İNADINA SANDIK BAŞINA!!!

İNADINA SANDIK BAŞINA!!!

Aşırı dincilerin ‘oy kullanmak haram’ çağrısı 2010 yılından kalma bayat bir hikâye…

İlhan KARAÇAY

Hollanda’da bugün başlayıp, çarşamba akşamına kadar sürecek olan oy verme işlemi, bazı kesimler tarafından sekteye uğratılmak isteniyor. Türkiye’de ana akım gazetelerinde bile yer alan bir haber, sosyal medyada da yaygınlaşınca, Hollanda’daki yurttaşlarımız şaşkınlık yaşadılar.
Altta sizlere sunacağım sözü geçen haberin kaynağı tabii ki Hollanda medyası.
Hollanda İstihbarat Örgütü AİVD’nin yapmış olduğu açıklamasına göre, Hollanda’daki radikal islam kuruluşları, oy vermenin günah olduğunu duyurmuşlar.
Bu haberi yayınlayan sosyal medya organlarına tepkide bulunan pek çok yurttaşımız,
‘Yok böyle bir şey, bu haber yalan’ şeklinde tepkide bulundular.


Haberin yalan olup olmadığını saptamak için yaptığım araştırmada, 2010 yılındaki seçimler öncesinde de aynı haberlerin yayınlanmış olduğunu gördüm. (Yukarıdaki kupür)

Maksat ne olursa olsun, seçimlerde oy kullanmanın haram olduğunu iddia edenlere karşı, sandıklara inadına gidelim ve demokratik bir hak olan oylarımızı kullanalım.

İşte, çoğu yurttaşlarımızın inanmadığı, Hollanda medyası kaynaklı o haber.

Hollanda’da yaşayan Müslüman seçmenlere
‘oy kullanmayın’ çağrısı

Hollanda’daki radikal İslamcı örgütler, ülkedeki Müslüman seçmenlere, 15-17 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek milletvekili genel seçimleri için sandığa gitmemeleri çağrısında bulundu.

Hollanda İstihbarat Servisi (AIVD), taraftarlarını “İnançsız Hollanda toplumundan uzaklaştırma” çabasındaki radikal örgütlerin bu tutumunun, demokratik hukuk düzenini zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. Hollanda’da 150 üyeli Hollanda Temsilciler Meclisi’nin yenileneceği seçimlere, Müslüman seçmenlerin desteklediği 3 ayrı siyasi parti katılıyor.

Türkiye ve Fas kökenli seçmenlerin desteklediği Denk Partisi ve Nida Partisi ile eski aşırı sağcı milletvekili Arnoud van Doorn’un kurduğu Birlik Partisi (Partij van de Eenheid), Hollanda’daki Müslüman seçmenlerin oyunu alabilmek için yarışacak. Ancak radikal İslamcı örgütler, Müslüman seçmenlerin sandığa gitmesini istemiyor. Radikal örgütler, “oy vermenin haram ve Allah’ın emirlerine karşı gelmek olduğunu” savunuyor.

“OY KULLANMAK HARAMDIR”
BBC Türkçe’de yer alan habere göre, bu örgütlerden Hizb-u-Tahrir, Pazar günü bir toplantı düzenleyerek, taraftarlarına, “oy kullanmayın” çağrısı yapacak. Örgütün yöneticilerinden Okay Pala, De Telegraaf gazetesine, “Oy kullanmanın haram olduğunu” söyledi. Pala’ya göre, bütün yasalar ve yasaklar Allah tarafından konulur ve bu nedenle yasaların insanlar tarafından yapıldığı parlamentolar için oy vermek Müslümanlar için günah.

Bir başka radikal oluşum olan Müslüman Diyaloğu Platformu da, benzer görüşleri savunuyor. Örgütün vaizlerinden Fouad el Bouch, “oy vermenin günah ve anlamsız” olduğunu düşünüyor. “Demokrasinin bir put olduğunu” söyleyen el Bouch, İslami partilerin, Hollanda’daki Müslümanların haklarının korunması konusunda hiçbir katkısı olmadığını öne sürüyor.

HOLLANDA GİZLİ SERVİSİ TAKİP EDİYOR
Hollanda İstihbarat Teşkilatı’na göre, ağırlıklı olarak Selefi görüşü benimseyen radikal örgütler, Hollanda’daki Müslüman toplumu arasında orantısız biçimde büyük bir etkiye sahip.

Her konuda “İslamofobik bir yön bulan” bu gruplar, “derin ırkçı Hollanda’nın tüm Müslümanları toplama kamplarına göndermesinin an meselesi olduğu”nu iddia ediyor. Hollanda gizli servisi, radikal İslamcı örgütlerin demokratik hukuk düzenini zayıflatabileceği ve uzun vadede şiddet için üreme alanı yaratabileceği endişesini dile getiriyor.

İstihbarat teşkilatına göre, radikal örgütler, taraftarlarını, kendilerine muhalif gördükleri Müslümanlardan ve “dinsiz” diye tanımladıkları Hollanda toplumundan kademeli olarak uzaklaştırmak için bir strateji izliyor. Gizli servise göre, radikal örgütler tarafından uygulanan sosyal baskı, Müslümanların topluma katılma özgürlüğünü kısıtlıyor.

Hollanda’da nüfusun yüzde 5’i Müslümanlardan oluşuyor. Bunun yüzde 38’ini Türkiye kökenli göçmenler, yüzde 31’ini de Fas kökenliler temsil ediyor.

HOLLANDA’DA SKANDAL! POSTACI, TÜRK MAHALLESİNDE OY PUSULALARINI DAĞITMADI

HOLLANDA’DA SKANDAL! POSTACI, TÜRK MAHALLESİNDE OY PUSULALARINI DAĞITMADI

HOLLANDA’DA SKANDAL!

*Postacı, Türk mahallesinde oy pusulalarını dağıtmadı.
*Rotterdam Belediye Başkanı suç duyurusunda bulundu.
*DENK Partisi posterleri ırkçılar tarafından sökülüyor.

İlhan KARAÇAY

 

Önümüzdeki günlerde yapılacak olan Hollanda genel seçimleri öncesinde skandal olaylar cereyan ediyor.

Bir postacı, Rotterdam’da, yoğunlukla Türkler’in ikamet ettikleri Afrikalılar Mahallesi’nde, seçmenlere gönderilen oy pusulalarını dağıtmadı. 195 kişi oy pusulalarını alamadıklarını bildirince, Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Ebutaleb, posta idaresi hakkında suç duyurusunda bulundu.
Ayrıca, Rotterdam ve Schiedam kentlerinde sokaklara asılan DENK Partisi afişleri, ırkçı gençler tarafından sökülüyor.

Denk als ‘posterkoning’ in Rotterdam en Schiedam: ‘Te veel? We krijgen juist klachten als we ergens níet hangen’ Doğukan Ergin (l) en Stephan van Baarle hebben nog honderden Denk-verkiezingsborden achter de hand.

DENK Partisi üçüncü sıra adayı Stephan van Baarle, yaşananlarla ilgili yaptığı açıklamada,
oy pusulalarının Türk mahallesinde dağıtım sektesine uğramasının, bilinçli ve ırkçı bir eylem olduğunu belirtti.
Rotterdam ve Schiedam kentlerinde, çok sayıda afiş astıkları şikâyetlerine karşı, ‘Hollanda’da siyasi partilere reklam yasağı yoktur. Afişleri, Belediye’nin bize tahsiz ettiği yerelere asıyoruz’ yanıtını veren Van Baarle, afişlerinin ırkçı gençler tarafından sökülmesini de şiddetle kınadığını belirtti.

