Geri
15 Temmuz 2026 2026

HOLLANDA SOLUNUN İKİ BÜYÜK ÇINARI İŞÇİ PARTİSİ VE YEŞİL SOL TARİHE KARIŞIYOR

 

Hollanda solunda tarihi bir dönem kapanıyor. Yarım asır boyunca binlerce Türk’ün siyaset yaptığı İşçi Partisi artık tarih olurken, yeni dönemin adı “İlerici Hollanda” oluyor.

Bu yalnızca iki partinin birleşmesi değil; Hollanda siyasetinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Peki, Türk kökenli siyasetçiler bu yeni dönemde nasıl bir rol üstlenecek?

Joop den Uyl’dan Frans Timmermans’a uzanan yarım asırlık siyasi yolculuğu, tanıklıkları ve arşiv fotoğraflarıyla anlatıyorum.

Ben bu birleşmeyi yalnızca bir gazeteci olarak izlemiyorum. Yarım asırdır görüştüğüm liderlerin, tanıklık ettiğim siyasi değişimlerin ve Türk toplumunun verdiği mücadelenin içinden bakarak anlatıyorum.

PvdA’nın tabelası iniyor, ama bıraktığı siyasi miras yaşamaya devam ediyor. O mirasın içinde Türk toplumunun da unutulmayacak bir yeri var.

Bu tarihi gelişmeyi sizlere sunarken, Hollanda siyasi tarihindeki Türk kökenlilerin başarılarını ve isimlerini de sunacağım.

Bugüne kadar milletvekili olmuş 25 Türk, Belediye Meclis üyesi olmuş 2000’i aşkın Türk, Bakan ve Belediye Başkanı olmuş Türkleri de sunacağım.

(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)

Hollanda siyasetinde yaklaşık seksen yıla yaklaşan köklü geçmişe sahip İşçi Partisi (PvdA) ile son otuz yılın en etkili çevreci ve ilerici hareketlerinden GroenLinks (Yeşil Sol), artık ortak bir siyasi gelecek inşa ediyor.

2023 seçimlerinde ilk kez ortak listeyle seçime giren iki parti, bugün yalnızca Parlamento’da değil, parti örgütlerinde de birleşme sürecini hızlandırmış durumda. Yapılan kongrelerde alınan kararlarla üyeler, tek bir sosyal demokrat ve yeşil parti çatısı altında birleşmeye büyük çoğunlukla onay verdi. Şimdi gözler, resmen kurulacak yeni partinin adına, programına ve yönetimine çevrilmiş bulunuyor.

Bu gelişme, Hollanda siyaseti açısından sıradan bir parti birleşmesi değildir. Çünkü ülkenin iki önemli siyasi geleneği, onlarca yıllık ayrı yürüyüşün ardından ilk kez aynı çatı altında buluşuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca yeni bir parti değil, Hollanda solunun yeniden şekilleneceği yeni bir siyasi dönem de başlayacak.

Ben de bu tarihî dönüşümü izlerken, yarım asrı aşan gazetecilik arşivimi yeniden açtım. Yıllar boyunca görüştüğüm İşçi Partisi ve GroenLinks liderleriyle çekilmiş fotoğrafları tek tek önüme koydum. Her biri bana yalnızca bir röportajı ya da bir haberi değil, Hollanda siyasetinin değişen yüzünü de yeniden hatırlattı.

Belki genç kuşaklar için bugün yaşananlar, sadece iki partinin birleşmesinden ibaret görünebilir.
Ama benim kuşağım için bunun anlamı çok daha büyüktür.
Çünkü PvdA denildiğinde akla yalnızca bir siyasi parti gelmez.
Aynı zamanda Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık göç hikâyesi gelir.

İlk sendikal mücadeleler…
İlk belediye meclis üyeleri…
İlk milletvekilleri…
Göçmenlerin hak arayışları…
Ayrımcılıkla mücadele…
Vatandaşlık tartışmaları…

Bütün bu süreçlerde İşçi Partisi’nin adı hep bir şekilde vardı.
GroenLinks ise daha sonraki yıllarda özellikle çevre, insan hakları ve özgürlükler ekseninde yükselerek Hollanda siyasetinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline geldi.
Bugün bu iki siyasi gelenek tek çatı altında buluşuyor.
Yeni parti için öne çıkan isim artık belli oldu: “Progressief Nederland” (İlerici Hollanda).

Şimdi gelin, bu tarihî birleşmenin arkasındaki isimleri ve yarım asırlık siyasi yolculuğu birlikte hatırlayalım.

TÜRKLERİN HOLLANDA’DAKİ İLK SİYASİ EVİ İŞÇİ PARTİSİ OLMUŞTU

1960’lı ve 1970’li yıllarda Hollanda’ya gelen Türk işçilerinin büyük bölümü fabrikalarda çalışıyordu.
Sendikalarla tanıştılar.
İşçi hareketleriyle tanıştılar.
Sosyal devlet anlayışıyla tanıştılar.
Ve doğal olarak yolları çoğu zaman İşçi Partisi ile kesişti.
O yıllarda Türklerin Hollanda siyasetine açılan ilk kapısı büyük ölçüde İşçi Partisi oldu.

O yıllarda birçok Türk için PvdA yalnızca bir siyasi parti değildi.
Kendilerini dinleyen ilk siyasi adreslerden biriydi.
İşçi haklarını savunuyordu.
Sosyal konutları savunuyordu.
Göçmenlerin sorunlarını gündeme getiriyordu.
Bu nedenle Hollanda Türk toplumunun siyasal hafızasında PvdA’nın özel bir yeri vardır.

DEN UYL DÖNEMİNİ YAŞAYANLAR HATIRLAYACAKTIR

Bugünkü gençler için Joop den Uyl, belki tarih kitaplarında kalan bir isimdir.
Ama benim kuşağım için öyle değildir.
Den Uyl, Hollanda’nın en etkili başbakanlarından biriydi.
Sosyal devletin güçlenmesinde önemli rol oynadı.
İşçilerin haklarını savundu.
Gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltmaya çalıştı.
Benim de kendisiyle çeşitli dönemlerde karşılaşmalarım oldu.
Fotoğraflarımız var.
Hatıralarımız var.

O yılların Hollanda’sında siyasetçiler ile halk arasındaki mesafe bugünkü kadar büyük değildi.
Bir gazeteci olarak pek çok siyasi lideri yakından izleme fırsatı buldum.
Den Uyl da bunların en önemlilerinden biriydi.
Bugün PvdA’nın tarih sahnesinden çekildiğini görmek, ister istemez o yılları da hatırlatıyor.

BİR PARTİDEN DAHA FAZLASIYDI

PvdA’nın tarihinde Türk kökenli siyasetçilerin de önemli bir yeri oldu.
Yerel yönetimlerden parlamentoya kadar birçok Türk kökenli siyasetçi bu partide görev yaptı.
Bazıları belediye meclislerine girdi.
Bazıları milletvekili oldu.
Bazıları bakanlık görevlerine kadar yükseldi.
Bu nedenle PvdA’nın hikâyesi aynı zamanda Hollanda Türklerinin siyasal yükseliş hikâyesinin de bir parçasıdır.

