10 YIL SONRA KAR VE BUZUL GÖREN HOLLANDALILAR ÇILDIRDI!

10 YIL SONRA KAR VE BUZUL GÖREN HOLLANDALILAR ÇILDIRDI!

*10 yıl sonra kar ve buzul gören halk, korona deprasyonundan
kurtulmak için korkusuzca dışarı fırladılar.

*Kızakçılar ve patenciler yıllar sonra fazla mesai yaptılar.

*Türkler mangaldan vazgeçmedi

                                                                    Hollandalıların kar sefası                                                                         Türkler’in karda mangal partisi

Hollandalılar gerçekten çıldırdı!
Korona salgını nedeniyle aylardır karantina disiplini içinde yaşayan halk, tam 10 yıl sonra gelen kar ve buzul nedeniyle kendilerini korkusuzca dışarı attılar.

                                                           Patenciler yıllar sonra satış yaptı 
Yıllardır satış yapamayan kızakçılar ve patenciler, yoğun istek üzerine fazla mesai yaptılar.
Hollandalılar’ın geneli kar ve buzdan zevk alırken, Bazı Türkler de kar içinde mangal sevdasını sürdürdüler.

Çıplaklığı seçenler de vardı

MERSİNLİLER’E ve MERSİN’İ YÖNETENLERE MESAJ!

MERSİNLİLER’E ve MERSİN’İ YÖNETENLERE MESAJ!

MERSİNLİLER’E ve MERSİN’İ YÖNETENLERE MESAJ!

Bir Zamanlar Çukurova serisinde, çok söz edilen Mersin’den, neden tek görüntü yok?

Yapımcılar, sponsorluğa sıcak bakmayan Mersin’i yönetenlere mi kızgın?

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Bir zamanlar cukurova.jpgC:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Mersin.jpg

İlhan KARAÇAY yazdı:

ATV Televizyonu’nda 3’üncü sesonunu izlediğimiz ‘Bir Zamanlar Çukurova’ serisi büyük bir ilgi ile izleniyor.
Filmin senaristleri Yıldız Tunç, Atilla Özel ve Ayça Üzüm, aldıkları talimat üzerine, Adana’nın güzelliklerini sergileyecek diyalogların görüntülenmesi ile başarılı bir Adana reklamını sağlamışlar.
Ne var ki, aynı senaristlerin lütfedip sık sık kullandıkları Mersin diyalogları, yapımcılar tarafından hiç görüntülenmemiştir.
Filmde, geçmişte yaşanan Mersin hatıraları ile güncelde yaşanan Mersin ziyaretleri sırasında da hiçbir görüntü konmamıştır.

Film’de otomobile biniliyor ve Mersin’e gidiliyor. Orada ilginç gelişmeler yaşanıyor ama maalesef Mersin’den bu görüntüler yok.

Başından beri izlediğim seride, Mersin diyalogları sırasında bir tek görüntü bile konmaması, araştırmacı bir gazeteci olarak beni düşündürmeye başladı.
Çok anormal olan bu durum karşısında aklıma ilk gelen de, yapımcıların Mersin’e kızmış olmalarıdır.
Araştırmacı bir gazeteci olarak bu durumu öğrenmek için Mersin’de bir kaç makamı aradım ve kendilerine sponsorluk konusunda bir teklifin yapılıp yapılmadığını sordum. Ama maalesef bu konuda bir yanıt veren olmadı.
ATV için bu seriyi yapan TIMS&B Productions’ı da aradım ama, onlar da bu soruma bir yanıt vermediler.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Mersin.jpg 2.jpg

Her şeye rağmen, seriyi yapan firmaya şunu söyleyebiliriz: Sponsorluk konusunda haklı olabilirsiniz. Bu nedenle de Mersin’i yönetenlere kızıp, Mersin’in reklam tanıtımını yapmayabilirsiniz. Ama el insaf: Filmde o kadar Mersin diyalogu var ki, reklam olmasa dahi, Mersin’e yola çıkıldıktan sonra, karanlık bir Mersin sokağındaki ev veya makam gösterilemez mi?
Mersin görüntülerini göstememe konusunda bu kadar tamahlığın gereği var mı?

