Geri
19 Eylül 2026 2026

İZMİT’TEN NEW YORK’UN DEV EKRANLARINA UZANAN DİJİTAL SANAT YOLCULUĞU. İREM ŞAHİNBAŞ ASTRONOT VE ARKEOLOG OLAMADI, İKİ ÇOCUKLUK HAYALİNİ SANATINDA BULUŞTURDU.

*Kurumsal hayatın kalıplarından uzaklaşarak kendi yaratım dünyasını kuran İrem Şahinbaş, “Dimension” adlı eseriyle New York’un kalbi Times Square’de yeniden sanatseverlerin karşısına çıktı.

*Şahinbaş’ın New York yolculuğu bir gecelik gösteriden ibaret değil. “Spacetime” ile 2024’te başlayan serüven, “Special” ile 2025’te, “Dimension” ile 2026’da devam etti.

*Çocukken astronot ya da arkeolog olmayı düşleyen sanatçı, uzayın sonsuzluğunu antik medeniyetlerin izleriyle dijital çalışmalarında bir araya getirdi.

*Grafik tasarımcılıktan müzik gruplarına, festivallerden belediye projelerine uzanan meslek hayatı, O’nu sonunda “Geçmiş gelecekle buluşuyor” dediği özgün sanat çizgisine taşıdı.

*NFT piyasası, 2021’de milyonlarca dolarlık satışlarla dünyayı sarsmış, ardından sert biçimde gerilemişti. İrem Şahinbaş ise piyasanın iniş çıkışlarına rağmen üretmeyi sürdürdü.

*“Dimension”ın Times Square’de gösterilmesi, İzmit’ten başlayan ve yıllar boyunca sabırla sürdürülen bir sanat yolculuğunun yeni halkası oldu.

(Haberin Hollandacası, Türkçe haberin hemen altında.
De Nederlandse versie van het artikel staat direct onder de Turkse tekst.)


İlhan KARAÇAY yazdı:

Değerli Okurlarım,

İzmit’te bilgisayar ekranı başında kurulan bir hayalin, New York’un dünyaca ünlü Times Square meydanındaki dev ekranlara ulaşması, üzerinde durulması gereken bir başarıdır. Dijital sanatçı İrem Şahinbaş’ın “Dimension”, yani “Boyut” adını verdiği eseri, NFT.NYC 2026 Community Artist Showcase kapsamında seçildi ve 1 Eylül’de Times Square’deki “The Beast” adlı dev ekranda gösterildi.
Eser, 2 ve 3 Eylül tarihlerinde de The Edison’daki Chandelier Room’da sergilendi.

İlk bakışta haber, “Bir Türk sanatçının eseri Times Square’de gösterildi” cümlesiyle özetlenebilir. Fakat İrem Şahinbaş’ın geçmişine doğru gidildiğinde, bunun bir gecelik parıltı olmadığı görülüyor. Karşımıza, çocukluk hayallerini mesleğine taşıyan, kurumsal hayatın sınırlarından çıkarak kendi dilini kuran ve dijital sanat piyasasının büyük iniş çıkışlarına rağmen üretmeyi sürdüren bir sanatçı çıkıyor.

Grafik tasarımcı ve dijital sanatçı İrem Şahinbaş, çalışmalarında “İrem S.” adını kullanıyor.

KURUMSAL HAYATTA ARADIĞINI BULAMADI

İrem Şahinbaş, 2010 yılından itibaren grafik tasarım alanında çalışmaya başladı. Ulusal basında, şirketlerde ve ajanslarda görev aldı. Tasarım dünyasının teknik yönünü, müşteri taleplerini, teslim tarihlerini ve kurumsal disiplinini bu yıllarda öğrendi. Fakat başkalarının belirlediği sınırlar içinde çalışmak, O’nun aradığı özgür yaratım alanını sağlamadı.

Şahinbaş, 5 Nisan 2022’de kendi kaleminden yayınladığı “NFT yolculuğum” başlıklı yazısında, kurumsal çalışmalarda kendisini rahat hissetmediğini ve bu nedenle serbest çalışmaya yöneldiğini anlatıyor. Müzik grupları ve festivaller için hazırladığı tasarımlar, meslek hayatında yeni bir kapı açtı. Albüm kapakları, görsel kimlikler, konser ve festival çalışmaları, O’na yalnızca bir siparişi yerine getirmenin ötesinde kendi görsel dünyasını kurma imkânı verdi.

Portföyünde zamanla İzmit Oyuncak Müzesi, İzmit’in İzleri Anı Evi, Zübeyde Hanım Konağı Kadın ve Yaşam Merkezi, İzmit Belediyesi Uluslararası Pişmaniye Festivali ve Nebil Özgentürk belgesel galası gibi yerel kültür projeleri de yer aldı. Ayrıca uydu ve uzay teknolojileri alanında faaliyet gösteren Plan-S için hazırladığı çalışma, çocukluğundan beri ilgi duyduğu uzay temasının meslek hayatındaki başka bir karşılığı oldu.