Rotterdam polisi, özel olarak konulan reklam tabelalarını çalanları da aramaya başladı. Polisten yapılan bir açıklamada, ‘Suçlulardan birini yakaldık’ denildi.

HOLLANDA SEÇİMLERİ DAILY SABAH’TA

HOLLANDA SEÇİMLERİ DAILY SABAH’TA

HOLLANDA SEÇİMLERİ DAILY SABAH’TA…

Hollanda’da yapılacak olan genel seçimler, Türkiye’de de medyanın ilgisini çekiyor.
Çeşitli medya organları ile haber portalları bu seçimlere yer verirken, İngilizce yayınlanan Daily Sabah, konuyla ilgili uzun bir röportaj yayınladı.
Gazetenin deneyimli muhabiri Dilara Aslan, Hollanda’dan sağlıklı bilgi toparlayabileceği kişilerle temasa geçerek ilginç bir röportaj yazdı. Naçizane şahsım ile de temasa geçen Dilara Aslan’ın röportajını, Hollanda’daki beşyüze yakın medya kuruluşuna gönderdim.
Çok güzel bir İngilizce ile yazılı haberin, çok iyi olmayan Türkçe tercümesini en altta sizlere sunuyorum.

Anti-immigration, xenophobia to dominate
Dutch elections: DENK Party

BY DILARA ASLAN
ANKARA NEWS ANALYSIS MAR 12, 2021 2:08 PM GMT+3

Cyclists at a road crossing near Dutch political party election campaign posters on a billboard in Amsterdam, Netherlands, on Tuesday, March 9, 2021. (Getty Images)
As COVID-19 restrictions and anti-Islam, anti-immigration rhetoric come to the fore in the upcoming elections, the DENK party aims to tackle this problem and adopt a more inclusive stance in the Dutch political scene
The coronavirus pandemic and the much-debated issue of immigration are set to dominate the upcoming Dutch general elections as voters will head to the polls next week with Prime Minister Mark Rutte on course to win a fourth term in office.
“As in every election, populism, unfortunately, increases further. A policy against Turkey and Islam is emerging,” head of the Dutch DENK party and deputy Tunahan Kuzu told Daily Sabah, indicating that his party stands against those discriminating against people and defaming Islam.
Elaborating that DENK was created after having left the Labour Party in 2014 due to their rigid integration policies, Kuzu underlined that he aimed to build a new political movement in the face of a politics that is gradually becoming harder and leaning toward the right.
“Hundreds of thousands of youth of foreign origin living in this country are not treated equally due to a false integration policy,” Kuzu pointed out, saying that they even face discrimination in everyday routines, including in finding a job or renting a house. “We raise our voice so that our citizens of third-generation Turks, Moroccans, Surinamese have equal rights. Our role is to voice this everywhere, including in Parliament.”
The DENK party currently has three deputies in parliament as well as almost 30 council members in municipalities. The party is supported by Turkish, Moroccan, Surinamese and Dutch people. “Our message is not only to people of foreign origin but also to the Dutch people. The Netherlands belongs to all of us. The hundreds of thousands of foreign origin people in the country are a part of the Netherlands,” Kuzu highlighted.
Though the far-right has never been a major force in the Dutch political landscape, it has existed and attracted a substantial number of people.
Tunahan Kuzu of DENK seen during the plenary debate in the Tweede kamer parliament on January 12, 2021 in The Hague, Netherlands. (Getty Images)
Despite the Netherlands recently suffering the worst riots for decades over its COVID-19 curfew, Prime Minister Mark Rutte leads in the polls as the Dutch appear to rally around the flag after a year of the pandemic.
But amid a tough COVID-19 lockdown, that support is showing signs of eroding as the Dutch grow weary of pandemic restrictions.
“Though the Dutch people are angry at Rutte due to the coronavirus restrictions, they will still give him enough votes to gain 39 seats due to their common sense,” journalist Ilhan Karaçay said.
Kuzu explained that although the atmosphere is influenced by the coronavirus pandemic, the DENK party still met with voters, listened to their problems and carried these issues to parliament.
Rutte leading
A total of 37 parties, the most for decades, are competing for 150 seats in the Dutch lower house of parliament, in a crowded political landscape that usually produces unwieldy coalitions.
The election is being held over three days, starting with a limited number of polling booths opening on March 15 and 16 for people who are extra vulnerable to the coronavirus before the main voting day on March 17. Some 2.4 million people aged 70 and above are entitled to vote by mail.
Rutte’s conservative People’s Party for Freedom and Democracy (VVD) is currently projected to win about twice as many seats as its nearest rival in the 150-seat lower house of parliament.
Rutte’s VVD currently has 33 seats and leads a four-party coalition along with the conservative Christian Democratic Appeal (CDA) and Christian Union, and the center-left D66.
If the VVD emerges as the largest party in parliament, the 54-year-old Rutte will be first in line to form the country’s next governing coalition and begin a fourth term in office. That would make him the longest-serving Dutch prime minister, overtaking the 12-year tenure of Ruud Lubbers.
The largest Dutch opposition party is the Party for Freedom led by populist, anti-Islam lawmaker Geert Wilders, who has harshly criticized the government’s handling of the COVID-19 crisis, from the slow start of its vaccination program to its imposing a curfew.
“Unfortunately, people like Wilders continue to defame Islam on a daily basis. Most parties have acknowledged this. Yet we do not hesitate to counter such racist acts everywhere and every time,” Kuzu added.
“Immigrants and Muslims are of course affected by such racist remarks. Racist and impudent words against Islam are normalizing and naturally, immigrants and Muslims are alienated,” he underlined, saying that therefore the people must unite and show they do not accept such language.
The right-wing populist Forum For Democracy of Thierry Baudet, which performed strongly two years ago during a provincial election, has imploded over the last year amid reports of anti-Semitism in its ranks.
Geert Wilders and his kind are monsters created by 9/11. Previously, the Dutch people would not lean toward such ideologies. Infamous politicians such as (far-right Dutch politician Joop) Glimmerveen in the 1980’s and (Dutch politician of the Centre Party (CP) and later founder of the Centre Democrats (CD) party Hans) Janmaat in the 1990’s would not get votes,” Karaçay said.
He explained that however, after 9/11, a far-right politician, Pim Fortuyn, gained significant popularity but was murdered. The flamboyant Fortuyn, known for his far-right, anti-Islam and anti-immigrant stance, was gunned down in a parking lot by an animal activist, an act that shattered the liberal Netherlands’ image of itself as a unified and secure society.
Saying that Wilders is currently losing points, Karaçay stated that Baudet “of the same ideology” was quite popular in recent years and has gained a significant number of votes.
Conversely, Ibrahim Görmez, retired director of the Netherlands Islam radio and television institution stated that: “Unfortunately Wilders and Baudet have built their party programs upon anti-Islam rhetoric and have a huge vote potential,” indicating that other parties also see that such a path proves effective. “The DENK party in this regard is a big chance,” he continued.
Journalist Burhanettin Carlak explained that in the Netherlands the people are highly critical and question everything instead of following movements.
“I do not expect any change to the Dutch people’s ties to universal democracy and human rights. The Dutch are prudent, restrained and do not favor big political adventures,” he stated.
Saying that though marginal parties do not become the ruling party, they influence conventional parties, Carlak added: “Yet, currently there are again two racist, xenophobic and Islamophobic parties among the four main parties.”
Voting is as important for people of foreign origin as for the Dutch, Karaçay underlined, elaborating that the Netherlands in 1986 gave foreign nationals the right to vote for local elections, while it is obligatory to be a Dutch citizen to vote in general elections.
According to statistics, there are around 410,000 people with a migration background from Turkey in the country. Karaçay stated that around 230,000 have the right to vote and stand for elections, while he pointed out that there are 34 people of Turkish origin in the election lists of 37 parties.
Carlak further stated that the Dutch must see that the Turkish people in the country are not like other ethnic minorities and that the Turkish state should send Dutch-speaking officials to work in the country’s foreign missions to further raise the profile of Turks in the Netherlands as well as enhance bilateral relations.
He said that the foreign ministry and religious officials should be from the Netherlands while also touching upon the new judicial reforms in Turkey, saying they will also benefit Turks in the country.
Anti-immigration on rise
The last Dutch elections in 2017 sparked fears across Europe that Wilders could ride a wave of populism to victory after the 2016 Brexit vote in Britain and the election of Donald Trump in the US.
Wilders has recently said he has no regrets and is ready to “step up” his campaigning against immigration, despite the coronavirus set to dominate next week’s general election.
“Issues such as immigration are still important. For my voters, it’s still number one. But if you look at the average Dutchman, corona is the number one issue indeed,” Wilders told Agence France-Presse (AFP) in an interview at the Dutch parliament this week.
Despite that, Wilders said he saw no need to drop the anti-immigration and anti-Islam rhetoric that has defined his two-decade political career.
“The immigration of non-Western immigrants is an existential problem,” said Wilders. “I believe we should even step up, to invest more in realizing this policy (of opposing immigration).”
Rutte and other parties have vowed to exclude Wilders from any coalition, a move that the Freedom Party chief calls “very undemocratic.”
“The more people vote for my party, the more difficult it will be to exclude us,” Wilders said.
Karaçay similarly pointed out that “it is impossible that Wilders will be part of a coalition. No party wants to be in a coalition with them.”
Members of a civic organization celebrate the victory of center-right VVD party in the general elections, in The Hague on March 15, 2017. (AFP Photo)Members of a civic organization celebrate the victory of center-right VVD party in the general elections, in The Hague on March 15, 2017. (AFP Photo)
Wilders was also unrepentant about past actions, including plans for a cartoon competition of the Prophet Muhammad in 2018 that he canceled after receiving death threats.
He was also convicted of collectively insulting Moroccan people at a 2014 rally – though he was later cleared of discrimination.
Last month, Wilders also came under fire for a provocative post he shared on Twitter, calling Turkish President Recep Tayyip Erdoğan a “terrorist,” as officials criticized the lawmaker and prosecutors launched an investigation into his post.
Hate crimes against mosques and Muslims have been on the rise across Europe in recent years, fueled in part by the success of anti-immigrant, anti-Muslim groups in gaining political power.
“The rising populist, racist and anti-Muslim movement is indeed dangerous. Politicians must put emphasis on this issue. They have to reject this instead of normalizing it. This kind of politics complicates the futures of hundreds of thousands of youth and leads them to be alienated,” Kuzu stated, saying that everyone must be able to be proud of his identity and religion.
The combination of nationalism with an emphasis on anti-Islam and anti-EU rhetoric has appealed to some circles in the Netherlands.
According to the Migration Policy Institute, two traumatic events created an opening for Wilders on the Dutch political scene: the assassination of Fortuyn in 2002 and the subsequent 2004 murder of filmmaker Theo van Gogh by a Dutch-Moroccan citizen after he criticized the treatment of women in Islam.
“Wilders, who founded the radical-right PVV in 2006, capitalized on this by anchoring his platform in a virulent critique of Islam. And while his incendiary rhetoric has been disavowed by the mainstream, his popularity spiked after he was found guilty in December 2016 of hate speech against Moroccans,” it said in a report published during the previous elections.