Mersin’i yönetenlere de şunu sormak istiyorum:
Mersin’in tanıtımı için çok gereksiz harcamalar yapılırken, milyonların izlediği bir film için sponsorluk teklifini nasıl kabul etmezsiniz?

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\mersin-ucak-bileti.jpg

Yukarıdaki sorularım tabii ki bir varsayım üzerine sorulmuştur.
Durum böyle değilse özür dilemek boynumun borcudur.

O zaman da yapımcılara, ‘Bu nasıl bir görsel yapımcılıktır’,
Mersin’i yönetenlere de, ‘Bu nasıl bir vurdumduymazlıktır’ diye sormak lâzım.

Filmde, Adana’nın güzelliklerinden söz edildiği gibi, kebabı, şalgamı, şırdanı, ve baklavası sık sık görüntülü olarak dile getirmek ne kadar memnuniyet yaratıyorsa, Mersin’in, ‘Akdeniz’in incisi’ olarak hiç gösterilmemesi de o kadar üzüntü yaratmaktadır.

Kaldı ki, Mersin’in tarihi ve kültürel güzelliklerinin yanında, çok zengin olan mutfağı da, mutlaka gösterilmesi gerekenlerdendir.

Şimdi, bu soruları ilgililere Mersinliler’in sorma zamanı.
Bu yazıyı aşağıdaki adreslere göndererek aynı soruları siz de ilgililere sormuş olabilirsiniz.

izleyicitemsilcisi@atv.com.tr – mersin@icisleri.gov.tr – iktm33@kulturturizm.gov.tr

 

ÖZGÜRLÜĞÜN TERBİYESİZLEŞMİŞ HALİ…

ÖZGÜRLÜĞÜN TERBİYESİZLEŞMİŞ HALİ…

İlhan KARAÇAY yazdı:

Medeni ülkelerdeki özgürlük hikâyelerini biz çok yazdık, sizler de çok okudunuz.
Ama ben, arada bir, özgürlüğün erozyona uğramış hallerini işaret ederek bazı örnekler vermişimdir.
İş dünyasında, siyaset dünyasında ve aile yaşamında o kadar görgüsüzlük yaşanıyor ki, bunları sizlere aktardığım zamanlarda, sizlerden ‘Hadi canım sende…’ gibi reaksiyonlar alıyordum.
Örneğin, misafirliğe gittiğiniz evde, oturduğu sandalyeden kalkıp size yer vermeyen gençlerden tutun, yemeğe bile buyur etmeyen ev sahibine kadar…

Ama ben yine de bu görgüsüzlükleri anlatmayı bir kenara koyup, ekteki fotoğraf konusunda bir şeyler yazayım.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Rutte ayakta polis ayak ayak ustune.jpg
Ekte gördüğünüz fotoğrafta, solda ayakta duran kişi, Hollanda’nın Başbakanı Mark Rutte’dir.
Mark Rutte, son günlerde cereyan eden protesto gösterileri sırasında tedhiş ve yağmacılık karşısında zor durumlara düşen polislerden bilgi almak ve de moral vermek için bir polis karakolunu ziyaret etti.
Bundan sonrasını yazmama gerek yok her halde.
Polislerin Başbakan karşısındaki tutumlarını görün ve sizin konuşun lütfen.
Sanırım siz de, ‘Bu görüntü, özgürlüğün terbiyesizleşmiş halidir’ diyeceksiniz.

Ama şunu da belirtmek isterim: Terbiyelilik hali için Türkiye’yi örnek gösteremeyeceğim.
Hoş, Türkiye’de, Recep Tayyip Erdoğan karşısında böyle görüntü verecek kadar eşek insanlar bulunmaz ama, Parlamentoda birbirlerine laf atan ve birbirlerine rezilce girenler ile, televizyonlardaki tartışma programlarında birbirlerine havlayanları gördükçe, ‘Bunlar da bizim terbiyesizlerimiz’ diyebiliriz.