ÇOCUKLUĞUNDA İKİ AYRI HAYALİ VARDI

İrem Şahinbaş’ın sanatını anlamak için çocukluğuna bakmak gerekiyor. O’nun iki büyük hayali vardı: Astronot olmak ve arkeolog olmak. Bir tarafta yıldızlar, gezegenler, kara delikler, nebulalar ve henüz çözülememiş kozmik sırlar bulunuyordu. Diğer tarafta ise insanlığın ilk şehirleri, antik yapıların mimarisi, eski medeniyetlerin sanatı ve binlerce yıl öncesinden bugüne kalan düşünceler vardı.

Bu iki meslek ilk bakışta birbirinden çok uzak görünür. Astronot geleceğe ve bilinmeyene doğru yol alır; arkeolog ise toprağın altında geçmişi arar. İrem Şahinbaş, gerçekleştiremediği bu iki çocukluk hayalini tek bir sanat alanında birleştirdi. Dijital manipülasyon tekniği sayesinde antik dünyayı uzaya, geçmişi geleceğe, insanı da evrenin sonsuzluğu içine yerleştirmeye başladı.

Sanatçının “The Past Meets the Future”, yani “Geçmiş gelecekle buluşuyor” sözü, yalnızca dikkat çekici bir slogan değil, eserlerinin ortak yönünü açıklayan kısa bir tanımdır. Şahinbaş’ın çalışmalarında antik bir figürün yanında başka gezegenler, insan bedeninin çevresinde kozmik geçitler ya da geçmişten geleceğe açılan kapılar görülebiliyor.

İrem Şahinbaş’ın uzay, insan ve antik medeniyetler arasında bağ kuran dijital çalışmalarından biri.

DİJİTAL MANİPÜLASYONDAN NFT DÜNYASINA

İrem Şahinbaş, NFT dünyasına adım atmadan önce yaklaşık beş-altı yıl boyunca dijital manipülasyon çalışmaları yaptığını anlatıyor. Yani O’nun sanatı, NFT sözcüğü moda olduktan sonra ortaya çıkmadı. Önce eserlerini ve dilini oluşturdu, ardından bunları daha geniş bir kitleye ulaştırmanın yollarını ararken NFT teknolojisiyle tanıştı.

Dijital manipülasyon, farklı fotoğraf, çizim, doku ve ışık öğelerinin bilgisayar ortamında bir araya getirilmesiyle yeni bir görüntü oluşturulmasıdır. Fakat teknik imkân tek başına sanat eseri yaratmaya yetmez. Sanatçının seçtiği öğeler, kurduğu atmosfer ve anlatmak istediği düşünce, çalışmaya kimlik kazandırır. Şahinbaş’ın kimliği de uzay, zaman, eski medeniyetler ve insanın varoluşu çevresinde şekillendi.

Bu dönemde “Spacetime”, “Gathering”, “Ad Infinitum” ve “Future Utopia” gibi çalışmalar hazırladı. “Ad Infinitum” adlı eserinin satıldığı, sanatçının açık portföyünde de yer alıyor. Şahinbaş ayrıca “Xibalba” adını verdiği koleksiyonuyla, Maya medeniyetinden esinlenen ayrı bir sanat evreni kurdu.

XIBALBA ADINI VERDİĞİ SANAT EVRENİ

“Xibalba”, Maya inanç dünyasında ölüm ve yeraltı âlemiyle ilişkilendirilen bir kavramdır. İrem Şahinbaş ise bu kavramı kendi hayal dünyasında yıldızlar, ruh, enerji, ölüm ve yeniden doğuş düşünceleriyle birleştiriyor. Burada önemli olan, Maya mitolojisinin akademik bir açıklamasını yapmak değil; sanatçının eski bir kavramdan yola çıkarak nasıl yeni bir görsel dünya kurduğunu görmek.

Şahinbaş’ın eserlerinde ölüm, mutlak bir son olarak değil, başka bir varoluşa ya da yeni bir enerjiye geçiş olarak karşımıza çıkıyor. İnsan bedeni ile evren, geçmiş ile gelecek, karanlık ile ışık birbirinin karşıtı olmaktan çıkıyor ve aynı kompozisyonun parçalarına dönüşüyor.

Darren Aronofsky’nin yönettiği “The Fountain” filmi ve Clint Mansell’in bu film için bestelediği müzikler de sanatçının esin kaynakları arasında. Filmde aşk, ölüm, ölümsüzlük ve zaman farklı dönemlerde iç içe geçer. Bu temaların İrem Şahinbaş’ın çalışmalarındaki kozmik ve düşünsel atmosferle buluşması şaşırtıcı değildir.

Sanatçının uzay, zaman, geçiş ve yeniden doğuş düşüncelerini buluşturan çalışmalarından biri.

NFT NEDİR, BİR DİJİTAL ESER NASIL SAHİPLENİLİR

Burada, özellikle teknoloji dünyasını yakından takip etmeyen okurlarım için NFT’nin ne olduğunu da açıklamak gerekiyor. NFT, İngilizce “Non-Fungible Token” sözlerinin kısaltmasıdır. Türkçede kabaca “benzersiz dijital varlık” ya da “değiştirilemez dijital sertifika” olarak anlatılabilir. Bir fotoğraf, video, animasyon veya dijital sanat eserine ilişkin sahiplik kaydı, blok zinciri denilen dijital kayıt sistemi üzerinde oluşturulur.