Göçmenlik karşıtı, yabancı düşmanlığı Hollanda seçimlerine hakim olacak: DENK Partisi

DİLARA ASLAN
ANKARA HABER ANALİZİ 12 MART 2021 14:08 GMT + 3

9 Mart 2021 Salı günü Amsterdam, Hollanda'da bir reklam panosundaki Hollanda siyasi parti seçim kampanyası afişlerinin yakınında bir yol geçişinde bisikletliler. (Getty Images)
COVID-19 kısıtlamaları ve İslam karşıtı, göçmenlik karşıtı söylemler, yaklaşan seçimlerde öne çıkarken, DENK partisi bu sorunları çözmeyi ve Hollanda siyasi sahnesinde daha kapsayıcı bir duruş benimsemeyi hedefliyor.
Önümüzdeki hafta yapılacak olan Hollanda genel seçimlerine, koronavirüs salgını önlemleri, çok tartışılan göç meselesi, Başbakan Mark Rutte’nin, dördüncü dönem kazanıp kazanmayacağı soruları damgasını vuracak.
“Her seçimde olduğu gibi, popülizm maalesef daha da artıyor. Hollanda DENK Partisi (eski) Genel Başkanı ve milletvekili Tunahan Kuzu, Daily Sabah’a verdiği demeçte, Türkiye’ye ve İslam’a karşı bir politika ortaya çıkıtığını, partisinin insanlara karşı ayrımcılık yapan ve İslam’ı karalayanlara karşı olduğunu belirtti.
DENK’in, katı entegrasyon politikaları nedeniyle 2014 yılında İşçi Partisi’nden ayrıldıktan sonra kurulduğunu vurgulayan Kuzu, giderek zorlaşan ve sağa yönelen bir siyaset karşısında yeni bir siyasi hareket inşa etmeyi hedeflediğinin altını çizdi.
“Bu ülkede yaşayan yüz binlerce yabancı uyruklu genç yanlış bir entegrasyon politikası nedeniyle eşit muamele görmüyor” diyen Kuzu, iş bulma veya ev kiralama dahil günlük rutinlerinde ayrımcılığa bile maruz kaldıklarını belirttikten sonra, “Üçüncü kuşak Türk, Faslı, Surinamlı vatandaşlarımızın eşit haklara sahip olması için sesimizi yükseltiyoruz. Bizim rolümüz bunu Parlamento dahil her yerde dile getirmektir. ” diye ekledi.
DENK Partisi’nin şu anda mecliste üç milletvekili ve belediyelerde yaklaşık 30 meclis üyesi bulunuyor. Parti Türk, Fas, Surinam ve Hollandalılar tarafından destekleniyor. Kuzu, “Mesajımız sadece yabancı kökenli kişilere değil, aynı zamanda Hollanda halkına da. Hollanda hepimize aittir. Ülkedeki yüzbinlerce yabancı kökenli insan Hollanda’nın bir parçası” dedi.
Aşırı sağ, Hollanda’nın siyasi ortamında hiçbir zaman büyük bir güç olmamasına rağmen, var oldu ve önemli sayıda insanı kendine çekti.
DENK'li Tunahan Kuzu, 12 Ocak 2021'de Hollanda'nın Lahey kentinde Tweede kamer parlamentosundaki genel oturum sırasında görüldü. (Getty Images)
Hollanda, son zamanlarda COVID-19 sokağa çıkma yasağı nedeniyle onlarca yıldır en kötü isyanlara maruz kalsa da, Başbakan Mark Rutte, salgından bir yıl sonra Hollandalılar’ın bir bayrak etrafında sandık başına gideceklerini söylüyor.
Ancak, zorlu bir COVID-19 kilitlenmesinin ortasında, Hollandalılar pandemik kısıtlamalardan bıktıklarını belirtiyorlar.
Gazeteci İlhan Karaçay, “Hollanda halkı koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle Rutte’ye kızgın olsa da, sağduyuları nedeniyle ona 39 sandalye kazanması için yeterli oy verecek” diyor.
Kuzu, atmosferin koronavirüs salgınından etkilenmesine rağmen, DENK Partisi’nin seçmenlerle görüştüğünü, sorunlarını dinlediğini ve bu konuları meclise taşıdığını açıkladı.
Rutte lider
On yıllardır, genellikle hantal koalisyonlar üreten kalabalık bir siyasi ortamda, Hollanda parlamentosunun alt meclisinde 150 sandalye için 37 parti yarışıyor.
Seçimler, 17 Mart’taki ana oylama gününden önce, koronavirüse karşı ekstra savunmasız kişiler için 15 ve 16 Mart’ta sınırlı sayıda sandığın açılmasıyla üç gün boyunca yapılacak. 70 yaş ve üstü yaklaşık 2,4 milyon kişi posta ile oy kullanma hakkına sahiptir.
Rutte’nin muhafazakâr Özgürlük ve Demokrasi Halk Partisi’nin (VVD), şu anda parlamentonun 150 sandalyeli alt meclisinde en yakın rakibinin yaklaşık iki katı kadar sandalye kazanacağı tahmin ediliyor.
Rutte’nin VVD’si şu anda 33 sandalyeye sahip ve muhafazakar Christian Democratic Appeal (CDA) ve Christian Union ve merkez-sol D66 ile birlikte dört partili bir koalisyona liderlik ediyor.
VVD, parlamentodaki en büyük parti olarak yeniden ortaya çıkarsa, 54 yaşındaki Rutte, ülkenin bir sonraki hükümet koalisyonunu kuracak ve görevde dördüncü dönem başlayacak. Bu onu, Ruud Lubbers’ın 12 yıllık görev süresini geride bırakarak en uzun süre hizmet veren Hollanda Başbakanı yapacak.
Hollanda’nın en büyük muhalefet partisi, hükümetin COVID-19 krizini ele almasını, aşılama programının yavaş başlamasından zorla kabul ettirmesine kadar sert bir şekilde eleştiren popülist, İslam karşıtı milletvekili Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi’dir (PVV)

