C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran bultenine girecekler\safe_image.jpg

Öncelikle ‘paydaş’ için bir açıklama yapayım:
‘Taşınır ya da taşınmaz bir mal üzerinde pay sahibi olan kişiye paydaş adı verilir.’
Ama benim anlatmak istediğim ‘paydaş’, malımın değil, fikirlerimin ve işlerimin paydaşıdır.
Benim biyografimi yazan, bu paydaş ile pek çok konuda işbirliğimiz oldu. O beni övdü ben de O’nu. Fikirlerimiz hep örtüştüğü için O’na ‘paydaş’ demeyi uygun buldum.
Çok sevdiğim bu paydaş, 30 yıllık tanışıklığımızdan sonra beni ilk defa aleni bir şekilde eleştirdi.
Facebook’ta yapılan bu eleştiriye kısa ve nazik bir yanıt verdim ama tatmin olmadım.
Çoğunuz bu paydaşımı tanırsınız ama ben yine de isim vermeden, açık bir mektup ile savunmamı yapmayı uygun buldum.

Konu şu: Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb, geçen hafta bir Fas yayın organı ile yaptığı söyleşide, ‘Türkler, neden Faslılar’dan daha başarılılar’ şeklindeki bir soruya, hepimizi kızdıracak bir cevap verdi. ‘Aksine, Faslılar daha iyi uyum sağlıyorlar’ diyen Ebutaleb, bununla da yetinmedi, işi Ankara’ya kadar uzatarak siyasi eleştirilerde bulundu.

Ebutaleb’in toplumlar arasında ikilik yaratacak nitelikteki bu açıklamaları üzerine ben de ‘BEDEVİ’YE SERZENİŞ’ başlıklı bir yorum yazdım.
(Bu yorumu yazımın sonunda tekrarlayacağım)

Yorumumun yayınlanmasından sonra pek çok yorum daha yazıldı ve tepkiler ortaya konuldu.
Gazeteci arkadaşım Bülent Moran, ‘Yok mu bu Ebutaleb ile görüşebilecek bir Türk gazeteci’ gibisinden bir laf etmişti. Kaldı ki, Bülent kardeşimiz bir Hollanda televizyon kanalına çalışıyordu. Ebutaleb ile kendisi de görüşebilirdi ama topu bizlere attı. Hoş, ben de, ‘Benim aktif gazetecilik günlerim geride kaldı, diğer meslektaşlarım düşünsün’ diyerek, topu diğer meslektaşlarıma bıraktım.

Ebutaleb ile görüşme fikrini Rotterdam’da yayın yapan Life24 TV’si gerçekleştirdi.
Bülent Moran bu yayından sonra Facebook’a şunları yazdı:
‘Arkadaşlar verdiğim tavsiyeyi ciddiye almışlar ve Rotterdam Belediye Başkanı ile mülakat yapmışlar. Ama tam bir ava giden avlanır durumu olmuş. Ebutaleb, Fas Yayın Kurumu’na verdiği cevapları, kelimeleri değiştirerek, Türkçe yayın yapan kuruma da vermiş. Yani neymiş, aramak birinci adım, hazırlanmak ikinci adımmış. Hollandaca bilenler bilmeyenlere anlatsınlar!’

Bülent Moran şunu demek istemiş: ‘Türk gazeteciler benim çağrıma kulak vermişler ve iyi bir girişim yapmışlar ama, iyi hazırlık yapamadıkları için Ebutaleb’in tuzağına düşmüşler.’
Bülent Moran’ın facebook’taki bu sözleri üzerine, Life24 TV’sine çalışan paydaşım savunmaya geçmiş. Bunun üzerine de tanıdığımız pek çok isim derin bir tartışmaya girmişler.

Tatışmaya girenlerden biri de İbrahim Görmez oldu. İbrahim de söyleşinin seyrini beğenmediğini ifade ettikten sonra, ‘KARAÇAAAAAAAY neredesin’ diye bir laf etmişti.
Ben de bu laf üzerine, ‘Kardeşler, merak etmeyin, yorumumda sorduklarım Ebutaleb’in eline geçti. Ama cevap veremiyor. Veremez de…’ diye yazdım.