İnternette görülen bir görüntünün kopyalanabilmesi, NFT’nin anlamsız olduğu şeklinde yorumlanabiliyor. Oysa burada satılan şey yalnızca görüntünün kopyası değildir; belirli bir dijital kaydın sahipliğidir. Bunu, herkesin fotoğrafını görebildiği ünlü bir tablonun orijinalinin yalnızca bir kişiye ait olmasına benzetmek mümkündür. Elbette NFT satın almak, eserin telif ve çoğaltma haklarının kendiliğinden alıcıya geçtiği anlamına gelmez. Bu haklar, satış şartlarına bağlıdır.

69 MİLYON DOLARLIK SATIŞ DÜNYAYI ŞAŞIRTTI

NFT sanatının dünya çapında tanınmasındaki büyük dönüm noktası 2021 yılında yaşandı. Beeple adıyla tanınan Amerikalı dijital sanatçı Mike Winkelmann’ın “Everydays: The First 5000 Days” adlı eseri, Christie’s müzayede evinde 69 milyon 346 bin 250 dolara satıldı. Beş bin ayrı günlük çalışmadan oluşan dev dijital kolaj, büyük bir müzayede evinin satışa sunduğu ilk tamamen dijital NFT eseri olarak sanat tarihine geçti. Bu satışın ardından NFT piyasası adeta patladı. Sanatçılar, koleksiyoncular, teknoloji şirketleri ve kısa sürede para kazanmak isteyen yatırımcılar aynı alana yöneldi. Milyonlarca dolarlık satışlar yapıldı, fakat büyük ilgi beraberinde aşırı fiyatları, spekülasyonu, dolandırıcılık iddialarını ve telif tartışmalarını da getirdi.

Beeple’ın 5 bin dijital çalışmadan oluşan “Everydays: The First 5000 Days” adlı eseri 2021’de Christie’s’de 69 milyon 346 bin 250 dolara satıldı.

PİYASA GERİLEDİ, DİJİTAL SANAT ORTADAN KAYBOLMADI

NFT piyasasının ilk yıllardaki baş döndürücü yükselişi uzun sürmedi. Kripto para değerlerindeki düşüş, spekülatif alımların azalması ve yatırımcıların daha temkinli davranmasıyla işlem hacimleri sert biçimde geriledi. DappRadar’ın 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin değerlendirmesinde, NFT işlem hacminin bir önceki döneme göre yüzde 45 düşerek 867 milyon dolara indiği, buna karşılık satış adedinin yüzde 78 artarak 14,9 milyona ulaştığı belirtildi. Bu tablo, daha düşük fiyatlarla daha fazla eserin el değiştirdiğini gösteriyordu.

Piyasanın gerilemesi, dijital sanatın sona erdiği anlamına gelmedi. Tam tersine, yalnızca hızlı kazanç peşinde koşanlarla kalıcı bir sanat dili kurmaya çalışanlar arasındaki fark daha görünür hâle geldi. İrem Şahinbaş’ın hikâyesi de bu noktada önem kazanıyor. O, NFT piyasası zirvedeyken ortaya çıkıp ilgi azaldığında kaybolan bir isim olmadı; üretimini sürdürdü, yerel projeler hazırladı, kişisel sergi açtı ve eserlerini üç yıl üst üste New York’a taşıdı.

NEW YORK YOLCULUĞU 2024’TE BAŞLADI

İrem Şahinbaş’ın NFT.NYC serüveni 2024 yılında “Spacetime” adlı eseriyle başladı. Çalışması, Hudson Yards’taki North Javits binasında düzenlenen Rooftop Artists Village Gallery bölümünde sergilendi. Aynı yıl sanatçının “Multiverse: Reborn” ve “Bond and Balance” adlı çalışmaları da NFT.NYC bağlantılı kartpostal seçkisinde yer aldı.

NFT.NYC, dijital sanatçılar, koleksiyoncular, teknoloji girişimcileri ve blok zinciri dünyasının temsilcilerini New York’ta bir araya getiren uluslararası bir etkinliktir. Organizasyonun konferans tarafı kadar, dünyanın farklı ülkelerinden sanatçıların eserlerini görünür kılan Community Artist Showcase bölümü de önem taşır.

2024’te New York’a açılan kapı, 2025 yılında daha genişledi. Şahinbaş’ın “Special” adlı eseri NFT.NYC Community Artist Showcase için seçildi ve Times Square’deki ekranlarda gösterildi. “Dive” adlı çalışması New York Marriott Marquis Oteli’ndeki galeride yer aldı. “Is This the End?” adlı eseri ise etkinliğin özel NFT bilet tasarımlarında kullanıldı.

İrem Şahinbaş’ın dijital çalışması, New York’un simgesi Times Square’deki ekranlardan birinde.

ÜÇÜNCÜ YILDA GELEN DIMENSION

2026 yılında seçilen “Dimension”, bu üç yıllık yolculuğun yeni halkası oldu. Eserin adı Türkçede “Boyut” anlamına geliyor. Şahinbaş, izleyiciyi tek bir dünya ya da tek bir zaman anlayışına hapsetmeyen; başka boyutların, geçişlerin ve bilinmeyen alanların mümkün olabileceğini düşündüren bir görüntü kuruyor.