 

KİM DEMİŞ ‘DEMOKRATİK ÜLKELERDE SİYASİ PARTİ KAPANMAZ’ DİYE?

KİM DEMİŞ ‘DEMOKRATİK ÜLKELERDE SİYASİ PARTİ KAPANMAZ’ DİYE?

*Irkçı Geert Wilders’in partisinin kapatılması tartışmaya açıldı…

*Ülkenin üçüncü büyük gazetesi Trouw’un kıdemli
yorumcularının ortak kararı, siyaset dünyasını sarstı.

*1998 yılında ırkçı CP’86 partisi kapatılmıştı.

 

İlhan KARAÇAY’ın haberi:

Dünya’nın önde gelen demokratik ülkelerinden Hollanda’da, bir siyasi partinin kapatılması tartışmaya açıldı. Hem de, ülkenin en büyük üçüncü gazetesi olan, Hitler işgali sırasında isyan bayrağını açarak yayın yaptığı için 200 elemanı idam edilen vekahramanlaşan TROUW gazetesinin, başta Genel Yayın Yönetmenliği elemanları olmak üzere, kıdemli yorumcular tarafından ortak bir şekilde kaleme alınan bir yorum ile…

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\IMG_1639.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\IMG_1640.jpg

‘PVV Anayasayı ihlal ediyor, azınlıklar korunmalıdır’ başlığı ile yayınlanan ortak yorum, Hollanda siyaset dünyasını sarstı.

Yorumda şöyle deniliyor:
‘Son yıllarda meydana gelen polarizasyon (kutuplaşma) hareketlerinde görüldüğü gibi, insanların ve kuruluşların birbirlerini aşırı dil kullanarak suçlamaları ve rencide etmeleri, ABD eski Başkanı Trump’a da bulaşmıştı.
’20.000 yalan’ ile, insanları etnik ve dini açıdan aşağılaması da cabasıydı…

Bu durum ülkemiz politika dünyasında da geçerli hale geldi.
Son günlerde meydana gelen protesto yürüyüşleri hakkında fikir beyan ederken, aşırı ırkçı söylemler sarfeden Geert Wilders ve Thierry Baudet’i görmediğimiz gibi…
Bu kişileri uyarmaya kalkışıldığı zaman da, ‘Fikir özgürlüğümüz kısıtlanıyor’ feryatları atılıyor.

Irkçılık ve ayrımcılık hiçbir zaman normal sayılmamalı.
Anayasamızın birinci maddesinde, ‘Hollanda’da yaşayan herkes eşit şartlarda eşit muameleye tabidir. Dini inanç, yaşam şekli, politik görüşü, ırkı, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa izin verilmez.’ yazıyor.

Açıkça ayrımcılık girişimi

Popülist partilerin seçim programlarında bu anayasa maddesi ihlal ediliyor. Özellikle PVV Partisi’nin programında, islam dinine bağlı insanlar aşırı bir şekilde aşağılanıyor.

Anketlerde başarılı görülen PVV, Hollanda’yı islamlardan kurtaracağını söylüyor.

Aynı PVV, Kuran’ın dağıtılmasını yasaklayacağını, islam okullarını ve camileri kapatacağını söylüyor. Başörtüsünün açık alanlarda bile yasaklanmasını isteyen PVV, çifte tabiyetlilerin oy kullanmamalarını ve siyasette yer almamalarını söylüyor.
Bunlar, PVV’nin seçim programında yazılı olanların bazıları…

Tüm bu ayrımcı görüşlere rağmen, insanların hep sessiz kalması ve yaygara koparmaması, düşündürücü olduğu gibi, sanki yeni bir ‘normal’ gibi algılanıyor.
Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmemeli.

Yabancılar korunmalı

Hıristiyan Demokratlar Birliği CDA’nın siyasi lideri Wopke Hoekstra, hiç utanmadan PVV ile ortaklık yapabileceklerini ima ederken, onları içeri sokabilmek için bir fare deliği açtı.
Bundan önce düşünülmesi gereken, PVV’nin birinci maddeyi ihlal ettiği için yasaklanmasıdır.
Bu tabii ki mümkündür. Bu konuda Devlet Bakanlığı inisiyatifi ele alabilir. Geçmişte de partiler kapanmıştır. PVV’den önceki ünlü yabancı düşmanı parti CP’86, ayrımcılık nefreti nedeniyle yasaklanmıştı.

