Siyasi ve dini tolerans amacım gerçekleştiği için çok mutluyum

Değerli okurlarım ve sevgili dostlarım,
Dün yayınladığım, bir tarihçi bozmasının yorumu hakkındaki analizimde, bu yayını yapma konusundaki tereddütlerimi dile getirmiş ve ‘Bir gazetecinin haber yayınlamamak gibi bir lüksü olabilir mi?’ diye sormuştum.
İnanır mısınız, bu sorunun en sağlıklı cevabını bulmak için üç akil insan ile görüştüm.
Akil dostlarımdan aldığım yanıtlar olumsuzdu. Yani, ‘Yayınlarsan bu tarihçinin ekmeğine yağ sürersin ve Türk toplumunu da birbirlerine karşı harekete geçirirsin’ demişlerdi.

Geçmişte, toplumumuzu rahatsız etmemek için pek çok defa haber veya yorum yazmama lüksünü kullanmıştım. Ama bu defa öyle yapmadım. Akil dostlarıma şunu söyledim:
Bakın, bizi birbirimize düşürmek isteyenler, bu çirkin isteklerini gerçekleştirmek için hiçbir zaman durmayacaklardır. Ama bizim de artık biraz uyanmamız lazım. Ben öyle bir başlık ve öyle bir yazıya giriş yapacağım ki, okumaya başlayanlar, kendilerini kontrol altına alıp sağlıklı analizlerini yapacaklar. Buna siz de katkıda bulunursanız, belki de ilk defa amacımıza ulaşabiliriz.
Üç akil insan, benim ille de yayınlama israrım üzerine, ‘Denemekte yarar var’ dediler. Ben de bu akil dostlardan birinden, okuyucuyu daha da yumuşatmak için yarım sayfalık bir yorum istedim.
Ayrıca, sosyal medyada, tarihçi bozmasının yorumuna ilk olumlu tepkiyi gösteren dostum ile de temasa geçtim ve ‘Bu bozguncunun amacının ne olduğunu anlamadın mı? Atatürkçüler ve Atatürkçü olmayanları birbirlerine düşürmek istiyor.’ dedim.
O dost da bana, ‘Benim niyetim Atatürk aleyhtarlığını desteklemek değil ki…’ dedi ve sonra şu mesajı gönderdi:
‘Ben olayın daha çok, Türkiye’nin içişlerine müdahale etmek isteyen Batı ülkelerinin yalan yanlış haberler vermelerinden dolayı, ‘bir de bu tarihciyi okuyun’ diye yazdım. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin, halkın büyük çoğunluğu tarafından benimsendiğini yazdığı için sevinmiştim.
Türkiye’deki dini ve sosyal yaşamımızı laikliğe borçluyuz. İslam’ı ezbere değil anlayarak uygulamak lâzım. Kuran’ı okuyanlar laikliğin ne kadar kıymetli olduğunu idrak ediyor. Ülkemiz maalesef bu yanlış laiklik dayatması neticesinde, Feto gibi, Menzil gibi, Mahmutağa gibi tarikatların ortaya çıkmasına sebep oldu. Hâlbuki laiklik islamın olmazsa olmazıdır. İnsanın inancı kendisi ile Allah arasındadır. Peygamber de olsa, hiçbir aracı Allah ile kul arasına giremez.
Ayrıca, Cumhuriyetimizin kurucusu ATATÜRK’ün düşmanları ile polemiğe hiç girmeyiz. Bu bakımdan müsterih olun. Biz üç beş çapulcuya kanıp ATATÜRK için birbirimize düşmeyiz.’

Sosyal medyadaki tartışmayı ilk başlatan bu dosttan böyle bir mesaj gelmesi, gerçekleştirmek istediğim amacım için çok iyi oldu.

Akil dostum da alttakileri yazınca işim daha da kolaylaştı: ‘Nuri Kurnaz’ın girift, bir o kadar da tartışmaya açık yazısı, bizim neredeyse Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana tartışılan bir konuyu, yani sekülerleşmeyi yeniden tartışma gündemine getirdi. Yazı, Batılı oryantalistlerin tespitleriyle donatılmış. Türk kimliği, laiklik, Atatürk gibi Türk halkı için hassas olan konulara teğet geçmiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın panislamist bir politikasının olduğu iddia ediliyor. Ama yazının en absürt tarafı, Türk halkının sekülarizmi kabul etmediği savıdır. Oysa biraz tarih kitaplarını karıştıranlar bilerler ki Türkler’in islam anlayışı ve devlet yönetiminde siyasetin başı ile dini temsil eden kişiler ayrı ayrı kişilerdir. Devleti yöneten sürekli dini otoriteden izin akmak durumundadır. Yaptığı ve yapacağı işleri onaylatır. Selçuklu, Gazneliler, Babürler ve nihayetinde Osmanlılar’da Hakan’ın yani devlet başkanın din işlerine müdahale etmediğini bilirsiniz. Dolayısıyla sekülarizmin özü olan ana fikir, yani din ve devlet işlerinin aynı kişide olmaması, bir Türk devlet yönetim şeklidir. Türklerde teokratik devlet anlayışı ve geleceği yoktur.’

‘Yorumumu, yukarıdaki ifadeler ile zenginleştirirsem, yurttaşlarımız da birbirlerine karşı daha sakin ve düzeyli davranırlar’ diye düşünürken, iki gün sonra aynı gazetede bir Hollandalı okurun bu konuyla ilgili mektubu yayınlandı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\AGUSTOS BULTENINE GIRECEKLER\IMG_1011.jpg
BİR HOLLANDALI BİZİM SORUNUMUZU BİZDEN İYİ BİLİYOR…
Volkskrant gazetesine, Ayasofya ve Atatürk konusunda bir yorum yazan Nuri Kurnaz’a Lahey’den okuyucu mektubu gönderen Ewoud Dam’ın yazısından son cümleyi dünkü yazıma koymuştum. Zira, tarihçinin daha uzun olan tercümesini yapmak ile meşguldum.
Ne var ki, Deventer eski Başkonsolosumuz sevgili Orhan Ertuğruloğlu Ewoud Dam’ın mektubunu tercüme etmiş.

İşte Ewoud Dam’ın mektubunun tercümesi:

“Nuri Kurnaz, Türkiye’nin oldum olası Laiklikle uyumlu bir evlilik yapamadığını yazmış ve Türk halkının laiklikle asla uyuşamadığını belirtmiş. Kurnaz , Türkiye’nin siyasi ve kültürel akımların çeşitliliğini değerlendirememiş. Halkın kucaklayamadığı laiklik değil, çoğunluğun, azınlığın fikrine saygı gösterme kültürünün ülkede hiçbir zaman gelişememiş olmasıdır. Türkiye zengin bir siyasal ve kültürel akım çeşitliliği vardır. (İslamcılar, Milliyetçiler, Laikler ve Komünistler) toplumda yeterli bir yüzde ile yer almaktadırlar. Cumhuriyetin kısacık tarihinde bunların toplum içindeki güç konumları, birbirleriyle olan ittifakları ve tabanları kuvvetli şekilde değişmiştir. Değişmeyen, iktidara hakim olanın iradesini güç politikasına ve şiddete başvurarak dayatması ve savunmasıdır. Laikler, iktidarda iken İslamcı duygulara pek az anlayış gösterdiler. Şimdi iktidarda olan İslamcılar, aynı uygulamayı laiklere yapıyor. Türkiye’nin, laiklik ile yapmış olduğu evliliğin olumsuz yürüdüğünü belirtmek yanlıştır. Sorun, insanların birbirlerinin siyasi haklarına saygı göstermemesidir.”
Ewout Dam Lahey (Den Haag)

Gördünüz ve okudunuz değil mi değerli okurlarım?
Belki de lalettayin bir Hollandalı bile, yazdıklarının tamamına katılmasak da, biz Türkler’in siyasi haklardaki saygısızlığımızı bizden iyi biliyor. İnanın ki, akil adamlar ile konuşurken sözünü ettiğimiz en önemli konu buydu.

BAŞARDIK
Ne mutlu ki, dünkü yayından sonra yaptığımız sosyal medya takibinde, yurttaşlarımız bu konuda hemen hemen kıllarını bile kıpırdatmamışlar. Yanibirbirlerine sataşma yoktu.
Böyle olunca da benim, akil dostlarıma, ‘Gördünüz mü, açık dille yazmak yararlı oluyormuş’ deme hakkım doğdu.

KARDEŞLİĞE ÇAĞRI
Türkiye’de pek çok düşünür, kardeşliğe çağrı yazıları ve şiirleri yazmışlardır.
Cahit Sıtkı o zamanlar bile şöyle yazmış:

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

NEŞELİ VE HUZURLU BİR PAZAR GÜNÜ GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE…

 

Sohbeti başlat
1
Yardımcı olabilir miyim?
Merhaba, yardımcı olabilir miyim?