflerin ve stratejilerin çatışması olarak yorumlanabilir.

1924 yılında kurulan Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet’in ilk özel bankası olma özelliğini taşıyordu. Bayar, İş Bankası’nın mevcut tecrübesi ve altyapısıyla bu görevi başarıyla üstlenebileceğini düşünüyordu. Bu dönemde, Osmanlı Bankası hâlâ kağıt üzerinde devlet bankası konumunu koruyordu ve İş Bankası’nın bu rolü devralması Bayar’ın stratejik hedeflerinden biriydi

Bayar, bu hedef doğrultusunda Hollanda Merkez Bankası Başkanı Gerard Vissering’i Türkiye’ye davet etti. Vissering, hem Türkiye’nin genel ekonomik durumu hem de merkez bankası kurma sürecine dair bir rapor hazırlamakla görevlendirildi. Vissering’in hazırladığı raporda, Türkiye İş Bankası’nın merkez bankasına dönüştürülmesinin mevcut kaynak ve personel açısından avantajlı olacağı belirtiliyordu. Bu rapor, Celal Bayar tarafından dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye sunuldu.

Merkez Bankası’nın Kuruluşu ve Sonrası

1928 yılı, merkez bankası kurma çalışmalarında somut bir gelişme olmadan sona erdi. Ancak, 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran, Türkiye’nin dış ticaret açıklarını artırdı ve para değerindeki istikrarsızlıklar devletin para ve kambiyo alanında sıkı kontroller uygulamasına neden oldu. Bu dönemde çıkarılan “Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu” ve alınan önlemler, istikrarsızlıkları gidermekte yetersiz kaldı ve merkez bankası kurulması konusu daha ciddi şekilde ele alındı.

1929 yılında, Almanya Merkez Bankası Reichsbank guvernörü Hjalmar Schacht, işlerinin yoğunluğunu gerekçe göstererek Türkiye’ye gelemedi, ancak yerine görev yapabilecek meslektaşı Karl Müller’i önerdi. Müller’in hazırladığı rapor, Türkiye’nin merkez bankası kurulması için uygun şartlara sahip olmadığını, ancak bazı tasarruf tedbirlerinin hayata geçirilmesi halinde bu tür bir bankanın kurulması için gerekli ortamın oluşacağını belirtiyordu.

Afbeelding met tekst, handschrift, papier, brief Automatisch gegenereerde beschrijving
Yukarıda, Vissering’in Müller ile 11 Mart 1929 tarihinde Türkiye hakkında görüşme yaptığı belirtiliyor.

İtalyan uzman Kont Volpi ve İsviçreli profesör Leon Morf’un da katkılarıyla, 1930 yılında merkez bankası kanunu hazırlandı. Mustafa Kemal Atatürk, 4. Yasama yılının açılışında yaptığı konuşmada, Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yakında kurulacağını müjdeledi. 11 Haziran 1930 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu onaylandı ve banka 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kuruluş süreci, genç Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık ve modernizasyon yolunda attığı önemli adımlardan biridir. Celal Bayar, İsmet İnönü ve Gerard Vissering gibi önemli isimlerin katkıları ve fikir ayrılıkları, bu sürecin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Ayrıca, Vissering’in raporunun gizli bir şekilde Almanya’ya verilmesi, uluslararası ilişkiler ve etik standartlar açısından önemli dersler içermektedir. Bu süreç, Türkiye’nin ekonomik tarihindeki önemli dönüm noktalarından biridir ve ülkenin gelecekteki ekonomik politikalarının temellerini atmıştır.

Vissering’in Türkiye’ye Daveti ve Raporu

1928 yılında, Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar, Hollanda Merkez Bankası Başkanı Gerard Vissering’i Türkiye’ye davet etti. Vissering’den, Türkiye’nin ekonomik durumunu analiz etmesi ve merkez bankası kurma çalışmalarına yönelik bir rapor hazırlaması istendi. Vissering, Türkiye’deki incelemelerinin ardından kapsamlı bir rapor hazırladı ve bu raporu dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye sundu. Raporda, Türkiye’de bir merkez bankasının kurulmasının acil bir ihtiyaç olduğu belirtilmiş ve Türkiye İş Bankası’nın bu rolü üstlenebileceği vurgulanmıştır. Ancak, İsmet İnönü bu öneriye sıcak bakmamış ve Türkiye İş Bankası’nın merkez bankasına dönüştürülmesi girişimi sonuçsuz kalmıştır.

Diğer Uzmanların Katkıları

Vissering’in yanı sıra, Alman merkez bankası Reichsbank’ın guvernörü Hjalmar Schacht da Türkiye’ye davet edilmiş, ancak iş yoğunluğu nedeniyle yerine meslektaşı Karl Müller’i önermiştir. Müller’in hazırladığı rapor, Schacht’ın değerlendirmeleriyle birlikte Türk hükümetine sunulmuş ve Türkiye’nin içinde bulunduğu şartların merkez bankası kurulması için uygun olmadığı belirtilmiştir. Schacht ve Müller, Türkiye’nin ciddi tasarruf tedbirleri alması gerektiğini vurgulamışlardır.

İtalya’nın eski maliye bakanı Kont Volpi de Türkiye’ye davet edilerek, merkez bankası kurulması konusunu incelemiştir. Nihayet 1930 yılında, merkez bankası kanununun hazırlanması için çalışmalara başlanmış ve 11 Haziran 1930 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu kabul edilmiştir. Banka, 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçmiştir.

Osmanlı Borçları ve Lozan Konferansı

Vissering ile Celal Bayar arasında, Lozan Konferansı sırasında Osmanlı borçlarının hafifletilmesi konusunda da işbirliği olmuştur. Vissering, Celal Bayar’a bu konuda yardımcı olmuş ve aralarında bu vesileyle bir bağ oluşmuştur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kuruluşu, çeşitli uluslararası danışmanların katkılarıyla şekillenmiş ve nihayetinde Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık yolunda attığı önemli bir adım olmuştur. Vissering’in hazırladığı rapor ve diğer yabancı uzmanların değerlendirmeleri, Türkiye’nin ekonomik durumunu ve merkez bankası ihtiyacını net bir şekilde ortaya koymuş ve bu süreçte önemli bir rol oynamıştır. Bu döneme ait belgelerin Hollanda Devlet Arşivi’nde saklanması ve şimdi halka açılması, Türkiye’nin ekonomik tarihine ışık tutan önemli bir gelişmedir.

Celal Bayar, İsmet İnönü ve Maliye Bakanı Arasındaki Fikir Ayrılığı

Celal Bayar, Türkiye İş Bankası’nın başkanı olarak, bankasının merkez bankasına dönüştürülmesi fikrini güçlü bir şekilde savunuyordu. Bayar, Vissering’in hazırladığı raporu destekleyerek, İş Bankası’nın mevcut konumu ve tecrübesiyle merkez bankası olma kapasitesine sahip olduğunu düşünüyordu. Bu yaklaşım, İş Bankası’nın devlet bankası olarak ekonomideki rolünü ve prestijini artırmayı amaçlayan bir stratejiydi.

Ancak, dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve Maliye Bakanı Abdülhalik Renda, daha bağımsız ve ulusal bir merkez bankası fikrini benimsemişlerdi. Onlar, mevcut ticaret bankalarının merkez bankasına dönüştürülmesi yerine, tamamen bağımsız ve yeni bir merkez bankası kurulmasının daha doğru olacağını düşünüyorlardı. Bu yaklaşım, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını ve mali disiplini sağlama yolunda atılmış önemli bir adım olarak görülüyordu.

Bu fikir ayrılığı, yeni kurulan Cumhuriyet’in ekonomik politikalarının şekillendirilmesi sürecinde, farklı perspektiflerin ve stratejilerin çatışması olarak yorumlanabilir. İnönü ve Renda, daha uzun vadeli ve yapısal bir değişim öngörürken, Bayar daha pragmatik ve mevcut kaynakları kullanmayı amaçlayan bir yaklaşım benimsemişti.

Celal Bayar ile İsmet İnönü ve Maliye Bakanı arasındaki fikir ayrılığı, Türkiye’nin ekonomik politikalarının şekillendirilmesi sürecinde önemli bir tartışmayı yansıtırken, Vissering’in raporu gizlice Almanya’ya vermesi, uluslararası ilişkiler ve etik standartlar açısından ciddi eleştirilere yol açabilecek bir davranış olmuştur. Bu tür olaylar, bir ülkenin ekonomik bağımsızlık yolunda attığı adımların ne kadar hassas ve stratejik olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

                       *********************

GERARD VİSSERİNG

Balıkçılık (1920)

Araştırmamızın kahramanı Gerard Vissering’in uzunca biyografisini 29 Ağustos tarihinde yayınladığım haberimde belirtmiştim.

Gerard Vissering o zamanlar Hollanda’da çok ünlü bir isim olmuştu. Yaşamı ve ölümü medyada çok geniş yer almıştı.
Mehmet Tütüncü, Vissering’in eşi ve çocukları ile yaşamış olduğu evi ziyaret etti. Ne var ki, Vissering’in torunlarıyla karşılaşmayı tahayyül eden Tütüncü, evin satılmış olduğunu ve şimdi orada Yoga dersleri verildiğini gördü.

Afbeelding met buitenshuis, boom, plant, krant Automatisch gegenereerde beschrijving

Tütüncü’nün gözünden bir şey kaçmadı. Evin perdeleri Çin malıydı ama terdeki halılar Türkiye’den gelmişti.
!997 yılında, bu ev ile ilgili olarak bir dergide çok büyük ve geniş bir röportaj yayınlanmıştı.

Afbeelding met tekst, poort, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

Mehmet Tütüncü, Vissering’in mezarını da bularak ziyaret etti. Devlet adamlarına ayrılmış bir yerde bulunan mezarlık ve Visserin’in ölüm ilanı üstte görülüyor.

                      ******************

Merkez Bankası’nın web sayfasından aldığım Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem, 1980 Sonrası Dönem, 2001 Krizi ve Sonrası Dönem yazılarını da sizlere sunuyorum.

Osmanlı Dönemi

Osmanlı Devleti’nin klasik örgütlenme düzeninde

  • Para miktarının ayarlanması

  • Kredi hacminin düzenlenmesi

  • Altın ve döviz rezervlerinin yönetimi

  • İç ve dış ödemelerin gerçekleştirilmesi

gibi ekonomik faaliyetler; hazine, darphane, sarraflar, vakıflar, bedestenler ve loncalar gibi birçok farklı kesim tarafından yürütülmüştür.

19. yüzyılın ikinci yarısına kadar büyük oranda devam eden bu yapı içinde Osmanlı Devleti, padişah adına altın sikke basımını gerçekleştirmiştir.
Osmanlı Devleti; Ülke içerisindeki borçlanma ve savaşların yarattığı mali sıkıntılardan dolayı, Kaime-i Nakdiye-i Mutebere (Kaime) isimli kâğıt paraları basmış ve 1840 yılında dolaşıma çıkartmıştır.

1854 yılındaki Kırım Savaşı sırasında, yurt dışından ilk kez borçlanan Osmanlı Hükûmetinin; dış borçların ödenmesi konusunda aracılık görevi üstlenecek bir devlet bankasına ihtiyaç duyması üzerine, 1856 yılında Ottoman Bank (Bank-ı Osmanî) kurulmuştur. Merkezi Londra’da bulunan İngiliz sermayeli bu Bankanın yetkileri; küçük miktarlarda kredi vermek, Hükûmet’e avans sağlamak ve bazı Hazine bonolarını iskonto etmekle sınırlandırılmıştır.