Demokrasilerde seçimler, çoğunluğu elde ederek, gücü eşit şekilde paylaşmak için yapılır.
Demokrasilerde, azınlıklar, çoğunluğun gazabından korunur.
Sadece bu nedenlerden ötürü, PVV gibi bir parti ile işbirliği yapmak mümkün olmamalıdır.

Bu yorum, TROW’un Genel Yayın Yönetmenliği elemanları ile kıdemli yorumcular tarafından kaleme alınmıştır.

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Wilders-Trump.jpg C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\Trouw Kees van der Laan.jpg
Yarısı Trump, diğer yarısı da Wilders Trouw Genel yayın Yönetmeni Van der Laan

Wilders’den yıldırım cevap

Yukarıdaki açıklamanın yayınlanmasından hemen sonra, Facebook’uma Geert Wilders’den bir mesaj düştü. Toruw gazetesi Genel Yayın Yönetmeni tarafından çirkin bir saldırıya uğradığını belirten Wilders, ‘Partimi yasaklatmak ile, ideolojimi söndüremezsiniz’ diye yazdı.

İşte, dünyanın en demokratik ülkelerinden biri olan Hollanda’da, siyasi parti kapatılması konusundaki gelişmeler böyle. Bakalım, haftasonu tatili sonrasında Hollanda’da neler yaşanacak?

 

MEHMET TÜRKER İLE MUHABİR HAKLARININ İKİ ‘YILMAZ SAVAŞÇISI’YDIK…

MEHMET TÜRKER İLE MUHABİR HAKLARININ İKİ ‘YILMAZ SAVAŞÇISI’YDIK…

MEHMET TÜRKER’İ ANIYORUZ…

28 Ocak 2017’de kaybettiğimiz gazeteci dostum Mehmet Türker için, pek çok meslektaşım anılarını yazıyorlar. Bu sevgili dost için ben de bir şeyler yazmıştım.
‘Ahirete giden ünlü dostlar’ başlıklı seri yazımda değerlendirdiğim Mehmet Türker’i önce kısaca tanıyalım, daha sonra da O’nunla ilgili anılara bakalım:

C:\Users\ILHAN\Desktop\1-ISLENECEK HABERLER\mehmet-turker.jpg

Mehmet Türker (3 Ocak 1944 – 28 Ocak 2017)

Mehmet Türker, gazeteciliğe 1962 yılında Gece Postası Gazetesi’nde başladı ve sırasıyla Yeni İstanbul, Yeni Gazete gazetelerinde çeşitli sahalarda muhabir olarak görev yaptı.
Hürriyet, Meydan, Gözcü gazetelerinde yönetici olarak çalıştı. Hürriyet Gazetesi’nde kısa bir muhabirlik döneminden sonra gazetenin 20 yıl boyunca İstihbarat Şefliği ve Haberler Müdürlüğünü yaptı.
SÖZCÜ Gazetesi’nin kuruluşunda yer aldı.
Köşe yazarlığına başladığı Meydan Gazetesi ve Gözcü Gazetesi’nde aynı zamanda Yayın Koordinatörlüğü, Haberler Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
1963 yılında ABD’li Prof. Charles Hulten’in Direktörlüğünü yaptığı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Gazetecilik Semineri Sertifika programını tamamlayarak, Burhan Felek ve Prof. Hulten imzalı “Başarı Sertifikası” aldı;
1968 yılında işçi sendikaları başarı ödülüne, 1971 ve 1976 yıllarında haber ve seri röportaj dallarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin başarı ödülüne layık görüldü.
1985 yılında ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Gazetecisi” seçilerek Onur Belgesi ve Onur Madalyası sahibi oldu.
2012 yılında da İstanbul Gazeteciler Derneği tarafından “Babıali’de 50. Altın Yıl” ödülü verilen Mehmet Türker, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “2015 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne” lâyık görüldü.
Kasım 2016’da “Yazık ettiler güzelim ülkeye” isimli ilk kitabını yayınladı.

