DÜNYAMIZDAN AHİRETE GÖÇ EDEN ÜNLÜ DOSTLAR İLE ANILARIM…

DÜNYAMIZDAN AHİRETE GÖÇ EDEN ÜNLÜ DOSTLAR İLE ANILARIM…

Afbeelding met tekst, krant, Menselijk gezicht, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

İnsanın bu dünyadaki ömrü, ahiretteki ömür ile kıyaslandığı zaman çok kısadır.Aslında ‘Çok kısa’ demek de yanlıştır.
Zira, inanışlara göre, ahiretteki yaşam sonsuzdur.
‘Kısa yaşam’ sürdürdüğümüz bu dünyada, doğuyoruz, büyüyoruz, yaşlanıyoruz ve ölüyoruz.
Bu dünyada herşey değişkendir.
Yine inanışlara göre, dünyamızda Allah’tan başka kalıcı ve ölümsüz varlık yoktur.
‘Ecel’ denilen yaşamın sona ermesi ile, ‘Kıyamet’ denilen dünyanın yok olması sonrasında, ‘Mahşer’de toplanılacak, hesaplar görülecek ve ondan sonra da ‘Ahiret’ başlayacaktır.
‘Ahiret’ te yaşam sonsuza kadar sürecektir.

Hepimizin çok sevdiği canlılar vardır ki, Allah’ın, yukarıda belirtilen kuralları doğrultusunda bu dünyaya gelmişler ve sonra da gitmişlerdir.
Bunu, ‘Ahiret’e göç etti’ diye değerlendiriyoruz.
Benim de, annem, babam, kardeşlerim ve dostlarım Ahiret’e göç etmişlerdir.
Bir de, aynı akibete uğrayan, hepimizin tanıdığı ünlüler vardır.
Üzüntü verici ama, bu ünlüler arasında benim pek çok dostum olmuştur.
Bu dostlardan bazılarını ele alacağım ve ilgi çekecek anılar anlatacağım.

Aslında bunu kitaplaştıracaktım.
Ama içimden bir ses, “Bu yazdıkların okunmalı acele et” der gibi oldu.
Ben de kitap işinden vazgeçtim ve bu yazıları sizlere web sayfamda armağan etmeyi yeğledim.

Çok yakın bir süre içinde yayınlayacağım.
Çok uzun bir yazı olacak ama, bu ünlüleri sıra ile ele almak zorunluluğu olduğu için, uzun yazıma katlanacaksınız artık…
İster art arda okuyun, ister peyderpey…
(Medyadaki dostlarım her gün birkaç anı yayınlamak ile yetinebilirler)

DÜNYA GÖÇ TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR GÖÇMEN TABELASI: OZAN ÖMER KADAN MEYDANI

DÜNYA GÖÇ TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR GÖÇMEN TABELASI: OZAN ÖMER KADAN MEYDANI

Meydanın yeri: Hollanda’nın Almelo kenti
Meydanın kahramanı: Görme engelli Ömer Kadan

Göçmen olarak yaşadığı Hollanda’da, sazı ile Türkçe ve Hollandaca şarkılar söyleyen Ozan Ömer Kadan, gönüllerde taht kurmuştu.

Geçen yıl ölümünden sonra, Almelo Belediyesini harekete geçiren kızı Ayşe, babasının adını bir meydana verdirdi.

Hollanda medyası ozanımızdan, “Türkler ile Hollandalılar arasında sevgi köprüsü kurdu” şeklinde söz ediyorlar.

                                  (Yazının Hollandacası en altta)
(De Nederlandse versie van het artikel staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY derledi:

Derlemiş olduğum aşağıdaki yazının kahramanı hakkındaki haberleri sosyal medyada görmüşsünüzdür. Ama, haberin kahramanı için yapılan inceliğin, dünyada belki de ilk defa yaşandığını da bilmiyorsunuzdur.
Öyle ya, ekmek parası kazanmak için vatanının terkedip, gurbetlere çıkan milyonlarca göçmen arasından birine, yaşadığı şehrin belediyesi görülmemiş bir armağan sunuyor.
Bu armağanın verilişinin ardında birileri (kızı) var ama, olsun, sonuçta bilinmeyenleri bilinir hale getirmek de şart olmaktadır.

Hollanda’da, pek çok Türk’e Kraliyet nişanı verilmiştir. Nişan veriliş kriterlerinin dünyadaki işleyişi hep aynıdır. Birileri, gerekli bir makama, “Çok hayırseverdir, çok başarılıdır, çok faydalıdır” mesajını iletirler. O makam da yapılan veya yapılmayan araştırmalar sonunda o kişiyi nişana lâyık görür.

Samimiyetim ile yazıyorum. Geçmişte ikamet ettiğim tüm belediyelerde, bana söylenen “Adını belediyeye bildireyim sana Kraliyet nişanı versibler” teklifine he pret cevabı vermişimdir. Zira ben, Kraliyet yönetimine karşı olan koyu bir cumhuriyetçiyim. Hiç haberim olmadan böyle bir teklifin gelmesi halinde, bunu hâlâ ret etmekte israrcıyımdır.

Şimdi gelelim bizim Ozan’ımıza…

Ozan Ömer Kadan’ın adını 2018 yılında görmüştüm.
Anadolu Ajansı muhabiri olan dostum şu haberi yazmıştı:

Görme engelli Ozan Hollandaca bestelediği türkülerle gönülleri fethetti

Anadolu bestelerini Hollandacaya uyarlayarak gönülleri fetheden Ozan Ömer Kadan, yaşadığı olumsuzluklara rağmen 32 yıldır hayata tutunuyor

Görme engelli Ozan Hollandaca bestelediği türkülerle gönülleri fethetti

ALMELO,-Hollandaca bestelediği türkülerle gönülleri fetheden görme engelli Ozan Ömer Kadan, dört yaşında annesini ve ardından görme yetisini kaybetmesine rağmen 32 yıldır sazıyla hayata tutunuyor.

Kadan, Anadolu türkülerini kendi bestesiyle Hollandacaya uyarlayarak Türklerin yanı sıra, Hollandalıların da gönlünü kazandı.

Farklı etkinliklerde sahne alarak ünlenen ve Ozan lakabını kazanan Kadan, yaptığı açıklamada, gözlerini kaybettikten sonra  faydalı şeyler yapmak istediğini, bunu hisseden babasının kendisine bir saz aldığını söyledi.

Gösterdiği büyük bir azimle ders almadan saz çalmayı öğrenen Kadan, “Elektriklerim kesildi, ortalık karardı. Gözlerimi kaybettim ama bunun yanında bazı şeyleri kazandım. Bir gece saat üçte ‘Gelin Ayşe’ türküsünü çalmaya başladım ve büyük bir heyecanla, ‘baba bak Gelin Ayşe’yi çalıyorum’ diye bağırdım. Uykudan uyanmanın verdiği şaşkınlık ve biraz da korku ile neye uğradığını şaşıran babam, bana öfkelenerek uyumamı istedi.” dedi.

Azmini yitirmeyerek sazını elinden bırakmayan Kadan, “İnsanları mutlu edebilmek beni de mutlu ediyor. Sahne aldığım etkinliklere toplu taşıma aracı ile kendi başıma gidiyorum. İki çocuğum var ama ben kendimi dört çocuk babası olarak görüyorum. Çünkü yayınladığım ‘İki Kültür Arasında’ ve ‘Türkiye’mi Özlüyorum’ albümlerim de benim çocuklarım gibi.” diye konuştu.

CORONA ÖLDÜRMEDİ

Ömer Kadan’ın adını daha sonra Platform Dergisinde Mustafa Toga imzasıyla görmüştüm.

Haber şöyleydi:

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

ALMELO,- Hollanda Türk Toplumunun Yakından Tanıdığı Görme Engelli Ozan Ömer Kadan Corona Virüsüne Yakalandı. Hollandaca bestelediği türkülerle gönülleri fetheden görme engelli Ozan Ömer Kadan, dört yaşında annesini ve ardından görme yetisini kaybetmesine rağmen uzun yıllar sazıyla hayata tutunuyordu.

Kadan, Anadolu türkülerini kendi bestesiyle Hollandacaya uyarlayarak Türklerin yanı sıra Hollandalıların da gönlünü kazandı.

Farklı etkinliklerde sahne alarak ünlenen ve Ozan ismini alan Kadan, gözlerini kaybettikten sonra faydalı şeyler yapmak istediğini Platform’da daha önce yayınlanan röportajında bahsetmişti Ozan Ömer Kadan, bunu hisseden babasının kendisine bir saz aldığını söyledi.

Gösterdiği büyük bir azimle ders almadan saz çalmayı öğrenen Kadan, “Elektriklerim kesildi, ortalık karardı. Gözlerimi kaybettim ama bunun yanında bazı şeyleri kazandım. Bir gece saat üçte “Gelin Ayşe” türküsünü çalmaya başladım ve büyük bir heyecanla, baba bak “Gelin Ayşe’yi” çalıyorum diye bağırdım. Uykudan uyanmanın verdiği şaşkınlık ve birazda korku ile neye uğradığını şaşıran babam, bana öfkelenerek uyumamı istedi.” dedi.

Azmini yitirmeyerek sazını elinden bırakmayan Kadan, “İnsanları mutlu edebilmek beni de mutlu ediyor. Sahne aldığım etkinliklere toplu taşıma aracı ile kendi başıma gidiyorum. İki çocuğum var ama ben kendimi dört çocuk babası olarak görüyorum. Çünkü yayınladığım “İki Kültür Arasında” ve Türkiye’mi Özlüyorum” albümlerim de benim çocuklarım gibi.” diye konuşmuştu.

Ozan’ın kızı Ayşe Kadan tarafından sosyal medyada paylaşılan habere göre Doktorların Ozan Ömer Kadan’ı zor bir dönemin beklediğini söyledikleri belirtildi. Sevenlerinden dua isteyen Ayşe Kadan ”Allah’tan ümit kesilmez, imtihandayız, Ozanımızın bol bol duaya ihtiyacı var dualarınızı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

TALİHSİZ ÖLÜM
Ömrü badirelerle geçen Ozan Ömer’in ölümünü, Hans Brok’un 27 Ocak 2023 günü yazdığı Hollandaca haberi tercüme ederek aktarıyorum:

Almelo’lu sevilen Türk ozan Ömer Kadan vefat etti

ALMELO – Türkücü, ozan ve şakacı Ömer Kadan, pek çok rahatsızlığına rağmen yıkılmaz görünüyordu. Ölüm onu birkaç kez yakalamak üzereydi ama her seferinde mucizevi bir şekilde kurtulmayı başardı. Bu kez başarılı olamadı. Çarşamba’yı perşembe’ye bağlayan gece hayatını kaybetti. 59 yaşındaydı.

Kör şarkıcı ölümle son kez birkaç yıl önce yüz yüze gelmişti. Koronaya yakalanmıştı ve birkaç hafta boyunca sonsuzluğun kenarında dengede durdu. Daha sonra bu konuda “Doktorlar, Tanrı ve ailem beni kurtardı” diyecekti. O dokuz canlı bir kedi gibiydi sanki….

Kadan 1978 yılında ailesiyle birlikte Almelo’ya geldi. Babası o zamana kadar 18 yıldır Ten Cate’de çalışıyordu. Kadan 1985 yılında nadir görülen bir göz hastalığına yakalandı ve kısa sürede kör oldu. Rehabilitasyon için sağırlar için bir yatılı okula gitti. Orada sadece iyi bir Hollandaca değil, aynı zamanda uzun saplı bir ud türü olan saz çalmayı da öğrendi.

Belirgin bir yeteneği vardı, şarkılar yazdı ve insanları eğlendirmek için sahne almaya başladı. Doğuştan bir şovmen olduğunu kanıtladı ve hatta ulusal çapta dikkatleri üzerine çekti. Diğerlerinin yanı sıra Herman Finkers ve Willeke Alberti ile birlikte sahne aldı. 2008 yılında Man Bijt Hond’dan bir film ekibi tarafından ziyaret edildi. Filmde Wilders’in kışkırtıcı diline karşı ‘uzlaşma’ hakkında konuştu.

“Yapabiliyorsanız birbirinize yardım edin, çünkü birlikte gayet iyi yaşayabilirsiniz”

Ömer’i Almelo’nun Türk tekstil işçileri tarihine yerleştirme çağrısı her halükarda güçleniyor. Özellikle de ölümüne verilen tepkiler göz önüne alındığında. Herman Finkers sesini duyurdu ve Ömer’in ailesine bir şiir gönderdi. Kadan, Hollanda’nın yanı sıra birkaç kez yurtdışında da sahne aldı. Avusturya’dan ve başka yerlerden gelen tepkilere göre onu orada da unutmamışlar.

Bir misafir işçinin oğlu olarak özel bir yaşamı vardı. Babası 1960 yılında Ten Cate için çalışmak üzere Hollanda’ya gitti. Ömer ve ailenin geri kalanı da 1978’de onu takip etti. O zamanlar, ancak yedi yıl sonra bir göz hastalığı nedeniyle kör olacağını hayal bile edemezdi.

Bunun sonucunda hayatı radikal bir değişim geçirdi. Gooi bölgesinde sağır ve körler için bir yatılı okulda sadece iyi Hollandaca değil, aynı zamanda bir Türk lavtası olan saz çalmayı da öğrendi.

Yaptığı şarkılarda Hollanda’daki birçok Türk’ün yaşadıklarını anlattı. Bu onu sadece öne çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda Willeke Alberti ve Herman Finkers gibi isimlerle de tanışmasını sağladı. Sazıyla şaka yapan Türk ozan, medyada iyi bir yer edindi. Kızına göre, hayatının son anına kadar bile şaka yapmaya devam etti.

Doktor, doktor

Kadan kendi mahallesinde de sahne aldı. 1990’larda Bellavista Caddesi’nde bir muayenehane açıldığında, toplanan izleyicilere Doktor, Doktor, Ben Yarı Ölüyüm şarkısını söyledi. Bazı hastaların ağrı ve sızılarını dile getirme biçimleriyle alay etti.

Kültürler arasında köprü kurmak istedi. Ve her şeyden önce barış içinde bir arada yaşamak istiyordu. Bunu şu sözlerle ifade etti: “Hollandalı ve Türk, ortalığı karıştırmayın. Yapabiliyorsanız birbirinize yardım edin, çünkü birlikte iyi yaşayabilirsiniz”. Şarkıyı geleneksel Türk kıyafetleriyle ama ayağında Hollanda takunyalarıyla söyledi.

Tipik Kadan, kültürleri birleştirmeye çalışan Hollandalı bir Türk. Esprili bir dille Hollandalıların görüşleriyle dalga geçmekten de geri durmadı. Ha-san trek je jas an’da olduğu gibi.

Sıra dışı bir adam bu Ömer Kadan. Çok kültürlü ve uzlaşmacı bir Almelolu. Akıllı, müzik yeteneği olan ve hem dostlarının hem de düşmanlarının sevdiği birisi.
Bir sokakta ya da caddede anılıp anılmayacağını zaman gösterecek.

Ömer Kadan, ailesiyle birlikte doğduğu Türk köyünde toprağa verildi.

ÖLÜMÜNDEN SONRA KIZININ ÇABALARI SEMERESİNİ VERDİ

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving

Ozan Ömer Kadan’ın bir sokağa, bir caddeye veya bir meydana isminin verilmesini isteyen Kızı Ayşe belediyeye başvurdu.
Bakınız bundan sonrasını Almelo gazetesi nasıl yayınlamıştı:

Merhum Türk ozan Ömer Kadan Almelo’da bir sokak ismi alacak mı?

Bir caddeye onun adı verilmeli mi? Ya da bir anıt mı yapılmalı? Mezenstraat’lı Türk halk sanatçısı Ömer Kadan 26 Ocak’ta 59 yaşında hayatını kaybetti. Bu özel Almelolu’nun kalıcı olarak onurlandırılması için giderek daha fazla ses yükseliyor. Mahalleli bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor. Belediye de bunu düşünüyor.

YouTube’a adını yazdığınızda Türk ozan Ömer Kadan şarkılarıyla ekranı dolduruyor. Kör şakacı ve türkücü öldüğünde ardında bir eser bıraktı. Yurtiçinde ve yurtdışında tanındı, televizyona çıktı ve ünlülerle sahne aldı. Hemşehrisi Herman Finkers ile olduğu gibi.

Bu olağanüstü adam 36 yıldan fazla bir süre Mezenstraat’ta yaşadı. Düzenli konserleri vardı, ancak hastalandıkça Kadan unutulmaya yüz tuttu. Son birkaç haftasını evinde ailesiyle birlikte geçirdi. Ölümü şok etkisi yarattı. Yüzünde bir gülümsemeyle uykusunda ölmüş olsa da geride bıraktığı boşluk çok büyük.

Afbeelding met buitenshuis, persoon, boom, muziekinstrument Automatisch gegenereerde beschrijving
Ozan Ömer Kadan için düşünülenlerden biri de, adının bir meydana verilmesiydi. Yukarıdaki sembolik görüntü gerçek oldu ve meydan (Plein) adı armağan edildi.

Ömer Kadan Sokağı?

Ölümüne gösterilen tepkiler nedeniyle Kadan’ın kalıcı olarak onurlandırılması planlanıyor. Bu, ikinci kuşak misafir işçilerin duygularının dile getirilmesine yaptığı katkı nedeniyle uygun olacaktır. Kızı Ayşe birkaç hafta önce belediyeyle temasa geçti. Mezenstraat tabelasının altına bir sokak ismi tabelası asmanın mümkün olup olmayacağını merak ediyordu. Örneğin Ömer Kadanstraat.

Belediye’den cevap

Belediye Başkan Yardımcısı Jan Martin van Rees, Ayşe’ye gönderdiği e-postada bu konuyu inceleyeceğini yazdı ve beklentilerini de yumuşattı. Bir başka fikir de, Kadan’ın evinin karşısına küçük bir anıt yerleştirmek. Ya da onun renkli, müzikal varlığına başka bir atıfta bulunmak. Bu konuda da çok az şey biliniyor.

…ve karar
Ayşe Kadan’ın isteği gerçekleşmek üzereydi. Ozanımız için bir şeyler yapılacaktı ama bu ne olacaktı? Sonunda bir meydana Ozan Ömer Kadan Meydanı tabelasının asılmasına karar verildi. Bunun için de 26 Ocak günü saptandı.

“Aslen Kayserili olan Ömer Kadan’ın kızı Ayşe Kadan, sosyal medya hesabından şu sözleri paylaştı: ‘Aysem, bir gün benim adıma birşey yapılacak ama benim ömrüm bunu görmeye yetmeyecek.’ demiştin baba. Adın hep yaşayacak, unutulmayacaksın!
26 Ocak babamın ölüm yıldönümünde Babamıza layık bir şekilde açılışımızı yapacağız inşallah!”

İşte, 26 Ocak günü yapılan törenin haberini de, Ufuk Media’dan Murat Yakar ve Ümit Uysal’ın kaleminden okuyalım:

Hollanda’da ünlü Türk ozanı Ömer Kadan’ın ismi                     bir parka verildi

Hollanda’da 26 Ocak 2023’de hayata veda eden Türk toplumunun yakından tanıdığı, etkinliklerin vazgeçilmez ismi Türk ozanı Ömer Kadan’ın ismi Almelo şehrinde bir parka verildi.

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Parkta düzenlenen programa T.C Deventer Başkonsolosluğu yetkilileri, Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Murat Gedik, AVEDAN  temsilcisi Annemarie Pleyhuis ve dernek başkanları ile vatandaşlar katıldılar.

Afbeelding met buitenshuis, kleding, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Parkta topluma günün önemine dair açılış konuşması yapıldı. O konuşmayı AVEDAN  temsilcisi Annemarie Pleyhuis yaparken; ardından merhum Kadan’ın kızı Ayşe Kadan babsını anlatan kısa bir konuşma yapıp bir şiir ile konuşmasını sonlandırdı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, jasje Automatisch gegenereerde beschrijving

Parkın açılışından sonra Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Murat Gedik Ufuk Media’ya programla alakalı bir değerlendirmede bulunarak şunları söyledi, “Bugün, Almelo şehrinde ikamet etmiş olup, Hakk’ın rahmetine kavuşan Ozan Ömer Kadan için burada bulunmaktayız. Evinin karşısında bulunan bir parka onun adının verilmesi bizleri mutlu etmiştir. Kendisi yaşamı boyunca Türklüğe sazı ve sözleriyle hizmette bulunmuş olup, kültürel hizmetinden hiç geride kalmamıştır. Hollanda Türk Federasyon’un kültür sanat ekibinde bulunup, gelecek nesillerimize nasihatlar edip, yeri doldurulamayacak bir hizmet sunmuştur.  Çocuklarının girişimi ile Almelo Belediyesi’nden izin alınıp adı Almelo kentinde ölümsüzleştirilmiştir. Elbette bizlerin de gönlünde yeri hep kalıcıdır. Onu rahmet ile anarak, vermiş olduğu hizmetlerle hep anacağız.”

Açılış programı bu konuşma sonrası ikram edilen çay ve kahveden sonra sona erdi. Ayrıca, Hollanda Türk Federasyon’a bağlı, Almelo Türk Kültür Merkezi’nde Ozan Ömer Kadan için anma programı tertiplenerek, din görevlilerinin katkılarıyla ardından dualar edildi.