Kuzu, “Maalesef Wilders gibi insanlar her gün İslam’ı karalamayı sürdürüyor. Çoğu parti bunu kabul etti. Yine de bu tür ırkçı eylemlere her yerde ve her zaman karşı koymakta tereddüt etmiyoruz ” dedi ve “Göçmenler ve Müslümanlar elbette bu tür ırkçı sözlerden etkileniyor. İslam’a karşı ırkçı ve küstah sözler normalleşiyor ve doğal olarak göçmenler ve Müslümanlar yabancılaşıyor diye devam etti.

İki yıl önce yerel seçimlerde güçlü bir performans sergileyen sağcı popülist Thierry Baudet’in Demokrasi Forumu Partisi, anti-Semitizm haberleri üzerine son bir yılda patladı.
“Geert Wilders ve onun gibileri, 11 ​​Eylül tarafından yaratılmış canavarlardır. Önceden Hollanda halkı bu tür ideolojilere eğilimli olmazdı. 1980’lerde (aşırı sağ Hollandalı politikacı Joop Glimmerveen ve 1990’larda (Merkez Partisi’nin (CP) Hollandalı politikacı ve daha sonra Merkez Demokratlar (CD) partisinin kurucusu Hans Janmaat gibi kötü şöhretli politikacılar oy alamadılar. “ diyen İlhan Karaçay şöyle devam etti:
“Ancak 11 Eylül’den sonra aşırı sağcı bir politikacı olan Pim Fortuyn’un önemli bir popülerlik kazandıktan sonra öldürüldü. Aşırı sağcı, İslam karşıtı ve göçmen karşıtı duruşuyla tanınan gösterişli Fortuyn, liberal Hollanda’nın birleşik ve güvenli bir toplum olarak imajını paramparça eden bir hayvan aktivisti tarafından bir otoparkta vurularak öldürüldü.”
Wilders’in şu anda puan kaybettiğini söyleyen Karaçay, “aynı ideolojiye sahip” Baudet’in son yıllarda oldukça popüler olduğunu ve önemli sayıda oy aldığını belirtti.
Tersine, Hollanda İslam radyo ve televizyon kurumu emekli direktörü İbrahim Görmez, “Ne yazık ki Wilders ve Baudet parti programlarını İslam karşıtı söylem üzerine inşa ettiler ve büyük bir oy potansiyeline sahipler” dedi ve diğer partilerin de böyle bir yol etkili olduğunu kanıtlıyor. ” Bu açıdan DENK Partisi büyük bir şans” diye devam etti.
Gazeteci Burhanettin Carlak, Hollanda’da halkın son derece eleştirel olduğunu ve hareketleri takip etmek yerine her şeyi sorguladığını açıkladı.
Carlak, “Hollanda halkının evrensel demokrasi ve insan haklarıyla bağlarında herhangi bir değişiklik beklemiyorum. Hollandalılar ihtiyatlı, ölçülü ve büyük siyasi maceraları desteklemiyor ”dedi.
Marjinal partilerin iktidar partisi olmadıklarını, konvansiyonel partileri etkilediklerini söyleyen Carlak, “Ancak şu anda dört ana parti arasında yine iki ırkçı, yabancı düşmanı ve İslamofobik parti var” dedi.
Oylamanın Hollandalılar kadar yabancı uyruklular için de önemli olduğunu vurgulayan Karaçay, 1986 yılında Hollanda’nın yabancı uyruklulara yerel seçimlerde oy hakkı tanıdığını, genel seçimlerde ise Hollanda vatandaşı olmanın zorunlu olduğunu vurguladı.
İstatistiklere göre ülkede Türkiye’den göçmen kökenli yaklaşık 410.000 kişi var. Karaçay, yaklaşık 230.000 Türk kökenlinin oy kullanma ve seçimlere aday olma hakkına sahip olduğunu belirtirken, 37 partinin seçim listelerinde 34 Türk asıllı kişinin bulunduğuna dikkat çekti.
Carlak, Hollandalıların ülkedeki Türk halkının diğer etnik azınlıklar gibi olmadığını görmesi gerektiğini ve Türk devletinin Hollanda’daki Türklerin profilini daha da yükseltmek için ülkenin dış misyonlarında çalışmak üzere Hollandaca konuşan yetkililer göndermesi gerektiğini belirtti. ikili ilişkileri geliştirmenin yanı sıra.
Türkiye’deki yeni yargı reformlarına da değinirken, dışişleri bakanlığı ve din görevlilerinin Hollandalı olması gerektiğini belirten Erdoğan, ülkedeki Türklere de fayda sağlayacaklarını söyledi.
Göçmenlik karşıtı yükselişte
2017’deki son Hollanda seçimleri, Avrupa’da Wilders’ın Britanya’daki 2016 Brexit oylaması ve ABD’de Donald Trump’ın seçilmesinden sonra bir popülizm dalgasını zafere taşıyabileceği korkusuna yol açtı.
Wilders geçtiğimiz günlerde hiçbir pişmanlığı olmadığını ve önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimlerde koronavirüsün hakimiyet kurmasına rağmen göçe karşı kampanyasını “hızlandırmaya” hazır olduğunu söyledi.
Wilders Agence France-Presse’e (AFP) verdiği röportajda, “Göçmenlik gibi konular hala önemli. Seçmenlerim için hala bir numara. Ama ortalama bir Hollandalıya bakarsanız, korona gerçekten de bir numaralı mesele.” Bu hafta Hollanda parlamentosu.
Buna rağmen Wilders, yirmi yıllık siyasi kariyerini tanımlayan göç ve İslam karşıtı söylemi bırakmaya gerek görmediğini söyledi.
Wilders, “Batılı olmayan göçmenlerin göçü varoluşsal bir sorundur” dedi. “Bu politikayı (göçe karşı çıkma) gerçekleştirmeye daha fazla yatırım yapmak için adım atmamız gerektiğine inanıyorum.”
Rutte ve diğer partiler, Wilders’ı herhangi bir koalisyondan dışlama sözü verdiler, bu PVV başkanının “son derece demokratik” olarak nitelendirdiği bir hareket.
Wilders, “Partime ne kadar çok kişi oy verirse, bizi dışlamak o kadar zor olur,” dedi.
Karaçay da benzer şekilde “Wilders’ın bir koalisyonun parçası olması imkansız. Hiçbir parti onlarla koalisyon kurmak istemez. ” diyor.
Bir sivil örgütün üyeleri, 15 Mart 2017’de Lahey’de yapılan genel seçimlerde merkez sağ VVD partisinin zaferini kutluyor. (AFP Fotoğrafı)
Wilders ayrıca, 2018’de Peygamber Muhammed’in ölüm tehditleri aldıktan sonra iptal ettiği çizgi film yarışması planları da dahil olmak üzere geçmişteki eylemlerinden pişman değildi.
Ayrıca 2014 mitinginde Fas halkına toplu olarak hakaret etmekten suçlu bulundu – ancak daha sonra ayrımcılıktan aklandı.
Geçen ay, Wilders, Twitter’da paylaştığı ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “terörist” olarak nitelendirdiği kışkırtıcı bir paylaşım nedeniyle ateş altına alındı , yetkililer milletvekilini eleştirdi ve savcılar, görevi hakkında soruşturma başlattı.
Son yıllarda, göçmen karşıtı, Müslüman karşıtı grupların siyasi güç elde etme başarısının da etkisiyle, son yıllarda Avrupa’da camilere ve Müslümanlara yönelik nefret suçları artmaktadır.
Yükselen popülist, ırkçı ve Müslüman karşıtı hareket gerçekten tehlikelidir. Politikacılar bu konuya vurgu yapmalıdır. Bunu normalleştirmek yerine reddetmek zorundalar. Bu tür siyaset yüzbinlerce gencin geleceğini karmaşıklaştırıyor ve onları yabancılaştırıyor ”diyen Kuzu, herkesin kimliği ve diniyle gurur duyması gerektiğini söyledi.
Milliyetçiliğin İslam karşıtı ve AB karşıtı retoriğe vurgu ile birleşimi, Hollanda’daki bazı çevrelerin ilgisini çekti.
Göç Politikası Enstitüsüne göre, iki travmatik olay Hollanda siyasi sahnesinde Wilders için bir açılış yarattı: 2002’de Fortuyn suikastı ve ardından 2004’te film yapımcısı Theo van Gogh’un kadınlara muameleyi eleştirdikten sonra bir Hollanda-Fas vatandaşı tarafından öldürülmesi. İslam’da.
2006’da radikal sağ PVV’yi kuran Wilders, platformunu İslam’ın öldürücü eleştirisine demirleyerek bundan faydalandı. Ve kışkırtıcı retoriği ana akım tarafından reddedilirken, Aralık 2016’da Faslılara yönelik nefret söyleminden suçlu bulunmasının ardından popülaritesi arttı ”dedi.