Eser, 1 Eylül akşamı Times Square’deki “The Beast” adlı dev ekranda gösterildi. Ardından 2 ve 3 Eylül tarihlerinde The Edison’daki Chandelier Room’da sanatseverlerle buluştu. Times Square’deki gösterim, birkaç dakikalık veya belirli bir program dilimine bağlı bir ekran yayını olsa da dünyanın en görünür meydanlarından birinde yer almak, bir sanatçının eserini uluslararası izleyiciye ulaştırması bakımından güçlü bir simgesel değer taşıyor.

ESERLERİ NEW YORK’A ULAŞTI, KENDİSİ GİDEMEDİ

İrem Şahinbaş’ın üç yıl üst üste New York’taki önemli etkinliklerde yer alması elbette büyük bir başarıdır. Ancak bu başarının buruk bir tarafı da bulunuyor. Şahinbaş, eserlerinin Amerika’da gösterilmesine rağmen vize ve maddi imkân sorunları nedeniyle etkinliklere bizzat katılamadığını anlatıyor.

Sanatçının en büyük arzusu, yalnızca eserlerinin değil, kendisinin de dünyanın farklı ülkelerindeki sanat ortamlarına ulaşabilmesi. Dijital dünyanın sınırları ortadan kaldırdığı söylenirken, sanatçının önünde vize ve ekonomik engellerin bulunması, üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir çelişki oluşturuyor.

“Dimension”ın da yer aldığı 2026 gösterimi, Times Square’deki “The Beast” ekranında gerçekleştirildi.

İZMİT’TEKİ SERGİ, NEW YORK’TAKİ EKRAN

İrem Şahinbaş’ın yalnızca internet ortamında var olan bir NFT sanatçısı olmadığını da belirtmek gerekiyor. İzmit’te düzenlenen Kapanca Sokak Festivali kapsamında “Uzay, Zaman, Mekânlar” başlıklı kişisel sergisi sanatseverlerle buluştu. Bu sergi, O’nun dijital çalışmalarını yaşadığı kentte fiziksel bir sergi alanına taşıması bakımından önemliydi.

Sanatçının portföyünde yerel kültür projeleriyle uluslararası dijital sanat etkinliklerinin yan yana bulunması dikkat çekiyor. Bir tarafta İzmit’in hafızasını yaşatan müze, anı evi ve festival tasarımları, diğer tarafta New York’taki dev ekranlar var. Aradaki bağ ise aynı: Görsel anlatım yoluyla bir hikâye kurmak.

Müzik dünyası da bu yolculuğun önemli parçalarından biri. Şahinbaş, çeşitli gruplar için video ve görsel çalışmalar hazırladı; şarkı kapaklarına ve elektronik müzik projelerine görsel kimlik kazandırdı. Vincent Baykal Ada’nın “Ve Çok Karanlık” adlı çalışmasının kapak tasarımında da O’nun imzası bulunuyor. Mass Cust adlı elektronik müzik projesinin güncel grafik tasarımları, kapakları, logosu ve dijital kimliği de Şahinbaş tarafından hazırlandı.

SANAT, O’NUN İÇİN BİR İYİLEŞME ALANI

İrem Şahinbaş, sanatını yalnızca meslek veya satışa sunulan bir ürün olarak görmüyor. 2022’deki yazısında, dijital çalışmaların kendisini ifade edebildiği bir alan açtığını anlatıyor. Sanat, O’nun için kurumsal hayatın baskısından uzaklaştığı, hayal gücünü özgür bıraktığı ve iç dünyasını onardığı bir süreç.

Fizikçi Richard Muller’in uzay ile zamanın birbirine bağlı olduğu ve yeni bir alan yaratıldığında yeni bir zamanın da ortaya çıktığı düşüncesi, Şahinbaş’ın yaklaşımında özel bir yer tutuyor. O da tasarımlarında kendi uzayını ve kendi zamanını kurmaya çalışıyor. Ancak eserlerinin belirli bir hikâyeyi resmetmediğini, asıl kaynağın hayal gücü olduğunu özellikle vurguluyor.

Şahinbaş, şimdi “Tree of Life”, yani “Hayat Ağacı” adını verdiği yeni eseri üzerinde çalışıyor. Darren Aronofsky’nin “The Fountain” filminden esinlenen bu çalışma, sanatçının ölüm, yeniden doğuş, zaman ve sonsuzluk üzerine kurduğu sanat dünyasının yeni halkasını oluşturacak.

ÇOCUKLUK HAYALLERİNDEN VAZGEÇMEYENLERİN HİKÂYESİ

İrem Şahinbaş belki astronot olmadı, belki bir arkeolojik kazıda geçmişin izlerini aramadı. Fakat iki hayalinden de vazgeçmedi. Arkeolojiyi dijital sanatın içine taşıdı, uzayın bilinmezliğini eserlerine yerleştirdi. Geçmiş ile geleceği, ölüm ile yeniden doğuşu, insan ile evreni aynı görüntüde buluşturdu.

Bugün “Dimension”ın Times Square’de gösterilmesi, yalnızca parlak ekranların yarattığı birkaç dakikalık heyecan değildir. Bu, 2010’da grafik tasarımcı olarak başlayan, müzik grupları ve festivallerle gelişen, dijital manipülasyonla özgünleşen ve NFT dünyasında uluslararası görünürlük kazanan uzun bir emeğin sonucudur.