MEHMET TÜRKER İLE MUHABİR HAKLARININ İKİ ‘YILMAZ SAVAŞÇISI’YDIK.

Son yılların, demokrasi savaşında önde gidenler sınıfına girmiş olan sevgili dostum Mehmet Türker’i kaybettiğimizi öğrendiğim zaman, Hürriyet gazetesindeki günlerimiz aklıma geldi.
O zaman Mehmet Türker Türkiye’de haberler üretiyor, ben de Hollanda’dan haber üretip Yazı İşleri Müdürlüğü’ne aktarıyorduk.

Şimdi hangi konu olduğunu bilemiyorum ama, Yazı İşleri Müdürlüğü’ne haber değeri olan bir konuyu fotoğraflı aktarmıştım.
Haber yayınlanmamıştı. Serviste çalışan arkadaşlara sorduğum zaman,
‘Yazı İşleri Müdürü kullandırtmadı‘ dediler.

Bunun üzerine Yazı İşleri Müdürü’müzü aradım. Haberin neden kullanılmadığını sorduğum zaman, ‘Bunun kararını ben veririm İlhan’ diye kesip atmaya çalıştı. Ben ise, haberin çok ses getirecek bir nitelikte olduğunu, özellikle Avrupa ülkelerinde ses vereceğini anlattım. Ama O yayınlamamakta direndi. Ben de hakimiyetimi biraz kaybederek üzerine gittim. ‘Sen buradaki havayı koklayamazsın, buradaki havayı ben daha iyi koklarım’dedim.
O hâlâ yayınlamamakta direnince, ‘Bak, sen de bu gazete için faydalı olmaya çalışıyorsun, ben de. Bu haber gazeteye çok şey kazandırır’ deyince, bana karşı yine direndi ve sertleşti. Bunun üzerine ben de sertleştim. ‘Bak ben konuyu patrona kadar götürürüm’ dediysem de olmadı. Öyle ya, kilometrelerce yol katederek saatlerce çalıştığım halde, haber değeri taşıyan yazım kullanılmamıştı. Sonunda çok sinirlendim ve çok kaba sayılacak kelimeler kullanarak telefonu kapadım.

Nasıl olduysa haber ertesi gün yayınlandı.
Şaşırmıştım ama, birşey anlamamıştım.

Aylar sonra, Hürriyet’in o zamanki hem Genel Müdürü ve hem de Genel Yayın Müdürü olan rahmetli Nezih Demirkent, dünyadaki tüm Hürriyet muhabirlerini Frankfurt’a çağırmıştı.

Toplantıların birinde, muhabir arkadaşların çoğu, gönderdikleri haberlerin çöp kutusuna atılmasından şikayet ettiler. Rahmetli Demirkent şikayetleri dinledikten sonra şöyle konuşmuştu: ”Şu, en arkada oturan İlhan Karaçay var ya, ona sorun, o size ne yapacağınızı iyi anlatır. Ben haberlerinin peşini bırakmayan iki adam tanıyorum. Biri Mehmet Türker, diğeri de İlhan Karaçay.”

C:\Users\Ilhan\Desktop\Ocak\Nezih Demirkent.jpg
Rahmetli Demirkent’in bu sözleri beni düşündürmüştü. Sonra birden aklıma gelmişti. Demek ki, benim münakaşa ettiğim Yazı İşleri Müdürü, yaptığımız sert tartışmadan sonra beni şikayete gitmiş. Demirkent de, habere bakınca, ‘Sen bu haberi kullan, ben Karaçay’a ağzının payını verir ve cezalandırırım” demiş olacak.

Rahmetli Mehmet Türker ile şahsımı, haberlerinin yayınlanması için savaş yapan iki muhabir olarak örnekleyen Demirkent’i ve Mehmet Türker’i rahmetle anıyorum…