15 Haziran 1928’de Atatürk ile görüşen Gerard Vissering’in uzun çalışmalar sonucunda hazırladığı rapor ve tüzük yüz yıla yakın bir zaman sonra sergilenecek.
Arşiv dökümanları içinde, Vissering’in Atatürk ile neler konuştuğunun notları da var.
İlhan KARAÇAY
Bugünlerde çokça konuşulan Merkez Bankası’nın, 11 Haziran 1930 tarihinde onaylanan, 30 Haziran 1930’da Resmi Gazete’de yayınlanan ve 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçen, kuruluş raporunu ve tüzüğünü hazırlayan Hollandalı Gerard Vissering’in, bu konudaki dosyası, bugün Hollanda Devlet Arşivi’nde açıklanacak.
1906-1912 yıllarında Javasche Bank’ın ve 1912-1931 yıllarında Hollanda Merkez Bankası’nın Başkanlığını yapan Gerard Vissering (1865-1937), o tarihlerde pek çok hükümete danışmanlık yapan bir para uzmanı olarak uluslararası alanda takdir gören biriydi.
MERKEZ BANKASI DÜŞÜNCESİ
1923 yılında İzmir’de düzenlenen bir iktisat kongresinde, Merkez Bankası’nın kurulması tartışılmıştı. Dört yıl sonra bankanın planına ilişkin ilk taslak sunuldu. Bu taslak, Türk Merkez Bankası’nın tasarımı konusunda, diğer merkez bankalarının yöneticileriyle yapılan tartışmalar için bir temel oluşturdu. Muhataplardan biri Hollanda Merkez Bankası’nın (De Nederlandsche Bank) Başkanı Gerard Vissering’di. Vissering’in raporu hükümetten bağımsızlık ihtiyacının altını çiziyordu. Bu görüşmelerin ardından hükümet bir yasa tasarısı hazırladı. Kanun 11 Haziran 1930 tarihinde onaylandı ve 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçti. Banka, bir kamu kuruluşu olmadığını ve bağımsız olduğunu belirtmek için bir anonim şirket haline geldi. Banka başlangıçta 30 yıllık bir süre için banknot ihraç etme imtiyazına sahipti. Bu imtiyaz 1955 yılında 1999 yılına kadar uzatılmıştır. Son olarak 1994 yılında süresiz olarak uzatılmıştır.
ATATÜRK İLE GÖRÜŞME
Görüldüğü gibi, Türkiye’de Merkez Bankası’nın kurulması için 1923’te başlayan çalışmasını uzun yıllar sürdüren Vissering, 15 Haziran 1928 günü Atatürk ile bir görüşme yapmıştı.
İşte o görüşmeden sonra Merkez Bankası’nın niteliği ortaya çıkmıştı.
Vissering’in, hükümetten bağımsız bir Merkez Bankası raporu ve tüzüğü, 100 yıla yakın bir zaman sonra bugün Hollanda Devlet Arşivi’nde açıklanacak.
Bakalım, Gerard Vissering’in bu konudaki dosyasında neler var?
Vissering’in Atatürk’e özel olarak söylemiş olduğu ve Atatürk’ün sözleri de açıklanacak olan dosyada bulunuyor.
HOLLANDA’YA GÖÇ’ÜN 60’INCI YILINDA, KAZANDIKLARIMIZ, KAZANDIRDIKLARIMIZ VE KAYBEDECEKLERİMİZ…!
*Kazandıklarımız: Bir traktör satın almak için gelmişlerdi. Bin traktör aldılar ve memleketi paraya boğdular. Eğitim gördüler, işveren, siyasetçi, sporcu, yayıncı, sanatçı ve yönetici oldular.
*Kazandırdıklarımız: İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden sıyrılmaya çalışan ülkenin yeniden inşasında ve kalkınmasında mühim bir rol oynadılar ve endüstriyi canlandırarak, bugünkü refahta büyük rol oynadılar.
*Kaybedeceklerimiz: Son yıllarda, Türkiye’dekiler tarafından horlanmaya başlanan Avrupalı Türkler ve sonraki nesiller, kimlik krizi yaşayarak ve iki kültür arasında sıkışarak, aidiyet duygularını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar.
*Yıl boyunca yapılan ve bundan sonra yapılacak olan 60’ıncı yıl kutlamalarını ve o anlaşmanın içeriğini aşağıda bulacaksınız.
İlhan KARAÇAY’IN ANALİZİ:
Göç… Sadece üç harften oluşan basit bir kelime gibi görünse de, aslında koca bir dünyayı içinde saklayan bir terim. Türk tarihiyle iç içe geçmiş, derin izler bırakan bir olgu. Göç, sadece bir coğrafi hareketlilik değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve hatta dini dönüşümlere zemin hazırlayan bir süreçtir. Türk milletinin tarihinde göç, hep bir arayış, yeni bir yurt bulma çabası ve bazen de kaçışın simgesi olmuştur. Tarih boyunca, bu kavram atayurda duyulan özlemle şekillendi.
Ve bugün, Hollanda’ya işgücü göçünün 60’ıncı yılına gelmiş bulunuyoruz.
1950’li yıllarda Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelere göç eden yaklaşık 400 bin Hollandalı, ülkenin iş gücü piyasasında ciddi bir boşluk bıraktı. Bu boşluğu doldurmak için Hollanda, işgücü ihtiyacını karşılamak amacıyla İspanya, İtalya, Yugoslavya ve Yunanistan gibi ülkelerden işçi getirmeye başladı. Türkiye de bu süreçte Hollanda’ya iş gücü ihraç eden ülkelerden biri haline geldi. 19 Ağustos 1964’te Türkiye ve Hollanda arasında imzalanan işgücü anlaşması, binlerce Türk’ün hayatında yeni bir sayfa açtı.
Türkiye ile Hollanda arsındaki işgücü anlaşmasını, zamanın Çalışma Bakanı Bülent Ecevit imzalamıştı. O imza töreninde, arkada duran İbrahim Görmez de vardı.
Türk işçileri, ilk geldiklerinde büyük zorluklarla karşılaştılar. Anlaşma öncesi Hollanda’ya gelen yaklaşık 5 bin Türk, kendi imkânlarıyla iş, aş ve barınma arayışında zorlu mücadeleler verdi. Ancak anlaşma sonrası gelenler, daha organize bir şekilde iş ve ev bulabildiler.
Yine de asıl zorluklar, göçün kendisinden değil, sonrasında yaşananlardan kaynaklandı. Birkaç yıl çalışıp geri dönmeyi planlayan pek çok Türk işçi, zamanla aile birleşimi yoluna gitti ve bu karar, beraberinde konut ve eğitim gibi ciddi sorunları getirdi.
Göçün ilk yıllarındaki zorluklar göz ardı edilemezdi. Sağlık hizmetleri yetersizdi, işçilerin çalışma koşulları oldukça zordu ve sıkı denetimlerle hasta işçilerin bile çalışmaya zorlandığı olaylar yaşandı. 1970’lerde Amsterdam’daki bir tersanede çalışan bir Türk işçinin, hastalığına rağmen işe gönderilmesi ve bu durum sonucunda vefat etmesi, toplu protestolara neden olmuştu. Bu gibi acı olaylar, göçün dramatik ve zorlayıcı tarafını gözler önüne serdi.
Ancak Türkler bu zorluklara rağmen kendi yollarını bulmayı başardılar. Zamanla işçilikten kurtulup esnaflığa yönelenler oldu. İlk nesil Türklerin “Bir gün döneriz” diye başladığı bu yolculuk, ikinci ve üçüncü nesillerin eğitim ve kariyer yolculuğuna dönüştü. Bugün, Türkler Hollanda’da sadece iş gücü değil, aynı zamanda eğitimli ve başarılı bireyler olarak toplumda kendilerine önemli yerler edindiler. Üniversitelerde farklı alanlarda eğitim gören gençler, siyasette, ticarette ve sanatta başarılar kazandılar. Bugün Hollanda Parlamentosu’nda Türk kökenli milletvekillerinin bulunması, bu başarıların en somut göstergelerinden biridir.
Göçün ilk yıllarındaki sorunlar artık yerini farklı tartışmalara bırakmış durumda. Hollanda’daki Türk toplumu, eğitimli bireyleri, iş yerleri ve kültürel katkılarıyla toplumun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak bu başarı, zaman zaman kıskançlık ve ayrımcılık gibi olumsuz tepkilere de yol açtı. 2000’li yılların başında yaşanan entegrasyon tartışmaları, bu tepkilerin en somut örneklerindendi. Fakat zamanla, bu sorunlar da aşılmaya başlandı.
Bugün Hollanda’daki Türk toplumunun büyük bir kısmı, kökleriyle bağlarını sürdürse de, artık Hollanda’yı da ikinci vatan olarak kabul etmiş durumda. Birinci neslin önemli bir kısmı Türkiye’ye geri dönerken, yeni nesiller Hollanda’da yaşamaya devam ediyor. İslam mezarlıkları açılmaya başlandı ve artık Hollanda’da da defnedilen Türk vatandaşları bulunuyor. Göç, artık bir dönemin kapanışı ve kalıcı yerleşimlerin başlangıcı oldu.
Hollanda’ya Türk işçi göçünün 60’ıncı yıl dönümünde, geçmişin acılarını ve zorluklarını hatırlamak önemli. Ancak daha da önemlisi, bu zorlukların Türk toplumu üzerinde bıraktığı olumlu izlerdir. Bugün Türkler, Hollanda’da sadece kendileri için değil, iki ülke ekonomisi ve kültürü için de önemli katkılarda bulunuyorlar. 60’ıncı yıl etkinlikleri çerçevesinde yapılan ve yapılacak organizasyonlar, bu geçmişin ve geleceğin daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır.
Son olarak, 60 yılın sonunda şunu söyleyebilirim: Türk toplumu Hollanda’da büyük kazanımlar elde etti. Ama sadece kazanmakla kalmadı, aynı zamanda Hollanda’ya da çok şey kazandırdı. Bugün Hollanda’daki Türk toplumunun kanaat önderlerine büyük görevler düşüyor. Toplumun genel sorunlarına çözüm ararken, bölgecilik, particilik gibi ayrıştırıcı unsurları bir kenara bırakmaları gerekiyor. Artık gençlerimiz, köklerine bağlı kalarak ama geleceğe umutla bakarak, “Köyümüze geri dönmeyeceğiz, geleceğimizi burada inşa edeceğiz” diyorlar.
Ve bu, artık sadece bir umut değil, bir gerçeklik haline geldi.
ÖNCEKİ GÜN 60’INCI YIL DÖNÜMÜYDÜ… Önceki güne rastlayan 19 Ağustos, Hollanda ile Türkiye arasında imzalanan iş gücü anlaşmasının 60’ın yıl dönümüydü.
Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal bu konuda bir açıklama yaptı.
Ünal’ın açıklaması şöyleydi:
“Türkiye ile Hollanda arasında 19 Ağustos 1964 tarihinde imzalanan İş Gücü Anlaşması’nın 60’ıncı yıl dönümünü idrak ediyoruz. 16 Ağustos’ta da 1924’te imzalanan Dostluk Antlaşması’nın 100. yıl dönümünü idrak etmiştik. Lahey Büyükelçiliği olarak, Dışişleri Bakanlığımız ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarımızın katkıları, ayrıca Hollanda Türk toplumunun desteğiyle bu iki yıl dönümü vesilesiyle 2024 yılını iki ülkenin ortak hafızasına nakşetmek üzere çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Hollanda’ya entegre olmuş, bu ülkeye her alanda ciddi katkı veren, 25 bin işvereniyle büyük istihdam sağlayan ve refah üreten yaklaşık 470 yıllık bir geçmişe sahip, günümüzde NATO müttefikliğine de dayanan ikili ilişkilerin başlıca sütunlarından biri haline gelmiş bir Türk toplumu mevcuttur.
Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan, iki ülke arasında 2008’den beri düzenlenmekte olan kapsamlı istişare forumu niteliğindeki Türkiye-Hollanda Wittenburg Konferansı’nın 10’uncusu için, 18-19 Nisan 2024 tarihlerinde Hollanda’yı (Bakan sıfatıyla) ilk kez ziyaret etmiş, dönemin Başbakanı Mark Rutte tarafından kabul edilmiş ve Dışişleri Bakanı ile önemli görüşmelerde bulunmuştu.
Gerek Hollanda’daki etkinliklerimize destek vermeleri ve katılmaları, gerek ülkemizdeki temsilcilikleri eliyle çeşitli etkinlikler düzenlemek suretiyle Hollanda makamları da aktif bir şekilde bu yılın özelliğini vurgulamaktadır.
İkili ilişkilerin yanı sıra 2024 yılı, Türk toplumunun Hollanda’daki geleceğine de daha umutlu şekilde bakmamızı sağlıyor.”
NAÇİZANE ANALİZİM…
Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, Türk işçi göçü, sadece bireylerin değil, aynı zamanda toplumların da sınandığı, zorluklarla dolu bir serüvendi. İlk göç dalgası başladığında Türkiye’den gelen işçiler, Hollanda’da geçici işçi olarak görülüyordu. Bu algı, göçmenlerin toplumla entegrasyonunu geciktirdiği gibi, onların bu yeni ülkede kalıcı olduklarını kabul etmesini de zorlaştırdı. Ancak zamanla bu geçicilik algısı yerini kalıcılığa bıraktı. Artık azınlık olsak da Hollanda’da yerleşik bir düzenimiz var.
Bu süreçte hem Türkiye hem de Hollanda hükümetlerinin politikaları zaman zaman eleştirilere maruz kaldı. TRT radyosunu cızırtılı dinlediğimiz yıllarda, Türkiye’nin kendi iç siyasi ve ekonomik zorlukları, Avrupa’daki vatandaşlarına yeterince destek olmasını engelliyordu. O dönemde buraya gelen bazı Türk Bakanlar ve Milletvekilleri, göçmenlerin sorunlarına göstermelik ilgi gösteriyordu. Bol keseden konuşup, yurttaşların dertlerini not alır gibi yapıyor, ama bu notlar sigara paketlerinin arkasına yazıldığı için gerçek çözümler üretilemiyordu. Yıllar geçtikçe bu durum değişmeye başladı ve Türkiye hükümetleri, yurt dışındaki vatandaşlarını daha ciddiye alan politikalar geliştirdi. Bu değişim, özellikle son yıllarda artan diaspora politikalarıyla daha görünür hale geldi.
Hollanda tarafında da, göçmen politikasında zaman içinde değişimler yaşandı. ‘Vicdansız Sabuha’ olarak nitelendirdiğim Entegrasyon Bakanı Rita Verdonk’un göçmenlere yönelik sert politikaları, göçmen topluluğunda büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Verdonk döneminde uygulanan politikalar, entegrasyona değil, daha çok asimilasyona yönelikti. Bu nedenle Hollanda’daki Türk toplumu, kendisini dışlanmış ve yalnız hissetti. Ancak Verdonk’un ardından gelen Bakanların da beklentileri tam olarak karşılayamadığı görüldü. Ella Vogelaar’ın göreve gelmesiyle bir umut ışığı doğsa da, onun da aynı politikaları sürdürmesi göçmenler için hayal kırıklığı yarattı. Ancak, Hollanda’daki demokratik sistemin bir getirisi olarak, bu Bakanlara açıkça eleştirilerde bulunabilmek mümkün oldu. Ella Vogelaar’a bir toplantıda, ‘Verdonk’un yerine gelişiniz bizi umutlandırmıştı. Ne yazı kı siz Verdonk’un klonlanmış halisiniz’ deme cüretkârlığını göstermiştim. Türkiye’de bir Bakana bu tür eleştiriler yöneltmek, ciddi sonuçlar doğurabilirdi. Bu da Hollanda’nın en değerli yanlarından biriydi; eleştirinin suç sayılmaması ve ifade özgürlüğüne tanınan hakkın sınırsızlığı…
Göçmenler, hükümetlerden bekledikleri desteği tam olarak göremedikleri için, zamanla kendi sorunlarını sahiplenmeye başladılar. Türk toplumu, kendi derneklerini ve federasyonlarını kurarak örgütlendi, toplumsal ve siyasi hakları için mücadele etti. Bu süreç, Türk göçmenlerin kendi kimliklerini ve toplumsal statülerini inşa etmelerinde kritik bir rol oynadı. Ancak bu sahiplenme de sınırlı kaldı; toplumun genelinde hâlâ çözülmemiş sorunlar ve zorluklar mevcut. Bu zorlukların başında ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği geliyor. Bugün bile, Türk göçmenler eğitimde, iş hayatında ve toplumsal yaşamın birçok alanında bu sorunlarla yüzleşiyor.
Sonuç olarak, Türk göçü zorlu bir süreç olarak başladı ve yıllar içinde hem Türkiye’nin hem de Hollanda’nın politikalarında çeşitli değişimler yaşandı. Bu süreç, göçmenlerin toplumla entegrasyon mücadelesini daha da derinleştirdi. Ancak zamanla Türk göçmenler, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendi, kendi örgütlerini kurarak toplumsal hayatta yer bulmaya çalıştılar. Gelinen noktada, bazıları bu süreçten memnun kalırken, bazıları hâlâ zorluklarla mücadele ediyor. Bu mücadele, insanlar yaşadıkça devam edecek.
Ancak uzun vadede umut var; toplumlar arasındaki farklar giderek azalacak, ayrımcılık ve dışlanma gibi sorunlar zamanla silinip gidecek.
Bu analizde görüldüğü gibi, göçmenler, kendi kimliklerini ve haklarını koruma mücadelesinde önemli aşamalar kaydetmiş olsalar da, bu süreç henüz tamamlanmış değil. Toplumların değişimi zaman alıyor ve bu değişim, göçmenlerin mücadelesiyle daha da hızlanabiliyor.
SÜREÇLER
Türk göçü, başlangıçta meşakkatli ve zorlu bir süreçti. Göçmenlerin yerleşme sürecindeki sıkıntılar, her iki ülkenin de politikalara zaman zaman kayıtsız kalmasıyla daha da zorlaştı. Ancak, zamanla bu göç hareketi artık yerleşik bir düzene dönüştü. “Artık azınlık olsak da yerleşik bir düzenimiz var” ifadesi, bu dönüşümü güçlü bir şekilde vurguluyor.
Türk ve Hollanda hükümetlerinin göçmenlere yönelik politikaları zaman zaman eleştirildi. Göçmenler, yetkililerin ilgisizliğinden ve sözde çözümlerinden dolayı hüsrana uğradı. Örneğin, sigara paketi arkasına yazılan notlar gibi sembolik detaylar, göçmenlerin sorunlarının yıllarca ciddiye alınmadığını gösteriyor. Bu noktada, daha sonra bazı Bakanların bu sorunları ciddiye almaya başlaması, sürecin ilerleyen dönemlerinde bir iyileşme olduğuna işaret ediyor.
Zamanla göçmenler, kendi derneklerini ve federasyonlarını kurarak örgütlenmeye ve kendi sorunlarına çözüm üretmeye başladılar. Bu süreç, göçmenlerin kendilerini geliştirmesi ve toplumsal yaşamda daha etkin hale gelmesi açısından önemli bir adım. Ancak, bu sahiplenmenin sınırlı kalması, göçmen toplumun tüm sorunlarını çözememiştir.