 

HOLLANDA GAZETESİNDEN İRONİK HABER:BAŞBAKAN RUTTE MÜSLÜMAN VE CİHATÇI OLDU

HOLLANDA GAZETESİNDEN İRONİK HABER:BAŞBAKAN RUTTE MÜSLÜMAN VE CİHATÇI OLDU

Seçimlerde oy patlaması yapacağına inanılan Rutte’nin, Müslüman cihatçı olmasına rağmen, Hollanda halkı tarafından benimsendiği belirtilen haberde, ‘Amketlere göre Rutte, sadece bir sandalye kaybetti’ deniliyor.


Yukarıdaki kupürde görüleceği gibi, haberin sağ üst tarafında ‘güvenilir haber’ yazılı.

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Hollanda’nın ‘de Volkskrant’ gazetesi, önümüzdeki günlerde yapılacak olan genel seçimlerde, oy patlaması yapacağına inanılan Başbakan Mark Rutte için çok ilginç ve ironik bir haber yayınladı.
Gazetenin arka sayfasında sık sık tekrarlanan ironik haberlere bir yenisini ekleyen gazete, Başbakanı İslamı simgeleyen sakallı bir fotoğraf ile ‘Abu Rutte al-Hollandı’ olarak tanıttı.
Pek çok ülkede olduğu gibi, bizim ülkemizde de bir Başbakan için yazılması imkânsız olan ironik haberde bakınız neler yazılı:

MARK RUTTE CİHATÇI OLDU, ANKETLERDE BİR KOLTUK KAYBETTİ
Job Eikelboom-Den Haag

Mark Rutte İslam dinine döndü ve bundan böyle cihat yürütecek. Bu yeni rota, anketlerde bir titreşim yaptı ve partisi VVD bir koltuk kaybetti.
Breda kentinin merkezinde yürüyen kalabalığın düşüncelerinde bir değişiklik olmadı.
‘Rutte, şeriat kanununu yürütecekmiş ama, unutulmasın ki o, Hollanda’da krizi yöneten adam oldu’ diyen 40 yaşındaki bayan Marieke şöyle devam etti: ‘O, gerçekten bir devlet adamı gibi davrandı. Başkası ne yapabilirdi ki?’
Karşı tarafta 28 yaşındaki Carl, bir çocuk arabasını yürütüyor. O da Mark Rutte’ye oy verecek. ‘O, bir reform yaparak, Hollanda’yı İslam Devleti’ne çevirecek ve inçsızları katledecek. İçinde bulunduğumuz ortam içinde böylesi küçük ve önemsiz işlerle ilgilenmemek lâzım. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en ciddi krizi yaşıyoruz.
Bu yaşananlar çabuk unutulmalı.’
diyor Carl.
Lahey’deki muhalefet, Batı karşıtı (Anti-Batı) düşünceleri nedeniyle Rutte’nin yakasına yapışmayacak. Politika uzmanı Tom Jan Meeus, her şeyi sağlık krizine bağlıyor ve şöyle diyor: ‘ Geçtiğimiz yıl tüm sol partiler, korona krizine karşı Rutte ile birlikte yoğun bir çalışma yaptılar. İçinde bulunduğumuz şartlar içinde, İsrail’e savaş ilan edecek olan, kadınların seçme hakkını ellerinden alacak olan Rutte’ye karşı bir girişimde bulunmak istemiyorlar. Seçim öncesi zor bir ayak oyunu bu.
Ve böylece Abu Rutte al-Hollandi bu durumdan yararlanıyor.


