Hollanda’daki cenaze töreninde Zülfü Lüvaneli’nin
‘Saat 4 Yoksun’ adlı şarkısı ile gömüldü.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\Carina ve Sivas.jpg

İlhan KARAÇAY Yazdı:

Türk Cumhuriyet tarihine bir utanç tablosu olarak giren Sivas’taki ‘Madımak Katliamı’,
23 yaşında genç bir Hollandalı kızın yaşamına da nokta koymuştu.
Geçtiğimiz 2 temmuz günü, yazar ve sanatçılardan oluşan 33 kişinin ( 2 otel görevlisi ve 2 de gösterici olmak üzere toplam sayı 37 ) yakılarak öldürülmesinin üzerinden 27 yıl geçti.

Çeşitli kalemler Madımak Katliamı öncesinde ve sonrasında nelerin yaşandığını yazdılar.
Ben de size bu kalemlerden bir toparlama yapacağım.
Yazımın başlığına, ‘Hollandalı genç bir kızın hazin hikâyesi’ ibaresini koymamın nedeni,
dökümanter filmde de göreceğiniz gibi, sırf insan sevgisi taşıdığı için, bir başka ülkeye gidip, zorluklar içinde ideallerini gerçekleştirmeyi isteyen bir günahsız kızın, siyasetle hiç ilişiği olmadığı halde, boş yere hayatını kaybetmiş olmasındandır.

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

Dört gün sürecek şenliklerde söyleşiler düzenleyecek, kitaplarını imzalatacak ve şarkılar söyleyecek olan grup sadece ilk gün etkinliklerini gerçekleştirebildi. Şenliğin ikinci günü olan ve Cuma gününe denk gelen 2 Temmuz’da namaz çıkışı toplanan bir grup etkinliğin yapıldığı alana yürümeye başladı.

“Sivas laiklere mezar olacak” sloganlarıyla yapılan yürüyüş sırasında ‘Halk Ozanları’ heykeli yıkıldı ve yerde sürüklendi. Sayıları giderek artan gruba herhangi bir müdahale olmazken akşam saatlerine doğru kalabalık 15 bin kişiyi buldu. Binlerce kişi otelin önünde sloganlar eşliğinde binayı taşladı ve camlar kırıldı. Birkaç saat içinde otel önündeki araçlar ateşe verildi ve son olarak otelden de alevler yükselmeye başladı.

Elim olayın hemen ardından 35 kişi gözaltına alınmış, sonrasında gözaltı sayısı 190’a kadar çıkmıştı ancak 66 kişi serbest bırakıldı ve geri kalanlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak” suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 yıl boyunca yargılandı. “Sivas davası” olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15’er yıl, 3 sanık 10’ar yıl, 54 sanık 3’er yıl, 6 sanık 2’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37’si ise beraat etti.

Takip eden yıllarda Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998’de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. Usul eksiklikleri giderildikten sonra 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002’de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum oldu.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\534x338_cmsv2_f103b1a6-a386-5e2e-b3d9-72c54b43798d-3196820.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download (1).jpg

Sivas katliamının ardından Madımak Oteli’nin alt katına bir kebapçı açılması tepkilere neden oldu ve bu tepkiler nedeniyle 2010 yılında kebapçı kapatılarak otel kamulaştırıldı. 2011 yılında ise bina ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ haline getirildi.

CARİNA’NIN HAZİN HİKÂYESİ

37 kişiye mezar olacak Madımak Katliamı’nda yanan Hollandalı genç kız Carina Cuanna Thedora Thuys, bu ölüm yolculuğuna, Leiden şehrindeki bir Türk seyahat bürosundan uçak bileti alarak başlamıştı. Seyahat bürosunun sahibi Suat Sönmez bakınız neler anlattı:
‘Arkadaşım Hasan ile seyahatçılığa yeni başlamıştım. Haziran ayı başında Carina isimli kız bize başvurarak, Amsterdam-Ankara uçağı için gidiş geliş rezervasyon yaptırdı. İstanbul’a pek çok turist giderdi ama Ankara’ya giden fazla olmazdı. Neden Ankara’ya gitmek istediğini sorduğum zaman, bir araştırma için önce Ankara’ya, oradan de doğu illerine gideceğini belirtmişti.
Carina Ankara’ya uçtuktan birkaç hafta sonra, sanırım 4 veya 5 temmuz günleri büromuza polis geldi ve Carina’nın uçak biletini bizden alıp almadığını sordu. Carina’nın burada ve Türkiye’de kimlerle ilişkisi olduğunu da soran polise bildiklerimizi anlattık. O zaman da Carina’nın Sivas’ta yananlar arasında olduğunu öğrendik. Tanışıklığımız sırasında sempatimizi kazanan Carina’nın ölüm haberi bizi şoke etti tabii.’’

