*Çocuklarını sürekli dövdüğü iddia edilen babayı buldum.

*Oğlu Deniz’in yayınladığı kitabında yerden yere vurulan baba       İzzet  Uyanık, öğretmenliği ve şairliği ile tanınan uygar bir insan.

*Hollandalı nikâhsız eşi ile hâlâ yaşamakta olan baba, hakkında   yazılanlardan habersiz. Yayınları benden öğrenen baba şaşkınlık   içinde.

*Lale Gül’ün kitabı televizyonda tartışıldı.

*Bir kitap da Erdal Balcı’dan: Hapishane Yılları

İlhan KARAÇAY yazdı:

Geçen hafta yayınladığım ‘Bir kitap da Deniz’den!’ başlıklı haberimde, yazar Deniz Kuypers’in, Türk olan babasından sürekli dayak yediğini iddia edişini, Hollanda medyasından sizlere aktarmıştım.
Konuyu hatırlamanız için o haberden birkaç paragrafı altta sunuyorum:
‘Türkiye’de evli ve çocuk sahibi olan bir Türk ile yaşayan Hollandalı anneden doğma olduğunu belirten Deniz, öğretmen ve şair olduğunu belirttiği babasının, çok asabi, sürekli bağıran ve sık sık dayak atan bir kişi olduğunu anlatıyor.
Babasının çok zalim olduğunu anlatmaya çalışırken, muallakta kalan ifadeler kullanan ve tam olarak neye uğradığını anlatamayan Deniz’in ‘De Atlas van Overal- Her yerin Atlası’ adlı kitabı, eleştirmenler tarafından ‘abartılı ve uyduruk’ olarak değerlendirildi. Bu nedenle, kitabın ‘biyografi’ değil, ‘özel bir roman’ olduğunu belirten eleştirmenler, kendisi de babası gibi bir göçmen olan Deniz’in, göçmenlik duygularını daha iyi yazabilmesi gerektiğini öne sürdüler.
Annesi ile 1980 yılında tanışmış olan bir Türk’ten olma Deniz, 1981 yılında Hengelo kentinde doğdu. Hollandalı anne daha sonra bir kız çocuğu doğurdu ve Suzan adı verildi.
Deniz’e göre, kimliği açıklanmayan Türk baba, öğretmen ve şairdi ama gazeteci olmak istiyordu. Türk baba gazeteci olamadı ama, Deniz hem yazar ve hem de gazeteci oldu.
Türk babanın kendilerini terk ederek Türkiye’ye döndüğünü anlatan Deniz, her şeye rağmen, babasını görmek için birkaç defa Türkiye’ye gittiğini anlatırken, gazetelere konuşan kız kardeşi Suzan da, kendisini boğma derecesinde döven babasını görmek için Trabzon’a gittiğini anlatıyor.’
Kitaptaki ifadelerin çok abartılı ve hatta yalan olduğunu belirten Hollandalı eleştirmenlerin tepkisini de kullandığım o haberden sonra çeşitli duyumlar aldım.
Deniz’in söz ettiği ve adının açıklanmadığı baba için bana pek çok reaksiyon geldi. Bunlardan bir tanesi, ‘Ben İzzet Uyanık adlı o babayı çok iyi tanıyorum. Kendisi öğretmen ve şair olan çok muhterem bir insandır. Çocuklarını anlatıldığı gibi dövecek nitelikte bir insan değidir.’ dedikten sonra, babanın Türkiye’ye dönüş yapmadığını ve hâlâ Hollanda’da olduğunu ve hâlâ da aynı eşiyle birlikte olduğunu anlatınca çok şaşırdım.
Bana reaksiyonda bulunan kişilerden birinden, İzzet Uyanık’ın telefon numarasını aldım.
Kendisini aradığım telefona çıkan eşi oldu. ‘İzzet bey orda mı?’ diye sorduğum zaman Türkçe olarak ‘Bir dakika’ sesini duydum. Daha sonra telefondan seslenen İzzet Uyanık ile, önce bir hal hatır sorma sohbeti yaptık. Daha sonra kendisine konuyu açtığım İzzet Uyanık, çok şaşırmıştı. Hiç bir şeyden haberi yoktu. 85 yaşın verdiği durgunluk ile yaşadığını belirten baba Uyanık, söylediklerime inanamamış ve hatta kavrayamamıştı. Kendisine önce benim haberimi ve sonra da Hollanda gazetelerinde çıkan yazıları gönderdim ve ondan sonra da yazışmaya başladım.
İzzet Uyanık, gerçekten çok şaşırmıştı. Oğlunun yazdıklarına akıl erdirememişti ama, ‘Ne de olsa benim oğlumdur, onu karşıma alamam. Ama hiçbir şey Deniz’in yazdığı gibi değil’ diyerek tepki koymaktan çekinmişti.
İlk telefon görüşmemizde 35 dakika konuştuğum İzzet Uyanık ile, daha sonra iki gün aralıklı olarak yazıştık. Daha sonra bir kez daha aradığım Uyanık ile tam 46 dakika konuştum.
Ne kızı ve ne de oğlu için, tepkili tek kelime etmeyen İzzet Uyanık, ‘Bu işin ardında bir bit yeniği var ama, nedir anlamadım’ diyerek üzüntüsünü belirtmekle yetindi.
BU BİT YENİĞİ NE?
Peki, İzzet Uyanık’ın sözünü ettiği ‘bit yeniği’ neydi acaba?
Bunun ardında yatan amacı anlayabilmek için, iki gün önce televizyonda yayınlanan, Lale Gül’ün kitabı ile ilgili bir açık oturuma değinmem gerekecek.
Açık oturuma, Lale Gül’den başka Yazar Yeşim Candan, Din Bilimci Dilara Bilgiç ve Tarihçi Nuri Kurnaz katılmışlardı. Bir bayan ve bir erkeğin moderatörlük yaptığı programda, Lale Gül’ün yazmış olduğu kitap hakkında uzun uzun konuşulurken, Lale Gül’e yapılan baskılar ve tehditler ile ailenin çektiği acılar dile getirildi.
Lale Gül’ün yazarlıktaki başıbozukluğu uzmanlar tarafından ne kadar eleştiriliyorsa, aynı uzmanlar, Deniz Kuypers’in yazdığı kitabında da, abartı ve yalan olduğu belirtiyorlar.
Şimdi aklıma şöyle bir soru geliyor: Yazılmış kitapların yayınlanması için, yayın evlerine başvuranlar acaba şöyle bir teklifle mi karşılaşıyorlar: ‘Bu kitabı yayınlarız ama, içinde heyecan yok. Bunu biraz heyecanlı hale getirirsen yayınlarız.’

Haaaa, bir şey daha var. Gazeteci-yazar Erdal Balcı da bir kitap yayınladı. Kitabın adı da çok ilginç: ‘De Gevangenis Jaren- Hapishane Yılları’.
Size daha sonra haberini sunacağım bu kitabın bir yerinde Balcı , bir gazetede muhabirlik işi bulduğunu belirttikten sonra şöyle diyor: ‘Benden istenilen, sadece yabancılarla ilgili yazmamdı. Hayır, abartmıyorum, şimdi de hâlâ istenen bu’.
Ne diyeyim, gazeteler ve yayıncılar hep böyle ısmarlama yazı mı istiyorlar acaba?
Yayıncıların ‘Çok heyecanlı değil’ dedikleri yazarlar, bu nedenle abartıya mı yöneliyorlar?
Bunun yanıtı benden değil, genel kanaat geçerlidir.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?