Ertesi sabah uyandığım zaman Life24 TV çalışanı paydaşımın, Facebook’taki o ifademe karşı ‘İlhan Karaçay usta, racon kes şimdi. Fena bir şey mi yaptık meslek adına…
Yaptığımız gazetecilik mi, değil mi, gerisi angarya…’
diye bir şeyler yazdığını görünce şaşırdım. Ben de kendisine şöyle yazdım:
‘Hayırdır………..,? Ne raconu? Tabii ki iyi bir iş yaptınız. Gazeteciliğinizi ben mi eleştirdim? Ben, bana seslenen birinin çağrısı üzerine, ‘Merek etmeyin, yorumum Ebutaleb’e ulaştı ama cevap veremedi’ diye yazdım. Sen tepkini bana değil, eleştirenlere gönder.’
diye yazdım.

Şimdi gelelim çam devirmesine.
‘Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır’ sözünü çoğunuz bilirsiniz.
Yani, her insanın kendine özgü bir çalışma yolu, yöntemi, iş yapma biçimi vardır.
Life24 TV çalışanlarının yoğurt yiyiş biçimlerine hiçbir eleştirim olamaz.
Benim yoğurt yiyiş biçimimi bilen bilir…
Ama birkaç örnek vermem gerekecek.

Örnek 1. Hollanda’da yapılacak olan genel seçimlerde, aday listelerine adlarını koydukları iki Türk’ü, ‘Ermeni soykırımını tanınıyorlar’ gerekçesi ile adaylıktan atan İşçi Partisi lideri Wouter Bos ile görüşmeye gitmiştim. Bos’un yanında, şimdilerde Avrupa Birliği’nde yüksek bir pozisyonda olan Timmerman da vardı.
İki Türk adayı neden listeden attıklarını sorduğum Bos eften püften cevaplar verirken, beraberimde götürdüğüm gazete kupürlerini önüne sererek, ‘Bak, bu kupür Amerikalı
McCarty’nin, soykırım olmadığına dair yazılarıdır
. Bak, bu da 1920 yılında yayınlanan Algemeen Handelsblad gazetesinde yayınlanan bir yazı. Bu yazıda soykırım olmadığı, tarafların karşılıklı savaştıkları dile getiriliyor.’ dedim.
Dedim ama, kendi yoğurt yiyiş biçimiyle dedim. Yani yüzlerine karşı bağırarak.

Örnek 2. Hollanda’da Rita Verdonk adlı bayan, Yabancılar ve Entegrasyon Bakanlığı’nı yürütüyor. Yabancılar için söylediği laflar ve uygulamaya koymak istediği yöntemler hiç hoşumuza gitmiyor. Biz de kendisini sürekli eleştiriyoruz. Kızgınlığımız o kadar ileri gitmişti ki, kendisine ‘Vicdansız Sabuha’ lakabını yakıştırdım.
‘Vicdansız Sabuha yukarı, Vicdansız Sabuha aşağı’ sürekli eleştiriyorduk.
Ben de DÜNYA Gazetesi’nde yayınlanan yorumlarımı Hollandaca olarak da koyuyordum.
Gazeteler tabii ki tüm parlamenterlere ve medyaya gidiyordu.
Allah rahmet eylesin, İOT Başkanlığını yapmakta olan dostum Sabri Kenan Bağcı, Bakan Verdonk ile yaptığı görüşmeyi anlatırken şunları söyledi: Bakan ile çeşitli sorunları görüşürken, masasında duran bir yığın DÜNYA Gazetesi’ne gözüm takıldı. Gazeteye baktığımı görünce, ‘Tanıyor musun Karaçay’ı’ diye sordu. Ben de ‘Of, hem de nasıl’ diye cevap verdim. ‘Ne yapalım’ diye soran Verdonk’a, ‘Bir yemek daveti yapın’ dedim.
‘Davet edin ve konuşun Karaçay ile’ diye devam ettim.

Verdonk davet etmişti ama ben yemeğe değil çaya gelirim demiştim.
İşte, benim yoğurt yiyiş biçimlerinden biri de böyledir.