Birçok Türk ailesinin evinde seçim dönemlerinde PvdA afişleri asılırdı.
Parti toplantılarına gidilirdi.
Mahallelerde kampanyalar yürütülürdü.
Bugün bunları hatırlayan on binlerce insan hâlâ hayattadır.
(Türk siyasetçilerin Hollanda tarihindeki yerini, yarın sizlere büyük bir dosya halinde sunacağım.)

PEKİ NEDEN BİRLEŞİYORLAR?

Aslında cevap basit.
Çünkü Hollanda siyaseti değişti.
Toplum değişti.
Seçmen tercihleri değişti.
PvdA yıllar içinde büyük oy kayıpları yaşadı.
Bir zamanların iktidar partisi küçüldü.
Yeşil Sol da tek başına beklediği büyüklüğe ulaşamadı.
Sonunda iki parti güçlerini birleştirmeye karar verdi.

Ancak görünen o ki, bu birleşme herkes tarafından coşkuyla karşılanmıyor.
De Telegraaf’ın haberine göre parti içinde ciddi endişeler var.
Bazı eski yöneticiler, yeni partinin giderek daha ideolojik ve daha radikal bir çizgiye kaymasından korkuyor.
Özellikle eski liderlerden Ad Melkert ve bazı deneyimli isimler, geleneksel sosyal demokrat çizginin zayıflayabileceğini düşünüyor.

“YEŞİL SOLLAŞMA” ENDİŞESİ

Parti içinde kullanılan en dikkat çekici ifade “GroenLinksificatie” yani “Yeşil Sollaşma” oldu.
Yani partinin giderek tamamen Yeşil Sol karakterine bürünmesi.
Bazı eski PvdA’lılara göre yeni yapı, işçi sınıfından uzaklaşıp daha çok büyük şehirlerin eğitimli ve ideolojik seçmenlerine yöneliyor.
Bu eleştiri son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesindeki sosyal demokrat partiler için de dile getiriliyor.
Eskiden fabrikaların partisi olan hareketlerin, bugün üniversite kampüslerinin partisine dönüştüğü iddia ediliyor.
Tartışmanın özü de burada yatıyor.

TÜRK SEÇMENLER NE DÜŞÜNECEK?

Bu soru özellikle önem taşıyor.
Çünkü Hollanda’daki Türk seçmenlerin önemli bir bölümü yıllar boyunca PvdA ile yakın ilişki kurdu.
Şimdi ise karşılarında yeni bir isim var.
Yeni bir teşkilat var.
Yeni bir liderlik anlayışı var.
Bu değişimin Türk seçmen üzerindeki etkisini zaman gösterecek.
Ancak şurası kesin:
Birçok kişi oy pusulasında artık PvdA ismini göremeyecek olmanın duygusunu yaşayacak.

SADECE BİR PARTİ DEĞİL, BİR HATIRA DA TARİHE KARIŞIYOR

Bugün yaşanan olay yalnızca bir parti birleşmesi değildir.
Bir dönemin kapanışıdır.
Den Uyl’ların.
Wim Kok’ların.
Wouter Bos’ların.
Sosyal devlet tartışmalarının.
Sendika salonlarındaki heyecanın.
İşçi mahallelerindeki seçim kampanyalarının.

Ve Hollanda’ya yeni gelmiş Türk işçilerinin umut bağladığı yılların bir bölümü tarihe karışıyor.
Elbette siyaset devam edecek.
Yeni partiler kurulacak.
Yeni liderler çıkacak.
Yeni mücadeleler yaşanacak.

Ama bazı isimler vardır ki, sadece bir siyasi hareketi değil, bir dönemi temsil eder.
PvdA da işte o isimlerden biridir.
Bu nedenle bugün Hollanda siyasetinde yeni bir sayfa açılırken, birçok Türk göçmen ailesinin hafızasında da eski bir albümün sayfaları yeniden çevriliyor.

Ve o albümlerin bir köşesinde, Joop den Uyl ile çekilmiş eski fotoğraflar hâlâ duruyor.

İŞÇİ PARTİSİ LİDERLERİ VE KISA ÖZGEÇMİŞLERİ:

JOOP DEN UYL

İşçi Partisi’nin unutulmaz liderlerinden Joop den Uyl, yalnızca Hollanda siyasetinin değil, ülkedeki göçmen toplumların hafızasında da özel bir yere sahiptir. 1970’li yıllarda sosyal devlet anlayışını güçlendiren politikalarıyla tanınan Den Uyl, Türkiye’den Hollanda’ya gelen işçilerin en yoğun olduğu dönemde eşitlik, sosyal adalet ve dayanışma ilkelerini savunan bir siyasetçi olarak öne çıktı. Bugün birçok Türk ailesi, o yılların sosyal politikalarını hâlâ saygıyla hatırlamaktadır.

WIM KOK

Sendikacılıktan başbakanlığa uzanan örnek bir siyasi kariyere sahip olan Wim Kok, İşçi Partisi’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilir. Uzlaşmacı üslubu, ekonomik istikrarı sosyal politikalarla dengeleme çabası ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren yaklaşımı sayesinde uzun yıllar geniş destek gördü. Hollanda’nın Avrupa’daki saygın konumunun güçlenmesinde ve ekonomisinin istikrarlı büyümesinde önemli pay sahibi olan Kok, Türk toplumunun da yakından tanıdığı ve saygı duyduğu isimlerden biri oldu. Avrupa’nın en uzun süre görev yapan başarılı başbakanlarından biri olarak kabul edildi.

DIEDERIK SAMSOM

İşçi Partisi’nin daha yakın dönemdeki liderlerinden Diederik Samsom ise çevre, enerji dönüşümü ve sosyal eşitlik konularını siyasetin merkezine taşıyan isimlerden biri oldu. Göçmen kökenli vatandaşlarla kurduğu yakın diyalog ve toplumsal bütünleşmeye verdiği önem, Türk toplumunda da olumlu karşılık buldu. Parti oy kaybetse de, Samsom’un özellikle iklim politikaları ve Avrupa vizyonu, Hollanda siyasetinde kalıcı iz bırakan çalışmalar arasında yer aldı.

WOUTER BOS

İşçi Partisi’ni 2000’li yıllarda yeniden ayağa kaldıran isimlerin başında Wouter Bos geldi. Genç, dinamik ve halkla kolay iletişim kurabilen siyaset tarzıyla kısa sürede ülkenin en popüler politikacılarından biri oldu. Maliye Bakanlığı döneminde özellikle 2008 küresel ekonomik krizinde sergilediği soğukkanlı yönetim, Hollanda’nın krizi daha az hasarla atlatmasına önemli katkı sağladı. Türk toplumuyla da her zaman yakın ilişkiler kuran Bos, göçmen kökenli seçmenlerin güvenini kazanmayı başaran İşçi Partili liderler arasında özel bir yere sahip oldu.