                                                Abu Rutte al-Hollandi

İronik haber işte böyle.
Daha önce de yine Rutte hakkındaki bir ironik haberi yayınlamıştım.
O zaman da ironi ve ironik deyimini bazen yanlış kullandığımızı belirtmiştim. Bu konudaki açıklamayı aşağıda belirtmeden önce, sevgili dostum Selim Kılıç’ın, koronavirüs hakkında yazdığı bir ironiyi aktarayım.
KORONAVİRÜS KONUŞSAYDI…
Merhaba insanoğlu.
Biliyorum mikrobun tekiyim. Çok kötüyüm. Ama beni de sizin gibi Allah yarattı diyebilirim.
Ben vazifem gereği insanları öldürürken, simdilik hayvanlara dokunmuyorum.
Öldürmenin dışında, sizlere çok da büyük bir iyilik yapıyorum.
Sizlerin hurafelerden, yalanlardan masallardan kurtulup gerçeklerle tanışmasına yardımcı oluyorum.
Ben mikroskopla bile zor görebileceğiniz kadar küçük bir zerreyim.
Ama bütün dünyayı kaosa sokmak, benim için hiç de zor olmadı..
Kısa sürede bütün din adamlarınızı susturdum..
Bütün camilerinizi, sinegoglarınızı, kiliselerinizi kapattırdım, kutsal mekanlarınıza kilit vurdurdum.
Sokaklarınızı caddelerinizi, o görkemli AVM’lerinizi boşalttırdım.
Yakında parlamentolarınızı da kapattıracağım.
Dünyayı yönettiğini sandığınız, korkup çekindiğiniz o güçlü liderlerin hepsini (Beyaz) saraylarına hapsettirdim.
Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.
Benden korkuyorlar.
Hepiniz benden korkuyorsunuz..
Ama ben de korkuyorum.
Liderlerinizden ya da edindiğiniz tanrılarınızdan değil.
Bilim adamlarınızdan korkuyorum.
Biliyorum, bir gün bu hikâye bitecek ve bilim adamları er ya da geç beni alt edecek.
Benden kurtulacaksınız.
Ama benden sonra asla eski hayatınıza dönmeyin.
Hurafeyi bırakın bilime yönelin.
Bilimin ışığında ilerleyin.
Sizi bugün yolda bırakan liderlere, sahte din adamlarına, edindiğiniz tanrılara tapınmaktan
vazgeçin.
Onların kendilerine bile hayrı olmadığını gösterdim size.
Bu iyiliğimi de unutmayın.

İroni Nedir? Nasıl Yapılır? Örnek Cümleler
Nesrin Bayraktar

İroni yalnızca edebiyatta değil günlük hayatta da sıklıkla karşımıza çıkıyor! Birçok kişinin dilinde olan sözcüğün doğru kullanıp kullanılmadığının cevaplarını ise aşağıda öğrenebilirsiniz.
Bir tek edebiyat terimi olarak değil, günlük konuşmalarda da karşımıza çıkan ironi, pek çok kişi tarafından tam olarak ne ifade ettiği bilinmeden kullanılıyor.
Ortalıkta “ironi yapıyorum canım, çok ironik bir durum, ne ironi ama…”  gibi sayısız cümle dolaşıyor. Söz konusu sözcüğü daha havalı olmak adına kullananlar da var.
Dolayısıyla kelimenin anlamını öğrenmek kaçınılmaz oluyor. Aşağıdaki başlıklarda da ilgili soruların cevapları bulunuyor.
İRONİ NE DEMEK?
Yunanca kökenli sözcük “eironeía” kelimesinden gelmektedir. TDK tanımına baktığımızda “gülmece, söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme” anlamlarını görüyoruz.
Kısaca ironi; söylenenin tam tersinin kastedildiği ifadedir. Yani söylenen ya da yapılan eylem, ciddi görüntüsü altında karşıt söylenceyi veya eylemi, çelişki noktasına çekmeyi hedeflemektedir. Diğer bir ifadeyle ironi; mimik, jest ve tonlama ile söylemek istenen şeyin altını dolaylı yoldan çizer.
Öte yandan bir söz sanatı olan ironinin yerini bulabilmesi için karşınızda yeteri kadar zeki birinin olması gerekmektedir.
Aksi bir durumda, söylemiş olduğunuz şeyin tam tersini söylemek isterken karşınızdaki kişi tarafından tamamen yanlış anlaşılabilirsiniz.
Siz x kişisinin saçmaladığını ima ederken tam tersi anlaşıldınız. Bu söz üzerine yeniden ironi yapmak isterseniz “keşke diğerleri de sizin kadar anlayışlı olsalar” diyebilirsiniz. Ama karşınızdaki kişi olayı anlamayacağı için bir tek siz ironi yaptığınızın farkında olursunuz.
Tam da bu noktada konuyla ilgili olarak Sokrates’in diyalog yöntemine kısaca değinelim. Çünkü ünlü düşünürün diyalog yöntemi ironi ve maiotik olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci olan ironide Sokrates, muhatap olduğu kişinin doğru sandığını düşündüğü bilgileriyle ilgili çeşitli sorular sorar ve yanıtlarının içindeki muhtemel yanlışlıkları ortaya çıkartır.
İkinci aşama olan maotikte ise ustaca sorduğu sorularla muhatabının zihninde doğuştan var olduğunu düşündüğü gizli bilgileri açığa çıkarmayı amaçlar.
EDEBİYATTA İRONİ
Edebiyat alanında temel olarak 3 farklı ironi çeşidi vardır. Bunlar; sözlü ironi, durum ironisi ve dramatik ironidir.
Sözlü ironi
; hepimizin bildiği ve günlük hayatta sıklıkla kullanılan söylenilen şeyin tersinin ima edilmesi durumudur. Alaycılıkla karıştırılsa da ikisinin arasında fark vardır. Diyelim ki yükseklik korkusu olan bir karakter hakkında okuyoruz.
Hikayede, erkek arkadaşı sıcak hava balonu yolculuğu için iki biletle ona sürpriz yapar. Kız da sürpriz karşısında “bu yolculuk için can atıyorum” diyerek ironi yapar.
Başka bir örnekte, bir yazar yeni kitabı üzerinde çalışmaktadır ve eser komedi türündedir. Günler yağmurlu ve kara bulutlar ile geçmektedir ve bu durum onun modunu düşürmektedir. Bir sabah uyandığında penceresini açar ve dışarıdaki kara bulutları görüp şöyle der: “Ne harika, yağmurlu bir gün daha!”
DRAMATİK İRONİ
Seyirci, karakterlerin gerçekte ne olduğunu anlayıp anlamayacağı için beklediğinden, bu belirsizlik veya mizah yaratır.
Seyircilerin beklentilerini, umutlarını veya korkularını arttırır, ancak komedi etkisi için de kullanılabilir.
Örneğin William Shakespeare imzalı Macbeth’de, Macbeth Duncan’a sadık görünürken aslında onu öldürmeyi planlamaktadır. Duncan, Macbeth’in planlarından bihaberken seyirci ne olacağının farkındadır.
George Orwell’ın Hayvan Çiftliği de dramatik ironiyi kullanmaktadır. Kitap boyunca okuyucu, karakterlerin farkında olmadığı birçok önemli gerçeği bilir. Hayvanlar Boxer’ın hastaneye gönderildiğine inanırlarken okuyucu domuzların onu mezbahaya sattığını ve parayı viski almak için kullandıklarını bilmektedir.
Kısacası dramatik ironi hem komedi hem de trajedide güzel bir yere sahiptir.
DURUM İRONİSİ
Genellikle, bu örnekler bir tür çelişki ve belirli bir şok seviyesini içerir.
Frank Baum’un Muhteşem Oz Büyücüsü tam bir durumsal ironi örneğidir. Dorothy ve arkadaşları, ihtiyaç duydukları şeyi elde etmelerine yardımcı olmak için dış güçlerin peşindelerken her biri aslında ihtiyaç duyduğu şeye sahip olduğunu anlar.
Dorothy giydiği ayakkabının onu eve getirebileceğini öğrenir. Korkuluk baştan beri akıllı olduğunu keşfeder. Tinman sonunda iyi bir kalbi olduğunu fark eder. Korkak Aslan da son derece cesur görünmektedir.
SOKRATİK İRONİ ve KOZMİK İRONİ
Dramatik, sözel ve durumsal ironi, edebiyat ve tiyatroda üç ana ironi türü olarak kabul edilir ancak günlük yaşamda bulunan diğer ironi türleri vardır. Sokratik ironi çoğunlukla akademi dünyasında bulunur; Sokratik öğretim yöntemi ile ilgilidir.
Bu yöntem, öğretmen bilgisizlik rolü yaparken öğrencileri karşıt görüşler sunmaya teşvik eder. Bu şekilde öğrenciler, öğretmenlerinin görüşlerinden bağımsız olarak, kendi başlarına düşünmeyi ve çıkarım yapmayı öğrenirler.
Akademi dışında Sokratik ironi, başka bir kişinin cehaletini veya kusurlarını ortaya çıkarmak için aptalı oynamak olarak düşünülebilir.
Kozmik ironi bir tür talihsizliğe bağlanabilir. Bu ironi biçimi, kaderin veya şansın sonucudur ve sonuçlar, karakterlerin eylemlerinin bir sonucu değildir. Yani dışarıdan bir kuvvetin bu durumda rolü varmış gibi görünebilir.
Thomas Hardy’nin Kaybolan Masumiyet eserinde masum olmasına rağmen ana karakter, kontrolü dışında trajik koşullarda hayatı da dahil olmak üzere her şeyini kaybeder.
İRONİ NASIL YAPILIR?
Aslına bakarsanız, ironi yapmak için karşılaştığınız duruma uygun bir şeyler söylemeniz ve muhatabınızı açıkça iğnelemek istemeniz gerekmektedir. Tabi bu sözel ironide geçerlidir.
Örneğin; bir arkadaşınızın evine gittiniz ve davet edildiğiniz halde evin çok pis olduğunu gördünüz. İşte böyle bir durumda; “iyi ki de sürpriz yapmaya kalkışmamışım, yoksa senin pis olduğunu düşünürdüm” diyebilirsiniz. Veya “evin de bal dök yala dedirtecek kadar temiz” gibi cümlelerle ironi yapabilirsiniz.
Nasıl ironi yapılır sorusuna daha saysız farklı örnek verilebilir.
Misal; fazlasıyla küçük harflerle konuşan kişilere “biraz daha sessiz konuş, insanlar rahatsız olacak” diyebilirsiniz.
Veya arabasına bindiğiniz ve trafik kurallarına hiç uymadığını gördüğünüz arkadaşınıza “kendimi trafikte ilk kez bu kadar güvenli hissediyorum, şoförlüğün baya iyiymiş” gibi sözler edebilirsiniz.
İşin özü; anlatmak istediğiniz şeyin tam tersini söyleyerek ironi yapabilirsiniz.
İRONİ ÖRNEKLERİ
Yukarıda bahsettik ancak birkaç örnekle daha ironiyi pekiştirelim. İşte ironi ne demek, nasıl yapılır sorularının yanıtlarını merak edenler için örnek ironi cümleleri:
  • Yüksek sesli konuşan kişiye: “Henüz kulaklarımın zarı patlamadı, biraz daha bağırabilirsen…”
  • Kötü bir futbolcu hakkında: “Vay be, adeta bir Metin Oktay.”
  • Başarısız bir yazar hakkında: “Tabii tabii çok başarılı, en az Tolstoy kadar iyi kurgulanmış hikayeleri var!”
  • Öğretmen, tembel öğrencisine: “Sorumluluklarının bilincinde olduğun için sözlüye seninle başlamak istiyorum.”
  • Anne söz dinlemeyen yaramaz çocuğuna: “Her zamanki gibi çok usluydun.”
  • Yönetici, mesaiye geç kalan çalışanına: “Bravo, her zamanki gibi işe vaktinden önce geldin.”
  • Genç kadın, onu bekleten erkek arkadaşına: “Ne kadar da dakiksin!”
  • Sanıyorum ki bu kadar ironik cümleden sonra ironinin nasıl yapılacağını anlamışsınızdır. Dilerseniz, son olarak kısaca humor ile ironi arasındaki farklardan bahsedelim.
Humor Nedir? İroni Arasındaki Fark!