Örnek 3. Verdonk’tan sonra, yeni kurulan hükümete İşçi Partyili bir bayan Bakan olarak atanmıştı. Çok sevinmiştik. Ama ne görelim, Verdonk’un yerine gelen Ella Vogelaar hepimizi hayal kırıklığınauğratmıştı. Lahey’de bir basın toplantısı düzenlemişti Vogelaar. Toplantı bir salondaydı. Biz koltuklardaydık, Bakan da sahnede. Sorular ve cevaplar arasında ben de ayağa kalktım ve Türkler’in entegrasyonda zorlandıklarını söyleyen Bakan’a, ‘Nasıl oluyor yani, şimdi Bulgarlar daha mı iyi entegre oluyorlar?’ diye sordum. Aldığım yanıt beni öylesine kızdırmıştı ki, Bakan’ın yüzüne ve bağırarak, ‘Verdonk’tan sonra sizin gelişinize çok sevinmiştik. Ama bizi hayal kırıklığına uğrattınız. Bana göre siz Verdonk’un klonlaşmış halisiniz.’ dedim. Ortalık buz gibi oldu. O toplantıya beni de davet eden sekreteri ile göz göze geldiğim zaman dudaklarını ısırıyordu. Ama ben yine de korkmadım. Zira, fikir özgürlüğüne saygı duyulan Hollanda’da polis tarafından tutuklanmayı hiç beklemedim.
(Ella Vogelaar, geçirdiği bir deprasyondan sonra geçen yıl intihar etti)

Örnek4. Ülkenin en büyük ve bozguncu gazetesi De Telegraaf, sürekli Türkiye ve Türkler aleyhinde yayın yapıyor. Ben de DÜNYA Gazetesi’nde Hollandaca olarak bu gazeteye karşı savaşıyordum. Bir ara, günlük yazarlarından biri ile günlerce çatışmış, diğer yazarları da sıra ile eleştirmiştim. Gazetenin Turizm Eki’ni hazırlayan büro şefi iyi tanıdığımdı. Bir gün telefon etti ve ‘Genel Yayın Müdürümüz seni öğle yemeğine davet ediyor’ dedi.
Kabul ettim ve De Telegraaf binasına gittim.
Yayın Müdürünün, tanıdığım arkadaşa ‘Ne istiyor bu Karaçay bizden? Sen iyi tanıyormuşsun. Davet et de kendisiyle bir görüşelim’ demiş olduğunu öğrendim.
Müdür aynı soruyu bana da sorunca şöyle cevap verdim: ‘Ben sizden bir şey istemiyorum. Siz bizden, yani Türkiye ve Türkler’den ne istiyorsunuz? Sürekli aleyhimize yayın yapıyorsunuz ve turizmimizi de baltalıyorsunuz. Kaldı ki, onlarca Türk tur operatörü gazetenize milyonlarca euroluk ilanlar veriyorlar.’
Müdür şaşırdı tabii. Etrafındakilere şöyle seslendi: ‘Hemen harekete geçin. Türk tur operatörleri ile bir yemekte buluşmamızı sağlayın.’
Müdür bunla da kalmadı, turizm sayfasını yapan arkadaşıma, ‘Karaçay ile büyükçe yayınlanacak bir röportaj yapın’ talimatını verdi.
Ben de, ‘Hayır hayır, benimle değili büyükelçimiz ile röportaj yapın’ dedim. Akabinde büyükelçimiz ile röportaj yapıldı ve Hollanda’da hiç görülmemiş şekilde tam sayfa olarak yayınlandı.
Daha sonra da Türk tur operatörleri ile 5’erli gruplar halinde 3 yemekli toplantı yapıldı ve Türkiye lehinde yayınlar yapılmaya başlandı. Ama tabii ki bu 5-6 ay sürdü ve sonra yine aleyhte yayınlar devam etti.

İşte, benim yoğurt yiyiş biçimim budur sevgili paydaşım.
Sen zaten işin içinde yok gibisin. Bu nedenle sana direkt olarak bir sözüm olmadı ve olamaz da…
Ha, yapılan röportajdaki sorular hakkında fikrimi sorarsanız, sadece şunu söyleyebilirim:
Benim yoğurt yiyiş biçimim çok başkadır.

