Hükümetin hazırladığı yeni işgöremezlik sigortası, yani yeni AOV sistemi ne getiriyor?
Amaç,“Bağımsız çalışan biri işgöremez hale gelirse, tamamen sıfıra düşmesin. En azından asgari düzeyde bir gelir desteği olsun.”
Bu sistemtoplu para ödemeyi hedeflemiyor, yüksek teminat vaat etmiyor ve hayat standardınızı korumayı garanti etmiyor.
Ağırlıklı olarak konuşulan model, işgöremezlik halinde ‘asgari ücret düzeyine kadar aylık bir destek’sağlanması.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da son aylarda en çok kafa karıştıran konulardan biri, hükümetin hazırladığı yeni işgöremezlik sigortası, yani yeni AOV sistemi. Özellikle serbest çalışanlar ve bağımsızlar arasında kulaktan kulağa yayılan bilgiler, reklam diliyle yapılan tanıtımlar ve “zorunlu geliyor” söylemleri, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Bu yüzden konuyu hem kendi sigorta durumumdan yola çıkarak, hem de devletin getirmek istediği yeni sistemi ayırarak anlatmak istiyorum. Çünkü bu iki şey aynı değil ve karıştırıldığında okuyucu yanlış karar verebilir.
ÖNCE BENİM DURUMUM
Benim bir özel sigortam var.
Bir kaza sonucu işgöremez hale gelirsem, sigorta şirketi bana tek seferde 215 bin euro ödeyecek. Bunun karşılığında 3 ayda bir 58 euro prim ödüyorum.
Bu ne demek?
Bu sigorta, bana aylık maaş gibi para bağlamıyor. “Başına ciddi bir şey gelirse, hayatını yeniden kurabilmen için toplu bir maddi destek veririm” mantığıyla çalışıyor. ‘Evimi mi ayakta tutacağım, borcumu mu kapatacağım, işimi mi dönüştüreceğim?’
Bu tamamen bana kalıyor.
Yani bu, piyasada bulunan özel ve bireysel bir risk sigortası.
ŞİMDİ GELELİM HÜKÜMETİN HAZIRLADIĞI YENİ AOV’YE:
Hollanda hükümeti, özellikle bağımsız çalışanların büyük bölümünün hiçbir işgöremezlik güvencesi olmamasını sorun olarak görüyor. Bu yüzden “herkesin en azından taban bir güvenceye sahip olması” fikriyle yeni bir sistem hazırlıyor.
Bu sistem, özel sigortalara benzeyen bir ürün değil.
Bu bir kamu temelli baz sigorta.
Mantığı çok net: Devlet diyor ki, “Bağımsız çalışan biri işgöremez hale gelirse, tamamen sıfıra düşmesin. En azından asgari düzeyde bir gelir desteği olsun.”
Burada altını özellikle çiziyorum:
Bu sistem toplu para ödemeyi hedeflemiyor.
Bu sistem yüksek teminat vaat etmiyor.
Bu sistem hayat standardınızı korumayı garanti etmiyor.
Ağırlıklı olarak konuşulan model, işgöremezlik halinde ‘asgari ücret düzeyine kadar aylık bir destek’ sağlanması.
Yani yeni AOV şunu demiyor: “Hayatını yeniden kur.” Şunu diyor: “Açta açıkta kalma.”
Bu yüzden yeni AOV, özel sigortaların alternatifi değildir.
En fazla onların altına konan bir güvenlik filesidir.
EN ÇOK KARIŞTIRILAN NOKTA
Benim sigortamla, yeni AOV arasındaki farkı tek cümleyle özetleyeyim:
Benim sigortam “başına gelirse büyük para” diyor.
Devletin AOV’si “başına gelirse asgari düzeyde aylık destek” diyor.
Biri diğerinin alternatifi değil. En fazla tamamlayıcısı olabilir.
Ama reklam diliyle yapılan bazı tanıtımlar, sanki her AOV aynıymış gibi bir algı yaratıyor.
İşte tehlike burada.
AOV HERKESE Mİ ZORUNLU OLACAK ?
Bu da sık sorulan bir soru.
Yeni sistem, esas olarak ‘bağımsız çalışanlar’ için kurgulanıyor. Ücretli çalışanlar zaten başka bir sistemin içinde.
