YTB’DEN MUHTEŞEM BİR “HOLLANDA TÜRK DİASPORASI” KİTABI

YTB’DEN MUHTEŞEM BİR “HOLLANDA TÜRK DİASPORASI” KİTABI

Çok sayıda araştırmacı, ilk neslin yaşam mücadelesinden, dördüncü neslin bürokrasi, sanat, spor ve iş dünyasındaki başarılarına uzanan süreci gözler önüne serdi.

Rijswijk Belediye Başkanı Huri Şahin, Emniyet Genel Müdürü Hamit Karakuş, Sivil Toplum öncülerinden İbrahim Görmez, Lahey eski büyükelçimiz Selçuk Ünal, Hollanda’nın Türkiye Büyükelçisi Joep Wijnand ile röportajlar ve 25 diğer ismin konu başlıklarını bulacağınız bir derleme.

Doç. Dr. Ersoy Soydan ise Hollanda’daki Türk medyasının tarihini yazdı.

Yalnızca akademisyenlere ve karar alıcılara değil, Hollanda’da yaşayan Türk toplumunun her kesimine hitap eden bir eser.

Afbeelding met windmolen, buitenshuis, hemel, gras Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY derledi:

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı YTB, Avrupa’daki Türk varlığını yalnızca geçici raporlarla ya da dönemsel değerlendirmelerle değil, kalıcı ve kuşaklar arası bir hafıza anlayışıyla kayıt altına alan, son derece önemli bir yayın sürecini başlatmış bulunuyor.
Bu kapsamda yayımlanan “Türk Diasporası Atlasları”, Avrupa’daki Türk göçünün ve diasporalaşma sürecinin ilk kez bu ölçekte, bu derinlikte ve bu bütünlükte ele alındığı nitelikli eserler olarak dikkat çekiyor.

Serinin ilk iki kitabı Almanya ve Hollanda için hazırlandı. YTB yetkililerinin altını özellikle çizdiği üzere, diğer Avrupa ülkelerini kapsayan atlas çalışmaları da hazırlık aşamasında. Bu yönüyle diaspora atlasları, birbirinden kopuk ülke monografileri değil; Avrupa’daki Türk varlığını bütünlüklü şekilde ele alan uzun soluklu bir hafıza ve kayıt projesinin yapı taşları olarak değerlendiriliyor.

Bu bütünün Hollanda ayağını oluşturan “Hollanda Türk Diasporası Atlası”, Türkiye ile Hollanda arasında 19 Ağustos 1964’te imzalanan İşgücü Anlaşması’nın altmışıncı yılı vesilesiyle hazırlandı. Ancak kitap, klasik anlamda bir yıldönümü yayını olmanın hayli ötesinde bir muhtevaya sahip. Çünkü bu çalışma, göçün başladığı günden bugüne uzanan altmış yıllık süreci yalnızca anmakla kalmıyor; Hollanda’daki Türk varlığının nasıl kök saldığını, nasıl dönüştüğünü ve nasıl çok katmanlı bir toplumsal yapıya evrildiğini bütün yönleriyle ortaya koyuyor.

1964 yılında Sirkeci Garı’ndan yola çıkan ilk kuşağın “misafir işçi” olarak başlayan hikayesi, bugün Hollanda toplumunun ayrılmaz ve asli bir parçası haline gelmiş, geniş bir Türk diasporasının ortak geçmişine dönüşmüş durumda. İlk neslin ağır çalışma koşulları ve tutunma mücadelesi, aile birleşimleriyle kalıcı hayata evrilen süreç, ikinci ve üçüncü nesillerle birlikte hız kazanan eğitim, siyasal katılım ve kültürel görünürlük, bu atlasın ana omurgasını oluşturuyor. Dördüncü nesille birlikte bürokraside, sanatta, sporda, akademide ve iş dünyasında elde edilen başarılar ise bu dönüşümün somut karşılıklarını ortaya koyuyor.

“Hollanda Türk Diasporası Atlası”, göç olgusunu yalnızca kronolojik bir anlatı olarak ele almıyor. Demografik yapıdan mekânsal yerleşime, eğitim düzeyinden ekonomik katkılara, siyasal katılımdan sivil toplum örgütlenmelerine, kültürel üretimden medya faaliyetlerine uzanan geniş bir perspektifle Hollanda’daki Türk toplumunu çok boyutlu biçimde inceliyor.
İl ve ilçe bazında hazırlanan haritalar, görselleştirilmiş veriler ve analizler sayesinde Türk nüfusunun yoğunlaştığı bölgeler, kurumsal yapılar ve toplumsal ağlar somut biçimde gözler önüne seriliyor.

Bu eser, yalnızca akademisyenler ve karar alıcılar için hazırlanmış teknik bir çalışma değil. Aynı zamanda Hollanda’da yaşayan Türk toplumunun her kesimine hitap eden, geçmişle bugün arasında sağlam bir bağ kuran ve kolektif hafızaya bırakılmış kalıcı bir belge niteliği taşıyor. Göçle başlayan hikayenin, zamanla nasıl köklenen ve kendi dinamiklerini üreten bir toplumsal yapıya dönüştüğünü göstermesi açısından, diaspora literatüründe özel bir yerde duruyor.

KİTABA NAÇİZANE KATKIM
Bu noktada kişisel bir tanıklığı da özellikle belirtmek isterim. Yıllardır Hollanda’daki Türk toplumunu yakından izleyen bir gazeteci olarak, bu atlasın Hollanda’ya ayrılan bölümlerine benim de katkı sunmuş olmam, bu çalışmayı benim için ayrıca anlamlı kılıyor.
Saha bilgisiyle akademik verinin buluştuğu bu tür çalışmaların ne denli zahmetli ve aynı zamanda ne kadar gerekli olduğunu bilen biri olarak, “Hollanda Türk Diasporası Atlası”nın uzun yıllar boyunca başvurulacak bir kaynak olacağına inanıyorum. Bu kitap, yalnızca bugünü belgelemekle kalmıyor; geleceğe dair sağlıklı okumalar yapılabilmesi için de güçlü bir zemin sunuyor.

Afbeelding met persoon, berg, natuur, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Atlasın dikkat çeken bölümlerinden biri de, Hollanda’daki Türk medyasının tarihine ayrılan kapsamlı çalışma. Doç. Dr. Ersoy Soydan tarafından kaleme alınan bu bölüm, yazılı basından radyo ve televizyona, dijital yayıncılıktan toplumsal medya girişimlerine uzanan süreci belgeliyor. Bu anlatı, diasporanın yalnızca ekonomik veya demografik değil, aynı zamanda kamusal ve kültürel bir özne olarak nasıl kendini inşa ettiğini de gözler önüne seriyor.

Eserde ayrıca, dört yüz yılı aşan Türkiye Hollanda ilişkilerinin tarihsel arka planı da geniş biçimde ele alınıyor. Osmanlı döneminden günümüze uzanan diplomatik, ticari ve kültürel temaslar; özellikle son altmış yılda Hollanda’daki Türk toplumu üzerinden yeni bir anlam kazanıyor. Böylece bugünkü diaspora, yalnızca iş gücü göçü çerçevesinde değil, daha derin ve tarihsel bir bağlam içinde değerlendiriliyor.

Sonuç olarak Hollanda Türk Diasporası Atlası, göçle başlayan bir yolculuğun, zamanla kök salan, dönüşen ve geleceğe yön veren bir toplumsal yapıya nasıl evrildiğini belgeleyen nitelikli ve uzun ömürlü bir çalışma olarak öne çıkıyor. Almanya ile başlayıp Hollanda ile devam eden Türk Diasporası Atlasları serisi ise, Avrupa’daki Türk varlığını parça parça değil, ortak bir hafıza bilinciyle ele alan güçlü bir yayıncılık vizyonunun somut göstergesi niteliğini taşıyor.

TANIKLIKLAR, SÖYLEŞİLER VE KİŞİSEL HAFIZA

Hollanda için basılan Atlas, Türkçe’den başka İngilizce olarak da basıldı.

“Hollanda Türk Diasporası Atlası”, istatistikler, haritalar ve akademik analizlerin ötesinde, diasporayı var eden insan hikayelerine de özel bir yer ayırıyor. Bu kapsamda kitapta yer alan söyleşiler, Hollanda’daki Türk toplumunun farklı alanlarda söz sahibi olmuş, iz bırakmış ve rol üstlenmiş isimlerinin birer tanıklığı niteliğini taşıyor.

Bu röportajlar; siyasetten sanata, ekonomiden spora, akademiden medyaya uzanan geniş bir yelpazede, Hollanda Türk toplumunun geçirdiği dönüşümü bireysel deneyimler üzerinden görünür kılıyor. Her biri, kişisel yaşam öyküsünün ötesinde, bir dönemin ruhunu, göçün değişen anlamını ve diasporada tutunmanın farklı biçimlerini yansıtıyor.

Kitapta yer alan röportajlar arasından, içeriklerinin taşıdığı ağırlık ve temsil gücü nedeniyle özellikle önem verdiğim beş söyleşiyi geniş biçimde paylaşmayı tercih ettim. Bu röportajlar, yalnızca kişisel başarı hikayeleri değil; aynı zamanda Hollanda Türk diasporasının hangi aşamalardan geçerek bugünkü konumuna ulaştığını anlamak açısından da dikkat çekici ipuçları sunuyor.

Bunun yanı sıra, kitapta ayrıca yirmi beş ismin yer aldığı daha kısa tanıtım ve konu başlıkları bulunuyor. Bu bölümde, her isimle yapılan görüşmenin ana çerçevesini yansıtmaya özen gösterdim. Bazı okurlar bu isimler için daha uzun alıntılar bekleyebilir. Ancak açıkça belirtmek gerekir ki, bu durum kesinlikle bir değer sıralamasından ya da önemsizleştirmeden kaynaklanmıyor.

Aksine, bu röportajların büyük bölümü; kapsamı, derinliği ve bağlamı itibarıyla tek bir cümleye ya da kısa bir alıntıya indirilemeyecek kadar yoğun içerikler barındırıyor. Anlamı eksiltmeden, söyleyeni eksik ya da yanlış yansıtmadan alıntı yapabilmek ise çoğu zaman teknik ve içeriksel olarak büyük zorluklar içeriyor. Bu nedenle, söz konusu isimler için kısa ama yerli yerinde bir çerçeve sunmayı, söyleşinin ruhunu bozacak parçalı alıntılardan özellikle kaçınarak tercih ettim.

Bu yaklaşım, kişilere verilen önemin eksikliği değil; tam tersine, onların sözlerine ve tanıklıklarına gösterilen özenin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bazı anlatılar, ancak bütünlüğü korunarak anlam kazanır.

Bu bölümde yer alan her isim ve her konu başlığı, Hollanda Türk diasporasının farklı bir yüzünü, farklı bir uğrağını ve farklı bir deneyim katmanını temsil ediyor. Birlikte okunduğunda ise bu söyleşiler, atlasın akademik çerçevesini tamamlayan canlı, insani ve sahici bir hafıza alanı oluşturuyor.

Afbeelding met tekst, menu, ontvangst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Kitabın Türkçe ve İngilizce künyesi

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HOLLANDA’DA TÜRKÇE MEDYA

Afbeelding met persoon, berg, natuur, buitenshuis Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Doç. Dr. Ersoy Soydan
Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi
Dekan Yardımcısı- Radyo Televizyon Sinema Bölüm Başkanı
ersoy.soydan@gmail.com

2024, Türkiye ile Hollanda arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 60.yılıydı. Türk işçilerin ilk yıllarında kalıcı olacakları düşünülmüyordu ve Hollandalılar tarafından misafir işçi anlamına gelen “Gastarbeider” olarak adlandırılıyordu (Bakırcı, 2005:75).

Günümüzde Türklerin büyük bölümü Hollanda vatandaşlığına geçmiş, misafir işçilerin çocukları artık işveren olmuş, hatta Türkler Hollandalılardan sonra ülkenin ikinci büyük etnik grubu durumuna gelmiştir.

Batı Avrupa’ya İkinci Dünya Savaşından sonra başlayan işgücü akını, etkisini 1960 başlarında Türkiye’de de göstermiştir. İlk olarak 31 Ekim 1961 tarihinde Federal Almanya ile işgücü anlaşmasıyla, Avrupa ülkelerine düzenli işçi gönderimi başlamıştır. Bu anlaşmayı Hollanda, Belçika, Avusturya, Fransa ve İsveç ile imzalanan işgücü anlaşmaları izlemiş, 1979 yılının sonuna gelindiğinde, yaklaşık bir milyon Türk işçisi Avrupa’daki yabancı işgücü pazarına eklenmiştir (Gitmez, 2019:11-15).

Türk işçilerinin Avrupa’ya gelişiyle birlikte ilk olarak Türkiye’den yapılan dış yayınlarla yurt dışında yaşayan Türklere ulaşılmaya çalışılmıştır. Türkiye’den Avrupa’daki Türk işçilerine yönelik ilk yayın, 1963 yılının Ocak ayında “Türkiye’nin Sesi Radyosu” aracılığıyla yapılmıştır. Bu dönemde Avrupa’da çalışan Türk işçilerin anavatanlarıyla tek iletişim aracı olan bu yayınların büyük ilgi gördüğü de bilinmektedir.

Hollanda, Avrupa’da Türk işçilere yönelik ilk radyo yayının yapıldığı ülke olmuştur. 1963 yılında Hollanda’da Hollanda Kamu Yayın Kurumu NOS bünyesindeki yayın kurumu VARA tarafından hazırlanan “Madrid, Kazablanka, Ankara Hattı” adında bir müzik programıyla başlamıştır (Cankaya v.d., 2008: 90).

Daha sonra Federal Almanya’nın WDR (Westdeutscher Rundfunk-Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu), 1 Kasım 1964 günü 45 dakikalık günlük Türkçe radyo yayınlarına başlamıştır. Merkezi Köln’de bulunan WDR’in Türkçe yayınları, “Köln Radyosu” olarak anılmaktadır (Köksal, 2016). Köln Radyosunu diğer ülkelerin kamu yayın kurumlarından yapılan Türkçe radyo yayınları izlemiştir.

Türkiye’den yapılan dış yayınlar, 1964 yılında TRT’nin kurulmasıyla birlikte daha da artmıştır. TRT, Kısa Dalga Ankara Radyosundan günlük 11,5 saate varan yayınlarıyla ve Köln Radyosunun Türkçe yayınlarına katkı vererek, yurt dışındaki Türk işçilerine ulaşmaya çalışmış ve anavatanla bağlarını sürdürmelerini sağlamıştır (Tuna v.d, 1966:55).

TRT, Hollanda’da NOS, Almanya’da WDR ve HR, Belçika’da BRT, İsviçre’de SSR ve Fransa’nın ORTF gibi, Avrupa’daki kamu yayın kurumlarının radyolarında yayınlanmak üzere müzik programları hazırlayıp göndermiştir (Akarcalı, 2003:113).

1965 yılında Almanya’da Türk işçilere yönelik ilk Türkçe televizyon yayını WDR tarafından gerçekleştirmiştir. Daha sonra başta Hollanda olmak üzere, diğer Avrupa ülkelerinin kamu yayın kurumlarında Türk işçilerine yönelik televizyon programları yapılmaya başlanmıştır (Soydan, 2019:12).

Türk ulusal gazetelerinin 1967 yılında Almanya’da basılmaya başlamasına değin yalnızca Türkçe radyo yayınlarıyla Hollanda’daki Türk işçilerine ulaşılmıştır. 1967’den sonra Hollanda’da yaşayan Türkler, Türk gazetelerine erişme olanağı bulmuştur. 1980’li yılların ortalarına kadar Hollandalılar Türklere misafir işçi gözüyle bakmış, Türkçe yayınlar, yabancıların bilgi alma hakkını karşılamak için Hollanda hükümetinin sağladığı mali olanaklarla yapılmıştır. Türklerin artık Hollanda’da kalıcı olduğu anlaşılınca Hollanda hükümeti Türkçe yayınlara mali desteğini çekmeye başlamıştır.

Hollanda’da yaşayan Türkler ilk olarak 1983 yılında haftalık Haber Gazetesi’yle ilk bağımsız yayınlarını gerçekleştirmiştir (Bakırcı, 2005:78-81).

Haber gazetesinin yönetimi, 1986 yılında İlhan Karaçay’a geçmişti.

1990’larda uydu ve kablo TV yayınları aracılığıyla Türk ulusal televizyonları seyredilmeye başlayınca Almanya’da basılan Türk gazetelerine ilgi azalmış, ancak bu durum Hollanda merkezli Türkçe basılı yayınların gelişmesini sağlamış ve çok sayıda Türkçe gazete ve dergi yayınlanmıştır.

Hollanda’da kamu yayın kurumu NOS ve belediyelerce Türkçe radyo ve televizyon yayınları da yapılmıştır. 1970’li yılların sonlarında başlayan korsan yayınlarla Avrupa’da radyo ve televizyon alanındaki devlet tekelleri yıkılmıştır. Hollanda, ilk korsan Türkçe radyo ve televizyon yayınlarının yapıldığı ve yine Dünyanın internet üzerinden yayın yapan Türkçe internet radyosu olan Radyo Deniz’in kurulduğu ülke olmuştur (Soydan, 2018a: 97-100).

Kültürün taşıyıcısı dildir. Dil, kültürün yaratılmasını, korunmasını, gelişmesini ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlar. Türk kültürünün anavatanın dışında varlığını sürdürebilmesi için Türkçe eğitim ve medya büyük önem taşımaktadır. Avrupa’ya 1960’larda başlayan işçi göçüyle birlikte Hollanda’da Türkçe yayın faaliyetleri de başlamıştır. Hollanda, Avrupa’da Türkçe radyo ve televizyon yayınlarında ilklerin yaşandığı bir ülke olmuştur. Türkçe yayın yapan medya kuruluşları Hollanda Türk toplumunun sesini duyurmasını, dayanışma içinde olmasını, anadillerinin yaşatılmasını ve Türk kültürlerini korunmasını sağlayan araçlar olmuştur. Hollanda’da Altmış yıl içinde, Türkçe medya açısından oldukça zengin deneyimler yaşanmıştır. Bu çalışmada Hollanda’da radyo, televizyon ve yazılı basındaki geçmişten günümüze Türkçe medya deneyimleri incelenmiştir.

HOLLANDA’DA TÜRKÇE RADYO YAYINLARI

Hollanda’da Türkçe medya deneyimlerinin ilki 1963 yılında gerçekleşen radyo yayını olmuştur. Bu aynı zamanda Avrupa merkezli, o dönem yeni gelen Türk işçilerine yönelik ilk programdır. 1963 yılında Hollanda Kamu Yayın Kurumu NOS bünyesindeki VARA tarafından radyoda “Madrid, Kazablanka, Ankara Hattı” adında bir müzik programıyla yapılmaya başlanmıştır (Cankaya v.d., 2008: 90).

Türkçe radyo yayınları, ilk gelen Türkler işçi oldukları için, bir vakıf bünyesinde yayın yapan ve işçi kesiminin sesi olarak nitelendirilen VARA tarafından başlatılmıştır (Cankaya v.d., 2006: 20). Hollanda kamu yayıncılığı sistemi, Yayın Kurumu hakkı elde etmiş VARA gibi organlara, üye sayıları oranında radyo ve televizyon yayınlarına katılım hakkı tanımıştır. Sistemde var olan tüm yayın kuruluşları NOS bünyesinde toplanmıştır (Cankaya v.d., 2008: 86-88).

1966 yılında yine VARA tarafından radyoda aylık yarım saatlik Türkçe müzik programı yapılmaya başlanmıştır. Bu süreçte Hollanda’da yaşayan Türklerin Türkiye’nin Sesi Radyosunu yaygın olarak dinledikleri bilinmektedir, zira anadillerinde tek haber kaynakları bu yayınlar olmuştur (Bakırcı, 2005:75-76).

                             Afbeelding met krant, tekst, kleding, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun 1960’lı yıllarda Avrupa ülkelerindeki Türk işçilerine yönelik yaptığı yayınlarına ilgiyi Hollanda’da yaşayan birinci kuşak Türk göçmenlerden biri şöyle anlatmaktadır: “Türkiye’nin Sesi Radyosu, gözümüz kulağımızdı. Net bir şekilde dinleyebilmek için ne zahmetler çekerdik. Hele bir de istekte bulunmuşsak ki, çok sık yapardık bunu, haftalarca radyonun başında beklerdik” (Nufel, 2005:302-311).

Türkçe radyo yayınları, önce Hollanda’nın NOS 1 ve NOS 2 tarafından, 1975 yılından sonra da ismi değişen NPS tarafından yürütülmüştür (Can Engin-Can, 2003:58).

Kamu yayın sisteminde yapılan Türkçe radyo yayınların içeriğinin 1970’li yıllarda ailelerin gelmesiyle birlikte zenginleştiği, program formatının müzikten haber programına doğru evrildiği anlaşılmaktadır (Güney-Köksalan, 2008: 487).

Türkçe radyo yayınları 1970 yılında haftalık yarım saat, 1983 yılında da günde 5 dakika olarak yapılmaya başlanmıştır. Türkçe hazırlanan haber ağırlıklı radyo yayınları kademeli olarak artarak 2000’li yılların başına kadar haftada beş gün üzerinden günlük 45 dakika olarak devam etmiştir. Bu döneme kadar haberlerin içeriği Hollandalı çalışanlarca hazırlanırken, bu süreçte kendi içinde tamamen bağımsız olmuş ve haberlerin içeriği Türk çalışanlarca belirlenmiştir. 2004 yılında Türkçe radyo yayınları Türklerin artık Hollandacayı öğrendikleri gerekçesiyle haftada bir güne ve 40 dakikaya düşürmüştür (Bakırcı, 2005:76-77).

2008 yılında da kamu yayın kurumundaki Türkçe yayınlar tamamen kaldırılmıştır (Bink & Sterk, 2009).

HOLLANDA, DÜNYADA TÜRKÇE İNTERNET RADYOLARININ İLK DOĞDUĞU VE GELİŞTİĞİ ÜLKE

1986 yılında Hollanda hükümeti tarafından Türk toplumuna İslam Radyo-TV Kurumu (İOS) adlı bir yayın kurumu kurma hakkı verilmiştir. Bu kurumun başkanlığına Türk İslam ve Kültür Dernekleri Federasyonu adına İbrahim Görmez, Radyo-Televizyon Daire Başkanlığı’na da gazeteci Şadi Tatlı getirilmiştir. Beş yıl boyunca haftada bir saat Türkçe radyo ve televizyon yayınları gerçekleştiren bu kurum daha sonra kapanmış ve yayın hakları ellerinden alınmıştır. (https://www.ilhankaracay.com/tvde-islam-yayin-hakki-konusundaki-beceriksizlikler/)

Afbeelding met tekst, buitenshuis, gebouw, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.İslam Yayın Kurumu’nun faaliyette olduğu yıllarda, İlhan Karaçay TRT için bir röportaj yapmıştı.

Hollanda’da Türkçe yayınlar gerçekleştiren bir başka yayın kurumu ise NMO (Hollanda Müslüman Yayın Kurumu) olmuştur. NMO, haftada birer saatlik Türkçe, Hollandaca ve Arapça radyo yayınları yapmıştır (Cankaya v.d., 2006: 25).

Faaliyetlerini günümüzde de sürdüren NMO bünyesindeki haftalık bir saatlik Türkçe yayınlar, 2004 yılında Hollandaca olarak yapılmaya başlanmıştır (Güney-Köksalan, 2008: 487)

Hollanda’da kamu yayın kurumlarındaki bu deneyimlerin yanı sıra, belediyelere ya da özel girişimlere ait yerel kablolu yayınlarda Türkçe radyo yayınları yapılmış, ancak bu yayınlar da uzun soluklu olmamış ve sona ermiştir (Cankaya v.d., 2006: 19).

Hollanda’da FM frekansından yapılan Türkçe radyo yayını deneyimleri ise sınırlı sayıda olmuştur. Radyo Vatan, Hollanda’nın Almanya sınırındaki Venlo kentinde FM 96.9 frekansı üzerinden haftada bir saat yayın yapmıştır. Radyo Vatan, Venlo belediyesine ait yerel radyoda gönüllü programcılarca yapılmıştır (Cankaya v.d., 2006: 26). Bu dönemde Radyo Vatan gibi birçok yerel radyoda haftada bir saatlik Türkçe programlar yapılmıştır. Bunlardan biri de Rotterdam Radyo Mozaik idi. Radio Urbania ve Radio Zafer Hollanda’daki diğer Türkçe radyo deneyimleri arasında yerini almıştır (Karaçay, 2012: 358).

1980’li yıllarda Hollanda’da korsan olarak Türkçe yayın yapan radyolar kurulmaya başlandı. Polis baskınlarına rağmen Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde müzik-yarışma ağırlıklı yayınlar gerçekleştirdiler (Bakırcı, 2005:79).

Amatör radyo vericileriyle yapılan korsan yayınlarını Rotterdam’da 1997 yılında Özcan Özbay tarafından kurulan Radyo Deniz izlemiştir. Radyo Deniz 1999 yılında internet üzerinden radyo yayınlarına başlayarak yalnızca Hollanda’nın değil Dünyanın ilk Türkçe yayın yapan internet radyosu olmuştur (Cankaya v.d., 2006: 28).

Radyo Deniz ve Deniz TV, DRT Media olarak faaliyetlerini 2025 yılında da sürdürmektedir. www.radyodeniz.com adresinden yayın yapan radyo, bazen televizyon yayınıyla ortak yayın yapmakta, bazen de radyo olarak yayınlarını sürdürmektedir. Çok sayıda sözlü programın da yer aldığı radyoda Arapça ve Hollandaca dillerinde yayınlar da yapılmaktadır. Bazı programlar TV için, bazıları ise radyo için hazırlanmaktadır (Soydan- 2018a: 101).

Hollanda, Dünyada Türkçe internet radyolarının ilk doğduğu ve geliştiği ülke olmuştur. Özcan Özbay, Radyo Deniz’in internet radyoları için bir okul olduğunu ve burada bir süre program yapan birçok kişinin daha sonra kendi radyosunu kurduğunu belirtmektedir (Soydan, 2018b: 195).

Hollanda’da Radyo Deniz dışında günümüzde yayınlarına son vermiş başka internet radyoları da vardı. Bunlardan ilki Son FM olarak kurulan ve daha sonra beş radyoyu bünyesinde barındıran bir portal olan http://www.dijirad.com idi. Bu adresten müzik yayını yapan Son FM, İntizar, Hit Radio, Radio İstanblue ve Radio BLK adlarında beş internet radyosu dinlenilmekteydi. Kapanan bir başka internet radyosu ise Taksim FM idi. Taksim FM 2012 yılında Eindhoven’de kurulmuştu ve http://www.taksim.fm adresinden yayın yapmaktaydı (Soydan- 2018a: 100-101).

Ozcan Ozbay - Hollanda Haberleri

Amatör radyo vericileriyle yapılan korsan yayınlarını, 1997 yılında Özcan Özbay tarafından Rotterdam’da kurulan Radyo Deniz izlemiştir. Radyo Deniz 1999 yılında internet üzerinden radyo yayınlarına başlayarak yalnızca Hollanda’nın değil, dünyanın ilk Türkçe yayın yapan internet radyosu olmuştur (Cankaya vd., 2006: 28).

Radyo Deniz ve Deniz TV faaliyetlerini 2025 yılında da sürdürmektedir. Bazı programlar TV için, bazıları ise radyo için hazırlanmakta, Arapça ve Hollandaca yayınlar da yapılmaktadır (Soydan, 2018a: 101).

HOLLANDA’DA TÜRKÇE TELEVİZYON YAYINLARI

Avrupa’da Türkçe televizyon yayınlarının başladığı ilk ülke Almanya olmuştur. Almanya’da WDR’ın 1965 yılında yabancı işçilere yönelik Ihre Heimat Unsere Heimat (Sizin Vatanınız Bizim Vatanımız) adlı aralarında Türkçe’nin de bulunduğu dillerde programla başlattığı Türkçe televizyon yayınlarını, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin kamu yayın kurumlarında başlayan Türkçe programlar izlemiştir (Soydan, 2019:8-12).

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, glimlach Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.İlhan Karaçay kaptanlığındaki Paspoort programı ekibi

Avrupa’da Türkçe televizyon yayınlarının başladığı ikinci ülke ise Hollanda olmuştur. Hollanda’da Türkçe televizyon yayınları 1975 yılında İlhan Karaçay’ın kamu yayın kurumu NOS’ta yaptığı Paspoort adlı programla başlamıştır. Paspoort programı 1975 yılında 5 dakika olarak başlamış, daha sonra 10 ve son olarak 30 dakikaya çıkarılmış ve 1980’li yılların ikinci yarısında da kaldırılmıştır. 1990’lı yıllara gelindiğinde yalnızca Hollanda’da değil diğer Avrupa ülkelerinin kamu yayın kurumlarındaki Türkçe televizyon programları kaldırılmıştır. Kaldırılma nedeni olarak ekonomik gerekçeler öne sürülse de gerçek nedenin göçmenlerin anadillerinde yapılan yayınların entegrasyonu geciktirdiği varsayımıdır (Soydan, 2019:15-21).

“Ana vatan özlemi çeken Avrupa’daki Türkler için Türkçe televizyon yayınları son derece önem taşımaktaydı.”

Avrupa’da yaşayan Türklerin uydu yayınları başlayıncaya kadar haber kaynakları Almanya’da basılan Türkçe gazeteler ve yaşadıkları ülkelerin kamu radyo ve televizyonlarıyla, topluluk radyolarında kendilerine ayrılan pay oranında yapılan Türkçe yayınlardı. Anavatan özlemi çeken Avrupa’daki Türk işçiler için, Türkçe televizyon yayınları son derece önem taşımaktaydı. 1990 yılından Eutelsat uydusundan başlatılan TRT-INT (TRT International) yayınlarıyla bu özlem sona erdirildi (Soydan, 2019:11-19). Almanya, Hollanda ve Belçika’dan çanak antenler aracılığıyla, daha sonra aralarında Hollanda’nın da bulunduğu Avrupa ülkelerinin çoğunda kablo TV yayın şebekelerinden TRT-INT yayınları izlenmeye başladı (Akarcalı, 2003: 202-205).

Hollanda’nın ilk özel Türk televizyonu olan Amsterdam Türk Televizyonu (MTNL) 1992 yılında yayına başlamıştır ve 2008 yılında da ekonomik nedenlerle kapanmıştır (Soydan, 2019:15).

Aynı dönemde Rotterdam’da X TV adlı korsan Türkçe yayınlar yapan bir televizyon kanalı da kurulmuştu. Amsterdam’da Mehmet Akif Çelik tarafından kurulan TTA adlı kanalda da Türkçe televizyon yayınları yapılmıştır. 2001 yılında Lahey’de Ali Rıza Başaran tarafından kurulan Demet TV de, Türkçe ve Hollandaca dillerinde kablolu yayın sisteminden yayın yapmaktaydı (Soydan, 2019:15). Demet TV’nin haftalık bir saatlik Türkçe yayınları yakın zamanda sona ermiştir. Türkçe televizyon yayınlarının büyük bölümü devlet tarafından desteklenen ve kiralanan frekanslar üzerinden yapılan bir saatlik yayınlardı (Bakırcı, 2005: 88).

Amsterdam, Rotterdam, Lahey ve Utrecht kentlerinde hükümetin desteğiyle haftalık yarım saatlik Türkçe televizyon programları yapılmıştır. Bu yayınlar önce Göçmenler Televizyonu adı altında yapılmış, sonra da adı MTNL olarak değiştirilmiştir. 2005 yılında hükümetin izlediği politika doğrultusunda tüm yayınlar Hollandaca yapılmaya başlanmıştır. (Bakırcı, 2005: 88).

Yayınların Türkçe altyazılı olarak bir süre daha sürdüğü ve daha sonra durdurulduğu da bilinmektedir.

1999 yılında Rotterdam’da Özcan Özbay tarafından kurulan Radyo Deniz ise dünyanın ilk Türkçe internet radyosu olduğu gibi, aynı zamanda ilk Türkçe internet televizyonudur ve Deniz TV olarak yayınlarını yirmi altı yıldır sürdürmektedir (Nufel, 2005: 307). Deniz TV’de günde en azından bir canlı program yayını gerçekleşmektedir, diğer saatlerde müzik ya da film yayını yapılmaktadır (Soydan, 2019:15).

HOLLANDA’DA TÜRKÇE YAZILI BASIN

İşgücü anlaşmasının yapıldığı ilk yıllarda Hollanda’da Türkçe yazılı basın yoktu. 1967 yılında Türk ulusal gazetelerinden Tercüman Gazetesi Almanya’da basılmaya başlayınca Hollanda’da yaşayan Türklerden İlhan Karaçay ve Şadi Tatlı bu gazetenin muhabirliğini yapmaya başlamıştır.

Afbeelding met persoon, kleding, tekst, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.İlhan Karaçay  ve Şadi Tatlı, Hollanda’daki Türk muhabirlerin öncüleriydiler…

1969 yılında da Hürriyet Gazetesi Almanya’da basılmaya başlamış, İlhan Karaçay Hürriyet’in Benelüks temsilcisi olmuştur. Tercüman, Hürriyet ve ardından Milliyet, Günaydın, Sabah, Tan, Star ve Fanatik Gazeteleri Almanya’da basılıp, tüm Avrupa’ya dağıtılmaya başlayınca Hollanda’da yaşayan Türkler ulusal gazetelere ulaşmaya başlamıştır. 1980’li yıllara kadar Tercüman ve Hürriyet Gazeteleri bölgesel haberlerin yer aldığı Benelüks ekleriyle tirajlarını arttırmıştır. 1990’lı yıllarda uydu ve kablo TV yayınları sayesinde ilk olarak TRT-INT ve daha sonra özel Türk kanalları Avrupa’daki Türklerce seyredilmeye başlayınca gazetelerin tirajları düşmeye başlamış ve Türk gazetelerin büyük bölümü Avrupa baskılarını durdurmuştur (Karaçay, 2012: 358-359).

1970’li yıllarda Hollanda’daki yabancılar hizmet merkezleri bünyelerinde aylık dergiler çıkarmaya başladılar. 1973 yılında Utrecht kentindeki Hollanda Yabancılar Merkezi (NCB) bünyesinde “Boğaziçi Gazetesi” adlı aylık bir dergi yayınlanmaya başladı. İki yıl sonra “İlke” adını alan dergi 1986 yılına kadar yayınlanmayı sürdürdü. Bu dergi kurumlar yoluyla ve abonelik sistemiyle dağıtılıyordu. Bu süreçte Hollanda Yabancılar Merkezi bünyesinde “Çocuk” adlı ülke çapında dağıtılan ve hedef kitlesi aile birleşimiyle gelen Türk çocukları olan aylık bir dergi de yayınlandı. Çocuk dergisinin yayını 1986 yılında İlke gibi durduruldu. Aynı dönemde Amsterdam, Rotterdam, Eindhoven ve Arnhem gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde bölgesel yabancılar merkezleri tarafından dergi boyutunda Türkçe yayınlar da hazırlanmıştır. Türkçe yayınlar 1980’li yılların ortalarına Hollanda hükümetinin mali desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Türklerin kalıcı olduğunun anlaşılması üzere hükümetin Türkçe yayınlara verdiği destek kesilmeye başlandı. Bunun üzerine Amsterdam, Utrecht, Lahey ve Rotterdam gibi büyük belediyeler birinci kuşak Türk göçmenlere ulaşmak amacıyla Türkçe dergiler çıkarmayı sürdürdüler. Türk toplumunu bilgilendirmeyi amaçlayan bu dergilerde yerel seçimlerde nasıl oy kullanılacağından, ev çöplerinin nasıl toplanılacağına kadar farklı konular işleniyordu. 1983 yılında yayınlanmaya başlayan ve gazetecilik geçmişi olan bir ekip tarafından hazırlanan haftalık “Haber Gazetesi” ilk bağımsız deneyim olmuş, iki yıl sonra da kapanmıştır (Bakırcı, 2005:77-81).

1990’lı yıllarda Türk televizyonlarının Avrupa’da çanak ve kablo yoluyla izlenebilmesinden sonra Türkiye merkezli ulusal gazeteler işlevini yitirirken, yerlerini Hollanda merkezli gazete ve dergiler almıştır. Hollanda merkezli basılı yayın kuruluşlarda ulusal gazete ve televizyonlarda yer almayan Hollanda merkezleri haberler yaparak, okur sayılarını arttırdılar. Bu süreçte Türkiye’de günlük olarak yayınlanan Dünya Gazetesi de Hollanda’dan sosyal ve kültürel haberlere de yer verdiği sayfalarıyla Benelüks’te haftalık olarak yayınlanmış ve Karaçay’a göre büyük ilgi görmüştür (Karaçay, 2012: 358).

Hollanda Türk toplumunun haber alma ihtiyacını karşılamak için yayın hayatına başlayan Türk işyerlerinden reklam alarak ve abonelik sistemiyle finanse edilen dergi ve gazetelerin büyük bölümü bir süre sonra ekonomik nedenlerle kapanmıştır. Bu süreçte çıkan dergi ve gazeteler arasında aylık olarak yayınlanan Platform Dergisi, Kadın Dergisi, Manşet Gazetesi ve Doğuş Gazetesi yayınlarını 2025 yılında da sürdürmektedir. Bu yayın organları başta Türk konsoloslukları olmak üzere, Türk derneklerine, spor kulüplerine, işyerlerine ve camilere ücretsiz olarak dağıtılmaktadır.

Ekin Dergisi ve Haber Gazetesi uzun yıllar boyunca yayınlarını aylık olarak sürdürdükten sonra kapanmıştır. 2000 yılında kurulan Ufuk Gazetesi de uzun yıllar boyunca basılı olarak yayınlarını sürdürdükten sonra geçtiğimiz yıllarda kapanmıştır. Bu gazete günümüzde yayınlarına 2005 yılında başladığı dijital mecrada www.ufuk.nl adresinden devam etmektedir (Yücel, 2015:261).

Yayınlarını aylık olarak bir süre sürdürdükten sonra kapanan yayın kuruluşları arasında Merhaba Dergisi, Magazin Dergisi, Kuzey Yıldızı Dergisi, Değirmen Dergisi, Damla Gazetesi, iki dilli Genç Trend Dergisi, Piyasa Dergisi, İzin Rehberi Dergisi, Kral, Euro Huzur ve üç aylık Sözhakkı Dergisi de yer almaktadır (Karaçay, 2012: 358).

GÜNÜMÜZDE HOLLANDA’DA TÜRKÇE MEDYA

Türk işçilerin göç etmeye başladığı 1960’lardan 1980’li yılların ortalarına kadar Hollanda’daki Türkçe medya deneyimleri Hollanda hükümetinin ya da yerel yönetimlerin sağladığı mali olanaklarla gerçekleştirilmiştir (Bakırcı, 2005:80).

1960’ların sonralarında Almanya’da Türk ulusal gazetelerinin basılmaya başlamasından sonra Hollanda’da yaşayan Türkler de yazılı basına ulaşmaya başlamıştır. Türk gazeteleri Hollanda’ya özgü ek ve sayfalarla okuyucu sayısını arttırmayı başarmıştır. Ancak 1990’lı yılllarda uydu yayıncılığının gelişmesiyle birlikte Türk televizyonları Hollanda’da izlenmeye başlamış ve ulusal gazetelerin tirajları düşmeye başlamıştır. Bu yeni durum Hollanda’da yerel Türk medyasının güçlenmesini de sağlamış ve çok sayıda Türkçe gazete ve dergi yayınlanmıştır (Karaçay, 2012: 358).

Ancak bu deneyimler uzun soluklu olmamış, Hollanda’da yayın hayatına başlayan Türkçe gazete ve dergilerin büyük bölümü ya kapanmış ya da dijital mecrada yayın hayatına devam etmiştir. Temel-Önürmen’in yaptığı bir araştırmada da Avrupa’daki Türk basılı medyanın çok azaldığı, büyük bölümünün kapandığı ve sınırlı sayıda gazetenin de dijital alana taşındığı kaydedilmiştir. Yayın kuruluşlarının abonelik ve reklam geliriyle ayakta kaldıkları anlaşılmaktadır (Temel-Önürmen, 2021: 322-323).