1863 yılında Ottoman Bank, kendini feshederek İngiliz-Fransız ortaklığı altında Bank-ı Osmanî-i Şahane (Osmanlı Bankası) adını almış ve bir devlet bankası niteliği kazanmıştır. Bankaya, 30 yıllık bir süre için banknot basma ayrıcalığı ve tekeli verildiği bildirilmektedir. Osmanlı Bankası ayrıca; devletin haznedarlığını üstlenerek gelirleri tahsil etmek, Hazinenin ödemelerini yerine getirip bonolarını iskonto etmek, iç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini yapmakla da görevlendirilmiştir.

Osmanlı Bankası sermayesinin yabancılara ait olması, zamanla tepkilere yol açmış; bu durum, ulusal bir merkez bankası kurulması fikrinin temelini oluşturmuştur. Yerli sermayeye dayalı bir merkez bankası kurma çabaları, 11 Mart 1917 tarihinde Osmanlı İtibar-ı Millî Bankasının kurulması ile sonuçlanır. Ancak bu Banka; Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile ayrılması nedeniyle, merkez bankası işlevlerini görecek bir ulusal banka olma amacına ulaşamamıştır.

Cumhuriyet Dönemi

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, dünyada ortaya çıkan emisyon sağlayacak merkez bankalarının oluşturularak ülkelerin kendi para politikalarını bağımsız olarak belirlemeleri yönündeki eğilimin etkisiyle ve ülkemizde Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla güçlendirmek amacıyla bir merkez bankası kurulması yönündeki tartışmalar ve çalışmalar hız kazanmıştır. Bu konunun ilk kez ele alındığı 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde, özellikle “millî devlet bankası” kurulması fikri üzerinde durulmuştur. 1927 yılında Maliye Bakanı Abdülhalik Renda’nın merkez bankası kurulması hakkında sunduğu kanun taslağı kabul edimiştir. Ayrıca merkez bankasının kuruluş aşamasında yardımcı olması için; Ülkemiz yetkililerinin, diğer ülkelerin merkez bankalarından da görüş istediği belirtilmektedir.

1928 yılında Türkiye’ye davet edilen Hollanda Merkez Bankası İdare Meclisi Üyesi Dr. G. Vissering, hazırladığı raporda hükûmete bağlı olmayan ve bağımsız bir merkez bankasının gerekliliğine dikkat çekerken; 1929 yılında İtalyan Uzman Kont Volpi, Türk parasının istikrarının sağlanması için bir merkez bankası kurulmasının şart olduğunu belirtmiştir. Bu gelişmelerin ardından Hükûmet; merkez bankası kurulmasına ilişkin gerekli yasal çerçevenin hazırlanması için harekete geçmiş, Lozan Üniversitesinden Prof. Leon Morf’un katkılarıyla Merkez Bankası yasa tasarısı hazırlanmıştır. Tasarı; Türkiye Büyük Millet Meclisince 11 Haziran 1930 tarihinde kabul edilerek, 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu adı ile 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Merkez Bankası; farklı kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen işlevlerin tek elde toplanmasının ardından, 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyetlerine başlamıştır. Banka; diğer kamu kurumlarından tamamen ayrı ve bağımsız statüsünün bir göstergesi olarak, anonim şirket biçiminde hukuki varlığını kazanmıştır.

Bankanın hisseleri; (A), (B), (C) ve (D) olmak üzere toplam 4 sınıfa ayrılmıştır:

  • (A) sınıfı hisseler; Hazineye (Kuruluş Kanunu’nda; Bankanın bağımsızlığının güçlendirilmesi amacıyla, bu hisselerin toplam sermayenin yüzde 15’inden fazla olamayacağı belirtilmiştir),

  • (B) sınıfı hisseler; millî bankalara,

  • (C) sınıfı hisseler; yabancı bankalar ile imtiyazlı şirketlere,

  • (D) sınıfı hisseler, Türk ticaret kuruluşlarıyla Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere ayrılmıştır.

Kuruluş Kanunu’na göre Merkez Bankasının temel amacı, ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemektir. Bu amaçla Banka’ya aşağıdaki yetkiler tanınmıştır:

  • Temel politika aracı olan reeskont oranlarını belirlemek

  • Para piyasasını ve para dolaşımını düzenlemek

  • Hazine işlemlerini yerine getirmek

  • Türk parasının istikrarına yönelik önlemleri almak

  • Banknot basımını tek elden yürütmek

  • Devletin haznedarlığını üstlenmek

Bu dönemde uygulanan sabit döviz kuru rejimi altında döviz kurlarını belirleme yetkisi ise, Hükûmete aittir.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem

1211 Sayılı Merkez Bankası Kanunu

Dünya genelinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan değişikliklere uyum sağlamak ve Merkez Bankasının etkinliğini artırmak amacıyla, 14 Ocak 1970 yılında 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu kabul edilmiştir. Böylelikle tarihinde yeni bir dönem başlayan Merkez Bankası; kısmen de olsa, dönemin ekonomik ve merkez bankacılığı alanındaki yeniliklerini yansıtan bir yapıya kavuşmuştur.

Söz konusu Kanun; Bankanın yasal statüsü, organizasyon yapısı, yetki ve görevlerinde önemli değişiklikler içerir:

Sermaye: Anonim şirket statüsü korunan Merkez Bankasının sermayesi, 15 milyon liradan 25 milyon liraya yükseltilmiştir. Ayrıca Hazinenin sahip olduğu sermaye payının yüzde 51’den az olamayacağı da, Kanunda yer alan hükümler arasındadır.

Başkanlık (Guvernörlük) Makamı: 1211 Sayılı Kanun’un getirdiği bir diğer yenilik de  Guvernörlük adı verilen Başkanlık makamı olmuştur. Dış temsil ve ilişkilerde denklik, protokolde eşitlik sağlanması amacıyla kurulan Başkanlık makamına; ilk olarak Naim Talu getirilmiştir.

Yönetim Komitesi: Guvernörlük makamının yanında, Başkan ve Başkan Yardımcılarından meydana gelen Yönetim Komitesi adı altında yeni bir karar alma organı oluşturulmuştur.

Banka Meclisi: Bankanın en üst karar alma organı statüsündeki 8 üyeli İdare Meclisi ise, 6 üyeli Banka Meclisine dönüştürülmüştür.

Bu değişikliklerin yanı sıra, Hissedarlar Umum Heyeti, Genel Kurul; Murakıplar Komisyonu, Denetleme Kurulu; Umum Müdürlük ise İdare Merkezi adını almıştır.

Merkez Bankası Görev ve Yetkileri: Söz konusu Kanun, Merkez Bankasına ait görev ve yetkilerin artırılması açısından da önemli yenilikler içerir.

Bankanın Kanun ile tanınan yetki ve sorumlulukları şu şekilde sıralanabilir:

  • Doğrudan ve dolaylı para politikası araçları üzerindeki kontrolünün artması

  • Para arzını ve likiditeyi düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemleri yapma yetkisi

  • Hükûmetin para ve krediye ilişkin tedbirleri alırken, görüş bildirmesi

  • Reeskont işlemleri ile yatırım ve ekonomik kalkınmayı desteklemek amacıyla, orta vadeli kredi verme olanağı

Bunların yanında; Hazineye verilebilecek kısa vadeli avans miktarının üst sınırı, ilgili yıla ait bütçe ödeneklerinin yüzde 15’i oranında yükseltilmiştir.

1980 Sonrası Dönem

1980’lerde yaşanan ekonomik gelişmeler; hem Türkiye hem de Merkez Bankası açısından bir dönüm noktası niteliğindedir. 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan kararlar ile Türkiye ekonomisinde yapısal bir dönüşüm başlatılmıştır. Bu dönemin önemli ekonomik gelişmeleri şu şekildedir:

  • Piyasa mekanizması çerçevesinde oluşması amacıyla, fiyatlar üzerindeki kontroller kaldırılmış ve serbest dış ticaret politikasına geçiş yaşanmıştır.

  • Başlatılan finansal serbestleşme süreci ile para ve kur politikalarının Merkez Bankası tarafından piyasa ekonomisi ile uyumlu bir şekilde yürütülmesi için gerekli altyapının sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır.

  • Para politikası kapsamında, mevduat ve kredi faizlerinin piyasa koşullarında belirlenmesi hükme bağlanmıştır.

  • Türk parası, yabancı paralar karşısında devalüe edilerek sabit kur rejimi ortadan kalkmıştır.

1983 yılında Merkez Bankası, altın ve döviz rezervlerini etkin bir biçimde yönetmek konusunda yetkili hâle getirilmiştir. Bunun yanı sıra, Bankanın esas görevlerini ekonominin temel gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir şekilde yürüteceği hükmü, Kanun’a eklenmiştir. 1987 yılında açık piyasa işlemleri yapmaya başlayan Banka, modern anlamda para ve döviz piyasalarının kurulmasına da öncülük etmiştir.

1989 yılında, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile ekonomik birimlerin döviz ile işlem yapmalarına izin verildiği ve Türk parasının konvertibl ilan edilerek görece daha esnek bir döviz kuru rejimine geçildiği görülmektedir.

1990 yılında Banka; ilk defa kamuoyuna duyurduğu para programı ile, döviz kurları ve faiz oranlarındaki istikrarı bozmadan piyasanın likidite ihtiyacını karşılamayı hedeflemiştir. Belirtilen hedeflere ulaşılmasına rağmen, sonraki yıllarda yaşanan Körfez Savaşı; Türkiye ekonomisi üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Bu dönemde mali sektör üzerinde oluşan baskı, siyasi istikrarsızlık, maliye politikasının yeterince sıkı olmaması ve bankacılık sektörünün kırılgan yapısı gibi sorunlar; makroekonomik istikrarın sağlanamamasına ve 1994 yılının ilk çeyreğinde bir finansal kriz yaşanmasına yol açmıştır.

Aynı dönemde, yüksek enflasyon döneminin temel unsurlarından biri olan kamu borçlarının Merkez Bankası kaynaklarından finanse edilmesini önlemek için ilk düzenlemeler de gerçekleşmiştir: 21 Nisan 1994 tarihinde Hazinenin Merkez Bankası kaynaklarını kullanma sınırı getirilmiştir. Bunun yanında; 1997 tarihinde imzalanan bir protokol ile, 1998 yılından itibaren Hazinenin Merkez Bankasından kısa vadeli avans kullanamayacağı karara bağlanmıştır.

* Devalüasyon: Ulusal paranın dış satın alma gücünün, hükûmet tarafından alınan bir kararla düşürülmesi. Genellikle sabit kur sistemlerinde, ödemeler dengesi açık veren ülkelerde uygulanır.

2001 Krizi ve Sonrası Dönem

Merkez Bankasının 1995-1999 yılları arasında izlediği politika, finansal piyasalarda istikrarı sağlamaya yöneliktir. Enflasyonun kontrol altına alınamaması nedeniyle, 2000 yılında döviz kuruna dayalı yeni bir istikrar programı yürürlüğe konmuştur. Ancak 2000 yılının sonlarına doğru ekonomide artış gösteren güven kaybı ve 2001 yılında ortaya çıkan kriz; programın sonlandırılmasına neden olmuştur.  Bunun doğal sonucu olarak, 22 Şubat 2001 tarihinde döviz kurlarının dalgalanmaya bırakıldığı gözlemlenmiştir.

Kriz sonrasında ekonomide yaşanan yapısal dönüşüm sonrası Merkez Bankası Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmıştır. 25 Nisan 2001 tarihinde yapılan bu değişiklikler aşağıdaki gibidir:

Fiyat istikrarını sağlamak, Merkez Bankasının temel amacı olarak açık bir şekilde tanımlanmıştır.

  • Bu çerçevede, Merkez Bankasının para politikası konusundaki uygulamaları ve kullanacağı araçları doğrudan kendisinin belirleyeceği hükme bağlanmış; böylelikle Banka, araç bağımsızlığına kavuşmuştur.