FRANS TİMMERMANS
Bugün PvdA ile GroenLinks’in ortak lideri olarak öne çıkan Frans Timmermans, yalnızca Hollanda siyasetinin değil, Avrupa siyasetinin de en tanınmış isimlerinden biridir. Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılığı ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın mimarlarından biri olarak uluslararası alanda önemli görevler üstlendi. Avrupa Komisyonu’ndaki görevinin ardından yeniden Hollanda siyasetine dönerek birleşme sürecinin siyasi yüzü oldu. Avrupa vizyonu, güçlü hitabeti ve diplomatik birikimiyle tanınan Timmermans, bugün iki partiyi tek çatı altında buluşturan sürecin en önemli mimarı olarak öne çıkıyor.

YEŞİL SOL (GROENLİNKS) CEPHESİ

İşçi Partisi’nin hikâyesi Hollanda’daki Türk toplumuyla iç içe geçmiş olsa da, birleşmenin diğer ortağı GroenLinks’in de Hollanda siyasetinde önemli bir geçmişi bulunuyor. Çevre politikaları, insan hakları, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet konularını öne çıkaran parti, özellikle son otuz yılda genç seçmenler arasında önemli bir destek kazandı. Gazetecilik mesleğim sayesinde GroenLinks’in birçok lideriyle de farklı dönemlerde tanışma ve görüşme imkânı buldum. Bugün geriye dönüp baktığımda, elimde kalan fotoğraflar yalnızca kişisel bir arşiv değil, aynı zamanda Hollanda siyasetinin yakın tarihine ait küçük bir belge niteliği taşıyor.

PAUL ROSENMÖLLER (1994–2002)

GroenLinks’in en etkili liderlerinden biri olan Paul Rosenmöller, partiyi ulusal siyasetin güçlü muhalefet aktörlerinden biri hâline getirdi. Sosyal adalet, insan hakları ve çevre politikalarını ön plana çıkaran Rosenmöller, etkili hitabeti ve kararlı duruşuyla uzun yıllar Hollanda siyasetinin en saygın isimleri arasında yer aldı.

FEMKE HALSEMA (2002–2010)

Femke Halsema, GroenLinks’e daha özgürlükçü ve yenilikçi bir siyaset anlayışı kazandıran lider olarak tanındı. Bireysel hak ve özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti konularındaki çalışmalarıyla dikkat çekti. Bugün Amsterdam Belediye Başkanı olarak görev yapan Halsema, Hollanda’nın en tanınan kadın siyasetçileri arasında bulunuyor.

JOLANDE SAP (2010–2012)

Ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma alanındaki uzmanlığıyla tanınan Jolande Sap, GroenLinks’in çevre politikalarını sosyal adalet anlayışıyla birleştirmeye çalıştı. Kısa süren liderliği boyunca özellikle iklim politikaları ve ekonomik reformlar konusunda önemli çalışmalar yürüttü.

BRAM VAN OJIK (2012–2015)

Diplomat kökenli Bram van Ojik, uluslararası ilişkiler ve kalkınma politikalarındaki deneyimini GroenLinks’e taşıdı. İnsan hakları, mülteci politikaları ve dış politika konularındaki çalışmalarıyla öne çıkan Van Ojik, sakin kişiliği ve uzlaşmacı yaklaşımıyla partide saygın bir lider olarak görev yaptı.

JESSE KLAVER (2015–2023)

Genç yaşta GroenLinks liderliğine seçilen Jesse Klaver, partinin son yıllardaki yükselişinin simge isimlerinden biri oldu. Enerjik üslubu, güçlü hitabeti ve özellikle iklim değişikliği, sosyal eşitlik ve Avrupa iş birliği konularındaki çalışmaları sayesinde genç seçmenlerin büyük desteğini kazandı. 2023 yılında İşçi Partisi ile kurulan ortaklığın da en önemli mimarlarından biri oldu.

Ben yukarıdaki isimlerin büyük bölümüyle aynı masada oturdum, röportaj yaptım, seçim gecelerini birlikte izledim. Bugün kullandığım fotoğraflar da o yılların canlı tanıklarıdır.

İşte bugün, bu iki köklü siyasi geleneğin yolları artık tamamen birleşiyor. PvdA’nın sosyal demokrat mirası ile GroenLinks’in çevreci ve ilerici siyaseti, tek bir çatı altında yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

PEKİ, YENİ PARTİDE TÜRKLERİN YERİ NE OLACAK?

Asıl önemli soru da burada başlıyor.
Yaklaşık altmış yıllık göç tarihinde Hollanda’daki Türk toplumu, yerel siyasetten ulusal parlamentoya kadar önemli bir temsil gücü oluşturdu. İlk belediye meclis üyelerinden ilk milletvekillerine, ilk devlet sekreterlerinden bakanlara kadar uzanan bu başarı hikâyesinin önemli bir bölümü, yıllar boyunca İşçi Partisi çatısı altında yazıldı.

Şimdi ise yeni bir dönem başlıyor.
PvdA ile GroenLinks’in tek çatı altında birleşmesi, yalnızca iki partinin birleşmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türk kökenli siyasetçiler için de yeni bir siyasi sınavın başlangıcını oluşturuyor.

Yeni partinin yönetiminde ne kadar Türk kökenli siyasetçi yer alacak?
Milletvekili listelerinde bugüne kadarki temsil gücü korunabilecek mi?
Yerel yönetimlerde yıllar içinde oluşan siyasi birikim yeni partiye aynı ölçüde taşınabilecek mi?
Yoksa yeni yapılanma, Türk toplumunun siyaset içindeki ağırlığını azaltan bir sürece mi dönüşecek?
Bu soruların cevabını zaman verecek.

Ancak bir gerçek değişmeyecek:
Hollanda’da yaşayan Türkler artık yalnızca seçmen değil; belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar, parti yöneticileri ve kanaat önderleri yetiştiren köklü bir siyasi güce dönüşmüş durumdadır.
Bu nedenle kurulacak yeni partinin başarısı da, başarısızlığı da, Türk toplumunun bu yeni yapılanma içinde ne ölçüde temsil edileceğiyle yakından ilişkili olacaktır.

Ben de bu tarihî değişimi vesile bilerek, Hollanda siyasetine damga vurmuş Türk kökenli siyasetçilerin yarım asırlık hikâyesini, belgeleri ve fotoğraflarıyla birlikte ayrı ve kapsamlı bir dosyada az sonra okurlarımla paylaşacağım.

Çünkü yeni bir parti doğarken, o noktaya nasıl gelindiğini anlatan geçmiş de unutulmamalıdır.

HOLLANDA’DAKİ DİĞER ÜNLÜ POLİTİKACILAR

İşçi Partisi ve Yeşil Sol, Hollanda siyasetinin en önemli yapı taşları arasında yer aldı. Ancak Hollanda’nın siyasi tarihini yalnızca bu iki partiyle anlatmak mümkün değildir.

Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca, farklı siyasi görüşlerden pek çok başbakan, parti lideri ve bakanla görüşme, röportaj yapma ve çalışmalarını yakından izleme fırsatı buldum.

Bu isimlerin başında, Hıristiyan Demokrat hareketin unutulmaz liderlerinden Dries van Agt gelir. Van Agt, yalnızca başbakanlığı dönemindeki devlet adamlığıyla değil, emeklilik yıllarında ortaya koyduğu cesur tavrıyla da hafızalarda yer etti..

Özellikle yaşamının son döneminde İsrail-Filistin meselesi konusunda yaptığı açıklamalar, Hollanda’da ve uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Başbakanlığı sırasında dile getirmediği eleştirileri, emeklilik yıllarında açık bir dille ifade etti. İsrail hükümetini ve Binyamin Netanyahu’nun politikalarını sert biçimde eleştirdi; Filistin halkına yönelik uygulamaları insan hakları açısından ağır sözlerle kınadı. Bu çıkışları, birçok kişiyi olduğu gibi beni de şaşırtmıştı.

Van Agt ile ilgili unutamadığım bir hatıram da vardır.
1974 yılında kurulan Ecevit-Erbakan koalisyonu döneminde Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın Hollanda ziyareti sırasında ben de Başbakanlık’taydım. Şevket Kazan içeri girer girmez, Dries van Agt kendisini kapıda karşıladı. Elini sıktıktan sonra beni işaret ederek gülümseyerek şöyle dedi:“Bak, bu adama dikkat et… Bu adam buradaki Türkler’in babasıdır.”

Bu söz, beni elbette mahcup etmişti. Ama aynı zamanda Van Agt’ın, Hollanda’daki Türk toplumunu ve onların sesi olmaya çalışan gazetecileri ne kadar yakından tanıdığını da gösteriyordu.
Yıllar sonra emeklilik döneminde sergilediği ilkeli duruşu gördüğümde, o günkü sıcak ve samimi tavrını yeniden hatırladım.

Bugün Dries van Agt artık aramızda değil. Ama gerek devlet adamlığı, gerekse hayatının son döneminde insan hakları konusunda gösterdiği cesur duruş ve hafızamda yer eden bu sıcak hatırası, onu benim için Hollanda siyasetinin unutulmaz isimlerinden biri yapmıştır.



Hayatının son sayfası da en az siyasi yaşamı kadar dikkat çekiciydi.
Van Agt ile yarım asrı aşkın süredir hayat arkadaşı olan eşi Eugenie van Agt-Krekelberg, uzun süredir ciddi sağlık sorunları yaşıyordu. Her ikisinin de sağlık durumunun geri dönülmez noktaya ulaşmasının ardından, Hollanda’daki yasal ötenazi süreci işletildi ve gerekli tıbbi değerlendirmeler tamamlandı.


Doktor heyetinin onayıyla, 9 Şubat 2024 tarihinde Dries van Agt ile eşi aynı gün ve aynı anda, el ele, ötenazi yoluyla hayata veda ettiler. Dünyada çok ender rastlanan bu veda biçimi, Hollanda’da olduğu kadar uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı.

RUUD LUBBERS

On iki yıla yaklaşan başbakanlığıyla Hollanda tarihine damga vuran Ruud Lubbers gelir. Ülkesinin ekonomik dönüşümüne yön veren Lubbers, yalnızca Hollanda’da değil, Avrupa siyasetinde de büyük saygı gören bir devlet adamıydı. Daha sonra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevini üstlenmesi de uluslararası ağırlığının bir göstergesiydi. Arşivimde, kendisiyle yaptığım görüşmelerden ve birlikte bulunduğumuz toplantılardan kalan çok değerli hatıralar bulunmaktadır.

HANS WİEGEL

Voormalig VVD-leider en vicepremier Hans Wiegel overleden: 'Een groot staatsman' | Nieuws | AD.nl

Liberal siyasetin unutulmaz isimlerinden Hans Wiegel, etkileyici hitabeti, nüktedan üslubu ve halkla kurduğu güçlü bağ sayesinde yalnızca VVD’nin değil, Hollanda siyasetinin de efsane isimlerinden biri olarak kabul edilir. Muhalefette de iktidarda da ağırlığını hissettiren Wiegel, yıllarca siyaset sahnesinin en etkili aktörlerinden biri oldu.

ED NİJPELS

Ed Nijpels over de eerste klimaattop ter wereld in 1989: 'We waren heel dichtbij een oplossing' | NPO Radio 1

Liberal çizginin önemli isimlerinden Ed Nijpels de bakanlık görevleri ve özellikle çevre politikalarındaki çalışmalarıyla uzun yıllar Hollanda kamuoyunda etkili oldu. Uzlaşmacı yaklaşımı ve yönetim tecrübesiyle farklı dönemlerde önemli sorumluluklar üstlendi.

MARK RUTTE
NAVO-baas Mark Rutte roemt de militaire kracht van Turkije - Business AM

Son yılların en etkili isimlerinden Mark Rutte ise yaklaşık on dört yıl süren başbakanlığıyla Hollanda tarihinin en uzun süre görev yapan liderlerinden biri oldu. Koalisyon yönetimindeki başarısı ve Avrupa siyasetindeki etkin rolüyle yalnızca Hollanda’nın değil, Avrupa’nın da tanınan devlet adamları arasına girdi.

Benim gazetecilik arşivimde bu isimlerin hemen hepsiyle yapılmış röportajlar, sohbetler ve birlikte çekilmiş fotoğraflar bulunuyor. Yıllar boyunca onları yalnızca uzaktan izleyen bir gazeteci olmadım; aynı masalarda oturdum, seçim gecelerini takip ettim, başarılarına da krizlerine de tanıklık ettim. Bu nedenle Hollanda siyasetinin son yarım yüzyılını anlatırken yalnızca partileri değil, o döneme damga vuran devlet adamlarını da anmayı bir görev biliyorum.

**************

Değerli Okurlarım,
Bugün, Hollanda solunun iki köklü partisinin birleşme sürecini ele aldım.
Yarın sözü, o partilerin içinde yarım asır boyunca iz bırakan Türk kökenli siyasetçilerin başarı hikâyesine birlikte bakacağız.

 

                      *******************

Een historisch tijdperk binnen links Nederland loopt ten einde. De Partij van de Arbeid (PvdA), de partij waarin een halve eeuw lang duizenden Nederlanders van Turkse afkomst politiek actief waren, verdwijnt als zelfstandige partij uit de geschiedenis. Het nieuwe tijdperk krijgt de naam ‘Progressief Nederland’.

Dit is niet zomaar een fusie van twee politieke partijen; het betekent een ingrijpende hertekening van het Nederlandse politieke landschap. Welke rol zullen politici van Turkse afkomst in deze nieuwe fase gaan spelen?