Bu durum günümüzde de sürmektedir. Basılı yayınlarına devam eden kuruluşlardan Platform ve Kadın dergisi genel yayın yönetmeni Ebubekir Turgut’da bu mesleği kar amacı gütmeden ve para kazanmadan gönüllü ekiplerle sürdürdüklerini belirtmektedir (https://www.kadindergisi.nl).

Hollanda’da mesleğe devam eden Türk gazeteciler için koşulların oldukça ağır olduğu anlaşılmaktadır. Karaçay’a göre Türkiye’deki ulusal yayın organlarının Hollanda temsilciliğini yapan gazeteciler ya az bir ücretle ya da hiç ücret almadan çalışmış; Hollanda merkezli Türkçe yayıncılık yapmaya çalışan gazeteciler reklam ve sponsor sıkıntısı nedeniyle zorlanmış ve Türkçe yayın yapan kuruluşlarının çoğu ekonomik güçlükler nedeniyle kapanmıştır (https://www.turkinfo.nl/hollandada-turk-gazeteciler/14466).

2025 yılı başında Hollanda’da Türkçe radyo ve televizyon olarak yalnızca 1999 yılından bu yana internet üzerinden yayınlarını sürdüren Radyo Deniz- Deniz TV kalmış, başta kamu yayın kurumları olmak üzere Hollanda’da yapılan Türkçe radyo ve televizyon yayınları yıllar önce sona ermiştir. Radyo Deniz aynı zamanda haber sitesi olarak da faaliyet yürütmektedir.

Yazılı basında ise Doğuş Gazetesi, Platform Dergisi, Kadın Dergisi ve Manşet Gazetesi 2025 yılı başında da aylık basılı olarak yayınlarını sürdürmektedir. Bu yayın organları dijital ortamda da habercilik yapmaya devam etmektedir.

Geçmişte yazılı olarak yayın yapan Güncel Haber https://guncelhaber.nl/ adresinden ve Ufuk Gazetesi de https://ufuk.nl adresinden dijital olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. 1996 yılında kurulan ve Hollanda’nın ilk Türkçe internet haber sitesi olan Türkinfo’da https://www.turkinfo.nl adresinden yayınlarını sürdürmektedir. Ayrıca Sonhaber haber sitesi https://www.sonhaber.eu adresinden, N’Haber haber sitesi https://nhaber.nl adresinden, Hollanda Postası haber sitesi https://www.hollandapostasi.com adresinden, Haber Gazetesi sitesi https://www.haber.nl adresinden ve Gazeteci haber sitesi de https://gazeteci.nl adresinden yayınlarını sürdürmektedir. Youtube üzerinden Hollanda merkezli yayın yapan Life24 TV adlı bir kanalda bulunmaktadır.

Sonuç: Hollanda’da, zengin Türkçe medya deneyimleri yaşanmıştır. Avrupa’da Türk işçilerine yönelik ilk radyo programı 1963 yılında Hollanda’da yapılmış, kamu yayın sistemlerinde uzun yıllar boyunca Türkçe radyo ve televizyon yayınları gerçekleştirilmiştir. Hollanda, ilk korsan Türkçe radyo ve televizyon yayınlarının yapıldığı ve yine Dünyanın internet üzerinden yayın yapan Türkçe internet radyosu olan Radyo Deniz’in kurulduğu ülke olmuştur. Bu çalışmada Hollanda’daki Türkçe medya faaliyetleri başlangıcından itibaren aktarılmaya çalışılmıştır.

Hollanda’da Türkçe radyo ve televizyon yayınları göçün ilk yıllarında çok kültürlü bir anlayışla, kamu hizmeti yayıncılığı çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Hollanda’da kamu yayın kurumu NOS ve belediyelerce Türkçe radyo ve televizyon yayınları da yapılmıştır. 1980’li yıllarda aile birleşimleri sonrasında Türklerin kalıcı olduğu anlaşılmaya başlayınca Hollanda hükümetinin Türkçe yayınlara desteği kesilmeye başlamış ve bir süre sonra da kamu yayın kurumlarındaki Türkçe yayınlar sona erdirilmiştir.

1990’larda Hollanda merkezli Türkçe basılı yayınların sayısı artmış ve çok sayıda Türkçe gazete ve dergi yayınlanmıştır. İnternetin yaygınlaşmasından sonra Hollanda’daki Türkçe gazete ve dergilerin büyük bölümü kapanmış, Türkçe medya faaliyetleri daha çok internet mecrasına kaymıştır. Hollanda’daki Türkçe medya dijitalleşme sayesinde yerel anlamda Türk kültürünün korunmasına katkıda bulunduğu gibi gerek anavatan gerekse de diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin birbirleriyle ve anavatanla iletişiminin artmasını da sağlamıştır.

Günümüzde Hollanda’da yayın hayatını basılı olarak sürdüren Türklere ait dört yayın kuruluşu ve bir internet radyo-televizyonu bulunmaktadır. Ayrıca internet üzerinde faaliyet gösteren haber siteleri de bulunmaktadır. Ancak Hollandalılardan sonra ülkedeki ikinci büyük etnik grubunu oluşturan ve misafir işçilikten vatandaşlığa geçen Türklerin daha güçlü medyaya sahip olmaları gerekmektedir. Hollanda Türklerinin karasal yayın yapan radyo ve televizyonlarının bulunmayışı büyük bir eksikliktir. Yaşamın her alanında varlık gösteren, yaşadıkları ülkenin ayrılmaz bir parçası olan, çoğu Hollanda’da doğup, büyüyen üçüncü kuşak Türklerin, Avrupa’nın her ülkesinde olduğu gibi Hollanda’da Türkçeyi ve Türk kültürünü yaşatabilmeleri için Türkçe medyanın varlığı büyük önem taşımaktadır.

HOLLANDA’YA GELMİŞ GEÇMİŞ TÜRK GAZETECİLER…

Afbeelding met collage, tekst, Menselijk gezicht, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Üstteki fotoğraf kitapta yer almamıştır. Bu, tamamen benim bir çalışmamdır.

            … VE KİTAPTAN SAYFALAR

                                                                                                                                                           TAKDİM

Başkan
Abdulhadi TURUS ( YTB Başkanı

20. yüzyılın ikinci yarısı, Avrupa’da hızlı bir sanayileşme ve ekonomik büyüme dönemine sahne oldu. Fabrikaların artması, şehirlerin genişlemesi ve üretim kapasitesinin hızla yükselmesi, beraberinde büyük bir iş gücü ihtiyacını doğurdu. Bu ihtiyacı karşılamak üzere yapılan uluslararası iş gücü anlaşmaları, kıtanın ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını yeniden şekillendirerek yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Avrupa’nın kalkınma yolculuğuna en güçlü katkılardan biri de Türkiye’den gerçekleşen işçi göçleri oldu. Türkiye, 1960’lı yıllardan itibaren başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesiyle iş gücü anlaşmaları imzaladı. 1961’de Federal Almanya ile başlayan süreç, 1964’te Avusturya, Hollanda ve Belçika; 1965’te Fransa ve 1968’de Avustralya ile devam etti.

Anlaşmalar sonrasında yanlarına hasretin en büyüğünü ve azmin en güçlüsünü alarak yola çıkan vatandaşlarımız, emekleriyle yalnızca Avrupa’nın kalkınma serüvenine gerekli iş gücünü sağlamakla kalmadı; yeni yurtlarında kurdukları yuvalarla, bugün 7 milyonu aşan ve Avrupa’nın sosyal ve kültürel dokusuna kalıcı izler bırakan Türk toplumunun da temelini attılar. Günümüzde Avrupa’daki Türk diasporası, yarım asrı aşkın bir deneyimi geride bırakarak; çalışkanlık, dayanışma ve toplumsal uyumla örülmüş bir birikim meydana getirmiştir.

Bu göç, yalnızca ekonomik bir hareketlilikten öte; azim ve fedakârlığın ön planda olduğu bir başarı hikâyesidir. Hollanda’ya giden ilk nesil, alın teriyle fabrikaları, yolları ve şehirleri inşa ederken kimliklerini koruyarak gelecek nesillere güçlü bir miras bıraktı. Bugün Hollanda Türk toplumu, eğitimden siyasete, ekonomiden kültüre kadar birçok alanda elde ettiği başarılarla hem Türkiye için bir gurur vesilesi hem de Hollanda için vazgeçilmez bir değer hâline gelmiştir. Hollanda’daki Türk toplumu, 60 yılı aşkın süredir devam eden bu köklü serüvenin gururunu yaşıyor. Elinizdeki eser, Hollanda’daki Türk diasporasının hikâyesine, varlık ve kimlik mücadelesine bir saygı ifadesi olarak hazırlandı.

Misafir işçilikten diasporaya uzanan yolculuğun ele alındığı Hollanda Türk Diasporası Atlası, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda yaşanan gelişmeleri ele almakta; Hollanda Türk toplumunun geleceğe yönelik adımlarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Alanında uzman isimler tarafından kaleme alınan makale ve söyleşiler, ilk nesilden bugüne değişen şartları tüm yönleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu değerli eserin hazırlanmasında emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyor; okuyucular için faydalı ve ilham verici olmasını diliyorum.

                       ÖN SÖZ
Bahar CEBE & Meryem ÖZDEMİR

İkinci Dünya Savaşı akabinde Batı Avrupa ülkelerinde iktisadi bir kalkınma yaşanmış ve bu kalkınma, savaş sonrası hâlihazırda azalmış olan nüfuslarının iş gücü açığına sebep olmuştur. Bu açığı karşılamak maksadıyla Avrupa’ya, başta Türkiye olmak üzere, birçok ülkeden işçi kabul edilmiştir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti ile Hollanda Krallığı arasında 1964 senesinde akdedilen iş gücü anlaşması neticesinde, Anadolu’nun dört bir yanından vatandaşlarımız, Hollanda topraklarına doğru başlattıkları yolculuklarıyla Hollanda Türk diasporasının hikayesini şekillendirmiştir. Bugün Hollanda’da mukim Türklerin sayısı neredeyse yarım milyonu bulmuş olup Hollanda, Almanya ve Fransa’dan sonra en çok Türk vatandaşının yaşadığı üçüncü ülke konumundadır. Vaktiyle misafir işçi olarak gelen ilk nesilden bugüne kadar devam eden altmış yıllık bu göç süreci, artık Hollanda Türk toplumunu bir diasporaya dönüştürmüştür. Böylelikle bu dönüşüm hem bilimsel hem de sosyal incelemeler açısından önemli ve zengin bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkmış çalışmalardan biri olarak “Hollanda Türk Diasporası Atlası”, altmış senelik bu göç hikâyesinde, misafir işçilikten diasporaya evrilme sürecinde Türk toplumunun sosyal, iktisadi, kültürel ve siyasi cihetlerden ne gibi aşamalar kaydettiğini ayrıntılı bir biçimde ele alma gayesini gütmektedir. Atlas’ın muhteviyatında, Hollanda’daki Türk diasporasının farklı özelliklerini aksettiren 14 ana başlık belirlenmiş olup, bu başlıklar alt başlıklara ayrılarak her biri üzerine makaleler yazılmış ve söyleşiler tertip edilmiştir. Bu alt başlıklar, kalem erbaplarının ihtisas sahalarına uygun bir şekilde seçilmiş; söyleşi yapılan katılımcılar ise Hollanda Türk toplumunda kanaat önderi olarak görülen veya başarılarıyla temayüz etmiş şahsiyetlerden titizlikle seçilmiştir. Bu sayede, Hollanda Türk diasporasının tarih içindeki aşamaları ve katettiği yol hakkında bir resim çizilmesi arzu edilmiştir.

Bu bağlamda, Hollanda Türk Diasporası Atlası içinde yer alan makalelerdeki fikirler yazara aittir ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın ve editörlerin görüşlerini yansıtmayabilir. Çalışmada ele alınan konular, ilk nesil göçmenler dâhil olmak üzere yeni nesil Hollanda doğumlu Türkleri de kapsamaktadır. Her ne kadar ana başlıklar geniş bir perspektife sahip ise de alt başlıkların sınırlılığı ve Hollanda Türk diasporasının çeşitliliği sebebiyle Türk diasporasının görünür olduğu her alana değinmek mümkün olmamıştır. Bu bakımdan çalışmanın bir kısım sınırlılıkları bulunsa da müteakip atlaslarda bu eksiklerin telafisi mümkün görülmektedir.

Bu kıymetli eserin ortaya çıkmasına katkı sağlayan bölüm yazarlarına, söyleşilere iştirak eden katılımcılara ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’na teşekkürü bir borç biliriz.
Bu çalışmanın, bilhassa Hollanda Türk toplumuna ve bu mevzuya alaka gösterenlere faydalı olmasını temenni eder, eserin kıymetli okuyucularla buluşmasını canıgönülden dileriz.

HOLLANDA’NIN İLK TÜRK BELEDİYE BAŞKANI: HURİ ŞAHİN

                                        Afbeelding met tekst, krant, Nieuws, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Aileniz, Türkiye’nin neresinden geliyor ve ne zaman Hollanda’ya göç etmeye karar vermiş?

Annem ve babam Adanalı. Babam 1965 yılında bekâr bir genç adam ve misafir işçi olarak Hollanda’da çalışmaya karar vermiş. O zamanlar babası itiraz etmiş, Hollanda’ya gitmesini istememiş, kalıp Türkiye’de çalışmasını istemiş ama o dinlememiş. Bir yıl sonra annemle evlenmiş. Annem onu beş yıl Adana’da beklemiş, çünkü o zaman da şimdi olduğu gibi Hollanda’da ciddi bir konut sorunu varmış. Ayrıca o zamanki işçiler yeterince kazanmadıklarından dolayı kendilerine ait bir ev kiralayamıyorlarmış. Misafir işçiler genelde pansiyonlarda kalıyorlarmış. Erkek işçiler, daha sonra misafir işçiliğin uzun süreceğini anlayınca ailelerini getirmeye karar vermişler. Annem de o şekilde gelmiş. Sevgi dolu bir ailede yetiştim. Okumayı teşvik eden bir ailede büyüdüm. Çocukluğum Deventer şehrinde geçti. Bu şehir işçi şehri olarak bilinir ve tarihi anlamda da önemli bir şehir. Daha sonra Hollanda’nın kuzeyindeki Leeuwarden kentinde yaşadım. Daha sonra iş ve eğitim açısından daha iyi olduğunu düşündüğüm için Lahey’e taşındım.

Evliyim. Eşim Murat, Giresunlu. İki oğlumuz var. Küçük oğlum Kaya 16 yaşında, büyük oğlum Arman 26 yaşında. Çok iyi hatırlıyorum, çocukken kütüphaneyi çok severdim. Hafta sonları zamanımın çoğu kütüphanelerde geçerdi. Arta kalan vakitlerde arkadaşlarımla vakit geçirirdim. Kütüphanede Türk kitapları bölümü vardı. O yıllarda Kadınca diye bir dergi vardı, Duygu Asena’nın editörlüğünü yaptığı bir dergiydi. Kadınca dergisini çok severek okurdum. Feminizm ve kadın hakları benim çok ilgimi çekerdi, çünkü cinsiyet eşitsizliğini görürdüm. Bunu evde de görürdüm. Hep tüm kadınların daha iyi yerlere gelmesi gerektiğini düşünürdüm.

Hangi okullarda okudunuz?

Lisede VWO derecesinden (Voorbereidend Wetenschappelijk Onderwijs) sonra Groningen Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde eğitimime başladım ve orada bir yıl okudum. Ama ben çalışmayı çok istediğim için, kurumlarda özel sekreterlik yapmak amacıyla verilen bir senelik bir eğitim programına katıldım. Amacım, hem çalışıp hem okumaktı. Hem kaderim hem de bu seçimim beni çok iyi bir yere getirdi. Hollanda’da Danıştay Başkanı, Kral ya da Kraliçe’dir. Danıştay Başkanlığı’nda özel sekreter olarak çalıştım. Kamu yönetimi ve siyasete ilgim, orada başladı. Hukuk okuyup bir kişiyi savunmak yerine, siyaset içerisinde yer alıp çok daha önemli kararlar alınabileceğini gördüm. Böylelikle aynı zamanda yerel siyasette aktif olmaya karar verdim. O zaman ikamet ettiğim belediye Zoetermeer’di. Bu belediyede 10 yıl boyunca meclis üyeliği yaptım. Sonra Güney Hollanda Eyalet Meclisi’nde vekil olarak yer aldım ve üye olduğum Yeşil Sol Partisi’nde (GroenLinks) grup başkanlığı yaptım. Daha sonra başka bir belediyede belediye encümenliği yaptım ve siyasette devamlı çalışarak, kendimi geliştirerek acaba daha nasıl iyi olabilirim, bir sonraki dönemde başka ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Hiç boş durmadım, yani siyasetin yanı sıra iş kariyerim de her zaman devam etti. O da kamu yönetimi içerisindeydi, çünkü Danıştay’dan sonra bir belediyede çalıştım. Daha sonra, yerel siyaset ve yerel yönetimler nasıl daha iyi kalkındırılır diye Hollanda Belediyeler Birliği’nde çalıştım. Hatta Ankara’da, bir yıllık “Yerel Yönetim Reformu” (Local Administration Reform) başlıklı bir projede uzman olarak görev aldım. Proje kapsamında Türkiye’deki kadın meclis üyelerine, Kent Konseyi üyelerine ve muhtarlara eğitimler verdik. O zaman, Hollanda Belediyeler Birliği’nden uzman olarak Türkiye’ye gidip geliyordum. Aslında anlatmak istediğim, normal siyaset içerisinde aktifim ama aynı zamanda profesyonel hayatımda da kamu yönetimi ve siyasetle iç içeydim.

Hollanda’da çok sevilen ve sayılan bir kurum var: ProDemos. Demokrasi ve Hukuk Devleti Evi olarak biliniyor. Orada da Türkiye’den gelen birçok heyeti ağırladım. ProDemos, vatandaşlara ve özellikle gençlere, demokrasi nasıl işler ve hukuk devleti nedir gibi konularda bilgi verir ve siyaset hakkında kurslar düzenler. Bu kurslardan birini, arkadaşlarımla beraber güncelledim. Şu anda bu kurs, Hollanda’nın 200’ü aşkın belediyesinde verilmektedir. Bu kursa katılan insanlarda siyasette aktif olma isteğini her zaman gözlemlemişimdir. Şu an Belediye Başkanı olduğum belediyeyi de bu kurs aracılığıyla tanıdım. Ben de burada vatandaşlara bu kursu verdim. Belediye Başkanı olmadan önce, Rotterdam’da demokrasi üzerine çalışan bir kurumda müdürlük yaptım. Toplumsal meseleler ile ilgili çalışmalar yürüten çeşitli kurum ve kuruluşlarda da görev aldım. Hollanda’da çocuk haklarını teşvik eden ve denetleyen bir kurumda başkanlık yaptım. Her zaman topluma dokunmaya çalıştım. Halen Hollanda Kamu Yönetimi Konseyi’nin (Raad voor Openbaar Bestuur) üyelerinden biriyim. Bu kurum, devleti ve parlamentoyu kamu yönetimi hakkında bilgilendirmekte ve bakanlıklara danışmanlık yapmaktadır. Bu çalışmaları şu anda belediye başkanlığımın yanında yürütüyorum. Siyaset, profesyonel hayatımda her zaman ilgilendiğim ve çalıştığım bir alan oldu.

Belediye Başkanı olarak atanma sürecinizi anlatır mısınız? Atanmanız nasıl oldu ve öğrendiğinizde neler hissettiniz?

Yeni belediye meclis üyelerini yeni döneme hazırlamak için eğitimler verilir. Rijswijk Belediyesi, benden yeni belediye meclis üyelerine bir eğitim vermemi istedi. Ben de kabul ettim. Eğitim için geldiğimde Rijswijk Belediyesi ilgimi çekti. O zaman yeni bir belediye başkanı aradıklarını fark ettim. Hollanda’da belediye başkanları, Türkiye’den farklı olarak halk tarafından seçilmez; kral tarafından atanır. Meclis, hangi özelliklere sahip bir belediye başkanı aradıklarını belirtir. O dönemde Rijswijk Belediyesi için aranan profile uygun olduğumu düşündüğüm için başvurdum. Başvuru için krala hitaben bir niyet mektubu yazılır ve bu mektup kralın eyaletteki temsilcisi olan valiye (commissaris van de koning) gönderilir. Başvuruların değerlendirilmesi için belediye meclisinde bir komisyon kurulur. Komisyonda, komisyon başkanı ve her partinin birer temsilcisi yer alır. Başvurduğumda komisyon, başvurum hakkında konuşmak için beni görüşmeye çağırdı. Bu görüşmeler çok gizli olur; kimlerin başvurduğunun bilinmesi yasal olarak kesinlikle yasaktır. Görüşmeden sonra komisyon, sizi telefonla bilgilendirir. Benimle yapılan görüşmelerin ardından komisyon başkanı benimle irtibata geçti ve beni listede birinci sıraya koyduklarını belirtti. Tabii bunu duyunca çok sevindim. Altı ila yedi ay süren bir sürecin sonunda “Rijswijk Belediye Meclisi, Huri Şahin’i Belediye Başkanı olarak İçişleri Bakanlığı’na sunuyor” şeklinde haber verdiler. İçişleri Bakanlığı’na sunulduktan sonra güvenlik soruşturması yapılır. Bu tamamlandıktan sonra İçişleri Bakanlığı, başvuruyu Bakanlar Kurulu’na sunar. Bakanlar Kurulu kabul edince kral belgeyi imzalar. Belediye Meclisi’nin organize ettiği yemin töreninin ardından belediye başkanının görevi resmî olarak başlar. Tören 12 Aralık 2022’deydi ve ben de 13 Aralık’ta belediye başkanı olarak göreve başladım. Aslında Yeşil Sol Parti’ye (GroenLinks) üyeliğim var, ancak belediye başkanlığını parti üstü bir görev olarak yürütüyorsunuz. Hollanda’da belediye seçimleri her dört yılda yapılır, ancak belediye başkanının görev süresi altı yıldır. Fakat eğer iyi çalışmazsanız ya da bir güven eksikliği olursa, belediye meclisi belediye başkanından memnun olmadığını belirtebilir, çünkü benim de üstümde halk tarafından seçilen bir belediye meclisi var.

İlk Türk kökenli kadın belediye başkanı oldunuz. Aileniz ve yakın çevrenizin tepkisi ne oldu? Hollanda toplumu ve Türk toplumu tarafından bu atamanız nasıl karşılandı?

Çok gurur duydular. Ailem olsun, Türk toplumu olsun, hepsi çok sevindi ve gurur duydular. Bu durum basına da yansıdı. Örneğin, Anadolu Ajansı’ndan bir muhabir vardı ve ertesi gün hemen haber yaptı. Türkiye’den telefonlar geldi. Onların sevinmesi beni daha da mutlu etti. Ben atanmadan kısa zaman önce vefat eden babamın bazı arkadaşlarının da beni tebrik etmesi, benim için çok değerliydi. Babam 2 Aralık’ta vefat etti ve ben 12 Aralık’ta yemin törenine katıldım, ama babama ben öncesinde, Bakanlar Kurulu onayladıktan sonra, haber vermiştim. Ailem dışındakilerin sevinmeleri benim için büyük bir gurur kaynağıydı. Bu durum bir sorumluluk hissini de beraberinde getiriyor, daha iyi yapmalıyım, örnek olmalıyım diye, ama elbette herkes gibi bir sınırınızın olduğunun da bilincindesiniz. Bazen belediye başkanı veya Türk kökenli olmanın ya da kadın olmanın getirdiği bazı zorluklar olabiliyor. Benim belediye başkanı olma isteğimin özellikle insani sebepleri var. Her zaman vatandaşlara yakın, onların sorunlarıyla ilgilenen, onların bana kolay ulaşabildiği bir başkan olmak istemişimdir. Bu sebeple, “her yere gidiyor, herkesle konuşuyor, insan ayırt etmiyor, sorunları çözmek istiyor” minvalinde hakkımda duyumlar almak beni mutlu ediyor. Bu şekilde kalabilmek tabii ki her zaman kolay değil, çünkü bazen bazı konularda insanların sevmeyeceği kararlar da almamız gerekiyor. Özellikle emniyetin devreye girdiği konularda, örneğin bir evde uyuşturucu bulunduğunda veya bir işveren uygun olmayan bir davranış sergilediği zaman. Böyle zamanlar zor kararlar almak gerekiyor. O kararları da halkın refahı için alıyorsunuz. Belediye başkanı olarak sadece herkesin seveceği şeyler yapmıyorsunuz.

Siyasete ilginiz tam olarak ne zaman ve nasıl başladı?

Siyasete ilgim 2000’li yıllarda Danıştay’da çalıştığımda başladı. Orada sekreter olarak çalıştığımda Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül 2001 saldırıları olmuştu ve inanılmaz değişik bir siyasi atmosfer oluşmuştu. O zamanlar da Hollanda, günümüzdekinden pek farklı sayılmazdı, ama benim için asıl dönüm noktası 11 Eylül olayları oldu. Olumlu açıdan baktığımızda siyasette insanların sorunlarına yönelik çözümler üretebiliyor ve yardım edebiliyorsunuz. Siyasete ilgim bu amaçlarla başladı. Zor durumda kalan insanlara yardım etmek istiyorum. Bu bir çocuk olabilir, bir kadın olabilir veya herhangi bir insan olabilir. Şu an bir belediye başkanı olsam da bir gün hayatta kendimin de zor durumda kalabileceği ihtimalinden yola çıkarak insanlarla empati yapmaya çalışıyorum. Seslerini duyuramayan insanların sesi olmak temel motivasyonum, çünkü bazı insanlar şikayetlerini bir yerlere duyurabiliyorlar, ama bazı insanlar var ki evin içerisinde bile sesini duyuramıyor veya eşinden şiddet görüyor veya korku içerisinde yaşıyor ya da sessizce yoksullukla mücadele ediyor. O insanları devlet olarak duyabilmek bence bir hizmettir. Benim için kamu yönetimi görevi ve devletin olması gerektiği yer sessiz insanların yanıdır.

Siyasi kariyerinizde ilham aldığınız biri var mıdır?

Birlikte çalışmış olduğum eski Danıştay Başkanı Herman Tjeenk Willink ile geçen günlerde bir etkinliğe birlikte konuşmacı olarak katıldık. Kendisi şu an 83 yaşında. Şu an 49 yaşındayım, ama onun yanında çalıştığımda 25 yaşındaydım ve ondan çok şey öğrendim. Şu an yapabildiğim şeyler ondan görüp öğrendiğim şeyler. Türkiye’den ilham aldığım kişi ise İlber Ortaylı diyebilirim. Onun kitaplarını çok severim. Onun sohbet etme tarzı, hayata bakış açışı, kitap, araştırma, işteki isteklilik ve seyahat konusunda verdiği tavsiyeler benim için çok önemli.

Çokkültürlü kimliğinizin görevinize katkıları oldu mu? Cevabınız evetse nelerdir?

Çok fazla katkısı oldu, çünkü hayata farklı perspektiflerden bakabiliyorsunuz. Bunun avantajlarını sürekli yaşıyorum. Çokkültürlü olmanın olumlu yanları çok önemli benim için. Farklı kökenden insanlarla daha kolay iletişim kurabiliyorum. Örneğin ben Afgan kökenli değilim ama Afgan bir kadın bana yaklaşıp rahatlıkla derdini anlatabiliyor.

Çokkültürlü olmanız, doğrudan işinize nasıl yansıyor? Somut bir örnek verebilme şansınız var mı?

Özel günlerde, çokkültürlü olmanın değerini daha iyi anlıyorsunuz. Ramazan ayının önemini Müslümanlar için biliyorsunuz ama Hristiyanlar için de Paskalya’nın önemli olduğunu biliyorsunuz. Farklı olmak başka insanlarla daha kolay empati kurabilmenizi sağlıyor. Geçtiğimiz yıl ben çok gururlanmıştım. Hollanda Kralı Willem-Alexander, Ramazan ayında Rijswijk Belediyesi’nde kendi isteğiyle bir iftara katılmak istedi. Benim için inanılmaz güzel bir andı. Belediye başkanı olarak sadece Müslümanlara özel bir davet olarak düşünülmesini istemedim ve iftara farklı dinî grupların temsilcilerini de davet ettim. Bu örnekte olduğu gibi bazen söylediklerime ve yaptıklarıma özellikle dikkat ediyorum. Çünkü ben herkesin belediye başkanıyım, dinî benimle aynı olanın da olmayanın da. Müslüman olmayanların da belediye başkanı olduğumu hissetmelerini istediğim için iftar yemeğine her kesimden insanı davet ettim. Zaten iftarın da anlamı budur.

Koning Willem-Alexander schuift aan bij iftar in Rijswijk

Peki bir göçmen kökenli ve kadın olarak kariyerinizde ön yargılarla karşılaştığınız oldu mu? Evetse bu durumda nasıl mücadele ettiniz ve nasıl bir yol izlediniz?

Ön yargı her zaman var. Kadın veya Türk olmasanız da ön yargılarla mücadele ediyorsunuz. Hollanda’da kadın belediye başkanı sayısı toplamın yarısı bile değil. Kadınlarda sayı olarak yavaş da olsa bir ilerleme var. Ama bu eşitsizlik beni hiçbir zaman engellemedi. Eşim tarafından veya etrafımdaki insanlar tarafından engellenmedim. 8 Mart’ta Uluslararası Kadınlar Günü kutlanıyor. Bu kapsamda buradaki kadın meclis üyelerimize bu hafta bir mektup göndererek toplantıya davet ettim. Onlarla hem kahvaltı yapmak hem de kadınların siyasete katılımını teşvik etmek ve belediye olarak bunu önemsediğimizi hissettirmek için böyle bir toplantı düzenledim.

Kariyerlerinin başında olan Türk kökenli gençlere ve kadınlara bu konuda tavsiyeleriniz nedir?

Yaptıkları işi severek yapmalarını ve kalpten istedikleri hangi işse ona yönelmelerini tavsiye ederim. Ailelerinin onayından ziyade kendi isteklerinin farkında olmalarını öneririm. Başkaları için değil, kendi yollarını çizmelerini tavsiye ederim. Meraklı olmalarını da tavsiye ederim, çünkü merak ettiğinizde yeni şeyler öğrenirsiniz. Belediye başkanı olarak etkilendiğim insanlar, başkalarına faydası olan insanlardır. Mesela, geçtiğimiz günlerde yürüyemeyen bir adam suya düştüğünde onu kurtaran kişiye belediye olarak ödül verdik. Çevresine faydalı olan insanlar benim için önemlidir.

Belediye başkanı olarak göreve başladığınızda öncelikli hedefleriniz nelerdi? Aslında biraz bahsettiniz ama eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Vatandaşlara yakın olan ve onların sorunlarını ciddiye alan bir belediye başkanı olmak isterim. Bunu sadece kendim için değil, diğer belediye başkanları için de sağlamayı hedefliyorum. Rijswijk Belediyesi çok hızlı büyüyen bir belediye. Nüfus olarak 60 bini aştık ve 10 yıl içerisinde bu sayı 80 bin olacak. Bu süreci de iyi yönetebilmek isterim. Hollanda’da her sekiz günde bir kadın cinayeti oluyor. Özellikle şiddet gören kadınlara yardımcı olmak da öncelikli hedeflerimden biri.

Belediye bölgenizde ikamet eden vatandaşların ve özel de Türk kökenlerin hangi ihtiyaç ve sorunlarını gözlemlediniz şimdiye kadar?

Benim özellikle Türk kökenlilerin sorun ve ihtiyaçlarına dair özel bir çalışmam yok. Ancak burada yaşayan Türk kökenli insanlarımızın öncelikli sorunlarından biri konut sorunu denebilir. Daha sonra iyi okul seçimi ve bakım sorunu da sayılabilir. İnsanlarımız giderek yaşlanıyor. 70 yaş üstündeki insanların sayısı yükseldi. 70 yaş üstü olduğunuzda da bu birçok konuda bakıma ihtiyacınız olduğu anlamına geliyor.

Belediyenizde yaşayan Türk kökenlerin sayısını biliyor musunuz? Türk kökenli vatandaşlar ile ilişkiniz nasıldır?

Doğrudan Türklerin sayısını bilmiyorum ama Rijswijk Belediyesi’ndeki göçmen kökenli oranının %37 olduğunu biliyorum. Hollanda genelinde bu oran %25. Bu da belediye bölgemizde çok farklı kültürden gelen insanların yaşadığı anlamına geliyor.

Türk kökenli vatandaşlarla ilişkiniz nasıldır?

Türk kökenli bir belediye başkanının varlığı, sizce onların Hollanda’ya ve belediye yönetimine aidiyetlerini etkiledi mi? Bunun için araştırma yapmak gerekir ama sevindiklerini ve gurur duyduklarını açıkça belirtiyorlar. Bunu geçtiğimiz sene Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin mağdurlarına düzenlenen yardım etkinliklerinde de gözlemlemiştim.

Belediyede konut sıkıntısından bahsettiniz. Konut sıkıntısı veya kurumsal ayrımcılık gibi sorunlar için gelecekte neler yapmayı planlıyorsunuz?

Bu konular Hollanda’da belediye başkanının görev alanına girmiyor. Belediyemizde şu kadar sosyal konut yapılsın demek gibi bir yetkim yok. Belediye başkan yardımcılarının siyasi kimlikleri daha fazla öne çıkar. Onlar belediye bünyesinde koalisyon kurar çünkü Hollanda’da tek bir partinin iktidarı söz konusu değildir. Böylelikle koalisyonla konut sıkıntısı ve ayrımcılık gibi konular hakkında kararlar alınabilir. Benim görevim koalisyon toplantılarını yönetmektedir. Ancak ayrımcılık konusunda doğrudan bana bir vatandaş geldiğinde onu dikkate alıp dinlemek benim görevim. Örneğin, bir kişi polis tarafından dışlandığını hissederse ben Emniyet Müdürü ile konuşabiliyorum ve nedenlerini araştırabiliyorum. Bir de ulusal bir olay olduğunda bakanlıklarla da görüşebilirim. Benim belediye başkanı olarak emniyet konusunda yetkim daha çok.

Belediye başkanlığı sürecinde en büyük başarınızı veya gurur duyduğunuz bir anı paylaşabilir misiniz?

Belediye başkanı olarak çok acı bir şekilde üç kadın cinayetine şahit oldum. Bu süreçlerde ailelere destek olmam ve toplumu bilgilendirme şeklim insanlar tarafından takdir edildi. Yine insanların en çok söylediği şeylerden bazıları görünür, ulaşılabilir ve Rijswijk Belediyesi’ni Lahey bölgesinde iyi temsil eden bir belediye başkanı olduğum yönündedir.

Gelecekte Hollanda toplumu ve azınlık grupların yaşam kalitesini artırmak için planladığınız projeler var mıdır?

Benim hedefim bu görev sürecinde işimin hakkını verebilmektir. Topluma faydalı, örnek ve iyi insan olabilmek bence dünyadaki en büyük zenginliktir.

Son 60 yıla baktığınızda Hollanda’daki Türk toplumunun geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Bu soruyu çok fazla soruyorlar, bence nasıl baktığınıza bağlı. Çok olumlu örnekler var, örneğin içimizden bir belediye başkanı, sporcular ve sanatçılar çıktı, ama her toplum içerisinde olduğu gibi bizim Türk toplumu içerisinde de sorun yaşayan insanlarımız var. Herkesten de çok yüksek yerlere gelmelerine dair beklentiler olmamalı. Bence Türklerin zor durumlarda dayanışma içinde olmaları en büyük zenginlikleri. Bunu en iyi deprem zamanında gördük. Olumsuz bir örnek olarak ise Türk kökenlilerde Hollanda’ya aidiyet noktasında bazı sorunların olduğunu söyleyebilirim. Seçimlerde oy kullanmak, Hollanda’daki gelişmeleri takip etmek gibi konularda daha görünür olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Yurt dışındaki Türk kökenli gençler, günümüzde çokkültürlü ortamda yetişiyorlar. Bunun kazanımları çok olsa da süreç her zaman kolay ilerlemiyor. Bu yollardan geçmiş biri olarak gençlere ne söylemek istersiniz ve ne tür tavsiyeler verirsiniz?

Bunun zenginlik olduğunu görmelerini, Türkçe konuşmaktan çekinmemelerini ve hiçbir zaman kendilerini değersiz hissetmemelerini tavsiye ederim. İki kültür içerisinde büyümek en büyük zenginliklerdendir. Bunun faydalarını hissetmelerini isterim. Daha önce de söylediğim gibi sevdikleri işleri yapmalarını tavsiye ederim. Hollanda, demokrasisi çok güçlü olan bir ülke, inanılmaz imkânlar var ve onları iyi değerlendirmelerini tavsiye ederim.

KİMLİK, GÜVENLİK VE LİDERLİK: HOLLANDA’NIN İLK TÜRK EMNİYET MÜDÜRÜ HAMİT KARAKUŞ İLE SÖYLEŞİ

Kısaca kendinizden bahseder misiniz? 

22 Şubat 1965 tarihinde, Kırşehir’in Sıdıklı Küçükoba Köyü’nün Kulpak Mahallesi’nde doğdum. Evliyim. Hülya, Aleyna Feride ve İsmail adlarında üç çocuğum, Şehide adlı bir gelinim ve Hamit Asaf adında bir torunum var.

Ailenizden bahseder misiniz? Türkiye’nin neresinden geliyorsunuz, aileniz ne zaman Hollanda’ya göç etmeye karar vermiş?

Babamın adı İsmail, annemin adı Fadime. Kırşehirliyiz. Babam zamanında işçi olarak Hollanda’ya geldi. Biz de babamdan sonra 1972 yılında aile birleşimiyle Hollanda’nın Steenwijk şehrine taşındık.

Hollanda’daki hayatınızı kısaca anlatır mısınız? Hangi şehirlerde yaşadınız, hangi okullarda okudunuz? Şu anki kariyeriniz nasıl şekillendi?

İlköğretimimi Steenwijk şehrinde tamamladım. O dönem eğitim görmek zordu. Ailem mesleki veya teknik eğitim almamı istedi. Türkiye’ye geri dönüş fikirleri olduğu için burada geçici kalmayı düşünüyorlardı.  Ben ise eğitimime devam etmek istiyordum. Eğitimime devam ettim  ama çok eksiğimin olduğunun farkındaydım. Tamamlamak için boş zamanlarımda ek dersler alıyordum.  Aynı zamanda babamın yanında bir halı fabrikasında çalışıyordum.  Yalnız mücadele vermem gerekiyordu. Çevremde veya ailemde bana destek olabilecek pek kimse yoktu.  Sınavlara girdim ve polis akademisini kazandım.  Fabrikadan ayrıldım. 1987 yılının Ocak ayında polis akademisine kabul edildim ve  eğitimimi başarıyla tamamladım. Polis akademisine kabul aldıktan sonra Rotterdam şehrinde çalışmaya devam ettim. 1988 yılında artık Rotterdam’da yaşamak istediğimize karar verip oraya taşındık. İsmail ve Aleyna Feride Rotterdam’da dünyaya geldi, kızım Hülya ise Steenwijk’te doğdu. Sonrasında Schiedam şehrinde görevimi başkomiser olarak sürdürdüm. Polis Teşkilatında çeşitli pozisyonlarda yer aldım. Toplumsal meseleler ve semtlerdeki sorunların çözümü ile ilgileniyordum.

Senatör ve Emniyet Genel Müdürü olmadan önce hangi görevlerde bulundunuz?

