ROTTERDAM KLASİK TÜRK MÜZİĞİ KOROSU’NUN KONSERİNİ KAÇIRMAYIN…

ROTTERDAM KLASİK TÜRK MÜZİĞİ KOROSU’NUN KONSERİNİ KAÇIRMAYIN…

13 Mayıs Cumartesi akşamı icra edilecek konserin biletleri tükeniyor…

Burak Savaş’ın şefliğinde yönetilen koro elemanlarının çoğu konservatuvar mezunu.

2001 Yılında dernekleşen koro, diğer Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de de konserler verdi.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Hollanda’daki müziksever okurlarıma, müjde niteliğindeki bu haberimde, Rotterdam Klasik Türk Müziği Korosu’nu tanıtacak, geçmişteki başarılı konserlerinden ve 13 Mayıs Cumartesi akşamı yapılacak olan konserden söz edeceğim.

Öncelikle, 13 Mayıs Cumartesi akşamı saat 19.30’da başlayacak olan konserden söz edeyim:
Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal ve Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık’ın da davetli oldukları konser, Gooilandsingel 95, 3083 DP Rotterdam adresindeki Zuidplein Tiyatrosu’nda yapılacak. ‘Bahar Konseri’ adlandırlan konser, Burak Savaş’ın şefliğinde, Lütfi Peşket, Atilla Tektaş, Ali Alkhafaji, Jamil Alasadi ve Aziz Sürmeli’nin dışında, konuk olarak katılacak olan enstrümanların eşliğinde, aşağıda belirtilen koristler tarafından seslendirilecek.

Afbeelding met persoon, poseren, groep, jong Automatisch gegenereerde beschrijving

Asuman Aydın-Tekin, Asuman Çalık, Ayşe Yüksel, Aytekin Aydın, Betül Imer, Cafer Gündoğdu, Çiğdem Akkoç, Dilek Aktaş, Erdil Tengiz, Erhan Günbulut, Erol Soylu, Eylem Zağlı Sağlam, Ferruh Metin, Hatice Bulut, Hatice Yılmaz, Hazım Türksen, Ismail Aslaner, İsmail Gözüberk, Kutsal Ağdaş, Leyla Gökçe, Mehmet Akçay, Münevver Yılmaz, Naz Çavuş, Necla Keskin-Ülkened, Ramazan Çelen, Selin Karar, Selma Dağlı, Songül Erdem, Süreyya Yavuzel, Turgut Kul Ünal Kahraman, Vildan Andaç, Yeldâ Demir. (Alfabetik yazılmıştır)

Afbeelding met tekst, persoon, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

2001 Yılında dernekleşen koro, diğer Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de de konserler verdi.

KENDİ ANLATIMLARIYLA KORO’NUN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

 Klasik Türk müziğimizi Hollanda’da yaşatmak, tanıtmak ve genç nesillere aktarmak amacıyla kurulan Rotterdam Klasik Türk Müziği Korosu, temellerini 2001 yılında atmış, 8 yıl sonra 2009’da Rotterdam Klasik Türk Müziği Korosu Derneği adı altında kurumsallaşmıştır.

Rotterdam, Hollanda’nın çok kültürlü şehirlerinin başında gelmektedir.
Müzik, insanların kaynaşmasına vesile olan önemli kültürel değerlerden biri olduğu için, koromuz kendisine ilave bir misyon edinmiştir: farklı kültürler arasında köprü oluşturmak!

Hollanda’da kurulan ilk seçkin müzik topluluğu olmak, koromuz için büyük bir gurur kaynağıdır. Klasik ve neo-klasik Türk Müziği eserlerinden taviz vermeyen koromuz, yaklaşık 30 korist ve 10 enstrümantalistten oluşmaktadır. Çalışmalarımız her Pazar saat 11:00 ile 14:00 arasında, Afrikaanderplein 7 adresinde değerli şefimiz Burak Savaş tarafından titizlikle yönetilmektedir.

Kuruluşumuzdan bu yana koromuz, şeflerini konservatoryumda öğrenim gören veya öğrenimini yeni tamamlamış başarılı gençlerden seçmektedir. Böylece koromuz müzikalitesini korurken, genç yeteneklerin kendilerini farklı açılardan geliştirmesine de katıkıda bulunmuş olur. Bu bilinçli tercihimiz bizi farklı kılmakta, sadece Türk değil, Hollandalı ve diğer milletlerden dinleyicilerimizin de takdirini kazanmakta; her sene Rotterdam’da büyük salonlarda verdiğimiz konserler herkes tarafından zevkle takip edilmektedir. Bunun yanı sıra, çeşitli etkinliklerde ve festivallerde yer alan koromuz, bu etkinlikler vasıtası ile pek çok önemli müzisyeni ve farklı kültürleri bir araya getirmiştir. Bunlardan bir kaçı şöyle:

• 2007/2008 – Hollandalı Maasstedelijke Koor ile ortak konser

• 2011 – Hollandalı klarnet korosu ile birlikte program

• 2013 – Cultifest festivalinde program

• 2015 – Hollanda İşverenler Topluluğunun Gala akşamında TRT Ankara Sanatçısı Bahadır Özüşen
ile birlikte program

• 2016 – Samsun Korolar Festivalinde çok değerli sanatçımız Kutlu Payaslı’nın yönetiminde diğer
korolar ile birlikte program

• 2016 – Çok değerli sanatçımız Kutlu Payaslı ve Turizm Bakanlığı Bursa Devlet Klâsik Türk
Müziği Korosu şefi ve kemani Hüseyin Taşçeşme ile birlikte program

• 2017 – Belçika’nın Gent şehrinde yapılan bir festival kapsamında, şehrin en büyük kilisesinde
Türk musikisini ilk kez yankılandırdığımız konser.

• Farklı yıllarda Rotterdam’da sosyal amaçlı olarak çeşitli bakım evleri, huzur evleri, kiliseler ve
derneklerde verdiğimiz dinletiler

• 15 Ocak 2023 Bursa’da çeşitli korolarla birlikte bir konserder yer aldık.

Bu özel konserler dışında her yıl Rotterdam’da sezon finali konserlerimiz olmuştur. En son 29 Mayıs 2022’de Isala Theater da seyircilerimizle buluştuk.

Derneğimizin yönetimi Erhan Günbulut (başkan), Mehmet Akçay (başkan yardımcısı) ve Ramazan Çelen (sayman) dan oluşmaktadır.

Afbeelding met persoon, buitenshuis, kleding, hemel Automatisch gegenereerde beschrijving
Rotterdam Klasik Türk Sanat Müziği Korosu’nu daha önce yıllarca yöneten sanatçımız Meriç Artaç, şimdilerde opera kompozitörü ve tiyatrocu olarak ününe ün katıyor.

Afbeelding met persoon, buiten, menigte, poseren Automatisch gegenereerde beschrijvingFotoğrafta 2016 yılında yapılan, Koro’nun 15’inci yılı kutlama töreninden bir enstantane görülüyor.

 

BUGÜN HOLLANDA’NIN 78’İNCİ KURTULUŞ GÜNÜ. TÜRKİYE’YE AİDİYET DUYGUMUZ VAR AMA, TABİYETİNE GEÇTİĞİMİZ HOLLANDA’YA DA SAYGIYLA BAĞLILIĞIMIZ VAR.

BUGÜN HOLLANDA’NIN 78’İNCİ KURTULUŞ GÜNÜ. TÜRKİYE’YE AİDİYET DUYGUMUZ VAR AMA, TABİYETİNE GEÇTİĞİMİZ HOLLANDA’YA DA SAYGIYLA BAĞLILIĞIMIZ VAR.

Peki, Hollandalılar’ın yeni vatandaşlarına güveni ve saygısı var mı?

Kraliçe Beatrix’e tam 16 yıl önce yazdığım mektubu, şimdi Kral Willem Alexander’a yazsam ne değişir?

4 Mayıs anma gününü hesaba katmadığım bir anı

Birinci Dünya Savaşı’nda yüzlerce Türk’ü ameliyat eden Dr. Mühler’in hikâyesi 

Afbeelding met Menselijk gezicht, person, verven, kleding Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollandalılar dün (4 Mayıs 2021), Hitler istilasında hayatlarını kaybeden insanların acısını andı.
Bugün ise, istiladan kurtuluşun 78’inci yıldönümünü kutluyor.
Az değil, bu ülkede 450 bin Türk, Hollanda tabiyetine geçmiştir. Türkiye’ye aidiyet duyguları hiçbir zaman sönmeyecek olan bu Türkler’in büyük bir çoğunluğu, tabiyetine geçtikleri Hollanda’ya saygıyla bağlılıkları da var. Her yıl anılan 4 Mayıs ve kutlanan 5 Mayıs programlarında yer alan Türk kuruluşları da var.

İlginçtir ki, 5 Mayıs Kurtuluş Günü resmi bir bayram olmasına rağmen, çalışanların parası 5 yılda bir (2020, 2025 gibi) ödenir. Bu konudaki anlaşmalar işveren ve işçi sendikaları arasında değişik şekillerde uygulanıyor.

İçinde yaşadığımız Hollanda’nın norm ve değerlerine saygı duymak bakımından, bizlerin de bu anma ve kutlamalara uymamız gerekir.

5 Mayıs 1945’te Alman ordusu Hollanda’daki Müttefik kuvvetlerine teslim oldu ve ülkeyi işgaline son verdi. İnsanlar, Hollanda’da her yıl bu önemli tarihi, özgürlüğü kutlayan partiler, toplantılar ve festivaller düzenleyerek onurlandırmaktadırlar.

İnsanlar bu tarihi, II. Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana gözlemlemelerine rağmen, 1990 yılında Bevrijdingsdag (Kurtuluş Günü) resmi bir resmi tatil oldu.
Bu kurtuluş günü çeşitli yerlerde değişik şekillerde kutlanmaktadır.

açık hava, kişi, spor, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

AMSTERDAM’DA

Kurtuluş Günü boyunca Amsterdam’da, açık hava sosyal toplantılarından şehrin müzelerindeki canlı tartışmalara kadar pek çok farklı etkinlik gerçekleşiyor. Örneğin, şehrin çevresindeki birçok ev, kafe ve tarihi mekân, eski Yahudi halkının ve Hollanda direnişinin üyelerinin, genç nesillere öykülerinden geçebilmek için II. Dünya Savaşı deneyimlerini tartıştığı özel görüşmelere ev sahipliği yapıyor. Amsterdamlılar ayrıca yemek yemeklerini paylaşmak ve bir topluluk olarak kutlamak için şehir çevresindeki mahallelerde bir araya geliyor. Günün sonunda, müzisyenler, Amstel nehrinde bir açık hava konserinde sahne alıyorlar.