Daha önce belirttiğim gibi, bu süreç devam edecek. Toplumlar arasındaki farkların ortadan kalkması, ayrımcılık nedenlerinin silinmesi, zaman alacak bir mücadele. Ancak bu mücadele, umudu da içinde barındırıyor…
KAZANDIKLARIMIZ
Türk göçmenlerin Hollanda’daki serüveni, sadece zorluklardan ibaret olmadı. Zamanla göçmenler, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan da büyük kazanımlar elde ettiler. İlk başta ağır işlerde çalışan işçiler, zamanla kendi iş yerlerini kurarak iş adamı veya girişimci kimliği kazandılar. Bu süreçte Türk toplumundan birçok kişi, ticaret ve sanayi alanında başarılı iş insanlarına dönüştü. Hollanda’da artık sadece emekçi değil, kendi işini yöneten, Hollanda ekonomisine katkı sağlayan bir topluluk ortaya çıktı.
Bunun yanı sıra, Türk gençleri, eğitim alanında önemli adımlar attı. İlk nesil göçmenler, çoğunlukla temel eğitim seviyesinde kalmışken, sonraki nesiller yüksek öğrenim yapma şansını elde ettiler. Hollanda üniversitelerinden mezun olan bu gençler, hem kamu hem de özel sektörde önemli pozisyonlarda görev almaya başladılar. Siyaset, eğitim, hukuk, mühendislik ve sağlık gibi farklı alanlarda yükselen Türk kökenli Hollandalılar, ülkenin geleceğinde söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca, Türk gençlerinin spor alanında gösterdikleri başarılar da göz ardı edilemez. Futbol gibi popüler spor dallarında Hollanda’da adından söz ettiren birçok genç yetenek, hem Türk toplumunun hem de Hollanda’nın gururu haline geldi.
Bu kazanımlar, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal olarak da göçmenlerin bu ülkede kalıcı olduklarını ve topluma entegre olma konusunda büyük adımlar attıklarını gösteriyor.
KAZANDIRDIKLARIMIZ
Türk göçmenler sadece kazanmadı, aynı zamanda Hollanda’ya da çok şey kazandırdı ve dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasında rol oynadı.
Göçmen işçilerin Hollanda sanayisine katkıları, özellikle 1960’lı ve 70’li yıllarda kritik öneme sahipti. O dönemde iş gücü açığıyla boğuşan Hollanda endüstrisi, Türk işçilerin emeği sayesinde üretimi sürdürebildi ve ekonomik büyümesini devam ettirebildi. Çalışkanlığı ve azmiyle tanınan Türk işçiler, fabrikalarda, inşaatlarda ve hizmet sektöründe büyük katkılar sağladılar. Bugün Hollanda ekonomisinde Türklerin emeğinin izi hala belirgindir.
Bunun yanı sıra, Türk kültürü Hollanda’ya büyük bir renk kattı. Türk mutfağı, sanatı, müziği ve gelenekleri, Hollanda’daki kültürel çeşitliliği zenginleştirdi. Bu kültürel çeşitlilik, Hollanda’nın çokkültürlü yapısını güçlendirdi ve toplumun daha renkli, daha dinamik bir hale gelmesine katkıda bulundu. Restoranlardan festivallere, edebiyattan müziğe kadar birçok alanda Türk kültürünün izleri bugün Hollanda’da yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Bu kazanımlar, Türklerin sadece bir iş gücü değil, aynı zamanda Hollanda toplumuna kültürel anlamda da önemli katkılar sağlayan bir topluluk olduğunu gösteriyor. Türkler, Hollanda toplumunu şekillendiren unsurlardan biri haline geldiler.
KAYBEDECEKLERİMİZ
Ancak bu süreçte kayıplar da yaşandı. En büyük kayıplardan biri, Türkiye ile Hollanda arasındaki bağların zamanla zayıflaması oldu. Türkiye’deki zor koşullar altında yaşayan yurttaşlarımız, Avrupa’dan gelen akrabalarına ve hemşerilerine karşı zaman zaman kıskançlık beslediler. Avrupa’dan dönen göçmenlerin maddi olarak daha iyi durumda olmaları, Türkiye’de kalan insanlar arasında sosyal gerilimlere ve yanlış anlaşılmalara neden oldu. Bu kıskançlık, zamanla hakaretlere ve aşağılamalara dönüştü. Bu durum, Avrupa’da yaşayan Türklerin kendilerini iki ülke arasında sıkışmış hissetmelerine, ne tam anlamıyla Hollandalı ne de tam anlamıyla Türk olarak kabul görmemelerine yol açtı.
Bu sosyal gerilim, sonraki nesillerin aidiyet duygularını da zayıflattı. Hollanda’da doğan ve büyüyen genç nesiller, kendilerini ne Türkiye’ye ne de Hollanda’ya tam olarak ait hissettiler. Kimlik krizi yaşayan bu gençler, iki kültür arasında sıkışarak aidiyet duygusunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Hem kendi toplumları içinde hem de yaşadıkları ülkede kendilerini dışlanmış hissetmeleri, bu gençlerin toplumsal hayata katılımını zorlaştırdı ve geleceğe yönelik belirsizlikler yarattı.
Bu kayıplar, Türk göçmenlerin karşılaştığı sosyal ve psikolojik zorlukları da gözler önüne seriyor. Göçmenlik sadece maddi değil, aynı zamanda duygusal ve kimliksel anlamda da büyük bedeller ödeten bir süreç oldu.
**************************
BELÇİKA-TÜRKİYE SÖZLEŞMESİ DE 60 YIL ÖNCE YAPILDI
Belçika ile Türkiye arasındaki iş gücü anlaşması da 60 yıl önce 16 Temmuz tarihinde imzalanmıştı.
60 yıl sonra Belçika’da yaşayan Türk kökenli nüfusun sayısının 300 bini aştığı biliniyor.
Bu nüfusun önemli bir kısmı Brüksel, Antwerp ve Gent gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır. Türk nüfusunun demografik dağılımı, genç ve orta yaşlı bireylerden oluşmakta olup, eğitim düzeyleri ve istihdam oranları Belçika ortalamalarına yakındır.
Eurostat verilerine göre, Belçika’daki Türk kökenli nüfusun büyük bir bölümü aktif iş gücüne katılmakta ve çeşitli sektörlerde çalışmaktadır. Eğitim seviyelerinin yükselmesiyle birlikte, daha fazla sayıda Türk kökenli genç, üniversite eğitimine yönelmekte ve profesyonel mesleklerde yer almaktadır.
Türkiye-Belçika işçi göçü, her iki ülke için de önemli tarihsel, sosyal ve ekonomik etkiler yaratmıştır. Göç süreci, sadece iş gücü hareketliliği ile sınırlı kalmamış, aynı zamanda kültürel etkileşim ve toplumsal dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Günümüzde Belçika’da yaşayan Türk nüfusu, ülkenin çokkültürlü yapısının önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.
İki ülke arasında yapılan iş gücü sözleşmesinin 60’ıncı yıl kutlamaları çerçevesinde çok sayıda etkinlik yapıldı. Bu etkinliklerin en önemlisi, Göç Araştırmaları Vakfı’nın, 20 Temmuz’da organize ettiği 60 YIL KONFERANSI oldu.
Amsterdam Yunus Emre Enstitüsünce (YEE) Hollanda-Türkiye İş Gücü Anlaşması’nın imzalanmasının 60’ıncı yıl dönümü için özel olarak 24 Şubat 2024 tarihinde düzenlenen “Klasikten Caz’a Türk Müziği Motifleri ve Ritimleri” konserini çok sayıda Türk ve Hollandalı müziksever dinledi.
Konsere Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Almanya’nın Amsterdam Başkonsolosu Frank Urbschat, Türk Hava Yolları Amsterdam Müdürü Şerafettin Ekici’nin yanı sıra Hollanda’daki Türk toplumunun yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda Türk ve Hollandalı müziksever katıldı.
*****************
60 Yıl Gurbet, 60 Yıl Başarı:
Hollanda’daki Türk Göçünün Öyküsü
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) ve Lahey Büyükelçiliği, Hollanda’ya Türk işçi göçünün 60. yılını anmak ve onurlandırmak amacıyla resepsiyon düzenledi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdullah Eren, Türkiye ve Hollanda arasında 19 Ağustos 1964’te imzalanan İş Gücü Anlaşması’nın 60. yılını anmak için düzenlenen resepsiyonda Hollanda’ya yapılan göçü “Bir başarı hikayesi” olarak tanımladı.
Resepsiyona, Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Türkiye’nin Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Rotterdam Başkonsolosu Sevgi Kısacık, YTB Başkanı Eren, Hollanda Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı Sosyal Güvenlik ve Entegrasyondan Sorumlu Genel Müdür Araya Sumter, sanatçı Karsu Dönmez, Hollanda’daki Türk toplumunun temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.
Resepsiyonda konuşma yapan YTB Başkanı Eren, Hollanda’ya gelen Türk toplumunun burada çok önemli işler yaptığını ve ülkenin bugünkü noktaya ulaşmasında çok büyük katkısı olduğunu belirtti.
Büyükelçi Ünal da, Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok daha eskiye dayandığını ve çok güçlü olduğunu belirterek, Türk işçi göçünün 60. yılının çok önemli kazanımlar ortaya çıkardığını vurguladı.
Resepsiyonda, YTB’nin yurt dışındaki Türk vatandaşlarına yönelik hizmetlerini anlatan video ve belgeseller gösterildi.
Programın son kısmında, Hollanda’ya gelen Türk toplumunun ilk ve dördüncü nesillerinden temsilcilere konuşmalarının ardından plaket verildi.
*********************
HOLLANDA TÜRKİYELİ İŞÇİLER BİRLİĞİ HTİB’NİN PROGRAMI
Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği HTİB’nin Türkiye-Hollanda iş gücü sözleşmesinin 60’ıncı yılı ve HTİB’nin 50’inci kuruluş yıldönümünü birlikte kutladı.
14 Haziran 2024 günü, Amsterdam Belediyesi Meclis üyesi Touria Meliani’nin açılışını yaptığı resepsiyona, gazeteci Suzan Yücel, Şaban Ol, Erdal Balcı, Erhan Gürer ve Hamide Doğan’ın yanında kalabalık bir topluşluk katıldı. ********************
HOLLANDA TÜRKEVİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ’NDEN ETKİNLİKLER
Türkevi Araştırmalar Merkezi’nin, işgücü göçünün 60’ıncı yılına armağan olarak planladığı ve yürüttüğü 3 ana proje bulunmaktadır. Projeler, alan ve literatür araştırmalarından sonra, kitap olarak yayınlanacak ve Türkiye’de ve Hollanda’da düzenlenecek programlarla tanıtılacaktır. 2024 yılında yürütülen Türkevi projelerinin konuları şöyle: -2023 Türkiye Depremi & Hollanda Türkiye Dayanışması -60’ıncı Yıl, 60 Genç Projesi: Üçüncü kuşakla konuşmalar (Sözlü Tarih Çalışması) -Hollanda Türk Göç Tarihinin 60”ıncı yılına Türkevi Derneği’nden 60 proje ve
Program (1987 – 2024 / Literatür Araştırması)
2023 Türkiye Depremi & Hollanda Türkiye Dayanışması 6 Şubat 2023 tarihinde, Türkiye ve komşu ülke Suriye’de iki ayrı ağır deprem meydana geldi. Depremden, sadece Türkiye’de on üç milyon insan direk etkilenirken, on binlerce insan hayatını kaybetti ve yaralandı. Deprem, bölge ve ülke insanını büyük bir acıyla karşı karşıya bıraktı. Tarihi ve zor bir acı yaşandı. Türkiye başta olmak üzere, dünyanın her yerinden depremzedelerin yaralarını sarmak için harekete geçildi. Acıların paylaşılması, yaraların sarılması için, Hollanda’dan da hızlı bir şekilde organizasyonlar başladı. Ayni ve maddi yardımlar, kampanyalar, programlar, depremzedeler yararına konserler ve etkinliklerin sayısı her geçen gün aratarak devam etti. Hollanda acil kurtarma ekibi USAR ve Uluslararası “Hava Ambulans Hizmeti” (MEDEVAC) bölgeye gitti. Birlikte Çalışan Hollanda Yardım Kuruluşları, Giro555 olarak deprem kampanyası yürüttü ve 124 milyon Euro toplandı. Belediyeler ayrı ayrı yardım ettiler. Türk kurum ve kuruluşları, Hollanda şirketleri, Türk girişimcileri ile bireysel kampanyalar yürütüldü ve sürdürülebilir projeler hayata geçirildi.
Türkevi Araştırmalar Merkezi, Türkiye ve Suriye’de meydana gelen 2023 depremi sonrası, Hollanda’da yürütülen deprem yardımları ve bu çerçevedeki faaliyetleri araştırdı. Sonuçları kitap olarak yayınladı ve Amsterdam’da organize edilen bir tanıtım programıyla kamuoyuna sundu.
60’ıncı Yıl, 60 Genç Projesi: Üçüncü kuşakla konuşmalar (Sözlü Tarih Çalışması) 2024 yılı, Hollanda ile 19 Ağustos 1964 tarihinde Lahey’de imzalanan işgücü anlaşmasının altmışıncı yılıdır. Altmış yıllık göç süreci boyunca önemli birikimi içerisinde barındıran Türk diasporasına dair çeşitli araştırma ve çalışmalar yapılmıştır. Türkiye ile Hollanda arasında imzalanan işgücü anlaşmasının altmışıncı yılına özel olarak, üçüncü kuşağı kapsayan 18 ile 30 yaş arasında 60 Türk gencin hayat hikayesine odaklanan bir kitap çalışması hayata geçirilmiştir. Bu hikâyelerde, Hollanda’daki Türk gençlerinin Türkçe ile etkileşiminden, eğitimdeki konumlarına, sosyal hayattaki varlıklarından iş piyasasındaki etkinliklerine değin farklı hayat tecrübelerinden kesitler aktarılmaktadır. Literatürdeki çalışmaların daha çok Almanya ve birinci nesil odaklı olduğu dikkate alınarak Hollanda’daki Türk diasporası içerisindeki gençlerin hikayelerini kapsayan bu çalışma literatürdeki önemli bir eksikliği doldurmaktadır.
Hollanda Türk Göç Tarihinin 60’ıncı yılına Türkevi Derneği’nden 60 proje ve Program (1987 – 2024 / Literatür Araştırması) Hollanda Türkevi Derneği, 1987 – 2024 yılları arasında, Hollanda başta olmak üzere, Avrupa, Türkiye, Balkanlar ve kültür coğrafyamızda 2000’ne yakın proje, program ve etkinlik gerçekleştirdi. Sürdürülebilir projeler arasında, siyasal katılım alanında “Amsterdam Tartışmaları”, medya alanında “Avrupa Türkçe Süreli Yayınlar Sempozyumları”, kültür ve sanat alanında “Türkevi Konuşmaları”, tarih alanında “Hollanda Türkiye İlişkileri”, literatür alanında “Türkevi Yayınları”, Türk Dünyasına yönelik “Avrasya Sivil Toplum Forumu”, Türk kültür referanslarının Hollandacaya tercümesi “Mesnevi, Dede Efendi, Hacı Bektaş Veli, Ahilik, Yunus Emre, Sarı Saltuk, Ahmed Yesevi, Evliya Çelebi, Farabi”, genel kültür alanında “Biyografi Okumaları”, spor alanında “Yağlı Güreş Şampiyonluğu”, tasavvuf alanında “Şeb-i Arus”, “Uluslararası kalkınma işbirliği projeleri”, “Erasmus Öğrenci ve Öğretim Görevlileri Hareketliliği” gibi programlar yer almaktadır.
Hollanda’ya Türk iş gücü göçünün 60’ıncı yılı olan 2024’te, Türkevi’nin 1987-2024 yılları arasında gerçekleştirdiği 2000’ne yakın proje ve program içinden 60 etkinlik seçilerek, literatür araştırması yapılmıştır.”
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu malumdur. Türkevi Araştırmalar Merkezi de, vizyonuna uygun bu üç dev proje ile, göçün 60’ıncı yılana katkıda bulunarak, 2024 yılını bu şekilde değerlendirmektedir. Yapılan bu çalışmalar, hiç şüphesiz iki ülke arasındaki ilişkilere katkıda bulunurken, Avrupa Türklerinin 60 yıl gibi süreçte nereden nereye geldiklerini de açıklamaktadır.
****************************
HOLLANDA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİLİĞİNİN ETKİNLİKLERİ
İşgücü Anlaşması’nın 60 yılı: Ortak tarih, ortak gelecek
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands, İş gücü sözleşmesini kutlamak için yaptıkları ve yapacakları etkinlikleri şöyle anlattı:
“Altmış yıl önce 19 Ağustos 1964’te, Hollanda Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ile yurttaşlarını Hollanda’da çalışmaya davet eden bir anlaşma imzaladı. Bu yıl, Türkiye – Hollanda ilişkilerindeki bu dönüm noktasının 60. yıl dönümünü kutluyoruz. 1960’ta Hollanda’da sadece 200 Türk yaşarken, günümüzde yarım milyona yakın insanın Türkiye kökenleri mevcut. Ülkelerimiz arasındaki 1964 anlaşması, bu tarihi gelişmenin meşhur doğum belgesi olarak kabul edilebilir.
Hollanda’ya gelen ilk kuşak Türkler, 1960’larda hâlâ İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerinden sıyrılmaya çalışan ülkemin yeniden inşasında ve kalkınmasında mühim bir rol oynadı. Yakın zamanda, bu ilk kuşak Türk-Hollandalılardan bazılarının emekliliklerini geçirdiği Yozgat ilindeki bir huzurevini ziyaret etme fırsatım oldu. Bana onlarca yıl önce Hollanda’ya yaptıkları yolculukları anlattılar. Cömertliklerinden, dayanıklılıklarından ve hem Türkiye’ye hem Hollanda’ya olan sevgilerinden ilham aldım. Bu ilk kuşak inanılmaz derecede çok çalıştı ve Hollanda’nın ekonomik kalkınmasına önemli katkılarda bulunurken aynı zamanda sonraki kuşaklar için de yol açtı.
Bu ortak tarihte kadınların oynadığı önemli rolü unutmamalıyız. Dikkat, genellikle babalara ve büyükbabalara yönelse de, anneler ve büyükanneler de Hollanda’ya geldi. Bu kadınlar, gerçek öncülerdi ve katkıları her zaman tam olarak takdir edilmedi. Bu cesur kadınların mirasını onurlandırmak için Hollanda’dan “Kadın Türk Öncüleri” adlı sergi, Türkiye’yi dolaşarak üç kuşaktan Türk-Hollandalı kadınların öykülerini anlatıyor.
Farklı bir kültüre ve topluma entegre olmak; dil engelleri, farklı gelenekler ya da konut ve istihdam gibi alanlarda elbette zorlu olabilir. Bu zorluklara rağmen ilk kuşak ve onların çocuklarıyla torunları, yaşamın her alanında etkin olarak Hollanda toplumunun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Girişimcilerden, bankacılardan öğretmenlere ve doktorlara, tasarımcılardan, hemşirelerden parlamenterlere ve mühendislere kadar Türk-Hollandalılar, Hollanda toplumunun ve ekonomisinin her alanına katkıda bulunuyor.
Toplumlarımızın paylaştığı bir özellik, güçlü girişimci ruhlarımız. Türkiye Cumhuriyeti istatistiklerine göre Hollanda, Türkiye’deki en büyük yabancı doğrudan yatırımcı ve yaklaşık 3 bin Hollandalı şirket burada faaliyet gösteriyor. Hollanda ayrıca birçok Türkiye kökenli girişimciye sahip. Bunların birçoğu Türkiye ile ticaret ve Türkiye’ye yatırım yapmaktadır. Bu da ekonomik bağlarımızı daha da güçlendirmektedir.