İzmit’te başlayan bu hikâyenin New York’a ulaşması elbette değerlidir. Fakat daha değerli olan, İrem Şahinbaş’ın başkalarının çizdiği kalıplara sığmak yerine kendi boyutunu yaratmış olmasıdır.

İşte “Dimension”ın asıl anlamı da belki burada saklıdır.

********************************

           NEDERLANDSE VERSIE

VAN İZMİT NAAR DE GIGANTISCHE SCHERMEN VAN NEW YORK: EEN DIGITALE KUNSTREIS.

İREM ŞAHİNBAŞ WERD GEEN ASTRONAUT OF ARCHEOLOOG, MAAR VERENIGDE HAAR TWEE KINDERDROMEN IN HAAR KUNST.

*İrem Şahinbaş nam afstand van de vaste kaders van het bedrijfsleven en bouwde haar eigen creatieve wereld op. Met haar werk ‘Dimension’ verscheen zij opnieuw voor het kunstpubliek op Times Square, in het hart van New York.

*De reis van Şahinbaş naar New York bleef niet beperkt tot één avond. Het avontuur begon in 2024 met ‘Spacetime’, werd in 2025 voortgezet met ‘Special’ en kreeg in 2026 een vervolg met ‘Dimension’.

*Als kind droomde de kunstenares ervan astronaut of archeoloog te worden. In haar digitale werken bracht zij de oneindigheid van de ruimte samen met de sporen van oude beschavingen.

*Haar loopbaan voerde van grafisch ontwerp voor muziekgroepen en festivals tot projecten van de gemeente. Uiteindelijk bracht die weg haar naar de eigenzinnige artistieke stijl die zij omschrijft als ‘Het verleden ontmoet de toekomst’.

*De NFT-markt schudde de wereld in 2021 wakker met verkopen van miljoenen dollars, maar zakte daarna hard in. İrem Şahinbaş bleef ondanks de schommelingen van de markt nieuwe werken maken.

*Dat ‘Dimension’ op Times Square werd vertoond, vormde een nieuwe schakel in een artistieke reis die in İzmit begon en jarenlang met geduld werd voortgezet.


Geschreven door İlhan KARAÇAY:

Beste lezers,

Een droom die in İzmit achter een computerscherm ontstond en uiteindelijk de gigantische schermen op het wereldberoemde Times Square in New York bereikte, is een prestatie die aandacht verdient. Het werk ‘Dimension’, oftewel ‘Dimensie’, van digitale kunstenares İrem Şahinbaş werd geselecteerd voor de NFT.NYC 2026 Community Artist Showcase en op 1 september vertoond op het grote scherm dat ‘The Beast’ heet. Het werk was op 2 en 3 september ook te zien in de Chandelier Room van The Edison.

Op het eerste gezicht kan het nieuws worden samengevat in één zin: ‘Het werk van een Turkse kunstenares is op Times Square vertoond.’ Wie verder terugkijkt in het leven van İrem Şahinbaş, ziet echter dat dit geen eenmalige schittering was. We ontmoeten een kunstenares die haar jeugddromen meenam in haar beroep, de grenzen van het bedrijfsleven achter zich liet, een eigen beeldtaal ontwikkelde en ondanks de grote schommelingen op de digitale kunstmarkt bleef creëren.

Grafisch ontwerper en digitale kunstenares
İrem Şahinbaş gebruikt voor haar werk de naam ‘İrem S.’

ZIJ VOND NIET WAT ZIJ ZOCHT IN HET BEDRIJFSLEVEN

İrem Şahinbaş begon in 2010 in de grafische vormgeving. Zij werkte voor landelijke media, bedrijven en bureaus. In die jaren leerde zij de technische kant van de ontwerpwereld kennen, evenals de wensen van opdrachtgevers, deadlines en de discipline van het bedrijfsleven. Werken binnen grenzen die door anderen waren bepaald, bood haar echter niet de vrije creatieve ruimte waarnaar zij zocht.

In haar op 5 april 2022 gepubliceerde artikel ‘Mijn NFT-reis’ schreef Şahinbaş dat zij zich binnen bedrijfsorganisaties niet op haar gemak voelde en daarom als zelfstandig ontwerper verderging. De ontwerpen die zij voor muziekgroepen en festivals maakte, openden een nieuwe deur in haar loopbaan. Albumhoezen, visuele identiteiten en werk voor concerten en festivals boden haar de mogelijkheid om verder te gaan dan het uitvoeren van een opdracht en een eigen visuele wereld op te bouwen.

Later kwamen in haar portfolio ook lokale cultuurprojecten terecht, waaronder het Speelgoedmuseum van İzmit, het herinneringshuis İzmit’in İzleri, het Zübeyde Hanım Konağı Centrum voor Vrouwen en Leven, het Internationale Pişmaniye Festival van de gemeente İzmit en de première van een documentaire van Nebil Özgentürk. Ook het werk dat zij maakte voor Plan-S, een onderneming op het gebied van satelliet- en ruimtetechnologie, werd een professionele weerspiegeling van haar belangstelling voor de ruimte sinds haar jeugd.