Carina Leiden Üniversitesi’nde okuyordu. Daha önce de erkek arkadaşıyla bir Ankara ziyareti olmuştu.
Carina’nın geride bıraktığı günlüğünde çok bilgi vardı.
Meslektaşlarım Mahmut Hamsici, Yusuf Özkan, Sinan Onuş, bu günlüğe ulaşmışlar ve şunları yazmışlar.

Hollanda’daki Leiden Üniversite’sinde Kültür Antrolopoloji okuyan iki arkadaş 1992 yılı yazında ayrı ayrı Türkiye’de uzun tatillere çıktılar.
Carina Cuanna Thedora Thuys Karadeniz bölgesi ve Nemrut dağını, Maryze Schoneveld Van Der Linde ise Akdeniz bölgesini ve sonra Nemrut dağını ziyaret etti.
Seyahatler, iki arkadaşta da Türkiye ve kültürüne dair merak duygusunu artırdı.
Carina ve Maryze bu merakla bitirme tezleri için Türkiye’yle ilgili çalışmaya karar verdi.

Türk kadınlarıyla ilgili araştırma

Tez, ‘Türk kadınının aile içi rolü ve çevre ile ilişkilerini’ ele alacaktı. Buna göre Carina asıl olarak Türkiye’de alan araştırması yapacak, Maryze ise Hollanda’daki Türkiye kökenliler arasında çalışacaktı. İki arkadaş çalışmalarına yardım istemek için Sosyal Hizmetler Dairesi’ne başvurdu. Bu sayede Daire’nin Yabancılar Şubesi’nde çalışan Türk asıllı Rahmi Sivri’yle tanıştılar. Sivri, gençlere birçok konuda bilgi verdi ve Carina’nın kendi memleketi olan Çorum’da çalışma yapması için ayarlamalar yaptı.
Sonunda planlama yapıldı: Carina, 1993 yazında Çorum’da köylerde saha çalışması yapacaktı.
Ancak öncesinde yaklaşık iki ay Ankara’da kalmak ve Hollanda’da öğrenmeye başladığı Türkçesini geliştirmek istiyordu.

Gitme vakti yaklaşırken Rahmi Sivri Carina’ya, Türkiye’de kalacak yeri olup olmadığını sordu.
‘Hayır’ cevabı aldığında kendisine daha önce Hollanda’da yaşayan anne ve babasının evinde kalabileceğini söyledi. Carina bu teklife çok sevindi ve hemen kabul etti.
Türkiye’yi birlikte gezdiği erkek arkadaşı Michiel ise tedirgindi, Carina’nın gitmesini istemedi. Ancak Carina, 22 Haziran’da gitti.
O gün itibariyle günlüğüne Türkiye’yle ilgili notlarını almaya başlamıştı.

Gecekondu mahallesine ilk adım

Uçaktan inip kalmak için gittiği gecekondu mahallesiyle ilgili ilk gözlemleri şöyle kağıda döküyordu Carina: “Ankara çok kalabalık ama oldukça da şirin bir kent. Birbirine yapışık düzende inşa edilmiş apartman blokları gördüm. İçimden de, benim de böyle bir yere götürülmemem için dua ediyordum. Ama maalesef bu duam kabul olmadı çünkü biz de bunlardan birine girdik. İçerisi oldukça şirindi. Manzara da güzeldi ve yüksek apartman blokları arasında düşündüğümün aksine bol mesafe bırakılmıştı.”

Carina’nın notları şöyle devam ediyordu: “Hem yemek, hem de Sultan Hanım’ın bol sohbeti aynı anda hazırdı. Çok hoş vakit geçiriyordum ve kendimi iyi ve neşeli hissediyordum. Bu ortama çabuk alışmıştım. Üniversiteden ‘Asistan’ beni aramış. Ben de hemen Michiel’i (erkek arkadaşı) arayarak kendisine ‘benim çok rahat bir şekilde buraya gelerek yerleştiğimi’ haber vermesini istedim. Burada epey bir lüks yaşam tarzı sürmekteydiler. Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve duş vardı. Buna karşın ne yazık ki, benim kaldığım odada bir dolap veya bir etajer bile yoktu.”