1998 yılında Polis Teşkilatından ayrılmaya karar verdim. 1998-2006 yılları arasında şehirleşme ve semtlere ilişkin sorunları giderebilmek için çeşitli projeler geliştirdim. Bu projeler başarıyla sonuçlandı. Rotterdam’da inşaatçılara, gayrimenkul alanında proje geliştiren kurumsal yatırımcılara, konut dernekleri ve özel sektöre danışmanlık ile rehberlik yapan Atta Makelaars adında bir şirkette yönetici olarak çalıştım. Burada çeşitli semt ve konut projeleri geliştirdik. Bu alanda bölgenin en büyük şirketlerindendi. Rotterdam’da başladık ve sonra Hollanda’nın çeşitli şehirlerinde hizmet vermeye devam ettik. 2002-2006 yılları arasında siyasete girdim. İlk etapta İşçi Partisi’nin (Partij van de Arbeid-PvdA) il başkan yardımcılığını yaptım. Seçimi kazandık ve 2006-2014 yılları arasında Rotterdam Büyükşehir Belediyesi’nde encümen olarak imar, iskân, şehirleşme ve ekonomi alanlarından sorumlu birimde görev aldım. 2014 yılında Platform31 kurumuna atandım. Platform31, bağımsız bir araştırma kurumudur ve bakanlıklar, belediyeler ve diğer kurumlar için şehirleşmeyle ilgili bilimsel araştırmalar yapar ve geleceğe yön verir. Aynı zamanda mevcut sorunlara çözümler geliştirir.  Bunun haricinde yönetiminde yer aldığım diğer kurumlar da oldu. Son olarak 2021-2024 arasında Hollanda Parlamentosu’nun üst kanadı olan Senato’da senatör olarak yer aldım.

Hollanda’da Düzgün Yıldırım’dan sonra ‘Türk asıllı ikinci Senatör’ oldunuz.  Hollanda’da siyasete ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? 

Afbeelding met persoon, kleding, person, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

İnsanlar arasındaki ekonomik eşitsizliğin arttığını fark ettim. Yoksul ailelerin ve çocukların sayısı giderek artıyordu. Çocukların eşit fırsatlara sahip olmadığını gördüm. Mezun olmadan okulu bırakan çocukların sayısı artmıştı. Bu durum özellikle göçmen kökenlilerde daha fazlaydı. Bu konularda bir şeyler yapmak istedim. Siyasete bu yüzden girdim. Böylelikle ilk olarak 2002 yılında PvdA Partisi’ne üye oldum.

Hollanda Senatosu’nda yer alma motivasyonunuz neydi? Göreviniz boyunca sorumluluk alanlarınız neydi? Hangi çalışmalara imza attınız? 

Senatoda görev alanım; Halk Sağlığı  ve Spor Bakanlığı, Tarım, Doğa ve Gıda Bakanlığı ve Altyapı ve Su Yönetimi Bakanlığı olmak üzere üç Bakanlığın alanını kapsıyordu. Görev alanım oldukça genişti. Bu görev alanına giren meselelerle ilgili partim adına sözcülük yaptım. Senatörler, Bakanlar tarafından sunulan yasa tasarılarının içeriğini değerlendirmekle sorumludur. Aynı zamanda üye olduğunuz parti adına söz konusu yasa tasarılarına ret veya kabul oyu verebiliyorsunuz. Hollanda’da Senato en yüksek siyasi organdır. Bir yasa tasarısı Temsilciler Meclisi’nde onaylansa dahi Senato’daki çoğunluk tarafından desteklenmiyorsa yasa meclisten geçmez. Yasa tasarıları, önce Temsilciler Meclisi’nden sonra da Senato’dan geçer.

Senato’da görev aldığınız sürede doğrudan göçmen kökenliler ve Türk diasporasını ilgilendiren çalışmalarda da yer aldınız mı? Ne tür katkılar sağlamaya çalıştınız? 

Hükümetin meclise sunduğu ve değerlendirdiğimiz kanun teklifleri arasında göçmen kökenlileri etkileyen kanun teklifleri de vardı. Toplumun hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak tekliflere ret oyu kullandık. Bunun dışında eğitim alanında, örneğin okul harçlarının yükselmesine karşı da çalışmalar yapmaya çalıştık, çünkü okul harçlarının yükselmesi düşük gelirli insanların dezavantajınadır. Ayrıca, belirli bir gelir düzeyinin altında olup sosyal konutlarda yaşayan vatandaşlara yapılan kira yardımları giderek azaltılıyor. Bu durum, düşük gelirli vatandaşların daha yüksek kira ödemesine yol açıyor. Bu konu hakkında da çalışmalar yürüttük.

Hollanda Parlamentosu’nda Türk kökenlilerin temsilini nasıl değerlendirirsiniz?

Parlamentoda toplumun her kesimi temsil edilmeli. Diğer göçmen topluluklar gibi Türk kökenlilerin de siyasette temsil edilmesi önemlidir, çünkü göçmen kökenlileri ilgilendiren konular parlamentoda görüşülüyor ve onların hayatını etkileyecek kararlar alınıyor.

Türk diasporasının Senato’da temsil edilmesinin önemini değerlendirir misiniz? 

Sadece bir grubun değil, herkesin parlamentoda temsil edilmesi her zaman önemlidir. Bir milletvekili veya senatör bütün toplumu temsil eder ama kendine has düşünceleri de vardır. Benim Türk kökenli olmam ve arka planım sayesinde Türk toplumunun siyasete erişimi arttı. Farklı kesimlerin Senato’da temsil edilmesi bu kesimlerin ihtiyaç ve taleplerinin daha iyi dile getirilmesini ve gündeme taşınmasını sağlayacaktır. Rol model olarak Türk toplumunu ve özellikle gençlerin Hollanda’daki siyasal katılımını artırmaya yönelik çalışmalarınız oldu mu?

Yer aldığım her görevde siyaset dahil olmak üzere gençleri çalışmalara dahil etmeye çalıştım. İşçi Partisi’nde aynı zamanda komisyon üyesiydim. Dolayısıyla Türk  ve diğer azınlıkların sayısının Parlamento veya Belediye Meclislerinde artırılmasına yönelik çalışmalara öncülük ettim. Bunu polis olarak çalıştığım dönemde de yapmaya çalıştım.

Kısa süre önce Hollanda’daki ilk Türk kökenli Emniyet Müdürü olarak atandınız.  Hollanda Polis Teşkilatı’ndaki göreviniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Afbeelding met kleding, person, persoon, Officieel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Hamit Karakuş yemin töreninde

Emniyet Müdürü olarak Kuzey-Hollanda eyaletinden sorumluyum. Diğer eyaletlerin Emniyet Müdürleri ile ülkenin Polis Teşkilatı’ndan sorumluyuz. Ekibim, 4 bin personelden oluşuyor.  ✍ Göreviniz boyunca hedeflediğiniz öncelikli konular var mıdır?  Öncelikli hedeflerimden biri toplumdaki güvenliği artırmaktır. Diğer bir hedefim Polis Teşkilatı’nın, toplumun bir yansıması olmasını sağlamak. Bunu sağlamak için Polis Teşkilatı daha çok göçmen kökenliyi istihdam etmeli ve çeşitli gruplarla temasını artırmalıdır.

Polis Teşkilatı’nda göçmen ve Türk kökenli polislerin oranı nedir? 

Afbeelding met overdekt, kleding, persoon, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda İstatistik Kurumu’nun (Centraal Bureau voor de Statistiek-CBS) Kültürel Çeşitlilik Barometresi’ne göre Polis Teşkilatı’ndaki göçmen kökenli personel sayısı giderek artmaktadır. Randstad Bölgesi’nde göçmen kökenli adayların oranı 2020 yılında %17 iken 2021 yılında %23’e yükseldi. Ulusal düzeyde, göçmen kökenli adayların oranı 2020 yılında %16 iken 2021 yılında %19’a yükseldi. Ancak, bu oran henüz yeterli değil. Teşkilatta çalışmaya başladıktan sonra işi bırakan göçmen kökenli oranı yüksek. Polis Teşkilatı’nda çeşitliliği artırmak için özel çalışmalar ve kampanyalar başlatıldı. Böylece Polis Teşkilatı’nın toplumun çeşitliliğini yansıtan bir kurum haline gelmesi amaçlanmaktadır.

Hayatınıza baktığınızda kararlarınızı etkileyen belirli dönüm noktaları oldu mu? 

Ailelerimizin Türkiye’ye geri döneceğine hiçbir zaman inanmadım ve her zaman burada kalıcı olduğumuza inanıyordum. Bunun farkına küçük yaşta vardım ve hayatta kendime ona göre planlar yaptım. Kendimi geliştirerek toplumun bir parçası olmayı  hedefledim ve benim de her birey gibi toplumda belirli bir konuma gelebileceğime inandım.

Kariyer hayatınızda şahit olduğunuz ve aklınızda kalan önemli olaylar oldu mu? 

Çok oldu, çünkü göçmen kökenli olarak her yerde ilk olduğunuz için ön yargıları kırmanız gerekiyor. Bu da kolay olmadı fakat hiç kimseyi suçlamadan, kendi başarımı ön planda tutarak, pes etmeyerek, kendimden emin bir şekilde ilerledim. Bu süreçte bana güven ve fırsat vererek destek olanlar da vardı.

Çokkültürlü kimliğinizin hem siyasetteki hem şu anki görevinize katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Katkısı olduğunu düşünüyorum. Örneğin kendim de göçmen kökenli olduğum için göçmen kökenlileri daha iyi anlayabiliyorum. Onların kültürünü ve düşünce yapılarını bildiğinizde onların dilinden daha iyi anlıyorsunuz. Bu sayede insanlar “sen bizden birisin” düşüncesiyle benimle çekinmeden irtibata geçebiliyor.

Son 60 yılı değerlendirdiğinizde Türk kökenlilerin genel olarak Hollanda’ya ve Türkiye’ye katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Hollanda’daki Türk kökenlilerin her iki ülkeye birçok alanda katkıları büyük. İki ülke ilişkilerinde ekonomik, kültürel ve beşerî sermaye anlamında köprü vazifesi görüyorlar.

Göçmen kökenlilere yönelik politikalarda son 60 yılda ne tür değişiklikler yaşandı? 

Büyük değişiklikler olduğunu söyleyemem. Bu konuda hâlâ mücadele veriliyor. Batılı olmayan ülkelerden gelen göçmen toplulukların burada kabul gördüğü hâlâ tam olarak söylenemez, çünkü hâlen entegrasyondan bahsediliyor. Halbuki üçüncü ve dördüncü kuşak Hollanda’da doğdu. Türk toplumu içinde de hâlâ kendini Hollanda’da geçici olarak görenler var, doğal olarak göçmen politikalarına bunun da yansımaları oluyor.

Hollanda’daki Türk kökenlilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Hollandalı Türkler günümüzde üçüncü ve dördüncü kuşağa ulaştı. İlk nesillerden farklı olarak artık her alanda görünür hale geldiler. Yeni nesiller artık daha donanımlı ve eğitimli. ✍ Hollanda’daki Türk kökenli gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?  Eğitim seviyelerini artırmaya devam etsinler ve mevcut iş potansiyellerini iyi değerlendirsinler. Topluma dahil olsunlar ve toplumda her alanda aktif olsunlar.

BİRİNCİ NESLİN SİVİL TOPLUM ÖNCÜLERİNDEN İBRAHİM GÖRMEZ İLE SİVİL VE SİYASİ HAKLAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ

                        Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, Zakenman/-vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Kendinizden ve göç hikâyenizden kısaca bahseder misiniz?

Daha evvel de çeşitli söyleşilerimde belirttiğim gibi, gözleri  görmeyen bir babanın yedi evladından üçüncüsü olarak, 1939 yılında İzmir’de dünyaya geldim. Rahmetli annem okuma yazma bilmeyen, kısıtlı imkânlarla kendini çocuklarını yetiştirmeye adamış bir kadındı. Bizlere  doğruluğu, insanlara ve hayvanlara yardım etmeyi, yalan söylememeyi, namaz kılmayı, oruç tutmayı, Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi, velhasıl; bir insanda olması gereken tüm faydalı hasletleri gerek yumuşak tarzda gerekse otoriter biçimde aktardı. Rabbim ondan razı olsun, mekânı cennet olsun. Ben yoksulluktan dolayı ilkokuldan  sonra  okuyamadım. Bir ağabeyim Ankara’da astsubay okulunda, diğer  ağabeyim  İzmir kestane pazarındaki  camide  hafızlık eğitimi alırken babam beni bir arkadaşının dükkânına meslek öğrenmem için  çırak olarak verdi. Hollanda’ya geldiğim 1964 yılına  kadar orada çalıştım. Hollanda’ya ailemin onayı ve sözü üzerine üç seneliğine geldim. Hollandacada “de mens wikt, maar God beschikt” diye bir söz vardır, yani insan  bir şeye niyet eder, lakin nihayetinde Tanrı karar verir. Ben de üç seneliğine  niyet ettiğim Hollanda’da Rabbimin kararı ile altmış birinci seneme giriyorum ve burada yani Amsterdam’daki Müslüman mezarlığında yerimi de satın aldım. Rabbim hayırlı ömürler, hayırlı ölümler  nasip etsin. Tabii, buraya turist olarak gelmedim. Ülkemdeki  seçilmiş hükûmetin devrilip askeri bir rejime geçmesi sebebiyle Türkiye müthiş bir işsizliğe düşmüş, bu işsizlik sebebiyle vatandaşlar istikballerini yabancı ülkelerde aramıştır. Ben de bundan dolayı istikbalimi, geçici bir müddet için de olsa 15 Mart 1964 tarihinde yurt dışında aramaya karar verdim.

1964 yılında, Türkiye ve Hollanda arasında İşgücü Anlaşması imzalanırken orada bulunarak Hollanda Türk toplumunun temellerinin ilk atıldığı anlara tanıklık ettiniz. Bize o anı anlatır mısınız? Orada bulunma sebebiniz neydi? İmzalanan anlaşmayla ilgili beklentileriniz ve düşünceleriniz tam olarak neydi?

Afbeelding met kleding, person, persoon, muur Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Karakter olarak okumaya ve öğrenmeye çok meraklı biriydim. Çocukluğumda, yerlerde gazete parçalarını bulup okurdum. Bu derece öğrenme merakım vardı. Çevremdeki yetişkinler çocukken sorularımdan yorulurlar ve bana “Yeter artık!” derlerdi. Hatta bununla ilgili bir anekdot aktarmak isterim. Hollanda’ya geldiğim ilk yıl tanıştığım rahmetli eşim Antona Reyhan Görmez, oğlumuza hamileyken Hollandacayı öğrenmek için çok soru sormamdan dolayı bir gün bana “Ben doğacak olan çocuğumuzun adını ‘wat is dat?’ koyacağım!” demişti. Bu öğrenme merakım hâlâ devam ediyor.

Hollanda ve Türkiye arasındaki iş gücü anlaşması, Amsterdam’ın doğusu ve kuzeyi arasında yer alan IJdijk’te, Ford araba fabrikasında çalışan Türk işçilere tahsis edilmiş Woonoord Tussenhaven adındaki yurdun bulunduğu mekânda imzalandı. Burası Türk işçilerinin toplu olarak kaldıkları tek yerdi. Daha evvel de belirttiğim gibi öğrenme merakımdan dolayı öğrendiğim bilgilerle gerek Türk işçilerin çalıştığı fabrikada gerekse kaldığımız yurtta arkadaşlarıma da yardımcı oluyordum. Türkiye Cumhuriyeti Çalışma Bakanı rahmetli Bülent Ecevit, anlaşmayı imzalamak üzere Hollanda’ya geldiğinde Hollandalı mevkidaşları kendisine bir sürpriz yaparak anlaşmanın bizlerin kaldığı yerde imzalanmasına karar vermişler. Aynı zamanda, Türk işçilerin yaşantısı hakkında bilgi alması maksadıyla anlaşmayı bu yurtta imzalamayı uygun görmüşler. Kaldığımız yurdun müdürü, benim durumumu bildiğinden bana misafirleri ağırlama görevi vermişti. Böylelikle birkaç arkadaşım ile birlikte bu anlaşmanın organizasyonuna dâhil olduk. Ford araba fabrikasında çalışan yaklaşık diğer 80 arkadaşımız da seyirci olarak katıldı. O gün yemekler yendi, konuşmalar yapıldı, sembolik olarak imzalar atıldı ve şampanyalar patlatıldı. Daha sonra Hollandalı misafirlerimize bazı türküler söyledik ve bazı skeçler yaptık.

Bendeniz de âcizane başına eşarp takıp elinde şemsiye ile Kâtibim şarkısını tiyatral olarak takdim etmiştim. O gün anlaşmanın ne manaya geldiğini Sayın Bülent Ecevit bizlere açıkladı. Kendisi yaptığı açıklamada; çok fazla sayıda vatandaşımızın yasal olmayan yollardan Avrupa’ya geldiğini ve herhangi bir güvenceleri olmadan en ağır şartlarda bilhassa maden ocaklarında çok az bir ücret ile çalıştıklarını, bu anlaşma ile vatandaşlarımızın daha güvenceli bir şekilde çalışmalarının sağlanacağını belirtti. Gayet memnun kaldığımız bir gün geçirdiğimizi hatırlıyorum.

Hollanda Türk toplumunun sivil haklardan eşit şekilde faydalanması için yapılan girişimlerin öncülerindensiniz. Yeni bir ülkede ilk ve öncü olmanın size hissettirdiklerini nasıl tanımlarsınız?

Ailemden almış olduğum terbiye dolayısıyla, insanlara hizmet etmenin ne kadar erdemli bir davranış olduğunu anladım. Rabbimin bahşetmiş olduğu Hollandaca dilini çok çabuk öğrenmemin bir karşılığı olarak yapmış olduğum çalışmalar, maddi ve manevi anlamda vatandaşlarıma anamın ak sütü gibi helal olsun. Bunun hissettirdiklerini tarif etmem imkânsızdır. Tekrar dünyaya gelsem, yine aynı şeyleri yapmaktan zerre kadar tereddüt etmem.

İlk olarak hangi sivil haklar için mücadele verdiniz? O yıllarda bu hakların kazanımı için nasıl bir yol izlediniz ve hangi adımları attınız? Talepleriniz ve mücadeleleriniz ile ilgili o yıllarda Hollanda toplumunun ve resmî kurumların tepkileri ne oldu?

Başarısız bir Türkiye’ye dönüş maceramdan sonra geri geldiğim ve artık burada kalıcı olduğumuza inandığım bu ülkede dinimizi, dilimizi ve kültürümüzü nasıl idame ettirebiliriz düşüncesiyle arayışa girdim. İlk başlarda arkadaşlarımın hemen hemen hepsi benim Hollanda’ya kültürel ve dinî anlamda uyum sağlayamamamın kendilerinin de uyum sağlayamayacağı anlamına gelmediğini defalarca söylediler; fakat ben burada kaldığımız müddetçe bazı hayati ihtiyaçlarımızın olduğunu ve buna yönelik girişimlerde bulunmamız gerektiğini belirttim. Örneğin bir araya gelebilmemiz, birlikte Cuma namazlarını kılabilmemiz ve Ramazan ayında ibadetlerimizi yerine getirebilmemizin önemli ihtiyaçlar olduğunu izah ettim. Sağ olsunlar arkadaşlarımın bana gösterdikleri itimat ve anlayışla bazı girişimlerde bulundum. Eşimin Hollandalı olması ve öğrenme merakımdan dolayı Hollandacayı tercümanlık yapacak seviyede öğrenmiş olmam, bu süreçte benim en büyük hazinem oldu. Bu vesileyle belediye ve dinî bir kuruluş olan Kiliseler Birliği ile temasa geçerek ihtiyaçlarımızı dile getirmeye başladım. Karşılaştığımız en önemli zorluk resmî kuruluşların bizlere; Hollanda’nın seküler bir anayasaya sahip olduğunu, yani devletin dinî kuruluş ve inançlara karışmadığını, bu kuruluşların serbestçe dinlerini icra edebileceklerini, lakin devlet tarafından herhangi bir maddi yardımın söz konusu olmadığını söylemeleri oldu. O yıllarda onların bu tutumlarına cevaben; Hollanda’nın bu sistemine karşı saygı duyduğumuzu, ülkemiz Türkiye’nin de laik bir ülke olduğunu, fakat Türkiye’de Yahudilerin 400 yıl, Katolik ve Protestanların ise daha uzun yıllar her türlü alt yapıya sahip olduklarını, herhangi maddi bir yardıma ihtiyaçları olmadığını, ayrıca dinî inançlarını yerine getirebilmelerinin anayasa ile güvence altına alındığını argüman olarak belirttim. Buna karşın Hollanda’da 15 senedir bulunan ve tamamı işçi olduğu için maddi hiçbir imkânı olmayan Müslümanların bu ihtiyaçlarını yerine getirebilmeleri için gerekli yerlerin tahsis edilmemesinin, en azından insan hakları açısından bir eksiklik olduğunu tüm parti yetkililerine gerek yazışma ile gerekse yüz yüze görüşerek izah ettik. Kiliseler Birliği’nin bizim tarafımızı tutması neticesinde hükümet, bu durumun araştırılması için bir komisyon kurulmasına karar verdi ve başına sonradan Adalet Bakanı olacak olan Profesör Hirsch Ballin’i getirdi. Bu komisyon ile yaptığımız görüşmeler neticesinde hükümete verilen bir rapor ile Müslüman topluluğunun maddi imkânsızlıklar yüzünden dinî vecibelerini yerine getiremediği, bunun için geçici olarak maddi destek sağlanmasına ihtiyaç duydukları belirtildi. Bunun üzerine Kiliseler Birliği, bize Amsterdam’da Rokin semtinde Kraliyet Sarayı ve Dam Meydanı’na 800 metrelik mesafede yer alan Nieuwezijds Kapel adında Protestanlara ait kullanılmayan bir kiliseyi kiralayabileceğimizi bildirdi. Kirası yıllık 70 bin gulden olan bu binanın 35 bin guldenlik kısmının Hollanda Kültür Bakanlığı, kalan 35 bin guldenlik kısmının ise Amsterdam Belediyesi tarafından verilmesi kararlaştırıldı. Protestanların bir sözü vardır: “Buraya Papa geleceğine Türklerin gelmesini yeğleriz,” diye. Kilisenin bizden tek isteği, ön tarafta ana caddede yer alan Rokin kapısının kullanılmamasıydı. Sebebini merak etmemiz üzerine, bize Protestanların kilisesinde Müslümanların namaz kıldıklarını diğer insanların görmelerini istemediklerini söylediler. Yan sokaktaki Wijde Kapelsteeg adındaki sokak kapısını kullanmamızı istediler. Biz de onların bu isteklerine saygı gösterdik ve yan sokaktaki kapıyı kullandık.

Sürecin başından beri tanık olan biri olarak bu tepkilerde veya Hollanda’daki kurumların ve toplumun sivil ve siyasi hak taleplerine zamanla pozitif veya negatif yönde bir değişiklik gözlemlediniz mi?

Evet, ilk başlarda hiçbir negatif tepki olmadığı gibi bilhassa her kesim ve kuruluşun elinden geldiği kadar yardımcı olmasına rağmen, zamanla maalesef Müslüman zannettikleri kişilerin yapmış oldukları yanlışlıklar, tüm Müslüman toplumuna mâl edildiği için bu günlere, yani Müslüman karşıtlığının ortaya çıktığı günlere geldik.

Aynı zamanda Hollanda Türk toplumunda ilk dernekleşme süreçlerinde de yer aldınız. İlk dernekleşmelerde en büyük motivasyon neydi? İlk derneklerin kurulduğu yıllarda nasıl bir atmosfer vardı?

Afbeelding met tekst, krant, Nieuws, Krantenpapier Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

En büyük motivasyonumuz, Hollanda’nın  varlığımızı kabullenmesi  ve  anayasanın tanımış  olduğu haklardan yararlanabilmemizdi.  Bunu da ancak  birlik içinde  sağlayabiliriz düşüncesiyle dernekleri kurduk. Daha sonra bu dernekleri bir çatı  altında  birleştirip federasyonlar kurduk. Varlığımızı bu şekilde kanıtladık. Toplumumuza mâl ettiğimiz anayasal haklar çoğaldıkça bu motivasyonumuz en üst seviyelere ulaştı.

Hollanda’ya göçün gerçekleştiği ilk yıldan bugüne tanıklık etmiş birinci nesil olarak, Hollanda Türk toplumunun son 60 yıllık sürecini kısaca nasıl değerlendirirsiniz?

60 yıl bir ömür için uzun bir zaman dilimi gibi gözükse de haddi zatında çok kısa bir zaman dilimi.  Bu kısa zaman dilimi içinde inanılmayacak çok başarılı bir süreci geride bıraktık. Dilini, dinini, hatta iklimini bile bilmediğimiz gerek dinleri, gerek dilleri, gerek kültürleriyle hiçbir bağlantısı olmayan bizler 60 yıl sonra binlerce  iş insanı, politikacıları, siyasi partileri, akademisyenleri  ile dolu bir topluma dönüştük.  Kendi mabetlerimiz,  mezarlıklarımız, iş yerlerimiz ve fabrikalarımızla gurur duyulacak bir seviyeye geldik. İlk zamanlarda devletin nerede olduğunu bilmezken şimdi  devletin tüm yetkilileri, başta elçilerimiz,  konsoloslarımız,  müşavirlerimiz, ataşelerimiz olmak üzere, bizlerle devamlı iç içe. Hayalini dahi kuramadığımız bir evreye geldik, Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.

Sonraki nesillerin siz birinci nesil öncülerle ilgili en çok neyi unutmamalarını istersiniz?

Gelecek nesillerimizin bizleri değil; dinlerini, dillerini, kültürlerini, atalarının nereden geldiklerini unutmamalarını diler ve dua ederim.

BÜYÜKELÇİ SELÇUK ÜNAL İLE YAPILAN MÜLAKATIN ÖZETİ

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, stropdas Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Büyükelçi Selçuk Ünal, söyleşide hem 2024 yılının anlamını hem de Hollanda Türk toplumunun 60 yıllık serüvenini kapsamlı biçimde anlatıyor.

Önce, 2024’ün Türkiye ile Hollanda arasındaki Dostluk Antlaşması’nın 100’üncü, işgücü anlaşmasının ise 60’ıncı yılı olduğunu vurguluyor. Büyükelçilik olarak Dışişleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı, YTB ve Hollanda Türk toplumu ile birlikte yıl boyuna yayılan söyleşi, konferans, sergi, konser, anma programları ve spor etkinlikleri düzenlediklerini belirtiyor. Bu faaliyetlerle hem iki ülke ilişkilerinin son 100 yılda geldiği seviyeyi hem de Türk işçi göçünün 60 yılda yarattığı birikimi ve sorunları ele aldıklarını, aynı zamanda Hollanda Türk toplumunun hak ve menfaatlerinin gelecekte nasıl daha iyi korunabileceğini tartıştıklarını ifade ediyor. Rutte’nin ziyareti, Hakan Fidan’ın Wittenburg Konferansı için Hollanda’ya gelişi ve YTB Başkanı Abdullah Eren’in katıldığı Rotterdam etkinliği bu özel yılın öne çıkan diplomatik boyutları olarak dile getiriliyor. Utrecht’te Göçmenlere Teşekkür Anıtı, Almelo Yunus Emre Camii külliyesi ve eski caminin müze statüsü kazanması da sembolik gelişmeler arasında sayılıyor.

Göçün tarihini anlatırken, 1964 İşgücü Anlaşması ile Türkiye’den Hollanda’ya gelen işçilerin sanayi, inşaat, gemi yapımı ve madencilik gibi ağır ve riskli işlerde çalıştığını, başlangıçta geçici kalmayı planlarken aile birleşimi ve işverenlerin talebi ile toplumun Hollanda’da kalıcı hale geldiğini söylüyor. Üç kuşakta yaklaşık 500 bin kişiye ulaşan bu nüfusa bugün dördüncü neslin de eklendiğini belirtiyor. Türk toplumunun artık sadece işçi değil, farklı alanlarda işveren ve girişimci konuma geldiğini, siyasetten ticarete, eğitimden kültüre ve spora kadar hayatın her alanında görünür olduğunu vurguluyor.

Sivil toplum alanında Hollanda Türk toplumunun çok güçlü bir kurumsallaşma sergilediğini, ekonomi, ticaret, kültür sanat, eğitim, insani yardım ve hemşehri dernekleri gibi geniş bir yelpazede örgütlendiğini aktarıyor. Bu yapıların hem ortak menfaatlerin korunmasında hem de birlik ve beraberliğin güçlendirilmesinde önemli rol oynadığını, 140 civarındaki cami derneği ile Hollanda Diyanet Vakfı’nın da dini ve sosyal dayanışmayı desteklediğini ifade ediyor. Hollanda Türk toplumunun ana vatana, dile, inanca ve örf adetlere güçlü bağlılığını, aynı zamanda Hollanda toplumunun bir parçası olarak yüksek uyum kapasitesini, özellikle de Asrın Depremleri sırasında gösterilen üstün örgütlenme ve yardım kampanyalarıyla ortaya koyduğunu belirtiyor.

Büyükelçi, Hollanda’daki Türk diasporasının Türkiye Hollanda ilişkilerinde ve ekonomik bağlarda oynadığı rolü de öne çıkarıyor. Yaklaşık 25 bin Türk kökenli işverenin Hollanda ekonomisine ve iki ülke arasındaki ticarete ciddi katkı sunduğunu, diasporanın tam anlamıyla bir dostluk ve iş birliği köprüsü olduğunu söylüyor. Buna karşın, 2000’li yıllardan itibaren yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığının toplum üzerinde baskı yarattığını, ancak Hollanda Türk toplumunun haklarını hem ulusal hem de Avrupa hukuk zemininde arama konusunda giderek daha bilinçli hale geldiğini vurguluyor. Yeni kurulan sağ eğilimli hükümetin göçmenler açısından yarattığı kaygılara rağmen Türk toplumunun bu ülkenin ayrılmaz parçası olduğunu, hiçbir yere gitmediğini, Büyükelçiliğin de ayrımcılık ve İslam karşıtlığı dahil her alanda toplumla birlikte hareket edeceğini dile getiriyor.

Genç kuşaklar açısından, üçüncü ve dördüncü neslin Hollanda toplumuyla daha iç içe, daha dışa açık ve iki kültürü birlikte taşıyan bir profil sergilediğini belirtiyor. İki kültür arasında sıkışmışlık ve zaman zaman yaşanan ayrımcılık duygusuna rağmen, gençlere her iki ülkenin iyi yönlerini alarak bunu bir kültürel zenginlik olarak görmeleri tavsiye ediliyor. Öte yandan, son yıllarda artan yüksek vasıflı göçle Hollanda’ya gelen yeni, eğitimli Türk gençlerine de dikkat çekiyor. Bu gelişmenin hem Hollanda’nın ihtiyaçlarından hem de Türk insanının niteliklerinden kaynaklandığını, ancak kalıcı beyin göçü ile geçici uzmanlık göçü dengesinin iyi izlenmesi gerektiğini söylüyor. Aynı şekilde, emeklilik, vatan özlemi veya yeni bir hayat kurma amacıyla Türkiye’ye dönenlerin de var olduğunu, bu tersine göç sürecinde özellikle sosyal güvenlik alanında destek vermeye çalıştıklarını belirtiyor.

Söyleşinin sonunda, 500 yıla yaklaşan tarihsel ilişkiler ve 100 yıllık modern dostluğun bugün çok boyutlu bir iş birliğine dönüştüğünü hatırlatıyor. Hollanda’nın Türkiye’nin en büyük yatırımcılarından biri haline geldiğini, Türkiye’nin de son dönemde Hollanda’dan yoğun doğrudan yatırım aldığını, Amersfoort’ta Fahri Başkonsolosluk, yeniden açılan ticaret ataşeliği ve yatırım ofisi gibi adımlarla ilişkilerin kurumsal zemininin güçlendiğini anlatıyor. Bu tablo içinde Hollanda Türk toplumunun, iki ülke arasındaki tarihsel ve güncel bağların güçlenmesinde vazgeçilmez bir köprü olduğunu ve bu rolün önümüzdeki dönemde de devam edeceğini vurguluyor.

HOLLANDA’NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ JOEP WIJNANDS RÖPORTAJININ ÖZETİ

                                     Afbeelding met pak, persoon, Menselijk gezicht, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Joep Wijnands, 2024 yılının Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkiler açısından tarihî bir eşik olduğunu vurguluyor. İki ülke arasındaki Dostluk Anlaşması’nın 100. yılı ve Türkiye’den Hollanda’ya iş gücü göçünün 60. yılı, yüzyıllara dayanan ilişkilerin sembolü olarak değerlendiriliyor. Diplomatik bağların kökeninin 1612 yılına kadar uzandığını hatırlatan Wijnands, bu özel yıl boyunca ekonomi, NATO müttefikliği, kültür ve insanlar arası ilişkileri kapsayan çok sayıda etkinlik düzenlediklerini belirtiyor. Ankara’da Karsu’nun verdiği büyük konser ve göçün 60. yılına odaklanan gezici kadın fotoğraf sergisi bu etkinliklerin öne çıkanları arasında yer alıyor.

Ekonomik ilişkiler açısından Hollanda’nın Türkiye’deki en büyük doğrudan yabancı yatırımcı konumunda olduğuna dikkat çekiliyor. Ticari ilişkilerin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığı, yüzyıllara dayanan bir girişimcilik geleneği ve iki ülkede birden faaliyet gösteren Türk kökenli Hollandalı girişimcilerin bu bağları daha da güçlendirdiği vurgulanıyor.

Büyükelçilik faaliyetlerinin merkezinde “köprü kurmak” anlayışı bulunuyor. Siyasi diyalogdan ticari ve tarımsal iş birliğine, konsolosluk hizmetlerinden kültürel etkinliklere kadar tüm çalışmaların amacı, iki ülke halklarını birbirine daha yakınlaştırmak olarak özetleniyor. Wijnands’a göre Hollanda ile Türkiye arasındaki ilişkiyi özel kılan asıl unsur, günlük ve canlı insanlar arası temas.

Irkçılık ve ayrımcılık konusuna değinen Büyükelçi, Hollanda Anayasası’nın eşitlik ilkesini hatırlatırken, uygulamada hâlâ sorunlar bulunduğunu kabul ediyor. Hollanda hükümetinin Ulusal Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Programı çerçevesinde bu sorunlara karşı toplumun her kesimiyle birlikte çalıştığını vurguluyor.

Hollanda’daki Türk toplumunun başarılarını anlatırken, tanınmış isimlerin ötesinde, girişimcilerden siyasetçilere, eğitimcilerden sağlık çalışanlarına kadar Türk kökenli Hollandalıların toplumun her alanına ciddi katkı sunduğu ifade ediliyor.

Türkiye’deki yaşamına dair değerlendirmelerinde Wijnands, ülkenin farklı bölgelerini gezmiş olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiriyor ve Türk halkının misafirperverliğini “sıcak bir banyo” benzetmesiyle anlatıyor. 2023 depremleri sonrası Hatay ve Kahramanmaraş’ta yaşadığı deneyimlerin kendisi üzerinde derin izler bıraktığını, Hollanda halkının afet sonrası Türkiye ve Suriye için topladığı 128 milyon euroluk bağıştan gurur duyduğunu söylüyor.

İki ülkenin birbirinden öğrenebileceği şeyler olduğu görüşünü savunan Wijnands, Hollanda için Türk misafirperverliğini, Türkiye için ise bisiklet kültürünü örnek gösteriyor. Kültürel alışverişin güçlü olduğuna dikkat çeken Büyükelçi, Türk mutfağının Hollanda’da artık günlük hayatın bir parçası hâline geldiğini ve kendisinin özellikle Türk tatlılarını çok sevdiğini ifade ediyor.

Röportajın sonunda ise asırlık dostluğa duyduğu minnettarlığı dile getiriyor ve geleceğe yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor. Büyükelçiliğin çocuklara ve gençlere yönelik kültürel, sanatsal ve sosyal projelerine dikkat çeken Wijnands, mesajını “Bu güzel dostluğumuz sonsuza kadar sürsün” sözleriyle tamamlıyor.

KİTAPTA MÜLAKATLARI İLE YER ALANLARIN İSİMLERİ VE KONU BAŞLIKLARI 

NERMİN AYDEMİR’DEN SİYASAL KATILIMIN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI (Sayfa 76)

ESMA ÖZEN’DEN: ENTEGRASYON VE KİMLİK: HOLLANDA MUTFAĞINDA DİASPORA MUTFAĞININ YÜKSELİŞİ (Sayfa 100)

ALİ TOPAL’DAN: ÇOKKÜLTÜRLÜ DİASPORANIN, ÇOKKÜLTÜRLÜ MUTFAĞI: HOLLANDA TÜRK DİASPORA MUTFAĞI HAKKINDA SÖYLEŞİ. (Sayfa 106)

JAN HOOGENBOOM’DAN: TÜRK YOĞURDUNUN HOLLANDA’DAKİ YOLCULUĞU:

TULIP BAŞKANI MELEK YÜCEL’İN PERSPEKTİFİYLE TÜRKÇENİN HOLLANDA’DAKİ YOLCULUĞU: TÜRKÇE YENİDEN HOLLANDA’DA “ÇİÇEK” AÇIYOR.( Sayfa 132)

HOLLANDA TÜRKİYE AKDENİZ ALEVİLERİ DERNEĞİ BAŞKANI NAZIM EŞKİLİ İLE DİASPORANIN DERNEKLEŞME SÜREÇLERİ HAKKINDA SÖYLEŞİ (Sayfa 226)

HOLLANDA’DA TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI ÜZERİNE FİGEN ARSLAN İLE SÖYLEŞİ (234’üncü sayfa)

DİASPORADA SPOR (Sayfa 274)

NURİ KURNAZ’DAN: SPORUN HOLLANDA TÜRK DİASPORASINDAKİ YERİ
(Sayfa 276)

ENGELSİZ DİASPORA, ENGELSİZ SPOR: MİLLÎ SPORCU RESUL KARABULUT İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 284)

HOLLANDA TÜRK TOPLUMUNUN FUTBOLLA OLAN İLİŞKİSİ ÜZERİNE AMSTERDAM GENÇLER BİRLİĞİ BAŞKANI MEHMET CILIZOĞLU İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 288)

ENGELSİZ DİASPORA, ENGELSİZ SPOR: MİLLÎ SPORCU RESUL KARABULUT İLE SÖYLEŞİ ( Sayfa 284))

HOLLANDA TÜRK TOPLUMUNUN FUTBOLLA OLAN İLİŞKİSİ ÜZERİNE AMSTERDAM GENÇLER BİRLİĞİ BAŞKANI MEHMET CILIZOĞLU İLE SÖYLEŞ, (Sayfa 288)

AHMET EMİN BATMAN & OLE LECHNER’DEN: AMSTERDAM’DA TÜRK İŞÇİLERİN İLK MESKENİ OLAN ATATÜRK YURDU: YATAKHANE Mİ, EV Mİ? (Sayfa 300)

OĞUZHAN AKDEMİR’DEN: HOLLANDA TÜRK TOPLUMUNDA CAMİNİN MEKÂNSAL ÖNEMİNE DAİR: SADECE BİR İBADETHANE Mİ? (Sayfa 308)

MUHSİN KÖKTAŞ1 & EBUBEKİR ÖZTÜRE’DEN: HOLLANDA’DAKİ TÜRK DİASPORASI İÇİN MÜSLÜMANLAR VE DEVLET ARASI İLETİŞİM ORGANI’NIN ÖNEMİ (sayfa 326)

EĞİTİMDE ÇEŞİTLİLİK: İSLAM OKULLARI ÜZERİNE YUSUF ALTUNTAŞ İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 334)

BAHAR KARA-DENIZAŞAN’DAN: PSİKOSOSYAL PERSPEKTİFTEN HOLLANDA TÜRK TOPLUMU (Sayfa 370)

LALELER SOLMASIN DİYENLERİN KÜLTÜRE DAYALI YAŞLI BAKIM HİZMETİ: LALE HASTA VE BAKIMEVİ HAKKINDA SEDA ARSLAN İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 376)

DİASPORADA BAKIMA İHTİYAÇ DUYAN ÇOCUKLARIN GELECEĞİ: YILDIZ AİLESİ İLE KORUYUCU AİLELİK ÜZERİNE SÖYLEŞİ (Sayfa 388)

TÜZİN BAYCAN’DAN: HOLLANDA’DA TÜRK GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞİMİ, DÖNÜŞÜMÜ VE YENİ YÖNELİMLER (Sayfa 400)

DÖNÜŞEN DİASPORA VE DİASPORADA TÜRK TEKNOLOJİ GİRİŞİMLERİ EKOSİSTEMİ ÜZERİNE GÜROL ÜZENÇ İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 410)

AYŞENUR KIRILMAZ-BAŞER’DEN: TERSİNE GÖÇ KAVRAMININ HOLLANDA’DAKİ TÜRK GÖÇMENLER BAĞLAMINDA İNCELENMESİ (sayfa 420)

HOLLANDA’DAN ANADOLU’YA: MUSTAFA ÖZDEMİR’İN 30 YIL SONRA SILAYA UZANAN YOLCULUĞU (Sayfa 432)

GİTMEKLE KALMAK ARASINDA: GERİ DÖNÜŞÜN PSİKOLOJİK, MADDİ VE AİLEVİ YÖNLERİ HAKKINDA MEHMET AKBULUT İLE SÖYLEŞİ (Sayfa 442)

CORENDON: CURAÇAO’NUN DÜNYA FUTBOL ŞAMPİYONASINA İLK KEZ KATILMASINI SAĞLADI VE ENGELLİLER İÇİN YENİ BİR TATİL CONSEPTİ YARATTI

CORENDON: CURAÇAO’NUN DÜNYA FUTBOL ŞAMPİYONASINA İLK KEZ KATILMASINI SAĞLADI VE ENGELLİLER İÇİN YENİ BİR TATİL CONSEPTİ YARATTI

Karayipler’den tüm dünyaya uzanan tarihi bir başarıya adını yazdıran Curaçao Milli Futbol Takımı’nın, tarihinde ilk kez Dünya Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı elde etmesini sağlayan Corendon, sadece sportif bir sonuç değil, uzun soluklu bir vizyonun meyvesi olarak değerlendiriliyor.