  • Bankanın fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla, Hükûmetin büyüme ve istihdam politikalarını destekleyeceği hükme bağlanmıştır.

  • Finansal istikrarı sağlamak, Bankanın destekleyici amacı olarak tanımlanmıştır.

  • Merkez Bankasının Hazine ile diğer kamu kurum ve kuruluşlara avans vermesi, kredi açması ve bu kuruluşların ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alması yasaklanmış; bu sayede Bankanın kamusal finansman ihtiyacı için bir kaynak olması engellenmiştir.

  • Para politikası stratejilerinin ve karar alma mekanizmalarının kurumsallaşması amacıyla, Para Politikası Kurulu oluşturulmuştur.

2002 yılına gelindiği zaman, modern bir para politikası stratejisi olan enflasyon hedeflemesi rejimi uygulamasına geçilmiştir. Örtük enflasyon hedeflemesinin uygulandığı 2002-2005 yılları arasında; rejimin gerekli ön koşullarının karşılanmasına çalışılmış, Merkez Bankasının teknik ve kurumsal altyapısı güçlendirilmiş, tahmin modelleri geliştirilmiş ve veri seti genişletilmiştir. Bu süreçte; Araştırma Genel Müdürlüğü, Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü şeklinde yeniden yapılandırılmış, iletişim politikalarının etkinliğini sağlamak amacıyla İletişim Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

2005 yılından itibaren, politika kararları ile ilgili öngörülebilirliğin artırılması amacıyla; bir yıllık Para Politikası Kurulu toplantı tarihleri, bir takvim çerçevesinde önceden açıklanmıştır. Tüm bu süreç sonunda, 2006 yılında açık enflasyon hedeflemesi rejimi uygulanmaya başlamıştır.

Bu dönemde aynı zamanda; belli bir yol katettiği görülen enflasyonla mücadele ile ilgili kararlılığı vurgulamak, Türk parasının itibarını yükseltmek ve yüksek kupürlü paranın neden olduğu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla iki aşamalı bir para reformu gerçekleştirilmiştir:

  • 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren gerçekleşen ilk aşamada Türk lirasından altı sıfır atılmış, Yeni Türk Lirası ve Yeni Kuruşlar tedavüle çıkarılmıştır.

  • 1 Ocak 2009 tarihinde ise ikinci aşamaya geçilerek; paradan “yeni” ifadesi kaldırılmış, Türk lirası banknot ve kuruşlar yenilenen tasarım ve boyutlarla dolaşıma çıkarılmıştır.

Köklü bir tarihi olan Merkez Bankası; günümüzde de Kanunlar çerçevesinde kendisine verilen yetki ve görevleri en iyi şekilde gerçekleştirmeye ve bu anlamda Türkiye ekonomisine yön vermeye devam etmektedir.

Bugün  Merkez Bankası; nitelikli çalışan kaynağı ve modern altyapıya sahip, dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip eden ve kendini sürekli yenileyerek dinamik bir yapı içinde politika uygulamalarını sürdüren teknik ve güvenilir bir kurumdur.

                          *******************

BERICHT IN NEDERLANDS

VERLOREN DUPLICATEN UIT DE TURKSE CENTRALE BANK OPRICHTINGSDOSSIER VAN HET NEDERLANDSE RIJKSARCHIEF

De Nederlandse econoom Vissering, die Turkije hielp bij het verlichten van de Ottomaanse schulden en het oprichten van de Centrale Bank, had zijn rapport in het geheim aan zijn Duitse collega gegeven en gevraagd dit niet aan de Turkse regering te onthullen.

Voor de oprichting van de Centrale Bank vond een hevige discussie plaats tussen Celal Bayar, die wilde dat de İş Bankası werd omgezet in een centrale bank, en premier İsmet İnönü en minister van Financiën Abdülhalik Renda.

Dit artikel is samengesteld uit de bevindingen van onderzoeker Mehmet Tütüncü en bespreekt de Ottomaanse periode, de Republikeinse periode, de periode na de Tweede Wereldoorlog en de periode na 1980.

Afbeelding met person, kleding, water, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Mehmet TÜTÜNCÜ heeft onderzocht              İlhan KARAÇAY samengesteld

Beste lezers, Na mijn artikel van 29 augustus over het dossier van de oprichting van de Centrale Bank in Turkije dat Mehmet Tütüncü in het Nederlandse Rijksarchief heeft bestudeerd, kondigde ik aan dat we het dossier uitgebreider zouden behandelen.

Samen met Mehmet Tütüncü hebben we de kopieën van het dossier diepgaand bestudeerd. Wat ons het meest opviel, was dat van de 10 kopieën 8 exemplaren ontbraken. Een andere belangrijke kwestie was dat Vissering, die Turkije hielp met de Ottomaanse schulden en het oprichtingsrapport van de Centrale Bank schreef, het rapport in het geheim aan zijn Duitse collega had gegeven en zo de vertrouwelijkheidsregels van de bankier schond.

VERRAAD VAN VISSERING: HET GEHEIME RAPPORT VOOR TURKIJE LEKTE HIJ NAAR ZIJN DUITSE COLLEGA

Afbeelding met tekst, papier, brief, Papierprodcut Automatisch gegenereerde beschrijving

In het dossier dat na bijna 100 jaar werd geopend in het Nederlandse Rijksarchief, bleek dat de Nederlandse expert Gerard Vissering een grote fout maakte tijdens het oprichtingsproces van de Turkse Centrale Bank. Vissering pleegde een ernstige vertrouwensbreuk door het geheime rapport dat hij voor Turkije had opgesteld, naar de voorzitter van de Duitse Centrale Bank, Hjalmar Schacht, te sturen.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
Vissering had tijdens zijn uitnodiging naar Turkije een ontmoeting met Atatürk.

De voorzitter van de Nederlandse Centrale Bank, Gerard Vissering, had in 1928 een uitgebreid rapport opgesteld over de economische situatie van Turkije en de oprichting van een centrale bank. Dit rapport was van cruciaal belang voor de economische onafhankelijkheid van de Turkse Republiek en moest geheim blijven. Echter, de voorzitter van de Duitse Centrale Bank, Hjalmar Schacht, had Vissering gevraagd om dit rapport, en Vissering had het naar Schacht gestuurd ondanks de vertrouwelijkheid ervan. Bovendien had Vissering Schacht verteld: “Laat Turkije dit niet weten” terwijl hij het rapport in het geheim overhandigde.

Deze gebeurtenis vormde een ernstige bedreiging voor de economische onafhankelijkheid van de jonge Republiek en ondermijnde het vertrouwen van Turkije op het internationale toneel. Het dossier dat het verraad van Vissering onthulde, werd na 100 jaar in het Nederlandse Rijksarchief openbaar gemaakt en bracht een belangrijk feit aan het licht over de economische geschiedenis van Turkije.

Het Rapport van Gerard Vissering en de Schending van Vertrouwelijkheid

Het rapport dat Gerard Vissering had opgesteld, bevatte belangrijke informatie over de economische situatie van Turkije en het proces van het oprichten van een centrale bank. Echter, Vissering gaf dit rapport in het geheim aan de voorzitter van de Duitse Centrale Bank, Hjalmar Schacht. Schacht had het rapport gevraagd en ondanks dat Vissering had aangegeven dat het rapport vertrouwelijk was, stuurde hij het toch naar Schacht.

Deze gebeurtenis kan op verschillende manieren worden bekritiseerd:

Schending van Vertrouwelijkheid: Ondanks dat Vissering had aangegeven dat het rapport vertrouwelijk was, schond hij deze vertrouwelijkheid door het aan Schacht te geven. Dit is onaanvaardbaar gedrag vanuit professioneel en ethisch oogpunt.

Betrouwbaarheidsprobleem: Door zijn gedrag beschadigde Vissering het vertrouwen dat Turkije in hem had. Een adviseur die de vertrouwelijke informatie van het land waarin hij advies geeft aan een ander land doorgeeft, roept vragen op over zijn betrouwbaarheid en vermindert het vertrouwen in toekomstige samenwerkingen.

Schade aan Nationale Belangen: Terwijl Turkije belangrijke stappen zette richting economische onafhankelijkheid, bracht het lekken van dergelijke informatie de nationale belangen van Turkije in gevaar.

BRIEF VAN VISSERING AAN ZIJN DUITSE COLLEGA (VERTALING IN HET TURKS)

Amsterdam, 26 augustus 1929.

ZEER GEHEIM.

Geachte Dr. Hjalmar Schacht, voorzitter van de Reichsbank Duitsland, SCHEVENINGEN, Palace Hotel.

Geachte heer Schacht, Van de heer La Gro vernam ik dat u mogelijk interesse hebt in het rapport dat ik aan de Turkse regering heb voorgelegd en dat u het wellicht wilt inzien om te zien of het overeenkomt met de beoordelingen van Geheimrat Müller. Müller heeft op verzoek van de Turkse regering Turkije bezocht om de gedetailleerde regelingen voor de op te richten circulatiebanken te bestuderen. Ik kreeg voortdurend de indruk dat de Turkse regering mijn rapport strikt vertrouwelijk hield en het niet openbaar wilde maken. Daarom dacht ik dat ik niet de vrijheid had om dit rapport zonder goedkeuring van de Turkse regering openbaar te maken. Echter, ik vind het niet bezwaarlijk om het rapport persoonlijk aan u te overhandigen, maar ik vraag u dit rapport als een vertrouwelijk document te beschouwen en de Turkse regering niet op de hoogte te brengen dat een derde persoon dit rapport heeft ingezien. Na het rapport te hebben bekeken, verzoek ik u het terug te sturen naar mijn adres, Amsterdam, Rokin 127 (De Nederlandsche Bank). Enkele jaren geleden hadden we het genoegen u de Zuiderzee-werken te tonen. Sindsdien zijn de werkzaamheden aanzienlijk gevorderd, dus nu is er veel nieuws te zien. Als u de nieuwe fase van de werkzaamheden wilt zien, regel ik graag een bezoek voor u. Maar om voorbereid te zijn, moeten we dit enkele dagen van tevoren organiseren.

VERMISTE 8 EXEMPLAREN UIT HET DOSSIER

Afbeelding met tekst, brief, papier, handschrift Automatisch gegenereerde beschrijving

In de aantekening van Vissering’s assistent staat: “Volgende week worden er 8 exemplaren verstuurd”, maar in het dossier van het Nederlandse Rijksarchief ontbraken deze 8 exemplaren.

De volledige vertaling van de brief is als volgt:

Amsterdam, 7 juli 1928

Geachte heer G. Vissering,

Hôtel Royal. EVIAN LES BAINS.

Geachte heer,

Op verzoek van de heer de Jong (die momenteel met vakantie is) stuur ik u hier per expresbestelling twee exemplaren van uw rapport over Turkije. Vanwege de spoed bij het kopiëren zijn deze niet gebonden. De resterende 8 exemplaren worden volgende week verstuurd. Ik stuur u ook een brief van Warburg & Co., die onmiddellijk naar uw adres moet worden verzonden. Met vriendelijke groet, Uw trouwe dienaar.

OPRICHTING FASEN

In het dossier, waarvan 8 exemplaren ontbreken, presenteer ik de overgebleven informatie over de oprichting van de Centrale Bank, inclusief de Ottomaanse periode, de Republikeinse periode, de periode na de Tweede Wereldoorlog en de periode na 1980.