ROTTERDAM’DA

Kurtuluş Günü sırasında, Rotterdam’ın merkezi kent parkı, het Park, Özgürlük Festivali Zuid Holland adlı ücretsiz bir açık hava etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Bu festival için parkta birçok sahne ve podyum var ve canlı hip-hop konserlerinden sessiz diskolara kadar pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Bu konserler, gösteriler ve performans 12: 30’da başlar ve genellikle 11’den önce sona erer. Diğer müzeler, galeriler ve mekanlar da canlı tartışmalar veya ücretsiz klasik müzik konserleri gibi Kurtuluş Günü sırasında özel etkinlikler düzenler.

kişi, açık hava, kalabalık, izleme içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

LAHEY’DE

Kurtuluş Günü beklentisiyle Lahey, ‘Özgürlük Haftaları’ başlığı altında Nisan ayı ortasına kadar Mayıs ayı ortasından itibaren özgürlük ve barışla ilgili etkinliklere ev sahipliği yaptı. Bu etkinlikler arasında uluslararası hukukla ilgili canlı tartışmalar, mülteci krizi ve tarihi binaların rehberli turları gibi güncel konularla ilgili sergiler yer almaktadır. Şehrin Özgürlük Haftaları programı 5 Mayıs’ta, canlı konuşmalar, konserler ve performanslar sunan Malieveld parkında büyük bir açık hava festivaliyle sona eriyor.

WAGENİNGEN’DE

Wageningen, her yıl, Hollanda’nın en eski ve tartışmasız en büyük Kurtuluş Günü festivaline ev sahipliği yapar ve bu da Bevrijdingspop olarak bilinir. Bu büyük ölçekli etkinlik 1980’de kuruldu ve Hollanda’daki türünün ilk festivaliydi. Ülkenin diğer benzer kutlamaları gibi, Bevrijdingspop da Hollanda’nın kurtuluşunun onuruna düzenlenen konserler ve canlı performanslar içerir. Festival başlangıçta gençler için alternatif bir etkinlik olarak kuruldu ve şu anda yılda yaklaşık 130.000 ziyaretçi çekiyor.

LAURENS JOHANNES BÜLLER

metin içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Doktor Büller, 1912-1913 yıllarında İstanbul’da, Balkan Savaşı’nda yaralanmış yüzlerce Türk askerini Kızılhaç adına ameliyat ve tedavi etmişti.

Büller, bu hizmetinden dolayı Sultan Reşat tarafından Mecidiye Nişanı ile ödüllendirilmişti.

12-4-1944 tarihli gazetelerdeki ölüm ilanlarında, bu Mecidiye Nişanı gururla belirtilmiştir.
(Orde van Medjidie).

Doktor Laurens Johannes Büller, 9 Nisan 1944’te muayenehanesinde Naziler tarafından vurularak öldürülmüştü.

Kendisini ve tüm ölenleri saygı ile anıyoruz.

HOLLANDALILAR’IN NORM VE DEĞERLERİNİ HESABA KATMAYAN BİR ANIM.

C:\Users\ILHAN\Desktop\MAYIS 2020 BULTENINE GIRECEKLER\Ilhan Karacay, 1975'te Utrecht'te Berkant Konserinde.jpg
4 mayıstan 3 hafta sonraya ertelediğim konserden bir sahne.

İçinde yaşadığımız Hollanda’nın norm ve değerlerine saygı duymak bakımından, bizlerin de bu anma ve kutlamalara uymamız gerekir ama, bu konuda benim başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum:
1970’li yılların başlarında, Hollanda’daki yurttaşlarımızın vatan ve müzik sevgisini canlandıracak konserler organize ediyordum.
Dev kadrolu konserlerimden birini Utrecht’teki Jaarbeurs Fuar Salonu’da yapacaktım. Salon programında o zamanki günlerin hepsi doluydu. Bir tek 4 mayıs akşamı boştu. Ben de 4 mayıs akşamını seçtim ve mukaveleyi imzaladım.
Hollanda’da konser etkinliği için polisten izin alma kuralı yoktu ama, polise haber verme kuralı vardı.
Biletlerin hemen hemen tamamı satılmışken polise gitmek aklıma geldi. Durumu belirttiğim polis, Keşke bizim şehitlerimizi anma gününü seçmeseydiniz.’ deyince çok şaşırdım. Gerçekten hiç aklıma gelmemişti bu anma günü. Polis, konserimize bir yasak koyamazdı. Ben de çok üzülmüş ve kızmıştım. ‘Bu geri zekalı saloncular bu durumu bana neden söylemediler ki’ diye isyan ettim ve Hollandalıların norm ve değerlerine saygılı olmak için o konseri iptal ettim. Ertesi gün bu durumu yurttaşlarımıza yayınlarla duyurdum ve konseri 3 hafta sonraya erteledim.

BİZİM SAYGIMIZ KARŞILIK BULUYOR MU?

Türk kökenli Hollandalılar, bu ülkenin anılarına ve kutlamalarına saygıyla katılıyorlar.

Ne var ki, Türkler’in Hollanda’ya bağlılığı, istisnalar dışında pürüzsüz sürüyorsa da, acaba Hollandalılar’ın bu yeni vatandaşlarına güveni ve saygısı var mı?

Bu sorunun yanıtını, Kraliçe Beatrix’e yazmış olduğum eski bir mektuptan sonra, hâlâ yaşanmakta olanlara bakarak verebiliriz.

Tam 16 yıl önce, 22 Mart 2007 tarihinde VATAN gazetesinde yayınlanmış olan bir yazıyı, Google’de arama yaparken tesadüfen buldum.

Yazı, naçizane şahsımın, zamanın Hollanda Kraliçesi Beatrix’e yazmış olduğum mektup ile ilgiliydi.

Aradan 14 yıl geçti ama, o günkü durum ve şartlar ile bugünkü durum ve şartlar arasındaki benzerlik sürüp gidiyor.
O eski mektubu bir kez daha okuyunca, kendi kendime,‘Acaba, şimdiki Kral Willem Alexander’a bir mektup yazsam ne değişir?’ diye sordum.
Cevabımı hemen şuracıkta vereyim: Hiçbir şey değişmedi. Bu nedenle Kral’a mektup yazmama hiç gerek yok. Mektuplarım Kraliyet arşivinde duruyordur. Belki Kral’a bir sinyal giderse, o mektupları yeniden gözden geçirir.

İşte, VATAN Gazetesi’nde 22 Mart 2007 tarihinde yayınlanan, Süleyman Doğan’ın o yazısı ve benim mektubum:


Süleyman DOĞAN

Hollanda Kraliçe’sine mektup

Hollanda Kraliçe’si Beatrix geçtigimiz hafta Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret iki ülke arasindaki ilişkileri hiç süphesiz güçlendirdi. Gerek Hollanda’da yaşayan Türkler açısından gerekse ikili ticari ilişkiler açısından…
Kraliçe Beatrix, Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu ve Türkiye ile Hollanda arasında 400 yıllık dostane ilişkilerin bulunduğunu söyledi.
Konuyla ilgili olarak Hollanda’da 40 yıldan beri yasayan gazeteci-yazar İlhan Karaçay’ın Kraliçe’ye yazdığı mektuba bu makalemde yer vermek istiyorum.
Bu vesileyle Hollanda’daki Türklerin durumu ve ilişkiler gündeme gelirken, mektup aynı zamanda genel bir durum değerlendirmesine yer vermektedir. Bu mektup aynı zamanda Avrupa’daki Türklerin mevcut durumunu gözler önüne sermektedir. O bakımdan mektup oldukça manidardır.
‘Avrupa Dünya’ gazetesinde neşredilen İlhan Karaçay’in mektubunu siz aziz okurlarIma takdim ediyorum:

Kraliçem,

40 Yıldır yaşadığım ve tabiyetinize geçtiğim ülkenizde, Kraliyet makamına ikinci kez mektup yazıyorum.
İlk mektubum, anneniz Kraliçe Juliana’ya 1970’li yıllarda yazılmıştı.

O zaman eğitim görmekte olan çocuklarımız için bazı kısıtlamalar getirilmişti.

Durumdan hoşnut olmayan Türk toplumunun üzüntülerini bildirmek için yazmıştım o mektubu.


İlhan Karaçay’ın Kraliçe Beatrix’ten önce, annesi Kraliçe Juliana’ya göndermiş olduğu mektup, Hollanda medyasında geniş yer almıştı.

O mektup, Hollanda medyasında çok büyük bir yankı bulmuştu.

Kraliçe adına hükümetten yanıt geldiği gibi, sorunun çözümü da sağlanmıştı.


Beatrix, Avrupa’nın ilk kapalı AVM’si olan Utrecht Hoog Catharijne’deki Hürriyet Bürosunun açılışı sırasında. Sağda İlhan Karaçay ve eşi Jeanne görülüyor.

O zaman yabancılara karşı biraz daha duyarlıydı Hollanda yönetimi ve medyası.
Şimdi ise durum tamamen değişti. Ne yöneticiler ve ne de medya, özellikle Türk’e ve Türkiye’ye karşı duyarlı değil. Bırakın duyarlılığı, Türk’e ve Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum ve tavır var.
Hem de size rağmen!

İlhan Karaçay, Kraliçe Beatrix’in eşi Prens Claus ile görüşmeleri sırasında

’Size rağmen” diyorum. Çünkü siz, veliahtınız ile birlikte gittiğiniz Türkiye’den çok sıcak ve çok olumlu mesajlar verdiniz. Türkiye’yi tanımayan ve tanımak istemeyen çevrelere, gördüğünüz, yaşadığınız ve saptadığınız Türkiye geceğini anlattınız.