Her şeye rağmen, Ebutaleb ile yapılması sağlanan röportaj bir başarıdır, tebrik ederim.
Ebutaleb, stüdyoya davetinizi kabul ederse, başarınız ikiye katlanır. O zaman sorulacak sorularla izleyiciyi tatmin etmenizi dilerim.

Vakti olanlar için, Ebutaleb için yazdığım önceki yorumumu ekliyorum.
Kalın sağlıcakla…

BEDEVİ’YE SERZENİŞ !!!
Sen Turgut Torunoğulları’nı, Atilay Uslu’yu Nebahat Albayrak’ı ve bizzat ödül verdiğin Tagi kardeşleri unuttun mu bedevi ?

İlhan KARAÇAY yazdı:

‘Kim bu bedevi?’ diye soracaksınız tabii.
Hemen cevap vereyim: Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb.
Neden mi bedevi?
Çünkü kendisi Berber kökenli olup, berberice konuşuyor.
Berberler de, Müslüman Arap olan Bedeviler’in bir uzantısı olarak kabul ediliyorlar.
Eeeee, Google’de arama yaptığın zaman bedevi sözcüğünden sonra şunların yazılı olduğunu görürsünüz: Çölde, çadırda, ibtidâî şartlarda yaşayan, medenî olmayan kişi anlamına gelir.
Demek oluyor ki, Fas’tan Hollanda’ya göç etmiş olan Ahmet Ebutaleb de medeni olmayan bedevilerden biriydi.
Peki sonra medeni olabildi mi Ebutaleb?
Bu konuda fikirler değişebilir ama, bana göre Ebutaleb ilkelliğini korumuş.
Bu kanaata neden vardığımı az sonra anlamış olacaksınız.

Rotterdam’ın Belediye Başkanlığı’nı yapabilecek kadar bilgilenmiş olan Ebutaleb’in, bilgilendiği halde bedevilikten kurtulamamış olduğu aşikârdır.
Ebutaleb’in doğmuş olduğu kent Rif’te yayın yapan NadorCity adlı haber portalı, bu röportajı Fasça değil, Berberice yaptı. Tercümesi ekranlarda yazılı olarak Hollandaca yapıldı.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb foto.jpg

2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’nın, Rotterdam Başkonsolosluğumuza girişini engelleyen güçleri yönetirken, polislere ‘vur’ emri verdiği bilinen Fas asıllı Belediye Başkanı Ahmet Ebutaleb’in, Türk kuruluşlarına karşı takındığı olumsuz tavırları da biliniyor.

Söyleşi yaptığı haber portalı muhabirinin, ‘Hollanda’daki Türkler, neden Faslılar’dan daha başarılılar’ şeklindeki sorusuna, şaşırmış bir yüz ifadesi ile, ‘Hayır, aksine Faslılar Türkler’den daha uyumludurlar’ şeklinde cevap veren Ebutaleb şunları ekledi: ‘Türkler, yüzlerini ve dikkatlerini Türkiye’ye çevirmişlerdir. Onların her işi Türkiye’de halledilmektedir. Türk devletinin buradaki Türk toplumu üzerindeki etkisi bilinmektedir. Erdoğan’ın eli camilere kadar uzanmaktadır.’

Aynı durumun Faslılar için geçerli olmadığını belirten Ebutaleb şöyle devam etti: ‘ Rabat’ın eli buradaki camilere kadar uzanmıyor. Fas’ın buradaki Faslılar’a müdahalesi yoktur.
(Yazımın sonunda, Rabat’ın geçmişteki uzun elini anlatacağım) Ebutaleb devam ediyor:Burada sokakta yürüyen bir Faslı’ya, Fas’ın Başbakanının kim olduğunu sorarsanız bunun yanıtını alamazsınız. Ama bir Türk’e, ülkeyi kimlerin yönettiğini sorarsanız, isimleri tek tek alırsınız.’

Ebutaleb’in bu ifadesi, dış ülkelerde yaşayan Faslılar’ın, kendi ülkelerinin başbakanının adını bilmeyecek kadar apolitik olduklarını ve entegrasyondan ziyade asimilasyona daha yatkın olduklarının ispatı mıdır acaba?