Tijdens een economisch congres in İzmir in 1923 werd de oprichting van een Centrale Bank besproken. Vier jaar later werd het eerste ontwerpplan voor de bank ingediend. Dit ontwerp diende als basis voor discussies met andere centrale bankiers over het ontwerp van de Turkse Centrale Bank. Een van de gesprekspartners was Gerard Vissering, bestuurslid van De Nederlandsche Bank, en zijn rapport benadrukte de noodzaak van onafhankelijkheid van de regering. Na deze gesprekken stelde de regering een wetsvoorstel op. De wet werd op 11 juni 1930 goedgekeurd en op 30 juni 1930 gepubliceerd in het Staatsblad. De Turkse Republiek Centrale Bank begon op 3 oktober 1931 met haar activiteiten. Om aan te geven dat de bank geen overheidsinstantie was en onafhankelijk was, werd deze een naamloze vennootschap. De bank kreeg aanvankelijk het privilege om bankbiljetten uit te geven voor een periode van 30 jaar. Dit privilege werd in 1955 verlengd tot 1999 en in 1994 werd het voor onbepaalde tijd verlengd. In dit proces waren de voorzitter van de Türkiye İş Bankası Celal Bayar, premier İsmet İnönü en de voorzitter van de Nederlandse Centrale Bank Gerard Vissering van doorslaggevend belang.

Het Perspectief van İsmet İnönü en Minister van Financiën Abdülhalik Renda

Afbeelding met Menselijk gezicht, pak, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Premier İsmet İnönü en minister van Financiën Abdülhalik Renda bepleitten een meer onafhankelijke centrale bank. Volgens hen was het gezonder om een nieuwe en volledig onafhankelijke instelling op te richten in plaats van bestaande handelsbanken deze rol te laten vervullen. Deze visie was een cruciale stap voor de economische onafhankelijkheid en financiële discipline van Turkije.

İnönü en Renda’s benadering botste met het voorstel van Celal Bayar. Bayar’s wens om de İş Bankası om te zetten in een centrale bank werd niet door İnönü gesteund en bleef zonder resultaat. Deze meningsverschil kan worden gezien als een botsing van verschillende perspectieven en strategieën.
Deze benadering van İnönü en Renda was in conflict met het voorstel van Celal Bayar. Bayar’s verlangen om de İş Bankası om te vormen tot een centrale bank werd niet goedgekeurd door İnönü en liep op niets uit.
Dit meningsverschil kan worden geïnterpreteerd als een botsing van verschillende perspectieven en strategieën bij de vormgeving van het economische beleid van de jonge Republiek.
De in 1924 opgerichte Türkiye İş Bankası was de eerste particuliere bank van de Republiek. Bayar geloofde dat de İş Bankası deze taak met haar bestaande ervaring en infrastructuur succesvol zou kunnen uitvoeren.
In die tijd behield de Ottomaanse Bank nog steeds de status van staatsbank op papier, en een van Bayar’s strategische doelen was dat de İş Bankası deze rol zou overnemen.

Bayar nodigde daarom de president van de Nederlandse Bank, Gerard Vissering, uit naar Turkije. Vissering kreeg de opdracht een rapport op te stellen over zowel de algemene economische situatie van Turkije als het proces van het oprichten van een centrale bank.

In Vissering’s rapport werd gesteld dat de omzetting van de Türkiye İş Bankası in een centrale bank gunstig zou zijn gezien de bestaande middelen en het personeel.
Dit rapport werd door Celal Bayar aan de toenmalige premier İsmet İnönü voorgelegd.

Oprichting en de Nasleep van de Centrale Bank

Het jaar 1928 eindigde zonder concrete vooruitgang in de oprichting van de centrale bank. Echter, de Grote Depressie van 1929 vergrootte Turkije’s handelsdeficits en de instabiliteit van de valuta, wat de regering ertoe bracht strikte controles in te voeren op het gebied van valuta en wisselkoersen.
De “Wet op de Effecten- en Valutabeurzen” die in deze periode werd uitgevaardigd en de genomen maatregelen waren onvoldoende om de instabiliteit te verhelpen, en de kwestie van de oprichting van een centrale bank werd serieuzer aangepakt.

In 1929 kon Hjalmar Schacht, de gouverneur van de Duitse centrale bank Reichsbank, vanwege drukte niet naar Turkije komen, maar hij stelde zijn collega Karl Müller voor als vervanger.
In het rapport dat Müller opstelde, stond dat Turkije niet over de juiste voorwaarden beschikte voor de oprichting van een centrale bank, maar dat met de implementatie van enkele bezuinigingsmaatregelen de noodzakelijke voorwaarden voor de oprichting van een dergelijke bank zouden kunnen worden gecreëerd.

Afbeelding met tekst, handschrift, papier, brief Automatisch gegenereerde beschrijvingHierboven staat vermeld dat Vissering op 11 maart 1929 een gesprek had met Müller over Turkije.

Met de bijdragen van de Italiaanse expert Graaf Volpi en de Zwitserse professor Leon Morf werd in 1930 de wet op de centrale bank opgesteld. Mustafa Kemal Atatürk kondigde in zijn toespraak bij de opening van het 4e wetgevingsjaar aan dat de Republiek Centrale Bank binnenkort zou worden opgericht.
Op 11 juni 1930 werd de Wet op de Centrale Bank van de Republiek Turkije goedgekeurd en de bank begon haar activiteiten op 3 oktober 1931.

Het oprichtingsproces van de Centrale Bank van de Republiek Turkije is een van de belangrijke stappen die de jonge Republiek heeft genomen op weg naar economische onafhankelijkheid en modernisering. De bijdragen en meningsverschillen van belangrijke figuren zoals Celal Bayar, İsmet İnönü en Gerard Vissering waren bepalend voor de vormgeving van dit proces.
Bovendien bevat het heimelijk doorgeven van Vissering’s rapport aan Duitsland belangrijke lessen op het gebied van internationale betrekkingen en ethische normen.
Dit proces is een van de belangrijke keerpunten in de economische geschiedenis van Turkije en heeft de basis gelegd voor het toekomstige economische beleid van het land.

De Uitnodiging van Vissering naar Turkije en zijn Rapport

In 1928 nodigde de algemeen directeur van Türkiye İş Bankası, Celal Bayar, de president van de Nederlandse Bank, Gerard Vissering, uit naar Turkije.
Vissering werd gevraagd de economische situatie van Turkije te analyseren en een rapport op te stellen over de oprichting van een centrale bank.
Vissering stelde na zijn onderzoek in Turkije een uitgebreid rapport op en presenteerde dit aan de toenmalige premier İsmet İnönü.
In het rapport werd aangegeven dat de oprichting van een centrale bank in Turkije een dringende noodzaak was en werd benadrukt dat de Türkiye İş Bankası deze rol zou kunnen vervullen.
Echter, İsmet İnönü stond niet positief tegenover dit voorstel en de poging om de Türkiye İş Bankası om te vormen tot een centrale bank liep op niets uit.

Deze benadering van İnönü en Renda stond haaks op het voorstel van Celal Bayar. Bayar’s wens om de İş Bankası om te vormen tot een centrale bank werd door İnönü niet goed ontvangen en liep op niets uit.Dit meningsverschil kan worden gezien als een botsing van verschillende perspectieven en strategieën in het vormingsproces van het economische beleid van de jonge Republiek.
De in 1924 opgerichte Türkiye İş Bankası was de eerste particuliere bank van de Republiek. Bayar geloofde dat de İş Bankası deze taak met haar bestaande ervaring en infrastructuur succesvol zou kunnen uitvoeren.
In die tijd behield de Ottomaanse Bank nog steeds de status van staatsbank op papier, en een van Bayar’s strategische doelen was dat de İş Bankası deze rol zou overnemen.
Bayar nodigde daarom de president van de Nederlandse Bank, Gerard Vissering, uit naar Turkije. Vissering kreeg de opdracht een rapport op te stellen over zowel de algemene economische situatie van Turkije als het proces van het oprichten van een centrale bank.
In Vissering’s rapport werd gesteld dat de omzetting van de Türkiye İş Bankası in een centrale bank gunstig zou zijn gezien de bestaande middelen en het personeel.
Dit rapport werd door Celal Bayar aan de toenmalige premier İsmet İnönü voorgelegd.

De Oprichting en de Nasleep van de Centrale Bank

Het jaar 1928 eindigde zonder concrete vooruitgang in de oprichting van de centrale bank. Echter, de Grote Depressie van 1929 vergrootte Turkije’s handelsdeficits en de instabiliteit van de valuta, wat de regering ertoe bracht strikte controles in te voeren op het gebied van valuta en wisselkoersen.

De “Wet op de Effecten- en Valutabeurzen” die in deze periode werd uitgevaardigd en de genomen maatregelen waren onvoldoende om de instabiliteit te verhelpen, en de kwestie van de oprichting van een centrale bank werd serieuzer aangepakt.
In 1929 kon Hjalmar Schacht, de gouverneur van de Duitse centrale bank Reichsbank, vanwege
drukte niet naar Turkije komen, maar hij stelde zijn collega Karl Müller voor als vervanger.
In het rapport dat Müller opstelde, stond dat Turkije niet over de juiste voorwaarden beschikte voor de oprichting van een centrale bank, maar dat met de implementatie van enkele bezuinigingsmaatregelen de noodzakelijke voorwaarden voor de oprichting van een dergelijke bank zouden kunnen worden gecreëerd.

Bijdragen van Andere Deskundigen

Naast Vissering werd ook Hjalmar Schacht, de gouverneur van de Duitse centrale bank Reichsbank, uitgenodigd naar Turkije, maar vanwege zijn drukke agenda stelde hij zijn collega Karl Müller voor.
Het rapport opgesteld door Müller werd samen met Schacht’s evaluaties aan de Turkse regering gepresenteerd en stelde dat de omstandigheden in Turkije ongeschikt waren voor de oprichting van een centrale bank.
Schacht en Müller benadrukten dat Turkije serieuze bezuinigingsmaatregelen moest nemen.
De voormalige Italiaanse minister van Financiën, Graaf Volpi, werd ook uitgenodigd naar Turkije om de kwestie van de oprichting van een centrale bank te onderzoeken.
Uiteindelijk werd in 1930 begonnen met het opstellen van de wet op de centrale bank, en op 11 juni 1930 werd de Wet op de Centrale Bank van de Republiek Turkije aangenomen.
De bank begon haar activiteiten op 3 oktober 1931.

Ottomaanse Schulden en de Lausanne Conferentie

Tussen Vissering en Celal Bayar was er ook samenwerking tijdens de Lausanne Conferentie over de verlichting van Ottomaanse schulden.
Vissering hielp Celal Bayar hierbij, en er ontstond een band tussen hen door deze gelegenheid.
De oprichting van de Centrale Bank van de Republiek Turkije werd vormgegeven door de bijdragen van verschillende internationale adviseurs en was uiteindelijk een belangrijke stap in Turkije’s weg naar economische onafhankelijkheid.
Het rapport dat door Vissering werd opgesteld, samen met de evaluaties van andere buitenlandse deskundigen, maakte de economische situatie van Turkije en de noodzaak van een centrale bank duidelijk en speelde een belangrijke rol in dit proces.
Het bewaren van de documenten uit deze periode in het Nederlandse Rijksarchief en de huidige openstelling ervan voor het publiek, is een belangrijke ontwikkeling die licht werpt op de economische geschiedenis van Turkije.

Meningsverschillen tussen Celal Bayar, İsmet İnönü en de Minister van Financiën

Als voorzitter van de Türkiye İş Bankası pleitte Celal Bayar krachtig voor het idee om zijn bank om te vormen tot een centrale bank.
Bayar ondersteunde het rapport van Vissering en geloofde dat de İş Bankası met haar huidige positie en ervaring de capaciteit had om een centrale bank te worden.