Bu 60 yıllık tarihe geri dönüp baktığımızda kutlanacak çok şey olduğunu görüyoruz. Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişki, toplumlar ve bireyler arası günlük temaslar sayesinde gerçekten eşsizdir. Her iki ülkeye de bağlılık hisseden birçok insan, yalnızca ortak bir tarihimiz değil, aynı zamanda ortak bir geleceğimiz olmasını da sağlar. Bu insanlar, uluslarımız arasındaki kalıcı dostluğun yaşayan kanıtıdır.
“TÜRK KADIN ÖNCÜLERİ”
Hollanda’nın Haarlem şehrindeki Verwey Müzesi tarafından projelendirilen “Türk Kadın Öncüleri” sergisi, Hollanda’ya göç etmiş kadınların öykülerini anlatıyor. Fotoğraf sanatçıları Bertienvan Manen, Bercis G. Metz, Muhammet Sağ ve Çiğdem Yüksel’in 26 portre yapıtından oluşan sergi, 29 Eylül – 9 Nisan arası müzede sergilendikten sonra Türkiye’nin yolunu tuttu ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı ve Hollanda Büyükelçiliği’nin işbirliğiyle Bursa, Emirdağ ve İstanbul’u ziyaret etti. 12 Eylül’e kadar Yozgat’ta görülebilecek sergi, ardından Ankara (16 Eylül – 16 Ekim), Eskişehir (19 Ekim – 1 Kasım), Afyon (2-17 Kasım) ve Konya’yı (18 Kasım – 18 Aralık) ziyaret edecek.
HOLLANDA’DA EN ÜNLÜ VE EN BAŞARILI 600 TÜRK KADINI
Hollanda Büyükelçisi Wijnands’ın dile getirdiği, “Türk Kadın Öncüleri” sergisi, bana kendi yaptığım bir çalışmayı da hatırlattı. Bugünkü yazıma eklemeyi hiç düşünmediğim bir çalışmaydı bu.
Aslında bu çalışmayı 60’ıncı yıl kutlaması için yapmıştım.
Ne mi yapmıştırm?
Önce, Hollanda’da sanatçı, yazar, modacı, sporcu ve siyasetçilik dallarında çok ünlenmiş Türk kadınlarını aradım ve buldum. 60 Türk kadını bulmayı amaçşamıştım. Ama sayı 100’ü geçmişti. Bu sayının 600’ü bulması güçtü. Bunun üzerine çok başarılı olmuş kadınlarımızı da bulmayı amaçladım. Çok uzun bir çalışma sonunda, başarılı kadınlarımızın sayısı ile 600’ü buldum.
Bu çalışmam, Hollanda’da aylık yayınlanmakt aolan KADIN dergisi tarafından, ‘Özel sayı’ olarak yayınlanacak. ******************
YAPILACAK OLAN ETKİNLİKLER
İş gücü sözleşmesinin 60’ıncı yılı kutlamaları bu yılın sonuna kadar sürecek.
Yapılacak olan etkinliklerin en büyüğü, Hollanda Türk İş Adamları Derneği HOTİAD tarafından yapılacak.
HOTİAD camiasından seçilen bir ekip, Hollanda’da ‘İZ BIRAKANLAR’ı seçmek için bir jüri oluşturdu. Yapılan duyurular ile, Hollanda’da iz bırakmış kişilerin isimleri toparlandı. Toparlanan isimleri tasnif etmek aylarca sürdü. Sonunda jüri üyelerine bu ‘İz bırakanlar’ın yaşam öyküleri yazılı olarak sunuldu. Jüri üyeleri şimdi, yüzlerce aday içersinde, ilk 10’da yer alacak isimleri saptıyor. Bununla ilgili olarak 1 Kasım günü bir gala programlandı. İçeriği, yeri ve saati daha sonra açıklanacak olan bu galada, önce ilk 10 ‘İz bırakan’ ilan edilecek ve ödülleri verilecek. Daha sonra da Hollanda göç tarihi ele alınacak.
Konuyla ilgili olarak HOTİAD’ın Başkanı Hikmet Gürcüoğlu şu açıklamayı yaptı:
“Hollanda Türk Toplumunun Hollanda’ya göç ve yerleşim sürecinde, birinci nesilden bazı isimler öncü olma görevi yapmışlardır. Bu isimler, değişik alanlarda, bir toplum emektarlığı yaparak, büyük bir özveri ve adanmışlık ruhu ile çalışıp, toplumsal kazanımlar sağlamışlardır.
Aynı isimler, bu kazanımlarla sürecin daha hızlı ve sağlıklı gelişmesine katkı sunmuşlardır.
HOTİAD olarak, göçün 60’ıncı yılında, bu öncü emektarları bir program ile yâd etmek istiyoruz. Yaşamakta olanlara uzun ve sağlıklı bir ömür diliyoruz. Vefat etmiş olanların yakınlarının katılabileceği representable bir programla, Hollanda Türk Toplumu adına kendilerini onore etmek istiyoruz. Dönemin yüksek büroktatları gibi, tüm paydaşların davetli olacağı, anıların canlı paylaşılacağı, zengin bir program tasarlamaktayız.
Bu sürecin asıl kahramanları olan birinci neslin, emekleri önünde saygı ile eğilerek onları anmak, şükranlarımızı dile getirmek istiyoruz.
Bizim için bu grubun tamamı çok özel. Fakat grup içerisinde bazı isimler vardı ki, bunlar çok müstesna. Yaptıkları ile silinmez izler bıraktılar.
Bu isimler bir çok alanda göç sürecinin başarı ile yaşanmasına özel katkılar sundular.
Biz onları ‘yol açanlar, temel atanlar’ olarak isimlendiriyoruz.
Bu program ile onları onore edip, tarihe not düşmek istiyoruz.”
******************
TÜRK İSLAM KÜLTÜR DERNEKLERİ FEDERASYONU’NUN ETKİNLİĞİ
Başkanlığını Ömer Altay’ın yaptığı Türk İslam Kültür Denekleri Federasyonu’nun (TİKDF), Türk İslam Kültür Federasyonu TİCF) ile ortaklaşa bir kutlama töreni yapacak.
5 Ekim günü Hilversum’daki şehir kütüphanesi’nde saat 12.00’de başlayacak olan 60’ıncı yıl toplantısı, aynı zamanda, Hilversum şehrinin kuruluşunun 600’üncü yılı olarak da kutlanacak.
Lahey Büyükelçimizin yanında, Kuzey Hollanda Valisi, Hilversum Belediye Başkanı, Başkonsoloslarımız ve YTB temsicisi ve diğer davetliler katılacağı toplantı, Hollanda’nın Hollywood’u olarak bilinen Hilversum’da, medyanın da ilgisini çekecek.
************************
GÖÇ ARAŞTIRMALAR VAKFI’NIN ANKARA’DAKİ ETKİNLİĞİ
İş gücü anlaşmasının 60’ıncı yıl dönümü münasebetiyle, 24 Ağustos 2024 Türkiye Hollanda İş Gücü Anlaşması’nın tarihsel süreci, aynı şekilde göçün sosyo-ekonomik boyutu istihdam, eğitim ve toplumsal katılım gibi alt başlıklar altında ele alınacaktır. Diğer taraftan program içerisinde Hollanda’nın göç politikalarına ve Türk toplumunun dinamiklerine kimlik, vatandaşlık ve aidiyet yönüyle değinilecektir. Ayrıca Hollanda’daki Türk toplumunun örgütlenme biçimleri ve sivil toplum kuruluşları konuları da program dahilinde ele alınacaktır. Konferans kapmasında genel olarak mevcut sorunlara vurgu yapılması ve iki ülke arasındaki ilişkiler değerlendirilerek bir gelecek projeksiyonu çizilmesi amaçlanmaktadır.
***************
TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİNİN ETKİNLİĞİ
************************
HOLLANDA’DA TÜRK GİRİŞİMCİLERİN 60’INCI YIL ETKİNLİĞİ: GEÇMİŞTEN GELEN BAŞARILAR
Hollanda’da Türk göçmenlerinin 60. yıl dönümü, KOV Den Bosch Türk Girişimciler Derneği tarafından düzenlenen anlamlı bir programla kutlandı. İlk nesil ve yeni kuşak girişimcilerin bir araya geldiği etkinlikte, göç hikayeleri paylaşıldı, başarılar kutlandı ve geleceğe dair planlar yapıldı.
**************
…VE İŞTE TÜRKİYE –HOLLANDA İŞGÜCÜ ANLAŞMASI
Anlaşmanın İmzalandığı Tarih ve Yer: 19 Ağustos 1964, Lahey
19 Ağustos 1964 tarihinde Lahey’de imzalanmış olan Türkiye – Hollanda İşgücü Anlaşması, aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.
25 maddeden oluşan bu anlaşmaya göre her iki devlet, Türk işçilerinin Hollanda’da çalıştırılmalarının sağlanmasının, her iki memleketin yararına olduğunu kabul ederek, Türk işçilerinin toplanması, Hollanda’ya yollanması ve orada işe yerleştirilmesi hakkında bir anlaşmaya varmak amacıyla mutabık kalmışlardır.
Batı Avrupa ülkelerinin işçi alımını durdurdukları 1973-1974 yıllarından bu yana, anılan Anlaşma kapsamında Hollanda’ya işgücü gönderilmemektedir.
Hollanda ile Türkiye arasındaki işgücü anlaşmasını imzalamak için Hollanda’ya gelen, zamanın Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, imza töreninden önce Hollandalı yetkililerle, Amsterdam’daki İjburg Türk İşçi Kampı’na gelmişti. İmza atılmadan önce Türk işçilerine bilgi veren Bülent Ecevit’i dinleyenler arasında İbrahim Görmez de vardı. Hollanda’da henüz 5 aylık bir deneyimi olan İbrahim Görmez, daha sonra Hollanda Türk İslam ve Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı olmuş ve Türkler için bir Radyo-Televizyon Kurumu kazandırarak başkanı olmuştu.
Nacizane şahsım ise, bir dünya turunun ardından 1967 yılında Hollanda’ya geldim.
Ecevit’in beraberinde Ankara’dan gelen diplomatlar, Lahey Büyükelçimiz ve Hollandalı Bakan ve bürokratlar vardı. İjburg işçi kampında hazırlanan Türk yiyecekleri, bir müzik grubunun sunduğu şarkılar arasında afiyetle yenildi. Daha sonra Lahey’e geçildi ve tarihi anlaşma imzalandı.
Çalışma Bakanı iken Hollanda’ya gelip ikili sözleşmeyi imzalayan Bülent Ecevit, 10 yıl sonra 1974 yılında Başbakan iken, Kıbrıs’a çıkarma yapmış ve adı ‘Karaoğlan’ olarak kalplere yazılmıştı.
O sırada ziyaret ettiğim Ecevit ile uzun bir söyleşi yapmıştım
ANLAŞMANIN İÇERİĞİ
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hollanda Krallığı Hükümeti, iki memleket arasındaki dostluk bağlarını ve karşılıklı işgücünün ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, Türk işçilerinin Hollanda’da çalıştırılmalarının sağlanmasının her iki memleketin yararına olduğunu kabul ederek, Türk işçilerinin toplanması, Hollanda’ya yollanması ve orada işe yerleştirilmesi hakkında bir anlaşmaya varmak arzusu ile, aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalmışlardır.
İki ülke arasında yapılan sözleşme hâlâ yürürlüktedir ama, maalesef Hollanda, uyulması gereken şartlardan bazılarını hiçe sayarak uygulamamaktadır. Bunlardan en önemlisi de, Türk çocuklarının Türkçe eğitim yapamamasıdır. Çeşitli mahkeme kararlarına rağmen, Türkçe eğitimi için hem maddi ve hem de fiziki imkân tanımayan Hollanda, bu konuda protesto edilmektedir.
1964 anlaşması imzalandıktan sonra Hollanda’ya THY ile gelen ilk Türk işçi kafilesi
GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
Türk işçilerinin toplanması, Hollanda’ya yollanması ve orada işe yerleştirilmesi konusunda: Türkiye yönünden, Ankara’da Türkiye İş Kurumu (bundan sonra Kurum olarak geçecektir) yetkilidir. Hollanda yönünden, Lahey’de Sosyal İşler ve Sağlık Bakanlığı İşverme Müdürlüğü (bundan sonra Direction olarak geçecektir) yetkilidir.
Madde 2
1. Direction, yetkili Türk makamlarının gerekli tedbirleri zamanında alabilmeleri ve işçi taleplerini karşılayabilmelerini sağlamak üzere, en az altı ayda bir Hollanda sanayiinin Türk işgücü ihtiyacını, iş ve sanayi kolları ile meslekler belirtilmek suretiyle, Kuruma bildirir.
2. Kurum, mevcut işçilerle talebin ne nisbette karşılanabileceğini tezelden Direction’a bildirir.
Madde 3
1. Direction, iş ve ücret genel şartları ile yaşama şartları hakkında işçilerin aydınlatılmalarını sağlayabilecek bütün bilgileri Kuruma verir.
2. Direction, Hollanda sanayinin çeşitli kesimlerindeki ortalama ücretler ve ortalama çalışma süreleri; vergi, sosyal sigorta primleri, vesair ücretlerden yapılacak kesinti miktarları ile genel olarak fiyatlar ve geçim şartları hakkındaki bütün bilgiyi verir.
3. Bu konuda gerektikçe tamamlayıcı bilgi verilir.
İki ülke arasında çifte vergilendirmeyi önlemek için
1986 yılında ikili sözleşme imzalanmıştı.
İŞÇİLERİN TOPLANMASI VE İŞE YERLEŞTİRİLMESİ
Madde 4
1. Direction, ikinci maddede belirtilen bilgiyi dikkate alarak, Hollanda işverenlerinin iş tekliflerini Kuruma bildirir.
2. İş teklifleri, işin niteliği, türü ve müddeti, brüt ve net ücretler, çalışma şartları, işçilerin iaşe ve ibate imkânları ile diğer lüzumlu ve faydalı bilgileri tam olarak kapsamalıdır.
3. Biriş teklifi müsait karşılandığı takdirde, Kurum, bu iş teklifinin şartları ile diğer yararlı bilgilerin, ilgili işçilere tezelden duyurulmasını sağlayacak tedbirleri alır. 70 Uluslararası İşgücü Anlaşmaları 61
Madde 5
Türk işçilerinin Hollanda’da çalışabilecekleri yaş hadleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir;
Kalifiye olmayan işçiler için, 21-35 yaş arası,
Kalifiye ve uzman işçiler için, 23-45 yaş arası.
Bu yaş hadleri, ismen işçi istenmesi halinde veya özel hallerde Kurum ile Direction’un anlaşması ile değiştirilebilir.
Madde 6
1. Hollanda’da bir işe yerleştirilmek üzere aday gösterilen işçilerin sağlık muayeneleri Kurumca sağlanır. Adaylar, mesleki ehliyet ve Direction’un koyduğu diğer özel şartlar bakımından Kurum tarafından yoklamaya tabi tutulur.
2. Her adayın tabi tutulacağı bu yoklamanın sonucu, şekli müştereken tespit olunan formülere işlenir. 3. Kurum, adli sicilleri temiz olmayan ya da sosyal ve ahlaki bakımlardan kötü tavır ve hareketleri bilinen adayların takdim edilmemesi hususuna itina eder.
4. Kabul edilen adayların listesi ve her biri için doldurulan formülerler Kurumca Direction’a gönderilir.
Madde 7
1. Direction, Kurum tarafından takdim edilen adayların kesin seçmesini yapmakla görevli bir heyeti Türkiye’ye gönderebilir.
2. Kurum, yukarıda adı geçen heyetin incelemelerini yetkili ve çabuk yapabilmesi için, müştereken tespit edilecek seçme yerlerinde lüzumlu bina ve vasıtaları heyet emrine verir.
Madde 8
Direction, kesin olarak kabul edilmiş bulunan adayların bir listesini, mümkün olduğu kadar çabuk Kuruma gönderir.
Madde 9
1. Direction, kesin olarak kabul edilen her işçi için, müştereken tespit edilen bir modele uygun olarak Türk ve Hollanda dilleri ile iki nüsha halinde hazırlanmış ve işveren tarafından imzalanmış bir iş sözleşmesini Kuruma gönderir. Bu iş sözleşmesi işçi tarafından Türkiye’den hareketinden önce imzalanmış olmalıdır.
2. İş sözleşmesinin geçerlilik süresi bir yıldır. Müştereken kabul edilecek özel hallerde iş sözleşmelerinin süreleri, sekiz aydan fazla olmak kaydıyla, bir yıldan az olabilir.
Madde 10
1. Dokuzuncu maddede bahsi geçen iş sözleşmesinin alınmasını müteakip Kurum işçiye pasaport çıkarılmasını sağlar.
2. İşçi, ayrıca medeni durumunu, bakımı ile yükümlü olduğu aile fertlerini gösterir belgelerle 6 ncı maddenin 3 üncü bendinde belirtilen, adli iyi durum belgesine de sahip olmalıdır.
Madde 11
1. Kurum, kabul edilmiş olan işçilerin Direction’la müştereken tespit edilen tarihlerde ve yerlerde harekete hazır bulunmalarına itina eder.
2. İşçilerin hareket yerinden Hollanda’ya nakilleri, Kurum ile danışmadan sonra Direction’ca düzenlenir ve masraflar Direction tarafından doğruca ilgililere ödenir.
3. Bu maddede sözü geçen nakil masrafları işverenlere aittir. İşverenler bu masrafları Direction’a ödemeyi taahhüt etmekle mükelleftirler.
Madde 12
Türk işçilerinin Türkiye’den Hollanda’ya hava yolu ile nakledilmeleri halinde nakil işine iki memleketin havayolu müesseseleri iştirak edebilir.
Madde 13
Hollanda işverenleri, Direction’un veya heyetin işçinin mesleki ehliyetine ilişkin kararına karşı ancak işçinin işindeki ehliyetsizliği aşikar şekilde sabit olduğu taktirde Hollanda Çalışma Büroları nezdinde itirazda bulunabilirler. Bu gibi hallerde, Hollanda Çalışma Büroları ilgililere mesleki ehliyetlerine uygun iş teminine çalışırlar.
Madde 14
İsmen yapılan talepler ancak Hollanda’da oturan Türk işçileri ile veya Hollanda’da yerleşmiş işverenlerle ilişkileri olan Türk işçilerine ait olduğu takdirde Direction tarafından Kuruma intikal ettirilir. Bu talepler hakkında yapılacak işlemi Kurum kararlaştırır.
Madde 15
1. Altıncı madde gereğince yapılacak ilk seçmeye ait masraflar Türk tarafına aittir. Bu masraflar, işçilerin tıbbi muayene ve mesleki seçme masraflarını, oturdukları yerlerden muayene ve seçme mahallerine kadar olan seyahat giderlerini ve seçme yerlerindeki ikametleri süresince iaşe ve ibate masraflarını kapsar.
2. Heyetin yaptıracağı özel tıbbi muayene ve mesleki seçmeye ait masraflar Hollanda tarafına aittir. 3. Heyetin çalışma masrafları Hollanda tarafınca karşılanır.
Madde 16
Direction, bu anlaşma çerçevesi içinde Hollanda’ya varan işçilerin listelerini, işverenlerin adresleri ile işçilerin Hollanda’daki ilk adreslerini belirtmek suretiyle, Lahey’deki Türkiye Büyükelçiliğine gönderir.