IN HAAR JEUGD HAD ZIJ TWEE VERSCHILLENDE DROMEN

Om de kunst van İrem Şahinbaş te begrijpen, moeten we naar haar jeugd kijken. Zij had twee grote dromen: astronaut worden en archeoloog worden. Aan de ene kant waren er de sterren, planeten, zwarte gaten, nevels en nog altijd onopgeloste kosmische raadsels. Aan de andere kant waren er de eerste steden van de mensheid, de architectuur van antieke bouwwerken, de kunst van oude beschavingen en gedachten die duizenden jaren later nog steeds voortleven.

Op het eerste gezicht lijken deze twee beroepen ver van elkaar af te staan. De astronaut reist naar de toekomst en het onbekende, terwijl de archeoloog onder de grond naar het verleden zoekt. İrem Şahinbaş verenigde de twee jeugddromen die zij niet als beroep kon verwezenlijken in één kunstvorm. Met digitale manipulatie begon zij de antieke wereld in de ruimte te plaatsen, het verleden met de toekomst te verbinden en de mens op te nemen in de oneindigheid van het heelal.

De woorden ‘The Past Meets the Future’, oftewel ‘Het verleden ontmoet de toekomst’, zijn niet alleen een opvallende leus, maar ook een korte omschrijving van wat haar werken met elkaar verbindt. In de kunst van Şahinbaş verschijnen antieke figuren naast andere planeten, kosmische doorgangen rond het menselijk lichaam en poorten die van het verleden naar de toekomst lijken te leiden.

Een van de digitale werken waarin İrem Şahinbaş ruimte, mens en oude beschavingen met elkaar verbindt.

VAN DIGITALE MANIPULATIE NAAR DE WERELD VAN NFT’S

Voordat İrem Şahinbaş de NFT-wereld betrad, maakte zij naar eigen zeggen ongeveer vijf tot zes jaar digitale manipulaties. Haar kunst ontstond dus niet pas nadat het begrip NFT in de mode kwam. Eerst ontwikkelde zij haar werken en haar eigen beeldtaal. Daarna maakte zij kennis met NFT-technologie, toen zij naar manieren zocht om een breder publiek te bereiken.

Bij digitale manipulatie worden verschillende foto’s, tekeningen, texturen en lichtelementen op de computer samengebracht tot een nieuw beeld. Techniek alleen is echter niet voldoende om een kunstwerk te maken. De gekozen elementen, de opgebouwde sfeer en de gedachte die de kunstenaar wil overbrengen, geven het werk een eigen identiteit. De identiteit van Şahinbaş kreeg vorm rond ruimte, tijd, oude beschavingen en het menselijk bestaan.

In deze periode maakte zij werken als ‘Spacetime’, ‘Gathering’, ‘Ad Infinitum’ en ‘Future Utopia’. Uit haar openbare portfolio blijkt ook dat ‘Ad Infinitum’ is verkocht. Met de collectie die zij ‘Xibalba’ noemde, schiep Şahinbaş bovendien een afzonderlijk kunstuniversum, geïnspireerd door de Mayabeschaving.

HET KUNSTUNIVERSUM DAT ZIJ XIBALBA NOEMDE

‘Xibalba’ is een begrip uit de geloofswereld van de Maya’s dat wordt verbonden met de dood en de onderwereld. İrem Şahinbaş combineert dit begrip in haar eigen verbeelding met sterren, de ziel, energie, dood en wedergeboorte. Het gaat hier niet om een academische uitleg van de Mayamythologie, maar om de wijze waarop de kunstenares vanuit een oud begrip een nieuwe visuele wereld opbouwt.

In de werken van Şahinbaş verschijnt de dood niet als een absoluut einde, maar als een overgang naar een andere vorm van bestaan of een nieuwe energie. Het menselijk lichaam en het heelal, verleden en toekomst, duisternis en licht zijn geen tegenpolen meer, maar worden onderdelen van dezelfde compositie.

Ook de film ‘The Fountain’ van Darren Aronofsky en de muziek die Clint Mansell ervoor componeerde, behoren tot haar inspiratiebronnen. In de film lopen liefde, dood, onsterfelijkheid en tijd in verschillende perioden door elkaar. Het is dan ook niet verwonderlijk dat deze thema’s aansluiten bij de kosmische en beschouwende sfeer in het werk van İrem Şahinbaş.

Een van de werken waarin de kunstenares ruimte, tijd, overgang en wedergeboorte samenbrengt.

WAT IS EEN NFT EN HOE KAN MEN EEN DIGITAAL WERK BEZITTEN

Vooral voor mijn lezers die de technologische ontwikkelingen niet van nabij volgen, is het nuttig uit te leggen wat een NFT is. NFT is de afkorting van de Engelse woorden ‘Non-Fungible Token’. In het Nederlands kan het grofweg worden omschreven als een ‘uniek digitaal bezit’ of een ‘niet-inwisselbaar digitaal certificaat’. Het eigendomsbewijs dat bij een foto, video, animatie of digitaal kunstwerk hoort, wordt vastgelegd in een digitaal registratiesysteem dat blockchain heet.