Deze benadering was een strategie die gericht was op het vergroten van de rol en het prestige van de İş Bankası als staatsbank in de economie.
Echter, de toenmalige premier İsmet İnönü en minister van Financiën Abdülhalik Renda, hadden het idee van een meer onafhankelijke en nationale centrale bank omarmd.
Zij geloofden dat het beter zou zijn om een volledig onafhankelijke en nieuwe centrale bank op te richten in plaats van bestaande handelsbanken om te vormen tot een centrale bank.
Deze benadering werd gezien als een belangrijke stap naar het verzekeren van de economische onafhankelijkheid en de financiële discipline van Turkije.
Dit meningsverschil kan worden gezien als een botsing van verschillende perspectieven en strategieën in het vormingsproces van het economische beleid van de nieuwe Republiek.
İnönü en Renda voorzagen een meer langetermijn- en structurele verandering, terwijl Bayar een meer pragmatische benadering hanteerde die gericht was op het gebruik van bestaande middelen.
Het meningsverschil tussen Celal Bayar en İsmet İnönü en de minister van Financiën weerspiegelt een belangrijke discussie in het vormingsproces van het economische beleid van Turkije, terwijl het heimelijk overdragen van Vissering’s rapport aan Duitsland een daad was die ernstige kritiek zou kunnen uitlokken op het gebied van internationale betrekkingen en ethische normen.

Dergelijke gebeurtenissen onderstrepen opnieuw hoe gevoelig en strategisch de stappen zijn die een land zet op weg naar economische onafhankelijkheid.

GERARD VİSSERİNG

Balıkçılık (1920)

In mijn nieuwsbericht van 29 augustus gaf ik een uitgebreide biografie van Gerard Vissering, de held van ons onderzoek.

Gerard Vissering was in die tijd een zeer bekende naam in Nederland. Zijn leven en dood kregen veel aandacht in de media.
Mehmet Tütüncü bezocht het huis waar Vissering met zijn vrouw en kinderen woonde. Hij hoopte de kleinkinderen van Vissering te ontmoeten, maar ontdekte dat het huis was verkocht en nu werd gebruikt voor yogalessen.

Afbeelding met buitenshuis, boom, plant, krant Automatisch gegenereerde beschrijving
Niets ontsnapte aan Tütüncü’s aandacht. De gordijnen in het huis waren van Chinese makelij, maar de tapijten op de vloer kwamen uit Turkije.
In 1997 werd er in een tijdschrift een zeer groot en uitgebreid interview over dit huis gepubliceerd.

Afbeelding met tekst, poort, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

Mehmet Tütüncü vond en bezocht ook het graf van Vissering. De begraafplaats bevond zich op een locatie gereserveerd voor staatslieden en de overlijdensadvertentie van Vissering is hierboven te zien.

                   ************************

Değerli okurlarım,
www.ilhankaracay.com’da yayınlanan haber ve yorumlar, 5 bin kadarı medya olmak üzere, parlamenterler, ünüversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek kurululuşları, holdingler ve kişileri kapsayan 27 bin email adresine gönderilmektedir. Yüzlerce yayın organı bu haber ve yorumları değerlendirmektedir.
Bu sayede okuyucu kitlemin sayısı milyonları geçmektedir.
Bana okuyucu rekoru kırdıran, aşağıdaki logoların yayın kuruluşları, benimle irtibatlı olarak yayın yapmaktadırlar.
Yayınlayanlara ve okuyanlara teşekkürlerimle…

Afbeelding met tekst, schermopname, Lettertype, Onlineadvertenties Automatisch gegenereerde beschrijving

 

HOLLANDA’DA BİR BİLİNMEYEN: SEÇİLENLERİN YER ALDIĞI ‘BELEDİYE MECLİSLERİ’NİN YANINDA, GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN ‘DANIŞMA KURULLARI’ DA VAR.

HOLLANDA’DA BİR BİLİNMEYEN: SEÇİLENLERİN YER ALDIĞI ‘BELEDİYE MECLİSLERİ’NİN YANINDA, GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN ‘DANIŞMA KURULLARI’ DA VAR.

Kanunen ve mecburen oluşan ‘Danışma Kurulları’nda, Türkler ve diğer göçmenler, bilgisizlik nedeniyle yer almıyorlar.

Bu kurullların işlevi ve kurullarda yer almak için yapılması gerekenleri, Hollanda’daki yurttaşlarımız için derledim.

Bu kurullara katılabilmek için yapılması gerekenler, aşağıdaki derlemede yer almaktadır.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY derledi:

Hollanda’da Belediyeler, hizmet verdikleri birçok alanda kanunen ve mecburen, ‘Danışma Kurulları’ oluşturmakla yükümlüdür. Yeni uygulamalar ve yeni politikalar belirlenirken, bu kurulların görüşleri de alınmak zorundadır.

Bunun dışında, toplumun kendi insiyatifi ile oluşturduğu, ‘Danışma Kurulları’, istenilse de istenilmese de tavsiyelerde bulunarak, karar sürecine dahil oluyor. Ancak, araştırma sonuçlarına göre, belediyelerin bu kurulları oluştururken, tüm gruplarla yeterince temas kurmaması ve göçmenlerin yerel yönetim konularına gereğince ilgi göstermemesi, temsil eksikliğinde etkin rol oynuyor.
Yapılan araştırmalarda, bu kurulların, toplumun demografik (nüfusbilimsel) yapısını yeterince yansıtmadığı ve göçmen kökenli bireylerin sorunlarının bu kurullarda yeterince temsil edilmediği anlaşılıyor.

Afbeelding met tafel, whiteboard, meubels, stoel Automatisch gegenereerde beschrijving

Yabancıların çoğunun bilmediği ‘Belediye Danışma Kurulları’ ile ilgili olarak, naçizane şahsımın da bilmediği bu konu hakkında yaptığım araştırma sonucunda yazacaklarım şöyle:

Hollanda’da ‘Het Kennisplatform Inclusief Samenleven (KIS) (Kapsayıcı Yaşam Bilgi Platformu)’ tarafından yapılan bir araştırma, belediye Danışma Kurulları’nın toplumun demografik yapısını yeterince yansıtmadığını ve göçmen kökenli bireylerin sorunlarının bu kurullarda yeterince temsil edilmediğini ortaya koydu. Araştırma, Hengelo Belediye Meclisi üyesi Burhanettin Carlak’ın girişimiyle ve Koen Kros ile Mellouki Cadat-Lampe’nin yönetiminde gerçekleştirildi.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving
Burhanettin Carlak                   Koen Kros                           Mellouki Cadat-Lampe

Araştırmanın sonuçlarına göre, belediye Danışma Kurulları dezavantajlı ve geri kalmış kitlelerin sorunlarını yeterince gündeme getirmemektedir.
Yerel yönetimlerin Danışma Kurulları oluşturmak zorunda olmalarına rağmen, bu kurullarda göçmen kökenlilerin yeterince temsil edilmemesi, temsil eksikliğine yol açmaktadır. Bu durum, göçmen kökenlilerin yerel yönetim konularına ilgisizliği ve belediyelerin bu gruplara yeterince ulaşamaması gibi nedenlerle açıklanmaktadır. Göçmen kökenlilerin yerel yönetimlere dahil edilmesi, onların ihtiyaç ve beklentilerinin daha iyi anlaşılmasını ve topluma entegrasyonlarını kolaylaştırabilir. Belediyelerin, bu gruplarla daha etkili iletişim kurması ve onların katılımını teşvik etmesi, temsil eksikliğinin giderilmesine katkı sağlayabilir.

Araştırma, göçmen kökenlilerin yerel yönetimlere katılımını artırmak için, belediyeler ve Danışma Kurulları arasında daha iyi bir işbirliği ve iletişim kurulması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, belediyelerin Danışma Kurulları ile aktif geri bildirimde bulunarak, bu kurulların tavsiyelerini nasıl değerlendirdiklerini açıkça belirtmeleri öneriliyor. Aynı araştırmada, Danışma Kurulları’nın etkinliğini artırmak için belediyelerin bu kurulları ciddiye almaları ve değer vermeleri gerektiği belirtiliyor.

Araştırmanın önerileri arasında şunlar da yer alıyor:

Temsilin Artırılması:
Belediye çalışanları arasında toplumun demografik yapısının daha iyi yansıtılması.

Güvenin Artırılması:
Göçmen kökenli sakinlerin yerel siyasete güvenini artırmak için iletişimin daha erişilebilir ve kapsayıcı olması.

Danışma Kurulları’nın Tanıtılması:
Danışma Kurullarının rolünün ve öneminin belediyeler tarafından daha iyi tanıtılması.

Kolaylaştırma ve Destek:
Danışma Kurullarının uygun şekilde desteklenmesi ve kolaylaştırılması.

Hollanda’da belediye Danışma Kurulları’nın daha kapsayıcı ve temsil edici hale getirilmesi gerektiğini ve göçmen kökenli bireylerin yerel yönetim süreçlerine daha aktif katılımının teşvik edilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu, hem yerel demokrasiye katkı sağlayacak hem de toplumun çeşitli kesimlerinin sorunlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Afbeelding met kleding, Dans, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Belediye Danışma Kurulu’na girmek için nasıl başvurulur?

Danışma Kurulu’na katılmak için başvuru süreci belediyeden belediyeye farklılık gösterebilir, ancak genel olarak aşağıdaki adımlar izlenebilir:

Belediye Web Sitesini Ziyaret Edin:

*Belediyenizin resmi web sitesine girin ve Danışma Kurulu veya benzeri komisyonlar hakkında bilgi edinin. Çoğu belediye, web sitesinde bu kurullar hakkında bilgi ve başvuru sürecini detaylandırır.

Başvuru Formu Temin Edin:
*Başvuru formunu web sitesinden indirip doldurabilirsiniz. Eğer çevrimiçi başvuru yapılabiliyorsa, formu online olarak doldurabilirsiniz.

*Form, genellikle kişisel bilgiler, eğitim durumu, iş deneyimi ve neden Danışma Kurulu’na katılmak istediğinizi belirten bir motivasyon mektubunu içermeli.

Gerekli Belgeleri Hazırlayın:

*Kimlik fotokopisi

*Özgeçmiş (CV)

*Motivasyon mektubu

*Referans mektupları (bazı durumlarda)

Başvurunuzu Gönderin:

*Hazırladığınız başvuru formu ve belgeleri, belirtilen adrese posta ile gönderin veya belediyenin ilgili birimine teslim edin.

*Çevrimiçi başvuru imkânı varsa, gerekli belgeleri tarayarak çevrimiçi başvuru sistemine yükleyin.

Başvurunuzu Takip Edin:
*Başvurunuzu gönderdikten sonra, belediyenin ilgili birimiyle iletişime geçerek başvurunuzun durumu hakkında bilgi alabilirsiniz.

*Belediyeniz, başvurunuzun alındığını ve değerlendirileceğini belirten bir onay e-postası veya mektup gönderebilir.

Mülakat ve Seçim Süreci:
*Başvurunuz uygun bulunursa, belediye sizi bir mülakata çağırabilir. Mülakat sırasında, motivasyonunuz ve katılım sağlayabileceğiniz konular hakkında daha fazla bilgi vermeniz istenebilir.

*Mülakat sonrasında, uygun görüldüğünüz takdirde Danışma Kurulu’na kabul edilirsiniz.

Katılım ve Eğitim:

*Kurula kabul edildikten sonra, belediye tarafından düzenlenen oryantasyon veya eğitim programlarına katılmanız gerekebilir.

*Bu eğitimlerde, Danışma Kurulu’nun görev ve sorumlulukları, toplantı prosedürleri ve çalışma usulleri hakkında bilgi verilir.

Bu genel adımlar doğrultusunda başvurunuzu yapabilirsiniz. Başvuru süreci hakkında daha spesifik bilgi almak için belediyenizin ilgili birimiyle iletişime geçmek de faydalı olacaktır.