Fiziksel ya da zihinsel engeli bulunan bireylerin de herkes gibi rahat, güvenli ve kaygısız bir tatil yapabilmesini hedefleyen Corendon çalışanları, bu seyahatlere gönüllü olarak katılıyor ve engelli misafirlere yolculuk boyunca birebir eşlik ediyor.

Günay Uslu’nun, Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi son derece kritik ve prestijli bir görevden ayrılarak Corendon’un CEO’luğunu üstlenmesi, sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da yankı uyandırmıştı.

Corendon’u ‘Corendon’ yapan, Yıldıray Karaer, Atilay Uslu, Günay Uslu ve Atacan Uslu’nun meziyetleri…

(Haberin Hollandacası en altta
De Nederlandse versie van het artikel staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY’ın haberi

Turizm denince akla çoğu zaman uçaklar, oteller ve doluluk oranları gelir. Oysa bazı markalar vardır ki, işi sadece taşımacılık ya da tatil satmakla sınırlı tutmaz. Topluma dokunmayı, fark yaratmayı ve geride kalıcı izler bırakmayı da görev bilir.
Corendon, yıllardır bu anlayışla hareket eden şirketlerin başında geliyor.

Bugüne kadar havacılıktan tur operatörlüğüne, sponsorluklardan kültür ve sanata kadar pek çok alanda adından söz ettiren Corendon, şimdi de “Toplumsal duyarlılığı yüksek ve son derece anlamlı projelerle” bir kez daha gündemde.

Corendon’un, “İnsanı merkeze alan” yaklaşımlarının en somut örneklerinden ikisini sizlere anlatmaya çalışacağım.

Önce, fiziksel veya zihinsel engelliler için uygulamaya geçirilen proje:

SADECE TATİL DEĞİL, HAYATA DOKUNUŞ

Wie zijn onze reizigers?Begeleide vakanties voor mensen met een lichamelijke beperking of NAH

Hollanda’da faaliyet gösteren ve temel amacı “engelli bireylerin tatil yapabilmesini mümkün kılmak” olan, günlük hayatlarında pek çok engelle karşılaşan bireylerin, tamamen erişilebilir ortamlarda, profesyonel destekle ve gönül rahatlığıyla tatil yapmalarını sağlayan, Stichting Het Buitenhof vakıfı ile birlikte yürütülen bir projeden söz ediyorum.

Afbeelding met vlak, buitenshuis, kleding, transport Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bu projede, konaklamadan ulaşıma, rehberlikten günlük bakıma kadar pek çok ayrıntı titizlikle planlanmış. “Tatil lüks değil, herkesin hakkıdır” anlayışını hayata geçiren bir projeden söz ediyorum.

De wereld ontdekken met de easyTravelseat - Manon van den Heuvel

Bu proje kapsamında, fiziksel ya da zihinsel engeli bulunan bireylerin de herkes gibi “rahat, güvenli ve kaygısız” bir tatil yapabilmesi hedefleniyor. Corendon çalışanları, bu seyahatlere “gönüllü” olarak katılıyor ve engelli misafirlere yolculuk boyunca birebir eşlik ediyor. Yani ortada sadece kurumsal bir destek değil, doğrudan insan emeği, gönüllülük ve yürekten bir dayanışma var.

CORONDON DESTEĞİYLE GELEN TARİHİ BAŞARI: CURAÇAO DÜNYA SAHNESİNDE

Afbeelding met persoon, sport, gras, stadion Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Turizmde olduğu kadar sporda da kalıcı izler bırakmayı hedefleyen Corendon, bu kez Karayipler’den tüm dünyaya uzanan tarihi bir başarıya adını yazdırdı. Curaçao Milli Futbol Takımı’nın, tarihinde ilk kez Dünya Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı elde etmesi, sadece sportif bir sonuç değil, uzun soluklu bir vizyonun meyvesi olarak değerlendiriliyor.

Bu başarının arkasında, yıllardır Curaçao futboluna kesintisiz destek veren Corendon’un “başsponsor” olarak üstlendiği rol özel bir yer tutuyor. Corendon, sponsorluk anlayışını sadece forma reklamı ya da isim desteğiyle sınırlı tutmadı; altyapıdan organizasyona, milli takımın uluslararası arenadaki görünürlüğünden lojistik desteğe kadar pek çok alanda katkı sağladı.
(Corendon’un Alanyaspor’a ismini verme ve Antalyaspor’un stadına da ismini verme sponsorluğu da unutulmamalı)

Corendon Mangrove Beach Resort » nu boeken via NaarCuracao.com
Corendon’un Curaçao’daki otelleri, ülke turizmine de katkı sağlıyor.

Curaçao gibi nüfusu sınırlı, ancak futbol potansiyeli yüksek bir ada ülkesi için bu destek, “kader değiştirici” bir etki yarattı. Oyuncular, teknik ekip ve federasyon açısından istikrar ve güven ortamı sağlanırken, genç futbolcular için de “hayal kurmanın mümkün olduğu” somut bir örnek ortaya çıktı.

Ortaya çıkan tablo, Corendon’un spora bakış açısını da net biçimde ortaya koyuyor:
Kısa vadeli reklam getirisi yerine, “uzun vadeli gelişim ve sürdürülebilir başarı.”

Dünya Kupası bileti alan Curaçao Milli Takımı, aynı zamanda bir ülkenin kendine güveninin, adanın dünyaya açılan yüzünün ve genç nesiller için oluşan yeni umutların da simgesi hâline geldi. Bu tarihi başarıda Corendon’un rolü, spor dünyasında “örnek sponsorluk” başlığında anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Kısacası Corendon, sadece yolcu taşıyan bir marka değil; ülkeleri, hayalleri ve başarı hikâyelerini de taşıyan bir güç olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

CORENDON’UN ALIŞKANLIĞI: İLKLER VE ÖRNEKLER

Corendon’un sponsorlukları, kültürel projelere verdiği destek, spora ve gençlere yönelik yatırımları uzun süredir biliniyor. Ancak Het Buitenhof ile yapılan çalışma, şirketin “insana dokunan yüzünü” belki de en yalın biçimde ortaya koyuyor.

Bu projeler bir kez daha gösteriyor ki, Corendon için seyahat sadece “bir yerden bir yere gitmek” anlamına gelmiyor. Seyahat, bazen bir engeli aşmak, bazen hayata karışmak, bazen de “ben de varım” diyebilmek demek.

Kısacası Corendon, geçmişteki başarılarına yenilerini eklerken, çıtayı yine oldukça yukarı koyuyor. Het Buitenhof ile yürütülen örnek proje ve Curaçao futbolunda yazılan tarih, şirketin “sosyal duyarlılık ve vizyon” konusundaki iddiasını açık biçimde ortaya koyuyor.

İyi turizm, iyi insanlarla ve iyi niyetle yapılır.
Ve Corendon, bu ilkeyi bir kez daha başarıyla hayata geçiriyor.

İŞTE, BU BECERİLERİ YARATAN 4 İSMİN HİKÂYESİ

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, overhemd, Net overhemd Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bir hava yolu şirketinin adının Dünya Futbol Şampiyonası’na ilk kez katılan Curaçao Milli Takımı ile birlikte anılması, tesadüf değildir.
Zihinsel ve bedensel engelli bireylerin daha nitelikli ve erişilebilir tatil yapabilmesi için vakıflarla iş birliği gerçekleştirilmesi de, tek başına bir “kurumsal sosyal sorumluluk” cümlesiyle açıklanamaz.

Bu iki örnek, Corendon’un bugün geldiği noktayı anlatırken, yalnızca sonuçlara değil, o sonuçları ortaya çıkaran akla, cesarete ve vicdana da bakılması gerektiğini gösteriyor. Çünkü bu başarıların arkasında, tabelalardan çok insan hikâyeleri, bilanço satırlarından çok hayat tecrübesi var.

Bir yanda, sıfırdan kurulmuş bir tur operatörlüğünü, global ölçekte söz sahibi bir yapıya dönüştüren girişimci sezgi.
Diğer yanda, havacılığı matematik kadar disiplin ve risk kadar cesaretle yöneten stratejik akıl.
Ve tam ortada, kamudan özel sektöre konfor alanını terk ederek geçen, toplumsal duyarlılığı kurumsal yönetime taşıyan bir CEO profili.

Bugün Curaçao sahaya dünya sahnesinde çıkabiliyorsa ve engelli bireyler hayal ettikleri tatili daha onurlu koşullarda yapabiliyorsa, bu tabloda yalnızca bir şirket değil, üç ayrı karakterin birbiriyle örtüşen bakış açıları vardır.

İşte bu noktada, Corendon’u Corendon yapan şeyin ne olduğunu anlamak için, o becerileri yaratan dört ismin hikâyesine yakından bakmak gerekiyor.

GÜNAY USLU: KONFOR ALANINDAN ÇIKAN BİR CEO

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, microfoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bugünkü Corendon vizyonunu anlatırken, Günay Uslu’nun adını anmamak mümkün değil. Çünkü bu vizyonun merkezinde, alışılmış kariyer yollarını sorgulayan, risk almayı bilen ve bulunduğu her pozisyona anlam katmayı hedefleyen bir yönetici duruyor. Uslu’nun ismi, yalnızca bir unvanla değil, taşıdığı sorumluluk ve arkasında bıraktığı etkiyle anılıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi son derece kritik ve prestijli bir görevden ayrılarak, Corendon’un CEO’luğunu üstlenmesi, sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da yankı uyandırmıştı. Bu karar, pek çok kişi için “alışılmışın dışında” bir tercihti.
Kamu yönetiminin en tepe noktalarından biri sayılabilecek bir makamdan, özel sektörün yoğun rekabet içeren sahasına geçmek, ciddi cesaret ve özgüven gerektiriyordu. Günay Uslu bu adımı atarken, konfor alanında kalmayı değil, üretmeye devam edebileceği yeni bir alanı tercih etti.

Bu tercih, aslında Uslu’nun mesleğe ve hayata bakışını da net biçimde özetliyor: Risk almaktan kaçmayan, sahadan kopmayan ve kararlarını masa başı teorilerle değil, gerçek hayat deneyimleriyle veren bir yönetici profili. Onun yaklaşımında unvanlar değil, yapılan işin topluma, sektöre ve insanlara kattığı değer ön planda yer alıyor. Bu nedenle Uslu, yönetimi bir güç alanı olarak değil, bir sorumluluk alanı olarak görüyor.

Bakanlık döneminde kültür, sanat ve turizmin kamusal değerini öne çıkaran Uslu, Corendon’daki görevinde de bu birikimi özel sektör aklıyla birleştiriyor. Bu birikim, şirketin yalnızca ticari hedeflerine değil, toplumsal duruşuna da yön veriyor. Kültürün, sanatın ve turizmin bir ülkenin dünyaya açılan yüzü olduğuna inanan Uslu, bu perspektifi Corendon’un kurumsal reflekslerine taşımış durumda.

Onun liderliğinde Corendon, yalnızca büyüyen bir turizm markası değil, toplumla bağ kuran, sorumluluk alan ve bulunduğu coğrafyalara değer katan bir kurum olma çizgisini daha da güçlendiriyor. Bu anlayış, şirketin faaliyet gösterdiği ülkelerde, yerel topluluklarla kurduğu ilişkilerden, kültürel projelere verdiği desteğe kadar pek çok alanda kendini hissettiriyor.
Günay Uslu için başarı, yalnızca bilanço rakamlarıyla ölçülen bir kavram değil. Başarı, aynı zamanda güven duyulan bir marka olmak ve arkasında kalıcı bir iz bırakabilmektir.

GÖKYÜZÜNDE KANATLAR, YÖNETİMDE İNSAN AKLI VE VİCDANI: YILDIRAY KARAER

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, buitenshuis, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Yıldıray Karaer, 20 yılın üzerinde bir birikim ve liderlikle, Corendon Airlines’ı bugün uluslararası bir marka hâline getirmiş, Türkiye’den başlayıp Avrupa ve dünya arenasına uzanan bir başarı öyküsünün baş aktörüdür. Onun öngörüsü, stratejik hamleleri ve kararlılığı sayesinde Corendon sadece bir charter havayolu olmaktan çıkarak, geniş filosu ve uluslararası hatlarıyla tatil, turizm ve uçuş denince akla gelen güçlü bir referans noktasına dönüşmüştür.

Havacılık gibi yüksek riskli ve sürekli değişen bir sektörde kalıcı olmanın, yalnızca sayılarla veya uçuş planlarıyla mümkün olmadığını bilen Karaer, insanı merkeze alan bir anlayışı her zaman ön planda tuttu. Yolcunun güvenliği ve konforu, çalışanların aidiyeti ve şirketin sürdürülebilirliği onun yönetim felsefesinin temel taşları oldu.

Karaer’in liderliğinde Corendon, dinamik bir büyüme çizgisine oturdu ve bu vizyoner yönetim sayesinde şirket zaman içinde filolarını, uçuş noktalarını ve hizmet ağını istikrarlı biçimde genişletti. 2025 yılına gelindiğinde 35 uçaklık filo ile yılda yaklaşık 10 milyon yolcu taşıyan uluslararası bir hava yolu şirketine ulaşılması, plansız bir şansın değil, sabırlı ve insanı önceleyen bir yönetim anlayışının sonucudur.

2025 itibarıyla Corendon’un Türkiye merkezli yapılanmasının yanı sıra Hollanda ve Malta bayraklı havayolu şirketleriyle Avrupa ve uluslararası ölçekte güçlü bir yapıya kavuşması, Yıldıray Karaer’in vizyonunun ne kadar geniş ve geleceğe dönük olduğunun açık bir göstergesidir. Bu yapı yalnızca ticari büyümeyi değil, farklı ülkeler arasında kurulan kalıcı bağları ve kültürel etkileşimi de beraberinde getirmiştir.

Karaer’i farklı kılan yönlerden biri de, sadece mevcut pazarlarla yetinmeyen ve daima yeni fırsatları kollayan bir bakış açısına sahip olmasıdır. İskandinavya’dan Orta Doğu’ya, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya uzanan uçuş ağı sayesinde hem tatil amaçlı seyahat edenlere hem de etnik ve diasporik yolculara ulaşılmış, binlerce insan sevdiklerine veya hayallerindeki destinasyonlara güvenle taşınmıştır. Sektörde yaşanan tüm küresel dalgalanmalara rağmen büyüme iradesinin korunması, onun liderlik gücünün en somut yansımalarından biridir.

Yıldıray Karaer sadece bugünü yöneten bir havayolu yöneticisi değil, yarını planlayan ve şirketini geleceğe hazırlayan bir vizyon sahibidir. 2025 yılında gündeme gelen halka arz hazırlıkları, Corendon’u daha kurumsal, daha şeffaf ve daha sürdürülebilir bir yapıya taşıma hedefinin ifadesidir. Bu adım, hem sektöre duyulan güvenin hem de kurumsal sorumluluk anlayışının güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Bana yaptığı açıklama, Karaer’in geleceğe bakarken geçmiş deneyimlerden nasıl dersler çıkardığını da açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa’nın birçok ülkesinden Türkiye başta olmak üzere İspanya, Yunanistan, Fas ve Mısır’daki destinasyonlara 10 milyon yolcu taşınması, yalnızca kapasiteyi değil, doğru planlamayı ve güçlü operasyon yönetimini de yansıtmaktadır. Aynı yıl doluluk oranının yüzde 87 seviyesine yükselmesi, bu disiplinli yaklaşımın somut bir başarısıdır.

Mısır pazarında atılan adımlar ve Sharm El Sheikh uçuşlarının eklenmesi, Karaer’in destinasyon stratejisine verdiği önemin altını çizer. Antalya, Düsseldorf, Köln Bonn ve Viyana çıkışlı uçuşların kısa sürede yüksek doluluk oranlarına ulaşması, hem tatil hem de dalış turizmine olan talebin doğru okunduğunu göstermiştir. Hurghada hattının Sharm El Sheikh ile desteklenmesiyle Mısır operasyonlarının genişletilmesi, bölgesel büyümenin ne kadar bilinçli yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.

2025 yılı, Orta Doğu pazarında da yeni bir dönemin başladığı yıl olmuştur. Royal Avis iş birliğiyle Almanya, Avusturya ve Hollanda’daki sekiz farklı havalimanından Cidde ve Medine’ye direkt uçuşların başlatılması, Avrupa’dan kutsal topraklara doğrudan ulaşım noktasında önemli bir hizmet sunmuştur. Köln Bonn çıkışlı ilk uçuşun başarıyla gerçekleştirilmesi ve charter seferlerle yıl boyunca onbinlerce yolcunun taşınmasının hedeflenmesi, bu hamlenin ne kadar güçlü bir başlangıç yaptığını göstermektedir.

Karaer’in başarısının arkasında yalnızca cesur büyüme kararları değil, aynı zamanda gerçekçi bir risk analizi de bulunmaktadır. 2025 sonrasında havacılık sektörünün üç ila beş yıl boyunca daha durağan bir sürece girebileceğine dair uyarıları, kısa vadeli kazançlar yerine uzun vadeli istikrarı önceleyen bir yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Bu yaklaşım, Corendon’un sağlam temeller üzerine oturtulmasına büyük katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak Yıldıray Karaer, havacılık ve turizm dünyasında imkânsız denilen birçok hedefi gerçeğe dönüştürmüş bir lider olarak öne çıkmaktadır. Geniş vizyonu, stratejik cesareti ve insan odaklı yönetim anlayışıyla Corendon’u yalnızca bir havayolu şirketi değil, insanları hayallerine, sevdiklerine ve yeni deneyimlere taşıyan bir marka haline getirmiştir.

Onun liderliğinde Corendon’un bugünü güçlü, yarını ise umut vericidir. Bu başarı, sadece rakamlardan ibaret değildir. Bu başarı, emek veren binlerce çalışanın, uçağa binen milyonlarca yolcunun ve gökyüzünde kurulan büyük bir hayalin ortak ürünüdür.

ATİLAY USLU:MÜTEVAZİ BAŞLAYIP SINIRSIZ HAYAL KURAN ADAM

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Bazı başarı hikâyeleri vardır, sonradan parlatılarak anlatılır. Bazıları ise zaten bütün çıplaklığıyla yaşanmıştır ve anlatırken süslemeye bile ihtiyaç duymaz.
Atilay Uslu’nun hikâyesi, işte bu ikinci gruptadır. Hatta daha da ötesi, bugün gelinen noktaya bakıldığında insan ister istemez şu soruyu sorar: “Gerçekten bu kadar küçük başlayıp bu kadar büyümek mümkün müydü?”

Eğer Yıldıray Karaer ve Atilay Uslu, yıllar önce benim tavsiyeme uysalardı, bugün Corendon diye bir marka olmayacaktı. Çünkü ben o günlerde, seyahatçılığın kötü gidişine bakarak, sağduyulu ama korkakça bir öneride bulunmuştum. Oysa Atilay Uslu, şartlara değil sezgilerine kulak veren bir insandı.

Hollanda’da, biri yeme içme sektöründe yükselmeye çalışan Atilay Uslu ve havacılık alanında deneyim arayan Yıldıray Karaer’in birlikte kurduğu ufacık Corendon adlı firmanın, bir gün Türkiye’nin en önemli stadyumlarından birine isim sponsoru olacağına inanmak kolay değildi. Ama bugün o küçük firma, “Corendon Airlines Park Antalya” gibi dev bir organizasyonun altına imzasını atabilecek kadar büyüdü ve hatta devleşti. Corendon Alanyaspor’un başsponsoru olmanın yanında, Curaçao milli takımının da sponsorluğunu üslendi ve bu ülkeynin ilk kez Dünya Futbol Şampiyonasına katılmasında büyük rol oynadı.

Atilay Uslu’nun hikâyesi, bir gecede alınan ani kararlarla değil, yıllara yayılan bir mücadeleyle başladı. Babası Ata Uslu, Hollanda’daki Emirdağlılar’ın ağası olarak bilinen güçlü bir figürdü. Atilay ise bir yaşında getirildiği Hollanda’da, elektronik eğitimi aldı ve Fokker uçak fabrikasında kokpit düzenlemeleri yaptı. Hayatı bir noktadan sonra kahvehane işletmeciliği, lokantacılık, dönercilik gibi pek çok durağa uğradı. Yani masa başında değil, hayatın tam içinde pişti.

1990 yılında, henüz 22 yaşındayken kendini birden bire seyahat dünyasının içinde buldu. O dünya onu ciddiye almadı. Ama Atilay Uslu’nun sabrı ve çalışma disiplini, kulaktan dolma bilgiyle değil, sahada öğrenerek ilerleme arzusuyla birleşince, zamanla ses getirmeye başladı.

Babasıyla birlikte çalıştırdığı müzikli restorana bir gece yarısı ilan işi için uğradığımda, bana “Abi ben de seyahatçılığa başlayacağım, ne dersin?” diye sormuştu. O günlerde sektörün hali iç açıcı değildi. “Sakın ha” demiştim. “Üç beş kuruşluk bilet komisyonuyla iflas edersin.”
Ama iki hafta sonra Mega Reizen’in açılış davetiyesi geldi. 15 metrekarelik bir dükkân, birkaç tepsi baklava ve büyük hayaller.

THY, “çok fazla acenta var” diyerek ona bilet bile vermemişti. O, uçak biletlerini oğlum ile işlettiğm bizim ofisten alıyor, banka kredisi için başvuran müşterileri yönlendiriyor ve mütevazı adımlarla ilerliyordu. Sonra Türkiye’de otelleri bulunan Murat Bilal ile ortak oldu. Snowman adıyla kış turizmine girdiler ve büyük başarı yakaladılar. Ardından Sunman ile yaz turizmi geldi.

1993’te Yıldıray Karaer ile tanışması, Corendon’un kader anlarından biri oldu. Biri iyi bir havacıydı, diğeri tur operatörlüğünde deneyim kazanmıştı. Güçlerini birleştirdiler. Corendon adını ve rengini seçtiler. İlk büyük atraksiyonları, Türkiye gidiş geliş 19 Euro programıydı. Ardından ucuz ama kaliteli tur anlayışı geldi. Başta küçümsendiler. Bıyık altından gülündü. Ama kısa sürede rakipler ağlamaya başladı.

Corendon yalnızca tur operatörlüğüyle yetinmedi. Havacılığa girdi. Ardından otelciliğe soyundu. Önce turist götürdükleri bölgelerde otel kiraladılar. Sonra Amsterdam’da kolej binası olan bir oteli satın aldılar. Ardından büyük bir ofis binasını restore edip otele çevirdiler. Hollanda basını bu yükselişi hayranlıkla izledi. “Mütevazı seyahat acentası sahibi Atilay Uslu’nun sınırsız hırsı var” manşetleri boşuna atılmadı.

Atilay Uslu’nun fark yaratan yönü, yalnızca büyümek değil, deneyim yaratmaktı. Schiphol yakınındaki Village Hotel açılışında, dünyanın en eski Boeing 747 uçağını otel bahçesine 57 manevrayla yerleştirmek, otoyolu kapattıracak cesareti göstermek ve bunu bir turizm atraksiyonuna dönüştürmek, sıradan bir girişimcinin yapacağı iş değildi. Uçak artık restoran, kafe ve kütüphane olarak hizmet veriyor ve Corendon imzasını simgeliyor.

Bugün Corendon Hotels and Resorts sadece yatak satan bir zincir değil. İçinde uçak bulunan, hikâyesi olan ve misafirine “ben buradaydım” dedirten mekânlar sunan bir marka. Amsterdam’daki Boeing 737 kokpitli oda ve Curaçao’daki yeni yatırımlar bunun en somut örnekleri.

Atilay Uslu için başarı, rakamların ötesinde bir duygudur. Fark yaratmak, akılda kalmak ve cesaret etmek anlamına gelir. Bugün Corendon denince yalnızca uçuşlar veya oteller değil, bir ruh, bir yolculuk ve bir hayal hatırlanıyorsa, bunda Atilay Uslu’nun sezgisi, inadı ve sınır tanımayan girişimci aklı vardır.

Ve belki de en önemlisi şudur: Atilay Uslu, kendisine “yapma” denilen yerde, “bir deneyeyim” diyebilen adamlardandır. Corendon’un gerçek doğuşu da tam olarak burada başlar.

ATACAN USLU:BAYRAĞI DEVRALAN DEĞİL, TAŞIMASINI BİLEN KUŞAK

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, person, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Corendon’un başarı hikâyesi bugün artık yalnızca kurucularla sınırlı değil. Bu hikâyenin devamında, sessiz ama sağlam adımlarla sorumluluk alan üçüncü kuşak da var.
Atacan Uslu, tam olarak bu noktada, adı yüksek sesle anılmadan ama yaptığı işlerle dikkat çeken bir isim olarak öne çıkıyor.

Hollanda’daki üç Corendon Oteli’nin yönetimini başarıyla yürüten Atacan Uslu, yalnızca mevcut yapıyı koruyan bir yönetici değil. Amsterdam’daki Kolej Oteli’ni restore ederek 5 yıldızlı statüye kavuşturan isim olarak, markanın otelcilik vizyonuna somut katkılar sunmuş durumda.

Afbeelding met persoon, kleding, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Atacan Uslu’nun yöneticilik anlayışı, “arka planda işini yapan” çizgide ilerliyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, otellerinden birinde ağırlanan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ziyaretiydi. Bu ağırlama, yalnızca bir protokol organizasyonu olarak değil, kusursuz bir ev sahipliği örneği olarak Hollanda medyasında geniş yer bulmuştu. Genç bir yönetici için bu; hem uluslararası güven hem de kurumsal yetkinliğin güçlü bir göstergesi olarak kayda geçti.

Ancak Atacan’ın hikâyesi yalnızca yöneticilikten ibaret değil. Onun durduğu yer, aynı zamanda bir ailenin değerleriyle şekillenmiş bir sorumluluk alanı. Bu sorumluluk, Yavuz Nufel’in verdiği 61’inci madalya ile anlam kazanan bir sembole dönüştü.

Afbeelding met persoon, kleding, Menselijk gezicht, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Atilay Uslu’nun Curaçao’da bulunması nedeniyle kendisine verilemeyen madalyanın, oğlu Atacan’a takdim edilmesi kararı, yalnızca duygusal bir jest değildi. Yavuz Nufel’in de ifade ettiği gibi, Atacan Uslu’nun “61’inci yılda 61’inci madalyayı” hak edecek bir gelecek vadettiği artık görülüyordu. Bu törene tanıklık etmek ve o anı fotoğraflamak da bana nasip oldu.

Atacan Uslu, madalyayı alırken yaptığı kısa ama anlamlı açıklamayla, bu ödülü bir onurdan çok bir sorumluluk olarak gördüğünü vurguladı. “Bugün benim için unutulmaz bir gün olacak” sözü, aslında bundan sonra atacağı adımların da bir özeti gibiydi.

Sanat, kültür ve akademiyi hayatının önemli bir parçası haline getirmiş güçlü bir aile ortamında yetişen Atacan Uslu, bu mirası yalnızca taşımıyor; çalışarak, öğrenerek ve risk alarak kendi yolunu da inşa ediyor. O, soyadının sağladığı kolaylıklardan çok, taşıdığı yükün farkında olan bir ikinci kuşak temsilcisi.

Bugün Corendon’un otellerinde hissedilen düzen, misafirperverlik ve kurumsal ciddiyet varsa, bunun ardında Atacan Uslu gibi işi sahada öğrenmiş, masa başından çok operasyonun kalbinde yoğrulmuş bir yöneticinin emeği bulunuyor.

CORENDON’DA KUŞAKLAR: KURUCULAR AKIL, YÖNETİCİ CESARET VE DEVAM EDEN VİZYON

Corendon’un bugün ulaştığı noktaya bakıldığında, bu başarının tek bir kararla ya da tek bir dönemle açıklanamayacağı açıkça görülüyor. Burada söz konusu olan; farklı kuşakların, farklı karakterlerin ve farklı yeteneklerin aynı hedefte buluşmasıyla ortaya çıkan uzun soluklu bir yolculuk.

Bu yolculuğun temelinde, sezgiye dayalı girişimci akıl ve sınır tanımayan cesaret var. Küçük bir seyahat acentasından küresel ölçekte söz sahibi bir turizm ve havacılık grubuna uzanan bu hikâye, Atilay Uslu’nun risk almaktan çekinmeyen yaklaşımı ve Yıldıray Karaer’in havacılık disiplinini stratejiyle buluşturan yönetim anlayışıyla şekillendi. Biri sahayı, diğeri gökyüzünü bilen bu iki isim, Corendon’un sağlam temelini birlikte attı.

Bu temel, zamanla yalnızca büyümekle kalmadı, kurumsallaştı ve anlam kazandı. Günay Uslu’nun Corendon CEO’luğu ile birlikte, kamudaki deneyimini özel sektöre taşıyan bir liderlik anlayışı devreye girdi. Onun yönetiminde Corendon, ticari başarının yanına toplumsal duyarlılığı, kültürel farkındalığı ve sorumluluk bilincini koymayı başardı. Böylece şirket, yalnızca hizmet üreten değil, bulunduğu coğrafyalara değer katan bir yapıya dönüştü.

Bugün bu hikâyenin devamında, ikinci kuşağın sessiz ama kararlı adımları yer alıyor. Atacan Uslu’nun Hollanda’daki otellerde üstlendiği sorumluluk, Corendon’un geleceğe plansız değil, bilinçli biçimde hazırlandığını gösteriyor. Bu, miras devralmanın ötesinde; mirası çalışarak ve üreterek devam ettirme iradesinin açık bir ifadesi.

Corendon’da kuşaklar arasındaki asıl bağ, soyadlarından veya ünvanlardan değil, paylaşılan değerlerden besleniyor. Cesaret, çalışma disiplini, sahaya hâkimiyet ve insana dokunma becerisi, bu yapının ortak paydası.
Curaçao Milli Takımı’na verilen destek veya engelli bireyler için geliştirilen tatil projeleri de, bu vizyonun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Sonuçta Corendon’un hikâyesi, sadece uçuş rotaları ya da otel yatırımlarıyla sınırlı değil. Bu hikâye; kurucu aklın cesaretle birleştiği, yöneticilik sorumluluğunun insan duygusuyla dengelendiği ve kuşaklar boyunca devam edecek bir vizyonun adım adım inşa edildiği bir başarı yolculuğudur.

Ve tam da bu yüzden, Corendon’da başarı bir sonuç değil, sürdürülen bir anlayış olarak karşımızda duruyor.

                       *****************

CORENDON: MAAKTE DE EERSTE DEELNAME VAN CURAÇAO AAN HET WERELDKAMPIOENSCHAP VOETBAL MOGELIJK EN CREËERDE EEN NIEUW VAKANTIECONCEPT VOOR MENSEN MET EEN BEPERKING

Corendon heeft zijn naam verbonden aan een historische prestatie die zich uitstrekt van het Caribisch gebied tot ver buiten de landsgrenzen. Het mogelijk maken van de allereerste deelname van het nationale voetbalelftal van Curaçao aan het Wereldkampioenschap Voetbal is geen louter sportief succes, maar wordt gezien als het resultaat van een langetermijnvisie.

Tegelijkertijd richt Corendon zich op een ander belangrijk doel: ook mensen met een lichamelijke of verstandelijke beperking moeten, net als iedereen, kunnen genieten van een comfortabele, veilige en zorgeloze vakantie. Medewerkers van Corendon nemen hier vrijwillig aan deel en begeleiden de gasten met een beperking persoonlijk gedurende de hele reis.

De beslissing van Günay Uslu om een uiterst cruciale en prestigieuze functie bij het Ministerie van Cultuur en Toerisme neer te leggen en het CEO-schap van Corendon op zich te nemen, zorgde niet alleen in Turkije maar ook in Europa voor veel aandacht.

Wat Corendon écht Corendon maakt: de kwaliteiten van Yıldıray Karaer, Atılay Uslu, Günay Uslu en Atacan Uslu.

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Een bericht van İlhan KARAÇAY

Wanneer men aan toerisme denkt, komen vaak vliegtuigen, hotels en bezettingsgraden als eerste in beeld. Toch zijn er merken die zich niet beperken tot alleen vervoer of het verkopen van vakanties. Zij beschouwen maatschappelijke betrokkenheid, het maken van verschil en het achterlaten van blijvende sporen als een even belangrijke verantwoordelijkheid.
Corendon behoort al jaren tot de bedrijven die handelen vanuit deze visie.

Van luchtvaart tot touroperating, van sponsoring tot cultuur en kunst: Corendon heeft zich op vele terreinen laten gelden. Vandaag staat het opnieuw in de schijnwerpers dankzij “maatschappelijk zeer betrokken en betekenisvolle projecten”.

Ik wil u twee van de meest concrete voorbeelden laten zien van Corendons benadering waarin de mens centraal staat.

Allereerst het project dat speciaal is opgezet voor mensen met een lichamelijke of verstandelijke beperking.

NIET ALLEEN EEN VAKANTIE, MAAR EEN RAAKTIJD MET HET LEVEN

Wie zijn onze reizigers?Begeleide vakanties voor mensen met een lichamelijke beperking of NAH

In samenwerking met de Nederlandse Stichting Het Buitenhof, die als doel heeft vakanties mogelijk te maken voor mensen met een beperking, is een project opgezet waarin deelname aan het dagelijks leven en volledig toegankelijke vakanties centraal staan. Mensen die in het dagelijks leven talloze obstakels tegenkomen, krijgen zo de kans om in een volledig aangepaste omgeving, met professionele ondersteuning en zonder zorgen op vakantie te gaan.

Afbeelding met vlak, buitenshuis, kleding, transport Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Binnen dit project is alles tot in detail gepland: van accommodatie en vervoer tot begeleiding en dagelijkse zorg. Het uitgangspunt is helder en krachtig: “Een vakantie is geen luxe, maar een recht voor iedereen.”

De wereld ontdekken met de easyTravelseat - Manon van den Heuvel

Het doel is dat ook mensen met een fysieke of verstandelijke beperking kunnen genieten van een comfortabele, veilige en zorgeloze vakantie. Medewerkers van Corendon nemen hier vrijwillig aan deel en staan de gasten persoonlijk bij tijdens de gehele reis. Het gaat dus niet alleen om een vorm van bedrijfssteun, maar om oprechte menselijke inzet, vrijwilligheid en solidariteit vanuit het hart.

EEN HISTORISCHE PRESTATIE MET DE STEUN VAN CORENDON: CURAÇAO OP HET WERELDTONEEL

Afbeelding met persoon, sport, gras, stadion Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Net zoals in het toerisme streeft Corendon er ook in de sport naar een blijvende impact te creëren. Ditmaal schreef het bedrijf geschiedenis met een prestatie die zijn oorsprong vindt in het Caribisch gebied en wereldwijd weerklank kreeg.

De allereerste kwalificatie van het nationale voetbalelftal van Curaçao voor het Wereldkampioenschap Voetbal is niet alleen een sportieve mijlpaal, maar ook het resultaat van een langetermijnvisie.

Een sleutelrol hierin speelde Corendon, dat al jarenlang ononderbroken steun verleent aan het Curaçaose voetbal als hoofdsponsor. Die sponsoring beperkte zich niet tot shirtreclame of naamsvermelding, maar omvatte ook investeringen in de jeugdopleiding, organisatorische ondersteuning, internationale zichtbaarheid en logistieke faciliteiten voor het nationale elftal.
(Ook de naamsponsoring van Alanyaspor en het stadion van Antalyaspor mag hierbij niet onvermeld blijven.)

Corendon Mangrove Beach Resort » nu boeken via NaarCuracao.com
Daarnaast dragen de hotels van Corendon op Curaçao bij aan
de ontwikkeling van het toerisme op het eiland.

Voor een relatief klein eiland met een grote voetbalpotentie betekende deze steun een ware ommekeer. Er ontstond stabiliteit en vertrouwen voor spelers, technische staf en voetbalbond, terwijl jonge voetballers een concreet voorbeeld kregen dat dromen daadwerkelijk haalbaar zijn.

Dit alles laat zien hoe Corendon naar sport kijkt: niet gericht op kortetermijnreclame, maar op duurzame ontwikkeling en blijvend succes.

Met het behalen van het WK-ticket werd het nationale elftal van Curaçao niet alleen een sportieve trots, maar ook een symbool van zelfvertrouwen, internationale uitstraling en nieuwe hoop voor jongere generaties. De rol van Corendon in dit succes verdient zonder meer de kwalificatie “voorbeeldige sponsoring” binnen de sportwereld.

Kortom, Corendon is niet alleen een merk dat passagiers vervoert, maar ook landen, dromen en succesverhalen met zich meedraagt.

CORENDONS HANDTEKENING: PRIMEURS EN VOORBEELDEN

De betrokkenheid van Corendon bij sponsoring, culturele projecten en investeringen in sport en jongeren is al langer bekend. Maar de samenwerking met Het Buitenhof laat misschien wel het meest helder de mensgerichte kant van het bedrijf zien.

Deze projecten tonen opnieuw aan dat reizen voor Corendon niet slechts betekent “van A naar B gaan”. Reizen betekent soms een barrière overwinnen, soms deelnemen aan het leven en soms simpelweg kunnen zeggen: “Ik hoor er ook bij.”

Terwijl Corendon nieuwe successen toevoegt aan eerdere prestaties, legt het de lat opnieuw bijzonder hoog. Het voorbeeldige project met Het Buitenhof en het historische succes van Curaçaos voetbal onderstrepen duidelijk de maatschappelijke visie en ambitie van het bedrijf.

Goede toerisme wordt mogelijk gemaakt door goede mensen en goede intenties.
En Corendon brengt dat principe opnieuw met succes in de praktijk.