“Türkiye bize çok yakınmış” derken, Türkiye’yi geri kalmış bir Arap ülkesi gibi tanıyanlara, “Bakın, Türkiye sizin bildiğiniz gibi geri kalmış bir ülke değil. Belki devlet tarafından değil, halk arasındaki sosyal ilişkilerde önde giden, kültürel yönden dünya ile yarışan, Ekonomisi, endüstrisi ile kalkınmış zirvede olan bir ülkedir. Bu ülkeyi Avrupa’nın dışında görmek çok yanlıştır” mesajını verdiğiniz halde, orada sizi takip etmekte olan medya mensuplarının çoğu, sizin söylediklerinizi yalanlama gayreti içine girip hep kötü imajları öne sürerek Türkiye’yi ve Türkler’i karartmaya çalıştılar.

Siz, Atatürk’ün huzurunda ‘Türkiye medeniyeti’nden söz ederken, sizin medya mensuplarınız, gündemde hiç de olmayan ve olmaması gereken sözde Ermeni soykırımını gündeme getirmenizi istediler.
Siz, Türkiye’nin sosyal ve kültürel zenginliğinden söz ederken, sizin medya mensuplarınız, insan haklarından, Hıristiyanlar’a yapılan sözde zulümlerden söz ettiler.

Türkiye’deki medyanın hemen hemen tamamı sizin ziyaretinize çok geniş yer ayırırken, Hollanda’daki medya, size ayırdığı yerlerde, güzelliklerden değil, olumsuz bir tavır içinde, güzel olmayan şeylerden söz ettiler.

İşte, sizin medyanız böyle Kraliçem.

Bu medyayı oradaki bir oturumda eleştiren gençlere, veliahtınız Prens Willem Alexander, “Medyanın % 99’u olumlu olmaya çalışıyor” diyerek Hollanda medyasını savundu ve medya da bunu büyükçe yayınlayarak kendine paye çıkarmaya çalıştı.

Veliaht Prens Willem Alexander, bir incelik yapmıştır ve gerektiği şekilde medyasını savunmuştur.
Ben Ekselans Alexander ile bu konuyu tartışmayacağım ama bazı gerçekleri göz önüne sereceğim.

Hollanda medyasının tamamı değilse de büyük bir çoğunluğu Türkiye ve Türk düşmanlığı yapmaktadır. Nasıl ki, Rita Verdonk ve Geert Wilders gibi politikacılar Türk ve Türkiye düşmanlığı yaparak oy avcılığı yapıyorlarsa, Hollanda medyası da aynı düşmanlıkla tiraj ve reyting peşinde koşuyor.
Çirkin politikacılar ve çirkin medyacıların amaçları aynı.

Hollanda’da medyanın büyük bir kesimine neden ‘çirkindir’ diyorum biliyor musunuz Kraliçem?

Bir örnek vereyim:
Ben 5 yıl kadar önce, gazetem DÜNYA’da Türkçe ve Hollandaca uzun bir haber-yorum yayınlamıştım.
Veliaht oğlunuz Prens Willem Alexander Türkiye’yi ziyarete gidecekti. Ama tam o sırada, Alanya’da Hollandalı kızlara saldıran ve bu kızlardan birini öldüren sapıklardan biri, adli bir hata nedeniyle serbest bırakılmıştı. Bunun üzerine sizin medyanız ortalığı ayağa kaldırmıştı. Buna hiç bir itirazımız olamazdı. Hak aranmalıydı ve hak yerini bulmalıydı.
Ama bu hak arayış öylesine düşmanca yapılıyordu ki, bütün Türkler potansiyel suçluymuş gibi gösteriliyor ve Türkiye’ye boykot çağrıları yapılıyordu. Prens Willem Alexander’in de Türkiye’ye gitmemesi isteniyordu. Haliyle sizler de düşündünüz, taşındınız ve böyle bir atmosfer içinde yapılacak bir gezinin sakncalı olacağına karar verdiniz. Böylece de Prens Türkiye gezisini erteledi.

İşte ondan sonra ben, “Çuvaldızı başkasına batırmadan önce, iğneyi kendinize batırın.” başlıklı bir haber-yorum yazdım.
Bu yorumda, Alanya’da Hollandalı kızlara saldıranlara lanet ettikten sonra, hem genç kızları ve hem de anne-babaları uyarma ihtiyacı hissettim. Tatile giden Hollandalı kızların, Hollanda’da yapamayacakları çılgınlıkları tatil ülkelerinde yaptıklarını yazdım. Genç kızlara,
’Dikkatli olun. İskandinav ülkelerinde bile yapamayacağınız çılgınlıkları Türkiye, Yunanistan ve diğer Akdeniz ülkelerinde yapmayın. Köyünde kısa kollu kız bile görmemiş olan ve köylerinden tatil yerlerine koşan gençlere karşı çok açık olmayın’ gibi tavsiyelerde bulundum.

Bu haber-yorum, Hollanda medyasından çok geniş yer buldu. Ama bir ajansın işgüzar elemanı, ’Karaçay’a göre, Alanya kurbanları kendileri etti ve kendileri buldu’ gibi bir başlık ile yaptığı haberi 28 yayın kuruluşuna servis yaptı. Tabii tüm gazeteler bu habere büyük yer verdi. Bunun üzerine kurbanların aileleri avukata başvurarak benim aleyhime dava açtılar.

Kraliçem, ben kendimi elbette savundum ve yazdıklarımın çarpıtıldığını ifade ettim. Hatta, ajansın haberine büyükçe yer veren Utrechts Nieuwsblad gazetesinin başyazarı, daha sonra yazdığı bir yorumda, “Ajansın haberini biz de haksız yere büyükçe yayınladık. Karaçay’ın böyle bir ifadesi yok” dedi.

Kraliçem, sadece medyanız ve politikacılarınız değil, adalet dağıtan hukukçularınız da maalesef Türk’e ve Türkiye’ye karşı tarafsız değiller. Bunun için verebileceğim örnekler çok.

Ama sizin yargıçlarınız, Utrechts Nieuwsblad gazetesinin başyazarının uyarısına rağmen, ajansın yazdığı başlığa itibar edip beni 6 bin euro para cezasına mahkum etti. Birinci temyiz ve ikinci temyizin yargıçları savunmalarıma kulak tıkayarak mahkumiyetimi onayladılar.

Avukatım, basın özgürlüğü ve Avrupa Bırliği yasalarından örnekler ile bir savunma yaptı ama fayda etmedi.
Tabii, yargıladıkları kişi bir Türktü ve mahkum olmalıydı.

Kraliçem, haksızlık yapmak istemiyorum. Sizin Türkiye gezinizi burada olumlu bir şekilde yayınlayan televizyonlar da oldu. Bir programda size tam 1,5 saat yer verildi. Stüdyoda da bir grup Türk vardı. Stüdyodaki Türkler arada bir, İstanbul’dan yayına canlı katılan muhabir ile birlikte aynı görüşte birleşiyorlardı: Türkiye moderndi ve Türk insanı uygardı…

Veliaht oğlunuz ve eşi Prenses Maxima, Türkiye’ye daha önce de gitmiş oldukları için, artık ülkemizi çok iyi tanıyorlardı. Bu nedenle de Türkiye’nin konuşulduğu her yerde olumlu görüşlerini açıklıyorlar. Ama maalesef medyanız bu olumlulukları hep çarpıtıyor.

Ülkenizde bazı kurumlar, sırf iş yapıyormuş gibi görünlmeleri için yanlış ve zararlı çalışmalar yapıyor. Özel olarak düzmece araştırmalar yaptırıyorlar. Örneğin, ‘Türkiye’den evlenmeyin’ sonucu çıkaran araştırmalar yapılıyor. ‘Aile içi şiddet’ ve ‘Töre cinayeti’ araştırmaları hep türkler üzerine yoğunlaştırılıyor. Bu konuda kitaplar yayınlatılıyor. Sanki bu tip ilkellikler sadece Türk toplumunda varmış gibi lanse ediliyor. Bu mübalağalı kuruluşlar sizden, yani devletten para alıyor ama ne devlete ve ne de vatandaşa yararlı olabiliyorlar. Aksine, Türkler’i sevimsiz bir toplum olarak lanse ediyorlar.

Kraliçem, biz sizin ülkenizde 40 yılı aşkın bir zamandan bu yana yaşayan 500 bin kişiyi aşan bir toplumuz. Resmi kayıtlara gore 275 binimiz sizing tabiyetinize geçmişiz. Yani sizing ‘tebaa’nız olmuşuz. Her ne kadar biz ‘cumhuriyetçi’ isek de, sizing ülkenizde ‘cumhuriyetçi’ olan ve bu nedenle de sizing kraliyetinize karşı çıkan kesimlerle hiç bir ilgimiz olmadı. Yani, sizin ‘tebaa’nız olmak, bizi hiç rahatsız etmedi. Her yıl 30 Nisan’da kutlanan ‘Kraliçe Günü’ tüm Hollandalılar ile birlikte içtenlikle kutladık.
Hollanda’yı çok sevdik. 400 yılı aşkın bir sure once bizden aldığınız ve tüm dünyaya sevdirdiğiniz lâleniz ile biz de sevindik. Yel değirnemlerinizi, takunyalarınızı, futbolunuzu çok sevdik. Haa. Futbol deyince aklıma geldi. Ben şahsen taaa 1978’de Arjantin’da şampiyon olamayan Hollanda milli takımı için göz yaşı dökecek kadar bir ‘oranje’severdim.

İşte böyle Kraliçem. Hollanda’da yaşayan 500 bini aşkın Türk ve Türk kökenli Hollandalı, ‘tebaa’ olarak size çok bağlı kaldı. Buraya temizlik işçisi olarak gelen Ahmetler’in, Mehmetler’in çocukları, ülkenize o kadar uyum sağladılar ki, kimi milletvekili oldu, kimi de belediye meslis üyesi… Bunlardan Nebahat Albayrak ‘staatssecretaris’ (Bakan gibi) oldu.

İsterseniz ülkenize uyum sağlamış olan Türkleri sayı ile belirteyim Kraliçem.