Özellikle Türk kökenli bireyler için önerilerim şöyle:
Bu öneriler, Danışma Kurulu’na başvururken ve genel olarak topluma katılımı artırırken yardımcı olabilir:

Kültürel Kökeninizi Gururla Taşıyın:
*Kendi kültürünüzü ve geleneklerinizi tanıtmak, topluma katkıda bulunmanın önemli bir yoludur. Bu, aynı zamanda farklı kültürler arasındaki anlayışı ve iş birliğini artırabilir.

Kültürel Etkinlikler Düzenleyin:
*Türk kültürünü tanıtan etkinlikler (festivaller, sanat sergileri, yemek günleri) düzenleyerek toplumda farkındalık yaratın. Bu tür etkinlikler, toplumsal kaynaşmayı artırır ve sizin gibi diğer bireylerin katılımını teşvik eder.

Topluluklarla Bağlantı Kurun:
*Yerel Türk toplulukları ve derneklerle bağlantı kurarak, onların desteğini alın. Bu, başvurunuzda referanslar ve destekleyici ağlar oluşturmanıza yardımcı olabilir.

Mentorluk ve Destek Grupları:
*Daha önce benzer kurullarda yer almış Türk kökenli bireylerle iletişime geçin. Onların deneyimlerinden ve tavsiyelerinden yararlanarak kendi başvurunuzu ve katkınızı daha etkili hale getirebilirsiniz.

Eğitim ve Bilgi Edinme:
*Belediye yönetiminin hazırladığı, yerel siyaset ve toplumsal katılım konularında eğitimler ve seminerlere katılın. Bu, başvurunuzun daha bilinçli ve donanımlı olmasını sağlar.

Toplumun İhtiyaçlarına Odaklanın:
*Yerel toplumun ihtiyaçlarını anlamak ve bu ihtiyaçlara yönelik projeler ve öneriler geliştirmek, başvurunuzun kabul edilme olasılığını artırır. Bu, aynı zamanda toplumda daha etkili bir temsilci olmanızı sağlar.

Pozitif Bir Etki Yaratın:
*Toplumda pozitif bir etki yaratmak için gönüllü çalışmalara katılın ve toplumun genel refahını artırmaya yönelik projelerde aktif rol alın.

Kararlılığınızı Gösterin:
*Başvuru sürecinde ve mülakatlarda, topluma katkıda bulunma konusundaki kararlılığınızı ve motivasyonunuzu açıkça ifade edin. Bu, sizin neden bu kurula katılmak istediğinizi net bir şekilde gösterir.

Uzun Vadeli Planlama:
*Danışma Kurulu’na katılımınızın yanı sıra, uzun vadeli toplumsal katılım planları yapın. Bu, sürdürülebilir bir etki yaratmanıza ve toplumsal değişime katkıda bulunmanıza yardımcı olur.

Bu tavsiyeler, Türk kökenli bireylerin Danışma Kurulu’na katılım sürecinde daha etkili ve başarılı olmalarına yardımcı olabilir. Topluma yapacağınız katkılar, hem bireysel olarak sizin gelişiminize, hem de genel toplumsal faydaya büyük katkı sağlayacaktır.

                                                 *******************

Değerli okurlarım,
www.ilhankaracay.com’da yayınlanan haber ve yorumlar, 5 bin kadarı medya olmak üzere, parlamenterler, ünüversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek kurululuşları, holdingler ve kişileri kapsayan 27 bin email adresine gönderilmektedir. Yüzlerce yayın organı bu haber ve yorumları değerlendirmektedir.
Bu sayede okuyucu kitlemin sayısı milyonları geçmektedir.
Bana okuyucu rekoru kırdıran, aşağıdaki logoların yayın kuruluşları, benimle irtibatlı olarak yayın yapmaktadırlar.
Yayınlayanlara ve okuyanlara teşekkürlerimle…

Afbeelding met tekst, schermopname, Lettertype, Onlineadvertenties Automatisch gegenereerde beschrijving

 

YURT DIŞINDAKİ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN, ‘ÇEVRİM İÇİ TÜRKÇE VE TÜRK KÜLTÜRÜ’ DERSLERİ BAŞLIYOR…

YURT DIŞINDAKİ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN, ‘ÇEVRİM İÇİ TÜRKÇE VE TÜRK KÜLTÜRÜ’ DERSLERİ BAŞLIYOR…

Hollanda’da 19 Ağustos’ta başlayan kayıtlar 9 Eylülde sona erecek.

Lahey Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği koordinesinde başlatılan kayıt işlemine 05-16 yaş aralığındaki çocuklarımız için başvurulabilecek.

Hollanda’da ilk kez 17 Şubat 2024 tarihinde başlatılan dersler, Güz ve Bahar dönemleri olarak 2024-2025 eğitim-öğretim yılı boyunca devam edecek.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

 

Öğretmen görevlendirilemeyen ülkelerde yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın çocuklarına yönelik, 2022 yılında başlatılan ‘Çevrim içi Türkçe ve Türk Kültürü’ dersleri, 2024-2025 ders yılında da devam ediyor.

2022 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde başlatılan ve pek çok ülkeye yayılan Türkçe dersleri, daha sonra İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Bulgaristan ve Çin gibi ülkelerde de başlamıştı.

Hollanda’da ilk kez bu yılın şubat ayında başlatılan dersler, Eğitim Bakanlığı bünyesinde görevli, alanında uzman öğretmenler tarafından, hafta sonları uzaktan eğitim yoluyla verilmekte olan Türkçe derslere çocuklarını kaydetmek isteyen veliler, alttaki afişte görülen karekodları okutarak kaydolmayı deneyebilirler..

Afbeelding met tekst, computer, Menselijk gezicht, schermopname Automatisch gegenereerde beschrijving

Ücretsiz olan derslere, vatandaş ve soydaşlarımız, Türkçe öğrenmek isteyen 5- 16 yaş aralığındaki çocukları için başvuruda bulunabilirler.

Unutmayın, köklerden geleceğe köprüler, “dil” ile kurulur. Türkçemize sahip çıkalım ve çocuklarımızın Türkçe ve Türk Kültürünü öğrenmesi için sunulan bu fırsatı kaçırmayalım.

Afbeelding met muur, persoon, overdekt, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

BAŞVURU:

Aşağıdaki linkleri google’da aradığınız zaman karşınıza çıkacak olan formları doldurarak yer alan kayıt formunu derslere katılacak her çocuk için ayrı ayrı doldurunuz:

Link 1= https://forms.gle/YBNd4SR3pZ3Gu1od6

Seviye Tespiti: Kaydınızı tamamladıktan sonra, çocuğunuzun Türkçe bilgisine göre uygun seviyedeki bir sınıfa yerleştirilebilmesi için, çocuğunuzun aşağıdaki linklerde yer alan seviye tespit sınavını yapmasını sağlayınız. Çocuğunuzun testi kendisinin ve yardımsız doldurması, seviyesinin belirlenebilmesi ve uygun sınıfa yerleştirilmesi için önem taşımaktadır:

Link 1=https://forms.gle/KLWgotFggjZ3Mwsr7

Daha fazla bilgi için: lahey@meb.gov.tr

                          ********************

Afbeelding met tekst, schermopname, Lettertype, Onlineadvertenties Automatisch gegenereerde beschrijving

Değerli okurlarım,
www.ilhankaracay.com’da yayınlanan haber ve yorumlar, 5 bin kadarı medya olmak üzere, parlamenterler, ünüversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek kurululuşları ve holdingler olmak üzere, tam 27 bin adrese gönderilmektedir. Yüzlerce yayın organı bu haber ve yorumları değerlendirmektedir.
Bu sayede okuyucu kitlemin sayısı yüzbinleri geçmektedir.
Bana okuyucu rekoru kırdıran, yukarıdaki logoların sahibi olan yayın kuruluşları, benimle irtibatlı olarak yayın yapmaktadırlar.
Yayınlayanlara ve okuyanlara teşekkürlerimle…

 

HOLLANDA DEVLET ARŞİVİNDEKİ TÜRKİYE’DE MERKEZ BANKASI’NIN KURULMA ÇALIŞMALARINI İÇEREN DOSYAYI MEHMET TÜTÜNCÜ İNCELEDİ.

HOLLANDA DEVLET ARŞİVİNDEKİ TÜRKİYE’DE MERKEZ BANKASI’NIN KURULMA ÇALIŞMALARINI İÇEREN DOSYAYI MEHMET TÜTÜNCÜ İNCELEDİ.

*Hollanda’nın dünyaca ünlü bankacısı Gerard Vissering’in hazırladığı rapor ve tüzük ile kurulan Merkez Bankası, İsmet İnönü ve Celal Bayar çekişmesine sahne olmuş.

*Celal Bayar’ın, Vissering’e hediye olarak göndermiş olduğu 2000 adetlik sigara Hollanda gümrüğüne takılmış.

*Türkiye Merkez Bankasında çalışmak için Vissering’e mektupla başvuran Hollandalı bankacılara, ‘Türkler milli bankalarında yabancı çalıştırmak istemezler’ cevabı verilmiş.

*Çekoslovakya hükümetinin Hollanda’da istediği Merkez Bankası Türkiye raporu ve tüzüğü, çok gizli tutulduğu için verilmemiş.

*Konuyla ilgili olarak 20 Eylül’de Ankara’da, daha sonra da İstanbul ve Amsterdam’da sergiler açılacak. Ayrıca, yarın Lahey Büyükelçimiz, Hollanda Merkez Bankası Başkanı ile görüşecek.

*Atatürk ile de görüşen Vissering’in, Devlet Arşivindeki dosyasının, haber yapılabilmesi için 10 güne ihtiyaç var.

Biz, yine de dosyadaki bazı ilginç dökümanları sizlere sunalım ve önemli detayları haftaya bırakalım.

Afbeelding met person, kleding, water, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
  Mehmet TÜTÜNCÜ araştırdı                İlhan KARAÇAY derledi:

Değerli Okurlarım, dün yayınlamış olduğum “ATATÜRK İLE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA, MERKEZ BANKASI’NIN HÜKÜMETE BAĞLI OLMAYAN KURULUŞ RAPORUNU HAZIRLAYAN HOLLANDALI DANIŞMANIN DOSYASI BUGÜN HOLLANDA DEVLET ARŞİVİNDE AÇILIYOR…” başlıklı haberime, Türkiye’den olduğu gibi, dünmyanın dört bir yanından çok olumlu mesajlar geldi.
Tebrik edenler, teşekkür edenler ve ‘Haberinizi paylaşabilir miyiz’ diyenlerin yanında, Hollanda Devlet Arşivi’deki dosyayı çok merak edenler de vardı.
Çok değerli dostum, Tarih Araştırmacısı ve Ekonom Mehmet Tütüncü, Lahey’deki arşive, trene koyduğu bisikleti ile gitti, altı saatlık bir çalışmadan sonra, 46 km’lik dönüş yolunu da Başbakan Rutte misali 2,5 saat pedal sallayarak döndü.

Afbeelding met tekst, persoon, person, wiel Automatisch gegenereerde beschrijving
Mehmet Tütüncü yapmış olduğu araştırmada, çok ciddi dökümanların yanında, ilginç (Sarkastisch) dökümanlar da buldu.
Ciddi konular arasında Başbakan İsmet İnönü ile İş Bankası Genel Müdürü Celal Bayar arasındaki çekişme de vardı. Celal Bayar, İş Bankası’nın Merkez Bankası’na dönüştürülmesini istiyor, İsmet İnönü ise yeni bir oluşum istiyordu.