Devletin niyeti şu: Bağımsızsan ve hiçbir güvencen yoksa, bu baz sisteme otomatik olarak dahil ol.
Ama burada önemli bir kapı açık bırakılıyor.
Eğer zaten belirli şartları karşılayan bir özel sigortan varsa, devlet diyor ki, “tamam, sen bunu belgeleyebilirsen benim sistemime ayrıca girmek zorunda kalmayabilirsin”.
Yani mesele “herkese tek tip sigorta” değil.
Mesele, “kimsenin tamamen korumasız kalmaması”.
ASLINDA SORULMASI GEREKEN SORU ŞU
Bugün başınıza ciddi bir şey gelse:
Kiranızı kim ödeyecek?
Faturalar ne olacak?
Kaç ay gelirsiz dayanabilirsiniz?
İşinizi nasıl ayakta tutacaksınız?
Yeni AOV, bu sorulara devletin verdiği en temel cevaptır.
Ama bu cevap, herkese yetmez.
Bu yüzden herkes kendi durumuna bakmak zorundadır.
PEKİ OKUYUCU NE YAPMALI
Bence panik yapmaya hiç gerek yok. Ama bilinçli olmak şart.
Birincisi, hangi statüde çalıştığınızı netleştirin.
Çalışan mısınız, bağımsız mısınız, yoksa ikisinin arasında mı?
İkincisi, mevcut sigortanızı satır satır okuyun.
Kaza mı kapsıyor, hastalık mı kapsıyor, ikisini birden mi?
Toplu ödeme mi var, aylık gelir mi var?
Bekleme süresi var mı, yok mu?
Çünkü ileride “benim sigortam var” demek yetmeyebilir. Sigortanın içeriği önemli olacak.
Üçüncüsü, yeni sistemde çok konuşulan iki yıllık bekleme süresini mutlaka hesaba katın.
Eğer bu taslak bu haliyle geçerse, bağımsız biri işgöremez hale geldiğinde ilk iki yıl devletten bir ödeme alamayabilir. Bu da demektir ki, herkes kendi planını bugünden düşünmeli.
Hiçbir işgöremezlik sigortanız yoksa, yeni AOV sizin için “kötünün iyisi”dir.
Sıfır koruma ile asgari koruma arasında dağlar kadar fark vardır.
Aylık gelir bağlayan bir özel sigortanız varsa, panik yapmayın.
Ama poliçenizi bugünden inceleyin.
İleride “yeterli sayılacak mı” sorusunun cevabı, o metnin içinde saklıdır.
Sadece toplu para ödeyen bir sigortanız varsa, şunu bilin:
Bu tür sigortalar hayatı yeniden kurmak içindir.
Günlük hayatı çevirmek için değildir.
Yeni AOV ise tam tersine, “her ay az da olsa bir şey girsin” mantığıyla çalışır.
Bu farkı bugünden görmek, yarın sürpriz yaşamamak demektir.
Yeni AOV, şeytanlaştırılacak bir düzenleme değil. Ama mucize de değil.
Devlet, “herkesi kurtarırım” demiyor. “Kimse tamamen açıkta kalmasın” diyor.
Özel sigortalar ise kişiye göre çözüm sunuyor ama bunun bedeli, kapsamı ve riski de kişiye ait.
Bu yüzden benim tavsiyem net:
Reklam sloganlarına değil, poliçe metinlerine bakın. “Kolay”, “zahmetsiz”, “hemen geç” gibi laflara değil, ne zaman, ne kadar, hangi koşulda sorularına odaklanın.
Yeni AOV’yi anlamadan karar veren, yarın çok daha pahalı bir bedel ödeyebilir.
PEKİ BU YASAYA NEDEN İTİRAZ EDENLER VAR ?
Yeni AOV düzenlemesi kamuoyuna ilk yansıdığında, “nihayet bağımsızlar da korunacak” diyenler olduğu kadar, ciddi itirazlar da yükseldi. Bu itirazlar sadece siyasi muhalefetten değil, konuyu teknik olarak inceleyen bilirkişilerden, danışma kurullarından ve uygulayıcı kurumlardan da geliyor.
Yani mesele ideolojik bir kavga değil. Asıl tartışma, bu sistemin adil, uygulanabilir ve gerçekçi olup olmadığı.