              ********************************

EEN ONGEKEND MIGRANTENSIGNAAL IN DE GESCHIEDENIS VAN DE WERELDMIGRATIE: OZAN ÖMER KADAN PLEIN

Locatie van het plein: Almelo, Nederland
De held van het plein Slechtziende Ömer Kadan

In Nederland, waar hij als immigrant woonde, had de minstreel Ömer Kadan, die met zijn instrument Turkse en Nederlandse liederen zong, een troon in de harten gevestigd.

Na zijn dood vorig jaar liet zijn dochter Ayşe, die de gemeente Almelo mobiliseerde, een plein naar haar vader vernoemen.

De Nederlandse media spreken over onze minstreel als “Hij bouwde een brug van liefde tussen Turken en Nederlanders”.

Turkse tukker Ömer Kadan heeft eigen plein: “Hij sloeg een brug tussen Turken en Nederlanders”

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
Samengesteld door İlhan KARAÇAY:

Je hebt misschien het nieuws over de held van het volgende artikel dat ik heb samengesteld op sociale media gezien. Maar misschien weet je niet dat de vriendelijkheid die voor de held van het nieuws is gedaan, misschien de eerste keer in de wereld is.

Van de miljoenen migranten die hun thuisland verlaten om de kost te verdienen, geeft de gemeente van de stad waar ze wonen bijvoorbeeld een ongekend cadeau aan een van hen.

Er zit iemand (zijn dochter) achter het geven van dit cadeau, maar uiteindelijk is het nodig om het onbekende bekend te maken.

In Nederland zijn veel Turken onderscheiden met de Koninklijke Orde. De criteria voor het toekennen van orden zijn altijd hetzelfde in de wereld. Iemand brengt de boodschap “Hij is zeer filantropisch, zeer succesvol, zeer nuttig” over aan een noodzakelijke autoriteit. Die autoriteit oordeelt op zijn beurt dat die persoon de eer waardig is aan het einde van de uitgevoerde onderzoeken of niet.

Ik schrijf met oprechtheid. In alle gemeenten waar ik in het verleden heb gewoond, heb ik een schijnantwoord gegeven op het aanbod “Laat mij uw naam melden bij de gemeente en zij zullen u de Koninklijke Orde geven”. Omdat ik een overtuigd republikein ben die tegen koninklijk bestuur is. Als ik zo’n aanbod krijg zonder dat ik het weet, sta ik er nog steeds op om het te weigeren.

Laten we het nu over onze troubadour hebben…
In 2018 kwam ik de naam Ozan Ömer Kadan tegen.
Mijn vriend, een correspondent voor Anadolu Agency, schreef het volgende nieuws:

Visueel gehandicapte Ozan veroverde de harten met de volksliedjes die hij in het Nederlands componeerde

Troubadour Ömer Kadan, die de harten veroverde door Anatolische composities in het Nederlands aan te passen, houdt al 32 jaar vast aan het leven ondanks de negativiteiten die hij heeft meegemaakt.

ALMELO,-De visueel gehandicapte minstreel Ömer Kadan, die harten veroverde met de volksliedjes die hij in het Nederlands componeerde, houdt al 32 jaar stand met zijn instrument ondanks het verlies van zijn moeder op vierjarige leeftijd en daarna zijn gezichtsvermogen.

Kadan bewerkte Anatolische volksliedjes in het Nederlands met zijn eigen compositie en veroverde de harten van zowel de Nederlanders als de Turken.

Kadan, die beroemd werd door op te treden bij verschillende evenementen en de bijnaam Ozan kreeg, zei in een verklaring dat hij nuttige dingen wilde doen nadat hij zijn gezichtsvermogen verloor en zijn vader, die dit aanvoelde, kocht een saz voor hem.

Kadan, die met veel doorzettingsvermogen de saz leerde spelen zonder les te nemen, zei: “Mijn elektriciteit viel uit, het werd donker. Op een nacht om drie uur begon ik het volkslied ‘Gelin Ayşe’ te spelen en met grote opwinding riep ik: ‘Pap, kijk, ik speel Gelin Ayşe’. Mijn vader, die verrast was door de verrassing en een beetje bang was om wakker te worden uit zijn slaap, was boos op me en vroeg me om te gaan slapen.”

Kadan, die zijn vastberadenheid niet verloor en zijn saz niet losliet, zei: “Mensen gelukkig kunnen maken maakt mij ook gelukkig. Ik ga in mijn eentje met het openbaar vervoer naar de evenementen waar ik optreed. Ik heb twee kinderen, maar ik zie mezelf als de vader van vier kinderen. Want mijn albums ‘Between Two Cultures’ en ‘Turkey’mi Özlüyorum’ zijn als mijn kinderen.”

CORONA DOODDE NIET

Ik zag de naam van Ömer Kadan later in Platform Magazine onder de handtekening van Mustafa Toga.

Het nieuws was als volgt:

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, kleding, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

ALMELO,- Ömer Kadan, een visueel gehandicapte troubadour die zeer bekend is bij de Turkse gemeenschap in Nederland, is besmet met het Corona Virus. De visueel gehandicapte minstreel Ömer Kadan, die de harten veroverde met de volksliedjes die hij in het Nederlands componeerde, hield jarenlang stand met zijn instrument ondanks het verlies van zijn moeder op vierjarige leeftijd en daarna zijn gezichtsvermogen.

Kadan bewerkte Anatolische volksliedjes in het Nederlands met zijn eigen compositie en veroverde de harten van zowel de Nederlanders als de Turken.

Kadan, die beroemd werd door op te treden in verschillende evenementen en de naam Ozan aannam, vertelde in zijn interview dat eerder op het Platform is gepubliceerd dat hij nuttige dingen wilde doen nadat hij zijn ogen verloor Ozan Ömer Kadan zei dat zijn vader, die dit voelde, een saz voor hem kocht.

Kadan, die met veel doorzettingsvermogen de saz leerde spelen zonder les te nemen, zei: “Mijn elektriciteit viel uit, het werd donker. Op een nacht om drie uur begon ik het volksliedje “Gelin Ayşe” te spelen en met grote opwinding riep ik: “Pap, kijk, ik speel “Gelin Ayşe”. Mijn vader, die verrast was door de verrassing en een beetje bang was om wakker te worden uit zijn slaap, was boos op me en vroeg me om te gaan slapen.

Kadan, die zijn vastberadenheid niet verloor en zijn saz niet losliet, zei: “Mensen gelukkig kunnen maken maakt mij ook gelukkig. Ik ga in mijn eentje met het openbaar vervoer naar de evenementen waar ik optreed. Ik heb twee kinderen, maar ik zie mezelf als de vader van vier kinderen, want mijn albums “Between Two Cultures” en “Turkey’mi Özlüyorum” zijn als mijn kinderen.

Volgens het nieuws dat Ozan’s dochter Ayşe Kadan op sociale media deelde, stond er dat artsen zeiden dat Ozan Ömer Kadan een moeilijke periode te wachten staat. Ayşe Kadan, die vroeg om gebeden van haar fans, zei: “Er is geen hoop van Allah, we zitten in een test, onze Ozan heeft veel gebeden nodig, we wachten op jullie gebeden.

ONGELUKKIGE DOOD

Hans Brok schreef over de dood van troubadour Ömer op 27 januari 2023.

Geliefde Turkse troubadour Ömer Kadan uit Almelo overleden

ALMELO – Ondanks zijn vele kwalen leek liedjeszanger, troubadour en grappenmaker Ömer Kadan, onverwoestbaar. De dood had hem een paar keer bijna te pakken, maar steeds wist hij op wonderbaarlijke manier te ontsnappen. Deze keer lukte dat niet. Hij overleed in de nacht van woensdag op donderdag. Hij werd 59 jaar.

De laatste keer dat de blinde zanger de dood in de ogen keek, was enkele jaren terug. Hij kreeg corona en balanceerde enkele weken op de rand van de oneindigheid. „De dokters, God en mijn familie hebben me gered”, zou hij er later over zeggen. Hij was een kat met negen levens.

Kadan kwam in 1978 met zijn gezin naar Almelo. Zijn vader werkte daar toen al 18 jaar bij Ten Cate. Kadan kreeg in 1985 een zeldzame oogziekte waardoor hij in korte tijd blind werd. Hij ging voor revalidatie naar een internaat voor doven. Daar leerde hij niet alleen goed Nederlands maar ook spelen op de saz, een soort luit met een lange hals.

Finkers en Alberti

Hij had overduidelijk talent, schreef liedjes en begon op te treden om de mensen te vermaken. Hij toonde zich een geboren entertainer en trok zelfs landelijke belangstelling. Hij trad onder andere op met Herman Finkers en Willeke Alberti. In 2008 kreeg hij een filmploeg van Man Bijt Hond op bezoek. Hij sprak daarin over ‘verzoening’, om zo tegengas te geven aan de opruiende taal van Wilders.

De boodschap van de geliefde liedjeszanger was steeds dezelfde: „Ik wil met mijn liedjes de positieve dingen naar voren halen. Er is al genoeg rotzooi in de wereld. In dit prachtige kikkerlandje moeten we tevreden zijn met wat we hebben. Ik ben echt gelukkig in Nederland.”

Help elkander als dat kan, want samen kun je prima leven

Gastarbeiders

De roep om Ömer te verankeren in de Almelose geschiedenis van Turkse textielarbeiders wordt hoe dan ook sterker. Zeker gezien de vele reacties die er op zijn dood kwamen. Herman Finkers liet van zich horen en stuurde Ömers familie een gedicht. Kadan trad behalve in Nederland ook meerdere keren op in het buitenland. En daar waren ze hem niet vergeten, zo bleek uit reacties uit onder meer Oostenrijk.

Bijzondere levensloop

Als zoon van een gastarbeider had hij een bijzondere levensloop. Zijn vader vertrok in 1960 naar Nederland waar hij bij Ten Cate ging werken. Ömer en de rest van de familie volgde in 1978. Hij kon toen niet bevroeden dat hij amper zeven jaar later door een oogziekte blind werd.

Ömer Kadan in 2014. Zingen en grappen maken op klompen. © Marieke Bakker

Zijn leven nam daardoor een radicale wending. Op een doven- en blindeninternaat in het Gooi leerde hij niet alleen goed Nederlands, maar ook spelen op de saz, een Turkse luit.

In de liedjes die hij maakte verhaalde hij over wat veel Turken in Nederland meemaakten. Hij viel er niet alleen mee op, maar het bracht hem ook in contact met bijvoorbeeld Willeke Alberti en Herman Finkers. De grappen makende Turkse troubadour, spelend op zijn saz, deed het goed in de media. Volgens zijn dochter bleef hij ook tot het allerlaatste moment van zijn leven grappen maken.

Dokter, dokter

Kadan trad ook op in zijn eigen wijk. Toen in de jaren 90 een huisartsenpraktijk werd geopend in de Bellavistastraat zong hij voor het verzamelde publiek het nummer Dokter, dokter, ik ben halfdood. Hij dreef de spot met hoe sommige patiënten hun pijntjes presenteren.

Hij wilde culturen overbruggen. En toch vooral vreedzaam samenleven. Hij vertolkte dat met de woorden: ‘Hollander en Turkse man, maak er toch geen rotzooi van. Help elkander als dat kan, want samen kun je prima leven.’ Hij zong het lied in traditioneel Turkse kledij, maar wel met Hollandse klompen aan zijn voeten.

Typisch Kadan, een Nederlandse Turk die de culturen probeerde te verenigen. Met een kwinkslag, waarbij hij niet schuwde de Nederlandse opvattingen op de hak te nemen. Zoals in Ha-san trek je jas an.

Een bijzonder man, deze Ömer Kadan. Een multiculturele en verzoenende Almeloër. Schalks, muzikaal en geliefd bij vriend en vijand. Of hij een vermelding krijgt in een straat of steeg, de tijd zal het leren.

Ömer Kadan werd begraven in zijn Turkse geboortedorp, bij zijn familie.

NA ZIJN DOOD WIERPEN DE INSPANNINGEN VAN ZIJN DOCHTER VRUCHTEN AF

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, glimlach Automatisch gegenereerde beschrijving

Zijn dochter Ayşe diende een verzoek in bij de gemeente om een straat, laan of plein naar de troubadour Ömer Kadan te laten vernoemen.

Bekijk hoe de Almelose krant verslag deed van wat er daarna gebeurde:

Krijgt de overleden Turkse troubadour Ömer Kadan een straatnaam in Almelo? Velen willen dat

Moet er een straat naar hem worden vernoemd? Of moet er een herdenkingsmonument komen? Ömer Kadan, de Turkse volkszanger uit de Mezenstraat, overleed 26 januari op 59-jarige leeftijd. Er gaan steeds meer stemmen op om deze bijzondere Almeloër blijvend te eren. De buurt vindt het een goed idee. De gemeente denkt erover na.

Tik zijn naam in op YouTube en de Turkse troubadour Ömer Kadan vult een scherm met zijn liedjes. De blinde grappenmaker en liedjeszanger liet bij zijn overlijden een oeuvre na. Hij was bekend in binnen- en buitenland, was op televisie te zien en trad op met bekende personen. Zoals met stadgenoot Herman Finkers.

Meer dan 36 jaar woonde deze bijzondere man in de Mezenstraat. Hij had regelmatig optredens, maar naarmate hij zieker werd, raakte Kadan in de vergetelheid. De laatste weken bracht hij thuis door bij zijn familie. Zijn overlijden kwam als een schok. Hoewel hij in zijn slaap is overleden, met een glimlach op zijn gezicht, is de leegte die hij achterlaat groot.

Ömer Kadanstraat?

Vanwege de vele reacties op zijn overlijden zijn er nu plannen om Kadan blijvend te eren. Dat zou passend zijn vanwege zijn bijdrage aan het vertolken van de gevoelens van de tweede generatie gastarbeiders. Zijn dochter Ayse nam een aantal weken terug contact op met de gemeente. Ze was benieuwd of het mogelijk is een straatnaambordje te hangen onder het bord van de Mezenstraat. De Ömer Kadanstraat, bijvoorbeeld.

Afbeelding met buitenshuis, persoon, boom, muziekinstrument Automatisch gegenereerde beschrijving

Antwoord van de gemeente

Locoburgemeester Jan Martin van Rees schreef in een e-mail aan Ayşe dat hij de zaak zou bekijken en temperde zijn verwachtingen. Een ander idee is om een klein monument te plaatsen tegenover het huis van Kadan. Of een andere verwijzing naar zijn kleurrijke, muzikale aanwezigheid. Ook hierover is weinig bekend.

…en de beslissing

De wens van Ayşe Kadan ging in vervulling. Er moest iets gedaan worden voor onze troubadaour, maar wat? Uiteindelijk werd besloten om het uithangbord van Ozan Ömer Kadan op een plein te hangen. Hiervoor werd 26 januari vastgesteld.

“Ayşe Kadan, de dochter van Ömer Kadan, die oorspronkelijk uit Kayseri komt, deelde de volgende woorden op haar social media account: ‘Aysem, op een dag zal er iets in mijn naam worden gedaan, maar mijn leven zal niet genoeg zijn om het te zien. Jouw naam zal altijd voortleven, je zult niet vergeten worden!

Op 26 januari, op de sterfdag van mijn vader, hoop ik dat we zullen openen op een manier die onze vader waardig is!”

Lees hier het nieuws over de ceremonie van 26 januari uit de pen van Murat Yakar en Ümit Uysal van Ufuk Media:

In Nederland is de naam van de beroemde Turkse minstreel Ömer Kadan gegeven aan een park

Afbeelding met kleding, persoon, buitenshuis, person Automatisch gegenereerde beschrijving

De naam van de op 26 januari 2023 overleden Turkse minstreel Ömer Kadan, die niet meer weg te denken is uit de Turkse gemeenschap in Nederland, is gegeven aan een park in de stad Almelo.

Het programma in het park werd bijgewoond door ambtenaren van het Consulaat-Generaal van de Republiek Turkije in Deventer, Murat Gedik, voorzitter van de Nederlandse Turkse Federatie, AVEDAN-vertegenwoordiger Annemarie Pleyhuis, verenigingshoofden en burgers.

Afbeelding met buitenshuis, kleding, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving

In het park werd een openingstoespraak gehouden voor de gemeenschap over het belang van de dag. AVEDAN-vertegenwoordiger Annemarie Pleyhuis hield die toespraak; daarna hield de dochter van de overleden Kadan, Ayşe Kadan, een korte toespraak over haar vader en sloot haar toespraak af met een gedicht.

Afbeelding met kleding, persoon, person, jasje Automatisch gegenereerde beschrijving

Na de opening van het park gaf Murat Gedik, voorzitter van de Nederlandse Turkse Federatie, een evaluatie van het programma aan Ufuk Media en zei: “Vandaag zijn we hier voor de troubadour Ömer Kadan, die in de stad Almelo woonde en is overleden. We zijn blij dat een park tegenover zijn huis naar hem is vernoemd. Zijn leven lang heeft hij de Turkse identiteit gediend met zijn instrument en woorden, en hij heeft nooit stilgezeten in zijn culturele dienstbaarheid. Hij was lid van het cultuur- en kunstteam van de Nederlandse Turkse Federatie, adviseerde onze toekomstige generaties en verleende een onvervangbare dienst. Op initiatief van zijn kinderen is toestemming verkregen van de gemeente Almelo en is zijn naam vereeuwigd in Almelo. Natuurlijk is zijn plaats in ons hart altijd blijvend. We zullen altijd met barmhartigheid aan hem terugdenken en aan de diensten die hij verleende.”

Het openingsprogramma eindigde na de thee en koffie die na deze toespraak werd geserveerd. Daarnaast werd in het Almelose Turks Cultureel Centrum, aangesloten bij de Nederlandse Turkse Federatie, een herdenkingsprogramma georganiseerd voor Ozan Ömer Kadan en werd er na afloop gebeden met bijdragen van religieuze functionarissen.

TÜRKİYE SEYAHAT ACENTALARI BİRLİĞİ TÜRSAB’IN YOK EDİLME PLANINA YURT DIŞINDAN DA TEPKİ VAR…

TÜRKİYE SEYAHAT ACENTALARI BİRLİĞİ TÜRSAB’IN YOK EDİLME PLANINA YURT DIŞINDAN DA TEPKİ VAR…

Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği’nden, “Turizmcilerin güvenli bir Birliği olmalıdır” açıklaması.

Dünya Kardeş Kentler Turizm Forumu Genel Sekreteri Hüseyin Baraner, Almanya’da TÜRSAB’ın muadili olan kuruluşları anlattı.

Turizmciler arasında ikilik yaratmanın, Türk turizmine balta vurmak olduğunu söyleyen, TÜRSAB Başdanışmanı ve Havayolu Bilet Satışı ve IATA İhtisas Başkanı Numan Olcar, “TÜRSAB’ın dağılması, turizmdeki kazanımlarımızı da yok eder” dedi.

Başkan Firuz Bağlıkaya, Başkan yardımcıları Hasan Eker, Davut Günaydın, Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel ve diğerlerinin açıklamaları…

Endişe içinde olan Turizmciler bugün İstanbul’da toplanıyor

Afbeelding met tekst, Reclamebord, Reclame, schermopname Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY araştırdı ve derledi:

Türk turizminin, sıfırdan zirveye ulaşmasında büyük rol oynamış olan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği TURSAB’ın, bölünerek yok edilme isteğine tepkiler devam ederken, Hollanda ve Almanya’dan iki ses yükseldi.

Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği Başkanı Kamil Saygı, Genel Sekreter Osman Çelik ve Sayman Durmuş Doğan, Hollanda Genel Seyahat Şirketleri Birliği ANVR’i örnek göstererek, “Turizmcilerin güvenli bir Birliği olmalıdır” dedi.

Almanya’dan Dünya Kardeş Kentler Turizm Forumu Genel Sekreteri Hüseyin Baraner, TÜRSAB’ın Almanya’daki muadilllerini anlattı.

Bu açıklamalara yer vermeden önce, Türkiye’de TURSAB’ı yok etmek için yapılmakta olan çalışmalara ve planlara değineyim.

TÜRSAB Başdanışmanı ve Havayolu Bilet Satışı ve IATA İhtisas Başkanı Numan Olcar, “TÜRSAB’ın dağılması, turizmdeki kazanımlarımızı da yok eder” dedi.

İddialara göre, TURSAB’ı yok etme planı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yürütülüyor. Bakan Ersoy’un, 1618 sayılı Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yasası’nı değiştirmek için uzun bir zamandır çalışmalar yaptığı biliniyor.

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, person, persoon Automatisch gegenereerde beschrijvingKültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile, Utrecht Turizm Fuarı’nda karşılaştığım sırada, kendilerine, “ Türkiye-Hollanda Arasında 400 Yıllık Resmi İlişkiler ve Hollanda’ya Türk Göçünün 50’nci Yılı” başlıklı kitabımı hediye etmiştim.