Dat een afbeelding op internet kan worden gekopieerd, wordt soms aangevoerd als bewijs dat een NFT geen betekenis heeft. Wat wordt verkocht, is echter niet alleen een kopie van de afbeelding, maar het eigendom van een bepaalde digitale registratie. Het is te vergelijken met een beroemd schilderij waarvan iedereen een foto kan bekijken, terwijl het origineel slechts één eigenaar heeft. Wie een NFT koopt, verkrijgt overigens niet automatisch het auteursrecht of het recht om het werk te verveelvoudigen. Dat hangt af van de verkoopvoorwaarden.

DE VERKOOP VAN 69 MILJOEN DOLLAR VERBAASDE DE WERELD

Het grote keerpunt in de wereldwijde bekendheid van NFT-kunst kwam in 2021. ‘Everydays: The First 5000 Days’ van de Amerikaanse digitale kunstenaar Mike Winkelmann, bekend als Beeple, werd bij veilinghuis Christie’s verkocht voor 69.346.250 dollar. De enorme digitale collage, samengesteld uit vijfduizend afzonderlijke dagelijkse werken, ging de kunstgeschiedenis in als het eerste volledig digitale NFT-kunstwerk dat door een groot veilinghuis te koop werd aangeboden. Na deze verkoop explodeerde de NFT-markt. Kunstenaars, verzamelaars, technologiebedrijven en beleggers die in korte tijd geld wilden verdienen, stortten zich op hetzelfde terrein. Er werden werken voor miljoenen dollars verkocht, maar de enorme belangstelling bracht ook buitensporige prijzen, speculatie, beschuldigingen van fraude en discussies over auteursrechten met zich mee.

Beeples ‘Everydays: The First 5000 Days’, samengesteld uit vijfduizend digitale werken, werd in 2021 bij Christie’s voor 69.346.250 dollar verkocht.

DE MARKT ZAKTE IN, MAAR DIGITALE KUNST VERDWEEN NIET

De duizelingwekkende groei van de NFT-markt in de eerste jaren duurde niet lang. Door dalende cryptokoersen, minder speculatieve aankopen en voorzichtigere beleggers liepen de handelsvolumes sterk terug. Volgens de analyse van DappRadar over het tweede kwartaal van 2025 daalde het handelsvolume van NFT’s ten opzichte van het voorgaande kwartaal met 45 procent tot 867 miljoen dollar, terwijl het aantal verkopen met 78 procent steeg tot 14,9 miljoen. Dit betekende dat meer werken tegen lagere prijzen van eigenaar wisselden.

De terugval van de markt betekende niet het einde van digitale kunst. Integendeel, het verschil tussen mensen die alleen snel geld wilden verdienen en kunstenaars die een blijvende beeldtaal probeerden op te bouwen, werd juist zichtbaarder. Ook daarom is het verhaal van İrem Şahinbaş belangrijk. Zij verscheen niet pas toen de NFT-markt op zijn hoogtepunt stond om weer te verdwijnen toen de belangstelling afnam. Zij bleef creëren, werkte aan lokale projecten, opende een solotentoonstelling en bracht haar kunst drie jaar achter elkaar naar New York.

DE REIS NAAR NEW YORK BEGON IN 2024

Het NFT.NYC-avontuur van İrem Şahinbaş begon in 2024 met haar werk ‘Spacetime’. Het werd tentoongesteld in de Rooftop Artists Village Gallery in het North Javits-gebouw bij Hudson Yards. In hetzelfde jaar maakten ‘Multiverse: Reborn’ en ‘Bond and Balance’ deel uit van een aan NFT.NYC verbonden selectie van kunstkaarten.

NFT.NYC is een internationaal evenement dat digitale kunstenaars, verzamelaars, technologieondernemers en vertegenwoordigers van de blockchainwereld in New York bijeenbrengt. Naast het conferentiegedeelte is ook de Community Artist Showcase belangrijk, omdat die werken van kunstenaars uit verschillende landen zichtbaar maakt.

De deur die in 2024 naar New York openging, werd in 2025 verder geopend. ‘Special’ van Şahinbaş werd geselecteerd voor de NFT.NYC Community Artist Showcase en op de schermen van Times Square vertoond. ‘Dive’ kreeg een plaats in de galerie van het New York Marriott Marquis Hotel. ‘Is This the End?’ werd gebruikt voor de speciale NFT-toegangskaarten van het evenement.

Het digitale werk van İrem Şahinbaş op een van de schermen van Times Square, het symbool van New York.

IN HET DERDE JAAR KWAM DIMENSION

Het in 2026 geselecteerde ‘Dimension’ vormde de volgende schakel in deze driejarige reis. De titel betekent in het Nederlands ‘Dimensie’. Şahinbaş creëert een beeld dat de toeschouwer niet opsluit in één wereld of één begrip van tijd, maar laat nadenken over de mogelijkheid van andere dimensies, doorgangen en onbekende gebieden.

Het werk werd op de avond van 1 september vertoond op het grote scherm ‘The Beast’ op Times Square. Vervolgens konden kunstliefhebbers het op 2 en 3 september bekijken in de Chandelier Room van The Edison. Hoewel de vertoning op Times Square slechts enkele minuten of een bepaald onderdeel van het programma besloeg, heeft een plaats op een van de zichtbaarste pleinen ter wereld een sterke symbolische waarde voor een kunstenaar die haar werk bij een internationaal publiek wil brengen.