Ebutaleb’in yukarıdaki ifadelerine ilk tepki, Belediye Meclisi’nde DENK’in Grup Başkanı olan Stephan van Baarle’den geldi. Van Baarle’ye göre, Ebutaleb’in bu söylemleri, iki grubu karşı karşıya getirir ve bir entegrasyon yarışı meydana getirir. Ebutaleb’in, Rotterdam Belediye Meclisi’nin görüşlerini anlatmadığını belirten Van Baarle, ‘Bu dil, kullanılan dil değildir. İnsanları başarılı ve başarısız diye gruplara ayırmak tehlikelidir’ dedi.
Van Baarle, Ebutaleb’in Türkler ve Faslılar vurgulaması ile ayrımcılık yaptığını belirtirken,
‘Bizim meclisimizde Türk Rotterdamlılar ve Faslı Rotterdamlılar’dan söz edilir. Ebutaleb’den, sarfettiği sözleri geri almasını talep ediyoruz.’ dedi.

Ebutaleb’in sözleri Lahey Belediyesinde de kursaklara oturdu. Lahey Belediye Meclisi’nde İslam Demokratlar’ın Grup Başkanlığını yapan Tahsin Çetinkaya, ‘Ebutaleb çok yanlış bir tablo çiziyor. Buradaki Türk organizasyonlarının çoğunun Erdoğan ile bir ilişkileri yoktur. Ebutaleb, Türk toplumuna uzatmış olduğu parmağı geri çekmelidir.’ dedi.

Ahmet Ebutaleb, Rotterdam Belediye Başkanlığını üstlendiği günden bu yana, Türk gruplarına hiç de sempati ile bakmadı. Kim bilir, bu belki de kendi ailesinin özel yaşamından kaynaklanmaktadır.
Bu kıskançlık da, Ebutaleb’i ırkçı söylemlere itmiş olabilir.

Şimdi sormak lazım: Hollanda’ya uyum sağladıktan sonra açmış olduğu işyerleri ile Hollanda’da ve Türkiye’de büyük yatırımlar yapan Turgut Torunoğulları’nı tanımış mıdır Ebutaleb.

Hollanda’da bir Türk işçi çocuğu olarak doğduktan sonra, kendisini geliştiren ve sonunda da Corendon adlı Tur Operatörlüğü ve Hava Yolu Şirketi sahibi olarak, Hollanda’nın en büyük otelini açacak kadar başarılı olan Atilay Uslu’yu da duymuş mudur Ebutaleb.

Başarılı işadamlarımızı saymakla bitiremeyiz. Hollanda’nın çok önemli kuruluşlarında, bankalarda, önemli danışmanlık firmalarında, çok önemli postlara sahip olmuş Türkler’i de duymuş mudur bedevi Ebutaleb.

Kendinden başka, bir de Arnhem şehrine Belediye Başkanı olmuş  Ahmed Marccouch’a bakarak, ‘Vay be, biz Faslılar ne kadar da önemliymişiz’ deyip, Hollanda’ya Türkler’den daha iyi uyum sağladıklarını sanan bu zavallı Ebutaleb’e söylenecek çok laf var aslında.

Bizim Nebahat Albayrak’ımız, Hollanda’da Devlet Bakanlığı’na kadar yükselmedi mi bedevi Ahmet?
Bizim çocuklarımız bugüne kadar İkinci Meclis’e 15 parlamenter, Birinci Meclis’e
10 parlamenter, İl Genel Meclisleri’ne 8 üye, Belediye Meclisleri’ne 500’e yakın üye vermedi mi bedevi Ahmet?

Hollanda’da sayıları 600 bini geçen Tükler’in 350 bini aynı zamanda Hollanda tabiyetine de geçmişlerdir Ebutaleb.
Hollanda’da senin 400 bin yurttaşın, Fas tabiyetinden çıkamadığı için, Hollanda vatandaşlığına çok zor geçebiliyorlar. Yani senin Fas Devleti’n bile uyumdan korkuyor ve uyumu da önlüyor Ebutaleb.