Birkaç kez değiştirilmiş olan yasa taslağının son şeklini, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki toplantıda, seyahat acentesi sahiplerine anlatan Ersoy’un planı gerçekleştiği anda, meydana gelecek olan olumsuzlukları daha iyi anlayabilmek için, bugün saat 13.30’da İstanbul’da yapılacak olan toplantı için TÜRSAB üyelerine gönderilen mektuba bir göz atalım:

Afbeelding met tekst, Lettertype, grafische vormgeving, schermopname Automatisch gegenereerde beschrijving

Değerli Üyelerimiz,

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürürlükten kaldırmayı planladığı 1618 Sayılı Kanun yerine getirilecek yeni yasa taslağı, elli yıllık köklü bir kurum olan TÜRSAB’ın, seyahat acentelerimizin ve Türk turizminin geleceğini tehlikeye atmaktadır. Meslek örgütümüzün parçalara bölünmesi ve merkezi yapıdan uzaklaşılması; siyasi, etik dışı ve diğer meslek dışı düşüncelere göre örgüt kurma modelini teşvik edecek ve bu durum seyahat acentelerinin bir bütün olarak temsil edilme gücünü ortadan kaldıracaktır.

Yeni Yasa ile Seyahat Acentalarının Mesleki Niteliği Yok Ediliyor

Yeni yasa taslağında seyahat acenteleri, mesleki ticari işletme niteliğinden uzaklaştırılarak salt ticari işletmeler olarak ele alınmaktadır. Bu durum, mesleki bilgi ve birikim yerine sermaye gücünün öne çıkmasına neden olacak, büyük sermaye sahibi olanlar, emek ve bilgi yoğun çalışan seyahat acentalarının pazar paylarını yok edecektir.

Mesleki faaliyet denetiminde meslek örgütü denetimi ortadan kaldırılarak haksız rekabetin önü açılacaktır. Küçük ve orta boyutlu işletmeler ya büyüklerin bayisi olacak ya da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Seyahat Acentalarının Sermaye Güçlerine Göre Farklı Meslek Örgütlerine Bölünmesi Tekelleşmeye Yol Açacaktır

Seyahat Acentelerini ciro ya da sermaye büyüklüklerine göre ayrı meslek örgütlerinde toplamak, sektörde büyük-küçük ayrımını örgütsel hale getirmek, kobi niteliğindeki seyahat acentelerini az sayıdaki büyük sermayeli seyahat acentelerinin karşısında zayıflatacak ve tekelleşme eğilimi büyüyecektir.

Seyahat acenteleri, ciro veya sermayelerine göre değil, mesleki yeterliliklerine göre sınıflandırılmalıdır. Yeni yasa, mesleki yeterlilikle ilgili herhangi bir hüküm içermeyerek, mesleki birikimi yok saymaktadır.

Sigorta ve Tüketici Haklarını Kanundan Çıkarmak Seyahat Acentelerine Güveni Azaltacaktır

Taslakta Mesleki Sorumluluk Sigortası konusunda düzenleme bulunmaması, seyahat acentelerinintüketici nezdindeki güvenini azaltacak ve reklam olanakları fazla olan, tekel olmak isteyenler karşısında zorluklar yaşamalarına neden olacaktır. Tüketici haklarıyla ilgili hususların yalnızca Ticaret Bakanlığı’nın yapacağı düzenlemelere bırakılması ise turizme özgü düzenlemeler yerine genel düzenlemelerin öne çıkmasına ve seyahat acentelerinin haklarının gözetilmemesine neden olacaktır.

Yılda 200 bin denetim yapan TÜRSAB’ı bölmek, pazarın denetimsiz hale gelmesine ve turizm faaliyetlerinin başıboş kalmasına yol açacaktır. Birliğin bölünmesi, mesleki temsilde yetki karmaşasının ortaya çıkmasına neden olacak, bunun sonucunda Türk turizmi zarar görecektir.

 Seyahat Acentelerimizle Lütfi Kırdar’da Bir Araya Geliyoruz

TÜRSAB olarak, seyahat acentelerimizin ve sektörümüzün yara almasına neden olacak yeni yasa taslağı hakkında bilgilendirme yapmak ve istişarede bulunmak üzere, 31 Ocak Çarşamba günü saat 13:30’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde bir araya geliyoruz.

Birliğimizin, sizlerin ve sektörümüzün geleceği için sizleri de toplantımızda görmekten memnuniyet duyarız.
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği

NUMAN OLCAR’IN AÇIKLAMASI: “TÜRSAB, TÜRKİYE TURİZMİNİN LOKOMOTİF GÜCÜDÜR”

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, person Automatisch gegenereerde beschrijving
Turizmciler arasında ikilik yaratmanın, Türk turizmine balta vurmak olduğunu söyleyen, TÜRSAB Havayolu Bilet Satışı ve IATA İhtisas Başkanı Numan Olcar, kendisi ile yaptığım görüşmede, “TÜRSAB’ın dağılması, turizmdeki kazanımlarımızı da yok eder” dedi.

Kendisini, dünyanın dört bir yanındaki turizm fuarlarına katılımı ve bir zamanlar müdavimi olduğu Utrecht Turizm Fuarı’ndan çok iyi tanıdığım, TÜRSAB Havayolu Bilet Satışı ve IATA İhtisas Başkanı Numan Olcar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürürlükten kaldırmayı planladığı 1618 Sayılı Kanun yerine getirilecek yeni yasa taslağı hakkındaki görüşlerini şöyle açıkladı:

“Ben 37 yıllık turizmciyim. Bu süre içerisinde TÜRSAB’ın bir üyesi olarak, Birliğin çeşitli bölgesel, ulusal, yerel ya da uluslararası noktalarında görev aldım. TÜRSAB’ın üyesi olarak konuşmak istiyorum. Şu ana kadar gelmiş olduğumuz, Türkiye’nin elde ettiği rakamlar, Türkiye’nin turizmdeki itibarı, dünyanın 4-5 en önemli destinasyonlarından birine sahip olması Türkiye’nin turizmdeki lokomotifi sayesinde olmuştur. Bu lokomotif güç TÜRSAB’dır. 1972’de kurulmuş ve o günden bu yana faaliyet göstermektedir.

“TÜRSAB GİBİ BİR GÜCÜN AYRI BİR MACERAYA SÜRÜKLENMESİ ÇOK BÜYÜK BİR HATA”

Dolayısıyla bu gücün şu anda ayrı bir maceraya sürüklenmesini çok büyük bir hata olarak görüyorum. TÜRSAB’ın kesinlikle parçalanmaması, bölünmemesi ve güç kaybetmemesi gerekiyor. Ancak bunu konuşuyor olmak bile TÜRSAB’a çelme takmak, yürümesine engel olmaktan başka bir şey değil. TOBB’un açıkladığı rakama göre turizm, 56 sektörü tetiklemektedir. Bu sektörlerin tetiklenmesindeki en önemli kurumlardan birisi de kuşkusuz TÜRSAB’dır, meslektaşlarımızdır. Bir üye olarak da TÜRSAB’ın bölünmesine karşıyım, böyle bir şey söz konusu olamaz.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving
Numan Olcar (solda) dünyanın dört bir yanında açılan Turizm Fuarları’na Türkiye’yi temsilen katılmakta rekor kırmış turizmcidir. Kendisi ile Utrecht Turizm Fuarı’nda sık sık buluşmuşluğum oldu. Mersin eski milletvekili Serdal Kuyucuoğlu (sağda) ile birlikteyiz.

“TÜRSAB HAVAYOLU TAŞIMACILIĞI KONUSUNDA IATA’NIN CİDDİ BİR İŞ ORTAĞI”

İhtisas ile ilgili noktaya gelirsek, çok ciddi sıkıntılar var. Havacılık konusunda akreditasyon veren, hem ülkemizde hem dünyada kabul edilen Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin kriterleri vardır. IATA’nın Türkiye’de ofislerinin olmaması nedeniyle bu iletişimi TÜRSAB yürütmektedir. TÜRSAB garantör statüsündedir, çok ciddi bir iş ortağıdır. Bu çerçevede de tüm ilişkilerimiz çok rahat bir şekilde ilerlemektedir. Bunu üyelerimiz de bilirler.

“TÜRSAB YASAYLA KURULMASI NEDENİYLE ULUSLARARASI KURUMLAR NEZDİNDE KARŞILIK BULUYOR”

Özellikle 2019’da Türkiye’deki teminat mektuplarının düşünülmesi, diğer farklı kollarda çıkarılan sorunların giderilmesi bu iletişim ve diyaloglarla olmuştur. TÜRSAB’ı dünyadaki diğer birliklerden ayıran şey yasayla kurulmuş olmasıdır. Bu ayrım IATA gibi uluslararası kurumlarda karşılık buluyor. Birliğin dağılması durumunda muhatap sorunu yaşanacak.

“BİRLİĞİN DAĞILMASI HALİNDE CİDDİ BİR YETKİ KARMAŞASI ORTAYA ÇIKAR”

Sektörde şimdiye kadar konuyla ilgili sorunların çözülebilmesinin nedeni tamamen IATA’nın karşısında muhatap olarak yasayla otorize edilmiş köklü bir kurum bulması. Dolayısıyla birliğin dağılması halinde ciddi bir yetki karmaşası olacaktır. Oysa şu anda IATA ile yaptığımız ön protokol çerçevesinde, IATA’ya müracaat edecek olan üyeler, başvurularını TÜRSAB üzerinden yapabiliyor. Bu protokol şu anda devreye girerek bütün üyelere ve sektöre girecek olan genç meslektaşlarımıza fayda sağlayacakken bunun da ortadan kaldırılması gibi sakıncalar ortaya çıkacaktır.

“TÜRSAB’I DAĞITMAK TURİZM KAZANIMLARININ DA KAYBOLMASINA YOL AÇAR”

Havayolları ile olan iletişimler ve toplantılar neticesinde IATA’nın, havayollarının, yabancı havayollarının ve Türkiye’deki temsilcilerinin de böyle bir dağılmaya ve parçalanmaya çok temkinli baktıklarını, sonuçlarının iyi olmayacağını düşündüklerini söyleyebilirim. Ben de sektörü temsil eden bir kişi olarak böyle bir parçalanmanın, birlik iken dernekleştirmenin güç kaybı olacağını ve kazanımların kaybolması olarak yorumluyorum. Kararı alan kişinin teknik altyapısı yok ama bununla ilgili olarak bir karar alabiliyor. Bunun ilerideki sonuçları görülmüyor. “Biz yine bunu ihtisas olarak yapacağız. Havayolu Bilet Birliği kurulacak, aynı şeyi orada yapacaklar” diyorlar. Aynı şey değil. İhtisasların gücü, ancak üslerinde Birlik gibi bir gücün olmasıyla işlev kazanır.

“SEYAHAT ACENTALARI HAVAYOLLARININ KOMİSYONCUSU DEĞİLDİR, SATIŞ KANALIDIR”

15 bin seyahat acentamız var. 8 bin üyemiz direkt ya da bir şekilde geçimini havayolu biletleriyle sağlıyor. Havayolları bilet faaliyeti içerisinde. 780 tane IATA üyesi acentamız var. Biz bunları yüksek rakamlara çekmeye çalışıyoruz. Bu da IATA’nın üst birliği ile yapılacak çalışmalarla sağlanabilecek bir şey.

Seyahat acentaları, havayollarının komisyoncusu değildir, satış kanallarıdır. Biz havayollarının büyümesinde en önemli gerek olan yolcu sağlanmasında satış kanalları içerisinde kılcal damarlarız. Her şey online değil. Acentanın bu noktada işlevselliğini, bunu sağlayabilecek olan pazarlık güçlerini ellerinden alıp da birtakım alt birliklere düşürürseniz iyi olmaz.

Afbeelding met kleding, person, pak, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

“AKLI BAŞINDA HİÇBİR ÜYE BAŞKA BİRLİK ALTINDA BİR ARAYA GELMEZ”

Aklı başında hiçbir üye TÜRSAB’ı bırakıp bir başka birliğin altında buluşmaz. Güç burada, burada bulunulması gerekiyor. Bu tamamen yanlış bir uygulama. Özellikle seyahat acentalarının 8 bin tane aktif satış kanalı olmasıyla, havayollarının bugüne gelmesinde seyahat acentalarının sesi olarak TÜRSAB’ın çalışmaları asla göz ardı edilemez. Diğer ülkelerdeki oranlar da elimizde var. Ancak hiçbir yerde TÜRSAB gibi bir organizasyon yok. Bu organizasyonun olması sayesinde bugün Türkiye, Dünya Turizm Örgütü’nin destinasyon sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. Hava taşımacılığımızdan dolayı çok güçlü. Neden yeni bir macera arayalım?

“SEKTÖRÜN SESİ OLAN TÜRSAB’I BÖLMENİN KİMSEYE BİR FAYDASI OLMAZ”

Bir de bu durumun tüketici tarafı var. TÜRSAB, turizm sektörünün geliştirilmesi ve sürdürülebilir bir şekilde büyümesi için önemli bir rol oynamasının yanı sıra seyahat acentalarının etik kurallara uygun hareket etmelerini sağlamak ve tüketicilerin haklarını korumak amacıyla da önlemler alıyor. Bu noktada seyahat acentalarının güvenilir ve sorumlu bir şekilde hizmet vermesini de desteklemiş oluyor.

Cumhuriyetimizin 100. yılında sektörün sesi olan, sektörü düzenleyen bu gücü kuvvetlendirmek ve desteklemek yerine bölmek ve parçalamanın kimseye faydası olmaz. Ben Cumhurbaşkanımızın ve aklı selim siyasetçilerimizin konuyu yeniden değerlendirmesini ümitle bekliyorum.”

HOLLANDA’DAN YÜKSELEN SES

Afbeelding met tekst, pak, Menselijk gezicht, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği Başkanı Kamil Saygı (sağda), Genel Sekreter Osman Çelik (ortada) ve Sayman Durmuş Doğan (solda)

Numan Olcar’ın yukarıdaki açıklamasından sonra, yurt dışındaki Türk seyahatçilerden de tepkiler yükseldi. Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği Başkanı Kamil Saygı, Genel Sekreter Osman Çelik ve Sayman Durmuş Doğan, “Turizmcilerin güvenli bir Birliği olmalıdır” diyerek şu açıklamayı yaptılar:

“Medeni ülkelerde, tüketicilerin haklarını korumak için, devlet desteği ile kuruluşlar oluşturulur.
Hollanda’da, seyahata çıkacak olanların haklarını korumak için en tepede De Algemene Nederlandse Vereniging van Reisondernemingen ANVR (Genel Hollanda Seyahat Şirketleri Birliği) vardır. ANVR’e bağlı olarak bir de Stichting Garantiefonds Reisgelden SGR (Seyahat Garanti Fonu Vakfı) da çok önemlidir.

ANVR Reizigersvoorwaarden - Uniglobe Alliance Travel

ANVR, Hollanda’daki seyahat şirketleri için bir ticaret birliğidir. Dernek, üyelerinin çıkarlarını destekler ve seyahat endüstrisinde kalite ve profesyonellik için çaba gösterir.

ANVR’nin ana hedefleri ve görevleri şunlardır:

ANVR, üyelerinin çıkarlarını hükümetler, sektör dernekleri ve diğer ilgili organlar da dahil olmak üzere çeşitli düzeylerde temsil eder. Bu, örneğin seyahat endüstrisini etkileyen mevzuat ve düzenlemeleri içerebilir.

ANVR, seyahat endüstrisinde yüksek kalite standartları için çaba gösterir. Üyelerin uyması gereken çeşitli yönergeler ve davranış kuralları geliştirir ve uygular. Bu, üye seyahat şirketlerine yönelik tüketici güvenine katkıda bulunur.

ANVR, üyelerini seyahat endüstrisindeki ilgili gelişmeler hakkında bilgilendirir ve onlara hizmetlerini geliştirmelerine yardımcı olacak bilgi ve araçlar sağlar.

ANVR, seyahat şirketleri ve seyahat endüstrisindeki diğer taraflar arasında işbirliğini teşvik eder. Bu, sektörün sağlıklı ve sürdürülebilir gelişimine katkıda bulunabilir.

Açıkçası, seyahat edenler ANVR logosu olan reklamları, olmayanlara göre daha güvenilir buluyorlar ANVR, tüketiciler tarafından bir ayırt edici özellik olarak görülüyor. Örneğin, her 5 gezginden 3’ü yalnızca ANVR logosu olan bir yerden rezervasyon yaptığını söylüyor. Tüketiciler ANVR logolu bir seyahat ürünü için daha fazla ödeme yapmaya bile hazır.

ANVR, geleceğin seyahat profesyonellerinin eğitimi konusunda karar vermeye yardımcı oluyor ve iyi eğitimli stajyerler üzerinde çalışıyor. Bu şekilde, gelecekte de yeterli sayıda iyi eğitimli çalışan yaratıyor. ANVR, sendikalarla seyahat endüstrisi için toplu iş sözleşmesi de imzalıyor.

ANVR, sektördeki ilgili gelişmelere ilişkin vizyonunu günlük olarak ortaya koymaktadır. Toplantılar ve konferanslar düzenliyor, güncel gelişmeler, pratik oturumlar, yasa ve yönetmelik uygulamaları ve ‘TravelTomorrow’ projesi hakkında sizleri bilgilendiriyor.
www.anvr.nl, sitesinde sosyal medya, üye ve basın bültenleri aracılığıyla bilgilendirme yapıyor.

ANVR, Sorumlu bir şekilde seyahat etmek ve şimdi ve gelecekte ‘Daha iyi tatiller’ yaşamak için, ulaşım, konaklama ve eğlence konularında somut önlemler almak üzere, seyahat kuruluşlarıyla birlikte adımlar atıyor. ANVR bunun için bir politika geliştirmiştir ve dünya çapında öncülük etmektedir.

SGR wil met certificaat vertrouwen en merkkennis vergroten - Travelpro

Stichting Garantiefonds Reisgelden (SGR), bir seyahat operatörünün mali iflası durumunda tüketicileri mali kayıplardan korumayı amaçlayan bir kuruluştur. SGR, gezginler için bir garanti fonu görevi görür. SGR’nin önemli yönlerini şöyle izah edebiliriz:

SGR, üye bir seyahat operatörü ile paket tatil rezervasyonu yapmış olan tüketiciler için bir güvenlik ağı sağlar. Tur operatörünün iflas etmesi veya mali açıdan acze düşmesi halinde SGR, yolcuların paralarını geri almalarını veya seyahatlerini tamamlayabilmelerini garanti eder.

SGR’nin varlığı, tüketicilerin paket tatil rezervasyonu yaparken kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar çünkü tur operatörüyle sorun yaşamaları durumunda korunacaklarını bilirler.

Hollanda’da paket tatil sunan tur operatörleri yasal olarak SGR’ye katılmakla yükümlüdür. Bu, tüketicinin korunmasına katkıda bulunur ve seyahat endüstrisinde adil uygulamaları teşvik eder.

SGR, üye seyahat operatörlerinin mali açıdan sağlam olduklarından emin olmak için düzenli mali denetimler gerçekleştirir. Bu, seyahat endüstrisine olan güvenin korunmasına ve tüketicinin korunmasına yardımcı olur.

Kısacası, Seyahat Garanti Fonu Vakfı, paket tatil rezervasyonu yaparken tüketicileri finansal risklerden koruduğu ve seyahat endüstrisine güveni teşvik ettiği için çok önemlidir.

İZNİNİZLE ARAYA BİR HABER
Bugünkü derlememde geniş açıklamalarda bulunan, Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği HTTD’nin önceki akşam yaptığı toplantıya değinmek istiyorum.

Afbeelding met overdekt, person, persoon, tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Lahey Turizm Müşavirimiz Pınar Bilgen Ermis’in de katılımıyla Amsterdam’da gerçekleşen Hollanda Türk Turizmciler ve Seyahat Acenteleri Derneği toplantısında, sektördeki güncel gelişmeler ve acentelerin karşılaştığı sorunlar ele alındı.

Moderatörlüğünü HTTD Saymanı Durmuş Doğan’ın yaptığı ve dernek başkanı Kamil Saygı’nın açılış konuşması ve dernek tanıtımı ile başlayan toplantıda, Kültür ve Turizm Müşaviri Pınar Bilgen Ermiş, katılımcılara sektördeki güncel çalışmalar hakkında bilgilendirmelerde bulundu ve Türkiye’deki turizm alanındaki son gelişmeleri paylaştı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Acentelerin karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri de toplantının ana gündem maddelerinden biriydi. Acentelerin yaşadığı zorluklar ve bu zorlukların çözümü için önerilen adımlar, katılımcılar tarafından detaylı bir şekilde ele alındı. Özellikle, acentelerin ortak bir çatı altında birlik olmaları ve sektörde daha güçlü bir konumda bulunmaları üzerinde duruldu.

Toplantı, sektördeki işbirliğini ve dayanışmayı artırmak, acentelerin sorunlarına çözüm bulmak ve seyahat sektörünün daha sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için önemli bir platform sağladı. HTTD’nin bu tür etkinliklerle sektördeki paydaşları bir araya getirerek işbirliğini güçlendirmeye devam etmesi bekleniyor.

DÜNYA KARDEŞ KENTLER TURİZM FORUMU GENEL SEKRETERİ HÜSEYİN BARANER, TÜRSAB’IN ALMANYA MUADİLİNİ ANLATTI.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, tekst Automatisch gegenereerde beschrijving
Fotoğrafta gördüğünüz Hüseyin Baraner’i, dünyanın neresinde bir turizm etkinliği varsa, orada mutlaka görürsünüz. Baraner ile ben de şahsen, Utrecht, Brüksel, Berlin Turizm Fuarları ile, Türkiye’deki pek çok etkinlikte karşılaşmışımdır.