GENEL ÇALIŞMA ŞARTLARI
Madde 17
1. Hollanda’da çalışan Türk işçileri, Hollanda’lı işçiler için uygulanan ücret (ücretli izin dâhil) ve çalışma şartlarından, kanun hükümlerinden, toplu iş sözleşmeleri ile mesleki örf ve mahalli adetlerden eşit şekilde faydalanırlar.
2. Türk işçileri, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile lojman konularındaki kanunların uygulanması bakımından Hollanda’lı işçilere sağlanan hak ve himayelerden Hollanda’lı işçilerle eşit şekilde faydalanırlar.
3. Türk işçileri, Hollanda mevzuatının (aile yardımları dâhil) sosyal güvenlik konusunda Hollanda’lı işçilere sağladığı avantajlardan, mevzuattaki şartları yerine getirmeleri kaydıyla, faydalanırlar.
4. Hollanda makamları, bu hükümlerin uygulanmasına ve özellikle işçinin Hollanda’ya varışı anında işe alınma şartlarının adı geçen hükümlere uygun olmasına itina gösterirler.
5. Türk işçilerinin, ayrıca, iş anlaşmazlığı halinde, Hollanda vatandaşlarına uygulanan aynı şartlar dâhilinde, yetkili idari veya adli Hollanda mercilerine müracaat etmeye hakları vardır.
Madde 18
Türk işçileri tasarruflarının tamamını Hollanda’da yürürlükte olan hükümler dairesinde Türkiye’ye gönderebilirler.
Madde 19
1. Yetkili Hollanda makamları ve Hollanda’lı işverenler, Türk işçilerine, özellikle istihdamlarının başlangıç devresinde, yeni muhitlerine intibaklarını sağlamak bakımından gerekli her türlü yardımda bulunacaklardır.
2. Akit tarafların yetkili makamları, Hollanda ve Türk sosyal ve dini teşekküllerini Hollanda’daki Türk işçilerinin intibakını kolaylaştırmak gayesine yöneltilmiş bütün teşekküllerini dürüstçe araştırıp destekleyeceklerdir. Yukarıda belirtilen Türk ve Hollanda teşekkülleri arasında işbirliği yapılması da kolaylaştırılacaktır.
Madde 20
1. Hollanda makamlarının müsaadesiyle iş sözleşmesi uzatılmayan veya yeni bir işe girmeyen işçi, iş sözleşmesi sonunda Türkiye’ye dönmek zorundadır.
2. İş sözleşmesinin sona ermesi veya bozulması hallerinde memlekete dönüş masrafları Hollanda’lı işverenlerce karşılanır. Bununla birlikte, sözleşme işçinin ağır bir kusuru sonucunda bozulmuşsa veya bozma için işçinin ileri sürdüğü sebepler geçerli değilse; dönüş masrafları işçi tarafından ödenir. Bu konuda karar verme yetkisi işyerinin bulunduğu bölgenin Çalışma Bürosuna aittir.
3. İlk iş sözleşmesi yenilenen işçi iznini Türkiye’de geçirmek isterse, gidiş-dönüş yol masrafları işveren tarafından karşılanır. Müteakip yenilemelerde işçilere böyle bir kolaylık gösterilmesi zorunluluğu yoktur.
SON HÜKÜMLER
Madde 21
Hollanda makamları, bu anlaşma çerçevesi içinde aldığı işçileri kamu düzeni ve güvenliği sebepleri ile Türkiye’ye iade edebilirler.
Madde 22
1. Akit taraflardan birinin isteği üzerine, en çok üçer temsilciden müteşekkil bir Karma Komisyon kurulabilir. Taraflar gereği kadar uzman bulundurabilir.
2. Bu anlaşmanın uygulanması sırasında çıkacak güçlüklerin çözümlenmesinde Kurumla Direction arasında bir mutabakata varılamadığı takdirde, Karma Komisyon bu güçlüklere çözüm yolu bulmaya çalışır. Bundan başka Karma Komisyon, Türk işçilerinin toplanması Hollanda’ya yollanması ve orada işe yerleştirilmesi ile ilgili genel nitelikteki meselelerle de meşgul olabilir. Gerekirse ele aldığı meselelerle ilgili olarak akit taraflara teklifler yapar.
3. Karma Komisyon iç teşkilatını ve çalışma tarzını kendisi tespit eder. Toplantılar sıra ile Türkiye’de ve Hollanda’da yapılır.
Madde 23
Bu anlaşma hükümleri, Hollanda bakımından Krallığın sadece Avrupa’daki toprakları için uygulanır.
Madde 24
İşbu anlaşmanın bir Türkçe tercümesi Türkiye Hükümeti tarafından Hollanda Hükümeti’ne, bir Flamanca tercümesi ise Hollanda Hükümeti tarafından Türk Hükümeti’ne sunulacaktır.
Madde 25
1. Bu anlaşma imzası tarihinde yürürlüğe girer.
2. İşbu anlaşma 31 Aralık 1964 tarihine kadar geçerlidir ve bitiminden en az üç ay önce akitlerden biri tarafından diplomatik yolla feshedilmediği taktirde bir yıl daha uzatılmış sayılır. Yukarıdaki hususları doğrulamak için akit tarafların yetkili temsilcileri işbu anlaşmayı imzalamışlardır.
19 Ağustos 1964 günü Lahey’de Fransızca olarak iki nüsha yapılmıştır.
Lahey, 19 Ağustos 1964.
Sayın Büyükelçi,
Hollanda Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bugün imzalanan Türk işçilerinin Hollanda’ya göçü, işe alınması ve istihdamına ilişkin Anlaşmaya ilişkin olarak, aşağıdaki hususları Ekselanslarının dikkatine sunmaktan onur duyarım:
A.Hollandalı işverenler, Türk işçilerinin Hollanda ile Türkiye arasındaki tüm ulaşım masraflarını üstlendiğinden, Hollanda elbette hangi ulaşım aracının (kara, deniz veya hava) kullanılacağını belirleyebilir ve bu ulaşımı hangi nakliye şirketlerinin sağlayacağı konusunda özgür seçim hakkına sahiptir. .
B.Yukarıdakiler özellikle hava taşımacılığı kullanıldığında geçerlidir; bu durumda söz konusu ülkelerin hükümetleri 12. Maddede öngörülen özgürlüğü garanti eder. Bu alanda sıkıntı çıkması halinde her iki hükümet de gerekli adımları atacak ve gecikmeden istenilen duruma kavuşturacaktır.
C.İkinci durumda, her iki Hükümet de her iki ülke tarafından onaylanan 30 Nisan 1956 tarihli Avrupa’da Tarifeli Olmayan Hava Hizmetlerine İlişkin Ticari Haklara İlişkin Çok Taraflı Anlaşmanın 2( c) Maddesine uygun olarak hareket edecektir.
Yukarıdaki hususlara katıldığınızı belirtirseniz çok memnun olurum.
Sayın Büyükelçi, en derin saygılarımın teminatını lütfen kabul edin.
(imza) L. DE BLOCK
Ekselânsları
Sayın Fuat Kepenek
Olağanüstü ve Yetkili
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi
Lahey’de.
NEDERLANDSE VERTALİNG VAN MİJN ANALYSE
IN HET 60E JAAR VAN DE MIGRATIE NAAR NEDERLAND: WAT WE HEBBEN GEWONNEN, BIJGEDRAGEN EN WAT WE KUNNEN VERLIEZEN…!
Wat we hebben gewonnen: Ze kwamen om een tractor te kopen. Ze kochten duizend tractors en overspoelden hun land met geld. Ze volgden onderwijs, werden werkgevers, politici, sporters, uitgevers, kunstenaars en bestuurders.
Wat we hebben bijgedragen: Ze speelden een belangrijke rol in de wederopbouw en ontwikkeling van het land dat probeerde de verwoestende gevolgen van de Tweede Wereldoorlog te overwinnen en droegen door het nieuw leven inblazen van de industrie aanzienlijk bij aan de huidige welvaart.
Wat we kunnen verliezen: In de afgelopen jaren zijn de Europese Turken en volgende generaties, die begonnen te worden geminacht door degenen in Turkije, in een identiteitscrisis beland. Ze staan voor het gevaar hun gevoel van verbondenheid te verliezen, doordat ze vastzitten tussen twee culturen.
Hieronder vindt u de vieringen van het 60e jubileum die het hele jaar door plaatsvonden en nog zullen plaatsvinden, evenals de inhoud van die overeenkomst.
ANALYSE VAN İLHAN KARAÇAY:
Migratie… Hoewel het lijkt op een simpel woord van drie letters, is het in feite een term die een hele wereld in zich herbergt. Het is een fenomeen dat diep verweven is met de Turkse geschiedenis en dat diepe sporen heeft nagelaten. Migratie is niet alleen een geografische beweging, maar ook een proces dat culturele, sociale en zelfs religieuze transformaties in gang zet. In de geschiedenis van de Turkse natie is migratie altijd een zoektocht geweest, een poging om een nieuw thuis te vinden en soms een symbool van ontsnapping. Door de geschiedenis heen is dit begrip gevormd door de heimwee naar het moederland.
En vandaag staan we in het 60e jaar van de arbeidsmigratie naar Nederland.
In de jaren vijftig emigreerden ongeveer 400.000 Nederlanders naar landen als Canada, Australië en Nieuw-Zeeland, wat een groot gat achterliet op de arbeidsmarkt van het land. Om deze leemte op te vullen, begon Nederland arbeiders te werven uit landen zoals Spanje, Italië, Joegoslavië en Griekenland. Turkije werd in dit proces een van de landen die arbeidskrachten exporteerden naar Nederland. Het arbeidsverdrag tussen Turkije en Nederland, ondertekend op 19 augustus 1964, opende een nieuw hoofdstuk in het leven van duizenden Turken.
Toen de Turkse arbeiders voor het eerst arriveerden, stonden ze voor grote uitdagingen. Ongeveer 5.000 Turken die vóór de overeenkomst naar Nederland kwamen, moesten met eigen middelen vechten om werk, voedsel en onderdak te vinden. De arbeiders die na de overeenkomst kwamen, konden echter meer georganiseerd werk en huisvesting vinden.
Toch kwamen de echte uitdagingen niet door de migratie zelf, maar door wat daarna gebeurde. Veel Turkse arbeiders, die van plan waren om na een paar jaar terug te keren, besloten uiteindelijk hun families over te laten komen. Dit besluit bracht ernstige problemen met zich mee, zoals huisvesting en onderwijs.
De moeilijkheden in de vroege jaren van de migratie waren niet te onderschatten. De gezondheidszorg was ontoereikend, de arbeidsomstandigheden waren zeer zwaar en er waren incidenten waarbij zelfs zieke arbeiders gedwongen werden om te werken onder strikte controle. In de jaren ’70 leidde de dood van een Turkse arbeider die ondanks zijn ziekte naar zijn werk werd gestuurd bij een scheepswerf in Amsterdam tot massale protesten. Dergelijke pijnlijke gebeurtenissen onthulden de dramatische en uitdagende kant van de migratie.
Desondanks slaagden de Turken erin om hun eigen weg te vinden. Met de tijd ontvluchtten sommigen de arbeidersklasse en werden ze kleine ondernemers. Wat begon als een reis met de gedachte “Op een dag zullen we terugkeren” voor de eerste generatie Turken, veranderde in een onderwijs- en loopbaanreis voor de tweede en derde generatie. Tegenwoordig hebben de Turken in Nederland niet alleen een plaats verworven als arbeidskrachten, maar ook als opgeleide en succesvolle individuen in de samenleving. Jonge mensen die in verschillende vakgebieden aan universiteiten studeren, hebben succes geboekt in de politiek, het bedrijfsleven en de kunst. De aanwezigheid van parlementariërs van Turkse afkomst in het Nederlandse parlement is een van de meest concrete bewijzen van deze successen.
De problemen van de eerste jaren van migratie hebben nu plaatsgemaakt voor andere discussies. De Turkse gemeenschap in Nederland is een integraal onderdeel van de samenleving geworden door haar opgeleide individuen, bedrijven en culturele bijdragen. Echter, dit succes heeft soms geleid tot negatieve reacties zoals jaloezie en discriminatie. De integratiediscussies die begin jaren 2000 plaatsvonden, waren de meest concrete voorbeelden van deze reacties. Maar met de tijd begonnen deze problemen ook te worden overwonnen.
Vandaag de dag beschouwt een groot deel van de Turkse gemeenschap in Nederland, hoewel ze hun wortels blijven behouden, Nederland ook als hun tweede thuis. Terwijl een aanzienlijk deel van de eerste generatie terugkeerde naar Turkije, blijven de nieuwe generaties in Nederland wonen. Islamitische begraafplaatsen zijn begonnen te openen en er zijn nu ook Turkse burgers die in Nederland worden begraven. Migratie is nu het einde van een tijdperk en het begin van permanente vestigingen geworden.
Op de 60e verjaardag van de Turkse arbeidsmigratie naar Nederland is het belangrijk om de pijn en moeilijkheden van het verleden te herinneren. Maar nog belangrijker zijn de positieve sporen die deze moeilijkheden hebben achtergelaten op de Turkse gemeenschap. Vandaag de dag dragen Turken niet alleen bij aan zichzelf, maar ook aan de economie en cultuur van beide landen. De evenementen die in het kader van de 60e verjaardag worden gehouden en zullen worden gehouden, zullen een gelegenheid bieden om dit verleden en de toekomst beter te begrijpen.
Tot slot, na 60 jaar, kan ik zeggen: de Turkse gemeenschap heeft in Nederland grote successen behaald. Maar ze hebben niet alleen gewonnen, ze hebben ook veel bijgedragen aan Nederland. Tegenwoordig hebben de opinieleiders binnen de Turkse gemeenschap in Nederland grote verantwoordelijkheden. Terwijl ze oplossingen zoeken voor de algemene problemen van de gemeenschap, moeten ze scheidende factoren zoals regionalisme en partijpolitiek opzij zetten. Onze jongeren zeggen nu: “We zullen niet terugkeren naar ons dorp, we zullen onze toekomst hier opbouwen”, terwijl ze vasthouden aan hun wortels maar hoopvol naar de toekomst kijken.
En dit is nu niet alleen een hoop, maar een werkelijkheid geworden.
MIJN BESCHOUWINGEN…
Als we eerlijk zijn, was de Turkse arbeidsmigratie een avontuur vol uitdagingen, waarin niet alleen individuen, maar ook samenlevingen op de proef werden gesteld. Toen de eerste golf van migratie begon, werden de arbeiders die uit Turkije kwamen in Nederland gezien als tijdelijke werknemers. Deze perceptie vertraagde niet alleen de integratie van de migranten in de samenleving, maar maakte het ook moeilijk voor hen om te accepteren dat ze in dit nieuwe land permanent waren. Maar met de tijd maakte deze perceptie van tijdelijk plaats voor permanent. Hoewel we nu een minderheid zijn, hebben we in Nederland een gevestigde orde.
In dit proces zijn de beleidslijnen van zowel de Turkse als de Nederlandse regeringen soms bekritiseerd. In de jaren waarin we naar de krakende uitzendingen van Radio TRT luisterden, verhinderden de binnenlandse politieke en economische moeilijkheden van Turkije dat het voldoende steun kon bieden aan zijn burgers in Europa. Sommige Turkse ministers en parlementsleden die destijds naar Nederland kwamen, toonden oppervlakkige belangstelling voor de problemen van de migranten. Ze spraken in vage termen en deden alsof ze de zorgen van de burgers noteerden, maar deze notities werden geschreven op de achterkant van sigarettenpakjes en leidden niet tot echte oplossingen. In de loop van de jaren begon deze situatie te veranderen en de Turkse regeringen ontwikkelden beleid dat hun burgers in het buitenland serieuzer nam. Deze verandering werd vooral zichtbaar door de toenemende diaspora-politiek in de laatste jaren.
Aan de Nederlandse kant onderging het migrantenbeleid in de loop van de tijd ook veranderingen. De harde politiek van Minister van Integratie Rita Verdonk, die ik beschouw als “harteloze Sabuha”, veroorzaakte grote teleurstelling binnen de migranten gemeenschap. Het beleid dat in de Verdonk-periode werd toegepast, was meer gericht op assimilatie dan op integratie. Daarom voelde de Turkse gemeenschap in Nederland zich buitengesloten en eenzaam. Maar zelfs de ministers die Verdonk opvolgden, konden de verwachtingen niet volledig waarmaken. Hoewel de benoeming van Ella Vogelaar hoop gaf, leidde haar voortzetting van dezelfde politiek tot teleurstelling bij de migranten. Echter, als resultaat van het democratische systeem in Nederland was het mogelijk om openlijk kritiek te leveren op deze ministers. Tijdens een bijeenkomst had ik het lef om tegen Ella Vogelaar te zeggen: “Uw komst in plaats van Verdonk had ons hoop gegeven, maar u heeft uw beloftes niet waargemaakt.”
Nu is de situatie anders. De nieuwe generaties die zijn opgegroeid en zich hebben ontwikkeld in Nederland, hebben niet alleen de uitdagingen van hun ouders overwonnen, maar hebben ook hun eigen stem gevonden in de samenleving. Hun successen zijn een bewijs van hun veerkracht en vastberadenheid. De aanwezigheid van Turkse ondernemers, academici, artiesten en politici in Nederland is een teken dat de Turkse gemeenschap hier niet alleen wortels heeft geschoten, maar ook heeft bijgedragen aan de samenleving.
In dit proces is het belangrijk dat we ons blijven ontwikkelen, dat we onze gemeenschap blijven ondersteunen en dat we solidair blijven. Het is tijd om vooruit te kijken, onze kinderen te ondersteunen en ervoor te zorgen dat de volgende 60 jaar nog succesvoller en vreugdevoller zullen zijn.
Karaçay: Bu tür olayların Hollanda gibi ülkelerde yaşanması düşünülemez bile. Zira buralarda parlamentolar, bireysel hırslardan ve kaba kuvvetten arınmış, tamamen fikirler üzerinden ilerleyen bir yapıya sahiptir.
Karaçay: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı, parlamento içindeki disiplin kurallarını daha sıkı bir şekilde uygulayarak bu tür davranışların önüne geçebilir.
Karaçay: Siyasi parti liderleri, parti disiplinini sağlama noktasında kilit rol oynarlar. Parti içi disiplin mekanizmalarının işlemesi ve vekillerin parlamentodaki davranışlarının parti tarafından denetlenmesi büyük önem taşır.
Karaçay: Medya, bu tür olayları sorumlu bir şekilde ele almalı ve kışkırtıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine, sağlıklı tartışma kültürünün teşvik edilmesi adına kamuoyunu bilinçlendirme ve şiddeti meşru göstermeyen yayınlar yapma sorumluluğu taşımalıdır.
Karaçay: Sivil toplum kuruluşları (STK) ve akademisyenler, parlamentodaki tartışma kültürü üzerine araştırmalar yaparak topluma ışık tutabilirler.
Karaçay: Seçmenler de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Seçmenler, temsilcilerinden sadece politik başarı değil, aynı zamanda saygılı ve medeni bir üslup beklemelidir. Şiddeti tolere etmeyen ve etik değerlere önem veren temsilcilerin desteklenmesi, parlamentodaki genel davranış kalitesini yükseltecektir.
Eski saldırıları da hortlatan Alpay Özalan’ın geçmişi ve geleceği…
Hepsi aşağıdaki derlemede:
İlhan KARAÇAY derledi:
Geçtiğimiz günlerde Türkiye parlamentosunda meydana gelen ilkel ve çirkin bir saldırı tüm dünyada olduğu gibi Hollanda’da da gündemde yer aldı.