SİYASETÇİLERİN İTİRAZ NOKTALARI
Bazı siyasi partiler ve milletvekilleri şu soruları açıkça soruyor:
Birincisi: “Bağımsız çalışan ile ücretli çalışan gerçekten aynı kefeye konabilir mi?”
Eleştirilere göre, bağımsızlar zaten düzensiz gelirle, kendi riskini üstlenerek çalışıyor. Buna bir de zorunlu prim eklendiğinde, özellikle düşük gelirli bağımsızlar için bu yük orantısız hale gelebilir.
İkincisi: “Bu sistem gerçekten koruma mı sağlıyor, yoksa sadece kağıt üzerinde mi var?”
Asgari ücretle sınırlı bir ödeme ve iki yıl bekleme süresi birlikte düşünüldüğünde, bazı siyasetçilere göre bu AOV “güvence” değil, en fazla sembolik bir destek anlamına geliyor.
Üçüncüsü: “Zorunlu ama esnek olmayan bir sistem, girişimciliği caydırır mı?” Özellikle yeni başlayan bağımsızlar için, daha iş kurma aşamasında yeni bir zorunlu sigorta yükü, bazı çevrelere göre girişimcilik ruhunu törpüleyebilir.
BİLİRKİŞİLER VE DANIŞMA KURULLARI NE DİYOR ?
Asıl dikkat çekici eleştiriler, teknik raporlardan geliyor.
Örneğin ‘Raad van State’, hazırlanan taslakla ilgili değerlendirmelerinde şu başlıklara dikkat çekiyor:
– Sistemin fazla karmaşık olduğu,
– Uygulamanın zor ve maliyetli olabileceği,
– Beklenen koruma ile yaratılan bürokrasi arasında dengesizlik bulunduğu.
Bilirkişilere göre, milyonlarca bağımsızın gelirini, sağlık durumunu ve sigorta statüsünü izlemek, kağıt üzerinde kolay görünse de pratikte ciddi sorunlar yaratabilir.
Ayrıca şu soru da sıkça soruluyor: “İki yıl boyunca ödeme yapmayan bir işgöremezlik sigortasına, insanlar neden prim ödesin?” Bu soru, özellikle sigorta mantığına aşina olan uzmanlar tarafından yüksek sesle dile getiriliyor.
ÖZEL SİGORTASI OLANLARIN ENDİŞESİ
Bir başka eleştiri noktası da benim gibi zaten özel sigortası olanlar açısından.
Bilirkişilere göre, eğer devletin baz sistemi çok katı tanımlarla gelirse, mevcut özel poliçelerin bir kısmı “yeterli sayılmayabilir”.
Bu da şu riski doğurur: Kişinin zaten prim ödediği bir sigorta varken, bir de kamu sistemine prim ödemek zorunda kalması.
İşte bu yüzden özel sigortayla muafiyet meselesinin çok net ve adil tanımlanması gerektiği vurgulanıyor.
ÖZETLE MUHALEFET NE DİYOR
Karşı çıkanlar şunu söylüyor: “Biz işgöremezliğe karşı korumaya karşı değiliz.
Ama koruma adı altında, etkisi sınırlı, yükü ağır ve karmaşık bir sistem istemiyoruz.”
Bu yüzden yeni AOV, Meclis’te sadece “olsun mu olmasın mı” diye değil, “bu haliyle olur mu” sorusuyla tartışılıyor.
BENİM BU BÖLÜME DAİR NOTUM
Bu itirazlar bence yabana atılacak şeyler değil. Çünkü işgöremezlik, insanın başına gelmeden önce kimsenin tam olarak hesaplayamadığı bir durum.
Devletin niyeti iyi olabilir. Ama niyet yetmez.
Eğer sistem gerçekten koruyucu olacaksa, basit, anlaşılır, adil ve özel çözümlerle çatışmayan bir yapıda olmak zorunda.
Aksi halde yeni AOV, “kimse açıkta kalmasın” diye çıkıp, “herkes biraz rahatsız olsun” noktasına evrilebilir.
PEKİ DESTEKLEYENLER NE DİYOR ?
Yeni AOV düzenlemesini savunan siyasetçiler, sendikalar ve bazı uzmanlar ise meseleye bambaşka bir yerden bakıyor.