Almanya’da 40 yıldır turizm işi ile uğraşan, Avrupa ve Türkiye’de çeşitli turizm kuruluşlarında görev yapan ve kendisinden ‘Turizm duayeni’ diye söz ettiren, Dünya Kardeş Kentler Turizm Forumu Genel Sekreteri Hüseyin Baraner, konuyla ilgili görüşlerini sorduğum zaman şunları anlattı:

“100 milyar Euro’nun üzerinde yıllık seyahat ve tatil cirosu gerçekleşen dünyadaki en büyük turizm ekonomisine sahip olan Almanya’daki hükümetler, eşit olarak muhatap aldığı ayrıca yıllık mali destek verdiği Turizm Birlikleri arasındaki rekabeti, sektörün gelişmesi için önemsiyor ve turizmcilerin istediği birliğe üye olmasını serbest bırakıyor .

Ben şahsen hepsi ile yıllardır iç içeyim ve çok daha fazla netice alıyorum. Hepsini aynı konularda sektöre çok farklı katkıları var. Tabii ki bu kuruluşlar birbirlerinin kuyusunu kazma şansına sahip değiller. Devletin sıkı kontrolu olumsuz gelişmeleri önlüyor tabii…

Bu kuruluşları sizlere tanıtayım isterseniz:

Allianz Selbständiger Reiseunternehmen Bundesverband (ASR), turizm sektöründeki orta ölçekli şirketlerin temsilcisi olarak, üye şirketlerin ve mesleğin ticaret politikasını, mesleki, ekonomik ve yasal çıkarlarını desteklediğini ve temsil ettiğini belirtmektedir.

ASR’in görevleri arasında, diğer hususların yanı sıra, orta ölçekli seyahat şirketlerinin mesleki ve ticari faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen tüm şirket ve kurumların çıkarlarını temsil etmek, savunmak ve uygulamak yer almaktadır.

Alman Turizm Endüstrisi Federal Birliği (BTW), kendisini genel ekonomi ve turizm politikası, Avrupa ve hukuk politikası, rekabet ve KOBİ politikası, vergi ve harç politikası, ulaşım ve iletişim politikası ve çevre politikası alanlarında bir lobi kuruluşu olarak görmektedir.

Alman Seyahat Birliği (DRV), Alman seyahat endüstrisinin, özellikle de seyahat acenteleri, tur operatörleri ve turizm hizmet sağlayıcılarının çıkarlarını Federal Meclis, federal hükümet ve genel kamuoyu nezdinde temsil etmektedir.

Verband Unabhängiger Selbständiger Reisebüros Bundesverband e.V. (VUSR), Almanya’da sabit ve mobil seyahat satışları için güçlü bir lobi kuruluşudur.

Kayıtlı bir meslek birliği olarak VUSR, doğrudan veya işbirlikleri aracılığıyla sabit veya mobil seyahat satış sektöründen (seyahat acenteleri) yaklaşık 7.000 üyesinin çıkarlarını gözetmektedir.

Birlik, seyahat acentelerini ticari, siyasi, ekonomik, mesleki ve hukuki konularda desteklemektedir. Yol gösterici ilke şudur: “Duruma seyahat acentelerinin gözünden bakmak, seyahat acentelerinin endişelerine odaklanmak ve ortakları gözden kaçırmamak.”

Dernek bu hedeflerini öncelikle aşağıdaki faaliyetler aracılığıyla gerçekleştirmektedir:
-Halkla ilişkiler, siyasi çalışmalar ve KOBİ sektörünün siyaset ve iş dünyasında temsili
-Mesleki ve ticari konularda tanıtım ve danışmanlık
-Üyelerin sektöre özgü değişiklikler hakkında bilgilendirilmesi
-Diğer tüm yararlı ve olası faaliyetler
-Yayınların gerçekleştirilmesi
-Konferanslar, çalışma grupları, seminerler ve sosyal etkinlikler, uzman komisyonu
-Yurtiçi ve yurtdışında benzer amaçlara sahip derneklerle işbirliği
-Dernek, turizm alanındaki mevcut derneklerle rekabet etmeye çalışmaz. Amacının engellemediği -ölçüde, bu tür derneklerle yapıcı ve olumlu bir işbirliği çerçevesinde işbirliği yapmaya çalışır.

Verband Internet Reisevertrieb e.V. (VIR), Alman dijital seyahat endüstrisindeki acente ve TO’ları temsil eder:
VIR, turizm sektöründeki şirket ve uzmanlardan oluşan bir dernektir. Bir dernek olarak VIR, üyelerinin çıkarlarını medyada, siyasette ve tüketiciler nezdinde temsil etmeye ve dijital turizm sektöründeki çeşitli oyuncular arasında işbirliğini teşvik etmeye çalışmaktadır. VIR, dijital çağın zorlukları ve fırsatlarıyla ortaklaşa mücadele etmek amacıyla bilgi, deneyim ve en iyi uygulamaların paylaşılması için bir platform sağlamaktadır. Sektöre yenilik getirmek amacıyla start-up’ların teşvik edilmesi bizim için özellikle önemlidir. Turizmde sürdürülebilir kalkınmayı destekliyor ve bu nedenle sektör girişimlerini teşvik den VIR Sürdürülebilir turizmi sağlamak için hem VIR bünyesinde hem de üyeleriyle birlikte önlemler almaktadır VIR ayrıca üyeleri ile müşteri taleplerini takip ederek üyelerin gereksinimlerini güncel tutmak ve onlara dijital çağda başarılı olacak araçları sağlamak için web seminerleri ve etkinlikler düzenliyor.

Almanya devleti bu konuda o kadar bonkör ki, Corona salgını zamanı, birliklerin hepsi farklı görüşler ile hükümete o kadar baskı yaptılar ve küçücük Seyahat acenteleri bile 200 bin avroya ulaşan destek kredileri aldılar .

BAŞKAN FİRUZ BAĞLIKAYA’NIN TURİZM AKTÜEL’DE YAYINLANAN RÖPORTAJI

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya:
Bu Bir İntikam Yasasıdır

TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB TV’de turizm gündemini değerlendirdi. Gazeteci Mehmet Güneli’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Firuz Bağlıkaya ile TÜRSAB Gündemi” programında Bağlıkaya, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1618 sayılı yasayla ilgili çalışmalarını değerlendirdi. Bağlıkaya, yeni yasanın ‘intikam yasası’ olduğunu söyledi.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya: Bu Bir İntikam Yasasıdır

Bakan, muhaliflerimizle konuştuğu yasa çalışmasını bizimle paylaşmak istemedi

1618 sayılı kanunla ilgili geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığıyla birlikte yaptıkları değişiklik çalışması yaptıklarını belirten Bağlıkaya, Bakanlık tarafından bu yasa çalışmasının herhangi bir yerle paylaşılmamasının istendiğini söyledi. Bakanlığın hassasiyetini dikkate alarak yasa çalışmasını kimseyle paylaşmadıklarını belirten Bağlıkaya, “Ancak biz paylaşmamamıza rağmen Sayın Bakan çokça dernekle, kurumla, kişiyle görüşme yapıp yasayla ilgili görüşlerini almış.

Böylelikle aniden birlikte çalıştığımız metin ortadan kalktı ve uzunca bir sessizlik sonrası Sayın Bakan ikinci kez atandıktan sonra 1618 sayılı yasayla ilgili yeni bir metin üzerinde çalışıldığını başka yerlerden öğrendik. Bakan beyi ziyaretimiz sırasında bu yeni çalışmayla ilgili bize bilgi verip veremeyeceğini sorduk. ‘Metin hazır olunca görüşünüzü alacağız’ dedi. Hazırlanan metne ulaşmamız diğer Bakanlıkların kaynaklarından oldu. Komisyonlara metnin gönderildiğini öğrendik. Metinde bir kaç kez değişiklik yapılmış. Şu anda elde gezen metnin 4. versiyonu.” dedi.

Bakan’ın fotoğraf çektirdiği, ‘Sektör’ dediği kişiler buysa vay halimize!

Bakan Ersoy’un daha önceki açıklamalarında ‘Yasa çalışmasında sektörün tüm taleplerini dikkate alacağız’ şeklindeki sözleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bağlıkaya şöyle konuştu: ” Bakan’ın sektör tanımıyla bizim sektör tanımımız çok farklı. Biz sektör denilince Sektör örgütünü anlıyoruz. Sektörde yasal olarak kurulmuş bir örgüt TÜRSAB var ve TÜRSAB’ın çok yakın bir zamanda Genel Kurulu yapıldı. Bu Genel Kurul’da ezici çoğunlukla bir yönetim seçildi. Şimdi siz bu yönetimi muhatap almazsanız sektör diye sizi ziyaret eden TÜRSAB yönetimine muhalif kişileri sektör olarak gösterirseniz başka bir yere doğru gidersiniz çünkü burada kasıt aranır. Siz gerçekten sektörün görüşünü almak niyetinde değilsiniz.

TÜRSAB seçimlerinde aldıkları hezimet sonrası ağlama duvarı gibi sürekli Bakan’ın kapısında olmaları Bakan beyin de bunları sektör diye adlandırması. Bunların sayısı 300-400’ü geçmez. Biz bakanın kimlerle fotoğraf çektirdiğini görüyoruz. Eğer sektör buysa vay halimize. Bakan’ın sektör dediği, bu yasayı çalışırken görüş almış olabileceği kimler var. Bir tanesi TÜRSAB’da ahbap kontenjanı olmadığı için Bakan danışmanlığı yapıyor. Bir tanesi ETS bayisi. Bir tanesi yabancı uyruklu vatandaşın 5 yıllık şirketinin 3 yıllık maaşlı personeli. Eğer sektöre bunlar derseniz veya gerçekten bize muhalif olduğu tescilli olmuş bir takım dernekler var. Bunların üye sayısı hepsini alt alta koyun bölün çarpın 500’ü geçmez. Burası 15 bin üyesi olan ciddi bir kurum. Burayla tartışmadığınız hiçbir şeyi sektör adına söyleyemezsiniz.”

TÜRSAB’a metin gönderdiniz de mi görüş soruyorsunuz?

Bakanlığın yeni yasa çalışmasıyla ilgili ‘Dostlar alışverişte görsün’ mantığıyla ‘Yasa çalışıyoruz, bize görüş gönderin’ diyerek hiç bir taslak göndermeden TÜRSAB’dan görüş istediğini belirten Bağlıkaya, ” Metin gönderdiniz de mi görüş soruyorsunuz? Neyin görüşünü soruyorsunuz. Bize muhalif olan portalların, derneklerin elinde olan yasayı bize göndermiyorsunuz. Biz oralardan duyuyoruz.” dedi.

Bakanlığın TÜRSAB’a karşı davranış biçimi devlet adabına yakışmıyor

Bakanlığın son zamanlardaki davranış biçiminin hiçbir şekilde devlet adabına yakışır bir şekilde gelişmediğini belirten Bağlıkaya, ” Bakanlık TÜRSAB’a resmi bir yazı gönderiyor. Biz bu resmi yazıyı bize gelmeden muhalif arkadaşların portallarında yazılarında görüyoruz. Daha bize yazı gelmemiş. Bakanlığın TÜRSAB’a yazdığı resmi yazıları sızdıran ahlaksızlar var Bakanlığın içinde. Sayın Bakan’ın bu ahlaksızlığı yapanları bulması lazım. Bu bir kurum adabı.” dedi.

Bakan’ın yasayla niyeti: TÜRSAB’ın ortadan kalkmasını istiyor

Bakanlığın TÜRSAB’la paylaşmadığı yeni yasa çalışmasını farklı kaynaklardan ulaştıklarını belirten Bağlıkaya sözlerine şöyle devam etti: ” Bu yasa çalışmasının maddeleri bizim elimizde. Buradaki amaç nedir. Buradan anlaşılıyor ki güçlü bir TÜRSAB istenmiyor. Zaten bu son 5 yıl içinde Bakan’ın tavırlarından belli. Kamu oyunda bizimle ilgili konuştuklarında, bize davetlerinde, yasal meslek örgütünü itip kalkıp itibarsızlaşmaya çalışmasında başkalarını ön plana çıkarmaya çalışmasında 5 yıldır bunu aralıksız olarak sürdürüyor. Bakan güçlü bir TÜRSAB istemiyor bunu biliyoruz.

Afbeelding met tekst, meubels, overdekt, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

‘Fuarlara katılsın, üyelerine faydası olsun’ bu da istenmiyor. Turizm Bakanlığı’nın yayınladığı verilere itiraz eden bir kurum olmasını istemiyor sayın bakan. 100 milyonlarca doların üzerinde tanıtım pazarlama yapan TGA’dan çok daha fazla etkin olan bir kurum olan TÜRSAB’ın ortadan kalkmasını istiyor. Böyle bir rekabeti görmek istemiyor. Çünkü biz onların elli de bir bütçeyle çok daha iyi işler yapıyoruz.

Aradaki muhalif çatlakları da kullanarak, birilerine ‘Burada başkanlıklar var. Yeni yeni şeyler kuracağız. Sende başkan olacaksın, sende başkan olacaksın’ diye vaatler veriliyor. Nereye geldi iş. Kongreyi iki kere kaybettiler. Birde son kongremizi sabote ettiler, kürsüyü bastılar. Kayyum atatmaya çalıştılar buraya. İş nereye geldi kamu gücünü kullanmaya. Sektör bunu istiyor diyerek TÜRSAB’ı tasfiye edecek yasa çıkarılmaya çalışılıyor’

Yasa TÜRSAB’ın birlik yapısını bozmayı amaçlıyor

Bağlıkaya Bakan Ersoy’un hazırlattığı yeni yasa çalışmasıyla ilgili şu tespitleri yaptı: TÜRSAB’ın birlik yapısı bozularak, bölünmüş çoklu bir örgüt yapısı esas alınmak isteniyor. “Hac-umreyi ayıralım, sağlık turizmini ayıralım, tur operatörlerini ve uçak bilet satıcılarını ayıralım. Bunlar bağımsız örgüt olsun” denmiş hazırlanan yasa çalışmasında.

Yasa çalışmasında tur operatörlüğünün tanımı komik!

“Bunlardan bazıları ihtisas alanı ama birde yasa taslağında tur operatörleri tanımı var. Tur operatörlerinin tanımına da sadece rakam koymuşlar. Cirosu 250 milyon liranın üzerinde olan. Adeta ” Zengin olanları belli bir sermaye yapısının üzerinde olanları göreyim. “Gerisi bizi çok fazla ilgilendirmiyor.” diyor.

Zaten başından beri mesleği meslek olarak değil ticari bir faaliyet olarak gördüğü için herhangi bir formasyon, özellik aranmaksızın bunları herkes yapabilsin mantığında. Tur operatörlerinin tanımına da sadece cirosu ‘250 milyon lira olan’ diyor. Adam biletçiyse, sağlık turizmi yapıyorsa cirosu 250 milyon liranın üzerindeyse ne olacak. Buradaki amaç belli. Bu amaca yönelik Bakan beyin talimatlarını yerine getiren Bakanlık bürokratları ne denildiyse yazmışlar. Çorba gibi bir metin”

TÜRSAB’ın denetim yetkisi elinden alınıyor

” Bakan’ın hazırlattığı yasa çalışmasıyla TÜRSAB’ın bir meslek örgütü olarak mesleki işletme denetim yetkisini ortadan kaldırıyorlar. Kuruluş denetimleriyle ilgili yetki ortadan kaldırılıyor. Birlik genel kurul seçimleri tarih olarak ayrılmış seçim işlemleri alakasız bir kanunla kurulmuş TGA’ya bağlanmış. Bizim söylediğimize geliyorlar. Seyahat acentaları birliği tektir bunlar hepsine birlik diyor. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği ifadesindeki ‘Türkiye’ kısmı da gidiyor.

Muhaliflere çağrı: Siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz, bu çalışmaya nasıl destek verirsiniz

Bütün seyahat acentalarına çok net söylüyorum. Buradaki Firuz Bağlıkaya’ya olan muhalefetinizle bunu ayırın. Bu başka bir şey. Bu sizin uğruna savaştığınız, mesai harcadığınız mesleği ortadan kaldırıyor bu yasa kardeşim. Siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz. Nasıl destek açıklıyorsunuz böyle bir şeye. Bu girişim sizin aday olduğunuz yeri ortadan kaldırıyor. Ya o gün aday olduğunuzda samimi değilsiniz ya da şimdi değilsiniz”

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, tekst, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Bu yasanın adı intikam yasasıdır

Bu yasanın adı tam anlamıyla intikam yasasıdır. Her şeyiyle intikam yasasıdır. Bütçesi bizden çok daha fazla olmasına rağmen çok daha iyi işleri TÜRSAB yapıyor. Bakanlığın dediği herhangi bir şeyi analiz etmeden incelemeden biz bakmıyoruz. Üyemizin hakkını koruduğumuz için Bakanlıkla ters düştüğümüz yerler oluyor.

Ama Sayın Bakan ‘Kanun benim ben ne dersem o olur’ diyor. Biz buna karşı hukuki mücadelemizi veriyoruz. Üyemizi koruyacak işler yapıyoruz. Bunları istemiyorlar. Ayaklarının altında bir şey dolaşsın istemiyorlar. Turizmle ilgili özellikle gelir verilerinin tamamı palavra. Şimdi biz bunları söylediğimiz için tabi ki hedefe geliyoruz.

Amaçları TÜRSAB’ı parçalayarak TGA’ya bağlamak

Amaçları TÜRSAB’ı birlikler halinde bölüp parçalayarak TGA’ya bağlamak. Bir sürü birlik TGA’nın altında bodrum katı olsun istiyorlar. Zaten TGA’nın bütçesini bakan onaylıyor. Bakan yardımcısı da var. ‘Bunları kontrol altına alalım’ diyorlar. Muhalifleri çağırıp ‘Seni de başkan yaparız’ diyerek milleti kaşıyorlar.

Onlar da kalkıp biz şöyle, böyle istiyoruz diyerek demeç veriyorlar. Üniter bir yapımız var. Bakan burayı federatif bir yapı haline getirmeye çalışıyor. Biz bu federatif yapıya karşıyız. Biz güçlü TÜRSAB olmak istiyoruz. Buranın gücü sektörün gücü. Biz son derece itibarlı kurumuz. Büyükelçiler, başkonsoloslar sürekli ziyaretçimiz. Dünyanın en büyük turizm örgütüyüz.

Yeni yasada acentaların transfer hakkı ellerinden alınıyor

Yasayla seyahat acentalarının münhasır faaliyetlerini kısıtlıyorlar. Transfer bir turizm ürünüdür. Bu yasada böyle tanımlanıyor. Yeni yasada bu transfer ürünü ortadan kaldırmışlar. Deniyor ki ‘Bu bir tur programının içindeyse bunu yapabilirsin’. Sadece transfer yapan bir sürü üyemiz var. Onlara da sesleniyorum.

Kabul edebiliyor musunuz böyle bir şeyi? Bu madde taksicileri memnun etmek için konulmuş bir madde. Daha önceden denediler oteller transfer yapsın diye. Şiddetli karşı çıkmamıza karşılık bunu bir kenara yazdılar. İşte intikamdan birisi de bu. O gün çıkaramadılar şimdi bugün buraya sıkıştırmışlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar sektör taş gibi!

Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Ne yaparlarsa yapsınlar sektör taş gibi taş. Bize muhalif olan 5 kişi 7 kişi rica üzerine demeç veriyorlar. Bunlardan başka destek çıkmaz onlara. Üyelerimiz sonuna kadar bizim arkamızda. Çünkü biz mesleğimizin itibarını korumak için çalışıyoruz. Anayasal bir kurumuz ve üyelerimizin hakkı için sonuna kadar mücadele edeceğiz

Bakanla Antalya’da görüştük ama tavrı aynıydı

Antalya’da geçtiğimiz aylarda düzenlenen Resort Kongresi’nde Bakan Ersoy’la görüşme yaptık. Baş başa görüşmek istedim ama her zamanki gibi yanında ekibinden 3-4 kişiyle geldi görüşmeye. Ben yalnızdım. Görüşmede şimdiye kadar söylediği şeyleri tekrar etti çok da itiraz etmememiz gerektiğine karar verdiklerini söyledi. Ben ‘Yeni bir dönem açalım’ diye gittim ama görüşmede söyledikleri konular bana daha önce sözlü olarak söylediği şeylerdi. Yanında ekibi olduğu zaman insanların davranış biçimleri farklı olabiliyor.

TÜRSAB BAŞKAN YARDIMCISI HASAN EKER’İN AÇIKLAMASI

Afbeelding met tekst, persoon, pak, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving

“TÜRSAB’IN BİRLİK YAPISININ BOZULMASININ KİMSEYE BİR FAYDASI OLMAZ”

“TÜRSAB olarak biz 50 yıllık bir birliğiz ve bu döneme 50 yıllık tecrübelerle geldik. TÜRSAB 1969’da 3 tane derneğin bir araya gelmesiyle ve 3-4 yıllık bir mücadele ile 1972’de yasa haline geldi. Dolayısıyla TÜRSAB’ın birlik yapısının bozulmasının kimseye bir faydası yok. Birlik yapısı bozulursa gerek tüketici, gerek kamunun sektörü yönetmesi, gerekse diğer sektör paydaşları, üyelerimizle ilişkiler ve yurt dışı paydaşları ile iletişim bazında çok büyük sıkıntılara yol açacaktır. Dolayısıyla biz bu birlik yapısının bozulmasına karşıyız.