Hem de ne yer alış!
Görüntülü olarak yayınlanan haberlerde, Türkiye, adeta hiç gelişmemiş bir ülke olarak vurgulandı.
Yaşananları destansı bir hale getiren eski bir futbolcunun tüm seceresi de ortaya kondu.
Bu yaşananlardan sonra pek çok dost ve okurum, şahsımın 57 yıllık Hollanda yaşamımdan örnekler vermemi isteyen mesajlar gönderdiler ve çareleri sordular. “Türkiye’de yaşananların, Hollanda ve diğer ülkelerde yaşanması mümkün mü?” diyen dost ve okurlarıma şu cevabı verebilirim:
Eski futbolcu Alpay Özalan’ın parlamentoda bir konuşmacıya yönelik yaptığı yumruklu saldırı, Hollanda gündeminde büyük yankı uyandırdı. Saldırı görüntüleri sadece Türkiye’de değil, dünya medyasında da yer aldı.
Parlamentoların, halkı temsil eden demokratik kurumlar olduğu göz önüne alındığında, bu tür davranışlar, demokratik teamüllere ve tartışma kültürüne ciddi zararlar vermektedir. Özellikle medeni toplumlarda ve gelişmiş demokrasilerde bu tür davranışlar kabul edilemez.
Hollanda parlamentosu
Örneğin, Hollanda gibi demokrasi kültürünün derin kökler saldığı ülkelerde, parlamentoda tartışmaların belli kurallar çerçevesinde yapılması büyük önem taşır. Hollanda parlamentosunda bir konuşmacıya müdahale edilmesi kesinlikle mümkün değildir. Tartışmalar, belirlenen kurallar ve saygı çerçevesinde yürütülür. Konuşma izni verildikten sonra, vekiller birbirlerine değil, “Sayın Başkan” hitabıyla başkana yönelerek konuşurlar ve bu şekilde karşılıklı diyalogların gerilimli bir hâl alması engellenir. Başkan, konuşmanın kişiselleşmeye başladığını hissettiği anda sözü keser ve tartışmayı yeniden sakin bir zemine çekmek için müdahalede bulunur. Ayrıca, izinsiz konuşmayı sürdüren bir parlamenter derhal salondan çıkarılır. Bu kurallar, demokratik tartışma kültürünün sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlar.
Türkiye’deki bu olay ise, demokrasi ve parlamenter sistemin ne denli yıprandığını gözler önüne sermektedir. Tartışmaların şiddetle sonuçlanması, medeni toplum anlayışına tamamen terstir. Siyaset, farklı görüşlerin karşılıklı saygı içinde tartışılması ve uzlaşılması gereken bir alandır. Şiddet, bu alanın en uzak kalması gereken kavramlardan biridir. Kızgınlık veya hiddetle hareket etmek yerine, farklı görüşlere saygı göstererek ve güler yüzle yanıt vermek, parlamentolarda olması gereken tavırdır.
Bu tür olayların Hollanda gibi ülkelerde yaşanması düşünülemez bile. Zira buralarda parlamentolar, bireysel hırslardan ve kaba kuvvetten arınmış, tamamen fikirler üzerinden ilerleyen bir yapıya sahiptir. Türkiye’de de bu tür ilkel davranışların son bulması, demokrasinin yeniden inşası adına önemli bir adım olacaktır. Parlamentolar, kavga ve şiddet yeri değil, fikirlerin özgürce ve medeni bir şekilde tartışıldığı mekanlar olmalıdır.
Hollanda parlamentosunda üç parti lideri tartışıyor ama ilkel bir kavga çıkmıyor.
Bu gibi olayların yeniden meyada gelmemesi için aşağıdaki aktörlere çağrım şu olacaktır:
Bu aktörler, Türkiye’deki siyasi kültürün gelişimi ve parlamenter sistemin daha sağlıklı işlemesi açısından kritik roller oynamaktadır.
Aşağıda, bu çağrıyı yöneltebileceğim başlıca kesimler ve onların ne yapabilecekleri yer alıyor:
TBMM Başkanı ve İdari Yetkililer
Ne Yapabilirler?Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı, parlamento içindeki disiplin kurallarını daha sıkı bir şekilde uygulayarak bu tür davranışların önüne geçebilir. Saldırgan davranışlar sergileyen milletvekillerine yönelik cezai yaptırımlar artırılabilir ve bu tür olayların caydırıcı hale getirilmesi sağlanabilir. Meclis iç tüzüğünün yeniden gözden geçirilmesi ve şiddet içeren davranışların açıkça cezalandırılmasına yönelik adımlar atılabilir.
Siyasi Partiler ve Liderleri
Ne Yapabilirler? Siyasi parti liderleri, parti disiplinini sağlama noktasında kilit rol oynarlar. Parti içi disiplin mekanizmalarının işlemesi ve vekillerin parlamentodaki davranışlarının parti tarafından denetlenmesi büyük önem taşır. Parti liderleri, milletvekillerine karşı hoşgörüsüz davranışlar yerine saygılı bir tartışma dili benimsemeleri konusunda açıkça uyarılar yapmalı ve bu davranışları teşvik etmelidir.
Milletvekilleri ve Siyasetçiler
Ne Yapabilirler? Her bir milletvekili, kendi davranışlarının parlamentodaki genel havayı nasıl etkilediğinin farkında olmalıdır. Kendi sorumluluklarını ve halkın temsilcisi olma bilincini taşıyarak hareket etmeleri gerekir. Siyasi temsilcilerin birbirlerine karşı daha hoşgörülü ve saygılı bir üslup benimsemeleri, topluma da örnek teşkil edecektir. Bu yüzden milletvekillerine, davranışlarının sadece kendilerini değil, ülkenin siyasal atmosferini de etkilediği hatırlatılmalıdır.
Medya
Ne Yapabilir? Medya, bu tür olayları sorumlu bir şekilde ele almalı ve kışkırtıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalıdır. Bunun yerine, sağlıklı tartışma kültürünün teşvik edilmesi adına kamuoyunu bilinçlendirme ve şiddeti meşru göstermeyen yayınlar yapma sorumluluğu taşımalıdır. Medyanın bu konudaki eleştirel yaklaşımı, şiddet içerikli davranışların daha geniş kitleler tarafından kabul görmemesini sağlayabilir.
Sivil Toplum Kuruluşları ve Akademisyenler
Ne Yapabilirler? Sivil toplum kuruluşları (STK) ve akademisyenler, parlamentodaki tartışma kültürü üzerine araştırmalar yaparak topluma ışık tutabilirler. Kamuoyu baskısı yaratmak adına kampanyalar düzenleyebilir ve demokratik tartışma kültürünü güçlendirmek için farkındalık çalışmaları yürütebilirler. Eğitim programları, seminerler ve paneller aracılığıyla siyasetçilerin ve halkın bilinçlendirilmesi sağlanabilir.
Seçmenler ve Halk
Ne Yapabilirler? Son olarak, seçmenler de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Seçmenler, temsilcilerinden sadece politik başarı değil, aynı zamanda saygılı ve medeni bir üslup beklemelidir. Şiddeti tolere etmeyen ve etik değerlere önem veren temsilcilerin desteklenmesi, parlamentodaki genel davranış kalitesini yükseltecektir. Halkın, temsilcilerini bu tür olaylardan dolayı eleştirerek demokratik baskı unsuru olması önemlidir.
Bu çağrı, parlamentonun üst kademelerinden başlayarak topluma kadar geniş bir çerçevede yapılmalıdır. Bu tür olayların tekrarlanmaması için TBMM yönetimi, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, medya, sivil toplum ve halk hep birlikte bir çaba göstermelidir. Şiddetten arınmış, saygılı ve medeni bir siyaset ortamının inşası, ancak bu aktörlerin kolektif çabalarıyla mümkündür.
DÜNYADAN ÖRNEKLER
Bu konudaki eleştiriyi güçlendirmek adına, Hollanda’dan başka, dünya parlamentolarından örnekler vermek istiyorum. Gelişmiş demokrasilerde parlamentolardaki tartışma kültürü, Türkiye’deki bazı olaylarla karşılaştırıldığında net bir fark yaratıyor.
İşte size bazı örnekler:
İNGİLTERE PARLAMENTOSU (AVAM KAMARASI)
Örnek: İngiltere Parlamentosu, tartışma kültürü açısından dünya genelinde önemli bir örnek teşkil eder. Avam Kamarası’nda milletvekilleri arasında zaman zaman sert tartışmalar yaşansa da, fiziksel müdahaleye veya kaba davranışlara asla müsamaha gösterilmez. İngiliz parlamenterler, konuşmalarında birbirlerine direkt olarak hitap etmez, “Sayın Başbakan” veya “Sayın Milletvekili” gibi resmi hitaplarla başkana yönelirler. Başkan, bu kurallara uymayan vekillere anında müdahale eder ve gerektiğinde onları oturumdan çıkarma yetkisine sahiptir.
Karşılaştırma: Türkiye’deki gibi fiziksel saldırıların Avam Kamarası’nda yaşanması düşünülemez. İngiltere gibi köklü bir demokrasiye sahip ülkelerde, bu tür davranışlar parlamentonun saygınlığını zedeleyeceği için derhal cezalandırılır.
ALMANYA FEDERAL MECLİSİ (BUNDESTAG)
Örnek: Almanya’da parlamento oturumları büyük bir disiplin içinde gerçekleştirilir. Konuşmacılar arasında karşılıklı saygı ön plandadır. Almanya Federal Meclisi’nde başkanın otoritesi oldukça güçlüdür ve tartışmaların kontrolden çıkmasına izin verilmez. Herhangi bir milletvekili kişisel hakarete başvurduğunda, başkan sözü keser ve parlamenterleri uyarır.
Karşılaştırma: Almanya’da şiddet ve hakaret içeren davranışlar kesinlikle hoş görülmez. Böyle bir olay yaşanması durumunda, parlamenterlerin kariyerleri ve itibarı ciddi şekilde zarar görür. Bu tür örnekler, Türkiye’deki parlamento üyelerinin de davranışlarının sadece kendilerine değil, temsil ettikleri halka ve ülkeye de yansıdığını fark etmelerini sağlayabilir.
KANADA PARLAMENTOSU
Örnek: Kanada parlamentosu, saygı ve hoşgörü üzerine kurulu bir tartışma kültürüne sahiptir. Parlamenterler birbirlerine karşı nazik ve saygılı olmak zorundadırlar. Kaba veya kişisel saldırı içeren konuşmalar, meclis başkanı tarafından hızla durdurulur. Parlamentoda, vekillerin birbirleriyle alay etmesi, hakaret etmesi ya da şiddet içeren davranışlar göstermesi ciddi yaptırımlara tabi tutulur.
Karşılaştırma: Türkiye’deki olayların aksine, Kanada’da bu tür saldırgan davranışlar toplum ve medya tarafından kabul görmez. Demokratik bir tartışma ortamı yaratmak için vekiller, kendilerini kontrol etmek ve sorunlarını medeni yollarla çözmek zorundadırlar.
JAPONYA DİYETİ (PARLAMENTO)
Örnek: Japonya Diyeti’nde (Parlamento) saygı ve disiplin, toplumsal kültürün bir yansıması olarak öne çıkar. Japon milletvekilleri, birbirleriyle tartışırken kişisel hakaretlerden ve saldırgan söylemlerden kaçınırlar. Parlamentoda sert tartışmalar yaşansa bile, bu tartışmalar şiddete dönmez. Toplumun genelinde olduğu gibi parlamentoda da kibar davranışlar ve birbirine saygı esastır.
Karşılaştırma: Japonya’daki disiplinli ve saygılı tartışma kültürü, Türkiye’deki gibi fiziksel saldırıların yaşanmasını engeller. Bu tür olaylar, Japon toplumunda ve medyasında büyük tepkiyle karşılanır ve parlamentonun itibarını sarsar.
İSVEÇ PARLAMENTOSU (RIKSDAG)
Örnek: İsveç parlamentosu, dünyada en düzenli ve saygılı tartışma kültürlerinden birine sahip olarak bilinir. Parlamenterler, birbirleriyle tartışırken saygı sınırlarını aşmamaya özen gösterirler. Konuşmaların kişiselleşmesi veya hakaret içermesi durumunda, meclis başkanı anında müdahale eder. İsveç’te tartışmaların medeni çerçevede kalması, toplumun genel demokratik yapısını yansıtır.
Karşılaştırma: İsveç gibi ülkelerde parlamentoda fiziksel saldırılar veya hakaretler ciddi sonuçlar doğurur. Bu tür olaylar, halkın parlamentoya olan güvenini sarsar ve siyasilerin itibarını zedeler.
Dünya parlamentolarından alınacak ders, tartışmaların medeni bir çerçevede kalmasının demokrasinin işlerliği açısından ne kadar önemli olduğudur. İngiltere, Almanya, Kanada, Japonya ve İsveç gibi ülkeler, tartışma kültürünü sağlıklı bir zemine oturtarak hem parlamentonun saygınlığını korumakta hem de demokratik değerleri pekiştirmektedir. Türkiye’de de parlamenterlerin bu tür örnekleri dikkate alarak, şiddet yerine fikirleriyle öne çıkmaları, toplumun genel refahı ve demokrasinin güçlenmesi adına önemlidir.
ALPAY ÖZALAN’IN GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ…
60 yılı aşkın gazetecilik yaşamımda pek çok futbol organizasyonu izledim. Bu organizasyonlar içinde futbolcu Alpay Özalan’ı da defalarca görmüş ve takip etmişimdir.
Aşağıda bu konularda haberler ve bilgiler bulacaksınız.
Ama her şeyden önce ben, aklıma gelen bir olayı anlatayım:
Arşiv ve Google’yi karıştıracak vaktim olmadığı için hatırlayabildiklerimi yazıyorum.
Sanıyorum İngiltere milli takımı maçıydı. İngiliz forvet topu tek başına kalemize doğru süratle taşırken, Alpay Özalan’ın önünden hızla geçti. Bu futbolcumuz ayağını uzatsa, rakip düşecek ve kendisi de kırmızı kart görecekti. Ama Alpay nedense bunu yapmadı ve hatta rakibi geçerken iki elini havaya kaldırıp, göğsünü de içeri çekerek “Bakın ben bir şey yapmıyorum ha!” demek istiyordu. O zamanlar Alpay’ın centilmenliğinden söz edilmişti.
Ama, Alpayın geçmişte yediği nanelere baktığımız zaman, bu futbolcunun ne kadar agressif biri olduğunu görürüz. Kırmızı kart görmemek için centilmence davrandığı sanılan Alpay, meğerse çok da korkak biriymiş gibi değerlendiriliyor şimdi…
Futbolcu arkadaşı Feyyaz’ın, “Ona evimi kiraladım ama parasını bir türlü alamadım” dediği Alpay için, bakınız CEGA MEDYA’dan Ayşegül Yaşar neler yazmış:
ALPAY ÖZALAN’IN FUTBOL KARİYERİNDE SALDIRGANLIK VE CEZALAR…
AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan’ın, Ahmet Şık ile yaşadığı kavga, futbol kariyerindeki agresif tavırlarını tekrar gündeme getirdi. Futbol hayatı boyunca sıkça kırmızı kart gören ve federasyonlardan ceza alan Özalan, bu defa siyasetteki tavırlarıyla eleştirilerin odağı oldu.
AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan’ın Ahmet Şık ile yaşadığı tartışma, futbol kariyerindeki agresif ve saldırgan tavırlarını yeniden gündeme taşıdı. Aston Villa, Urawa Red Diamonds ve 1. FC Köln gibi önemli kulüplerde forma giyen Özalan, sıkça kırmızı kart görmesi ve federasyonlardan aldığı cezalarla tanındı. Beckham ile yaşadığı olaydan Japonya’daki kırmızı kartlara, Almanya’da aldığı dört maçlık cezadan taraftarlarla yaşadığı gerginliklere kadar, Özalan’ın futbol kariyeri boyunca yaşadığı krizler ve disiplin sorunları, şimdi de siyaset arenasında tartışmaların merkezine oturdu.
FUTBOL KARİYERİNDEKİ İLK YILLAR
2000 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda oynadığı iyi futbol ile 2000-01 sezonu başında Aston Villa’ya transfer oldu ve 4 sezon boyunca adada başarılı performans sergiledi. İlk haftasında Leicester City FC ile oynanan maçta sahaya ilk 11’de çıktı ve takımının kalesini gole kapattı. İlk sezonunda 33 maça çıktı. 2001-02 sezonuna da Intertoto Kupası kazananı olarak UEFA Kupası’na çıkarak başarı ile başladı. Ligde ise 14 maç üst üste sahaya ilk 11’de çıkarak takımının en önemli oyuncularından olduğunu gösterdi. Ancak bileğinden geçirdiği bir sakatlık nedeniyle sezonu Aralık ayında kapatmak zorunda kaldı ve 2002 FIFA Dünya Kupası’nı kaçırma tehlikesi yaşadı.
TARAFTARLARLA GERGİNLİK VE BECKHAM OLAYI
2002-03 sezonunda yönetim ve taraftarlar ile sorun yaşayan futbolcu sadece 5 maçta forma şansı bulabildi. 2003-04 sezonunda ise kulüp ile bağları daha da gerildi. 20 Eylül 2003’te Charlton Athletic ile oynanan maçta tribünden tepki gören Alpay, Villa için ilk ve tek golünü attığında seyirciye sus işareti yaparak tepki çekti. Ekim ayında 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde oynanan Türkiye-İngiltere maçında, David Beckham ile yaşadığı gerginlik sonucu kulübünden ayrılmak zorunda kaldı.
UZAKDOĞU’DA KRİZ VE KIRMIZI KARTLAR
Güney Kore ve Japonya’da düzenlenen 2002 FIFA Dünya Kupası’nda gösterdiği performans ile bu ülkelerdeki futbol kulüplerinden astronomik teklifler alan Alpay, Ocak 2004’te Güney Kore’nin Incheon United takımına transfer oldu. Aynı sezon içerisinde Japonya’nın Urawa Red Diamonds takımına geçti. Asya’da yılın defans oyuncusu seçildi. Alpay Özalan daha sonra oynadığı yedi maçta üç kırmızı kart gördü. Japon kulübü Alpay’ın disiplin sorunları nedeniyle yapılan sözleşmeyi iptal etti. Urawa Red Diamonds takımından ayrıldıktan sonra, 2005-2007 yılları arasında Almanya’nın 1. FC Köln takımında oynadı.
ALMANYA’DA CEZALAR VE FUTBOL KARİYERİNİN SONU
Ağustos 2005’te Alpay, Bundesliga ekibi 1. FC Köln’e transfer oldu ve ilk maçına 19 Eylül 2005’te Borussia Dortmund karşısında çıktı. Maçta takımının tek golünün asistini yaptı. 22 Ekim 2005’te Eintracht Frankfurt’a 6-3 yenildikleri maçta da ilk Bundesliga golünü kaydetti. 3 Aralık 2005’te Hamburg ile oynanan maçta rakibi Guy Demel’e dirsek atan Alpay kartla cezalandırılmasa da maç sonunda Almanya Futbol Federasyonu futbolcuya 4 maçlık bir ceza verdi. O sezon ligi 17. bitiren Köln ekibi küme düştü. Alpay bir sonraki sezon 2. Bundesliga’da 27 maçta görev yaptı. 2007-08 sezonunda teknik direktör Christoph Daum ile anlaşamayan futbolcu, sezonun ilk yarısında zaman zaman yedek kulübesinde otursa da forma şansı bulamadı ve kadro dışı bırakıldı. Sezon sonunda 1. FC Köln birinci lige tekrar yükseldi. Alpay ise futbol hayatını sonlandırdı.