Ik neem u mee op een politieke reis van een halve eeuw, van Joop den Uyl tot Frans Timmermans, aan de hand van persoonlijke ontmoetingen, getuigenissen en unieke archieffoto’s.

Ik volg deze ontwikkeling niet alleen als journalist. Ik beschrijf haar vanuit mijn ervaringen met de politieke leiders die ik gedurende meer dan vijftig jaar heb ontmoet, de veranderingen waarvan ik zelf getuige ben geweest en de strijd die de Turkse gemeenschap in Nederland heeft gevoerd.

Het uithangbord van de PvdA verdwijnt, maar haar politieke erfenis zal blijven voortleven. In die erfenis neemt ook de Turkse gemeenschap een blijvende en onvergetelijke plaats in.

Terwijl ik deze historische ontwikkeling met u deel, zal ik tevens de namen en prestaties belichten van politici van Turkse afkomst die hun stempel hebben gedrukt op de Nederlandse politieke geschiedenis.

Ik zal aandacht besteden aan de 25 Nederlanders van Turkse afkomst die lid van de Tweede Kamer zijn geweest, aan de meer dan 2.000 Turkse gemeenteraadsleden en aan degenen die minister of burgemeester zijn geworden.

De Partij van de Arbeid (PvdA), met een geschiedenis van bijna tachtig jaar, en GroenLinks, een van de invloedrijkste groene en progressieve bewegingen van de afgelopen dertig jaar, bouwen voortaan gezamenlijk aan een politieke toekomst.

Nadat beide partijen in 2023 voor het eerst met een gezamenlijke kandidatenlijst aan de verkiezingen deelnamen, hebben zij inmiddels ook het fusieproces binnen hun partijorganisaties in een stroomversnelling gebracht. Tijdens de partijcongressen stemden de leden met ruime meerderheid in met de vorming van één gezamenlijke sociaaldemocratische en groene partij. De aandacht richt zich nu op de officiële oprichting van de nieuwe partij, haar naam, haar programma en haar bestuur.

Deze ontwikkeling is veel meer dan een gewone partijfusie. Twee van de belangrijkste politieke tradities van Nederland komen, na tientallen jaren ieder hun eigen weg te zijn gegaan, voor het eerst onder één dak samen. Daarmee breekt niet alleen een nieuw hoofdstuk aan voor één politieke partij, maar begint ook een nieuwe fase waarin links Nederland zich opnieuw zal vormgeven.

Toen ik deze historische ontwikkeling volgde, opende ik opnieuw mijn journalistieke archief van meer dan een halve eeuw. Ik legde de foto’s één voor één voor mij neer die ik in de loop der jaren maakte met leiders van de PvdA en GroenLinks. Elke foto bracht niet alleen herinneringen terug aan interviews en reportages, maar ook aan het veranderende gezicht van de Nederlandse politiek.

Voor de jongere generatie lijkt dit misschien slechts een fusie van twee partijen. Voor mijn generatie betekent het echter veel meer. Want bij de naam PvdA denkt men niet alleen aan een politieke partij. Men denkt ook aan een halve eeuw geschiedenis van de Turkse gemeenschap in Nederland: de eerste vakbondsstrijd, de eerste gemeenteraadsleden, de eerste Tweede Kamerleden, de strijd voor de rechten van migranten, de strijd tegen discriminatie en de discussies over het Nederlanderschap. In al deze ontwikkelingen speelde de Partij van de Arbeid op de een of andere manier een belangrijke rol.

GroenLinks groeide in latere jaren uit tot een onmisbare speler in de Nederlandse politiek, vooral op het gebied van milieu, mensenrechten en individuele vrijheden.
Vandaag komen deze twee politieke tradities samen onder één dak.
De naam die voor de nieuwe partij het meest naar voren is gekomen, is inmiddels bekend: ‘Progressief Nederland’.
Laten we nu samen terugblikken op de mensen achter deze historische fusie en op een politieke reis van meer dan een halve eeuw.

DE PVDA WAS HET EERSTE POLITIEKE THUIS VAN DE TURKSE GEMEENSCHAP IN NEDERLAND

In de jaren zestig en zeventig werkte het merendeel van de Turkse arbeidsmigranten die naar Nederland kwamen in de fabrieken. Daar maakten zij kennis met de vakbonden, de arbeidersbeweging en de Nederlandse verzorgingsstaat. Het was dan ook vanzelfsprekend dat hun wegen zich vaak kruisten met die van de Partij van de Arbeid (PvdA).

Voor veel Turken vormde de PvdA destijds de eerste toegangspoort tot de Nederlandse politiek. De partij was voor hen veel meer dan alleen een politieke organisatie. Zij behoorde tot de eerste politieke partijen die werkelijk naar hen luisterden. De PvdA kwam op voor de rechten van werknemers, verdedigde de sociale woningbouw en bracht de problemen van migranten onder de aandacht. Daarom neemt de PvdA tot op de dag van vandaag een bijzondere plaats in het politieke geheugen van de Turkse gemeenschap in Nederland in.

WIE HET TIJDPERK VAN JOOP DEN UYL HEEFT MEEGEMAAKT, ZAL HET ZICH HERINNEREN

Voor de jongere generatie is Joop den Uyl misschien niet meer dan een naam uit de geschiedenisboeken. Voor mijn generatie ligt dat heel anders. Den Uyl was een van de invloedrijkste minister-presidenten die Nederland heeft gekend. Hij speelde een belangrijke rol bij de versterking van de verzorgingsstaat, kwam op voor de rechten van werknemers en zette zich in om de ongelijkheid in de inkomensverdeling te verkleinen.

Ook ik heb hem in verschillende perioden persoonlijk ontmoet. We hebben samen foto’s gemaakt en ik bewaar mooie herinneringen aan die ontmoetingen. In die jaren was de afstand tussen politici en de bevolking in Nederland veel kleiner dan tegenwoordig. Als journalist kreeg ik de gelegenheid om tal van politieke leiders van dichtbij te volgen. Joop den Uyl behoorde zonder twijfel tot de belangrijkste onder hen.

Dat de PvdA nu van het politieke toneel verdwijnt, roept onvermijdelijk ook de herinneringen aan die bijzondere jaren weer op.

HET WAS MEER DAN ALLEEN EEN POLITIEKE PARTIJ

Ook politici van Turkse afkomst hebben een belangrijke plaats ingenomen in de geschiedenis van de PvdA. Van de lokale politiek tot aan het nationale parlement hebben tal van politici van Turkse afkomst namens deze partij een politieke functie vervuld. Sommigen werden gemeenteraadslid, anderen werden lid van de Tweede Kamer en weer anderen groeiden door tot een ministerspost.

Daarom maakt de geschiedenis van de PvdA tegelijkertijd deel uit van het politieke emancipatieverhaal van de Turkse gemeenschap in Nederland.

In veel Turkse gezinnen hingen tijdens verkiezingscampagnes PvdA-posters voor het raam. Mensen bezochten partijbijeenkomsten en voerden campagne in hun eigen wijken. Tienduizenden mensen die zich deze periode nog goed herinneren, leven vandaag de dag nog steeds.