“ALT BİRLİKLERİN İHTİSAS BAŞKANLIKLARI ALTINDA KURGULANMASINI ÖNERİYORUZ”

Birliğin yapısının bozulmasıyla birlikte iletişim sorunlarının ve yasal sorunların ortaya çıkması, çatışmaların, çakışmaların baş gösterecek olması nedeniyle tüm taraflar zarar görür. Bizim önerimiz, birlik yapısının ihtisaslarda alt birlikler olarak kurgulanması. Birlik isteyenlerin sorunlarını ihtisas başkanlıkları ile çözmeyi öneriyoruz. Bunların bütçeleri olabilir, seçimleri kendi içlerinden olabilir. Kendi başkanlarını seçebilirler ve bakanlıklarla direkt görüşme yetkisi verebiliriz. Bireysel olarak bakanlıklara önerge verebilirler. Ayrı birlikler halindeki yapılanma, ihtisas başkanlıkları nezdinde yasal olarak kurgulanabilir. Alt birlik yapılanmalarının ihtisas başkanlıkları altında toplanarak yapılmasını öneriyoruz.”

“BİRLİK YAPISI BOZULURSA KAMUNUN SEKTÖRLE İLETİŞİMİ ZEDELENİR”

TÜRSAB’ın birlik yapısının bozulması kamuyu da zorlar. Kamu bir sorun olduğunda kimden bilgi alacak? Herhangi bir birlik kamuya bir bilgi ilettiğinde, bu bilginin doğruluğunun diğer birliklerden de teyit edilmesi gerekir. Yani bir konuda iki birlik ayrı görüş belirttiğinde, kamu da o konuda bir gelişim ve yol alma sağlayamayacaktır. Dolayısıyla bu da kamunun sektörle iletişimini önemli ölçüde etkileyecektir.

“TÜRSAB’IN BÖLÜNMESİ TELAFİ EDİLEMEZ SONUÇLAR ORTAYA ÇIKARABİLİR”

Sektör olarak 7-8 tane sorunumuz var şu an ancak bu yasa aceleye gelmemeli. Bizim sorunlarımız bir yönetmelikle çözülebilecek şeyler. Elli yıllık bir birlik yapısını, TÜRSAB’ın da mevcut yönetimiyle mutabık kalmadan değiştirmek, telafi edilemez geri dönülemez sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bunu biraz zamana bırakalım, iyice olgunlaştıralım, turizm bakanlığı ile TÜRSAB arasında daha sağlam bir iletişim kurarak bunu zaman içerisinde çözelim. Çok aceleye getirilmiş bir yasa.

Yasanın diğer maddeleriyle ilgili bakanlıkla birçok konuda hemfikiriz. Biz de aidatların düşmesini istiyoruz. Aidatların düşmesi ve diğer birçok konuda Bakanlıkla aynı fikirdeyiz. Ancak TÜRSAB’ın bölünmesi, bu üniter yapının bölünmesi konusuna karşıyız. En önemlisi de bu.

“TRANSFERLE İLGİLİ KISITLAMALAR SEYAHAT ACENTACILIĞI TANIMINA AYKIRI”

Transfer işi, seyahat acentalarının iş tanımındaki ana unsurlardan bir tanesi. İçinde transfer ve konaklama hizmeti olan bir hizmet, seyahat acentacılığı hizmeti olarak tanımlanıyor. Bu nedenle transferle ilgili bir kısıtlama getirilmesi işin temeline aykırı olur. Bu konunun da tekrar değerlendirilmesi gerekiyor. Bu konular bir şekilde yönetmelikle kolayca çözülebilir. Konuyla ilgili sıkıntı varsa ele alıp tüm ilgilileri memnun edecek şekilde çözebiliriz.

“TÜRSAB’IN BÖLÜNMESİ DÜŞÜNÜLEMEZ”

Bu konular tekrar gözden geçirilmeli ancak bizim ana konumuz TÜRSAB’ın üniter yapısının, birlik yapısının değişmemesi. Biz bir çatı yasayla otellerin, rehberlerin ve acentaların tek bir koordinasyon yasaya ihtiyaç olduğunu söylerken, seyahat acentaları birliğinin beş parçaya bölünmesi düşünülemez. Aynı işi beş parçaya bölmek 5 tane TOBB yapmak gibi olur. İşin temeli bölünme konusu. Üniter yapı değişirse geri dönüşü mümkün olmaz.

“CUMHURBAŞKANIMIZIN BİRLİKTEN YANA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

Ben Cumhurbaşkanımızın bu konuda bölünmeden çok birlik olmanın ve kaynakların dağılmasından çok birleştirilmesi görüşünde olduğuna inanıyorum. Cumhurbaşkanımızın da bu bölünmeye sağlıklı bakacağını sanmıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanımız birlikten ve kaynakların verimli kullanılmasından yana. Bu kamuda da masraflar çıkartır. Denetimin Valilikler ve Kültür Müdürlükleri tarafından yapılacağı söyleniyor. Devlet neden buna para ödesin? Biz denetimleri yıllardır üyelerimizin ödediği aidatlarla yapıyoruz. Sektör de bundan memnun. Bu durum kamuya ek yük getirecektir. Bu noktada da cumhurbaşkanımızın uygun görmeyeceğini düşünüyorum. Gelişmiş toplumlarda STK’lara daha fazla yetki verildiği göz önünde bulundurulursa, Cumhurbaşkanımızın bu yönde destek olacağına yürekten inanıyorum. Bölüne bölüne yok oluruz, bölüşe bölüşe tok oluruz”

TÜRSAB BAŞKAN YARDIMCISI DAVUT GÜNAYDIN’IN AÇIKLAMASI

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, persoon, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

“TÜRSAB DÜNYANIN EN BÜYÜK TURİZM ÖRGÜTÜDÜR”

“Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nden birçok yerde ‘dünyanın en büyük turizm örgütlerinden biridir’ şeklinde bahsedilmesine rağmen ısrarla şunu söylüyorum, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), dünyanın en büyük turizm örgütüdür. Yaklaşık 51 yıl önce kurulan TÜRSAB, 51 yıldan bu yana Türk turizmindeki bu güzel rakamların mimarıdır. TÜRSAB’daki meslektaşlarım yorulmadan, usanmadan ve hemen hemen kendi çabalarıyla, Avusturalya’dan tutun da Meksika’da Küba’da Arjantin’de ve dünyanın pek çok yerinde pazarlama faaliyetlerini yaptı.

“SEYAHAT ACENTALARI OLMADAN TURİSTİK FAALİYETLER OLMAZ”

Turizmin bir serüveni var, bunu herkese anlatmamız gerekiyor. Ben Türk turizmini yalnızca yurt dışından turist getirmek olarak görmüyorum. Ülkenin içerisindeki tüm turistik faaliyetleri bu statüde değerlendiriyorum. İş dinamiklerinin harekete geçmesinden, yurt dışından turist getirilmesine kadar bu işin tüm sorumluluğu TÜRSAB’da. Bunu küçük örneklerle izah edelim. Yurt dışında ya da yurt içinde bir tur organizasyonu yapıyorsak uçağın, otelin, restorantın ve rehberin sorumluluğunu seyahat acentaları alıyor, paralarını ödüyor. Bütün bu sorumluluk seyahat acentalarının sırtında, herkesin bunu görmesi gerekiyor. Seyahat acentaları olmadan turistik faaliyetler olamaz.

“TURİZM KELİMESİNİN GEÇTİĞİ HER YERDE TÜRSAB OLMALI”

Evet teknoloji gelişiyor, online satışlar yapılıyor ancak burada da seyahat acentası olmadan başarı elde edilemez. Dünyadaki bütün turizm otoritelerinin raporlarına bakıyoruz, Turizm faaliyetlerinin artacağı yeni ülkeleri yakından takip ediyoruz, iç turizmde yeni trendleri takip ediyoruz, turizmin tüm çeşitlerini takip ediyoruz ve nasıl geliştirebiliriz diye çalışıyoruz. Turizm kelimesinin geçtiği her yerde mutlaka TÜRSAB olmalı.

Online satışa gelince, araştırma yapıyoruz, acentaları dolaşıyoruz, müşterilerimiz gidip online bilet alıyor fakat değişiklik işlemleri için yine acentalarımıza geliyorlar.

“TÜRSAB TEKTİR, BÖLÜNEMEZ”

Yeni bir yasa çalışması var daha doğrusu yasa taslağı enflasyonu var. Turizmle uğraşan, uğraşmayan herkes bu taslaktan bahsediyor. Üyelerimiz içerisinde TÜRSAB’ın başarısızlığı için adeta dua eden insanlar var. Ben bunu anlayamıyorum. 1618 sayılı Kanun revize edilmeli, günün koşullarına göre uyarlanmalı, eksikleri giderilmeli, hepsine katılıyorum. Katılmadığım bir şey var TÜRSAB tektir, bölünemez.

“BÖYLE BİR AYRIŞMAYA GİRMEK TÜRK TURİZMİNE İHANETTİR”

Bazı kişiler üye aidatları düşüyor diye çok mutlu. Biz üye aidatlarının düşmesi için sürekli yazılar yazdık, hukuki olarak bunu düşürsek ve üyelerimizi memnun etsek diye. Belge fiyatlarının çok ucuz olduğunu söylüyorlar. TÜRSAB her kanun hazırlığında belge fiyatının en az 2 milyon olması gerektiğini söylemiştir, bunun da arkasındayız. Acentaların sorunları belli, rehberlik sorunumuz var bunun çözülmesi gerekiyor. Bunların konuşulma yeri TÜRSAB’dır. Buyurun gelin burası sizin yeriniz, burada neden tartışmıyorsunuz?

Her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan bu dönemde böyle bir ayrışmaya girmek Türk turizmine en büyük haksızlık ve ihanettir. Hele bu ihanetin üyelerimiz tarafından yapılması da hiç hoş değildir.

“TÜRK TURİZMİNİN KAOS VE BAŞI BOŞLUĞA TAHAMMÜLÜ YOKTUR”

Yeni taslakta bölünüyoruz, kaça bölündüğümüz belli değil. Bu bölünmenin Türk turizmine çok büyük zararları olacaktır. Bu zararlarla ilgili gerekli açıklamaları yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Turizmle alakası olmayan bazı kişilerin otorite gibi davranıp, birtakım kararların alınmasında hızlandırıcı rol üstlenmeleri bizi üzüyor. Kaos ve başı boşluğa Türk turizminin tahammülü yoktur. Turizmi 12 aya nasıl yayacağımızı, kişi başı geliri nasıl yükselteceğimizi konuşacağımıza, TÜRSAB’ı nasıl böleriz diye konuşuyoruz. Meslektaşlarımız ellerinde çantalarıyla ülke ülke dolaşıp bu ülkeye turist getirmeye çalışırken, iç turizmde tur operatörlerimiz bütün riskleri alıp Türk turizminin iç dinamiklerini harekete geçirmeye çalışırken bu bölünmeyi konuşmamız bana göre hoş bir durum değildir.

“SEYAHAT ACENTALARI OLARAK DEVLETİMİZDEN CİDDİ DESTEK BEKLİYORUZ”

Merak ettiğim çok önemli bir husus var. Biz TÜRSAB olarak bu yasa taslağının üzerinde 2011’den beri çalışıyoruz. Sayın Bakanımızın da defalarca katıldığı ve en kısa zamanda çıkacak dediği yasa birden rafa kaldırılıp neden böyle bir bilgi kirliliğiyle karşımıza çıktı bunu da gerçekten çok merak ediyorum. Sağduyulu olarak düşünmek lazım, birlik ve beraberlik içinde hareket etmek lazım. Devletimizden iç ve dış turizmi geliştirebilmek için seyahat acentaları olarak çok ciddi destekler bekliyoruz. Sayın Bakanımızın da sektörün menfaatini göz ardı edeceğine ben inanmıyorum. En kısa sürede TÜRSAB’ın ve gerçek sektör temsilcilerinin olduğu insanlarla güzel bir yasa hazırlanacağı inancı içerisindeyim. Yüzüncü yılda güzel rakamlar çıktı. Sayın Cumhurbaşkanımızın belirttiği hedefler de yüksek. Bu hedeflere ulaşmak için bölücü olmaktan çok birleştirici olmak gerekiyor.

“YASA TASLAĞINDA BELİRSİZ OLAN BİRÇOK NOKTA VAR”

Yasa taslağında muğlak olan birçok nokta bulunuyor ve bunlardan birisi de denetimle ilgili. Zaten biz bu denetimi T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İl temsilcileriyle birlikte yapıyoruz. Son yıllarda çok ciddi başarılar elde edildi. Özellikle kaçak faaliyetlerin sona ermesi için eskisinden daha çok birlikte çalışmamız gerekiyor. Çok ciddi yaptırımlar koymamız, bunun için de yasaya madde eklememiz gerekiyor.

“SEYAHAT ACENTALARININ TRANSFER YETKİSİNİN ELİNDEN ALINMASI YANLIŞ BİR UYGULAMA OLUR”

Seyahat acentalarının münhasır hizmetleri vardır, bunlardan bir tanesi de tansferdir. Oteller transfer yapabilir diye konuşuluyor. Tüm fikirlere saygı duyuyorum. Ancak eğer bugün ülkemiz turizmde ilk 11’de yer alıyorsa, dünyanın ileri gelen turizm destinasyonları ülkemizde bulunuyorsa ve Türkiye, turizm otoritelerinden biriyse birtakım kuralları da koyması gerekiyor. Ülkemizde şu andaki altyapı bana göre otellerin transfer yapmasına uygun değil. Zaten seyahat acentaları bu açığı fazlasıyla kapattılar. Elimizde çok ciddi araç filoları var. Çok lüks, kaliteli ve turistin hem seyahat hem transfer konusundaki tüm isteklerini yerine getirebilecek bir araç ağımız var. Bunu birden iptal edip, yetkiyi başka yere vermenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Taşımacılık işinden binlerce insan da ekmek yiyor.

“HERKES AYRI BİR OLUŞUM İÇİNE GİRERSE KAOS OLUŞUR, HAKSIZ REKABET ORTAYA ÇIKAR”

Herkes ayrı bir oluşum içine girerse bunun adı birlik olmaz. Her önüne gelen bin tane acentayla birlik kurmaya çalışırsa burada birlik olmaz, kaos olur. Bu kaosun da acentalara haksız rekabeti getirir. Birliğin amacı ise herkesi kontrol edip bunun olmasının önüne geçmektir. Yeni yasa ile böyle bir durum oluşursa bölgecilik de ortaya çıkar. Belki bin tane acentanın olduğu bölgede işlem yapmak istiyorsanız buradaki acentalarla işlem yapacaksınız diyebilirler. Bu durum hem ülkemiz hem turizmimiz açısından hoş olmayan soru işaretlerini yanında getiriyor.

“BÖYLE BİR YASANIN ÇIKACAĞINA İNANMIYORUM”

Bu yasa henüz taslak. Sayın Bakanımızın da engin turizm tecrübesini bildiğim için konuşuyorum. Bütün taraflarla konuşup herkesi memnun edecek, daha doğrusu Türk turizminin önünü açacak birtakım değişiklikleri çıkaracağına inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da vizyonu geniş, turizme çok önem veriyor. Dış ödemeler dengesini sıfırlamanın en önemli enstrümanlardan birisi turizmdir. O nedenle böyle bir yasanın çıkacağına inanmıyorum.”

TÜRSAB’A ÇOK YAKIN OLAN TURİZM ESKİ BAKANI BAHATTİN YÜCEL YAZDI:TÜRSAB BÖLÜNMEMELİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, kleding, Spreken in het openbaar, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving

Cumhuriyetin 100.Yıldönümünü kutlarken, TBMM’de oylanarak kabul edildiği 29 Ekim 1923 gününden kısa süre sonra kurulan ,TURİNG ve ardından on üç yıl sonra gelen ikincisi, sürekli belleğimdedir;TMGT. İlgimin kaynağı ;aktif turizmcilik yaptığım yıllarda, bu iki kurumun yöneticileri ile yollarımızın kesişmesi ve uzun süren dostluklarımız olmalı. TURİNG ve TMGT’ nin Türkiye’nin turizm geçmişinde özel -eskilerin deyimiyle müstesna- yerleri vardır.

Cumhuriyet’in ilanının üzerinden 9 gün geçer -7 Kasım 1923- Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle; Manastır’da Askeri Rüştiyeden hocası Reşit Saffet Atabinen’in kurduğu, o günkü adıyla “Seyyahin Cemiyeti” daha sonra -1930- Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (TTOK) Türk TURİNG adını alır.

TURİNG’ten 13 yıl sonra -1951 de- çalışmalarına başlayan, Türk Milli Gençlik Teşkilatı’nın (TMGT) bünyesindeki, “Turizm Masası” da turizme önemli katkılarda bulunmuştur.

Cumhuriyetin ilk 50 yılında kurulan önemli bir kurum daha var. Bütün engellemelere, birkaç dönem görevde bulunan bazı yöneticilerin, çıkar amaçlı zorlamalarına karşın, turizme damgasını vuran, çok  etkili bir kurum; TÜRSAB. Geçtiğimiz yıl 50.Yaşını kutlayan Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği. Cumhuriyet hayatımızın yarısı kadarlık sürede, meslektaşlarına ve sektöre hizmet vermeyi sürdürüyor.

Türkiye’de özel yasayla kurulan sektörün ilk meslek örgütü, ani gelişen büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Ve geçmişte yukarıda örneklerini vermeye çalıştıklarımıza çok benzer yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Bu koşullarda Birliğe uzun yıllar hizmet etmiş -aralarında benim de bulunduğum-yönetimde görev almış arkadaşlar için TÜRSAB’ı ve mesleği savunmak kaçınılmaz bir görev haline geldi.

Kuşkusuz bu gelişme bir anda ortaya çıkmadı. Kısaca özetleyelim.

Gelişen sayısal teknoloji; -özellikle- pazarlama ve rezervasyon alanlarında, turizme yüz elli yıllık geçmişini hayli aşan katkılar yaptı. Yirmi yılı geçen süreçte; hizmeti üretenler ile talep edenlerin, bir araya kolaylıkla geldikleri yeni bir aşamaya geçildi.

Acımasız rekabet koşullarının etkisiyle, turizmin hemen her alanında verimlilik ilk sıraya yerleşti.

Pazarı yönlendiren tur operatörlerinin yerini, kısa sürede online rezervasyon siteleri aldı. -Örnek booking.com-

Pandemi sırasında hijyene özen gösteren istekleri, tüketiciyi kendi denetleyebileceği ölçekte, günlük ihtiyaçlarını doğrudan sağlayacağı yeni bir konaklama türüne yöneltti.-AirBnB-

Benzer gelişme; özel otomobil sahiplerinin kullanmadıkları zamanlarda, araçlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşabildikleri yeni bir ekonomi modeli hayat geçirildi.-Uber-

Türkiye’de kamu yönetimi turizm endüstrisini dünyadaki gelişmelere göre konumlandırmaya öncülük etmedi. “Yeni Nesil Pazardan” pay alınmasını desteklemek bir yana, uluslararası borsalarda piyasa değeri yaklaşık 100 milyar dolara ulaşan, yukarıdaki üç önemli kuruluşun çalışmalarını Türkiye’de yasakladı. Bir turizm profesyoneli ve yatırımcısının yönettiği Kültür ve Turizm Bakanlığı; “dijital kapitülasyon” olarak niteleyerek, “booking.com” a Türkiye’den erişim engeli getirdi. İçişleri Bakanlığı İstanbul’da plaka kısıtlamalarının yarattığı kıtlık rantından nemalanan, taksici esnafının isteğiyle “Uber’i de yasakladı.

Son olarak  ziyaretçi sayıları ile geliş amaçlarını doğru tahmin edemediği için döviz geliri hesapları tutmayınca, bir yasak daha getirildi. Bu kez “kısa süreli kiralık evler “hedefteydi. Hızla bir yasa çıkarıldı.

Eskilerin deyimiyle “turpun büyüğünün heybede gizlendiği” kısa sürede ortaya çıktı.

Getirilmek istenen son düzenleme ile 50 Yılı aşkın sürede Türkiye’de turizmin gelişmesinde eşsiz katkıları olan TÜRSAB’ın bölünerek parçalanması hedefleniyor.

İlk adımda; Kültür ve Turizm Bakanlığı “Bakanlıklar arası Hac Komisyonunda” 1618 sayılı yasa gereği bulundurulan TÜRSAB Temsilcisinin seçimini, bir kararname ile başka bir kuruluşa devrine sessiz kaldı. İkinci adımda; belirli sayıdaki seyahat acentelerinin bir araya gelerek, “Birlikler” oluşturabilmelerine olanak sağlanarak, TÜRSAB bölünmek isteniyor.