İSTİFA EDEN DANIŞMANINDAN ALPAY ÖZALAN’A:
“Siyasetle ilgili zerre bilgisi yok. Onun kadar saygısız bir insan görmedim.”
Meclis’te TİP Milletvekili Ahmet Şık konuşurken saldırıda bulunan AK Partili Alpay Özalan’ın dört yıl boyunca danışmanlığını yapan ve geçen sene istifa eden Murat Sarıca, “Hayatımda Alpay Özalan kadar nankör, vefasız ve saygısız bir insan görmedim. Zerre siyaset bilgisi yok, hazırladığım her şeyi Erdoğan’a ve diğer siyasetçilere ‘kendim hazırlıyorum’ diye pazarladı” demişti.
TBMM Genel Kurulu’nda Can Atalay için yapılan oturumda, TİP Milletvekili Ahmet Şık kürsüde konuşurken saldırıda bulunan AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan’ın istifa eden danışmanı Murat Sarıca’nın açıklamaları yeniden gündem oldu.
Sarıca, yaptığı sosyal medya paylaşımında şunları söylemişti:
“Alpay Özalan kadar nankör, vefasız ve saygısız bir insan görmedim”
“Hayatımda Alpay Özalan kadar nankör, vefasız ve saygısız bir insan görmedim. Tam 4 senedir sosyal medya danışmanlığını ve metin yazarlığını yapıyorum. Sadece Twitter’da takipçi sayısını 28 binden 500 bin civarına taşıdım. İki kelimeyi bir araya getiremezken, gündeme oturdu. Sosyal medya paylaşımlarındaki her kelime bana ait, çektiği videolardaki her söz bana ait.”
“Depremzede olduğumu bilmesine rağmen haksızlık yaptı”
“Son 2 senedir çalışmayı bırakmayı düşündüğüm halde, Cumhurbaşkanlığı seçimi için sabrettim. Depremzede olmam sebebiyle öteki tüm işlerim bozuldu ve bunu bilmesine rağmen haksızlık yaptı. Seçimden sonra da köprüyü geçmiş olmanın verdiği rahatlıkla, araya mesafe koydu.”
“Depremde arama zahmetinde bile bulunmadı”
“Geçtiğimiz hafta arayıp onunla çalışmayacağımı söyledim. Ne emeklerim için bir teşekkür etti ne de helallik istedi. En son da ben haksızlık etmişim gibi utanmadan telefonumu açmadı. Seçimden önce günde 40 defa beni ararken dün yaşanan depremde arama zahmetinde bile bulunmadı.”
“Zerre siyaset bilgisi yok, hazırladıklarımı ‘kendim hazırlıyorum’ diye pazarladı”
“Siyaset konusunda zerre bilgisi olmayan Alpay Özalan, benim hazırladığım her şeyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve diğer tüm siyasetçilere ‘kendim hazırlıyorum’ diye pazarladı. Kendinden ve menfaatinden başka hiçbir şey düşünmeyen böyle bir adama ne desen boş.”
Sarıca’nın sosyal medya danışmanı olduğu dönemde Özalan, sosyal medyada düzenli olarak polemik yaratan paylaşımlar yapmıştı.
MECLİSTEKİ AGRESSİFLİK KARNESİ ZAYIF OLDUĞU GİBİ, GİRİŞİMCİLİĞİ DE ZAYIF.
Meclis’te muhalif milletvekillerine yönelik saldırılarıyla gündeme gelen eski futbolcu AKP’li Alpay Özalan’ın Meclis’te hiçbir fonksiyonu yok. Ancak Özalan’ın geçmişi şiddet ve saldırılarla dolu
Meclis Genel Kurulu, muhalefet partilerinin tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay için yaptığı olağanüstü görüşme çağrısı üzerine dün toplandı. Görüşmede Meclis’i yöneten Bekir Bozdağ, TİP Milletvekili Ahmet Şık’a söz verdi. Meclis kürsüsünde konuşan Şık, AKP’lilere, “Sizden olmayan herkese ‘terörist’ dediğiniz için Can Atalay’a terörist demenize hiç şaşırmadık. Ama herkes bilsin, bu ülkenin en büyük terör örgütü, hanedanlık mafyasıyla devlete çöken, işte bu sıralarda oturanlardır, en büyük teröristler de buradakilerdir” dedi.
Bu sözler üzerine Meclis Başkanıvekili Bekir Bozdağ, kurula ara verdi. Aranın ardından tekrardan söz alan Şık, aynı ifadeleri tekrar kullandı. Bunun üzerine Meclis’e tekrardan ara verildi. Bu sırada AKP İzmir Milletvekili Alpay Özalan Şık’a saldırdı.
AKP’lilerin saldırısı esnasında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e de saldırı gerçekleşti. Saldırıda sırasında Koçyiğit’in kaşı yarıldı, CHP’li Okan Konuralp de yaralandı.
DEM Parti ve TİP milletvekillerine saldıran AKP’li Meclis İdare Amiri ve İzmir Milletvekili Alpay Özalan’a ve saldırıya uğrayan Ahmet Şık’a kınama cezası verildi.
Futbol kariyeri boyunca ismi şiddetle anılan AKP’li Özalan, milletvekili seçildiği günden bu yana Meclis kürsüsünü de şiddet alanı olarak kullanıyor. Eski futbolcu olan Özalan’ın karıştığı şiddet olayları dün yaşanan olayla sınırlı değil. Milletvekili seçildikten sonra Özalan, kayıt için gittiği Meclis’te “Cumhurbaşkanımıza yapılacak en ufak hakarette karşılarına benim çıkacağımdan kimsenin şüphesi olmasın” açıklamasında bulunmuştu.
ŞİDDET KARNESİ
Özalan’ın şiddet karnesi şöyle;
* 24 Temmuz 2018’de Meclis’te konuşma yapan dönemin HDP İstanbul Milletvekili olan Ahmet Şık’ın konuşması AKP’liler tarafından kesildi. Yaşanan gerginlik sonrası oturuma 5 dakika ara verilirken Şık’a 2 birleşim ceza verildi. Söz konusu gerginlik sonrası Alpay Özalan ve Bülent Turan, Ahmet Şık’a saldırdı. Özalan, saldırıdan sonra sosyal medya hesabından “Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürüm de adına leke sürdürmem, gururdur namustur bayrak ve sancak, aksa da kanım zalimi güldürmem!” mesajını paylaştı.
* 12 Temmuz 2019’da, AKP ile CHP milletvekilleri arasında çıkan tartışma arbedeye dönüşürken Özalan’ın, tepki gösterdiği CHP’li vekile “Gel buradan bağır, gel! Arkaya kaçıyor, bağırıyor; gel, önden bağır” diye saldırdı.
* 26 Temmuz 2020’de, Özalan, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un üzerine yürüdü.
* 17 Mart 2021’de, Özalan, milletvekilliği düşürülen HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na, Meclis Genel Kurulu’nda saldırdı ve dışarı çıkarmaya çalıştı.
* 9 Aralık 2022’de, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yanıt vermek üzere kürsüye gelen CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, “Şehitleri alkışlatıyormuş gibi kendini ayakta alkışlatma çakallığına kapılmasın” diye konuştu. Özalan, burada da CHP’li Özel’in üzerine yürüdü.”
Meclis karnesi: 0
Geçmişi ve bugünü şiddetle dolu olan Alpay Özalan’ın Meclis’te çıkardığı kavgalar dışında hiçbir fonksiyonu bulunmuyor. Öte yandan kendisi hakkında hiç bir yaptırım da uygulanmaması dikkat çekiyor. Dünkü saldırgan tutumundan kaynaklı Özalan’a ilk kez kınama cezası verildi.
TBMM’nin resmi internet sitesine göre Alpay Özalan’ın ilk vekillik döneminde karnesi şu şekilde:
* İlk İmza Sahibi Olduğu Kanun Teklifleri sayısı: 0
* İmzasının Bulunduğu Yazılı Soru Önergeleri sayısı: 0
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Genel Görüşme Önergeleri sayısı: 0
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Soruşturması Önergeleri sayısı: 0
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Araştırması Önergeleri sayısı: 0
* 2018’den bu yana ant içme töreni dahil Genel Kurul’da yaptığı konuşma sayısı: 12
İkinci dönem Tüm buna rağmen ikinci kez vekil seçilen Özalan ikinci dönemi de şu şekilde;
*İlk İmza Sahibi Olduğu Kanun Teklifleri sayısı: 0
* İmzasının Bulunduğu Yazılı Soru Önergeleri sayısı: 13
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Genel Görüşme Önergeleri sayısı: 1
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Soruşturması Önergeleri sayısı: 0
* İlk İmzasının Bulunduğu Meclis Araştırması Önergeleri sayısı: 0
* Ant içme töreni dahil Genel Kurul’da yaptığı konuşma sayısı: 1
Kulüp kariyeri Alpay’ın özellikleri erken yaşta fark edildi ve Beşiktaş’a transfer edildi . Oyuncu bu kulüpte çok iyi bir dönem geçirdi ve bu süre zarfında defansın ortasında düzenli bir başlangıç yaptı. İşbirliği iyi gitti ancak 1999’da kulüp ile Alpay arasında kopukluk yaşandı. Eski takım arkadaşları Sergen Yalçın ve Oktay Derelioğlu gibi Alpay da kargaşalı bir şekilde kulüpten ayrıldı. Siirtspor, defans oyuncusunu kadrosuna kattı ancak sarı-lacivertlilerde bir dakika bile oynamadı. Alpay o sezon ezeli rakibi F.Bahçe’ye kiralanmıştı ve sadık Beşiktaş taraftarları tarafından kızdırılmıştı.
EURO 2000’den sonra oyuncu , John Gregory’nin antrenörlüğünde üç savunma sistemi kullanan Aston Villa’ya gitti; Alpay, kaptan Gareth Southgate ve Gareth Barry . Alpay, Middlesbrough’a giden Ugo Ehiogu’ya unutturmak zorunda kaldı . Güçlü defans oyuncusu Villa’da başarılı görünüyordu. İlk sezonlar iyi geçti ama 2002 Dünya Kupası’ndan sonra her şey beklenenden farklı gitti. Oyuncuya büyük ilgi vardı ancak Villa onu satmak istemedi. Bundan sonra Alpay’ın kariyeri kötüye gitti. 2003 yılında sözleşmesi kulüp tarafından feshedildi ve oyuncu, kısmen İngiliz süper yıldızı David Beckham ile olan çekişme nedeniyle disiplinsiz davranışları nedeniyle kelimenin tam anlamıyla kovuldu .
Kısa bir süre Asya’da futbol oynadıktan sonra 2005 yılında 1.FC Köln’de Avrupa futbol sahalarına geri dönen oyuncu, disiplinsiz davranışlarına rağmen 2008 yılında sözleşmesi feshedilene kadar 3 yıl boyunca Alman kulübünde forma giymeye devam etti. Oyuncunun kendisi, sözleşmenin karşılıklı anlaşmayla feshedildiğini söyledi, savunma oyuncusunun teknik direktör Christoph Daum ile kötü bir ilişkisinin olduğu açıktı .
Uluslararası kariyer Alpay ayrıca uzun yıllar Türkiye milli futbol takımının savunmasında da forma giydi . 2002 Dünya Kupası’nın da önemli anlarını yaşadı, o takımın en önemli oyuncularından biriydi. Uzun bir aradan sonra 2005 yılında Fatih Terim tarafından yeniden seçildi. Ancak Türk, bu fırsatı iyi değerlendiremedi ve onun için uluslararası kariyeri bitmiş gibi görünüyor.
Agresif davranış pek çok taraftar tarafından agresif bir oyuncu olarak anılıyor. Defans oyuncusu ilk kez 2003 yılında Türkiye – İngiltere maçında David Beckham’la karşı karşıya geldi . Kısmen bu nedenle İngiltere genelinde İngiliz rekabetinin yüz karası olarak görüldü. Bütün bu kargaşadan kaçmak için Asya’ya doğru yola çıktı. Dikkat çeken ikinci örnek ise Türkiye- İsviçre maçıdır . Bu maçın ardından iki takım oyuncuları arasında kavga çıktı ve arbede yaşandı. Kavgayı çıkaran kişinin Alpay olduğu söylenirken, televizyon görüntüleri savunma oyuncusunun bazı oyunculara tekme attığını açıkça gösteriyor. Sonuç olarak Türkiye’ye çok sayıda maç, Alpay’a ise 6 uluslararası maç cezası verildi. Ancak bundan sonra da bu davranışına devam etti. Dirsek atmayı seven sert bir oyuncu olan oyuncu, 1.FC Köln’de de sık sık olumsuz haberler alıyordu.
ADANA-MERSİN: Tarih Boyunca Süregelen Bir Kardeşlik.
ÇUKUROVA ULUSLARARASI HAVALİMANI: Bölgeyi Birleştiren Proje olsun.
ŞAKİRPAŞA HAVALİMANI’NIN KAPANIŞI: Duygusal ve Ekonomik Etkiler.
BÖLGESEL KALKINMA VE DAYANIŞMA: Geleceği Birlikte İnşa Etmek.
SÜKÛNETİN ANAHTARI: Empati ve İletişim.
GÖLGE ADAM’DAN TAVSİYELER: Çekişme Yerine Ortak Çıkarlar.
Açılış medyada nasıl yankılandı? Yapımın Tarihçesi. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası bülteni. Hepsi aşağıda…
İLHAN KARAÇAY SORDU, GÖLGE ADAM CEVAPLADI:
13 yıllık bekleyişin ardından, 10 Ağustos 2024 Pazar günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağının inmesiyle açılışı gerçekleştirilen Çukurova Uluslararası Havalimanı, uzun süredir bölgedeki tartışmaların merkezinde yer aldı. Öncesinde yapılan değerlendirmeler ve açılışın ardından dile getirilen düşünceler, dostluk ve kardeşlik duygularının ötesine geçerek bazı sert söylemlere neden oldu.
Bu söylemler arasında, ben de bu konuda birçok kez yazılar kaleme aldım. “Yapacağız” diye büyük vaatlerde bulunanlara, “Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmayın” diye uyarıda bulundum. Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasına karşı çıkanların duygusal tepkileri ve bu durumu siyaset malzemesi yaparak, “İktidara geldiğimizde bu havalimanını yeniden açacağız” diyenlerin söylemleri ise hâlâ aynı hatalarla sürüyor.
Adana Şakirpaşa Havalimanı’na şehir içindeki gidiş yolundan, bekeleme salonunda çay kahve içilecek bir yer olmadığından, bekleme salonundaki kalabalıktan şikâyetçi olanlar, şimdilerde, yeni havalimanındaki gelişmeden memnun olmuşlardır.
ARTIK SAKİNLEŞME ZAMANI
Bu noktada, artık tarafların sakinleşmesi, medeni ölçüler içinde çözüm yolları araması ve aklıselimle hareket etmesi gerektiği ortadadır. “Gidene, üzülsek de, ‘güle güle’ diyerek, gelene ise ‘hoş geldin’ diyerek yeni bir başlangıç için zemin oluşturmalıyız”.
Bu sürecin sakin bir atmosferde geçmesi gerektiğine inanıyorum.
Konuya dair bundan sonra ne yapılmalı ve nasıl bir yol izlenmeli sorularına yanıt ararken, çözüm önerileri sunmak amacıyla bir röportaj gerçekleştirdim. Tarafsız bir yaklaşımla kaleme aldığım bu röportajda, akil bir insanın sesine kulak vererek daha sağlıklı bir diyalog ortamı yaratmayı hedefliyorum.
İki komşu ve kardeş şehir olan Adana ve Mersin’in sakinleri arasında sükûnetin sağlanması adına, danışmanım ve sırdaşım “Gölge Adam” ile gerçekleştirdiğim bu röportajı sizlerle paylaşıyorum.
İŞTE O RÖPORTAJ:
KARAÇAY: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara kapanması konusunda, memnun olanlar ve olmayanlar, hatta çok kızanlar oldu. Malumunuz, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın serüveni hiç de olumlu değildi. Yıllarca sürüncemde kaldı. Bunun nedenlerinden biri de, Adana kodamanlarının (Yüksek yönetici ve politikacılar) baltalama iddiasıydı. Bu konuda ben de çok yorum yazdım. Şimdi, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılmasından sonra, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara kapanması, pek çok Adanalı’yı kızdırdı ve sokaklara döktü. Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın, gerek Çukurovalılara ve gerekse Türkiye’ye yararlarını gözardı ederek, köhneleşmiş olduğu ileri sürülen Şakirpaşa Havalimanı’nın yolculara da açık olmasını isteyenler, pek çok iddia öne sürüyorlar. Çağımızda böylesi modern bir havalimanının devreye girmesi tabii ki memnuniyet verici olmalıdır.
Tabii ki onyıllarca şehir merkezinde bulunan havalimanından yararlanmış olanlar, şimdi her şeylerini kaybettikleri için kızmaktadırlar. Buna karşın, medeniyetin getirdiği bazı değişiklikler de değerlendirilmelidir. Örneğin, şehir içlerinden geçen yolların, otoban haline getirilmesinden sonra, şehir içinden otomobiller, otobüsler ve TIR’lar geçmez olunca, oradaki esnaflar iflas ettiler. Bu da medeniyetin ve gelişmenin cilvesidir. Benim gizli sırdaşım ve danışmanım olarak bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız?
GÖLGE ADAM:Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması üzerine yaşanan tartışmalar, bir kentin modernleşme süreci ile yerel halkın geçmişe dayalı alışkanlıkları arasında sıkışan duygusal bir gerilim yaratmış görünüyor. Bu durum, sadece bir havalimanı değişikliği meselesi değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm, gelişim ve yerel ekonominin yeniden şekillendirilmesi sürecidir. Bu bağlamda, memnun olanlar ve kızanlar arasındaki dengeyi sağlamak, medeniyetin getirdiği değişimleri doğru bir perspektiften değerlendirerek yapılabilir.
KARAÇAY: Memnun olanlar ve kızanlar arasında nasıl bir denge kurulabilir?
GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgenin uluslararası erişimini artıracak ve Çukurova bölgesinin ekonomik ve turistik potansiyelini yükseltecek önemli bir adım olarak görülmelidir. Daha büyük, daha modern ve daha donanımlı bir havalimanının faaliyete geçmesi, bölgenin büyümesine katkıda bulunacaktır. Bu bakış açısı, özellikle iş dünyası ve uluslararası bağlantılara önem veren kesimler tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.
Adana Şakirpaşa Havalimanı yıllardır şehir merkezine yakınlığı ile yerel halkın hayatında önemli bir yer tutuyordu. Bu havalimanının kapanması, şehirdeki belirli bölgelerde alışkanlıkların kökten değişmesine neden olacak. Özellikle havalimanı çevresindeki esnaflar ve ulaşım hizmetleri bu değişimden olumsuz etkilenebilir. Ancak, bu değişiklikler büyük projelerle karşılaşan birçok şehirde yaşanmış, zamanla yeni fırsatlar doğurmuştur.
Şehir merkezlerinden geçen otoyolların genişletilmesi gibi örneklerde olduğu gibi, büyük altyapı değişiklikleri kısa vadede olumsuz etkiler yaratabilir, ancak uzun vadede daha geniş faydalar sağlayabilir. Yeni havalimanının, bölgedeki ulaşımı kolaylaştıracak yeni altyapı projeleri ile birlikte değerlendirilmesi, iş ve turizm açısından yeni fırsatlar yaratabilir.
Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasıyla birlikte ortaya çıkan hoşnutsuzluğu anlamak önemlidir. Bu noktada, yerel halkın kaygılarına duyarlılık gösteren bir iletişim stratejisi geliştirilmeli, yeni havalimanının getireceği faydalar somut örneklerle anlatılmalıdır. Aynı zamanda, Şakirpaşa Havalimanı’nın yerine geçecek projeler ve bu bölgedeki yeni yatırımlar konusunda halk bilgilendirilmelidir.
Şakirpaşa Havalimanı’nın tamamen kapatılması yerine, bazı özel veya kargo uçuşlarına açılması gibi çözümler de göz önünde bulundurulabilir. Bu, hem bölge halkını memnun edebilir hem de yeni havalimanının tam kapasite çalışmasına engel olmaz.
KARAÇAY: Bu konuda son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?
GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması, bölgeye büyük bir ekonomik ivme kazandırabilir. Ancak bu sürecin yerel halk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için, Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasına yönelik kaygıları göz önünde bulundurarak dengeleyici adımlar atılmalıdır. Uzun vadeli planlamalar ve yerel halkın ihtiyaçlarına yönelik projeler ile memnun olanlar ve kızanlar arasında ortak bir çözüm sağlanabilir.
Bu tür büyük değişimlerin, kısa vadeli olumsuz etkilerle birlikte, zamanla daha geniş bir fayda yaratma potansiyeline sahip olduğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda, yerel halkın kaygılarına kulak vererek, olumlu değişimleri anlatmak, sizin de belirttiğiniz gibi bu süreci daha sağlıklı yönetmek açısından kritik olacaktır.
KARAÇAY: Adana ve Mersin, komşu ve kardeş şehirler olmasına rağmen, kıyasıya bir rekabet savaşı içindedir. Bu rekabet, sportif, kültürel ve iş dallarında sürmektedir. En son olarak, Mersin’e inşa edilemesi beklenen Konteyner limanının, Adana Ymurtalığa inşa edilmesi kararlaştırıldı. Bu kez de Mersinliler ‘Eyvah elimizden kaçırdık’ feryatları yükselttiler. Tıpkı Adanalıların, ‘Havalimanını kaçırdık’ feryatları gibi. Bazen hoş olan bu tartışmaların yapılmaması konusunda ne yapılması gerektiği hakkında da bir şeyler yazar mısınız?
GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki dinamik ilişkiyi yansıtan uzun soluklu bir olgudur. Bu rekabet, sportif etkinliklerden kültürel faaliyetlere, ticari yatırımlardan altyapı projelerine kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Ancak, bu rekabetin bazen yapıcı olmaktan çıkıp her iki şehirde de memnuniyetsizliğe ve hatta gerginliğe yol açtığı durumlar da gözlemlenmektedir. Örneğin, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması ve Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması süreci ya da Mersin’de inşa edilmesi planlanan konteyner limanının Yumurtalık’a kaydırılması gibi olaylar, şehirler arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır. Bu tür tartışmaların yapıcı bir zemine oturtulabilmesi ve şehirlerarası rekabetin daha olumlu bir yöne evrilmesi için bazı stratejiler geliştirilebilir. İşte bu konuda atılabilecek adımlar:
Ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri geliştirmek
Adana ve Mersin, Akdeniz’in iki önemli şehri olarak birbirlerini tamamlayıcı nitelikte projeler geliştirebilirler. Bu iki şehrin rekabetini azaltmanın ve hatta daha pozitif bir hale getirmenin yolu, ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri yaratmaktan geçer. Örneğin, Adana ve Mersin arasındaki ulaşım ve lojistik ağlarının güçlendirilmesi, her iki şehrin de ekonomik potansiyelini artırabilir. Ayrıca, turizm, tarım ve sanayi gibi alanlarda ortak girişimler başlatılarak, her iki şehrin de kazanacağı bir işbirliği ortamı oluşturulabilir.
Şehirlerarası Rekabeti Olumlu Hale Getirmek
Rekabet kaçınılmazdır, ancak bu rekabeti daha olumlu bir zemine çekmek mümkündür. Sportif ve kültürel alanlardaki rekabet, dostane yarışmalar ve etkinlikler aracılığıyla daha keyifli ve yapıcı bir şekilde sürdürülebilir. Örneğin, Adana ve Mersin arasında düzenlenen spor turnuvaları, festivaller ve kültürel etkinlikler, rekabeti daha dostane bir hale getirebilir. Bu tür etkinlikler, şehirler arasındaki bağları güçlendirirken, rekabetin zararsız ve eğlenceli bir biçimde sürdürülmesine olanak tanır.
Bölgesel Kalkınma Stratejileri
Bölgesel kalkınma stratejileri çerçevesinde, her iki şehrin de güçlü yanlarını ön plana çıkaran bir planlama yapılabilir. Bu stratejilerde, bölgesel kaynaklar ve ekonomik potansiyel göz önünde bulundurularak, Adana ve Mersin’in birbirini tamamlayan şehirler olarak değerlendirilmesi sağlanabilir. Örneğin, Mersin’in liman ve lojistik kapasitesi ile Adana’nın sanayi ve tarım potansiyeli birlikte düşünülerek bir kalkınma modeli geliştirilebilir.
Yerel Yönetimlerin ve STK’ların Rolü
Adana ve Mersin’deki yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bu rekabetin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesi için önemli bir rol oynayabilir. Bu kuruluşlar, iki şehir arasında dostluk köprüleri kurarak, ortak çıkarlar doğrultusunda hareket edebilirler. Ayrıca, yerel yönetimler arasındaki diyalog ve işbirliği artırılarak, rekabetin zarar verici bir hal almasının önüne geçilebilir.
Medya ve Toplumun Duyarlılığı
Yerel medya, şehirler arasındaki rekabeti körüklemek yerine yapıcı bir rol üstlenebilir. Medyanın dili ve üslubu, iki şehir arasındaki ilişkilerin niteliğini büyük ölçüde etkileyebilir. Aynı şekilde, toplumda da rekabetin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik bir farkındalık oluşturulabilir. Şehirlerarası rekabetin doğal bir süreç olduğu ancak bu sürecin her iki tarafın da yararına olacak şekilde yönetilmesi gerektiği bilinci yaygınlaştırılabilir.
KARAÇAY: Bu konuda son olarak ne dersiniz?
GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, bu iki şehrin dinamizmini ve bölgesel gelişimlerini besleyen bir unsur olabilir. Ancak bu rekabetin, gerginlik yaratmak yerine her iki şehrin de kazanacağı bir yapıya bürünmesi için işbirliği, dostane rekabet ve ortak kalkınma stratejileri hayata geçirilmelidir. Bu tür adımlar, hem yerel halkın refahını artıracak hem de bölgenin genel kalkınmasına katkıda bulunacaktır.
KARAÇAY: Bu konuları tartışırken, sırf memleket sevgisi nedeni ile tartışanların yanında, siyasi amaçlı konuşanlar var. Bu gibi konuları siyasallaştıranlar büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu konuda da neler söylemek istersiniz?
GÖLGE ADAM: Memleket sevgisiyle tartışanlar ve konuyu siyasallaştıranlar arasındaki fark, bir kentin geleceği üzerine yapılan tartışmaların doğasını büyük ölçüde değiştirir. Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle yaşadıkları şehri geliştirmek, iyileştirmek ve güzelleştirmek için önerilerde bulunur ve samimi bir şekilde endişelerini dile getirirler. Ancak, bu tür tartışmalar siyasallaştığında, işler karmaşıklaşır ve genellikle asıl mesele arka planda kalır.
Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması ve Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması üzerine yaşanan tartışmalar, bir kentin modernleşme süreci ile yerel halkın geçmişe dayalı alışkanlıkları arasında sıkışan duygusal bir gerilim yaratmış görünüyor. Bu durum, sadece bir havalimanı değişikliği meselesi değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm, gelişim ve yerel ekonominin yeniden şekillendirilmesi sürecidir. Bu bağlamda, memnun olanlar ve kızanlar arasındaki dengeyi sağlamak, medeniyetin getirdiği değişimleri doğru bir perspektiften değerlendirerek yapılabilir.
KARAÇAY: Memnun Olanlar ve Kızanlar Arasında Denge Kurmak için ne yapılmalıdır?
GÖLGE ADAM: Modernleşme ve Kalkınma Perspektifi: Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgenin uluslararası erişimini artıracak ve Çukurova bölgesinin ekonomik ve turistik potansiyelini yükseltecek önemli bir adım olarak görülmelidir. Daha büyük, daha modern ve daha donanımlı bir havalimanının faaliyete geçmesi, bölgenin büyümesine katkıda bulunacaktır. Bu bakış açısı, özellikle iş dünyası ve uluslararası bağlantılara önem veren kesimler tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.
Adana Şakirpaşa Havalimanı yıllardır şehir merkezine yakınlığı ile yerel halkın hayatında önemli bir yer tutuyordu. Bu havalimanının kapanması, şehirdeki belirli bölgelerde alışkanlıkların kökten değişmesine neden olacak. Özellikle havalimanı çevresindeki esnaflar ve ulaşım hizmetleri bu değişimden olumsuz etkilenebilir. Ancak, bu değişiklikler büyük projelerle karşılaşan birçok şehirde yaşanmış, zamanla yeni fırsatlar doğurmuştur.
Şehir merkezlerinden geçen yolların genişletilmesi gibi örneklerde olduğu gibi, büyük altyapı değişiklikleri kısa vadede olumsuz etkiler yaratabilir. Ancak uzun vadede daha geniş faydalar sağlayabilir. Yeni havalimanının, bölgedeki ulaşımı kolaylaştıracak yeni altyapı projeleri ile birlikte değerlendirilmesi, iş ve turizm açısından yeni fırsatlar yaratabilir.
Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasıyla birlikte ortaya çıkan hoşnutsuzluğu anlamak önemlidir. Bu noktada, yerel halkın kaygılarına duyarlılık gösteren bir iletişim stratejisi geliştirilmeli, yeni havalimanının getireceği faydalar somut örneklerle anlatılmalıdır. Aynı zamanda, Şakirpaşa Havalimanı’nın yerine geçecek projeler ve bu bölgedeki yeni yatırımlar konusunda halk bilgilendirilmelidir.
Şakirpaşa Havalimanı’nın tamamen kapatılması yerine, bazı özel veya kargo uçuşlarına açılması gibi çözümler de göz önünde bulundurulabilir. Bu, hem bölge halkını memnun edebilir hem de yeni havalimanının tam kapasite çalışmasına engel olmaz.
KARAÇAY: Bu konudaki son sözleriniz nedir? GÖLGE ADAM: Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması, bölgeye büyük bir ekonomik ivme kazandırabilir. Ancak bu sürecin yerel halk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için, Şakirpaşa Havalimanı’nın kapatılmasına yönelik kaygıları göz önünde bulundurarak dengeleyici adımlar atılmalıdır. Uzun vadeli planlamalar ve yerel halkın ihtiyaçlarına yönelik projeler ile memnun olanlar ve kızanlar arasında ortak bir çözüm sağlanabilir.
Bu tür büyük değişimlerin, kısa vadeli olumsuz etkilerle birlikte, zamanla daha geniş bir fayda yaratma potansiyeline sahip olduğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda, yerel halkın kaygılarına kulak vererek, olumlu değişimleri anlatmak, sizin de belirttiğiniz gibi bu süreci daha sağlıklı yönetmek açısından kritik olacaktır.
KARAÇAY: Adana ve Mersin, komşu ve kardeş şehirler olmasına rağmen, kıyasıya bir rekabet savaşı içindedir. Bu rekabet, sportif, kültürel ve iş dallarında sürmektedir. En son olarak, Mersin’e inşa edilemesi beklenen Konteyner limanının, Adana Ymurtalığa inşa edilmesi kararlaştırıldı. Bu kez de Mersinliler ‘Eyvah elimizden kaçırdık’ feryatları yükselttiler. Tıpkı Adanalıların, ‘Havalimanını elimizden kaçırdık’ feryatları gibi. Bazen hoş olan bu tartışmaların yapılmaması konusunda ne yapılması gerektiği hakkında ne dersiniz?
GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki dinamik ilişkiyi yansıtan uzun soluklu bir olgudur. Bu rekabet, sportif etkinliklerden kültürel faaliyetlere, ticari yatırımlardan altyapı projelerine kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Ancak, bu rekabetin bazen yapıcı olmaktan çıkıp her iki şehirde de memnuniyetsizliğe ve hatta gerginliğe yol açtığı durumlar da gözlemlenmektedir. Örneğin, Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın kapanması ve Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın açılması süreci ya da Mersin’de inşa edilmesi planlanan konteyner limanının Yumurtalık’a kaydırılması gibi olaylar, şehirler arasında hoşnutsuzluk yaratmıştır.
Bu tür tartışmaların yapıcı bir zemine oturtulabilmesi ve şehirlerarası rekabetin daha olumlu bir yöne evrilmesi için bazı stratejiler geliştirilebilir. İşte bu konuda atılabilecek adımlar:
Ortak Projeler ve Bölgesel İşbirlikleri Geliştirmek
Adana ve Mersin, Akdeniz’in iki önemli şehri olarak birbirlerini tamamlayıcı nitelikte projeler geliştirebilirler. Bu iki şehrin rekabetini azaltmanın ve hatta daha pozitif bir hale getirmenin yolu, ortak projeler ve bölgesel işbirlikleri yaratmaktan geçer. Örneğin, Adana ve Mersin arasındaki ulaşım ve lojistik ağlarının güçlendirilmesi, her iki şehrin de ekonomik potansiyelini artırabilir. Ayrıca, turizm, tarım ve sanayi gibi alanlarda ortak girişimler başlatılarak, her iki şehrin de kazanacağı bir işbirliği ortamı oluşturulabilir.
Şehirlerarası Rekabeti Olumlu Hale Getirmek
Adana Portakal Çiçeği Festivali ile Mersin Narenciye Festivali birleştirilerek, dünyanın dört bir yanından gelecek misafirlerle daha görkemli hale getirilebilir ve ortaklaşa spor faaliyatleri de genişletilebilir.
Rekabet kaçınılmazdır, ancak bu rekabeti daha olumlu bir zemine çekmek mümkündür. Sportif ve kültürel alanlardaki rekabet, dostane yarışmalar ve etkinlikler aracılığıyla daha keyifli ve yapıcı bir şekilde sürdürülebilir. Örneğin, Adana ve Mersin arasında düzenlenen spor turnuvaları, festivaller ve kültürel etkinlikler, rekabeti daha dostane bir hale getirebilir. Bu tür etkinlikler, şehirler arasındaki bağları güçlendirirken, rekabetin zararsız ve eğlenceli bir biçimde sürdürülmesine olanak tanır.
Bölgesel Kalkınma Stratejileri
Bölgesel kalkınma stratejileri çerçevesinde, her iki şehrin de güçlü yanlarını ön plana çıkaran bir planlama yapılabilir. Bu stratejilerde, bölgesel kaynaklar ve ekonomik potansiyel göz önünde bulundurularak, Adana ve Mersin’in birbirini tamamlayan şehirler olarak değerlendirilmesi sağlanabilir. Örneğin, Mersin’in liman ve lojistik kapasitesi ile Adana’nın sanayi ve tarım potansiyeli birlikte düşünülerek bir kalkınma modeli geliştirilebilir.
Yerel Yönetimlerin ve STK’ların Rolü
Adana ve Mersin’deki yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bu rekabetin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesi için önemli bir rol oynayabilir. Bu kuruluşlar, iki şehir arasında dostluk köprüleri kurarak, ortak çıkarlar doğrultusunda hareket edebilirler. Ayrıca, yerel yönetimler arasındaki diyalog ve işbirliği artırılarak, rekabetin zarar verici bir hal almasının önüne geçilebilir.
Medya ve Toplumun Duyarlılığı
Yerel medya, şehirler arasındaki rekabeti körüklemek yerine yapıcı bir rol üstlenebilir. Medyanın dili ve üslubu, iki şehir arasındaki ilişkilerin niteliğini büyük ölçüde etkileyebilir. Aynı şekilde, toplumda da rekabetin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik bir farkındalık oluşturulabilir. Şehirlerarası rekabetin doğal bir süreç olduğu ancak bu sürecin her iki tarafın da yararına olacak şekilde yönetilmesi gerektiği bilinci yaygınlaştırılabilir.
KARAÇAY: Bu konudaki son sözleriniz nedir?
GÖLGE ADAM: Adana ve Mersin arasındaki rekabet, bu iki şehrin dinamizmini ve bölgesel gelişimlerini besleyen bir unsur olabilir. Ancak bu rekabetin, gerginlik yaratmak yerine her iki şehrin de kazanacağı bir yapıya bürünmesi için işbirliği, dostane rekabet ve ortak kalkınma stratejileri hayata geçirilmelidir. Bu tür adımlar, hem yerel halkın refahını artıracak hem de bölgenin genel kalkınmasına katkıda bulunacaktır.
KARAÇAY: Bu konuları tartışırken, sırf memleket sevgisi nedeni ile tartışanların yanında, siyasi amaçlı konuşanlar var. Bu gibi konuları siyasallaştıranlar büyük bir yanlış yapmaktadırlar. Bu konuda da neler söylemek istersiniz?
GÖLGE ADAM: Memleket sevgisiyle tartışanlar ve konuyu siyasallaştıranlar arasındaki fark, bir kentin geleceği üzerine yapılan tartışmaların doğasını büyük ölçüde değiştirir. Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle yaşadıkları şehri geliştirmek, iyileştirmek ve güzelleştirmek için önerilerde bulunur ve samimi bir şekilde endişelerini dile getirirler. Ancak, bu tür tartışmalar siyasallaştığında, işler karmaşıklaşır ve genellikle asıl mesele arka planda kalır.
KARAÇAY:Memleket sevgisi ile hareket edenler ve siyasallaştıranlar arasındaki fark nedir?
GÖLGE ADAM: Memleket Sevgisiyle Hareket Edenler: Duygusal ve Samimi Yaklaşım: Memleket sevgisiyle tartışan kişiler, genellikle yaşadıkları şehirle duygusal bir bağ kurmuş, oranın tarihine, kültürüne ve insanlarına bağlı bireylerdir. Onların endişeleri, şehrin kimliğini ve değerlerini korumaya yönelik samimi çabalardır.
Yapıcı Eleştiriler: Bu kişiler, bir sorunu ele aldıklarında, genellikle yapıcı bir yaklaşım sergilerler. Yani sadece eleştirmez, aynı zamanda çözüm önerileri de sunarlar. Onların amacı, şehrin ve insanların yararına olacak gelişmeleri desteklemek ve hatalı kararların düzeltilmesine katkı sağlamaktır.
Birlik ve Beraberlik: Memleket sevgisiyle hareket eden insanlar, genellikle şehirdeki farklı kesimleri bir araya getirirler. Onlar için önemli olan, ortak değerler etrafında bir araya gelerek daha güçlü bir topluluk oluşturabilmektir.
Siyasi Amaçlarla Tartışanlar:
Kutuplaştırıcı Söylemler: Siyasi amaçlarla tartışan kişiler, genellikle bir konuyu kendi siyasi görüşlerine göre yönlendirmeye çalışırlar. Bu da tartışmanın odağını kaydırarak, şehrin geleceği ile ilgili yapıcı diyalogları engelleyebilir. Ayrıca, kutuplaştırıcı söylemlerle insanları taraf seçmeye zorlayarak, toplumsal birlikteliği zedelerler.