(Morgen zal ik een uitgebreid dossier publiceren over de plaats die politici van Turkse afkomst hebben ingenomen in de Nederlandse politieke geschiedenis.)

MAAR WAAROM FUSEREN DEZE TWEE PARTIJEN?

Het antwoord is eigenlijk eenvoudig. De Nederlandse politiek is veranderd. De samenleving is veranderd. Ook de voorkeuren van de kiezers zijn veranderd. De PvdA verloor in de loop der jaren een groot deel van haar achterban. De partij die ooit een van de grootste regeringspartijen van Nederland was, zag haar invloed geleidelijk afnemen. Ook GroenLinks slaagde er niet in om zelfstandig de gewenste politieke omvang te bereiken. Uiteindelijk besloten beide partijen hun krachten te bundelen.

Toch lijkt deze fusie niet door iedereen met enthousiasme te worden ontvangen. Volgens berichtgeving van De Telegraaf leven er binnen de partij serieuze zorgen. Sommige voormalige bestuurders vrezen dat de nieuwe partij een steeds ideologischere en radicalere koers zal gaan varen. Met name oud-partijleider Ad Melkert en andere ervaren partijprominenten zijn bang dat de traditionele sociaaldemocratische koers zal verwateren.

ZORGEN OVER ‘GROENLINKSIFICATIE’

Een van de meest opvallende begrippen die binnen de partij wordt gebruikt, is ‘GroenLinksificatie’. Daarmee wordt bedoeld dat de nieuwe partij steeds meer het karakter van GroenLinks krijgt.

Volgens sommige oud-PvdA’ers dreigt de partij zich steeds verder te verwijderen van de traditionele arbeidersklasse en zich vooral te richten op hoogopgeleide en ideologisch georiënteerde kiezers in de grote steden. Deze kritiek klinkt overigens niet alleen in Nederland, maar is de afgelopen jaren ook in veel andere Europese sociaaldemocratische partijen te horen geweest. Er wordt steeds vaker gesteld dat partijen die ooit de partij van de fabrieksarbeider waren, geleidelijk zijn veranderd in partijen van de universiteitscampussen. Precies daar ligt de kern van de huidige discussie.

WAT ZULLEN DE TURKSE KIEZERS HIERVAN VINDEN?

Dat is misschien wel de belangrijkste vraag. Een groot deel van de Turkse kiezers in Nederland heeft zich jarenlang nauw verbonden gevoeld met de PvdA. Nu staan zij voor een nieuwe naam, een nieuwe partijorganisatie en een nieuwe politieke koers.

Welke invloed deze verandering op de Turkse achterban zal hebben, zal de tijd moeten uitwijzen. Eén ding lijkt echter zeker: voor veel kiezers zal het een bijzonder gevoel zijn dat zij op het stembiljet de naam PvdA niet meer zullen terugvinden.

NIET ALLEEN EEN PARTIJ, MAAR OOK EEN STUK GESCHIEDENIS VERDWIJNT

Wat er vandaag gebeurt, is veel meer dan alleen een fusie van twee politieke partijen. Het markeert het einde van een tijdperk. Het tijdperk van Joop den Uyl, Wim Kok en Wouter Bos. Het tijdperk van de discussies over de verzorgingsstaat, van de bevlogen bijeenkomsten in de vakbondszalen, van de verkiezingscampagnes in de arbeiderswijken en van de jaren waarin de eerste Turkse arbeidsmigranten in Nederland hun hoop op de PvdA vestigden.

Natuurlijk zal de politiek doorgaan. Er zullen nieuwe partijen ontstaan, nieuwe leiders opstaan en nieuwe politieke strijdpunten komen. Maar sommige namen vertegenwoordigen niet alleen een politieke beweging; zij belichamen een heel tijdperk. De PvdA is zo’n naam.

Terwijl vandaag een nieuw hoofdstuk in de Nederlandse politiek begint, worden tegelijkertijd in de herinneringen van veel Turkse migrantengezinnen de bladzijden van een oud fotoalbum opnieuw omgeslagen. En ergens in zo’n album liggen nog altijd de foto’s waarop Joop den Uyl te zien is.

LEIDERS VAN DE PARTIJ VAN DE ARBEID (PvdA) – KORTE BIOGRAFIEËN

JOOP DEN UYL

Joop den Uyl, een van de meest onvergetelijke leiders van de Partij van de Arbeid, neemt niet alleen een bijzondere plaats in de Nederlandse politieke geschiedenis in, maar ook in het collectieve geheugen van de migrantengemeenschappen. In de jaren zeventig werd hij bekend door zijn beleid ter versterking van de verzorgingsstaat. Juist in de periode waarin grote aantallen Turkse arbeidsmigranten naar Nederland kwamen, profileerde Den Uyl zich als een politicus die opkwam voor gelijkheid, sociale rechtvaardigheid en solidariteit. Tot op de dag van vandaag herinneren veel Turkse families zich het sociale beleid uit die jaren met respect.

WIM KOK

Wim Kok legde een indrukwekkende politieke loopbaan af, van vakbondsleider tot minister-president, en geldt als een van de succesvolste leiders van de Partij van de Arbeid. Dankzij zijn verbindende stijl, zijn vermogen om economische stabiliteit te combineren met sociaal beleid en zijn streven om verschillende groepen in de samenleving samen te brengen, genoot hij jarenlang brede steun. Kok speelde een belangrijke rol bij het versterken van de internationale positie van Nederland en de stabiele groei van de economie. Ook binnen de Turkse gemeenschap genoot hij veel waardering. Hij wordt algemeen beschouwd als een van de meest succesvolle en langst dienende minister-presidenten van Europa.

DIEDERIK SAMSOM

Diederik Samsom behoorde tot de leiders die in een latere periode de thema’s milieu, energietransitie en sociale gelijkheid centraal stelden in de Nederlandse politiek. Zijn open dialoog met Nederlanders met een migratieachtergrond en zijn inzet voor maatschappelijke samenhang vonden ook binnen de Turkse gemeenschap veel waardering. Hoewel de PvdA tijdens zijn leiderschap zetels verloor, hebben zijn klimaatbeleid en zijn visie op Europa een blijvende invloed gehad op de Nederlandse politiek.

WOUTER BOS

Wouter Bos was een van de politici die de Partij van de Arbeid in de jaren 2000 nieuw elan gaf. Met zijn jonge, energieke uitstraling en zijn toegankelijke manier van communiceren groeide hij al snel uit tot een van de populairste politici van Nederland. Als minister van Financiën speelde hij tijdens de wereldwijde financiële crisis van 2008 een belangrijke rol. Zijn rustige en doordachte optreden droeg eraan bij dat Nederland de crisis met relatief beperkte schade doorkwam. Bos onderhield altijd goede contacten met de Turkse gemeenschap en wist ook veel kiezers met een migratieachtergrond aan zich te binden.