12 Eylül askeri yönetimi de bu meslek kuruluşunu yıllar önce etkisizleştirmek istemişti. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu gerçeği inkâr edilmeye çalışıldı. Denetçiler gönderilerek göz dağı verilmek istendi. Bütün üyeleri dayanışma içinde meslek onuru adına, her platformda TÜRSAB’ı korudular. Yasal düzenleme ve teşviklerde mesleğin geleceği adına konulan tavır, askeri yönetimin uzantılarına geri adım attırdı.

Sayın Atila Koç’un Bakanlık döneminde-2005- işbaşında bulunan Yönetim; akçalı konularda rahat davranabilmek amacıyla, 1972 yılında çıkarılan kuruluş yasasının değiştirilmesine öncülük etmişti. Ancak bu değişiklikler de TÜRSAB’ın işlevini engellemeye yetmedi.

Son tehlikeli gelişme karşısında, TÜRSAB’ın görevdeki Yönetiminin de üyelerinden alacağı güçle bu girişimin yanlışlığını her platformda dile getireceğine hiç kuşku yok. Kaldı ki, gençlik yıllarımı gece, gündüz demeden harcadığım meslek kuruluşumuzun bölünmesine, değerli meslektaşımız Sayın Kültür ve Turizm Bakanın da karşı çıkacağını inanıyor ve bekliyorum.

TÜRSAB’ın Yönetim Kurulu eski üyesi Hamit Kuk bakınız neler diyor:

Afbeelding met tekst, pak, Menselijk gezicht, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Yasa taslağının 4’üncü versiyonunu okudum. Bu belge daha sonra değişikliğe uğradı mı bilmem. Dolayısıyla yapacağım değerlendirme ancak okuduğum o belge üzerinden olacak.
Benim okuduğum versiyona göre; TÜRSAB’ın birlik adı altında beşe bölünmesinin yolu açılıyor. Tur Operatörleri, Sağlık Turizmi, Hac ve Umre, Uçak Bileti Satanlar, Aynı veya farklı alanlarda faaliyet gösteren ve en az bin üye olanlar ve mevcut TÜRSAB olmak üzere en az beş parçaya bölünebilecek birliklerden bahsediyoruz.

Hac ve Umre acentaları 2018’den bu yana TÜRSAB’dan ayrılma yönünde çaba gösteriyor. Hatta sırf bu iş için bir dernek bile kurdular. Diğer branşlarda ise bugüne kadar hiçbir ayrılma arzusuna rastlamadım.

Hac ve Umre acentalarının ayrılma arzularını doğru bulmamakla birlikte anlayışla karşılayabilirim. Zira hac ve umre turizminin hassasiyetleri farklı, kontenjanları kısıtlı, Diyanet İşleri Bakanlığı ve Suudi Arabistan Hac Bakanlığı gibi yurt içinde ve yurt dışında farklı otoriteler tarafından belirlenen  kural ve kaideler de dahil olmak üzere, diğer turizm çeşitleri ile örtüşmeyen tarafları var. Ancak Sağlık turizmi de dahil olmak üzere diğer branşların ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe yoktur.

Bazıları Sağlık turizmi için de aynı gerekçeleri öne sürebilirler. Ancak Sağlık Bakanlığı tarafından sertifikalandırılmış bu seyahat acentalarının çalışma usul ve esasları bellidir. En nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde çalışmalarını yürütmektedir.

Diğer taraftan bu bölünmeler bir tür branşlaşma olarak değerlendirilse bile uygulama aşamasında bunu göremeyeceğiz. Mesela sağlık turizmi acentaları TÜRSAB’dan ayrılıp farklı bir birlik kursa bile diğer seyahat acentalarının yaptığı işleri yapmaya devam edecekler. Yani kültür turu organize edebilecekler, uçak bileti vs. satabilecekler. Bu diğer birlikler için de geçerli olacak. Dolayısıyla burada bir branşlaşmadan söz edemeyiz. Öyleyse ayrılıp yeni bir birlik kurmanın gereği nedir?

1972 yılında kurulan 15 bin üyeli birliğin parçalanıp en az beş parçaya bölünerek küçücük birliklere dönüşmesinin hiçbir mantıklı gerekçesinin olmadığı kanaatindeyim. Olsa olsa böl parçala yönet mantığı olur. Zira küçük ve zayıf kurumların iç işlerine karışmak, istediği gibi yönlendirmek ve kontrol etmek daha kolay olur. Bu tür şeyler bütün muktedirlerin sevdiği şeylerdir.

Benim garipsediğim şeyse bazı meslektaşlarımızın kendilerine gösterilen havuçlara kanıp böyle tuzaklara düşmeleridir.

TÜRSAB’I TANIYALIM:

Afbeelding met tekst, Lettertype, logo, Graphics Automatisch gegenereerde beschrijving

Türkiye Seyahat Acenteları Birliği, kısa adıyla TÜRSAB, 28 Eylül 1972 tarihinde yürürlüğe giren 1618 sayılı kanun ile kurulmuş, seyahat acentelarının kuruluş işlemlerinden itibaren tüm işlemlerinde yetkili kurumdur.

TÜRSAB’ın amacı, seyahat acentelığı mesleğinin ve faaliyet alanının temeli olan Türk Turizm sektörünün gelişimine katkıda bulunmaktır.

Seyahat acenteları konusunda şikayeti olan tüketiciler TÜRSAB’a başvurarak çok kısa sürede sonuç alabilmektedir. TÜRSAB, hem yönetim hem de denetim görevi üstlenerek seyahat acentelarının belli bir hizmet kalitesinde hizmet vermesini sağlamaktadır. Ayrıca turizm konusunda kurduğu meslek lisesi ile eğitimli yetişmiş turizmci konusunda da katkı sağlamaktadır. TÜRSAB, bölgesel yürütme kurulları ile ülkenin önemli turizm merkezlerinde çeşitli projelerle faaliyet göstermektedir.

Görevleri

*Seyahat Acentecılığı Meslek disiplininin sağlanması
*Seyahat Acentecılığı Mesleğinin gelişimine ilişkin faaliyetler
*Seyahat acentelarının karşılaştıkları sorunların çözümü yönünde yapılan çalışmalar
*Turizm sektörümüzde yaşanan gelişmeler ve karşılaşılan sorunlara ilişkin tüm konularla ilgili
kamuoyunu bilgilendirmek ve ilgili mercilerin dikkatine sunmak

Yönetim kurulu
Yönetim kurulu 8000’den fazla üye kuruluş tarafından iki yılda bir yapılan genel kurul ile seçilir.

*Başkan, II. Başkan, Genel Sekreter, Sayman ve 5 Üye olmak üzere toplam 9 kişiden oluşur.
*1999 yılından 2018 yılına kadar TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Başaran
Ulusoy
 sürdürmüştür.
*2018’in mart ayından bu yana Firuz Bağlıkaya TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

Üye Olduğu Kuruluşlar

*Dünya Turizm Örgütü (UNWTO), Birleşmiş Milletler
*Uluslararası Seyahat Acenteları Birlikleri Federasyonu (UFTAA)
*Seyahat Acenteları ve Tur Operatörleri Birlikleri Grubu, (ECTAA) Avrupa Birliği

TÜRSAB nedir amacı işlevi nedir?

TÜRSAB, hem yönetim hem de denetim görevi üstlenerek seyahat acentelarinin belli bir hizmet kalitesinde hizmet vermesini sağlamaktadır. Ayrıca turizm konusunda kurduğu meslek lisesi ile eğitimli yetişmiş turizmci konusunda da katkı sağlamaktadır.

HOLLANDA’DA NAZIM HİKMET’İ SAHİPLENENLER ARASINDAKİ NOSTALJİK KAVGADAN ANILAR…

HOLLANDA’DA NAZIM HİKMET’İ SAHİPLENENLER ARASINDAKİ NOSTALJİK KAVGADAN ANILAR…

15 Yıl önce, birbirlerine ‘komünist-faşist’ yakıştırması yapan gruplar arasında yaşanan ilginç bir olayın hikâyesi.

Dün yayınladığım, ‘Nazım Hikmet için Moskova’ya’ başlıklı yazımdan sonraki çalkalanma ile, Nazım Hikmet adeta uyandı.

Yıllar önceki, ‘komünist-faşist’ kavgasının ana aktörlerinden Veyis Güngör ve Mustafa Ayrancı, bugün ılımlı yaklaşımları ile nostaljinin kaynağı oldular.

Dün düşmanca kızgınlık yaşayanlar, bugün dostça gülüyorlar.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli okuyucularım, dün “NAZIM HİKMET İÇİN MOSKOVA’YA…”  başlığıyla yayınladığım haber-yorum, gerek Hollanda ve gerekse Türkiye’de olumlu bir şekilde yankılandı. Şahsıma gelen telefon, email, whatsapp ve meseenger mesajlarında,
geçmişte ‘vatan haini’ ilan edilmiş Nazım Hikmet’in, şimdi nasıl bir dostluk simgesi olduğu anlatılıyordu.

Gelen mesajlar beni, arşivimi araştırmaya zorladı. Arşivimde, sağcı-solcu kavgalarının arasında, Nazım Hikmet’e ait dosyalar da vardı. İşte o dosyalardan biri, bugün hepimize olumlu ve güldürücü bir ders verecek nitelikteydi.
On beş yıl önce Hollanda’da yaşanan, Nazım Hikmet’i sahiplenme kavgasına ait haber ve yazışmalara aitti dosyalar…

Kurumsal hafızamızda yer alan ve dün yayınlanan Nazım Hikmet yazısından sonra bazı dostlarımızın kafasında canlanan olay, 2010 yılında Amsterdam’da yaşanmıştı. Kısa adı UETD olan, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği Hollanda teşkilatı, Amsterdam’da “Nazım Hikmet; Kerem Gibi” adlı bir program düzenlemişti. UETD için sıra dışı bir etkinlik olan bu programa, Azerbaycan Yazarlar Birliği başkanı ünlü yazar ANAR konuşmacı olarak katılmıştı. Program’da ANAR’ın, Nazım Hikmet’in Sovyetlerde bulunduğu yıllara ait anılarını, yaşantısını ve hikayesini anlatan “Kerem Gibi” kitabı tanıtılmıştı.

Programa, UETD Hollanda’nın bütün etkinliklerinde olduğu gibi, Hollanda Türk toplumunun her kesimi davet edilmişti. Davet edildikleri halde, 12 Eylül ihtilali öncesi Türkiye siyasi jargonuna göre kendilerine solcu, sosyal demokrat ve sosyalist denilen gruplar programa katılmadılar.
Nazım Hikmet’i sevdikleri bilinen bu kitleden hiç kimsenin programa katılmaması üzerine, o günkü UETD Hollanda Başkanı Veyis Güngör olaya dikkat çekmek için “Komünistler gelmese ne yazar” başlıklı bir yazı yayınlamıştı.

Tabii ki itham edilen grup, boş durmadı, hemen cevap verdi. HTIB (Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği) olarak ağır bir bildiri yayınladı. Bildirinin başlığı “KİRLİ ELLERİNİZİ NAZIM HİKMET’İN ÜZERİNDEN ÇEKİN!” şeklindeydi.

Hollanda Türk sivil toplum tarihi, buna benzer onlarca yaşanmış renkli ve bir o kadar da o yılların düşünce şeklini gösteren hatıralarla dolu. Göçün 60’ıncı yılının kutlanmakta olduğu 2024 yılında, zamanın ruhunu hatırlatan ve artık bir nostalji olan benzer acı ve tatlı hatıraların, çekişmelerin, restleşmelerin veya birlikte çalışmanın örneklerinin de bir şekilde ele alınması, kurumsal hafıza için önem teşkil eder.

2010 yılında yaşanan UETD Hollanda ve HTIB restleşmesinin yazılı metinlerini aşağıda siz değerli okuyucularıma sunacağım. Sözü edilen, yazar ANAR’ın kitap toplantısını ve o toplantıya katılan bir başka yazar İmdat Avşar’ın notlarını da altta bulacaksınız.

Hadi size iyi okumalar. (Gülerek tabii…)

Veyis Güngör’ün o zaman yazdıkları:

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, person Automatisch gegenereerde beschrijving

Komünistler gelmese ne yazar!

Cesaret edemediler. Yıllarca beslendikleri bir fikir adamı adına düzenlenen toplantıya gelemediler. Gelmediler. Korktular. Kim bilir belkide, ezberlerinin bozulacağını tahmin ettiler. Ya da toplantıyı organize eden kurumların adlarından dolayı katılmadılar toplantıya. Hangi sebepten olursa olsun toplantıda yoklardı komünistler. Sadece komünistler mi? Hayır. Laf açılınca mangalda kül bırakmayan, aslan sosyal demokratlarda gelmediler. Neden mi bahsediyorum. Geçtiğimiz günlerde Amsterdam’da gerçekleştirilen Nazım Hikmet programından. Bilindiği gibi Azerbaycan Yazarlar Birliği başkanı ünlü yazar ANAR, Nazım Hikmet’in Sovyetlerde bulunduğu yıllara ait anılarını, yaşantısını ve hikayesini anlatan bir kitap yayınladı. Ben burada kitabın içeriğine değinmeyeceğim. Benim üzerinde durmak istediğim olay şu. Amsterdam’da düzenlenen NAZIM HİKMET Kerem Gibi adlı kitabın tanıtım toplantısına hiç ummadığımız insanları görürken, yıllardır komünist ideolojinin bayraktarlığını yapan, hatta kendilerine zaman zaman sosyal demokrat diye hitap ettiğimizde, kardeşim bana sosyal demokrat demeyin, ben komünistim diyenleri ne yazıkkı, Nazım Hikmet toplantısında göremedik. Bin bir bahanelerle, gelemediklerini izah etmeye kalkıştılar. Aynı şekilde. Toplantı ilanını duyunca, bize yazılı mesaj göndererek, siz Nazım’ı biz de Necip Fazıl’ı tanıtan toplantılar yapalım diyen sosyal demokratlarda toplantıya katılmadılar.
Oysa Amsterdam’da yapılan Nazım Hikmet toplantısı, hedefine ulaşmıştı. Sadece Hollanda’dan tepkiler gelmiyordu. Nazım Hikmet toplantısını Köln’den, Wüppertal’dan, Üsküp’ten, İzmir’den olağanüstü tepkiler geliyordu. İşte örnekleri. Mekadonya’dan gazeteci yazar Avni Engüllü diyor ki:‘Tanıtım haberini okuduktan sonra dostum Veyis Güngör’e teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilmekteyim… Bunun birkaç sebebi vardır. Nazım Hikmetin teşkilatınız tarafından tanıtılması ağırlıklı meseledir. Teşkilatınızın bu faaliyeti anılmadan bırakılamaz. Çünkü anlamı başkadır. Bunun Hollanda‘da yapılması aslında Türk şiiri ve Türkçenin ustasını ordakilere anlatmak açısından çok değerli ve sevindirici bu haber, dolayısıyla, bir köşe yazısı yazmaya ve Makedonya Türkleri olarak Nazımı anmak ve Makedonya‘da gündemde tutmak çabalarını hatırlayıp daha sonra bir köşe yazıma konu etmek gibi bir imkan yaratması açısından önemlidir… N.Hikmet şiiri gibi tartışılabilir… Ancak tartıştığımız insanın değerleri göz ardı edilmeden tartışılmalıdır! Her insanın anlayışı, inancı ve başka yönleri tartışılırken, başa değerlerini getirmekle başlanılmalıdır. Andığım faaliyet bu tür bir faaliyet olduğundan  Hollanda Türkevi, Hollanda Türk Yazarlar Birliği ve Türk Demokratlar Birliği’nin bu faaliyetini yeniden kutlarım‘.
İzmir’den Metin Turan ise şunları yazıyor: `Değerli Türkevi yetkilileri, Türk dünyasının değerlerine, Türk kültürü ve edebiyatına bir damlacık da olsa katkısı olmuş tarihsel kişiliklere karşı, önyargılardan arınmış olarak yaklaşmak gerektiğinin somut örneğini sizler vermiş oluyorsunuz. Sizleri kutluyor, çabalarınızda başarılar diliyorum. Nazım Hikmet,kuşkusuz Türkçenin şairidir ve dolayısıyla, dünyanın neresine gidersek gidelim, Türkiye’den geliyoruz, Türküz dediğimizde akla gelen ilk iki-üç isimden biri mutlaka o olmaktadır. Ayrıca, insanları dünya görüşlerinden dolayı yargılamamak gerekir. Sizlerin de bildiğini düşündüğüm, ancak ilk ağızdan dinlemiş birisi olarak  şu anıyı da paylaşmak istiyorum.Prof. Dr. Mustafa Mehmet,  Romanya’da yaşayan önemli tarihçilerden biridir ve  Kur’an-ı Kerim’i  Romenceye akdaran kişidir. 2005 yılında, Bükreş’te, Bükreş Üniversitesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz KIBATEK Edebiyat Sempozyumu’nda tanıştığımız Prof. Dr.Mehmet, 1957 yılında, Nazım Hikmet’in eşiyle Bükreş’e geldiklerinde, kendilerine o günün ne olduğunu, camiye gidip gitmediklerini sorar.  Nazım Hikmet ekler, bugün Kadir gecesidir ve kalkın bir camiye gidelim der. Camiye giderler, Nazım Hikmet, minbere çıkar, oradaki Türklere bir de konuşma yapar ve böylesi günlerin önemli olduğunu, bir araya gelmek için vesile sayılmasını belirtir‘.
Ve Almanya’dan Birlik Gazetesi sahibi Dr. Latif Çelik şu cümleleri yazmış: `Nazım´ın kitap tanıtım haberini manşetten yayınlıyoruz. Çok garibime gitti, bir zamanlar görsem yakacağım kitabı şimdi bütün dünya okusun diye manşete koydum. Neyse koministilerin kitapları bitsin de bizim Türk İzlerine de sıra gelir inşallah‘.
Evet, fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Amsterdam’da yapılan kitap tanıtım toplantısının etkileri, Allah’a şükürler olsun, gelişen teknoloji sayesinde, üç kıta yedi denizde etkisini gösterdi. Çağdaş düşünenler takdir ettiler. Eee toplantıya, hala eski çağdaki gibi ideolojik düşünen, Hollanda’daki komünistler ve sosyal demokratlar gelmeseler ne yazar, Allah Aşkına…

Mustafa Ayrancı’nın Cevabı:
Afbeelding met persoon, person, kleding, Menselijk gezicht Automatisch gegenereerde beschrijving

KİRLİ ELLERİNİZİ NAZIM HİKMET’İN ÜZERİNDEN ÇEKİN!

Bazan şu dūnyada çok garip şeyler oluyor. Yıllardır Nazım Hikmet’i ‘komūnist’, ‘vatan haini’  diye suçlayıp tukaka eden ‘milliyetçi-mukaddesatçı’, yeminli sol dūşmanları, şimdi onu allayıp, pullayıp siyasi emellerine alet etmek için çırpınıp duruyorlar. Üstelik bunu yaparken her şeyi ellerine gözlerine bulaştırıp, ortalığı berbat ediyorlar. Bu arada sosyalistlere saldırmayı da ihmal etmiyorlar.

Amaçları nedir?
Akıllarınca Nazım’ı ‘milliyetçi’, ‘ mukaddesaatçi’  gösterip kendilerine mal edecekler!
Hokkabazlığın bu kadarına da pes doğrusu…
Neden mi bahsediyoruz?

Geçtiğimiz gūnlerde Amsterdam’da Nazım Hikmet’in  ‘vatanseverliği’ ūzerine bir kitabın tanıtım toplantısı yapılmış. Dūzenleyenler, tahmin edilebileceği gibi dūnūn ‘milliyetçi-mukaddesatçı’ları, bugūnūn ise dönme ‘muhafazakar demokratları’!..

Olabilir, herkes kendi niyetine göre toplantılar dūzenleyebilir ve amaçlarına uygun propaganda yapabilir. Buna kimse karışamaz. Yalnız, iş bununla kalmıyor. Dūzenleyenler, toplantıdan sonra ‘ neden komūnistlerin de bu toplantıya katılmadığını’  sorguluyor ve suçlamalarda bulunuyorlar. İşte bu konuda bir seyler soylememiz farz oldu.

Sayın, dūnūn ‘milliyetçi-mukaddesatçı’ları ve bugūnūn ‘muhafazakar demokrat’ları!
Sizler yıllardır Nazım Hikmet’i karalarken, solcular, sosyalistler onu anmaktan bir an bile geri durmadılar ve şiirlerini tūrkū yapıp, halay çektiler ve bunun için hapislerde yattılar. Siz o zamanlar ‘pis gomonistler’ diye Nazım’a ve bize saldırıyordunuz. Bugūn ise sanki hiç bir şey olmamış, bunların hiç birisi yaşanmamış gibi Nazım’a sahip çıkmaya çalışıyorsunuz. Bu kadar pişkinlik biraz ayıp olmuyor mu? Öncelikle, dūn yaptıklarınızın özeleştirisini yapmanız, Nazım’dan ve sosyalistlerden alenen özūr dilemeniz gerekmiyor mu?

Ayrıca, Nazım’ı  ‘vatansever’ kisvesi altında milliyetçi birisi olarak lanse etmeniz ona yapılabilecek en būyūk hakarettir. Çūnkū, Nazım, her şeyden öce enternasyonalist bir sosyalisttir ve ırkçılığın, şöven milliyetçiliğin en būyūk karşıtıdır. O, milliyetçiliğin insanlığa ne būyūk felaketler getirdiğini çok iyi bilir ve bunu tūm şiirlerinde yansıtır. Yani, Nazım, sizin anladığınız anlamda bir milliyetçi değildir, o sadece yurdunu seven bir enternasyonalist sosyalisttir. Bu özelliğiyle de būtūn insanlığa malolmuştur.