Onlara göre temel sorun şu:
Hollanda’da yüz binlerce bağımsız çalışan, bugün işgöremezlik riski karşısında güvenceden yoksun. Sağlık durumu nedeniyle özel sigorta yaptıramayanlar, primi yüksek bulanlar ya da, “bana bir şey olmaz” diye düşünenler, bir kaza ya da ağır hastalık durumunda bir anda sıfıra düşebiliyor.
Destekleyenlerin ana argümanı şu cümlede özetleniyor: “Bu sistem mükemmel olmak zorunda değil, ama hiç olmamasından daha iyidir.”
Bu kesime göre, yeni AOV’nin en önemli artısı, “kimseyi tamamen kaderine terk etmemesi.” Asgari ücret seviyesinde de olsa, düzenli bir gelir desteği sağlanması, insanların sosyal yardımlara muhtaç hale gelmesini geciktirebilir ya da önleyebilir.
Bir başka savunma noktası da dayanışma ilkesi.
Yeni sistem, klasik özel sigorta mantığıyla değil, sosyal güvenlik yaklaşımıyla ele alınıyor. Yani sağlıklı olan, çalışabilen, kazancı olan herkesin, günün birinde başına gelebilecek risk için küçük de olsa katkı yapması gerektiği savunuluyor.
Destekleyenlere göre bu yaklaşım:
Sosyal yardımlar üzerindeki baskıyı azaltır.
Belediyelerin acil destek yükünü hafifletir.
Uzun vadede toplum için daha öngörülebilir bir yapı oluşturur.
Ayrıca şu da özellikle vurgulanıyor:
Bu sistem, özel sigortaları yasaklamıyor. Aksine, baz bir zemin oluşturup, isteyenin bunun üzerine özel çözümler eklemesine imkan tanıyor.
Yani savunanlar diyor ki: “Bu bir tavan değil, taban.”
MESELE AOV DEĞİL, NEYİ NEDEN YAPTIĞIMIZ
Bütün bu tartışmalardan sonra şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Yeni AOV meselesi, sadece bir sigorta meselesi değil. Bu, Hollanda’nın bağımsız çalışana nasıl baktığının bir göstergesi.
Devlet diyor ki: “Kimse tamamen açıkta kalmasın.”
Muhalifler diyor ki: “Koruma olacaksa, gerçekten işe yarasın.”
Benim gibi zaten özel sigortası olanlar ise şunu soruyor: “Biz doğru planlama yaptıysak, neden aynı risk için iki kez bedel ödeyelim?”
İşte kilit nokta burada. Yeni AOV, ne şeytanlaştırılmalı ne de göklere çıkarılmalı.
Ama mutlaka iyi anlatılmalı, doğru anlaşılmalı ve esnek uygulanmalı. Çünkü işgöremezlik, broşürlerde anlatılan bir kavram değil.
İnsanın başına geldiğinde hayatı altüst eden bir gerçek.
Okuyucuya son tavsiyem şudur:
Bu konuyu sloganlarla değil, kendi hayatınız üzerinden düşünün.
Bugün başınıza bir şey gelse, kaç ay dayanırsınız, neyle geçinirsiniz, kime güvenirsiniz?
Yeni AOV, bu sorulara verilen toplumsal bir cevaptır.
Ama herkesin kişisel cevabı yine kendisine aittir.
Doğru karar, korkuyla değil, bilgiyle verilir.
***************
AOV TARTIŞMASININ ARKA PLANI: FONLAR, PARA VE DENETİM
Hollanda’da emeklilik fonları yıllardır parayı ülke dışında değerlendirerek sistemi ayakta tutuyor. Yeni AOV de benzer bir mantıkla çalışacaksa, asıl soru şudur: Bu para nasıl yönetilecek, kim denetleyecek ve kimin adına risk alınacak?
Yeni işgöremezlik sigortası tartışması yalnızca “prim ödeyecek miyiz” sorusuyla sınırlı değil. Bu sistem yürürlüğe girdiğinde, milyarlarca euroluk yeni bir para akışı oluşacak. İşte bu noktada, Hollanda’nın yıllardır uyguladığı fon yönetimi modeli ister istemez gündeme geliyor.
HOLLANDA’DA FONLAR NEDEN PARAYI ÜLKE DIŞINA YATIRIYOR
Hollanda’da emeklilik fonları, bireysel birikimlerden ibaret küçük kasalar değildir. Bu fonlar, bugünün emeklilerinin yanı sıra, 20–30 yıl sonrasının emeklilerini de düşünmek zorundadır.