Ciddi konuların işlenmesi ve haber yapılması için en az 10 günlük bir zamana ihtiyaç olduğunu belirten Mehmet Tütüncü, bazı ilginç konuların dökümanlarını açıklamayı daha kolay buldu.

İlginç dökümanlar arasında, Celal Bayar’ın, Hollandalı uzman Bankacı Gerard Visselin’e göndermiş olduğu 2000 sigarayı haber veren mektubu ve bu sigaraların gümrüğe takılışı vardı. (Altta)

Afbeelding met tekst, menu, brief, handschrift Automatisch gegenereerde beschrijving
Celal Bayar’ın, Gerard Vissering’e, gönderilen sigaralar hakkındaki mektup ile (solda), sigaraların gümrüğe takılmasını gösteren belge (sağda)

Mehmet Tütüncü’nün rastladığı ilginç dökümanlar arasında, Çekoslovakya hükümetinin, Türkiye için hazırlanan banka raporu ve tüzüğünü Hollanda’da isteyen mektubu ile, Hollandalı banka çalışanlarının, Vissering’ten Türkiye’de iş isteyen mektupları vardı.
Gerek Çekoslovakya hükümeti ve gerekse Hollandalı bankacılara tabii ki olumsuz cevaplar verildi. (Altta)

Afbeelding met tekst, boek, brief, menu Automatisch gegenereerde beschrijving

Mehmet Tütüncü’nün ilginç bulduğu dökümanlardan biri İsmet İnönü’ye ait. Başbakan İnönü, Türkiye’de tarımda sulama işlerinin daha iyi yapılması için, ünlü bir Hollanda firmasına aşağıdaki mektubu, her zaman olduğu gibi, sadece ‘İsmet’ imzasıyla göndermiş. Daha sonra bu firma ile yararlı sonuçlar veren bir işbirliği yapılmış. (Altta)

Afbeelding met tekst, brief, papier, handschrift Automatisch gegenereerde beschrijving

Değerli Okurlarım, Mehmet Tütüncü, Hollanda Devlet Arşivi’nden aldığı bilgi ve dökümanları 10 gün içinde analiz edebileceğini belirtti. Her şeye rağmen, naçizane şahsım da, Tütüncü ile Lahey’e gitmeyi zaruri buldum. Devlet Arşivi’ndeki Türkiye dosyası açıldı ama, incelemek isteyenler randevu ile kabul ediliyor. Biz de haftaya bir randevu daha ayarladık.
Bu nedenle sizden, bize 10 günlük bir süre tanımanızı rica ediyoruz.

SERGİLER AÇILACAK

Bu konuda yapılacak olan bazı etkinliklerden de söz etmek istiyorum:
Hollanda Ankara Büyükelçiliğinde Kültür Müşavirliği yapmakta olan Eray Ergeç de, 20 Eylül’de Ankara’da, daha sonra da İstanbul ve Amsterdam’da sergiler açılacağını bildirdi.

Lahey Hazine ve Maliye Müşavirimiz Zafer Düzenli’nin verdiği bilgiye göre, yarın Hollanda Büyükelçimiz Selçuk Ünal ile birlikte, Hollanda Merkez Bankası Başkanı Klaas Knot ile, çeşitli konularda işbirliği imkânlarını görüşecekler.

KAHRAMANLARIN BİYOGRAFİLERİ

Tabii ki bu ara sizlere, bu konunun kahramanlarından Gerard Vissering’in biyografisini sunmak istiyorum.
Mehmet Tütüncü kardeşimizin de kariyerinde büyük başarılar var. İnanılması zor ama, Tütüncü gerek Türkiye’de ve gerekse Hollanda’da yaptığı çalışmalar ve etkinlikler ile Hollanda’nın ünlüleri arasında yer alıyor.

İşte size önce John deVries’in kaleminden Gerard Vissering’in biyografisi: (Altta Tütüncü’nün biyografisi) 

Gerard Vissering ( Leiden , 1 Mart 1865 – Bloemendaal , 19 Aralık 1937 )
1906’dan 1912’ye kadar Javasche Bank’ın ve 1912’den 1931’e kadar De Nederlandsche Bank’ın başkanıydı .

Balıkçılık (1920)

Gerard , profesör ve Maliye Bakanı Simon Vissering (1818-1888) ile Grietje Corver’ın (1825-1898) oğluydu . 1884’ten 1890’a kadar Leiden’de hukuk okuduktan sonra 1895’e kadar avukat olarak çalıştı. Bundan sonra bankacı olarak bir iş seçti. 1895-1897 yılları arasında Efekt Ticareti Derneği’nin sekreterliğini yaptı ve 1897-1900 yılları arasında Kaş-Vereeniging’in direktörlüğünü yaptı. Vissering, Javasche Bank’taki işini kabul etmeden önce 1900 ile 1906 yılları arasında Amsterdamsche Bank’ın müdürüydü .

Javasche Bank’ın banka başkanı olarak Hindistan ekonomisi hızla büyürken ortaya çıkan ihtiyaçlara ve fırsatlara yanıt verdi. Döviz piyasasında daha aktif hareket edilebilmesi için patentin uzatılmasını sağladı. Yirminci yüzyılın başında daha fazla bölge Hollanda otoritesi altına girdi. Loncanın henüz ödemeye alışkın olmadığı bu bölgelerdeki ticareti desteklemek için, Batı Borneo (1906) ve Sumatra’nın doğu kıyısında (1907-1908) olduğu gibi Vissering’in başardığı bölgesel para temizliği gerekliydi. Ayrıca Javasche Bank’ın sekiz şubesini kurdu ve orada ciro trafiğini başlattı .

1919’dan 1937’ye kadar Zuiderzee Konseyi’nin üyesi ve başkan yardımcısıydı . Aynı zamanda Zuiderzee topraklarının ihracını inceleyen Devlet Komisyonu’nun başkanıydı.

Gerard, 12-8-1891 tarihinde Bayan Maria Adrienne Sandberg ile evlendi. Bu evlilikten 1 erkek, 3 kız çocuğu dünyaya geldi. Eşinin ölümünden sonra (5-3-1924) 6-9-1926’da Geertruida Cornelia Krayenhoff van de Leur ile evlendi. Bu evlilikten genç yaşta ölen 1 oğlunun yanı sıra 1 kız çocuğu dünyaya geldi.

Vissering, hem baba hem de anne tarafından Menonit kökenliydi. Babası önde gelen liberal iktisatçıydı, 1850’de Thorbecke’nin Leiden başkanlığının halefi, 1879’dan 1881’e kadar Maliye Bakanı, uzun süredir De Nederlandsche Bank’ın komiseri ve De Gids’in tanınmış editörüydü . On ikinci ve son çocuk olan Gerard’ın birçok sosyal bakış açısı vardı, dolayısıyla Leiden’de hukuk okuduktan (1884-1890) ve Amsterdam’da birkaç yıl (1891-1895) avukatlık yaptıktan sonra başkentin bankacılık sistemini tercih etti. Art arda Efekt Ticareti Derneği sekreterliği (1895-1897), Kas-Vereeniging müdürlüğü (1897-1900) ve Amsterdamsche Bank müdürlüğü (1900-1906) görevlerinde bulundu. Vissering’in daha sonra Hollanda Doğu Hint Adaları’nın merkez bankası olan Javasche Bank’ın başkanlığına atanması (1906-1912), bu gelişme yıllarının başarısının kanıtıydı.

Banka başkanı olarak Vissering, hızla büyüyen Hindistan ekonomisinin Javasche Bank’a sunduğu ihtiyaç ve fırsatlara vizyon ve enerjiyle yanıt verdi. Yabancı ülkelerle genişleyen ticarete uyum sağlamak için 1908’de patentin uzatılmasını sağladı; bu, altın takas sisteminin daha da geliştirilmesi anlamına geliyordu. Döviz piyasasındaki daha aktif eylem birçok eleştiriye yol açtı, ancak yabancı portföyün büyüklüğü makul sınırlar içinde kaldığından ve Nederlandsche Handel-Maatschappij dahil diğer bankalardan gelen şikayetler gizlenmemiş kişisel çıkarlardan kaynaklandığından bu temelsizdi. Geniş alanların doğrudan Hollanda otoritesine tabi olması ve ardından iş dünyasının kaçışıyla bağlantılı olarak, bölgesel para temizliği gerekliydi ve Vissering bunu akıllıca başardı: Batı Borneo (1906) ve Sumatra’nın Doğu Kıyısı (1907-1908). Sık sık Hindistan Takımadaları’na seyahat ederek Javasche Bank’ın sekiz acentesini kurdu. Hindistan menkul kıymet ticaretinde ciro işlemlerinin başlatılması ve suiistimallerle mücadele, Vissering’in Hindistan ekonomisi adına yaptığı seçkin modernizasyon çalışmasının resmini tamamlıyor.

Onun cazibesi ve başarıları, özellikle Çin’e verilen büyük bir krediyi bu ülkedeki para birimi reformu talebine bağlayan ve bu nedenle bağımsız bir danışmana ihtiyaç duyan Büyük Güçler Sendikası’nın (İngiltere, Fransa, Almanya, ABD) uluslararası ilgisini de çekti. Bunu, Ekim 1911’de Çin hükümeti tarafından ikinci derece mandarin rütbesinde danışman olarak atanan Vissering’de buldu. 1912’de Çin’de patlak veren devrim, Çin Para Birimi Hakkında iki bölümlü raporda (Amsterdam, 1912-1914. 2 cilt.) ortaya konan önerilerinin yürürlüğe girmesini engelledi. Bu danışmanlık Viissering’in kariyerine uluslararası bir boyut kazandırdı. Birinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde aynı zamanda Hollanda sınırları dışında da yetkili bir bankacıydı. NP van den Berg’in halefi olarak 1912’de De Nederlandsche Bank’ın başkanlığına atanması doğal bir olaydı.

Vissering’in Ekim 1931’e kadar süren görev süresi, seleflerinin hiçbirine benzemeyen sorunlarla karakterize edildi. Hem politik hem de ekonomik olarak yapısal ve döngüsel nitelikteydiler. Ulusal açıdan bakıldığında Hollanda, 1890’dan bu yana hızlı bir ekonomik büyüme süreci içerisindedir ve bu durum, 1900’lü yıllarda başlayan yoğunlaşma hareketi ile bankacılık sektörü de dahil olmak üzere ekonominin her alanında yeniden yapılanmaya yol açmıştır. Uluslararası alanda dünya ekonomisine daha yakından bağlanan ülke, uluslararası ekonomik iklimdeki değişimlere eskisinden çok daha keskin bir şekilde maruz kaldı. Savaş öncesi dönemin altın standardı altındaki istikrarlı ekonomik koşulların ardından, 1914’ten bu yana geçen yıllar eşi benzeri görülmemiş bir bozulmaya yol açtı ve 1918’den sonra altın standardında da yalnızca kısmi bir iyileşme yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından daha da kötüleşen, devam eden ekonomik istikrarsızlık, sonunda 1930’lardaki Bunalım’la doruğa ulaştı. Bu koşullar altında Vissering, De Nederlandsche Bank’ı ve oradan genel olarak ülke ekonomisini ve özel olarak da bankacılık sistemini yönetmek gibi zor bir görevi yerine getirmek zorunda kaldı.