Nazım, miliyetçi olmadığı gibi dindar bir insan hiç değildir. Elbette o, her sosyalist gibi dine ve dini sembollere saygılı bir insandır. Ancak, bu, Nazım’ın, sizin göstermek istediğiniz gibi ‘milliyetçi’, ‘mukaddesatçı’  birisi olduğunu göstermez. Kulaktan dolma bilgilerle, onun bunun ūfūrdūğū laflarla Nazım’ı kendinize benzetmeye çalışmayın. Gūlūnç duruma dūşūyorsunuz. Çūnkū, Nazım’ ın yazdıkları ortada duruyor ve kimliğini herkes biliyor.

Sosyalistlerin neden toplantınıza katılmadığına gelince: Sosyalistler, Nazım Hikmet’i sevmeyen, ona yıllardır hakaretler eden, bugūn ise onu siyasi emelleri için kullanmaya kalkışan hokkabazların dūzenlediği  toplantılara katılmayacak kadar Nazım’ı seven ve onun dūşūncelerine samimi bir biçimde inanan insanlardır. Bu tūr konularda sosyalistleri suçlamadan önce birkaç kez  dūşūnmenizi tavsiye ederiz.

İnsan cahil olabilir, ama bu kadar cūretka olması akla zarardır.
*************************

Yazar ANAR’ın kitabını tanıtma toplantısının haberi:

Azerbaycanlı yazar Anar’ın,“Nazım Hikmet/Kerem Gibi” kitabı Amsterdam’da tanıtıldı

Anar: Nazım Hikmet, Türkiye’de komünizmin simgesi olduğu yıllarda, ne gariptir ki bizim için yani Sovyetler Birliğinde yaşayan Türkler için Türkçenin ve Türkiye’nin simgesiydi…

İlhan KARAÇAY

AMSTERDAM,- Türkiye’de ilk kez, Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı olan ünlü yazar ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Sovyetler Birliği’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl tanındığını, şiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiğini ele alan “Nazım Hikmet/ Kerem Gibi” kapsamlı bir eser yayınlandı.

Bengü Yayınları’ndan çıkan kitap, Hollanda Türkevi, Hollanda Türk Yazarlar Birliği ve Türk Demokratlar Birliği’nin organizesi ile, kitabın yazarı ANAR ve çevirmeni İmdat Avşar’ın da katıldığı bir programla Amsterdam Palet Kongre Merkezinde tanıtıldı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Program, gazeteci yazar Yavuz Nufel tarafından takdim edildi. Yavuz Nufel gençlik yıllarına atıfta bulunarak, Nazım Hikmet’in fikir ve düşünce dünyamızın şekillenmesindeki önemli rolüne dikkat çekti. Kendisinin biraz asi bir şair olmasından dolayı televizyon yapımcısı Tayfun Talipoğlu tarafından ikici Nazım olarak nitelendirildiğini söyleyen şair Nufel, “Nazım Hikmet’in Amsterdam’da Türkevi Derneği tarafından düzenlenen böyle anlamlı bir toplantıda anılması bir çok insanı doğrusu şaşırtmıştır” dedi.

Açılış konuşmasını yapan Hollanda  Türk Yazarlar Birliği Başkanı Sadık Yemni, “Türk fikir hayatının en çok tartışılan isimlerinden birisi olan Nazım Hikmet hakkında yüzlerce makale ve kitap yazıldı. Dünyanın pek çok diline çevrilmiş Nazım’ın Türkiye dışında nasıl bilindiğine tanındığına değinen eserler göreceli olarak azdır. Sayın Anar’ın bu kitabı büyük şairin Sovyetler’deki yaşamının az bilinen yanlarına ışık tutması bakımından eşsizdir. Bunun yanı sıra edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahip olan Nazım Hikmet’in Hollanda’da hatırlanması ve anılması takdire şayan bir gelişmedir.” dedi.

Kitabı Azerbaycan Türkçe’sinden Türkiye Türkçe’sine çeviren İmdat Avşar, Türkiye’de ilk kez Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı ünlü yazar ANAR’ın kaleminden, Nazım Hikmet’in, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Sovyetler Birliği’nde ve özellikle Azerbaycan’da nasıl tanındığını, şiirine ve varlığına ne gibi anlamlar yüklendiğini ele alan kapsamlı bir eser olduğunu söyledi.
İmdat Avşar şöyle konuştu: “Nazım Hikmet / Kerem Gibi adlı kitabında Anar, kendine has büyük üslubuyla, Azerbaycan’da hatta doğu bloğu coğrafyasında yaşayan Türkler için Nazım’ın nasıl anlaşıldığını anlatıyor. Nazım hakkında yazılanları hassas terazisinde eleştirel bir gözle ama nazik bir üslupla irdeliyor. ANAR’ın “Kerem Gibi” kitabını okurken, aynı şaire ve onun şiirlerine farklı coğrafyalarda nasıl birbirine bu kadar zıt anlamlar yüklenerek sevildiğini veya eleştirildiğini görerek şaşıracaksınız. Türkiye’de Nazım’ı gerek “sağ” gerekse “sol” eleştiri ve övgülerle tanıyanlar için Azerbaycan aydınlarının tanıyıp sevdikleri Nazım suretinin aynı şair veya insana ait olduğunun bilinmesi, şair hakkında yeni tartışmaların ortaya çıkmasına sebep olacak ve belki de bu tartışmalardan sonra Nazım Hikmet’in hayatı ve şiiri fikir ve düşünce hayatımızda gerçek yerini bulacak.”

Afbeelding met persoon, kleding, person, mensen Automatisch gegenereerde beschrijving

Nazım Hikmet/Kerem Gibi kitabının yazarı ANAR, Nazım Hikmet’le beraber olan Dünya’da sayılı kişilerden biri olduğunu, onun özel sohbetlerinde bulunduğunu, bu kitabın bu sohbetlerden ilham alınarak ortaya çıktığını söyledi. ANAR, kitabın Nazım’ın farklı yönlerini ortaya çıkarması açısından son derece önemli bir eser olduğunu söyledi.

Yazarı ANAR, “Nazım Hikmet’in 1950’li yıllarda SSCB’ye geldikten sonra, Sovyetler Birliği’nin iç yüzünü görüp, büyük bir hayal kırıklığına uğradığını; onun büyük pişmanlığını, olduğu gibi, gördüğüm, bildiğim gibi anlatmaya çalışıyorum” dedi. ANAR sözlerine şöyle devam etti: “Nazım Hikmet,1957 yılından sonra da Bakü’ye her gelişinde bizde misafir olurdu. Bizim Moskova’ya yolumuz düştüğünde ise, ya Nazım’ın Moskova’daki evinde, ya da bağ evinde mutlaka görüşürdük. Bazen de Nazım Hikmet, Ekber Babayev ile birlikte bizim kaldığımız otele, odamıza gelirdi. Nazım Hikmet, 61 yıllık ömrünün 44 yılını Türkiye’de, 44 yılın 15’ini de İstanbul, Ankara, Bursa ve Çankırı hapishanelerinde geçirmiştir.
Nazım Hikmet’i komünist yapan, gençlik yıllarında Anadolu’da gördüğü manzaralar, haksızlık ve adaletsizlikler oldu. Anadolu insanının çilesi Nazım’ı komünist olmaya yöneltti. Nazım büyük hayallerle Sovyetler Birliğine geldi. Ancak aradığı romantizmi bulamadı. Nazım Hikmet şöyle diyor: Şiirimin kökü yurdumun topraklarındadır. Ama dallarımla bütün topraklarda, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde uçsuz bucaksız yayılan bütün topraklarda, o topraklar üstünde kurulmuş, medeniyetlere, bütün dünyamıza uzanmak istedim”.

ANAR, “Nazım Hikmet’in Türkiye’de komünizmin simgesi olduğu yıllarda, bizim için Sovyetlerde yaşayan Türkler için Türkçenin ve Türkiye’nin simgesiydi” diye devam etti ve sözlerine şöyle son verdi: “Nazım Hikmet kitabımın Amsterdam’da tanıtılacağı, Hollanda’daki Türklerle Nazım’ı konuşacağımı hiç hayalimden geçirmezdim. Benim için Nazım’ı burada sizinle konuşmak bir şereftir.”

Sorular bölümünde, Nazım Hikmet’in Allah’a inanıp inanmadığı da gündeme geldi. Nazm’ın dedesinin bir Mevlevi olduğunu belirten ANAR, “Nazım ilk şiirlerini Mevlevilik üzerine yazmıştır” diyerek şu hatırasını anlattı: “Bakü’de bizim evde ben ve kardeşlerim toplandık. Rahmetli babam da vardı. Nazım bize Allah’a inanıp inanmadığımızı sordu. Biz de hep birlikte ‘evet Allah’a inanıyoruz’ dedik. Bunun üzerine babam, Nazım’a dönerek, ‘Bak Nazım, bunlar yeni nesil, bunlar artık bizim neslin inandığı gibi Stalin’e inanmıyorlar, Allah’a inanıyorlar’ dedi.”

Toplantının sonunda söz alan Hollanda Türkevi ve Hollanda Türk Demokratlar Birliği Başkanı Veyis Güngör ise, Hollanda’da şimdiye kadar böyle anlamlı bir şekilde Nazım Hikmet’in anılmadığını, Nazım Hıkmet’in Hollanda’da yeteri kadar tanınmadığını dile getirerek, bir çok insanın hâlâ Nazım Hikmet’e ideolojik yaklaştığını, bu tür yaklaşanların Türkevi Derneği’nin organize etmiş olduğu Nazım Hikmet programına anlam veremediklerini belirtti.

Anar’ı Beklerken…

UZAK DENİZLER KIYISINDA BİR ÜLKE VE NÂZIM HİKMET/KEREM GİBİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, Voorhoofd Automatisch gegenereerde beschrijving

İmdat AVŞAR

Hollanda yolculuğu öncesinde, Avrasya Yazarlar Birliğinde, havaalanına gitmek için beklerken, Anar’ın, Nâzım Hikmet/Kerem Gibi (Nâzım Hikmet’in Hayatı ve Sanatı Hakkında Düşünceler) adlı kitabını -Yolculuğumuzun sebebi olan bu kitabı- Türkiye Türkçesine çevirmeye başladığım o günleri hatırlıyorum birden… Kolay olmamıştı. Kitabın karalama sayfaları üzerinde, Anar’ın düzeltme notları, satır aralarına sonradan, el ile yazılan; ama nereye ekleneceği pek belli olmayan cümleler, kril alfabesi ile yazılmış olan bazı bölümler, Azerbaycan Türkçesine has, okunduğu gibi yazılan yabancı isimler ve doğal olarak metinde geçen Rusça sözcükler… O zamanlar masamda, tuğla gibi sözlükler arasında birbirine girmiş olan o metinler, karşımda bir kitap olarak duruyor… Hollanda’da, bu kitapla ilgili söyleyeceklerimi düşünüp kitabı karıştırıyorum. Kitabın önsözünde yazdığım bir cümle ilişiyor gözüme: “ …Bu kitap Nâzım Hikmet’e Türk vatandaşlığının iade edildiği bu günlerde, mutlaka bir takım yeni tartışmaları da başlatacaktır.” Öyle de olmuştu. Nitekim fitili ilk ateşleyen Radikal Gazetesinden Necmiye Alpay’dı. Gerçek Hayat dergisi, Anar’ın bu kitapla, hem sağcıları hem de solcuları ‘ters köşeye’ yatırdığından bahsediyordu. Hürriyet Gazetesi ise hafta sonu ekinde, okuyucularına sürmanşetten sesleniyordu: Tanımadığınız Nâzım Hikmet’i tanımaya var mısınız? Aslında Kerkük’ten Kırım’a, Tuna’dan Altaylar’a kadar bütün Türkler tanıyorduk Nâzım’ı ve hepimizin zihninde bir Nâzım heykeli vardı… O heykel ki, kimimizin zihninde baş aşağı, kimimizin zihninde başı gökteydi… Anar bu kitabıyla zihinlerimizdeki Nâzım heykellerini kırıyordu. Ben ise Necmiye Alpay’ın odasında asılı duran, cam çerçeveli Nâzım Hikmet portresine taş atan bir çocuktum…

Havaalanı… Yerel Saat Farkı ve Yasaklar…

Başkanımız Yakup Deliömeroğlu geliyor… Kardeş Kalemler dergisinin aksakalı Ali Akbaş ise Anar ve Zefmira Hanım ile aşağıda, bizi bekliyor. Yakup Deliömeroğlu ve Ali Akbaş: Türk Dünyası, bu ikisinin omzunda sanki… Avrasya Yazarlar Birliği binasından Ömer Küçükmehmetoğlu’nun hazırladığı kitapları kucaklayıp arabalara koyuyor ve havaalanına hareket ediyoruz. Anar, Zemfira Hanım ve ben, uzak denizlerin kıyısındaki bir ülkeye; Hollanda’ya uçacağız. Bütün hazırlıklarımız tamam. Uçağın kalkmasına iki saat var. Uçuş kartı almak için gişeye yanaşıyoruz. Bavullarımız, kitaplarımız ve biz, görevlilerin önündeyiz. Pasaportlarımızı görevlilere verdikten iki dakika sonra, gişedeki bayan üzüntüsünü bildiriyor: İmdat Avşar uçağa binebilir; ama misafirleriniz, 03/02/2010 tarihine vize almışlar. Uçak oraya 23:00 inecek… Maalesef… Yasak… Hepimiz birbirimizin gözlerine bakıyoruz o anda. Başkanımız, yorgun gözlerini havaya dikiyor, bir çare aradığını biliyorum. Ve hemen görevli bayana dönüyor: “Uçak Hollanda’ya 23:00 da inecek, misafirlerimiz yarım saat havaalanında bekler, saat 24:00’ dan sonra giriş yaparlar, bir sorun olmaz…” “Hayır,” diyor görevli, “kurallara uygun değil…” Veyis Güngör beye telefon ediyor başkan. Kuşkusuz, o da aynı kaygıları yaşıyor Hollanda’da… Durumu Hollanda’ya bildir, pasaportların ilgili sayfasını oraya faksla, faksın cevabını bekle… Dışarıda arabaların plakalarını okuyup anons ediyor polis… Ali Akbaş ve Selçuk Akbaş, çaresiz bizimle vedalaşıp arabaların yanına gidiyorlar… “Bekleyin,” diyor görevli, “Hollanda’dan cevap gelecek…” Bekliyoruz…

Bavulların yanında, şeffaf ambalajlara sarılı kitaplara bakıyorum. Kolinin birinde Nâzım Hikmet/ Kerem Gibi… Az ilerde, kitabın yazarı Anar ve eşi Zemfira Hanım, ikisi de yorgun ve endişeli gözlerle bekliyorlar… O kitapların yanında, bir koli kitap daha var. Ayşe Atay’ın kitabı: Beş Katlı Evin Altıncı Katındaki Adam. Bu kitabın kapağında ise Anar’ın resmi…

Görevli bayan ile samimiyetimiz artıyor beklemekten. Birden soruyor:
-Bu kitaplar sizin mi? Konusu ne?
Yakup Deliömeroğlu cevaplıyor:
-Şu kitap Nâzım Hikmet’i anlatıyor. Misafirimiz, işte orada bekleyen adam, bu kitabın yazarı, Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar. Şu kitap ise Ayşe Atay’ın kitabı, Ayşe Hanım da bu kitabın yazarını, yani Anar’ı anlatıyor…
Görevlinin kafası karışıyor, Zemfira Hanımı, Ayşe Hanım zannediyor:
-Haaa, desene, bunlar birbirini anlatıyor!
Yakup Deliömeroğlu ile göz göze geliyoruz, gülümsüyoruz… Neden sonra bizi çağırıyorlar. Görevli, başkanın önerisini tekrarlıyor: “Misafirleriniz, Hollanda saati ile 24:00’dan sonra giriş yapsınlar…” Başkanın omzundan bir dağ iniyor sanki aceleyle bagajları veriyoruz. Veyis Beyi arıyor başkan, durumu izah ediyor, vedalaşıyoruz…

Anar ve Zemfira Hanım Uluslararası Topraklarda, Ben Hollanda’dayım

Hollanda saati ile 23:00. Schipol Havaalanındayız. Bagajları hesap etmemiştik. Ben mecburen Hollanda’ya giriş yapıyorum. Üstat ve eşi, uluslararası topraklarda kalıyor. Dev labirentleri andıran havaalanında, inen yolcuların ardına takılıyorum. Bagajları taşıyan bant ilerliyor. Bekliyorum. Anar’ın bavulunu tanıyabilecek miyim? Ankara’da, havaalanında beklerken öyle çok baktım ki, görür görmez tanırım! Bavullar geliyor, yakalıyorum birer birer; ama kitaplar darmadağınık! Nâzım Hikmet’in hayatı gibi… Bavulların arasında üçer beşer geliyor Nâzım Hikmet! Kerem gibi, derbeder! Tek tek topluyorum onları…

Hollanda’daki Türklerin Hafızası: Coşkun Yeğenoğlu.

Biri yaklaşıyor yanıma, ortalıkta hiç kimse yok; ama o, sağa sola bakıyor. Bizi aradığı belli. Benim onu beklediğimi hissettiriyor davranışlarıyla. Yaklaşıyor:
-Nâzım Hikmet toplantısına gelenler?
-Evet.
-Üç kişi olduğunuzu söylemişlerdi?
-Saat 24:00’da giriş yapacaklar, vakit tamam, şimdi gelirler.

Oturuyoruz. Kibar, beyefendi biri. Veyis Güngör de geliyor o sırada. Anar ve Zemfira Hanım, az sonra kapıdan görünüyorlar. Hep birlikte çıkıyoruz. Coşkun Bey, kırk yıldır Hollanda’da olduğunu söylüyor… Mekânların, binaların, yolların… ve bizim göçmen işçilerin, kısa bir tarihçesini anlatıyor otele varıncaya kadar. Coşkun Bey, bizimkilerin ortak hafızası adeta bu gurbet elde…

Palet Kongre Merkezi, Yâd Elde Toplanan Türkler ve Nâzım Hikmet/Kerem Gibi

Palet Kongre Merkezi’nde seçkin bir topluluk bizi bekliyor. Hollanda Nogay Vakfı, Hollanda Türk Azerbaycan Kültür Derneği, Türkevi Vakfı, Hollanda Türk Demokratlar Birliği, Benelüks Azerbaycan Kongresi, Türkiye Yazarlar Birliği Hollanda Temsilciliği ile diğer Türk Dernekleri ve sivil toplum Kuruluşları, Türk gazeteleri ve dergilerinin temsilcileri var. İlk sözün sahibi, Roman yazarı Sadık Yemni… Gelenleri selamlıyor ve kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra: “Yıllardır Hollanda’da yaşıyorum. Hollanda’da bir Nâzım Hikmet toplantısı yapacağımızı asla düşünmemiştim. Bu bizim açımızdan önemli bir dönüm noktasıdır. Kendi değerlerimize, farklı açılarından bakma fırsatıdır…” diyor. Sonra, hikâye yazarı ve şair, “Lalezarda Deli Var,” adlı kitabın sahibi Yavuz Nufel alıyor sözü. Yavuz Bey; “Hem gurbette bir şair, hem de radikal söylemlerinden dolayı kendisini Nâzım Hikmet’e benzettiklerinden bahsediyor ve ekliyor: Nâzım Hikmet’i farklı bir pencereden görerek anlatan Anar’ın, konuşacaklarını ve kitabın muhtevasını merak ediyorum, heyecanla bekliyorum…

Kardeş Azerbaycanlı ve Türkiyeli dostların meraklı gözleri önünde, önce biraz heyecanlanıyorum. Sonra, kısa bir Nâzım Hikmet biyografisi ve 20. Yüzyılda dünyanın başına bela olan ideolojileri anlatıyorum. İdeolojilerin, olgu ve olaylara, hatta tarihi şahsiyetlere karşı ideolojik bakışın, beyinlere nasıl pranga vurduğunu, peşinden giden insanları ve toplumları bir hallaç gibi nasıl savurduğunu anlatıyorum. Yine bir ideolojik rüzgârın savurduğu Nâzım Hikmet’e getiriyorum sözü. Nâzım Hikmet’in soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliğindeki yaşadıklarının, büyük hayal kırıklıklarının ve pişmanlıklarının, bu güne kadar pek bilinmediğini, Anar’ın bu karanlık noktalara ışık tuttuğunu, bulanık zihinleri aydınlığa çağırdığını söylüyorum. Birçoğumuz için vatan haini, komünist olan bir şahsiyetin, Sovyetler Birliği hatta bütün Doğu Bloğu ülkelerinde yaşayan Türkler için, Türklüğün sembolü haline geldiğini söylediğimde, dinleyicilerin yerlerine daha muhkem yerleşerek, dikkatlerini yoğunlaştırdıklarına şahit oluyorum. Sözü, bu söylediklerimin canlı tanığına ve bu kitabın yazarına veriyorum diyerek bitiriyorum…