Bu güne kadar 300’ü aşkın Belediye Meclis Üyesi çıkardık. 7 milletvekili, 15 İl Genel Meclisi Üyesi ve 7 wethouder (Belediye Başkan Yardımcısı) kazandırdık Hollanda’ya.
15 bini aşkın girişimcimiz var. Bunların çoğu esnaf ama, milyonlarca euroluk cirosu olan çok sayıda büyük işadamımız da var.
Hollanda’nın önemli ve büyük firma ve kuruluşlarında çok önemli postları kapmış yüzlerce insanımız da var. Çocuklarımız iyi eğitiliyor. Siyasete ve ticarete ilgi duyan çocuklarımız, Hollanda’nın geleceği için çok önemli roller üstleniyor.

İşte, Hollanda’ya böylesine bağlı, sevdalı ve de yararlı Türkler, maalesef bunun karşılığını göremiyorlar. Horlana horlana bıkkınlık krizleri geçirmeye başlayan bu Türkler’i kaybetmeyin Kraliçem. Zira, burada yüksek eğitim gören ve kaliteli işler yapan pek çok Türk ülkenizi terk etmeye başladı bile…
Halbuki, yaşlanan Hollanda’nın bu gençlere ne kadar ihtiyacı var.

Kraliçem, Hollandalılar sizi ve ailenizi çok seviyorlar. Özellikle yabancı düşmanlığı yapan çirkin politikacılara inanan ve rağbet eden kesimde daha çok seveniniz var.

Hollanda’nın geleceği için sizden rica ediyorum: Türkiye ve Türkler hakkındaki görüş ve düşücelerinizi bu kesime sık sık anlatın. Anlatın ki, çirkin politikacılar tarafından aldatıldıklarını anlasınlar.

Tabii ki biz de, içimizde var olan ve varsayılan bazı yanlışlıkları düzeltmekle mükellefiz.
Bize sahip çıkılmadığı halde, biz bu mükellefiyeti mutlaka yerine getireceğiz.

Kraliçem, önce çok sevdiğimiz, sonra da biraz soğuduğumuz Hollanda’yı bize yeniden sevdiriniz. Bu sevgiyi önleyen odaklara sık sık uyarı yapınız. Bizi, çok sevmiş olduğumuz Hollanda’dan soğutmasınlar.
Ben şahsen soğudum.
Ama ben, 1978’de Arjantin’de göz yaşı döktüğüm gibi, Hollanda için yine göz yaşı dökmeye hazırım.

Yeter ki, benim göz yaşlarım hak edilsin.

Benim şahsen yüzlerce halis Hollandalı akrabam var Kraliçem.
Hollanda’da doğmuş çocuklarım ve torunlarım var. Çocuklarım, saygın bir Türk geleneğini uygulamayacak kadar Hollandalılaşmışlar.
Nedir bu Türk geleneği biliyor musunuz Kraliçem?
Türkler, nerede ölürlerse ölsünler, Türkiye’de gömülürler.

Benim çocuklarım, beni çok sevdiğim Mersin’de değil, Hollanda’da gömecekler Kraliçem.
Böylesi Türkler’in Hollanda’dan soğutulmasına ve kaçmasına izin vermeyin.
İtmesinler bu Türkleri, kucaklasınlar!!!

Kalın sağlıcakla Kraliçem!
İlhan Karaçay

****************

Kraliçe Beatrix’e gönderilen mektubun Hollandaca orijinali:

Majesteit,

Voor de tweede keer sinds ik in Uw land ben, waar ik al 40 jaar leef en waarvan ik de nationaliteit heb aangenomen, schrijf ik aan het Staatshoofd.

Mijn eerste brief heb ik aan Uw moeder, Koningin Juliana geschreven in de jaren ’70.

Toen werden er allerlei beperkingen opgelegd aan het onderwijs van onze kinderen. Destijds heb ik die brief geschreven om het verdriet dat de Turkse gemeenschap daarover had bekend te maken. Die brief heeft grote weerklank in de Nederlandse media gevonden.

Namens de Koningin heeft de regering er op gereageerd en zo is er een oplossing gekomen voor het probleem.

Destijds waren de regering en de media veel gevoeliger voor wat er leefde onder buitenlandse ingezetenen. Nu is de situatie compleet veranderd. Noch de leidinggevenden, noch de media zijn gevoelig voor de Turken en ten opzichte van Turkije. Gevoelig is trouwens allang het goede woord niet meer, er is zelfs sprake van een vijandige houding ten opzichte van Turken en Turkije. En dat ondanks U!

Ik zeg “Ondanks U” want U hebt voortdurend tijdens Uw bezoek met de kroonprins aan Turkije in heel positieve en warme zin signalen uitgezonden, U hebt aan de kringen, die Turkije niet kennen, niet willen kennen, verteld over het Turkije, zoals U het beleefd en meegemaakt hebt.

Wat is Turkije ons nabij”, hebt U gezegd. U bedoelde daarmee te zeggen tegen al degenen, die Turkije als een achtergebleven Arabisch land kennen, “Kijk eens, Turkije is niet het achtergebleven land, dat jullie denken, het is een land dat voorop gaat in sociale contacten, misschien niet van de overheid zelf, maar wel onder de bevolking; dat zich in cultureel opzicht met de wereld kan meten, een land dat qua economie en industrie aan de top staat. Het zou heel verkeerd zijn dit land buiten Europa te laten.”

Maar terwijl U zich ingespannen hebt, dit signaal te geven, hebben de mediavertegenwoordigers, die U volgden, zich inspanningen getroost Uw woorden te ontkrachten en Turkije en de Turken zoveel mogelijk met slechte beelden in een kwaad daglicht te stellen.

Terwijl U in tegenwoordigheid van Atatürk van “de Turkse beschaving” sprak, hebben de media van Uw land getracht een punt dat helemaal niet op de agenda stond en ook niet had moeten staan, de zogenaamde Armeense genocide, aan de orde te stellen.

Terwijl U sprak van de ‘sociale en culturele rijkdom’ van Turkije, hebben Uw mediavertegenwoordigers alleen maar gesproken over de mensenrechten en de zogenaamde onderdrukking, waaronder de Christenen te lijden zouden hebben.

Terwijl de media in Turkije heel veel aandacht schonk aan alle onderdelen van Uw staatsbezoek, heeft de media in Nederland, als ze al plaats voor U maakten, niet over de schoonheden van Turkije, maar met een zeer negatieve houding alleen over de lelijke kanten van het land gesproken.

Zo is het nu eenmaal gesteld met Uw media, Majesteit.
Prins Willem Alexander heeft wel tegen de jongeren, die de media daar in een rondetafelgesprek bekritiseerden, gezegd : “99% van de media probeert positief te berichten” en daarmee geprobeerd het voor de Nederlandse

media op te nemen. Ik ga er van uit, dat de kroonprins deze verdediging uit beleefdheid op zich genomen heeft. Ik wil niet met Prins Willem Alexander hierover in discussie gaan, maar ik wil hem een paar feiten voorhouden:

Een grote meerderheid van de Nederlandse media, zo niet het geheel, stelt zich vijandig op tegenover Turkije en de Turken. Zoals politici van het kaliber van Rita Verdonk en Geert Wilders met hun afkeer van Turkije en Turken op stemmenjacht gaan, zo hollen de Nederlandse media met eenzelfde afkeer achter hun kijkcijfers en oplagen aan. Het doel van deze kwalijke politici en media is hetzelfde.

Majesteit, weet U waarom ik een groot deel van de media “kwalijk” durf te noemen? Moge ik U een voorbeeld geven:

5 jaar geleden heb ik een lang commentaar in het Turks en het Nederlands geschreven in mijn krant, DÜNYA.

Uw zoon Prins Willem Alexander zou toen voor een bezoek naar Turkije gaan. Maar juist op dat moment werd door een justitiële fout een van de perverse daders, die in Alanya Nederlandse meisjes verkracht en een van hen vermoord hadden, vrijgelaten. Hierover is de Nederlandse media allemaal in het geweer gekomen. Daar zouden wij ook geen enkel bezwaar tegen kunnen maken. Het recht moest zijn loop hebben. Maar dit streven naar recht doen werd wel op zo’n vijandige manier onder woorden gebracht, alsof bijna alle Turken potentieel crimineel waren; er werd zelfs opgeroepen tot een boycot van Turkse producten. En men verlangde dat Prins Willem Alexander niet naar Turkije zou gaan. Uiteraard hebt U ook het een en ander overwogen en besloten, dat een bezoek in een dergelijke atmosfeer ongewenst zou zijn. En daarop heeft de Prins zijn reis naar Turkije uitgesteld.

Ik heb toen een commentaar geschreven onder de titel, “Zoek eerst de splinter in Uw eigen oog, voordat ge U beklaagt over de balk in andermans ogen” In dat commentaar heb ik eerst de verkrachters van de Nederlandse meisjes in Alanya vervloekt, maar vervolgens ook een waarschuwing uitgesproken aan het adres van de jonge meiden en hun ouders in Nederland. Ik schreef, dat Nederlandse meisjes, die met vakantie gingen naar het buitenland soms zo uit de band konden springen zoals als ze dat in Nederland nooit van hun leven zouden doen. Ik heb de jonge meisjes toen geadviseerd:
“Wees voorzichtig. Doe geen gekke dingen in landen aan de Middellandse Zee zoals Griekenland en Turkije die je zelfs in de Scandinavische landen niet zou doen! Geef je niet teveel bloot in landen, waarvan de dorpelingen zelfs nog nooit meisjes met ontblote armen gezien hebben” of woorden van die strekking.

Daarop is dit commentaar in de Nederlandse media uitgebreid geciteerd. Maar een overijverig medewerker van een agentschap kopte ‘Verkrachting Alanya was eigen schuld’ (Volgens Karaçay hebben de slachtoffers van Alanya alles aan zichzelf te wijten) en bediende daarmee 28 andere media op hun wenken. Bijna in alle kranten werd dit nieuws groot gebracht. De familie van de slachtoffers nam een advocaat in de arm en daagde mij voor het gerecht.