FRANS TIMMERMANS

Frans Timmermans, tegenwoordig de gezamenlijke leider van PvdA en GroenLinks, behoort niet alleen tot de bekendste politici van Nederland, maar ook van Europa. Hij bekleedde belangrijke functies als minister van Buitenlandse Zaken, eerste vicevoorzitter van de Europese Commissie en was een van de belangrijkste architecten van de Europese Green Deal. Na zijn periode in Brussel keerde hij terug naar de Nederlandse politiek en werd hij het politieke gezicht van het fusieproces tussen PvdA en GroenLinks. Met zijn Europese visie, sterke retorische kwaliteiten en ruime diplomatieke ervaring geldt Timmermans als de belangrijkste drijvende kracht achter het samenbrengen van beide partijen onder één vlag.

DE GROENLINKS-KANT VAN HET VERHAAL

Hoewel de geschiedenis van de Partij van de Arbeid nauw verweven is met die van de Turkse gemeenschap in Nederland, heeft ook GroenLinks – de andere partner in deze fusie – een belangrijke plaats in de Nederlandse politieke geschiedenis. Met haar nadruk op milieubeleid, mensenrechten, duurzame ontwikkeling en sociale rechtvaardigheid wist de partij vooral in de afgelopen dertig jaar veel steun onder jonge kiezers te verwerven.

Dankzij mijn werk als journalist heb ik in de loop der jaren ook veel leiders van GroenLinks persoonlijk leren kennen en kunnen interviewen. Als ik vandaag terugkijk, besef ik dat de foto’s in mijn archief niet alleen persoonlijke herinneringen zijn, maar ook waardevolle documenten van de recente Nederlandse politieke geschiedenis.

PAUL ROSENMÖLLER (1994–2002)

Paul Rosenmöller, een van de invloedrijkste leiders van GroenLinks, maakte van zijn partij een van de belangrijkste oppositiekrachten in de landelijke politiek. Met zijn nadruk op sociale rechtvaardigheid, mensenrechten en milieubeleid groeide hij, dankzij zijn krachtige retoriek en standvastige optreden, uit tot een van de meest gerespecteerde politici van Nederland.

FEMKE HALSEMA (2002–2010)

Femke Halsema gaf GroenLinks een vrijzinniger en vernieuwender politiek profiel. Zij verwierf brede waardering door haar inzet voor individuele vrijheden, democratie en de rechtsstaat. Tegenwoordig is zij burgemeester van Amsterdam en behoort zij tot de bekendste vrouwelijke politici van Nederland.

JOLANDE SAP (2010–2012)

Jolande Sap stond bekend om haar deskundigheid op het gebied van economie en duurzame ontwikkeling. Tijdens haar leiderschap probeerde zij de groene ambities van GroenLinks te verbinden met sociale rechtvaardigheid. Ondanks haar relatief korte periode als partijleider speelde zij een belangrijke rol in de discussies over klimaatbeleid en economische hervormingen.

BRAM VAN OJIK (2012–2015)

Als voormalig diplomaat bracht Bram van Ojik zijn internationale ervaring en kennis van ontwikkelingssamenwerking naar GroenLinks. Hij onderscheidde zich vooral op het gebied van mensenrechten, vluchtelingenbeleid en buitenlandse zaken. Met zijn rustige persoonlijkheid en verbindende stijl genoot hij veel respect binnen de partij.

JESSE KLAVER (2015–2023)

Jesse Klaver werd op jonge leeftijd leider van GroenLinks en groeide uit tot het gezicht van de opmars die de partij in de afgelopen jaren doormaakte. Met zijn energieke uitstraling, sterke retoriek en zijn inzet voor klimaatbeleid, sociale gelijkheid en Europese samenwerking wist hij vooral veel jonge kiezers aan zich te binden. Ook was hij een van de belangrijkste architecten van de samenwerking met de Partij van de Arbeid, die in 2023 tot stand kwam.

Met het merendeel van deze leiders heb ik aan dezelfde tafel gezeten. Ik heb hen geïnterviewd en samen met hen verkiezingsavonden meegemaakt. De foto’s die ik vandaag publiceer, zijn levende getuigen van die jaren.

En juist vandaag komen deze twee politieke tradities definitief samen. De sociaaldemocratische erfenis van de PvdA en de groene, progressieve koers van GroenLinks staan op het punt gezamenlijk een nieuw hoofdstuk in de Nederlandse politiek te openen.

MAAR WELKE PLAATS ZULLEN NEDERLANDERS VAN TURKSE AFKOMST IN DE NIEUWE PARTIJ KRIJGEN?

Daar begint misschien wel de belangrijkste vraag.

In bijna zestig jaar migratiegeschiedenis heeft de Turkse gemeenschap in Nederland een belangrijke politieke positie opgebouwd: van de lokale politiek tot aan het nationale parlement. Een groot deel van dit succesverhaal – van de eerste gemeenteraadsleden en Tweede Kamerleden tot de eerste staatssecretarissen en ministers – werd geschreven binnen de Partij van de Arbeid.

Nu breekt een nieuw tijdperk aan.

De fusie van PvdA en GroenLinks betekent niet alleen dat twee partijen samengaan. Zij markeert ook het begin van een nieuwe politieke fase voor politici van Turkse afkomst.

Hoeveel politici van Turkse afkomst zullen een plaats krijgen in het bestuur van de nieuwe partij? Zal de vertegenwoordiging op de kandidatenlijsten voor de Tweede Kamer behouden blijven? Zal de politieke ervaring die in de loop der jaren binnen de lokale politiek is opgebouwd, in dezelfde mate worden meegenomen naar de nieuwe partij? Of zal de nieuwe partijstructuur juist leiden tot een afname van de politieke invloed van de Turkse gemeenschap?

Op deze vragen zal alleen de tijd een antwoord kunnen geven.

Eén feit staat echter vast: de Turkse gemeenschap in Nederland bestaat allang niet meer uitsluitend uit kiezers. Zij heeft inmiddels burgemeesters, Tweede Kamerleden, ministers, partijbestuurders en andere gezaghebbende politieke vertegenwoordigers voortgebracht.

Daarom zal zowel het succes als het falen van de nieuwe partij mede afhangen van de vraag in hoeverre de Turkse gemeenschap binnen deze nieuwe politieke structuur een volwaardige plaats krijgt.

Naar aanleiding van deze historische ontwikkeling zal ik mijn lezers daarom straks een afzonderlijk en uitgebreid dossier presenteren over een halve eeuw politieke geschiedenis van Nederlanders van Turkse afkomst die hun stempel hebben gedrukt op de Nederlandse politiek, geïllustreerd met documenten en bijzondere foto’s.

Want wanneer een nieuwe partij wordt geboren, mag ook de geschiedenis die tot dat moment heeft geleid niet worden vergeten.