DE VERHALEN VAN DE 4 NAMEN DIE DEZE VAARDIGHEDEN MOGELIJK MAAKTEN

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, overhemd, Net overhemd Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Dat de naam van een luchtvaartmaatschappij wordt verbonden aan het nationale elftal van Curaçao, dat voor het eerst deelnam aan het Wereldkampioenschap voetbal, is geen toeval.

Ook de samenwerking met stichtingen om mensen met een verstandelijke en lichamelijke beperking een beter toegankelijke en kwalitatief hogere vakantie te bieden, laat zich niet verklaren met slechts één zin over “maatschappelijk verantwoord ondernemen”.

Deze twee voorbeelden maken duidelijk dat je bij het beschrijven van waar Corendon vandaag staat, niet alleen naar de resultaten moet kijken, maar ook naar het verstand, de moed en het geweten die deze resultaten mogelijk hebben gemaakt. Achter dit succes schuilen namelijk niet zozeer uithangborden, maar menselijke verhalen, niet zozeer balansposten, maar levenservaring.

Aan de ene kant is er het ondernemende instinct dat een vanaf nul opgebouwde reisorganisatie heeft omgevormd tot een speler met wereldwijde invloed.
Aan de andere kant staat het strategisch denkvermogen dat de luchtvaart bestuurt met evenveel discipline als wiskunde en met evenveel moed als risico.
En in het midden bevindt zich het profiel van een CEO die zijn veilige positie in de publieke sector verliet om in de private sector maatschappelijke betrokkenheid te vertalen naar goed bestuur.

Dat Curaçao vandaag het wereldtoneel kan betreden en dat mensen met een beperking hun droomvakantie onder waardigere omstandigheden kunnen beleven, is niet alleen het resultaat van één bedrijf, maar van drie afzonderlijke karakters, wier visies elkaar aanvullen en versterken.

Om te begrijpen wat Corendon werkelijk tot Corendon maakt, is het precies hier nodig om van dichtbij te kijken naar het verhaal van deze drie namen die die vaardigheden hebben voortgebracht.

GÜNAY USLU: EEN CEO DIE UIT HAAR COMFORTZONE STAPT

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, microfoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Wanneer we spreken over de visie van Corendon vandaag, is het onmogelijk de naam van Günay Uslu niet te noemen. In het hart van deze visie staat een bestuurder die gebaande carrièrepaden ter discussie durft te stellen, risico’s niet schuwt en ernaar streeft om in elke functie waarin zij werkt echte betekenis toe te voegen. De naam Uslu wordt niet alleen verbonden aan een titel, maar vooral aan de verantwoordelijkheid die zij draagt en de impact die zij achterlaat.

Haar besluit om een uiterst kritieke en prestigieuze functie als minister van Cultuur en Toerisme neer te leggen en het CEO-schap van Corendon op zich te nemen, heeft niet alleen in Turkije maar ook in Europa veel weerklank gevonden. Voor velen was dit een keuze die buiten de gebaande paden viel.

De overstap van een van de hoogste posities binnen het openbaar bestuur naar de intens competitieve wereld van de private sector vereiste een groot gevoel van moed en zelfvertrouwen. Met deze stap koos Günay Uslu er bewust voor om niet binnen haar comfortzone te blijven, maar om een nieuw terrein te betreden waarin zij kon blijven creëren en bijdragen.

Deze keuze vat in feite ook haar kijk op het beroep en op het leven samen: een managementstijl die risico’s niet uit de weg gaat, nauw verbonden blijft met de praktijk en beslissingen neemt op basis van echte levenservaringen in plaats van louter theoretische modellen. In haar benadering staan niet titels centraal, maar de waarde die het verrichte werk toevoegt aan de samenleving, de sector en de mensen. Daarom ziet Uslu leiderschap niet als een machtspositie, maar als een verantwoordelijkheidsgebied.

Tijdens haar ministeriële periode benadrukte zij het publieke belang van cultuur, kunst en toerisme. In haar rol bij Corendon weet zij deze ervaring te combineren met het denken van de private sector. Deze opgebouwde expertise stuurt niet alleen de commerciële doelstellingen van het bedrijf, maar geeft ook richting aan zijn maatschappelijke houding. Vanuit de overtuiging dat cultuur, kunst en toerisme het gezicht van een land naar de wereld vormen, heeft Uslu deze visie geïntegreerd in de institutionele reflexen van Corendon.

Onder haar leiderschap ontwikkelt Corendon zich niet alleen tot een groeiend toeristisch merk, maar versterkt het ook zijn identiteit als een organisatie die verbinding zoekt met de samenleving, verantwoordelijkheid neemt en waarde toevoegt aan de regio’s waarin zij actief is. Deze benadering is merkbaar in uiteenlopende domeinen, van de relaties met lokale gemeenschappen tot de steun aan culturele projecten in de landen waar het bedrijf opereert.

Voor Günay Uslu is succes geen begrip dat uitsluitend kan worden gemeten aan balanscijfers. Succes betekent ook een betrouwbaar merk zijn en een blijvende indruk achterlaten.

VLEUGELS IN DE LUCHT, MENSENVERSTAND EN GEWETEN IN HET BESTUUR: YILDIRAY KARAER

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, buitenshuis, kleding Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Met meer dan twintig jaar ervaring en leiderschap heeft Yıldıray Karaer Corendon Airlines uitgebouwd tot een internationale merknaam. Hij is de hoofdrolspeler van een succesverhaal dat begon in Turkije en zich uitstrekte tot Europa en de wereld. Dankzij zijn vooruitziende blik, strategische beslissingen en vastberadenheid groeide Corendon uit van een chartermaatschappij tot een sterke referentie op het gebied van vakanties, toerisme en luchtvaart, met een brede vloot en internationale routes.

Karaer weet dat duurzaam succes in een sector met hoge risico’s en constante veranderingen niet uitsluitend kan worden bereikt met cijfers of vluchtplannen. Daarom heeft hij altijd een mensgerichte benadering centraal gesteld. Veiligheid en comfort van de passagier, betrokkenheid van medewerkers en duurzaamheid van het bedrijf vormen de kern van zijn managementfilosofie.

Onder zijn leiding volgde Corendon een dynamische groeistrategie. Dankzij deze visionaire koers werden vloot, bestemmingen en diensten stap voor stap en stabiel uitgebreid. Dat Corendon in 2025 uitgroeide tot een internationale luchtvaartmaatschappij met een vloot van 35 vliegtuigen en circa 10 miljoen passagiers per jaar, is geen toeval maar het resultaat van geduldig, mensgericht en consistent bestuur.

Vanaf 2025 beschikt Corendon, naast de Turkse organisatie, ook over luchtvaartmaatschappijen onder Nederlandse en Maltese vlag. Daarmee heeft het bedrijf een sterke positie opgebouwd binnen Europa en op internationaal niveau. Deze structuur staat niet alleen voor commerciële groei, maar creëert ook duurzame verbindingen en culturele interactie tussen landen.

Een van Karaers onderscheidende kenmerken is zijn blik die verder reikt dan bestaande markten. Met een netwerk dat zich uitstrekt van Scandinavië tot het Midden-Oosten en van daar tot Noord-Afrika, bereikt Corendon zowel toeristische reizigers als etnische en diasporische gemeenschappen. Duizenden mensen worden veilig vervoerd naar hun geliefden of hun droombestemmingen. Dat Corendon ondanks wereldwijde turbulentie in de sector bleef groeien, is een van de duidelijkste bewijzen van zijn leiderschap.

Yıldıray Karaer is niet alleen een bestuurder van vandaag, maar vooral een visionair die vooruit plant en zijn organisatie voorbereidt op de toekomst. De voorbereidingen voor een mogelijke beursgang in 2025 tonen de ambitie om Corendon transparanter, sterker en duurzamer te maken. Deze stap wordt gezien als een teken van vertrouwen in de sector en als een uitdrukking van sterk ondernemend verantwoordelijkheidsbesef.

In zijn toelichting aan mij maakt Karaer duidelijk hoe hij lessen uit het verleden meeneemt naar de toekomst. Het vervoer van 10 miljoen passagiers per jaar vanuit diverse Europese landen naar bestemmingen in onder meer Turkije, Spanje, Griekenland, Marokko en Egypte weerspiegelt niet alleen capaciteit, maar ook zorgvuldige planning en robuust operationeel management. Dat de bezettingsgraad in hetzelfde jaar opliep tot 87 procent, bevestigt het succes van deze discipline.

De stappen die zijn gezet op de Egyptische markt en de toevoeging van Sharm El Sheikh aan het netwerk onderstrepen het belang dat Karaer hecht aan bestemmingsstrategie. Vluchten vanuit Antalya, Düsseldorf, Köln Bonn en Wenen bereikten snel hoge bezettingsgraden, wat aantoont dat zowel vakantie- als duiktoerisme correct zijn ingeschat. De uitbreiding van de Egyptische operaties door de combinatie van Hurghada en Sharm El Sheikh laat zien hoe bewust de regionale groei wordt gestuurd.

Ook in het Midden-Oosten markeerde 2025 het begin van een nieuwe fase. In samenwerking met Royal Avis werden vanuit acht luchthavens in Duitsland, Oostenrijk en Nederland directe vluchten naar Jeddah en Medina gestart. Hiermee werd een belangrijke directe verbinding gerealiseerd tussen Europa en de heilige plaatsen. De succesvolle eerste vlucht vanuit Köln Bonn en het streven om met chartervluchten tienduizenden passagiers per jaar te vervoeren, tonen de sterke start van deze operatie.

Achter Karaers succes schuilt niet alleen durf, maar ook realistische risicoanalyse. Zijn waarschuwingen dat de luchtvaartsector na 2025 mogelijk een meer gematigde periode van drie tot vijf jaar zou ingaan, weerspiegelen een managementstijl die lange termijn stabiliteit boven korte termijn winst verkiest. Deze visie draagt bij aan de solide fundamenten van Corendon.

Samengevat is Yıldıray Karaer een leider die in de luchtvaart- en toerismesector vele zogenaamd onhaalbare doelen heeft gerealiseerd. Met zijn brede visie, strategische moed en mensgerichte bestuursstijl heeft hij Corendon gemaakt tot meer dan een luchtvaartmaatschappij: een merk dat mensen naar hun dromen, hun dierbaren en nieuwe ervaringen brengt.

Onder zijn leiding is Corendon vandaag sterk en de toekomst veelbelovend. Dit succes bestaat niet alleen uit cijfers, maar uit het gezamenlijke werk van duizenden medewerkers, miljoenen passagiers en een grote droom die in de lucht werd gebouwd.

ATİLAY USLU: DE MAN DIE BESCHAAF BEGON EN GRENZELOOS DURFDE DROMEN

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Sommige succesverhalen worden achteraf mooier gemaakt. Andere zijn zo puur beleefd dat ze geen opsmuk nodig hebben.
Het verhaal van Atılay Uslu behoort tot deze tweede categorie.

Sterker nog, wie ziet waar hij vandaag staat, vraagt zich onwillekeurig af: “Was het echt mogelijk om zó klein te beginnen en zó groot te worden?”

Als Yıldıray Karaer en Atılay Uslu destijds mijn advies hadden gevolgd, zou het merk Corendon vandaag niet hebben bestaan. Ik had hen, kijkend naar de slechte staat van de reissector, een verstandige maar bange raad gegeven. Atılay Uslu koos echter niet voor omstandigheden, maar voor zijn intuïtie.

Dat het kleine bedrijfje Corendon, opgericht in Nederland door Atılay Uslu, die zich een weg baande in de horeca, en Yıldıray Karaer, die ervaring zocht in de luchtvaart, ooit naamgever zou worden van een van de belangrijkste stadions in Turkije, leek toen onvoorstelbaar. Vandaag draagt dat stadion trots de naam Corendon Airlines Park Antalya. Daarnaast werd Corendon hoofdsponsor van Alanyaspor en sponsor van het nationale elftal van Curaçao, dat mede dankzij deze steun voor het eerst deelnam aan het Wereldkampioenschap Voetbal.

Het levensverhaal van Atılay Uslu is geen aaneenschakeling van nachtblitsbeslissingen, maar een jarenlange strijd. Zijn vader Ata Uslu stond bekend als een invloedrijke figuur onder de Emirdağlı-gemeenschap in Nederland. Atılay groeide in Nederland op, volgde een opleiding elektronica en werkte bij Fokker aan cockpitinrichtingen. Zijn leven liep langs koffiehuizen, restaurants en dönerzaken. Hij werd gevormd midden in het leven, niet achter een bureau.

In 1990, op 22-jarige leeftijd, belandde hij in de reiswereld. Die wereld nam hem aanvankelijk niet serieus. Maar zijn doorzettingsvermogen, discipline en wil om te leren in de praktijk begonnen al snel vruchten af te werpen.

Toen hij mij midden in de nacht vroeg of hij de reisbranche in moest gaan, had ik hem nog afgeraden. Twee weken later ontving ik de uitnodiging voor de opening van Mega Reizen: een winkel van 15 vierkante meter, een paar schalen baklava en grootse dromen.

THY weigerde hem zelfs tickets te geven. Hij zette stap voor stap door, werkte bescheiden, ging partnerschappen aan, breidde uit naar winter- en zomertoerisme en bouwde gestaag aan succes.
De ontmoeting met Yıldıray Karaer in 1993 werd een keerpunt. Ze bundelden kennis, kozen naam en kleur, en brachten vernieuwende reisconcepten. Eerst werd er gelachen. Daarna huilden de concurrenten.

Corendon breidde uit naar luchtvaart, daarna hotelmanagement. Het bedrijf kocht en transformeerde panden en werd door de Nederlandse pers bewonderd gevolgd. De koppen spraken boekdelen.

Atılay Uslu maakte niet alleen groei mogelijk, hij creëerde belevenissen. Een Boeing 747 in een hotel tuin plaatsen bij Schiphol vergt geen ondernemerschap, maar lef. Vandaag functioneert dat vliegtuig als restaurant, café en bibliotheek, hét symbool van Corendon.

Voor hem is succes meer dan cijfers: het is durf, beleving en blijvende herinnering.
Corendon is een reis met een ziel.

ATACAN USLU: EEN GENERATIE DIE NIET ALLEEN DE VLAG OVERNEEMT, MAAR WEET HOE DIE GEDRAGEN MOET WORDEN

Afbeelding met persoon, Menselijk gezicht, person, bloem Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het succesverhaal van Corendon is vandaag de dag niet langer uitsluitend verbonden aan de oprichters. In het vervolg van dit verhaal staat ook een derde generatie klaar, die op stille maar vastberaden wijze verantwoordelijkheid op zich neemt.

Atacan Uslu komt precies op dit punt naar voren: een naam die niet luid wordt uitgesproken, maar die met zijn daden aandacht trekt.

Als verantwoordelijke voor het succesvolle beheer van drie Corendon-hotels in Nederland is Atacan Uslu geen bestuurder die enkel de bestaande structuur bewaart. Hij heeft tastbare bijdragen geleverd aan de hotelvisie van het merk door het College Hotel in Amsterdam te restaureren en het naar een vijfsterrenstatus te brengen.

Afbeelding met persoon, kleding, person, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

De managementstijl van Atacan Uslu kenmerkt zich door “doen wat nodig is, op de achtergrond”. Een van de meest sprekende voorbeelden hiervan was het bezoek van NAVO-secretaris-generaal Mark Rutte, die in een van zijn hotels werd ontvangen. Deze ontvangst werd in de Nederlandse media niet alleen gezien als een protocollaire verplichting, maar als een voorbeeld van vlekkeloos gastheerschap. Voor een jonge bestuurder gold dit als een sterk bewijs van zowel internationaal vertrouwen als institutionele bekwaamheid.

Het verhaal van Atacan beperkt zich echter niet tot management. Zijn positie is tegelijkertijd een verantwoordelijkheidsgebied dat gevormd is door de waarden van een familie. Die verantwoordelijkheid kreeg een symbolische betekenis met de 61ste onderscheiding die door Yavuz Nufel werd toegekend.

Omdat Atılayslu zich op Curaçao bevond en de medaille niet persoonlijk kon ontvangen, werd besloten deze aan zijn zoon Atacan te overhandigen. Dit was niet louter een emotioneel gebaar. Zoals Yavuz Nufel zelf aangaf, was duidelijk geworden dat Atacan Uslu een toekomst in zich droeg die het verdiende om in het 61ste jaar de 61ste medaille te ontvangen. Ik had zelf de gelegenheid om deze ceremonie bij te wonen en dat moment vast te leggen.

In zijn korte maar betekenisvolle dankwoord benadrukte Atacan Uslu dat hij deze onderscheiding niet zozeer als een eer zag, maar als een verantwoordelijkheid. Zijn woorden “Vandaag zal voor mij een onvergetelijke dag zijn” vormden in feite al een samenvatting van de stappen die hij hierna zou zetten.

Opgegroeid in een sterke familieomgeving waarin kunst, cultuur en academische vorming een belangrijke plaats innemen, draagt Atacan Uslu deze erfenis niet alleen verder, maar bouwt hij met hard werken, leren en het nemen van risico’s ook zijn eigen weg. Hij is een vertegenwoordiger van de tweede generatie die zich niet laat leiden door de gemakken van zijn achternaam, maar zich bewust is van de last die ermee wordt gedragen.

Als vandaag in de Corendon-hotels orde, gastvrijheid en institutionele ernst voelbaar zijn, dan ligt daaraan het werk ten grondslag van een bestuurder als Atacan Uslu: iemand die het vak in de praktijk heeft geleerd en is gevormd in het hart van de operatie, meer dan achter een bureau.

GENERATIES BIJ CORENDON: OPRICHTERSGEEST, BESTUURLIJKE MOED EN EEN VOORTDURENDE VISIE

Wanneer we kijken naar het punt dat Corendon vandaag heeft bereikt, wordt duidelijk dat dit succes niet kan worden verklaard door één enkele beslissing of één bepaalde periode. Waar hier sprake van is, is een langdurige reis die is ontstaan doordat verschillende generaties, uiteenlopende karakters en diverse talenten samenkwamen rond één gemeenschappelijk doel.

Aan de basis van deze reis liggen een intuïtieve ondernemersgeest en onbeperkte moed. Het verhaal dat begon als een klein reisbureau en uitgroeide tot een wereldwijd toonaangevende toerisme- en luchtvaartgroep, kreeg vorm door de risicobereide aanpak van Atilay Uslu en de managementvisie van Yıldıray Karaer, die luchtvaartdiscipline wist te verbinden met strategie. De ene kende het veld, de andere de lucht; samen legden zij het solide fundament van Corendon.

Dit fundament groeide niet alleen in omvang, maar kreeg gaandeweg ook een sterker institutioneel karakter en inhoudelijke betekenis. Met de komst van Günay Uslu als CEO van Corendon werd een leiderschapsstijl geïntroduceerd die haar ervaring in de publieke sector naar het bedrijfsleven wist te vertalen. Onder haar leiding wist Corendon commerciële successen te combineren met maatschappelijke betrokkenheid, cultureel bewustzijn en een sterk gevoel voor verantwoordelijkheid. Zo ontwikkelde het bedrijf zich tot een organisatie die niet alleen diensten levert, maar ook waarde toevoegt aan de regio’s waarin zij actief is.

In het vervolg van dit verhaal zien we vandaag de stille maar vastberaden stappen van de tweede generatie. De verantwoordelijkheid die Atacan Uslu op zich neemt binnen de hotels van Corendon in Nederland, laat zien dat het bedrijf zich niet toevallig, maar bewust voorbereidt op de toekomst. Dit gaat verder dan het simpelweg overnemen van een erfenis; het is een duidelijke uitdrukking van de wil om deze erfenis voort te zetten door hard te werken en te produceren.

De echte band tussen de generaties binnen Corendon wordt niet gevoed door achternamen of titels, maar door gedeelde waarden. Moed, arbeidsdiscipline, kennis van het werkveld en het vermogen om mensen te raken vormen de gemeenschappelijke basis van deze structuur.

Ook de steun aan het nationale elftal van Curaçao en de vakantieprojecten die zijn ontwikkeld voor mensen met een beperking komen voort uit deze visie en zijn daar een natuurlijk gevolg van.

Uiteindelijk is het verhaal van Corendon niet beperkt tot vliegroutes of hotelinvesteringen. Het is een succesverhaal waarin oprichtersgeest wordt gecombineerd met moed, bestuurlijke verantwoordelijkheid in balans wordt gebracht met menselijkheid en een visie stap voor stap wordt opgebouwd die generaties lang zal voortduren.

En precies daarom is succes bij Corendon geen eindpunt, maar een blijvende manier van denken.

İZNİK 1700 YIL SONRA YENİDEN DÜNYA GÜNDEMİNDE…

İZNİK 1700 YIL SONRA YENİDEN DÜNYA GÜNDEMİNDE…

Papa geldi ve gitti ama arkasından Noel Baba Barış Konseyi geliyor…

Hollandalılar dün Sint Nikolaas şenliği ile coştular…

Hıristiyan aleminin, Hz. İsa’nın doğumu olarak kutladığı noel hakkında bilmediklerimiz…

‘Noel Baba’ diye fotoğraflananlardan biri, Demreli Sint Nikolaas’tır, diğeri ise İskandinavyalı Noel Baba’dır.

Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir ve bu adet Türkler’den avrupa’ya geçmiştir.

Yılbaşı ise, Noel ile ilgisi olmayan, yeni bir yıla girişin başlangıç kutlamalarıdır.

(Derlemenin Hollandacası en alttadır.
Nederlandse versie staat onderaan)

Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
İlhan KARAÇAY derledi:

İznik, Hristiyanlığın ilk büyük buluşması olan 325 tarihli Konsilin üzerinden tam 1700 yıl geçtikten sonra yeniden dünya gündeminin merkezine oturdu.

Papa 14. Leo’nun 28 Kasım 2025’teki ziyareti, yalnızca sembolik bir ibadet değil aynı zamanda küresel ölçekte bir birlik çağrısı olarak değerlendirildi.
Papa, ayin sırasında “İznik ortak inancın ilan edildiği yerdir, bu topraklar bugün tüm insanlığa birlik mesajı sunuyor” dedi. Bu sözler dünya basınında geniş yer bulurken Türkiye’de de ekümeniklik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Ancak Papa geldi ve gitti
İznik’teki hareketlilik bitmedi, aksine şimdi çok daha anlamlı bir buluşma başlıyor.

Çünkü Aralık sonunda Antalya merkezli Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi, ‘31. Noel Baba ile Dünya Barışına Çağrı Etkinlikleri’ni İznik’te gerçekleştirecek.
Bu yıl İznik’in seçilmesinin en önemli nedeni de bellidir
Dünyanın en tanınmış evrensel figürlerinden biri olan Aziz Nikolaos, MS 325’teki İznik Konsili’ne bizzat katılmıştır.

Bugün dünya çocuklarının sevgilisi olan Noel Baba imgesinin gerçek kökeni, işte bu topraklarda yaşamış olan o Myralı piskopostur.

Etkinlikler arasında sanat çalıştayları, arama konferansları, Ayasofya Camii programı, sergiler ve 2025 Noel Baba Barış Ödülü töreni yer alıyor. Böylece İznik, bu yıl boyunca hem dini hem kültürel hem de evrensel barış mesajlarının merkezi hâline geliyor.

Tüm bu gelişmeler, bir gerçeği yeniden görünür kıldı
Aziz Nikolaos’un hikâyesi Anadolu’nun en güçlü kültürel miraslarından biridir.

Bu nedenle şimdi, dosyanın devamında uzun ve değerli Aziz Nikolaas yazısını, olduğu gibi, eksiksiz ve bütün hâliyle sunuyorum.

DÜN, HOLLANDALI ÇOCUKLARIN EN MUTLU OLDUKLARI DEMRE-PATARALI AZİZ NİKOLAAS GÜNÜYDÜ, KUTLU VE MUTLU OLSUN.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Hollanda’da ‘çocukların sevgilisi’ konumundaki Sint Nikolaas’ın, Anadolu topraklarındaki Myra’da doğduğunu bilenler olduğu gibi bilmeyenler de çoktur. Hollanda’da Myra’nın nerede olduğunu sorduğunuz zaman, akıllarına ilk gelen ülke İspanya olur.

kişi, mont, giyinmiş, oyuncak bebek içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Her yılın 5 aralık günü, Sint Nikolaas’ın gelişini kutlayan çocuklar hediyelere boğulur ve o gün çocukları çok mutlu eder.

45 yıl önce, Sint Nikolaas’ın, Patara ve Demre’de doğduğunu ve rahip olduğunu belirten bir yazıyı gönderdiğim Hollanda medyasından bazıları bu yazıyı kullanmış ama başta Enschede’deki Tubantia gazetesi olmak üzere bazı gazeteler ise bu yazıyı bana posta ile geri göndererek, ‘Bilginize ihtiyacımız yoktur’ gibi bir mesajla terbiye sınırını aşmışlardır.
metin, ağaç, açık hava, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Bir zamanlar yolum Demre’ye düştü. Sint Nikolaas’ın rahip olduğu kiliseyi ziyaret ettim. Sordum, soruşturdum ve tarih sayfalarını karıştırdım.
Bakınız kitaplara nasıl yansımıştır Sint Nikolaas:

Bütün dünyada “Noel Baba” adıyla karıştırılan, Avrupa ülkelerinde çoğunlukla Santa Klaus olarak bilinen Aziz Nikolaas, Anadolu’da yaşamış bir din adamıdır. Günümüz İtalya’sının Sicilya Adası, Napoli, Bari, Almanya’nın Frieburg ve hatta Amerika’da New York kentinin koruyucu azizi olma derecesine varan önemi, her yılın 6 Aralık günü (Hollanda’da 5 aralık) yapılan anma törenleri ile daha da pekişmektedir.

Aziz Nikolaas’ın hayatı hakkında, azizlerin birçoğunda olduğu gibi fazla bir şey bilinmez. Sonraları pek çok efsane ile hayatı süslenmiştir. Tahıl ticareti yapan bir ailenin çocuğu olduğu bilinir. Hayatına dair yazılan dinî kitaplarda, göğün bir hediyesi, ana-babasının dualarının ve verdikleri sadakaların bir meyvesi, fakirlerin kurtarıcısı olarak dünyaya geldiğine işaret edilmiş, daha bebek iken mucizeler yarattığına inanılmıştır.

Aziz Nikolaas’ın ölüm günü tüm Hıristiyanlarca 6 Aralık olarak kabul edilir. Ancak bu tarihin kesin bir kaynağa dayandığı söylenemez.

Aziz Nikolaas’ın üçüncü yüzyıl sonlarında Patara’da dünyaya geldiği ve Myra’ya papaz olana dek, gençlik yılarının Patara’da geçtiği bilinmektedir.  Ölümünden sonra Avrupa’nın birçok kentinde adına kiliseler inşa edilmiştir ki, bunlar arasında VI. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen Bazilika en göze çarpan yapıdır. Rusya ve Yunanistan’ın en saygın Azizi olarak tanınmış, çocukların, mahkûmların, denizcilerin ve gezginlerin koruyucusu olarak saygı görmüştür.

Yaşantısı ve mucizeleri hakkında gerçekliği tartışılacak, sayısız hikâyeler anlatılmıştır. Piskopos olma kararının kehanetlere veya seçim toplantısı kararına göre, ertesi günü kiliseye giren ilk adam olmasına dayanılarak verildiği söylenir.

Bir keresinde de Mısır’dan İstanbul’a giden bir gemiden aldığı hububatla Myra halkını açlıktan kurtarır. Ancak gemi İstanbul’a vardığında yükünde hiçbir eksilme görülmez. Bu belki de Aziz’in, denizcilerin patronu olmasına bağlanan mucizelerden biridir. Çünkü, Akdeniz’de seyreden gemicilerin sefere çıkmadan önce birbirlerine iyi dilek olarak “Dümenini Aziz Nikolaas tutsun” demeleri gelenek olmuştur.

Aziz’in sağlığında din adamı olarak çalıştığı Likya sahilleri, Akdeniz’in en önemli denizcilik merkezi, burada yaşayanlar da Akdeniz’in ünlü denizcileriydi. Bu nedenle, Aziz’in denizle ilgili birçok mucizesine din kitaplarında da rastlanır.

Hikâyeye göre, fakir bir tüccar, kızlarını evlendirmeye gücü yetmeyince, onları satmayı düşünür. Aziz Nikolaas, tüccarın evine pencereden üç kese dolusu altın atar. Ev halkı çok şaşırır ve korkar. Bunun üzerine pencereleri kaparlar. Nikolaas aileye yardımı devam ettirmek ister. Her yer kapalı olunca, uşağı olan Siyah Pit’i dama çıkarır ve hediyelri bacadan aşağı attırır. Böylece de kızları kötü yola düşmekten kurtarır.
İşte bu nedenle bugün Hollandalı çocuklar bacalardan atılacak olan hediyeleri bekleyecekler veya kapı önlerine ayakkabılarını bırakıp içine para konmasını umut edecekler.

Noel Baba Kilisesi
çayır, ağaç, park, zemin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Aziz Nikolaas öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki depremde yıkılınca daha büyük, belki de bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır.
XIII. yüzyılda Türklerin eline geçen Myra’da, kiliseyi serbestçe ibadet etmek için kullandığını ve kilisede bazı onarımların yapıldığını anlıyoruz. 1738’de büyük kilisenin yanındaki şapel tamir edilmiştir.

Aziz Nikolaas’ın piskoposluk yaptığı ve bu nedenle tüm Orta Çağ boyunca ününü sürdüren Myra, önemli bir Lykia kenti olup ismi “Yüce Ana Tanrıçasının yeri” anlamına gelmektedir. Lykia dilinde “Myrrh” olarak geçen Myra, Demre ovasını kuzeybatıdan çeviren dağların denize bakan yamacına kurulmuştur. Önce bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepeden kurulan şehir daha sonraları aşağıya inerek genişlemiş ve Lykia’nın çok önemli altı büyük kentinden birisi olmuştur. Kentin M.Ö. IV. yüzyılda basılan ilk sikkesi üzerinde ana tanrıça kabartması vardır.

Myra’nın su ihtiyacı, Demre deresinin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılan kanallarla karşılanmaktaydı. Bugünde bu kanalları görmek mümkündür. Myra’nın diğer yapıları bugün toprak altında olup gün ışığına kavuşacakları zamanı beklemektedirler. Myra’ya gelirken yol üzerindeki Karabucak mevkiinde, günümüze kadar iyi korunmuş Roma Devri mezar anıtı dikkati çeker.

Çay ağzındaki Myra’nın limanı olan Andriake’nin üzerinde kehanet merkezi olmasıyla ünlü Sura antik kenti Sura’dan birkaç km uzaklıktaki Gürses’te ise Trebenda antik kenti yer alır. Myra’nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Arkasındaki dik dağın yamacında kurulan tiyatronun caveası büyük ölçüde kayalara oyulmuştur. Tiyatro daha sonraları arena olarak da kullanılmış, bu nedenle bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Kaya mezarlarıyla ünlü Myra’da, mezarlar hemen tiyatronun üzerinde ve doğu taraftaki nehir nekropolü denilen yerde olmak üzere iki yerde toplanmıştır.

Söylenecek so söz: İznik, 1700 yıl önce olduğu gibi bugün de hem inanç hem kültür dünyasının odağındadır.
Papa’nın ayini ve Noel Baba Barış Konseyi’nin gelişi, bu toprakların barışı, hoşgörüyü ve ortak insanlık mirasını taşıyan özel yerler olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Ve bütün bu büyük buluşmanın merkezinde tek bir isim vardır
Aziz Nikolaos
Anadolu’nun dünyaya armağan ettiği evrensel iyilik sembolü.

HIRİSTİYAN ALEMİNİN, HZ. İSA’NIN DOĞUMU OLARAK KUTLADIĞI NOEL HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ…

‘Noel Baba’ diye fotoğraflananlardan biri, Demreli Sint Nikolaas’tır, diğeri ise İskandinavyalı Noel Baba’dır.

Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir ve bu adet Türkler’den Avrupa’ya geçmiştir.

Yılbaşı ise, Noel ile ilgisi olmayan, yeni bir yıla girişin başlangıç kutlamalarıdır.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Hıristiyan aleminin kutladığı Noel Bayramı hakkında çeşitli varsayımlar dile getirilir. İskandinavyalı Noel Baba ile, Demreli Sint Nikolaas ve Yılbaşı kutlamaları birbiri ile karıştırılır. Çam ağacı süslemenin de bir Hıristiyan geleneği olduğu bilinir.
Kaldı ki, dünyanın en önemli Sümeroglarından biri olan Dr. Muazzez İlmiye Çığ bakın bu konuda ne diyor: “Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor ve buna Hayat Ağacı deniyordu.
Bu, Sümerlerde de vardı.

Bir ucunda Gök Tanrısı duruyordu.
Halen Orta Asya’da 22 Aralık’taki gündönümünde, evlerine Akçam Ağacı getirip, dallarına ertesi sene için Tanrı’dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için kurdele koyuyorlar.
Türklerdeki bu ağaç süslemenin Hıristiyanlıktaki Noel ile bir ilgisi yoktur.
Bu adet, daha sonra Türkler yoluyla Avrupa’ya geçmiş, 16’ncı yüzyılda Almanya’da başlamış ve buradan da dünyaya yayılmıştır.”

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-4.jpg

Coğrafi bir olgu olarak, 21/22 Aralık gecesi, günler uzamaya, geceler kısalmaya başlar.
Eski Türkler’in inanışlarına göre, Güneş, 21/22 Aralık gecesi, karanlığı yenmekte ve bu güne “NARDUGAN” denmekteydi.
Dugan, Tugan= Doğan
Nardugan= Doğan Güneş, anlamına gelir.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-1.jpg

Türkler, Nardugan’da, Hayat Ağacı’nı (Sonsuz Hayat) temsilen bir Akçam’ın altına duaları Tanrı’ ya gitsin diye hediyeler koyuyorlar, ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlardı.
Yaşlılar ziyaret ediliyor ve bir arada yemek yeniyordu.
Bu gelenek halen Tatarlar, Başkırlar, Çuvaşlar ve Karaçay- Malkarlar tarafından yaşatılmaktadır.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\8A3E49E8-EE56-4F58-9C26-117A76371DCC.jpeg

“Hayat Ağacı” (Sonsuz Hayat) motifi, Hitit, Urartu ve daha sonraki dönemlerde Selçuklular ve Osmanlılar’ da farklılık gösterse de göze çarpar.
Halı ve kilim desenlerinde de, “Hayat Ağacı” motifi sıklıkla görülür.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-3.jpg
Ve son olarak çok önemli bir konuyu da unutmayalım:
21/22 Aralık günlerinde, Muğla’ nın Bodrum ilçesine bağlı Gündoğan beldesinde “NARDUGAN ŞENLİKLERİ” yapıldı.
Gündoğan sahilinde ‘Nardugan’ (doğan güneş) ateşi yakıldı,
‘Hayat Ağacı’ olarak seçilen bir okaliptüs ışıklandırıldı.

NOEL BABA’NIN BİLİNMEYEN YANI

Gerek Noel Baba ve gerekse Sint Nikolaas gerçeğini aşağıda sizlere sunacağım.
Ama önce , 2016 yılında, eski hakemlerden, şimdiki spor yorumcusu Ahmet Çakar’ın bir falsosu için yazdığım yoruma bakalım.
Daha sonra da Noel Baba, Sint Nikolaas ve Yılbaşı konularına değineceğim. En altta da Hollandaca yazıları bulacaksınız.

İlhan Karaçay’ın Ahmet Çakar’a cevabı:
Noel Baba, adamın daniskasıdır, bacadan girmez, kapıdan girer.

Ünlü eski hakemlerimizden Ahmet Çakar, her hafta ahkam kestiği spor programlarından birinde, konularla hiç alakası olmadığı halde bir laf etmişti.
Laf şöyleydi:”Noel baba’yı hiç sevmem. Adam olsa kapıdan girer; niye bacadan giriyor kardeşim? Yemişim Noel Baba’yı.”
Bu lafı duyunca midem bulanmıştı doğrusu.
Kocaman ve tahsilli bir adamın ”Yemişim Noel baba’yı” gibi argo bir cümleyi kullanması hiç hoş olmadı.
Benim sevgili meslektaşım Yüksel Aytuğ da SABAH‘taki (GÜNAYDIN eki de olabilir), Ahmet Çakar’ın bu hakaretini, ‘Yılın Lafı’ olarak köşesine koymuş.
‘Kocaman ve tahsilli’ dediğim Ahmet Çakar, Tıp tahsili yapmış ve pratisyen doktor olarak göreve başlamıştı. Babası Mustafa Çakar da bir hekimdi. Ama sonra hakem de oldu. Ahmet Çakar da babası gibi hekimlikten sonra hakemliğe başladı.

Tanışmışlığımız da vardır Ahmet Çakar ile.
1994’de ABD’de yapılan Dünya Futbol Şampiyonası sırasında, New York’ta aynı yemek sofrasını paylaşmıştık. Aynı masada sevgili dostum Fatih Terim de vardı. Ahmet Çakar eşi ile birlikteydi ve çok kibar bir insandı.
Ama nedense, çıktığı TV programlarında yorumculuk yaparken ukalalığı ile göze çarpmaya başladı. O’nun bu tavrı birilerinin hiç hoşuna gitmemiş olacak ki, bir tetikçi tarafından silahla vurulmuştu.

Ne yazık kİ, televizyon programlarında yorumculuk yapmakta olanların bazıları, patavatsız konuşmaları ile dikkat çekmeye çalışırlar. Bunlardan biri de benim Mersinli hemşehrim Erman Toroğlu’dur. Kendilerine verilen mikrofonları fuzuli laflarla işgal edip durur bu tip adamlar.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\2ddd450483d974166a27bc3bb9bbcaa8.jpg
İskandinavyalı Noel Baba

Biz konumuza dönelim ve Ahmet Çakar’ın Noel baba için söylemiş olduğu yakışıksız sözleri ele alalım.
Ahmet Çakar, tarihi bilmediği için böylesi bir laf etmiştir. Zira, Ahmet Çakar tarihi bilseydi, Noel Baba dediği adam ile Sint Nicolaas’ın değişik kişiler olduğunu da bilirdi. Tarihi bilseydi, evlere bacadan girdiğini sandığı kişinin Demreli (Myra-Patara) Sint Nicolaas olduğunu bilirdi.

Tarihi biliyor olsaydı, Sint Nicolaas’ın evlere bacadan girmediğini, bir eve bacadan hediye attırdığını bilirdi.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg
Demreli Sint Nikolaas

Ben, Sint Nicolaas’ın yaşamını öğrenmek için Demre’ye gittim ve araştırdım.
Sint Nicolaas, Anadolu’nun bu şirin kentinde yaşayan sevimli bir insandı. Babası tüccardı. yani zengin bir ailenin çocuğuydu.
O’nun yaşam öyküsünü detaylı bir şekilde öğrenmek isteyenler, bu yazının altındaki uzunca öyküye bakabilirler.

Sint Nicolaas’ın ‘baca’ iddiasına gelince…

Nicolaas yardımsever bir insandı. Yaşadığı yerdeki fakirlere yardım ederdi.
Nicolaas’ın yaşam öyküsünde çeşitli rivayetler vardır.
Bu rivayetlerden birine göre, yaşadığı yerde fakir bir aile vardı. Üç kızı olan bu fakir ailenin kızları parasızlıktan evlenemiyormuş. Kızların kötü yola düşmesinden korkan Nicolaas, bu kızların evlerine pencereden arada bir altın para attırırmış.
Kızlar bu durumdan çok korkmuşlar ve pencereleri kapamışlar. Sint Nicolaas, yamağı olan siyahi Pit’e, ‘Dama çık ve bacadan at’ emrini vermiş.
Bu durum karşısında zengin olan baba, kızlarını teker teker evlendirmiş.

İşte, hikaye bu kadar basit.
Ahmet Çakar’ın, kapıdan girmeyip bacadan girdiğini öne sürerek hakaret ettiği Noel (Sint Nicolaas) hikayesinin aslı budur işte.