Majesteit, uiteraard heb ik mij daar verdedigd en verklaard, dat mijn uitlatingen bewust verkeerd waren weergegeven. De hoofdredacteur van het Utrechts Nieuwsblad, die het bericht van het agentschap in grote opmaak had gebracht, moest later in een redactioneel commentaar toegeven “dat wij het bericht van het persagentschap ten onechte in grote opmaak gebracht hebben, Karaçay heeft zich zo nooit uitgelaten.”

Majesteit, niet alleen Uw media en Uw politici, maar helaas ook sommige van Uw juristen, die rechtvaardigheid beoefenen, zijn niet altijd onpartijdig als het om Turken of Turkije gaat. Ik kan U daarvan vele voorbeelden geven. Maar Uw rechters hebben mij, ondanks de waarschuwing van de hoofdredacteur van het Utrechts Nieuwsblad, tot een geldboete van 6 duizend Euro veroordeeld, omdat zij meer waarde hechtten aan de kop, die het persagentschap publiceerde. Ook in hoger beroep en in cassatie zijn de rechters hiervoor doof gebleven en hebben mijn veroordeling in stand gelaten. Ook al heeft mijn advocaat mij met een beroep op de persvrijheid en de wetgeving van de Europese Unie verdedigd, het mocht niet baten. De vervolgde persoon was een Turk en moest wel veroordeeld worden.

Majesteit, ik wil U geen onrecht aandoen. Uw reis naar Turkije is ook wel op positieve wijze getoond. In een programma werd er wel 1 ½ uur aan gewijd. In de studio bevond zich een groep Turken, die in wisselgesprekken met de reporters die live uit Istanbul berichtten, een en hetzelfde feit beklemtoonden: Turkije is een modern land en de Turkse mens is beschaafd…

Uw zoon, de Kroonprins en Prinses Maxima, die al eerder naar Turkije gegaan waren, kenden ons land al goed. Daarom ook gaven zij overal, waar zij verschenen, de positieve indruk die zij van het land hadden weer. Maar Uw media hebben die positieve opmerkingen verdraaid.

Sommige instellingen in Uw land verrichten hier, alsof het om serieus werk ging, verkeerde en schadelijke werkzaamheden. Zij laten bijvoorbeeld valse onderzoeken verrichten, waaruit dan conclusies komen als “Trouw niet met iemand uit Turkije” Onderzoeken over eerwraak en geweld binnen het gezin worden vooral op Turken geconcentreerd. Er worden boeken over uitgegeven, alsof dit soort primitiviteit in de Turkse gemeenschap heerst. Deze niet van overdrijving gespeende instellingen ontvangen van U, dat wil zeggen van de overheid, geldelijke ondersteuning. Zij zijn evenwel noch voor de staat, noch voor de burger van enig wezenlijk nut. In tegendeel, zij zijn er op uit, de Turken als een onsympathieke gemeenschap te portretteren.

Majesteit, wij zijn een gemeenschap van bijna 500 duizend personen, die al meer dan 40 jaar in Uw land leeft, woont en werkt. Volgens officiële gegevens zouden bijna 275 duizend van hen inmiddels de Nederlandse nationaliteit hebben aangenomen, dus Uw “onderdanen” geworden zijn. Ook al zijn wij van origine “republikeins” dat wil niet zeggen, dat wij enige binding hebben met of voelen voor de groeperingen, die tegen de monarchie zijn. Dat wil zeggen, wij zijn dus helemaal niet ongelukkig als Uw onderdanen hier te leven. Wij hebben altijd van harte en met veel vreugde samen met de andere Nederlanders op 30 April Koninginnedag gevierd. Wij hebben steeds van Nederland gehouden. Wij waren blij, dat de tulpen, die U vierhonderd jaar geleden bij ons vandaan haalde, door Uw land over de hele wereld bekend en bemind werden. Wij hielden van Uw windmolens, Uw klompen en Uw voetbal. Ja, dat herinnert mij eraan, dat ik net als zovele “oranje” fans in 1978 tranen met tuiten moest huilen, toen Nederland in Argentinië geen kampioen kon worden.

Zo wil ik U uitleggen, Majesteit, dat wij met ons vijfhonderdduizenden als Turken en Nederlanders van Turkse origine steeds trouwe onderdanen van Uwe Majesteit gebleven zijn. De kinderen van hier als schoonmaker gekomen Ahmet’s en Mehmet’s, hebben zich zelfs zozeer in Uw land geïntegreerd, dat sommigen het tot Kamerlid of gemeenteraadslid brachten… Een van hen, Nebahat Albayrak, werd zelfs Staatssecretaris. Als U mij toestaat,

Majesteit, wil ik U een paar getallen noemen van in Uw land geïntegreerde Turken: Tot op vandaag hebben wij bijna 300 Gemeenteraadsleden, 7 parlementariërs, 15 leden van Provinciale Staten en 7 wethouders geleverd. We hebben bijna 15 duizend ondernemers, waarvan vele misschien slechts middenstanders, maar er zijn ook een aantal grote zakenlieden bij met een jaarlijkse omzet van miljoenen euro’s.

Ook hebben wij bij belangrijke en grote bedrijven en instellingen in Nederland honderden van onze mensen op vooraanstaande posities. Onze kinderen worden goed opgevoed. Zij, die interesse hebben voor politiek en handel zullen voor de toekomst van Nederland een grote rol gaan spelen.

Maar hoe jammer is het nu, dat deze aan Nederland zo trouwe en gehechte groep van nuttige Turken daarvoor geen enkele waardering krijgt. Met een opeenstapeling van minachting bejegend, krijgen zij langzamerhand genoeg van dit land!
Zorgt U er toch voor, Majesteit, dat wij deze nuttige en goede mensen niet kwijtraken! Want een aantal hoogopgeleide Turken is al begonnen het land te verlaten…Het steeds verder vergrijzende Nederland zal nog grote behoefte aan onze jongeren krijgen.

Majesteit, de Nederlanders houden van U en uw gezin, vooral ook in kringen die geloven in en waarde hechten aan de slechte politici, die tot vreemdelingenhaat aanzetten. In het belang van de toekomst van Nederland vraag ik U daarom: wilt U ook aan deze mensen Uw gedachten en opvattingen zo vaak als mogelijk is vertellen en hun duidelijk maken, hoezeer zij door deze akelige politici bedrogen worden.

Natuurlijk zijn wij ook verplicht de in onze gemeenschap bestaande of vermoede onjuistheden te corrigeren. Die verplichting zullen wij ook absoluut nakomen, zelfs als men zich niet om ons bekommert.

Majesteit, tracht U ons weer de liefde voor Uw land bij te brengen, waarvan wij zozeer gehouden hebben, maar waarvan wij nu enigermate verkild zijn. Spreekt U vooral heel vaak Uw waarschuwingen uit tegen de kringen, die ons die liefde voor het land proberen tegen te maken. Laat niet toe, dat er tussen ons en ons geliefde Nederland verkilling optreedt!

Zelf ben ik verkild, maar nog steeds, zoals in 1978 in Argentinië, bereid mijn tranen te vergieten voor Nederland. Als het maar niet voor niets is!

Majesteit, ik heb zelf honderden Nederlandse verwanten, mijn kinderen en kleinkinderen zijn hier geboren. Mijn kinderen zijn zo vernederlandst dat zij zelfs een traditioneel Turks gedragspatroon niet meer vertonen.

Weet U, welk gedragspatroon dat is? Dat Turken, waar ook ter wereld altijd in Turkije begraven willen worden! Mijn kinderen zullen mij niet in mijn geliefde Mersin, maar in Nederland begraven, Majesteit. Laat U dus niet toe dat dergelijke Turken uit Nederland wegvluchten of hun liefde voor dat land laten bekoelen.

Laten ze de Turken niet afstoten, maar in hun armen sluiten!

Moge U nog lang gezond blijven, Majesteit!

İlhan Karaçay

 

ÖZBEK, AZERİ VE KAZAK KANDAŞLARIMIZ HOLLANDA’DAKİ ŞEHİTLİKTE ANILDILAR

ÖZBEK, AZERİ VE KAZAK KANDAŞLARIMIZ HOLLANDA’DAKİ ŞEHİTLİKTE ANILDILAR

İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler ordusu tarafından tutuklandıktan sonra Amersfoort Esir Kampı’nda katledilen 101 şehit kandaşımız için Kur’an okundu ve gözyaşları döküldü.


Afbeelding met persoon, gras, boom, buitenshuis Automatisch gegenereerde beschrijving

İlhan KARAÇAY’ın haberi

İkinci Dünya Savaşı’ndaki en büyük Nazi Kamplarından ‘Amersfoort Toplama Kampı’nda esir tutulan ve sonra da öldürülen Sovyet ordusundaki Özbek, Kazak ve Azerbaycanlı 101 şehidimiz için iki ayrı anma programı düzenlendi ve Kuran-ı kerim okundu.

Afbeelding met boom, gras, buitenshuis, plant Automatisch gegenereerde beschrijving

Anma programının ilk bölümü Leusden şehrindeki ‘Sovjet Ereveld Anıt Mezarlığı’nda gerçekleştirildi.
Askerlerin hazin hikayesi, kimlik belirleme ve ailelerini bulma çalışmaları hakkında araştırmacı gazeteci Remco Reiding tarafından bilgi verildi.
Özbek. Kazak, Azerbaycanlı ve Türklerin ilk kez topluca aynı anda bulundukları törende, Türk Federasyon’a bağlı Utrech Türk Kültür Merkezi hafız imamı Mahmut Yakut tarafından Kur’an okunarak dua edildi. Anıt mezarlığa karanfil bırakan ziyaretcilerin duygulu anlar yaşadıkları gözdendi.

Törene katılan Utrecht Türk Kültür Derneği Başkanı Salim Çam anıt mezarlığın kendi hizmet bölgelerine yakın olması nedeni ile, bundan sonra -özellike başta bayram arafeleri olmak üzere- şehitler için sürekli anma programları düzenleyeceklerini belirtti. Salim Çam, bu amaçla 25 Haziran günü dernek lokallerinde, kampta şehitliği bulunan Özbek askerlerinin anlatıldığı bir belgesel gösterimisunulacağını ve arife günü de, Sovyet Ereveld kabir ziyareti düşündüklerini belirtti.