Anar, önce dinleyicilere, sonra konuşmacılara teşekkürlerini bildiriyor. Ardından toplantıyı düzenleyen Veyis Güngör Beyi ve diğer görevlileri: “şunu çok iyi biliyorum ki, sizler, Nâzım Hikmet’in ruhunu şad ettiniz,” diyerek kutluyor… Nâzım Hikmet’i nasıl tanıdığını, şairin, annesi Nigar Raifbeyli ve babası Resul Rıza ile çok samimi dost olduğunu anlatıyor… Nâzım’ın 1920’ li yıllarda, komünizm büyüsüne kapıldığını, fakat 2. Dünya savaşı yıllarında, Türkiye’de mahkûm olan Nâzım’ın, Sovyetler Birliğinde cereyan eden olaylardan, kütlesel kırgınlardan ve aydınların, ya kurşuna dizilerek ya da Sibirya’ya sürgün edilerek susturulduğundan habersiz olduğunu anlatıyor. Ve onun, 1950’li yıllarda, nostaljik duygularla geldiği ‘Rüyalarının Memleketinde” yaşananları öğrendikten sonra, derin bir hayal kırıklığına uğradığını, büyük pişmanlıklar yaşadığını söylüyor. Hatta: Nâzım’ın, Resul Rıza’ya: Sovyetler Birliğinin özgülüğündense, ülkemin zindanlarını tercih ederim, diyerek yakındığını anlatıyor… Anar, yaşadığı, tanık olduğu birçok olayı anlatıp zihinlere çok farklı bir Nâzım portresi yerleştirdikten sonra, konuşmasını şu sözlerle bitiriyor: O zamanlar Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nin bir parçasıydı ve bunun için de Nâzım, Azerbaycan’da, genel Sovyet siyaseti çerçevesinde kabul görüyordu, denilebilir. Bu doğrudur ama bu yalnızca gerçeğin bir bölümüdür, tamamı değil. Gerçeğin diğer ve daha önemli yanı ise şudur ki: O yıllarda Nâzım, Türkiye’de birçokları için “Moskova’nın adamı,” “Türk düşmanı” idiyse de Azerbaycanlılar için Türkiye’nin, Türklüğün, Türk dilinin sembolüydü. Nâzım’ı bitip tükenmeyen alkışlara gark eden Bakü salonlarındaki dinleyiciler, onun şahsında bir komünizm propagandacısını değil, bize, uzun yıllar hasretini çektiğimiz, Türkiye’nin kokusunu, ruhunu getiren, canımız kadar yakın olan Türk diliyle konuşan, ölümsüz şiirlerini Türkçe okuyan -Hem muhteşem okuyan- bir TÜRK şairini alkışlıyordu. O yıllarda Sovyetler Birliğinin Türk bölgelerinde, özellikle elbette Azerbaycan’da, hiç kimse Türklük ruhunu, Türklük şuurunu, Nâzım Hikmet kadar yükseltememiştir. TÜRK sözü, Azerbaycan’da halkımızın, dilimizin adı gibi yasaklandığı; Türkiye ile tarih, edebiyat, folklor, soy, adet ve anane birliğimiz hakkında her hangi bir fikrin ölüm sebebi sayıldığı; bizi bağlayan bütün iplerin kopartıldığı; Türkiye sevgisinden dolayı ya da Türkiye’de akrabalarının olduğunu söyleyenlerin katledildiği yıllardı. Nâzım Hikmet geniş katılımlı toplantılarda, üstelik en yüksek kürsülerden: “Ben Türk’üm, siz de Türk’sünüz, ruhumuz, geleneklerimiz bir, halklarımız, dillerimiz kardeştir” diye haykırıyordu…

…Ve sorular, yine eski, yine tanıdık, yine ideolojik bakışların yönelttiği sorular… Nâzım’ın dedeleri Türk müydü? Nâzım Allah’a inanıyor muydu? Beni Stalin yarattı dediği doğru mu? Niçin Türkiye’ye dönmedi? Romanya’da Nâzım’ın bir kadir gecesinde, camiye gittiği söyleniyor, böyle bir olay olmuş mu? Bu hayal kırıklıklarını, komünizme olan inanç yitimini, niçin o yıllarda ifade etmedi? Anar, hemen her soruya, yaşadığı bir anı ile cevap veriyor… Soruyu soranların, geçmişteki o olaylar içinden, cevabı bulması için düşünmeye sevk ediyor…

Son sözü Veyis Güngör Bey alıyor: Konuşulanları özetliyor ve sitem ediyor: Yıllardır sol söylemin bayraktarlığını yapanlar, kendilerine ‘sosyal demokrat’ denmesini zül addederek ‘ben komünistim’ diye dolaşanlar, Nâzım Hikmet’i kendilerine bayrak yapanlar, ne yazık ki, bu Türk şairinin bilinmeyen yönleri ile yüzleşmeye gelemediler. Nâzım Hikmet’in, ‘rüyalar memleketi’ olan Sovyetler Birliğinde yaşadığı derin hayal kırıklıklarına, komünizme olan inanç yitimine tanıklık eden, bir dünya yazarını, Nâzım Hikmet’in son yıllarının canlı şahidi Anar’ı dinleme cesareti gösteremediler… Onlar bin bir bahane ile gelemediğini beyan etseler de, bu toplantı hedefine ulaşmıştır,” diyerek bitiriyor konuşmasını…

Bu dirayetli sese, Türk bayrağını yâd ellerde üstelik en yüksek burçlarda dalgalandıran memleket sevdalısı Veyis Güngör Beye, sessizce mırıldanarak cevap veriyorum: Üzülme başkan! Onlar gelselerdi bile, yıllar önce yüreklerinin bir köşesine, bin bir emekle inşa ettikleri Nâzım Hikmet heykelini yıkmaya cesaret edemeyeceklerdi. Hatta direnecekler, Nâzım hakkında konuşanların- Bu Anar dahi olsa- Nâzım Hikmet’i tanımadığından dem vuracaklardı…

Uzak denizlerin kıyısında, Hollanda’da, Palet Kongre Merkezi’ndeki dinleyicilerin zihninden farklı bir Nâzım Hikmet rüzgârı geçiyor… Hollanda’da yaşayan Türkler için muhkem bir kale, sağlam bir dayanak olan Veyis Güngör’e, Sadık Yemni’ye, Coşkun Yeğenoğlu’na, Yavuz Nufel’e, İlhan Aşkın’a, Orhan Demirci’ye, Elsever Memmedov’a gönlümüzde bir dost köşesi açıp, en güzel duygularla ayrılıyoruz Hollanda’dan…

************************

Değerli Okurlarım,
Bugünkü yazımın Hollandacasını, özel bir nedenle yayınlamıyorum.
Anlayışla karşılayacağınızı umut ediyorum.

NAZIM HİKMET İÇİN MOSKOVA’YA…

NAZIM HİKMET İÇİN MOSKOVA’YA…

Doğumunun 122’nci yılı anılacak olan şair-yazarımız için, 3 Şubat’ta özel bir etkinlik düzenlendi.

Etkinliği, Moskova Nâzim Hikmet Kültür ve Sanat Vakfi, Moskova Yunus Emre Enstitüsü, Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği, Kültür Bakanlığı-Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi organize ediyor.

Etkinliğe, Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç
Oyuncu-Yönetmen Türkan Soray, Oyuncu-Koreograf Alla Sigalova ve Yunus Emre Enstitüsü Denetleme Kurulu Üyesi Ali Özgündüz katılacak.

Etkinliğe ücretsiz katılmak isteyenler, Moskova Nâzim Hikmet Vakfi’nın internet sitesindeki linke başvurabilirler.

                             (Haberin Hollandacası en altta)
                 (Nederlandse versie van het bericht is onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
İlhan KARAÇAY’ın yorum-haberi:

Hey gidi günler hey!
Ne hoş değil mi? Bir zamanlar Nazım Hikmet’i ağızlarına alanlara ‘Haydi Moskova’ya’ tepkisi verilirken, şimdi aynı Nazı Hikmet için yapılacak olan anma törenine devlet temsilcileri ve sanatçılarımız katılıyor.

Nazım Hikmet, Türk edebiyatının önemli şairlerinden biriydi. Ancak hayatı boyunca politik görüşleri ve aktivizmi nedeniyle de tartışmalara konu olmuştu. Nazım Hikmet, sol görüşlü bir şair olarak hayatının büyük bir kısmını komünist ideallerle uyumlu bir şekilde geçirmişti. Ne var ki, bu durum onun ‘vatan haini’ olarak suçlanmasına neden olmuştu.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

Nazım Hikmet’in vatan haini olarak suçlanmasının temelinde, politik görüşleri ve öne çıkan eserlerindeki eleştiriler bulunmaktaydı. Ancak, zaman içinde bu tür etiketlemelerin birçoğu, eleştiri ve sansür olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Nazım Hikmet’in asıl amacının, insan hakları, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel değerleri savunmak olduğu da savunulmaktaydı.

Afbeelding met kleding, persoon, person, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijving

Nazım Hikmet’in mezarının Türkiye’ye getirilmesi de, uzun bir süre tartışmalara neden olmuştu. Nazım Hikmet, 1963 yılında Sovyetler Birliği’nde ölmüştü. Ancak, vasiyeti doğrultusunda cenazesi Türkiye’ye getirilmediği için, Türkiye’de defnedilmemişti.

1991 yılında, Türkiye’de siyasi atmosferdeki değişiklikler ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, Nazım Hikmet’in naaşının Türkiye’ye getirilme olasılığı gündeme gelmişti.
1992 yılında, Türkiye’de birçok sanatçı, yazar ve aydın tarafından desteklenen kampanyalar sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Nazım Hikmet’in naaşının ülkeye getirilmesine izin vermişti. Böylece, 1991 yılında, 28 yıl süren bir sürgünden sonra Nazım Hikmet’in naaşı Türkiye’ye getirilmiş ve ona İstanbul’da bir anıt mezar yapılmıştı.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, boom, plant Automatisch gegenereerde beschrijving
“Beni Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün, Tepemde bir çınar ağacı olsun…” diyen Nazım Hikmet, özlem duyduğu memleketine gömülemedi ama, şiirinde vasiyet ettiği temsili bir mezarı yapıldı. Eskişehir’in Doğançayır beldesindeki o mezarda Nazım Hikmet anılıyor, hatırlanıyor.

Bu olay, Nazım Hikmet’in ölümünden sonraki yıllarda ona yönelik algının değişmesine ve sanatsal mirasının daha geniş bir kitle tarafından takdir edilmesine katkıda bulunmuştu. Türkiye’de, Nazım Hikmet’in mezarı, onun anısını yaşatan ve sevenleri tarafından ziyaret edilen bir anıt olarak önemini koruyor.

Nazım Hikmet’in şiirleri, insanlık, aşk, özgürlük gibi evrensel temalara odaklanması nedeniyle geniş bir kitle tarafından değer görmüştür.

Afbeelding met begraafplaats, graf, buitenshuis, begrafenis Automatisch gegenereerde beschrijving
Nazım Hikmet için İstanbul’da da bir anıt yapılmıştı. Saha sonra bu anıttaki çok ağır taş çalınmıştı. Nazım Hikmet için yurdun çeşitli bölgelerinde anıt yapma isteği baş göstermişti.

Edebiyat ve sanat, farklı görüşlere sahip insanları bir araya getirme ve farklı perspektifleri anlama fırsatı sunduğu için, Nazım Hikmet için düzenlenen anma törenlerine katılan sanatçılar ve delet temsilcileri, sadece onun politik duruşunu değil, aynı zamanda sanatsal mirasını ve kültürel katkılarını da onurlandırmış oluyorlar.

Onun için anma törenlerine katılmanın veya eserlerini takdir etmenin, sadece politik görüşleriyle değil, aynı zamanda sanatsal katkıları ve edebi değeri ile ilgili olduğuna inanıyorum.

122’NCİ YIL

Onun için anma törenlerine katılmanın veya eserlerini takdir etmenin, sadece politik görüşleriyle değil, aynı zamanda sanatsal katkıları ve edebi değeri ile ilgili olduğunu söylemek mümkündür. Bovenkant formulier

Evet, öncesini ve sonrasını sizlere sunduğum bu değerli insan için şimdi bir anma töreni daha yapılacak.

Töreni, Moskova Nâzim Hikmet Kültür ve Sanat Vakfi, Moskova Yunus
Eme Enstitüsü, Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği, Moskova Kültür
Bakanlığı, Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi organize ediyor.

Törene, Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç
Oyuncu, Yönetmen Türkan Soray, Oyuncu-Koreograf Alla Sigalova ve
Yunus Emre Enstitüsü Denetleme Kurulu Üyesi Ali Özgündüz katılacak.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, vrouw, poster Automatisch gegenereerde beschrijving

Etkinliğe ücretsiz katılmak isteyenler, Moskova Nâzim Hikmet Vakfi’nın internet sitesindeki linke başvurabilirler.

Rusya Federasyonu Sinematograflar Birligi Dom Kino Sineması Büyük Salonu’nda saat 19.00’da başlayacak olan anma töreninin adresi:
Vasilyevskaya Caddesi 13 Moskova

Rus İş İnsanları Birliği tarafından şahsıma gönderilen program şöyle:

-Açılış ve selamlama konusmaları
-Film Gösterimi – Bir Ask Masali – Ferhat ile Sirin
“Bir Ask Masalı-Ferhat ile Sirin” yönetmenligini Ejder İbrahimov’un
yaptigi, senaryosunun Nâzim Hikmet’in Ferhad ile Sirin a doyunundan
esinlenildigi basrollerinde ise Türkan Soray, Alla Sigalova veFaruk Peker’in oynadig 1978 Türk, Sovyet
ortak yapimi sinema filmidir. Film yillar sonra Mosfilm stüdyolarindan
temin edilerek Rusça dil ve Türkçe altyazili olarak izleyiciyle bulusturulacaktır.

Ücretsiz Katılım için;
Etkinliğe katılmak isteyenler,
Moskova Nâzım Hikmet Vakfı internet sitesinden ya da paylasilan basvuru linkinden ulaçacaklari form
ile bilet talebinde bulunabileceklerdir.

Basvuru linki; https://nazimhikmet.com/bilet-talep-sayfasi-2024/

******************

NAAR MOSKOU VOOR NAZIM HİKMET…

Op 3 februari werd een speciaal evenement georganiseerd om de 122e geboortedag van de dichter-schrijver te herdenken.

De organisatie is in handen van het Ministerie van Cultuur van de noordelijke regio, Moskou Nâzim Hikmet Stichting voor Cultuur en Kunst, Moskou Yunus Emre Instituut, Unie van Cinematografen van de Russische Federatie.

Ambassadeur van de Republiek Turkije in Moskou Tanju Bilgiç Actrice, regisseur Türkan Soray, actrice-choreografe Alla Sigalova en Ali Özgündüz, lid van de raad van toezicht van het Yunus Emre Instituut, zullen het evenement bijwonen.

Wie het evenement gratis wil bijwonen, kan zich aanmelden via de link op de website van de Nâzım Hikmet Foundation in Moskou.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving
Bericht-Commentaar van İlhan KARAÇAY:

Ach, die dagen, ach!
Is het niet mooi, dat er ooit een reactie was van “ga je naar Moskou” op degenen die over Nazım Hikmet spraken, maar nu wonen vertegenwoordigers van de staat en onze kunstenaars de herdenkingsceremonie voor dezelfde Nazım Hikmet bij.

Nazım Hikmet was een van de belangrijkste dichters van de Turkse literatuur. Hij was echter ook het onderwerp van controverse tijdens zijn leven vanwege zijn politieke standpunten en activisme. Nazım Hikmet stond bekend als een linkse dichter en bracht een groot deel van zijn leven door in lijn met communistische idealen. Dit leidde er echter toe dat hij ervan werd beschuldigd een verrader te zijn.

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, kleding, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

Nazım Hikmet’s politieke standpunten en kritiek op zijn prominente werken waren de basis voor zijn etiket van verrader. Na verloop van tijd werden veel van deze etiketten echter beschouwd als kritiek en censuur. Er werd ook beweerd dat het werkelijke doel van Nazım Hikmet was om universele waarden zoals mensenrechten, gelijkheid en vrijheid te verdedigen.

Afbeelding met kleding, persoon, person, schoeisel Automatisch gegenereerde beschrijving

De terugkeer van het graf van Nazım Hikmet naar Turkije zorgde ook lange tijd voor controverse. Nazım Hikmet was in 1963 in de Sovjet-Unie gestorven. Omdat zijn lichaam echter niet naar Turkije werd gebracht volgens zijn testament, werd hij niet in Turkije begraven.

In 1991, met de veranderingen in de politieke sfeer in Turkije en het uiteenvallen van de Sovjet-Unie, ontstond de mogelijkheid om het lichaam van Nazım Hikmet naar Turkije te brengen. Dit proces vergde echter een lange strijd.

In 1992 gaf de regering van de Republiek Turkije toestemming voor de terugkeer van het lichaam van Nazım Hikmet naar Turkije, als gevolg van campagnes die werden gesteund door vele kunstenaars, schrijvers en intellectuelen in Turkije. Zo werd in 1991, na 28 jaar ballingschap, het lichaam van Nazım Hikmet naar Turkije gebracht en werd er een mausoleum voor hem gebouwd in Istanbul.

Afbeelding met tekst, buitenshuis, boom, plant Automatisch gegenereerde beschrijvingNazım Hikmet, die zei “Begraaf me op een dorpskerkhof in Anatolië, met een plataan op mijn heuvel…”, kon niet in zijn geboortestad worden begraven, maar er werd een representatief graf gebouwd zoals hij in zijn gedicht had gewild. Nazım Hikmet wordt herdacht en herinnerd in dat graf in de stad Doğançayır in Eskişehir.

Deze gebeurtenis droeg bij aan een verandering in de perceptie van Nazım Hikmet in de jaren na zijn dood en aan een bredere waardering van zijn artistieke nalatenschap. In Turkije blijft het graf van Nazım Hikmet belangrijk als monument dat zijn herinnering levend houdt en wordt bezocht door zijn dierbaren.

De poëzie van Nazım Hikmet wordt door een breed publiek gewaardeerd vanwege de focus op universele thema’s als menselijkheid, liefde en vrijheid.

Afbeelding met begraafplaats, graf, buitenshuis, begrafenis Automatisch gegenereerde beschrijving
Er werd ook een monument voor Nazım Hikmet gebouwd in Istanbul. Later werd de zeer zware steen van dit monument gestolen. Er was een verlangen om monumenten voor Nazım Hikmet te bouwen in verschillende delen van het land.

Omdat literatuur en kunst de mogelijkheid bieden om mensen met verschillende meningen samen te brengen en verschillende perspectieven te begrijpen, eren kunstenaars en vertegenwoordigers van delet die herdenkingsceremonies voor Nazım Hikmet bijwonen niet alleen zijn politieke houding, maar ook zijn artistieke nalatenschap en culturele bijdragen.

Ik geloof dat het bijwonen van herdenkingsceremonies voor hem of het waarderen van zijn werk niet alleen gaat over zijn politieke standpunten, maar ook over zijn artistieke bijdragen en literaire waarde.

Ja, er komt een herdenkingsceremonie voor deze waardevolle persoon, wiens voor en na ik aan jullie heb gepresenteerd.

122e JAAR

De ceremonie wordt georganiseerd door de Moskouse Nâzim Hikmet Stichting voor Cultuur en Kunst, het Moskouse Yunus Eme Instituut, Unie van Cinematografen van de Russische Federatie, Het ministerie van Cultuur van de noordelijke regio organiseert de ceremonie.

Ambassadeur van de Republiek Turkije in Moskou Tanju Bilgiç, Actrice, regisseur Türkan Soray, actrice-choreografe Alla Sigalova en Ali Özgündüz, lid van de raad van toezicht van het Yunus Emre Instituut, zullen de ceremonie bijwonen.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, vrouw, poster Automatisch gegenereerde beschrijving

Wie het evenement gratis wil bijwonen, kan zich aanmelden via de link op de website van de Moskouse Nâzim Hikmet Stichting.

Het adres van de herdenkingsceremonie, die om 19.00 uur begint in de Grote Zaal van Dom Kino Cinema van de Unie van Cinematografen van de Russische Federatie,
is: Vasiljevskaja-straat 13 Moskou

Het programma dat mij is toegestuurd door de Russian Business Association ziet er als volgt uit:

-Opening en begroetingstoespraken
-Filmvertoning – Bir Ask Masali – Ferhat ile Sirin.
-“Een verhaal over liefde – Farhad en Sirin” geregisseerd door Ejder Ibrahimov het
script is gebaseerd op Ferhad en Sirin van Nâzim Hikmet geïnspireerd op de Turks-Sovjetfilm uit 1978 met Türkan Soray, Alla Sigalova en Faruk Peker in de hoofdrollen.
is een coproductiefilm. De film werd jaren later uitgebracht door Mosfilm studios
en wordt aan het publiek gepresenteerd in het Russisch met Turkse ondertiteling.

Gratis deelname;
Wie wil deelnemen aan het evenement.
Het formulier dat beschikbaar is op de website van de Nâzım Hikmet Foundation in Moskou of via de gedeelde aanvraaglink kunnen een ticket aanvragen.

Aanmeldingslink; https://nazimhikmet.com/bilet-talep-sayfasi-2024/