Bu görevi büyük bir özveriyle yerine getirdi. Ekonomik (ve politik) açıdan çok daha az öngörülebilir hale gelen bir dünyada hatalar kaçınılmazdı ve eleştiri de normal bir sonuçtu. 1914’te savaş ekonomisinin gerektirdiği kapsamlı parasal önlemleri enerjik bir şekilde işbirliği yaptı ve uyguladı. Savaştan sonra, Avrupa’nın ekonomik toparlanmasını tartışmak üzere İngiltere, Fransa, ABD, İsviçre ve aralarında JM Keynes’in de bulunduğu İskandinav ülkelerinden çok sayıda uluslararası şahsiyeti Amsterdam’daki evinde bir araya getirdi (Ekim 1919). Ortaya çıkan ‘Memorandum’ (İngilizce tercümesi için bkz. G. Vissering, Over den enternasyonal finansal ve ekonomik durum (Amsterdam [vb.], 1920) 96-102), savaş sonrası ilk uluslararası mali ve ekonomik konferansın temelini oluşturdu. Vissering’in başkan yardımcısı olduğu Brüksel (Eylül-Ekim 1920). Daha sonra Cenova’daki benzer bir konferansa (Nisan-Mayıs 1922), Paris’teki Bankerler Konferansına (Haziran 1922), Alman Markının İstikrarı için Uluslararası Uzmanlar Komitesi’ne (Ekim-Kasım 1922) katıldı. Prof. EW Kemmerer ile birlikte Güney Afrika Birliği hükümetine altın standardının restorasyonu (1924-1925 kışı) ve Türk hükümetine para ve bankacılık sisteminin düzenlenmesi (Haziran 1928) konusunda tavsiyelerde bulundu. Mayıs 1931’de o yıl kurulan Uluslararası Ödemeler Bankası’nın Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.

Uluslararası boyut ulusal boyuta her zamankinden daha fazla bağlıydı. De Nederlandsche Bank’ın bankacılık yoğunlaşması yoluyla bankacıların bankası işlevine dönüşmesine neden olan geçmişten gelen yapısal çizgi, Vissering döneminde de güçlü bir şekilde devam etti. Genel olarak bankacılıkta ciro işlemlerinin modern gelişimini teşvik etti. Savaş sonrası ilişkilere dayanarak, Amsterdam’daki uluslararası kabul kredisinin büyümesini ve De Nederlandsche Bank’ın döviz portföyüne artan vurguyu destekledi. Vissering, banka başkanı olarak 1920’lerde yaklaşan bankacılık krizinin önlenmesinde ve ayrıca Hollanda’da altın standardının yeniden tesis edilmesinde (1925) aktif bir rol oynadı. Onun politikası, 15 Mayıs 1920 tarihli sözde ‘Ondörtlerin Manifestosu’nun ( Economisch-Statistiek Berichten 1920 I, 431-432) kanıtladığı gibi eleştirisiz kalmadı; buna ‘Onyedilerin Manifestosu’ da eklendi. 23 Mayıs 1920’de (aynı yerde, 498) protesto ortaya çıktı. İlki, parasal dolaşımın artmasının tehlikelerine ve altın standardının yeniden tesis edilmesinin gerekliliğine dikkat çekerken, ikincisi, parasal dolaşımın zorunlu olarak azaltılması durumunda deflasyon riskine ve altın standardının yeniden tesis edilmesinin uygunsuzluğuna karşı uyarıda bulundu.

1920’lerin ikinci yarısında yükselen ekonomide gizli kalan daha büyük bir tehdit ise altın takası politikasında yatıyordu. Ancak 1929’da başlayan bunalımdan sonra ortaya çıktı. De Nederlandsche Bank’ın döviz portföyü büyük ölçüde sterlin cinsinden olduğundan, İngiltere’nin altın standardından vazgeçmesi ve buna bağlı olarak sterlinin değer kaybetmesi merkez bankası için ciddi bir kayıpla sonuçlanacaktır. Bu tehlike eski Turfmarkt’ta fark edildi, ancak Hollanda Merkez Bankası’nın İngiltere Merkez Bankası’nın pound portföyünün risk altında olmadığı yönündeki açıklamalarına güvenmesine izin verildi. Ancak Eylül 1931’de İngiltere altın standardından çıkınca İngiltere Bankası bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi diğer ülkelere de yerine getirmedi. Altın standardı aynı zamanda ahlaki bir terkedişin de işaretiydi. De Nederlandsche Bank’ın önemli kaybı o zamandan beri haksız yere Vissering’den alıkonuldu. Bu olay ve bozulan sağlığı onu Ekim 1931’de istifaya zorladı. Hollanda Merkez Bankası esasen döviz politikası alanından çekildi.

Cazibeli ve vizyon sahibi bir bankacı olarak Vissering, ‘imparatorluk kurucuları’ olarak adlandırabileceğimiz girişimciler kuşağına aitti. CJK van Aalst, FH Fentener van Vlissingen, AF Philips, A. Plesman ve FG Waller gibi adamlar da kendi alanlarında bunun bir parçasıydı. Onlar, Hollanda’daki modern iş dünyasının öncüleri, liberal yönelimli, iş imparatorluklarının enerjik kurucuları ve liderleriydi, ilerleme duygusuyla dolu, uluslararası açık bir görüşe sahip, genellikle sömürge toprakları ve ilgili Güney Afrika ile yakından bağlantılı, ilgili ve ilgili Güney Afrika’ydı. Kamu yararına, bilime ve güzel sanatlara yönelik çalışmayı teşvik etmek. Genel çıkar açısından Vissering, sekreter (1901-1906) ve başkan (1913-1934) olarak görev yaptığı Zuiderzee Derneği’ne odaklandı. Sanata, özellikle görsel sanatlara ve müziğe duyarlı bir insan olarak pasif olmasına karşın, diğer yandan özellikle parasal ekonomi ve bankacılık başta olmak üzere bilimsel alanda aktifti. 1917’den beri Amsterdam Kraliyet Bilimler Akademisi’nin üyesiydi. Etkileyici bibliyografyası, bilimsel katkıların yanı sıra, günün olaylarıyla ilgili birçok canlı yorumu da içeriyor. Yazıları aynı zamanda (henüz yayınlanmamış) günlüklerde, seyahat açıklamalarında ve mektuplarda da ifade buldu. Kişisel sorumluluk ihtiyacına, topluma açıklama yapma konusunda biraz didaktik bir dürtü eşlik ediyordu. Vissering, yalnız başına son derece çalışkan biriydi; aynı zamanda sosyal hayattan da çekinmiyordu, biraz baskıcıydı ve kendi kuşağına uygun bir özgüven duygusuna sahipti. Gençlik yıllarında müthiş bir kürekçi ve patenciydi; Hayatının ilerleyen dönemlerinde yelkencilik yapmaya devam etti.

Bu da Mehmet Tütüncü’nün karnesi:

Afbeelding met tekst, kleding, Menselijk gezicht, persoon Automatisch gegenereerde beschrijvingMehmet Tütüncü, eserlerinden birini Kültür Bakanı Günay Uslu’ya sunmuştu.Tütüncü, Batı ve İslam Dünyası arasındaki ilişkiler konusunda geniş çapta danışılan bir uzmandır. Çok sayıda yayının yanı sıra birçok onet sergi ve konferansa katılmış ve öncülük etmiştir.

İsim : Mehmet Tütüncü
Doğum tarihi : 21 Eylül 1962
Doğum yeri : Karaman, Türkiye
E-Mail : m.tutuncu@gmail.com
MOBIL : +31.62.4255100
E-Mail: m.tutuncu@gmail.com

Eğitim : Amsterdam Üniversitesi, ekonomi ve mali ekonomi alanında doktora.

Diller :
– Hollandaca (neredeyse anadil olarak),
– Türkçe (ana dil)
– İngilizce (akıcı, okuma, konuşma ve yazma)
– Almanca (akıcı konuşma ve okuma),
– Fransızca (konuşma ve okuma ortalaması),
– Arapça (temel okuma)
– Rusça (temel okuma)
– Osmanlıca (okuma ve yazma)

Akademik yayınlar şu adresten indirilebilir:
https://independent.academia.edu/MehmetTutuncu
Tanıklıklar: Prof Petra Sijpesteijn,
Prof Ludvik Kalus (Sorbonne)
ve Prof Giancarlo Macchiarella (CA Foscari)

2. AKTİVİTELER

I. Türk ve Arap Dünyası Araştırma Merkezi Başkanı.
II. UZNED Özbekistan Hollanda Dostluk Vakfı eski başkanı (2018-2020).
III. Birçok konferansta davetli konuşmacı.
IV. İslam ve Batı konulu sergilerin ve Hollanda’nın organizatörü, başlatıcısı.
Üzerinde çalıştığım projelerden bazı örnekler.
– Leiden Etnoloji Müzesi (Mekke’ye Özlem),
– Lakenhal (uluslararası tekstil ticareti danışmanı).
– Rotterdam Denizcilik Müzesi (Hollanda Korsanlık Projesi) ve
– Tropenmuseum (Mekke’ye Özlem) Amsterdam ve
– Lahey’deki Ulusal Arşivler (Motivasyona bakın)
V. Çok sayıda kitap ve makale. (Yayın listesine bakınız)
VI. Çeşitli televizyon ve belgeseller için metin yazarlığı ve danışmanlık

– Ulusal Arşivlerin özellikle Akdeniz ülkeleri için önemi
– Prens ve Paşa (2012),
– 400 Yıllık Dostluk (2018)
– Ve Jan Janszoon nam-ı diğer Murad Haarlem’den Cezayir’e Yolculuk (çeşitli televizyon kayıtları ve yayınları)
– (2018 yılında tamamlanan bir belgeselin posteri için aşağıdaki 3. fotoğrafa bakınız)
VI. Perspektifte Başyapıtlar Üzerine Yorumcu.

Birçok Orta Doğu büyükelçisinin konuşma ortağı. (Suudi Arabistan, Cezayir, Umman, Türkiye Azerbaycan ve Kazakistan)

Televizyon programları röportajları:

2024 NTR Jan Jansen Dünya Korsanı
Hollandsemeetser revize edildi (Teylers Müzesi ve Rijkmsueum’daki program, 2024 sonbaharında yayınlanacak)

SEÇİLMİŞ YAYINLAR-KİTAPLAR

1. 400 yılı aşkın Dostluk, 1612 Hollanda ve Türkiye arasındaki Dostluk Anlaşması
Türkiye, metin ve modern Türkçe ve Hollandacaya çeviri (Mehmet
Tütüncü, Erik Swart ve Bülent Arı), Heemstede 2019, 64pp, ISBN 978-90-6921-
017-9 (Turkuaz serisi: 14)

2. Heemstede’deki Evde Konstantinopolis’in Kayıp Panoraması by
Adriaan Pauw, Hans Krol ve Mehmet Tütüncü, Heemstede, 2020, 44 s. ISBN
978-9069-021-28-5 (Turkuaz serisi: 24)

3. KONSTANTİNOPEL VE HOLLANDA ARASINDA : Dragoman ve Diplomat ailesi Testa. Derleme ve metin Hans Krol ve Mehmet Tütüncü, (Andre Testa ve Patrick Testa’nın yardımlarıyla) ISBN (Turkuaz serisi: 30)

4. Mehmet Tütüncü, Boğaziçi’nden Güney Denizi’ne, 1793’te İstanbul’dan Wijhe’ye Seyahatname, Gaspard Baron Testa ISBN 978-90-6921-047-6

5. Cezayir’de Beş Yıl, Thomas Hees’in Günlüğü (1675-1680), Paul Brood, Gerard van Krieken ve Mehmet Tütüncü ile Eveline St.
toplam 2022. (SOTA dışında) ISBN 9789087049928 yayınlandı

10. Adriaan Reland, 17. yüzyılda Hollanda’da saf ve objektif İslam bilgisinin aydınlanmış bir savunucusu, (Kasım Tekin tarafından) 2021’de

11. Ebubekir Efendi – A. van Selms, Bayan-al-Din / Uiteensettinge van Godsdienst, 1869’da İstanbul’da basılan Arap Alfabesiyle ilk Hollandaca (Afrika) kitabın tıpkıbasımı ve transkripsiyonu, 2022