Programın öğleden sonraki bölümünde, Amersfoort  Eemland Kütüphanesi’ndeki anma konferansda, Remco Reiding’in yanı sıra Lahey Azerbaycan Büyükelçiliği birinci sekreteri Sabina Sadigli, Kazakistan konsolosu Rustem Belgibayev ve Hollanda Ali Şir Nevai Özbekistan Kültür Merkezi Başkanı yazar Sharif Ahmedov konferans verdiler.

Afbeelding met tekst, elektronica, scherm, computer Automatisch gegenereerde beschrijving

Organize komitesi adına açılış konuşması yapan gazeteci Burhanettin Carlak, 29 Nisan tarihinin Nazi Almanyasına direniş açısından önemli bir gün olduğunu vurgulayarak, dönemin metal grevlerinin Hengelo’da Stork fabrikasında başladığını belirterek, kısa sürede 500 bin insanın katıldığı grevle, Nazi baskısına direnişe ivme kazanıldığını belirtti. Carlak, bağımsızlık için hayatlarını adayan tüm kahramanlar için katılımcıları bir dakikalık saygı duruşuna davet etti ve Özbek, Kazak, Azerbeycanlı ve Türklerin ortak anma programının kapsamının genişletilerek yaygınlaştırılacağını belirtti.

Afbeelding met boom, persoon, buitenshuis, person Automatisch gegenereerde beschrijving

2004 – 2012 yılları arasında Moskova’da gazetecilik yapan Stichting Sovjet Ereveld kurumunun müdürü Remco Reiding yaptığı konuşmada İkinci Dünya savaşı sırasında Almanlara esir düşen Sovyet askerlerinin 865’inin Amersfoort Kampına getirildiğini ve son derece gayri insani şartlar altında çoğunun işkence, açlık ve hastalık, sonucu öldüğünü, geri kalanının da kurşuna dizildiğini belirtti. Kimlikleri imha edildiği için ancak çok titiz ve uzun zaman çalışmalar sonucu bunlardan 200’ünün eski Sovyetlerde yakınlarının tesbit edildiğini belirten Reiding, bunlar arasında 101 askerin Özbekistanlı olduğunu tesbit ettiklerini, çekik gözlü oldukları için Nazilerin Özellikle Orta Asyalıları karükatürize ettiklerini, anti probaganda için kullandıklarını ve ‘untermenschen’ diye lanse edildiklerini belirtti.

Ölen askerlerin kimlik testi çalışmalarının devam ettiğini belirten Reiding kendilerinin her hangi bir siyasi duruşlarının olmadığını sadece humaniter bir düşünce ile bağışcıların destekleri ile çalışamalarını sürdürdüklerini ifade etti.

Afbeelding met tekst, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Lahey Azerbaycan elçiliği birinci katibi Sabina Sadigli İkinci Dünya Savaşı esnasında Azerbaycan’ın 600 bin askerinin cepheye gittiğini bunlardan yarısının dönmediğini bir çoğundan haber dahi alınamadığını belirtti. Savaşda Sovyetlerin petrol ihtiyacının % 70’inin Azerbeycan tarafından karşılandığını belirten Sadıqlı, Naziler,n durdurulmasında kafkas cephesi başta olmak üzere çok katkı verdiklerini belirtti. Amersfoort kampında da şehitleri olduğunu ama henüz tamamı hakkında araştırmaların sürdüğünü belirterek örnekler verdi: `Babi Babayev Oruz bölgesinden katılmış. Milli Kahraman Mehmet Memedov burdan sağ çıkanlardan ve Oostenrıjk köyüne yerleşmiş ve Hollandalı bir kadınla evlenmiş. Sadıqlı, Memedov’un 2003’de kaybettiklerini kızının adının da Nene hanım olduğunu belirtti.

Kazakistan Lahey Konsolosu Rustem Belgibayev de Kazakistan’ın bir milyon 200 bin evladını İkinci Dünya Savaşında cepheye gönderdiğini ancak bunların yarının geri gelmediğini belirti. Savaşda sıkılan her on Sovyet mermisinin dokuzunun Kazakistan’dan geldiğini çok ciddi muhimmad sağladıklarını belirterek Nazilere karşı cok ciddi kahramanlıklar gösterdiklerini belirrti. Amersfort kampında da şehit askerlerinin bulunduğunu belirten Belgibayev katılımcılara Hollandaca çevrilen ünlü Kazak edebiyatcısı Abay’ın eserlerini hediye etti.

Afbeelding met tekst, persoon, schermopname Automatisch gegenereerde beschrijving

Ali Şir Nevai Özbek Kültür Merkezi başkanı yazar Sharif Ahmedov Özbekistan’ın II. Dünya savaşı sırasından nufusunun 6,5 milyon olduğunu ve bunun bir buçuk milyonun cepheye gittiğini en az 500 bin kayıp yüzbinlerce de yaralılarının olduğunu belirterek , ‘Amerika gibi büyük bir ülke bile bu kadar kayıp vermedi’ dedi. Kimlikleri belirlenen 101 Özbek askerin bu bakımdan kendıleri için simgesel bir anlam taşıdığnı belirtti.

Türkistan şehitlerini ortak anma programının bundan sonra da her yıl gerçekleştirileceği belirtildi.

Afbeelding met tekst, person, persoon, stropdas Automatisch gegenereerde beschrijving

Türk Federasyon Başkanı Murat Gedik, işadamları Yücel Şimşek, Dursun Kılıç ve Türksoy dernek temsilcilerinin katıldığı programda Hollandalı araştırmacılar da yoğun ilgi gösterdi.

Afbeelding met persoon, raam, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Ebru sanatının Hollanda’daki tanınmış icracılarından Yusuf Akkaya konuşmacılara organizasyon adına ebru tabloları hediye etti. Programın geleneksel olarak farklı temalarla kütüphanede yapılması temennisi ifade edildi.

Afbeelding met boom, buitenshuis, gras, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving Kazakistan asıllı Dilek Taşdemir, organizasyonun sponsoru olarak katıldığı törende, şehitler için dua etti.

 

HOLLANDA TÜM DÜNYAYA KARDEŞLİĞİN NASIL OLDUĞUNU SERGİLİYOR…

HOLLANDA TÜM DÜNYAYA KARDEŞLİĞİN NASIL OLDUĞUNU SERGİLİYOR…

*Kral Willem Alexander’in doğum gününde milyonlar
sokaklara döküldü ve eğlendi.

*Kral ve ailesi Rotterdam’ı ziyaret ederken, Amsterdam’a
akın eden 1 milyon insan, ezilme tehlikesi içinde dans etti.

*Ülkenin dört bir yanında sokaklarda, teraslar doldu,
kullanılmış eşyalar sergilendi ve satıldı.

*Kral ve Kraliçe halk arasına katılıp dans etmekte bir
sakınca görmediler.

Koningsdag 2023: dit dragen Máxima en de prinsessen - Modekoningin Máxima

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Osmanlı İmparatorluğu’nun her ülkeden önce tanımasıyla, bir ‘devlet’ olan Hollanda, kuruluşundan bu yana pek çok mutlu günler yaşamıştır. Her yıl kral ve kraliçelerinin doğum günleri kutlanmıştır. Lale festivalleri düzenlenmiştir. Ajax’ın üç yıl üst üste Avrupa şampiyonu oluşu kutlanmıştır. Turuncu renkli forması ile Hollanda milli takımı da Avrupa şampiyonu olduğu zaman büyük kutlamalar yapılmıştır.
Sözü edilen etkinliklerin tümünde, Hollanda’da yer yerinden oynamıştır.

Koningsdag 2023 Koninklijk gezin kijkt naar hindoestaanse dansRotterdam ziyaretinin başlangıcında, etnik kökenli grupların katıldığı folklor gösterilerini izleyen Kraliyet ailesi, daha sonra da göbek dansı izlediler.

Ama dün, öyle bir gün yaşandı ki, hiç mübalağasız, Hollanda ‘Hollanda’ olalı böylesi mutlu bir gün yaşamamıştır.
Kutlama, her yıl olduğu gibi, yine bir kraliyet doğum günü kutlamasıydı.

Afbeelding met persoon, sport, buitenshuis, danser Automatisch gegenereerde beschrijvingİşte bunlar da göbek dansı icra eden etnik kökenli kızlar.

Hollanda’da 5 Mayıs günü, İkinci Dünya Savaşı sonrasında elde edilen özgürlük sonrasında ‘Kurtuluş Günü’ olarak kutlanır. 4 Mayıs ise, bu savaş sırasında canlarını kaybeden insanları anma günüdür.
Hollanda’da resmi tatiller, dini ve milli bayramların niteliğine göre saptanmıştır.
Milli Bayram olarak sadece 5 Mayıs ve 27 Nisan (eskiden 30 nisan) kutlanır. Noel ve Paskalya ise dini bayramlar olarak kayda geçmiştir.

İşte dün, Kral Willem Alexander’in doğum günü, tüm resmi kuruluşların, fabrikaların, okulların, dükkânların kapalı olduğu bir ‘Milli Bayram’ olarak kutlandı. Bize göre ‘Çok lüks’ görülebilecek olan böylesi bir kutlamayı, Hollanda halkının yüzde 90’ı yürekten benimsemiştir. Diğer yüzde 10 ise, ‘Cumhuriyetçi’ diye adlandırılan, kraliyet karşıtı kesim tarafından protesto edilmiştir. Hem de Kral Günü’nün kutlandığı sıralarda…

Hollandalıların, tüm dünyaya örnek teşkil edecek olan bu kutlamalar, kardeşliğin nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Pek çok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de particilik ve kulüpçülük ilkel bir şekilde tezahür ederken, Hollanda’da böylesine kin ve nefret saçan gösteriler yaşanmamaktadır.

Afbeelding met hemel, massa, landbouwwerktuig, veld Automatisch gegenereerde beschrijving

Kral Willem Alexander, Kraliçe Maxima, iki kızı (üçüncü kızları Londra’dan gelemedi) ve Kraliyet ailesinin diğer mensupları, bu yıl Rotterdam şehrinde halk ile bir arada kutlamalara iştirak ettiler.