                        ****************

İZNİK NA 1700 JAAR WEER OP HET WERELDTONEEL…

De Paus kwam en vertrok, maar achter hem komt het Nikolaos-Vredesconcilie…

De Nederlanders vierden gisteren uitbundig het Sint-Nicolaasfeest…

Wat wij niet weten over Kerstmis, dat in de christelijke wereld als de geboortedag van Jezus wordt gevierd…

Een van de mannen die als ‘Kerstman’ worden afgebeeld is de uit Demre afkomstige Sint Nikolaas, de andere is de Scandinavische Kerstman.

Het versieren van de dennenboom is volledig een Turkse traditie en deze gewoonte is vanuit de Turkse cultuur naar Europa overgegaan.

Oud en nieuw daarentegen heeft niets met Kerstmis te maken en is louter een feestelijke overgang naar het nieuwe jaar.


Afbeelding met tekst, Menselijk gezicht, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Samengesteld door İlhan KARAÇAY

İznik staat opnieuw in het centrum van de wereldaandacht, precies 1700 jaar na het beroemde Concilie van 325, de eerste grote bijeenkomst van het christendom.
Het bezoek van paus Leo XIV op 28 november 2025 werd niet alleen gezien als een symbolische eredienst maar ook als een wereldwijde oproep tot eenheid.

Tijdens de mis zei de paus:
“Nicea is de plaats waar het gemeenschappelijk geloof werd uitgeroepen en deze gronden bieden vandaag een boodschap van eenheid aan de hele mensheid.”
Deze woorden kregen wereldwijd brede media-aandacht en wakkerden in Turkije opnieuw de discussie over de oecumene aan.

Maar hoewel de Paus inmiddels is vertrokken, is de beweging in Iznik niet voorbij. Integendeel, nu begint een nog betekenisvollere samenkomst.

Want eind december zal de Internationale Nicolaas-Vredesraad, gevestigd in Antalya, de 31e “Oproep tot Wereldvrede met Sint Nicolaas” organiseren, en wel in Iznik.
Dat Iznik dit jaar is gekozen, is niet toevallig.
Een van de meest universele en herkenbare figuren ter wereld, Sint Nicolaas, nam persoonlijk deel aan het Concilie van Iznik in 325.

Het beeld van de Kerstman dat vandaag door miljoenen kinderen wordt bemind, vindt zijn werkelijke oorsprong in deze regio waarin de bisschop van Myra leefde.

Het programma omvat kunstworkshops, conferenties, activiteiten in de Hagia Sofia Moskee, tentoonstellingen en de uitreiking van de Nicolaas-Vredesprijs 2025.
Zo wordt İznik dit jaar een centrum van religieuze, culturele en universele vredesboodschappen.

En al deze ontwikkelingen maken opnieuw een belangrijk feit zichtbaar:
Het verhaal van Sint Nicolaas is een van de sterkste culturele erfgoederen van Anatolië.

Daarom presenteer ik hieronder, volledig en ongewijzigd, uw lange en waardevolle Nikolaas-dossier.

GISTEREN WAS DE DAG VAN DE HEILIGE NIKOLAAS UIT DEMRE EN PATARA, DE DAG DIE DE NEDERLANDSE KINDEREN HET MEEST GELUKKIG MAAKT. MOGE HIJ GEZEGEND EN GELUKKIG ZIJN.

İlhan KARAÇAY schreef:

In Nederland weten velen, maar beslist niet iedereen, dat Sint Nikolaas, die hier de positie van ‘kinderlieveling’ heeft, geboren werd in Myra op Anatolische bodem. Wanneer je in Nederland vraagt waar Myra ligt, is het eerste land dat bij velen opkomt Spanje.

kişi, mont, giyinmiş, oyuncak bebek içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Op 5 december worden de Nederlandse kinderen overladen met cadeautjes ter gelegenheid van de komst van Sint Nikolaas, een dag die hen bijzonder gelukkig maakt.
45 jaar geleden heb ik een artikel naar de Nederlandse media gestuurd waarin ik meldde dat Sint Nikolaas in Patara en Demre is geboren en dat hij daar priester was. Sommige kranten hebben dat artikel gepubliceerd, maar enkele andere, waaronder de krant Tubantia in Enschede, stuurden het mij per post terug met een boodschap in de trant van: “Wij hebben uw informatie niet nodig”, wat werkelijk grensoverschrijdend onbeleefd was.

metin, ağaç, açık hava, kişi içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Op een dag bracht mijn reis mij naar Demre. Ik bezocht de kerk waar Sint Nikolaas als priester diende. Ik vroeg rond, deed onderzoek en bladerde door de geschiedenis.
Zie hoe Sint Nikolaas in de boeken wordt beschreven:

De wereldwijd met de naam “Kerstman” verwarde en in Europese landen meestal als Santa Claus bekende Heilige Nikolaas was een geestelijke die in Anatolië leefde. Zijn betekenis, die zelfs zover reikt dat hij wordt beschouwd als beschermheilige van het Italiaanse eiland Sicilië, van Napoli, Bari, van Freiburg in Duitsland en zelfs van New York in de Verenigde Staten, wordt verder versterkt door de herdenkingen die jaarlijks op 6 december (in Nederland op 5 december) plaatsvinden.

Over het leven van Heilige Nikolaas is, zoals bij veel heiligen, niet veel met zekerheid bekend. Zijn leven is later met vele legendes verfraaid. Men weet dat hij het kind was van een familie die graanhandel dreef. In religieuze boeken wordt vermeld dat hij als een geschenk uit de hemel werd geboren, als vrucht van de gebeden en de aalmoezen van zijn ouders, en dat hij al als baby wonderen verrichtte.

De sterfdag van Heilige Nikolaas wordt door alle christenen als 6 december beschouwd. Toch kan niet worden gezegd dat deze datum op een betrouwbare bron is gebaseerd.

Men weet dat Heilige Nikolaas aan het einde van de derde eeuw in Patara werd geboren en dat hij daar zijn jeugd doorbracht totdat hij priester in Myra werd. Na zijn dood werden in vele Europese steden kerken ter ere van hem gebouwd, waarvan de in de zesde eeuw in Istanbul gebouwde basiliek de meest opvallende is. Hij werd erkend als de meest gerespecteerde heilige van Rusland en Griekenland en geëerd als de beschermer van kinderen, gevangenen, zeelieden en reizigers.

Over zijn leven en wonderen doen talloze verhalen de ronde, waarvan de waarheidsgetrouwheid vaak ter discussie staat. Er wordt gezegd dat zijn benoeming tot bisschop werd gebaseerd op een profetie of op de beslissing dat degene die de volgende dag als eerste de kerk zou binnengaan, bisschop zou worden, en dat dit Nikolaas was.

Eens redde hij het volk van Myra van de hongerdood door graan van een schip dat van Egypte naar Istanbul voer. Toen het schip in Istanbul aankwam, bleek er niets van de lading te ontbreken. Dit wordt gezien als een van de wonderen waardoor Nikolaas de beschermheilige van de zeelieden werd. Want onder zeelieden in de Middellandse Zee was het traditie elkaar voor vertrek het volgende toe te wensen: “Moge Sint Nikolaas je roer vasthouden.”

De kuststreek van Lykia, waar de Heilige als geestelijke werkte, was een van de belangrijkste maritieme centra van de Middellandse Zee, en de inwoners stonden bekend als beroemde zeelieden. Daarom worden in religieuze boeken vele wonderen van Nikolaas beschreven die met de zee te maken hebben.

Volgens een verhaal wilde een arme koopman, die zijn dochters niet kon uithuwelijken, hen verkopen. Nikolaas wierp drie buidels goud door het raam van hun huis. De bewoners schrokken en werden bang, waarna zij de ramen dichtmaakten. Nikolaas wilde echter doorgaan met zijn hulp. Toen alle openingen dicht waren, stuurde hij zijn knecht, Zwarte Piet, het dak op om de geschenken door de schoorsteen naar beneden te gooien. Zo redde hij de meisjes van het slechte pad.
Daarom wachten de Nederlandse kinderen vandaag op de cadeaus die door de schoorsteen naar beneden zullen komen of zetten ze hun schoentjes bij de deur in de hoop dat er geld in wordt gestopt.

De Kerk van de Kerstman

çayır, ağaç, park, zemin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Nadat de kerk of kapel die na het overlijden van Heilige Nikolaas werd gebouwd in 529 door een aardbeving werd verwoest, werd er een grotere, waarschijnlijk basiliekvormige kerk gebouwd.
In de dertiende eeuw, toen Myra in handen van de Turken kwam, werd de kerk vrij gebruikt voor erediensten en werden er enkele restauraties uitgevoerd. In 1738 werd de kapel naast de grote kerk gerepareerd.

Myra, waar Nikolaas als bisschop diende en die tijdens de middeleeuwen zijn faam behield, was een belangrijke stad van Lykia en de naam betekent “plaats van de Hoge Moedergodin”. De stad, in het Lykisch “Myrrh” genoemd, werd gebouwd op de naar zee gekeerde helling van de bergen die de Demre-vallei aan de noordwestzijde omringen. De stad, die eerst op de heuvel boven de huidige rotsgraven werd gesticht, breidde zich later naar beneden uit en werd een van de zes belangrijkste steden van Lykia. Op de oudste munten uit de vierde eeuw v.Chr. staat een reliëf van de moedergodin.

De waterbehoefte van Myra werd vervuld via kanalen die waren uitgehouwen in de rotsen langs het dal waar de Demre-rivier stroomt. Deze kanalen zijn ook vandaag nog te zien. De overige structuren van Myra liggen onder de grond en wachten op de dag dat zij het daglicht zullen zien. Aan de weg naar Myra trekt het goed bewaarde Romeinse grafmonument in Karabucak de aandacht.

Boven Andriake, de haven van Myra, ligt de antieke stad Sura, beroemd om haar orakelcentrum. En enkele kilometers verder, in Gürses, ligt de antieke stad Trebenda. Het imposante theater van Myra is grotendeels intact gebleven. Het cavea-gedeelte is in hoge mate in de rotsen uitgehouwen. Het theater werd later ook als arena gebruikt, waarvoor enkele aanpassingen werden gedaan.

Myra, beroemd om zijn rotsgraven, heeft twee belangrijke necropolen: één direct boven het theater en een tweede aan de oostzijde, in de zogenaamde rivier-necropolis.

Laatste woorden:

Net als 1700 jaar geleden staat İznik ook vandaag in het middelpunt van zowel de geloofs- als de cultuurwereld.
De mis van de Paus en de komst van de Nikolaos Vredesraad bewijzen opnieuw dat deze landen bijzondere plaatsen zijn die vrede, tolerantie en het gemeenschappelijk erfgoed van de mensheid dragen.
En in het centrum van deze grote ontmoeting staat één naam: Heilige Nikolaos, het universele symbool van goedheid dat Anatolië aan de wereld heeft geschonken.

                       *****************

ONZE KENNISLEEMTES OVER HET KERSTFEEST, DAT DOOR CHRISTENEN ALS DE GEBOORTE VAN JEZUS WORDT GEVIERD…

Een van de figuren die als ‘Kerstman’ worden afgebeeld is Sint Nicolaas uit Demre, de andere is de Scandinavische Kerstman.

Het versieren van de dennenboom is volledig een Turkse traditie en deze gewoonte is via de Turken naar Europa overgegaan.

Oud en nieuw daarentegen heeft niets met Kerstmis te maken en is louter een feest waarbij men het nieuwe jaar verwelkomt.

İlhan KARAÇAY schrijft:

Over het Kerstfeest doen vele verkeerde aannames de ronde. De Scandinavische Kerstman, Sint Nicolaas en het nieuwjaarsfeest worden vaak met elkaar verward. Ook denkt men dat het versieren van een dennenboom een christelijke traditie is.
Maar kijk wat de wereldberoemde Sumerologe Dr. Muazzez İlmiye Çığ hierover zegt:

“Het versieren van de dennenboom is volledig een Turkse traditie.
Bij de oude Turken stelde men zich een levensboom voor die van de kern van de aarde tot aan de hemel reikte.
Deze boom bestond ook bij de Sumeriërs.
Aan één zijde van die boom stond de hemelgod.
Tot op de dag van vandaag brengen mensen in Centraal-Azië op 22 december een dennenboom in huis en hangen linten op de takken als offergaven voor hun wensen voor het komende jaar.”

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-4.jpg
Als geografisch verschijnsel beginnen in de nacht van 21 op 22 december de dagen langer en de nachten korter te worden.
Volgens het oude Turkse geloof overwon de Zon in deze nacht de duisternis, en deze dag werd “NARDUGAN” genoemd.
Dugan, Tugan = Geboren
Nardugan = Geboren Zon.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-1.jpg

Tijdens Nardugan plaatsten de Turken geschenken onder een zilverspar, die de Levensboom (Eeuwig Leven) symboliseerde, zodat hun gebeden de Hemel zouden bereiken.
Rond de boom zongen zij liederen, speelden zij spelletjes en vierden zij feest.
Ouderen werden bezocht en men at samen aan dezelfde tafel.
Deze traditie wordt vandaag de dag nog steeds in ere gehouden door de Tataren, Basjkieren, Tsjoevasjen en de Karaçay-Malkaren.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\8A3E49E8-EE56-4F58-9C26-117A76371DCC.jpeg

Het motief van de Levensboom (Eeuwig Leven) is door de eeuwen heen zichtbaar geweest bij de Hettieten, Urartu, en later bij de Seltsjoeken en de Ottomanen, hoewel telkens met variaties.
Ook in tapijt- en kilimpatronen komt het motief van de Levensboom vaak voor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\OCAK BULTENINE GIRECEKLER\nardugan-bayrami-3.jpg

En laten we tot slot nog een belangrijk punt niet vergeten:
Op 21 en 22 december worden in het stadje Gündoğan, in het district Bodrum van Muğla, de “NARDUGAN-FEESTEN” gehouden.
Aan de kust van Gündoğan werd het Nardugan-vuur (de “geboren zon”) ontstoken
en een eucalyptusboom, die als Levensboom was gekozen, werd feestelijk verlicht.

Tijdens Nardugan plaatsten de Turken geschenken onder de levensboom, zongen liederen, speelden spelletjes en bezochten ouderen.
Deze traditie wordt vandaag nog steeds voortgezet door Tataren, Basjkieren, Tsjoevasjen en de Karaçay-Malkaren.

Bovendien worden ook in Bodrum jaarlijks Nardugan-vieringen gehouden.

DE ONBEKENDE KANT VAN DE KERSTMAN

Antwoord aan Ahmet Çakar.

De Kerstman is een kerel van de zuiverste soort, hij komt niet door de schoorsteen maar gewoon door de deur binnen.

Een van onze beroemde voormalige scheidsrechters, Ahmet Çakar, liet zich tijdens een van zijn wekelijkse sportprogramma’s – terwijl het onderwerp er totaal niets mee te maken had – ontvallen: “Ik mag de Kerstman helemaal niet. Als hij een echte vent was, kwam hij door de deur binnen. Waarom kruipt hij door de schoorsteen? Laat die Kerstman maar zitten.”
Toen ik dat hoorde, werd ik eerlijk gezegd misselijk.
Het gebruik van zo’n vulgaire uitdrukking door een volwassen, hoogopgeleide man vond ik totaal ongepast.

Mijn dierbare collega Yüksel Aytuğ plaatste deze beledigende uitspraak zelfs in zijn rubriek in SABAH (of mogelijk in de bijlage GÜNAYDIN) als “De uitspraak van het jaar”.
De ‘volwassen en hoogopgeleide’ Ahmet Çakar had immers geneeskunde gestudeerd en was begonnen als praktiserend arts. Zijn vader, Mustafa Çakar, was ook arts. Maar later werd hij scheidsrechter, en Ahmet Çakar trad in zijn voetsporen.

Ook ik heb hem persoonlijk ontmoet.
Tijdens het Wereldkampioenschap Voetbal in 1994 in de Verenigde Staten deelden we in New York dezelfde eettafel. Aan diezelfde tafel zat ook mijn goede vriend Fatih Terim.
Ahmet Çakar was er met zijn vrouw en gedroeg zich zeer beleefd.
Maar om de een of andere reden begon hij in de televisieprogramma’s waarin hij commentaar gaf steeds arroganter over te komen. Dat moet sommige mensen zo hebben gestoord dat hij ooit door een huurmoordenaar werd neergeschoten.

Helaas proberen sommige televisiecommentatoren op te vallen door brutaal en ongenuanceerd te spreken.
Een voorbeeld daarvan is mijn streekgenoot uit Mersin, Erman Toroğlu.
Dit soort mensen bezetten de microfoon met volstrekt overbodige praatjes.

Scandinavische Kerstman (Noel Baba)

Laten we nu teruggaan naar ons onderwerp en de ongepaste woorden van Ahmet Çakar over de Kerstman nader bekijken.

Ahmet Çakar deed die uitspraak omdat hij de geschiedenis niet kent.
Als hij dat wél had gedaan, zou hij begrijpen dat de figuur die wij ‘Kerstman’ noemen en Sint Nicolaas twee geheel verschillende personen zijn.
Als hij zijn geschiedenis kende, zou hij weten dat de persoon van wie hij denkt dat hij door de schoorsteen komt, in werkelijkheid Sint Nicolaas uit Demre (Myra–Patara) is.

Had hij enig historisch besef gehad, dan zou hij weten dat Sint Nicolaas nooit door schoorstenen binnenkwam, maar slechts eens via de schoorsteen een geschenk liet neergooien.

Sint Nikolaas uit Demre

Om het leven van Sint Nicolaas beter te begrijpen, ben ik zelf naar Demre gereisd en heb onderzoek gedaan.
Sint Nicolaas was een beminnelijk mens die in dit mooie Anatolische stadje leefde. Zijn vader was handelaar, dus hij kwam uit een welgestelde familie.
Wie zijn levensverhaal in detail wil leren kennen, kan verderop in dit dossier de uitgebreide biografie lezen.

En nu over de kwestie van de ‘schoorsteen’…

Nicolaas was een hulpvaardig man. Hij hielp de armen in zijn omgeving.
In zijn levensverhaal bestaan verschillende overleveringen.
Volgens een van die verhalen woonde er een arme familie in zijn stad. De drie dochters konden door geldgebrek niet trouwen. Uit angst dat de meisjes een slecht pad zouden opgaan, liet Nicolaas af en toe een zakje met goudstukken door het raam naar binnen gooien.
De meisjes schrokken hiervan en sloten de ramen.
Daarop gaf Sint Nicolaas zijn dienaar, de donkere Piet, de opdracht:
“Klim op het dak en gooi het door de schoorsteen.”
Dankzij deze giften kon de welgestelde vader uiteindelijk zijn drie dochters een voor een uithuwelijken.

Dit is de hele eenvoudige waarheid.
Dat is het echte verhaal achter de Kerstman (Sint Nicolaas), de man die door Ahmet Çakar werd beledigd omdat hij volgens hem “niet door de deur maar door de schoorsteen binnenkomt”.

Inwoners van Myra noemen hem
Noël Baba, vadertje kerst…

Turkije, thuisland van Sint Nicolaas

door HENK DE KONING

MYRA – In het centrum van het dorpje Demre aan de zuid-westkust van Turkije bevindt zich een oeroud kerkje gewijd aan de heilige Nicolaas. Sint-Nicolaas wel te verstaan, bij ons bekend van het strooien en zie-ginds-komt-de-stoomboot.

De fraaie kerk dateert uit derde eeuw, maar werd grotendeels herbouwd in de elfde eeuw. Nicolaas werd later bisschop van Myra, destijds een van belangrijkste steden van de Turkse landstreek Lycië. Van Myra resten nog slechts ruïnes. Ze bevinden zich op enkele kilometers ten noorden van Demre.

Afbeelding met buitenshuis, hemel, kasteel, gebouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.De Sint-Nicolaaskerk in Myra

Ook de wieg van Sint-Nicolaas stond in Lycië. In het jaar 280 zag de goedheiligman het levenslicht in het Turkse havenstadje Patara. De ruïnes van het stadje zijn nog altijd te vinden te midden van duinenrijen aan de zuid-westkust van Turkije.

Je zou denken dat de Sint in zijn geboortestreek als wonderdoener en groot kindervriend wel op een voetstuk zou staan. Dat is ook zo, maar niet als bisschop. Vreemd genoeg wordt Sinterklaas door zijn eigen dorpsgenoten geëerd als….de kerstman. ‘Noël Baba’, Vadertje Kerst, zeggen ze in het vroegere Myra, als ze het over ONZE Sint Nicolaas hebben!

dağ, açık hava, yamaç içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduTurkije kent tal van rustieke plekjes die nog niet door het massatoerisme zijn ontdekt.

Dit harde feit was ons al eerder geopenbaard: Sint Nicolaas komt niet uit Spanje, doch uit Turkije. Rijdend over daken en alom pepernoten strooiend moet hij rond de vijfde december in ons land dan ook worden beschouwd als een der vroegste Turkse gastarbeiders van ons land.

Met zijn knechten is de Sint hier bovendien dan illegaal aan het werk. De vreemdelingendienst ziet dit door de vingers. Het is historisch zo gegroeid en bovendien zou de hele Nederlandse kinderschare heftig in beroering komen indien Sint Nicolaas bij de grens al zou worden toegeroepen: “Ho, ho! Vol is vol!”

Op 6 december in het jaar 342 overlijdt de bisschop van Myra op 62-jarige leeftijd. In 1087 verdwijnen zijn stoffelijke resten uit de stad. Geroofd door Italiaanse zeelieden. In de Italiaanse stad Bari stellen ze de beenderen ten toon. Plots duiken hier ook de verhalen op dat Sint-Nicolaas bij leven tal van hemelse wonderen zou hebben verricht. Een lokmiddel voor vele duizenden pelgrims. Het stadje vaart er wel bij. Bari behoorde destijds tot het Spaanse rijk en wellicht om die reden is de Sint in onze ogen altijd Spanjaard gebleven.

Lycië zit toeristisch bezien vol verrassingen om in Sinterklaasstijl te blijven. Eeuwenoude rotsgraven, unieke grafhuizen en vreemdsoortige sarcofagen doemen in grote getale op in het afwisselende landschap van bergen, bossen, baaien en schilderachtige vissersdorpjes. De rust wint het hier nog van het massatoerisme.

Vanwege de vele natuurlijke havens hebben de Turkse zuid- en westkust altijd een belangrijke rol gespeeld bij de zeer levendige handel in het Middellandse-Zeegebied. De wateren rond Turkije liggen bezaaid met wrakken van schepen die het bij stormweer niet haalden of bij zeegevechten ten onder gingen. Een staalkaart van vele eeuwen maritieme geschiedenis bevindt zich hier onder water. Een interessant domein voor duikers.

Graven

Heel bijzonder in Lycische grafarchitectuur zijn de zogeheten ‘pijlergraven’. Losse, uit een stuk gehouwen pijlers met een grafkamer uitgehouwen aan de top. Een forse steen dekt die ruimte af. Sommige van de graven zijn voorzien van inscripties en reliëfs. Grafschriften die iets vertellen over het roemrijke verleden van de verstorvene. De ‘grafhuizen’ zijn rustplaatsen aangelegd in de vorm van een huis met uitstekende balken aan de buitenzijden. Honderden grafkamers, uitgehakt in een steile rotswand, vindt u in de plaats Pinara.

Afbeelding met buitenshuis, gebouw, landschap, plant Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
De karakteristieke Turkse rotsgraven.

De Turkse zuid- en westkust zijn uiterst belangwekkend vanwege de vele overblijfselen uit de tijd van de zevende eeuw voor Christus tot in het Byzantijnse tijdperk. Ook de Romeinen heersten hier en lieten tal van interessante sporen achter. Zoals het Romeinse theater van Xanthos, gebouwd tegen de noordhelling van de Lycische akropolis. Neem er een kijkje, de eeuwen knielen aan uw voeten.

Een bronzen beeld van Sint-Nicolaas in Demre toont een bebaarde man omringd door kinderen. De rijzige figuur heeft een Pietermanzak over de schouder geslagen. Echter het hoofd getooid met de karakteristieke afhangende muts van de kerstman. Nee, niet met een mijter!

Merk op dat de kerstman in veel landen wordt aangeduid met Santa Claus en u voelt de relatie met onze Sinterklaas. Wie de kerstman zoekt moet dus eigenlijk in Turkije zijn en niet aan de noordpool. Het is maar dat u het weet mocht u al bezig zijn met koffers pakken.

In de Sint-Nicolaaskerk van Demre bevindt zich nog altijd de lege tombe van Nicolaas. Het deksel is die van een Romeinse sarcofaag, dus niet oorspronkelijk meer. De prachtige wandschilderingen in de kerk dateren uit de tiende tot de veertiende eeuw.

harita içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu Sint-Nicolaas was de beschermheilige van zeelieden, handelsreizigers, dieven, pandjesbazen, maagden, maar ook van prostituees. Beroemd is het verhaal van Sint-Nicolaas die enkele nachten achtereen een zak met goudstukken binnen de deur wierp van een arme man. Dank zij deze bruidsschat konden zijn dochters alsnog trouwen. Aan die daad van de Sint is mogelijk het strooien ontleend. In 1970 schrapte de rooms-katholieke kerk Sint Nicolaas van de lijst met officiële heiligen. Het Vaticaan geloofde er niet meer in. Slechts heimelijk wordt in de vertrekken rond de paus door een twijfelaar nog wel eens een schoen gezet. Doch zonder resultaat.

SLOTWOORD

İznik staat, net als 1700 jaar geleden, opnieuw in het centrum van geloof en cultuur.
De mis van de paus en de komst van de Nicolaas-Vredesraad tonen opnieuw aan dat deze regio drager is van een erfgoed dat vrede, tolerantie en menselijkheid symboliseert.

En in het hart van al deze ontmoetingen staat één naam: SINT NIKOLAAS
Het universele symbool van goedheid dat Anatolië aan de wereld schonk.

HOLLANDA’DA SAĞLIK SİGORTASI İÇİN GÜVENLİ ADRES: BM SİGORTAM

HOLLANDA’DA SAĞLIK SİGORTASI İÇİN GÜVENLİ ADRES: BM SİGORTAM

Mehmet Keskin, en ucuz ve en sağlıklı sigorta için 31 Aralık’a kadar harekete geçilmesini tavsiye ediyor.

Sigorta primi ödeme konusundaki devlet yardımı…

(Haberin Hollandacası en altta.
Nederlandse verise staat onderaan)

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Hollanda’daki sağlık sigortası sistemi her yıl değişiyor ve özellikle yeni gelenler ile dili tam bilmeyenler için karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Hollanda Türkleri’ne 24 yıldır sigorta alanında aralıksız hizmet veren Mehmet Keskin’in sahibi olduğu BM Sigortam, 2026 sağlık sigortası döneminde de hem sağlık hem de diğer sigorta dallarında Türkçe rehberlik sunmaya devam ediyor.

BM Sigortam, yalnızca sağlık sigortası değil, araç, hukuk, bireysel ve ticari sigortalar ile cami binaları için özel poliçe çözümleri sunan ve tamamında Türkçe hizmet veren tek yetkili sigorta acentesi olarak öne çıkıyor.

2026 SAĞLIK SİGORTASI DÖNEMİ BAŞLADI

Hollanda’da temel sağlık sigortası olan basisverzekering her yıl yeniden düzenleniyor ve primler Kasım ayında açıklanıyor. Mevcut şirketinizi değiştirmek ya da daha avantajlı bir kolektife geçmek için resmi son tarih 31 Aralık 2025. Bu tarihe kadar yapılan başvurularda yeni poliçe 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giriyor.

Her yıl ortalama 1 milyon kişi sağlık sigortası şirketini değiştirirken, artan yaşam maliyetleri ve sağlık hizmetlerindeki ek masraflar nedeniyle 2026 yılı için bu sayının 1,5 milyona çıkması bekleniyor. Primler bazı şirketlerde aynı kalırken, bazı şirketlerde aylık 6 ile 20 Euro arasında artışlar görülüyor.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Mehmet Keskin, sigorta değiştirmenin tamamen ücretsiz olduğunu vurguluyor ve yeni bir kolektife geçişle kişi başı aylık 5 ile 15 Euro arasında tasarruf edilebildiğini belirtiyor. Aileler için yıllık toplam tasarruf yüzlerce Euro’ya ulaşabiliyor.

YENİ GELENLERE ÖZEL TÜRKÇE DANIŞMANLIK

Hollanda’ya yeni taşınanlar, belediye kayıtlarını tamamlayıp BSN numarasını aldıktan sonra yılın herhangi bir döneminde sağlık sigortası başlatabiliyor.

BM Sigortam, özellikle Türkiye’den gelen yeni göçmenlere, öğrenciler ve aile birleşimi ile Hollanda’ya gelenlere ücretsiz Türkçe danışmanlık sunuyor. Hangi temel poliçenin ve hangi ek sigortaların uygun olduğu, gelir durumuna göre zorgtoeslag imkânı, aile bireylerinin tek tek nasıl sigortalanacağı gibi sorular Türkçe olarak açıklanıyor.

2026 İÇİN BAŞLICA DEĞİŞİKLİKLER

Mehmet Keskin, 2026 sağlık sigortası yılında dikkat çeken bazı uygulamaları şöyle özetliyor:

  • Tek seferde bin Euro üzerinde maliyeti olan bazı pahalı ilaçlar için önceden onay şartı

  • Sigara bırakma programlarında yılda bir kez yerine üç kez ücretsiz destek imkânı

  • Uzman görüşleri için ikinci basamak danışmalarda katkı payı muafiyetleri

Bazı poliçelerde fizik tedavi seans sayılarında ve ek teminatlarda kısıtlamalar yapılabiliyor, bu nedenle mevcut poliçelerdeki değişikliklerin dikkatle kontrol edilmesi gerekiyor.

BM SİGORTAM’IN YETKİLİ OLDUĞU ŞİRKETLER

BM Sigortam, Hollanda’nın büyük ve bilinen sağlık sigortası şirketleri ile yetkili acente olarak çalışıyor. Bunlar arasında Zilveren Kruis, Salland, Stad Holland, CZ, VGZ, Nationale Nederlanden, OHRA, Menzis, ONVZ ve Aevitae bulunuyor.

Mehmet Keskin, “Vatandaşlarımız mevcut poliçelerini bize gönderiyor ya da telefonla soruyor, biz de onlar için tüm şirketleri karşılaştırıp en avantajlı seçenekleri sunuyoruz. Tüm işlemler Türkçe ve ücretsiz” diyor.

ZİLVEREN KRUIS SİGORTALILARINA BM LIFE KOLEKTİFİ AVANTAJLARI

Zilveren Kruis üzerinden sağlık sigortası olanlar, BM Life kolektifine geçerek ek avantajlardan yararlanabiliyor. Bu avantajlar arasında ek poliçelerde yüzde 10 prim indirimi, psikolojik destek ve sağlıklı yaşam paketleri, online psikolojik danışmanlık ve yurtdışında tedavi için ikinci görüş alma hakkı yer alıyor. Başvurular sadece müşteri numarası ile birkaç dakika içinde yapılabiliyor.

SALLAND SAĞLIK SİGORTASI İLE ÖZEL İŞ BİRLİĞİ

2026 yılı itibarıyla BM Sigortam, Salland sağlık sigortasının Hollanda’daki tek Türkçe hizmet veren yetkili acentesi konumunda. Sadece BM Sigortam aracılığıyla Salland’a geçenler için, ek poliçelerde ve diş sigortalarında yüzde 10 indirim, 18 yaş altı çocuklarda ortodonti tedavisi için bekleme süresi olmadan doğrudan geri ödeme ve yıllık ödeme tercihinde ilave indirimler sunuluyor.

Kadınlara yönelik sağlık hizmetlerinde genişletilmiş geri ödeme, bekleme listesinin yoğun olduğu hastanelerde arabuluculuk, FitModule ile sağlıklı yaşam desteği ve gönüllü katkı payı üzerinden ek indirimler de bu iş birliğinin öne çıkan unsurları arasında. Ayrıca Stanno spor giyim, ZorgMies refakatçi hizmetleri ve VitalFem kadın sağlığı programında da indirimler sağlanıyor.

NATIONALE NEDERLANDEN 2026 PLANLARI

BM Sigortam, 2026 yılı için Nationale Nederlanden’in iki temel sağlık sigortasını da Türkçe olarak anlatıyor. Zorg Voordelig naturapolis, daha düşük primle anlaşmalı kurumlarda yüzde 100, anlaşmasız kurumlarda yüzde 70 geri ödeme sağlıyor. Zorg Vrij combinatiepolis ise daha yüksek prim karşılığında daha geniş özgürlük ve anlaşmasız kurumlarda daha yüksek geri ödeme imkânı tanıyor. Her iki poliçe için de fizyoterapi, diş ve alternatif tedavi gibi ek paket seçenekleri mevcut.

SIKÇA SORULAN SORULARA TÜRKÇE CEVAP

Vatandaşların en çok sorduğu sorular şöyle sıralanıyor:

  • Mevcut sağlık sigorta şirketimden memnun muyum

  • 2026 yılı için gelen yeni fiyat teklifi bütçeme uygun mu

  • Daha uygun fiyatlı ve daha kapsamlı bir sağlık sigortası mümkün mü

  • Poliçem tam olarak neleri kapsıyor, hangi tedavilere geri ödeme yapılıyor

  • Hollanda’daki yasal zorunlu sağlık sigortası şartlarına eksiksiz uyuyor muyum

BM Sigortam, bu soruların tamamını Türkçe ve detaylı bir şekilde yanıtlayarak, vatandaşların hem yasal yükümlülüklerini yerine getirmesine hem de gereksiz yere yüksek prim ödememesine yardımcı olmayı hedefliyor.

İLETİŞİM VE BAŞVURU KOLAYLIĞI

BM Sigortam’a telefon, WhatsApp, e posta, internet sitesi üzerindeki dijital form ve sosyal medya kanalları üzerinden ulaşmak mümkün. Online başvuru formunda, mevcut sigorta şirketinin adı, müşteri veya poliçe numarası, telefon ve e posta bilgilerinin paylaşılması yeterli oluyor. Bilgiler ulaştıktan sonra vatandaşlar Türkçe olarak geri aranıyor ve uygun poliçe seçenekleri birlikte değerlendiriliyor.

Mehmet Keskin, sağlık sigortasını değiştirmek ya da yeni poliçe yaptırmak isteyenlere şu hatırlatmayı yapıyor:

“31 Aralık tarihi yaklaştıkça yoğunluk artıyor. Özellikle aileler ve yeni gelenler için doğru poliçeyi seçmek büyük önem taşıyor. Vatandaşlarımız mevcut poliçelerini bize iletsinler, biz onlar için tüm şirketleri karşılaştıralım ve en avantajlı sağlık sigortasını birlikte seçelim.”

ÖNEMLİ UYARI

Hollanda’da düşük gelirli vatandaşlarımız için önemli bir hak olan zorgtoeslag, yani sağlık sigortası katkı desteği, mutlaka başvurulması gereken bir devlet yardımıdır. Geliri belirli sınırın altında olanlar, sağlık sigortası primlerinin çok büyük bir kısmını, hatta bazı durumlarda neredeyse tamamını, Hollanda Maliye Bakanlığı’na bağlı Dienst Toeslagen kurumundan geri alabiliyorlar. Bu destek, başvuruyu yapan vatandaşın gelir durumuna göre yıllık 3000 euroya, yani aylık yaklaşık 250 euroya kadar ulaşabiliyor. Zorgtoeslag, kesinlikle otomatik olarak bağlanmıyor ve ancak başvuru yapıldığında ödeniyor. Bu nedenle, vatandaşlarımızın mutlaka başvuruda bulunmaları hem yasal haklarını kullanmaları hem de sağlık sigortası maliyetlerini ciddi biçimde azaltmaları açısından büyük önem taşıyor.

HOLLANDA’DA ZORGTOESLAG BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?

Hollanda’da düşük ve orta gelirli vatandaşların sağlık sigortası primlerini hafifletmek amacıyla verilen zorgtoeslag, yalnızca başvuru yapıldığında ödenen ve yıllık 3000 euroya kadar ulaşabilen çok önemli bir devlet desteğidir. Başvuru işlemi kolaydır ve aşağıdaki adımlar izlenmelidir:

1. DigiD’nizi Hazırlayın

Zorgtoeslag başvurusu, Hollanda Vergi ve Taksit İdaresi’ne bağlı Dienst Toeslagen üzerinden yapılır ve bunun için DigiD gereklidir.

  • DigiD’niz varsa doğrudan başvuruya geçebilirsiniz.

  • DigiD’niz yoksa: www.digid.nl adresinden birkaç dakikada başvurabilirsiniz. Aktivasyon kodu posta ile evinize gelir.

2. Mijn Toeslagen Portalına Girin

Başvuru, devletin resmi çevrim içi portalı olan:

www.toeslagen.nl
veya
mijn.toeslagen.nl adresinden yapılır.
Inloggen met DigiD” bölümünden giriş yapılır.

3. Zorgtoeslag Başvurusunu Başlatın

Giriş yaptıktan sonra:

  • Zorgtoeslag aanvragen” (Sağlık katkısı başvurusu) seçilir.

  • Sistem sizden aşağıdaki bilgileri ister:

    • Aylık veya yıllık geliriniz

    • Çalışma durumu

    • Evde birlikte yaşadığınız kişi varsa onun gelir bilgisi

    • Sağlık sigortası poliçenizin başladığı tarih

    • Sigorta şirketinizin adı

Bu bilgiler girildikten sonra sistem otomatik olarak sizin ne kadar hak ettiğinizi hesaplar.

4. Onaylayıp Gönderin

Tüm bilgileri kontrol ettikten sonra:

✔ Başvuruyu onaylayıp dijital olarak gönderiyorsunuz.
Gönderdiğiniz anda başvuru kayıt altına alınmış olur.

5. Ödeme Başlanıcı

Başvuru kabul edildiğinde:

  • Ödemeler genellikle bir sonraki ay başlar.

  • Eksik gelir bilgisi varsa ek belge istenebilir.

  • Geliriniz yıl içinde değişirse, daha sonra ceza almamak için portaldan güncelleme yapmanız gerekir.

6. Telefonla veya Fiziksel Başvuru (Alternatif Yol)

İnternetten işlem yapamayan vatandaşlar için:

BelastingTelefoon
0800 – 0543 (Hollanda içi ücretsiz)
Buradan, Türkçe bilen danışmana bağlanabilir veya başvuru formu talep edebilirsiniz.
Ayrıca vergi dairesine gidilerek memur yardımıyla başvuru yapılabilir.

Afbeelding met persoon, person, kleding, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

MEHMET KESKİN’DEN DEPREM BÖLGESİNE YAPILAN YARDIMLAR

Mehmet Keskin, deprem bölgesinde umut oldu ve Türkiye ile Hollanda arasında dayanışma köprüsü kurdu.

Hollanda’da uzun yıllardır sigorta sektöründe güven veren bir isim olan Mehmet Keskin, 6 Şubat depremlerinin ardından Türkiye için örnek bir dayanışma hareketi başlattı. Keskin’in kurucusu olduğu BM Life Vakfı, depremin ilk günlerinden itibaren Hatay başta olmak üzere afetten etkilenen bölgelere maddi ve insani yardım ulaştırdı. Vakıf, “Her sigortalı için 1 euro” desteğiyle başlattığı kampanyada kısa sürede 20.000 euro bağış toplayarak depremzedelere ulaştırdı ve yardımları sürdürülebilir hâle getirdi.

Afbeelding met kleding, persoon, tekst, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Keskin’in çocuklara bizzat ulaştırdığı tablet cihazları, kıyafet ve hijyen paketleri bölgedeki aileler için büyük moral kaynağı olurken, yerel yöneticilerle yapılan görüşmeler ise uzun vadeli projelere zemin hazırladı. Bu fotoğraflar, Keskin’in deprem bölgesine yalnızca bir bağışçı değil, aynı zamanda umut taşıyan bir gönül elçisi olarak gittiğini kanıtlıyor.