Günlüklerine bakılırsa, Carina ilk günlerinde, bir yandan Türkiye’deki hayata uyum sorunları yaşıyor, bazı şeyler hoşuna gitmiyor, bir yandan da kendisine gösterilen sıcaklıktan ve içine düştüğü yaşama dair sürekli yeni bir şeyler öğrenmekten mutlu oluyordu.

Ankara Öveçler’de kaldığı evde kendisine yoğun ilgi vardı. Ev sakinleri kadar akrabalar ve komşular da ilgi gösteriyordu… Öyle ki, günlüklerinde bu ilgiden hoşnut olduğunu ama yalnız kalmaya da ihtiyaç duyduğunu yazıyordu.

Alevi kültürüyle tanışma

Carina, Sivri ailesinin gençlerinden Yasemin ve Asuman’la tanıştı. Asuman lise öğrencisi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde semah öğretmeniydi. Yasemin ise Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisiydi. Bu arada Carina, Alevi kültürüyle tanışma fırsatı buldu.
26 Haziran’da günlüğüne şu satırlar dökülüyordu:
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği! Bu kişi, 16. yüzyılda yaşamış önemli bir Alevi şahsiyeti imiş. Burada, gençler Asuman öncülüğünde çok hoş halk dansları (semah) gösterisi yapıyorlardı. Yeğenler beni, Türkçe öğrenen ve Alevi kültürünü araştıran bir Hollandalı olarak tanıttılar. Alevilik çok önemliymiş.
Bana burada Aleviler ile Sünniler arasındaki farkları anlattılar. Buradaki herkes, benim Alevi Kültürüne duyduğum ilgiden dolayı çok memnun olmuş görünüyordu (Neyse ki Hollanda lisanındaki ‘tesadüfen’ kelimesinin Türkçe’sini bilmiyorum, yoksa tüm karizmam silinecekti).”

Sivas’a gitmek için ısrar etti

Carina bir kaç gün sonra, Yasemin ve Asuman’ın Sivas’ta düzenlenecek şenliklere katılacaklarını öğrendi. Kendisi de katılmak istedi. Asuman ve Yasemin’in annesi Yeter Sivri’nin anlattıklarına göre Yasemin başlarda bu fikre sıcak yaklaşmadı. Yasemin’in programı yoğun olacaktı ve ona zaman ayıramayacağını düşünmüştü.

Yeter Sivri, Carina’nın gitme isteğini şöyle anlatıyor:
“Yasemin ‘orada su bulamayacağız, belki lavabo bulamayacağız, ekmek bulamayacağız, sen bunlara dayanamazın Carina, sen gitme’ dedi. Olsun ‘ben aç da susuz da kalırım ama geleyim’ demiş. Hatta ‘orada yeriz, aç kalmayız’ diyerek yola çıkarken yanına bir poşet kraker bisküvi almıştı.”

Sivas’a giden ‘neşe dolu’ otobüs

Günlüklerinde Sivas’a gelişi ve bu kentteki ilk gözlemleriyle ilgili şu notları düşüyordu Carina: “Evvelki gün, (bekle bekle durdan sonra), bir otobüs dolusu Alevi gencin arasında, Pir Sultan Kültür Festivali için Sivas’a hareket ettik. Otobüsün içi çok neşeliydi; müzik, yemek, neşeli gençlik… Devamlı türkü söyleniyordu ve inanılmaz ama aktörlük yapılıp dans bile ediyordu. Sabah saat 8.00 civarında Sivas’a geldik.
Türkçe söylenen şeylerin manasız kalan ve anlamadığım tarafların hengamesinde dinlemeye, yemek yemeye ve hemen ardından tiyatroya gitmeyi başardık.”

‘Kendime turist süsü verdim’

2 Temmuz’daki notlarında günün nasıl geçtiğini ve neler yaptıklarını şöyle kaleme dökmüştü:

“Kahvaltı ettikten sonra tek başıma gezintiye çıktım. Kendime turist süsü vermiştim (fotoğraf makinesi, seyahat kitapları) ve tarihi yapıları seyrettim (12 ve 13. yüzyıl Selçuklu yapıları). Daha sonra oturup değişik insanlarla sohbet ettim. Hoşnut ama yine de bir tedirginlikle karikatür sanatçısı ile sohbete daldım. Kendisi benim çok şirin bir portremi çizdi.”

Carina 2 Temmuz’daki notlarına Madımak Oteli’nde, dışarıda gösteriler devam ederken başlamıştı.