Faslı gençler Hollandalılar’ı o kadar rahatsız etmişlerdir ki, bir ara, sadece suç işleyen Faslı gençlere değil, ebeveynlerine de ceza verilmesi girişimleri yapılmıştır Ebutaleb.
Başta biz olmak üzere, ebeveyleri cezalandırma fikrine karşı protestolar yükseltmişizdir.

Hollanda’da daha çok ‘Türk ve Türkiye düşmanı’ olarak tanınan ırkçı siyasetçi Gerd Wilders bile, baş düşmanı olan Türkler’i değil, Faslılar’ı ağzına sakız yapmıştır Ebutaleb.
Wilders, ‘Daha az Faslı’ sloganı ile yaptığı çıkışlarda, Faslılar’ı o kadar acımasız suçlamıştı ki, bunun için mahkemelerde yargılandı ve ceza yedi Ebutaleb.

Bak Ebutaleb, bunlar gibi örnekleri saymakla bitiremem.
Çok garip değil mi? Tam da böyle bir ortam içinde kalkıyorsun ve bir bedevi haber portalına, ‘Faslılar Türkler’den daha iyi uyum sağlıyor’ diyebiliyorsun.
Vallahi de billahi de ağzımla değil, bir başka yerimle güldüm Ebutaleb.

Senin ile iki kez buluşmamız olmuştu Ahmet Ebutaleb.
Buluşmamızın ilki, sana kitabımı hediye ettiğim zaman gerçekleşmişti.
İkinci buluşmamız ise, iş hayatında çok başarılı olmuş iki Türk kardeş Abdullah ve Umut Tagi’nin bir ödül töreninde buluşmuştuk.
Bu iki Türk kardeş, Hollandalılar’ın çok beğendikleri ringa balığı salamurasını (Haring) en iyi yapan balıkçılar olarak ödüllendirilmişti. Hem de yüzlerce balıkçı arasında ikinci kez bu ödülü kazanmışlardı.
İşte, Hollanda’ya uyum sağlamış Türkler’den bu iki kardeşe ödüllerini sen vermiştin, unuttun mu bedevi?

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Tagi kardesler Baskonsolos ve Belediye Baskani ile (2).JPG

Şimdi gelelim, Faslılar’ın geçmişte yaşadıkları olaylara:

Hollanda’daki Faslılar, 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, eş ve çocukları ile birleşmeye başlamışlardı. Uzun bir süreçten sonra aileleri ile kucaklaşan Faslılar’ın, Hollanda’ya adaptasyonunu önlemek amacıyla ‘Amicalen’ adlı bir örgüt kurulmuştu. Bu örgüt, Kral Hasan’ın kontrolundaki hükümetin propagandasını yapıyor ve Hollanda’daki Faslılar’a, ‘Siz buraya sadece çalışmak için geldiniz. Ülkenize para gönderin ve burada politika ile ilgilenmeyin’ şeklinde telkinde bulunuyordu.
Bunda başarılı da oldular. Böylece Amicalen grubu gün geçtikçe büyüdü ve Faslılar’ın Hollanda’ya uyumu zorlaşmış oldu.

Amicalen grubunun Faslılar arasında dengeyi bozduğuna inanan bir başka grup, ‘Hollanda Faslı İşçiler Komitesi KMAN’ı kurdu. KMAN’ın kuruluş amacı da, Hollanda’daki Faslılar’ı kendi devletlerinin baskısından korumak ve Hollanda’daya uyumlarını sağlamaktı.
Zira, Faslılar o dönemde eşit haklardan yararlanamıyor, Toplu İş Sözleşmesi’nin dışında kalıyor ve taşeronların oyuncağı oluyorlardı.
Kötü çalışma şartları altında çok az maaş alan Faslılar’ın daha iyi konuma gelmeleri ve eşit hak kazanmaları için protesto eylemleri yapan KMAN, Faslılar’ın Hollanda’ya uyum sağlamalarını da teşvik etmekteydi.
Faslılar burada kalmak istiyorlardı. Amicaller ise, vatandaşlarının kültürlerini kaybedeceklerinden korkuyorlardı. Onlar da bu nedenle KMAN grubunu protesto ediyorlardı.
Ülkede tam anlamıyla, milliyetçilerle sosyalistler arasında bir güç mücadelesi sürüyordu.

Kısacası, Amicaller, vatandaşlarının Fas’a bağımlı kalmalarını, ülkelerine para göndermelerini, ülkelerinin politikasını desteklemelerini ve fazla şikâyetçi olmamalarını istiyor, buna karşın KMAN’cılar da, Hollanda’da eşit şartlarda kalınmasını isterlerken, ‘Fas kültürünü korumak iyi ama, entegrasyon da çok iyi’ diyorlardı.
Ülkede bu iki grubun toplantıları, protestoları, açlık grevleri bıtkınlık geirmişti.

C:\Users\ILHAN\Desktop\Haziran'a girecek haberler\Ebutaleb sacmaladi.png

Fas’ta Kral Hasan’a karşı yapılan iki başarısız darbe, iki grup arasındaki gerilimi artırmıştı.
Olaylar Faslılar’ı, ‘Ülke içinde olanlar’ ve ‘Ülke dışında olanlar’ diye ikiye ayırmıştı. Çok radikal olan öğrenciler bile, istikbali Avrupa’da aramaya başlamıştı. Bu öğrenciler, siyasi kargaşadan endişe duydukları için ülkelerini terkederek, Avrupa ülkelerine sığınmaya başladılar. Başka bir ülkede şans arayan bu gruba mensup çoğunlukla erkekler, yığınlar halinde Hollanda’ya geldiler. O zamanlar Hollanda’nın işçi gücüne ihtiyacı çoktu.

Hollanda’da Faslılar’ın sayısı artınca, ortalığa hakim olan Amicaller ve KMAN’ların etkisi de azaldı.
Zamanla bu iki gruptan ses çıkmaz oldu.

İşte, daha birkaç yıl öncesine kadar, yukarıda anlatıldığı biçimde yaşayan Faslı gençler için, ‘Hollanda’ya Türkler’den daha iyi uyum sağladılar’ zırvasını kusan Ahmet Ebutaleb şimdi ne diyecek acaba?

TÜRKLER İÇİN DANIŞMA KURULU’NDAN AÇIKLAMA

Öte yandan, Başkanlığını Zeki Baran’ın yaptığı Türkler İçin Danışma Kurulu İOT, konuyla ilgili bir basın bildirisi yayınladı. Zeki Baran imzası ile yayınlanan bildiri şöyle:

Hollanda’da yaşayan göçmen gruplar entegrasyon yarışında değildir.

Ayrımcılıkla mücadele ve ekonomik krizden göçmenlerin orantısız etkilenmemesi için önlem alma zamanı!

Rotterdam Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmed Aboutaleb’in Fas’lı bir medya kuruluşuna verdiği söyleşide, Faslılar’ın Türklerden daha iyi Hollanda’ya uyum sağladığı yönündeki sözlerini üzüntüyle karşıladık. Değişik toplumsal grupların belirsiz bir biçimde birbiriyle karşılaştırılması doğru değildir.

Rotterdam gibi farklı toplumsal grupların bir arada yaşadığı büyük bir sanayi kentinin Belediye Başkanından tüm kesimleri kapsayıcı bir yaklaşım beklenir. Hollanda’da günlük hayatın her alanında görülen ve son olarak Vergi Dairesinde zirve yapan ayrımcı anlayış ve uygulamalarla mücadele öncelikli olmalıdır. Korona önlemleri nedeniyle ekonomide beklenen ağır krizden göçmenlerin orantısız şekilde olumsuz etkilenmemesi için alınacak önlemler üzerine bir tartışma daha yerinde olacaktır.

Bu tür açıklamalar Rotterdam’ın toplumsal birliğine farklı kesimler arasındaki kardeşlilk ve dayanışma duygusuna da zarar veriyor. Korona salgını ile mücadelede nasıl Hollanda toplumunun tüm kesimleri birlikte mücadele etti ise bundan sonra da yaşadığımız zorlukları aşabilmek için, hep birlikte ele ele vererek dayanışma içinde hareket etmeliyiz.

Rotterdam gibi bir büyük şehrin Belediye Başkanından, ayrımcılıkla mücadele ve eşit vatandaşlık kavramının geliştirilmesi amaçlı girişimlere önderlik etmesini bekliyoruz.