BM Life Vakfı’nın üstlendiği görev yalnızca acil yardım dağıtımıyla sınırlı kalmadı. Depremden etkilenen çocukların eğitim süreçlerine destek olmak, psikolojik dayanıklılıklarını güçlendirmek ve ailelere sosyal destek sağlamak amacıyla çeşitli projeler geliştirildi. Konteyner ev temini, rehabilitasyon programları ve özellikle çocuklara yönelik dijital eğitim desteği bu çalışmalar arasında öne çıkıyor.

Mehmet Keskin, Hollanda’daki Türk toplumu içinde yıllardır sürdürdüğü sosyal sorumluluk bilincini deprem sürecinde de güçlü bir şekilde ortaya koyarak, hem Türkiye’deki yaraların sarılmasına hem de Hollanda’daki toplumsal dayanışma kültüsünün güçlenmesine katkı sundu. Keskin’in bu çabaları, iki ülke arasında büyük felaketler karşısında kurulabilen insani köprülerin ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha gösteriyor.

                              ****************

VEILIG ADRES VOOR ZORGVERZEKERING IN NEDERLAND: BM SİGORTAM

Mehmet Keskin adviseert: neem vóór 31 december actie voor de meest voordelige en gezondste verzekering.

Overheidssteun voor het betalen van de zorgpremie…

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Het Nederlandse zorgverzekeringsstelsel verandert elk jaar en vooral voor nieuwkomers en mensen die de taal nog niet voldoende beheersen, kan het een ingewikkeld geheel zijn. BM Sigortam, onder leiding van Mehmet Keskin, biedt de Turkse gemeenschap al 24 jaar onafgebroken ondersteuning op het gebied van verzekeringen en blijft ook in het zorgseizoen 2026 Nederlandstalige én volledig Turkstalige begeleiding bieden op zowel het gebied van zorgverzekeringen als diverse andere verzekeringsvormen.

BM Sigortam is bovendien het enige erkende verzekeringskantoor dat niet alleen zorgverzekeringen, maar ook autoverzekeringen, rechtsbijstand, particuliere en zakelijke verzekeringen én speciale polisoplossingen voor moskeegebouwen aanbiedt, volledig met Turkstalige dienstverlening.

START VAN HET ZORGSEIZOEN 2026

De basisverzekering (basisverzekering) wordt jaarlijks opnieuw vastgesteld en de premies worden in november bekendgemaakt. Wie wil overstappen of gebruik wil maken van een voordeliger collectief, moet dit uiterlijk 31 december 2025 regelen. Aanvragen die vóór deze datum worden ingediend, gaan per 1 januari 2026 in.

Elk jaar wisselen gemiddeld één miljoen mensen van zorgverzekeraar. Door de stijgende kosten van levensonderhoud en aanvullende medische uitgaven wordt dit aantal voor 2026 geschat op 1,5 miljoen. Bij sommige verzekeraars blijft de premie gelijk, maar in andere gevallen stijgt deze met 6 tot 20 euro per maand.

Afbeelding met kleding, persoon, Menselijk gezicht, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Mehmet Keskin benadrukt dat overstappen volledig kosteloos is en dat het aansluiten bij een collectief een besparing van 5 tot 15 euro per persoon per maand kan opleveren. Gezinnen kunnen zo op jaarbasis honderden euro’s besparen.

TURKSTALIGE BEGELEIDING VOOR NIEUWKOMERS

Mensen die nieuw naar Nederland zijn verhuisd en hun gemeentelijke inschrijving hebben afgerond en een BSN-nummer hebben verkregen, kunnen op elk moment van het jaar een zorgverzekering afsluiten.

BM Sigortam biedt vooral Turkstalige begeleiding aan nieuwkomers uit Turkije, studenten en gezinsherenigers. Hierbij wordt uitgelegd welke basispolis en aanvullende verzekeringen geschikt zijn, of men in aanmerking komt voor zorgtoeslag en hoe gezinsleden afzonderlijk verzekerd kunnen worden.

BELANGRIJKE WIJZIGINGEN VOOR 2026

Mehmet Keskin vat de belangrijkste veranderingen voor het zorgseizoen 2026 als volgt samen:

  • Bij geplande en specialistische behandelingen met overnachting in het buitenland is voorafgaande toestemming verplicht wanneer deze plaatsvinden bij niet-gecontracteerde instellingen

  • Voor bepaalde dure medicijnen met een kostenpost boven 1.000 euro is toestemming vooraf vereist

  • Stoppen-met-rokenprogramma’s worden niet één maar drie keer per jaar volledig vergoed

  • Voor second opinions in de tweedelijnszorg gelden nieuwe vrijstellingen van eigen bijdragen

Bij sommige polissen worden beperkingen doorgevoerd in het aantal fysiotherapiesessies en aanvullende dekkingen. Controle van de polisvoorwaarden is daarom essentieel.

DE VERZEKERAARS WAARMEE BM SİGORTAM SAMENWERKT

BM Sigortam is erkend agent van de grootste verzekeringsmaatschappijen van Nederland, waaronder:
Zilveren Kruis, Salland, Stad Holland, CZ, VGZ, Nationale Nederlanden, OHRA, Menzis, ONVZ en Aevitae.

Volgens Mehmet Keskin:
“Onze klanten sturen hun huidige polis of bellen ons, en wij vergelijken alle verzekeraars om de voordeligste optie voor hen te vinden. Alle dienstverlening is in het Turks en volledig kosteloos.”

VOORDELEN VAN HET BM LIFE COLLECTIEF BIJ ZILVEREN KRUIS

Wie bij Zilveren Kruis verzekerd is, kan zich gratis aansluiten bij het BM Life collectief en profiteren van extra voordelen. Deze omvatten 10% korting op aanvullende verzekeringen, psychologische ondersteuning en gezondheidsprogramma’s, online psychologische consulten en het recht op een second opinion bij behandelingen in het buitenland. Aanmelden kan binnen enkele minuten met enkel het klantnummer.

SPECIALE SAMENWERKING MET SALLAND

Vanaf 2026 is BM Sigortam het enige Turkstalige erkende agentschap van de Salland-zorgverzekering. Wie via BM Sigortam overstapt, profiteert van 10% korting op aanvullende en tandverzekeringen, directe vergoeding voor orthodontie bij kinderen onder de 18 jaar zonder wachttijd, en extra korting bij jaarbetaling.

Daarnaast biedt Salland uitgebreide vergoedingen voor vrouwengezondheid, bemiddeling bij ziekenhuizen met wachtlijsten, FitModule-gezondheidsprogramma’s en extra korting via vrijwillig eigen risico. Bovendien zijn er kortingen op Stanno sportkleding, ZorgMies-begeleiding en VitalFem-programma’s.

PLANNEN VAN NATIONALE NEDERLANDEN VOOR 2026

BM Sigortam legt ook de twee zorgpolissen van Nationale Nederlanden voor 2026 uit:

  • Zorg Voordelig naturapolis: lagere premie, 100% vergoeding bij gecontracteerde zorg, 70% bij niet-gecontracteerde zorg

  • Zorg Vrij combinatiepolis: hogere premie, maar meer keuzevrijheid en hogere vergoedingen buiten contracten om

Beide polissen bieden aanvullende pakketten voor fysiotherapie, tandzorg en alternatieve behandelingen.

VEELGESTELDE VRAGEN – ANTWOORDEN IN HET TURKS

De meest gestelde vragen van verzekerden zijn:

  • Ben ik tevreden met mijn huidige zorgverzekeraar

  • Past de nieuwe premie voor 2026 binnen mijn budget

  • Is een goedkopere maar uitgebreidere verzekering mogelijk

  • Wat dekt mijn polis precies

  • Voldoe ik aan alle wettelijke verplichtingen van de Nederlandse basisverzekering

BM Sigortam beantwoordt al deze vragen uitgebreid en in het Turks, zodat verzekerden voldoen aan hun wettelijke verplichtingen én niet onnodig hoge premies betalen.

CONTACT EN AANVRAAGGEMAK

Contact met BM Sigortam is mogelijk via telefoon, WhatsApp, e-mail, een digitaal formulier op de website of via sociale media. Bij de online aanvraag hoeft men enkel de huidige verzekeraar, het polis- of klantnummer en de contactgegevens in te vullen. Daarna wordt men teruggebeld en wordt de best passende polis samen besproken.

Mehmet Keskin benadrukt:
“Hoe dichter we bij 31 december komen, hoe drukker het wordt. Vooral voor gezinnen en nieuwkomers is het cruciaal om de juiste polis te kiezen. Laat uw huidige polis aan ons zien, wij vergelijken alle verzekeraars en vinden samen de beste en voordeligste oplossing.”

BELANGRIJKE MEDEDELING: AANVRAAG ZORGTOESLAG

Zorgtoeslag is een belangrijke financiële ondersteuning voor mensen met een laag inkomen. Wie onder de inkomensgrens valt, kan een groot deel – soms bijna de volledige – zorgpremie terugkrijgen via Dienst Toeslagen van het Ministerie van Financiën.

Deze ondersteuning kan oplopen tot 3.000 euro per jaar, oftewel circa 250 euro per maand. Zorgtoeslag wordt niet automatisch toegekend; men moet deze zelf aanvragen. Daarom is het essentieel dat iedereen die hiervoor in aanmerking komt, de aanvraag indient.

HOE VRAAGT U ZORGTOESLAG AAN?

1. DigiD voorbereiden

Voor de aanvraag via Dienst Toeslagen is een DigiD verplicht.
Aanvragen kan via www.digid.nl.

2. Inloggen op Mijn Toeslagen

Ga naar:

  • www.toeslagen.nl

    of

  • mijn.toeslagen.nl

    En log in via Inloggen met DigiD.

3. Aanvraag starten

Kies: “Zorgtoeslag aanvragen”
En vul uw gegevens in (inkomen, woonsituatie, toeslagpartner, startdatum zorgverzekering, naam verzekeraar).

4. Controleren en verzenden

Controleer alles en verstuur de aanvraag digitaal.

5. Start van betaling

Na goedkeuring start de uitbetaling meestal de maand daarna.
Bij inkomenswijzigingen moet u uw gegevens bijwerken om terugbetalingen te voorkomen.

6. Alternatief: telefonisch of fysiek

Wie de aanvraag niet online kan doen, kan bellen met:
BelastingTelefoon: 0800 – 0543
Of een bezoek brengen aan het belastingkantoor.

Afbeelding met persoon, person, kleding, hemel Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

HULPACTIES VAN MEHMET KESKİN VOOR HET AARDBEVINGSGEBIED

Mehmet Keskin heeft met zijn hulpacties een belangrijke brug van solidariteit gebouwd tussen Nederland en Turkije.

Na de verwoestende aardbevingen van 6 februari zette hij via de BM Life Stichting een voorbeeldige hulpbeweging op. Vanaf de eerste dagen werden financiële en humanitaire hulpmiddelen naar onder meer Hatay gestuurd. Met de actie “1 euro per verzekerde” werd in korte tijd 20.000 euro ingezameld en aan de getroffenen overgedragen.

Afbeelding met kleding, persoon, tekst, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Keskin bezocht persoonlijk het rampgebied en overhandigde tablets, kleding en hygiënepakketten aan kinderen. Deze steun gaf vele gezinnen moed. Zijn ontmoetingen met lokale bestuurders vormden bovendien de basis voor langdurige projecten. De foto’s die daarbij zijn gemaakt tonen Keskin niet alleen als donateur, maar als een ware boodschapper van hoop.

De stichting beperkte zich niet tot noodhulp: er werden projecten opgezet om kinderen te ondersteunen bij hun onderwijs, hun psychologische weerbaarheid te versterken en gezinnen sociaal te begeleiden. Ook werden containerwoningen en rehabilitatieprogramma’s gerealiseerd, met speciale aandacht voor digitale onderwijsondersteuning.

Met deze inzet heeft Mehmet Keskin opnieuw bewezen hoe waardevol sociale verantwoordelijkheid kan zijn, en hoe sterk de humanitaire band tussen Nederland en Turkije is wanneer een gemeenschap haar hart opent.

TÜRKİYE’Yİ EN İYİ ŞEKİLDE YÖNETECEK VE DÜZLÜĞE ÇIKARACAK DEHA İSİM: TALİP KÜÇÜKCAN

TÜRKİYE’Yİ EN İYİ ŞEKİLDE YÖNETECEK VE DÜZLÜĞE ÇIKARACAK DEHA İSİM: TALİP KÜÇÜKCAN

Ben bir ‘yetenek avcısı Scout’ değilim. Yüksek Yönetici seçme görevim de yok. Ama, Türkiye’de Yüksek Yönetici olmayı en çok hak eden, bunu bilgiyle, olgunlukla ve temsil gücüyle en çok doldurabilecek isim: Prof. Dr. Talip Küçükcan’dır.

Akademiden siyasete, siyasetten diplomasiye uzanan başarılı bir Türk portresini, sizlere tüm detayları ile anlatacağım.

(Analizin Hollandacası en altta.
Nederlandse versie van analyse staat onderaan)

Afbeelding met kleding, Menselijk gezicht, persoon, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
                                       Analiz

Türkiye, tarihin her döneminde zor sınavlardan geçmiş bir ülkedir. Fakat son yıllarda yaşanan siyasi gerilimler, ekonomik dalgalanmalar, toplumsal huzursuzluklar, kutuplaşmalar ve dış politikada ortaya çıkan belirsizlikler, milletçe hepimize aynı soruyu sorduruyor:“Bu ülkeyi, bilgiyle, liyakatle, vakar ile kim yeniden ayağa kaldırabilir?
Kim, bu ülkenin yaralarını sükûnetle sarabilir?
Kim, Türkiye’yi hem içeride hem dışarıda saygın, güçlü ve güven veren bir yapıya taşıyabilir?”

Bu soruların cevabını yıllardır zihnimde taşıyor ama yüksek sesle dillendirmiyordum. Zira Türkiye’de bir ismi “Yüksek Yönetici adayı” diye anmak, büyük bir sorumluluk, büyük bir iddia ve aynı zamanda büyük bir hakkaniyet gerektirir. Ancak bazı kişilerin devlet adamlığı vasfı, “adaylık” tartışmalarının ötesine geçer ve kendini apaçık ortaya koyar.

Ben, bir spor kulübüne yıldız arayan ‘scout’ değilim ve bir ülkeye Yüksek Yönetici seçmek gibi bir görevim de yok. Ama birazdan anlatacaklarım öyle bir isim üzerinedir ki, kendimi adeta gizli bir scouting departmanının gönüllü elemanı gibi hissettim.

Az önce sizin için kaleme almaya başladığım yazı, bende uzun zamandır şekillenmiş olan bu kanaati kalbimin ve kalemimin tam ortasına yerleştirdi. Bu yazı, beni adeta şu gerçeği açıkça ifade etmeye mecbur bıraktı: Türkiye’de Yüksek Yönetici  olmayı en çok hak eden, bunu bilgiyle, olgunlukla ve temsil gücüyle en çok doldurabilecek isim: Prof. Dr. Talip Küçükcan’dır.
Çünkü Talip Küçükcan’ın hayatına ve birikimine şöyle yakından baktığımızda, aslında karşımıza tek bir meslek kimliği değil, çok boyutlu bir devlet adamı portresi çıkıyor.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Talip Küçükcan’ın hayat hikâyesine baktığımızda, karşımıza sadece bir akademisyen çıkmıyor. Sadece bir siyasetçi de çıkmıyor.

Karşımıza ‘ilmi bilen, siyaseti kavrayan, diplomasiyi okuyabilen, toplum dinamiklerine hakim, uluslararası çevrelerde saygı gören, çalışkan, dürüst ve sakin bir devlet adamı’ profili çıkıyor.

Afbeelding met pak, person, kleding, tekst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Türk diasporasının önemli isimlerini İstanbul’da bir araya getiren “10. Dünya Türk İş Konseyi Kurultayı”nda, branşlarında başarılı olmuş kişilere ödüller dağıtılmıştı. İşte o ödül töreninde, ‘En Başarılı Akadmisyen’ dalındaki ödülü, Talip Küçükcan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden almıştı.

Küçükcan’ın Osmaniye’nin Kadirli ilçesinden başlayarak İngiltere’nin en köklü üniversitelerine uzanan eğitim hattı; Avrupa’daki Türk ve Müslüman toplumları üzerine yaptığı derinlikli incelemeler; Türkiye’deki akademik üretimi; Meclis’teki görevi sırasında dış politika ve demokrasi alanında oynadığı aktif rol; Avrupa Konseyi’ndeki temsiliyeti; bugün ise Endonezya’da yürüttüğü çok katmanlı diplomatik faaliyetler…

Bütün bunlar bir araya geldiğinde, Türkiye’de çok az kişide gördüğümüz bir tablo ile karşılaşıyoruz: Liyakat ile tevazu, bilgi ile temsil gücü, yerli duruş ile evrensel bakış birlikte yürüyebiliyor.

İşte bu yüzden, bu ismi sadece tanıtmakla yetinemezdim.
Bu yüzden, sadece bir “portre yazısı” yazamazdım.
Bu yüzden, bu kalemin bir noktada şunu açıkça söylemesi gerekiyordu:
BenimYüksek Yönetici adayım Talip Küçükcan’dır.

Bu yazının devamında, neden böyle düşündüğümü; neden Küçükcan’ın Türkiye için “devlet aklı”, “diplomatik derinlik”, “bilgi birikimi” ve “toplumsal uzlaşı” anlamında en uygun isim olduğunu; neden Türkiye’nin geleceğinde onun gibi bir vizyoner devlet adamına ihtiyaç duyulduğunu tüm yönleriyle anlatacağım.

…VE İŞTE BENİM YÜKSEK YÖNETİCİ ADAYIM:

Türkiye’nin son yıllardaki dış politika açılımında önemli görevler üstlenen Prof. Dr. Talip Küçükcan, akademik birikimi, siyaset tecrübesi ve bugün temsil ettiği diplomatik misyon ile çok yönlü bir kamu insanı olarak öne çıkıyor. Küçükcan’ın yaşam öyküsü, Türkiye’nin entelektüel sermayesinin devlet yönetiminde ve uluslararası ilişkilerde nasıl değer üretilebildiğinin somut bir örneği olarak değerlendiriliyor.

AKADEMİK TEMEL: ULUSLARARASI ÇALIŞMALARDA DERİNLİK

Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğan Talip Küçükcan, Türkiye’deki eğitim hayatının ardından yurtdışına açılarak akademik kariyerini uluslararası düzeyde geliştirdi.
Londra SOAS’ta yüksek lisans yapması, ardından Warwick Üniversitesi’nde etnik ilişkiler alanında doktora tamamlaması, onun sosyal bilimler disiplininde güçlü ve çok boyutlu bir perspektif edinmesini sağladı. Göç, kimlik, din-devlet ilişkileri ve toplumsal uyum gibi konularda uzmanlaşan Küçükcan, akademik camiada saygın bir yer edindi.

Afbeelding met kleding, stoel, person, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Prof. Dr. Talip Küçükcan, Toplum Liderlik Vakfı ile Londra SOAS Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Toplumsal Başarı Ödülleri’ gecesinde, en başarılı ödüle layık görüldü.

Bu süreçte Avrupa’daki Türkler ve Müslüman topluluklar üzerine yürüttüğü araştırmalar kapsamında, Hollanda’da da incelemelerde bulundu.
O dönemde toplumun nabzını tutmak için benimle de bir görüşme yapmış ve bu görüşmeden elde ettiği bilgileri raporuna yansıtmıştı. Bu durum, onun akademik çalışmalarında sahaya verdiği önemin ve araştırmacı titizliğinin erken bir göstergesiydi.

SİYASET VE PARLAMENTO DENEYİMİ

Prof. Dr. Talip Küçükcan, Türkiye’ye döndükten sonra akademik alandaki birikimini siyaset kurumuna taşıdı. 2015 yılında Adana milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren Küçükcan, özellikle dış politika, Avrupa Konseyi ilişkileri, demokrasi, azınlık hakları ve kimlik politikaları üzerine yoğunlaştı. Parlamentoda görev yaptığı dönemde Türkiye’yi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde temsil etti ve burada kısa sürede etkin bir figür hâline geldi.

Hem ulusal hem uluslararası platformlarda Türkiye’nin tezlerini akademik bir olgunlukla savunması, onu “entelektüel siyasetçi” kimliğiyle tanınır kıldı. Sadece siyasi söylemiyle değil, rapor ve analizleriyle de dikkat çeken Küçükcan, Türkiye’nin demokratikleşme, toplumsal uyum ve dış politika konularında üretken bir isim oldu.

DİPLOMASİDE YENİ BİR SAYFA: CAKARTA BÜYÜKELÇİLİĞİ

Küçükcan’ın kariyeri, 2023 yılında Türkiye’nin Cakarta Büyükelçisi olarak atanmasıyla yeni bir evreye girdi. Endonezya gibi çok kültürlü, çok dinli ve stratejik bir ülkeye gönderilmesi, hükümetin ona duyduğu güvenin açık bir göstergesiydi.

Afbeelding met pak, kleding, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Talip Küçükcan, ASEAN Genel Merkez Binasında , TIKA’nın ortak projeleri ve örnekleri yansıtan bir fotoğraf sergisi açmıştı.

Cakarta’daki görevine başladığı günden itibaren diplomatik alanda oldukça aktif bir profil çizen Küçükcan, Türkiye–Endonezya ilişkilerini “stratejik ortaklık” boyutuna taşımak için yoğun bir temas trafiği yürütüyor. Paylaşımlarında ve resmi etkinliklerde görüldüğü üzere, iki ülkenin:

Ekonomik ilişkilerini derinleştirmesi, ASEAN çerçevesinde politik iş birliklerinin güçlendirilmesi, kültür, eğitim ve din hizmetleri alanlarında ortak programların genişletilmesi, TİKA projelerinin tanıtılması, Türk kültürünün Endonezya’da daha görünür hâle gelmesi, gibi pek çok alanda aktif çalışmalar yürütüyor.

Afbeelding met kleding, person, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Talip Küçükcan, Türkiye Endonezya ilişkilerinin 75. Yıldönümünde, 1880’lerde Osmanlı Devleti Fahri Konsolosluğu olarak kullanılan, bugünki Cakarta Tekstil Müzesi’ne, ilişkilerimizin tarihi hatırlatan bir plaka yerleştirdi ve bir de ilişkilerde dünü ve bugünü yansıtan bir belgesel sergi açtı.

Endonezya’daki tekstil müzesine yerleştirilen ve Osmanlı’nın bu bölgedeki tarihî bağlarını hatırlatan plaka, Küçükcan’ın kültürel diplomasiye verdiği önemin bir yansıması olarak dikkat çekti. Bunun yanında düzenlediği fotoğraf sergileri, eğitim kurumlarına yaptığı ziyaretler ve bölgesel iş birliklerine dair temasları, Türkiye’nin Güneydoğu Asya’daki görünürlüğünü güçlendiren bir çizgi oluşturuyor.

HALKLA İLİŞKİ VE KAMU DİPLOMASİSİNDE ETKİN BİR İSİM

Küçükcan’ın diplomatik dildeki sakin üslubu, akademik temelli yaklaşımı ve toplumla doğrudan temas kuran çalışma tarzı, onu bölgedeki en görünür Türk diplomatlarından biri hâline getiriyor. Sosyal medya paylaşımlarından da görüldüğü üzere, hem protokol düzeyinde hem halk düzeyinde bir diplomasi yürütüyor. Endonezyalı öğrencilerle buluşmaları, eğitim kurumlarına yaptığı ziyaretler ve gençlere yönelik mesajları, Türk diplomasisinin yeni nesil yüzünü temsil ediyor.

TÜRKİYE’NİN ASYA’YA AÇILIMINDA KİLİT BİR İSİM

Prof. Dr. Talip Küçükcan, Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki genişleyen dış politika vizyonunda önemli bir rol üstleniyor. Akademik birikimini diplomasiye taşıyan, siyaset tecrübesini uluslararası arenada ustalıkla kullanan Küçükcan; Türkiye’nin hem tarihî bağlarını hem güncel stratejik hedeflerini bölgeye anlatan güçlü bir temsilci konumunda.

Bugün geldiği nokta, uzun yıllara dayanan çalışkanlığının, düşünsel emeğinin ve devlet adamı ciddiyetinin doğal bir sonucu. Türkiye’nin Cakarta Büyükelçisi olarak yaptığı çalışmalar, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha önce olmadığı kadar derinleştiği yeni bir dönemin habercisi niteliğinde.

İlimle siyaseti, siyasetle diplomasiyi birleştiren bu kariyer çizgisi, Talip Küçükcan’ı Türk kamu hayatında özel bir yere taşıyor.

KÜÇÜKCAN’IN DOĞUM, EĞİTİM VE AKADEMİK GEÇMİŞİ DE ÇOK İLGİNÇ

Talip Küçükcan 5 Mart 1963’te Osmaniye’ye bağlı Kadirli ilçesinde doğdu.
İlk ve orta öğreniminden sonra Kadirli İmam-Hatip Lisesi’ni tamamladıktan sonra, 1986’da Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu.
Daha sonra akademik kariyer yaptı: 1990’da Londra Üniversitesi (SOAS) yüksek lisansını; 1997’de ise Warwick Üniversitesi etnik ilişkiler alanında doktorasını tamamladı.
Doktora sonrası dawarwick’te (Warwick Üniversitesi Etnik İlişkiler Araştırma Merkezi) araştırmacı olarak çalıştı.
Türkiye’ye döndükten sonra akademik kariyerine devam etti; din-devlet ilişkileri, göç, kimlik, sosyal entegrasyon gibi konularda çalışmalar yaptı. Kısacası Küçükcan, hem dini ilimler hem de sosyoloji/etnik ilişkiler alanlarında donanımlı bir akademisyen.

SİYASİ HAYAT VE MECLİS DÖNEMİ

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) saflarından siyasete atıldı.
7 Haziran 2015 seçimlerinde, 25. Dönem Adana milletvekili olarak TBMM’ye girdi.
2015–2018 yılları arasında milletvekili olarak görev yaptı.
Meclis’te özellikle dış politika, demokrasi, din-devlet ilişkileri, göç, azınlıklar ve Avrupa Birliği ile ilişkiler gibi konularda çalıştı.
Aynı zamanda partide görev aldı: AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcılığı yaptı.
Ayrıca uluslararası platformlarda da temsil etti: 2016 itibarıyla Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Delegasyonu Başkanı, daha sonra Başkan Yardımcısı oldu.
Bu yönleriyle Küçükcan, akademik birikimini siyaset zemininde hayata geçiren, dış politika ve kimlik meselelerine odaklanan bir parlamenter portresi çizdi.

AKADEMİK VE SİVİL TOPLUM GÖREVLERİ

Akademisyen kimliğiyle siyaset öncesinde ve sonrasında da çalıştı. Özellikle göç, azınlıklar, din-devlet ilişkileri, toplumsal çözümleme alanlarında yazılar kaleme aldı.
Kurucu üyelerinden olduğu SETA (Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) bünyesinde dış politika araştırmaları yaptı; aynı zamanda dergilerde editörlük yaptı.
Örneğin, Insight Turkey adlı uluslararası bakış dergisinin editörü olarak görev aldı.
Bu yönüyle Küçükcan, akademi-siyaset sarmalında köprü işlevi gören entelektüel bir figür.

DİPLOMASİYE GEÇİŞ: BÜYÜKELÇİLİK GÖREVİ VE GÜNÜMÜZ

2022 yılında, TBMM milletvekilliği sürecini geride bıraktıktan sonra, diplomatik kariyere yöneldi.
2023 Nisan ayından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Cakarta Büyükelçiliğine atandı; bu bağlamda ASEAN üye ülkeleri ile ilişkiler, Endonezya ve Doğu Timor gibi ülkelerle diplomatik temsil görevlerini yürütüyor.
Büyükelçi olarak görev aldığı süre zarfında, Türkiye-Endonezya ilişkilerini “stratejik iş birliği” boyutuna taşımaya odaklandığı anlaşılıyor. Siyasi, kültürel, eğitim ve diplomatik alanlarda aktif bir gündem izliyor.
Örneğin: Endonezya Din İşleri Bakanı ile görüşerek iki ülke arasında dini alanlarda iş birliğini görüştüğü haberleri var.

Afbeelding met kleding, schermopname, pak, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Talip Küçükcan, Pasentren Modern Daarul Uluum Lido yatılı okulunu ziyaret etti. Endonezya’da dini eğitim odaklı 42 bin yatılı okulda milyonlarca öğrenci eğitim görüyor. Küçükcan orada, Türkiye’deki eğitim sistemi, kültürel ve tarihi bağlarımız ve yükseköğretim imkânlarını anlattı.

Aynı zamanda Türkiye’nin sağlık sistemi ve sağlık turizmi potansiyelini Endonezyalılara tanıttığı, turizm, eğitim ve kültür alanlarında ortak projelere açık olduklarını belirttiği haberler basında yer aldı.

KAMUOYU ve SİYASİ DURUŞ

Milletvekilliği döneminde, özellikle kültürel çeşitlilik, dil-din kimliği, vatandaşlık hakları gibi konularda, farklı kimliklerin eşit vatandaşlık temelinde temsil edilmesi gerektiğini savundu.
Din ve vicdan özgürlüğü, kimlik hakları gibi konulara vurgu yaptı; Türkiye’de demokratik alanın genişlemesinden yana olduğunu belirtti.
Dış politika alanında, hem parlamento içinde hem uluslararası platformlarda, Türkiye’nin çıkarları, göç, entegrasyon, farklı kültürlerle ilişkiler, Müslüman azınlıkların durumu, devlet-din ilişkileri gibi konularda aktif oldu.
Bu duruşu, akademik altyapısı ve diplomatik tecrübesiyle birleşince onu “entelektüel siyasetçi & diplomat” kimliğiyle öne çıkan bir figür hâline getiriyor.

Dış politika alanında, hem parlamento içinde hem uluslararası platformlarda, Türkiye’nin çıkarları, göç, entegrasyon, farklı kültürlerle ilişkiler, Müslüman azınlıkların durumu, devlet-din ilişkileri gibi konularda aktif oldu.

SON GELİŞMELER: ENDONEZYA VE ASEAN ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’NİN YENİ DİPLOMASİ DİLİ

Türkiye ile Endonezya arasındaki iş birliğinin “yeni faz”a geçtiğini işaret ediyor. Ekonomi, kültür, eğitim, diplomasi gibi birçok alanda geniş kapsamlı ortaklık arayışı olduğu anlaşılıyor.

Bu paylaşım, Endonezya’daki Türk dış temsilciliğinin yalnızca diplomatik yazışma ya da protokol temelli değil; “stratejik ortaklık, halkla ilişki, kamu diplomasisi, kültür diplomasisi” gibi çok boyutlu olduğunu gösteriyor.

Küçükcan’ın geçmişte sosyal bilimler, din-devlet, göç, kimlik çalışmaları yapmış biri olması; Endonezya gibi çok dinli, çok etnikli ve tarihî olarak Müslüman kimlikli bir ülkede Türkiye’nin politikasını temsil etmede teorik bir altyapıya sahip olduğunu düşündürüyor.

Bu yönüyle, Küçükcan’ın büyükelçiliği, klasik diplomatik görevlerin ötesinde, Türkiye’nin Asya’daki pozisyonunu kültürel ve ideolojik düzeyde yeniden şekillendirme çabasının parçası olarak okunabilir.

NİÇİN ÖNEMLİ?

Türkiye’nin son yıllarda dış politikasında “Atlantik ekseni dışında” alanlarda genişlemeye gitmesi, Asya–Pasifik, ASEAN, Güneydoğu Asya gibi coğrafyalarla ilişkileri derinleştirmesi hedefi, bu açıdan Küçükcan’ın ataması stratejik.

Küçükcan’ın akademik geçmişi, Türkiye ile Endonezya arasındaki hem tarihî hem kültürel bağları analiz edebilecek donanımı sağlıyor. Bu da ilişkilerin “sadece devletler arası protokol” değil, “kültür-diplomasi, toplumsal bağ, halkla temas” boyutunu kapsadığı anlamına geliyor.

Diplomasinin giderek “çok katmanlı” hâle geldiği günümüzde, ekonomi, eğitim, sağlık, göç, kültür ve bu çeşitlilik Küçükcan’ın vizyonuna uygun gibi görünüyor.

KÜÇÜKCAN’IN HOLLANDA ZİYARETİ SIRASINDA YAYINLADIĞIM HABER

Milletvekili ve AGIT Özel temsilcisi Talip Küçükcan Hollanda ziyaretinde çeşitli temaslarda bulundu.

Türkevi Araştırmalar Merkezi’nin kurucu üyesi olan, çiçeği burnunda milletvekili Küçükcan, Hollanda Türkleri’nin sorunları ile yakından ilgileneceği sözünü verdi.

AMSTERDAM, (ÇAYPRESS)-Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGIT) Dönem Başkanı’nın, ‘Müslümanlara Karşı Ayırımcılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele’ özel temsilcilsi Prof. Dr.Talip Küçükcan, Hollanda’daki müslümanların karşılaştığı sorunları yerinde incelemek ve tespitlerini raporlamak üzere resmi bir ziyarette bulundu.

Türkevi Araştırmalar Merkezi kurucuları arasında olan ve 7 Haziran seçimlerinde AK Parti Adana Milletvekili seçilen Prof. Talip Küçükcan, müslümanların karşılaştığı ırkcılık, ayırımcılık ve şiddet olaylarını araştırmak üzere önce ülke çapında faaliyet gösteren müslüman sivil toplum kuruluşlarının (CMO, SPIOR, EMCMO, v.d.) liderleri ve temsilcileriyle bir dizi görüşmelerde bulundu. Görüşmeler esnasında müslümanların eğitim, istihdam, güvenlik, siyaset v.b. alanlarda ayırımcılığa maruz kaldıkları, sözkonusu ayırımcılık ve hoşgörüsüzlüğün engellenmesi hususunda, Hollanda hükümetinin yeterli tedbirleri almadığı görüşünün hakim olduğu ifade edildi.

Prof. Küçükcan, resmi ziyareti çerçevesinde Hollandalı müslümanlar üzerine bilimsel çalışmalar yürüten akademisyen ve uzmanlarla da görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerde Hollanda’da yaşayan müslümanların islamofobik olaylarla karşılaştıkları, özellikle Fransa’daki karikatür dergisine yapılan saldırılardan sonra Hollandalı müslümanların sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldıkları dile getirildi. Camilere yapılan saldırılarda da artış görüldüğü ifade edilerek, Hükümetin sözkonusu ayırımcılık, hoşgörüsüzlük ve nefret söylemine karşı yeni yöntemler ve önlemler geliştirmesi gerektiği üzerinde hemfikir olundu.

Prof. Küçükcan, AGIT heyetiyle birlikte Hollanda Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı; Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı; Halk Sağlığı, Refah ve Spor Bakanlığı yetkilieriyle de görüşerek, din ve inanca dayalı ayırımcılık ve hoşgörüsüzlükle mücadelede hangi tedbirlerin alındığı, ne tür siyasi ve hukuki enstrümanların kullanıldığı hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmelerde Hollandalı yetkililerin bu tür ayırımcılıkların varlığını teyid ettiklerini ve bunların engellenmesi için girişimlerde bulunduklarının ifade edildiği öğrenildi.

Küçükcan’ın, AGIT heyetinin ziyaret esnasında elde ettikleri bilgileri raporlaştırrarak, AGIT’e sunacağı ve raporda Hollanda hükümetine yol gösterici önerilerde bulunacağı ifade edildi.

Prof. Küçükcan, Hollanda ziyareti sırasında aynı zamanda kurucuları arasında bulunduğu Türkevi Araştırmalar Merkezi’ni de ziyaret ederek, Merkez’in yeni çalışmarı hakkında bilgi alışverişinde bulundu.

25. Dönem milletvekili olarak seçilen Türkevi dostları milletvekillerinin de katılacağı, Amsterdam ve Ankara merkezli faaliyetlerin yapılmasının da gündeme geldiği görüşmede, çeyrek asırdır Hollanda merkezli yürütülen ve Avrupa’yı aşan Türkevi faaliyetlerinin sivil toplum dünyasında örnek gösterilmesi sonucuna varıldı. Küçükcan, Türkevi Araştırmalar Merkezi’ne bundan sonra da desteklerinin devam edeceğini belirtti.

Diğer taraftan, Prof. Kücükcan Hollanda ziyaretinde, Hollanda MUSİAD iftarına da katılarak, Hollanda Türk toplumu temsilcileri ve girişimcileriyle de görüşerek, ekonomik hayata katkıları ve bunun Türkiye Hollanda ilişkilerine dair görüşlerini aldı.
AGIT Özel temsilcisi Prof. Küçükcan, aynı zaman da Hollanda Diyanet Vakfı merkezini ziyaret ederek, Vakıf’ın çalışmarı hakkında bilgi aldı.

Prof. Küçükcan ziyaretinin son gününde, Amsterdam’da Avrasya Sivil Toplum Forumu üyeleriyle iftar yemeğinde buluşarak, özellkle Hollanda’daki Türk ve Akraba Toplulukları sorunları hakkında görüş alışverişinde bulundu, ve bu sorunların çözümünün takipcisi olacağını ifade etti.

                            Afbeelding met tekst, pak, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Talip Küçükcan ile övünenler arasında, aynı zamanda kurucusu olduğu Türkevi Araştırmalar Merkezi de var. Merkez’in üstteki mesajı, övüncü her yanı ile anlatıyor…

KÜÇÜKCAN’IN HOLLANDA ARAŞTIRMASI SONRASINDA YAZMIŞ OLDUĞU YORUM:

Küçükcan, öğrencilik yıllarında bir araştırma yapmak için gelmiş olduğu Hollanda’da, naçizane şahsımla da yapmış olduğu görüşmeden sonra, aşağıdaki makaleyi kaleme almıştı:

Bu makalede Küçükcan’ın bilgi ve duyarlılığı açıkça farkediliyor.

AVRUPALI TÜRKLERİN İMAJ SORUNU

Doç. Dr. Talip Küçükcan

Avrupalıların, Türkler hakkındaki fikirleri ve düşünceleri kuşkusuz farklılıklar içeriyor. Gerek kendi gözlemlerimize gerekse şimdiye kadar yapılan bilimsel araştırmalara dayanarak şunu söylemek mümkündür: Batı Avrupalıların Türkler hakkındaki tutum ve düşünceleri yüzeysel bilgilere, yetersiz deneyimlere ve bazen de önyargılara dayalı oluşuyor. Zamanla bu düşüncelerin kalıp yargılara ve değişmesi zor imajlara dönüşme olasılığı taşıdığını da belirtmekte yarar var. Özellikle olumsuz düşünceleri ve önyargıları besleyen deneyimlerin yaşanması veya olayların gözlemlenmesi Türkler hakkında oluşan imajların kurumsallaşmasına katkıda bulunuyor.

“Öteki” olmak

Geldiğiniz farklı köken, kullandığınız başka dil, taşıdığınız farklı inanç ve kültürel kimlik sizi sadece yabancı ve “öteki” yapmakla kalmaz bu farklılıklarınızdan dolayı gördüğünüz işlemler veya karşılaştığınız davranışlar aynı zaman da sizin de kendinizi “farklı” olarak görme eğiliminizi pekiştirir. Genel olarak Avrupa’ya bakıldığında azınlıklar hakkında olumlu düşüncelerin pek yaygın olmadığı, bunun tam tersine yabancı olarak tanımlanan topluluklara ilişkin olumsuz, mesnetsiz ve yüzeysel önyargıların ve kalıplaşmış düşüncelerin yaygın olduğunu görüyoruz. Yani bizim dışımızdakilerin yani “öteki” veya “diğerleri” dediğimiz insanların bize bakışı, yani kendi açılarından “öteki”lere bakışının çok ta olumlu olmadığını görürüz.