“Yine her bir şeylere şahit oldum. Şu anda ‘kapatılmış’ bir vaziyette bir otelde oturmaktayız, zira dışarıdaki kökten dinci Müslümanlar dolaşıp duruyorlar” sözleriyle başladığı cümlelerinden sonra, “Bunun ile ilgili daha sonra yazacağım” diyerek yukarıda alıntılanan Sivas günlerini anlatmaya koyulmuştu.

‘Ben bütün bunlardan ne anlarım ki?’

Ancak zaman ilerledikçe dışarıdaki eylemler bir saldırıya dönüşüyordu. Carina yeniden ilk cümlelerine döndü ve dışarıdaki gösterilerle ilgili artan kaygısını döktü günlüğüne.
“Fakat şimdi işler ters gitmeye başlıyor” diye başladığı cümlesine şöyle devam edecekti: “Biz uzun bir zamandır otelde oturuyoruz. Dışarıda devasa ve kökten dinci grup (aşırı sağcı) bağırıp naralar atıyor. Bu binada solcu düşünür ve yazar Aziz Nesin’i saklıyorlarmış. Kendisi ‘Şeytan Ayetlerini’ yayınlamak düşüncesindeymiş.
Bunların hepsi nahoş şeyler.
Kendimi çok zor ve sıkıntılı bir durumda hissediyorum, zira biraz sonra burada neler olacak, tahmin bile edemiyorum. Sonunda bu şehrin bir Türk kökten dinciler topluluğunun bulunduğu bir yer olduğunu öğrendim. Bir sürü sloganlar atılıyordu ve bağrışmalar vardı. Bununla birlikte bir sürü de polis vardı.”

Bunları takiben olanı biteni anlayamadığı son cümleleri geldi Carina’nın:
“Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki?…
Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum…….”

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\140702102935_sivas_512x288_bbc_nocredit.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\10128_madimakta-ne-oldu_0.jpg

Bu cümlelerden kısa süre sonra Carina, göstericilerin ateşe verdiği otelde 34 kişiyle beraber yaşamını yitirecekti. Carina’nın ismi, 3 Temmuz günü gazetelerde, Sivas katliamında ölenlerin arasındaki tek yabancı olarak yer alacaktı.

Rahmi Sivri, ölenler arasında kızının da bulunduğunun kesin olduğu bilgisini Carina’nın annesine haber verdiğinde anne inanamamıştı. Ona göre Carina ölmemişti ve evine dönecekti.
Ancak ölüm gerçekti: Carina’nın 1970’de Hollanda’nın Dontichem şehrinde başlayan hayatı, 1993’te Türkiye’nin Sivas kentindeki katliam sonucu sona ermişti.

Cenaze töreninde Livaneli’nin parçası

Rahmi Sivri, Ankara’dan Carina’nın eşyalarını Hollanda’ya getirirken, genç kadının cenazesi de uçakla ülkesine getirildi. Külleri, Türkiyeliler’in de katıldığı kalabalık bir cenaze töreniyle toprağa gömüldü.
Rahmi Sivri, Carina’nın cenaze töreninde şarkılar çalındığını, annesinin çaldığı ilk şarkının sa Zülfü Lüvaneli’nin ‘Saat 4 Yoksun’ olduğunu hatırlatıyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\_102285447_sivas5.jpg

Katliamda ölenler her yıl Türkiye’nin farklı yerlerinde kitlesel törenlerle anılıyor. Törenlerde 35 kişi arasında Carina Cuanna’nın fotoğrafı, arkadaşları Yasemin ve Asuman Sivri’ninkiler birlikte taşınıyor.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\images.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg
Türkiye’den kilometrelerce uzakta, Hollanda’nın Almanya sınırındaki Doetinchem kenti mezarlığındaysa Carina’nın mezarına ailesi ve birkaç arkadaşı tarafından sessizce çiçek bırakılıyor.

HİKAYESİ BEYAZPERDEYE AKTARILDI

Carina’nın hikâyesi yönetmen Ulaş Bahadır tarafından beyazperdeye aktarıldı.
Sivas katliamını Carina’nın gözünden anlatacak olay ‘Carina’nın Günlükleri’ adını taşıyor.
Bahadır, filmin senaryosunu Carina’nın günlüklerinden yola çıkarak yazmış.
Ünlü oyuncuların rol aldığı filmi, bizim sayfamızda veya yotube’de ‘Madımak, Carina’nın günlüğü’ adı altında bulabilirsiniz.

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?