Humor ile ironi sık sık birbirinin yerine kullanılsa da bu iki kelime farklı şeyler ifade ederler. Humor ince alay olarak tanımlanırken ironiye kıyasla daha çok bir kavramı, durumu ya da ruh halini belirtmek için kullanılır.

Daha açık söylemek gerekirse sözün bayağılığına kaçmadan ciddi bir tutumla ama kişinin yüzünü güldürecek biçimde ifade edilmesidir.

Çoğunluk tarafından normal olduğu düşünülen şeylerin içindeki trajediye dikkat çekilir. İronide ise esas olan, edebiyatta anlatılmak istenenin alay olduğunu belli edecek şekilde tersini söylemektir.

 

Hollanda’da geleceğini düşünüyor ve ırkçılığa karşıysanız DENK PARTİSİ’NE OY VERMEK İÇİN SANDIĞA GİDİN!

Hollanda’da geleceğini düşünüyor ve ırkçılığa karşıysanız DENK PARTİSİ’NE OY VERMEK İÇİN SANDIĞA GİDİN!


İlhan KARAÇAY’ın dileği…

*Hollanda’da Wilders ve onun gibi ırkçı, Türk ve müslüman
düşmanı partilere karşı çıkmak için DENK’e oy verin.

*Hollanda’da, geleceğinizi düşünüyorsanız, çocuklarınızın, sizin
 gibi kıyıma uğramalarını istemiyorsanız DENK’e oy verin.

*Hollanda’da, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarınızın devlet tarafından
 karşılanmasını istiyorsanız, DENK’e oy verin.

*Hollanda’da, vergi dairelerinin gazabına uğramak
 istemiyorsanız DENK’e oy verin.

*Hollanda devletinin, Türkiye ve Türkler’e karşı yanlış tutumuna
 karşı çıkılmasını istiyorsanız, DENK’e oy verin.

Özgür iradenize saygıda kusur etmek istemiyorum ama, hangi ideolojiye önem veriyorsanız verin, 15, 16 ve 17 mart günleri yapılacak olan Hollanda genel seçimlerinde, sandığa gitmek veya mektupla oy vermek, Hollanda halkı için ne kadar önemliyse, yabancı kökenliler için de bir o kadar önemlidir.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Hollandalı seçmen ile Türk seçmen arasında çok büyük davranış farklılığı vardır. Tabii ki istisnalar hariç. Genel duruma bakıldığı zaman, Türk seçmen spor takımı tutar gibi, siyasi parti tutucusudur. Naçizane şahsım bile, ‘Ben CHP kökenli bir ailenin çocuğuyum’ diyorum ama, haber ve yorumlarımda hep tarafsız ve objektif olmayı yeğliyorum.
Türk seçmenler genelde, siyasi partilerin programlarına değil, parti liderlerinin laf ebeliğine kulak veriyorlar. Buna karşın Hollandalı seçmenler, siyasi partilerin programlarını okuyor, televizyonlardaki tartışma programlarını izliyor, medyadan yararlanıyor ve oyunu duruma göre kullanıyorlar. Bu nedenle de, Hollanda siyasi tarihinde, tek başına iktidar olmuş bir partiye rastlamak mümkün değildir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hollanda’da yapılan seçimlerde, 150 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu teşkil edecek 76 sandalyeyi hiçbir parti kazanamamıştır.
1945’ten bu yana, koalisyon çerçevesinde 30 kabineye 15 Başbakan liderlik yapmıştır.
Anlayacağınız, Hollandalı seçmenler, kendilerini refah içinde yaşatacaklarına inandıkları siyasi partileri seçmek için ince eleyip sık dokurlar.
Şimdi gelelim Hollanda’daki Türk kökenli seçmenlere.
Hollanda, 1986 yılında anayasada bir değişiklik yaparak, yabancı uyruklulara yerel seçimlerde, yani sadece Belediye Meclisi seçimlerinde oy hakkı tanımıştı.
Genel seçimlerde oy kullanma hakkı için, Hollanda vatandaşı olma şartı hâlâ geçerli.
1986 yılında yapılan Belediye Meclisi seçimleri öncesinde, ilk defa oy kullanacak olan Türkler’i etkilemek için, tüm siyasi partilerin lider kadroları Türk derneklerini ve camileri ziyaret etmişler ve pek çok vaatlerde bulunmuşlardı.
Türkler, sadece seçme değil, seçilme hakkına da sahiplerdi. İlk seçimde 16 Türk Belediye Meclisi’ne girme başarısını göstermişti.
Bu durumu göz önünde tutan siyasi partler, Türk oylarından yararlanabilmek için Türk aday sayısını çoğalttılar. Daha sonraki seçimlerde Belediye Meclisleri’ne seçilen Türk sayısı ikiyüzü geçti. Yani, her yerel seçimde Belediye Meclisleri’ne ikiyüzü aşkın Türk seçiliyor.
Siyasi partiler, Hollanda vatandaşlığına geçmiş olan yabancıların oylarından yararlanmak için, milletvekilliği aday listelerine de yabancı aday koymaya başladılar.
Yabancı gruplar arasında Türkler’in ağırlığı diğerlerinden fazlaydı. Zira şu anda Hollanda tabiyenine geçmiş olan Türk kökenli sayısı 350 bini buldu. 350 bin Türk kökenlinin 230 bini de seçme ve seçilme hakına sahip.
Türkler’in ve Türk kökenlilerin oylarını küçümsemek isteyen Hollanda medyası, ‘Türkler sandığa gitmiyor’ ve ‘Türkler’in yüzde otuzbeşi oy kullanıyor’ gibi yalan haberler verirken, kendi yaptığımız araştırmalarda, Türk adaylara verilen tercihli oylara baktığımız zaman, Türkler’in yüzde yetmişe yakınının oy kullandığını saptıyorduk.