Avrupalı Türkler hakkındaki fikir ve imajların oluşmasında başlıca iki aktör var. Biri “biz”, diğeri ise “öteki”ler. Bir ülkede göçmen ve yabancı olmak otomatikman sizi “öteki” yapar. Sayısal olarak azınlıkta iseniz, siyasi gücünüz yoksa, çoğunluğun dilinden farklı bir dil, çoğunluğun inancından faklı bir inancınız, renginiz veya etnik kökeniniz varsa bu da sizi kolayca “öteki”, “diğeri” veya “yabancı” yapar.

Kendi rolümüz hakkında…

Farklı milli, dini, kültürel ve etnik kökenden gelen ve Avrupa ülkelerine yerleşen, bu ülkelerin vatandaşı olan insanların ve hatta onların bu ülkede doğan çocuklarının bile “ötekiler” olarak görüldüğünü söylemek abartı olmaz. Ancak Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ve kentlerine dağılmış bu yerleşik “yabancıların” bir kısmının olumsuz önyargıları besleyen, bir anlamda yabancı düşmanlarına koz veren davranışlar içinde bulunduklarını da belirtmekte yarar. Arada sırada çuvaldızı kendimize de batırmalı ve hakkımızdaki yalan-dolan ve yanlış imajların oluşmasında katkımız olup olmadığını sormalıyız.

Türklerin imajları hakkında Avrupa’da günümüzde genelde şöyle bir manzara var: Diğer yabancı kökenliler gibi Türkler de uyumsuz, başarısız, içine kapanık, suç işlemeye eğilimli, devletin sosyal yardımlarından geçinen, girişimcilik ruhu zayıf, eğitime önem vermeyen, değişime kapalı ve ortak yaşam kurulması kolay olmayan bir gurup olarak görülüyor.

Avrupa’da ırkçılığın, ayrımcılığın ve yabancı düşmanlığının arttığı siyasi ve sosyal bir ortamda yabancı kökenlilere hoş gözle bakılmıyor. Avrupa’da yabancılar arasındaki işsizlik oranları ve yoksulluk düzeyi gibi değişkenlere bakıldığında, bundan da daha vahimi yabancıları hedef alan siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan dışlayıcı ve küçük düşürücü politikalara bir göz atıldığında dediğimiz ayrımcılık ve dışlama kendiliğinden görülecektir.

Önyargıların tarihsel kaynakları

Diğer yabancı kökenliler gibi Avrupa’daki Türkler de bazı önyargıların, kalıplaşmış düşüncelerin ve ayrımcı politikaların hem hedefi hem de kurbanı olabilecek bir çevrede yaşıyor. Türklerle ilgili önyargıları, kalıplaşmış fikirleri ve şablonlara dayalı düşünceleri besleyen iki şey var. Bunlardan birincisi Türkler ve Avrupalılar arasında yüzyıllar süren sürtüşmeler, çatışmalar, savaşlar ve kavgalardır. İkincisi ise bugün Avrupa’da yaşayan Türklerin temsil sorunlarının ciddi boyutlara ulaşmış olmasıdır ve Türklerin genelde olumsuz ve onaylanması mümkün olmayan davranışlarla kamuoyu gündemine gelmesi.

Kuşkusuz, Viyana kapılarına kadar dayanan Türklerin uzun yıllardır ders kitaplarında barbarlar olarak okutulması, Avrupalıların Türklere bakışını derinden etkilemiştir. Türkler şiddet yanlısı, savaşçı, kavgacı, işgalci, talancı ve kendi dinlerini empoze etmeye çalışan bir millet olarak lanse edilmiştir. Böylesi bir kampanya Avrupalıların zihinlerinde derin ve olumsuz izler bırakmıştır. Bugün bile Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine karşı çıkanların bazıları, kafalarının arka planında, Türklerin farklı bir uygarlık dünyasına ait olduğunu, Avrupa ile uzlaşamayacağını düşünüyorsa, bu, tesadüfi değildir. Geçmişe ait izlenimleri değiştirmek, özellikle bunu yaşı ilerlemiş kuşakların zihninden silmek kolay değil. Çünkü bir anlamda burada kurumsallaşmış bir imaj söz konusu.

Türklerin imajı neden olumsuz?

Ancak yaşadığımız ortamı paylaştığımız Avrupalıların Türkler hakkında daha olumlu düşünceler edinmelerine ve Türklere bakışlarındaki önyargılarından kurtulmalarına katkıda bulunabiliriz. Ya da tam tersi bazı yanlış davranışlarla yanlış imajların kökleşmesine ve bir daha silinmeyecek kadar derinlik kazanmasına neden olabiliriz.

Türklerin imajını en çok zedeleyen şeylerden birisi, Türkiye kökenli olduğu söylenen bazı kendini bilmezlerin işledikleri suçlarla basında sık sık yer almalarıdır. Özellikle uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti ve benzeri olaylara karışanlar arasında Türklerin de olması, yabancı düşmanlığı yanında, Türk düşmanlığını da körüklemektedir.

Eğitimde en başarısız öğrenciler arasında Türk çocuklarının da bulunması bir başka önyargı kaynağıdır. Sürekli başarısız olan ve doğru dürüst üniversitelere öğrenci gönderemeyen bir toplum hakkında olumlu yargıların oluşması bir hayli zor görünüyor.

Ayrıca Türklerin kamuoyunda daha iyi temsil edilmesini sağlayacak siyasal katılımın az olması, bazı başarılı iş adamlarımız olmasına karşın ekonomik alanda kurumsallaşmanın hala ciddi boyutlarda olmayışı, Türklerin sanatsal ve kültürel birikimlerini aktaracak, tanıtacak ve yayacak kurumların yetersizliği, yukarıda bahsettiğimiz olumsuz yargıların sürmesine katkıda bulunuyor.

Özeleştiri yapmanın zamanı geldi

Eğer bugün bir imaj sorunumuz varsa bunun nedenlerini iyi araştırmak ve ona göre kalıcı tedbirler almak zorundayız. Yoksa “bunlar bizi sevmiyor, istemiyor” edebiyatına devam eder dururuz. Bırakın başkalarını, iki Türk bir araya geldiğinde onlar başlıyor Türklerden şikayet etmeye. Uzun lafın kısası Avrupalı Türklerin imaj sorunu Türkler kendilerine çeki düzen vermedikleri sürece çözülemez. Önce kendimize bir çeki verelim. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

OKURLARIMA SON NOTUM:

Bu vesileyle bir hususu özellikle belirtmek isterim. Prof. Dr. Talip Küçükcan ile hayatım boyunca yalnızca bir kez karşılaştım. Daha sonra herhangi bir görüşmemiz, dostluğumuz veya yakın bir ilişkimiz olmadı. Ayrıca, kendisinin AK Partili kimliğine rağmen, benim siyasî eğilimimin Chp’ye daha yakın olduğu bilinir. Ancak ben her zaman olduğu gibi, gazetecilikle siyasî görüşü birbirine karıştırmayan bir anlayışla yazıyorum. Bu analiz, kişisel yakınlık ya da siyasî sempati ile değil, tamamen kamusal gözlem ve mesleki değerlendirme ile kaleme alınmıştır.

                          ********************

DE GENIALE NAAM DIE TURKIJE HET BEST KAN BESTUREN EN NAAR EEN BETERE TOEKOMST KAN LEIDEN: TALİP KÜÇÜKCAN

Ik ben geen ‘talentenjager Scout’. Ik heb ook niet de taak om een Hoog Bestuurder te kiezen. Maar de persoon die het Hoog Bestuurderschap van Turkije het meest verdient, en die deze makam het beste kan vullen met kennis, maturiteit en representatiekracht, is: Prof. Dr. Talip Küçükcan.

Van de academische wereld naar de politiek, en van de politiek naar de diplomatie: ik zal u een succesvolle Turkse portret schetsen, in al zijn details.

Afbeelding met kleding, person, persoon, Menselijk gezicht Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Analyse

Turkije is een land dat in elke periode van zijn geschiedenis moeilijke beproevingen heeft doorgemaakt. Maar de politieke spanningen van de afgelopen jaren, de economische schommelingen, de maatschappelijke onrust, de polarisatie en de onzekerheden in het buitenlands beleid, laten ons allemaal dezelfde vraag stellen: “Wie kan dit land opnieuw rechtop zetten met kennis, met competentie en met waardigheid?
Wie kan de wonden van dit land met kalmte helen?
Wie kan Turkije, zowel intern als extern, naar een gerespecteerde, sterke en vertrouwenwekkende positie brengen?”

Het antwoord op deze vragen draag ik al jarenlang in mijn gedachten mee, maar sprak het niet hardop uit. Want in Turkije iemand een “Hoog Bestuurderskandidaat noemen vereist grote verantwoordelijkheid, grote ambitie en ook grote rechtvaardigheid. Maar bij sommige personen overstijgt hun staatsmanschap de discussie over ‘kandidaat zijn’ en manifesteert zich vanzelf.

Ik ben geen ‘scout’ die voor een sportclub een ster zoekt, en ik heb ook niet de taak om een Hoog Bestuurder voor een land te kiezen. Maar de persoon over wie ik u zo dadelijk zal vertellen, liet mij bijna voelen alsof ik vrijwillig werk in een geheim scoutingdepartement.

De tekst die ik zojuist voor u begon te schrijven, heeft mijn al lang bestaande overtuiging midden in mijn hart en pen geplaatst. Deze tekst dwong mij om het openlijk uit te spreken: de persoon die het Hoog Bestuurderschap van Turkije het meest verdient, en die dit het beste kan vervullen met kennis, maturiteit en representatiekracht, is: Prof. Dr. Talip Küçükcan.

Want wanneer wij het leven en de ervaring van Talip Küçükcan van dichtbij bekijken, zien wij niet slechts één beroepsidentiteit, maar een veelzijdig staatsmanportret.

Afbeelding met Menselijk gezicht, persoon, kleding, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.

Wanneer wij kijken naar het levensverhaal van Talip Küçükcan, zien wij niet alleen een academicus.
We zien ook niet alleen een politicus.
We zien iemand die ‘kennis bezit, politiek kan duiden, diplomatie kan lezen, de maatschappelijke dynamiek begrijpt, respect geniet in internationale kringen, en die hardwerkend, eerlijk en sereen is als staatsman’.

Afbeelding met pak, person, kleding, tekst Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Tijdens de “10e Wereld Turkse Zakelijke Raad Top”, die belangrijke figuren uit de Turkse diaspora in Istanbul samenbracht, werden prijzen uitgereikt aan personen die in hun vakgebied succesvol waren. Bij die ceremonie ontving Talip Küçükcan de prijs in de categorie ‘Meest Succesvolle Academicus’ uit handen van president Erdoğan.

Küçükcan’s educatieve traject – van de district Kadirli in Osmaniye tot de meest prestigieuze universiteiten van Engeland; zijn diepgaande onderzoeken over Turkse en moslimgemeenschappen in Europa; zijn academische productie in Turkije; zijn actieve rol in buitenlands beleid en democratie tijdens zijn periode in het parlement; zijn vertegenwoordiging bij de Raad van Europa; en de meerlagige diplomatieke activiteiten die hij nu in Indonesië uitvoert…

Wanneer al deze elementen samenkomen, zien wij een beeld dat wij maar bij zeer weinig personen in Turkije zien: Competentie en bescheidenheid, kennis en representatiekracht, een lokale houding en een universele blik kunnen samen bestaan.

Daarom kon ik mij er niet toe beperken om deze persoon alleen maar voor te stellen.
Daarom kon ik niet slechts een ‘portretartikel’ schrijven.
Daarom moest deze pen op een bepaald moment het openlijk zeggen:
Mijn Hoog Bestuurderskandidaat is Talip Küçükcan.

In het vervolg van dit artikel zal ik uitleggen waarom ik zo denk; waarom Küçükcan voor Turkije de meest geschikte naam is inzake ‘staatswijsheid’, ‘diplomatieke diepgang’, ‘kennis en ervaring’ en ‘maatschappelijke consensus’; en waarom Turkije in de toekomst behoefte heeft aan een visionaire staatsman zoals hij.

…EN DIT IS MIJN PRESIDENTSKANDIDAAT:

Prof. Dr. Talip Küçükcan, die in de afgelopen jaren belangrijke rollen heeft vervuld in de buitenlandse beleidsopening van Turkije, valt op als een veelzijdig openbaar figuur met zijn academische bagage, politieke ervaring en diplomatieke missie die hij vandaag de dag vertegenwoordigt. Zijn levensverhaal wordt beschouwd als een concreet voorbeeld van hoe het intellectuele kapitaal van Turkije waarde kan creëren in bestuur en internationale betrekkingen.

ACADEMISCHE BASIS: DIEPGANG IN INTERNATIONALE STUDIES

Talip Küçükcan werd geboren in het district Kadirli van Osmaniye. Na zijn opleiding in Turkije ontwikkelde hij zijn academische carrière op internationaal niveau. Zijn master aan SOAS in Londen en zijn promotie aan de Universiteit van Warwick op het gebied van etnische relaties gaven hem een sterke en gelaagde perspectief binnen de sociale wetenschappen. Met zijn expertise in migratie, identiteit, religie-staat relaties en sociale cohesie verwierf Küçükcan een gerespecteerde plaats in de academische wereld.

Afbeelding met kleding, stoel, person, overdekt Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Tijdens de ‘Toplumsal Başarı Ödülleri’-avond, georganiseerd door de Toplum Liderlik Vakfı en SOAS University London, werd Prof. Dr. Talip Küçükcan bekroond met de hoofdprijs.

In deze periode verrichtte hij, in het kader van zijn onderzoeken naar Turken en moslimgemeenschappen in Europa, ook studies in Nederland. In die tijd voerde hij met mij een gesprek om de polsslag van de gemeenschap te voelen, en verwerkte de informatie die hij daaruit verkreeg in zijn rapport. Dit was een vroeg teken van het belang dat hij hecht aan veldonderzoek en van zijn onderzoeksmatige nauwkeurigheid.

POLITIEK EN PARLEMENTAIRE ERVARING

Prof. Dr. Talip Küçükcan droeg, nadat hij naar Turkije was teruggekeerd, zijn academische kennis over naar de politieke arena. In 2015 trad Küçükcan de Grote Nationale Vergadering van Turkije binnen als parlementslid voor Adana en richtte hij zich vooral op buitenlandse politiek, de relaties met de Raad van Europa, democratie, minderheidsrechten en identiteitskwesties. Tijdens zijn parlementaire periode vertegenwoordigde hij Turkije in de Parlementaire Assemblee van de Raad van Europa en werd hij daar in korte tijd een invloedrijke figuur.

Zijn vermogen om Turkije’s standpunten zowel op nationaal als internationaal niveau met academische maturiteit te verdedigen, maakte hem bekend als een “intellectuele politicus”.
Niet alleen met zijn politieke taal, maar ook met zijn rapporten en analyses vestigde Küçükcan de aandacht op zich. Hij was een productieve naam op het gebied van democratisering, maatschappelijke cohesie en buitenlands beleid.

EEN NIEUWE PAGINA IN DE DIPLOMATIE: AMBASSADE JAKARTA

De carrière van Küçükcan kreeg in 2023 een nieuwe dimensie toen hij werd benoemd tot ambassadeur van Turkije in Jakarta. Dat hij werd uitgezonden naar een strategisch, multicultureel en multireligieus land als Indonesië, was een duidelijke uitdrukking van het vertrouwen dat de regering in hem stelde.

Afbeelding met pak, kleding, person, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Talip Küçükcan opende in het hoofdgebouw van ASEAN een fototentoonstelling die de gezamenlijke projecten en voorbeelden van TİKA weerspiegelde.

Vanaf de dag dat hij zijn functie in Jakarta aanvaardde, ontwikkelde Küçükcan zich tot een zeer actieve diplomatieke figuur. Hij voert een intensieve reeks contacten om de relatie tussen Turkije en Indonesië naar het niveau van een “strategisch partnerschap” te tillen. Zoals te zien is in zijn berichten en officiële activiteiten, werkt hij actief aan talrijke gebieden, waaronder:
Het verdiepen van de economische betrekkingen tussen beide landen, het versterken van politieke samenwerking binnen het ASEAN-kader, het uitbreiden van programma’s op het gebied van cultuur, onderwijs en religieuze diensten, het promoten van TİKA-projecten, en het vergroten van de zichtbaarheid van de Turkse cultuur in Indonesië.

Afbeelding met kleding, person, persoon, vrouw Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Talip Küçükcan plaatste ter gelegenheid van de 75e verjaardag van de Turks-Indonesische betrekkingen een plaquette in het Jakarta Textielmuseum – een gebouw dat in de jaren 1880 diende als Ere-Consulaat van het Ottomaanse Rijk – en opende bovendien een documentaire tentoonstelling die het verleden en heden van de onderlinge relaties weerspiegelde.

De plaquette die in het textielmuseum werd aangebracht en die de historische banden van het Ottomaanse Rijk met de regio herinnert, was een duidelijke weerspiegeling van Küçükcan’s belang voor culturele diplomatie. Daarnaast vormen de fototentoonstellingen die hij organiseerde, zijn bezoeken aan onderwijsinstellingen en zijn regionale samenwerkingscontacten een lijn die de zichtbaarheid van Turkije in Zuidoost-Azië versterkt.

EEN ACTIEVE FIGUUR IN PUBLIEKE RELATIES EN PUBLIEKE DIPLOMATIE

Küçükcan’s rustige toon in de diplomatieke taal, zijn academisch onderbouwde benadering en zijn werkwijze die direct contact met de samenleving omvat, maken hem tot een van de meest zichtbare Turkse diplomaten in de regio. Zoals blijkt uit zijn sociale mediaberichten voert hij diplomatie op zowel protocolniveau als op het niveau van de bevolking. Zijn ontmoetingen met Indonesische studenten, zijn bezoeken aan onderwijsinstellingen en zijn boodschappen aan jongeren vormen het nieuwe gezicht van de Turkse diplomatie.

EEN SLEUTELFIGUUR IN TURKIJE’S OPENING NAAR AZIË

Prof. Dr. Talip Küçükcan speelt een belangrijke rol in de zich uitbreidende buitenlands-politieke visie van Turkije in de Azië-Pacific. Küçükcan, die zijn academische kennis naar de diplomatie heeft overgebracht en zijn politieke ervaring op meesterlijke wijze inzet op het internationale toneel, is een sterke vertegenwoordiger die zowel Turkije’s historische banden als zijn actuele strategische doelstellingen in de regio overbrengt.

Het punt waarop hij nu staat, is het natuurlijke resultaat van jarenlange toewijding, intellectuele inspanning en de ernst van een staatsman. Zijn werkzaamheden als ambassadeur van Turkije in Jakarta vormen het teken van een nieuwe periode waarin de bilaterale betrekkingen dieper zijn dan ooit tevoren.

Deze carrièrelijn, waarin wetenschap, politiek en diplomatie samenkomen, plaatst Talip Küçükcan op een bijzondere positie binnen het Turkse openbare leven.

KÜÇÜKCAN’S GEBOORTE, OPLEIDING EN ACADEMISCHE ACHTERGROND ZIJN OOK ZEER INTERESSANT

Talip Küçükcan werd op 5 maart 1963 geboren in het district Kadirli van Osmaniye.
Na zijn basis- en middelbaar onderwijs voltooide hij de Kadirli İmam-Hatip Lisesi en studeerde in 1986 af aan de Faculteit der Theologie van de Universiteit Uludağ.
Daarna zette hij zijn academische carrière voort: in 1990 voltooide hij zijn masteropleiding aan de Universiteit van Londen (SOAS); in 1997 behaalde hij zijn doctoraat aan de Universiteit van Warwick op het gebied van etnische relaties.
Na zijn promotie werkte hij als onderzoeker aan het Centre for Research in Ethnic Relations van de Universiteit van Warwick.
Na terugkeer in Turkije zette hij zijn academische carrière voort en werkte hij op het gebied van religie-staat relaties, migratie, identiteit en sociale integratie. Kortom, Küçükcan is een goed onderbouwde academicus op zowel het gebied van religieuze wetenschappen als sociologie/etnische relaties.

POLITIEK LEVEN EN PARLEMENTAIRE PERIODE

Hij begon zijn politieke carrière binnen de gelederen van de Partij voor Rechtvaardigheid en Ontwikkeling (AK Partij).
Bij de verkiezingen van 7 juni 2015 werd hij verkozen tot parlementslid voor Adana voor de 25e termijn van de Grote Nationale Vergadering van Turkije.
Tussen 2015 en 2018 was hij actief als parlementslid.
In het parlement werkte hij vooral aan kwesties zoals buitenlandse politiek, democratie, religie-staat relaties, migratie, minderheden en de betrekkingen met de Europese Unie.
Daarnaast vervulde hij een functie binnen de partij: hij was adjunct-voorzitter van het departement Politieke en Juridische Zaken van de AK Partij.
Ook vertegenwoordigde hij Turkije op internationale platforms: vanaf 2016 werd hij voorzitter, later vicevoorzitter van de Turkse Delegatie bij de Parlementaire Assemblee van de Raad van Europa (PACE).
Met deze werkzaamheden tekende Küçükcan het portret van een parlementariër die zijn academische kennis effectief toepaste in de politieke arena en zich richtte op buitenlands beleid en identiteitskwesties.

ACADEMISCHE EN MAATSCHAPPELIJKE TAKEN

Als academicus werkte hij zowel vóór als na zijn politieke carrière verder. Hij schreef vooral over migratie, minderheden, religie-staat relaties en maatschappelijke analyse.
Binnen SETA (Stichting voor Politiek, Economie en Maatschappij Onderzoek), waarvan hij medeoprichter was, deed hij onderzoek naar buitenlands beleid; daarnaast was hij actief als redacteur in verschillende tijdschriften.
Zo was hij hoofdredacteur van Insight Turkey, een tijdschrift met internationale focus.
Met deze rol nam Küçükcan een positie in als intellectueel die een brug vormt tussen academie en politiek.

OVERGANG NAAR DIPLOMATIE: HET AMBASSADEURSCHAP EN HEDEN

In 2022, na zijn periode als parlementslid, koos hij voor een diplomatieke carrière.
Sinds april 2023 is hij benoemd tot ambassadeur van de Republiek Turkije in Jakarta en vervult hij diplomatieke taken in landen zoals Indonesië en Oost-Timor, evenals in het kader van ASEAN.
In zijn ambtstermijn als ambassadeur blijkt dat hij zich richt op het verheffen van de relaties tussen Turkije en Indonesië tot een niveau van “strategische samenwerking”. Hij volgt een actieve agenda op het gebied van politiek, cultuur, onderwijs en diplomatie.
Zo werd in de media vermeld dat hij met de Indonesische minister van Religieuze Zaken sprak over samenwerking tussen beide landen op religieus gebied.

Afbeelding met kleding, schermopname, pak, persoon Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.Talip Küçükcan bezocht de kostschool Pasentren Modern Daarul Uluum Lido. In Indonesië volgen miljoenen studenten onderwijs aan 42.000 religieus georiënteerde kostscholen. Daar informeerde Küçükcan over het Turkse onderwijssysteem, onze culturele en historische banden en de mogelijkheden voor hoger onderwijs.

Tegelijkertijd verschenen in de media berichten dat hij het Turkse gezondheidssysteem en het potentieel van gezondheidstoerisme aan Indonesiërs introduceerde, en dat hij openstond voor gezamenlijke projecten op het gebied van toerisme, onderwijs en cultuur.

PUBLIEKE OPINIE EN POLITIEKE HOUDING

Tijdens zijn periode als parlementslid verdedigde hij het standpunt dat verschillende identiteiten – cultureel, taalkundig, religieus – op basis van gelijk burgerschap vertegenwoordigd moeten worden.
Hij benadrukte kwesties als religieuze vrijheid, identiteit en burgerrechten en verklaarde dat hij voorstander was van de verbreding van de democratische ruimte in Turkije.
Op het gebied van buitenlands beleid was hij zowel in het parlement als op internationale platforms actief in zaken zoals Turkije’s belangen, migratie, integratie, relaties met verschillende culturen, de positie van moslimminderheden en religie-staat relaties.
Deze houding, gecombineerd met zijn academische achtergrond en diplomatieke ervaring, plaatst hem duidelijk in het profiel van de “intellectuele politicus & diplomaat”.

Opnieuw, zowel binnen het parlement als op internationale platforms, bleef hij actief in kwesties zoals Turkije’s belangen, migratie, integratie, relaties met verschillende culturen, de positie van moslimminderheden en religie-staat relaties.

LAATSTE ONTWIKKELINGEN: TURKIJE’S NIEUWE DIPLOMATIEKE TAAL BINNEN DE CONTEXT VAN INDONESIË EN ASEAN

De samenwerking tussen Turkije en Indonesië lijkt een “nieuwe fase” te zijn ingegaan. Er is een streven naar brede partnerschap op gebieden zoals economie, cultuur, onderwijs en diplomatie.
Deze ontwikkeling toont dat de Turkse diplomatieke vertegenwoordiging in Indonesië niet alleen bestaat uit diplomatieke correspondentie of protocollaire taken, maar ook uit “strategisch partnerschap, public relations, publieke diplomatie en culturele diplomatie”.
Dat Küçükcan in het verleden heeft gewerkt op het gebied van sociale wetenschappen, religie-staat relaties, migratie en identiteit, suggereert dat hij beschikt over een theoretische basis die relevant is voor een land als Indonesië, dat religieus en etnisch divers is en historisch een islamitische identiteit kent.
In dit opzicht kan de ambassadeurspositie van Küçükcan worden gezien als onderdeel van Turkije’s poging om zijn positie in Azië opnieuw te definiëren op cultureel en ideologisch niveau, voorbij de klassieke diplomatieke taken.

WAAROM IS HET BELANGRIJK?

Het feit dat Turkije in de afgelopen jaren zijn buitenlandse politiek heeft uitgebreid naar regio’s buiten de traditionele Atlantische as, zoals Azië–Pacific, ASEAN en Zuidoost-Azië, maakt de benoeming van Küçükcan strategisch van belang.
Zijn academische achtergrond geeft hem de capaciteit om zowel de historische als culturele banden tussen Turkije en Indonesië te analyseren. Dit betekent dat de relatie niet slechts een “interstatelijk protocol” is, maar ook een dimensie omvat van “culturele diplomatie, maatschappelijke banden en burgers in contact brengen”.
In een tijd waarin diplomatie steeds “meerlagig” wordt, lijken economie, onderwijs, gezondheid, migratie en cultuur aan te sluiten bij de visie van Küçükcan.

HET BERICHT DAT IK PUBLICEERDE TIJDENS KÜÇÜKCAN’S BEZOEK AAN NEDERLAND

Tijdens zijn bezoek aan Nederland heeft parlementslid en OVSE-Speciaal Vertegenwoordici Talip Küçükcan diverse contacten gelegd.

Prof. Dr. Talip Küçükcan, die medeoprichter is van het Turkijevi Onderzoekscentrum en toen kersvers parlementslid was, beloofde zich nauwgezet bezig te houden met de problemen van de Turken in Nederland.

AMSTERDAM, (ÇAYPRESS) – Prof. Dr. Talip Küçükcan, die door het Voorzitterschap van de Organisatie voor Veiligheid en Samenwerking in Europa (OVSE) was benoemd tot Speciaal Vertegenwoordiger voor de “Bestrijding van Discriminatie en Intolerantie tegen Moslims”, bracht een officieel bezoek aan Nederland om de problemen waarmee moslims daar geconfronteerd worden ter plaatse te onderzoeken en zijn bevindingen te rapporteren.

Prof. Talip Küçükcan, medeoprichter van het Turkijevi Onderzoekscentrum en bij de verkiezingen van 7 juni gekozen tot parlementslid voor de AK Partij, voerde eerst een reeks gesprekken met leiders en vertegenwoordigers van moslimorganisaties die in heel Nederland actief zijn (CMO, SPIOR, EMCMO e.v.a.) om onderzoek te doen naar racisme, discriminatie en geweld tegen moslims. Tijdens de gesprekken werd benadrukt dat moslims in sectoren zoals onderwijs, werkgelegenheid, veiligheid en politiek met discriminatie te maken hebben en dat de Nederlandse regering volgens velen onvoldoende maatregelen neemt om deze discriminatie en intolerantie te bestrijden.

Prof. Küçükcan sprak tijdens zijn officiële bezoek ook met academici en deskundigen die wetenschappelijk onderzoek doen naar moslims in Nederland. In deze bijeenkomsten werd aangegeven dat moslims in Nederland te maken hebben met islamofobische incidenten en dat zij vooral na de aanslagen op het satirische tijdschrift in Frankrijk vaker het doelwit zijn geworden van verbaal en fysiek geweld. Ook werd gemeld dat het aantal aanvallen op moskeeën is toegenomen en dat men het eens was over de noodzaak dat de overheid nieuwe methoden en maatregelen ontwikkelt om discriminatie, intolerantie en haatzaaiende uitlatingen tegen te gaan.

Prof. Küçükcan sprak samen met de OVSE-delegatie met vertegenwoordigers van het Ministerie van Sociale Zaken en Werkgelegenheid, het Ministerie van Onderwijs, Cultuur en Wetenschap, en het Ministerie van Volksgezondheid, Welzijn en Sport. Tijdens deze gesprekken werd informatie uitgewisseld over welke maatregelen worden genomen in de bestrijding van religieus gemotiveerde discriminatie en intolerantie, en welke politieke en juridische instrumenten daarvoor worden ingezet. De Nederlandse autoriteiten zouden hebben bevestigd dat dergelijke discriminatie bestaat en aangaven dat zij stappen ondernemen om deze te voorkomen.

Er werd verklaard dat Prof. Küçükcan de tijdens het bezoek verzamelde informatie zal rapporteren en aan de OVSE zal voorleggen, waarbij in het rapport aanbevelingen zullen worden gedaan die richtinggevend kunnen zijn voor de Nederlandse regering.
Prof. Küçükcan bezocht tijdens zijn Nederlandbezoek ook het Turkijevi Onderzoekscentrum, waarvan hij een van de oprichters is, en wisselde informatie uit over de nieuwe projecten van het Centrum.

Tijdens de bijeenkomst, waarbij ook de door Türkevi gesteunde parlementariërs van de 25e periode aanwezig zouden zijn, werden gezamenlijke activiteiten tussen Amsterdam en Ankara besproken. Men kwam tot de conclusie dat de Türkevi-activiteiten, die al een kwart eeuw in Nederland plaatsvinden en inmiddels Europa overstijgen, een voorbeeld vormen binnen de wereld van het maatschappelijk middenveld. Küçükcan verklaarde dat zijn steun aan het Turkijevi Onderzoekscentrum ook in de toekomst zal voortduren.

Daarnaast woonde Prof. Küçükcan tijdens zijn bezoek de iftar van MÜSİAD Nederland bij, waar hij met vertegenwoordigers en ondernemers van de Nederlandse Turkse gemeenschap sprak, en informatie kreeg over hun bijdrage aan het economische leven en hun visie op de Turks-Nederlandse relaties.
Als OVSE-Speciaal Vertegenwoordiger bezocht Prof. Küçükcan ook het hoofdkantoor van de Islamitische Stichting Nederland (Diyanet Vakfı) en werd hij geïnformeerd over de activiteiten van de Stichting.
Op de laatste dag van zijn bezoek kwam Prof. Küçükcan in Amsterdam samen met leden van het Eurasia Civil Society Forum tijdens een iftar-bijeenkomst, waar hij van gedachten wisselde over de problemen van de Turkse en verwante gemeenschappen in Nederland. Hij verklaarde deze problemen nauwgezet te zullen blijven volgen.

                   Afbeelding met tekst, pak, kleding, person Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
Talip Küçükcan wordt met trots vermeld door velen, waaronder ook het Turkijevi Onderzoekscentrum, waarvan hij medeoprichter is. De boodschap van het Centrum hierboven weerspiegelt deze trots in al haar facetten…

DE COMMENTAAR DIE KÜÇÜKCAN SCHREEF NA ZIJN NEDERLAND-ONDERZOEK:

Toen Küçükcan in zijn studententijd naar Nederland kwam om onderzoek te doen, schreef hij na een gesprek dat hij ook bescheidenheidshalve met mijn persoon voerde, het onderstaande artikel:
In dit artikel zijn Küçükcan’s kennis en gevoeligheid duidelijk zichtbaar.

HET IMAGOPROBLEEM VAN EUROPESE TURKEN

Doç. Dr. Talip Küçükcan

De opvattingen en ideeën van Europeanen over Turken vertonen uiteraard verschillen. Op basis van zowel onze eigen observaties als het wetenschappelijke onderzoek dat tot nu toe is verricht, kan het volgende worden gezegd: de houding en gedachten van West-Europeanen over Turken zijn vaak gebaseerd op oppervlakkige informatie, gebrekkige ervaringen en soms op vooroordelen. Het is nuttig op te merken dat deze gedachten na verloop van tijd het risico lopen te veranderen in stereotiepe en moeilijk te wijzigen beelden. Vooral ervaringen of observaties die negatieve gedachten en vooroordelen voeden, dragen bij aan de institutionalisering van imago’s over Turken.

“De Ander” zijn

De andere achtergrond waaruit je komt, de andere taal die je spreekt, het andere geloof en de culturele identiteit die je draagt, maken je niet alleen vreemd en “de ander”, maar deze verschillen versterken tevens je eigen neiging om jezelf als “anders” te zien. In het algemeen zien we dat positieve ideeën over minderheden in Europa niet wijdverbreid zijn, en dat integendeel negatieve, ongefundeerde en oppervlakkige vooroordelen en stereotypen over groepen die als vreemd worden gezien, veel voorkomen. Met andere woorden: wij zien dat de manier waarop degenen die “anderen” worden genoemd ons bekijken, vanuit hun perspectief ook niet erg positief is.

Bij het ontstaan van ideeën en imago’s over European Turks zijn twee hoofdactoren betrokken. De één is “wij”, de ander “de anderen”. Een immigrant of buitenlander zijn in een land maakt je automatisch “de ander”. Als je numeriek in de minderheid bent, geen politieke macht hebt, een andere taal spreekt dan de meerderheid, een ander geloof hebt, een andere huidskleur of een andere etnische achtergrond, dan word je gemakkelijk “de ander”, “de vreemde” of “de buitenstaander”.

Over onze eigen rol…

Het is geen overdrijving te stellen dat mensen uit verschillende nationale, religieuze, culturele en etnische achtergronden die zich in Europese landen hebben gevestigd, en zelfs hun in deze landen geboren kinderen, als “anderen” worden gezien. Maar het is ook belangrijk te benadrukken dat sommige gevestigde “buitenlanders” die verspreid zijn over diverse Europese landen en steden, door hun gedrag soms negatieve vooroordelen voeden en zo extremisten in de kaart spelen. Zo nu en dan moeten wij ook zelfkritiek tonen en ons afvragen of wij in sommige gevallen een bijdrage hebben geleverd aan foutieve en misleidende imago’s.

Het huidige algemene beeld over Turken in Europa is als volgt: net als andere mensen met een migratieachtergrond worden Turken gezien als onaangepast, niet succesvol, teruggetrokken, geneigd tot crimineel gedrag, afhankelijk van sociale uitkeringen, met een zwakke ondernemersgeest, weinig belang hechtend aan onderwijs, gesloten voor verandering en als een groep met wie gezamenlijke leefvormen moeilijk zijn.

In een politieke en sociale omgeving waarin racisme, discriminatie en vreemdelingenhaat toenemen, kijkt men in Europa niet met een vriendelijke blik naar buitenlanders. Wanneer men kijkt naar variabelen als werkloosheidscijfers en het armoedeniveau onder buitenlanders, en – nog erger – naar discriminerend en kleinerend beleid jegens hen, dan worden de genoemde vormen van uitsluiting zichtbaar.

Historische bronnen van vooroordelen

Net als andere mensen met een migratieachtergrond leven ook Turken in Europa in een omgeving waar zij zowel doelwit als slachtoffer kunnen worden van vooroordelen, stereotype ideeën en discriminerend beleid. Twee zaken voeden de vooroordelen en stereotypen over Turken. De eerste zijn de eeuwenlange wrijvingen, conflicten, oorlogen en strijd tussen Turken en Europeanen. De tweede is dat de vertegenwoordiging van de hedendaagse Turkse gemeenschappen in Europa problematisch is en dat zij vaak door negatieve en onaanvaardbare incidenten in het nieuws komen.

Het is onmiskenbaar dat het feit dat de Turken die tot aan de poorten van Wenen kwamen, jarenlang in schoolboeken als barbaren zijn neergezet, grote invloed heeft gehad op de Europese kijk op Turken. Turken werden voorgesteld als gewelddadig, oorlogszuchtig, strijdlustig, bezettend, plunderend en erop uit hun geloof op te dringen. Een dergelijke campagne liet diepe en negatieve sporen achter in het bewustzijn van Europeanen. Wanneer sommigen die vandaag tegen de toetreding van Turkije tot de Europese Unie zijn, in hun achterhoofd denken dat Turken tot een andere beschavingswereld behoren en niet met Europa kunnen harmoniëren, dan is dat geen toeval. Het is niet gemakkelijk om indrukken die tot het verleden behoren uit te wissen, vooral niet uit de geest van oudere generaties. Hier is immers sprake van een geïnstitutionaliseerd imago.

Waarom is het imago van Turken negatief?

Toch kunnen wij bijdragen aan het ontstaan van positievere ideeën bij de Europeanen met wie wij samenleven, en hen helpen bevrijden van hun vooroordelen tegenover Turken. Of wij kunnen het tegenovergestelde doen: met verkeerd gedrag bijdragen aan de verankering van negatieve beelden die vervolgens moeilijk te verwijderen zijn.

Een van de zaken die het imago van Turken het meest schaden, is dat sommige onverantwoordelijken van Turkse afkomst regelmatig in het nieuws komen vanwege misdrijven. Vooral het feit dat onder de betrokkenen bij drugshandel, mensensmokkel en soortgelijke misdrijven ook Turken zijn, wakkert naast vreemdelingenhaat ook Turks-vijandigheid aan.

Dat Turkse kinderen behoren tot de minst succesvolle leerlingen is een andere bron van vooroordelen. Het is moeilijk positieve oordelen te vormen over een gemeenschap die voortdurend onderpresteert en nauwelijks studenten naar degelijke universiteiten stuurt.

Daarnaast draagt de lage politieke participatie – die nodig is voor een betere vertegenwoordiging van Turken – én het feit dat er ondanks succesvolle ondernemers nog steeds geen sterke institutionele economische structuur bestaat, én dat er onvoldoende instellingen zijn die de artistieke en culturele rijkdom van Turken presenteren en verspreiden, bij aan het voortbestaan van deze negatieve beelden.

Het is tijd voor zelfkritiek

Als wij vandaag een imagoprobleem hebben, moeten wij de oorzaken goed onderzoeken en daar vervolgens duurzame maatregelen aan koppelen. Anders blijven wij doorgaan met het verhaal “zij mogen ons niet, zij willen ons niet”. Laat staan anderen, zelfs wanneer twee Turken bij elkaar komen, beginnen ze te klagen over Turken. Kortom: het imago­probleem van European Turks kan niet worden opgelost zolang Turken zichzelf geen orde op zaken stellen. Laten wij eerst onszelf verbeteren. De rest zal dan vanzelf volgen.

LAATSTE NOOT AAN MİJN LEZERS:

Bij deze wil ik één punt nadrukkelijk vermelden. In mijn hele leven heb ik Prof. Dr. Talip Küçükcan slechts één keer persoonlijk ontmoet. Nadien hebben wij geen contact gehad en is er geen vriendschap of nauwe relatie ontstaan. Daarnaast is het bekend dat mijn politieke sympathie eerder richting de CHP gaat, ondanks het feit dat Küçükcan een politicus van de AK Partij is. Zoals altijd scheid ik mijn journalistieke werk strikt van mijn politieke voorkeuren. Deze analyse is daarom niet gebaseerd op persoonlijke nabijheid of politieke sympathie, maar uitsluitend op publieke observatie en professionele beoordeling.