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb, bu yıl Kral Günü kutlamalarının kendi şehirlerinde yapılmasından dolayı onur duyduklarını söyledi. Kral Willem Alexander’in 56’ıncı yaş günü kutlamalarına, Rotterdam halkının yoğun ilgisinden dolayı memnun olduğunu söyleyerek halkı selamlayan Belediye Başkanı da mutluluğunu belli ediyordu.

Koningsdag 2023 Koning Willem-Alexander spreekt met Rotterdammers

Kral Alexander, Rotterdam ziyareti sırasında, halkın arasına katılıp dans etmekle yetinmedi. Etnik kökenli insanlarla bir masa etrafında toplanıp, geçmişteki sömürgeciliği de tartıştı. Kral, sömürgecilik konusunda daha önce diledikleri özürü hatırlattı.

Koningsdag 2023 Koningin Máxima met Rotterdammers
Kraliçe Maxima da kocasından geri kalmadı. O da etnik kökenli kadınlarla, kadın hakları üzerinde sohbet etti.

Koningsdag 2023 quiz Prinses van Oranje en Prinses ArianeKral ve Kraliçe’nin iki kızı da ebeveynlerin stilini takip ettiler ve genç kızlarla sorunları tartıştılar.

Koningsdag 2023 bij de NOS - Over NOS

AMSTERDAM’A İNSAN SELİ

koningsdag 2023 amsterdam

Her yıl ‘Kraliçe Günü’ olarak 30 Nisan’da yapılan kutlamalar, Beatrix‘in tahtını 2013’te oğlu Willem Alexander’a devretmesi ile birlikte, 27 Nisan’da ‘Kral Günü’ olarak kutlanmaya başlandı. Hollanda’da ‘Kral Günü’ çerçevesindeki kutlamalar nedeniyle, ülkenin dört bir yanı ulusal renk olan turuncuya büründü. Amsterdam’da Kral Günü vesilesiyle Dam meydanı doldu taştı. Amsterdam’a bu yıl farklı şehirlerden akan bir milyon insanın 300 bin kadarının tren ile geldiği açıklandı. Şehre akan insan seli nedeni ile trafik araçlara kapatıldı.

Koningsdag 2023: hier vind je de vrijmarkten in Eindhoven | Foto | ed.nl
Hollandalılar’ın büyük çoğunluğunun Kral Willem-Alexander’ın bu görevi başarıyla yürüttüğüne inanıyor ama, dah önceki kamuoyu yoklamalarına göre, Kraliçe Beatrix döneminde monarşiyi destekleyenler yüzde 85 iken, Willem-Alexander döneminde ise bu oran yüzde 47’ye düştü.

bina, kişi, açık hava, kalabalık içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

KRAL GÜNÜN’DE SOKAK MANZARALARI

metin, pazar, kişi, açık hava içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Kral Günü’ndeki sokak manzaralarının ilginçliğini, dostum ve meslektaşım Yavuz Nüfel şöyle anlatıyor:

“Her yıl kutlanan ‘Kraliçe Günü’ hemen hemen her sokak satıcılarla dolar taşar…
Çocuklar, kullanılmış oyuncaklarını; büyükler de -işe yarayan ama kullanılmayan- evde yer işgal eden hemen hemen her şeylerini satarlar!..
Çatal-kaşık, iğne-iplik, elektrikli-elektronik cihazlar, ev aletleri, bahçe malzemeleri, masa-sandalye, dolap ve kullanılmış sutyen-külot da dahil olmak üzere, aklınıza gelebilecek ne varsa bulmanız mümkündür sokaklarda…

metin, pazar içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

İnsanın aklına –görmeden- gelmeyen yüzlerce değişik nesneyi görebilmek ise yine ‘Kraliçe Günü’ne özgüdür.

Tabirin yeridir ve söylemek gerekir: tezgâhların arkasında yediden yetmiş yediye her yaştan insan (özellikle yaşlılar), taburelerine, sandalyelerine oturmuş, gelene geçene ‘Bir şeyler al!’ dercesine bakarlar…

Yaşı yetmişin üzerinde bir kadının önünde duran üç-beş parça eşya arasında, ilkel bir çakmak dikkatimi çekti. En azından 150 yıllık vardır, diye düşündüm.

Çakmak taşından çıkan kıvılcımlar, önce kurşun kalem çapında ve 5 cm. uzunluğunda metal bir borunun içindeki fitile temas ettiriliyor, daha sonra da fitil -üfleye üfleye- yanmış bir sigara ateşi kıvamına getiriliyor ve “çakmak” da böylece sigaranızı yakmaya hazır duruma geliyor.

Çakmak denen şeyin “ilk”leri arasında ve hatta atası sayılabilecek bir nesne diyebilirim… Bir tiryaki olarak böylesini ne duymuş ne de görmüştüm…

Kocamındı’ dedi yaşlı kadın…
Çakmağı eline aldı ve bana doğru uzatarak, ‘Bir gulden’ dedi. Bir an göz göze geldik. Çakmağın 15-20 cm uzunluğundaki fitilini parmaklarına dolayarak, gözlerini çakmaktan ayırmadan baş parmağı ile metal kısımları okşuyordu.

Hani, yeni doğan bebeğin yanağına hafifçe dokunur, okşar gibi: nazikçe, şefkatle, incitmeden… Veda eder gibiydi… Bir tren istasyonunda sevdiğini, çok uzaklara, belki de bir meçhule yolcu etmenin hüznü vardı yaşlı kadının sesinde, ‘Kocamındı’ derken…

Bir ara yine göz göze geldik yaşlı kadınla: ‘50 cent, genç adam bunu al!..’ dedi. Elimde tuttuğum nesnenin manevi değeri onun için milyarlarca Euro’dan, dolardan daha fazlaydı. Çünkü, çantasından çıkardığı çerçeveli siyah-beyaz fotoğrafı göstererek: ‘Kocam, bu çakmak ona da babasından kalmış…’ dedi gözlerini çakmaktan ayırmadan…

Anlatacak çok şeyi olmasına rağmen, dinleyecek kimsesi olmadığı, konuşacak birini aradığı düşüncesiyle karşısına çömeldim.

metin, pazar içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

I. ve II. Dünya Savaşı’nın yokluk, açlık günlerinden; çocuklarının, torunlarının olmadığından ve bir huzurevinde kaldığından söz etti…

Hatıraları taptaze, capcanlıydı. Kocasından kalan, çok ama çok önem verdiği en değerli hatırayı satmasını bir türlü anlayamadığımı anlatmak için, kelimeleri özenle seçmeye çalıştım…
Kendisinin ölüp gitmesi halinde en değer verdiği eşyaların yok olup gitmesine, kaybolmasına gönlü razı değildi. Özellikle bazı eşyalarının daha uzun yıllar yaşamasını istediği için satıyordu.

Elinde tuttuğu çakmaktan gözlerini ayırıp gözlerimin içinde bakarak: ‘Bunu sana hediye edebilir miyim?’ dedi…

Anıların, hatıraların bit pazarına düştüğü o gün, sabahın ilk ışıklarıyla çıkıyorum evden ve gün batımına kadar da yaşlı insanların tezgâhlarından, yüreklerinden anılar topluyorum…”

KRAL GÜNÜ’DE TÜRKLERİN YERİ

Hollanda’da daha önce ‘Kraliçe Günü’, on yıldır da ‘Kral Günü’ olarak kutlanmakta olan etkinliklerde, Türkler de yerlerini almaktadır.
Gerek birey olarak ve gereksedernek olarak bu etkinliklere katılmakta olan Türkler, kardeşliğin bir örneğini yaşadıkları için mutlu oluyorlar.

Afbeelding met persoon, overdekt, voorbereiden, koken Automatisch gegenereerde beschrijvingBu yıl henüz bir fotoğraf bulamadım ama, geçen yıldan kalma bu fotoğraf, Türkler’in bu kutlamalrdaki yerini açık bir şekilde göstermektedir. Fotoğrafta, Deventer Başkonsolosumuz Tuna Yücel Modrak, döner kebap satan bir yurttaşımız ile görülüyor.

TÜRKİYE’DEN ALDIKLARI MADALYA İLE MUTLU OLAN HOLLANDALILARIN KRALI ALEXANDER’A, KURTARILAN 9 YAŞINDAKİ BERAT’TAN DOĞUM GÜNÜ MESAJI VAR…

TÜRKİYE’DEN ALDIKLARI MADALYA İLE MUTLU OLAN HOLLANDALILARIN KRALI ALEXANDER’A, KURTARILAN 9 YAŞINDAKİ BERAT’TAN DOĞUM GÜNÜ MESAJI VAR…

6 Şubat depreminde, Hollanda’dan giden yardım ekibinde yer alan Ahmet Aydın’ın olağanüstü gayretleri ile kurtarılan 9 yaşındaki Berat Yücel’den, bugün doğum gününü kutlayan Hollanda Kralı Willem Alexander’a kutlama mesajı var.

HOLLANDALILAR TÜRKİYE MADALYASINDAN ÇOK MUTLU OLDULAR

Hollanda deprem yardım ekibinin başkanı ve büyükelçiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verilen madalya, medyada geniş yer aldı.

Depremde faaliyet gösteren Hollanda ekibine, ilk jesti, Amsterdam’da yemek ziyafeti ve hediyeler veren Hollanda Türkleri yapmıştı. (Haberi en altta)

Afbeelding met tekst, person, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving

9 yaşındaki Berat, Adıyaman‘da depremin 205. saatinde,
8 katlı Merve Apartmanı’nın enkazından canlı olarak çıkarılmıştı. (Altta)

9 yaşındaki Berat 205 saat sonra enkazdan sağ çıkartıldı


Hollanda’dan gelen Türk gönüllüler tarafından kurtarılan Berat Yücel’in anne ve babasından başka 3 kardeşinin cesetleri çıkarıldı.

Afbeelding met buitenshuis, persoon, grond, poseren Automatisch gegenereerde beschrijvingÜstteki fotoğrafta görülen Elif’in anne ve babası da, Hollanda ekibi tarafından kurtarılmıştı.