Bu nedenle parayı kasada tutmak yerine, dünya genelinde yatırımlarla değerlendirme yoluna giderler. Amaç yalnızca parayı korumak değil, enflasyonun üzerinde getiri sağlamak.
BU FONLAR NE YAPAR ?
Hollanda’daki büyük emeklilik fonları, örneğin ABP ve PFZW, yatırımlarını: ABD ve Avrupa borsalarına, Devlet ve şirket tahvillerine, Büyük ölçekli gayrimenkul projelerine, Altyapı yatırımlarına, Yenilenebilir enerji projelerine yapar.
Yani Hollandalıların emeklilik parası, yalnızca Hollanda ekonomisinde değil, küresel ölçekte çalıştırılır.
Bu tercihin arkasında ideoloji değil, risk yönetimi vardır.
“NEDEN HER ŞEY HOLLANDA’YA YATIRILMIYOR” SORUSU
Bu soru kamuoyunda sık sık gündeme gelir.
Cevap nettir: Fonlar paranın tamamını Hollanda’ya yatırırsa: Risk yoğunlaşır, Getiri düşer ve Ekonomik bir kriz anında herkes aynı anda zarar görür.
Fon mantığı basittir: Riskleri dağıt, kazancı dengele.
Bu nedenle para “ülke dışına kaçırılıyor” değil, “ülke adına işletiliyor.”
ELEŞTİRİLER YOK MU, VAR
Elbette bu sistem eleştirisiz değil.
Bazı siyasetçiler ve toplumsal gruplar şu soruyu soruyor: “Hollandalıların emeklilik parası neden başka ülkelerin ekonomisini büyütüyor?”
Bazı eleştiriler ise fonların “çok büyük ekonomik güç” haline gelmesi ve bu gücün demokratik denetiminin sınırlı kalması üzerine yoğunlaşıyor.
Ayrıca etik boyut da tartışılıyor. Silah sanayii, fosil yakıtlar ya da insan hakları sicili tartışmalı ülkelerdeki yatırımlar zaman zaman ciddi kamuoyu tepkisi doğuruyor.
Ancak dikkat çekici olan şu: Bu eleştiriler fonların yatırım yapmasına değil, “nasıl ve nerede yatırım yaptığına” yöneliyor.
BU KONUNUN AOV İLE DOĞRUDAN BAĞLANTISI
Yeni AOV sistemi, kamu temelli bir güvence modeli olarak kurgulanıyor.
Yani mantık şudur: Bugün prim ödeyenler var. Bu primler bir havuzda toplanıyor.
Yarın işgöremez hale gelenlere buradan ödeme yapılıyor.
Bu yapı, küçük ölçekte bir fon sistemi demektir.
Dolayısıyla şu sorular kaçınılmaz hale geliyor:
Bu AOV primleri sadece kasada mı duracak?
Yoksa emeklilik fonları gibi değerlendirilecek mi?
Değerlendirilecekse kim yönetecek?
Riskler kim adına alınacak?
Denetim nasıl yapılacak?
İşte bu yüzden bazı eleştirmenler, AOV tartışmasının yalnızca “zorunlu mu olsun” başlığıyla ele alınmasını eksik buluyor.
Çünkü mesele yalnızca sigorta değil, “toplanan paranın kaderi.”
OKUYUCUYA NET BİR ÇERÇEVE
Modern sosyal devletlerde büyük fonlar yatırım yapmadan ayakta kalamaz.
Ama yatırım yapan her büyük fon, aynı zamanda güç üretir.
Güç ise “şeffaflık ve denetim” ister.
Bu nedenle yeni AOV tartışması, şu soruyu da içermek zorunda: “Toplanan paraya ne olacak ve kim bunun hesabını verecek?”
Sözlerimi şöyle kapatabilirim: AOV de, emeklilik fonları da genellikle teknik kavramlarla anlatılıyor.
Oysa ikisi de, insanın başına bir şey geldiğinde devreye giren sistemlerdir.
Bu yüzden mesele, paranın hangi ülkede değerlendirildiği değil.
Mesele, insan zor durumda kaldığında sistemin gerçekten çalışıp çalışmadığıdır.