HAAR WERKEN BEREIKTEN NEW YORK, ZELF KON ZIJ ER NIET HEEN

Dat İrem Şahinbaş drie jaar achter elkaar op belangrijke evenementen in New York vertegenwoordigd was, is zonder twijfel een grote prestatie. Toch heeft dit succes ook een bittere kant. Şahinbaş vertelt dat zij de evenementen niet persoonlijk kon bijwonen wegens visumproblemen en beperkte financiële mogelijkheden, hoewel haar werken in Amerika werden vertoond.

De grootste wens van de kunstenares is dat niet alleen haar werken, maar ook zijzelf de kunstwereld in verschillende landen kan bereiken. Terwijl wordt gezegd dat de digitale wereld grenzen wegneemt, vormen visa en economische belemmeringen voor de kunstenares nog altijd een afzonderlijke tegenstelling die tot nadenken stemt.

De presentatie van 2026, met onder meer ‘Dimension’, vond plaats op het scherm
‘The Beast’ op Times Square.

DE TENTOONSTELLING IN İZMİT, HET SCHERM IN NEW YORK

Ook moet worden benadrukt dat İrem Şahinbaş niet uitsluitend een NFT-kunstenares is die alleen op internet bestaat. Tijdens het Kapanca Straatfestival in İzmit werd haar solotentoonstelling ‘Ruimte, Tijd, Plaatsen’ aan het publiek gepresenteerd. Deze tentoonstelling was belangrijk omdat zij haar digitale werk in haar eigen stad naar een fysieke expositieruimte bracht.

Opvallend is dat lokale cultuurprojecten en internationale digitale kunstevenementen naast elkaar in haar portfolio staan. Aan de ene kant zijn er museum-, herinneringshuis- en festivalontwerpen die de herinnering aan İzmit levend houden, aan de andere kant de gigantische schermen in New York. De verbinding is steeds dezelfde: via beeld een verhaal vertellen.

Ook de muziekwereld vormt een belangrijk onderdeel van deze reis. Şahinbaş maakte video’s en beeldmateriaal voor verschillende groepen en ontwierp visuele identiteiten voor songcovers en elektronische muziekprojecten. Ook de hoes van ‘Ve Çok Karanlık’ van Vincent Baykal Ada draagt haar handtekening. De huidige grafische vormgeving, hoezen, het logo en de digitale identiteit van het elektronische muziekproject Mass Cust zijn eveneens door Şahinbaş gemaakt.

KUNST IS VOOR HAAR EEN PLEK VAN HERSTEL

İrem Şahinbaş ziet haar kunst niet alleen als een beroep of een product dat te koop wordt aangeboden. In haar artikel uit 2022 vertelt zij dat digitale kunst haar een ruimte gaf waarin zij zichzelf kon uitdrukken. Kunst is voor haar een proces waarin zij afstand neemt van de druk van het bedrijfsleven, haar verbeelding vrijlaat en haar innerlijke wereld herstelt.

De gedachte van natuurkundige Richard Muller dat ruimte en tijd met elkaar verbonden zijn en dat met het ontstaan van een nieuwe ruimte ook een nieuwe tijd ontstaat, neemt in de benadering van Şahinbaş een bijzondere plaats in. Ook zij probeert in haar ontwerpen haar eigen ruimte en haar eigen tijd te scheppen. Zij benadrukt echter dat haar werken geen vastomlijnd verhaal uitbeelden en dat de verbeelding de werkelijke bron is.

Şahinbaş werkt nu aan een nieuw kunstwerk dat zij ‘Tree of Life’, oftewel ‘Levensboom’, heeft genoemd. Dit werk, geïnspireerd door Darren Aronofsky’s film ‘The Fountain’, wordt de volgende schakel in haar artistieke wereld rond dood, wedergeboorte, tijd en oneindigheid.

HET VERHAAL VAN MENSEN DIE HUN KINDERDROMEN NIET OPGEVEN

İrem Şahinbaş werd misschien geen astronaut en zocht misschien niet tijdens een archeologische opgraving naar sporen uit het verleden. Toch gaf zij geen van beide dromen op. Zij bracht archeologie in haar digitale kunst en gaf het onbekende van de ruimte een plaats in haar werken. Zij verenigde verleden en toekomst, dood en wedergeboorte, mens en heelal in hetzelfde beeld.

Dat ‘Dimension’ nu op Times Square is vertoond, is niet slechts de opwinding van enkele minuten op schitterende schermen. Het is het resultaat van een lange inspanning die in 2010 begon met haar werk als grafisch ontwerper, zich ontwikkelde via muziekgroepen en festivals, een eigen karakter kreeg door digitale manipulatie en internationale zichtbaarheid verwierf in de NFT-wereld.

Dat dit verhaal vanuit İzmit New York heeft bereikt, is natuurlijk waardevol. Nog waardevoller is echter dat İrem Şahinbaş haar eigen dimensie heeft geschapen in plaats van zich te voegen naar de kaders die anderen hadden getrokken.

Misschien ligt juist daarin de werkelijke betekenis van ‘Dimension’.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir