HAKSIZLIKLARIN VE ŞANSIN ROL OYNADIĞI BİR ŞAMPİYONA

HAKSIZLIKLARIN VE ŞANSIN ROL OYNADIĞI BİR ŞAMPİYONA

UEFA’nın kıyak yaptığı İngiltere ve İtalya finale kaldı.

İngiltere, Danimarka maçını Londra’da oynamasaydı kaybederdi.

Doğrudur, İtalya ve İngiltere ilk turda hiç zorlanmadılar.
İyi de, eeey UEFA, maçlar neden hep Londra ve Roma’da oynandı?

İki yarı final ve final maçını UEFA’dan koparan İngiltereye bravo!

İlhan KARAÇAY yazdı:

Bana göre, bu güne kadar oynanmış olan Avrupa Uluslar Futbol Şampiyonaları’nın en sönüğü, şimdi finaline geldiğimiz son şampiyona oldu.
Hem organizasyon ve hem de futbol kalitesi bakımından da en zayıfı olan bu şampiyona, bazı ülkelere UEFA tarafından kıyak geçilerek yapıldı.
Daha önceleri bir veya iki ülkede odaklanmış organizasyonlar sırasında, Avrupa’nın dört bir yanından gelmiş yüzbinlerce taraftarın, şehirlerde yarattığı renklilik bu defa yoktu.
Bakü ve Sint Petersburg’a kadar uzanmış 11 kentte yapılan organizasyonlar çok renkli görünmedi.
Tabii ki korona salgınının etkisi de vardı ama, Londra’daki İngiltere-Danimarka maçında olduğu gibi, pek çok stadta korona kriterleri uygulanmadı.
Öncelikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu şampiyonada, ülkelerine iki yarı final ve final maçı ile pek çok ön eleme maçını aldıran İngiltere’ye ‘bravo’ demek lâzım. UEFA içinde bu kadar güçlü olabileceğine hiç ihtimal vermediğim İngiltere, acaba Dünya Şampiyonası’nı FİFA’ya para dağıtarak alan Katar modeliyle mi bu kadar güçlendi?
Daha önce de belirtiğimi gibi, futbol azizliklerle dolu bir spordur.
‘Futbolun cilvesi’ dediğimiz bir faktör de vardır.
Düşünebiliyor musunuz, başlangıçta favoriler arasında gösterilen Türkiye, çeşitli nedenlerle ilk turda elendi gitti. Kim bilir, tur atlasaydı belki de turnuva içinde büyür ve finale kadar gelebilirdi.
İlk turda, İtalya ve İngiltere’nin dışındaki ülkelerin tümü şans ve tesadüflerle son 16’ya kaldılar. İspanya ve Danimarka tesadüf ve şans ile yarı finale kaldılar.
Hatırlayacaksınız değil mi, birinci turdan sonra, ‘İster misiniz bu Danimarka yine final oynasın ve hatta bir daha şampiyon olsun’ demiştim.
Öyle ya, 1992’de İsveç’te yapılan Avrupa Şampiyonası’na, katılma hakkına sahip olmayacak kadar zayıf olan Danimarka, eski Yugoslavya’nın savaş nedeniyle şampiyonadan çıkarılmasından sonra, UEFA tarafından yedek listesinden şampiyonaya alınmıştı.
Benim de yerinde izlediğim o şampiyona sonunda, o zayıf Danimarka şampiyon olarak herkesi şaşırttı.
Danimarka şimdiki şampiyonada, ilk turun ilk maçında İsveç’e karşı oynarken, en iyi futbolcuları Eriksen’in geçirdiği kalp krizi nedeniyle büyük bir moral bozukluğu yaşamıştı. Buna rağmen bir galibiyet alıp 3 puan ile turu atlayan Danimarka, sonra moral buldu ve yarı finale kadar geldi. İngiltere ile oynadıkları yarı final maçında ilk golü bulan Danimarka, normal süreyi 1-1 kapattı.
Ne var ki yarım saatlik uzatmada gerek yorgunluk ve gerekse seyirci handikapı yüzünden 2-1 kaybetti.
Bu maç Londra’da değil de Kopenhag’da oynansaydı, belki de Danimarka maçı kazanırdı.
Ama UEFA’nın azizliğine kurban giden Danimarka finale kalamadı. Kim bilir, finale kalsaydı, Danimarka belki de ikinci defa şampiyon olurdu.
Maçı seyrederken, bu şampiyonanın finalinde İtalya-Danimarka yerine, İtalya-İngiltere ismininin daha iyi yakışacağını düşündüm. Torpilli de olsa, İngiltere’nin finali hak eden bir futbol ortaya koyduğunu söylemek lâzım.
Bir konuya daha değinmek istiyorum. İlk turda İskoçya ile oynayan İngiltere, düşman kardeşler de olsalar, maçın berabere bitmesini isteyen bir futbol sergiledi. Tıpkı, 1982’de İspanya’da oynanan Almanya-Avusturya maçında olduğu gibi…
O maçın şike olduğunu tüm dünya gözlemlemiş ve konuşmuştu. Ama nedense İngiltere-İskoçya maçında bu durum gözden kaçmıştı.

Şimdi sıra finalde.
İngiltere-İtalya final maçı yine Londra’da yapılacak.
Bakalım İngiltere’nin seyircisi mi, yoksa İtalya’nın güzel futbolu mu galip gelecek.
Pazar günü göreceğiz.
DİLAY BİZİ YANILTMADI VE HOLLANDA GÜZELİ SEÇİLDİ

DİLAY BİZİ YANILTMADI VE HOLLANDA GÜZELİ SEÇİLDİ

Altı ay önce, ‘Hollanda’da 2’nci Azra Akın doğuyor’ başlıklı haberimde belirttiği Dilay, Güzellik Tacı’nı tajktıktan sonra, ‘Şimdi sıra Dünya Güzeli olmakta’ dedi.

Annesi Türk babası Hollandalı olan Dilay, 16 Aralıkta Porto Riko’da yapılacak ‘Dünya Güzeli’ (Miss World) yarışmasında da favoriler arasında.

20 yaşındaki Dilay Willemstein, eğitim yıllarında arkadaşları ile uyum içinde olamadığını belirtti ve kabiliyetini ispatlamak için çok çalıştı.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

2002 Yılında Dünya Güzeli seçilen Hollanda’da doğma Türk kızı Azra Akın’dan sonra, şimdi de yine Hollanda’da doğma Dilay Willemstein adlı Türk kızı, Hollanda güzelliğini kazandı ve Dünya güzelliği için de hazırlıklara başladı.
Geçen yıl 7 Aralık günü yayınladığım, en altta göreceğiniz haberde, ‘Hollanda’da ikinci bir Azra Akın doğuyor’ başlığını kullanmış ve ilk elemelerde Dilay’ın finale kaldığını belirtmiştim. Dilay’ın, sadece Hollanda güzelliğine değil, Dünya güzelliğine de göz koyduğunu belirttiğim haberimin ilk iddiası gerçekleşti, şimdi sıra ikinci iddianın gerçekleşmesinde.
Annesi Türk babası Hollandalı olan Dilay, 16 Aralıkta Porto Riko’da yapılacak ‘Dünya Güzeli’ (Miss World) yarışmasında da favoriler arasında gösteriliyor.
Öğrencilik yıllarında gerek ilk okul ve gerekse orta okulada, arkadaşları ile uyum sağlayamadığı belirtilen Dilay, bu yarışmaya kendini ispatlamak için katıldığını belirtiyor. Eğitiminden sonra mankenliğe ve dansa başlayan Dilay’a, Dünya Güzelliği yarışmasında başarılar diliyorum.
Hollanda Güzeli seçilen Dilay Willemstein. Foto: Nilgün Canbaz

İşte 7 Aralık 2020 günü yayınladığım haber:

Hollanda’da 2’nci Azra Akın doğuyor:Dilay

Dünya Güzelik Yarışması’na katılabilmek için finalist oldu

Finali kazanırsa Porto Riko’da yapılacak olan Dünya Güzellik Yarışması’na katılacak olan Dilay en büyük favori.

C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\download.jpg
2002’de Türkiye adına Dünya Güzellüği kazanan, Hollanda doğumlu Azra Akın
C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Dilay Foto Minke Peterson.jpegDünya Güzeli olma yolunda Hollanda Güzeli seçilen Dilay Willemstein
İlhan KARAÇAY’ın haberi:
Türkiye’ye 2002 yılında Dünya Güzelliği’ni kazandıran Hollanda doğumlu ve Türk kökenli Azra Akın’dan sonra, şimdi de Dilay adlı bir Türk kökenli aynı yolda yürüyor.
Philips nedeniyle ‘Işıklar Şehri’ olarak bilinen Eindhoven kentinde doğan ve gelişen 20 yaşındaki Dilay Willemstein, bir Türk anneden doğma ve bir Hollandalı babadan olmadır.
Küçük yaşından bu yana dans eden, şarkı söyleyen ve modellik yapan Dilay, Lahey kentinin banliyösü olan Scheveningen’de yapılan ‘Hollanda Güzellik Yarışması’nda, finale kalan güzeller arasında yer aldı.
Finalde kazanma şansı en yüksek adaylardan biri olarak gözterilen Dilay, ‘Çok azimliyim. İstikrar ve pozitifliğim ile tüm kadınlara örnek olmak istiyorum’ diyor.
Mart ayında yapılacak olan finalde kazandığı takdirde, 2002 yılında aynı başarıyı gösteren Azra Akın gibi, Hollanda’yı Dünya Güzellik Yarışması’nda temsil edecek olan Dilay, Dünya Güzellik Yarışması’nda sadece güzelliğe değil, kişilik ve zekâsı ile dünyaya ne kazandıracağına da bakıldığının bilincinde olduğunu belirterek, çok iddialı olduğunu söylüyor.
Kıl payı yakaladı
Güzellik yarışması için yapılan çağrıyı Instagram’da son anda gördüğünü belirten Dilay, geç başvuru yapmış olmasına rağmen, kendisinden video görüntüleri istendiğini ve ondan sonra da yarışmaya katılımına izin verildiğini belirtiyor.
70 yıldır yapılmakta olan Dünya Güzellik Yarışması’nda, güzelliğin dışında, başka yetenek verilerine bakıldığını belirten Dilay, ‘Örneğin, sahnede mayolu görüntü yoktur. Genellikle kim olduğuna ve dünyaya ne vereceğine bakılıyor. Dünyaya örnek olacak güçlü kadınlar tercih ediliyor’ diyor.
C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Dilay. Foto Minke Peterson.jpeg C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\Dilay foto Diloy Willemstein.jpeg
Kameralar ve projektörlerin kendisi için bir sorun teşkil etmediğini belirten Dilay, ‘Pek çok kişi beni Instagram’dan tanırlar. Orada benim videolarımı ve günlük yaşamımı görürler. 4 yaşımdan bu yana yaptığım dans oyunlarında büyük bir ilerleme kaydettim. Dans öğrenimimi Utrecht’te tamamladım ve daha sonra pek çok TV programında dans ettim. Daha sonra şarkı söylemeye başladım. Ama bu dalda henüz amacıma ulaşamadım. Bu konuda kendimi geliştirmekteyim. Kısa bir süredir de, muhteşem bulduğum modelliği de yapmaya başladım’ diye devam etti.
C:\Users\ILHAN\Desktop\ARALIK BULTENINE GIRECEKLER\7EJ767TBM7net1.jpgFinale kalan güzellerden en sağdaki Dilay favorilerin başında…
Dilay’ın etrafındakilerin tamamı, finale kalmasına çok sevinmiş görülüyorlar.
‘Benim finale kalışımdam çok memnunlar ve beni yüzde yüz destekliyorlar. Bu benim için çok önemli. Zira ben çok meşgul bir insanım. Günlük işim olan dans dersleri verme ve foto çekimi işi, her haftasonu Dünya Güzelliği çalışmalarıma ilham veriyor. Finale kalan güzellerle de workshop toplantılarımız oluyor’ diyen Dilay, böylece toplumsal bilinç ve psikolojiye de katkı yaptığını söylüyor.
Meslektaşım Yalçın Çakır, konuyla ilgili olarak yazdığı haberinde, Hollanda’da yapılan elemelerde iki Türk’ün de önemli görevler üstlendiğini belirtmiş.
Eleme gecesinde Direktör Katia Maes’in yanısıra, İş İlişkileri ve Hukuk İşleri Danışmanı hukukçu Tarık Saki ve organizasyonun makyaj uzmanı Latife Yiğitsoy da yer almış.
Yalçın Çakır haberinde, Dilay’ın ‘Türkiye’yi çok seviyor ve her yıl Bodrum’a tatile gidiyorum. Korona yüzünden maalesef bu yıl gidemedim’ dediğini yazdıktan sonra, ‘Sezen Aksu, Hadise, Tarkan ve Aleyna Tilki’nin şarkılarını dinlediğini, Türk mutfağında çeşitli mezeleri, vejeteryan olmasından ötürü de etsiz sarmayı çok sevdiğini söylüyor. Bir yıl önceye kadar sık sık kıymalı mantı yediğini, ama artık hayvanların refahını da desteklediği için, vejeteryan olma kararını verdiğini ayrıca ifade ediyor.’ sözlerine de yer vermiş.
Fotoğraflar:Minke Peterson ve Laurence

 

HOLLANDA GAZETESİNE GÖRE, BODRUM DUBAİ’İN YERİNİ ALIYOR

HOLLANDA GAZETESİNE GÖRE, BODRUM DUBAİ’İN YERİNİ ALIYOR

Yalıkavak, kaçak suçluların sığınağı olmuş.

Hollanda’nın en yüksek tirajlı gazetesi ‘De Telegraaf’ın adliye yazarı John van den Heuvel, aranan kaçakların sığınağı olan Dubai’nin, cazibesini yitirdiğini ve onun yerini Bodrum’un aldığını öne süren bir yazı yayınladı.

İlhan KARAÇAY

Ünlü kriminalların, yıllardır barındıkları Dubai’den, arandıkları ülkelere uzun burun işareti yaptıklarını belirten yazar, Birleşik Arap Emirlikleri ile imzalanan ikili anlaşmalar sonrasında, suçluların iade edilmeye başlandığını belirtirken, Hollanda’dan kaçmış olan mafya suçlularından Rıdvan Taki’nin iade edilişini örnek gösteriyor.

Hollanda tarafından aranan diğer suçlulardan Roger Lips ve Bolle lakaplı Jos L.’nin Bodrum Yalıkavak’ta yaşamaya başladıklarını belirten yazar, Türkiye’nin bu konuyu ciddiye almaması halinde, Bodrum’un ‘Dünyanın kaçaklar cenneti’ olacağını ileri sürüyor.

Suçluların iadesi konusunda, ikili sözleşmeler imzalamaya başlayan Birleşik Arap Emirlikleri’nin en ünlü şehri Dubai Marina’dan bir görüntü.
Hollandalı yazar, sadece kendi ülkesinden birkaç isim vermiş. Kim bilir, dünyanın dört bir yanındaki kaçaklardan kaçı Bodrum’a sığınıp yerleşmişlerdir?

 

AVRUPA’DAKİ TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA ÇAĞRI:

AVRUPA’DAKİ TÜRK SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA ÇAĞRI:

Avrupa Ülkelerini, Türk kökenlileri de ‘Ulusal Azınlıkları Korumaya İlişkin Sözleşme’ye dahil etmeye çağıralım.

Bu sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye devletler tarafından 1 Kasım 1995 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Daha sonra da üye devletler bu sözleşmeyi, parlamentolarında kabul ederek ulusal azınlıkları koruma altına aldılar.

Kuzey Makedonya Türkleri, Hollanda ve Almanya da Friesler bu kapsama alınarak korunuyorlar. Türk kökenliler neden bu kapsama alınmıyor?

https://medya.todayszaman.com/benelux-tr/2012/01/04/bekircebeci.jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollanda’da yıllarca eğitim dalında hizmet verdikten sonra emekli olan ve emekliliğinin büyük bir bölümünü Türkiye’de geçiren Bekir Cebeci dostumuzdan önemli bir mesaj var.

Rotterdam’ı da içine alan Güney Hollanda Vilayeti’nde, bir dönem İl Genel Meclisi Üyeliği de yapmış olan Bekir Cebeci’nin, Avrupa’daki tüm Türk Sivil Kuruluşları’na çağrı niteliğindeki mesajı şöyle:

Çok Değerli Başkanlarım ve Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşlarım.
Sizlerin de çok yakından bildiğiniz gibi 60 yıllık Avrupa’ya yolculuk hayatımızda, birçok sorunla karşılaştık ve karşılaşmaya da devam ediyoruz.
Önceleri yabancı olmaktan kaynaklanan ayrımcılık ve dışlanmayı yaşadık. Daha sonra 1974 yılında okullarda başlayan Anadili ve Kültür Dersleri, 2004 yılında bizlere sorulmadan elimizden alındı. Şimdilerde ise ırkçılık, İslamofobi yani İslam ve Müslüman düşmanlığı ile karşı karşıyayız.
Irkçı politikacı Wilders, İslam dinini şiddet ve terör kaynağı olarak gösteriyor. İktidara gelince, Kur’an-ı Kerim’i yasaklayacağını, camileri kapatacağını ve Hollanda’yı İslam’dan kurtarma bakanlığı kuracağını hiç çekinmeden dile getiriyor.


Bekir Cebeci, zamanın Başbakanu Ruud Lubbers’e yayınladığı kitaplardan birini sunarken
Wilders, İslam’ı şiddet ve terörle ilişkilendiriyor. Buna karşılık Hollandalı Elsevier Dergisi, 10 Aralık 2005 tarihinde İslam’ın bir medeniyet yarattığını yazmıştı.
Elsevier’deki yazıda şöyle denmişti: “Bin yıl önce Bağdat’ta Müslüman âlimler cebiri buldular. Hastane Müslümanların buluşudur. Dünyanın hiçbir yerinde Müslümanlar kadar kitap okuyan bir millet yoktu. Hz. Muhammed, bilim adamlarının teröristlerden çok ama çok daha fazla değerli olduğunu söylüyordu. O zaman İslam dünyası ileri, Hıristiyan dünyası ise geriydi. Bugün sorun İslam’da değil, İslam’ı yanlış yorumlayanlardadır.
Kaldı ki, din ve vicdan özgürlüğü sadece Hıristiyanları, Yahudileri, Budistleri kapsamıyor. Bunun içinde İslam dini ve Müslümanlar da var.
Son yıllarda Hollanda ve Avrupa ülkelerinde yaşayan biz göçmenler ve Müslümanlar arasında büyük bir huzursuzluk vardır.
Çünkü yeniden hortlayan faşizm, hedefine göçmenleri ve Müslümanları koydu.
Oysa göçmenler ve Müslümanlar, Avrupa’ya hükümetlerin daveti ile geldiler. Ve geldikleri ülkelere de zenginlik kattılar.
İşte şimdi özellikle Avrupa’da yaşayan Türk göçmenlerin ve Müslümanların devlet güvencesi altına alınması şart olmuştur. Bunun da yolu ULUSAL AZINLIKLARI KORUMAYA İLİŞKİN SÖZLEŞME kapsamına alınmaktır.
Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye devletler tarafından 1 Kasım 1995 tarihinde Strasbourg’da imzalandı. Daha sonrada üye devletler bu Sözleşmeyi, Meclislerinde kabul ederek ulusal azınlıkları koruma altına aldılar. Örneğin Almanya ve Hollanda’da yaşayan Friesliler bu kapsama alındılar.
Kuzey Makedonya Hükümeti, 26 Temmuz 1996 tarihinde bu Sözleşme kapsamına Türkleri de aldı. Öyleyse bütün Avrupa ülkeleri bu örnekten hareketle, bütün Türkleri ve Müslümanları bu sözleşme kapsamına almalıdırlar. Bunun için bütün STK’larımız ve siyasetçilerimiz bir araya gelerek bu konuyu bir dilekçe ile ilgili siyasi partilere ve hükümetlere arz etmeliyiz.
Biz bu konuda Hollandaca bir dilekçe hazırladık. Sizden ricamız bu dilekçeyi okuyup değerlendirerek, ulaşabileceğimiz bütün azınlık gruplarının STK’larına iletmektir. Onların da desteğini alarak bu dilekçeyi hem hükümete hem de siyasi partilere sunmaktır.
‘Hak verilmez alınır’ ilkesinden hareketle, altta sunacağım Hollandaca dilekçeyi diğer ülkelerin dillerine çevirerek, oralarda da gerekli yerlere iletmektir.
Bir ülkedeki azınlıkların korunması aslında o ülkenin güvenliğinin, bağımsızlığının, barış ve istikrarın korunmasıdır. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi kıyımı buna örnektir. O dönem faşistlerin hedefinde Yahudiler vardı. Savaş çıkartıp dünyayı kana buladılar. Şimdi ise faşistlerin hedefinde Müslümanlar ve göçmenler var. Azınlıkları, bu sözleşme kapsamına aldırarak faşistlerin elinden kurtarmalıyız.
Avrupa Komisyonu, Hollanda’yı “Irkçılık ve Yabancı düşmanlığı yapanları cezalandırın” diye uyardı. (1)
Öyleyse ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını cezalandırmanın yanında, göçmenleri ve Müslümanları da korumak için, ULUSAL AZINLIKLARI KORUMAYA DAİR SÖZLEŞME kapsamına almak gerekmektedir.
SÖZLEŞMENİN ÖNEMi
Bu Sözleşme 32 maddedir. Ve çok önemlidir. İlgili devlet, azınlıkların ve Müslümanların can ve mal güvenliklerini koruyarak, okullarda onların çocuklarına anadillerini ve dinlerini öğretmeye zorlamaktadır. Ayrıca ulusal azınlığa mensupluk üzerine kurulu her türlü ayrımcılık yasaklanmaktadır.
Sonuç olarak, yarın çok geç olmadan hemen şimdi gerekli işlemleri başlatıp ilgili makamlara dilekçelerimizi sunmalıyız. Bir yerde Avrupa’nın geleceği göçmenlerin ve Müslümanların geleceğine bağlıdır.
Şimdilerde herkes yaz tatili telaşında tatilden önce bu görevi yerine getirmekte yarar vardır diye düşünüyorum.
İstenince, birlik ve dayanışma içinde olunca alınmayacak hak yoktur. Sizlerin de bu mücadeleyi başlatıp, yarın geç olmadan bütün göçmenleri ULUSAL AZINLIKLARI KORUMAYA DAİR SÖZLEŞME kapsamına alınmasını hükümetten talep edelim. Eğer bu Sözleşme Mecliste kabul edilirse Anadili Dersleri yeniden başlatılabilir de.
Alttaki dilekçe elbette taslaktır. Sizler istediğiniz şekilde ekleme ve çıkartma yaparak ilgili makamlara sunabilirsiniz.
Sizlere en derin saygı, sevgi ve selamlarımı sunar, bu çalışmalardan beni de zaman zaman haberdar ederseniz çok memnun olurum.
Bekir Cebeci- E-mail: info@bekircebeci.com
Bekir Cebeci dostumuzun bu mesajından sonra sizlere, sözü edilen anlaşmadan bazı kesitler sunuyorum. En altta da, hükümetlere ve parlamenterlere gönderilmesi istenilen Hollandaca dilekçeyi sunacağım.


Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme

 

1 Şubat 1995 tarihinde Strasbourg’da kabul edilmiştir.
Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve mevcut Çerçeve Sözleşmenin imzacısı olan diğer Devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının, ortak miraslarını oluşturan ideallerin ve ilkelerin güvence altına alınması ve gerçekleştirilmesi için üyeleri arasında daha büyük bir birliği başarmak olduğunu değerlendirerek;
Söz konusu amacın gerçekleştirilmesi yöntemlerinden birisinin, insan haklarını ve temel özgürlükleri muhafaza etmek ve daha da gerçekleştirmek yoluyla takip edilebileceğini değerlendirerek;
Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Devlet ve Hükümet Başkanlarının 9 Ekim 1993 tarihinde Viyana’da kabul ettiği Bildirinin izlenmesini dileyerek;
Kendi ülkelerinde bulunan azınlıkları korumayı karara bağlayarak;
Avrupa tarihindeki ayaklanmaların, bu kıtada istikrar, demokratik güvenlik ve barış için ulusal azınlıkların korunmasının zorunlu olduğunu gösterdiğini değerlendirerek;
Çoğulcu ve hakiki bir demokratik toplumun, her bir kişinin üyesi bulunduğu ulusal azınlığın etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliğine saygı gösterilmesini değil, ama bunun yanısıra onların bu kimliklerini ifade etmelerine, saklı tutmalarına ve geliştirmelerine elveren uygun koşulların yaratılmasını gerektirdiğini değerlendirerek;
Hoşgörü ve diyalog ikliminin yaratılmasının, bölünmesi değil ve fakat her bir toplumun zenginleşmesi için, bir kaynak ve etken olarak kültürel çeşitliliğin sağlanmasını gerekli kıldığını değerlendirerek;
Hoşgörülü ve müreffeh bir Avrupa’nın gerçekleştirilmesinin, yalnızca Devletler arasında işbirliğine dayalı olmayıp aynı zamanda her bir Devletin anayasal düzenine ve ülke bütünlüğüne halel gelmeksizin yerel ve bölgesel makamlar arasında sınır-ötesi işbirliğini de gerektirdiğini değerlendirerek;
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesini ve onun Protokollerini dikkate alarak;
Ulusal azınlıkların korunmasına ilişkin Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve bildirilerindeki ve özellikle 29 Haziran 1990 tarihli Kopenhag Belgesi olmak üzere Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı belgelerindeki sözverimleri dikkate alarak;
Üye Devletlerde ve bu belgeye taraf olabilecek diğer Devletlerde, hukuk devleti içinde, devletlerin ülke bütünlüğüne ve ulusal egemenliğine saygı gösterilerek, ulusal azınlıkların ve ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarının ve özgürlüklerinin etkili biçimde korunmasını temin etmek amacıyla; saygı gösterilecek olan ilkeleri ve onlardan kaynaklanan yükümlülükleri tanımlamayı karara bağlayarak;
Ulusal mevzuat ve uygun yönetim siyasaları yoluyla bu Çerçeve Sözleşmede düzenlenen ilkeleri uygulamaya kararlı olarak;
Aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
BÖLÜM I
Madde 1
Ulusal azınlıkların ve bu azınlıklara mensup kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması insan haklarının uluslararası korunmasının ayrılmaz bir parçasını oluşturur ve bu yönüyle uluslararası işbirliği alanı içindedir.
Madde 2
Bu Çerçeve Sözleşme hükümleri, iyiniyetle, anlayış ve hoşgörü ruhu içinde ve Devletler arasında iyi komşuluk, dostça ilişkiler ve işbirliği ilkelerine uygun olarak uygulanır.
Madde 3
1. Ulusal azınlığa mensup her kişi, kendisine bu azınlığın üyesi olarak muamele yapılmasını ya da yapılmamasını serbestçe seçme hakkına sahiptir ve bu seçimi veya bu seçimiyle bağlantılı hakların kullanımı herhangi bir olumsuzluğa neden olmaz.
2. Ulusal azınlıklara mensup kişiler, hem bireysel olarak hem başkalarıyla birlikte topluca, bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkelerden kaynaklanan hakları kullanabilir ve özgürlüklerden yararlanabilirler.
BÖLÜM II
Madde 4
1. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yasa önünde eşitliği ve yasa ile eşit korunma hakkını güvence altına almayı taahhüt ederler. Bu konuda, ulusal azınlığa mensubiyete dayalı herhangi bir ayırımcılık yasaklanmıştır.
2. Taraflar, gerektiğinde, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanında, ulusal azınlığa mensup kişilerle çoğunluğa mensup olanlar arasında tam ve etkin eşitliği geliştirmek için yeterli önlemleri almayı taahhüt ederler. Bu konuda, ulusal azınlıklara mensup kişilerin özgül koşullarını dikkate alırlar.
3. Paragraf 2 uyarınca alınan önlemler ayırımcılık oluşturan bir işlem sayılmaz.
Madde 5
1. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kültürlerini yaşatmaları ve geliştirmeleri ve kimliklerinin asli öğeleri, yani dinlerini, dillerini, geleneklerini ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli koşulları sağlamayı taahhüt ederler.
2. Genel bütünleşme politikaları doğrultusunda alınan önlemler saklı kalmak kaydıyla, Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi istençlerine karşın asimilasyonu amaçlayan politika ve uygulamalardan kaçınırlar ve bu kişileri böyle bir asimilasyonu amaçlayan herhangi bir eyleme karşı korurlar.
Madde 6
1. Taraflar, kültürler arası diyalog ve hoşgörü ruhunu teşvik eder ve ülkeleri üzerinde yaşayan bütün kişilerin arasında, bu kişilerin etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliğinden bağımsız olarak, özellikle de eğitim, kültür ve kitle iletişimi alanlarında, karşılıklı saygı ve anlayış ve işbirliğinin geliştirilmesi için etkili önlemleri alırlar.
2. Taraflar, etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimlikleri nedeniyle ayrımcılık, düşmanlık ya da yıldırı tehdidi ya da eylemine uğrayabilecek olan kişileri korumak için uygun önlemleri almayı taahhüt ederler.
Madde 7
Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin barışçıl amaçla toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına saygı gösterilmesini sağlarlar.
Madde 8
Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin dinini ya da inancını açıklama ve dini kurumlar, örgütler ve dernekler kurma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
Madde 9
1. Taraflar; ulusal azınlığa mensup kişinin ifade hürriyetine hakkının, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırlarıyla kayıtsız, azınlık dilinde görüş edinme ve haber ve fikir alma ve verme hürriyetini içerdiğini tanımayı taahhüt ederler. Taraflar, yasal düzenleri çerçevesinde, ulusal azınlığa mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına ulaşmalarında ayrımcılığa tabi tutulmamalarını sağlarlar.
2. Paragraf 1, Tarafların, radyo ve televizyon yayıncılığını ya da sinema işletmeciliğini, ayrımcılık gözetmeden ve nesnel ölçütlere dayanan bir izin sistemine bağlı kılmalarına engel değildir.
3. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yazılı kitle iletişim araçlarını kurmalarını ve kullanmalarını engelleyemezler. Radyo ve televizyon yayıncılığının yasal çerçevesi içinde, mümkün olduğu ölçüde ve 1. paragraf hükümlerini dikkate alarak, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi iletişim araçlarını kurma ve kullanabilme imkanlarını sağlarlar.
4. Kendi yasal düzenleri çerçevesinde Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına ulaşmasını kolaylaştırmak için ve hoşgörünün geliştirilmesi ve kültürel çoğulculuğa imkan sağlanması için yeterli önlemleri alırlar.
Madde 10
1. Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin, kendi dilini, özel ve kamusal alanlarda, sözlü ve yazılı olarak serbestçe ve müdahale edilmeksizin kullanma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
2. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin geleneksel olarak ya da önemli sayıda yaşadıkları bölgelerde, bu kişilerin talep ederlerse ve böyle bir talebin gerçek bir ihtiyaca karşılık düştüğü durumlarda, Taraflar, bu kişilerle idari makamlar arasındaki ilişkilerde azınlık dilinin kullanılmasına imkan verecek koşulları, mümkün olduğu ölçüde sağlamaya gayret ederler.
3. Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin, yakalanma nedenlerinin, hakkındaki suçlamanın niteliği ve gerekçesinin anladığı dilde en kısa sürede kendisine bildirilme ve kendisini bu dilde, gerekirse bir çevirmenin parasız yardımıyla savunma hakkını güvence altına almayı taahhüt ederler.
Madde 11
1. Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin azınlık dilindeki adını ve soyadını kullanma hakkına ve bunların resmi olarak tanınması hakkına sahip olduğunu, kendi yasal düzenlerinin öngördüğü usuller uyarınca tanımayı taahhüt ederler.
2. Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin tabela, yazı ve kamuya açık özel nitelikli diğer açıklamalarında azınlık dilini kullanma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
3. Ulusal azınlığa mensup önemli sayıda kişinin geleneksel olarak yaşadığı bölgelerde, Taraflar, gerektiğinde diğer Devletlerle yaptıkları anlaşmalar da dahil olmak üzere kendi yasal düzenleri çerçevesinde ve özgül koşulları dikkate alarak, bu tür işaretler için yeterli talep olması durumunda, geleneksel yerel adlar, sokak adları ve kamuya yönelik diğer topografik işaretlerde azınlık dilinin de kullanılmasına gayret ederler.
Madde 12
1. Taraflar, gerektiğinde, ulusal azınlıkların ve çoğunluğun kültür, tarih, dil ve din bilgisini geliştirmek için eğitim ve araştırma alanlarında önlem alırlar.
2. Bu çerçevede Taraflar, diğerlerinin yanı sıra, öğretmen eğitimi ve ders kitaplarına ulaşmada yeterli fırsatları sağlar ve farklı toplulukların öğrenci ve öğretmenleri arasında ilişkileri kolaylaştırırlar.
3.Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin her düzeyde eğitime ulaşmasında fırsat eşitliğini geliştirmeyi taahhüt ederler.
Madde 13
1. Taraflar, eğitim düzenleri çerçevesinde, ulusal azınlığa mensup kişilerin kendi özel eğitim ve öğretim kurumlarını kurma ve yönetme hakkına sahip olduğunu tanırlar.
2. Bu hakkın kullanımı Taraflara herhangi bir mali yükümlülük getirmez.
Madde 14
1. Taraflar, ulusal azınlığa mensup her kişinin kendi dilini öğrenme hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt ederler.
2. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin geleneksel olarak ya da önemli sayıda yaşadıkları bölgelerde, yeterli talep varsa, Taraflar, mümkün olduğu ölçüde ve kendi eğitim düzenleri çerçevesinde, bu azınlıklara mensup kişilerin azınlık dilinin öğretilmesi ya da bu dilde eğitim görmeleri için yeterli fırsatlara sahip olmasını sağlamaya gayret ederler.
3. Bu maddenin 2. paragrafı, resmi dilin öğrenilmesi ya da bu dilde eğitim yapılması saklı tutularak uygulanır.
Madde 15
Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik yaşama ve özellikle de onları ilgilendiren kamusal işlere etkin katılımı için gerekli koşulları yaratırlar.
Madde 16
Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yaşadıkları bölgelerde nüfus oranlarını değiştiren ve bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlükleri kayıtlamayı amaçlayan önlemlerden kaçınırlar.
Madde 17
1. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin, diğer Devletlerde yasal olarak yaşayan kişilerle, özellikle de etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimlik ya da ortak bir kültürel mirası paylaştıkları kişilerle sınır ötesi serbest ve barışçıl ilişkiler kurma ve yaşatma hakkına müdahale etmemeyi taahhüt ederler.
2. Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hükümet-dışı kuruluşların faaliyetlerine katılma hakkına müdahale etmemeyi taahhüt ederler.
Madde 18
1. Taraflar, gerektiğinde, diğer Devletlerle, özellikle de komşu Devletlerle, ilgili ulusal azınlıklara mensup kişilerin korunmasını sağlamak için iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalar yapmaya gayret ederler.
2. Gerektiğinde, Taraflar sınır ötesi işbirliğini teşvik edici önlemleri alırlar.
Madde 19
Taraflar, bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkeleri, bu ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlükler için geçerli oldukları ölçüde, gerektiğinde, sadece uluslararası hukuk belgelerinde, özellikle de İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmede öngörülen kayıtlamalar, sınırlamalar ve aykırı önlemleri kullanarak, uygulamayı ve saygı göstermeyi taahhüt ederler.
BÖLÜM III
Madde 20
Bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlüklerini kullanırken, ulusal azınlığa mensup her kişi, ulusal mevzuata ve başkalarının haklarına, özellikle de çoğunluğa ya da diğer ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarına saygı gösterir.
Madde 21
Bu Çerçeve Sözleşmenin hiçbir hükmü, uluslararası hukukun temel ilkelerine ve özellikle de Devletlerin egemen eşitliğine, ülke bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına aykırı herhangi bir faaliyette bulunma ya da herhangi bir eylem yapma hakkını tanıyacak şekilde yorumlanamaz.
Madde 22
Bu Çerçeve Sözleşmenin hiçbir hükmü, bir Sözleşmeci Tarafın yasaları ya da Taraf olduğu başka bir anlaşma ile tanınan insan haklarından ve temel özgürlüklerinden hiçbirini kayıtlar ya da onlara aykırı düşer şekilde yorumlanamaz.
Madde 23
Bu Çerçeve Sözleşmede yer alan ilkelerden kaynaklanan hak ve özgürlükler, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ve Ek Protokollerindeki benzer bir hükmün konusu olduğu ölçüde, bu hükümlere uygun olacak şekilde anlaşılır.
BÖLÜM IV
Madde 24
1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu Çerçeve Sözleşmenin Sözleşmeci Taraflarca uygulanmasını gözetecektir.
2. Avrupa Konseyi üyesi olmayan Taraflar, belirlenecek olan usuller uyarınca, uygulama mekanizmasına katılacaklardır.
Madde 25
1. Bu Çerçeve Sözleşmenin bir Sözleşmeci Taraf bakımından yürürlüğe girmesini izleyen bir yıllık bir süre içerisinde, o Sözleşmeci Taraf, bu Çerçeve Sözleşmede düzenlenen ilkelere etkinlik kazandırmak üzere aldığı yasal ve diğer önlemler hakkında tam bir bilgiyi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletecektir.
2. Bundan sonra, her bir Taraf, bu Çerçeve Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin herhangi bir diğer bilgiyi düzenli aralıklarla ve Bakanlar Komitesi böyle bir istemde bulunduğu her zaman Genel Sekretere iletecektir.
3. Genel Sekreter, bu Madde hükümleri çerçevesinde kendisine iletilen bilgiyi, Bakanlar Komitesine ulaştıracaktır.
Madde 26
1. Bu Çerçeve Sözleşmede düzenlenen ilkelere etkinlik kazandırmak üzere Taraflarca alınan önlemlerin uygunluğunu değerlendirmek üzere Bakanlar Komitesi, ulusal azınlıkların korunması konusunda uzmanlıkları tanınmış üyelerden oluşan bir danışma komitesinin yardımını alacaktır.
2. Bu danışma komitesinin kompozisyonu ve usulleri, bu Çerçeve Sözleşmenin yürürlüğü girişini izleyen bir yıllık bir süre içerisinde Bakanlar Komitesi tarafından belirlenecektir.
BÖLÜM V
Madde 27
Bu Çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açılacaktır. Sözleşmenin yürürlüğe girdiği güne kadar, Sözleşme ayrıca, Bakanlar Komitesi tarafından davet edilecek herhangi bir başka Devletin de imzalamasına açık olacaktır. Sözleşme, onaylama, kabul ya da onamaya tabidir. Onaylama, kabul ya da onama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine depo edilecektir.
Madde 28
1. Bu Çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi oniki Devletin, Madde 27 hükümleri uyarınca bu Sözleşme ile bağlı olma rızasını ifade ettikleri tarihten sonraki üç aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
2. Onunla bağlı olma rızasını bilahare ifade eden herhangi bir üye Devlet bakımından bu Çerçeve Sözleşme, onaylama, kabul ya da onama belgesinin depo edildiği tarihten sonraki üç aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 29
1. Bu Çerçeve Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden ve Sözleşmeci Taraflarla görüş alış-verişinde bulunulmasından sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü Madde 20 (d)’de düzenlenen çoğunluk ile aldığı bir kararla, henüz bu işlemi yapmamış ve Madde 27 hükümleri uyarınca Sözleşmeye imza koymaya davet edilmiş bulunan Avrupa Konseyi üyesi olmayan herhangi bir Devleti ve herhangi bir başka üye olmayan Devleti, Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2. Sözleşmeye katılan herhangi bir Devlet bakımından Çerçeve Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine depo edildiği tarihten sonraki üç aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 30
1. Herhangi bir Devlet imza koyma tarihinde ya da onaylama, kabul, onama ya da katılım belgesini depo ettiği tarihte, bu Çerçeve Sözleşmenin uygulanacağı, uluslararası ilişkilerinden sorumlu bulunduğu ülke ya da ülkeleri belirtebilir.
2. Herhangi bir devlet, daha sonraki herhangi bir tarihte, bu Çerçeve Sözleşmesinin uygulanma alanını, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yöneltilecek bir beyan ile, önceki beyanda gösterilenden başka bir ülkeyi de kapsayacak şekilde genişletebilir. Bu ülke bakımından Çerçeve Sözleşme, Genel Sekreter tarafından söz konusu beyanın alındığı tarihten sonraki üç aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3. Üstteki her iki paragraf çerçevesinde yapılan herhangi bir beyan, söz konusu beyanda belirtilen ülke bakımından, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yöneltilecek bir bildirim ile geri çekilebilir. Bu geri çekme, böyle bir bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten sonraki üç aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü işlerlik kazanacaktır.
Madde 31
1. Herhangi bir Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yöneltilecek bir bildirim yoluyla herhangi bir tarihte bu Çerçeve Sözleşme ile bağlı oluşunu feshedebilir.
2. Böyle bir fesih, Genel Sekreter tarafından bu bildirimin alındığı tarihten sonra altı aylık bir sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü işlerlik kazanacaktır.
Madde 32
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi Devletlere, diğer imzacı Devletlere ve bu çerçeve Sözleşmeye katılmış olan herhangi bir Devlete aşağıdaki hususların bildirimini yapacaktır:
a) Herhangi bir imza;
b) Herhangi bir onaylama, kabul, onama ya da katılma belgesinin depo edilmesi;
c) Madde 28, 29 ve 30 uyarınca bu Çerçeve Sözleşmenin yürürlüğe girdiği herhangi bir tarih;
d) Bu Çerçeve Sözleşmeye ilişkin herhangi bir başka tasarruf, bildirim ya da ileti.
Bu Çerçeve Sözleşme, imza koymaya usulünce yetkilendirilmiş kişiler tarafından aşağıda imzası bulunan kişilerin TANIKLIĞINDA imzalanmıştır.
Her iki metin de eşit olarak geçerli olmak, Avrupa Konseyi arşivlerinde tek bir kopya halinde depo edilmek üzere, Şubat 1995’in 1’inci gününde Strasbourg’da İngilizce ve Fransızca olarak düzenlenmiştir. Genel Sekreter, onaylı kopyalarını Avrupa Konseyi üyesi her bir Devlet ve bu Çerçeve Sözleşmeyi imzalamaya ya da ona katılmaya davet edilen herhangi bir Devlete iletecektir.
Not: İnsan Hakları Belgeleri (Bölgesel Sistemler), Prof Dr. Mehmet Semih Gemalmaz, Alkım Yayınları, 1999, s. 401-415

HÜKÜMETLERE VE PARLAMENTERLERE GÖNDERİLMESİ GEREKEN DİLEKÇE TASLAĞININ HOLLANDACASI:

AAN DE REGERING en DE LEDEN VAN DE TWEEDE KAMER
Geachte heer/mevrouw,
Hiermee willen we U namens Nederlandse immigranten en moslims een verzoek indienen. Want door de racisme en islamaofobie zijn we (Nederlandse immigranten en moslims) erg veel onrustig. Bijna elke dag horen we of zien we negatieve uitlatingen over de İslam en immigranten op de media en televisies. Daardoor voelen wij ons in Nederland eenzaam, uitgesloten en gediscrimineerd.
Wij voelen ons hier niet meer veilig. Wij vinden dat de veiligheid van ons is de veiligheid van Nederland en Nederlandse samenleving. Want de Nederlandse samenleving is ook onze samenleving. Wij zijn ook onderdeel van de Nederlandse samenleving. Nederland is ook ons vaderland.
Wij zijn zestig jaar geleden door de Nederlandse regering uitgenodigd om naar Nederland te komen en werken. Wij hebben voor de Nederlandse economie hard gewerkt. En wij hebben bij de economie verrijking gemaakt. Want immigranten zijn verrijking voor de Nederlandse samenleving.
Verrijking is niet alleen voor de economie maar ook voor de culturele, politieke, sociale en wetenschappelijke verrijking. Bijvoorbeeld hebben de Duitse Turken prof. Dr. Ugur Şahin en zijn partner mevrouw Dr. Özlem Türeci tegen de covid-19 pandemie BioNTech vaccijn gevonden. Dat is een wereldwijd verrijking. Hun ouders kwamen uit Turkije. Ze zijn ook immigranten in Duitsland. Dus immigranten zijn verrijking voor de hele Europa en de hele wereld.
Nu is onze tweede en derde genaratie aan de slaag. Wij hebben al lang geleden een besluit genomen dat wij in Nederland willen blijven. Want onze toekomst ligt hier in Nederland. Wij als immigranten willen voor elke gebied van Nederland bijdrage leveren. Wij willen ook meedoen van alle zaken van Nederland. Wij willen hiermee aan ons onderwerp terug komen.
Om te beginnen willen we met u eerst een bericht delen. nrc.nl
NRC.NL heeft op 9 juni jl. het onderstaande kop gedeeld voor haar lezers:
“Brussel berispt Nederland: verbeter wetgeving tegen racisme
Inbreukprocedure: Nog steeds doet Nederland onvoldoende, aldus de Europese Commissie, om uitingen van racisme en vreemdelinghaat strafbaar te stellen.”
Dat is heel belangrijk en goed nieuws voor ons. Wij zijn ook het eens met de Europese Commissie dat Nederland vremdelinghaat en racisme strafbaar moet stellen.
Daarnaast willen wij ook dat wij als Nederlandse immigranten en Moslims door de Regering en het Parlament Het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden opgenomen mogen worden.
Het Belang van de Kaderverdrag inzake de Bescherming van Nationale Minderheden
Door de leden van de Raad van Europa heeft op 1 februari 1995 oım de juridische erkenning van nationale minderheden en het beschermen van hun rechten te accepteren Het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden[1]  gesloten.
Dat is een prima besluit voor hele Europa en Nederland. Wij vinden het heel goed. Want de nationale mindereheden onder andere in Nederland de Friezen en hun rechten worden door de Nederlandse regering beschermd. Wij vinden dit heel goed.
Maar wij willen U hieerme hierover een verzoek indienen. Want wij als immigranten en moslims willen wij ook opgenomen worden voor dit Kader verdrag. Want wij zijn ook minderheiden. Wij hebben ook zoals de Friezen andere moeder talen dan in het Nederlands. Wij zijn etnische minderheden in Nederland. Dus wij vinden dat wij ook opgenomen mogen worden bij het Kaderverdrag inzake de bescherming van natioanale minderheden.
Bijvoorbeeld heeft Noord Macedonie regering op 25 juli 1996 dit verdaag gesloten en de volgende minderheden zoals Albanezen, Bosniërs, Roma, Serven, Turken, Vlachen als minderheden geaccepteerd en bij Het Kaderverdrag inzake de bescherming van natioanale minderheden opgenomen.
Nog een andere voorbeeld. Toen Wim Kok minister president was heeft hij in zijn regering een besluit genomen dat Turken en Marokkanen Kaderverdrag inzake de bescherming van natioanale minderheden opgenomen mogen worden. Maar dit besluit is door de Tweede Kamer wordt niet aangenomen. Maar nu is de tijd om ons bij dit Kaderverdrag opgenomen mogen worden. Beter laat dan nooit.
Want er staat in de Toepassing van het Kaderverdag volgende beschrijving: “Het verdrag bevat geen definitie van wat een nationale minderheid is. Hierover kon door de lidstaten van de Raad van Europa geen overeenstemming worden bereikt. Het is daarom aan elke ratificerende lidstaat zelf om te bepalen op welke groepen binnen hun grondgebied het verdrag van toepassing is.”
Daarom willen we u hiermee een verzoek indienen : Zou u a.u.b. als ons Nederlandse immigranten en Moslims in het kader van het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden willen op te nemen.
Het zal dan voor de onze democratie, veiligheid en Nederland heel goed zijn. Wij worden dan door de onze regerinmg beschermd. Nederland zal dan voor de hele Europese Unie een goed voorbeeld zijn.
Na de val van de muur hebben de nationalisten in Nederland en in hele Europa immigranten en Moslims als zondebok en als doelwit gekozen. Om te voorkomen van alle soorten discriminatie, geweld, Islamafobie, willen wij u een verzoek indienen dat wij op het Kaderverdaag opgenomen mogen worden.
Wij willen voor U hieronder een paar artikelen van het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden citeren.
“Vastbesloten het bestaan van nationale minderheden op hun onderscheiden grondgebieden te beschermen
Artikel 1
De bescherming van nationale minderheden en van de rechten en vrijheden van personen die tot die minderheden behoren, vormt een integrerend onderdeel van de internationale bescherming van de rechten van de mens en valt als zodanig binnen de reikwijdte van de internationale samenwerking.
Artikel 5
1. De Partijen verplichten zich ertoe de omstandigheden te bevorderen die voor personen die tot nationale minderheden behoren, noodzakelijk zijn om hun cultuur in stand te houden en tot ontwikkeling te brengen en om de wezenlijke elementen van hun identiteit, te weten hun godsdienst, taal, tradities en cultureel erfgoed te bewaren.
Artikel 6
2. De Partijen verplichten zich ertoe passende maatregelen te nemen om personen te beschermen die het voorwerp zijn van bedreigingen of discriminerende gedragingen, vijandigheid of geweld als gevolg van hun etnische, culturele, linguïstische of godsdienstige identiteit.
Artikel 8
De Partijen verplichten zich ertoe te erkennen dat iedere persoon die tot een nationale minderheid behoort het recht heeft zijn of haar godsdienst of levensovertuiging tot uiting te brengen en godsdienstige instellingen, organisaties en verenigingen op te richten.
Artikel 14
1. De Partijen verplichten zich ertoe te erkennen dat iedere persoon die tot een nationale minderheid behoort het recht heeft zijn minderheidstaal te leren.
Artikel 21
Geen enkele bepaling van dit Kaderverdrag mag zo worden uitgelegd als zou deze het recht inhouden enige activiteit te ontplooien of enige daad te verrichten die in strijd is met de grondbeginselen van het internationale recht en met name de souvereine gelijkheid, territoriale integriteit en politieke onafhankelijkheid van Staten.
Het verdrag regelt voor de erkende nationale minderheden onder meer:
  • bescherming tegen discriminatie en bevordering van gelijkheid
  • bevordering van behoud en ontwikkeling van
cultuur, taal, godsdienst en tradities. “
* vrijheid van vereniging, vergadering, meningsuiting, gedachte, geweten en godsdienst.”
Wij vinden dat het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden heel duidelijk en heel pozitief voor de alle minderheiden. Dus wij zijn ook minderheiden. Wij willen ook voor de toekomst van Nederland en immigranten bij dit Kaderverdrag opgenomen mogen te worden.
NATIONALISME IS VERRAAD EN OORLOOG
Wij hebben in de geschiedenis onder andere tijdens de Tweede Wereld Oorlog gezien dat immigranten zondebok voor de racisten, nationalisten. Want nationalisten willen altijd een zondebok gebruiken om een oorlog te starten. Toen waren zondebok Joden nu immigranten en moslims. Tijdens de Tweede Wereld Oorlog heeft de nationalisten (faschisten) niet alleen Joden verbrand maar ook door miljoenen mensen vermoord.
Emmanuel Macron, de 25ste president van de Franse republiek, trad in de voetsporen van Mitterrand. Hij hekelde het nationalisme. Patriottisme is het tegenovergestelde van nationalisme, zei Macron. “Wie nationalisme predikt, pleegt verraad aan de vaderlandsliefde.’’ (11 november 2018)

Macron heeft ook over de oorlogen het volgende gezegd:
“Het is honderd jaar geleden dat de eerste van twee wereldoorlogen ten einde kwamen. Het is nog altijd het meest dodelijke menselijke conflict dat de mensheid ooit gekend heeft. Liefst 120 miljoen mensen kwamen als direct of indirect gevolg van de vijandigheden om het leven.”

Dus om voor te komen van de nationalisme en de oorlogen moeten wij van te voren nodige wettelijke en andere maatregelen nemen.
Dus het Kaderverdrag inzake de bescherming van nationale minderheden hiervoor een belangrijke instrument en belangrijke internatioanale verdrag om te beshermen van vrede, democratie en veiligheid.
Bovendien hebben wij vorig jaar op 10 januari 2020 in de Volkskrant het volgende bericht gelezen. En wij worden nog onrustig. Want het titeel van dit artikel heet:
‘De Derde Wereldoorlog kan elk moment beginnen, en ik voorspel het aljaren’

“Beste lezer, ga gerust iets anders doen: dit wordt geen leuk verhaal. Maar het moet toch worden verteld, vindt Ingo Piepers. Hij voorspelt al jaren dat in 2020 de Derde Wereldoorlog begint. ‘Ik hoop dat ik ongelijk heb, maar ik vrees van niet. ‘Ik ben geen gekke henkie, dit is het resultaat van wetenschappelijke analyse..” INTERVIEW INGO PIEPERS. Wil Thijssen
ISLAMOFOBI OF ISLAM EN GEWELD
NA 11 september is er een ‘islamofobie’ ontstaan en er wordt link gelegd tussen islam en geweld en terreur. Maar daar staat tegenover dat islam een godsdienst voor de veiligheid en de vrede.
Geen enkel geloof en ook de Islam niet predikt geweld maar wel naastenliefde en tolerantie. Moslims geloven dat de wereld primair op goddelijke liefde gevestigd is.
Want volgens de islam geldt dat “wie opzettelijk een mens doodt, dan had hij gehele menselijkheid gedood. En voor hem, die iemand het leven schenkt, alsof hij aan het gehele mensdom het leven heeft geschonken” (5:32).
“En wie een gelovige opzettelijk doodt: zijn vergelding is de hel, hij is eeuwig levend daarin..”(4,93)
Op 10 december 2005 stond in het blad ELSEVIER een artikel over de Islam.
Wij willen voor U daaruit een paar zinnen citeren
“Geschiedenis: De voorlijke islam
Tijdens haar Gouden Eeuw was de mohammedaanse cultuur intellectueel, liberaal en verlicht. Het kan dus wel.
Duizend jaar geleden ontstond in Bagdad de algebra. Het ziekenhuis is een moslimuitvinding, robots schonken een glaasje, nergens werden zo veel boeken gelezen. En Mohammed vond geleerden veel meer waard dan terroristen. Kortom, met de islam zelf is niets mis, met de huidige interpretatie ervan des te meer.
Ooit was het anders. Toen was de westerse, christelijke wereld achterlijk en de islamitische voorlijk.
Tussen de achtste en vijftiende eeuw kroop Europa door de diepe, duistere Middeleeuwen en was de islamitische wereld een stralend voorbeeld voor de rest van de mensheid. Geleerdheid, intellectualisme, wetenschap en techniek floreerden er. “ einde citaat.”
Maar het is nu heel anders. Islamitische wereld is achtergebleven.
Het antwoord is hierop lezen we weer in het blad van Elsevier.
Nee, het probleem is niet de islam of de Koran, maar dat sommige warhoofden deze verkeerd interpreteren. Om de profeet zelf aan te halen: ‘De inkt van de geleerden is heiliger dan het bloed van de martelaren.’ “
Dus de islam is een godsdienst voor de wetenschap, beschaving, vrede, liefde, educatie en emancipatie.
Als slot: Hiermee willen we U namens Nederlandse immigranten en moslims een verzoek indienen. Want door de racisme en islamaofobie zijn we (Nederlandse immigranten en moslims) erg veel onrustig. Bijna elke dag horen we of zien we negatieve uitlatingen over de İslam en immigranten op de media en televisies. Daardoor voelen wij ons in Nederland eenzaam, uitgesloten en gediscrimineerd.
Dus om te voorkomen van discriminatie, rassenhaat, vreemdelinghaat, İslamofobie willen wij det Kaderwet opgenomen worden.
Nogmaals wij zijn ook bereid als u ook het wil, met u samen hierover een gesprek te voeren.
In afwachting van uw positief antwoord, verblijven we met vriendelijke groeten.
Hoogachtend,
(Dilekçeye katılan kuruluşların imza ve mühürleri)

 

GURBETÇİLİĞİN MİLYONLAR ÜZERİNDE YARATTIĞI TRAVMA

GURBETÇİLİĞİN MİLYONLAR ÜZERİNDE YARATTIĞI TRAVMA

(Önemli uyarı:Gözü sulu olanlar ve ağır kalp hastaları bu yazıyı okumasın ve şarkı klibini hiç dinlemesin)

Bir gurbetçi fotoğrafı üzerine şarkı yapan Hüsnü Uysal’a, fotoğraftaki gurbetçinin kızından gelen mektup ve klip yürekleri yaralayacak nitelikte.

‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibi ve fotoğraftaki adamın hikâyesi, milyonlarca gurbetçinin çektikleri çilelerin ağırlığını ortaya seriyor.

‘Elinde tahta bavul ve ayağında çarık’ edebiyatının geride kaldığı o günlerden, geldiğimiz bu günlerdeki fark yüreğimizi serinletiyor.

İlhan KARAÇAY yazdı:

Sirkeci Garı’ndan Almanya’nın Münih kentine kalkan ilk trenlerin hikayesi tam 60 yıl önce başlamıştı. Yaşadıkları toprakları, tanıdıkları insanları ve sevdiklerini geride bırakıp, çok uzaklarda yeni bir hayata başlamak için çıkmışlardı bu yola. Daha iyi yaşamak için, ikamet ettikleri yerlerde sokakları bile görmeden pansiyondan işyerine gidiş gelişler, onları kahrediyordu.

Binbir umutla geldikleri gurbette, en ağır ve en pis işleri yapmak için Ankara’da seçilirlerken dişlerine kadar muayene ediliyor ve makatlarına parmak sokuluyordu.
Geldikleri gurbette alın teri ve emek sarfederlerken, 20 kişi ranza yataklarda yatırılıyor, yeteri kadar gıda alamıyor, hastalıklarına inanılmıyordu.
Hasretini çektikleri insanlar ile mektuplaşarak mutlu oluyorlardı. İzin vakti geldiği zaman, gittikleri köylerinde, elerindeki polaroid makinelerle çektikleri fotoğrafları gurbete taşıyarak hasretlerini gideriyorlardı.
Yaşadığımız şimdiki çağdaki teknolojik imkânların hiçbiri yoktu. Kısa dalga Ankara radyosunu dinlemek için, radyo cihazının başında kümeleniyorlardı.
Para biriktirip yurtlarına geri dönüp yatırım yapma planları tabii ki gerçekleşmedi.
Aile birleşimleri başladı. Ama bu durum Almanlar’ın hoşuna gitmedi. Almanya’da Mölln ve Solingende evleri yakılarak katledildiler. Hollanda’nın Rotterdam ve Schiedam kentlerinde Türkler’in evleri ve işyerleri talan edildi. Hastalananların evine fabrika doktorları baskın yaptılar. ‘Hasta değilsin’ dediler ve gönderildikleri işyerlerinde can verenler oldu. Almanlar ile dayanışma içinde olup grevlere katılmak istediler ama, ‘sizin grev hakkınız yok’ diye tutuklandılar.

Almanlar ile dayanışma içinde olmak için 27 yurttaşı ile greve katılan Baha Targün, grubun sözcülüğünü yaptığı için tutuklanmıştı.
TOPLUMA UYUM VE GİRİŞİMCİLİK
Gurbetçilerimizin topluma uyumları zor olmadı. İşçilikten patronluğa geçiş epey zaman aldı ama yine de başarılı başladı ve başarılı devam ediyor. Berlin Duvarı’nın yıkılışını bile fırsata çevırerek, yol kenarına döşediği eşyaları satarak girişimciliğe başlayanların yanında, onlarca ve hatta yüzlerce personel çalıştıran işadamlarımız oldu.
Tahsillerini tamamlayarak, önemli kurumlarda ve işyerlerinde yönetici pozisyonuna girenlerimiz oldu.
Siyasete soyunarak milletvekilliği, İl Genel Meclisi Üyeliği, Belediye Meclis Üyeliği ve hatta Bakanlık mertebesine ulaşanlarımız oldu.

O GÜNLERDEN BU GÜNLERE
Gurbetçilerimizin atlattıkları badireler o kadar çok ki, bunları kitaplara döken yazalarımız oldu.
Hatta şarkı yapanlar bile oldu.
İşte o şarkı yapanlardan biri de, Hollanda’da yaşayan müzisyen Hüsnü Uysal’dı.

İki hafta önce 17 Haziran günü yayınladığım haberimde, Hüsnü Uysal’ın, 1982 yılında bir gazetede gördüğü fotoğraftan esinlenerek, önce güfte yazdığını, sonra da beste yaptığını belirtmiştim.
Yayınlamış olduğum bu haber büyük ilgi toplamıştı. Gerek şahsıma ve gerekse Hüsnü Uysal’a gelen mesajlar bunu anlatıyordu.
BU YAZIYI YAZMAMA NEDEN OLAN MESAJ
Hüsnü Uysal’a öyle bir mesaj geldi ki, bana aktarılan bu mesajı okuduğum, ve ekinde gönderilen şarkı klibini dinlediğim zaman çok duygulandım. Utanmadan söyleyeyim, göz yaşı da döktüm.
Konu şuydu: Hürriyet’te birlikte çalıştığım sevgili meslektaşım Murat Çulcu, gurbetçilerimizin serüvenlerini anlatan 9 bölümlük bir dizi yayınlamıştı. O yayınlarda, yukarıda gördüğünüz fotoğraf da yer almıştı. Hüsnü Uysal bu fotoğraftan çok etkilenmiş ve cebinden çıkardığı bir kâğıda bir şeyler yazmaya başlamıştı. İki yıl sonra 1984 yılında, yabancılara yapılan baskı ve aşağılamaların çoğaldığı bir anda, eski notlar üzerinde çalışan Uysal, ‘Özlem’ adını koyduğu bir güfte yazmış ve sonra da bunu şarkı yapmıştı.
İşte bu hikâyeyi anlatan ve dinleten bir haber yapmıştım.
SONGÜL’DEN GELEN MESAJ
Hüsnü Uysal’a gelen mesajlar içinde biri vardı ki, dillere destan şekilde yazılacak bir hikâyeyi yaratacaktı.
Evet, Songül isimli bir bayan,‘O fotoğraftaki adam benim babam’ diye yazdıktan sonra bir de ‘Bu adam benim babam’ şarkısının klibini göndermiş.
Şöyle yazıyordu Songül hanım: ‘Sizin şarkı yapış hikayesini okurken gördüğüm fotoğrafta, önde olan ve oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. Ama o fotoğraf çekildiği zaman zaman 4 yaşındaydım ve babamı 2012 yılında kaybettim. Fotoğrafı anne ve ağabeyime gösterdiğim zaman, onlar da fotoğraftakinin babam olduğunu söylediler. Rahmetli olan babamın adı Şemsettin Mıhçı. Babamın omuz arkasında duran da Bahri amcammış.’

Babalarının, önce Almanya’da çalıştığını, daha sonra Hollanda’nın Arnhem kentine taşındığını belirten Songül hanım, şimdi Hollanda’nın Rotterdam kentindeki Maasluis banliyosunda yaşıyor. Babası ile ilgili klibi takip ettiğimiz zaman, Şemsettin Mıhçı’nın da Maasluis’te kaldığı anlaşılıyor.

Songül hanım, babalarının fotoğrafını yıllar sonra benim haberimde gördüklerinden sonra çok duygulandıklarını belirterek, bir de klip hazırladıklarını ve bunu youtube koyduklarını belirtmiş.
‘Bu adam benim babam’ şarkısı eşliğinde, o babanın fotoğrafları ile süslenmiş klibi seyretmek için aşağıdakini tıklayınız.
https://youtu.be/2Q9kUvep88o
İşte böyle değerli okurlarım:
Songül hanımın göndermiş olduğu mesajında, bir Hayvan Gıda Bankası kurmuş olduğunu ve açılışa davet için geç kaldığını belirtmiş. Web sayfasına baktığım zaman, meşakkatler görmüş ve ezilmiş birinci nesil göçmenlerden birinin kızının, bugünkü durumu beni çok mutlu etmişti.

Birinci nesil gurbetçilerimizin, aile birleşiminden sonra yaşamaya başladıkları konut sorunu ve çocukların eğitim sorunu yıllarca sürmüştü. Şimdilerdeki halimize şikâyet ederken, birinci nesilin yaşadıkları ile kıyasladığımız zaman, arada dağlar kadar fark olduğunu ve hatta bugün cennette yaşadığımızı bile söyleyebiliriz.


‘Bu adam benim babam’ şarkısını Fatih Kısaparmak’tan dinlerken göz yaşı dökmemek elde olmuyor.
O babaların hakkını ödeyebilmek için dikmekte olduğumuz anıtlar büyük alam taşımalıdır.
Son olarak Hollandalı Türk girişimcilerin Kadıköy’e diktikleri ‘Umuda Yolculuk Antını’na devlet tarafından gösterilmeyen ilgi çok üzücüdür.
Umuda Yolculuk Anıtı’nın önemini iyi anlatamayanlar ve anlamak istemeyenler, birinci nesil gurbetçilerimizin hak ettikleri minnet borcumuza saygı duyacaklardır.

‘Bu adam benim babam’ klibini dinlemek için tıklayınız:
https://youtu.be/2Q9kUvep88o
Bu adam benim babam, sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda sekosuyla hey!
Cebinde yok parası Bafra’dır cigarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş, bir işçi maaşıyla
Bu adam benim babam hey!
Ağlama benim babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey!
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Ağlama benim babam hey!
Allah büyük babam hey!
Bu adam benim babam, derdi dağlardan büyük
Çaresiz (biçare) , beli bükük hey!
Bir gün olsun gülmemiş, rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için, kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey!
Benim babam mert adamdı
Mangal gibi yüreği, yufka gibi kalbi vardı
Hayatım boyunca o’na özendim, fedakardı
Bir dikili ağacı olmadı belki
Ama onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı
Üstümdeki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibiydi
Ben babamın oğluyum
Tepeden tırnağa Anadolu’yum…