   
        Ayhan Tonca                      Osman Elmacı                  Erdinç Saçan

2006 yılında yapılan genel seçimler öncesinde, Hıristiyan Demokratlar Birliği CDA, Ayhan Tonca ve Osman Elmacı’yı, İşçi Partisi PvdA da Erdinç Saçan’ı, sözde Ermeni soykırımı kararını desteklemedikleri için adaylıktan çıkarmışlardı.
O güne kadar, Türk seçmenlerin özgür iradesine karışmazken, o günden sonra Türk seçmenlere hitaben yaptığım yayınlarda bu kuralı kaldırdım ve Türk seçmenleri, Demokrat 66 Partisi adayı Fatma Koşer Kaya’ya oy vermeye çağırmıştım. Parti lideri Alexander Pechtold, Fatma Koşer Kaya’nın, aday listesinde seçilemeyecek bir sırada olmasından hoşlanmamıştı ama Parti Kurul’u buna karar vermişti. Bu konuda Pechtold ile yaptığım görüşme de işe yaramamıştı. Artık tek şansımız tercihli oylardı. Ne mutlu ki, Türklerden gelen tercihli oylar nedeniyle Fatma parlamentoya girdi. Bu sonuç, Hollanda medyasını ve siyasetçileri çok kızdırmıştı.

Türk seçmenin özgür iradesine ikinci kez karışma nedenim, 2014 yılında İşçi Partisi’nden atılan Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ü desteklemekti.
2014 yılında milletvekilliği yaparken İşçi Partisi ile Türkiye ve Türkler konusunda fikirbirliği oluşturamayan Kuzu ve Öztürk, partiden ihraç edilmişlerdi. Bu ikili parlamentoda,
‘Kuzu-Öztürk Grubu’ olarak faaliyet gösterdiler. Daha sonra DENK Partisi’ni kuran ikili, 2017 yılında yapılan genel seçimlere katılma kararı aldı.
Hollanda’da yaşayan Türkler, hiç kimsenin şans vermediği DENK Partisi’nin kazanması için elbirliği yaparak destek kampanyalarına katıldı.
İşte o zaman naçizane şahsım da, Türk seçmenin özgür iradesine ikinci kez karışarak, ‘Bir defaya mahsuz olsa da DENK’e oy verin’ çağrıları yaptım.
Ne mutlu ki DENK o zaman 3 sandalye kazanmıştı.
DENK Partisi, geçtiğimiz yıl üç milletvekili arasında cereyan eden özel bir olumsuzluk nedeniyle çok zedelenmişti. Tunahan Kuzu önümüzdeki seçimlerde aday olmayacağını açıklamıştı. Siyasi liderliği bırakan Kuzu’nun yerine Faslı Farid Azarkan geldi.
‘DENK Partisi öldü’ söylemleri sürerken, akil Türkler’in araya girmesi ile Tunahan Kuzu ikna edildi ve adaylığı kabul etmesi sağlandı.
Bu geri dönüş, başlangıçta ben de dahil pek çok kimseye inandırıcı gelmedi. Zira, Kuzu’nun liderliğinde olmayan ve Faslı birinin liderliğine inanmayan Türkler’in, bu partiye oy vermeleri zayıf ihtimal olarak görülüyordu.
Ama daha sonra yapılan faaliyetler ve çalışmalar gösterdi ki, Kuzu ve Azarkan ikilisi bu işi çok kolay başaracaklardı. Hollanda’da yaşanan son olaylarda, sesini çok iyi duyurmaya muvaffak olan Azarkan, yaptığı konuşmalar ile dikkatleri üzerine çekmeye başladı. Türk düşmanı Wilders ile de sıkı bir tartışmaya giren Azarkan, Türkler’in de sevgi ve sempatisini kazandı. TV’deki tartışmalarda da çok başarılı olan Azarkan’ın, Kuzu’dan geri olmadığını sadece Türkler değil, Hollandalılar da anladılar. Parlamentonun ‘En iyi konuşan adamı’ olarak gösterilen Tunahan Kuzu’ya Farid Azarkan da eklenmişti artık.
İşte, böylesi bir siyaset rüzgârının estiği Hollanda’da, önümüzdeki günlerde yapılacak olan seçimlerde, Faslılar, diğer yabancı kökenliler ve pek çok Hollandalı’nın da oy verecekleri bilinen DENK Partisi’ne, Türk kökenli seçmenlerin de oy vermesi artık kaçınılmaz olmuştur.
Gerek Hollanda’daki Türkler ve Türk kökenliler, gerekse Türkiye, Türkler ve müslümanlar için, gerektiği zaman sözcülük yapacağına inandığım DENK Partisi’ne oy vermek, en iyi seçim olacaktır.
Bu nedenle, Hollanda’daki Türk seçmenlerin özgür iradelerine bir kez daha karışarak diyorum ki:
*Hollanda’da Wilders ve onun gibi ırkçı, Türk ve müslüman düşmanı partilere karşı çıkmak
için DENK’e oy verin.
*Hollanda’da, geleceğinizi düşünüyorsanız, çocuklarınızın, sizin gibi kıyıma uğramalarını
istemiyorsanız DENK’e oy verin.
*Hollanda’da, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarınızın devlet tarafından karşılanmasını istiyorsanız,
DENK’e oy verin.
*Hollanda’da, vergi dairelerinin gazabına uğramak istemiyorsanız DENK’e oy verin.
*Hollanda devletinin, Türkiye ve Türkler’e karşı yanlış tutumuna karşı çıkılmasını
istiyorsanız, DENK’e oy verin.
Ben, evime gelen seçmen listesindeki DENK Partisi’nin ikinci sırasındaki T.Kuzu’yu işaretleyip, mektubu postaya attım bile…
Siz de öyle yapın emi?
Kim bilir, bu belki de benim Hollanda’da yaşayan Türk toplumundan son dileğimdir.
Kalın sağlıcakla!