Kısa Vadeli Çıkarlar: Siyasallaşmış tartışmalar, genellikle kısa vadeli politik çıkarlar üzerine kuruludur. Bir şehir ya da bölge için alınan kararların uzun vadeli etkileri göz ardı edilip, siyasi kazanımlar ön planda tutulabilir. Bu tür yaklaşımlar, genellikle halkın gerçek ihtiyaçlarından çok, siyasi pozisyonların korunmasına hizmet eder.
Toplumsal Gerilimi Artırmak: Siyasallaşan tartışmalar, toplumsal gerilimi artırabilir ve insanlar arasında güvensizlik yaratabilir. Bu durum, yerel projeler ve gelişmeler konusunda sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturulmasını engeller, çünkü meseleler tarafsız bir şekilde ele alınmak yerine siyasi argümanlarla şekillendirilir.
KARAÇAY: Bu durumun doğru yönetilmesi için neler yapılmalı?
GÖLGE ADAM: Yerel Konuların Siyasallaştırılmaması Gerektiği Bilinci: Şehirlerin gelişimi, insanların yaşam kalitesi ve bölgesel kalkınma konuları, siyaset üstü meseleler olarak ele alınmalıdır. Bu bilinç, yerel yöneticiler, medya ve toplum arasında yaygınlaştırılmalıdır. Siyasetle yerel kalkınma arasında bir denge kurulmalı ve bu tür konuların siyasetin etkisinden arındırılması sağlanmalıdır.
Şeffaf İletişim ve Katılımcılık: Yerel yönetimler ve karar vericiler, projeler ve şehirle ilgili büyük değişiklikler hakkında şeffaf bir iletişim politikası izlemelidir. Halkın bu süreçlere aktif katılımı sağlanarak, alınan kararların arkasındaki mantık ve nedenler açıkça anlatılmalıdır. Bu, tartışmaların yapıcı bir şekilde ilerlemesini ve siyasi manipülasyonların önlenmesini kolaylaştırır.
Ortak Değerler Üzerinden Birleşmek: Şehirler, siyasi farklılıklar yerine ortak değerler üzerinden birliktelik oluşturmalıdır. Kültürel miras, yerel ekonominin güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık gibi alanlar, siyasi görüşlerden bağımsız olarak tüm halkın ortak çıkarlarına hizmet eder. Bu ortak değerler etrafında birleşmek, tartışmaların daha sağlıklı bir zeminde yürütülmesine olanak tanır.
Medya ve Toplum Önderlerinin Rolü: Medya, tartışmaları körüklemek yerine yapıcı ve bilgilendirici bir rol üstlenmelidir. Aynı şekilde, toplum önderleri ve kanaat liderleri de meselelerin siyasallaştırılmasının önüne geçmek için kamuoyunu bilinçlendirmeli ve diyalog ortamını güçlendirmelidir. Özellikle yerel medyanın tarafsız ve toplumsal faydayı gözeten bir dil kullanması, siyasi manipülasyonların önlenmesinde kritik bir rol oynar.
KARAÇAY: Bu konuda son olarak neler söyleyeceksiniz?
GÖLGE ADAM: Şehirler arası rekabet ya da yerel kalkınma projeleri gibi konular, memleket sevgisiyle tartışıldığında, toplumun geneline fayda sağlayacak sonuçlar doğurabilir. Ancak bu tartışmalar siyasallaştığında, asıl meseleler gölgede kalır ve şehirler arasındaki bağlar zedelenebilir. Bu nedenle, yerel kalkınma ve şehirlerin geleceği gibi konuların siyasetten bağımsız bir şekilde ele alınması, toplumsal bütünlük ve uzun vadeli kalkınma açısından büyük önem taşır. Siyasetten arınmış, yapıcı bir diyalog ortamı oluşturmak, hem yerel halkın refahını artırır hem de bölgesel gelişmeye katkı sağlar.
EN SONDA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM:
Adana ve Mersin arasındaki rekabet, iki komşu şehir arasındaki kadim dostluğun bir yansımasıdır. Ancak bu rekabetin, zaman zaman gerginlik yaratmaktan öteye geçip, her iki şehre de zarar verdiği anlar olmaktadır. Şimdi, bu dostluğun ve kardeşliğin yeniden güçlenmesi için bir adım atmanın tam zamanı.
Barış ve sükûnet çağrısı yaparken şunu hatırlatmak isterim: Geçmişte yaşanan zorluklar, geleceğin yolunu açan derslerdir. Adanalılar ve Mersinliler olarak, bu bölgede birlikte yaşamayı, birbirimizi desteklemeyi ve güç birliği yapmayı bilmeliyiz. Çukurova’nın sahip olduğu potansiyeli ancak bir arada çalışarak, ortak değerlerimizi koruyarak ve medeniyetin getirdiği yenilikleri kucaklayarak ortaya çıkarabiliriz.
Şimdi, geçmişin tartışmalarını bir kenara bırakıp, geleceğe umutla bakma vaktidir. Kardeş şehirler olarak, bölgenin kalkınması, refahı ve gelişmesi için el ele vermeliyiz. Bu topraklarda kök salan dayanışma ruhunu yeniden canlandırarak, her iki şehre de fayda sağlayacak projelere odaklanmalıyız.
Adana ve Mersin, tarih boyunca birbirine kardeş olmuş iki şehir. Çukurova’nın sıcak güneşi altında gelişen bu kardeşlik, sadece rekabetten ibaret değil, aynı zamanda büyük bir dayanışmayı da temsil ediyor. Bugün bölgeyi şekillendiren yeni projeler, bu iki şehir arasındaki bağları güçlendirme fırsatını da beraberinde getiriyor.
Yeni havalimanı, hem Adanalılar hem de Mersinliler için büyük bir kazanım. İki şehir arasında ekonomik ve sosyal anlamda bir köprü görevi görecek bu proje, bölgenin uluslararası alanda parlamasına vesile olacak. Bu süreçte, farklı düşünceler, eleştiriler ve kaygılar olabilir; ancak unutulmamalıdır ki, bu tür büyük projeler, zamanla herkes için fırsatlar doğurur.
Adanalılar ve Mersinliler olarak birbirimize sahip çıkmalı, ortak değerlerimize sarılmalı ve rekabeti dostane bir çizgide sürdürmeliyiz. Birbirimizin başarılarını alkışlayarak, birlikte kalkınmanın yollarını aramalıyız. İki kardeş şehri bir arada tutan bağları güçlendirerek, bölgemizi daha da ileri
taşıyacak işbirlikleri yapmalıyız.
Şimdi birlik olma ve geleceği el birliğiyle inşa etme zamanı!
Gelene hoş geldin diyelim, gidene ise güle güle.
ADANA YİNE DE BAZI NOKTALARDA YARARLANDIRILMIŞ:
Çukurova Uluslararası Havalimanı ile ilgili, Mersin ve Adana illeri arasında sağlanan anlaşmalar oldukça önemli. Bilindiği gibi, bu havalimanı her iki kente de hizmet verecek büyük bir ulaşım noktası olacak. Adana plakalı taksilerin de havalimanında faaliyet göstereceği bilgisi, şehirler arası işbirliğini ortaya koyuyor. Bu işbirliği sadece taksilerle sınırlı kalmayıp, diğer hizmet sektörlerinde de görülebilir.
Diğer Ortak Anlaşmalar:
Ulaşım: Adana ve Mersin arasında toplu taşıma hizmetlerinin güçlendirilmesi için bir dizi protokol üzerinde çalışıldığı biliniyor. Özellikle iki şehir arasında hızlı otobüs ve servis seferlerinin artırılması gündemde.
Ticaret: Havalimanının her iki kente de ekonomik katkı sağlaması adına, Adana ve Mersin Ticaret Odaları arasında çeşitli ticaret anlaşmaları yapılmış durumda. Özellikle havalimanı çevresinde kurulacak ticari alanlar için hem Adanalı hem Mersinli işletmelere fırsatlar sunulacak.
Turizm: Turizm sektöründe de ortak çalışmaların sürdüğü belirtiliyor. Özellikle bölgenin turizm potansiyelini artırmak adına, Çukurova Bölgesi’nin tanıtımı konusunda iki il bir araya gelerek ortak kampanyalar düzenleyecek.
Lokantalar Konusunda Şakirpaşa Havalimanı çevresindeki lokantalar, özellikle Adana’nın ünlü yemek kültürünü temsil eden yerler olarak biliniyor. Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın faaliyete geçmesiyle, bu lokantalar için de yeni fırsatlar oluşabilir. Henüz kesinleşmiş bir yerleşim planı olmamakla birlikte, Mersin’deki havalimanı yakınında bu lokantalara uygun alanlar tahsis edilmesi gündeme gelebilir. Bu sayede hem Adana’nın gastronomik zenginlikleri hem de Mersin’in mutfak kültürü bir araya getirilerek bölgeye gelen yolculara zengin bir yeme-içme deneyimi sunulabilir.
Bu tür işbirlikleri, bölgenin genel ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Bu konuda gelişmeleri takip etmekte fayda var.
ÇUKUROVA ULUSLARARASI HAVALİMANI HAKKINDA:
Çukurova Uluslararası Havalimanı, (IATA: COV, ICAO: LTDB), Türkiye‘nin Adana, Mersin ve Osmaniye illerine hizmet veren uluslararası havalimanıdır. Mersin’in Tarsus ilçesi sınırları içerisinde, ilçe merkezine 15 km, Adana şehir merkezine 35 km, Mersin şehir merkezine 45 km uzaklıkta yer almaktadır. Adını Çukurova‘dan almaktadır. Havalimanının sahibi Devlet Hava Meydanları İşletmesi iken işletmecisi Favori Çukurova Havalimanı İşletmeciliği Anonim Şirketi’dir.
Tarihçe
Havalimanının ilk yapım ihalesi 15 Aralık 2011’de gerçekleştirildi. Yap-işlet-devret modeliyle ve 357 milyon euro bedelle hayata geçirilen havalimanının özel sektör tarafından işletim süresi 9 yıl 10 ay 10 gün olarak belirlendi Yüklenici firmanın iflas etmesi nedeniyle 16 Mayıs 2016’da ikinci kez yapım ihalesi gerçekleştirildi. Mart 2018’de üstyapı işleri için ihaleye çıkıldı.
İlk planlara göre inşaatın, Mart 2022’de bitmesi, açılışın da 29 Ekim 2022’de yapılması açıklanmış olsa da; proje takvimi uzamış ve resmî açılış tarihi 10 Ağustos 2024 olarak güncellenmiştir. Havalimanı inşaat aşamasında Çukurova Bölgesel Havalimanı adıyla anılmaktaydı. Havalimanının hizmete girmesiyle Şakirpaşa Havalimanı 11 Ağustos 2024’te tarifeli uçuşlara kapatıldı.
Yapı
Çukurova Uluslararası Havalimanı, Mersin’in Tarsus ilçesi sınırları içerisindeki 6 m rakımlı ve 800 hektar büyüklüğünde bir alan üzerine kuruludur. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü tarafından yapılan sınıflandırmaya göre CAT-II seviyesindedir. Havalimanında yolcu ve kargo terminali olmak üzere iki terminal binası bulunmaktadır. Yolcu terminali 110 bin m2 büyüklüğünde ve 9 milyon yolcu kapasitelidir. Havalimanındaki yapıların toplam kapalı alanı 214.180 m2‘dir.
Havalimanında 3.500 m uzunluğunda ve 60 m genişliğinde bir pist vardır. Ayrıca 3.500 m uzunluğunda ve 45 m genişliğinde yedek bir pist daha bulunmaktadır. İki adet taksi yolu, 279 bin m2 genişliğinde 48 uçak kapasiteli apron, 56 bin m2 genişliğinde 21 uçak kapasiteli genel havacılık apronu mevcuttur. Hava trafik kontrol kulesi ağaç şeklinde tasarlanmıştır. Havalimanında 1.477 araç kapasiteli park yeri bulunmaktadır.
Ulaşım
Çukurova Uluslararası Havalimanı, Otoyol 21 ve D 400 karayolu bağlantısına sahip olup Tarsus ilçe merkezine 15 km, Adana şehir merkezine 35 km, Mersin şehir merkezine 45 km uzaklıkta yer almaktadır. Havalimanına Adana ve Mersin’den toplu taşıma araçları ile ulaşım olanağı da vardır. Mersin-Gaziantep yüksek standartlı demiryolunun 2026’da havalimanına uzatılması planlanmaktadır. Ayrıca havalimanında taksiler ve araç kiralama firmaları hizmet vermektedir.
MEDYADA AÇILIŞ HABERİ
Çukurova Uluslararası Havalimanı açıldı
Mersin’in Tarsus ilçesinde yapımı tamamlanan Çukurova Uluslararası Havalimanı bugün açıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılacak havalimanı hem bölgenin hem de Türkiye’nin turizm ve ticaretine katkı sağlayacak.
Türkiye’nin en önemli havacılık yatırımları arasında gösterilen ve kamu kaynağı kullanmadan, yap-işlet-devret modeliyle yaklaşık 244,5 milyon avroluk yatırımla gerçekleştirilen havalimanından 25 yılda 297 milyon 100 bin euro kira bedeli elde edilecek.
Tarsus ilçesinde 800 hektar üzerine inşa edilen havalimanında 110 bin metrekare terminal binası bulunuyor.
En geniş gövdeli yolcu uçaklarının iniş kalkış yapabileceği 48 uçak kapasiteli havalimanında 217 bin metrekarelik apron, 4 uçak kapasiteli 62 bin metrekarelik kargo apronu, 34 uçak kapasiteli 56 bin metrekarelik genel havacılık apronu yer alıyor.
Bölgenin ve ülkenin turizmine, ticaretine güç katması beklenen, Türkiye’nin kargoda ikinci büyük hubı ve Orta Doğu’ya açılan kapısı olarak değerlendirilen Çukurova Uluslararası Havalimanı kargo trafiğinin ticaret hacmini 2 katına çıkarması öngörülüyor.
Yüksek hızlı tren bağlantısı da yapılacak modern havalimanı 3 bin kişiye de istihdam sağlayacak.
56 bilet check-in bankosu ile yurt dışına gidecek vatandaşlar ve Türkiye’ye gelecek misafirler için 23 pasaport bankosunun yer alacağı havalimanında, 1477 araçlık katlı otopark, 60 taksi parkı, 26 otobüslük otopark hizmeti de verilecek.
Ağaç formunda tasarlanan hava kontrol kulesi, Çukurova’nın narenciyesinden esinlenilen turuncu rengi ve bölgenin simgesi pamuk motifleri ile süslü Çukurova Uluslararası Havalimanı bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açıldı.
Türk Hava Yolları da (THY) 11 Ağustos’ta Adana ve Mersin yolcularının Çukurova Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşlarını gerçekleştireceklerini, bu nedenle 11 Ağustos (dahil) tarihinden sonra Adana ve Mersin varışlı-çıkışlı seyahat etmek isteyen yolcuların uçuş aramalarını yaparken Çukurova Uluslararası Havalimanı’nı seçmeleri gerektiğini duyurmuştu.
MERSİN TİCARET VE SANAYİ ODASI BÜLTENİ
Çukurova Uluslararası Havalimanı açıldı
Bölgenin uzun zamandır beklediği Uluslararası Çukurova Havalimanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla hizmete açıldı. Çukurova ve hinterlandı adına çok önemli bir yatırım olduğunu belirten MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, “Mersin; karayolu, demir yolu ve deniz yolu modları güçlü bir lojistik kenti. Havayolunun da eklenmesiyle artık tüm taşıma modlarına sahip ender kentlerden olmuştur” dedi.
Başta Mersin, Adana ve Osmaniye olmak üzere tüm bölgeye hizmet verecek Çukurova Uluslararası Havalimanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açıldı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Meclis Başkanı Hamit İzol, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve kent protokolünün de hazır bulunduğu açılış, protokol konuşmaları sonrasında kurdele kesimiyle tamamlandı.
Çukurova Uluslararası Havalimanı’nda ilk etap yatırımlar sonunda 3 bin 500 metre uzunluğa 60 metre gövde genişliğe sahip ana pist, 3 bin 500 metre uzunluğunda 45 metre genişliğinde acil durumlar için de uygun olan yardımcı pist, 2 adet yüksek sürat taksiyolu, 48 uçak kapasiteli yaklaşık 279 bin metrekare apronu, 21 uçak kapasiteli yaklaşık 56 bin metrekare genel havacılık apronu, 2 adet yer hizmetleri araç park yeri, nöbetçi kulübeleri ve çevre güvenlik yolu gibi imalatları tamamlandı. Yıllık 9 milyon yolcu kapasitesine sahip olacak havalimanı yaklaşık 3 bin kişiye istihdam sağlayacak. İlk etabı tamamlanan ve 3 etaptan oluşan projenin inşaatının 2026 yılında tamamlanması planlanıyor. Toplam 244 milyon 515 bin Avro’luk yatırımın Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine açılan en önemli kapılarından biri olması hedefleniyor. Havalimanı ile eş zamanlı olarak 15.9 km’lik bağlantı yolu da tamamlandı. Aynı anda D -100 devlet yolu yanında otoyoldan ulaşım sağlanması da mümkün olacak. Havalimanı aynı zamanda yapımı devam eden Mersin – Adana – Gaziantep hızlı tren hattı yatırımıyla da entegre edildi. Bu yatırım tamamlandığında Mersin’den trene binen bir kişi Çukurova Uluslararası Havalimanı’na 23 dakikada ulaşabilecek.
Çakır: “Kargo kapasitesi olarak Türkiye’nin ikinci büyük hub havalimanı olacak”
Konuyla ilgili değerlendirme yapan MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, havalimanının Mersin’i küresel anlamda daha erişilebilir kılacağını söyledi. Bunun yalnızca bir yolcu taşıma projesi olmadığına, Mersin’i ekonomik anlamda da ilgilendiren önemli bir yatırım olduğuna işaret eden Çakır, “Öncelikle kargo kapasitesi anlamında Türkiye’nin ikinci büyük hub havalimanı olacak olması bizim için çok önemli. Mersin ve Adana’nın katma değerli ürünleri bundan sonra dünya pazarlarıyla daha kısa sürede buluşacak. Yani, Çukurova Havalimanı, yolcu taşımasından daha çok, lojistik kapasitesiyle öne çıkacak, ekonomiye doğrudan destek verecek bir yatırımdır” dedi.
Mersin’in karayolu, demir yolu ve deniz yolu modları güçlü bir lojistik kenti olduğunu hatırlatan Çakır, “Artık, havayoluyla tüm taşıma modlarına sahip ender kentlerden biri olmuştur” değerlendirmesini yaptı.
“Havalimanı çevresi doğru planlanmalı”
Özellikle havalimanının hızlı trenle tamamlanacak olmasının ayrıca önemli olduğuna değinen Çakır, şunları söyledi: “Burada önemli olan konu, havalimanının etrafının da bu ekonomik vizyona uygun; fuar alanlarıyla, otel yatırımlarıyla, depolarla bütünsel olarak doğru planlanmasıdır. İşte o zaman gerçek bir ekonomi bölgesi yaratmış oluruz. Biz Mersin iş dünyası olarak uzun süredir beklediğimiz bu yatırımın en sonunda hayata geçmesini sağlayan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Ulaştırma Bakanlığımıza, ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Çukurova Hava Limanın Mersin ve Adana başta olmak üzere tüm bölgeye hayırlar getirmesini diliyoruz.”