Hollanda’dan gönüllü olarak gelen Ahmet Aydın, 6 kişiyi enkazdan canlı olarak çıkardıklarını belirttikten sonra şunları söyledi: “Hollanda Kralı Willem Alexander 27 Nisan’da (Bugün) 56’ncı doğum gününü kutlayacak. Bunu benden öğrenen Berat çok heyecanlandı ve ‘Ben de Kral’ın doğum gününü kutlamak istiyorum. Bu mesajımı kendilerine nasıl duyurabilirim’ dedi.
Ben de bu mesajı size iletiyorum. Bundan sonrasını siz bilirsiniz.”

Evet, ben de üzerime düşen görevi yerine getiriyor ve buradan, Willem Alexander’in doğum gününü kutluyorum.

HOLLANDALILAR TÜRKİYE MADALYASINDAN ÇOK MUTLU OLDULAR

6 Şubat depreminde, yurtdışından yardım için giden kurtarma ekiplerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verilen “Üstün Fedakârlık Madalyası”, Hollandalılar’ı çok mutlu etti.
Hollanda kurtarma ekibinin başkanı Job Kramer ve Hollanda’nın Türkiye Büyükelçisi Joep Wijnands’ın aldıkları madalya ile fotoğraflarını yayınlayan Hollanda medyası dikkat çekti.

Afbeelding met persoon, militair uniform Automatisch gegenereerde beschrijving

Depremlerde arama kurtarma faaliyetlerinde bulunan ve üstün başarı gösteren 55 bin kişiye sıra ile madalya ve nişan takdim edileceğini söyleyen Erdoğan, deprem bölgesinde görev alan yabancı ülke personellerine teşekkür ederek, “İnsan üstü gayretlerinizi unutmayacağız” dedi.

Erdoğan, “Yurt dışından gelen misafirlerimiz olmak üzere her birinize teşekkür ediyorum. Kısa süre önce madalyalar ve nişanlara, üstün fedakarlık madalyasını da ekledik. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah‘a da şükretmez. Deprem bölgesindeki çabalarınız dolayısıyla sizlere en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Şu an bu salonda bulunan misafirlerimiz madalya ve nişana layık görülen ilk grubu temsil ediyor. Bugün takdim ettiğimiz madalya ve nişanlar manevi birer hatıradır. Ülkemiz ve milletimiz adına edilmiş samimi bir teşekkürün ifadesidir. Fakat takdir ve taltifin asıl büyüğü sizlerin depremzedelerimiz başta olmak üzere 85 milyonun gönlünde edindiğiniz müstesna yerdir.” diye konuştu.

Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Yardımseverlere dağıtılan madalyaların bir yüzünde “Üstün fedakarlık madalyası” yazarken, diğer yüzünde Maide Suresi’nin 32. ayetinden bir kısm yer aldı. Madalyada Maide Suresi’nden “Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur” ifadesi yer aldı.

Afbeelding met tekst, persoon Automatisch gegenereerde beschrijving
Job Kramer (sağda) ve Büyükelçi Joep Wijnands (solda) madalya ve sertifika ile…

Konuyla ilgili olarak Hollanda Türk ve Hollanda medyasına konuşan Job Kramer,
önce Hollanda Türklerinin Amsterdam’da yaptıkları jest ve şimdi de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın jestinden çok memnun olduklarını belirterek, “İnşallah bundan böyle bizlere muhtaç olmazlar” dedi.
**********************

İLK JEST HOLLANDALI TÜRKLERDEN GELMİŞTİ…

Hollanda urtarma ekibine ilk jesti yapan Türklere ait haber altta:

LAHEY BÜYÜKELÇİLİĞİMİZ VE YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ’NDEN HOLLANDALI DEPREM KAHRAMANLARINA BÜYÜK JEST…

Enkaz altından 12 insanımızı ve bir de köpeği canlı çıkaran Hollanda yardım ekibine, ‘Teşekkür ve Minnet Borcu Yemeği’ verildi.

45 Kişilik sağlık ekibi MEDEVAC ve 65 kişilik kurtarma ekibi USAR’ın kaptanları Maurice Schonk ve Job Kramer, “ İlk kez böyle bir jest ile karşılaştık” dediler.

USAR’ın, 1999 Marmara depreminden sonra kurulmuş olduğuna dikkat çeken Kramer, “Bu gerçek, bizi daha da kamçıladı” dedi.

Afbeelding met persoon, mensen, overdekt, groep Automatisch gegenereerde beschrijving

56 Yıllık gazetecilik yaşamımda ve binlerce yıllık tabii afet tarihinde hiç rastlamadığım, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi, bıraktığı acı izlerin yanında, insan sevgisinin de ne kadar gerçekçi olduğunu ortaya koydu.
İzleyenleri bir acı girdabına sokan Anadolu’daki son felaket, yüreğinde insan sevgisi olan herkesi harekete geçirdi. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kurtarma ve sağlık ekipleri, depremzedeler için harekete geçti.
Sadece Avrupa Birliği’nden 21ülkeden 1.150 kişi ve 70 arama köpeği deprem bölgesine aktı.
Deprem bölgesine akan yardımseverler arasında tabii ki Hollandalılar da vardı.

MEDEVAC

Afbeelding met tekst, persoon, overdekt, staan Automatisch gegenereerde beschrijving

Depremin birinci günü. Havacılardan oluşan 45 kişilik sağlık grubunu taşıyan C-130 Hercules uçağı, 25 şubat gününe kadar orada kaldı ve yüzlerce yaralıyı çeşitli şehirlerdeki hastanelere taşıdı.
45 kişilik ekip, deprem bölgesinde kurdukları sağlık çadırlarında da yüzlerce yaralıyı tedavi etti.

USAR

Afbeelding met buitenshuis, hemel, groot, vliegtuig Automatisch gegenereerde beschrijving

65 kişi ve 8 arama köpeği ile deprem bölgesine giden ve 12 insanımız ile bir köpeği enkaz altından canlı çıkaran USAR ekibi, günlük yaşamlarında itfaiyeci, hastabakıcı, doktor, polis ve inşaatçılardan oluşuyor.

GERİ DÖNÜŞLER

Afbeelding met tekst Automatisch gegenereerde beschrijving

Hollanda yardım ekiplerinin geri dönüşleri de hararetli oldu. Ekiplerin Hollanda’ya geri dönüşlerinde Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal, Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz, Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Ebutaleb ve kalabalık Türk grupları çiçeklerle hazır bulundular.

…VE TEŞEKKÜR YEMEĞİ

Hollanda Yardım Kuruluşlarının, deprem sonrasında ortaklaşa başlattıkları bağiş kampanyası sonunda toplanan 110 milyon euro, Hollanda için rekor bir meblağdı. Hollanda kurtarma gruplarının, deprem bölgesinde yaptıkları fedakârlıklar, gönüllerde taht kuracak cinstendi.
Bunlara karşın, bizim devletimiz ve yurttaşlarımız gerekli şükranlıkları gösterdiler ama, birilerine göre bu yetmezdi.
İşte, bu birilerinden biri de, Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü’nün müdürü Adil Akaltun’du.
Adil Akaltun, Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal’a başvurarak durumu arzetti. Büyükelçimiz Ünal, “Ben de Hollandalıların bu fedakârca girişimlerine özel bir teşekkür düşünüyordum” dedi.
Akaltun hemen önerdi: ”Biz Yunus Emre’de bir öğle yemeği verelim, siz de bize katılın.”
Büyükelçinin onayından sonra, Hollanda’dan deprem bölgesine giden iki ekibin tamamına davetiye gönderildi.

Bu davet o kadar memnuniyet vericiydi ki, iki gruptan pek çoğu bu yemeğe katıldı.
Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy’un da katıldığı yemek öncesinde yapılan konuşmalarda, büyükelçimiz Ünal Ünal teşekkürlerini sunarken, iki grubun başkanları da hissiyatlarını anlattılar.

Afbeelding met tekst, persoon, overdekt, staan Automatisch gegenereerde beschrijving

Hediye dağıtımından sonra, kadınlarımızın hazırladıkları leziz yemeklerimiz açık büfe olarak sunuldu. Aslında bir Güney ve Güneydoğu yemeği olan içli köfte çok beğenildi ve kapışıldı. Ama sonradan öğrendiğime göre, içli köfteyi yapan Güneydoğulu deği, Konyalı bir bayandı.

Afbeelding met persoon, person, pak Automatisch gegenereerde beschrijving

Yemek sonrasında konuştuğum MEDEVAC’ın Başkanı Moris Schonk, Türkiye’de yaşadıkları facia sonrasının, bu güne kadar görülmüş faciaların en büyüğü olduğunu ve Türk halkının kendilerine gösterdikleri yakınlığı hiç unutamayacaklarını belirtirken, “Ama bize yapılan bus on yemek jestini hiç mi hiç unutmayacağız. Sonsuz teşekkürler” dedi.

Afbeelding met tekst, persoon, poseren Automatisch gegenereerde beschrijving
USAR’ın Başkanı Job Kramer ise şunları anlattı: “Büyükelçiliğinizin, Yunus Emre Enstitüsü ile ortaklaşa düzenledikleri bu jest bizi çok mutlu etti. Türkiye’deki çalışmalarımız sırasında çok zor anlar yaşadık. Ama biz enkaz altından canlı çıkardığımız zaman, gösterilen sevinç ve alkışları hiç unutmayacağız. Şunu mutlulukla söyleyebilirim ki, bizim grubumuz, yinebir Türkiye felaketi sonrasında kurulmuştu. 1999 Yılında yaşanan deprem felaketi sonrası devlet bize bu imkânı tanıdı. Bu nedenle de Türkiye’nin bizde bambaşka bir yeri var. “

KÖPEK MİKA DA VARDI…

Afbeelding met persoon, groep, zoogdier, hond Automatisch gegenereerde beschrijving

Deprem bçlgesine götürülen 8 köpekten biri de Mika’ydı. Teşekkür yemeğine getirilen Mika da menudeki yemeklerden nasibini aldı. Çok kişinin canlı olarak kurtarılmasında rol oynayan Mika, Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal’ın da dikkatini çekti. Büyükelçi Ünal, Mika’yı okşayarak teşekkürlerini sunmuş oldu.