ANDERE TOONAANGEVENDE POLITICI IN NEDERLAND

De Partij van de Arbeid en GroenLinks behoorden jarenlang tot de belangrijkste pijlers van de Nederlandse politiek. Toch kan de politieke geschiedenis van Nederland niet uitsluitend aan de hand van deze twee partijen worden verteld.

Tijdens mijn ruim vijftigjarige loopbaan als journalist heb ik de gelegenheid gehad om vele minister-presidenten, partijleiders en ministers uit uiteenlopende politieke stromingen te ontmoeten, hen te interviewen en hun werk van dichtbij te volgen.

Een van de meest markante persoonlijkheden onder hen was zonder twijfel Dries van Agt, een van de onvergetelijke leiders van het christendemocratische politieke kamp. Van Agt bleef niet alleen in herinnering vanwege zijn staatsmanschap als minister-president, maar ook vanwege de moedige standpunten die hij in de laatste jaren van zijn leven innam.

Vooral zijn uitspraken over het Israëlisch-Palestijnse conflict maakten zowel in Nederland als internationaal veel indruk. Kritiek die hij tijdens zijn premierschap niet of nauwelijks uitte, sprak hij na zijn politieke loopbaan openlijk uit. Hij bekritiseerde de Israëlische regering en het beleid van Benjamin Netanyahu scherp en veroordeelde de behandeling van het Palestijnse volk in krachtige bewoordingen vanuit het perspectief van de mensenrechten. Zoals voor velen kwamen ook voor mij deze uitspraken als een verrassing.

Aan Dries van Agt bewaar ik bovendien een persoonlijke herinnering die ik nooit zal vergeten.

Tijdens een bezoek van de toenmalige Turkse minister van Justitie Şevket Kazan aan Nederland was ik aanwezig op het ministerie van Algemene Zaken. Zodra Şevket Kazan binnenkwam, liep Dries van Agt hem tegemoet om hem persoonlijk te begroeten. Nadat hij hem de hand had geschud, wees hij glimlachend naar mij en zei: “Kijk goed naar deze man… Hij is de vader van de Turken hier.”

Die woorden brachten mij vanzelfsprekend in verlegenheid. Tegelijkertijd lieten ze zien hoe goed Van Agt de Turkse gemeenschap in Nederland kende en hoeveel waardering hij had voor journalisten die probeerden hun stem te laten horen.

Toen ik jaren later zag hoe principieel hij zich tijdens zijn pensioen uitsprak over mensenrechten, moest ik onwillekeurig terugdenken aan die warme en hartelijke ontmoeting.

Dries van Agt is inmiddels niet meer onder ons. Maar zowel zijn staatsmanschap als zijn moedige houding ten aanzien van mensenrechten in de laatste fase van zijn leven, én die persoonlijke herinnering, maken hem voor mij tot een van de meest onvergetelijke politici uit de Nederlandse geschiedenis.

Ook het laatste hoofdstuk van zijn leven was even bijzonder als zijn politieke loopbaan.
Zijn echtgenote Eugenie van Agt-Krekelberg, met wie hij meer dan een halve eeuw lief en leed had gedeeld, kampte al geruime tijd met ernstige gezondheidsproblemen. Toen de gezondheid van beiden onomkeerbaar was verslechterd, werd de in Nederland wettelijk geregelde euthanasieprocedure doorlopen en werden alle vereiste medische beoordelingen afgerond.

Met toestemming van een team van artsen namen Dries van Agt en zijn echtgenote op 9 februari 2024, hand in hand en op hetzelfde moment, afscheid van het leven via euthanasie. Deze uiterst zeldzame wijze van afscheid nemen kreeg niet alleen in Nederland, maar ook internationaal veel aandacht.

RUUD LUBBERS

Een van de staatslieden die een blijvende stempel op de Nederlandse geschiedenis heeft gedrukt, is zonder twijfel Ruud Lubbers. Met een premierschap van bijna twaalf jaar gaf hij richting aan de economische vernieuwing van Nederland. Lubbers genoot niet alleen in eigen land veel aanzien, maar ook binnen de Europese politiek. Dat hij later werd benoemd tot Hoge Commissaris voor de Vluchtelingen van de Verenigde Naties (UNHCR) onderstreepte zijn internationale gezag. In mijn archief bevinden zich nog altijd waardevolle herinneringen aan de gesprekken die ik met hem voerde en aan de bijeenkomsten die wij samen bijwoonden.

HANS WIEGEL

Voormalig VVD-leider en vicepremier Hans Wiegel overleden: 'Een groot staatsman' | Nieuws | AD.nl

Een andere onvergetelijke naam is Hans Wiegel, een van de grootste boegbeelden van het liberalisme in Nederland. Dankzij zijn indrukwekkende retoriek, zijn gevoel voor humor en zijn sterke band met de bevolking groeide hij niet alleen uit tot een icoon van de VVD, maar van de Nederlandse politiek als geheel. Zowel in de oppositie als in regeringsverantwoordelijkheid wist Wiegel jarenlang een grote invloed uit te oefenen op het politieke debat.

ED NIJPELS

Ed Nijpels over de eerste klimaattop ter wereld in 1989: 'We waren heel dichtbij een oplossing' | NPO Radio 1

Ook Ed Nijpels behoort tot de prominente liberale politici van Nederland. Met zijn ministerschappen en vooral zijn inzet op het gebied van milieubeleid heeft hij jarenlang een belangrijke rol gespeeld in het Nederlandse openbare bestuur. Zijn bestuurlijke ervaring en zijn vermogen om bruggen te slaan maakten hem in verschillende perioden tot een gewaardeerd bestuurder.

MARK RUTTE

NAVO-baas Mark Rutte roemt de militaire kracht van Turkije - Business AM

Een van de meest invloedrijke politici van de afgelopen decennia is zonder twijfel Mark Rutte. Met een premierschap van bijna veertien jaar groeide hij uit tot de langstzittende minister-president in de Nederlandse geschiedenis. Dankzij zijn vaardigheid in het leiden van coalitieregeringen en zijn prominente rol binnen de Europese politiek verwierf hij niet alleen in Nederland, maar ook internationaal groot aanzien.

In mijn journalistieke archief bevinden zich interviews, gesprekken en gezamenlijke foto’s met vrijwel al deze politieke leiders. Gedurende al die jaren heb ik hen niet alleen van een afstand gevolgd. Ik heb met hen aan tafel gezeten, verkiezingsavonden meegemaakt en zowel hun successen als hun moeilijke momenten van dichtbij beleefd. Daarom vind ik het, wanneer ik terugblik op ruim een halve eeuw Nederlandse politiek, vanzelfsprekend om niet alleen de politieke partijen, maar ook de staatslieden die hun tijd hebben bepaald, een plaats in dat verhaal te geven.

************************

Beste lezers,

In dit eerste deel heb ik stilgestaan bij het fusieproces van de twee historische linkse partijen in Nederland. Morgen richten we onze aandacht op het indrukwekkende succesverhaal van de politici van Turkse afkomst die gedurende een halve eeuw binnen deze partijen hun sporen hebben nagelaten.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir